Etiket: Koçgiri

  • ‘Kimliğimize, inancımıza, dilimize, doğamıza sahip çıkmak için, 12 Temmuz’da Cogi Baba’da buluşalım!

    ‘Kimliğimize, inancımıza, dilimize, doğamıza sahip çıkmak için, 12 Temmuz’da Cogi Baba’da buluşalım!

    PİRHA- 19. Geleneksel Cogi Baba Kültür ve Doğa Festivali, 12 Temmuz’da başlıyor. Tertip Komitesi yaptığı açıklamada, “ogi Baba; Koçgiri’nin hafızasıdır, inancıdır, vicdanıdır, toplumsal birikimidir, kendisi olma iradesidir. Gelin; kimliğimize sahip çıkmak için, inancımıza sahip çıkmak için, dilimize sahip çıkmak için, sularımıza, meralarımıza ve dağlarımıza sahip çıkmak için, köylerimizde yaşamı yeniden büyütmek için, barışı savunmak için, demokrasiyi savunmak için, eşit yurttaşlığı savunmak için, halkların kardeşliğini büyütmek için 12 Temmuz’da Cogi Baba’da buluşalım” dedi.

    19. Geleneksel Cogi Baba Kültür ve Doğa Festivali Tertip Komitesi yazılı açıklama yaparak, “Yeniden buluşmak, kültürümüze, doğamıza sahip çıkmak ve geleceğimizi inşa etmek için festivalde buluşalım” dedi.

    “DİLİNİ, KÜLTÜRÜNÜ, HAFIZASINI VE ONURUNU KORUYARAK BUGÜNE ULAŞMIŞ BİR HALKTIR”

    Yapılan açıklamada, festivallerdeki buluşmalarda yalnızca insanları bir araya getirmediğini, halkın hafızasını ayağa kaldırdığı vurgulanan açıklamada, “Geçmiş ile gelecek arasında köprü kurar. Dağılmış olanı yeniden buluşturur. Unutulmak isteneni yeniden görünür kılar. Cogi Baba yüzyıllardır böylesi bir buluşmanın adıdır. Bu nedenle bizler için Cogi Baba yalnızca bir ziyaret yeri değildir. Yalnızca bir festival alanı değildir. Yalnızca yılda bir kez gidilen bir mekân değildir. Cogi Baba; Koçgiri’nin hafızasıdır, inancıdır, vicdanıdır, toplumsal birikimidir, kendisi olma iradesidir. Aynı zamanda inkâra rağmen var olmuş bir halktır. Kimliğini koruyarak var olmuş bir halktır. İnancını yaşatarak var olmuş bir halktır. Dilini, kültürünü, hafızasını ve onurunu koruyarak bugüne ulaşmış bir halktır” denildi.

    ORTAK İRADE VURGUSU!

    Yüzyıllar boyunca Koçgiri coğrafyasında farklı biçimlerde baskılar yaşandığı aktarılan açıklamada, “İnkâr politikaları yaşandı. Asimilasyon politikaları yaşandı. Göçler yaşandı. Yoksulluk yaşandı. Köyler boşaldı. İnsanlarımız dünyanın dört bir yanına dağıldı. Ancak bütün bunlara rağmen halkımız varlığını korudu. Çünkü gücümüz yalnızca yaşadığımız coğrafyada değil, birbirimize duyduğumuz bağlılıkta saklıydı. Çünkü bizi ayakta tutan yalnızca dağlarımız değil, kuşaktan kuşağa taşıdığımız ortak hafızamızdı. Çünkü direncimizin kaynağı yalnızca geçmişimiz değil, geleceğe dair koruduğumuz umut ve ortak iradeydi” ifadelerine yer verildi.

    “İRADE BEYANIDIR”

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Bugün ise yeniden önemli bir tarihsel eşikte bulunuyoruz. Bir yandan halklar arasında düşmanlıklar büyütülüyor. Savaşlar vahşetler yaygınlaşıyor. Emperyalizmin kan ve sömürü politikaları geleceğimize göz dikiyor.

    Bir yandan kimlikler birbirine karşı kışkırtılıyor. Bir yandan doğa talan ediliyor. Sular kirletiliyor. Meralar yok ediliyor. Ormanlar ve dağlar madencilik adı altında rant projelerinin hedefi haline getiriliyor. Diğer yandan toplum yalnızlaştırılıyor. İnsanlar birbirinden koparılıyor. Ortak yaşam değerleri aşındırılıyor.

    Tam da böyle bir dönemde Cogi Baba’da buluşmak yalnızca kültürel bir faaliyet değildir. Bu buluşma aynı zamanda bir irade beyanıdır. Kimliğimize sahip çıkma iradesidir. İnancımıza sahip çıkma iradesidir. Dilimize sahip çıkma iradesidir. Doğamıza sahip çıkma iradesidir. Toplumsal hafızamıza sahip çıkma iradesidir. Ve demokratik bir geleceği birlikte kurma iradesidir. Bizler inancımızın bu topraklarda yüzyıllardır taşıdığı hakikat, rızalık, paylaşım ve eşitlik değerlerine sahip çıkıyoruz. İnancımızı özgürce yaşatmayı savunuyoruz. Ancak aynı zamanda biliyoruz ki gerçek özgürlük yalnızca kendi inancımız için talep edildiğinde eksik kalır.

    Bu nedenle bütün inançların özgürlüğünü savunuyoruz. Bütün halkların eşitliğini savunuyoruz. Bütün dillerin yaşama hakkını savunuyoruz. Çünkü farklılıklarımızın tehdit değil zenginlik olduğuna inanıyoruz. Bizler kendi kimliğimize sahip çıkarken başka kimliklere düşmanlık üretmiyoruz. Tam tersine; bütün halklara dostluk elimizi uzatıyoruz. Bütün halklara barış elimizi uzatıyoruz. Bütün halklara kardeşlik elimizi uzatıyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu topraklarda kalıcı bir barış ancak eşit yurttaşlık temelinde kurulabilir. Kalıcı bir demokrasi ancak bütün halkların, bütün inançların ve bütün kimliklerin eşit kabul edildiği bir düzende mümkündür.”

    “BU SES; BARIŞIN SESİDİR”

    Cogi Baba’nın sesinin yalnızca Koçgiri’nin sesi olmadığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu ses; barışın sesidir, demokrasinin sesidir, eşit yurttaşlığın sesidir, halkların kardeşliğinin sesidir. Bu ses; inkâra karşı hakikatin, ayrımcılığa karşı eşitliğin, savaşa karşı barışın, talan ve rant politikalarına karşı doğanın sesidir. Bugün aynı zamanda köylerimizi yeniden düşünmek zorundayız. Boşalan köylerimizi, yalnızlaşan yaşamlarımızı, koparılan toplumsal bağlarımızı yeniden kurmak zorundayız. Koçgiri’nin geleceği yalnızca büyük şehirlerde kurulamaz. Bu coğrafyada yeniden üretimin güçlenmesi gerekir. Gençlerin topraklarıyla bağ kurması gerekir. Kadınların bilgi ve emeğinin görünür olması gerekir. Doğanın korunması gerekir. Suyun yaşam hakkı olarak savunulması gerekir. Kutsal mekânlarımızın korunması gerekir. Çünkü geleceğini kuramayan halklar geçmişlerini de koruyamazlar” denildi.

    “HALKLARIN EŞİT VE ÖZGÜR YAŞAYACAĞI BİR GELECEK İÇİN BULUŞUYORUZ”

    “Bizler geçmişe kapanmak için değil, geleceği kurmak için buluşuyoruz” denilen açıklamada, Çocuklarımıza daha özgür bir yaşam bırakmak için buluşuyoruz. Doğamızı korumak için buluşuyoruz. Demokratik bir toplum özlemini büyütmek için buluşuyoruz. Halkların eşit ve özgür yaşayacağı bir gelecek için buluşuyoruz. Sömürünün yok edildiği, işçi, emekçi, emekli, öğrencilerin, kadınların onurlu bir yaşamda buluştuğu örgütlü bir toplum için buluşuyoruz.”

    “EŞİT YURTTAŞLIĞI SAVUNMAK İÇİN…”

    Festivale katılım çağrısında bulunan Tertip Komitesi, “Gelin; Kimliğimize sahip çıkmak için, inancımıza sahip çıkmak için, dilimize sahip çıkmak için, sularımıza, meralarımıza ve dağlarımıza sahip çıkmak için, köylerimizde yaşamı yeniden büyütmek için, barışı savunmak için, demokrasiyi savunmak için, eşit yurttaşlığı savunmak için, halkların kardeşliğini büyütmek için 12 Temmuz’da Cogi Baba’da buluşalım. Birlikte söyleyeceğimiz her türkü, paylaşacağımız her lokma, kuracağımız her muhabbet, çekeceğimiz her halay; yalnızca geçmişe değil, geleceğe verilmiş ortak bir söz olacaktır” dedi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Ağıt kültürünün son temsilcilerinden Xaltika Qiliqo, Hakk’a yürüdü

    Ağıt kültürünün son temsilcilerinden Xaltika Qiliqo, Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Koçgirili Xaltiya Qılıqo ana dün öğlen saatlerinde Gebze’deki evinde Hakk’a yürüdü. Yarın Arix köyünde yapılacak törenle toprağa sırlanacak.

     

    Koçgiri’nin en kadim geleneği olan ağıt kültürünün son büyük temsilcilerinden Xaltiya Qiliqo Hakk’a yürüdü. Uzun zamandır sağlık sorunları yaşayan Xaltiya Qiliqo, yarın Koçgiri’nin Arix köyünde toprağa sırlanmak üzere bugün Gebze’den uğurlanacak.

    Xaltiya Qılıqo kimdir?

    Herkesin Xaltiya Qılıqo adıyla bilidiği Gülizar Gülmüş, Koçgiri’nin en önemli kadın ozanlarından. Koçgiri tarihinin tüm acı ve direnişlerini bağrında taşıyan Qılıqo ana, bir ağıt şairi olarak yaşadı. Özellikle ‘Arix’ türküsüyle tanıdığmız Xaltiya Qiliqo’nun kendi hayatı da  büyük acılarla geçti. Bir oğlunu genç yaşında geçirdiği kazada kaybeden Xaltiya Qiliqo, diğer oğlunu ise 12 Eylül zindanlarında yaşanan işkencede kaybetti.

    Xaltiya Qiliqo, yarın öğlen saatlerinde Arix köyünde yapılacak törenle ağıtlar eşliğinde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/SİVAS

     

  • Almanya’da çok sayıda kurum katliamları protesto etti-VİDEO

    Almanya’da çok sayıda kurum katliamları protesto etti-VİDEO

    PİRHA-Soykırımlara Karşı Mücadele Platformu adı altında biraraya gelen kurumlar adına yapılan açıklamada, Suriye’de Alevilere, Gazze’de ise Filistinlilere yönelik saldırılara ve katliamlara dikkat çekilerek, “Adaletin sağlanması, mağdurların anılması ve gelecekte benzer trajedilerin yaşanmaması için birleşmek zorundayız” denilerek soykırımlarla yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu.

