PİRHA – Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair konuşan İslahiyeliler, kalıcı bir barış ve ekonomik kalkınma için iktidarın bir an önce somut adımlar atması gerektiğinin altını çizdi.
Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve barış ortamının inşasına yönelik tartışmalar sürerken, Antep’in İslahiye ilçesinde yaşayan yurttaşlar ve DEM Parti yöneticileri sürece dair beklenti ve kaygılarını dile getirdi.
“TEORİDE BARIŞ, PRATİKTE KAYYIM VE TUTUKLULUK VAR”
Tartışılan sürecin adının henüz net konulamadığını ve pratikte karşılık bulmadığını belirten DEM Parti İslahiye Eş Başkanı Yüksel Yıldırım ve yönetim kurulu üyesi Abdullah Deniz, devletin bir an önce yasal düzenlemeleri hayata geçirmesi gerektiğini vurguladı. Barış ihtimaline karşı iyi niyetlerini koruduklarını ifade eden parti yöneticileri; cezaevlerinde hukuken beraat etmiş kişilerin dahi bırakılmamasının derin kuşkular yarattığına dikkat çekti. Sürecin en büyük kazancının can kayıplarının durması olduğunu belirten Yıldırım, kafalardaki soru işaretlerinin kalkması için hükümetin somut adımlarla güven vermesi gerektiğini söyledi.
İslahiyeli yurttaşlar Mustafa Arslan ve Muzaffer Telek ise 100 yıllık tarihi bir sorunun çözümü için büyük bir fırsat yakalandığını, ancak iktidar kanadından samimi bir yaklaşım göremediklerini belirtti. Bugüne kadar barış, huzur ve istikrar adına adımların hep Kürt tarafınca atıldığını ifade eden yurttaşlar; bu süreçte kayyum politikalarına son verilmesi ve binlerce siyasi tutsağın serbest bırakılması gerektiği çağrısında bulundu. Sadece “Kürt’üm” dediği veya Kürtçe şarkı söylediği için insanların hafif gerekçelerle yıllarca cezaevinde tutulduğunu dile getiren Telek, “Sadece ‘kardeşiz’ deyip izlemekle barış olmaz, adaletsizlikler giderilmelidir” dedi.
“BARIŞ VE DEMOKRASİ YOKSA EKONOMİ DE DİBE VURUR”
Sürecin uzamasının halkta umutsuzluğa yol açtığını belirten yurttaşlardan Mehmet Aslan, iktidarın sorunu çözmek yerine süreci kendi varlığını sürdürme hesaplarına uydurmaya çalıştığını savundu. Süreçle birlikte iki taraftan da cenazelerin gelmemesinin çok değerli bir kazanç olduğunu hatırlatan Aslan, barış ve demokrasi inşa edilmediği sürece ülkedeki ekonomik çöküşün de durdurulamayacağını, kalkınmanın tek yolunun kardeşlikten geçtiğini ifade etti.
“ADIM ATILSIN”
Sürecin gidişatını önemsediklerini fakat atılan adımları kesinlikle yeterli bulmadıklarını belirten Şahin Temtek ise son dönemde Kürtlere yönelik ırkçı söylemlerin yeniden tırmanışa geçtiğine dikkat çekti. Somut adımların atılmamasının yanı sıra nefret dilinin de devreye girmesinin süreci zedelediğini ifade eden Temtek, bu tarz yaklaşımların devam etmesi halinde masada kalmanın bir anlam ifade etmeyeceğini belirterek iktidarı somut hamleler yapmaya davet etti.
PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis’te yaptığı konuşmada, Gülistan Doku’yu kaybettiren kamu gücünün, kayyım yolsuzluklarını da aynı koruma kalkanıyla örttüğünü belirterek, Dersim’de kayyım istemediklerini ifade etti.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, iktidarın “torba yasa” pratikleri üzerinden yerel yönetimleri etkisizleştirme çabalarını ve Dersim’de kayyum dönemi yaşanan yolsuzlukların nasıl sistematik bir cezasızlık zırhıyla korunduğunu sert sözlerle eleştirdi.
Kordu, konuşmasında özellikle eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde, Dersim’in kayyım valisi hakkındaki yolsuzluk dosyalarının işleme konulmaması ile Gülistan Doku soruşturmasındaki benzer “aklama” yöntemleri arasındaki paralelliğe dikkat çekti.
“MERKEZİLEŞME VE KAYYUM ZİHNİYETİ DEVAM EDİYOR”
İktidar’ın Meclis’e getirdiği torba yasalarda ‘merkezîleşme’nin çıktığını belirten Kordu, “Bu torba yasada da gene aynı merkezîleşme var. Yerel yönetimlerin şirket kurma ve kooperatiflerin ortaklık kurma yetkilerinin Cumhurbaşkanlığı izni ve onayına bağlanmak istenmesi açıkça Anayasa’nın 127’nci maddesi gereğince güvence altına alınan yerel özerkliğe aykırı olduğu hepiniz tarafından bilinmektedir. Kentin, seçilmişlerin aldığı kararları merkezî onaya bağlayan bu teklif demokratik yönetim anlayışıyla bağdaşmayan, yerel yönetimlerin ve halkın yönetimine katılım hakkını yine ortadan kaldıran bir teklifle önümüze gelmektedir” dedi.
SÜLEYMAN SOYLU’NUN SORUMLULUĞUNU HATIRLATTI
Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan dönemin valisi ve kayyımı olan Tuncay Sonel’i hatırlatan Kordu, şunları ifade etti:
“Tüm kamu gücünü kendi elinde bulunduran, merkezileştiren; valilikleri, tüm mülki amirlikleri, tasarrufunda bulunan tüm yerleri dizayn etmeye çalışan bir anlayışla dolu. Bu sistemin nasıl bir sömürü, nasıl bir yağma, nasıl talan, yolsuzluk ve yozlaştırma pratiğiyle hareket ettiğini çok açık göstermektedir. Bakın, kendisinin de kayyum valisi olduğu dönemde, belediyenin yine bir seçimle kayyumdan halkın iradesine geçtiği süreçte, belediyede kurulan bir inceleme komisyonunda açığa çıkan raporlarda 8 tane ayrı yolsuzluk kalemi tespit edildi, Bakanlığa bu iletildi. Bu yolsuzlukları soruşturma talebine, dönemin yine İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu’nun imzasıyla 8 ayrı yolsuzluk dosyasına koruma kalkanı oluşturuldu ve soruşturma izni verilmedi. Hatta, hakkında ağır suçlamalar bulunan bu kayyum valisiyle ilgili, bizzat kendisi hakkında ‘kendisiyle ilgili bir ön incelemeye gerek yoktur.’ görüşü verdi. Ama Danıştay, kendisi hakkında görüş sunmanın objektifliğe aykırı olduğunu düşünerek bunu bozdu. Fakat Soylu’nun ‘kamu yararı gözetilmiş’ cevabı dışında hiçbir soruşturma gerçekleştirilmedi.
Gülistan Doku’nun akıbetini buralardan sorduğumuzda, cevapsız bırakılan sorular, araştırma önergelerine bu siyasal iktidar tarafından verilen retler yine açık, ortadayken; işte, kendisinin ‘Soruşturma yaptık, gerekli soruşturmalar yapıldı, bir şey bulamadık.’ diye Soylu’nun açıklamasından da çok iyi biliyoruz. Benzer yaklaşımlar, benzer zihniyetler; işte, bu demokratik kültürden uzak, cinsiyetçi, tekçi bir zihniyetin bu ülkede en büyük suçları nasıl işleyebildiğini ve nasıl korunabildiğini, nasıl korunduğunu da açık, somut sonuçlarından bir tanesidir.”
6 yıl boyunca Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi ve katledilmesinin arkasında yatan kamu gücünün tüm olanaklarının bu katledilmede kullanılmasının tekil bir durum olmadığını vurgulayan Kordu, “Uzun yıllar Kürt illerinde kamusal gücün nasıl aslında kadınlara yönelik şiddet, kadınlara yönelik intihar süsleri verilerek ya da faili meçhul bırakılan dosyaların nasıl kamusal güçle örtüldüğünün de açık bir hâli olduğunu tekrar söylüyoruz ve bu politikaların yerelde, emniyette, üniversitede, savcılıkta, kaymakamlıkta hastanelere kadar kendi valiliklerini, bulunduğu il müdürlüklerini kendisine göre dizayn ederek sürdürdüğü bu dosyada çok açık bir kere daha ortaya çıkmıştır” diye belirtti.
“DERSİM’İN KAYYIMLA YÖNETİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”
“Biz Dersim’in şu anki kayyum valisi tarafından da yönetilmesini kabul etmiyoruz” diyen Kordu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir an önce bu zihniyet değişikliği yaşanmak zorunda. Demokratik toplum ve barış sürecinde adımlar doğru atılmalı. Toplumsal barış tesis edilmediği sürece de gerçek adalet ve barışın, özgürlüğün sağlanamadığını biliyoruz. Kayyumlar geri çekilmelidir ve buna ilişkin yasalar bir an önce çıkarılmalıdır. Siyasi iktidar demokrasiye ağır vurulan bu darbelerin de bizzat sorumlusudur. Demokratik bir yaşamın inşasında bizler tüm kirli ilişki ağlarının ortaya çıkarılması için takipçisi olacağız. Sadece takipçisi değiliz, bu süreçte örgütlenerek, kendimiz çözüm gücümüzle, kendimiz mücadele gücümüzle bu oluşturulan tüm kirli ilişkilere karşı kamu gücünün yıllardır coğrafyamızda özellikle kendisini nasıl sistemleştirdiğini, özel savaş politikalarıyla kendisini nasıl yürüttüğünü teşhir etmeye, örgütlenmeye de devam edeceğiz diyorum.”
PİRHA- Yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, Gülistan Doku soruşturmasında dönemin kayyımı ve valisi Tuncay Sonel’in yanında, o dönemde yetkili olan tüm kamu görevlilerinin Gülistan Doku cinayetinde sorumlu olduğunu belirtti.
Türkiye’nin son yıllardaki en karanlık dosyalarından biri olan Gülistan Doku davası sil baştan yürütülüyor. 6 yıldır “Munzur’un karanlık sularında” aranan adaletin aslında devletin arşivlerinde, silinen hastane kayıtlarında ve yönü değiştirilen kameralarda gizlendiği ortaya çıktı.
2026’nın şafak operasyonuyla aralanan perde; bir üniversite öğrencisinin kaybının değil, bir valinin oğlunu ve bir polisin yakınını korumak için seferber edilen devasa bir “suç bürokrasisinin” anatomisini gözler önüne seriyor.
