PİRHA- 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde “Hafıza rotası” programında Ana Fatma Ziyareti ve Halvori 38 Kayalıkları’nda çerağlar uyandırılarak Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı.
Dersim’de düzenlenen 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 3. gününde devam ediyor. Festival kapsamında “Hafıza rotası” programında Ana Fatma Ziyareti ve Halvori 38 Kayalıkları’na gidilerek çerağlar uyandırılarak 1938 Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı.
Düzenlenen programa Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç ve çok sayıda kişi katıldı.
“SAVAŞLARIN OLMADIĞI BİR DÜNYADA YAŞAMAK İSTİYORUZ”
Dersim’in katliamlar şehri olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Arzumuz barış içerisinde doğamızı koruyarak, inancımızı yaşayarak birlik beraberlik içerisinde savaşların olmadığı, insanların özgür olduğu bir dünyada yaşamak” dedi.
“BİR GÜN SORUMLULAR HESAP VERECEK”
Dersim’de bilinen 400 noktada katliam yapıldığını belirten PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Yaşanan katliamı unutmamak ve unutturmamak için hafızalarda canlı tutmamız gerekiyor. Yaşana katliam bir gün açığa çıkacak ve sorumlular hesap verecek” diye belirtti.
“KÖYLÜLERİ SAATLERCE MAKİNELİ TÜFEKLE TARADILAR”
İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, ise şunları söyledi:
“101 yaşındaki annem bana katliamda yaşananları anlatmıştı. Köylüleri ‘Size maaş bağlayacağız’ diyerek toplayıp makineli tüfekle saatlerce taradılar. Biz sadece izlemekle yetindik çünkü elimizden başka bir şey gelmedi.”
“MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ”
Dersim’in her köşesinde katliam olduğunu vurgulayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Bu topraklarda katliamlar bitmedi ama aynı zamanda bu topraklarda direniş tarihi de var. Bize yaşatılanların yasını tutuyoruz ama aynı zamanda onun mücadelesini yürütüyoruz. Bize yaşatılan katliamın açığa çıkması için sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından 38 kayalıklarından Munzur’a karanfiller atıldı.
PİRHA- Sivas Katliamı’nın 31’inci yıl dönümü nedeniyle bir anma etkinliği düzenlendi. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılan açıklamada, “31 yıldır halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, Adalet sağlanmamıştır. 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış, adeta vicdanlar yargılanmıştır” denildi.
Sivas Katliamı’nın 31’inci yıl dönümü nedeniyle, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Seyit Rıza Meydanı’nda bir anma etkinliği düzenledi. Meydanda ilk olarak çerağ uyandırılarak katliamda yaşamını yitirenler için anma yapıldı. Platform adına yapılan açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya okudu.
Ardından konuşmalar yapıldı ve müzik dinletisi sunuldu.
“31 YILLIK HUKUK MÜCADELEMİZ KARŞILIK BULMAMIŞTIR”
Vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçtiğini hatırlatan Ali Ekber Kaya, “Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. 31 yıldır halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, Adalet sağlanmamıştır. 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış, adeta vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta mahkumlar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi” dedi.
“Ezilen, emekçi halklar olarak mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz. Madımak davasında katilleri savunan avukatlar belediye başkanı, Milletvekili yapılarak ödüllendirilmiştir. Sivas Madımak otelinin utanç müzesi yapılması, Madımak davasının da İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suçlar kapsamına alınması talebimiz ise hiç duyulmadı.
“İNANCIMIZI TARİF ETMETİN TANIYIN”
İnancımızı tarif etmeyin, tanıyın. Cem ibadetimiz, Cemevleri ibadethanemizdir, Alevilik Aleviliktir, Alevilik vardır ve haktır, asimile etmeye çalışmayın dedik, onlar Aleviliği öldürmeyi, Alevileri kendi içlerinde bölüp parçalamayı hedefleyen projeler ürettiler. 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın 31. yıl dönümünde katledilen 33 canımızı, anmaya, katliamları ve katliamcı zihniyeti lanetlemeye devam edeceğiz. Sivas Madımak Davası İnsanlık Davası olarak tarihe geçmiştir. İnsanlık var olduğu sürece bu dava da sürecektir. Söz verdik, ikrar verdik ve ikrarımıza sonuna kadar bağlı kalacağız.
“ARTARAK DEVAM EDEN KADIN CİNAYETLERİ BU İKTİDAR ANLAYIŞININ ESERİDİR”
Sizlerin aracılığı ile halkımıza sesleniyoruz. Yaşadığımız onlarca sorun, derin yoksulluk, derin kriz, buna bağlı olarak gelişen umutsuzluk, çaresizlik, işsizlik, açlık, intiharlar ne kadar olumsuzluk var ise hepsinin ana nedeni olan Türk, İslam ve Erkek egemen sistem ve bu sistemin yürütücüsü siyasal iktidardır. Artarak devam eden kadın cinayetleri bu iktidar anlayışının eseridir. Bu iktidara ve maruz kaldığımız anti demokratik uygulamalara karşı birleşmek zorundayız. Birleşerek mücadele etmek zorundayız.”
“ACIMIZ İLK GÜNKÜ KADAR TAZE”
İnsanlık tarihinin, belki de en korkunç katliamlardan biri Anadolu’da yaşandı. Bu topraklarda Direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız yani aydınlık geleceğimiz 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Oteli’nde vahşice katledildi.
Bu vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Otuz bir yıl halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır.
Otuz bir yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış adeta vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta mahkumlar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi.
Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da otuzuncu yılında zaman aşımına uğratıldı.
“EMEKÇİ HALKLAR OLARAK MAHKEME KARARINI TANIMIYORUZ”
Ezilen, emekçi halklar olarak mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz.”
“KATLİAM YAŞAMAYAN ŞEHRİMİZ VAR MI ACABA?”
Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan şunları kaydetti:
“Acımız o kadar büyük ki, o kadar derin ki tarif etmek ne kadar mümkün. Biz yaşadık, kavrulduk, yandık. Dedik ki artık yanmayalım. Bir yüzleşme olsun, birbirimizi anlayalım, birbirimizin varlığına tahammül edelim, birlikte yaşayalım. Biz ne dediysek ne kadar söylediysek sesimizi duyuramadık. Uzattık elimizi birlikte yaşanabilir diye ama o eli tutturamadık. İnatla, ısrarla o kararlılıklarından zerre geri adım atmayarak bugüne kadar geldiler, getirdiler. Ülke bir katliamlar ülkesi oldu. Maraş dedim, Sivas dedim, Dersim dedim, Zilan, Ağrı Kobani, Suruç, Diyarbakır. Nereyi söylesek? 78 mi desek? 68 mi desek? Katliam yaşamayan şehrimiz var mı acaba? Anma yapmadığımız bir günümüz var mı acaba?
“KATLİAM YERLERİNDE BİR YÜZLEŞME GERÇEKLEŞTİRİLEMEDİ”
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu şunları belirtti:
31 yıldır ne halk yerini buldu ne adalet. Elbette ki biz nereden geldiğini çok iyi biliyoruz. Daha önce de söyledik. Kürtler ve Aleviler üzerinde çok asimilasyon politikası yürütüldü ve bu asimilasyon politikası bugüne kadar devam etti. Bizi yaktılar, tutukladılar, öldürdüler, Dersim’de katlettiler, Maraş’ta katlettiler, Çorum’da katlettiler. Sivas’ta diriliş anlarımızı yaktılar. Bizi öldüremediler. Şimdi dilimizi, kültürümüzü, inancımızı yok etmeye çalışıyorlar. Şunu söyleyelim. Dersim’de, Sivas’ta, diğer katliam yerlerinde bir yüzleşme gerçekleştirilemedi. Bu topraklarda hakikatlerle yüzleşilmesi gerekiyor. Hakikatlerle yüzleşilmeyen bir toplumda toplumsal barış ve huzur sağlanamaz.”
“BU ÜLKEDE ONURLU BİR BARIŞIN İNŞA EDİLMESİ GEREKİR”
Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak ise şunları kaydetti:
“Cumhuriyetin yüz yılında bu katliamları görürsünüz. Bugün Sivas’ta katledilen canlarımızı anarken Dersim 37-38’de katledilenlerin acısını da yürekten yaşadım. Koçgiri’de, 12 Eylül’de katledilen canlarımızın acısını da yüreğimizde hissettik. Cumhuriyetin 100 yıllık tarihinde, Dersim coğrafyasında ve Alevi toplumunda, sadece Sivas’ta değil Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de bu katliamlar yaşanmış. Artık yeter! Bu ülkede onurlu bir barışın inşa edilmesi gerekir. Demokratik bir anayasa, demokratik bir cumhuriyet, demokratik bir Türkiye inşa edilsin.”
PİRHA – Alevi yurttaşlar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi’nin düzenlediği piknikte buluştu. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, yaptığı konuşmada “İnancımızı yaşatmayı bir görev olarak üstlenmeliyiz. Asimilasyona karşı direnelim, sesimizi olabildiğince güçlü çıkaralım. Alevilikte ‘Yol anadır’ diyoruz. El ele tutuşalım, örgütlenelim” çağrısında bulundu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi’nin düzenlediği pikniğe katılım bir hayli yoğun oldu. Eyüp Belediyesi Mesire Alanı’nda yapılan etkinlik, Pir Aziz Güler’in okuduğu gülbeng ile başladı.
Programda DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ile Zeynel Kete de konuşma yaptı.
“İNANCIMIZIN ÇERÇEVESİNİ KİMSEYE ÇİZDİRMEYECEĞİZ”
DAD Eş Genel Başkanı, Kadriye Doğan, yapılan etkinliğin önemine dikkat çekerek “Günümüzde büyükşehirlerde duvarlara hapsolduk. Bir arada olabilmek için artık çok olanak bulamıyoruz. Birbirimize dokunabilmenin, hissedebilmenin yolu olarak bugün bu pikniği gerçekleştiriyoruz” dedi.
Kadriye Doğan, konuşmasında Alevi kadınlarının rolüne de vurgu yaparak şunları söyledi:
“Varlığımızı buradan tüm dünyaya haykırıyoruz; varız, buradayız, var olacağız. Biz Aleviler olarak kendi inancımızı yaşayarak var olacağız, bunun için buradayız.
Alevi inancımız bir kıskaç altında. Sistem, bizi geçmişte fiziki asimilasyonla baş başa bırakmıştı günümüzde ise güncellenmiş bir asimilasyonla yok etmeye çalışıyor. Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile çerçevemizi çizip egemen inanç olan Sünni inancın içerisinde Aleviliği eritmeye çalışıyorlar. Bizi Türklük ve Sünnilik içerisinde yok etmeye çalışıyorlar. Demokratik Alevi Dernekleri bu asimilasyona karşı ciddi bir dirençtir. İnancımızın çerçevesini kimseye çizdirmeyeceğiz. Bizler, doğamızın katliamına, madenlerimizin uluslararası şirketlere peşkeş çekilmesine de sessiz kalmayacağız. Bugün Rêya Heq coğrafyası sistemin talanı altında. Bunun için buralar bizlerin düşüncelerini tahlil etmek ve birbirimize anlatmak adına çok önemli alanlardır.