    Almanya’da soykırımlara dikkat çekmek ve geçmişte yaşanan soykırımlarla yüzleşmek amacıyla basın açıklaması düzenleyen Soykırımlara Karşı Mücadele Platformu, Suriye’de Alevilere, Gazze’de Filistinlilere işlenen katliamların durdurulmasını talep etti. Platform ayrıca geçmişte Dersim, Koçgiri, Roboski gibi işlenen katliamlarla yüzleşmek için çağrıda bulundu.

    Basın açıklamasına, Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği ( eV ) , Die Linke , SYKP , Becekli – Göktepe Derneği ,Yaşanacak Dünya, Dersim İnşa Kongresi (DİK), Stuttgart Alevi Kültür Merkezi ,Esslingen Alevi Kültür Merkezi, Ludwigsburg Alevi Kültür Merkezi, Kirchheim Alevi Kültür Merkezi, Hatay Adana Mersin Defne Kültür Derneği (HAMD), Demokratik Kültür Merkezi (ADHF), Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF), Stuttgart Demokratik Kürt Toplum Merkezi, Tohum Kültür Derneği (ATİF) katıldı.

    “SOYKIRIM, İNSANLIĞIN ORTAK VİCDANINA, GELECEĞE, UMUDA VE ÖZGÜRLÜĞE YÖNELİK BİR SALDIRIDIR”

    Kurumlar adına yapılan açıklamada şunlara yer verildi:

    Tarih, zulmün ve adaletsizliğin karanlığına gömülen halkların çığlıklarıyla doludur. İnsanlık, egemenlerin çıkarları uğruna işlenen soykırımlara, katliamlara, sürgünlere ve imha politikalarına defalarca tanıklık etti. Ancak bizler, bu vahşete sessiz kalmayacak olanlar, tarihin tekerini tersine çevirecek olanlarız! Soykırım; sadece bir halkın, bir ulusun ya da bir kimliğin yok edilmesi değildir. Soykırım, insanlığın ortak vicdanına, geleceğe, umuda ve özgürlüğe yönelik bir saldırıdır. Katliamlar; egemenlerin, zorba düzenlerin, emperyalizmin ve sömürü çarklarının en vahşi yüzüdür. Ama bizler, tarihin sadece kurbanları değil, aynı zamanda direnenleriyiz!

    TARİHİ TERS YÜZ EDENLERE KARŞI HAKİKATİN SAVAŞÇILARI OLACAĞIZ

    Bu düzen, faillerin cezasız kalmasıyla, katillerin ödüllendirilmesiyle, gerçeklerin karartılmasıyla varlığını sürdürmek istiyor. Ancak biz, adalet mücadelesini büyütmek için buradayız! Tarihin unutturulmasına, suçluların aklanmasına, mazlumların sesinin bastırılmasına asla izin vermeyeceğiz. Tarihi ters yüz edenlere karşı hakikatin savaşçıları olacağız! Mazlum halkların direnişini büyütecek, dayanışmayı yükselteceğiz! Katliamların ve soykırımların hesabını sormadan durmayacağız!

    KATLİAMLARLA YÜZLEŞMEK TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR

    İşte bu nedenledir ki, biz Stuttgart ve çevresinde yaşayan çeşitli Ulus ve Milliyetlerden, inanç ve düşüncelerden devrimci, demokrat, aydın ve ilerici kişi ve kurumlar olarak bir araya gelerek Soykırım ve Katliamlarla Mücadele Platformunu oluşturduk. Başta 1915 Ermeni soykırımı olmak üzere, Pontus, Koçgiri, 1937/38 Dersim soykırımı gibi İnsanlık suçu kabul edilen olaylarla birlikte, 1956 Rumlara yönelik katliamlar, Maraş, Roboski, 19 Aralık hapishane katliamları ve en son yakın tarihimizde Suriye’de yaşanan Alevi katliamı Şubat-Mart 2025, 2024 ve 2025 Gazze’de yaşanan soykırım ve katliamlarıyla yüzleşmek sadece tarihsel bir gereklilik değil, aynı zamanda bu katliamlara yeni halkalar eklenmemesi için, geleceğe yönelik ertelenemez bir sorumluluğumuzdur.

    BİRLEŞMEK ZORUNDAYIZ!

    Soykırımlarla ve Katliamlarla Mücadele Platformu olarak, tarihte işlenmiş tüm soykırımları tanımak ve bu suçları önlemek için mücadele ediyoruz.  Adaletin sağlanması, mağdurların anılması ve gelecekte benzer trajedilerin yaşanmaması için birleşmek zorundayız.”

    “ADALET, DAYANIŞMA VE MÜCADELE ŞARTTIR”

    Platform yaptığı açıklamanın ardından taleplerini sıralayarak şunları aktardı:

    “-Geçmişte yaşanan soykırım ve katliamların tanınması ve sorumluların yargılanması

    – Günümüzde devam eden etnik temizlik ve soykırım girişimlerine karşı Uluslararası

    -Toplumun acil adım atması…

    – Soykırım kurbanlarının anılması ve hayatta kalanlara destek sağlanması…

    – Eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla toplumda bilinç oluşturulması…

    – Soykırımların ve katliamların olmadığı bir dünya için adalet, dayanışma ve mücadele şarttır. Uluslararası Kamuoyunu, Uluslararası kuruluşları, sivil toplum örgütlerini ve bireyleri bu İnsanlık suçlarına karşı ses çıkarmaya çağırıyoruz. Sessizlik suç ortaklığıdır.”

    “SOYKIRIMLARA KARŞI SESİMİZİ YÜKSELTELİM!”

    Açıklamanın sonunda ise ortak mücadele edilmesi vurgusu yapılarak şunlar söylendi:

    “Soykırımlara, katliamlara ve emperyalist talana karşı mücadele, yalnızca geçmişin hesabını sormak değil, aynı zamanda geleceği inşa etmektir. Bizi ayrıştırmaya, bölmeye, sindirmeye çalışanlara karşı omuz omuza verelim! Halkların, emekçilerin, ezilenlerin ortak mücadelesiyle zulmün karşısına dikilelim! Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, sokaklarda, meydanlarda, yüreklerimizde kazanılacaktır! Tarih, direnenleri yazacaktır! Soykırıma, katliama, zulme karşı sesimizi yükseltelim! Birlikte güçlü, mücadelede yenilmeziz!”

    PİRHA/ALMANYA

  • DEM Parti: Koçgiri’de katledilen binlerce Alevi Kürt’ü saygı ve minnetle anıyoruz!

    DEM Parti: Koçgiri’de katledilen binlerce Alevi Kürt’ü saygı ve minnetle anıyoruz!

    PİRHA – DEM Parti, Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Koçgiri Katliamında yaşamını yitirenleri andı. Mutlu, açıklamasında “Koçgiri Katliamı, sadece bir bölgenin değil, adaletsizliğe ve zulme direnen herkesin hafızasında tazeliğini koruyor” ifadelerine yer verdi.

    Koçgiri Katliamının üzerinden 104 yıl geçti. 6 Mart 1921’de başlayan katliam, üç aydan fazla sürmüş, Topal Osman başta olmak üzere çok sayıda çete mensubu, Koçgiri’de binlerce Kızılbaş Kürdü katletmişti.

    “HAKİKAT MÜCADELESİNİ SÜRDÜRMEKTE KARARLIYIZ”

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, katliamın yıldönümünde yazılı açıklama paylaştı.

    “Koçgiri Katliamında yitirdiklerimizi saygı ve minnetle anıyoruz” başlıklı yazıda şu ifadelere yer verildi:

    “104 yıl önce, 1921 yılında Koçgiri’de katledilen binlerce Alevi Kürt’ü saygı ve minnetle anıyoruz. Kadın, çocuk, yaşlı demeden gerçekleştirilen bu katliamda ve devam eden katliamlarda yitirdiklerimiz, halklarımıza barışı ve demokrasiyi kazandırmanın vesilesidir.

    Koçgiri Katliamı, sadece bir bölgenin değil, adaletsizliğe ve zulme direnen herkesin hafızasında tazeliğini koruyor. Koçgiri’de yaşananlar, daha sonrasında Dersim, Maraş, Sivas ve Çorum’da yaşananların ve günümüze kadar uzanan daha birçok acının yankısını taşıyor. Tarihsel hafızamızı diri tutarak adalet ve hakikat mücadelesini sürdürmekte kararlıyız.

    Koçgiri direnişinin sembol isimleri Zarife ve Alîşêr başta olmak üzere, katliamda yaşamını yitiren tüm canları saygıyla anıyoruz. Zulme karşı demokratik mücadelemizi sürdürürken, halklarımızın eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerini ‘Barış ve Demokratik Toplum’ hedefiyle taçlandıracağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cihan Çelik’e ‘Koçgiri Başladı Harba’ ezgisini söylediği için 1 yıl 3 ay hapis!

    Cihan Çelik’e ‘Koçgiri Başladı Harba’ ezgisini söylediği için 1 yıl 3 ay hapis!

    PİRHA – Sanatçı Cihan Çelik’e ‘Koçgiri Başladı Harba’ isimli ezgiyi seslendirdiği gerekçesiyle 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

    Sanatçı Cihan Çelik hakkında Belçika’daki bir etkinlikte ‘Koçgiri Başladı Harba’ isimli ezgiyi seslendirdiği gerekçesiyle “örgüt propagandası yapmak’ suçlamasıyla dava açılmıştı. Davanın ilk duruşması 14 Kasım 2024’te İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü.

    Sanatçı Cihan Çelik hakkında açılan davanın ikinci duruşması, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Çelik’in katılmadığı duruşmada savunma yapan Avukat Servet Serençelik, “Video çözümünde görüleceği üzere müvekkil bu ezgiyi bir konserde söylemiştir, canlı yayın değildir. Konser 12, 13 yıl önce gerçekleşmiştir. Şarkıda geçen ‘Kürdistan’ kelimesi ile ilgili başka mahkemelerce verilmiş kararlar mevcuttur. Müvekkilin kastının olmadığı açıktır. Beraat kararı verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Mahkeme, sanatçı Cihan Çelik’in “örgüt propagandası yapma” suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Hükmün açıklanması geri bırakıldı.

    Kaynak: MLSA

  • Klam ve ağıt geleneğinin en önemli temsilcilerinden Amojına Cemê Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Klam ve ağıt geleneğinin en önemli temsilcilerinden Amojına Cemê Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Klam ve ağıt geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Amojına Cemê Hakk’a yürüdü. Amojına Cemé için Kayseri Cemevi’nde Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütülecek, ardından Karapınar (Gûnde Kereparê) köyünde toprağa sırlanacak.

    Kültürünü, dilini ve halkının hafızasını klam ve ağıtlarıyla yaşatan Amojına Cemê, kalp yetmezliği nedeniyle Hakk’a yürüdü. Vefat haberi, sadece ailesini ve yakınlarını değil, aynı zamanda Koçgiri kültürüne gönül vermiş herkesin yüreğini derinden sarstı.

    Amojına Cemê, Koçgiri halkının ağıtlarını-Şin klamlarıyla, unutulmaz ağıtlarıyla bilinir. Onun sesi, söylediği her kelime, her melodi, halkının hafızasında ve yüreğinde derin izler bırakıyordu.