Dosya kapsamında dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in yanı sıra 12 kişi tutuklanırken, dosya kapsamının kimlere uzanacağı tartışılıyor.
Görevden alınarak yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, Gülistan Doku soruşturmasındaki gelişemelere ve dönemin valisi Tuncay Sonel’in görev yaptığı dönemdeki uygulamalarına dair sorularımızı cevaplandırdı.
“YAŞANANLARIN TARİHSEL ARKA PLANI VAR”
PİRHA: Gülistan Doku soruşturmasındaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevdet Konak: Gülistan Doku 6 yıl önce burada üniversite öğrencisi dolayısıyla 5 Ocak 2020 tarihinde kayboldu diye işte bir süreç başladı. Ama buraya gelmeden şunu ifade etmek gerekiyor. Yani 2016 yılına kadar belediyelerimiz Dersim’de özel savaşın yaratmak istediği psikolojik stratejilere karşı bir mücadele ağı oluşturmuştu. Belediyelerimiz şunun farkındaydı. Özel savaş taktikleri ve psikolojik savaşın kendisi Dersim’de sürekli hareketlidir, diğer Kürdistan coğrafyasında olduğu gibi. Çünkü bir deneyimleri vardı.
Osmanlı döneminde devlet Dersim coğrafyası üzerinde silahlı saldırıların dışında özel savaş yöntemlerini harekete geçirmiş ve 1915’te Dersim coğrafyasında yaşayan Ermeni canlarımıza yönelik saldırılar düzenlenmiş. Bu coğrafyadan uzaklaştırılmışlar. Onlar Dersimlilerin hem yoldaşlarıydı, kirveleriydi, müsahipleriydi. 1921’de merkezi yetkiler verilen Sakallı Nureddin Koçgiri’de bir Alevi Kürt katliamını yaptı. Taş üstüne taş bırakmadı. Binlercesini katlettikleri gibi binlercesini de köylerinden sürgün ettiler. Şimdi böyle bir devlet geleneğinden bahsediyoruz.
Geliyor tek partili dönem. Yine bu yöntemler devam ediyor. 1935 ‘Tunceli Kanunu’ ile birlikte Abdullah Alpdoğan’ı tüm yetkilerle donatıp Dersim coğrafyasına gönderiyorlar. 37-38 soykırımında tüm yetkilerin verildiği bir vali ve Dersim’de çocuk, bebek, genç, yaşlı, kadın demeden on binlerce insanımızın katledilmesine öncülük yapıyor.
12 Eylül geldi. Tam yetkiler ile Kenan Güven vardı. O da bir valiydi. Asker kökenli bir valiydi. Ve aynı şekilde hem köylerimizi yaktı yıktılar. Ayrıca da özel savaşın psikolojik savaşın bütün yöntemlerini, araçlarını bu coğrafyada kullandılar.
14 yıllık yerel yönetimler sürecinde özel savaşın yöntemlerine ve araçlarına karşı Dersim Belediyesi bir mücadele ağı oluşturmuştu. Yani hem uyuşturucu ve diğer bağımlılıkla ilgili. Dersim’de, ilçelerinde ve köylerinde çok kullanamıyorlardı. Çünkü karşılarında bir irade vardı. Dersim iradesi bu halkın kimliği, kültürü, inançsal değerlerini temsil ediyordu. Ve dolayısıyla buradaki bütün değerlere karşı bir koruma ağı oluşturarak sistemin bu savaş taktiklerine karşı da demokratik yolda mücadele ediyordu.
“DEVLETİ KALKAN OLARAK KULLANMIŞ”
-Soruşturmanın ana merkezinde bir dönem vali ve kayyım olan Tuncay Sonel’in olduğu belirtiliyor. Kamu gücünü kullanarak cinayeti örtbas ettiği soruşturma dosyasına girmiş durumda. Bu kamu gücünün kullanılma halini nasıl yorumluyorsunuz?
2016 17 Kasım’da eş başkanlarımız Nurhayat Altun ve Mehmet Ali Bul’un tutuklanmasından sonra kayyım atandı. Şimdi kayyımın kendisi yağmadır, talandır. Kayyım senin kimliğine, diline, kültürüne ve inançlarına düşmandır. Kayyım senin kazanımlarını yok etmek için atanmıştır. Çünkü atanan hem vali hem de kayyım olarak belediye başkanlığını yapıyor. Dolayısıyla bir kentte devletin bütün kurumları bunun elinde. Kendi varlığını devam ettirmek için bir baskı oluşturuyor. Tepeden ve yerel ağlarıyla birlikte hem ekonomik, sosyal, siyasal, politik alanda da kendisini güç olarak öne çıkarıyor.
Tam da bu kayyımın döneminde Gülüstan Doku sözüm ona o tarihte kayboldu dediler. Şu viyadükte bulundu dediler. Ama genel anlamda Dersim’de şu tartışılıyordu; Gülüstan’ın başına acı bir olay geldi.
Gülüstan üniversiteli bir öğrencimiz ve dolayısıyla sistemin de saldırılarının farkında olmuştur. Ancak kayyım valinin oluşturduğu ağda Gülüstan gibi kızlarımızı yaşamlarına son verdiler.
Gülüstan Doku’nun soruşturması 6 yıl önce başladı. Arama-tarama çalışmaları 2022’ye kadar devam etti. 2022’de bir sessizlik başladı. Dolayısıyla 6 yıl sonra açığa çıkan bu durumda görüyoruz ki kayyım vali bütün yetkilerini kullanarak bu olayı, bu durumu kapatmaya çalışmış. Çünkü işin içerisinde kendisi var. Ve şu anda tutuklu. Dolayısıyla o dönemde sorumlu olan tüm kamu yetkilileri Gülüstan Doku cinayetinde sorumludur.
İl Emniyet Müdürü sorumludur, jandarması sorumludur, hastane başhekimi sorumludur, rektör sorumludur, o dönemde yargı dosyasını takip eden ama sonuna doğru götürmüyen yargıdaki görev alan kamu çalışanları da sorumludur. Şu açıdan çıkıyor. Burada devleti bir kalkan olarak kullanmışlar.
“SADECE TUNCAY SONEL DEĞİL TÜM KAMU SORUMLULARI YARGILANMALI”
-Aynı zamanda Tuncay Sonel’in görevde olduğu süreye dair çeşitli yolsuzluk iddialar kamuoyuna yansıdı. Bu süreçte sizler sık sık buna dair açıklamalar yaptınız. Bugün açığa çıkan ilişki ağlarına baktığınızda ne görüyorsunuz?
Kayyım bu kentin kimliğine, kültürüne, inançsal değerlerine yönelik bir saldırı içerisindeydi. Belediyenin tüm kazanımlarını kapattılar, feshettiler, belediyenin kapılarını kapattılar. Dolayısıyla o tarihte yoğun gözattılar ve tutuklamalarla bir süreci birlikte yürütmeye çalıştılar. Sürecin kendisinde de bir gerginlikler, sorun ve sıkıntılar yaşanıyordu. Dolayısıyla bu olayın yanlarına kalacağını düşündüler.
Toplum da, Dersim halkı da, kayyımın muhakkak bu olayın üzerini kapatmak için kamunun diğer müdürleri, amirleri üzerinde bir baskı yarattığının da farkındaydılar. Ama geldiğimiz aşamada şu anda 12 tutuklu var. Eski İl Emniyet Müdürü’nü Erzurum’da ifadeye çağırmışlar. Kamunun vicdanı şu şunu diyor. Hak, hukuk, adalet eğer işlenecekse burada sorumlu olan herkesin yargılanması ve kamu vicdanında, halkın vicdanında mahkum edilmesi gerekiyor.
Aynı yıl yapılan arama tarama çalışmalarında Esma Kılıçarslan’ın cenazesi bulundu. Esma Kılıç dosyası da kapatıldı. Ama inanıyoruz ki Gürüstan Dokunu’nun dosyasıyla birlikte kurumlarımızın, STK’lerimizin ve Dersim halkının ve Dersim halkının yanında yer alan dostlarımızın demokratik tepkileri sonucunda Esma Kılıçarslan’ın da dosyasının açılacağına inanıyoruz.
“DEMOKRATİK AĞI BÜYÜTMELİYİZ”
-Bundan sonra nasıl bir yol izlenmeli?
Cevdet Konak: Bölgeye yönelik, coğrafyaya yönelik, kimliğimize, kültürümüze yönelik kısa, orta, uzun vadede yapmış olduğu planlamaların farkındayız. Asıl bizim bu saldırılara karşı demokratik anlamda ne yapmamız gerekiyor. Şu an bize de, Dersimlilere de, Dersim’in dostlarına da büyük bir görev ve sorumluluk düşüyor. Biz demokratik alanda gücümüzü daha da bir araya getirmeliyiz.
Tüm kurumlarımızla, sosyalist hareketlerle birlikte, bu coğrafyada inanç kurumlarımızla birlikte demokratik toplumu, demokratik mücadeleyi güçlendirmenin yöntemleri üzerinde daha ağırlıklı çalışma yürütmemiz gerekiyor. Aksi takdirde bugün bu kayyım da gider, yarın bir başka kayyım gelir. Ama şunun farkındayız biz.
Hep Dersim’in yüzyıllardır sistemin uzun vadeli bu psikolojik ve özel savaş araçlarını burada kullandığını ifade ediyoruz ama dönemsel olarak da mücadele ağı da gelişiyor tabii. Ama bundan sonraki süreçte aslında bizi bekleyen daha büyük sorunlarla karşı karşıya olacağımızı bilmemiz gerekiyor.
O anlamda diasporada bulunan Dersimliler ve yerelde de dahil olmak üzere tüm dostlarımızın hem Dersim hem Kürdistan coğrafyasında kayyım siyasetine, sistemin bu özel ve psikolojik savaş yöntemlerine karşı güçlü bir şekilde demokratik ağını ve mücadelesini büyütmesi gerekiyor.
PİRHA- Mersin Akdeniz Belediyesi’ne kayyım atanmasının ardından aralarında görevden alınan belediye eş başkanları ve DEM Parti yöneticilerinin de bulunduğu 11 kişi hakkında açılan davanın ikinci duruşmasında sanıklar, dosyanın somut delillere değil gizli tanık beyanlarına dayandığını vurgulayarak yargılamanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü ifade etti. Mahkeme, tüm tanıkların dinlenmesine ve adli kontrolün kaldırılmasına karar verdi.