“DİRENELİM, SESİMİZİ OLABİLDİĞİNCE GÜÇLÜ ÇIKARALIM”
Kadriye Doğan, AKP-MHP hükümeti döneminde eğitim alanında yapılan din baskısına da değinerek şöyle devam etti:
“Eğitim aracılığıyla Alevi inancını can çekişir noktaya getirdiler. Çocuklarımız zoruna din derslerine maruz kaldığı gibi anaokullarından itibaren mescitlerle karşılaşıyor. ÇEDES programıyla çocuklarımız, imamların danışmanlığına maruz kalıyor. Bu ağır süreci atlatmanın yolu, kendimiz olmaya, inancımızla yaşamayı ve inancımızı yaşatmayı bir görev, sorumluluk olarak üstlenmeliyiz. Asimilasyona karşı direnelim, sesimizi olabildiğince güçlü çıkaralım.
Alevilikte ‘Yol anadır’ diyoruz. ‘Sır ondadır, nur candadır, can ile canan ananın deryasındadır’ diyoruz. Değerli kadın canlar, Yol biziz, bu Yol’a sahip çıkmak, bu Yol’u örgütlemek, bu Yol’u geleceğe taşımak biz kadın canların omuzlarında olmalı. Gelin birlikte olalım, gelin birbirimizi anlayıp, hissedelim, el ele tutuşalım, örgütlenelim.”
“BİZİM HAKİKATİMİZ VARDIR”
DAD Eş Genel Başkanın Pir Zeynel Kete ise konuşmasını Kürtçe yaparak “Yol’umuz Rêya Heq yoludur” diye vurguladı. Pir Kete, Alevi toplumunun yüzyıllardır maruz kaldığı katliamlara da değinerek şunları söyledi:
“Özellikle son 100 yıldır bize ait olan tarihsel, kültürsel, inançsal, dilimiz ve itikatımızla yaşamamız suç kabul edilmiş. Bu uğurda fiziki ve kültürel soykırımlar eksik edilmemiş. Bu mücadeleye karşı durduğumuzda da zindanlarla, sürgünlerle, taciz ve tecavüzlerle karşı karşıya kalmışız. Bizim için zindan da birdir meydanda birdir, bu böyle bilinsin. Mansur’dan, Nesimi’den, Baba Tahir’den, Ali Şer’den, Ana Sakine’den, Ana Naciye’den, Bese Ana’dan bugüne kadar devriye edilen bu hakikat ve özgürlük yürüyüşünü devam ettireceğiz. Bulunduğumuz zamanda an yoktur ki çocuklarımızın kanları topraklara düşmesin. An yoktur ki analarımızın havarları gök kubbeye ulaşmasın.
“YEREL YÖNETİMLER ADETA DİYANET GİBİ ÇALIŞIYOR”
Biz asla ve asla iktidarcı, tekçi, militarist, dinci anlayışların hiçbir oluruna Rıza vermemişiz. Bugün de bizleri kontrolü altına almaya çalışıyorlar. Buna karşı Koçgiri’den başlayıp Şeyh Sait ile devam edip ve bugüne kadar devam eden bütün bu katliamlara karşı asla ve asla rıza göstermeyeceğimizi belirtiyor ve diyoruz ki bizim hakikatimiz vardır! Son dönemlerde kültürel soykırımla okullardaki müfredat programları, sistemin yeniden inşası için, özellikle cumhuriyetin 2. yüzyılında ulus devletin kendisini yeniden inşa ettiği bir dönemde müfredat programıyla yeni bir insan tipi yaratılmaya çalışılıyor. Başta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı olmak üzere son dönemlerde ÇEDES projesi ve Alevi kurumlarına maaş bağlamak, kurumları elektrik ve su paralarına muhtaç etmek anlayışını buradan reddediyoruz. ‘Kabul edenler bu meydanda düşkündür’ diyoruz. Binlerce yıldır ne talip, pirini maaşa muhtaç etti ne de pir, talibini sisteme muhtaç etti. Açık ve net olarak diyoruz, Demokratik Alevi Dernekleri olarak teklif edilenler kesinlikle ve kesinlikle kabul edeceğimiz bir şey değildir. Bizi Alevi İslam anlayışıyla kontrole alamayınca son dönemlerde belediyeler üzerinden, her bir yerel yönetim adeta Diyanet gibi çalışıyor, Aleviler üzerinden tahakküm kuruyorlar. Sonuç itibariyle diyoruz ki bir araya gelirsek lokmalarımızla, Hakk aşkıyla, Hızır gayretiyle nasıl ki binlerce yıldır bu Yol kimseye muhtaç olmadıysa en zor anda bile kendi ocaklarına, kutsal mekanlarına sığındıysa, yine el ele vererek ocaklarımıza, pirlerimize, tarihsel hafızamıza sarılarak kendi sorunlarımızı çözebiliriz.”
Piknik, müzisyen Cihan Çelik’in seslendirdiği ezgilerin ardından sona erdi.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete PİRHA ve CANTV’yi ziyaret etti. Ziyarette konuşan Kadriye Doğan, 27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen muhabirimiz Diren Keser’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu belirterek, “Esaretsiz bir dünyanın mücadelesini verirken bir an evvel Diren canımızın da aramızda olmasını bekliyoruz” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, PİRHA ve CAN TV’yi ziyaret etti.
“BİR AN EVVEL DİREN CANIMIZIN ARAMIZDA OLMASINI BEKLİYORUZ”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, PİRHA ve CAN TV’nin varlığının önemli olduğunu belirterek konuşmasına başladı.
27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) Muhabiri ve CAN TV Programcısı Diren Keser’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğuna değinen Doğan, “Bizim inancımızda tutsaklık, zindan, esaret yoktur. Esaretsiz bir dünyanın mücadelesini verirken bir an evvel Diren canımızın da aramızda olmasını bekliyoruz. Biz Aleviler, sesimizi, sözümüzü kendi toplumumuza bizi tanıtmak isteyen ve bizimle ortak yaşam kurmak isteyen canlara anlatmak için yol yöntem ararken, bu yolda bizimle birlikte olan, sesimizi toplumla buluşturan, varlığıyla da kıymetli olduğunu söylüyorum” dedi.
“DİREN, ALEVİLERİN ÇOK AZ SAYIDA YETİŞMİŞ GAZETECİLERİNDEN BİRİ”
CAN TV Yayın Kurulu Üyesi Çilem Küçükkeleş ise şunları söyledi:
“Diren gerçekten çok önemli gazetecilerden biri. Alevilerin çok az sayıda yetişmiş gazetecilerinden biri. 10 yıl önce sosyal medya paylaşımlarından dolayı şimdi cezaevinde. Biz de temenni ediyoruz ki bu yanlıştan bir an önce dönülür.”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 26 Mayıs Pazar günü Kemerburgaz’da Demokratik Alevi Dernekleri’nin gerçekleştireceği piknik etkinliğine de katılım çağrısı yaptı.
PİRHA-MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “AKP iktidarı ihtiyaç duyduğu insan tipine göre eğitim programı oluşturdu. Önümüzdeki süreçte eğer bu duruma müdahale edilmezse Türkiye’de onurlu ve özgür yaşamı kucaklayan insanların yerine biat eden gönüllü köle kitlesiyle karşı karşıya kalacağız” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağını bir hafta boyunca kamuoyunun görüşüne açtı. Bilimsel birçok konunun kaldırıldığı yeni müfredatta sıkça ‘ahlak’ ve ‘değer’ kelimeleri kullanılıyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKP’nin yeni eğitim müfredatını PİRHA‘ya değerlendirdi.
“AKP İKTİDARI, İHTİYAÇ DUYDUĞU İNSAN TİPİNE GÖRE EĞİTİM PROGRAMI OLUŞTURDU”
AKP iktidarının ihtiyaç duyduğu insan tipine göre eğitim programı oluşturduğunu belirten Kadriye Doğan, “Türkiye’de sistemin devamlılığını sürdürecek insan tipi yaratmayı hedefleniyor. Matematik, fizik, biyoloji gibi derslerin saatlerinin azaltılıp, Kur’an-ı Kerim eğitimi, Hz. Muhammed’in yaşamı, din ve ahlak bilgisi gibi derslerinin sayısının son derece fazla olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki süreçte eğer bu duruma müdahale edilmezse Türkiye’de onurlu ve özgür yaşamı kucaklayan insanların yerine biat eden gönüllü köle kitlesiyle karşı karşıya kalacağız. Bundan sonraki süreçte özgür bir gelecek arayışında olan tüm toplumsal kesimlerin biraz daha hassasiyet gösterip iktidarın oluşturmak istediği eğitim sistemine karşı çıkması gerekiyor. Aksi halde gerçekten eğitim aracılığıyla on yıl sonra çok daha farklı insan tipleriyle karşılayacağız” dedi.
“AKP İKTİDARI ŞERİATIN TAŞLARINI DÖŞEYECEK”
Türkiye’de biat kültürünü esas alan bir eğitim anlayışıyla karşı karşıya olduklarını vurgulayan Doğan, şunları ifade etti:
“Bütün toplumsal kesimlerin örgütlülüğünü sağlaması ve buna çok ciddi karşı koyması gerekiyor. İnsanların özgürlük, demokrasi arayışı Türkiye’deki iktidarlar tarafından hep bir terör olarak görülüyor. Kendilerince tarif edip toplum nezdinde küçük düşürüp imha edilmesi, yok edilmesi gereken düşünce ve yaşam biçimi olarak tanımlayıp yok etmeyle karşı karşıya bırakıyor. 12 Eylül’ün, demokrasi arayışında olanların üzerinden buldozer gibi geçişi AKP iktidarının zeminini hazırladı. Eğer önlem alınmazsa AKP iktidarı da şeriatın taşlarını döşeyecek. O yüzden AKP iktidarının dinci eğitim modeline karşı ciddi bir şekilde örgütlenerek bu gidişata dur demenin elzem olduğu günlerden geçiyoruz.”
PİRHA-Dersim Soykırımı’nı unutturmayacaklarını belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “On binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan bu süreci toplumun hafızasında canlı tutacağız. Devlet, Dersim Katliamı ile yüzleşinceye kadar yaşanan katliamı konuşacağız” dedi.
4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu, Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu özel kararnameyle Dersim’de başlatılan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 87. yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“DERSİM KATLİAMI’NI TOPLUMUN HAFIZASINDA CANLI TUTACAĞIZ”
Dersim Soykırımı’nı unutturmayacaklarını belirten Kadriye Doğan “Bir gün mutlaka bu coğrafyanın inancı, kimliği tanınacak ve yaşatılan katliamlardan dolayı özür dilenecek. Tarihsel süreç içerisinde Kürt Aleviler sayısız katliamlara uğramıştır. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye cumhuriyeti döneminde Alevi katliamı silsilesi vardır. Teklik üzerine kurulmuş bir sistem var ve farklı kesimlerin yaşamasına imkân verilmiyor. Geçmişte yaşanılan katliamlarla yüzleşilmediği için aynı katliamları yaşamak zorunda kalıyoruz. Onun için bizler 87. yılında on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan bu süreci toplumun hafızasında canlı tutacağız. Devlet, Dersim Katliamı ile yüzleşinceye kadar yaşanan katliamı anacağız” dedi.