    Kendi acılarını halkının acılarıyla birleştirerek, büyük bir içtenlikle aktardığı klam Şin Geleneği bir miras olarak kalacağını aktaran Enver Çampınar, şunları paylaştı:

    “Onun hayatı, direnişin ve kültürel hafızanın bir simgesi olarak da değerlendirilebilir. CEMÊ  bir Klame-Şin ozanı değil, aynı zamanda bir hafıza taşıyıcısıydı. Zira klam ve ağıtlar, Koçgîri kültüründe yalnızca müzikal bir form değil, aynı zamanda tarihsel olayların, bireysel ve toplumsal trajedilerin, kahramanlıkların ve kayıpların aktarılmasını sağlayan sözlü edebiyatın en önemli unsurlarından biridir CEMÊ. Cemê, bu misyonu layıkıyla üstlenmiş, halkın yaşadıklarını sanat yoluyla gelecek nesillere aktartı.

    O artık fiziken aramızda olmasa da, sesi, klamları ve ağıtlarıyla hep yaşayacak. Onu dinleyen herkes, Koçgirililerin, acılarını ve  bir kez daha hissedecek. Unutulmayacak, her klamda, her ağıtta, anılacaktır. CEMÊ, tû her dem dilê me de yî bîrnakıne CEMÊ. Lı ser Tırbatê nur Bıbarî.”

    Amojına Cemé için Kayseri Cemevi’nde Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütülecek, ardından Karapınar (Gûnde Kereparê) köyünde toprağa sırlanacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sanatçı Cihan Çelik’e açılan davanın duruşması 18 Şubat’a ertelendi

    Sanatçı Cihan Çelik’e açılan davanın duruşması 18 Şubat’a ertelendi

    PİRHA – Sanatçı Cihan Çelik’e, Koçgiri Katliamı’na ilişkin yazılan ‘Koçgiri Başladı Harba’ isimli şarkıyı seslendirdiği gerekçesiyle ‘örgüt propagandası yapmak’ suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşması, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Savcılık, Çelik’e ‘örgüt propagandası yapmak’ suçlamasından ceza verilmesini talep ederken Çelik ve avukatı mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre talebinde bulundu. Bunun üzerine mahkeme, duruşmayı 18 Şubat 2025 tarihine erteledi.

    Sanatçı Cihan Çelik hakkında 2023 yılında Belçika’da katıldığı bir etkinlikte 1921 yılında gerçekleşen Koçgiri Katliamı’na ilişkin yazılan ‘Koçgiri Başladı Harba’ isimli şarkıyı seslendirdiği gerekçesiyle “örgüt propagandası yapmak’ suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşması, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Avukatıyla duruşmada hazır bulunan Çelik savunmasına 25 senelik halk müziği sanatçısı olduğunu söyleyerek başladı. İddianamede şarkı söylediği sahnede Çelik’in arkasında PKK bayrakları olduğu belirtilmişti. Çelik bu iddiaya ilişkin, “10, 12 sene önce yurtdışında katıldığım bir programla alakalı dava açılmış. Her şeyi organizasyon şirketi ayarladı, ben de sahneye çıktım. Sahnede arkamda yer alan fotoğraflar ve flamalar benimle alakalı değil. Okuduğum eser 100 yıllık bir eserdir. Sivas yöresine ait bir türküdür. Beraatimi talep ediyorum” dedi.

    SAVCI ‘ÖRGÜT PROPAGANDASI YAPMA’ GEREKÇESİYLE CEZA TALEP ETTİ

    Savcı esas hakkındaki mütalaasında Çelik’in bulunduğu sahnede yer alan fotoğraflar ve şarkı sözlerinde geçen ifadelerde “cebir, şiddet ve tehdit yöntemlerini meşru gösterip övdüğü, teşvik edici nitelikte olup ifade özgürlüğü kapsamında kalmadığı” gerekçesiyle “örgüt propagandası yapmak” suçlamasından ceza verilmesini talep etti.

    Çelik ve avukatının mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre talebini kabul eden mahkeme, duruşmayı 18 Şubat 2025 tarihine erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Sanatçı Cihan Çelik, Koçgiri ezgisi okuduğu için hakkında dava açıldı: Yılmayacağız!-VİDEO

  • 18. Cogi Baba Festivali’nde ‘Alevi inancımıza sahip çıkacağız’ mesajı! – VİDEO

    18. Cogi Baba Festivali’nde ‘Alevi inancımıza sahip çıkacağız’ mesajı! – VİDEO

    PİRHA- 18’inci Geleneksel Cogi Baba Kültür Festivali ‘Doğamıza, İnancımıza, Dilimize Sahip Çıkıyoruz’ şiarıyla yapıldı. Pir İbrahim Kete, konuşmasında AKP-MHP hükümetinin yürüttüğü Alevi politikasını eleştirerek “Devletten maaş almak, kimlikle dede olmayı yolumuz kabul etmez” dedi.

    Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Yünören ile Avsar köyleri arasında 18. Cogi Baba Festivali yapıldı. Festivale DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Kahraman, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Ziya Halis ile çok sayıda sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “DEVLETTEN MAAŞ ALMAYI YOL’UMUZ KABUL ETMEZ”

    Festivale Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete’nin muhabbet cemiyle açılış yapıldı. İbrahim Kete, konuşmasında “Eğer bir insan kendisine, toplumuna yabancılaşmış, hırsın, mal-mülkün esiri olmuş ise bir o insan kültürüne uyum sağlayamaz” dedi.

    Pir Kete, “Devletten maaş almak, kimlikle dede olmayı yolumuz kabul etmez” diyerek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesine giren dedeleri de eleştirdi.

    “KERBELA’DAN GEZİ’YE SOYKIRIM SÜRMEYE DEVAM EDİYOR”

    Pir Zeynel Kete, “Kerbela’dan günümüze kadar katliamlar devam ediyor. Bugünün Kerbela’sından biri de Koçgiri Katliamı’dır. Alişer Bey, Haydar Bey ve Zarife Ana bu katliamda katledildi. Şeyh Said, Koçgiri, Dersim, Maraş bu dönemin Kerbela’sıdır. Roboski’den Gazi’ye kadar soykırım hala varlığını devam ettiriyor. Alevi halkı uygulanan bu ırkçılığı, faşizmi kabul etmiyor” diye konuştu.

    “HAKLARINI VE DEĞERLERİNİ SAVUNABİLEN ALEVİLERDİR, KÜRTLERDİR”  

    Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Kahraman ise katledilişinin 87. yıldönümünde Koçgiri aşiret önderi Alişer’i de anarak şu konuşmayı yaptı:

    “Eğer bir topluluk, dilini, inancını yaşam alanlarını korumayı başaramazsa sosyal bir varlık olarak varlığını sürdüremez. Bizleri, sizleri 18. kez Cogi Baba ile bir araya getiren şey nefsi müdafaadır. Yıllardır dilimize, inancımıza, kültürümüze sahip çıkmak Cogi Baba’nın en temel şiarı olmuştur.

    Aleviler için önemli olan Muharrem Ayı’nda haklarımızın ve yaşam alanlarımızın eşitlik ve özgürlüğü için mücadelede yitirdiğimiz Alişer Efendi, Zarife Ana, Seyit Rıza ve yoldaşlarını sevgiyle, saygıyla anıyoruz.

    Tarihimiz tekçi ve otoriter türlerin örnekleriyle doludur. Özellikle İslam dairesi içinde olup çok kimlikli, çok inançlı, çok sınıflı siyasi bir sistemi ret eden Afganistan, Pakistan, İran, İsrail, bunun somut örnekleridir. Türkiye’nin giderek Şer-i İslam’a yönelmesinin karşısındaki en önemli güçler ise haklarını ve değerlerini savunabilen Aleviler ve Kürtlerdir. Bu mücadelelerin başarısız olması karşısında varılacak sonuç siyasal totalitarizm, ırkçılık, fanatik dinsel tahakküm rejimleri ve faşizmdir.”

    “BARIŞ İÇİNDE BİR YAŞAM İÇİN BURADAYIZ”

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Ziya Halis de festivalin anlam ve önemine değinerek “Çok zulümler yaşandı, çok ötekileştirildik. Sizlerin bu coğrafyada nasıl yaşamaya çalıştığınızı biliyorum. Bu ülke, çok zulümler yaşattı bu topluma. Biz, barış, kardeşlik içinde bir mücadele, bir yaşam tarzı hedefliyoruz ve bunun için buralardayız” şeklinde konuştu.

    “İKTİDAR, İNANÇ ASİMİLASYONU PEŞİNDE”

    İmranlı Derneği Başkanı Zeynel Soysal ise konuşmasında şu başlıklara değindi:

    “Cogi Baba huzurunda Alevi inancımıza sahip çıkacağız. Biz bu meydanda Alevi inançlarına bağlı kalarak cemlerimizi gerçekleştireceğiz. Türkülerimizi, deyişlerimizi söyleyip halaya duracağız. Alevi inanç kurumları ‘diyanet kapatılsın’ derken iktidar, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayarak inanç asimilasyonunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Binlerce yılın ötesinden gelen dinamik yapıdaki Alevi inancı, Sünni inanç içerisinde eritilmeye çalışılmaktadır. Maalesef ki bazı Yol düşkünlerimiz de buna alet olmakta. Bugün ÇEDES projesiyle okullar cemaatçilerin, tarikatların cirit attığı yerlere dönüşmüştür. Buna karşı tüm demokratik kitle örgütlerinin ses vermesi gerekmektedir.”

    Yapılan konuşmaların ardından Gülseven Medar, Cihan Çelik, Ayfer Düzdaş, Aşık Sinem Bacı, Binali İlgün, Taner Arslan, Kemal Atamtürk ve Ekrem Yıldırım, ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/SİVAS

     

  • Sanatçı Cihan Çelik, Koçgiri ezgisi okuduğu için hakkında dava açıldı: Yılmayacağız!-VİDEO

    Sanatçı Cihan Çelik, Koçgiri ezgisi okuduğu için hakkında dava açıldı: Yılmayacağız!-VİDEO

    PİRHA – Müzisyen Cihan Çelik hakkında 2013 yılında seslendirdiği bir Koçgiri ezgisi nedeniyle dava açıldı. Çelik, tüm baskılara rağmen müziğinde ısrarcı olacağını belirterek, “Terörist, anarşist, bölücü suçlamalarıyla bizleri ekonomik anlamda bir dar boğazın içerisine sokuyor. Açılan davalarla ‘ifşa edilmiş’ oluyorsun ancak çalıp söylemekten yılmayacağız” dedi. 

    MHP destekli AKP hükümeti süresince muhalif duruşu olan kültür-sanat çalışanları, yasaklama ve yargılamalarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Hukuki bir dayanağı olmadan Kürt sanatçıların konserleri iptal edilirken, yıllar önce söyledikleri ezgiler sebebiyle de yargılamalar gündeme geliyor.

    Müzisyen Cihan Çelik, Kürt ve Alevi kimliklerinin izinde müzik üretmeyi sürdürüyor. Ancak Cihan Çelik hakkında seslendirdiği bir Koçgiri ezgisi nedeniyle ilk kez dava açıldı.

