Etiket: kemal bülbül

  • HDP heyetinden, Antalya’da Alevi köylerine ziyaret-VİDEO

    HDP heyetinden, Antalya’da Alevi köylerine ziyaret-VİDEO

    PİRHA-HDP Milletvekili Kemal Bülbül ve beraberindeki heyet, “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası kapsamında Antalya’nın Fenike ilçesine bağlı köyleri ziyaret etti. 

    HDP tarafından 5 Mayıs günü Dersim’de duyurulan “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası ile ilgili olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ve HDP Antalya il yöneticileri Finike’ye bağlı Göbük ve Hızır Kahya köylerine ziyaret gerçekleştirdi.

    Kampanya kapsamında ilk olarak Gökbük köyüne gidildi. Burada yurttaşlarla köy kahvesinde bir araya gelen HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Gökbük köyünün güzelliğine, doğasına insanların sıcakkanlılığına vurgu yaparak, “HDP olarak Alevi toplumuna eşit yurttaşlık istiyoruz kampanyası başlattık. Bu yoksullukta bu pahalılıkta bu ırkçılık bu faşizm bu kadar azmış ve bu kadar ayyuka çıkmışken bunu yapmak gerekiyordu neden? Çünkü bu tür politikalar tüm politik argümanlar eş zamanlı yürür” dedi.

    “HAKLARI İNKAR EDİLEN ALEVİ TOPLUMU VE EŞİT YURTTAŞLIK HAKKIDIR”

    Hem yoksulluğa, pahalılığa, işsizliğe ve açlığa zamlara karşı mücadele hem de Alevi toplumunun demokratik haklarının, Kürt sorununun çözümünü bir bütün olarak ele alınması gerektiğinin altını çizen Bülbül, “Türkiye’yi bir bütün olarak toplumsal inançsal etnik sınıfsal olarak algılayamazsak sağlıklı siyaset yapamayız. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşmesinde temel unsurlardan bir tanesi varlığı kabul edilmeyen ve hakları inkar edilen Alevi toplumu ve eşit yurttaşlık hakkıdır” diye konuştu.

    “GÜCÜ BİRLEŞTİRECEK UNSURLARDAN BİR TANESİ DE ALEVİLERDİR”

    Varolan sorunların aşılabilmesi için toplumsal muhalefeti birleştirmek gerektiğini vurgulayan Bülbül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Toplumsal muhalefette kimler var. Sosyal demokratlar, Kürt halkı, Alevi toplumu, kadınlar, çevre ve doğa için mücadele eden insanlar, emek örgütleri, yoksullar, işsizler, kimsesizler birleştiğinde AKP kim oluyor. %65-70’e tekabül eden bir güç oluyor bu gücü birleştirecek unsurlardan bir tanesi de Alevilerdir. Alevi toplumunun demokratik hak mücadelesi katalizör görevi görecektir. O anlamda bu birleştirmeyi yapabilmek lazım. Gökbük, Hızır Kahya, Finike‘nin köyleri, tahtacı halkı, kültürel birikim sahibi, demokrasinin ne olduğunu bilen, anlayan, bu uğurda düşünce üretebilme kapasitesine sahip bir topluluktur. Biz de burada olalım ve Alevi toplumunun kamusal, ekonomik, inançsal, eğitimsel ve sayamadığımız bir çok hakkının gasp edildiğini ve  bu mücadelenin birlikte yapılarak yaşanması gerektiğini  söyleyelim diye huzurunuza geldik.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN KAMUSAL HAKLARI, KABUL EDİLMELİ”

    Köy halkıyla güncel konular üzerine sohbetlerin ardından Finike merkezde bulunan ve Finike Belediyesi tarafından her yıl geleneksel olarak yapılan tarım ve seramik festivalinde oba çadırı kuran Hızır Kahya köylüleriyle buluşuldu.

    Kemal Bülbül, burada yaptığı konuşmada da şunları aktardı:

    “Bizim bir dizi böyle kampanyalarımız oluyor, çeşitli toplumsal kesimlere dönük. Daha önce iş, aş buluşmaları adı altında ekonomik sorunlara dair demokrasi buluşması adı altında hak ve özgürlüklere dair, şimdi de eşit yurttaşlık buluşması Alevi toplumunun haklarının tanınmasına dair. Ne kadar Türkiye’de işsizlik, yoksulluk, açlık, faşizm zirveye çıkmışsa da tüm mücadeleleri eşzamanlı yürütmek lazım. O çerçevede geçen hafta Dersim’de konuyu açıkladık ve bu çerçevede dostları dolaşıyoruz. Gökbük’e gittik, Hızır Kahya’ya geldik, diğer köylerimize de gideceğiz. Sizi de ziyaret edelim bu meramızı ifade edelim, dedik. Bu çok basit ve yerel bir konu gibi gözüküyor ancak bu Türkiye’nin hatta dünyanın tamamını ilgilendiren bir konudur. Anayasanın, yasaların, eğitim programının değişmesi, cemevinin yasal güvenceye kavuşması, Alevi toplumunun kamusal hakları, ekonomik demokratik haklarının kabul edilmesi lazım. Bunu bir broşürle anlatmaya çalıştık. Bunun dışında güncel konularla da ilgili sohbetimizi edeceğiz, diyerek konuşmasını tamamladı. Sohbetler ve ikramların ardından ziyaret tamamlandı.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Mescitte uyuyan okul müdürünün fotoğrafını çekenlere soruşturma Meclis gündeminde

    Mescitte uyuyan okul müdürünün fotoğrafını çekenlere soruşturma Meclis gündeminde

    PİRHA-HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Antalya’nın Kepez ilçesindeki Metin Çiviler Anadolu Lisesi müdürü Ramazan Erdoğdu’nun mesai saatleri içinde okulun mescidinde uyurken fotoğraflarını çekenlere soruşturma açılmasıyla ilgili olarak soru önergesi verdi. Bülbül, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e “Bakanlığınız sorumlu hakkında değil de konuyu fotoğrafla belgeleyenler hakkında soruşturma açmış mıdır?” diye sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde Antalya’nın Kepez ilçesindeki Metin Çiviler Anadolu Lisesi müdürü Ramazan Erdoğdu’nun mesai saatleri içinde okulun mescidinde uyurken fotoğraflarını çekenlere soruşturma açılmasını sordu.

    Bülbül, önergesinde “Bakanlığınız sorumlu hakkında değil de konuyu fotoğrafla belgeleyenler hakkında soruşturma açmış mıdır? Eğer açmışsa bu durumun yeniden gözden geçirilerek revize edilmesi için Bakanlığınız ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü ne tür bir somut girişimde bulunacaktır?” diye sordu.

    “MÜDÜR MESAİ SAATLERİNDE OKULUN MESCİDİNDE UYUDU”

    Bülbül tarafından verilen soru önergesi şöyle:

    “Artı Gerçek gazetesinin 27 Nisan 2022 tarihli web sayfasında Antalya’nın Kepez ilçesindeki Metin Çiviler Anadolu Lisesi’nin müdürü Ramazan Erdoğdu’nun mesai saatleri içinde okulun mescidinde uyurken fotoğrafını çekenlere soruşturma açıldığına dair habere yer verilmektedir.

    Haberin ayrıntılarında Antalya Kepez’deki Metin Çiviler Anadolu Lisesi’nin müdürü Ramazan Erdoğdu’nun, mesai saatleri içinde uyuduğunun ortaya çıkmasının veli ve öğretmenlerin tepkisini çektiği dile getirilmektedir. Ramazan Erdoğdu’nun, okuldaki mescidin tabelasını daha önce kaldırttığı ve burayı “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Zümre Odası”na dönüştürdüğü bildirilmektedir.

    “OKUL MÜDÜRÜ GÖREVİNİ YAPMAMAKTADIR”

    Eğitim Sen Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Sönmez, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları dile getirmektedir:

    “Basına yansıyan haberlerden gördüğümüz kadarı ile okul müdürü mesai saatleri içinde görevini yapmamaktadır. Eğitim-öğretim sorunları ile uğraşması gereken saatlerde uyuyan, liyakat konusunda yetersiz olduğu her geçen gün daha da belirginleşen okul müdürü görevden alınması gerekirken sorunu tespit edenlere soruşturma açılması anlaşılır bir durum değildir. Burada büyük sıkıntı olduğu açıktır. Eğitim-öğretimin sağlıklı yürütülmesi için İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nü ve Antalya Valiliği’ni göreve davet ediyoruz.”

    “HABERLER GERÇEĞİ YANSITMAKTA MIDIR?”

    Bu bağlamda; Antalya’nın Kepez ilçesindeki Metin Çiviler Anadolu Lisesi’nin müdürü Ramazan Erdoğdu’nun mesai saatleri içinde okulun mescidinde uyurken fotoğrafını çekenlere soruşturma açıldığına dair haber gerçekleri yansıtmakta mıdır? Eğer gerçek ise sorumlusu hakkında Bakanlığınız tarafından herhangi bir soruşturma açılmış mıdır?

    Bakanlığınız sorumlu hakkında değil de konuyu fotoğrafla belgeleyenler hakkında soruşturma açmış mıdır? Eğer açmışsa bu durumun yeniden gözden geçirilerek revize edilmesi için Bakanlığınız ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü ne tür bir somut girişimde bulunacaktır.”

    PİRHA/ANTALYA

  • Bülbül, Dersim Katliamı’nı Munzur’un kenarında anlattı: Munzur o dönem kan aktı-VİDEO

    Bülbül, Dersim Katliamı’nı Munzur’un kenarında anlattı: Munzur o dönem kan aktı-VİDEO

    PİRHA – HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Munzur nehri kıyısından Dersim Katliamı’nı anlattı. Bülbül, “Munzur o dönem kan aktı, o dönem bağrında ne yazık ki çocukların kadınların gençlerin cesetlerini taşıdı” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Dersim Tertelesi’nin 85. yılında yaşamını yitirenleri andı. Bülbül, Munzur nehri kıyısında çektiği videoda duygularını paylaşarak, 4 Mayıs 1937’nin, dönemin hükümeti tarafından Dersim’de ‘Tedip, Tenkil ve Tehcir Harekatı’nın başlangıç tarihi olduğunu belirtti. Milletvekili Kemal Bülbül, “Bu tarih Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve askeri harekata dönüştü” diyerek 1935 yılında çıkarılan ‘Tunceli Kanunu’ ile amaçlananlara da işaret etti.