“UNUTMAYACAZ, UNUTURMAYACAĞIZ VE GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ”
87. yılında Dersim’de yapılacak anma programlarına ilişkin ise Doğan, şunları dile getirdi:
“Bu yıl Dersim Katliamı’nı 3-4 Mayıs olarak iki gün olarak planladık. 3 Mayıs’ta Seyit Rıza’nın geriye kalan 40 lirasının tanımlanması şeklinde kendi köyünde 40 fidan dikimi gerçekleştireceğiz. 4 Mayıs’ta katliam mekânı olan Kutudere’de Gola Hızır’da anma gerçekleştireceğiz. Akşam saatlerinde Gole Çeto’da çerağlar uyandırıp, lokmalar pay edilerek katliamda yitirdiklerimizi anacağız. Daha sonra da Gola Çeto’dan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirip 19.38 saatinde geniş katılımlı anma programı gerçekleştireceğiz. Dersim Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız ve geleceğe taşıyacağız.”
PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz hakkında çıkan, 3 günlük disiplin hapis cezası uygulanması yönündeki karara tepki gösterdi. Doğan, “Alevi kurumları olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımadığımızı beyan ettik. Fakat kurumlar içerisinde bazı şubeler, kurumsal disiplini tanımayarak başkanlık ile özel ilişkilendi. Seher Şengünlü Yılmaz’ın duruşunu, mücadelesini haklı buluyoruz ve tüm Alevi kurumları gibi bizler de yanındayız” dedi.
AKD Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen ve yönetim kurulu üyeleri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’yla görüşmeleri ve yolsuzluk yaptıkları iddiası ile AKD Genel Merkezi tarafından 8 Ocak’ta görevden alınmıştı. Bunun üzerine AKD Antep Şubesi’ne geçici yönetim atanmıştı.
Yılmaz Demirdelen ve yönetim kurulu üyeleri, 22 Şubat’ta mahkemede ifade vermişti.
Gelinen aşamada Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Antep Şube Başkanı olarak atanan Hasan Çolak hakkında “İhtiyati Tedbire Muhalefet” nedeniyle hapis cezası verildi ve 1 Mart 2024’te Ankara’da yapılan duruşmada Yılmaz ile Çolak hakkında 3 gün disiplin hapsi cezası uygulanması yönünde karar çıktı. Alevi Kültür Dernekleri’nin ihtiyati tedbir kararına yönelik yaptığı itiraz talebi, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddedildi.
CAN TV’de Çilem Küçükkeleş’in sunduğu ‘Bu Sabah’ programına katılan AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, 3 günlük disiplin hapis cezası uygulanması yönünde karar çıktığını duyurdu.
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile ilgili çıkan ve onanan hapis cezası kararını PİRHA‘ya değerlendirdi.
“YILMAZ, AKD ANTEP ŞUBESİNİN CEMEVİ BAŞKANLIĞI İLE ÖZEL İLİŞKİSİNİ KABULLENMEDİ”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz’ın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı aldığı tutumdan dolayı iktidar tarafından yargı sopasıyla cezalandırıldığını söyledi.
Doğan şu ifadeleri kullandı:
“AKP-MHP iktidarı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı açtı. Tüm Alevi toplumsallığını ve Alevi kurumlarını devletin denetimine almak istedi. Bunun aslında amaçladığı şey Aleviliği kendi özünden uzaklaştırıp istedikleri gibi şekil vermek, çerçevesini ve tanımını da kendileri yapmak arzusundaydılar. Buna karşı Alevi kurumları direnç geliştirdi ve Alevi kurumları olarak ki buna AKD (Alevi Kültür Dernekleri) de dahildir, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımadığımızı beyan ettik. Fakat kurumlar içerisinde bazı şubeler, kurum başkanlıklarını yani kurumsal disiplini tanımayarak başkanlık ile özel ilişkilendi. Özel ilişkilenme ile birlikte çalışma pratiklerinde ve maddi konularda kendi kurumunun denetimine açık olmayacak şekilde, kendi kafasına göre hareket eden haller sergilediler. AKD’nin Antep Şubesi de onlardan birisiydi.
Epeydir Alevi kurumlarının, Alevi toplumsallığının dikkatinin üzerinde olduğu bir yerdi. Bu özel ilişkilenme özellikle Seher Başkan (Seher Şengünlü Yılmaz) tarafından çok net teşhir edildi, kabullenilmedi ve şubenin denetlenmesi, ciddi bir mali denetleme ve işleyiş denetlemesine tabi tutulduğunda da görevden almak gibi bir eylemlilik gerçekleşti. Buna karşı da elbette devletin tavrı da şudur ‘siz bizimle özel ilişkiye geçen, bizi kabul eden bir şubeyi görevden alırsanız, biz de sizi böyle hukuken cezalandırırız.’
“SEHER BAŞKAN’IN MÜCADELESİNİ HAKLI BULUYORUZ”
Bunun özeti şudur; hiçbir inancın, hiçbir farklı toplumsal kesimin demokrasi ve insan hakları temelli mücadelesine tahammül edemeyen, bu mücadelede, bu arayışta, bu hatta olduğu zaman da devletin yargı sopasıyla cezalandırması gibi bir durumla karşı karşıya kaldı Seher Başkan. Yargı yoluyla, AKP-MHP iktidarına ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı gelişen durumun cezalandırılmasıdır. Bu bilinçli, bu aleni mücadelesini, başkanlığına karşı oluşan tepkiyi bertaraf etmek, ‘buna taraf olursanız da cezalandırırız, yargı sopasını sizin tepenizden eksik etmeyiz’ demektir. Biz bu anlamıyla Seher Başkan’ın duruşunu, mücadelesini haklı buluyoruz, doğru buluyoruz ve tüm Alevi kurumları gibi bizler de yanındayız. Haklı mücadelesinde elbette ki yanında olacağımızı da bildirmek isteriz.”
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete seçim sonucunu değerlendirdiler. Doğan, Alevilerin ve Kürtlerin gidişatı durdurmak için CHP’ye oy verdiklerini belirtirken, Kete, “Başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçleri, AKP -MHP ittifakının dinci, ırkçı, cinsiyetçi ve savaş politikalarına onay vermedi” dedi.
31 Mart’ta yapılan Yerel Seçim süreci sona erdi. Türkiye genelinde CHP yüzde 37.8, AKP yüzde 35.5, Yeniden Refah Partisi yüzde 6.2, DEM Parti yüzde 5.7, MHP yüzde 5, İYİ Parti ise yüzde 3.8 oy aldı. Başta büyükşehirler olmak üzere ekonomik krizden olumsuz etkilenen seçmen iktidara, yerel seçimde faturayı kesti.
CHP, elindeki Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya’nın yanı sıra Bursa’yı da kazanarak, Türkiye’nin en büyük 5 ilinde yerelde iktidar oldu. DEM Parti ise Doğu ve Güneydoğu’da, kayyuma devredilen belediyelerini büyük ölçüde yeniden kazandı.
Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete seçim sonuçlarını değerlendirdi. Başkanlar, sonuçların Aleviler açısından ne anlama geldiğini PİRHA’ya anlattılar.
“ALEVİLER VE KÜRTLER ANA MUHALEFET PARTİSİNE ÇOK YOĞUN OY VERDİLER”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Yüksek oy alan ana muhalefet partisinin (CHP) bu oyu alabilecek kadar mevcut uygulamalara ne kadar itirazı vardı? Mevcut savaş haline, yeni bir anayasaya, eğitimin dinselleşmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık talebi, Kürt halkının ana dil ve ulusal kimlik talepleri çok açık ve ortadayken bunlara ne kadar karşı çıktı da oy aldı?” diye sordu.
CHP’nin Kürt sorununun çözümüne karşı olumlu bir tepkisinin olmadığını da söyleyen Doğan, “Buna rağmen halk gidişata itiraz noktasında mevcut ana muhalefet partisine oy verdiğini, Alevilerin çok yoğun oy verdiğini, batı metropollerinde Kürtlerin de yoğun olarak yine mevcut ana muhalefet partisine yönelerek oy verdiğini çok net bir şekilde söyleyebilirim. Bunu biliyoruz hatta kendi içimizde böyle bir yönelmeye zorlanmış durumdayız. Çünkü başkanlık sisteminden dolayı kötünün iyisi diyerek mevcuta yönelme söz konusu oldu” diye konuştu.
“BU SEÇİMDEN GERİYE KALAN EN AĞIR MİRAS ‘TAŞIMALI SEÇMEN’”
Kürt illerinde yapılan taşımalı seçmen meselesine de değinen Doğan, konuya ilişkin şu yorumda bulundu:
“Tarihsel olarak ve insanlığın hafızalarında kalacak olan en önemli olaylardan birisi de Kürdistan bölgesindeki taşımalı seçmen meselesiydi. İktidar insanların iradesine direkt ipotek koydu. Bu kabul edilebilir değildir. Buna karşı da ben herhangi bir kesimden veya herhangi bir partiden itiraz da duymadım. Bu bence bu seçimden geriye kalan en ağır miras.”
“TALEPLERİMİZİ DAHA CANLI BİR ŞEKİLDE ORTAYA KOYMAMIZ GEREKİYOR”
Ana muhalefet partisinden Aleviler ve Kürtler üzerine iktidarın uyguladığı politikalara karşı herhangi bir itiraz göremediğini ifade eden Doğan, şunları söyledi:
“Ben bir kadın, bir Kürt, bir Alevi olarak açıkcası beklentim çok da yüksek değil. Son tahlilde yine bu enerjinin belli çevrelerin potasında eritileceği kaygısını yaşıyorum. Çünkü bugün zindanlar muhaliflerle dolu ve zindanlarda açlık grevleri var, barış anneleri dışarıda bunun temsilini yürütmeye çalışıyorlar ve iktidarın ağzında yeni bir savaş konsepti gündemde biz buna itirazı çok da duymuyoruz. Özellikle Alevilerin ÇEDES programı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Başkanlığı’nın oluşturulmasına karşı da bir itiraz göremiyoruz. Toplumda gidişata bir hayır var. Bu ‘hayır’ ı çok güzel dillendirdiler. Ama bu neye evrilecek? Bizim için gözlenmesi gereken, hassas olan bir yerde duruyor. Hak ve hakikat mücadelesi verenlerin örgütlenmede ve mücadelede mevcut duruma karşı teslimiyet değil hassasiyet geliştirmemiz gerekiyor. Taleplerimizi daha canlı bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.”
TAŞIMALI ASKER VE POLİS GÜÇLERİ İLE ADALETSİZ BİR SEÇİM SÜRECİ TAMAMLANDI
DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ise seçim sonuçlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“AKP -MHP ittifakı devletin her türlü zor ve ideolojik aygıtlarını kullandığı, ayrıca her türlü maddi imkanları seferber ederek, baskı, sindirme, tehdit gibi sindirme yöntemlerini kullandığı, taşımalı asker ve polis güçleri ile adaletsiz bir seçim süreci tamamlandı. Bütün bunlara rağmen DEM Parti’nin kayyum belediyelerini geri alması, kazandığı belediye sayısını arttırması önemli bir başarıydı. Türkiye metropollerinde kent uzlaşısının birçok yerde karşılık bulması, HÜDA-PAR anlayışının karşılık bulamaması çok önemliydi. Başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçleri AKP-MHP ittifakının dinci, ırkçı, cinsiyetçi ve savaş politikalarına onay vermedi. Ayrıca bu mana ile Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının da kabul edilmediği anlamına geldi.”