    2013 yılında katıldığı bir müzik programı “Terör örgütü propagandası yapmak” şeklinde yorumlandı. Çelik’in, televizyon programında seslendirdiği ‘Koçgiri başladı harba’ eseri de suç unsuru sayıldı. Cihan Çelik, açılan dava nedeniyle 14 Kasım 2024’te ilk kez hakim karşısına çıkacak.

    “AÇILAN DAVALARLA ‘İFŞA’ EDİLMİŞ OLUYORSUN”

    Yaşananlarla ilgili PİRHA’ya konuşan Cihan Çelik, sanatçılara dönük baskı politikalarını değerlendirdi. Çelik, bir müzisyen olarak ülkedeki gidişattan memnun olmadığını ifade ederek şunları söyledi:

    “Müzisyenleri dar bir alana sıkıştırıyorlar ve bizler orada iş yapmaya çalışıyoruz. O alanda yapılan iş sonucunda da çeşitli kovuşturmalara maruz kalıyorsunuz. Bu durumda olan birçok müzisyen arkadaşımız var. Ayrıca dernek gecelerine, konserlere, belediyelerin organizasyonuna da çıkamaz duruma geliyorsun. Çünkü ifşa edilmiş oluyorsun. İşte bu karşı taraftaki adam, ‘terörist, anarşist, bölücü’ suçlamalarla zaten seni ekonomik anlamda bir dar boğazın içerisine sokuyor, bir de peşinden kovuşturmalar falan olunca moralen daha bir bu işi yapmak istemiyorsun. O nedenle farklı alanlara zorlanıyorsun. Halimiz bu şekilde işte.”

    “EZİLEN HALKLAR, MÜZİKLE KENDİNİ VAR EDER”

    Dünya genelinde ezilen, baskılanan halkların, müzikle kendini var ettiğini söyleyen Cihan Çelik, değerlendirmesine şu cümlelerle devam etti:

    “Siyahlar da Kürtler de müzikle kendini var eder. Bu politika şunu gösterdi ki ‘bunlar, bu müzikleri; halayları, govendleri olduğu sürece yılmayacak ve devam edecekler. Bunun önünü kesmek için ne yapmak lazım? Bunları ya bu alandan mümkün mertebe daha tatlı su balığı haline getireceğiz ya da bunlar bu haliyle giderse, yeniden o coşku devam ederse’ bu onların politik anlamda hiç hazzetmedikleri bir durum. Biz de bu unsurlardan biri olduğumuzdan dolayı karşımızda bu ‘devlet …’ neyi deriz artık bilmiyorum ama karşı karşıya geliyoruz. Haliyle ekonomik sıkıntılarla birlikte kaliteli iş de üretemez duruma geliyorsun. Çünkü senin çıkacağın mekan, yapacağın işleri bir şekilde belirliyor. Mesela konsere çıkacağım zaman başka şeyler yapıyorum ama bir türkü bara gidince o kaliteli müziği yapma şansım yok. Ben de piyasadaki birçok şeyi, orada gelen talebi karşılamak durumunda kalıyorum ve ben haliyle ben olmaktan çıkıyorum.”

    “SUSTURMA, BASTIRMA, YILDIRMA AMAÇLI”

    Cihan Çelik, 2013 yılında katıldığı bir televizyon programında okuduğu eser sebebiyle hakkında şikayet olduğunu belirterek “Onca sene geçmiş niye bugün dava açılıyor?” sorusunu da gündeme getirdi. Çelik, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Devletin ‘barış süreci’ dediği bir dönemdi ve o zamanlar IŞİD’in saldırıları vardı. Buna karşı Alişer efendinin bir ezgisini okudum. Bununla birlikte Meçhuli’nin bir ezgisini de seslendirdim. Buna binaen hakkımda soruşturma açıldı ve eserdeki sözler nedeni ile ‘propaganda yapmışsın’ deniliyor. Alişer efendinin 100 yıl önce yazdığı

    ‘Kürdistan’ın orduları, mahvettiler barbarları/Vatan için öleceğiz, istemeyiz Moğolları’ diye bir sözcük geçiyor. 1921’de yazılmış ve altında da ‘yapılan tetkikler sonucu bu eserin 1921 yılında Sivas’ta Koçgiri isyanı döneminde yazıldığı’ neticesine vardıkları yazıyor. Madem bu sonuca vardınız mahkeme ne için? Bu mahkeme tamamen susturma, bastırma, yıldırma amaçlı. Gittiğim bir ortamda diyelim ki konsere çıkıyorum, flamalar, konuşmacılar, belki devletin hiç hoşuna gitmeyecek şeyler de olabilir. Avrupa’dasın, ben neye müdahale edebilirim ya da niye etmeliyim? Bunlar benim dışımda gelişen şeyler.”

    “DEVLET POLİTİKASI BASTIRMA, DEVŞİRME, DÖNÜŞTÜRME YÖNÜNDE”

    Cihan Çelik, müzik hayatı boyunca ilk kez hakkında dava açıldığını belirterek şöyle devam etti:

    “Daha önceden çıktığım, belki de hoşlarına hiç gitmeyecek çok daha büyük konserlerim de oldu ancak hiç böyle bir durum yaşamadım. Bir kere, soruşturmaya giren eser 100 yıllık bir ezgi. 100 Yıl önce bu sorun çözülmüş olsaydı bunlara da gerek kalmazdı. Yüzyıl kaybettik bir yüzyıl daha kaybetmeyelim diyorum.

    Maraş, Koçgiri, Malatya, Dersim, Çorum ve Hatay’a kadar olan bölge insanların çok sıkıntı yaşadığı, katliamlara maruz kaldığı bölgeler. Haliyle buralardan çıkan muhalif sanatçıların sesi o halkın bir nevi söyleyemediği ama içinden cesaret edip söyleyen birileri olduğu zaman da sempati uyandırdığı bir durum. Hiçbir hükümet, bunu istemez, çünkü politikası bastırma, devşirme, dönüştürme yönünde. Bu politikada çoğu zaman başarılı da olmuşlardır. Bunu ilk denediği yer ise Koçgiri’dir. Bugün Koçgiri’de ana dilini konuşan insan sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Benim böylesine Kürtçe bilmem dahi çok tuhaflarına gidiyor, ‘Sen bu Kürtçeyi ne nereden öğrendin?’ gibi sorularla bile karşı karşıya gelebiliyorum. Şaka gibi… Bir de bu alanda yaptığımız derlemeler; Alişer efendinin gerek muhalif kimliği; 1921 isyanı sonrası Nuri Dersimi ve Alişer affedilmeyen tek iki kişi. Biz de ısrarla onun ezgilerini, o dik duruşunu sergilediğimiz zaman karşımıza böyle şeyler çıkıyor. Belki ilk kez mahkemeye çıkacağım ama ekonomik anlamda bizim kendi içimizde dahi; kurumlarımızla zaten bir tür abluka altındayım. Beni, kaç sayıda Sivaslıların gecesinde görebilirsiniz? Göremezsiniz. Avrupa sayesinde bugüne kadar müzik yapabildim.

    “GERİ ÇEKİLMEYİ SİNDİREMİYORUM”

    Hem Alevi hem Kürt kimliğimle müzik yapan birisiyim. Alevi deyişlerinin sadece Türkçelerini değil, Kürtçelerini de Alişer efendinin birçok şarkısına da müzikler yaptım. ‘Koçgiri başladı harba’ eserini benden önce çok kişi okudu ama benimle özdeşleşti. Buna benzer birçok eser bugün Koçgiri’de değil sadece, Kürtçe okunan birçok yerde popüler. Mîro, Arix, Dowo ve daha birçoğu Koçgiri’ye ait eserler. Birçok müzisyen arkadaşımız pek tarihçesini bilmese de bunları okuyor ama biz inadına, ısrarla bu durumu sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü biz haklı olan tarafız. Geri çekilmeyi bırakıp gitmeyi de açıkçası sindiremiyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Koçgirili kadınların göğü delen ağıt/şîn geleneği devam ediyor-VİDEO

    Koçgirili kadınların göğü delen ağıt/şîn geleneği devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- İzmir Sivas İmranlılar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Hevtemal muhabbetinde anadillerinde ağıtlar yakan Koçgirili kadınların şîn/ağıt geleneği devam ediyor. Ölümden sonra yoğun ve uzun bir yas süreci, kadınların yasın sembolü olan siyah giysileri, ölüm ve ölülerle ilgili çeşitli  ritüeller ve özellikle ağıt yakma geleneği, kent ortamlarında dahi varlığını sürdürüyor.

    Sözlü gelenekte ağıtlar, daha çok önemli bir olayı toplum hafızasına emanet etmenin, yani tarihe kayıt düşmenin imkanı olarak işlevselliğini hala koruyor. Ağıtlar/Şîn aslında sözlü hafızanın belgeleri olarak görülebilir.

    Koçgiri toplumunda, ölüm ve ölümden sonraki süreçle ilgili yapılan pratiklerde, özellikle kadınların dahil oldukları ve yürüttükleri belirgin gelenekler ve ritüeller mevcuttur. Bölge kültüründe görülen; ölümden sonra yoğun ve uzun bir yas süreci, kadınların yasın sembolü olan siyah giysileri, ölüm ve ölülerle ilgili çeşitli  ritüeller ve özellikle ağıt yakma geleneği, kent ortamlarında dahi varlığını kısmen de olsa sürdürüyor.

    Koçgiri’de ağıda, Türkçede “türkü” manasına gelen, genel ve kapsayıcı bir tabir olan “kılam” denir. Zira yas ve ağıtlar gündelik hayatı o kadar kaplamıştır ki söylenen birçok ezgili türkü/kılam ki özellikle beyit/deyişler dahi ağlamak içindir ve yası hatırlatır.

    Koçgiri bölgesinde yas ve cenaze ortamlarında, Koçgiri kadınları herhangi bir sosyal ortamda söyleyemedikleri duygularını, ağıtlarla rahatça aktarıyorlar. Bölgede yaşanan katliamlar, bireysel acılar, ayrıca coğrafi koşulların getirdiği zorluk, açlık, sefalet, savaş gibi olayların özellikle kadınlarda yarattığı duygu durumunun, onları şairleştirdiği öngörülüyor.

    NOT: Haberin yazımındaki ağıt/şîn geleneğine dair yazının belli kısımları Alevilerin Sesi dergisinin 279. sayısında Dilek Kızıldağ imzasıyla yayınlanan ‘Koçgiri, Kadın ve Ağıt’ isimli makaleden alınmıştır.

    İlgili Makale: 

    Koçgiri, Kadın ve Ağıt

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir İmranlılar Derneği Heftemal’ı kutladı, geleneksel yemeklerini paylaştı-VİDEO

    İzmir İmranlılar Derneği Heftemal’ı kutladı, geleneksel yemeklerini paylaştı-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de çalışmalarını yürüten Sivas İmranlılar Kültür ve Dayanışma Derneği , Aleviler için kutsal sayılan Heftemal/Hawtemal’ı kutlayarak lokmalarını paylaştı.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hawtemal, mart ayının ilk haftasında başladı. Hawtemal, sosyolojik Dersim toplumunda (Koçgiri, Sivas, Erzincan, Bingöl, Varto, Hınıs) önemli bir yere sahiptir. Gaxan ile başlayan Dersim toplumunda Hızır ayı ve ardından da Hawtemal ile devam eder. Baharın gelişini müjdeleyen Hawtemal yeni yılın da başlangıcı olarak kabul görür.