    “MUNZUR O DÖNEM KAN AKTI”

    Milletvekili Kemal Bülbül, Tunceli Kanunu çerçevesinde Dersim’in dili, tarihi, kültürü, inancı ve doğasının hedefe konulduğunu belirterek şunları kaydetti:

    “Dersim’in varlığı yok edilemiyorsa, değiştirmek ve sistemin kendisine benzetmek, hizmetine alınmak istenmiştir. Tunceli Kanunu 1935’ten beri yürürlüktedir ve bu kanun gereği Dersim’in adı ‘Tunceli’ olmuştur. Tunceli kavramı devletin, buradaki insanların tepesine inecek ‘Buradaki insanlar şakidir, sergerdedir’; günümüz tabiriyle ‘Teröristtir. O halde yok edilmelidir’,  ‘Yok edilemiyorsa değiştirilmeli, asimile edilmelidir’ gibi barbarca bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bu yaklaşım 1935 yılında yasalaşmış 1937 4 Mayıs’ta askeri harekata dönüşmüştür. Şimdi Munzur kıyısından sizlere bunu acı içerisinde ifade ederken Munzur’un tanıklığından da söz etmek lazım. Munzur o dönem kan aktı. O dönem bağrında ne yazık ki çocukların, kadınların, gençlerin, cesetlerini taşıdı. Dersim nice acılara tanık, gark oldu. Buna rağmen tarihi, inançsal, kültürel, doğal varlığını sürdürmek için büyük bir çaba ve mücadele içerisinde oldu. Bu varlığa hizmet etmek için gelip geçen Seyit Rıza’dan Alişer’e, Zarife Ana’dan nice adını sayamadığımız değerli insanlara kadar hepsine sevgi ve saygılar sunuyor 4 Mayıs 1937’nin 85. yıl dönümünde Dersim’in inancı, kültürü, tarihi varlığını sürdürmek için gereken mücadeleyi yürüteceğimizi ifade etmek istiyorum.”

    PİRHA/DERSİM

  • HDP’li Bülbül Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıdı-VİDEO

    HDP’li Bülbül Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıdı-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıyarak; “Malatya dosyası yeniden açılmalı, insanlığa karşı işlenen bu suçun davası tekrar görülmeli” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Malatya Katliamı’nın 44. yıldönümü dolayısıyla Meclis’te konuşma yaptı.

    Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıyan Bülbül, katliamın Alevilere ve solculara yönelik olduğunu belirterek insanlığa karşı işlenmiş bu suçun davasının tekrar görülmesini istedi.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN BU SUÇUN DAVASI TEKRAR GÖRÜLMELİ”

    Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “17-20 Nisan 1978’de Malatya Katliamı gerçekleşti. Malatya Katliamı’na sebep olan derin devlet tarafından merhum Belediye Başkanı Hamit Fendioğlu’nun katledilmesiydi. Hamit Fendioğlu’nu ne Aleviler ne solcular katletti. Fendioğlu’nu derin devlet gönderdiği bir bombayla katletti ve bu katliamı da Alevi toplumunu, solcuları hedef göstermeye bahane etti. 3’ü çocuk 8 kişi katledildi ve yüzden fazla ağır yaralı oldu, bine yakın iş yeri de tahrip edilip yağmalandı. Malatya dosyası yeniden açılmalı, insanlığa karşı işlenen bu suçun davası tekrar görülmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Bülbül: Romanların inançlarına ve diline özen gösterilmeli-VİDEO

    HDP’li Bülbül: Romanların inançlarına ve diline özen gösterilmeli-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, 8 Nisan Dünya Romanlar Günü’ne ilişkin Meclis’te yaptığı konuşmada; “Romanların inançlarına ve diline özen gösterilmeli, Romanca eğitim programı hazırlanmalı” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis’te söz alarak 8 Nisan Dünya Romanlar Günü’ne ilişkin konuşma yaptı.

    Bülbül konuşmasında, Roman yurttaşların yaşadığı sorunlara dikkat çekerek Romanların inançlarına ve dillerine özen gösterilmesi gerektiğini belirtti.

    “ASİMİLASYON, GÖÇERTME VE BAŞKALAŞTIRMA POLİTİKALARINA BİR AN ÖNCE SON VERİLMELİ”

    Roman yurttaşların asimilasyon politikalarına maruz kaldığını aktaran Bülbül, Meclis kürsüsünde şunları dile getirdi:

    “8 Nisan Dünya Romanlar Günü, müsahip Roman halkımıza kutlu olsun! Romanlara geliştirilen asimilasyon, göçertme ve başkalaştırma politikalarına bir an önce son verilmesini istiyoruz. Romanların inançlarına ve diline özen gösterilmesini, Romanca eğitim programı hazırlanması gerektiğini ifade etmek istiyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bülbül: Kürt sorunu bir an önce çözülmeli, seçim barajı sıfırlanmalı-VİDEO

    Bülbül: Kürt sorunu bir an önce çözülmeli, seçim barajı sıfırlanmalı-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Kürt sorununa bir an önce çözüm getirilmesini, eşit yurttaşlığın, adaletin sağlanması gerektiğini söyledi. Bülbül ayrıca Seçim Yasası’nı da eleştirerek, seçim barajının sıfırlanmasını, herkesin Meclis’te temsil edilmesini istedi. 

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, 31 Mart’ta TBMM Genel Kurulu’nda “Kürt Sorunun Çözümü ve Seçim Yasası” ile ilgili konuştu.

    Bülbül, 31 Mart 1947’de -bugün- Mahabad Kürt Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Muhammed, Başbakanı Hacı Baba Şeyh ve Savunma Bakanı Muhammed Hüseyin Han İran şahlık rejimi tarafından idam edilerek insanlığa ve Kürt halkına karşı bariz bir suç işlendiğini belirterek, bir an önce Kürt sorununa, İran’da, Türkiye’de, Irak’ta ve Kürtlerin yaşadığı her yerde çözüm getirilmesini, eşit yurttaşlığın, özgürlüğün, adaletin sağlanması gerektiğini söyledi.

    Seçim yasasındaki 8’inci maddenin çekilmesini isteyen Bülbül, maddenin neden çekilmesi gerektiğini şöyle açıkladı:

    “Neden çekilmelidir? Zira, 8’inci madde, adrese dayalı yurttaş tespiti diye bir şey varken buna dair anlaşılması güç, anlaşılmaz birtakım düzenlemeler yapmakta. Oysa Yüksek Seçim Kurulunun -bakınız- Nüfus ve Vatandaşlık İşleri tarafından sürekli düzenlenen yurttaş bilgilerine hemen ulaşabilmesi mümkün iken buna dair ipe un sermenin, işi tavsatmanın ve uzatmanın seçime, demokrasiye hiçbir yararı olmayacaktır.”

    “SEÇİM BARAJINI NEDEN SIFIRLAMIYORSUNUZ?”

    “Şu anda temsilde tek adam var, temsilde adalet yoktur” diyen Milletvekili Bülbül, barajın sıfırlanmasını, herkesin Meclis’te temsil edilme hakkına kavuşmasını isteyerek şöyle devam etti:

    “Temsilde tek adamla demokrasi olmaz. Yine seçim söz konusu olduğunda yönetimde demokrasi esas iken bugün yönetimde tek parti -yönetimde tek parti bakın- bir de buna gerekçe olarak şöyle deniliyor: Efendim, çok başlılık olurmuş da demokrasi olmazmış da işte bu çok başlılıktan Türkiye yurttaşları zaman kaybedermiş, işler karışırmış. Tam bugünü tarif ediyorlar aslında. Bugün bu sistemle işler içinden çıkılmaz hâle gelmiş, ekonomi batmış, ahlak sukut etmiş, insanların birbirleriyle olan sosyal kültürel ilişkileri karşıt bir hâle gelmiş, yurttaşlar düşmanlaştırılmış, sorunlar görmezden gelinmiş, tam bunu çözmek gerekirken tam temsilde adaleti sağlamak, barajı sıfırlamak, barajı tümden ortadan kaldırmak gerekirken vaktiyle barajı yüzde 10 yapan 12 Eylül zihniyetinin bir devamı olarak hâlâ barajda ısrar etmek, hâlâ Kenan Evren aklında ısrar etmek demokrasiye vurulmuş bir darbedir. Kenan Evren aklıya demokrasi olmaz; Kenan Evren aklıyla faşizm olur, inkâr olur, işkence olur, katliam olur, insanlığa karşı suç olur ve darbe olur. Zaten, bugün her anımız bir darbe; yönetime darbe, belediyeye darbe, muhalefete darbe, kadına darbe, eğitime darbe, gence darbe. Yani hani o “Yurtta sulh, cihanda sulh.” “Yurtta barış, dünyada barış.” yerine, “Yurtta darbe, dünyada darbe.” gibi bir politikaya dönmüştür durumdayız. Tam böyle, hakikatin ters yüz edildiği bir sürece dönmüş durumdayız.

     

    Bakın, yüzde 10 barajı söz konusu oldu; bu, Kürtlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, mütedeyyin insanların, müminlerin seçime girmesini, Meclise girmesini engellemek içindi. Yüzde 10 barajı, Kürt halkının iradesiyle, Kürt halkının dostlarının DEP’ten, HEP’ten, HADEP’ten bu yana yürütülen mücadeleyle yerle bir edildi. Sonra yüzde 50 barajı getirildi, şimdi, o yetmiyor, yüzde 7 getiriliyor. Ya, niye bu barajı kaldırmayı düşünmüyorsunuz? Niye baraj sıfırlanmıyor? Niye herkes Mecliste temsil edilme hakkına kavuşmuyor?”

    PİRHA/ANKARA

  • Antalya’da HBVAKV Şubesi’nde Newroz Cemi yürütüldü-VİDEO

    Antalya’da HBVAKV Şubesi’nde Newroz Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Şubesi’nde Newroz Cemi yürütüldü. Dertli Divani tarafından yürütülen ceme HDP Milletvekili Kemal Bülbül de katıldı. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi’nde Newroz Cemi yürütüldü.

    Antalya’da örgütlü bulunan Alevi bileşenlerinin ortaklaşa gerçekleştirdikleri ceme HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ve Yol yürütücüsü Dertli Divani (Divani baba) Zakir  Süleyman Demir ve Hayri Aslandoğan da katıldı.

    HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan yaptığı konuşmasında, “Bir can bir cem olmaya geldik. 21 Mart Newroz. Newroz’un Alevilikteki, insan yaşamındaki, doğa yaşamındaki önemi çok büyük. Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şubesi, Kepez Şubesi, Döşemealtı Şubesi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi, Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneği, Konyaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği, Antalya Tahtacıları Yeşili Yaşatma Derneği olarak bir araya gelip, sizlerle mihmanlarımızı bir araya getirmeye çalıştık” dedi.

    Erdoğan’ın ardından söz alan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, eşitlik, özgürlük ve adalet talebiyle Newroz’u kutladıklarını belirterek, “Nevroz’a Orta Doğu halkları, herkes kendi ihtiyacınca bir anlam yüklüyor Türkmenlerden Farslara, Kürtlerden farklı haklara kadar çok değişik anlamlar yükleniyor” dedi.

    Kürt halkının Newroz’dan ne anladığını, ne ifade ettiğini meydanda anlattıklarını belirten Bülbül, Newroz’un Alevi toplumu için ne ifade ettiğini ise şöyle anlattı:

    “Newroz’da, hatırlarsanız Kitab-ı mukadeslerde derki, Edip Harami’nin, nice aşıklar, sadıkların devriyelerinde 6 günde tamam oldu, kâinat 6 günde tamam olur. Kâinat Hakk ile halvete dinlenmeye çekilir. Hakk’ın sadece bir tezahürü olan insanın da dinlenmeye çekilmesi lazım. Kâinatın Hakk’ın nurundan var olduğu süreç Newroz’dan önceki 6 gündür. 7. gün ise Newroz’un kendisidir. Biz bugüne Şah-ı Merdan Ali’nin doğum günü diyoruz, lakin şöyle: Şahı Merdan Ali’nin anadan doğduğu gün değil, kâinatın var olduğu gündür. Aslında Ali’nin doğum günü olarak kastedilen kâinatta var olan Ali’nin suretidir. ‘Aynayı tutum yüzüme, Ali göründü gözüme, nazar eyledim özüme, Ali göründü gözüme, Ali candır, Ali canan, Ali dindir Ali iman, Ali rahim, Ali rahman, Ali göründü gözüme’ dediği Hilmi dede, Edip Harabi’nin mürşidi, Şahkulu Dergahında hizmet yürütmüş. Onun, Viranı babanın, Divani, babanın deyişlerinde nefeslerinde ifade ettikleri hakikattir. Biz o Newroz’un içinde olacağız.

    Biz Aleviliği sadece lokma ve cemden, cemi de 12 hizmetten sanıyoruz, öyle değil. Alevi erkanı yürütülürken dergahlarda, okul bu programı uygulanır dergahtaki 12 ilim uygulanırdı. Bütün Alevilerin niyaz ettiği Hünkar Hacı Bektaş Dergahıdır. Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahına gittiğinizde lütfen şöyle bir gözle bakın, burası bir hikmetin ve himmetin yürütüldüğü dergahtır.”

    “GÖNÜLLERİ BİRLEMEDEN CEM OLMAZ”

    Dertli Divani de, “Gönülleri birlemeden cem olmaz. Cem kelime anlamıyla toplanıp bir araya gelmek ama bu fiziki anlamda bir araya gelmek değil. Bu fiziki birlikteliğin gönül birliğine dönüşmesine cem diyoruz” dedi.

    Dertli Divani konuşmasında şunları vurguladı:

    “Eşikten bu yana, yediden yetmişe bütün canların gönül birlikteliği içerisinde olabilmesi için ne diyoruz? Elimiz elde, gözümüz yerde, özümüz darda, Hakk Muhammet Ali, Hünkâr Hacı Bektaş Veli yolunda ne haktan kaçılır ne haktan geçilir. Gönüller bir olmadan da Hakk o gönüllerden de tecelli etmez. Biz Hakk’ı halk arasındaki deyimi ile Tanrıyı Rab’ı Allah’ı şu sonsuzluk diye adlandırılan evrenin, kainatın tamamı olarak kabul ediyoruz. Ve biz bu varlık aleminin içerisinde küçücük bir zerreyiz.  Aynı zamanda bütününde aynasıyız. Daimî baba ne diyor?

    Kâinatın aynasıyım/Madem ki ben bir insanım/Hakkın varlık deryasıyım/Madem ki ben bir insanım.

    İnsan Hakk’ta Hak insanda/Arıyorsan bak insanda/Hiç eksiklik yok insanda/Madem ki ben bir insanım.

    İlim bende kelâm bende/Nice nice âlem bende/Yazar levhi kalem bende/Madem ki ben bir insanım.

    Bunca temenni dilekler/Vız gelir çark-ı felekler/Bana eğilsin melekler/Madem ki ben bir insanım.

    Tevrat’ı yazabilirim/İncil’i dizebilirim/Kuran’ım sezebilirim/Madem ki ben bir insanım.

    Daimî’yim harap benim/Ayaklarda turab benim/Aşk ehline şarap benim/Madem ki ben bir insanım.

    Buradaki kelamların her bir cümlesi birer kitabın karşılığıdır. Bir bütünü mısralara kelimelere sığdırmaktır. Gerçek aşıklık, sadıklık, ariflik, bilgelik, bilgilik.

    Ben hiçbir zaman kendimi bir ozan, bir âşık olarak atfetmedim. Aşıkların, sadıkların deryadan damla misali onların her birisi birer derya. Acaba o deryanın içinde bir damla olabilir miyim? Olabilirsem ne mutlu. Sadece bu geleneğe layık olmaya çalıştığımı her fırsatta dile getirmeye çalışmışımdır.”

    Katılımın oldukça yoğun olduğu Newroz ceminde konuşmaların ardından rızalık alınarak başlatılan cemde 12 hizmet erkanı görüldü. Çerağların yakılması sonrası zakirlerin deyişleriyle semahlar dönüldü. Çerağlar sırlandı, dedenin lokma gülbenginin ardından lokmalar canlara pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Bülbül, 2 bin yıllık Gümüşkesen Anıt Mezarının yanındaki inşaat çalışmasını sordu

    Bülbül, 2 bin yıllık Gümüşkesen Anıt Mezarının yanındaki inşaat çalışmasını sordu

    PİRHA-HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, TBMM’ye sunduğu soru önergesinde Muğla’nın Milas ilçesinde yer alan yaklaşık 2 bin yıllık Gümüşkesen Anıt Mezarının yanındaki inşaat çalışmalarını gündeme getirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanıtlaması isteğiyle verdiği soru önergesinde Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Gümüşkesen Mahallesi’ndeki 1800-2000 yıllık tarihi olan Gümüşkesen Anıt Mezarının yanında, Limak şirketi tarafından yapılan inşaatı gündeme getirdi.

    Bülbül‘ün verdiği soru önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Yazılı ve sosyal medyada Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Gümüşkesen Mahallesi’ndeki 1800-2 bin yıllık tarihli Gümüşkesen Anıt Mezarının bitişiğine IC-LİMAK şirketinin 13 Aralık 2016 tarihinde imzalanan protokol kapsamında inşa ettiği Milas Yeni Arkeoloji Müzesi ve Gümüşkesen Anıtı Çevre Düzenleme projeleri ile ilgili binanın yerelde büyük tepkilere neden olduğu, Aralık 2017 yılında inşaatına başlanan müze inşaatının yaklaşık 11 ay sonra kaderine terk edildiğine dair haberlere yer verilmektedir.

    “İNŞAAT NEDENİYLE 5 YILDIR ZİYARETE KAPALI OLDUĞU İDDİA EDİLİYOR”

    Haberin ayrıntılarında arkeologların M.S. 160-180 olarak tarihledikleri Gümüşkesen Mezar Anıtı’nın müze müdürlüğü inşaatı nedeni ile 5 yıldır ziyarete kapalı olduğu ve bu durumun profesyonel tur rehberlerini isyan ettirdiği iddia edilmektedir.

    Uzmanlar tescilli 100 yıllık yapılarda dahi yaklaşma mesafesinin 10 metre olmasına karşın çevre düzenleme projeleri ile ilgili binanın Gümüşkesen Mezar Anıtı’nın hemen yanına yapılmasının mevcut tarihsel yapının her türlü koruma şartı ihlal edilerek görsel algısını engellediğini, bu nedenle yeni yapının tamamen yıkılıp çevre düzeninin eski haline getirilmesi gerektiğini dile getirmektedirler.

    Bodrum Yurttaş İnisiyatifi Sözcüsü Ayhan Karahan konu ile ilgili olarak şunları söylemektedir: Karahan “Gümüşkesen Mezar Anıtı’nın bitişiğine yapılan yeni müze müdürlüğü binası yüzünden tarihi anıt mezar beş yıldır ziyarete kapalıdır. Son üç yüzyıldır o tarihsel anıt seyyahların, tarihçilerin, arkeologların uğrak yeri olmuştur.

    “ŞANTİYE DERHAL ORADAN TASFİYE EDİLMELİ”

    Kültür-tarih varlığına yönelik bu pervasızlık kabul edilemez. Müze inşaatı olarak adlandırılan şantiye derhal oradan tasfiye edilmeli. Firma bir daha geri dönmemek üzere bölgeden uzaklaştırılmalıdır. Mimari ve tarihsel-siluet tekrar aslına dönüştürülmelidir. Yeni müze inşaatını yapan şirket, doğaya ve tarihe verdiği zararı, Mezar Anıtı’nın 5 yıldır ziyarete kapalı oluşunun bedelini ödemeli, hiçbir talan, yağma, fütursuzluk yapanın yanına kâr kalmamalıdır.”

    Bu bağlamda;

    1- Bakanlığınız tescilli 100 yıllık yapılarda bile yaşlaşma mesafesi 10 metre iken Gümüşkesen Mezar Anıtı’na yönelik her türlü koruma şartı ihlal edilerek görsel algısını engelleyerek yapılan yeni müze müdürlüğü binası ile ilgili herhangi bir soruşturma açmış mıdır? Eğer soruşturma açıldıysa sorumlular hakkında ne tür bir yasal işlem gerçekleştirilmiştir?

    2- Bakanlığınız beş yıldır ziyarete kapalı olan mezar anıtının gelirlerinin inşaatı yapan şirket ya da şirketlerden tazmini yoluna gidecek midir?

    3- Yerel yurttaş inisiyatiflerinin müze inşaatı olarak adlandırılan şantiyesinin tasfiyesi ve anıt mezarın olduğu bölgenin eski siluetine kavuşturulması yönündeki taleplerini bakanlığınız göz önünde bulunduracak mıdır?”