Mersin Akdeniz Belediyesi’ne 13 Ocak’ta kayyım atanmasının ardından görevden alınan Belediye Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Aslan ile aralarında bulunan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin İl Eş Başkanı Reşat Aşan, Parti Meclisi üyesi Necmettin Başçı, Akdeniz Belediye Başkan Yardımcısı Özgür Çağlar, Ferhat Alkan, Hasan Uğur Çat, Ömer Durmuş, Nesih Aktepe ve Seyithan Gönen hakkında açılan davanın ikinci duruşması Mersin 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı, DEM Parti yöneticileri, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyeleri, İHD temsilcileri ve çok sayıda yurttaş takip etti.
“AMAÇ BELEDİYEYE KAYYIM ATAMAKTI”
“Örgüt üyesi olmak”, “örgüte finans sağlamak”, “örgüt propagandası yapmak” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” iddialarıyla açılan davanın duruşmasında, tanıkların dinlenmesinin ardından ilk olarak Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız’a söz verildi. Sarıyıldız, dosyanın somut gerekçelere dayandırılmadan hazırlandığını belirterek, “Gizli tanık beyanlarının birbiriyle çelişkili olduğu aşikadır. Bu dosya yurttaşların hizmet almasına da engel olmuştur ve kayyımın gerekçesi haline getirilmiştir” dedi.
Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Arslan da yargılamanın asıl amacının belediyeye kayyım atamak olduğunu dile getirdi.
“BU DAVAYLA PARTİMİZ YARGILANMAK İSTENİYOR”
Akdeniz Belediye Başkan Yardımcısı Özgür Çağlar, “Dosyanın amacı bizi görevimizi yapmaktan uzaklaştırmaktır. Bu dosya nezdinde aslında partimiz yargılanmaktadır” diye konuştu.
DEM Parti İl Eş Başkanı Reşat Aşan ise, iktidarın uzun süredir kolluğuyla, yargısıyla tüm güç aygıtlarıyla kazanımlarımıza el koyma girişimleri vardır. Yalnızca gizli tanık beyanları üzerinden kazanımlarımız, haklarımız gasp edilmektedir. İddianamedeki suçlamalar çok absürt. DEM Parti’yi kıskaca alma, kazanımlarını elinden alma saikiyle açılmış bir dosya. Şu an barışın konuşulduğu bir süreçteyiz. Ama hala kayyım politikaları uygulanıyorsa ve biz yargılanıyorsak bu süreç doğru ilerlemez. Dosyada bizimle alakalı hiçbir somut delil yok. Gizli tanıklar ortaya çıkarılsın. Gece gündüz Kürt sorununu demokratik yollarla çözmek için mücadele ederken, birçok arkadaşımız bedel ödemişken, kazanımlarınızın gasp edilmesi ve bu tür yargılamalar zulümdür” ifadelerini kullandı.
Mahkeme Heyeti, dosyadaki tüm tanıkların dinlenmesine ve adli kontrol şartının kaldırılmasına karar vererek, bir sonraki duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
PİRHA- Dersim’de kar yağışının ardından kent günlerce susuz, elektriksiz ve doğal gazsız bırakıldı. Dersim Belediyesi seçilmişleri, yaşananları “doğal afet değil, siyasal bir tercih” sözleriyle kayyım yönetiminin açık bir yönetememe hali olarak değerlendirdi.
Dersim’de yoğun kar yağışının ardından kentte yaşam durma noktasına geldi. Günlerce elektrik, su ve doğal gaz hizmeti verilemezken, yollar açılmadı, hastanelerde dahi sular akmadı. Dersim Belediyesi seçilmişleri, yaşanan krizin kar yağışından değil, kayyım yönetiminin sorumluluk almamasından kaynaklandığını belirtti.
Dersim Belediyesi seçilmişleri tarafından yapılan yazılı açıklamada, kayyım yönetiminin kriz anında sahada olmadığı ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak konusunda tamamen yetersiz kaldığı ifade edildi. Açıklamada, özel gereksinimli bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta ciddi güçlük yaşadığı, yurttaşların hijyen ihtiyaçlarını karla gidermek zorunda kaldığı belirtildi.
“KAYYIM REJİMİ KAR ALTINDA KALDI”
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Dersim elektriksiz, susuz, doğal gazsız bırakıldı. Yollar açılmadı, yaşam durma noktasına geldi. Hastanelerde sular akmadı. Özel gereksinimli bireyler temel ihtiyaçlarını gidermekte güçlük çekti adeta kaderlerine terk edildi. Lavabolar karlar ile temizlendi. Kar yağışı değil yönetimsizlik bu kenti krize sürükledi. Devletin tüm yetki ve kaynakları elinde olmasına rağmen kayyım yönetimi sorumluluğunu yerine getirmedi. Kent sosyal medyada yürütülen inceltilmiş siyasetle, romantik kar manzaraları paylaşılarak yönetilmez. Yönetim kriz anında sahada olmayı, sorumluluk almayı ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamayı gerektirir. Bugün bu görevlerin hiçbiri yerine getirilmemiştir. Bu kentte kış olağandır. Buna rağmen en temel hizmetlerin sağlanamaması açık bir ihmaldir. Krizi yönetemeyen, halktan kopuk bu anlayış, halkın yaşam hakkını hiçe saymaktadır. Kayyım rejimi sandıktan çıkmadığı için halka hesap verme ihtiyacı duymamaktadır. Halkın ihtiyaçları görmezden gelinmektedir.
Suların akmaması, yolların açılmaması, doğal gazın kesilmesi,elektriğin kesilmesi “doğal afet” değil siyasal tercihtir. Devletin tüm olanaklarına rağmen hizmet üretilemiyorsa bunun adı yönetememektir. Elbette görev aldığımız 7 aylık süreç içerisinde eksikliklerimiz olmuştur.Bütün imkansızlıklara rağmen halkımıza hizmet sunmak için çaba sarf etmiş ve son ana kadar da halkımızın bize vermiş olduğu her bir oy’a sahip çıkarak kayyum darbesine karşı halkımızla irademize sahip çıkmışızdır.Kar altında kalan yalnızca sokaklar değildir. Halktan kopuk, meşruiyetsiz bu anlayış da çökmüştür. Bu kent kendisini karanlıkta ve soğukta bırakanları unutmayacaktır. Devletin tüm olanaklarına rağmen kente hizmet götürülemiyorsa bunun tek bir adı vardır yönetememek. Bu halk unutmaz. İradesini yok sayan, yaşam hakkını görmezden gelen bu anlayış da halkın vicdanında çoktan mahkûm olmuştur. Kayyım rejimi kar altında kalmıştır tarih de bu gerçeği yazacaktır.”
PİRHA- Belediye borçları gerekçe gösterilerek Belediye İşhanı’nın satışa çıkarılmasına tepki gösteren Dersim Belediye Eş Başkanları ve meclis üyeleri, “Bu işhanı yalnızca bir bina değildir. Dersim halkının emeğidir, hafızasıdır. Bu satışla birlikte yalnızca bir yapı değil, kentin belleği, ortak yaşam alanları ve dayanışma kültürü de tasfiye edilmek istenmektedir. Bu açık bir hafızasızlaştırma girişimidir. Bu satıştan derhal vazgeçilmelidir” dedi.
Dersim Belediyesi’ne atanan kayyım tarafından, belediye borçları gerekçe gösterilerek Belediye İşhanı’nın satışa çıkarması tepkileri de beraberinde getirdi.
Dersim Belediyesi seçilmişleri tarfından yapılan açıklamada, “Dersim’e atanan kayyumun göreve geldiği günden bu yana sürdürdüğü antidemokratik yönetim anlayışı bugün belediyemize ait işhanının açık ihale yoluyla satışa çıkarılmak istenmesiyle bir kez daha açığa çıkmıştır. Seçilmişlerin yerine atanmış bir yönetimin ,halkın ortak geleceğine dair bu denli kritik kararları tek başına alması kabul edilemezdir” denildi.
“HALKA AİT OLAN MENKULLERİN SATIŞI İLE GELİR YARATILMASI KABUL EDİLEMEZ”
Yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ve Cevdet Konak ile birlikte belediye meclis üyelerinin ortak açıklamasının devamında şunlar ifade edildi:
“Bugün halkın iradesi yok sayılarak belediyemize ait olan işhanının açık ihale yoluyla satışa çıkarılmak istenmesi kayyum yönetiminin yerel demokrasiyi nasıl işlevsizleştirdiğinin açık bir göstergesidir. Bu satış ne zorunludur ne de meşrudur. Dersim halkına sorulmadan belediye meclisinin iradesi yok sayılarak ve tamamen kayyum yönetiminin dayatmasıyla hayata geçirilmek istenmektedir.
Belediyenin borçları gerekçe gösterilerek kentin ortak mülkleri birer birer elden çıkarılmaktadır. Kayyum, kendi yarattığı (2016 ve 2024 kayyumları)mali tablonun bedelini halkın ortak mülklerini satarak Dersim halkına ödetmektedir. Oysa bu karar, yalnızca bir mülk satışını değil, onlarca esnafın ekmeğini, geçimini ve yaşamını doğrudan tehdit etmektedir.
Bu işhanında yıllardır ayakta kalmaya çalışan, yoksullukla mücadele eden, ağır ekonomik koşullar altında var olmaya çalışan birçok esnaf bulunmaktadır. Zaten sistemli biçimde boşaltılan, gençleri ve emekçileri göçe zorlanan bu kentte, bu satış yeni mağduriyetler yaratacaktır. Kentteki yüksek iş yeri kiraları nedeniyle çoğu esnafın iş ve işleyişlerini sürdürebilmesi mümkün görünmemektedir.İşsizliğin, güvencesizliğin ve yoksulluğun derinleştiği bir dönemde kayyumun bu kararı Dersim’i daha da yalnızlaştırmak ve kent yaşamını çökertmek anlamına gelmektedir.
Bu işhanı yalnızca bir bina değildir. Dersim halkının emeğidir, hafızasıdır. Bu satışla birlikte yalnızca bir yapı değil, kentin belleği, ortak yaşam alanları ve dayanışma kültürü de tasfiye edilmek istenmektedir. Bu açık bir hafızasızlaştırma girişimidir.
Görev aldığımız süreç içerisinde kamunun belediyeler lehine kullanılması gereken bütün kaynaklar,hazine payları, İller Bankası kredileri, proje destekleri ve merkezi idare imkânları sistematik biçimde kısıtlanmış, hatta bazı kaynaklar tamamen kesilmiştir. Buna rağmen halka ait menkul ve gayrimenkullerin satışı bir gelir yöntemi olarak hiçbir zaman benimsenmemiş kamusal mülklerin korunması temel bir ilke olarak savunulmuştur.Bugun iktidarın yönettiği ve gasp ettiği belediyelere kamunun bütün imkanları sonuna kadar sunulurken halka ait olan menkullerin satışı ile gelir yaratılması kabul edilemez.”