    İzmir’de hizmet yürüten Sivas İmranlılar Kalkındırma, Kültür ve Dayanışma Derneği baharın ve eski geleneğe göre yeni yılın karşılanması olan Heftemal/Hawtemal’ı kutlayarak lokmalarını paylaştı. Geleneksel giysilerin giyilerek klamlar söylenen buluşmada ayrıca Koçgiri yöresine ait geleneksel yemekleri bugüne öze lhazırladı.

    KADINLAR GELENEKSEL KIYAFETLERİ İLE KUTLADI

    Bornova ilçesine bağlı Naldöken Mahallesi’nde bulunan dernek binasında gerçekleşen kutlamada Koçgiri yöresinin geleneksel kıyafetleri tanıtılırken, geçmişe ait çok sayıda alet, dokuma halı, taş silindir, işlemeli süsler, oyma ceviz eşyalar ile oluşturulan odayı gezen çok sayıda kişi anılarını tazeledi.

    İmranlı’lı kadınların geleneksel kıyafetlerini giydiği kutlamada Türkçe ve Kürtçe türkü ve klamlar seslendirildi.

    KOÇGİRİ’NİN YÖRESEL YEMEKLERİ PAYLAŞILDI

    Özellikle kadın emeği ile hazırlanan yemekler önce bıçakla kesildi, ardından pişen hamurun içi doğrandı. Sarımsaklı ayran ve tereyağının dökülmesiyle birlikte estetik bir görüntü kazanan Zerefet, sonraki aşamada sofrada yerini aldı. Ayrıca Koçgiri yöresine ait bir çok yemek hazırlanarak sunuldu.

    Kadınlar, hazırlık aşamasının kendileri için sosyal bir aktivite olduğunu ekleyerek yemek kültürlerine sahip çıkılması çağrısı da yaptı.

    Heftemal/Hawtemal, geleneksel yemeklerin pay edilmesi ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Koçgiri Kültür Derneği 103. yılında Koçgiri’de katledilen Alevileri anacak

    Koçgiri Kültür Derneği 103. yılında Koçgiri’de katledilen Alevileri anacak

    PİRHA – Koçgiri Kültür Derneği 1921’de Koçgiri’de katledilen Alevileri anma programını paylaştı. Derneğin yönetim kurulunun yaptığı yazılı çağrıda, “Koçgirili tüm canlarımızın bu anmalara katılmaları bu mücadeleyi daha da güçlendirecek, direncimizi arttıracaktır” denildi.

    Koçgiri Kültür Derneği, 1921‘de Koçgiri’de katledilen Alevileri anma programı düzenleyecek. Derneğin yönetim kurulu anma programına çağrı yaparak şu ifadelere yer verdi:

    “Koçgirili canlar, değerli dostlar ve yoldaşlar, Koçgiri Kültür Derneği olarak 103. yılında da Koçgiri Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu amaçla katliamda kaybettiğimiz canları mezarları başında anarak anılarını yaşatmaya devam edeceğiz. İnancı ve kimliğiyle kendi toprağında yaşamak isteyen atalarımızın nefs-i müdafaası bugün de eşit yurttaşlık ve özgürlük temelinde yürütülen mücadeleye güç katacaktır. Koçgirili tüm canlarımızın bu anmalara katılmaları bu mücadeleyi daha da güçlendirecek, direncimizi arttıracaktır.”

    ANMA PROGRAMI

    Koçgiri Kültür Derneği Yönetim Kurulu’nun 1921‘de Koçgiri’de katledilen canları anma programı ise şöyle:

    -23 Mart 2024: Elif Ana’nın mezarında anma. Saat 11.00 Zara/Bağlama Köyü

    -24 Mart 2024: Ana Dakiliko mezarında anma. Saat: 11.00 Becek Köyü/İmranlı

    -24 Mart 2024: Kapıkaya’dan alınan ve katledilen; İbrahim Ağa oğlu Ağa, Mille Kasım oğlu Heci, Mahmut Ağa oğlu Qaso, Heso oğlu Misto, Kiso oğlu Allo, Sile oğlu Hesso, Alişer oğlu Begigk, Mexso oğlu Kallo, Girre Ali. (Kapıkaya’da da misafir Yanık köyünden) isimli canlarımızın anması. Saat 13.00 Arıx Köyü.

    -25 Mart 2024: Pir Köçek’te Geleneksel Newroz ateşinin yeniden yakılması. Saat 13.00 Zara Bağlama Köyü.

    PİRHA/SİVAS

  • ‘Cumhuriyet kavramında demek ki eksiklikler var ki AKP bunun sonucu’-VİDEO

    ‘Cumhuriyet kavramında demek ki eksiklikler var ki AKP bunun sonucu’-VİDEO

    PİRHA – Siyasi faaliyetleri nedeniyle 12 Eylül askeri darbe sürecinde işkencelerden geçen Kamber Ateş, cumhuriyetin ilk yüz yılını yorumladı. Ateş, ikinci yüzyıl için ders çıkartmak adına tarih ile yüzleşilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Cumhuriyet kavramında demek ki eksiklikler var ki AKP bunun sonucu” dedi.

    Cumhuriyet, halkın ülke yönetiminde egemen olduğu bir devlet şekli olarak tanımlanır. Erkin tek elde toplanmasına karşı olan cumhuriyet anlayışı, Anadolu’da Osmanlı’nın tasfiyesi ile şekillendi. Saltanatın kaldırılması ile cumhuriyet ilan edildi. 100 yıl geçti. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

    100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma ve asimilasyon uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

    Aleviler, ikinci  yüzyıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.

    Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.

    12 Eylül 1980 Askeri Darbe sürecinde cezaevine konulan ve tam 11 yıl hapishanede tutulan Kamber Ateş ile cumhuriyetin ilk yüz yılını konuştuk.

    “ULUSAL SİMGELERİ HEP İŞKENCE ARACI OLARAK KULLANDILAR”

    29 Ekim kutlamalarının büyük bir coşkuya sahne olduğu Ankara’da adeta her sokak bayrak ve Atatürk resimleri ile kaplandı. Günlerce süren kutlamalar içerisinde Kamber Ateş’e hissettiklerini sorduğumuzda “Cumhuriyet kutlamalarında özellikle bayrak üzerinden bir süreç yaşanınca otomatikman 12 Eylül döneminin psikolojisine girdim. Bizler 12 Eylül’ü çıplak bedenlerimizle, nasıl yaşadığımızı unutmadık. Bize karşı özellikle ulusal simgeleri hep işkence aracı olarak kullandılar” cevabını verdi.

    Kamber Ateş, 1981 yılında Mamak Askeri Cezaevi’nde yaşadıklarını hiç unutmadığının altını çizerek, “Açlık grevi örgütlediğimde taleplerimiz, faşistler ile koğuşların ayrılması gerektiği yönündeydi. O dönem ‘karıştır barıştır’ hikayeleri vardı. 1981’de koğuşlarda örgütlediğimiz açlık grevindeki taleplerimizden biri de İstiklal Marşı’nın işkence aracı olarak kullanılmaması konusuydu. Yani bugün de Atatürk, bayrak, vesaire egemenler ellerinde bir işkence aracı olarak kullanıyor. Bir de garip olan bir şey var; İsrail’de özgürlükler için sokağa çıkan kitleler, İsrail bayrağı taşıyor. Ne gariptir ki bizde de öyle. Bizde de özellikle sağ kesim, talepleri ile alana çıktıklarında ellerinde bayraklar oluyor, bu bana garip geliyor” dedi.

    “CUMHURİYET KAVRAMINDA EKSİK VAR Kİ AKP BUNUN SONUCU”

    Cumhuriyetin günden güne dinci bir yönetime evrildiğini anlatan Kamber Ateş, “14 ve 28 Mayıs arasındaki seçimlerde Mona Lisa’ya dahi türban takacak kadar zihniyeti ümmetçi kafaya karşı toplumda bir refleks vardı ama bu refleksi toparlayamadılar. Muhalif kesim bunu toparlamakta yeteneksiz davrandı. Cumhuriyet kavramında demek ki eksiklikler var ki AKP bunun sonucu. ‘Yurttaşlıktan ümmete geçişin neden ve nasıl olduğu, özel nedenleri nedir?’ sorusuna cevap veremiyorlar. Daha doğrusu muhalefet de o suça ortak oluyor” ifadelerini kullandı.

    “TARİHLE ARTIK YÜZLEŞMEK GEREKİYOR”

    Kamber Ateş, Aleviler açısından Cumhuriyetin ilk 100 yılını da değerlendirdi. Katliam ve baskıların cumhuriyet tarihi boyunca devam ettiğini belirten Ateş, şunları söyledi:

    “Mesela cumhuriyetin ilk zamanlarına baktığımızda Fransız İhtilali’nden etkilenmiş bir yapı var. Bu ümmetçi anlayış haricindeki topluluklar ise daha çok gelişmiş, bilimde, sanatta, uygarlıkta mesafe kat etmişti. Bizim de buna uymamız gerekiyordu. Bir de tarihsel olarak ulus devletlerinin kuruluş aşamasında imparatorlukların ise parçalandığı bir döneme denk geliniyor. Ama bu cumhuriyetin kendi içerisinde de bir arızası var. Mesela Mustafa Suphi ve arkadaşları, Kurtuluş Savaşı’na geliyor ancak Karadeniz’de boğdurtuluyor. Bizim Alevi coğrafyası açısından ise Hasan Hayri Bey gibi bir kimlik var. Hayri Bey, Dersim Mebusu olarak padişahın meclisinde yer alan biri. ‘Sultan’ın kızılbaşları’ olarak tarif edilen bu insanlar, sonrasın cumhuriyet kurulacağı için gelip o ekibe katılıyorlar. Hatta cumhuriyet ilan edilirken Mustafa Kemal, ‘Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz, herkes yöre kıyafetleri ile gelsin’ diyor. Hasan Hayri Bey de kendi coğrafyasındaki kıyafetler ile geliyor ve 2-3 sene sonrasında ise yanındakilerle birlikte idam ediliyor. Yani şimdi bizim aydınımız, öykünmeci ve cumhuriyetle yüzleşmek gibi bir sürece girmiyor. Mesela bizim coğrafyamızda bir kıyım yapılıyor, Hasan Hayri Bey de bunu dile getiriyor; Koçgiri bölgesinde büyük kıyımlar yapıldığını, insanların malına Topal Osman aracılığı ile el konulduğunu, o yüzden de orada yaşayan Alevi Kızılbaş kesimlerin, madem cumhuriyet ilan edildi durumlarının düzeltilmesini ve bu kıyıma son verilmesini istiyor. Sonuçta bir devlet aklı, ileri görüşler savunan, eşitlikçi bir düzen talebinde bulunan kesimin önderlerini idam ediyor. Yani bu cumhuriyet, bu halka ne etmedi ki! Yani bu tarihle artık yüzleşmek gerekiyor ama buradan bir intikam çıkartmak, yıkmak üzerine değil, özellikle ders çıkartmak adına bir şeylerin yapılması gerekiyor. Bu da tabii en başta Türk aydınlarının, sonra Kürt aydınlarının da görevi. Yaşadığımız şu an itibariyle Türk ve Kürt aydınlarının birbirinden epey uzaklaştığını görüyoruz. Bu uzaklaşmanın Türkiye açısından bir zarar olduğunu varsayıyorum.