    PİRHA/ANTALYA

  • Bülbül’den Diyanet Akademisi eleştirisi: Eşit yurttaşlık tüm inanç grupları için oluşturulmalı-VİDEO

    Bülbül’den Diyanet Akademisi eleştirisi: Eşit yurttaşlık tüm inanç grupları için oluşturulmalı-VİDEO

    PİRHA- Meclis’te ‘Diyanet Akademisi’ne dair konuşan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Diyanet Akademisi’ni kuralım fakat Diyanet Akademisi kurulurken Alevi toplumunun, farklı inanç gruplarının hakları tanınmış mı, iade edilmiş mi, varlığı kabul edilmiş mi, sosyolojisi, felsefesi görülmüş mü?” diye sordu. Bülbül, “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan, kırk yıl müderris olsa hakikatte asidir” diyen Hünkâr Hacı Bektaş’a ne itirazınız var sizin?” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, TBMM Genel Kurulu’nda, gündeme gelen Diyanet Akademisi’nin kuruluşu ile ilgili konuştu.

    Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) bünyesinde bir çok faaliyet alanının olduğunun altını çizen Bülbül, “Diyanet İşleri Başkanlığı, içtihatlarını, İslam’ın Hanefi mezhebi ve Maturidilik tefsiri üzerinden yürüttüğünü söylüyor. Böyle bir hakkı var mıdır? Tabii ki vardır. Fakat bu ülkede sadece Hanefiler yok. Bu ülkede Şafiiler de var, bu ülkede Aleviler de var. Şimdi Maturidi, Hanefi, Sünni, erkek ve tekçi. Bakınız, camilerde hutbe okutulurken tek dille okutuluyor, ana dilde ibadet hakkı yoktur. Kürtçe, Romanca, Arapça, Çerkezce, ibadet hakkı yoktur. Neden? Bu hutbeler camilere bu dillerde gönderilmiyor. Bu, tek dilciliğin olduğunu gösteriyor. İkincisi, tek dincilik. Hanefilik dışındaki tüm içtihatlar reddediliyor, Aleviliğe dair zaten tümden kapalı” dedi.

    ‘Diyanet Akademisi’nin çoğulcu felsefeyi de esas alan, din felsefelerine de açık, farklı dinlere de açık bir yapılanması olması gerektiğini vurgulayan Bülbül, “Böyle olacaksa olabilir ama tekçilik olacaksa olmaz; görünen, tekçiliğin olacağı şeklinde” diye konuştu.

    DİYANET AKADEMİSİ KURULURKEN ALEVİ TOPLUMU DİKKATE ALINACAK MI?

    DİB Başkanı Ali Erbaş’a seslenen Bülbül, şunları söyledi:

    “Ali çoktur, Şah-ı Merdan bulunmaz.” İsmi “Ali” olmakla bir şey olmuyor, Şah-ı Merdan’ı anlamakla bir şey oluyor ve siz Şah-ı Merdan’ı anlamamak için bin dereden su getiriyorsunuz; Alevilik’e kapalısınız. Buradan davet ediyoruz, Alevi toplumu adına, bir Alevi olarak davet ediyoruz; 146 yıldır Alevi toplumundan alınan vergiler çeşitli vesilelerle camilere ve benzeri inanç hizmetine sunuluyor ama Alevi toplumuna bir inanç hizmeti sunulmuyor.

    CEMEVİ HAKK’IN VE HAKİKATİN MAKAMI, ALEVİ TOPLUMUNUN İBADETHANESİDİR

    Son olarak gördünüz cemevlerine gelen fahiş elektrik faturalarını. Bu faturalara dair ne dendi? Cemevinin varlığı kabul edilmedi ama “Cemevi konut olarak kabul edilecek” dendi. Cemevi konut değildir, cemevi Hakk’ın ve hakikatin makamı, Alevi toplumunun ibadethanesidir; bunun kabul edilmesi lazım ve bunun yanında Aleviliğe dair bakış açısındaki tekçilik, inkârcılık, reddiyenin kaldırılması lazım.

    ALEVİLER OLARAK BU ÜLKENİN ESAS KURUCU YURTTAŞIYIZ

    Bir yerde bir cemevi açılacak, cemeviyle ilgili soru Diyanet İşleri Başkanlığı’na soruluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı diyor ki: “İslam’ın mabedi camidir, ‘cemevi’ diye bir yer yoktur.” Kaymakamlık ve valiler de cemevinin yapılışını reddediyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu bir reddiyeciliktir, bu bir tahakkümcülüktür. Arkasından ne yapıyorlar; tutuyorlar cemevlerine gizlice memur gönderiyorlar, “Bir hizmetiniz, bir ihtiyacınız var mı?” diye cemevlerine soruyorlar. Şimdi, bu, efendi-köle ilişkisidir. Biz Aleviler bu ülkede köle değiliz. Biz Aleviler bu ülkenin esas kurucu yurttaşıyız ve inancımızla, dilimizle, kültürümüzle, hakikatimizle bu ülkenin yurttaşıyız. Bu hakikati tanımak zorundasınız.

    HÜNKÂR HACI BEKTAŞ’A NE İTİRAZINIZ VAR SİZİN?

    Diyanet Akademisi’ni kuralım fakat Diyanet Akademisi kurulurken Alevi toplumunun, farklı inanç gruplarının hakları tanınmış mı, iade edilmiş mi, varlığı kabul edilmiş mi, sosyolojisi, felsefesi görülmüş mü? “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan, kırk yıl müderris olsa hakikatte asidir” diyen Hünkâr Hacı Bektaş’a ne itirazınız var sizin? “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır” diyen Yunus’a ne itirazınız var sizin? Pir Sultan’a, Şah Hatayi’ye, Virânî’ye, Yemînî’ye, Aşık Veysel’e ne itirazınız var?

    EŞİT YURTTAŞLIK İLİŞKİSİ İSTİYORUZ

    Eşit yurttaşlık ilişkisi istiyoruz. Eşit yurttaşlıkta inancımızın ve inancımızın mabedi olan cemevinin ve cemevinde yapılan ibadetin kabulünü istiyoruz. Bu kabul sadece sözlü olarak kabul değildir; bu kabul, yasal olarak kabuldür; bu kabul, Köy Kanunu ve Anayasa’daki değişikliklerle olur.

    Yıllarca katliamlar, asimilasyon, ötekileştirme sebebiyle acılar yaşamış bir toplumun mensubu olarak, bu acıları bir yana bırakıp acılarımızı ilmimizle irfanımızla, hikmetimizle alabileceğimizi, bu ülkede eşit yurttaş olmak istediğimizi, inancımızın ve inancımızın gereklerinin tanınmasını, ana dilde ibadetin tanınmasını ve eşit yurttaşlığın tüm inanç grupları için oluşturulmasını istiyoruz.”

    Bülbül son olarak Newroz’a değinerek, “Newroz’a giderken sevgili dostlar; Nevrız, Demirci Kawa’da direniş, Mansur’da ikrar, mazlumda zaferdir. 3 kibritin yarattığı ışık aşkına diyorum ki “Nevroz”a giderken eşitlik, özgürlük, adalet isteyelim” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • HDP’li Bülbül: Aleviliğin yok sayılmasını kabul etmeyiz-VİDEO

    HDP’li Bülbül: Aleviliğin yok sayılmasını kabul etmeyiz-VİDEO

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulması planlanan ‘Diyanet Akademisi’ne dair konuşan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “”Bütün inançlara aynı nazarla bakarız ama Aleviliğin yok sayılmasını kabul etmeyiz. Ana sınıfında din dersinin verilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Şura kararını uygulamak insan hakları ihlalidir” diye konuştu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Milli Eğitim Komisyonu’nda, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulması planlanan ‘Diyanet Akademisi’ne dair konuştu.

    Bülbül, hakları ve ayrıcalıkları arttırılan bir inanç topluluğuna karşın varlığı kabul edilmeyen, hakları ve inanç merkezleri tanınmayan Alevi toplumunun olduğunu belirterek, “Kutuplaşmanın ayyuka çıktığı, Alevi-Bektaşilerin tahkir edildiği, ötekileştirildiği bir konjonktürde eziliyoruz, ötekileştiriliyoruz. Bunu gidermesi gereken iktidardır” dedi.

    Hükümetin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) tıpkı Demirtaş ve Kavala dosyalarında olduğu gibi Aleviler ile ilgili verilen kararları da uygulamadığına dikkat çeken Bülbül, “Bütün inançlara aynı nazarla bakarız ama Aleviliğin yok sayılmasını kabul etmeyiz. Ana sınıfında din dersinin verilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Şura kararını uygulamak insan hakları ihlalidir” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından ‘Diyanet Akademisi’ tasarısı AKP, MHP, CHP ve İYİPARTİ’nin oylarıyla kabul edildi.

    Akademi ilk ve ortaokullarda da faaliyet gösterebilecek. Aday eğitmenlerin ve ailelerinin sosyal güvenlik giderlerini kamu karşılayacak. Aday erkek eğitmenler askerlikten muaf tutulacak.

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Bülbül’e verilen 6 yıl 3 aylık hapis cezası onandı

    HDP’li Bülbül’e verilen 6 yıl 3 aylık hapis cezası onandı

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül hakkında ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla verilen 6 yıl 3 aylık hapis cezası Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi’nce onandı. Mahkeme onama kararında, verilen cezanın hukuka uygun olduğunu belirterek, yapılan itirazları esastan reddetti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’ün, Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) düzenlediği toplantı ve çalıştaylara katılması ve buralarda yaptığı konuşmaları nedeniyle ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla yargılandığı davadan yerel mahkemece hakkında verilen 6 yıl 3 aylık hapis cezası, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi’nce onandı.

    Söz konusu dava dosyasına ilişkin kararını 26 Kasım 2020’de veren Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, DTK’nin daimi meclis üyeliği olduğu, İnanç ve Azınlıklar Komisyonu üyesi olarak çeşitli faaliyetlerde bulunduğu gerekçeleriyle verdiği hükme, Bülbül’ün avukatlarının itiraz etmesi üzerine dosya Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi’ne gönderilmişti.

    CEZA, HUKUKA UYGUN BULUNDU

    İtiraz üzerine dosyayı esastan inceleyen 9. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararında ‘usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu’ gerekçeleriyle istinaf başvurusunun reddine karar vererek cezayı onadı.