PİRHA-Aleviler için kutsal olan Kara Çarşamba’nın son günü nedeniyle yurttaşlar, Dersim’de bulunan Gola Çetu Ziyaretgahına gelerek çerağlar uyandırıp, lokmalar pay etti.
Dersim’de Alevilerin inanışına göre “Xızır Ayı” olarak da bilinen Şubat ayından sonra Mart ayının ilk üç çarşambası “Kara Çarşamba” olarak kabul edilir. Yüzyıllardır devam eden bir gelenek olan “Kara Çarşamba” aynı zamanda baharın başlangıcı sayılıyor. Evlerde ve kutsal mekanlarda çıralar yakılır, kurbanlar kesilir ve lokmalar dağıtılır. Dersimliler bu ritüellerle yılın iyi geçmesini ve kötülüklerin defedilmesini diler.
Pülümür ile Munzur Çayı’nın birleştiği yer olan ve Dersim’de kutsal kabul edilen Gola Çetu Ziyaretinde, Kara Çarşamba’nın (Çarseme Şiya) son gününde çok sayıda yurttaş çerağ uyandırıp, lokmalarını pay etti.
Yurttaşların yanı sıra Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ve DAD yöneticileri de çerağlar uyandırıp lokmalar pay etti.
“GELENEKLERİMİZİ SÜRDÜRMEK İÇİN GOLA ÇETO’YA GELDİK”
Geleneklerini sürdürmek için Gola Çeto’ya geldiklerini söyleyen Piri Sevdin Ocağı’ndan Ali Doğan, “Bu gece bizim inanç, itikat ve kültürümüzde yer ve gök birbirleriyle dar ve didar olma gecesi olduğuna inanılıyor. Bu geceden sonra bütün suların, doğanın aklandığına inanılıyor. Bizde bu dönemde ziyaretlere, sulara ve ulu ağaçlara gidilir. Gola Çeto Hızır’ın nişangesi olduğu için buraya niyaz olup lokmalarımızı dağıtıp dileklerimizi istedik” dedi.
PİRHA – DEM Parti ve HDK 17 Mart Pazar günü İstanbul’da yapılacak olan Newroz Deklarasyonu’nu açıkladı. Deklarasyonda meydanlarda özgürlük iradesini beyan eden Kürt halkı için bu yılki Newroz’un Kürt sorununa çözüm kampanyasının ateşine dönüşeceği belirtildi.
İstanbul’da Newroz 17 Mart Pazar günü kutlanacak. İstanbul Newroz’u öncesi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Taksim Hill Otel’de 2024 İstanbul Newroz’una dair deklarasyonu açıkladı.
Açıklamaya DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanları Gonca Yangöz ve Murat Kalmaz, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, HDK Eş Sözcüleri Esengül Demir ve Cengiz Çiçek, Demokratik Bölgeler Partisi(DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ve çok sayıda kişi katıldı.
“BU YILKİ NEWROZ KÜRT SORUNUNA ÇÖZÜM KAMPANYASININ ATEŞİNE DÖNÜŞECEKTİR”
Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş sözcüsü Cengiz Çiçek‘in okuduğu basın metninin tamamında şu ifadelere yer verildi:
“2024 Newroz’u, tekçi devlet geleneğinin dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi faşizme evrildiği günümüz koşullarında, vazgeçmeyenlerin, teslim olmayanların ve zafere inananların yan yana, omuz omuza geldiği gün olacak. Bugün Kürtler, Aleviler, yoksullar, işçiler, kadınlar, gençler AKP-MHP faşizminin politikaları ve şiddet tekeli altında itaat etmeye zorlanırken, Demirci Kawa’nın Dehak’a karşı verdiği mücadelenin sembolü olan özgürlük meşalesi, yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Faşist rejimin ‘çöktürme planının’ hedefinde olan Kürt halkının özgürlük mücadelesi için Newroz, sömürgeciliğe karşı başkaldırının günü olarak önemini koruyor. On yıllardır meydanlarda özgürlük iradesini beyan eden Kürt halkı için bu yılki Newroz, “Abdullah Öcalan’a fiziki özgürlük, Kürt sorununa çözüm” kampanyasının ateşine dönüşecektir.
“İMRALI İŞKENCE SİSTEMİNİ KIRACAĞIZ”
25 yıldır İmralı işkence sisteminde tutulan ve son üç yıldır kendisinden hiçbir şekilde haber alınamayan Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan mutlak iletişimsizlik uygulamaları, Amed zindanından İmralı’ya uzanan tekçi, inkarcı, asimilasyoncu, sömürgeci devlet politikalarının güncel olanıdır. Nasıl ki dün Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın yaktığı üç kibrit yolumuzu aydınlatmışsa, bugün de Sayın Abdullah Öcalan’ın “Newroz halkı” dediği bizler, İmralı işkence sistemini kıracağız. Bunun bir gereği olarak, sömürgeciliğe ve işgalciliğe karşı Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesini yürütenler, dün olduğu gibi bugün de örgütlü iradesini ezilenler ve sömürülenler lehine kullanmaya devam edecektir.
“BU ÇARKI KIRABİLİRİZ, KIRMAKLA MÜKELLEFİZ”
Kürdistan’da özel savaş politikalarıyla Kürt halkına diz çöktürmeyi ve onu halk olmaktan çıkarmayı hedefleyen AKP-MHP faşizmi, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin dört bir parçasını ulusal ve uluslararası sermayeye peşkeş çekmektedir. Yanısıra halkların arasına nifak tohumları ekerek, yürüttüğü üretim ve bölüşüm ilişkileri arasındaki uçurumu savaş politikalarıyla derinleştirmektedir. Rojava ve Güney Kürdistan’da yürüttüğü işgal politikaları, AKP-MHP ittifakının iktidarda kalma garantisiyken, işçi sınıfının sömürü katsayısını sermaye lehine artırmasının da en başat kaldıracıdır. Bizler; ezilenler, yok sayılanlar, sömürülenler, demokrasi talep edenler, kimliğine sahip çıkanlar bu çarkı kırabiliriz, kırmakla mükellefiz.
Kendisini milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik temelinde üreten ulus devletçiliğe karşı demokratik ulus çözümünü ortaya koyan ve bu yönüyle ezilenlerin mücadelesine ciddi katkılar sunan Sayın Öcalan üzerindeki İmralı işkence sistemini parçalamak, tüm emek, demokrasi ve özgürlük güçlerinin de sorumluluğundadır. Bu nedenle İmralı’dan başlayıp tüm topluma yayılan tecrit ve kuşatma karanlığını Newroz ateşiyle aydınlatma zamanıdır. Newroz ateşinin, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik mücadelesini aydınlatması umudunu canlı tutma zamanıdır. Newroz ateşi etrafında Demokratik Cumhuriyet mücadelesi için birleşme zamanıdır.
“AÇLIK GREVİNİN 106. GÜNÜNDE OLAN YOLDAŞLARIMIZA SES OLACAĞIZ”
Kürdistan belediyelerine atanan kayyumlar, tutsak edilen on binler, rant uğruna depreme kurban verilenler, cenazelerine ulaşılamayan maden işçileri, barınamayan öğrenciler, açlığa ve ölüme terk edilen emekliler, elleriyle dünyayı inşa edip karşılığında yok sayılanlar, evlerin içinde görünmeyen emeğin öznesi kadınlar, köylerinden edilen köylüler, ekolojik yıkımın mağdurları. Hep birlikte Newroz alanlarına akacak hasta tutsaklara, hukuksuzca hapishanelerde tutulan Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimcilere, açlık grevinin 106. gününde olan yoldaşlarımıza ses olacağız.
“BUGÜNÜN DEHAKLARI İLİÇ’TEKİ EKOLOJİK YIKIMA SEBEBİYET VEREN İŞÇİ KATİLLERİDİR”
Bugünün Dehakları dünya mafyasını ülkesinde ağırlayanlardır. Bugünün Dehakları eğitimi belli bir sınıf için sağlayıp, halk çocuklarına erkenden işçiliği dayatanlardır. Bugünün Dehakları 17.500 liraya işçileri patronlara peşkeş çekenlerdir. Bugünün Dehakları boşanmak isteyen kadınları katleden erkekleri koruyan, kadınların nafakalarına göz koyanlardır. Bugünün Dehakları Filistin halkına selam gönderirken İsrail devletiyle ticari ilişkilerini sürdürenlerdir. Bugünün Dehakları İliç’teki ekolojik yıkıma sebebiyet veren işçi katilleridir.
“ZAMAN EZİLENLERİN ORTAK MÜCADELESİNDE DAHA FAZLA ISRAR ETME ZAMANIDIR”
İçinden geçtiğimiz tarihsel sürecin başarısı ve mücadelemizin zaferi hepimizin elzem görevidir. Newroz bayrağını bugünlere taşıyan tüm yoldaşlarımıza ve halkımıza sözümüz, özgürlük olsun. Zaman, İmralı işkence sistemini kırma zamanıdır. Zaman Kürt sorununun demokratik çözümünü ve Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü sağlama zamanıdır. Zaman özgürlük taleplerini en güçlü şekilde haykırma ve toplumsal mücadeleyi büyütme zamanıdır. Zaman kimliğini ve kültürünü anadilinle yaşama zamanıdır. Zaman toplumun üzerine karabasan gibi çöken karanlığı Newroz ateşiyle aydınlatma zamanıdır. Zaman zindanlardaki yoldaşlarımızla özgür ortamlarda kucaklaşma zamanıdır. Zaman ezilenlerin ortak mücadelesinde daha fazla ısrar ve bunu güçlendirme zamanıdır. Bu duygu ve düşüncelerle halkların Newroz Bayramı’nı kutluyor, başarılar diliyoruz.”
PİRHA- DAD Genel Merkezi, aydınların ve sanatçıların ‘Barışa ses olalım’ çağrısına destek amacıyla, ‘Barışa çerağ olalım’ başlıklı bir açıklama yaptı. Açıklamada “Ortadoğu’da ve yaşadığımız ülkede en acil ihtiyacın ‘barış’ olduğu bilinciyle bu çağrıya, inancımız içerisinde aydınlığın simgesi olan çerağlarımızı uyandırarak cevap veriyoruz ve eşlik ediyoruz” denildi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, aydın ve sanatçılardan oluşan 564 kişinin ‘Barışa ses olalım’ çağrısına destek amacıyla, Dersim’deki kurum temsilcilerinin yoğun katılımıyla ‘Barışa çerağ olalım’ başlıklı bir açıklama yaptı. Çerağ uyandırılmasından sonra açıklamayı DAD Eş Genel BaşkanıKadriye Doğan okudu.
