Etiket: kadriye doğan

  • Kadriye Doğan: Suriye’deki kadınları daha güçlü sahiplenmeliyiz!-VİDEO

    Kadriye Doğan: Suriye’deki kadınları daha güçlü sahiplenmeliyiz!-VİDEO

    PİRHA – Suriye’deki Alevi katliamları ardından kadınların da kaçırılmaya başlanması endişeleri daha da arttırdı. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, kadın örgütlerinin yanı sıra Alevi kurumlarına da çağrı yaptıklarını belirterek “Ortaklaşıp, bu konuya ses olup, bu katliama karşı duruş geliştirmemiz lazım. Suriye’deki kadınları daha güçlü sahiplenmek durumundayız” diye belirtti.

    Suriye’de 8 Aralık 2024’te değişen hükümetle birlikte Aleviler üzerinde katliam planları da devreye sokuldu. HTŞ’ye bağlı gruplar ve SMO, Alevilere yönelik katliamlarla birlikte tecavüz yağma ve gasp gibi eylemler de gerçekleştirdi.

    IŞİD pratiği sergileyen çeteler, son zamanlarda Alevi kadınlara dönük insanlık suçları işlemekte. Kaçırılıp akıbetleri bilinmeyen kadınların yanı sıra, işkence yapılarak katledilen kadınlara dönük haberler de gelmeye devam ediyor.

    “KATLİAM, ALEVİ KADINLARININ KAÇIRILMASINA EVRİLDİ”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Suriye’deki kadınlara yönelik eylemlere dikkat çekti. Doğan, “HTŞ’nin, yönetimi devralması ile başlayan süreç, ne yazık ki çok ciddi bir Alevi katliamına ve son etapta da Alevi kadınlarının kaçırılmasına evrildi. Suriye savaşından sonra ne yazık ki en savunmasız olan, kendi öz savunmasını gerçekleştirememiş ve örgütlenememiş toplum olan Aleviler, sonuçta ağır mağduriyetler yaşamak durumuyla baş başa kaldılar” diye belirtti.

    “TÜRKİYE COLANİ’NİN İLK ZİYARETÇİSİ VE DESTEKÇİSİ OLDU”

    DAD Eş Genel Başkanı Doğan, Alevilere yönelik katliam ve kaçırmalara dair şunları söyledi:

    “Bu sürece nasıl gelindiğine baktığımız zaman aslında Türkiye’de Devlet Bahçeli’nin ‘Normalleşme ve terörsüz Türkiye’ tavrından sonra Suriye’de Colani’nin iktidarıyla karşılaştık. Ben, ikisi arasında bir bağlantı olduğunu, Türkiye’nin bu süreci çok bilinçli takip ettiğini düşünenlerdenim. Bir yandan acaba ‘Barış olanağı mümkün mü?’ derken bir yandan da Suriye’de böyle çok ağır bir şeriat rejiminin temellerinin atıldığı ve inançsal bir katliamla yüz yüze kaldığımız bir sürece evrildi. Türkiye Colani’nin ilk ziyaretçisi ve destekçisi oldu. Aynı zamanda uluslararası bir terörist olarak aranan ve başına ödül konan Coloni’nin iktidarı devralması ardından tüm dünyadan, devlet adamlarının ziyaretleri ile meşrulaştıran tavırlarıyla da baş başa kaldık.

    Bu durum bize şunu düşündürüyor; Suriye sahasında çok ciddi bir DAİŞ artıkları, SMO ve HTŞ var. Yani şeriatçı akımların çok yoğun bir şekilde bulunduğu bir ortam ve bu ortamda özellikle Türki cumhuriyetlerinden gelen Tacik, Kazak, Kırgız, Uygur kökenli insanların kurduğu bir parti söz konusu ve o parti taraftarlarının, HTŞ iktidarından sonra Alevilerin olduğu bölgeye yönelip ‘Buralar bizim topraklarımız. Alevileri buradan kovacağız’ gibi ağır söylemlere tanık olmuştuk. Özellikle Esad rejiminin de Alevi olduğunu ve ‘rejim artıklarını’ temizleyecekleri söylemiyle buraya yöneldiler. Şu durum bizler tarafından çok net bir şekilde dillendirildi; Alevi inancı böyle zulüm üreten bir diktatör rejim ile özdeşleştirilemez. Bunu kabul etmek mümkün değil.

    Rejim, kendisini şununla çok açık etmişti; Arap Alevi akademisyen Raşha Al-Ali kaçırıldı, uzuvları kesilerek bir ağaca asılmış şekilde bulundu. Bu durumda ‘Türkiye’deki Alevi örgütleri ne yaptı?’ dediğimizde, evet sessiz kalmadık, gerekli tepkiyi vermeye çalıştık. Bütün bu gelişmelerden bağımsız görmememiz gereken bir olay daha yaşandı; HDK’nin Kent Uzlaşısıyla terör örgütü kapsamına alınıp ve bunun da CHP ve İmamoğlu ile ilişkilendirilerek bir tutuklama, yargılama furyası ile karşı karşıya kaldık. Suçlanırken bir örgütten bahsedilmiyor, Kürt kimliği üzerinden bir özdeşleştirme durumu söz konusu. Bunlar küçümsenecek, göz ardı edilecek konular değil. Bunlar önümüzdeki günlerde ne ile karşılaşacağımızı ortaya koyuyor. ‘Kürt isen seçilemezsin Alevi isen ölümü hak ediyorsun’ şeklinde yorumlamalarla karşı karşıyayız.”

    “TAVIR ALMANIN GEREKLİ OLDUĞU BİR DÖNEMDEYİZ”

    Kadriye Doğan, Suriye’deki Alevi kadınlarının kaçırılmasına tepki göstermek gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Türkiye’de bir yandan ‘Barış’ derken bir yandan da toplumu ötekileştiren, artık ikiye değil, paramparça eden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Onun için önümüzdeki süreci çok iyi gözlemleyerek adım atmamız gerekiyor. Suriye’de Alevi kadınların kaçırılmasına sessiz kalmamak lazım. Tüm Alevi örgütleri bu anlamıyla evet mücadele ediyor, ses veriyor. Biz de Demokratik Alevi Kadın Meclisi de bu sessizliğe, özellikle son dönemdeki gelişmelerin gölgesinde kalan Alevi kadınlarının kaçırılması olayına ‘Sessiz Çığlık’ diye bir çağrı yaptık. Bu anlamıyla örgütlenip bir araya gelip bu duruma tepki verebilecek bir platform oluşturmak ve ses olmak için bir gayretimiz de var. Durmayacağız, hem kadın örgütleri hem de Alevi kurumlarına çağrımız var, onlarla ortaklaşıp önümüzdeki günlerde bu konuya ses olup bu katliama, Türkiye-Suriye yönetimleri paralelinde gelişen bu sürece bir karşı duruş geliştirmemiz lazım.

    Genel anlamda da Alevi toplumunun kendilerini ne beklediğini gören bir yerde gündemdeki demokratik gelişmeleri ve ortaya çıkan itiraz noktasında, kendimizi nerede bulunmamız gerektiği noktasında tutum geliştirmemiz gerekiyor. Tabii ki tavrımız ve yerimiz demokrasi arayışı. Barışta, demokratik toplumun oluşmasında üzerimize düşeni yapan yerde olmamız gerekiyor. Bu anlamıyla tüm Alevi kamuoyu, hassasiyetini yüksek düzeyde tutup Suriye’deki gelişmelere de cevap olmak babında bir tavır geliştirmek zorunda olduğumuz bir süreci yaşadığımızın bilinciyle hareket edip mücadeleyi yükseltmek, demokrasiden, özgürlüklerden, adaletten yana tavır almanın gerekli olduğu bir dönemdeyiz.”

    “DAHA GÜÇLÜ SAHİPLENMEK DURUMUNDAYIZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, son söz olarak “Mücadele” vurgusu yapıp “Biz Alevi kadınlarının, Şengal’deki Ezidi kadınların köle pazarlarında satıldığı dönemin onlar üzerinde de denenmesini, icraata geçmesine izin vermemek adına daha güçlü sahiplenmek durumundayız. Mücadeleyi yükseltelim, birbirimize güç olalım. Mücadeleden başka bir seçeneğimizin olmadığı bilinciyle demokratik mücadeleyi yükseltelim” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DAD İstanbul Kadın Meclisi: Barışın inşası için sorumluluk alacağız-VİDEO

    DAD İstanbul Kadın Meclisi: Barışın inşası için sorumluluk alacağız-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Kadın Meclisi, 8 Mart etkinliği düzenledi. İnteraktif konuşmalarla güncel konular hakkında görüşlerini paylaşan kadınlar, şiir ve ezgiler de seslendirerek 8 Mart’ı karşıladı.

    DAD İstanbul Kadın Meclisi, 8 Mart öncesinde kadınlarla bir araya geldi. Koçgiri Kültür Derneği’nde yapılan etkinliğin açılış konuşmasını DAD Genel Sekreteri Sevim Kılıç yaptı. Kılıç, “Böyle bir günde beraber olduğumuz için çok mutluyuz. İnancımızı yaşamak ve dile getirmek için, yarınlarımızı konuşmak için bugün bir araya geldik” diyerek katlımcıları selamladı.

    “TOPLUM HAKİKATİYLE TANIŞACAK”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, programın açılış konuşmasını yaparak 8 Mart ve müzakere sürecinin önemine değindi. Doğan, konuşmasında şunları söyledi:

    “İyi ki birlikteyiz ve 8 Mart’ı karşılayacağız. Önemli bir süreçten geçiyoruz. Yol’un sahibi kadındır. Bugün 8 Mart ile Yol’umuzun örtüşen yerinde hem 8 Mart’ı karşılayacağız hem de süreci konuşacağız. Artık gündemimiz barış. Gittiğim yerlerde de hakikatçi pirlerle buluşuyoruz. Onlardan aldığımız feyz ile yolumuzu sürdürüyoruz.

    Yakın zamanda Dersim’de Derweş Germ Ocağına çıktık. 110 yaşında olup halen ocağa bakan pirinizle karşılaştık. Gündemimiz barış. Biz Alevilerin de bir derdi var. Aleviliği nasıl kabul ettireceğiz, nasıl yaşatacağız? Dedim ki ‘Pirim, hem barış hem Aleviliği nasıl yaşatacağız?’

    Karşılığı çok özgündü. ‘Zordur. Çünkü sevmek ve Hakk’ı hakkaniyeti bilmek gerekir.’ diye özetledi.

    Yine bir hakikatçi pirimizle buluşmamızda, ‘Nasıl yapalım?’ diye sorduğumda ‘Avucumuz, ellerimiz özümüzün aynasıdır. Zihin algılar, yürek eyler, eller de yapar. Eğer temiz ve pürü pak ise gelecek de aydınlıktır. Evet günümüzde çok kirlendik, deforme olduk. Zordur ancak hakikat kendini dayatır. Toplum, bir gün kendi hakikatiyle buluşur’ demişti.

    Yine Adıyaman’da bir başka pirimiz, ‘Korkmayın. Yol, hakikattir, hakikat de bir gün kendini inşa eder, yolunu bulur’ demişti.

    Alevi inancında eğer pirlerimiz böyle yaklaşıyorsa biz de ‘Evet, hakikat kendini dayatacak. Toplum hakikatiyle tanışacak’ diyoruz.

    Şimdi bir süreç yaşıyoruz. Barış süreciyle ilgili söz kurmayı gerekli görüyorum. Barışın asıl unsuru kadınlar olacaktır. Alevi inancında kadına bakış der ki ‘Yol’un sahibi anadır’. Bugüne yansıması ‘Jin, jîyan, azadî’ şeklindedir.

    Barış sürecine dair konuşacak olursak, Kürt sorununun varlığı artık evrensel olarak kendini var etti. Geride demokratik zeminde bunu yasal statüye kavuşturmak kaldı. Biz barışın inşası için sorumluluk alacağız. Artık bu görevi alma dönemidir. Bu dönem çok kıymetlidir. Demokratik zeminde çözülemeyecek bir sorun değildir bu. Tabi bu süreçte biz Alevilerin de talepleri var. Eşit yurttaşlık talebimiz karşılık bulsun. Aleviler de bu sürece ciddi katkı sunmalı, sorumluluk almakta bir beis görmemeli. Barış adımlarının özellikle biz kadınlardan geleceğini biliyoruz. Barış ile demokratik inşa ile kalın.”

    “BİRBİRİMİZİ GELİŞTİRDİKÇE TOPLUM DA GELİŞECEKTİR”

    Eğitimci Tülin Kocamış ise, konuşmasında kadınların, toplumsal yaşamın her alanında var olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Kadınlar güçlü olduğu zaman dünya da güzelleşir. Ancak kadınları, erkeklere de anlatmak gerekir. Eğitim, bilim, sanat ve sporda kadınlar var olmaya devam edecek. Her birimiz, annelik vasfı da görüyoruz. Çocukla en çok anne, haşır neşir oluyor. Anne, çocuğun ne söylediğini her zaman anlama çabasındadır. Bunun çok değerli bir durum olduğunu biliyoruz. Sonuçta aile, kadının elinden geçiyor. Diğer yandan şiddet vakaları devam ediyor. Şiddetin önüne geçebilmemiz için önce aileden başlayıp, bunu anlatacağız. Biz birbirimizi geliştirdikçe toplum da gelişecektir.”