“BU HUKUKSUZLUĞUN KARŞISINDA DURACAĞIZ”
Kayyım yönetiminin, halkın seçtiği belediye meclisini devre dışı bıraktığını, belediyeyi bir şirket gibi yönettiğini, emekçilerin sosyal haklarını budadığını, sosyal belediyecilik anlayışını tasfiye ettiğini, belediyeye ait taşınmazları SGK’ye devrettiğini ,arsaları satışa çıkardığı vurgulanan açıklamada, “Şimdi de kamu mülklerini açıkça pazara çıkarmıştır. Geçici bir yönetim olmasına rağmen kayyum anlayışı bu kentte kalıcı ve derin tahribatlar yaratmaktadır. Bizler, Dersim’in seçilmiş yerel yöneticileri olarak bu hukuksuzluğun karşısında duracağımızı açıkça ilan ediyoruz. Bu satıştan derhal vazgeçilmelidir. Halkın iradesini yok sayan, kenti yoksullaştıran ve kimliksizleştiren bu anlayışa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz” denlidi.
PİRHA- Mersin’de konuşan yerlerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Akdeniz Belediye Eşbaşkanları Nuriye Aslan ile Hoşyar Sarıyıldız ve Nusaybin Eski Belediye Eşbaşkanı Sara Kaya, kayyım uygulamalarının kaldırılmasını istedi.
Mersin Dayanışma Platformu, yerel yönetim deneyimleri ve kayyım uygulamalarını tartışmak amacıyla eski Tevfik Sırrı Gür Stadyumu yanında bulunan bir kafede söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşiye, yerlerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Akdeniz Belediye Eşbaşkanları Nuriye Aslan ile Hoşyar Sarıyıldız ve Nusaybin Eski Belediye Eşbaşkanı Sara Kaya’nın konuşmacı olarak katıldı.
Burada ilk olarak konuşan Nuriye Aslan, DEM Parti’nin 2016’den beri kayyım uygulamasıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Bizim mücadelemiz bu toplumun vicdanını yaralayan hakların kazanımına yönelik yürüyen antidemokratik uygulamaların bertaraf edilmesi içindir. Fakat hala geri adım atılmıyor. Tüm halkların umudu olan kıymetli bir süreç yürütülüyor ve bununla birlikte kayyım atamaları kısmen durdu. Kayyım atanan belediyelerimizi hala geri vermiş değiller. Bize de haklarımızı geri alana dek omuz omuza mücadele etmek düşüyor” dedi.
Ardından konuşan Sara Kaya ise kayyımın kurumsallaşmasına karşı çıkılmasını, bugün bize gelenin yarın diğer belediyelere yönelik olacağını çok defa belirttiklerini ifade ederek, “Fakat engel olamadık ve bugün parti fark etmeksizin birçok belediye başkanı tutuklu. 2014’te beraber seçildiğimiz birçok arkadaşımız hala tutuklu. Biz onlar için buradayız ve mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.
Belediyelere yönelik gerçekleştirilen operasyonun sürecin bir parçası olarak planlandığını ifade eden Hoşyar Sarıyıldız ise, şunları dile getirdi:
“Hepimizin kafasında ‘demek ki burada hukuk siyasallaşmış, yargı organları siyasal iktidarın menfaatine göre hareket etmiş’ düşüncesi oluştu. Dileğimiz o’dur ki bu kayyım uygulaması derhal sona ermelidir.”
Son olarak konuşan Ahmet Özer de, Esenyurt’ta Kürt seçmenle kurulan temasın zamanla daha geniş bir alana yayıldığını belirterek, bu ilişkinin yalnızca ilçe ile sınırlı kalmadığını, İstanbul geneline ve ardından ülke siyasetine yansıyan bir etki yarattığını ifade etti.
PİRHA-Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın 1. yılında Dersim Emek ve Demokrasi Platformu Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Demokratikleşme adı altında yürütülen müzakere görüşmelerinde eğer somut adımlar atılacaksa; başta Kürt halkının demokratik talepleri güvence altına alınmalı, buna bağlı olarak kayyumlar derhal geri çekilerek halkın iradesi teslim edilmelidir” denildi.
22 Kasım 2024 tarihinde Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan’ın yerine kayyım atanmıştı. Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın 1. yılında Dersim Emek ve Demokrasi Platformu Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak okudu.
‘Kayyumlar gidecek halk kalacak, halkın iradesi gasp edilemez’ pankartının açıldığı açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Karakoçan Belediyesi Eş Başkanı Cafer Oğur, yerlerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.
“HALKIMIZIN SEÇME VE SEÇİLME HAKKI ELİNDEN ALINMIŞTIR”
Açıklamada ilk sözü alan yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Taşkale, konuşmasında şunları ifade etti:
“Tam bir yıl önce 22 Kasım’da güvenlik güçleri tarafından belediye işgal edildi ve halkın iradesi gasp edildi. Kayyım bir yıldır halkımızın iradesini gasp etmiş ve halkımızın en demokratik hakkı olan seçme ve seçilme hakkı, özgürlük hakkı elinden alınmıştır.”
“HALKIN İRADESİ TESLİM EDİLMELİDİR”
Tek adam iktidarının sandıkta kazanamadığı belediyeleri kayyım atayarak ele geçirme tutumunu artık bir yönetme tarzı haline getirildiğini belirten yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, “İktidar, devlet baskısıyla halkın iradesine, seçme ve seçilme hakkına ipotek koymuş ve bu uygulamadaki ısrarına da devam etmektedir. Hukuki olmayan gerekçelerle halkın iradesinin gasp edilmesi dayanağı bugün artık boşa çıkmıştır. Bir hukuksuzluktan bahsedilecekse bu hukuksuzluk halk iradesinin gasp edilmesinin ta kendisidir. Dersim’den bir kez daha sesleniyoruz; Demokratikleşme adı altında yürütülen müzakere görüşmelerinde eğer somut adımlar atılacaksa; başta Kürt halkının demokratik talepleri güvence altına alınmalı, buna bağlı olarak kayyumlar derhal geri çekilerek halkın iradesi teslim edilmelidir” dedi.
“KAYYIMLAR HALKIN İRADESİNİN GASP EDİLMESİDİR”
Halkın yönetime ortak olmasını tehdit olarak gören anlayış nedeniyle belediyelere kayyım atandığını vurgulayan Dersim Belediyesi Meclis Üyesi Mehmet Yüksel, “Halkın içinde olmadığı, halkın iradesinin olmadığı bir anlayışı kabul etmiyoruz. Kayyımlar, halkın iradesinin gasp edilmesidir. Biz kayyımların bir an önce geri çekilerek halkın iradesi ile seçilen kişilerin yine demokrasi gereği sandıkla gitmesini savunuyoruz” diye belirtti.
“KAYYIM DÜZENİ TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK İTİBARINI ZEDELEYEN BİR UYGULAMADIR”
Halkın iradesini gasp eden her uygulamanın karşısında olduklarını ifade eden CHP Dersim İl Başkanı Berkay Gündoğan, “Kayyım atamaları demokratik bir ülkenin kabul edilebileceği bir durum değildir. Halkın seçtiği belediye başkanlarını görevden almak demek demokratik yönetimi yok saymak, yerel yönetim hakkına müdahale etmek ve hukukun üstünlüğünü zedelemektir. Halkın iradesi asla gasp edilemez. Kayyım düzeni Türkiye’nin demokratik itibarını zedeleyen bir uygulamadır. Dersim halkının iradesi hiçbir zaman sahipsiz kalmamıştır, bundan sonra da kalmayacaktır. Atanan kayyumlar halkın seçme ve seçilme hakkını yok saymakta, yerel demokrasiyi boğmaktadır” şeklinde konuştu.
“KAYYIM SİYASETİ GÜVENSİZLİĞİ ÖREN BİR SİYASET BİÇİMİDİR”
Kayyım politikalarının ülkenin demokrasisine yapılmış bir darbe olduğunu söyleyen DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Dersim coğrafyası sol ve sosyalist bir coğrafya olduğu için bugüne kadar çok bedeller ödemiştir. Bu yüzden de Dersim’e yönelik daha özel politikalar uygulanmaktadır. Belediyeye kayyım atanması da bu politikaların bir parçasıdır. Bu süreçte bu topraklarda barışın ve demokrasinin inşa edilmesi için çalışma yürütmemiz gerekiyor. İşte o zaman bu topraklarda kayyım siyaseti son bulacak. Kayyım siyaseti çözümü ören değil, güvensizliği ören bir siyaset biçimidir.”
PİRHA- Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in ‘Kent Uzlaşısı’ soruşturması kapsamında yargılandığı davanın üçüncü duruşması görüldü. Savcı “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti.
30 Ekim 2024’te gözaltına alınıp tutuklanan ve yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in “Kent Uzlaşısı” davası kapsamında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla yargılandığı davanın 3’üncü duruşması görüldü.
İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda görülen duruşmaya, Özer ve avukatının yanı sıra çok sayıda siyasi parti temsilcisi katılım sağladı. 14 Temmuz’da görülen 2’nci duruşmada, Özer’in tahliyesine karar verilmişti. Ancak başka bir dosya kapsamında tutukluluğa devam ediyor.
Savcı, esas hakkındaki mütalaasında Özer’in “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti. Mütalaaya karşı savunma yapan Özer, “Sayın iddia makamının talebi ne dosya içeriğiyle ne de içinden geçtiğimiz sürecin ruhuyla alakalıdır. Dosyayı incelemek ve detaylı savunma yapmak için süre talep ediyorum” dedi.
Ahmet Özer’in avukatları da mütalaaya ilişkin detaylı beyanda bulunmak için süre talep ederken, mahkeme heyeti bir sonraki duruşmayı 23 Ocak 2026 tarihine erteledi.
PİRHA- Tahliye edilen Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız cezaevi önünde yaptığı açıklamada, “Partimizle, halkımızla, bölge barolarıyla ve bütün dost kurumlarımızla halkın iradesine sahip çıktık” derken, Belediye Başkan Yardımcısı Özgür Çağlar ise, “Biz kayyımı göndererek belediyemizi alana kadar mücadele edeceğiz” mesajı verdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Mersin’in Akdeniz Belediyesi’ne kayyım atanmasının ardından 13 Ocak’ta görevden alınarak tutuklanan belediye eş başkanları Nuriye Aslan ve Hoşyar Sarıyıldız ile Özgür Çağlar, ilk duruşmada tahliye edildi.
Nuriye Aslan, Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi’nden, Sarıyıldız ve Çağlar da Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden çıktı. DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun, Mersin il ve ilçe yöneticileri, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyeleri, insan hakları savunucuları ve çok sayıda yurttaş, alkışlarla eşbaşkanları karşıladı.