“EN ACİL İHTİYACIMIZ BARIŞTIR”
Aydın ve sanatçıların toplumun vicdanına seslenerek, ‘Barışa ses olalım’ çağrısıyla yıllardır Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin barış mücadelesine dikkat çektiğini, bu sese karşılık vermenin insani, vicdani, ahlaki, politik ve entelektüel bir görev olduğunu vurgulayan Kadriye Doğan, “Ortadoğu’da ve yaşadığımız ülkede en acil ihtiyacın ‘barış’ olduğu bilinciyle bu çağrıya, inancımız içerisinde aydınlığın simgesi olan Çerağlarımızı uyandırarak cevap veriyor ve eşlik ediyoruz” dedi.
“BARIŞA ÇERAĞ OLALIM”
Doğan, açıklamasında şunları ifade etti:
“Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanacak toplumsal barışın sağlanması için özgür ve eşit yurttaş varlığının sağlanması, Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi ve Kürt sorununun demokratik siyaset çerçevesinde çözülmesi için barışa çerağ olalım.
Militarist politikalar sonucu işgal alanına dönüşen Rojava gerçekliği karşımızda duruyor. Yükselen savaş politikalarına karşı hep birlikte barışın sesini yükseltelim.
Ukrayna savaşı ile başlayan sonrasında Filistin- İsrail savaşında ve yine Ermeniler üzerinden geçmişten bugüne kadar süren yok etme savaş gerçekliği yaşanmaktadır.
“NE HOŞ SEDADIR BARIŞA ÇAĞRI”
Ölümün kol gezdiği, savaş, baskı, tutuklama ve tecrit politikalarıyla barışın öznesi olabilecek herkesin sesinin kısılmaya çalışıldığı, barış için açlık grevine bedenlerini yaptıran canların mücadelesinin görmezden gelindiğini bir zamanda, barıştan yana olan herkesi “güvercin tedirginliğinde” yaşamaya iten bir dönemde umuttur bu ses.
Toplumsal biraradalılığın yitirilmemesi ve eşitlik temelinde devamının sağlanması adına insani, vicdani, ahlaki, politik ve entelektüel bir görevdir bu sese karşılık vermek.
“TURNANIN KANADINA, ÇOBANIN KAVALINA”
Turnanın kanadına, çobanın kavalına, suyun çağlayanına, rüzgârın ıslığına da söyleyelim. Militarist politikalar sonucu yükselen savaş politikalarına karşı hep birlikte barışın sesini yükseltelim. İnancımız ‘insan Hakk’ta, Hakk insanda’ düsturu ile hayatı yorumlar insan ve doğayı bütünlüklü kavrar. Bu doğrular çerçevesinde seyreden ikrar ve rızalı yaşama Rêya Heq-Hak Yolu deriz. Aksi yönde insan ölümlerine sebep olan ve savaş politikaları sonucu doğa kıyımlarını açığa çıkaran, süreç ve iktidar yapılanmalarını ise Nehak olarak kavrar, Hak olmayan olarak nitelendiririz. 85 milyonluk koca ülke yarı açık mahpushaneye döndü.
İnsanların yarısı mahkum, diğer yarısı adeta onların gardiyanı olmuş durumda. Savaşın kazananı, savaşı çıkaran egemenler iken, kaybedeni tüm halklardır.
“SAVAŞIN DEVAMI IRKÇI VE TEKÇİ İKTİDARIN DEVAMI DEMEKTİR”
Onlarca yıllık savaş hali, uygulanan savaş ekonomisi; Geleceği çalınan çocuklar, gençler demektir. Emekçiler için yoksulluk demektir. ‘Bir kurşunun ne kadar olduğunu’, doğurduğu krizlerin mağduru olan halklar bilmektedir.
Savaşın devamı; Kürtlerin, Alevilerin eşit-özgür yurttaşlık, Kadınların ise özgür eş yaşam mücadelelerinin görünmez kılınarak terörize edilmesi ve ırkçı ve tekçi iktidarların devamı demektir. Her geçen gün derinleşen kriz ortamı içinden çıkılmaz hale dönüşmeden, barış sesine ses verip çerağımızla ortaklaşırken; bizlerde başta Aleviler olmak üzere, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi veren tüm toplumsal kesimleri sesimizi yükseltmeye ve barışa dair uyandırdığımız çerağın aydınlığında buluşmaya davet ediyoruz.”
PİRHA-Mezopotamya ve Anadolu’da halkların geleneği olan Gaxan, İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde coşkuyla kutlandı. Etkinlikte konuşan Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Hıdır Karataş,”Bu yıl özellikle kadın cinayetleri noktasında kalbimizi yaralayan bir sürü vahşet yaşandı. Bunları şiddetle kınıyorum. Umuyorum ki 2024 yılı, bu şiddetin ve baskıların son bulduğu bir yıl olur” dedi.
Dersim coğrafyası ve Mezopotamya halkları tarafından kutlanan Gaxan yeni yılın gelmesini müjdeliyor. Eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılarken bolluk, bereket için lokmalar pişirilip dağıtılıyor. Köylerde yaşarken kapı kapı tüm evlerin dolaşıldığı bu gelenek şehirlere göçle birlikte şehirlerde de yaşatılmaya çalışılıyor.
Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı (Gazi Cemevi), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, Gazi Dersimliler Derneği, Sivas Konfederasyonu, Ulaş Köyleri Konfederasyonu, Zara Dernekler Federasyonu, Sivas Gürlevik Dernekleri Federasyonu, İstanbul Varto-Der, Kangal Dernekler Federasyonu ve Sivas Karabel Yöresi Dernekleri Federasyonu’nun organize ettiği ‘2. Gazi Mahallesi Geleneksel Gağan Şenliği’ Gazi Mahallesi’nde yapıldı.
Davul zurnalı Gaxan ekibinin sokak sokak dolaşıp yaptığı gösteriler ve esnaf ziyareti ile başlayan Gaxan kutlamaları, Gazi Cemevi’nde yapılan konuşmalar ve lokmaların pay edilmesinin ardından sona erdi.
GÜLBENG VERİLDİ, LOKMALAR PAY EDİLDİ
Baba Mansur Ocağı evladı Haşim Kızılveren, 2024’ün barış ve hoşgörü içinde olan bir yıl olmasını diledi.
Ağuçan Ocağı’ndan Aziz Güler Dede, “Bir toplumu yok etmek istiyorsak topa tüfeğe ihtiyaç duymadan gelenek görenekleri kaldırmak yeterlidir” diye konuşarak Gağand lokması duasını verdi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Elimizden geldiğince inancımızı aktarmak bizim görevimizdir” diyerek yeni yılı kutladı.
Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, ise yeni yılı kutlayarak “Bir toplumun geleceği dilidir, geleneğidir, geçmişteki aidiyetidir. Bu yıl özellikle kadın cinayetleri noktasında kalbimizi yaralayan bir sürü vahşet yaşandı. Bunları şiddetle kınıyorum. Umuyorum ki 2024 yılı, bu şiddetin ve baskıların son bulduğu bir yıl olur” diye konuştu.
PİRHA- Demokratik Alevi Derneği 4. Olağan Kongresi’ni Dersim’de yaptı. Türk- İslam sentezinin dışında kalan herkesin kendi dilinden, inancından ve hakikatinden koparıldığını belirten Musa Kulu, “Ama bizim kendi dilimiz, kültürümüz ve tarihsel hafızamızla yaşamı yeniden korkusuzca inşa etmek gibi bir ahlaki, vicdani ve politik bir sorumluluğumuz var” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) 4. Olağan Kongresi’ni Dersim’de Sinema62 salonunda yaptı. Salonun tamamen dolduğu kongreye, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DEM Parti MYK üyesi ve Halklar ve İnançlar Meclisi Eşbaşkanı Yüksel Mutlu’nun yanı sıra Dersim’de bulunan sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri katıldı.
Divan seçimiyle başlayan kongrede ilk önce pirler, analar çerağ uyandırdı. Gulbanglar, dualar verildi. Zakirler sahne alarak üç dilden deyişler, kılamlar söylediler. Ardından konuşmalara geçildi. Konuşmalarda genellikle barışa vurgu yapılırken, inanca ve kimliğe yönelik saldırılar ile devletin Aleviliğe yönelik yürüttüğü asimilasyon politikalarına karşı birlik olunması gerektiği dile getirildi.
“DERSİM COĞRAFYASINDAKİ BU İNANCI YAŞATMAK DURUŞUMUZDUR”
Sahneye ilk olarak DAD Eşbaşkanları Kadriye Doğan ve Musa Kulu çıktılar.
DAD’ın, “İnancımızla örgütlenip hakikatimizle yaşayacağız. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir” şiarını hatırlatarak konuşmasına başlayan Kadriye Doğan, “Dersim’deki, Raya Haq coğrafyasındaki bu inancı yaşatmak duruşumuzdur” dedi.
“YÜZ YILLIK CUMHURİYETİN BİZE BIRAKTIĞI ÖLÜM, İNKAR VE ASİMİLASYONDUR”
Maraş Katliamı’nın yıl dönümünü hatırlatarak konuşmasına başlayan Musa Kulu ise, “Yüz yıllık cumhuriyetin bize bıraktığı ölüm, kan, inkar ve asimilasyondur. Hiçbir öteki, Türk ve İslam’ın dışında bu topraklarda yaşayan Kürdü, Alevisi, Hristiyanı, Ezidisi, Arabı, Çerkezi, Lazı kendi dilinden inancından hakikatinden koparıldı. Ama bizim kendi dilimiz, kültürümüz ve tarihsel hafızamızla yaşamı yeniden korkusuzca inşa etmek gibi bir ahlaki, vicdani ve politik bir sorumluluğumuz var” ifadelerini kullandı.
“DERSİM TOPRAKLARI OCAKLARIN DİYARIDIR”
Kendisine, çevresine, toplumuna yabancılaşmış bir insanın kültürüne asla uyum sağlayamayacağını belirten Şıx Çoban Ocağı pirlerinden İbrahim Kete, “Dersim toprakları evliyaların, enbiyaların, gerçeklerin, sadıkların, mürsellerin toprağıdır. Ocakların diyarıdır. Bugün cemal cemale gelmek, cemalleri nur saçan siz değerli canların da aşkın, muhabbetin tadına da asla doyum olmaz” dedi.
Yapılan kongre sonucunda DAD’ın yeni Eş Başkanları Zeynel Kete ile Kadriye Doğan oldu.
PİRHA-10 Aralık’ta yapılan ‘Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye’ mitingini değerlendiren DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Mitingde kadından, doğadan, emekten, Kürtlerin varlığından, anadil sorunundan, Alevilerin taleplerinden, iktidara ve tüm topluma net bir mesaj verildi” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 10 Aralık’ta yapılan ‘Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye’ mitingine dair izlenimlerini PİRHA‘ya anlattı.
“MİTİNG TOPLUMLA BULUŞMADA ÖNEMLİ BİR İŞLEV GÖRDÜ”
10 Aralık’ta Alevi kurumlarının yaptığı mitingin çok değerli olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Bütün Alevi kurumları alanda birleşmeyi ve birlikte miting örgütlemeyi başardılar. Genelde mitingin başarısı mitinge katılan kitlenin sayısıyla ölçülüyor ama ben o açıdan bakmıyorum. Mitingin örgütlenme sürecinde Alevi örgütlülüğü geniş yelpazede siyasi partilerle, sivil toplum örgütleriyle, yöre dernekleriyle ve inanç kurumlarıyla çok ciddi temaslar kuruldu. Alevilerin talepleri bu platformlarda da dile getirildi. Miting, Alevilerin kendilerini anlatma, taleplerini dillendirme noktasında toplumla buluşmada çok önemli bir işlev gördü” dedi.