    “KADIN ÖZGÜRLEŞİRSE TOPLUM DA ÖZGÜRLEŞİR”

    DEM Parti Ataşehir İlçe Eş Başkanı Deniz Topçu da etkinlikte konuşma yaptı. Bütün kadınların 8 Mart gününü kutlayarak sözlerine başlayan Topçu, şunları dile getirdi:

    “Keşke çocukluğumuzda Alevi inancının güzelliği ile tanışabilseydik. Malesef sistem, toplumun renklerini yok ediyor. Aslında kadının dili, dini, ırkı yok. Hepimizin sorunları ortada ve ortak. Bu yüzyıl, kadını özgürleştirmenin yüzyılı olacak. Bizler de bu inşanın başlangıcındayız. Bakın devlet tamamen erkek. İstanbul Sözleşmesi dahi kadınlara çok görülüp geri çekildi. Kadınlar her gün öldürülüyor, ciddi bir şiddet sarmalındayız. Alevi inancı gibi düşünceler yayıldıkça bu şiddet sarmalı da yok olacaktır. Devasa kadın örgütleri oluşmaya başladı, bunları daha da genişletmek gerekir. Şimdi yeni bir yüzyıla giriyoruz. Sayın Öcalan, çağrısını yaptı, çok değerliydi. Savaşlarda en çok etkilenen kadınlardır. Kadınlar, savaşlarda ciddi travmalar yaşıyor. Bugün bir ekonomik sorun varsa bunun da sebebi savaşlardır. Onun için barış adına yapılan çağrıya sahip çıkmalıyız. Kadın özgürleşirse toplum da özgürleşir.”

    Etkinliğin sonraki bölümünde kadınlar, sürece dair düşüncelerini paylaştı. Program dahilinde Besime Turan da kadın temalı şiir okudu. Etkinlik, Zakir Umut Can ile Helin Erenler’in Kürtçe Türkçe okuduğu ezgiler ile sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İmralı çağrısının kıymetini bilerek, demokratik toplumun inşasında yerimizi alalım’-VİDEO

    ‘İmralı çağrısının kıymetini bilerek, demokratik toplumun inşasında yerimizi alalım’-VİDEO

    PİRHA – DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 27 Şubat’ta açıklanan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın mektubunu değerlendirdi. Doğan, tüm toplumsal kesimlerle birlikte Alevi örgütlülüğüne de bu süreçte ciddi sorumluluklar düştüğünü söyledi. Kadriye Doğan, “Demokratik toplumun inşasında bizler de yerimizi alalım, taleplerimizi toplumsal taleplerle buluşturup demokratik toplumun inşasında sorumluluğumuzu yerine getirelim” diye konuştu.

    22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı ile başlayan süreç, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrı ile yeni bir boyut kazandı. PKK Lideri Öcalan’ın silah bırakma ve örgütü feshetme çağrısı tüm dünya kamuoyunda konuşulur oldu.

    Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrı, Alevi toplumunda nasıl okundu; Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’a sorduk.

    “DÜNYANIN GÖZÜ KULAĞI ORADAYDI”

    İstanbul’da 27 Şubat’ta yapılan tarihi açıklamanın olduğu salonda yer alan Kadriye Doğan, “Bütün dünyanın gözü kulağı oradaydı” dedi. İmralı’dan gelen mektuba ilişkin çok sayıda uluslararası gazetecinin de ilgi gösterdiğini belirten Doğan, “Türkiye toplumu, özellikle Kürtler, yürekleri kafesine sığmaz vaziyette, heyecanla, uykusuz geçirdikleri gecenin sonunda orada olduklarını söylüyordu. Sonuçta şunu söylemek mümkün; beklenen çağrı geldi. Sayın Öcalan, ‘Süreci, şiddet zemininden, demokratik yasal zemine çekebilirim, buna benim gücüm yeter’ çağrısını, sözünü kurmuştu” diye belirtti.

    DEMOKRATİK TOPLUM VURGUSU!

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, İmralı’dan gelen çağrıya karşılık “demokratik uzlaşmanın şart” olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “İki Dünya Savaşı görmüş son yüzyılın paralelinde kurulan cumhuriyet rejiminin, o inkar ve teklik üzerine inşası, tüm toplumun kimlik inkarını, ama bu mücadele ile 1990’lı yıllarda realitenin ortaya çıktığı kabulünün gerçekleştiği bir sürecin yaşandığını ve tarihsel olarak da Mezopotamya’da, Anadolu’da Kürtlerle Türklerin yüzlerce yıla dayanan birlikte yaşamışlığına ve egemen güçlere karşı ortak tavır geliştirmiş olduklarını, günümüzde de bunun olanaklarının olabileceğini bizlere söylüyor. Aslında cumhuriyeti yorumluyor. Cumhuriyetin şekillenişinin ve akabinde gelişen sürecin, demokratik zeminin, toplumun tüm kimlikleri ve inançların kendini inşa edememesinin şiddeti doğurduğunu, demokratik zeminin olmayışından kaynaklandığını vurgulayan bir süreç yaşandığını ve günümüze geldiğinde de artık çözümün demokratik toplum olduğunu, ulus devletlerin artık çözüm olmadığını, hatta federatif ve özerkliğin de çözüm olmadığını, demokratik toplumun, tüm kimliklerin ve inançların özgür, ifade edildiği, demokratik anlamda özgürleşmenin önemli olduğunu bize söylüyor. Yani bir demokratik uzlaşma şart. Barış ve demokratik toplum döneminin başladığını söyleyen bir açıklamaydı.”

    “DEMOKRATİK TOPLUMUN İNŞASINDA BİZLER DE YERİMİZİ ALALIM”

    Kadriye Doğan, barışın oluşabilmesi için Alevi toplumuna da sorumluluk düştüğünün altını çizdi. DAD Eş Genel Başkanı Doğan, şunları söyledi:

    “Yani çağrının kıymetini bilerek yol yürümek lazım artık. Biz Aleviler için de aslında bunu yorumlamak istersek şöyledir; bunu hep söylüyorum, Rıza Şehri hayalimiz var. Birlikte yaşayalım, birbirimizin varlığını, inancını, kimliğini kabul ederek ortak yaşam, komünal bir yaşam özlemi… Darımız, didarımız, cemimiz budur. Kırklar Meclisi de bunu ifade eder. Bunun da tam Sayın Öcalan’ın söylediği perspektif; Demokratik Toplum, barış içindeki demokratik toplumun kendini özgürce ve özgünce örgütleyip yaşayabildiği bir süreç bizim de arzularımızı karşılayacak yerde duruyor. Onun için tüm toplumsal kesimlerle birlikte Alevi örgütlülüğüne de bu süreçte çok ciddi sorumluluklar yüklüyor. Bunun bilincinde olarak barış içinde demokratik toplumun inşasında bizler de yerimizi alalım, taleplerimizi toplumsal taleplerle buluşturup demokratik toplumun inşasında sorumluluğumuzu yerine getirelim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • İstanbul’da Xizir Cemi yürütüldü: Cemlerimizi barışa adadık-VİDEO

    İstanbul’da Xizir Cemi yürütüldü: Cemlerimizi barışa adadık-VİDEO

    PİRHA-DAD İstanbul Şubesi tarafından, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde Xizir cemi tuttu. Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırıları hatırlatan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Biz Demokratik Alevi Dernekleri olarak bulunduğumuz her yerde Xızır Cemlerimizi barışa adadık” dedi.

    Baba Mansur ve Ağuçan Ocakları İstanbul Sultangazi ilçesi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi yönetimi ile beraber Xizir Cemi tuttu. Ağuçan Ocağı evlatlarından Aziz Güler ve Baba Mansur Ocağı evlatlarından Mehmet Karabulut posta otururken cemi Pir Mehmet Karabulut yürüttü.

    “İNANÇ GİDEREK KAYBOLUYOR”

    Cemi yürüten Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Mehmet Karabulut, inancın giderek kaybolduğuna vurgu yaptı. Pir Karabulut, “Bazı yaşadığımız inançsal değerleri maalesef kaybettik. Kent hayatı inancımızdan çok şey alıp götürdü. Maddi değerler inancımızdan önce gelmeye başladı. Ama şunu söylüyoruz: Yol bir sürek bin bir diyoruz” diye ifade etti.

    DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Berna Güzel Gündüz, cemde yaptığı konuşmada Xızır’ın önemine dikkat çekti. Xizir’ın zorda ve darda kalanlara yardımcı olduğunu belirten Gündüz, “Xızır bizde barıştır, sevgidir, saygıdır, dayanışmadır ve yardımlaşmadır. Bu coğrafyada inancımızdan dolayı ötekileştirildiğimiz için ızdırabını çok yaşıyoruz ama biz tüm halkların inançlarına aynı çerçevede saygı gösteriyoruz. Biz inancımızdan dolayı yıllardan beri çok katliama uğradık. Umut ediyoruz ki bir daha bu tür katliamların yaşamamasıdır” diye konuştu.

    Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler, Xızır’da neden oruç tutulduğu hakkında bilgi vererek şunları kaydetti:

    “Hz. Ali ile Fatma Anamız Allah’a dua ederek Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’inin iyileşmesini ister. Eğer çocukları iyileşirse 3 gün boyunca oruç tutacaklarını söylerler. Orucun geçmişi bir kısmı bu şekildedir. Allah’ın sevmiş olduğu bazı kulları vardır onların çekmiş olduğu acılara istinaden yaptığımız bir diyettir.

    “CEMLERİMİZİ BARIŞA ADADIK”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, bulunan bütün alanlarda cemleri barışa adadığını dile getirerek, “Ülke olarak gençlerimiz ve kadınlarımız zor süreçlerden geçiyor. Yine coğrafyamızdan başlayarak Suriye’de savaşın var olduğunu, barışa susamış olduğu topraklardayız. Biz Demokratik Alevi Dernekleri olarak bulunduğumuz her yerde Xızır Cemlerimizi barışa adadık. Suriye’deki Alevi insanlarımız katlediliyorlar. Ya Xızır Suriye’de bulunan Alevilere, Kürtlere, Suriyelilere, Süryanilere, Ermenilere ve her kim ki darda, zordaysa Xızır onların yardımcısı olsun” sözlerini kullandı.

    Xızır ayının bütün inançlara ve kimliklere barış getirmesini temenni eden Doğan, “Bizlerin Rıza şehri diye bir hasretimiz var; tüm farklı inançların, kimliklerin birarada barış içinde yaşamasını arzu ederiz. 72 millete aynı nazardan bakan bu inancın kendine yakıştırdığı, talep ettiği hayal ettiği rıza şehridir. Suriye’de yaşayan bütün halklara da Xızır yardım etsin. Xızır aklıyla ortak yaşamı, demokrasiyi, insanlığı da beraberinde inşa etmeyi kendimize görev atfediyoruz” dedi.

    LOKMALAR PAYLAŞILDI

    Cemde Xizirin tarihsel toplumsal yönüne ve güncele dair sohbet eden pirler analar, Alevi toplumunun toplumsal değerlerine sahip çıkma çağrısında bulundu. Çerağların sırlanması sonrasında lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Barış İçin 1 Milyon İmza’ kampanyası başladı!-VİDEO

    ‘Barış İçin 1 Milyon İmza’ kampanyası başladı!-VİDEO

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi (HDK) “Barışa 1 Milyon İmza” kampanyasının deklerasyonunu açıkladı. HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Barışın toplumsallaşması meselesini HDK olarak önümüze koyduk. 8-9 Şubat’ta da uluslararası bir program yapıp barışı konuşacağız” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), İmralı görüşmelerinin başlamasının ardından “Barış için 1 milyon imza” kampanyasını başlattı.
    Kampanyanın deklerasyonu Taksim’deki Hill otelde basın toplantısıyla açıklandı.

    Toplantıya, siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra demokratik kitle örgütlerinin de temsilcileri katıldı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş “Şu an barışa bir kapı aralanmış durumda” diye belirtti.

    Beştaş, Gazze’de yaşananlara dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Orada yaşananları uzun süre unutamayız. Canlı yayınlarda ölümler izlettiriliyor. Her yerde bu utanç sayfaları devam ediyor. Barışa dair kuracağımız birçok söz var. Bizler HDK çatısı altında sağlam tuğlalarla barışı örmek istiyoruz. Bu meselenin şu an gündemde yer alması, adaleti nasıl tesis edebileceğimizi hep birlikte düşünmeliyiz. Barışın toplumsallaşması meselesini HDK olarak önümüze koyduk. 8-9 Şubat’ta da uluslararası bir program yapıp barışı konuşacağız.