“BU SİYASİ BİR DAVADIR”
Cezaevi çıkışında yurttaşlar tarafından alkışlarla karşılanan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, 10 ay önce hukuksuz bir şekilde tutuklandıklarını anımsatarak, halkın, davanın başından bu yana gerçekleri gördüğünü ve iradesine sahip çıktığını söyledi. Sarıyıldız, “Bundan 10 ay önce belediyemize kayyım atamak için haksız bir şekilde, siyasi bir kararla gözaltına alındık ve ardından tutuklandık. Belediyemize ışık hızında kayyım atanmıştır. Halkımız bu dosyanın siyasi olduğunu dile getirdi, aradan geçen zamana rağmen bugün burada olmakla bir kez daha bu davanın siyasi olduğunu göstermiştir. Partimizle, halkımızla, bölge barolarıyla ve bütün dost kurumlarımızla halkın iradesine sahip çıktık” dedi.
“KAYYIMI GÖNDERENE KADAR MÜCADELEYE DEVAM”
Tahliye edilen Akdeniz Belediyesi Başkan Yardımcısı Özgür Çağlar, Akdeniz halkının iradesinin kayyımla gasp edildiğini kaydederek, DEM Parti ve halkın kararlı mücadelesi sayesinde cezaevi kapılarının açıldığını ifade etti. Çağlar, mücadelenin devam edeceğini belirterek, “Bizlere oy veren 50 bin seçmenin iradesine bir gecede kayyım atandı. Tutuklandığımız günden beri halkımız ve partimiz çetin bir mücadele verdi ve biz kayyımı göndererek belediyemizi alana kadar mücadele edeceğiz. Yine biz tahliye olsak da arkadaşlarımız içerdedir, onların özgürlüğü sağlanıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
PİRHA – TELE 1’e kayyım atanması ve SGK Başkanı Raci Kaya’nın emeklilere yönelik açıklamalarına tepki gösteren Tüm Emekliler Sendikası üyeleri, özgür basının susturulamayacağının altını çizerek, iktidarın emeklilerin yaşam hakkını gasp ettiğini dile getirdi.
Tüm Emekliler Sendikası, TELE 1’e kayyım atanması ve SGK Başkanı Raci Kaya’nın emeklilere yönelik “Eskiden 50-55 yaşında ölüyorduk, şimdi emekliler 78 yaş ortalamasına geldi” açıklamasına tepki gösterdi. Basın açıklamasını sendika adına Keçiören Şube Başkanı Zerrin İğleyen, TÜİK Genel Müdürlüğü önünde yaptı.
Zerrin İğleyen, AKP iktidarının 23 yıllık döneminin siyasal ve ekonomik çıkmazlarla dolu olduğunu vurgulayarak, “Ülke kaynakları bir avuç rantiyeciye peşkeş çektirilmiş, çalışanlar ve emekliler sefalete mahkum edilmiş, siyasi ve ekonomik çöküntüyü gizlemek için basın büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır. Kontrol edemediği birkaç gazete ve televizyon kanalına akıl almaz sansür uygulanmakta ve ekonomik olarak sıkıştırılmaktadır. Bununla da yetinmeyen iktidar, baskılara direnen TELE 1’e kayyım atayarak susturmuştur” dedi.
TELE 1’e KAYYIM ÖZGÜR BASINA DARBE
TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınarak akla ziyan suçlamalarla tutuklandığı ifade edilen açıklamada, “Bu ülkenin önemli entellektüellerinden, yazar, aydın ve gazeteci Merdan Yanardağ’a casusluk suçlaması yapışmaz. Merdan Yanardağ bir yurtseverdir” ifadeleri kullanıldı.
İğleyen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerinden CHP’yi güçsüz düşürme ve İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını engelleme amaçlı kumpası hatırlatarak, “Merdan Yanardağ’ı bu kumpasın bir parçası yapıp TELE 1’i susturdular. Özgür yayın yapan basına da gözdağı verdiler. Özgür basın susturulamaz. Bu halk gerekirse dumanla, gerekirse ıslık çala çala haberleşir. Mutlaka bir yol bulunur. Özgürlüğün çığlığı susturulamaz” dedi.
SGK BAŞKANI RACİ KAYA’YA SERT ELEŞTİRİ
Açıklamada, SGK Başkanı Raci Kaya’nın emeklilerle ilgili açıklamaları da sert bir dille eleştirildi: “Mesela, bir an önce emeklilerin ölmesini isteyen SGK başkanının saçmalığını gizleyemezler. TÜİK’in enflasyonu düşük gösterme manipülasyonunu gizleyemedikleri gibi… Mantığa bakar mısınız! Emekliler uzun yaşadığı için aylıklar düşük kalıyormuş! Bu zatın, hem ömür uzadığında hem de emekli yaşının kademeli olarak 65 yaşına çıkarıldığından haberi yok herhalde! Bu zat GSMH’dan SGK’ya, özel olarak da emeklilere ayrılan payın düşürüldüğünden haberdar olmadığı düşünülemez. Daha doğrusu bu mevkide birisinin bu kadar pervasız, bu kadar sorumsuz bir açıklama yapma gafletinde bulunması düşünülemezdi. Ama oldu! AKP iktidarı artık şaşırtmıyor” denildi.
EMEKLİLER AÇ YAŞAM HAKLARI GASP EDİLİYOR
Emeklilerin ekonomik olarak zor durumda olduğu vurgulanan açıklamada, “Emekliler, kendileri gibi çok yerden maaş almıyorlar. Emeklilerin yan geliri yoktur. Emekliler açtır. Raci Kaya’nın anlamadığı çok belli. Tekrar edelim: Emekliler açtır. Aç bıraktığınız, yaşam haklarına çöktüğünüz emekliler, açlıktan değilse sağlıksız koşullardan çok yaşayamazlar diyorsanız haklısınız! Bu aylıklarla yaşanmaz! Çözüm üretmesi konumunda olan birinin, emekliye öl demesi kabul edilemez. Bu SGK Başkanı liyakatsızdır, insafsızdır. SGK Başkanı Raci Kaya derhal görevden alınmalıdır” ifadeleri yer aldı.
2026 yılı bütçesinden emekliye ayrılan payın dünya ortalamasının neredeyse yarısı olduğu hatırlatılan açıklamada, “Açıkladıkları Orta Vadeli Programda emekliye zırnık koklatılmıyor. Çalışanların maaş ve ücretleri çok düşük olduğundan, SGK primi düşük olacağının sorumlusu emekliler midir? Çalışma yaşında olanların geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 33’leri bulmuş. İstihdam düşüktür. Haliyle prim ödenemiyor. Kayıt dışı çalışanlara bir de kayıt dışı göçmenler eklendiğinden Raci Kaya’nın haberi yok mudur! Türkiye’de enflasyon Pakistan’daki enflasyonun 7-8 katı. O da TÜİK soslu enflasyona göre! Cumhuriyetin 102. yılında, Cumhur ne hale düşürülmüş. TÜİK ve Raci Kaya bunlara kafa yorsun” denildi.
Açıklama, “İktidarın özgür basını susturması, TELE 1 ile uğraşması, Merdan Yanardağ’ı tutuklaması ve Raci Kaya’nın emeklinin yaşam hakkına dil uzatması kabul edilemez. TÜİK’in enflasyonu gizlemesine alışmayacağız. Özgür basın, demokratik Türkiye ve insanca yaşam hakkımız için mücadelemizi sürdürecek ve mutlaka biz kazanacağız” sözleriyle sona erdi.
PİRHA – Gazeteci Merdan Yanardağ hakkında başlatılan ‘casusluk’ soruşturmasının ardından TELE 1’e kayyım olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) atanmasına tepki gösteren kanal çalışanları, bugün toplu istifalarını sundu. TELE 1 binası önünde yapılan basın açıklamasında konuşan çalışanlar kayyım yönetimine karşı durduklarını ve kanalın özgür ruhunu yaşatacaklarını duyurdu.
Açıklamayı TELE 1 program sunucusu Murat Taylan okudu. Taylan, “Bir taraftan kanaldan ayrılıyoruz ama diğer taraftan TELE 1 ruhunu dışarıda yaşatmak için arayışımız sürecek. O yüzden açıklamamızın başlığı da ‘Teslim olmuyoruz arkadaşlar’ ” dedi.
TELE 1’in 2017 yılında “özgür medya anlayışı ve gerçeğe sadakat” ilkesiyle kurulduğunu hatırlatan Taylan, “Sansürün, baskının, karanlığın üzerine ışık tuttuk. Halkın çıkarlarını savunduk, emeğin, doğanın, ezilenin yanında olduk” ifadelerini kullandı.
Kayyım atamasını “özgür basına vurulan bir darbe” olarak niteleyen Taylan, “Kayyım yönetiminin ilk işi haber bültenimizi susturmak oldu. TELE 1’in penguen medyasına dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz. Onurumuzu zedeleyecek bir yayın anlayışını asla kabul etmiyoruz” diye konuştu.
TELE 1’in ekran yüzleri, yöneticileri, Ankara temsilciliği ve yazarlarının tamamının kayyım yönetimindeki kanaldan ayrıldıklarını duyuran Taylan, “Biz susmayacağız, kalemimizi satmayacağız ve kırmayacağız. Bu bir geri çekilme değil, bu bir direniş ilanıdır” dedi.
Açıklamasını, “TELE 1’in kurucusu ve Genel Yayın Yönetmenimiz Merdan Yanardağ’ın yanındayız. Bu karanlığı dağıttığımızda TELE 1 yeniden doğacak” sözleriyle tamamlayan Taylan, kayyım yönetimine karşı duruşlarını net şekilde ortaya koydu.
PİRHA- Mersin’de kayyım atanmasının ardından tutuklanan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız ile birlikte yedi kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması görülmeye başlandı. Belediye çalışmaları ve halk buluşmalarının “örgütsel faaliyet” olarak değerlendirildiği iddianameye tepki gösteren Eş Başkan Sarıyıldız, davanın siyasi olduğunu belirterek “Bu dosya, halkın iradesine ve yerel yönetimlerimize çökme girişimidir” dedi.
13 Ocak’ta Akdeniz Belediyesi’ne kayyım atanmasının ardından görevden alınarak tutuklanan Eş Başkanlar Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız ile Meclis Üyesi Özgür Çağlar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin İl Eş Başkanı Reşat Aşan, Parti Meclisi Üyesi Necmettin Başçı ve Ferhat Alkan, Hasan Uğur Çat ve Seyithan Gönen hakkında açılan davanın ilk duruşması Mersin 2’nci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.