    Alınan kararda, Yargıtay’a itirazda bulunmak üzere temyiz yolunun açık olduğu hatırlatıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Bülbül, ‘Alevilik diye bir inanç yoktur’ cevabını veren cezaevi yönetimini Meclis gündemine taşıdı

    Bülbül, ‘Alevilik diye bir inanç yoktur’ cevabını veren cezaevi yönetimini Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine vurgu yaparak tutukluların, telefon görüşmelerinde Kürtçe konuşmasına yapılan engelleri ve Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebine ‘Alevilik diye bir din veya inanç yoktur’ cevabını Meclis gündemine taşıdı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, cezaevlerinde yapılan hak ihlallerine dair soru önergesi hazırladı.

    Milletvekili Kemal Bülbül, hükümlü olan Mehmet Can Karakoç’un Mayıs 2016’dan beri Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu iken Türkçe bilmeyen annesi ile görüşlerde Kürtçe yaptığı konuşmanın önceleri sorun olmadığı, ancak Karakoç’un, ocak ayının ilk haftası Yozgat Cezaevi’ne gönderildiği, 5 Şubat 2022’de annesi ile Kürtçe yaptığı telefon görüşmesinin tamamlanmadan kesildiği bilgisini paylaştı. Bülbül, Mehmet Can Karakoç’a gerekçe olarak “Kürtçe konuşma yaptığınız için biz müsaade etmiyoruz” denildiğini belirtti.

    “KÜRTÇENİN ENGELLENMESİ İLE İLGİLİ HERHANGİ BİR GİRİŞİMDE BULUNACAK MISINIZ?”

    Kemal Bülbül, konuya ilişkin soru önergesi hazırlayarak “Birden fazla ihlalle karşı karşıya kalan Mehmet Can Karakoç’un yaptığı telefon görüşmesinin hem rızası dışında dinleniyor olması hem de yasak olmadığı halde Kürtçe görüşmeye izin verilmiyor olması hükümlünün mağduriyetinin katlanarak yaşanmasına sebebiyet vermektedir” dedi.

    Bülbül, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “-Bakanlığınız Yozgat Cezaevi’nde hükümlü Mehmet Can Karakoç’un yaşadığı bu mağduriyetten haberdar mıdır? Eğer haberdar ise sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma açmış mıdır?

    -Hükümlü Mehmet Can Karakoç’un infazının tamamlanmasına bir yıldan az bir süre varken, Yozgat Cezaevi’ne gönderilmesi ek bir yaptırım anlamına mı gelmektedir?

    -Hükümlünün Kürtçe’den başka dil bilmeyen annesiyle yaptığı telefon görüşmesinin yasal olmayan bir şekilde dinlenmesi ve engellenmesi ile ilgili olarak Bakanlığınız herhangi bir girişimde bulunacak mıdır?”

    CEZAEVİ YÖNETİMİ ALEVİ İNANCINI YOK SAYDI!

    Milletvekili Kemal Bülbül, Elâzığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde örgüt üyeliğinden dolayı tutuklu olan ve hakkında henüz kesinleşmiş bir karar bulunmayan Ergin Doğru’nun yaşadığı ihlale de dikkat çekti.

    Milletvekili Bülbül, tutuklu Ergin Doğru’nun inancı gereği bir Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebinde bulunduğunu ancak idarenin “Alevilik diye bir din veya inanç yoktur” gerekçesiyle bu talebi reddettiğini, ayrıca Doğru’ya istemesi durumunda bir imamla görüştürülebileceği dayatmasında bulunulduğunu aktardı.

    Milletvekili Bülbül, “Bu ayrımcı uygulamanın Alevilik inancını yok sayan bir tutumla gerçekleşmesinin inanç özgürlüğüne bir müdahale niteliği taşıdığı beyan edilmektedir” diyerek soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Ergin Doğru’nun ise bu yaklaşıma karşı Elâzığ infaz Hakimliğine başvuru yaptığı, ancak Elâzığ İnfaz Hakimliği’nin de itirazın reddine karar verdiği bildirilmektedir.

    Ergin Doğu Alevi piri/dedesi ile görüşme talebini içeren mektubunda şunları söylemektedir:

    “…Cezaevi bünyesinde manevi hizmetler birimi var. Bu birimde görevli bir imam ya da bir din adamı var. Bu birim cezaevinde mahpusların istemi dahilinde sohbetler yürütüyor, sorularına cevap oluyor. Sonuç olarak insanların talebiyle maneviyatının geliştirilmesine katkı sunuyor.

    Ben de bir Alevi olarak bu birime dilekçe ile başvurarak birimin amacına uygun olarak bir Alevi piri/dedesi ile görüşmek istediğimi söyledim. Israrlı dilekçelerim sonucunda birimde görevli memur odaya gelip sözlü olarak istersem imam ile görüştürebileceğini ama Aleviliğin din olmadığı ve devlet tarafından tanımlanmadığı için Alevi pir/dede getiremeyeceklerini söyledi. Bu mesele memuru aştığı için ben yasal haklarımı kullanmak ve inançsal ihtiyacımın karşılanması için benzer taleple infaz hakimliğine başvurdum. İnfaz Hakimliği yetkisizlik gerekçesiyle talebi reddetti. Bunun üzerine üst mahkemeye başvurdum ama orası da reddetti.

    Temel insan hakkı olarak gördüğüm inancımı yaşama hakkımın engellenmesi anlamına gelen bu kararlara karşı dava açarak hukuki girişimlerde bulunacağım.”

    “MAĞDURİYETİN TELAFİSİ İÇİN BAKANLIĞINIZ NE TÜR GİRİŞİMDE BULUNACAKTIR?”

    Milletvekili Kemal Bülbül, konuya ilişkin önergesinde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a şu soruları yöneltti:

    “-Elâzığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan ve hakkında henüz kesinleşmiş bir karar bulunmayan Ergin Doğru’nun inancı gereği bir Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebinin ‘Alevilik diye bir din veya inanç yoktur’ gerekçesiyle reddedilmesi sebebiyle uğradığı mağduriyetin telafisi için Bakanlığınız ne tür bir girişimde bulunacaktır?

    -Tutuklunun temel insan hak ve özgürlüklerinden olan inanç özgürlüğünün yerine getirilebilmesi için Aleviliğin yanı sıra diğer inanç gruplarının taleplerini karşılamak için Bakanlığınız ne tür girişimlerde bulunacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Kemal Bülbül Düzgün Baba Cemevi’ne kesilen cezaları meclis gündemine taşıdı

    Kemal Bülbül Düzgün Baba Cemevi’ne kesilen cezaları meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-Nazımiye Kaymakamı Uğur Tutkan tarafından Düzgün Baba Cemevi’ne yönelik kesilen cezaları meclis gündemine taşıyan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, cemevlerinin ticarethane olarak görülmesine tepki gösterdi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Nazımiye Kaymakamı Uğur Tutkan’ın çeşitli idari ve mali para cezalarıyla Düzgün Baba Cemevi faaliyetlerini engellemeye çalıştığı yönündeki iddiaları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) taşıdı. Bülbül, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması isteğiyle verdiği soru önergesinde “Bir inanç kurumu olan Düzgün Baba Cemevi’nin ticarethane gibi algılanmasına yönelik uygulamanın gözden geçirilmesi için bakanlığınız ne tür bir telafi edici uygulama öngörmektedir?” ifadelerine yer verdi.

    “SİSTEMATİK ŞEKİLDE BASKI POLİTİKASIYLA KARŞILAŞTIĞI DİLE GETİRİLİYOR”

    Bülbül, Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada Alevi toplumunun kutsal ayı olarak bilinen Xızır ayında Nazımiye Kaymakamının cemevine 10 binlerce TL tutarında vergi cezaları kestiği, bütün bunlar yetmiyormuş gibi Tunceli SGK İl Müdürlüğüne Düzgün Baba Cemevi’nde kayıt dışı işçi çalıştırıldığına dair ihbar yazısı gönderip şikâyette bulunduğu iddia edildiğini belirterek, şunları aktardı:

    “Düzgün Baba’da cem hizmeti yürüten pir ve anaların, zakir, on iki hizmet yürütenlere, ayrıca cemevinde temizlik yapan, çay dağıtan, lokma pişiren ve diğer hizmetleri yürütenlere, lokma ve çıralık nedeniyle içlerinde 80-90 yaşındaki pir ve anaların da bulunduğu 30 kişilik isim listesinin Kaymakamlık tarafından SGK İl Müdürlüğü’ne “Kayıt dışı işçi çalıştırıyorlar” gerekçesiyle gönderilip SGK İl Müdürlüğü’nden cezai işlem uygulamasını talep ettiği belirtilmektedir.

    PARA CEZALARI KESİLDİ

    Düzgün Bawa Cemevine Nazımiye Kaymakamı Uğur Tutkan’ın bir şirket ya da ticarethane gözüyle baktığı, cemevinin ısınma sorununu çözmek için yönetim kurulu kararı ile gider makbuzu kesilerek alınan soba ve bir köylüden cemde lokma niyaz pişirmek için alınan tereyağı sebebiyle cemevine 3000’er TL para cezası verildiği iddia edilmektedir.

    Yönetim kurulu kararıyla gider makbuzu kesilerek alınan ve işletme defterine kaydı yapılan bu alışveriş için fatura alınmadığı için cezai işlem yapılmıştır. Dernekler yönetmeliği Ek 13. Madde (Dekont harcama belgesi olarak kullanılır yönünde net ve kesin hüküm) olmasına rağmen bu hükmün görmezden gelinerek cemevine “Harcama belgesine rastlanmadığı” gerekçesiyle 18.000 TL ceza kesilmiş, 30.000 TL de idari para cezası verilmiştir.

    Cemevi yönetiminin daha önce bu konularla alakalı olarak Tunceli Valisi ve Nazımiye Kaymakamı ile yaptığı görüşmelerde bu durumu kabul etmediklerini ve demokratik haklarını sonuna kadar kullanacağını söylemiş, 2021 yılında verilen 30.000 TL idari para cezasının mali müşavirlerle yapılan istişareler neticesinde verilen cezanın dernekler kanunu ve dernekler yönetmeliğine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürülmektedir. Cemevi yönetiminin bu usulsüzlük ile ilgili olarak sorunun çözümü için mahkemeye gideceklerini ve sorunun kamuoyuyla paylaşılacağını kaymakama ilettiklerinde personelin mevzuata hâkim olmadığı, bu yüzden konunun kurulacak yeni bir komisyon ile çözüme kavuşturulacağı ifade edilmiştir.