    “KÜRT SORUNU BU ÜLKEDEKİ EŞİTSİZLİĞİN ADIDIR”

    Evet Kürt sorunu bu ülkedeki eşitsizliğin adıdır. Bu topraklar tekçi bir zihniyetle devam edemez. Savaş politikalarına hep birlikte dur demeliyiz. Rojova, dünya halklarına umut sunmaktadır. Ama şu anda Suriye’de Aleviler, Dürziler ve birçok halk tehdit halkası içerisinde. Ayrımcılığın her türlüsünü karşımıza alarak demokrasi inşasını mümkün görüyoruz. Kürt sorununun çözümü için, pozitif barışı örmek mümkündür. Bu nedenle imza kampanyamızı her yerde konuşuyor olacağız. Tüm demokratları, barış için bir tuğla koymaya inisiyatif almaya davet ediyoruz.”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ise “Yaşanan tüm okumsuzluklara rağmen barış ihtimali üzerinde duracağız. Biz, barış ihtimali ne olursa olsun o ihtimali büyütme çabasındayız.” diyerek söze başladı.
    Ali Kenanoğlu, okuduğu ortak metinde TBMM Başkanlığına çağrı yaparak şunları söyledi:

    “Kürt sorunu demokrarik barışçıl çözümü beklemektedir. Ortadoğudaki soykırımlar bize gösteriyor ki barış kaçınılmazdır. Herkesi barış için sorumluluk almaya davet ediyoruz.
    Bu sadece bir imza ver kampanyası değil, barışı toplumsallaştırma amacımız var. Mitingler, paneller ile bu barışı öreceğiz. Toplumsal alanda HDK bu süreçte misyonunu yerine getirecektir. Geleceğimizin bu ortak vatanda barış içerisinde yaşamayı başkalarının inisiyatifine bırakmayacağız.”

    BAKIRHAN: TÜM EZİLENLERİ BU İMZA KAMPANYASINA DESTEK VERMEYE DAVET EDİYORUM

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, HDK’nin başlattığı kampanyanın kıymetli olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Evet Ortadoğuyu görüyoruz. Hiç bir dönemde olmadığı kadar siyasi zemin kırılmalarla karşı karşıyadır. Ama kendi barışını sağlayamayan sistemler güvenlik sorunu yaşıyor. Biz de bu kaos ve krizden Türkiye halklarının en az zararı alması için çabalıyoruz. Şu anki iktidar geçmişte de tekçi, otoriter bir sistemi tercih etti. Demokrasi yok ve her alanda ciddi çürüme var. Ekonomik olarak da ciddi bir çöküş var. Şimdi bu kaosun tek bir sebebi var, toplumsal barışı sağlayamamaktır. Kaynaklar SMO çetelerine, milli güvenliğe, SİHA, İHA olarak, mermi olarak gidiyor. Bu kaynakların nereye gittiğini sormalıyız. Evet savaş, bir çürümedir. Bizler bu çıkışın yolunu defalarca ifade ettik. Başta Kürt sorununun çözümü gerekir. Bunun dışındaki bir yol refaha, huzura çıkmaz. Biz, çözümün yanındayız. Demokratik bir zemin oluşsun ki taraflar çağrı yapabilsinler. Biz de koşullar oluşsun, çağrı yapılsın ve ülke şiddetten arınsın. Onun için demokratik ulus diyoruz. Bunları, seçimlerde oy için demiyoruz. Biz de HDK ile sokak sokak gezerek barışı anlatacağız. Evet savaş ciddi bir karanlık yarattı. Ülkeyi bu karanlıktan barış aydınlığına taşımayı düşünüyoruz. Kürtleri, Alevileri, ezilenleri bu imza kampanyasına destek vermeye davet ediyorum.”

    “TARİHİ BİR ÇALIŞMA OLARAK DEĞERLENDİREBİLİRİZ”

    ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ise yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “HDK, çok kıymetli bir çalışma başlattı. Tarihi bir çalışma olarak değerlendirebiliriz. Bölgemiz bir emperyalist barbarlıkla karşı karşıya. Emperyalistler paylaşımlarını yaparken milyonlarca insan yerinden yurdundan ediliyor. Hiç uzatmadan şunu söyleyebiliriz, Kürt halkı, adil bir yaşam için yıllardır bedel ödüyor. Bireysel değil kollektif haklarının kazanımı mücadelesidir. Bu çalışma ve süreç, AKP ve MHP’ye tümüyle bırakılamayacak kadar kıymetli bir süreçtir. Biz nasıl sahiplenirsek bu süreç oraya evrilecektir. Bu kampanyayı sadece imza toplamak biçiminde basitleştirmek istemiyoruz, halkımızla doğrudan bir araya gelme çalışması olacaktır. Bu anlamda bizler de her yerde bu çalışmanın öznesi olacağız.”

     KAMPANYAYA DESTEK VERMELERİ İÇİN ALEVİLERE ÇAĞRI

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da yaptığı konuşmada tüm Alevileri kampanyaya destek vermeye çağırdı. Doğan, Rojava modelinin Aleviler için Rıza Şehri olarak görüldüğünü belirterek şunları söyledi:

    “Türkiye’de Kürtlerle birlikte en çok ezilen inanç topluluğu Alevilerdir. İstiyoruz ki biz de özgürce inancımızı yaşayalım. Türkiye’nin bu kaotik döneminde, özellikle 2015 yılından sonra bizim inancımıza da kayyım atandı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bu kayyımın adıdır. Şimdi Suriye’deki halklar bir korku ve tedirginlik içerisinde.
    Biz Alevilerin bir ütopyası var, Rıza Şehri. Bizler varlığın birliğini, hak temelli bir yaşamı savunuyoruz. Rıza Şehri rüyamız Rojava’da gerçekleşti. Evet Alevilerin ve tüm toplumsal kesimlerin sorunlarının çözüleceği barış ortamıdır. Çerağımız barış için yakılıyor. Tüm Alevilerin özgürce yaşama şansının tek yolu barış ortamında olabilir. Tüm Alevileri barışa imzacı olmaları için çağırıyorum.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD, Dersim’de Gaxan’ı kutladı: Tüm halkların ve inançların barışa ve kardeşliğe ihtiyacı var-VİDEO

    DAD, Dersim’de Gaxan’ı kutladı: Tüm halkların ve inançların barışa ve kardeşliğe ihtiyacı var-VİDEO

    PİRHA-DAD, Dersim’de Aleviler için yeni yılı temsil eden Gaxan’ı kutladı. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Gaxan kutlaması inancımızı yaşama ve yaşatma adına dirençtir” derken Gaxan’ın binlerce yıllık bir gelenek olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ise, “Gaxan toplumsallığımızı inşa ettiğimiz, iç barışımızı sağladığımız komşumuzla ve doğamızla ruhsal, zihinsel, bedensel olarak ikrarlaştığımız bir gündür” diye konuştu.

    Dersim coğrafyası ve Mezopotamya halkları tarafından kutlanan Gaxan yeni yılın gelmesini müjdeliyor. Eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılarken bolluk, bereket için lokmalar pişirilip dağıtılıyor. Köylerde yaşarken kapı kapı tüm evlerin dolaşıldığı bu gelenek şehirlere göçle birlikte şehirlerde de yaşatılmaya çalışılıyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Dersim’de Şaroğlu Otel’de Aleviler için yeni yılı temsil eden Gaxan’ı kutladı. Gaxan kutlaması öncesinde Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu gülbeng okuduktan sonra çerağlar uyandırıldı.

    “TÜM HALKLARIN VE İNANÇLARIN BARIŞA VE KARDEŞLİĞE İHTİYACI VAR”

    Gaxan kutlamasının Alevi inancının yaşaması ve yaşatılması adına direnci temsil ettiğini belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Dersim’de bugün barış için çerağ uyandırıyoruz. 3. Dünya savaşının yaşandığı şu günlerde hem ülkemizde hem de Suriye’de, Rojava’da ve Irak’ta savaşlar ile kuşatılmış durumdayız. Tüm halkların ve inançların barışa ve kardeşliğe ihtiyacı var” dedi.

    “GAXAN, İNANCIMIZI VAR EDEN KUTSAL GÜNLERİMİZDEN BİR TANESİDİR”

    Gaxan’ın binlerce yıllık bir gelenek olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ise, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Gaxan inancımızı var eden kutsal günlerimizden bir tanesidir. Geçmişte kısmen bazı değişimlere uğrasa bile aynı zamanda iç barışımızı sağladığımız komşumuzla ve doğamızla ruhsal, zihinsel, bedensel olarak ikrarlaştığımız bir gündür. Gaxan’da geçmiş yıl yeni yıl ile ikrarlaşırken aynı zamanda bir önceki yılın muhasebesini yaparız. Yeni yılı da daha sağlıklı, mutlu ve barış içerisinde geçmesi içinde yeni yıl ile niyazlaşırız.”

    Yapılan konuşmaların ardından Gaxan geleneği canlandırılıp, şiirler okunup, müzik dinletisi gerçekleştirildi. Davul zurna eşliğinde halayların çekilmesiyle Gaxan kutlaması sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Eş Genel Başkanlarından yeni yıl mesajı: Barış içerisinde yaşanacak bir yıl olsun-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanlarından yeni yıl mesajı: Barış içerisinde yaşanacak bir yıl olsun-VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, 2025 yılının barış içerisinde yaşanacak bir yıl olmasını temenni etti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, 2025 yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUM HEPİMİZİN GELECEK KAYGILARINI ÇOK ÜST SEVİYEYE ÇIKARDI”

    “2024 yılı çeperimizdeki savaşlarla ve kendi içimizdeki savaşlarla oldukça ağır geçti ve üzerimize de çok ciddi sorumluluklar yükleyerek bitti” diyen Doğan, şunları ekledi:

    “Savaş Türkiye’de bu bütçeyle halkın çok yoksullaşmasına, asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasına neden oldu. Kayyumları deneyimledik. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını inancımızı atanmış kayyum olarak değerlendirdik, asimilasyona ve kayyuma maruz kaldık. Daha da ağırlaştı sorunlarımız. Kadınlar katledildi, çocuklar suistimal edildi, emekçiler yoksullaştı, doğamız yabancı şirketler tarafında talan edildi. Savaş ortamı ve düşmanlık ortamı insanları kendi bulunduğu durumda farkındalığını erteler noktaya getirdi. Bütün bunlar yetmezmiş gibi dünyanın dört bir yanından toplanmış cihatçı çetelerin buluştuğu Suriye’de mevcut iktidar devrildi, yerine cihatçı çetelerin geçtiğini de deneyimledik. Ve şu günlerde orada farklı inançların, farklı kimliklerin, özellikle Alevilerin, Hristiyanların cihatçı çeteler tarafından katledildiğini sosyal medyadan, haberlerden görüyoruz. İçinde bulunduğumuz durum aslında hepimizin gelecekle ilgili kaygılarını çok üst seviyeye çıkarmış vaziyette.”

    “2024’ÜN BİZE BIRAKTIĞI AĞIR YÜKÜ ANCAK YENİDEN BİRLENEREK AŞABİLİRİZ”

    Kadriye Doğan çözümün demokrasi, barış, laiklik gibi talepleri olanların bir araya gelmesi olduğunu söylerek, “Demokrasi talebi olanların, insanca yaşam talebi olanların, laik yaşam talebi olanların birlikte barışın da umudunun doğduğu şu günlerde barıştan yana, demokrasiden yana tavır almaları ve kendi taleplerini de yüksek şekilde dillendirerek, özellikle Alevilerin bu noktada durdukları yeri çok iyi tespit edip, yaşam yerimizin laik, demokratik, özgür, tüm haklarla birlikte bir yaşam olduğunu yüksek sesle deklare etmemiz gereken bir zamandan geçiyoruz. 2024’ün bize bıraktığı ağır yükü ancak ve ancak yeniden birlenerek; kadınlarla, emekçilerle, Kürtlerle, Alevilerle ortaklaşarak, mücadelemizi yükselterek, demokrasiyi inşa ederek, barışı inşa ederek bir geleceği kurabiliriz. Bunun farkındalığını yaşayacağımız ve bunu başaracağımız bir yıl olması temennisiyle 2025’e hoş geldin demek istiyorum” dedi.

    KETE:CÜMLE CANIN YENİ YILINI KUTLARIM

    Zeynel Kete 2025 yılına ilişkin şu mesajı verdi:

    “İnsanlık onurunun çiğnenmediği, kimsenin inancından, kültüründen, dilinden, kimliğinden, tercihinden dolayı ötekileştirilmediği, soruşturmalara tabi tutulmadığı, zindanlara atılmadığı, savaşların son bulduğu, yaşadığımız ülkede, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşama umudumuzun gerçekleştirildiği, bütün farklılıklarla ikrarlı bir şekilde hak meydanında birlenerek, barış içerisinde yaşanacağı bir yıl olması dileğiyle cümle canın yeni yılını kutlarım.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • DAD, İstanbul’da ‘Maraş, Roboski unutma unutturma’ paneli yaptı -VİDEO

    DAD, İstanbul’da ‘Maraş, Roboski unutma unutturma’ paneli yaptı -VİDEO

    PİRHA- DAD İstanbul Şubesi, Gazi Cemevi’nde, Maraş ve Roboski Katliamlarıyla ilgili bir panel düzenledi. Konuşmasında, Gidip Emevi Camiinde namaz kılmanın Türkiye toplumuna, Orta Doğu’ya barış getirmeyeceğini söyleyen DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Bu kini nefreti daha derinleştirir. Onun için bizim el ele vermemiz lazım” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), İstanbul Şubesi, Maraş ve Roboski Katliamlarıyla ilgili bir panel düzenledi. ‘Maraş, Roboski unutma unutturma’ başlıklı panele panelist olarak, katliamlarda tanıklıkları ile bilinen Ağuçan Ocağı’ndan Pir Aziz Güler ve Araştırmacı-Yazar Mehmet Kömür katıldı. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş, İbrahim Erdoğan Dede de birer konuşma yaptılar.