Alevilerin kendi sorunlarının çözümünün, tüm toplumun sorunlarının çözümüyle ortak olduğunu görmeleri gerektiğini vurgulayan Doğan, “Miting öncesinde siyasi partilerle yapılan görüşmelerde ‘sizin yanınızdayız’ diyenler de oldu, cumhuriyetin kurucu kodlarından bahsedenler de oldu. Mitingde kadından, doğadan, emekten, Kürtlerin varlığından, anadil sorunundan ve Alevilerin taleplerinden, iktidara ve tüm topluma net bir mesaj verildi. Verilen mesajlar üzerinden değerlendirirsek doyurucu bir miting oldu. O alanda çok kişinin olması değil ancak mitingin örgütlenme sürecinde toplumsal temasın çok boyutlu bir düzeyde olduğunu söylemek lazım. Alevi örgütlerinin cemevleri üzerinde kontrolünün olmadığını gördük. O yüzden önümüzdeki süreçte cemevleriyle çalışma konusu olarak ilgilenilmesi ve bu durumun gözden geçirilmesi gerekiyor” diye belirtti.
9 Aralık’ta Alevi kurumlarıyla devletin yaptığı toplantının, mitingin coşkusunu azaltmak için yapıldığını belirten Doğan, “Mitinge katılıma etkisi olduğunu düşünüyorum, en azından iktidarın mitinge müdahil olmaya çalıştığı çok net. Çünkü neden 14 Aralık’ta yapacağı toplantıyı mitingden bir gün önceye alıp cumhurbaşkanı yardımcısını çağırıyor. Alevi kurumları, toplantıya bütün Alevi kurumları çağrıldı diye söylüyor ancak toplantıya Demokratik Alevi Dernekleri çağrılmadı. Alevi kurumlarından ‘toplantıya DAD harici bütün Alevi kurumları çağrıldı’ demelerini rica ediyorum. Biz toplantıya davet edilmedik ama biz Türkiye genelinde oldukça örgütlü bir yapıyız” şeklinde konuştu.
PİRHA- Alevi kurumlarının genel başkanları, 10 Aralık Pazar günü saat 14.00’te İstanbul Kadıköy’de “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingini konuşmak üzere X (Twitter) sohbet odasında buluşacak. Saat 21.00’de başlayacak sohbet, Alevi Basın Odası sayfasından yönetilecek.
Mitinge hazırlıklar devam ederken, Alevi Basın Odası’nın organize ettiği Twitter (X) sohbet odasında her gün Alevi kurumlarının genel başkanları konuk oluyor.
Bu akşam moderatörlüğünü Sevim Yalıncakoğlu (Alevi Anası) ve Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya‘nın yapacağı sohbet odasına, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Anadolu Alevi Canlar Federasyonu (AACF) Başkanı Zeynel Şahan konuşmacı olarak katılacak.
Bu akşam saat 21.00’de başlayacak ‘Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye’ konulu sohbet odasına Alevi Basın Odası (@AleviBasin) hesabı üzerinden ulaşabilirsiniz.
PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan cumhuriyetin ilk 100 yılını kadınlar açısından değerlendirdi. Doğan, “Bir toplum ya da birey birini köleleştirmişse, yani ‘sen yoksun, sen bana tabisin’ demişse toplumun kendisi de hür ya da özgür değildir” dedi. Doğan, Alevi kadınların inanç konusunda yeterli örgütlenmediğini ve güçlenmediğini de kaydetti.
Cumhuriyet, halkın ülke yönetiminde egemen olduğu bir devlet şekli olarak tanımlanır. Erkin tek elde toplanmasına karşı olan cumhuriyet anlayışı, Anadolu’da Osmanlı’nın tasfiyesi ile şekillendi. Saltanatın kaldırılması ile cumhuriyet ilan edildi. 100 yıl geçti. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.
100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma ve asimilasyon uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.
Aleviler ise ikinci yüzyıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.
Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.
Cumhuriyetin geride kalan 100 yılını kadınların nasıl geçirdiğini Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ile konuştuk.
“ALEVİLERİN İNANCI YASAKLANDI”
Cumhuriyet’in tekçilik üzerine kurulduğunu ifade eden Kadriye Doğan, “Bir Alevi kadın olarak geriye bakıp yüz yılı değerlendirdiğimde şunu söyleyebilirim kuruluş kodları itibari ile tekçilik üzerine kurulan bir cumhuriyettir. Sadece Türklük ve Sünni mezhebi üzerine kurgulanmıştır ve bu yüzyıllık süreçte bütün kurumlarını bunun üzerine inşa etmiştir. Eğitimi hukuku, tüm kültürel kodları bunun üzerine inşa edilmiştir. Zaten kurulduğu günden itibaren de Şeyhülislamlığı kaldırdığı anda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşuna tanıklık ederiz. Ve Aleviler’in inançları bir anda yasaklandı, bu inancın tüm kurumları ortadan kaldırıldı ve tüm varlıklarına da el konduğuna tanıklık ederiz. Bunu geldiğimiz noktada da değerlendirdiğimizde bugün itibarıyla geçmişte inanç olarak katliamlarla yaşadığımız bir süreçten bugün ise artık fiziki katliamdan vazgeçip inceltilmiş bir asimilasyon programıyla ve inancımızı devletin ve çeperindeki kurum ve kuruluşların siyasilerin daha doğrusu egemenlerin tanımladığı ve egemenlerin kontrol eder bir noktada olduğunu görüyoruz. Ve inancımızı özgürce yaşayamıyoruz. Yani bunu bize bırakmıyorlar. İstiyorlar ki devlet kendi güdümünde bir Alevilik yaşatılsın veyahutta kontrolüne alınsın çerçevesini de kendi çizsin istiyor” dedi.
Doğan, asimilasyona karşı mücadele ettiklerini ifade ederek şunları söyledi:
“Kadın olarak baktığımızda da bilirsiniz ki her inanç, her kültürel yapı ve her dil anne üzerinden ileriki kuşaklara aktarılır. Bugün itibari ile gelecek kuşaklara taşınmasının olanaklarının ortadan kalktığını görüyoruz. Geçmişte elbetteki inancımızın yasaklı olması gizli olması ve toplumun hafızasına kirletilmiş olarak nakşedilmesiyle, toplumun içinde göğsümüzü gere gere inancımızı söyleme noktasından geri kaldık. Eğitim kurumlarında bunu yaşatma bunu inşaa etme konusunda geri kaldık. Gelinen noktada da artık asimilasyon çemberinden kurtulabilmek için çırpınıyoruz.”
“BU KAZANIMLAR KADINLARIN KENDİLERİNE AİTTİ”
Cumhuriyetin birinci 100 yılını geride bırakıp ikinci 100 yılını idrak edeceğimiz bir sürece girdik diyen Doğan, yeni dönem için şu değerlendirmelerde bulundu:
“İkinci 100 yıla girerken ben esas olarak şunu söylemek isterim. Bir toplum ya da birey birini köleleştirmişse, yani sen yoksun, sen bana tabisin demişse toplumun kendisi de hür ya da özgür değildir. Biz Türkiye’de ne yazık ki bu gerçekle karşı karşıyayız. Çünkü cumhuriyet işte büyük kazanımlardan, kadın kazanımlarından kadının seçme ve seçilme hakkının verildiğinden bahseder. Oysa şunu çok iyi biliyoruz cumhuriyetin kuruluş sürecine kadar çok ciddi kadın örgütlenmeleri, kadın mücadelelerinin olduğunu, hatta bir dönem kadın partisinin kurulduğunu, bu dönemde çok ciddi mücadelelerin verildiğini biliyoruz. Yani kimse kimseye bir şey lütf etmiyor. Bu kazanımlar kadınların kendilerine aitti ve olması gereken bir durumdu.
“İNANÇ KONUSUNDA KADIN ÖRGÜTLENMESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ GEREKİYOR”
Alevi kadınları siyasi hareket içerisinde kadın özgürlükçü bir yaşamı demokratik bir yaşamın inşasında oldukça yoğun emek veriyorlar. Fakat inanç konusuna geldiğimiz zaman bunu örgütleme noktasında yeteri kadar güçlü değiliz. Başarılı da değiliz ve bunu bir sorun olarak önümüze koymak, bunu görmek durumundayız. Nasıl ki toplumsal özgürlüğü, eşitliği kadınlar inşa edecekse inancımızı da yine kadınlar geleceğe taşıyacaktır. Gelecek kuşaklara aktaracak olanların da kadınlar olduğunun bilinciyle kadın örgütlenmesi güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda bize ciddi görevler düştüğünün farkındayız.
“CEZAEVLERİ SİYASİ KADINLARLA DOLU”
Cumhuriyet kadınlara çok büyük kazanımlar verdi derken bunlar hamasi sözler. İşte üzerinde sorgulanmıyor. Gültan Kışanak’ın yedi yıllık tutukluluk süreci doldu artık tutuksuz yargılanması gerekiyor ve buna izin verilmiyor. Cezaevleri kadın özgürlük mücadelesi veren siyasi kadınlarla dolu. Mevcut sistemde tam da bu iki yüzlülükle karşı karşıyayız. Çağrımız budur işte; artık bundan vazgeçelim. Siyaset yapan çıksın özgürce siyasetini yapsın, inancını örgütlemek isteyen inancını kendi özgünlüğüyle yaşamak isteyenler bu şekilde yaşasın, dilini eğitim dili olarak kullanmak isteyenler o dili geliştirsin, yaşasın. Bunlar bu ülke için bir zenginlik olarak değerlendirilmeli.”
PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ve DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ismi HEDEP’e dönüştürülüp eş genel başkanları yenilenen Yeşil Sol Parti’deki değişimi değerlendirdi. Kurum yöneticileri, yürüttükleri mücadelenin HEDEP ile örtüştüğünü belirterek “Bu siyasi çizgi, özünde tüm farklılıkları kucaklayan ve demokratik bir yaşamı vadeden bir siyasi çizgidir” dediler.
14 Mayıs seçimlerinden alınan sonuçlar doğrultusunda bir tür ‘yenilenme’ süreci başlatan Yeşil Sol Parti, bölge toplantılarının ardından 4. Büyük Kongresi’ni 15 Ekim’de yaptı. İsmi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olan Yeşil Sol Parti’nin kongresine katılım ise geniş oldu.
“Değişim, öze dönüş” vurgusunun öne çıktığı kongrede partinin ismi, eş genel başkanları ve merkezi yönetimi de yenilendi. Bu yenilenmeyle birlikte parti söyleminde de bir önceki döneme kıyasla ‘Kürt sorunu ve tecrit’ başlıkları daha üzerinde durulan konular oldu.