Duruşmaya, DEM Parti Mersin İl Örgütü, Diyarbakır Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun, DEM Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Rüştü Tiryaki, DEM Parti Mersin Milletvekilleri Ali Bozan ile Perihan Koca, CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin il yönetimi, İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katılım sağladı.
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “örgüt üyesi olmak”, “örgüte finans sağlamak”, “örgüt propagandası yapmak” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” iddialarıyla hazırlanan 216 sayfalık iddianamede, belediye çalışmaları ve basın açıklamaları suç konusu haline getirildi. Taziyeler, halk buluşmaları, düğünlerde çalınan şarkılar ve sosyal medya paylaşımları “örgütsel faaliyet” olarak değerlendirildi.
“BU DOSYA, YEREL YÖNETİMLERİMİZE ÇÖKME AMAÇLIDIR”
Duruşmada ilk olarak savunmayı yapan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, yargılamanın siyasi olduğuna dikkat çekerek, “Bu dosya bizlerin şahsında, DEM Parti’nin yerel yönetim fikriyatından rahatsız olanların oluşturduğu siyasi bir dosyadır. Hukuken adli makamların delilleri toplayarak suçluyu cezalandırma amacıyla açtığı bir dava değil, doğrudan siyasetin yönlendirmesiyle oluşturulmuş bir dosyadır. Bu dava, halkın kendi iradesiyle seçtiği yöneticileri cezalandırma girişimidir. Yerel yönetimlerimize çökmelerinin dosyasısıdır. Tamamen özel bir infaz rejimi uygulanıyor. Yoksul çocuklara yapmak istediğimiz yardımlarda okul müdürleri bile cezalandırıldı. Işık hızıyla belediyeye kayyım atandı. Burada cezaevleri varken bizi uzaklara göndererek cezalandırmak istediler. Avukat arkadaşlarımız aylarca savcı ile görüşemedi. Bu dosyada muhatap alınmadılar” dedi.
“HİZMETLERİMİZ RAHATSIZ ETTİ”
Sarıyıldız, Akdeniz Belediyesi’nde yürütülen çalışmaların tamamının halka hizmet amacı taşıdığını belirterek, iddianamede suç olarak gösterilen faaliyetlerin belediyenin asli görevleri olduğunu söyledi. Halka yapılan hizmetlerin rahatsızlık yarattığını söyleyen Sarıyıldız, şunları dile getirdi:
“Taziyeye gitmek, halkla buluşmak, düğünlere katılmak, kadınların ve gençlerin ihtiyaçlarına dair toplantılar yapmak bizim suçumuz değil, görevimizdir. Biz, halkın sorunlarına kulak veren, yerinden yönetimi esas alan, katılımcı bir belediyecilik anlayışıyla hareket ettik. Ancak bu anlayış, halkın değil, devletin çıkarlarını merkeze alan zihniyeti rahatsız etti. Bizim daha adaylığımız bile kesinleşmeden kentte kayyım söylentileri dolaşmaya başladı. Bu da gösteriyor ki mesele biz değiliz; mesele halkın kendi iradesiyle yönetim hakkını eline almasıdır. Kayyım zihniyeti, halk iradesine düşman, hastalıklı bir anlayıştır.”
“BU DOSYA HEM BİZE HEM HALKA YAPILMIŞ BİR HAKARET”
Kayseri Bünyan Cezaevi’nden SEGBİS’le duruşmaya katılan yerine kayyım atanan Akdeniz Belediye Eş Başkanı Nuriye Arslan da, dava dosyasının yalan ve iftiralarla dolu olduğunu söyleyedi. Örgüt üyelerinden talimat aldıklarına dair ifade veren gizli tanıkların beyanlarını reddeden Arslan, şu savunmayı yaptı:
“Hem parti bünyesinde hem de belediye çalışmaları bünyesinde yaptığım bütün eylem ve faaliyetler yasal çerçeveye uygundur. Halkıma hesap veremeyeceğim hiçbir pratiğim olmamıştır. Bizim tutukluluğumuz büyük bir haksızlık ve hukuksuzluktur. Bizi tutuklamalarına rağmen hala rahat vermediler. Tarsus Cezaevi’nden Kayseri’ye sürgün edilirken 5 saat boyunca ringte bekletildim. Birçok sağlık sorunum olmasına rağmen ailemden uzak bir yere sürgün edildim. Buradan da görülüyor ki cezalandırma hukuki yürütülmüyor. 2016’dan bu yana halkımızın iradesi gasp ediliyor. Bu kayyım zihniyeti yalnızca bize değil, ana muhalefet partisine karşı da harekete geçmiş durumda. Belediyeleri kayyım eliyle talan ediyorlar. Öte yandan iddianamede önümüze suç diye konulan ‘sözde eş başkan’ ifadesi kadın düşmanı bir zihniyetin tezahürüdür. Toplum tarafından bu kadar kabul edilen eş başkanlık sisteminin illegalize edilmesini kabul etmiyorum.”
PİRHA-Dersim İnşa Kongresi tarafından Almanya’nın Oberursel kentinde yapılan Dersim Çalıştayı’nın ikinci gününde dil, inanç, doğa, kültür, gençlik, kadın sorunlarına dikkat çekilerek, çözüm önerileri sunuldu.
Almanya’nın Oberursel kentinde Dersim İnşa Kongresi (DİK) tarafından gerçekleştirilen Dersim Çalıştayı‘nın ikinci gününde Avrupa’daki Dersim kurumları ve Dersim’deki seçilmişler konuştu. Devam eden çalıştaya, MARDEF, FEDA, ADEF yöneticisi Kasım Koç, Cıvrak Avrupa, Dik, Leverkusen Alevi Dergahı yöneticileri, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ile Cevdet Konak, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DAM yöneticisi Sabri Aslan, yazarlar Ergin Doğru ve Hüseyin Ayrılmaz katıldı.
Katılımcılar tarafından yapılan konuşmalarda, Dersim ana sorunları olarak, dil, inanç, doğa, kültür, gençlik, kadın boyutu geldiği boyuta dikkat çekilerek, Avrupa’daki Dersimli güçlerin ortak hareket etmenin çabasını yükseltmeli ve arayışların güçlendirmesi dile getirildi.
PİRHA- TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın “casusluk” suçlamasıyla gözaltına alınmasının ardından, televizyon kanalına İstanbul Sulh Ceza Hakimliği kararıyla kayyım atandı. Karar, basın özgürlüğü açısından büyük tepki çekti.
TMSF DEVREYE GİRDİ
Karara göre, TELE1’in yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi.
Bu adım, son dönemde muhalif medya kuruluşlarına yönelik artan idari ve yargısal baskıların bir yenisi olarak değerlendiriliyor.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ TARTIŞMALARI YENİDEN GÜNDEMDE
TELE1’e kayyım atanması, Türkiye’de bağımsız medyaya yönelik yargısal ve ekonomik baskıların yeni bir halkası olarak yorumlandı. Basın meslek örgütleri, kararı “ifade özgürlüğüne müdahale” olarak değerlendirirken, sosyal medyada da #TELE1Susturulamaz etiketi kısa sürede gündem oldu.
PİRHA- Yerlerine kayyım atanan DEM Partili belediye eş başkanları DEM Parti Dersim İl Örgütü’nün açtığı ‘Barış için imza” standını ziyaret edip basın açıklaması yaptı. Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan, “Bizim derdimiz gasp ettiğiniz belediye binaları değil. Bizim tek derdimiz, halkın özgür iradesiyle gidip oy kullandığı seçimde kendi seçilmişlerini görevden alarak atamayla halkın başına verdiğiniz kayyumlarınızdır. Halkın belediyelerinden elinizi çekin” diye konuştu.
Yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, Van Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan, Mardin Belediye Eş Başkanı Devrim Demir, Batman Belediye Eş Başkanları Gülüstan Sönük ve Yeşil Işık, Halfeti Belediye Eş Başkanları Mehmet Karayılan ve Saniye Bayram, Bahçesaray Belediye Eş Başkanları Nebahat Benek ve Ayvaz Hazır, Kağızman Belediye Eş Başkanları Güner Hatay ve Mehmet Alkan, Siirt Belediye Eş Başkanları Mehmet Kaysı ve Sofya Alagaş Dersim’de esnaf ziyareti yapıp Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Örgütü’nün Seyit Rıza Meydanı’nda açtığı ‘Barış için imza” standını ziyaret edip basın açıklaması yaptı.
“HALKIN BELEDİYELERİNDEN ELİNİZİ ÇEKİN”
Yıllardır verdikleri emeklerinin sömürülüp yerlerine kayyım atandığını söyleyen yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan, “Bizim derdimiz gasp ettiğiniz belediye binaları değil. Bizim tek derdimiz, halkın özgür iradesiyle gidip oy kullandığı seçimde kendi seçilmişlerini görevden alarak atamayla halkın başına verdiğiniz kayyumlarınızdır. Bizim derdimiz bu anlayışladır. Kayyum zihniyetini her seferinde elinde bir sopa olarak tutan anlayışladır. Bugün Esenyurt’ta yaşanan da 22 Kasım’da Dersim Belediyesi ile birlikte Ovacık Belediyesi’ne atanan kayyum da aynı zihniyetin ürünüdür. Halkın belediyelerinden elinizi çekin” diye belirtti.
“HALKIN İRADESİNİ GASP EDENLER HER ZAMAN TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNDE YERLERİNİ ALMIŞLARDIR”
Yıllardır demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüttüklerini vurgulayan yerine kayyım atanan Van Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan, “Çok zulümlere, katliamlara maruz kaldık. Ama hiçbir zaman onurlu mücadelemizden vazgeçmedik. Çünkü bu mücadele barış mücadelesidir. Kürt’e, Türk’e, Laz’a, Çerkez’e, Alevi’ye, Sünni’ye, Hristiyan’a, Müslüman’a barış içerisinde onurlu ve özgür yaşamı isteyen bir mücadeledir. Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla başlayan barış ve demokratik toplum sürecinin de Türkiye’de yaşayan bütün kimliklere bütün inançlara barış içerisinde onurlu ve özgür bir yaşamı armağan edeceğini de biliyoruz. Dolayısıyla bizler bu süreci sonuna kadar sahiplenirken halkın iradesine bir darbe olan kayyım gasplarına karşı da aynı şekilde mücadelemizi büyüteceğiz. Siyasi rakiplerinize yargı kumpaslarıyla, hukuk tuzaklarıyla yaklaşmayın. Eğer gerçekten kendinize güveniyorsanız, ideolojinize, pratiğinize, partinize güveniyorsanız hesaplaşmanın yeri seçim sandıklarıdır. Bizler çok iyi biliyoruz ki halkın iradesini gasp edenler her zaman kaybetmiştir ve tarihin çöplüğünde yerlerini almışlardır. Ama halk her zaman dimdik ayakta kalmıştır. Bundan sonra da böyle olacaktır” dedi.