    “EMEVİ CAMİİNDE NAMAZ KILMAK ORTADOĞU’YA BARIŞ GETİRMEZ”

    Gidip Emevi Camiinde namaz kılmanın Türkiye toplumuna, Orta Doğu’ya barış getirmeyeceğini söyleyen DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Bu kini nefreti daha derinleştirir. Onun için bizim el ele vermemiz lazım. Birbirimizin Xızır’ı olmamız lazım. Şu an oradaki Arap Alevileri olsun, Nusayriler olsun, itikat, inanç, gelenek, görenek anlamında çok farklılıklarımız var. Onlar da Sünni canlarımız gibi namaz kılıyorlar, camilere gidiyorlar. ama biz sazımızı çalıyoruz, beraber kadın erkek ibadetimizi yapıyoruz. Biz can olarak biliyoruz birbirimizi. Orada böyle bir şey de yok ama mesela onların Alevi olması, Sünni olması, Hristiyan olması da fark etmiyor. Çünkü orada bir acı yaşanıyor, katliam yaşanıyor. Oradakilerin Arap Alevisi olması, benim Kürt Alevi olmam, birinin Türk Alevi olması, Çepni olması fark etmiyor. Nitekim Aleviyiz. Bu ülkenin ötekisiyiz. Aynı şekilde orada da katliamlara maruz kalıyorlar. Onun için el ele vermemiz lazım” değerlendirmesinde bulundu.

    “HANEFİLERE DEĞİL DEVLETİN POLİTİKASINA KARŞIYIZ”

    Ağuçan Ocağı’ndan Pir Aziz Güler, “Alevler yoktu, isyanlar yoktu. Sadece Hanefiler vardı. Biz haşa Hanefilere karşı değiliz. Ama devletin politikasına karşıyız biz burada. Ve bu politika içine aldığı insanları ayrıştırmak için her türlü yola başvurdu. Ve bu durum hızlanarak bizi mahkum ettirdi. Maalesef içimizdeki bazı çıkarcı gruplar da nemalanmak için onların yanında yer alıp bizleri sattılar” şeklinde görüş belirtti.

    “KÜRDE TÜRKSÜN, ALEVİYE SÜNNİSİN DİYORLAR”

    Ağuçan Ocağı pirlerinden İbrahim Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Şimdiye kadar, çeşitli zamanlarda Kürtlerle barışacağız, Alevilerle barışacağız gibi saçma sapan şeyleri bize okudular, biz de dinledik. Şimdi dün akşam televizyonda CHP’nin bir milletvekili, ‘Türk İslam sentezini asla anayasadan çıkarmayız’ dedi. Türk İslam sentezini anayasadan çıkarmayınca sen kiminle barışıyorsun? Kürde Türksün diyorsun, Alevi’ye Sünni diyorsun. Ermeni’ye ve diğer azınlıkların hepsine Sünni diyorsun. Peki kimle barışıyorsun sen? Nasıl barış olacak? Bunun için ezilenler, ama özellikle de bu sorunun sahibi olan Aleviler ve Kürtler’in bu barış ayaklarında çok dikkatli olmaları lazım. Biz bunun bedelini asırlarca ödedik.”

    “ÜLKE ŞU AN MEVCUT ANAYASAYLA YÖNETİLMİYOR”

    Ortada bir iyi polis – kötü polis durumu olduğunu ve ülkenin şu an mevcut anayasayla yönetilmediğini ifade eden Araştırmacı-Yazar Mehmet Kömür, “Zaten kendileri de uymuyor anayasaya. Beğenmiyorlar. Şu anda mecliste milletvekillerinden hiçbir tanesi anayasaı beğenmiyor. Bu konuda sadece mutabıklar, başka hiçbir konuda değil. Anayasanın şu anda bize uymadığı, değiştirilmesi gerektiğini onlar da söylüyor. Ama bir türlü değişmedi. Niye? Çünkü mevcut rejime şu anda yeni bir anayasa gerekli değil. Çünkü bir anayasaları var. Biz şu anda Şark Islahat Planıyla yönetiliyoruz. 1924 yılında bunun temelleri atıldı ve bu politikaları hayata geçirmişler. Şu anda yaşadığımız gerçekliğimize biz baktığımız zaman biz bunu görebiliyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tutuklanan gazeteciler için açıklama: Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı!- VİDEO

    Tutuklanan gazeteciler için açıklama: Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı!- VİDEO

    PİRHA-Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, geçen hafta SİHA saldırısında öldürülen 2 gazeteci için eylem yaptıkları için tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı. SİHA saldırısıyla gazetecilerin hedef alınmasının suç olduğu ifade edilen açıklamada, “Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın!” denildi.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), SİHA saldırısıyla katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için 21 Aralık’ta İstanbul’da yapılan eylemde gözaltına alınıp tutuklanan 7’si gazeteci 9 kişinin serbest bırakılması talebiyle İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, Ender İmrek’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    “Gazeteciliği savunacağız” pankartının açıldığı eylemde katledilen ve tutuklanan gazetecilerin fotoğrafları taşındı.

    Basın açıklamasını Yeni Yaşam Gazetesi Muhabiri Ezgi Çadırcı okudu.

    “SİHA SALDIRISIYLA 5 GAZETECİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Ezgi Çadırcı, “Türkiye’ye ait SİHA ile yapılan saldırıda gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin yaşamını yitirdiğini söyleyerek “Bu Türkiye’nin SİHA ile gazetecileri hedef aldığı son saldırı değil” dedi. Ezgi Çadırcı, son 5 ayda Ezidi gazeteci Murad Mirza İbrahim’in Şengal’de, gazeteciler Gülistan Tara ve Hero Bahadîn’in Süleymaniye’de SİHA saldırısına uğraması ile birlikte yaşamını yitiren gazeteci sayısının da 5’e yükseldiğine dikkat çekti.

    “BU ÜLKEDE GAZETECİ OLMAK MAFYA BARONU OLMAKTAN DAHA TEHLİKELİ!”

    Türkiye’deki gazetecilerin gözaltı, hapis, darp, engellenme gibi sayısız hak ihlali ile boğuşurken, komşu ülkelerin topraklarında ise suikastlere uğradığını da ifade eden Ezgi Çadırcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Gazetecilik mesleği giderek en tehlikeli meslekler arasına girerken, mafya baronları, uyuşturucu tacirleri, kadın tacizcileri, çocuk istismarcıları, yolsuzluk yapanlar güven içinde hareket ediyor ve yaşıyor. Bugün bu ülkede gazeteci olmak, mafya baronu olmaktan daha tehlikeli!”

    “ARKADAŞLARIMIZ İŞKENCEYLE GÖZALTINA ALINDI”

    Gazetecilerin katledilmesinin savaş suçu olduğunu ifade eden Ezgi Çadırcı, “Çatışma bölgelerinde hayatlarını korumakla mükellef olduğu gazetecileri hedef aldığı yetmemiş gibi gazetecilerin katledilmesini protesto eden gazetecileri de hedef almaktadır. İstanbul’da anayasal bir hak olan basın açıklamasına katılmak isteyen gazeteci arkadaşlarımız, tüm yasalar çiğnenerek, anayasa ayaklar altına alınarak işkence ile gözaltına alınmıştır. Gazeteci arkadaşlarımız Gülistan Dursun, Pınar Gayıp, Serpil Ünal, Hayri Tunç, Enes Sezgin, Osman Akın, Can Papila ile yurttaşlar Hacı Ugis ve İmam Senol tutuklanmıştır” diye konuştu.

    “İŞİD’LİLER TAHLİYE EDİLDİ”

    Bununla yetinmeyen iktidar, gazetecilerin katledilmesine tepki gösteren bir paylaşım yapan gazeteci Seyhan Avşar, olayı haberleştiren T24, hukuku hatırlatan İstanbul Barosu’na da soruşturma açmıştır. Yetmemiş Gazeteci Özlem Gürses hakkında da Suriye’deki gelişmelere dair söylediği sözler yüzünden ev hapsi verdi. Gazetecilere yönelik dört koldan bir saldırı başlatılırken eşzamanlı olarak katliama karışmış DAİŞ üyeleri sokağa salınmaktadır. Önce Atatürk Havaalanı’na saldırıp 45 kişinin katledildiği saldırıya ilişkin davada 6 DAİŞ’li tahliye edildi. Ardından DAİŞ’e finansman sağlayan 18 DAİŞ üyesi tahliye edildi.

    “GAZETECİLİĞİN ONURUNU HER KOŞULDA SAVUNACAĞIZ!”

    İŞİD sanıklarının tahliye edilmesine tepki gösteren Ezgi Çadırcı, “Biz biliyoruz ki burada hedef alınan hakikattir! Çünkü son dönemde Kuzey-Doğu Suriye’de olan bitenlere dair kamuoyunun dönüp baktığı temel kaynaklardan başında Nazım Daştan ve Cihan Bilgin geliyordu. Ve tam da bu yüzden hedef oldular. Çünkü gerçeğin gücü daima egemenleri, iktidarları korkutur. Çünkü halkın gerçeğin gücünü keşfetmesi her baskıcı iktidarın kabusudur. İşte gazeteciler bu keşfin aracılarıdır ve o yüzden hedeftir. Ancak asla vazgeçmeyeceğiz, asla! Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın” ifadelerini kullandı.

    “HABERİNİ YAPTIĞIMIZ İŞKENCELERİN ON KATINI YAŞADIK”

    Tutuklanan gazeteciler adına söz alan Yeni Yaşam Gazetesi Editörü Mahsun Sağlam, bu tutuklamaların yüzyılın bir özeti olarak belirtmek gerektiğini ifade ederek, “Türkiye’nin benzer tekrarlara girerek halklara zulüm baskı işkence yaşatmak istediği açık. Kim gazeteci? Bunu iktidar mı belirliyor. Gazetecilik AKP-MHP iktidarı tarafından kriminalize edilen bir meslek. Gazeteci HTŞ ile röportaj yapanlar mı? Bizim alnımız, sözümüz, hakikatimiz ortada. Kendi köyümüzün yanında, dağın ardında yaşananları kendi köyümüze anlatıyoruz. Son eylemimizde savaş alanında hakikati yazan arkadaşlarımızı kaybettiğimiz için protesto eylemi gerçekleştirmek istedik. Haberini yaptığımız işkencelerin on katını yaşadık” diye belirtti.

    “TÜM HUKUKİ YOLLARA BAŞVURACAĞIZ”

    Ardından ÖHD üyesi Esra Kılıç söz aldı. Aynı eylemde iki üyelerinin de gözaltına alındığına dikkat çeken Esra Kılıç, “Bununla beraber gözaltı sürecinde; ters kelepçe, işkence, hakaret eylemleri olduğunu gördük. Tutuklanan müvekkillerimiz de çıplak arama ve işkenceye maruz bırakıldı. Bu cuma günü suç duyurusunda bulunacağız. Gazetecilerin karşı karşıya kaldıklarına karşı tüm hukuki yollara başvuracağız” dedi.

    “ADALET MÜCADELESİNE VURULMUŞ AĞIR BİR DARBE”

    İktidarın muhalefete yönelik bir ‘kıyım’ politikası yürüttüğünü vurgulayan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Hakim politikanın karşısında duranlar yargı baskısı, işkence, öldürülmekle karşı karşıya kalıyor. Akıl dışı diye tariflediğimiz gerekçelerle insanlar gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Türkiye kendi yasalarını ihlal ediyor. İşkence yasağı ihlal ediliyor ve mağdur edilenler tutuklanarak işkence gizlenmeye çalışılıyor. Halkın haber alma, halkın tarihin hafızası, adalet mücadelesinin olmazsa olması bu faaliyetlerin cezalandırılması hepimizin adalet mücadelesine vurulmuş ağır bir darbe” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜR BASININ HABERLERİ ÖZGÜRLÜK KAPILARINI AÇACAKTIR”

    Özgür basın şehitlerini anarak sözlerine başlayan DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu da şunları kaydetti:

    “Katledilen arkadaşların hikayesine baktığımızda hapishane, Kürdistan’da sömürgeci polislere karşı çıkmayı görüyoruz. Nazım’ı nereden tanırsınız? 19 Aralık’ta Taybet Ana katledildiğinde, cenazesi sokakta bırakıldığında, bu hakikati Nazım tüm halka duyurmuştu, oradaki özgürlük umudunu bize iletmişti. Nazım ve Cihan bu hakikati Rojava’da tüm dünya halkalarına duyurmak için haberlerini yapıyorlardı. Atılım Gazetesi’nde çalışmış olan Bayram Namaz ‘Bu mücadele bedel kapılarından geçilerek yürütülüyor’ demişti. Özgür basının bütün haberleri bedel kapılarından geçerek özgürlük kapılarını açacaktır” dedi.