    “BUNLARIN HEPSİ NETENYAHU KAFASINDA OLAN İNSANLAR”

    Cumhuriyette hatalar, eksikler nelerdir? Madem cumhuriyet bir eşitlik ideali ise bu eşitliğin sağlanması gerekiyor. Cumhuriyetin demokrasi, hak ve özgürlükler ile taçlandırılması gerekiyor ama ne yazık ki bu bilinçli şekilde yapılmıyor. Tabii burada birçok faktör de var. Şöyle bir bakarsanız dünyaya, sosyalist blok varken 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ile birlikte bir yerde kapitalist emperyal sistem bir kazanım elde ettikten sonra geldiğimiz bu süreç ve şu an seçilen liderlere bir bakın, bunların hepsi aşağı yukarı Netanyahu kafasında olan insanlardır. Burada kapitalizmin istemlerine, yani neokapitalist sistem dediğimiz, yani önünde ne kadar engel varsa kaldıran ve sistemleri de ona göre dizayn eden, bunun için de ne kadar çok Netanyahucu kafa varsa; işte Putin’e bakın, mesela kafası başka, Recep Tayyip’e bakın, kafa belli… Geçmişte her şeyin bir ahlakı vardı şimdi ise hiçbir şeyin ahlakı yok. O nedenle doğal olarak savaşın da bir ahlakı olmuyor. Şu an dünyada bir gerçeklik var, halkların budandığı, hakların baskı altına alındığı bir sürecin içerisindeyiz. Sonuç olarak dünya ölçeğinde halklar ve özgürlükler kapsamında hiç kimsenin güvencesinin olmadığı bir döneme giriyoruz.”

    ‘TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’ SÖYLEMİNDEN NATO ÜYELİĞİNE!

    Kamber Ateş, daha karanlık bir yüz yılın Türkiye’yi beklediğini de ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Önce ‘Soğuk Savaş’ deniliyordu şimdi ise kirli bir savaş söz konusu. Her türlü enstrümanı kullanabilecek, her türlü provokasyonun yapılabileceği bir dönemin içerisindeyiz. Güç savaşları içerisinde devletler, haklar ve özgürlükleri koruyacak bir yerde durmuyor. Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dahi uygulanmıyor. Mesela Ortadoğu Projesi kapsamında bir BOP başkanı vardı. Türkiye’ye ‘NATO’da kuvvetsiniz ancak biz size ‘Irak’a gireceğiz’ diyoruz meclisiniz bunu reddediyor. Meclis kabul etse bile genel kurmayınız reddediyor. Genelkurmayınız kabul etse, anayasa mahkemeniz reddediyor. Bu nedenle kuvvetlerin tamamını bir kişide toplayalım, onunla çok daha iyi iletişim sağlayacağız’ dedi ve Türkiye’deki sistemi de bu hale getirdiler. Yani küresel güç odaklarının sistemlerine, ihtiyaçlarına cevap verecek mekanizmaları yaratmak ve ona uygun tipolojileri üretmek ve onlar üzerinden hayatlarını sürdürmek gibi bir amaç var. Yani bunlar tesadüfi gelmiyorlar.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara uğradık, artık barışla, sevgiyle yaşayalım’

    2- ‘Aleviler çok katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldı; farklılıklar bir potada eritildi’

  • Koçgiri’den Halepçe’ye, Madımak’dan ve Şengal’e göçler ve acıları resmetti-VİDEO

    Koçgiri’den Halepçe’ye, Madımak’dan ve Şengal’e göçler ve acıları resmetti-VİDEO

    PİRHA- 1921’de zorunlu göçe tabi tutulan Koçgirili bir ailenin çocuğu olan ve kendini ‘itirazları olan muhalif sanatçı’ olarak tanımlayan Ressam Gülizar Kılıç, savaşın ilk olarak kadın ve çocukları vurduğunu söyleyerek, “Biz bir hafızayı, derin acıları diri tutuyoruz. Çizerken dahi yüreğim ağrıyor, sıkıntı yaşıyorum. Sanatın bir yüzleşme, bir de iyileştirme gücü var. Yüzleşince iyileşiyorsun” diye konuştu.

    İzmir’de Halkların Köprüsü tarafından düzenlenen 3’üncü Mülteci Film Festivali başladı. Film festivali, 8 Ekim’e kadar sürecek. Festival kapsamında İzmir Sanat’ta düzenlenen “Bir acıdan bin acıya” adlı resim sergisinde Ressam Gülizar Kılıç’ın resimleri 15 Ekim gününe kadar sergilenecek.

    Gülizar Kılıç, 1921 Koçgiri İsyanı’nda Erzincan Refahiye’den Eskişehir’e ‘ölüm göçüne’ gönderilen ve büyük acılar yaşatılan bir ailenin mensubu olarak zorunlu göçten 27 yıl sonra dünyaya gelir. Alevi ve Kürt kimliklerinden kaynaklı büyük acılar yaşatılan ailenin en büyüğü ‘Koca Mustafa’ isimli dedesi köylülerce linç edilerek katledilir.

    Kolluk güçlerinin ‘cezasızlık politikası’ ile tek bir kişi dahi ceza almaz iken, Gülizar Kılıç‘ın dedesinin cenazesine el koyan devlet aileye bir ‘mezar taşını’ dahi çok görür. Dedesinin hala bir mezarı yoktur!

    Savaşlardan, çatışmalardan, katliamlardan kaçan ve trajediye dönüşen bu hikayenin kendisindeki etkisi üzerinden atamayan Gülizar Kılıç ile ailesinin göç hikayesi, Alevi Kürt bir ailenin travmalarını, kamu çalışanından ressamlığa uzanan yaşam öyküsünü, resim yaparken beslendiği-etkilendiği argümanları, muhalif sanatçı kimliğinin itiraz ve isteklerini konuştuk.

    SÜRGÜN, ZULÜM VE MEZARI DAHİ OLMAYANLAR..

    Koçgiri’den Eskişehir’e kadarki hüzünlü göçlerini büyüklerinden duyduğunu kaydeden Kılıç, “Ben Eskişehir’de doğdum. 1921’de genel bir Koçgiri sürgünü söz konusu olunca benim ailemi de Eskişehir’e göndermişler. Eskişehir’e gelen bir Kürt aile ancak tek bir mekana yerleştirilmişler. 2 ailenin yerleşmesine izin verilmemiş. Orada büyük acılar yaşamışlar. Dedemi linç ederek öldürmüşler. Devlet dedemin cenazesine el koyarak ailesine teslim etmemiş. Mezar yeri dahi bilinmiyor. Babam burada evlenmiş ve annem ise oranın yerlisi Türkmen Alevi bir yörük. İşte tüm hikayemiz kaba hali ile böyle” diye anlattı.

    “GECELERİ DERS ALDIM”

    Öğrencilik yıllarında resme ilgi duyan ve çalıştığı dönemlerde de dahi çocuklarının ihtiyaçlarını görerek resim dersleri aldığını aktaran Kılıç, “Ortaokul ve lise yıllarında merakım vardı ve resim yapıyordum. Kamuda yıllarca çalıştım. Resmi profesyonel olarak yapmıyordum. Çalışıyordum ve 2 çocuğum vardı. Onları doyurduktan sonra geceleri ders alıyordum. Halepçe Katliamı’ndan sonra çok yoğunlaştım ve bu katliam beni profesyonel resim yapmaya tetikledi” dedi.

    “SAVAŞ EN ÇOK KADINLARI VURUYOR”

    Kılıç, ‘erkek devletlerin’ savaşlarının en çok kadın ve çocuklarını vurduğunu kaydederek, “Savaş korkunç bir şey. Savaşlar en çok kadınları ve çocukları vuruyor. Kadınlar göçte açı çekiyor. Çocuğunu barındırmak, yıkamak, beslemek zorunda. Köyler boşaltıldı ve kadınlar elbise yıkayabilecek bir sabun dahi bulamadılar. Özgür bir dünyasında tarlası, koyunları var. Her türlü gereksinimini topraktan elde ediyor. Kente geliyor ve bir odaya sıkışık kalıyor. Erkek işe giderek para kazanıyor ama kadın bütün yükü çekiyor. Çok büyük bir travma. Kadınların emeği görülmüyor ve savaş ilk kadınları vuruyor. Eylül ayı içerisinde 38 kadın öldürüldü ve bu benim canımı acıtıyor. Çizerken dahi yüreğim ağrıyor, sıkıntı yaşıyorum. Sanatın bir yüzleşme, bir de iyileştirme gücü var. Yüzleşince iyileşiyorsun” şeklinde konuştu.

    “MADIMAK BÜYÜK BİR ACI, HİSSETMEK BANA AĞIR GELDİ”

    Sivas Katliamı gibi birçok toplumsal olaya sanatıyla eleştirel bakabilmenin örneklerini sergileyen ve bunu, “Çalışırken çok acı çektim, hissettim” diyerek tarif eden Kılıç şöyle devam etti:

    “Çalışırken çok acı çekiyorum, sanki yaşıyormuşum gibi. Madımak Katliamı döneminde ben çalışıyordum. Eşim Sivaslı ve akrabaları olan Menekşe ve Koray orada öldüler. Sanatçıları, düşünürleri kaybettik. Devletin gözü önünde o insanlar yakıldı. Sivas’ı yakınların davaları zaman aşımına uğratıldı. Orada büyük bir katliam ve canım acıyor. Devletin tercihi ve cumhuriyetin problemi. Bu sergiyi çoktan yapmak istiyordum. 6 aylık süreç vardı ve elimde az bir malzeme vardı. O acıları yaşadım ve hastalandım. Çok duygusal bir insanım ve bunun fiziken yansımaları oluyor.”

    “EN İYİ İTİRAZ VE İFADE ARACIM RESİM”

    Duyarlılığının yükseldiği ve itirazının kesiştiği noktada kendisini ifade edebilmesinin en iyi aracının resim olduğuna vurgu yapan Kılıç, “Bizler bu ülkede adil, özgür, eşit yurttaş olmak istiyoruz. Kürt, Türk, Çerkez, Ermeni, Sünni veya Alevi vs. ne olursak olalım tek bir istediğimiz var eşit yurttaş olmak. Devlet ve cumhuriyet bu fırsatı bize vermiyor. Aradan 100 yıl geçti ve halen aynı problemleri konuşuyor ve aynı şeyleri yaşıyoruz. Birazcık altını oyuyorsunuz ki altından tekçilik çıkıyor. Devlet, Anadolu’nun gerçeğini kabul etse biz birlikte barış içerisinde yaşayacağız. Politikacı değilim, kendimi kimseye ifade edemiyorum. Bunu nasıl yansıtabilirim; resimle yansıtabilirim. Sesim de iyi olmadığı için müzikle yansıtamam. Resme yoğunlaşmam da buradan oldu. Halepçe Katliamı, isyanımın en çok yükseldiği nokta oldu” diye belirtti.