    Cemevi yönetimi kaymakamın sözlü beyanına duydukları itimat sonrasında 15 günlük itiraz haklarını kullanmadıkları beyan edilmektedir. Cemevi yönetimi ilgili makamların bir taraftan cemevlerine yasal statü verileceği yönünde açıklamalarına karşın öte yandan bir kaymakamın bir inanç yerini ticarethane statüsünde görüp on binlerce TL idari ve vergi cezaları kesiyor olmasını çelişkili bir ifade olarak tanımlamaktadır.”

    MAĞDURİYETİN GİDERİLMESİ İÇİN NE TÜR GİRİŞİMDE BULUNULACAKTIR?

    Bülbül, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması isteğiyle verdiği soru önergesinde şu sorulara yer verdi:

    “- Alevi inanç kurumlarından biri olan Düzgün Baba Cemevi’ne yönelik idari para cezalarından Bakanlığınız haberdar mıdır? Haberdar ise bu konu ile ilgili herhangi bir soruşturma yürütmekte midir?

    – Bir inanç kurumu olan Düzgün Baba Cemevi’nin ticarethane gibi algılanmasına yönelik uygulamanın gözden geçirilmesi için Bakanlığınız ne tür bir telafi edici uygulama öngörmektedir?

    – Nazımiye Kaymakamının yeni bir komisyon kurularak sorunun halledileceğine dair beyanına itimat ederek yasal itiraz süresinin aşılmasından kaynaklı olarak sorun yaşayan cemevi yönetiminin mağduriyetinin giderilmesi için Bakanlığınız ne tür bir girişimde bulunacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Kemal Bülbül: Hızır çatlamayı bekleyen tohumdur-VİDEO

    Kemal Bülbül: Hızır çatlamayı bekleyen tohumdur-VİDEO

    PİRHA-Hızır ayına ilişkin açıklamalarda bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Hızır kar tanesinin altında şu anda toprakta saklı bulunan ve hiç düşünmediğimiz ve toprakta kendiliğinden çatlayıp dışarı fışkırmayı bekleyen tohumdur, yeşilliktir, meyvedir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Aleviler için kutsal olan Hızır ayına ilişkin açıklamalarda bulundu.

    “Hızır, ateş, su, toprak ve havanın yani çar anasının doğada, maddede, canda tecelli etmesidir” diyen Bülbül, Hızır ayında yapılanlara değindi. Bülbül şöyle konuştu:

    “Hızır ayındayız. Bu ayda Hızır orucu tutulur. Hızır lokması yapılır. Hızır Cemi yapılır. Üç temel erkân var. Hızır’ın anlamını iyi bilmek lazım. Hızır anlam itibariyle yeşil demek Arapçada. Hızır ile Hıdır aynı anlamdadır. Hızır ayında ne olur? Hızır aylarında, tarla sürülmüş hasat yapılmış, yazdaki harıl harıl çalışma bir anlamda dinginliğe ulaşmış ve aslında ibadet dönemi başlamıştır.

    “HIZIR, YAŞAMIN DOĞADA YENİDEN YEŞERMESİDİR”

    Aynı zamanda doğanın rahminde yaşam yeniden yeşerecektir. Doğanın rahminde yeşeren sürece Hızır diyoruz zaten. Önceki dönemlerde koç katımı olurdu. Koç katımı bolluk bereket olsun diye dualarla, ritüellerle yapılır. Çok önemli bir süreçti. Çünkü sağlıklı kuzular olsun, bereket olsun, bolluk olsun, yani hayvandan kaynaklı geçime dayalı bir şey olduğu için zaten iki tür geçim kaynağı vardı. Hayvan ve tarımla geçim kaynağı. Bunun için ikisi için de törenler, dualar, ibadetler yapılırdı.

    Ve ekinokslar vardır. Ekinoks sözcük anlamı dışında da en uzun gece ve en uzun gün vardır. En uzun gece 21 Aralık’ta, biz buna Şebi-Yelda diyoruz. En uzun günde 21 Haziran’dadır. 21 Aralık’taki en uzun gece ile 30 Ocak arasında geçen süreye biz zemheri diyoruz. Çılle yani 40 sözcüğünden geliyor. Bu süre içerisinde de doğa dardadır, zordadır ve doğanın rahminde tohum vardır. Ama doğada yaşam neredeyse durağanlaşmış, yaşamı yok gibidir.

    “HIZIR ERKÂNINDA ÜÇ İBADET YAPILIR”

    Ama birdenbire yaşam fışkıracak içinden. Dedik ki 21 Aralık ile 30 Ocak arası zemheri. Büyük Çille, birinci Çille. 30 Ocak’la 20 Şubat arası da ikinci Çılle. İşte Hızır Erkanı ikinci çille içerisindedir. Ve 13-14-15 Şubat’tadır. Yerellere göre farklılık arz ediyor. Mesela bazı yerlerde 10’unda, bazı yerlerde, 7’sinde, bazısında, 9’unda.

    Bunun sebebi şudur. Önceki dönemlerde pirler canları görmeye giderlerdi ve canları, taliplerini görme sürecini zamana yaymak için Hızır erkanında da birkaç günlük farklılaşma, takvimi ileri, geri alma gibi durum söz konusu oldu. Onun için yerelde bazen takvim farklılığı söz konusu oluyor.

    Hızır erkanında üç tane ibadet yapılır dedik. Birincisi oruç, ikincisi lokma, üçüncüsü cem. Ve bu da doğada artık yaşam yeniden başlıyor. Doğa dardan, zordan kurtuluyor. Bunu kutlama, bir anlamda Hızır’ı imdada, cara çağırma, Hızır’ı yardıma çağırma, bir anlamda da Hızır’la buluşmadır aslında bu. Ve hemen akabinde, 19 Şubat’ı, 20 Şubat’a bağlayan gece birinci cemre havaya, 26 Şubat’ı, 27 Şubat’a bağlayan gece ikinci cemre suya, 5 Mart’ı 6 Mart’a bağlayan gece üçüncü cemre toprağa düşer.

    “NEWROZ’A, ŞAHI MERDAN ALİ’NİN DOĞUM GÜNÜ DENİYOR”

    Hava, su, toprak, bir de ateş vardı. Cemre ateş demek zaten. Dolayısıyla dört element yani çar anasır buluşmuş olur. Zaten inancımıza göre çar anasır buluşmadan yaşam olmaz. Çar anasır buluşmadan canlı, doğadaki varlık oluşmaz. Dolayısıyla çar anasır buluşması, birbiriyle tepkisi sonucu yaşam oluşur. Ve dikkat ederseniz burada da cemre, havaya, suya, toprağa düşüyor. Yani ateş havaya, suya, toprağa düşüyor. Ve tekrar yaşam belirtileri oluyor.

    Tohum çatlıyor, ot yeşeriyor. Ağaçlar dallarına, damarlarına su yürüyor. Yapraklar açılmaya başlıyor ve biz bu süreçte Newroz’a doğru gidiyoruz. Gece ve gündüzün eşit olduğu bir gün. Newroz aslında inancımıza göre, kainatın yaratımının, var olumunun tamamlandığı gün. Kainatın hakkın kendisinden var olduğunun, hakkın kendisinin bir tecellisi, yansıması olduğu, süduru olduğu gün kabul ediyor inancımız. Bunun için Newroz gününe Şahı-Merdan Ali’nin doğum günü deniyor. Bunu birçok insan anadan doğum günü sanıyor. Öyle değil.

    “İNSANDA VAR OLAN HER ŞEY EVRENDE TECELLİ EDİYOR”

    Kainatın oluştuğu gün, kainattaki güzellik, kainatın balkıması ve yansıması, şahı Merdan Ali’nin veçhesi yani sureti, yani görüntüsü kabul edildiğinden mütevellit o güne Şahı Merdan Ali’nin doğum günü, yani kainatın tecelli ettiği, kainatın var olduğu gün. Biz kainata Şahı Merdan, kainata hak, kainata cümle mevcudatın tecellisi kavramını yüklüyoruz ve diyoruz ki kainat hakkın kendisidir. Kainat Hakk’tan var oldu. Ve haktan var olan bu kainatın candaki tecellisi olarak da insan var oldu.

    Bu nedenle birçok ermişimiz, dervişimiz, pirimiz, mürşidimiz Hallac-ı Mansur da dahil olmak üzere, derler ki, insan küçük bir kainat, evren de büyük bir insandır. Yani evrende var olan her şey insanda tecelli ediyor. İnsanda var olan her şey evrende tecelli ediyor gibi. Dolayısıyla bakarsanız burada basit gibi görünen ama aslında diyalektik olan bir ilişki söz konusu. İnsanın evrenle, insanın hakla, insanın toprakla, insanın Hızır’la, Hızır’ın toprakla insanla karşılıklı bir ilişkisi, bir diyaloğu, birbirini var etme durumu söz konusu.

    “HIZIR DOĞADIR, TOPRAKTIR, KAR TANESİDİR”

    Bu var etme sürecindedir ki darda, zorda kalanların, “Ya Hızır’” demesi aslında carına yardımına darda kalmasına yoldaşını, yarenini, eşini, dostunu çağırması, onda Hızır’ın tecelli etmesini beklemesidir. Aslında Hızır denilen şey bize çok uzak değil. Bizde, çevremizde, doğada, kainatta var olan, belki bir dostumuz, belki akrabamız, belki eşimiz, belki canımız, belki evladımız, belki yarenimiz, belki bütün bunların toplamı. Dolayısıyla Hızır kainattır, Hızır evrendir, Hızır topraktır, Hızır doğadır. Hızır kar tanesidir.

    Hızır kar tanesinin altında şu anda toprakta saklı bulunan ve hiç düşünmediğimiz ve toprakta kendiliğinden çatlayıp dışarı fışkırmayı bekleyen tohumdur, yeşilliktir, meyvedir. O anlamda Hızır erkanı çok önemli Hızır erkanı bir devri daimdir, bir döngüdür. Yani doğada yaşamın var olması, bitkinin nebatatın açması insanların canlıların bundan yararlanması, giderek sönümlenmesi sonbahara doğru gitmesi, ilkbahara doğru gelmesi ve bu mevsimsel devri daimin kendisi Hızır’dır. O nedenle biz diyoruz ki “Ya Hızır! Kainat senden var oldu”.