    “ÜLKE ABLUKA ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Nazım ve Cihan katledildikten sonra yapılan tüm eylemlere saldırıldığını belirten DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, “Gazeteciler tutuklanıyor, baroya soruşturma açılıyor. Bir bütün ülke abluka altına alınmaya çalışıyor. Halka sefalet, yoksulluk, çürüme dışında bir şey sunmayan iktidar kendini kalıcı haline getirmeye çalışıyor. Özgür basını susturmak istiyorlar, susturamayacaklar. Çünkü onlar katledilen kadınların, yoksulların, işçilerin sesi” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİN SESİNİ BOĞMAK İSTEDİLER”

    Cihan ve Nazım’ın hakikatin sesi olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Hakikatin sesini boğmak istediler. Kalemleri yere düşmezken bizlerin de canlara mücadelelerinde ortak ve destek olması gerekiyor. Herkesi terörist ilan eden bir devlet yapısıyla karşı karşıyayız” sözlerini kullandı

    Burada bulunan tüm gazetecilerle sokaktan tanışıyoruz. Tutuklanan ve burada bulunan gazetecilerin hepsiyle sokaktan tanıştıklarını ifade eden SGDF Eş Başkanı Berfin Polat, “Bizler de işkenceye maruz kaldığımızda onlar da bunu yansıtmak için orada oluyordu. Onlar birer eylemciydi, bizim bu mücadelede omuz omuza yürüdüğümüz yoldaşlar kendileri. Devletin her türden saldırısıyla karşı karşıyayız. 2 Aralık’ta da yoldaşlarımız Rojava’yı savunduğu için tutuklandılar. Hemen ardından Cihan ve Nazım’ı andıkları, onların sesini sokaklara taşıdıkları için tutuklandılar” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından eylem, “Özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’de yüzlerce kadın irade gaspına karşı yürüdü: Boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    Dersim’de yüzlerce kadın irade gaspına karşı yürüdü: Boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de irade gaspına karşı yürüyen kadınlar, eşit, özgür ve demokratik yaşamı kadınların inşa edeceğini belirterek, “Direnenler kazanacak” dedi.

    Dersim Kadın Platformu, irade gaspına karşı “Kentimiz, kimliğimiz, irademiz bizimdir. Kayyımlar mücadelemizle gidecek” şiarıyla Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdi. “Jin, jiyan, azadî”, “Her tişt ji bo azadî” ve “Gülistan Doku nerede?” dövizlerinin taşındığı yürüyüşte sık sık “Jin, jiyan, azadî”,  “Korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Kayyım defol, belediyeler bizimdir” ve “Birsen başkan onurumuzdur” sloganları atıldı.

    Yürüyüşe, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, TJA aktivisti Sebahat Tuncel, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Neslihan Şedal katıldı.

    “38 ZİHNİYETİ İLE KAYYIM ZİHNİYETİ AYNI”

    Kadınlar ilk olarak bariyerlerle etrafı kapatılan belediye binası önünde durdu ve açıklama yaptı. Burada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Halkın iradesini kırarak, gasp ederek, abad olmaya çalışıyorlar. Tarihten bugüne Dersim halkı çok Muaviye, Yezid, Firavun’lar gördü. Dersim halkı Hüseynî duruşu sergiledi, kimliğini, özünü savundu. Bunun bedelini ise en ağır şekilde ödedi. Dersim, 38’de 70 bin kefensizini toprağa verdi. Bu ülkenin muktedirleri zulümden geri atmak istemiyorlar. 38’i yapan zihniyet ile Kürdistan’ın dört bir yanına kayyım atayan zihniyet aynıdır. Kürdü, Alevi’yi, kadını yok sayan gerçek anlamda düşman hukukunu işleten bir iktidar ile karşı karşıyayız. Bizde bu iktidara karşı hiçbir zaman geri adım atmadık. Beton bariyerlerle kapatmış kayyım efendi, neden? Çünkü biliyor meşru değil, halk istemiyor, hırsızdır. Dersim halkının rızası yoktur. Meşru olmayan, halkın iradesini gasp edenler ancak beton bariyerlerin arkasında oturabilirler. Bu ülkede bizler var oldukça demokrasi isteyenler, Kürt halkı, kadınlar, ezilenler var oldukça AKP’nin bu zulmü önüne en büyük seti biz koyacağız. Bu dağlar, Munzur kutsallarımızdır. Bu coğrafyanın her yanında, her ağacının altında insanlarımızın kemikleri var. Dersimli olan herkes bu Yezid anlayışa karşı tutumunu, ortaya koyacaktır” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından kadınlar, Seyit Rıza Meydanı’na doğru yürüdü.

    “SİYASİ İRADEMİZ GASP EDİLDİ”

    Siyasi iradelerinin iktidar tarafından gasp edildiğini belirten Sebahat Tuncel, “AKP iktidarı, 2016’dan beri yeni bir uygulama getirdi. Kayyım uygulamasıyla halkın iradesini gasp ediyorlar. Kadınlar ise buna itiraz ediyor. Halk iradesinin gaspı en büyük insanlık suçudur. Bu sadece Dersim’in, Kürtlerin, Mardin’in meselesi değil. Seçtiğimiz belediyelerimize sahip çıkacağız. Dersim acı ve direnişin tarihidir. Zulmün ve zulme karşı çıkışın tarihidir. Dersim Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin kentidir. Kadınlar olarak artık yeter, diyoruz. Ne siyasi ne fiziki ne de ekonomik şiddete boyun eğmeyeceğiz. Eşit, özgür ve demokratik yaşamı hep birlikte kuracağız” diye belirtti.

    “HER GÜN DİRENİYORUZ”

    Kayyıma karşı direndiklerini belirten EMEP Antep Milletvekilli Sevda Karaca, “Yaşamlarımız için her gün direniyoruz. Bu ülkede bir gelecek olsun diye her gün direniyoruz. AKP iktidarının kayyım şiddetine karşı direniyoruz. Dersim kadınları kayyımın ne demek olduğunu iyi biliyor. Kadın yaşam özgürlük hayatımızın hakikatidir” dedi.

    “DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, ise şunları söyledi:

    “Bugün İsrail’e karşı Filistin’de direnen kız kardeşlerimiz gibi Dersim’de kayyıma karşı kız kardeşlerimizin direnişini yükselteceğiz. Gülistan Doku nerede? Narin Güran’ı kim öldürdü? Hala bunun açıklanmadığı bir ülkedeyiz. Direnmeye devam edeceğiz.”

    “BİZ KAZANACAĞIZ”

    Dersim hakikatinin karanlığa karşı galip geleceğini vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Dersim’e yenileceksiniz. Ayıptır, günahtır, zulümdür, bir daha yaptınız o ayıbı zulmü. Diz çöktürebildiniz mi? Çöktüremediniz bir daha da çöktüremezsiniz. O duvarlarınızın arkasına gömüleceksiniz. Kadınlar 21’inci yüzyılda son sözünü söyleyecek, biz kazanacağız. Direnenler kazanacak.”

    PİRHA/DERSİM

  • DAD İstanbul Şubesi Seyid Rıza ve yoldaşlarını andı: Unutmadık, unutmayacağız!- VİDEO

    DAD İstanbul Şubesi Seyid Rıza ve yoldaşlarını andı: Unutmadık, unutmayacağız!- VİDEO

    PİRHA-87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları DAD İstanbul Şubesi tarafından anıldı. Anmada, katliamcı zihniyetin günümüzde de değişmediğinin altı çizildi.

    87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    İdam edilişlerinin 87. yılında Seyit Rıza ve yoldaşları Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi’nin Gazi Cemevi’nde yaptığı program ile anıldı.
    Anmaya, DAD Eş Başkanı Kadriye Doğan ve Mehmet Kömür panelist olarak katılırken, Zakir Ali Ekber Gül deyişler söyledi.  Anma, DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Berna Güzel’in açılış konuşması ile başladı. Pir Aziz Güler, Haşim Kızılveren, Mehmet Doğan çerağ uyandırması ve lokma gülbangları ile devam etti. Saygı duruşunun ardından, sinevizyon gösterimi yapıldı.

    “TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DERSİMLE İLGİLİ ARŞİVLERİ HENÜZ AÇILMADI”

    DAD Eş Başkanı Kadriye Doğan, “Katliamda kaybettiğimiz canların acısı yüreğimizde, Dersim ile ilgili söylenmedik, yazılıp çizilmedik ne kaldı söyleyeceğiz ama daha çok şey kaldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dersimle ilgili arşivleri henüz açılmadı. Bedel ödedik, Firik Dede’nin nasihati kendi hakikatimiz ile buluşmaktır. Hakikatimiz toprağımız, hakikatimiz inancımızdır” dedi.

    “KÜRTLERE VE KIZILBAŞLARA REVA GÖRÜLEN BU POLİTİKALAR DEĞİŞMEDİ”
    Araştırmacı- Yazar Mehmet Kömür ise şunları ifade etti:

    “Yaşadığımız topraklarda, her ne kadar kavramlar değişse de zihniyet hiçbir zaman değişmedi. Birçok şey değişse de Kürtlere ve Kızılbaşlara reva görülen bu politikalar değişmedi. Yaşadıklarımıza baktığımızda olayın sonuçlarını görüyoruz. Çünkü coğrafya baştan başa boşaltıldı. Bugün İstanbul’un ya da Türkiye’nin herhangi bir metropolündeki Dersimlilerin sayısı şu an Dersimde yaşayanların sayısından fazla ise, Avrupa’da keza yaşayan Dersimlilerin sayısı bugün Türkiye’de yaşayanların sayısından daha fazladır. Bu da aslında kültürel soykırım ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Biz genelde katliamlarda bir direniş damarından söz ederiz ama Dersimde bir ihanet damarı var biz bunu konuşmayız. Bölgedeki aşiretlere baktığımız zaman birçok hak arama mücadelesinin kendi içindeki çelişkiler ile bastırıldığını biliyoruz. Sorun aslında kendi iç yapımızda, kendi birliğimizi, kendi dirliğimizi koruyamadığımız için bugün bu durumdayız. Yoksa devlet işini yapıyor, sistem işini yapıyor. Kesinlikle mekanımızla ikrarlaşmamız lazım, yüzümüzü coğrafyaya dönmemiz lazım.”

    Panelistlerin sunumunun ardından zakirler deyişler okudu. Lokmaların pay edilmesinin ardından ise panel sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi kurum başkanları: Kayyum demokrasiye darbedir; seçilmişleri reddetmek en ağır terördür

    Alevi kurum başkanları: Kayyum demokrasiye darbedir; seçilmişleri reddetmek en ağır terördür

    PİRHA – Belediyelere atanan kayyımlara tepki gösteren DAD Eş Başkanı Kadriye Doğan ve AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, yapılan uygulamanın “demokrasiye darbe, savaşta ısrar” olduğunu ifade ettiler. Kurum başkanları, kayyumlara karşı “ortak mücadele” çağrısı da yaptı.

    Esenyurt Belediyesi’nin ardından Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine de kayyım atanması toplumun büyük tepkisine neden oldu. Alevi kurum temsilcileri de kayyımlara karşı olduğunu dile getirdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Kadriye Doğan ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, hükümet tarafından belediyelere kayyım atanmasını değerlendirdiler.

    “KAYYUMDA ISRAR SAVAŞTA ISRARDIR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Kadriye Doğan, kayyımda ısrarın “Kürt halkını ve toplumun belli bir kesimini tanımamak” olduğunu söyledi.

    Kadriye Doğan, “Seçilmişleri reddetmek en ağır terördür” diyerek tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Yani diyor ki yaşayabilirsiniz ama biat ederek. Yaşama hakkınız var fakat seçme seçilme ve kimlik olarak varlığınızı kabul etmiyorum. Kayyumda ısrar tam da bunun teyidini yapıyor. Türkiye’de Türk olarak seçim yapabilirsin, seçilebilirsin ama başka kimseye yaşam hakkı tanınmıyor, kimliği, varlığı kabul edilmiyor. Kayyumda ısrar savaşta ısrarlıdır, faşizmde ısrardır, kaosta ısrardır, yoklukta ısrardır, her türlü yoksunlukta ısrardır.