Verilen mesajların, halk ile yapılan 600 civarında toplantı sonucu belirlendiği ifade ediliyor. 15 Ekim öncesi Alevi kurum temsilcileriyle de bir araya gelen HEDEP temsilcileri, bundan sonrası için Alevi sorununu ne derece gündemine alacak; Alevi örgütlerinin başkanları ile bu konunun detaylarını konuştuk.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, HEDEP ile birçok ortak mücadele yürüttüklerinin altını çizdi. Erçe, HEDEP Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakır’a başarılar dileyerek, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye’de emekten, özgürlüklerden, barıştan, demokrasiden, adaletten, laiklikten yana mücadele yürüten bütün partilerin kongrelerini, kurultaylarını ve açıklayacakları programları dikkatle izliyoruz. Dün de Yeşil Sol Parti, büyük kongresini topladı, verilen mesajları dikkatle izledik. Her şeyden önemlisi adını değiştirdi ve adında geçen ‘halkların eşitliği ve demokrasi’ kavramları bizler için çok kıymetli. Çünkü Alevi kurumları olarak yıllardan beri bu ülkede eşit yurttaşlık, laiklik, demokrasi, barış ve adalet mücadelesi veriyoruz. Dolayısıyla bakıldığında aslında HEDEP ile vermiş olduğumuz mücadeleler örtüşüyor. Bu ülkede kalıcı bir barışın sağlanması noktasında verilen mücadelelerimiz ortak, adalet mücadelemiz, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollarla çözümüne dair yaptığımız söylemler birbiriyle örtüşüyor. Diğer demokrasi mücadelesi veren partilerle olduğu gibi HEDEP ile de yan yana kol kola durmaya bugüne kadar olduğu gibi devam edeceğiz. Çünkü buna ihtiyacımız var. Bu ülkede halkların buluşmasına, mazlumların ve mağdurların mücadelelerini birleştirmesine ihtiyacımız var. O nedenle ‘Birleşe birleşe kazanacağız’ diyoruz.
Partinin yönetimine seçilen Eş başkanlık görevine getirilen 2 değerli dostuma başarılar diliyorum; yolunuz açık Hızır yardımcınız olsun. Bugüne kadar olduğu gibi yan yana; bu ülkede herkesin dilinden, dininden, memleketinden, cinsiyetinden, cinsel tercihlerinden dolayı horlanmadığı, baskılara maruz bırakılmadığı, öldürülmediği bir Türkiye’yi hep beraber inşa etmek durumundayız. Mücadelemiz laik ve demokratik bir cumhuriyeti kurma mücadelesidir. Aleviler, Kürtler, Çerkezler, Araplar, Süryaniler, Ezidiler, Lazlar, Gürcüler; aklınıza ne geliyorsa bu ülkede yaşayan herkes, inanan inanmayan, Alevi, Müslüman, Hristiyan hiç fark etmez, hepsinin ortak mücadelesi kıymetlidir.”
“HEDEP, UMUT VEREN BİR YERDE DURUYOR”
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da, HEDEP çizgisini bildiklerini ifade ederek, “Bu siyasi çizgi, özünde tüm farklılıkları kucaklayan ve demokratik bir yaşamı vadeden bir siyasi çizgidir” dedi. Doğan, HEDEP kongresinde her iki eş genel başkanın konuşmasında Alevilerin eşit yurttaşlık talebini gören bir beyanın olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu elbette ki bizleri memnun eden bizlerin de beklentisini karşılayan bir yerde duruyor. Ama şunu da vurgulamak gerekiyor; bildiğiniz gibi genelde Türkiye’deki Alevilerin inanç ve siyaseti birbirinden ayıran yerde durmaları ve Alevilerin siyaset yapmamaları konusu hep vurgulanır. Alevilerin de bu duruşta kendimizi gözden geçirip bir talebimiz varsa ki vardır çok da ciddi sorunlarımız vardır. İnancımız asimile edilmek, devlet tarafından sürekli törpülenmek, değiştirilmek, dönüştürülmek durumunda kaldı. 100 yıldır gerçekten inancımızı yaşatma konusunda epeyce mesafe kaybettik. Kentlere gelmekle beraber doğasından kopan bu inanç, kendini yaşatmakta güçlüklerle karşı karşıya kaldı.
Son zamanlarda iktidarın yeni hamleleri ile aynı zamanda yok oluşa doğru giderken HEDEP’in bu yaklaşımı elbette ki bizim için olumlu bir yerde duruyor. Bizim kongrede taleplerimizi karşılayan ve genel anlamda da Türkiye halklarının farklılıklarının demokratik, eşit, özgürlük taleplerini de karşılayan yerde durması elbette bizim için oldukça olumlu ve umut veren bir yerde duruyor.
Ayrıca Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan eş genel başkan oldular. Tülay Hatimoğulları’nın Alevi kimliği vurgulandı. Toplum tarafından bunun bizdeki karşılığı açıkça şöyle bir yorum getirilebilir; evet bu siyasi çizgi farklılıklara aralık açtığını ve kabullendiğini ve farklılıkları zenginlik olarak gördüğünü söylüyor ve uyguluyor. Yani bu söylemindeki samimiyeti gösteren bir yerde duruyor. O anlamıyla ben Alevilere yaklaşım konusunda her iki eş başkanın da birbirlerinden zerre kadar farklı düşünüp davranmayacaklarını ve bu siyasi çizgiyi genel anlamıyla sorumluluğunun olduğunu ve bu beyanlara uygun davranacaklarını bilen bir yerde duracaklarını düşünüyorum. Demokratik, özgür, eşit yaşamın inşasında hepimize düşen bir sorumluluk olduğunu vurgulamalıyım. Hem birbirimizi, hem Alevi kurumlarının kendi içerisindeki güçlenmeyi sağlayarak, birbirlerini büyütmenin arayışları içerisinde siyasi anlamda da var olmanın yollarını da daha güçlü bir şekilde var ederek bu alanı bizim de değerlendirmemizi, demokratik zeminde siyaset yapmanın gerekliliğini, zorunluluğunu da vurgulamak isterim.”
PİRHA-Geçen günlerde gözaltına alınan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, son zamanlarda Alevilere yönelik polis operasyonlarına ilişkin konuştu. Doğan,”Bizler doğru yerdeyiz. Canlar, kendi varlıklarını, kendi kimliklerini, kendi inançlarını ısrarla var etmek için demokratik zemini ve bu mücadeleyi asla bırakmasınlar” dedi.
İçişleri Bakanlığı yerleşkesinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğü’ne dönük 1 Ekim’de gerçekleştirilen saldırı sonrası 2 Ekim’de İstanbul ve Kırklareli’nde aralarında Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile sivil toplum örgütü yöneticilerinin de olduğu 20 kişi gözaltına alınmıştı. 4 kişi tutuklanırken, diğerleri serbest bırakılmıştı.
Gözaltına alınanlar arasında Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da vardı. Doğan, Can TV’de Ezgi Soysal ile Can Aktüel Bu Sabah adlı programa katıldı.
“VARIZ, VAR OLACAĞIZ”
Sarıyer Cemevi’ne yapılan polis baskınını kınayarak sözlerine başlayan Doğan, “Sarıyer Cemevi baskına uğramış, bu çok çirkin bir saldırıdır. Bizler Alevi olarak yaşamak ve Aleviliği yaşatmak için, hak ve hakikat yolunda ilerlemeye çalışan canlarız. Ama karşılaştığımız muamele ne yazık ki tarihsel uzun bir süreçten bu yana yok sayılmak, yok edilmek, değiştirilip, dönüştürülmek üzere kendilerine amaç edinilmiş bir inancın mensupları olarak varız, var olacağız. Yaşayacağız, yaşatacağız. Azmimiz, kararlılığımız budur. Ulularımız bize söylemiş ‘dönen dönsün biz dönmeyiz yolumuzdan’ biz dönmeyeceğiz. Bu yolu yaşatacağız” dedi.
“DÖNEN DÖNSÜN BEN DÖNMEM YOLUMDAN”
Katıldığı programda gözaltına alındığı süreçte yaşadıklarını da aktaran Kadriye Doğan,”1 Ekim’de bizim Gazi Cemevi’nde İstanbul DAD Şubenin kongresi vardı. DAD şubelerinin hepsinde kongre gerçekleştirdik. Yani DAD yeni bir yapılanmaya, yeni yönetimlerini oluşturmak üzere uzun bir emek vermişti ve o gün finaldi tüm şube kongrelerimizi gerçekleştirmiştik. Fiziki takip ile Dilber canın evinden alındım eve getirildim. Eve geldiğim zaman manzara insan bir düşünüyor yani, benim boyum, bedenim belli, yaşım belli inanılmaz bir kuşatma ile sitenin, evin etrafı, çok kalabalık bir kuşatma ile karşılaştım. Bir gerekçeleri vardı, zaten 20 küsür insanı bir operasyonla birlikte almışlardı. İlk gün bizi gece bir sohbete çağırdılar yani niye gözaltına aldıklarını söyledikleri ve soru sordukları kısa bir sohbet oldu.
Son tahlilde şunu sordular ‘siz DAD’da ne yapmak istiyorsunuz’. Asıl soru da buydu zaten. DAD’da Aleviliği yaşatmak istediğimi söyledim ve ben bir hak ve hakikat arayışçısıyım. Pirim Pir Sultan’ın da dediği gibi ‘Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’ dedim ve kalktım. Saatlerce ifade vermek zorunda kaldım. Tutaklanma istemiyle hakimliğe sevk edildim. Sonuç olarak şu an dışarıdayım ama şunu söyleyim, Aleviler Türkiye’deki bizim öteki tabir ettiğimiz emek ve demokrasi çevresi yani demokrasi arayışı içerisinde olan tüm kesimler ısrarla ve inatla diyoruz ki, bu ülkedeki farklılıkları kabul edin, varız ve var olacağız. Bunu mücadelesini anayasal zeminde, demokratik zeminde vereceğiz” dedi.
“ALEVİLER, KADINLAR, KÜRTLER BARIŞ DİYOR”
Türkiye’nin geleceği ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Doğan, Alevilerin taleplerinde ısrarcı olmaları gerektiğini vurguladı. Doğan, şunları söyledi:
“Türkiye’nin gittiği noktayı bir örnekle belirtmek istiyorum. Bilirsiniz ekranlarımıza sık sık yansır. Etiyopya, Somali, oradaki görüntüler şudur: Bir deri, bir kemik ve oturup bir deri bir kemik haliyle çocuklarını emzirmeye çalışan anne, göz kapaklarına ve dudak kenarlarına sinekler konan o küçücük çocuklar manzarası vardır. Somali niye öyle biliyor musunuz? Somali’nin ekilecek toprağı mı yok? Var. Ama o topraklar, o sular zengin topraklar, Araplar tarafından Arap şeyhleri, Arap zenginleri tarafından kiralanıyor. Doğu toprakla o şekilde işletiliyor. Bugün biz aynen o noktaya gidiyoruz. Şimdi bu savaşla, bu karambol, bu bulanık ortamda Türkiye’nin bütün iştirakleri, fabrikaları, limanları Türkiye vatandaşının içine giremeyeceği noktaya geldi. Yani biz bu kapak kalktığında, bu kaos, bu karanlık dönem geçtiğinde, gözümüzü açtığımızda elimizden bir şeyin kalmadığını göreceğiz. Siyasetçiler kendileri de itiraf ediyorlar. Ama dönüp de bir şey yapma ihtiyacı duymuyorlar.