    “HIZIR’IN KENDİSİ HAKK’TIR”

    Hızır’ın kendisi Hakk’tır. Hızır’ın kendisi Şahı Merdan’dır, Hızır’ın kendisi insanın tahayyülünde, aklında, duygusunda tanımlamaya çalıştığı ama tanımlamakta zorladığı bu cümle kainatın bütünüdür. Bizim söylediğimiz sadece yerde, toprakta insanın çevresinde meydana gelen oluşum, meydana gelen dönüşüm, meydana gelen canlanmadır diye ifade edebiliriz. Tabii bunu ifade ederken bir kere daha söyleyelim. Diyelim ki zor günler geçiriyoruz, doğrudur. Ekonomik anlamda zor günler, efendim, siyasi anlamda zor günler, inançsal anlamda zor günler. Her bir yandan kuşatılmış, her bir yandan darda zorda bırakılmışız. Bizim Hızır’ımız var. Bizim erkanımız, ibadetimiz, inancımız, cesaretimiz var. Biz “Ya Hızır” deriz darda zorda kalınca.

    “DARDA KALANLARIN CARINA HIZIR YETİŞE”

    Irkçılığa karşı mücadele ederken de yokluğa, yoksulluğa karşı mücadele ederken de baskıya, zulme karşı mücadele, inkara karşı mücadele ederken de inancımızın, dilimizin, kültürümüzün, tarihimizin inkar edilmesine karşı mücadele ederken de carımıza Hızır yetişe deriz. Bu anlamda yoldaşımızı Hızır bilelim yoldaşımız bizi Hızır bilsin ve biz de o donanımla, o inançla, o bakış açısıyla sorunları çözmeye çalışalım diyelim. Darda, zorda kalanların carına Hızır yetişe. Özgürlük, eşitlik, adalet için mücadele edenlerin canına Hızır yetişe ve bu sürecin bahara evrilmesi, bu sürecin özgürlüğe, eşitliğe, adalete evrilmesi noktasında emeklerimiz, emeklerimiz zayi olmaya, daim Hızır bekleye, gözleye rehberlik ede öncülük ede cesaret vere ya Hızır ya Hızır ya Hızır.”

    PİRHA / ANTALYA

  • Bülbül: Çözüm, zamları geri almak değil, AKP’nin gitmesidir-VİDEO

    Bülbül: Çözüm, zamları geri almak değil, AKP’nin gitmesidir-VİDEO

    PİRHA-HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül zamlara karşı yapılan eylemde konuştu. Bülbül, “Zamlara tepki gösterenlere ‘terörist’ deniyor, gözaltına alınıyor. Zamlar herkesi etkiliyor. Ülkemiz, çocuklarımız, toplumsal değerlerimiz ve ekmeğimiz için bir araya gelmek durumundayız” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Tüm Büro Çalışanları Sendikası’nın (Tüm Büro Sen) Antalya İl Defterdarlığı önünde “Geçinemiyoruz! Yapılan zamları geri alın” başlığıyla yapılan basın açıklamasına katılan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, zamlara tepki gösterdi.

    Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un sözlerini hatırlatan Bülbül, “Şöyle diyor: “Yine de halk bizi destekleyecek.” Buradaki “de” bağlacı önemli. Şunun için söylüyor: Biz zam, zulüm, işkence yapıyoruz. Elektrik kesiyoruz. Yol kapanıyor. Kadın katlediliyor. Çocuğa taciz yapılıyor. Evlerde ısınamıyorlar, barınamıyorlar, beslenemiyorlar. Yine de buna rağmen bize destek verecekler gibi Numan Kurtulmuş kendisini ele veren bir siyaset yapmış oluyor” ifadelerini kullandı.

    “EKMEĞİMİZ İÇİN BİR ARAYA GELMEK DURUMUNDAYIZ”

    Bülbül, “En temel insan hakkı olan beslenme, barınma, ısınma ve ulaşım AKP-MHP eliyle yok sayılıyor” derken, zamlara tepki gösterenlerin hedef gösterildiğini belirtti. Bülbül şöyle konuştu:

    “Zamlara tepki gösterenlere ‘terörist’ deniyor, gözaltına alınıyor. Böylesi bir yerde bu zam sizi etkilemiyor mu? Antalya Valisi, emniyet müdürü sizleri etkilemiyor mu? Herkesi etkiliyor. Dolayısıyla burada ülkemiz, çocuklarımız, toplumsal değerlerimiz ve ekmeğimiz için bir araya gelmek durumundayız.

    Barış, demokrasi, laiklik, insan hakları, temel özgürlükler yok sayılıyor. Tek çözüm zamları geri almak değildir. AKP’nin tasını, tarağını toplayıp, gitmesidir. AKP bir suç örgütüne dönüşmüştür. Kıbrıs’ta işlenen cinayetin üstü kapatılmaya çalışılıyor. Halil Falyalı, Kıbrıs’ta suçişleri bakanının da içinde bulunduğu bir organizasyon ile katledilmiştir. Bunun ucu Bulgaristan’a kadar uzanmıştır. Yarın baş bir yere uzanacaktır. Dolayısıyla zamları, katliamlardan, kadına yapılan zulmü yoksulluktan azade düşünemeyiz.”

    PİRHA/ANTALYA

  • Bülbül’den hükümete: Enerjide yaşanan kriz için bakanlığınız hangi önlemleri alıyor?

    Bülbül’den hükümete: Enerjide yaşanan kriz için bakanlığınız hangi önlemleri alıyor?

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül, artan doğalgaz ve elektrik fiyatlarından dolayı üretimin durması ile özellikle dezavantajlı grupların ve dar gelirli hanelerin kışın evlerini yeterince ısıtamayacaklarına ilişkin kaygıları, hazırladığı soru önergesiyle meclis gündemine taşıdı.

    BOTAŞ, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, İran’dan 10 gün süre ile doğalgaz akışı olmayacağını bildirmişti. Ardından en yüksek talebin olduğu sanayi bölgelerinde doğalgaz kısıtlaması ve üç gün süre ile elektrik kesintisi uygulandı. Üretimde yaşanan bu sorunun yurttaşa zam olarak yansıyacağı belirtiliyor.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, artan doğalgaz ve elektrik fiyatlarından dolayı üretimin durması ile özellikle dezavantajlı grupların ve dar gelirli hanelerin kışın evlerini yeterince ısıtamayacaklarına ilişkin kaygıları, hazırladığı soru önergesiyle meclis gündemine taşıdı.

    “YENİ BİR KRİZ SÜRECİNİN YÖNETİLEBİLMESİ İÇİN NE TÜR EK TEDBİRLERE BAŞVURACAKSINIZ?”

    Bülbül, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yanıtlaması için Meclis’e sunduğu önergede şu soruları sordu:

    1-Bakanlığınız elektrik ve doğalgazın artan fiyat ve tedarik süreci dolayısıyla yaşanacak “yeni bir kriz” sürecinin yönetilebilmesi için ne tür ek tedbirlere başvuracaktır?

    2-Bakanlığınız artan doğalgaz ve elektrik fiyatları dolayısıyla fiyat revizyonu da dahil olmak üzere pek çok ailenin karşı karşıya kaldığı sorunların çözümüne dair ne tür tedbirler almaktadır?

    3-Bakanlığınız gerek artan fiyatlar ve gerekse tedarik sürecinde yaşanan sıkıntılar dolayısıyla elektrik ve doğalgaz temini ile ilgili günün ihtiyaçlarına uygun bütüncül bir enerji politikasının düzenlenmesi ile ilgili ne tür çalışmalar yapmaktadır?

    4-İş çevreleri artan fiyatlar ve tedarik sürecinde yaşanan sorunların ülkede üretimin durmasına ve toplumda infiale neden olmakla birlikte stokçuluğu yol açabileceğine, özellikle dezavantajlı kesimlerin temel ihtiyaç maddelerine erişiminde sorunların yaşanabileceğine dikkat çekmektedir. Bakanlığınız özellikle dezavantajlı kesimlerin sorunlarının çözümüne dair ne tür önlemler almaktadır?

    PİRHA/ANKARA

     

  • Bülbül: Tarikat, cemaat yurtlarında AKP militanı yetiştiriliyor-VİDEO

    Bülbül: Tarikat, cemaat yurtlarında AKP militanı yetiştiriliyor-VİDEO

    PİRHA-Elazığ Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara, kaldığı cemaat yurdunda, baskılar nedeniyle yaşamına son verdi. Enes Kara’nın intihar haberi Türkiye’nin gündemine oturdu. HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Bu yurtlarda dindar değil, sistem ve AKP militanı yetiştiriliyor. Bu münafıkların, tüccarların dayattığı ve insanların giderek bulanıma soktuğu, intihara sürüklediği insan hakları ihlalinden başka bir şey değildir” dedi.

     

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında anasınıflarına din dersinin zorunlu hale getirilmesi, Enes Kara’nın tarikat yurdunda hayatına son vermesi ve İBB belediye meclis üyesi Muhammet Kaynar’ın Bektaşilere ilişkin hakaret söylemlerine ilişkin açıklama yaptı.

    “ANASINIFINA DİN DERSİ BİR HAK İHLALİDİR”

    Milletvekili Kemal Bülbül, “Milli eğitim şurasının tavsiye kararlarından biri anasınıfına din dersi, bu da yetmedi Diyanet buna Kur’an kursunu eklendi” ifadelerini kullandı. Milletvekili Bülbül, “Burada Diyanet’in ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın eleştirilmesi gerekirken buna karşı çıkan politikacılar, insan hakları savunucuları, demokratik laik anadilde eğitim hakkı savunucuları suçlanıyor. Anasınıfında din dersinin ve kuran kursunun pedagojik, insan hak ve özgürlükleri ve çocuk hakları açısından laik ve demokratik bir eğitim açısından ciddi bir hak ihlalidir” şeklinde konuştu.

    “TARİKAT YURTLARI AKP MİLİTANI YETİŞTİRİYOR”

    Tarikat yurdunda intihar eden Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’ya ilişkin de açıklama yapan Bülbül, “Tarikat yurdunda bir video yayınlayarak tüyler ürpertici insanları iliklerine kadar sarsıcı bir duygusallıkla yaşamına son verdi. Bu anlaşılır bir şey değil, maalesef hükümetin politik ve sistematik uygulamaları ve tarikatlar üzerinde mahalle baskısı denen ama aslında bir devlet ve hükümet baskısı yönlendirmesine dönüşen tarikatların tek tip insan yetiştirme politikasıdır. Bunlar dindar falan değil. Burada dindar yetiştirilmiyor. Burada sistem ve AKP militanı yetiştiriliyor. Sabahın köründe tüm sorumluluğu tıp fakültesi bitirmek için uğraşan bir gencin sabah saat 5’te kaldırılarak namaz kılmaya dini kitapları okumaya zorlanmasının İslam dininin hakikatiyle ve kurallarıyla hiçbir alakası yoktur. Bu AKP’nin damıttığı devlet dinidir. Bu münafıkların, kendinden menkul din tasvir edenlerin ortaya koyduğu ve dayattığı insanların bunalıma ve giderek intihara sürüklendiği bir insan hakkı ihlalinden başka bir şey değildir. Bu anlamda bütün tarikatlar denetimden geçilerek bu yurtlardan kalan öğrencilerin koşulları, gözden geçirilmeli ve insan hakları savunucularının denetimine açılmalı diye düşünüyorum” dedi.