    Kayyumu atarken de insanlara ‘terörist’ ya da ‘teröriste yardım’ yaftasını kullanıyor. Bence en büyük terör, bir toplumun, bireyin kabul edilmemesidir. Bunu reddetmek en ağır terördür. Mağdur olan insanlara ‘terörist’ diyerek kendilerine haklılık gerekçesi gösteriyor. Tümden bu anlayışı reddediyoruz. Bizler varız, bizler var olduğumuz için hak sahibiyiz ve hakkımızı da sonuna kadar kullanmak durumundayız. Bundan vazgeçmeyeceğiz. Alevi halkı olarak da haklarımızı talep etmekten, yaşamaktan, Kürtlerin de haklarını sonuna kadar talep etmekten, seçmekten, seçilmekten, hak taleplerinden asla ve asla geri adım atmak durumunda değiliz. Bunun reddiyesi, toplumun, barışın, demokrasinin, özgürlüğün, eşitliğin, insani değerlerin hepsini reddetmek anlamındadır. Kayyumları reddediyoruz, kabul etmiyoruz. Kayyumda ısrar savaşta ısrardır diye tekrar söylemek isterim.”

    “DAHA ÇOK BİRLİK İÇERİSİNDE OLMALIYIZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, antidemokratik uygulamalara karşı “Ortak mücadele” konusunda çağrı yaparak şöyle devam etti:

    “Aleviler de kendileri açısından zaten ciddi bir mağduriyet yaşıyor. Kürt toplumu kadar Alevi toplumu da bu ülkenin asimilasyon baskısı altındadır. Ama Alevi kurumlarının şu konuda bir eksikliği var; mağduriyet yaşayan tüm toplumsal kesimlerle buluşmakta bir eksiklik yaşanıyor. Bunun için de önümüzdeki süreçte daha çok çaba sarf etmek gerekiyor. Demokrasiden yana olan tüm kesimlerin ortaklaşması konusunda Alevi örgütlerinin öncülük etmekte biraz eksik kaldığını ama mücadele etmek gayretinde olduklarının da farkındayız. Biz Alevi örgütleri, bu anlamıyla demokrasi mücadelesinde biraz daha öncü ve gayretli olmak zorundayız. Belki de yeteri kadar destek göremediğimizden diyelim. Örneğin Diyanet. Alevilerin asimilasyonu ile ilgili toplumsal kesimlerde yeteri destek görememenin vermiş olduğu bir tedirginlik de olabilir. Bu anlamıyla tüm toplumsal kesimler, Alevi mağduriyetine de hassasiyet göstermeli. Aleviler de tüm toplumsal kesimlerin, özellikle bu kayyum atamalara karşı genel anlamda bir ortak mücadelenin elzem olduğunu söylemek isterim. Mücadele diriliyor fakat mevcut sisteme henüz geriletme veyahut da demokrasiye evrilmede başarılı olmuş değiliz. Onun için çok daha fazla çaba sarf etmeli ve birlik içerisinde olmalıyız.”

    “BU İKTİDARDAN KURTULMADIKÇA SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise “Kayyım, demokrasiye darbedir!” diyerek tepki gösterdi. Yılmaz, demokratik bir ülke için “iktidar değişimini” işaret ederek şunları kaydetti:

    “ ‘Şahsım devleti’ rejiminin son icraatı Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine atanan kayyımlardır. Toplumsal barışı ayaklarının altında çiğneyenler bu ülkeye en büyük kötülüğü yapanlardır. Toplum, halkın iradesini gasp eden bu iktidardan kurtulmadıkça, bu rejim yeniden demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti yapısına geri çevrilmedikçe, ülkenin hiçbir sorununun çözülmesi olanaklı değildir!

    Alevi örgütleri, öğretisi gereği haktan, hukuktan, barıştan ve hoşgörüden yanadır. Haksızlık karşısında mazlumdan ve doğrudan yanadır. Vicdan sahibi her bireyin göstermesi gereken refleks elbette hukuksuzluğa karşı dik durmaktır.

    Bir Alevi bir Sünninin, bir Sünni bir Alevinin hakkını savunmadıkça bu topraklara gerçek bir demokrasinin gelmesi mümkün değildir. Bu bilinçle irade gaspını, kayyım darbesini şiddetle kınıyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DAD Eş Başkanı Doğan’dan Munzur Gözeleri’nde keşif planına tepki: Kutsalımıza sahip çıkacağız-VİDEO

    DAD Eş Başkanı Doğan’dan Munzur Gözeleri’nde keşif planına tepki: Kutsalımıza sahip çıkacağız-VİDEO

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilen Munzur Gözeleri’nin 2. Derece Doğal Sit Alanı’na düşürülmesinin devlet aklının Alevi inancını yok etme gayretinin bir parçası olduğunu vurguladı. Doğan, “Acaba gelecekte burayı da bir meta olarak algılayıp pazarlayacaklar mı ya da yapılaşmaya mı açacaklar? Dersim halkını, 1 Kasım’da yapılacak keşifte Munzur Gözeleri’ne gelerek inancına sahip çıkma çağrısında bulunuyoruz” dedi.

    2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescil edilen Munzur Gözeleri’nin koruma statüsü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararıyla ikinci dereceye düşürülmüştü. Karar, 28 Temmuz 2023 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı internet sitesinde yayımlanmıştı.

    TMMOB, Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünü ikinci dereceye düşüren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi için dava açmıştı. Dava kapsamında 1 Kasım’da Munzur Gözeleri’nde keşif yapılacak.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Munzur Gözeleri’nin, 2. Derece Doğal Sit Alanı’na düşürülmesini ve 1 Kasım’da Munzur Gözeleri’nde yapılacak keşif hakkında PİRHA‘ya konuştu.

    “MUNZUR GÖZELERİ’Nİ YAPILAŞMAYA MI AÇACAKLAR?”

    Munzur Gözeleri’nin Dersim coğrafyasının en önemli inançsal mekânlarından olduğunu ifade eden Kadriye Doğan, “Munzur Gözeleri bizim kutsalımızdır, efsaneleriyle halkın binlerce yıldır oraya niyaz olmasıyla ve yakın zamana kadar da yöre halkının çıplak ayakla basmaya kıyamadığı kutsal bildiği bir sudur. Bunun eril sistem tarafından mülkiyet olarak algılanıp 1. Derece Doğal Sit Alanı iken 2. Derece Doğal Sit Alanı’na dönüştürülmesi bize şunu düşündürüyor. Acaba gelecekte burayı da bir meta olarak algılayıp pazarlayacaklar mı? Yapılaşmaya mı açacaklar? Çok yoğun turizme mi açacaklar? Zaten şu haliyle bile o yapılan ahşap yollar bile onun doğasına dokusuna çok uygun olmamak birlikte, bunun önünün açılacağı kaygısını duyuyoruz” dedi.

    “Munzur Gözeleri bizim açımızdan korunması, dokunulmaması gereken bir mekândır” diyen Doğan şöyle devam etti:

    “Munzur Gözeleri’nin 2. Derece Doğal Sit Alanı’na düşürülmesini devlet aklının Dersim inancı ve coğrafyasına saygısızlığı, asimilasyon ve yok etme gayretinin ikinci bir tezahürü olarak algılıyoruz. Alevi inancını kutsallarıyla birlikte gelecek kuşaklara aktaracağız. Dersim halkı, inanç sahipleri ve Yol, erkan sürdürenler buna asla izin vermeyecektir.”

    “KEŞİF ESNASINDA LOKMALARIMIZLA MUNZUR GÖZELERİ’NDE OLACAĞIZ”

    Munzur Gözeleri’nin 2. Derece Doğal Sit Alanı’na düşürülmesine verilen tepkinin yerinde olduğunu belirten Doğan, “TMMOB’un açtığı dava çok kıymetli. Aslında keşif yapılmasına hiç gerek yok çünkü devlet aklı Munzur Gözeleri’nin ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Yapılan çağrı çok kıymetli, biz de Demokratik Alevi Dernekleri olarak keşif esnasında lokmalarımızla Munzur Gözeleri’nde olacağız ve kutsalımız olduğunu belirteceğiz. Tüm toplumsal kesimleri, Dersim’de yaşayan Alevi inancının tüm sahiplerine de Munzur Gözeleri’ne gelerek inancına sahip çıkma çağrısında bulunuyoruz. 1 Kasım’da orada olalım Munzur Gözeleri bizim kutsalımızdır, kutsalımıza sahip çıkalım” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Munzur ve Pülümür Vadileri ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildi
    -TMMOB, Bakanlık Kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptali için dava açtı
    -Dersimlilerden hükümete tepki: Kutsal mekânlarımıza dokunmayın!-VİDEO
    -Avrupa’daki Alevi örgütlerinden ve Dersim derneklerinden ‘Munzur Gözeleri’ açıklaması

  • DAD Kadın Meclisi kahvaltı etkinliğinde bir araya geldi-VİDEO

    DAD Kadın Meclisi kahvaltı etkinliğinde bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, Dersim’de kahvaltı etkinliği düzenledi. Etkinlikte, Alevi yolu ve inanç üzerine sohbet edildi.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Kadın Meclisi, yapılan kahvaltı etkinliğinde bir araya gelerek Alevilik inancı, Alevilikte kadının yeri gibi konuları konuştu. İlk olarak DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, konuşma yaptı. Ardından lokmalar pay edildi.

    Etkinlik okunan şiir, deyiş ve şarkılarla son buldu.

    PİRHA/ DERSİM

  • Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nda iktidara karşı ‘ortak mücadele’ mesajı verildi

    Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nda iktidara karşı ‘ortak mücadele’ mesajı verildi

    PİRHA-DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından gerçekleştirilen “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” başlıklı çalıştay sona erdi. Demokrasi ve insan hakları mücadelesinde herkesin ortak olması gerektiğini belirten DAD Eş Genel başkanı Kadriye Doğan, “Önce savaşı sonlandıran, barışı egemen kılan ortak mücadeleyle Türkiye’yi demokratikleştirmemiz gerekiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından düzenlenen “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” çalıştayı, “Deneyim paylaşımı ve ortak mücadele olanakları” başlıklı forumla devam etti. Katılımcılar söz alarak, düşüncelerini ve deneyimlerini paylaştı.

    “HEPİMİZİN HIZIR’I OLMALIYIZ”

    Coğrafyada yaşanan sorunlara karşı alınması gereken sorumluluğun herkesin vicdan meselesi olduğunu belirten DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Sorunları neden paylaşamıyoruz. Kızılbaş Alevilerin ibadethaneleri kabul görmüyor. Bu hepimizin sorunu. Kürdistan’daki sorunlara karşı bir araya gelmiyorsak bu hepimizin sorunu. Bu çerçevede geçekten gönüllerimizi birbirimize açmamız lazım. Birbirimizin Hızır’ı olmalıyız” dedi.

    “TÜRKİYE’Yİ DEMOKRATİKLEŞTİRMEMİZ GEREKİYOR”

    “Biz bugüne kadar neden ayrıştık” sorusuna herkesin ayrı cevaplar vereceğini söyleyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bizi birbirimizden ayrıştıran yasalardır, devlet algısıdır. Bizi ayrıştırmayı kendine görev edinen sistemin bizi getirdiği nokta; arkadaşlıktan, dostluktan birbirimizi anlamaktan uzak insanlar olduk. Devletin tanımlaması yasal bir meseledir, birbirimizi kabul eden yasal süreci inşa etmek zorundayız. Artık Alevilerin ve Kürtlerin kendilerini tek başına inşa edebilmeleri mümkün değil. Kadınların da emekçilerin de kendini demokrasiye evirmesi mümkün değil. Demokrasi, insan hakları mücadelesinden herkesin ortak olması lazım, önce savaşı sonlandıran, barışı egemen kılan ortak mücadeleyle Türkiye’yi demokratikleştirmemiz gerekiyor. Yani sistemin değişmesi gerekiyor.”

    “TOPLUMSAL ÇÜRÜMEYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Çok ciddi problemlerin olduğunu vurgulayan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Milletvekili Hüda Kaya, “Toplumsal çürümeyle karşı karşıyayız. İnsanlıktan çıkıp, insanlığı, değerleri çürüttüler. İnsanlığı bilenler eşit mahlûkattır. İnsanlaşamayanlar eşit olamaz. Müslümanım diyenler, her gün ağzınızdan düşürmediği besmelede ‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla’ diyoruz. Rahim, yaratıcının yarattığı bir varlığa kendi vasfını organ olarak da ikram eden bir kavramdır. Bunu kadına vermiştir. Her gün ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diyen insanlar; her gün kadınlar öldürülürken nerede?” diye sordu.

    “BİRBİRİMİZİ ANLAMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

    Çalıştayda son olarak söz alan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, toplantıda ortaya çıkan kimi başlıkları şu şekilde sıraladı:

    “* Sadece bir inancın mensuplarının değil, birçok inancın mensupları olarak birlikte yaşamın zeminini oluşturmak zorundayız.

    * Birbirimizi tanımlamaya değil, anlamaya ihtiyacımız var.

    * Kendi kimliğimiz kendi ortak değerimiz olan etnik kimliğimiz ve Türkiye’de yaşanan sorunlar konusunda ortak dil oluşturmalıyız. Bunun için bir inisiyatif oluşturulması önerisi geldi.