“KAYYIM SİYASETİNDEN BİR AN ÖNCE VAZGEÇİLMELİ”
Yerine kayyım atanan Mardin Belediye Eş Başkanı Devrim Demir ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Bizler maalesef bugün kayyım tarafından yerleri gasp edilmiş belediye eş başkanları olarak kayyım sorununu konuşmak için bir araya geldik. Elbette kayyımlar bizim için bir anlam ifade etmiyor. Bizler kayyımla gelmedik kayyımlarla da gitmeyeceğiz. İlk günden bu yana bütün meclis üyelerimiz ve eş başkanlarımız olarak halkımızın içinde çalışmalarımızı yapmaya devam ettik. Ama bir kez daha buradan da sesleniyoruz. Bu sistem kayyım siyasetinden bir an önce vazgeçmeli. Halkımızın bütün haklarını gasp eden ve bir rejime dönüşen sistem buna bir an önce son vermeli. Bu halk kentlerini yönetmesi için kendi yöneticilerini iradesiyle seçiyor ama 3 dönemdir Kürt halkın iradesi ellerinden alınıyor. Bizler özellikle çözüm sürecinin konuşulduğu bu günlerde bir kez daha süreçle ilgili umut ettiklerimizi dile getiriyoruz. 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla bu topraklarda olumlu bir hava onurlu barış umudu bütün yurttaşların yüreğinde filizlendi.”
“KAYYIM GASPINI KABUL ETMİYORUZ”
Dersim’de insanların çok acılar yaşadığını ifade eden yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, “Geçmişten bugüne kadar Dersim hep yangın yeriydi ve sürgünler, katliamlar hep devam etti. Bu coğrafyada 1938’den bu yana topraklarımıza sahip çıkıyoruz. Önceki dönemde de belediyeye kayyım atandı ve insanlar işten çıkarıldı, dilimizi yasakladılar, kültürümüzü yok saydılar. Biz kayyım gaspını kabul etmiyoruz” diye konuştu.
PİRHA- CHP’nin kuruluşunun 102’nci yıl dönümü nedeniyle Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bırakma töreninde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Biz haklıyız, biz kazanacağız, asla teslim olmayacağız. Demokrasi kazanacak. Türkiye kazanacak” dedi.
CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresinin iptal edilmesi ardından CHP İl Başkanlığına kayyım olarak Gürsel Tekin atandı. Çıkan karar, partililer arasında ciddi tartışmalara sebep olurken Tekin, CHP’nin kuruluşunun 102’nci yıl dönümü nedeniyle bugün Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktı.
“CHP İstanbul İl Başkanlığı” adına çelenk koyduktan sonra açıklama yapan Tekin, Özgür Özel’in de aynı noktada yapacağı programa katılacağını belirtmişti.
Saat 14:00 itibariyle CHP Genel Başkanı Özel de Parti kurmayları ile birlikte Taksim Meydanına geldi. Ancak Gürsel Tekin, alanda yer almadı.
Toplanan kalabalık sık sık Tekin aleyhine sloganlar attı.
“DEMOKRASİ KAZANACAK. TÜRKİYE KAZANACAK”
Özgür Özel, kararına ilişkin yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Taksim Meydanı’nı ve sizleri gördüğümdeki duygumu şöyle ifade etkayyım mek isterim. Araç buraya döndü. Tüm Türkiye, dün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yönlendirdiği talimatlı yargıyla Türkiye’nin kurucu partisine, onun İstanbul İl Başkanlığı’na karşı yapılan bir darbeyi ve bunu 5 bin polisle birlikte gerçekleştirenleri gördü. Eğer yetkiyi AK Parti yargısından alırsanız 5 bin polise ihtiyacınız var. Ama eğer yetkiyi milletten alıyorsanız işte Taksim’e gelirsiniz, sizi 5 bin partili karşılar. Köşeyi dönüp de bu meydanı hınca hınç sizlerle dolu gördüğümde Özgür Başkan’a meydanı işaret ettim. Dedim ki ‘Bu partide en önemli görevi Genel Başkan yapmıyor. En önemli görevi; dünkü durumu görüp bugün 50 kişiyle yapılacak bu çelenk koyma, sunma törenini, bunu vazife bilip günün ortasında güneşin altında gelip de duran şu partili yapıyor.’ Cumhuriyet Halk Partisi’ni bölebilirler mi? Cumhuriyet Halk Partisi birdir, bütündür. Tek teminatı üyeleridir, sandıktır. Türkiye’yi sandıksız yönetmeye niyet edenler, Türkiye’de tek adamı yollayıp Gazi’nin kurduğu Cumhuriyet’te, İsmet Paşa’nın kaybettiği seçimle Türkiye’ye armağan ettiği çok partili rejimi, iktidarların seçimle gelip seçimle gitmesini seçim kaybedeceğini anlayınca hazmedemeyenler, şimdiden Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul İl Kongresi, İstanbul İl Başkanlığı üzerinden sandığı kaldırmaya, yerine atanmışlar getirmeye çalışıyorlar. Teslim olmayacağız. Neyine güveniyorsun? Sadece ve sadece size güveniyorum.
Bu acımasız, haksız, hukuksuz saldırıyla, tapusu dahi genel merkeze kayıtlı binadan halen daha polisleri çıkarmayanlara, kardeşlik hukukunun üstünde bir hukuk tanımayan bu partide kardeşi kardeşin karşısındaymış gibi göstermek için algı operasyonu yapmaya çalışanlara şunu söylüyorum. Kardeşler, son seçimde yarıştılar. Yarısı kazandı, yarısı o gün kazanmadı. Ama demokrasi fikrinin insanları, demokrasi fikrinin sahibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyeleri o günden beri birlikteler. İstanbul’da Özgür Başkan’a oy veren delege kadar vermeyenler bu süreçte partiye sahip çıkıyorlar. Biriz ve beraberiz.
Hayatım boyunca şahsıma yapılan pek çok kusuru, pek çok haksızlığı affettim. Kolay barıştım, kolay barışırım. Ancak bu partide, bu partinin her kademesinde görev yapmış kim olursa olsun bu kardeşlik hukukuna, bu birlikteliğimize, bu tek vücutluğumuza, 47 yıl sonra birinci parti oluşumuza, arkadaşlarımızı zindanlarda tutanlara karşı tek yumruk oluşumuza, her çarşamba bir ilçede, her hafta sonu bir şehirde o şehrin, o ilçenin tarihinin en kalabalık eylemlerini, en kalabalık eylemlerini yapışımıza gölge düşürmeye çalışan, saraya alet olup bu partiye zarar vermek isteyen bir karından doğduğum kardeşim olsa affetmem, affetmeyeceğim.
‘Partiliyim’ diyen herkesi partinin seçilmişlerine, seçme iradesine saygı duymaya, sahip çıkmaya; görev bekleyen herkesi içinde bulunduğumuz süreçte özgürce aday olmaya, yarışmaya ve bir güç alacaksa bu örgütten, bu partiden, devlet için bir yetki alacaksan bu milletten yolun geçtiğini hatırlamaya, öğrenmeye, bundan sapmamaya davet ediyorum.
Biz haklıyız, biz kazanacağız, asla teslim olmayacağız. Demokrasi kazanacak. Türkiye kazanacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Doğum gününüz kutlu olsun.”
PİRHA-CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanmasının ardından İl Başkanlığı önü polis ablukasına alındı. İstanbul Valiliği 6 ilçede gösteri yasağı getirirken, CHP’liler dün geceden bu yana abluka altında bulunan il binası önünde kararı protesto ediyor.
Mahkeme tarafından il yönetiminin görevden alındığı ve yerine Gürsel Tekin’in kayyım olarak atandığı CHP İstanbul İl Başkanlığ polis ablukasına alındı.
Durumua tepki gösteren CHP’liler il binası önünde kayyımı ve polis ablukasını protesto ediyor. İstanbul Valiliği 6 ilçede gösteri yasağı getirirken, CHP’liler dün geceden bu yana abluka altında bulunan il binası önünde eylemlerini sürdürüyor.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Türkiye’de, Suriye’de ve bölgede barış Türkiye’nin temel şartı olmalıdır ve temel stratejisi olması gerektiğinin altını çizerek, “Komisyon, toplumsal mutabakatı güçlendirmeli ve özel bir yasayla demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarını parlamentonun gündemine taşımalıdır” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) il eşbaşkanları, parti genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında yapılan toplantı öncesi Tülay Hatimoğulları güncel gelişmelere dair konuştu.
“TÜRKİYE’DE BARIŞ SURİYE’DE SAVAŞ OLMAZ”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında şunları ifade etti:
“Elbette ki Sayın Öcalan’ın gerçekleştirmiş olduğu ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın toplumsal yansımaları, yapılan çalışmalar ve daha fazla ne yapabiliriz bugün hep beraber arkadaşlarımızla değerlendireceğiz. İl eşbaşkanlarımız sahadan geliyor, çalışmalardan geliyor. Bugün verecekleri raporlar, yapacakları sunumlar çok değerli ve kıymetli olacak. Barışı toplumsallaştırmak bakımından yerelde yürütülen faaliyetlerin öneminin büyük olduğunu biliyoruz. Bu bakımdan verimli bir toplantı geçmesini de diliyorum.
İstanbul’da yaşayan Rumlara karşı 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleşen organize toplu saldırılarının yıldönümü. 6-7 Eylül katliamında yaşamını yitirenleri anıyoruz. Ümit ediyoruz ki bir daha benzer katliamlar, benzer şiddet olaylarının yaşanmamasıdır. DEM Parti olarak ‘halkların eşit kardeşliği’ şiarını benimsiyorsak bilelim ki tarihte yaşanmış ve tarihin kara sayfalarında yer almış olan bu karanlık olayların bir daha zuhur etmemesi için mücadele yürütüyoruz. Bir kez daha diyoruz ki 6-7 Eylül Pogromu’nda yaşanmış olan bütün olaylarla yüzleşme, orada mağduriyet yaşamış; malına, mülküne el konulmuş olan bütün kesimlerle ciddi anlamda onlara bir hesap vermek ve bir özür dilemenin gerçekleşmesi gerekiyor.