    “AKP’Lİ KADROLAR NEFRET SUÇU İŞLEMEYE DEVAM EDİYOR”

    Milletvekili Kemal Bülbül, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesinin, Bektaşilere dönük sözlerini de eleştirerek şöyle devam etti:

    “Bu belediye meclis üyesinin, bilinç altındaki nefret suçunun dışavurumudur. Sen kimsin Bektaşileri aşağılayacak Yezit soylu münafık. Kültürümüzü inancımızı her fırsatta aşağılayan ötekileştirenler Madımak ve benzeri katliamların arkasındaki zihniyetin dışavurumudur. Bu bir nefret suçudur. Bu kişi derhal görevinden istifa etmeli ve savcılar bu kişi hakkında nefret suçu bağlamında derhal gerekeni yapmalıdır. Kendi politik dinginsizliklerini Aleviler, Bektaşiler ve ötekiler üzerinde bir teste çevirmeye çalışan önlenemez ırkçılıklarını nefret suçlarını sürekli üzerimizde test eden bu zihniyeti kınıyorum. Alevi kurumlarını da bu zihniyeti kınamaya ve bu zihniyete karşı hukuki süreci başlatıp mahkemeye başvurmaya davet ediyorum. Biz de gerekeni yapacağız

    Biz Aleviler ve Bektaşiler olarak bu ülkede tüm inançlarla beraber eşit yurttaşlık ilişkisi içerisinde tüm inançlara saygı duyarak ve kendi inancımıza saygı duyulan bir ortamda yaşamak istiyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bu konuda da haklıyız.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGLİ HABERLER

    >Cemaat yurdunda kalan öğrenci yaşamına son verdi: Baskılara artık dayanamıyorum
    >Enes Kara’nın arkadaşları: Daha kaç canımızı kaybetmemiz gerekiyor?
    >HKP, Enes Kara’nın cemaat yurdunda yaşamına son vermesini yargıya taşıdı

  • Bülbül, ana okuluna din dersi dayatmasını Meclis’e taşıdı: Diyanet suç işliyor -VİDEO

    Bülbül, ana okuluna din dersi dayatmasını Meclis’e taşıdı: Diyanet suç işliyor -VİDEO

    PİRHA-Okul öncesi çocuklarına yönelik alınan din eğitimi kararını Meclis’te gündeme getiren HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın suç işlediğini belirterek, “Kurt dumanlı havayı sever misali, bu dumanlı havaya, bu gündeme, bu yoksulluğa, bu yandaşlara, bu faşizme, bu hukuksuzluğa sığınarak limanlar ve Türkiye’nin değerleri satılıyor” dedi.

    Milli eğitim sistemi için tavsiye kararları almak üzere 7 yıl aradan sonra 1-3 Aralık 2021’de toplanan 20. Milli Eğitim Şurası’nda okul öncesi eğitimdeki çocuklara din eğitimi verilmesi kararı çıktı. Şura’da alınan kararlar bağlayıcı değil, tavsiye niteliğinde. Ancak 8 yıllık kesintisiz eğitim, 4+4+4 eğitim sistemi ve din derslerinin artırılması “Şûra kararları” referans gösterilerek uygulamaya geçirildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, AKP-MHP hükümeti tarafından ana sınıfına kadar indirilmek istenen zorunlu din derslerini Meclis gündemine taşıdı. Bülbül Meclis’te yaptığı konuşmada, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın suç işlediğini belirterek hukuksuzluğa dayanarak Türkiye’nin tüm değerlerinin satıldığını ifade etti.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI MÜNAFIKLIK YAPIYOR”

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “Çocuğa, çocuğun eğitim hakkına, farklı inançlara karşı suç işliyorsunuz. MEB’in Saray’da yapılan 21. Şurasında ana sınıfına ‘Tavsiye kararı’ adı altında zorunlu din dersi zulmü getirildi! Diyanet İşleri Başkanlığı bu karara ‘Ana sınıfına Kur’an Kursu’ zulmünü de ekledi!

    Diyanet İşleri Başkanlığı münafıklık yapıyor. Nedir o münafıklık? Ana sınıfına zorunlu din dersi ve ana sınıfına zorunlu kuran kursu. Bakınız bir ebeveynin kendi inancını çocuğuna öğretme hakkı vardır. Ama bu hak ana sınıfında değildir. Bu hakkın yaşı büyüktür. Çocuğa karşı suç işliyorsunuz, topluma karşı suç işliyorsunuz, eğitim hakkına, pedagojiye, insan hak ve özgürlüklerine karşı suç işliyorsunuz. Adı tavsiye olan ama zorunlu hale getirilen bir suç yumağıdır bu. Kurt dumanlı havayı sever misali, bu dumanlı havaya, bu gündeme, bu yoksulluğa, bu yandaşlara, bu faşizme, bu hukuksuzluğa sığınarak limanlar ve Türkiye’nin değerleri satılıyor.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Bülbül’den Maraş Katliamı’na ilişkin soru önergesi

    Bülbül’den Maraş Katliamı’na ilişkin soru önergesi

    PİRHA-HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Maraş Katliamı’na dair İçişleri ve Adalet Bakanının cevaplaması istemiyle soru önergesi verdi. Bülbül, katliamda öldürülen Alevilerin mezarlarına erişilmesi için ne tür bir çalışma önerdiklerini sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Maraş Katliamı’na ilişkin İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanının cevaplaması isteğiyle soru önergesi verdi.

    Bülbül önergesinde 19 – 26 Aralık 1978 tarihleri arasında siyasal iktidarın desteğini ardına alan faşist çeteler tarafından Alevilere yönelik 7 gün süren resmi rakamlara göre 120 insanın ölümüne, 200’den fazla evin yakılmasına ve 100’e yakın işyerinin tahrip edilmesine yol açan katliamın yıldönümünde, yakınları katledilen ailelerin mezarlarına ve cansız bedenlerine ulaşmak ve sorumluların cezalandırılmasına yönelik taleplerini dile getirdi.

    “ULAŞILMAYAN CENAZELER İÇİN NE TÜR ÇALIŞMALAR YAPMAYI ÖNGÖRÜYORSUNUZ?”

    Bülbül‘ün iki Bakana yönlendirdiği sorular şöyle:

    “1- Katliamın mağdurlarından olan ve cesedine ulaşılamayan Mahmut Unal, Hatice Yılmaz, Kâmil Un, Gülşen Un, Zekeriya Un, Yusuf Lakap, Hasan Öztaş, İmam Ergönül, Güllü Ergönül, Hüseyin Ergönül, Hacı Bektaş Bozkurt, Cemal Bayır, Ali Un, Fadime Boz, Yılmaz Boz, Ali Aslan, Zeynep Aydoğdu, Hatice Görür, Ercan Köse, Ali Yılmaz ve Hüseyin Yılmaz’ın mezarlarına erişilebilmesi için Bakanlığınız ne tür bir çalışma yapmayı öngörmektedir?

    2- Nisan 1978’de Yörükselim Mahallesi’nde ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu) adlı çeteci/katliamcı unsurlar tarafında taranan ve Gıjık Dede adlı Alevi dedesinin katledilmesine yol açan saldırının Maraş Katliamı’yla bağlantısı nedir?

    3- Bir MİT yetkilisinin dönemin başbakanı Ecevit’e yazdığı ve Can Dündar ile Rıdvan Akar tarafında Ecevit’in arşivinde bulunarak kamuoyuna sunulan rapora göre Maraş Katliamı’nı düzenleyenler olarak MİT merkez yöneticisi Şahap Homriş, MİT Adana bölge yöneticisi Nazif Abanozoğlu, MHP Maraş Milletvekili Mehmet Yusuf Özbaş ve daha birçok isim geçmektedir. Bu isimler kimlerdir ve haklarında herhangi bir araştırma/soruşturma yapılmış mıdır? Eğer yapılmamışsa Bakanlığınız bu konu ile ilgili herhangi bir somut girişimde bulunacak mıdır?”

    PİRHA/ANTALYA

  • Bülbül: Bu gidişle kundaktaki bebeğe, ana rahmindeki cenine din dersi verilecek-VİDEO

    Bülbül: Bu gidişle kundaktaki bebeğe, ana rahmindeki cenine din dersi verilecek-VİDEO

    PİRHA-20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocuklara din dersi verilmesi kararına tepki gösteren HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Bu aslında çocuklara karşı işlenmiş bir hak ihlali ve suçtur. Bu gidişle 21. Şûrada kundaktaki bebeğe, 22. şûrada da ana rahmindeki cenine din dersi verilecek herhalde” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 20. Milli Eğitim Şûrası’na ilişkin konuştu.

    Bülbül, 4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilme kararına tepki gösterdi.Bülbül, “20. Milli Eğitim Şûrası’nın 128 tavsiye kararının en dikkat çekici maddesi anasınıfına din dersi tavsiyesiydi. Bu aslında çocuklara karşı işlenmiş bir hak ihlali ve suçtur. Bu gidişle 21. şûrada kundaktaki bebeğe, 22. şûrada da ana rahmindeki cenine din dersi verilecek herhalde” diye konuştu.

    Bülbül ayrıca “Antalya’ya neden demir yolu hizmeti getirilmiyor?” diye sorarak şöyle devam etti:

    “Gazipaşa’dan Kaş’a kadar 500 km’lik mesafe aslında kara yolu dikkate alındığında demir yolu doğa tahribatı daha az ve dolaşımı hızlı olan bir yöntem olmasına rağmen Antalya’da demir yolu hizmeti neredeyse sıfır durumunda. Turistik bölge olan, dünyanın dikkatini çeken böylesi bir ile demir yolu hizmeti neden yapılmamaktadır?”

    PİRHA/ ANKARA