    * Tarihsel olarak halen bir araya gelemememizin yarattığı sorunlar tartışıldı.

    * Sorunların aşılması konusunda ortak mücadele ve direniş yaratmanın önemine değinildi.”

    Yapılan konuşmalar ardından çalıştay sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:
    -Alimler, Analar ve Pirler Buluşması: Ahlaklı toplum vicdanda başlar

  • ‘Yeni eğitim müfredatıyla daha acı noktaya gidiyoruz, topyekün mücadele etmeliyiz’ – VİDEO

    ‘Yeni eğitim müfredatıyla daha acı noktaya gidiyoruz, topyekün mücadele etmeliyiz’ – VİDEO

    PİRHA – DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKP-MHP iktidarının Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeliyle, eğitimi tamamen laiklikten, bilimden uzak ve mevcut kendi sistemini ayakta tutacak, itaat eden, sorgulamayan insan tipi yetiştirmeyi hedeflediğini söyledi. Doğan, mevcut programla çok tehlikeli bir noktada olunduğunu da belirterek, topyekün mücadele zemininin oluşturulması gerektiğine vurgu yaptı.

    Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.

    Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.
    AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.
    Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.

    İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı. İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.

    ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.

    Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.

    Laik, demokratik, parasız bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler PİRHA’ya değerlendiriyor.

    Eğitimde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı, emekli öğretmen Kadriye Doğan ile konuştuk.

    “TÜMDEN TERSYÜZ EDİLMİŞ BİR EĞİTİM PROGRAMIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    PİRHA-AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?

    KADRİYE DOĞAN: AKP- MHP iktidarı yeni yüzyıl maarif modeliyle, eğitimi tamamen bilimden uzak ve mevcut kendi sistemini ayakta tutacak, o profile uygun, itaat eden, biat eden, sorgulamayan insan tipi yetiştirmeyi hedefliyor. Bunun için doğan çocuğun kendini doğduğu dünyaya algılama, onu yorumlama ve kendi ailesinden özgürleşme, toplumun özgür bireyi olma noktasında tüm doğuştan getirdiği yeteneklerini, becerilerini törpüleyen ve belli bir şekle, belli bir forma sokmaya çalışan bir eğitim modeli. Geçmişte de farklı değildi. Türkiye Cumhuriyeti, önceki eğitim müfredatında da insanları belli bir düşünceye, belli bir şekle forma sokan bir yerdeydi. Irkçılık üzerinden yani milliyetçilik üzerinden dizayn edilmiş bir eğitim modeliydi. Bugün bu ırkçılığa bir de din eklendi. Bu mevcut düzenini eril bir yapı ve eril bir sistemi de aile kavramı içine sıkıştırarak yeni bir rejim yaratıyorlar. Geçmişte nispeten olan özgürlükler, bilimsel düşünceler, dünyayı algılama noktasındaki bazı aralıklar vardı. Ama bugün bunun tamamı ortadan kalkmış durumda. Aslında bunu kendileri çok güzel özetlediler. Eski bir genelkurmayın ağzından ‘bize bilen değil inanan, itaat eden ahlaklı insanlar lazım’ cümlesi çıktı. Bu cümleyle emellerini ortaya koydular. Düşünen değil inanan, itaat eden, ihtiyaç olursa da eğer üniversiteye gider öğrenir. Bu topluma ’80 milyon 100 milyon sizin bu yoksul çocuklarınız, yoksullukla baş başa bıraktığımız insanlar, çocuklarınızın öyle düşünüp sorgulamasına bir şey bilmesine ihtiyaç yok. Bize güvensinler, itaat etsinler. Bizim yönetmek için kendi çocuklarımız, belli bir elitist çevremiz var. Bizim çocuklarımız gider okur öğrenir, sizleri yönetir. Sizin göreviniz biat etmektir’i söylüyorlar. Ve çok net bir şekilde söylüyorlar. Baktığımızda tümden tersyüz edilmiş bir eğitim programıyla karşı karşıyayız.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN VARLIĞI ÇOK RAHATSIZ EDİYOR”

    -Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Türkiye de laiklikten uzaklaşan eğitim modeliyle çok farklı bir yere gitmiyor. Zaten yarı yarıya aynı manzarayı seyrederken bugün bunun önünde engel olarak gördükleri Alevi toplumunun varlığı çok rahatsız ediyor. Şu an da devlet, bütün gücüyle, Aleviliği kendi özünden uzaklaştırıp kadın özgürlükçü çizgisinden uzaklaştırıp Aleviliğe Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ya da yerel yönetimler üzerinden yeni bir format atmaya çalışıyorlar. Çünkü o kadın özgürlükçü çizgisi onları çok rahatsız ediyor, çok ürkütüyor. Çünkü kurmak istedikleri sistemin önünde engel olarak görüyorlar. Bu eğitim modeliyle bu inancın da tümüyle ortadan kalkması, çok ciddi risk altındadır. Laik eğitimin ortadan kalkmasının böyle bir riski getirdiğini de gören bir yerde olmamız gerekiyor.

    “LAİK, BİLİMSEL, ANA DİLDE EĞİTİMİN ÖNÜNÜN KESİLMESİ TOPLUMUN GELECEĞİNİN KARARTILMASI DEMEKTİR”

    -Laik, bilimsel, ana dilinde eğitim istemek neden önemli?

    Ana dil, doğuran anadır. Diliyle büyür diliyle gelişirsin. Bilim demek doğayı açıp okuyup, analiz edip, anlayıp onu doğru yorumlamaktır. Bilim demek toplumu açıp anlayıp onu doğru yorumlamaktır. Yani doğayı, bilimi, evreni anlamak. Bunu elinden aldığın zaman neyi anlayacaksın? Birilerine biat kültürünü anlayacaksın. Buna izin vermemek lazım. Çok tehlikeli bir noktadayız mevcut programla. Hem laik, hem bilimsel, hem de ana dilde eğitimin önünün kesilmesi demek bir toplumun geleceğinin karartılması demektir. Ve biz karartılmış bir gelecekle risk altındayız. Bunun da farkındalığının bilinmesi gerekiyor.

    “ORTAK MÜCADELE ZEMİNİ OLUŞTURMALIYIZ”

    -Eğitim sistemi; okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?

    Türkiye hakikaten çocukların eğitim, açlık, temizlik sorunlarını gündemleştiremiyor. Bizler de gündemleştiremiyoruz. Türkiye’de savaşı değil de barışı öncelediğinde sorunlu oluyorsun. Devletin düşman gözüyle tehlikeli birey gözüyle bakıldığı bir noktaya geliyorsun. Ve toplumlar, kurumlar, örgütlü kesimler, dernekler, odalar hangisine bakarsan bak sistemin bu tür yaklaşımlara karşı korkusunun üstesinden gelemiyor. Bir korku fobisi var. Bunu yaratan mesele tam da savaştır, barış ortamının olmamasıdır. Türkiye Cumhuriyeti kendi insanına yeni format atacağım diye onu değiştirip dönüştüreceğim diye sürekli bir savaş hali ve direkt bütün kurumlarını bunun üzerinden inşa etmesi bizi bu noktaya taşıdı. Mücadele hattını da tam da burada örmek gerekiyor. Aslında bu sorunların çözümünün temeli ve ana çözümü, tüm bu kesimlerin hepsinin bunu görür yerden barışın inşası ve demokrasi mücadelesinin ortak bir şekilde yükseltilmesiyle üstesinden gelinecek bir sorundur. Tek tek ele alıp örgütlemeye çalıştığımızda kesinlikle enerjimizi heba edeceğimizi, bir ortak mücadele zemini oluşturmamız gerektiğini vurgulamak isterim.

    “CEMEVLERİNDE İNGİLİZCE, MATEMATİK KURSU VAR AMA İNANÇLA İLGİLİ EN UFAK BİR ŞEY YOK”

    -Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?

    Alevilerin kendini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Bizlerin şimdi cemevlerimiz var ama cemevlerinde Sünni içtihatının ötesinde bir işlem yapılmıyor. İngilizce kursundan matematiğine, aklınıza gelen bilumum kurslar açılıyor. Ama inançla ilgili en ufak bir şey yok. Cem erkanları yürütülüyor o da sistem taklitçiliği üzerinden götürülüyor. O da her perşembe cem erkanı gerçekleştirmek. Oysa inancımızda cem erkanlarının hangi zamanlarda, nasıl yapıldığı konusunda Aleviler yeteri kadar bilgi ve akla sahiptir. Ama bunların hepsinin yerel yönetimler üzerinden farklı şekilde yönlendirildiği ve bunun da Alevi örgütlülüğü tarafından çok daha iyi yerden değerlendirildiğini görür yerden değiliz. Bunun sebebi de bu. Alevi asimilasyonunun önünü kesmek için hem Alevilerin kendi içine dönüp bunu gözden geçirip tartışması aynı zamanda sistemle mücadele etme zemininde de yer almak gerekiyor. Sistemi sorgulayarak, sistemi değiştirip dönüştürmek üzerinden yol alırsak burada da çözüm üretebiliriz. Bireysel değil topyekün bir zemin oluşturmalıyız.

    “ALEVİLERE, KÜRTLERE KARŞI DÜŞMAN HUKUKU UYGULANIYOR”

    -Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?

    Toplum onlarca yıldır savaş ve öteki kültürü üzerinden şekillendirildi. Türkiye’de Kürtlere, Alevilere karşı bir düşman hukuku uygulanıyor. Yokluk üzerinden ve onların kendini ifade edememesi üzerinden kurgulanmış bu sistem, ikna ediliyor. Aleviler, en son örneği Dersim’i bile Anadolu Horasan olarak tanımlayacak kadar ileri giden bir yerde, Alevilere de ‘asıl müslüman sizsiniz’ diyen bir yerde. Yeniden inşa etmekle başbaşalar. Yani inkar üzerine kuruldu ve inkar üzerine de devam ediyor. Bu inkarcılıkla aldıkları yolda bizler ne kadar müdahale edebildik. Diyanet bize bu konuda hoşgörü göstermeyecek. Dediğim gibi içimize girerek kendi kurumlarımıza, binbir emekle oluşturduğumuz kurumları dönüştürerek, o kurumlar içerisindeki inanç önderlerini dönüştürerek bunlara zaman zaman zoru, zaman zaman da ekonomik, yoksulluk zemini içerisinde onlara sunulan ekonomik olanaklarla bu zemini hazırlıyor, bu zemini sürdürebiliyor. Topyekün bir mücadeleden başka seçeneğimiz yok.

    “BUGÜN HALA ÇOCUKLARIMIZIN TEMİZLİĞİNİ, KARNININ DOYMAMASINI KONUŞUYORUZ”

    -Okullarda tasarruf adı altında temizlik görevlisi çalıştırılmamasını nasıl değerlendirirsiniz?

    Ben öğretmenim. Yıllardır okulların içerisinde ilk günden bu yana çocuklara temizlik yaptırıldığını, yaptırılmak durumunda kaldığını, böyle birlikte kampanyalarla bulunduğumuz mekanları temiz tutma ihtiyacını ve sistemin hiçbir zaman değişmediğini gördüm. Değişen hiçbir şey yok. Türkiye Cumhuriyeti, çocuğuna hiçbir zaman gerekli değeri vermedi, onun için bu noktadayız. Bugün hakikaten savaşın, kendini sürdürülebilir olmasının nedeni de eğitimin yetersizliğinden, çocuğa vermediğimiz değerden, biat edilen insanlar yetiştirmekten, yoksulluktan kaynaklı olan bir şey. Her şeyiyle sorgulayan bir toplumu yetiştirebilmiş olsaydık ırkçılıkla boğuşmayan, dinle boğuşmayan, bilimle, evrenle, insanla, sevgiyle yoğrulmuş insanlar olsaydık bugün biz böyle kıvranmıyor olurduk. Cumhuriyet kurulalı 100 yıl oldu bugün geldiğimiz noktada hala çocuklarımızın açlığını, temizliğini konuşuyoruz, karınlarının doymamasını konuşuyoruz. Neden? Çünkü bilimden, laiklikten, insanın doğal yapısından uzak bu değiştirme ve dönüştürme asimilasyonunu olduğu gibi kabul edememe ve barışçıl politikaların, insan sevgisi, doğa sevgisi ve cins ayrımı olmaması üzerinden bir toplum inşa edemediğimiz için bugün bu noktadayız. Yeni eğitim müfredatı ile de daha da acı noktaya gidiyoruz.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -‘İnsanlar örgütlü olmadığı için çocuklarını otoriter, gerici, ırkçı rejimlere teslim ediyor’- VİDEO
    -‘AKP, okulları hem dincileştirme hem piyasalaştırma amacında; büyük tepki vermeliyiz’-VİDEO

    -‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO
    ‘Son müfredat dindar nesil yetiştime programı; bütün toplum laiklik mücadelesine katılmalı’-VİDEO

  • DAD İstanbul Şubesi, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ziyaret edip birlik cemi yürüttü-VİDEO

    DAD İstanbul Şubesi, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ziyaret edip birlik cemi yürüttü-VİDEO

    PİRHA-DAD İstanbul Şubesi, Kadıncık Ana ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ziyaret etti. Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda tutulan birlik cemini Ağuçan Ocağı evladı Aziz Güler ve Kureyşan Ocağı evladı Selda Güneş yürüttü.  