Coğrafyamızda savaş, çatışmalar, şiddet hala olanca hızıyla devam ediyor. Gazze’de özellikle başlayan İsrail işgali ile birlikte iki yılı aşkın süredir devam eden işgalde resmi rakamları göre 60 bini aşkın insan katledildi. Bununla da yetinilmedi. Bölge kan gölüne çevrildi. Şimdi de Filistin’i tamamen haritadan silmek için Gazze’de daha büyük ve ciddi bir operasyon başlamış durumda. Gazze insanlığın sıfır noktası ve bütün dünya izliyor ne yazık ki. Buradan çağrımızı bir kez daha yapıyoruz; Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Arap Birliği, Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı ciddi bir biçimde bu konuyu ele almalı ve İsrail’i mutlaka ama mutlaka durdurmalı. Yardımlar insanların mezarlığına dönüşmemeli. Havadan atılan yardımlar zaten yerde dağılıyor. İnsanlar makarnayı elleriyle topluyor ve ayrıca da bazı insanlar o uçaktan atılan yardım paketlerinin altında kalarak yaşamını kaybetti. Böyle bir yardım insanlığın utancıdır. Böyle bir yardım olmaz ve bir an önce başta Refah Sınır Kapısı olmak üzere açılmalı ve insani yardım koridorlu güçlü bir biçimde sahiplenilmeli. Oraya insani yardım acilen ulaştırılmalıdır.
Lübnan’a, Yemen’e, Irak’a, İran’a yayılan ve aslında Türkiye’nin de etkilenme olasılıklarının yüksek olduğu bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’de iç barışın tahkim edilmesi bu uluslararası tablo içinde bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Sayın Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’, Ortadoğu’nun ve batıya kadar yansımış olan savaşların Rusya-Ukrayna savaşı bütün bu tablo içerisinde adeta bölgede parlayan bir meşale olmuştur. İşte bizler barışa bu anlamıyla daha güçlü sahip çıkmak zorundayız. Bu çağrının tarihsel anlamını bölgedeki siyasal toplumsal gelişmelere, iktisadi gelişmelere, emperyalist güçlerin bölgeyi yeniden dizayn etme adımlarına baktığımızda ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Ateş ateşi büyütüyor. Bu ateşin Türkiye’ye sıçramaması için gerçek bir barışın tesis edilmesi gerekiyor. Özellikle Türkiye’de izlenen siyaset için şunu çok açık ifade etmek isteriz ki Türkiye’de ‘iç barış’ deyip, Rojava’yı tehdit etmek ve oraya dönük tehditler savurmak birbiriyle uyuşmayan yaklaşımlardır. Bugün Türkiye’de Kürtlerle barışırken aynı zamanda Suriye, Irak, İran’daki Kürt ile de barışmalıyız. Burada barışı ve demokrasiyi tesis edeceksek aynı şeyi 914 kilometrelik sınıra sahip olduğumuz Suriye ile de yapmak zorundayız. Türkiye eğer gerçekten bir güvenlik koridoru oluşturmak istiyorsa güvenlik koridorunun barıştan geçtiğini hiçbir zaman unutmamak lazım. Güvenlik savaşla, silahla, mermiyle, tankla, topla sağlanmaz. Güvenlik her halkın hakkını ona vermekle sağlanır. Eşit yurttaşlığın tesis edilmesi ile sağlanır. Demokrasinin kabul edilmesi ve tesis edilmesi ile sağlanır.
Demokratik bir Suriye’yi oluşturmanın Kürtlerin, Alevilerin ve Dürzilerin haklarının verilmesi anlamı taşıyor. Aslında güvenli bir sınıra kavuşmamız demektir. Türkiye’nin durması gereken nokta tam da budur. O nedenle son zamanlarda hükümet temsilcileri tarafından Rojava’ya dönük tehditkâr açıklamaları kabul etmediğimizin altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Diyorlar ki orada Kürtler Şam yönetimine olmuyorlar. Bunlar doğru yaklaşımlar değil. Bakın orada evet bir anlaşma oldu ama bu anlaşmanın akabinde binlerce Alevi katledildi. O anlaşmanın akabinde binlerce Dürzi katledildi, göç ettirildi, yerinden, yurdundan edildi. Alevi kadınlar tıpkı IŞİD’in Ezîdî kadınları kaçırdığı gibi köle pazarında alıp sattılar. Tecavüz ettiler, taciz ettiler, kadınları katlettiler. Bu tablo böyle ortada duruyorken insanlara teslimiyet çağrısının yapılmasını hiçbir toplum, hiçbir halk kabul etmez. Orada yapılması gereken en önemli şey kesinlikle bütün farklı halkların ve inançların, kendilerini o yönetimde hissettikleri, Suriye’de eşit yurttaş hissettikleri, demokratik bir Suriye’nin inşasından geçer ve Türkiye’ye önerimiz de bu siyaseti geliştirmesidir. Türkiye’nin Suriye’ye yapacağı en büyük iyilik sadece orada barışı ve demokrasiyi desteklemek olur.
Hatırlatmak isterim; ‘Kürt meselesi özel cerrahi müdahaleyi gerektiren son derece kangren bir meseledir. Bu meseleye kılıçla müdahale edilemez. Kılıçla müdahale edilirse bu yara daha da derinleşir. O yüzden burada usta cerrah eline ihtiyaç var. Usta siyasetçi ellere, barış diline, demokrasi diline ihtiyaç var. Buradan bu şekilde hareket edilirse bir çözüme sahip olunabileceğini düşünüyoruz. Türkiye’de, Suriye’de ve bölgede barış Türkiye’nin temel şartı olmalıdır ve temel stratejisi olmalıdır. Sayın Öcalan’ın çağrısı, Kürtlerin, Arapların, Türklerin, Ezidilerin, Ermenilerin, Hristiyanların, Alevilerin, Sünnilerin ve daha birçok kesimin ortak kurtuluşunu hedefliyor. Bu, bölgenin yangın çemberinden çıkış formülüdür. Ne yazık ki Öcalan ve PKK’nin attığı somut adımlara karşın iktidar ve devlet henüz somut bir adım atmadı. Atılan en önemli adım komisyonun kurulması, ancak komisyon ana konularına yeterince odaklanamıyor” .
Komisyon, toplumsal mutabakatı güçlendirmeli ve özel bir yasayla demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarını parlamentonun gündemine taşımalıdır. 1 Ekim’de başlayacak yeni yasama döneminde bu konulara dair taslak çalışması olmaması, oyalama politikalarının göstergesidir. Komisyonun en acil konularından biri de ‘umut hakkı’dır. Sayın Öcalan’ın özgür yaşama ve çalışma koşullarının acilen oluşturulması gerekiyor. Öcalan, sürecin başarısı için aktif rol üstlenmek istiyor. Komisyonun İmralı’ya giderek Öcalan’la görüşmesi hayati önem taşıyor. Komisyon cesur olmalı, ezberleri bozmalı, ön açıcı adımlar atmalıdır.
Halk barış sürecini gönülden destekliyor ancak güvenin oluşması için devletin somut adımlar atması gerekiyor. Kayyım atamaları, kayyım yasasının yürürlükte olması, belediye eşbaşkanlarının görevden alınması, hasta mahpusların hapishanelerde tutulması ve infaz yakmalarının devam etmesi, sürece olan güveni zedeliyor. Toplumun barış talebi güçlüdür. 86 milyon yurttaş barış istiyor ancak iktidarın muhalefete yönelik baskıları bu inancı zedeliyor. CHP’ye yönelik operasyonlar, gözaltılar, kongre iptalleri ve olası kayyım atamaları antidemokratiktir. Barış süreci, muhalefete baskılarla değil, tüm kesimleri ikna ederek güçlenir.
Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. 50 milyona yakın insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ev kirası ödenemiyor. Barış ve demokratikleşme süreci, işçinin, emekçinin, yoksulun, esnafın, çiftçinin, emeklinin ve KHK’lilerin haklarını da kapsamalıdır. DEM Parti olarak bu süreci örgütlerken, sadece mesajlarla değil, örgütlü duruşumuzla herkesin yanındayız. ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’, yeni bir mücadele döneminin başlangıcıdır. Demokrasi mücadelesini büyütmek, Türkiye’nin ihtiyacıdır. Bu nedenle tüm kesimlerin sürece sahip çıkması gerekiyor.”
Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı devam etti.
PİRHA-CHP İstanbul İl Başkanı ve yönetiminin “usulsüzlük” iddiasıyla geçici olarak görevden alınmasına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği yaptığı yazılı açıklamada, “Ülkeyi kaosa sürükleyen bu adımlardan bir an önce vazgeçilmesini, siyasi operasyonlara son verilmesini ve ülkenin yönetim anlayışının bir an önce yönünü demokratikleşmeye yönelik çevirmesini talep ediyoruz” dedi.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, CHP İstanbul İl Başkanı ve yönetiminin “usulsüzlük” iddiasıyla geçici olarak görevden alınmasına tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.
“İRADE GASPINA SON VERİLMELİDİR”
CHP İstanbul il başkanlığına atanan kayyumun hukuk makyajı altında demokrasi ve seçimlere yönelik yapılmış darbe olduğu belirtilen açıklamada, “Hükümetin seçilmiş belediye başkanlarına kayyum atamaları, tutuklamaları özellikle kaybettiği ilçelerde operasyonlar yapmaları siyasi intikamlarını yargı yoluyla almaları yetmiyormuş gibi şimdi ana muhalefet partisine yönelik siyasi operasyonlarını genişleterek iradesine ve demokratik siyasete müdahaleye başlamıştır. Bir partiyi bölmek, muhalefeti zayıflatmak ve kendi içinde birbirine düşürmek kendilerince siyasi kurnazlık olabilir ama demokrasi açısından sadece AKP- MHP iktidarına güvensizliği arttırmaz sandık iradesine olan güveni de sarsar. Bir yandan ülkenin demokratikleşmesi için yürütülen çalışmalar bir yandan yargı yoluyla millet iradesini yok sayan faşist uygulamalar! AKP-MHP iktidarının samimiyetsiz ve tutarsız yaklaşımları iktidarını muhafaza etme çabaları ülkedeki demokrasi kırıntılarını da ortadan kaldırır hale dönüşmüştür.
Biz Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği olarak ülkeyi kaosa sürükleyen bu adımlardan bir an önce vazgeçilmesini, siyasi operasyonlara son verilmesini ve ülkenin yönetim anlayışının bir an önce yönünü demokratikleşmeye yönelik çevirmesini talep ediyoruz. Kayyum mantığının ister memurlardan atanması isterse parti içinden birilerinin atanması demokrasiye aykırıdır. Kayyum politikalarına, antidemokratik uygulamalara, yargının siyasallaştırılmasına, seçilmişlere yönelik müdahaleye ve millet iradesinin gaspına son verilmelidir” denildi.