    “MUHALİFİM, ÇÜNKÜ İTİRAZ VE İSTEKLERİM VAR”

    Muhalif sanatçı kimliği ile itirazlar geliştirdiğini sözlerine ekleyen Kılıç, Maraş merkezli deprem sonrasında göç yollarına düşen kadınları işleyeceğini bir çalışma alanı düşündüğünü belirterek, “Ben Türkiye koşullarında muhalif bir sanatçıyım. Çünkü itirazlarım ve isteklerim var. Dünya milletleri içerisinde ülkem bir yere gelsin, yurttaşlarım eşit ve adil yaşasın istiyorum. Ülkede her dakika bir olumsuzlukla karşılaşıyoruz. Bu ay içerisinde 38 kadın öldürülmüş ve ben kadınların katledilmesini istemiyorum. Adı cumhuriyet, laiklik, demokrasi ama ülke olarak başka bir ülkedeyiz. İfade özgürlüğünü kullananlar ise ya cezaevinde ya da susturuluyor. Ben yine de göç ve kadınları çalışacağım. Yakın zamanda deprem ve kadınları işleyen bir çalışma içerisinde olacağım” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • DAD: Alevi örgütlenmesi bu dava ile ilgili çuvaldızı kendine batırmalı!- VİDEO

    DAD: Alevi örgütlenmesi bu dava ile ilgili çuvaldızı kendine batırmalı!- VİDEO

    PİRHA-DAD, yaptığı açıklamada, “Alevilere karşı gerçekleştirilen kırım katliamlar hukuk eliyle aklanmak isteniyor. O nedenledir ki otuz yıldır katiller hala adil olarak yargılanmadı. Başta Madımak Katliamı olmak üzere tüm Alevi katliamlarıyla yüzleşme sağlanmadı” derken, Alevi örgütlerinin de bu dava ile ilgili çuvaldızı kendine batırması ve kendisiyle yüzleşmesi gerektiğine dikkat çekti.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamına ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine hükmetti.

    Madımak Katliamının firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması zamanaşımı gündemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürdü ve üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmişti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılmasına ilişkin Dersim Seyit Rıza Meydanı’nda bir açıklama yaptı. Açıklamayı DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu okudu.

    “KATLİAM SİYASETİ DEVAM EDİYOR

    Yapılan açıklamada şunlara yer verildi:

    “1993,  2 Temmuz’unda da Pir Sultan Abdal’ın, Alişer’in, Ana Zarife’nin mekânında, dünyanın gözü önünde, canlı yayında bir katliam gerçekleştirildi; Kayıtlara Madımak katliamı olarak geçti. Doksanlı dönemlerden Kürt halkının demokratik mücadelesi gelişmeye başlayınca, Reya Heq Alevi sürekleri de bu hak arama mücadelesine ikrar vermişti.  Özellikle Alevi – Kürt topluluklarının yoğun olarak yaşadıkları yerlerde katliam planları olduğu bilinmektedir.

    Koçgiri ve Dersim katliamlarıyla beraber Fırat havzası katliama uğrarken, o günden bu güne kadar Alevi katliamlarının yayılım alanı Kızılbaş-Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları İç Toroslar bölgesi olması tesadüf değildir. Aryenik damarın kültürel direniş hattı bu mekânlarda canlı olduğu Nahak zihniyet tarafından bilinmektedir. Koçgiri katliamının, Dersim Soykırımının devamı niteliğinde olan Sivas Madımak Katliamı; kültürel direniş damarının tasfiye edilmesi amacıyla planlanmıştır.

    2 Temmuz’da, aydınların şahsında Alevi toplumuna karşı bir katliam gerçekleştirildi. Bu katliamı salt bir grubun kalkışması olarak ele almak işin özünü maskelemektir. Biz başta Alevi halkları olmak üzere bu topraklarda yaşayan tüm ötekileştirilmiş halkların devletin ve onun çeteleri tarafından nasıl bir soykırıma uğratıldığını yaşadığımız süreçte tanığı mağduruyuz.

    Sivas Katliamı da planlı, amaçlı, masa başı çalışması yapılmış “makbul olmayan” vatandaşlara yönelik bir katliam olduğunu biliyoruz. Öte yandan tekçi zihniyetin varoluşundan günümüze değin Alevi toplumu üzerinde uyguladığı soykırımların tarihini de hafızamız da her an taptaze yaşıyoruz. Cumhuriyetin birinci yüzyılının Alevi süreklerine, farklı kimliklere yönelik bir katliamlar tarihi olduğunu biliyoruz.

    Tekçi, ırkçı ve katliamcı ulus devlet siyaseti bu ülkenin kadim halklarına inançlarına karşı acımasızca yürütüldü. Halklar ve inançlar bahçesi olan coğrafyamız halklar, inançlar mezarlığına dönüştürüldü.

    Dün katlederek fiziki soykırım politikaları uygulayan devlet bugün tüm araçları devreye koyarak inceltilmiş politikalarıyla katliam siyasetine devam etmektedir.

    Günümüzde Alevilere karşı gerçekleştirilen kırım katliamlar hukuk eliyle aklanmak isteniyor. O nedenledir ki otuz yıldır katiller hala adil olarak yargılanmadı. Başta Madımak Katliamı olmak üzere tüm Alevi katliamlarıyla yüzleşme sağlanmadı.

    Oysa katliamların üzerindeki örtü açılmadan hakikatler açığa çıkmadan, yüzleşme olmadan, sağaltıcı bir barış sağlanmadan yaralarımız hep kanayacak toplum bu travma ile yaşayacaktır. Travmayı aşmanın tek yolu, hakikatlerle yüzleşme adil, eşit, özgür bir barış ve demokratikleşmedir.

    CEZASIZLIK POLİTİKALARIYLA TOPLUMUN TÜM ÖTEKİLERİNE GÖZDAĞI VERİLMEK İSTENDİ

    Günümüzde devlet bırakın yüzleşmeyi, Madımak Katliamı davasını otuz yıldır devletin tozlu raflarında sürüncemeye bıraktı. Katliamı planlayanları, uygulayanları bağımsız adil bir yargı önünde çıkarmadı ve otuz yıldır devlet halka hesap vermeden davayı zaman aşımına uğratarak kapattı.

    Alevilere karşı işlenen nefret suçları yine cezasızlık politikalarıyla olağanlaştırıldı. Madımak Katliamı, davanın ilk gününden beri zamana yayılarak cezasızlığın önü açıldı. Cezasızlık politikalarıyla toplumun tüm ötekilerine gözdağı verilmek istendi.

    Sivas Madımak Katliamının sanığının cezaevinde Cumhurbaşkanının affıyla salıverilmesi devletin Alevilere yönelik bakış açısını göstermektedir.

    Öte yandan otuz yıldır Alevi örgütlerinin dava süreciyle ilgili ailelere ve Alevi toplumuna karşı eksiklikleri için dara durmaları,  özeleştirilerini vermeleri gerekmektedir. 2012 yılında ana davanın kapatmasından sonra uluslararası mahkemeye neden taşınmadığı açıklamaya muhtaç bir konudur.

    Alevi örgütlenmesi bu dava ile ilgili çuvaldızı kendine batırmalı ve kendisiyle yüzleşmelidir. Alevi örgütleri devleti tanımamış kirli siyasetini göz ardı etmişlerdir. Madımak Katliamı anmaları yapılırken, Rea Hak Alevi coğrafyasında yaşanan diğer Alevi katliamları ile yüzleşme konusunda (Koçgiri, Dersim) vb örgütsel olarak uzak durmuş adeta diğer katliamlar göz ardı edilmiştir.

    Duruşmalar toplumun gündeminden uzak kaderine terkedilmiştir. Toplumda her yıl 2 Temmuz’da mitingler yapılarak sonuç alınacağı beklentisi yaratılmıştır.

    Alevi kurumları / federasyonları bu davada ve diğer Alevi katliamı davalarında yurt içi yurt dışında etkin bir diploması yürütememiş dönemsel olarak altı boş popülist söylemlerle siyasal iktidarın işini kolaylaştırmışlardır.”

    PİRHA/DERSİM

     

     

     

     

     

  • Alişer ve Zarife Ana katledilmelerinin 86. yılında anıldı

    Alişer ve Zarife Ana katledilmelerinin 86. yılında anıldı

    PİRHA- Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Koçgiri direnişinin öncüsü Alişer Bey ve Zarife Hanım’ın ölüm yıl dönümünde direnişin öncülerini andı.

    Yazılı açıklama yapan Ana Fatma Cemevi  DAD Ankara Şubesi, şu mesajı paylaştı:

    “Koçgiri halk direniş öncüsü, iki can; Alişer Bey ve Zarife Hanım. Davalarına sımsıkı sarılı, birbirlerini yalnız bir eş olarak değil; inancın yüceliğinde bulup, birbirlerini kavganın güzelliğinde sevmiş iki yoldaş olarak görürler.

    Sonrasında Dersim’e geçip Seyit Rıza’ya yoldaş olurlar. Tarih 9 Temmuz 1937 Dersim Tujik dağında mevzilendikleri mağarada, dost bildikleri Rayber ve adamlarından kendilerini sakınmayıp yüreklerini açmışlardır.
    Ama devletin satın alıp görev verdiği hainlerin işi Alişer Bey ve Zarife hanımı öldürülüp, kesik başlarını getirmektir.
    Emri alan işbirlikçi hain Rayber ve adamları, Alişer Bey ve Zarife Hanımı tuzağa düşürüp katleder.
    Alişer Bey ve Zarife hanım mücadelesi yolumuza ışık tutacaktır.

    Tarihe direnişleri ile iz bırakan, kimlik mücadelesinde birer mihenk taşı olan Alişer Bey ve Zarife Hanım’ı katledilmelerinin 86. Yılında saygı ile anıyoruz”

    PİRHA/ANKARA

  • Sanatçı Cihan Çelik’in anneannesi Cevahir Saygılı Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Sanatçı Cihan Çelik’in anneannesi Cevahir Saygılı Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA-Can TV programcısı Sanatçı Cihan Çelik’in anneannesi Cevahir Saygılı İstanbul’da Hakk’a yürüdü.

    Can TV programcısı Sanatçı Cihan Çelik‘in anneannesi, Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Kahraman‘ın da halası Cevahir Saygılı İstanbul’da Hakk’a yürüdü.

    Maltepe Cemevi’nde düzenlenen Hakk’a yürüme erkanının ardından Saygılı, Sivas’ın İmranlı Kapıkaya Köyü’ne uğurlandı. Hakk’a yürüme erkanına Can TV ve PİRHA yöneticileri ve çalışanları da katıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Araştırmacı Yusuf Aydın: Aşık Veysel’i yetiştiren Alevi öğretisidir, tekkelerdeki o öğretidir-VİDEO

    Araştırmacı Yusuf Aydın: Aşık Veysel’i yetiştiren Alevi öğretisidir, tekkelerdeki o öğretidir-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı Yusuf Aydın, Hakk’a yürüyüşünün 50. yılında Aşık Veysel hakkında bilinmeyenleri anlattı. Aydın, Aşık Veysel’in Alevi kimliğinin gizlendiğini belirterek, “Halbuki Veysel’i yetiştiren Alevi öğretisidir. Alevilikten aldığı hava, tekkelerdeki o öğretidir” dedi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Aşık Veysel’in Hakk’a yürüyüşünün 50. yılı sebebiyle 2023 yılını anma ve kutlama yıl dönümleri programına alındı.