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, Kadıncık Ana, Hacı Bektaşi Veli Dergâhı, Hasan Baba Türbesi, çilehane, deliklitaş ve ozanlar yolunu ziyaret etti. Ziyarete Kürecikliler Derneği, Akel Derneği ve Sev-Der Derneği üyesi kadınlar da katıldı.

    Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’nda Ağuçan Ocağı evladı Aziz Güler’in yapmak istediği konuşma polisler tarafından engellenmek istedi ancak gelen kitle polislere tepki gösterdi.

    “HACI BEKTAŞ DERGÂHI ALEVİLERİNDİR, MÜZE OLMAKTAN ÇIKARILSIN”

    Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’na gelerek Hünkârın huzurunda lokmaları pay etmeye geldiklerini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Devlet Hacı Bektaş Dergâhı’nı hiçbir zaman rahat bırakmamıştır. Osmanlı’dan günümüze kadar sürekli baskı altına alınmak istenmiştir. 1964 yılında 16 Ağustos’ta burayı müzeye çevirdiler ve artık o tarihte dergâhta anma yapıyorlar. Aleviler için bir dergâhın ziyaret edilmesi bir günlük bir şey değildir, içimizden geldiği zaman o dergâha gideriz ve niyaz oluruz. Rea Heq, Bektaşi, Çepni ve Tahtacı Aleviliğinin hepsi özünde aynıdır. Biz kendi yolumuzdan taviz vermeden inancımızı gelecek kuşaklara taşımak için çalışacağız. Hacı Bektaş Dergahı Alevilerindir, müze olmaktan çıkarılmasını istiyoruz” dedi.

    “BİZE HOŞ GÖRÜNMEK İÇİN KUTSAL MEKÂNLARIMIZDA SİYASET YAPIYORLAR”

    Ağuçan Ocağı evladı Aziz Güler ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “16-17-18 Ağustos’ta Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri düzenlendi. Siyasi parti temsilcileri, anma etkinliklerini siyasi arenaya çevirdiler. Burası Alevilerin inanç mekânıdır, buralar siyaset meydanları değildir. Camilerde siyaset yapmıyorlar ama Alevilere hoş görünmek için bizim kutsal mekânlarımızda siyaset yapıyorlar. Bizi rahat bıraksınlar, biz kendi inancımızı yaşayalım.”

    BİRLİK CEMİ YÜRÜTÜLDÜ

    Konuşmaların sonrasında Dergâh’da birlik cemi yürütüldü. Ağuçan Ocağı evladı Aziz Güler ve Kureyşan Ocağı evladı Selda Güneş’in yürüttüğü birlik cemi sonrası lokmalar pay edildi.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • DAD, Olağanüstü Kongre yaptı: İnancımıza yönelik katliamlar devam ediyor-VİDEO

    DAD, Olağanüstü Kongre yaptı: İnancımıza yönelik katliamlar devam ediyor-VİDEO

    PİRHA-DAD Genel Merkezi, şubeleşme çalışmaları kapsamında olağanüstü kongre yaptı. Olağanüstü kongrenin hukuki bir eksiklikten kaynaklandığını belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Birkaç yerde şubeleşme çalışması yaptık fakat genel kurulda şubeleşmeyle ilgili karar alınması gerektiği söylendi. Dersim’de kutsal topraklardayız. Bu inanca ve halka binlerce yıldır uygulanan katliamlar devam ediyor. İnancımıza, dilimize ve kültürümüze yönelik katliamlar devam ediyor” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, şubeleşme çalışmaları nedeniyle Dersim’de olağanüstü kongre yaptı. Kongre, Diyarbakır’da katledilen Narin Güran ve tüm musumu pak çocuklara ithaf edildi.

    Kongre Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete’nin okuduğu gülbengle başlayıp, DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete’nin yaptığı açılış konuşmasıyla devam etti.

    “İNANCIMIZIN ÖZÜYLE KALMASI İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    Kürtlerin ve Alevilerin oldukça zorlu günler geçirdiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Kendi varlığımızı, inancımızı, kimliğimizi ve dilimizi inşa etmek için bir mücadele içerisindeyiz. Dünyanın yeniden dizayn edildiği bu süreçte inancımızın özüyle kalması, görevimiz oldukça ağır ve önemli. Bu sorumluluk bilinciyle bu kongrenin akabinde bir örgütlenme ve güçlü bir çalışma seferberliğinin startını vererek kongremize böyle bir anlam vermek istiyoruz” dedi.

    “OCAK KÜLTÜRÜMÜZ ORTADAN KALDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Olağanüstü kongrenin hukuki bir eksiklikten kaynaklandığını belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Birkaç yerde şubeleşme çalışması yaptık fakat genel kurulda şubeleşmeyle ilgili karar alınması gerektiği söylendi. Dersim’de kutsal topraklardayız. Bu inanca ve halka binlerce yıldır uygulanan katliamlar devam ediyor. İnancımıza, dilimize ve kültürümüze yönelik katliamlar devam ediyor. Dersim’de ocak kültürünü ortadan kaldırmaya çalıştılar ve son zamanlarda burada Pirler Meclisi oluşturuldu. Eğer Alevilerin bir meclisi varsa bu 40’lar Meclisi’dir, bu cem meclisidir. Bizim kararlarımız kendi cemlerimizde alınır ve bu mecliste ikrar ve rızalık esastır. Bu tip oluşumlarla inancımıza ait kavramların altı boşaltılıyor, ocak kültürümüz ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bütün baskılara, katliamlara ve soykırımlara rağmen yok edilemeyen bu direniş damarı kültürel soykırım politikalarıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor” diye konuştu.

    YÖNETİM LİSTESİ

    DAD Genel Merkez’in yönetim listesi ise şu şekilde:

    -Zeynel Kete

    -Kadriye Doğan

    -İnanç Dolu

    -Nadide Yallı

    -Asil Benler

    -Meral Gökokuş

    -Emirali Genç

    -Fethiye Yıldırım

    -Ahmet Güden

    Kibar Köse

    -Hüseyin Ozan

    PİRHA/DERSİM

  • Kültürel Soykırım paneli: Kürt Aleviler, en ağır şekilde asimilasyon politikalarını yaşadı -VİDEO

    Kültürel Soykırım paneli: Kürt Aleviler, en ağır şekilde asimilasyon politikalarını yaşadı -VİDEO

    PİRHA-Karakoçan Doğa ve Kültür Festivali’nin 2. gününde ‘Kültürel Soykırım’ paneli yapıldı. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, yaptığı konuşmada “Türkiye’de Türk ve Müslüman değilsen payına katliam ve asimilasyon politikası düşmekte. Kürt Aleviler, en ağır şekilde asimilasyon politikalarını yaşadı. Çünkü Alevi inancı ulus devlet anlayışına terstir, devletle ilişkilenmeyen bir inançtır” dedi.

    Karakoçan Doğa ve Kültür Festivali’nin 2. gününde ‘Kültürel Soykırım’ paneli yapıldı. Moderatörlüğünü Musa Şanak’ın yaptığı panele Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ve tiyatrocu Özcan Ateş konuşmacı olarak katıldı.

    “KÜRTLER KÜLTÜREL, SİYASİ VE FİZİKİ OLARAK KATLİAMLARA MARUZ KALDI”

    Kürtlerin yüz yıldır kültürel, siyasi ve fiziki olarak katliamlara maruz kaldığını söyleyen Özcan Ateş, “Politikalarını işgal ve yok etmekle sürdüren kapitalist modernite, kültür kıyımı gerçekleştiriyor, maddi ve manevi kültür içerisinde yer alan her şeye karşı barbarca saldırıyor. Kapitalist modernite, ulus devlet anlayışını kendisine maske olarak kullanıyor. Ortadoğu’nun en eski halklarından Kürtlerin coğrafyasında katliamlar, kırımlar yapılmış, yer altı ve yer üstündeki bütün zenginlikler alınarak istismar edilmiş. Bu yüzden kültürel kıyımdan bahsedeceksek bu topraklarda yaşanan kültürel kıyımdan uzaklaşmamalıyız” dedi.

    “ALEVİ İNANCI, ULUS DEVLET ANLAYIŞINA TERSTİR”

    Türkiye’de Türk ve Müslüman olmayanların payına katliam ve asimilasyon düştüğünü belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Türkiye’de Kürtler ve Aleviler en ağır bir şekilde asimilasyon politikalarını yaşadı. Alevi inancında, birlikte yaşama sistemi olduğu için ulus devletlerin saldırısından hiç kurtulamadı. Çünkü Alevi inancı ulus devlet anlayışına terstir, devletle ilişkilenmeyen bir inançtır. Aleviler, Koçgiri ve Dersim’de olduğu gibi birçok yerde katliama uğradı” diye konuştu.

    PİRHA/ELAZIĞ

  • Zini Gediği’nde katledilen Aleviler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    Zini Gediği’nde katledilen Aleviler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    PİRHA-Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi katliamın 86. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Zini Gediği İnisiyatifi’nden, Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği’nde katledilen insanların sadece sayıdan ibaret olmadığını, hikayeleriyle hatırlanmasını istiyoruz. Çünkü o insanların hayalleri, umutları ve geleceğe dair planları vardı o yüzden o insanların hatırlamak gibi bir sorumluluğumuz var” dedi. Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ise 1924 Anayasası ile Kürtler ve Alevilerle ilgili soykırım kararı verildiğini vurguladı.

    1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi anıldı. Zini Gediği İnisiyatifi’in düzenlediği anma programına Zini Gediği İnisiyatifi, Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı.

    Anma, çerağların uyandırılmasının ardından yaşamını yitirenler için tutulan saygı duruşuyla başladı.

    “ZİNİ GEDİĞİ’NDE KATLEDİLEN İNSANLARI HATIRLAMAK GİBİ BİR SORUMLULUĞUMUZ VAR”

    Zini Gediği, Dersim, Gazi, Roboski’de yaşananların çok ağır olduğunu söyleyen Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, “Katliamları unutturmak isteyenin zulmü altında hatırlamanın ağır yükü altında katliamları hatırlamak emek istiyor. Biz de buna hafıza emeği diyoruz. Unutturmama borcunu dayanışma ve birlikte iyileşme çabasıyla birleştirmek istiyoruz. Aslında yapmak istediğimiz bu travmatik halden kurtulmak. Zini Gediği’nde katledilen insanların sadece sayıdan ibaret olmadığını, hikayeleriyle hatırlanmasını istiyoruz. Çünkü o insanların hayalleri, umutları ve geleceğe dair planları vardı o yüzden o insanların hatırlamak gibi bir sorumluluğumuz var” dedi.

    “KATLİAMCI ZİHNİYETE KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE ETMEMİZ GEREKİYOR”

    Zini Gediği Katliamı’nın Dersim, Gazi ve Maraş Katliamlarından farklı olmadığını belirten DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, “Acılarımız ortak ama iktidarlar bize yaşatılan katliamları unutmamızı istiyor. Katliamcı zihniyete karşı birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Kaç yıl geçerse geçsin katliamları unutmayacağız” diye ifade etti.

    “KATLİAMLARI UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    1924 Anayasası ile Kürtler ve Alevilerle ilgili soykırım kararı verildiğini vurgulayan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ise “Zini Gediği’nde ve Dersim’de katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz. Biz kimliğimizi, dilimizi, inancımızı, kültürümüzü koruduğumuz zaman toprağa düşenlere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz. Bize yaşatılan katliamları unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    “HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    Zini Gediği Katliamı’nın Cumhuriyet döneminde yaşanan katliamlardan sadece birisi olduğunu ifade eden PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bugün burada olmak ve hafızayı tekrarlamak çok önemli. Bugün Alevilerin inancına saldıranlar bir taraftan Kürtlerin diline saldırıyor. O yüzden ezilenlerin hep birlikte mücadele etmekten başka şansı yok” diye belirtti.

    “ÖRGÜTLENEREK BİR OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Türkiye’nin genetik kodlarında Alevileri ve Kürtleri katletme zihniyetinin olduğunu ve günümüzde de bu zihniyetin devam ettiğini söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da “Bizlerin örgütlenerek bir olmamız gerekiyor. Aksi halde geçmişte yapılanlar gelecekte de yapılacaktır” dedi.

    “KATLİAMLARA KARŞI DİZ ÇÖKMEDİK BUNDAN SONRA DA DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ”

    DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bize yaşatılan katliamlara karşı şimdiye kadar diz çökmedik bundan sonra da diz çökmeyeceğiz. Biz Dersim Dernekleri Federasyonu olarak hem Türkiye hem de Avrupa’daki Alevi kurumlarıyla bir araya gelerek Dersim Katliamı’yla ilgili bir anıt yapmak istiyoruz.”

    Anma, konuşmaların ardından lokmalar pay edildikten sonra sona erdi.

    PİRHA/ERZİNCAN