Şimdi bu noktada Aleviler, demokratik kadınlar, Kürtler barış diyorlar. Birlikte yaşamının inşası diyorlar. Buna kulaklarını tıkayıp bizim gibi insanları terör ve terörist yaptasıyla tezgahlara çekerek, korkutarak, ürküterek, ters kelepçelerle veyahut da kelepçeyle gözaltı durumlarıyla gölgeleyerek bu memleketi Etiyopya noktasına götürürken yaptıkları sorumsuzluğu bunlarla gizlemeye çalışıyorlar. Yani asıl suçlu kim? Biz miyiz? Biz barış istiyoruz. Biz diyoruz ki barış yaşamayı ihya edelim. Ortak yaşamayı becerelim. Ama ne yazık ki bugüne kadar gerçekten Türkiye’de bu barış ortamını bizler ne kadar söylediysek söyleyelim inşa edemedik ama söylemeye de devam edeceğiz.
“BİZİM İNANCIMIZIN BARIŞÇI YÖNÜ BU ÜLKEYE KATKIDIR”
Bu topluma da gerçekten derdimizin ne olduğunu anlatma konusunda da biraz daha gayretkar, biraz daha özverili olmamız gerektiği noktasına gelmek durumundayız. Evet buna sadece ben maruz kalmadım. Biraz önce söylediğiniz cemevi baskını vardır. Birkaç gün öncesinde biliyorsunuz diğer Alevi kurum yöneticileri, eş başkanlarımız ters kelepçe ile gözaltına alınmışlardı. Ve sanıyorum bugün itibariyle bu iş bitmeyecek gibi de görünüyor. Ama benim söylemek istediğim topluma vermek istediğim mesaj şu, bizler talep ettiğimiz şey konusunda haklıyız. Doğru bir yerdeyiz. Bu doğru yerde durduğumuzu bilen canlar lütfen destek olsunlar. Lütfen kendi varlıklarını, kendi kimliklerini, kendi inançlarını ısrarla var etmek için demokratik zemini ve bu mücadeleyi asla bırakmasınlar.
Bir Kürt’üz, Alevi’yiz, varız, var olacağız. Var olmak için de elimizden geldiğince yaşamaya ve bu mücadeleyi sürdürmek için de elimizden gelen gücü kullanmaya devam edeceğiz. Bizim varlığımız, bizim inancımızın barışçı yönü bu ülkeye bir katkıdır. Bir güzelliktir. Yok ederek, güzelliği yok ediyorsunuz. Rengi yok ediyorsunuz. Kokuyu yok ediyorsunuz. Bizimle birlikte bu ülke güzel kokacak. Bırakın yeşerelim. Yönümüzü demokrasiye, özgürlüğe, barışa dönelim. Gerçekten bu Yol’u sürdürmenin, bu Yol’u yaşatmanın bir yolu vardır. O da Yol’u yaşamaktır. Hep birlikte bu Yol’u yaşayalım derim.
Aleviler kendi inancını özümseyerek yaşasın ve yaşatsınlar. Gerçekten nefsine tamah olmayan insanlar olmak durumundayız. Bırakın herkes kendi inancıyla özgün yapısıyla yoluna devam etsin. Söylemek istediğim şu aslında: Bizlerden kimse kötülük bekleyen değil ne olduğumuzu biraz daha mercek altına alsınlar ama böyle suçlayıcı, yargılayıcı bir yöntem de değil. Bizi gerçek yönümüzle tanımaya çalışarak, öyle kapılarımızı kırarak, evlerini basarak veyahut da ters kelepçelerle gözdağı vererek bu inancı yok etmenin peşine düşmesinler.”
PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, son günlerde Alevi kurum başkan ve yöneticilerinin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Sazcı, “Alevilere yönelik yapılan gözaltılar yalnızca Alevi Bektaşi toplumunun sindirilmesi değil, aslında tüm toplumsal muhalefeti susturma girişimidir” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube/Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in 27 Eylül’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasını izleyen Alevi kurumlarının yöneticilerine ters kelepçe takılarak gözaltına alınmalarına, sonrasında ise PSAKD üyesi Halil Aksu ve Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanı Kadriye Doğan’ın evleri basılarak gözaltına alınmalarına tepkiler sürüyor.
Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Alevi kurum temsilcilerine yönelik yapılan gözaltıları PİRHA’ya değerlendirdi.
“ALEVİLER HİÇBİR ZAMAN DEVLETLE ÖZDEŞLEŞMİŞ BİR TOPLUM OLMAMIŞTIR”
Alevi Bektaşi toplumunun hiçbir zaman devletle özdeşleşebilmiş bir toplum olmadığını belirten Sazcı, “Tarihsel süreci incelediğimizde Selçuklu, Osmanlı devleti ve Cumhuriyetten bugüne Koçgiri ve Dersim katliamları, beraberinde Maraş, Çorum Gazi, Gezi katliamları, Sivas katliamı dâhil olmak üzere, bu katliamlar silsilesini incelediğimizde Alevi Bektaşi toplumunda, tarihin hiçbir döneminde, elbette içerisinde çürük elmalar çıkmıştır ama hiçbir zaman devletle mutabık hale gelmiş, devletleşmiş bir inançtan, bir örgütlemeden bahsedemeyiz” dedi.
“ALEVİLER TARİH BOYUNCA EĞEMEN VE TEKÇİ ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELE İÇİNDE OLMUŞTUR”
Alevilerin tarih boyunca egemen, tekçi zihniyete karşı mücadele yürüttüğünü belirten Sazcı, “Aleviler var olan devlet anlayışına karşı ortakçı kolektif üretime dayalı bir cihanı var eylemek üzere kurulmuş toplumsal bir inançtır” ifadesini kullandı. .
PSAKD Yöneticisi Beyhan Gün ve Şimal Deniz’in Sivas katliamı davası zaman aşımına uğramasın, Sivas katliamının faillerinden hesap sorulsun, Sivas’ın davası mahşere kalmasın dedikleri için gözaltına alınıp tutuklandıklarını belirten Sazcı, “7 aydır tutuklu olan Beyhan Gün ve Şimal Deniz canımızın tutuklanması ve mahkemede yapılan anti-demokratik hukuksuz yargılanma sürecine karşı, basın açıklaması yapmak isteyen Pir Sultan Abdal kültür Dernekleri Genel Başkanı Cuma Erçe, Ezgi Türkyılmaz ve bir grup PSAKD yöneticisi canlarımızın ters kelepçeyle gözaltına alınması ve kötü muamele görmesi kabul edilemez” diye belirtti.
“AKP, ALEVİLERE YÖNELİK SİDİRME VE YILDIRMA POLİTİKASI YÜRÜTÜYOR”
Alevilere yönelik gözaltıların bununla da sınırlı kalmadığını ifade eden Sazcı, “Sonrasında yine PSAKD’den Halil Aksu canımız ve beraberinde Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanı ve aynı zamanda Baba Mansur Ocağı evladı olan Pir Kazım Doğan ile Mazlum Doğan’ın ablası Kadriye Doğan canımızın evine yapılan şafak operasyonu ile gözaltına alınması ve bunun beraberinde Halkların Demokratik Partisi ve Halklarını Demokratik Kongresi üyesi olan canlarımızın gözaltına alınması aslında iktidarın kendisine hiçbir zaman biat etmeyecek olan toplumsal kesimi sindirmeye, yıldırmaya yönelik projesini devreye soktu” dedi.
“ÇEDES PROJESİNE VE ASİMİLASYONA KARŞI MERKEZİ DÜZEYDE DEĞİL, YERELLERDEN DOĞRU MÜCADELE YÜRÜTÜLMELİ”
Alevilerin sol, sosyalist emek ve demokrasi güçlerinin yapması gerekenin AKP’nin yıldırma ve sindirme politikalarını boşa çıkarması olduğuna vurgu yapan Sazcı, “Göz altılara tutuklamalara karşı boyun eğememek, iktidarın yaptığı bu politikaları boşa düşürmenin tek yöntemi, merkezler düzeyinde politik mücadeleyi sürdürme değil, yerelleşebilme ve bu yerelleşebilme sayesinde aslında ÇEDES protokolü ve bunun gibi AKP iktidarının yapmış olduğu, yapmaya çalıştığı asimilasyon politikaları ancak boşa düşürülebilir” şeklinde ifade etti.
Bu sorumluluğun sadece Alevi Bektaşi kurumlarının işi olmadığını da belirten Sazcı,” Bu tüm sol, sosyalist hareketler için de geçerlidir. Yalnızca Ankara ve İstanbul merkezli politik mücadele, toplumun diğer kesimlerine yayılmadığı sürece maalesef ki yalnızca boşa emek harcanması anlamına gelir” dedi. .
AKP iktidarının yapmış olduğu baskı politikalara eyvallah dememek gerektiğini ifade eden Sazcı şöyle devam etti:
Bu yalnızca Alevi Bektaşi toplumunun sindirilmesi değil yine bu toplumsal muhalefetin aslında en direngen parçası olan Alevi muhalefetini susturmakla birlikte aslında tüm toplumsal muhalefeti susturma girişimidir” dedi.
“LAİKLİK VE EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİ, MÜCADELE ORTAKLIĞI İÇİN BİR ARAYA GELİNMELİ”
Faşizme karşı mücadele etmeyenler faşizmin zindanlarında buluşur sözünü hatırlatan Sazcı, “Bugün Alevi Bektaşi toplumunun uğradığı bu zulme ses çıkarmayanlar, yarın iktidar tarafından uygulanan baskıyla karşılaşacaktır” şeklinde ifade etti.
Bu coğrafyada yaşayan tüm toplumsal kesimlerin birleşmesi gerektiğini belirten Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü/Zakir Mustafa Sazcı, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:
“İktidarın her geçen gün ezdiği Kürtlerin, Alevilerin, Abdalların, Romanların, Türk Sünni Hanefi üçlemesine sığmayan tüm toplumsal kesimlerin, kadınların, LGBT+ bireylerin, laiklik ve eşit yurttaşlık temelinde birleşerek mücadele ortaklığına girişmesi gerekiyor” dedi.
Başta ocağımız adına Kızılderili Sultan Ocağı olmak üzere, yine Alevi toplumu adına Kadriye Doğan canımıza, Halil Aksu canımıza iktidarın baskı politikalarına karşı mücadele eden tüm canlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz, aşk ile.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın savcılıktaki ifadesi tamamlandı. Doğan tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.
İstanbul ve Kırklareli’de yapılan ev baskınlarında Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, HDP Ataşehir İlçe Örgütü yöneticisi aynı zamanda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi/Cemevi Başkanı Halil Aksu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile sivil toplum örgütü yöneticilerinin de olduğu en az 20 kişi polis operasyonuyla gözaltına alınmıştı.
Kadriye Doğan ve beraberindeki 20 kişinin Çağlayan Adliyesi’nde savcılıktaki ifadeleri tamamlandı. Kadriye Doğan ve beraberindeki 6 kişi savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi/Cemevi Başkanı Halil Aksu ve diğer kişiler savcılık ifadeleri sonrası serbest bırakıldı.