    UNESCO’nun Paris’te düzenlenen 41. Genel Konferansı’nda alınan kararla birlikte Türkiye’nin birçok ilinde de Aşık Veysel (Veysel Şatıroğlu) için anma programları düzenlenliyor. Ancak, yapılan programlarda Aşık Veysel’in yetiştiği kültüre, inanç kimliğine, yaşam felsefesine tam anlamıyla değinilmemekte.

    Duru bir dille yazdığı şiirlerini bağlaması ile melodilere döken Aşık Veysel’in bilinmeyen ve de gizlenen tarafını Araştırmacı Yusuf Aydın’dan dinledik. Aydın, Aşık Veysel hakkında uzun yıllar çalışma yürüttüğünü belirterek, “gerçeklerin gizlendiği” vurgusunu yaptı.

    “OSMANLI’DAN KAÇAN BİR AİLE”

    Kendisinin de Sivas’ın Şarkışla ilçesi Emlek bölgesinden olduğunu belirten Yusuf Aydın, özellikle son yıllarda Emlek bölgesindeki aşıklar, şairler ve ağıtlar konusunda araştırmalar yapıp tarihçesini yazdığını aktardı. Aydın, Emlek bölgesindeki halkın, nereden ve ne için geldikleri konusunda araştırması olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Alevi edebiyatı, bugüne kadar sözlü kültür ile taşındı. 2022 yılında 80 köy gezerek, özellikle yaşlı insanları bulup araştırmalar yaptım. Emlek bölgesindeki 36 köy Alevi, birkaç da Alevi ve Sünnilerin ortak oluşturduğu köy bulunuyor.
    Aşık Veysel’in köyünün adı bütün Emlek bölgesini anlatan bir addır. Şimdiki adına ‘Sivrialan’ diyorlar ancak bu bir uydurma köy ismidir. ‘Sivrialan’ adını kimse bilmez. Esas o köyün adı Sobelan‘dır. Yani ‘sobe olmak’ saklanılan yer anlamındadır. 1402’de Ankara Savaşı’ndan beri Osmanlı ile Türkmenler-Aleviler anlaşamamışlar. Aşık Veysel’in ailesi de Osmanlı’nın zorundan kaçıp kendilerini güvende hissedebilecekleri yerler aramış. Aşık Veysel de 1894’te Sobelan’da doğmuş. Osmanlı’dan kaçan bir aile, kaçıp ormanın içerisinde yaşamış. Ne evleri ne de hayvanları yokmuş. Çevredeki Alevi köyleri onları beslemiş.”

    VEYSEL’İ, MUSTAFA ABDAL TEKKESİNİN DERVİŞLERİ YETİŞTİRİYOR

    Yusuf Aydın, Aşık Veysel’in babası Karacaahmet’in Ortaköy’deki Mustafa Abdal Tekkesinin müdavimi olduğu notunun altını çizerek anlatımına devam etti. Karacaahmet’in tekkede hizmetkarlık yaptığını belirten Aydın, “Aşık Veysel’lerin köyüne Erzincan Kemaliye’nin ocak köyünden gelen, Hıdır Abdal Ocağı’nın bir üyesi var. Bunlara ‘Molla’ diyorlar. Yani kitap yazıp-okuyan insanlara deniliyor. Orada Hüseyin Ağa isimli birisi çok iyi saz çalarmış. Hatta Aşık Veysel’in kendisi için ‘Hüseyin Ağa öyle bir saz çalardı ki o sazın içine giresim gelirdi’ dediği söylenir. Çamşıhı’ndan bir de ‘Ali Ağa’ diye biri geliyor. Veysel’in babasının Çamşıhı ile bir ilişkisi de var. Çamşıhı tarafından Kaledibi köyüne geliyorlar ve Aşık Veysel’i, Mustafa Abdal Tekkesinin dervişleri, saza-söze alıştırıp ilk derslerini burada vermişler” dedi.

    “AŞIK VEYSEL’İ YETİŞTİREN ALEVİ ÖĞRETİSİDİR”

    Araştırmacı Yusuf Aydın, Zaralı ‘Kürt Kasım’ isimli bir kişinin de Veysel’in hayatında önemli bir rol üstlendiğini belirtti. Kürt Kasım’ın, Aşık Veysel’i Koçgirî bölgesine kadar götürüp köy köy tanıttığını anlatan Aydın, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu kişi çok bilge ve ayrıca güzel kaval çalan, müziğe duyarlı bir insandır. Osmanlı dağılınca o Kürt Kasım, Veysel’in köyündeki bir kadınla evlenir. 1919 yılına gelindiğinde Aşık Veysel de ‘Esma’ isimli güzel bir kadınla evlendirilir. Kürt Kasım, bu yıllardan sonra Aşık Veysel’i köy köy gezdirip müziğinin tanınmasına aracı olmuştur. O yörede Alevi köylerinde her daim cemler olur. Veysel bu cemlere de sık sık katılır. Ancak Aşık Veysel’i bugün Alevilikle hiç bağdaştırmazlar. ‘Hiç Alevi tekkelerine gitmemiştir, hiç cemlere katılmamıştır, hiç Alevilikten bahsetmemiştir’ diyerek böyle bir soyut, ‘saksıda yetişen bir Veysel’ karşımıza çıkarıyorlar. Halbuki Aşık Veysel’i yetiştiren Alevi öğretisidir. Alevilikten aldığı hava, tekkelerdeki o öğretidir. Mesela Seyit Selahattin Ocağından Yahyalılı Kasım Ağa vardır. Kendisi dededir. Aşık Veysel’i Amasya, Tokat ve Sivas’ın her tarafına götürüp her cemde Veysel’e yanında aşıklık yaptırmıştır.”

    AŞIKLAR BAYRAMI SERÜVENİ!

    “Bunların yanı sıra yörede ‘Mescit’ isimli bir köy var. Aşık Veysel, eşeği ile o köye gidiyor ve günlerce o köyde kalıp Selman Babadan ders alıyor. 1930’lu yıllarda Ahmet Kutsi Tecer, Sivas İlköğretim Müdürlüğü’ne atanıyor. O yıllarda bir de Muzaffer Sarısözen var ve bunlar ‘Burada bolca aşık var. Bunları toplayalım ve Ozanları, Şairleri Koruma Derneği kuralım’ diyorlar. O derneğin başına da o zamanki belediye başkanını getiriyorlar. 1931 yılında da ‘büyük bir bayram yapalım’ diyorlar. Bu arada Aşık Veysel’e de ‘gelsin bir tanışalım’ diye haber gidiyor. Aşık Veysel ‘devlet’ ismini duyunca korkuyor ve kaçıyor. Çünkü o zamana kadar Osmanlı, gördüğü Aleviyi öldürmüş. ‘Beni bulamasınlar’ diye Aşık Veysel ormana kaçıyor. Köylüler birkaç günün ardından Veysel’i buluyor. Jandarmalar Veysel’i alıp Ahmet Kutsi Tecer ile tanıştırıyor. Veysel, devletin kendisini öldürmeyeceğini anlayınca artık cumhuriyete ısınıyor. 1931 yılında Aşık Veysel ilk aşıklar bayramına katılmış oluyor.”

    “VEYSEL’İN ESAS KİMLİĞİ BİLİNMİYOR”

    Yusuf Aydın, Aşık Veysel’in protest müziğin Anadolu’daki temsilcilerinden biri olduğunu da sözlerine ekledi. 1932 yılında Halkevleri’nin kurulmasıyla birlikte Aşık Veysel’in müziğinin daha duyulur olduğunu anlatan Aydın, şu bilgileri verdi:

    “Aşık Veysel, Halkevleri’nde müzik dersleri de vermeye başlıyor. Abim Ali Rıza Aydın der ki ‘Aşık Veysel’in bütün türküleri damıtılmış bir Aleviliği anlatır’. Çünkü Alevilik 4 Ana sırdan dünyanın oluştuğunu ifade eder. Hava, su, toprak, güneş olmazsa dünya oluşmaz. Veysel’in de Yunus’un da bütün türkülerinde toprak, sevgi, kardeşlik, birliktelik vardır. Veysel bir tabiat aşığı, toprak sevdalısıdır. Aşık Veysel’i Alevilikten soyutlamak isteyenleri çok gördüm. Onun için Veysel’in esas kimliği su altına giriyor, bilinmiyor. Aşık Veysel’i ve o zamanın diğer aşıklarını yaratan o günün canlı, örgütlü Aleviliği idi.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Beş kurumdan ortak Gaxan programı!

    Beş kurumdan ortak Gaxan programı!

    PİRHA – Mezopotamya ve Anadolu’da halkların geleneği olan Gaxan, İstanbul’daki beş kurumun ortak katılımı ile kutlanacak.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube, Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şube, Dersim Dernekleri Federasyonu, Anadolu Yakası Dersimliler Dayanışma ve Kültür Derneği ile Koçgiri Kültür Derneği, 30 Aralık’ta Gaxan kutlaması yapacak.

    PSAKD Ataşehir Şube Cemevi’nde yapılacak kutlama saat 18:30’da başlayacak. Anadolu Yakası Dersimliler Derneği önünde başlayacak Gaxan ritüeli, PSAKD Ataşehir Cemevine kadar sürecek. Kitlenin cemevine varması ardından çılalar yakılarak gülbengler okunacak.

    Gaxan hakkında yapılacak konuşmalar ardından toplanan lokmalar dağıtılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Koçgiri Kültür Derneği’nde Gağan etkinliği düzenlendi-VİDEO

    Koçgiri Kültür Derneği’nde Gağan etkinliği düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-Koçgiri Kültür Derneği, geleneksel Gağan etkinliği gerçekleştirdi. Etkinliğe DAD Eş Başkanları ile sanatçı Cihan Çelik de katıldı. 

    İstanbul Ümraniye’de bulunan Koçgiri Kültür Derneği, ‘Geleneksel Gağan gecesi’ düzenledi. Yeni yılı karşılama anlamına gelen Gağan etkinliğine Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Kahraman, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları Kadriye Doğan ile Musa Kulu, Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, sanatçı Cihan Çelik’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    İbrahim Erdoğan dedenin çerağ uyandırması ve gülbengiyle başlayan etkinlikte Gağan’a ilişkin bilgiler verildi. Etkinlikte lokmalar pay edilirken, sanatçı Cihan Çelik kılamlarını söyledi.

    GAĞAN NEDİR?

    Özellikle Dersim coğrafyası tarafından kutlanan Gağan yeni yılın gelmesini müjdeliyor. Eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılarken bolluk, bereket için lokmalar pişirilip dağıtılıyor. Köylerde yaşarken kapı kapı tüm evlerin dolaşıldığı bu gelenek şehirlere göçle birlikte şehirlerde yaşatılmaya çalışılıyor. Ancak köylerdeki gibi kapı kapı dolaşmak mümkün değil. Bunun için Alevi kültüründe önemli bir yer tutan Gağan’da dernek binalarında sürdürülmeye çalışılıyor.

    PİRHA / İSTANBUL