Etiket: Koçgiri

  • Araştırmacı-Yazar Yusuf Zeri Karadağ, Hakka yürüdü

    Araştırmacı-Yazar Yusuf Zeri Karadağ, Hakka yürüdü

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Koçgirili Yusuf Zeri Karadağ, Ankara’da bu akşam Hakka yürüdü. 

    Araştırmacı Yazar Koçgirili Yusuf Zeri Karadağ bu akşam üzeri Ankara’da Hakka yürüdü.

    Ankara’da Bilkent şehir hastahanesinde yaklaşık bir aydır yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Karadağ’ın Hakka uğurlanması, 9 Ocak Perşembe günü İmranlı Çalıyurt Köyü’nde gerçekleştirilecek.

    YUSUF ZERİ KARADAĞ KİMDİR?

    1953 Yılında Koçgiri’de doğdu. İlköğretimini köyünde tamamlayan Zeri, orta ve yükseköğrenimini Ankara’da Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde tamamladı.

    Koçgiri kimlik ve inancının özgün ve önemli bir değer olduğunun farkında olarak, bir yandan 1976’da İmranlı Kültür ve Dayanışma Derneği’nin kurucu başkanlığını ve İmranlı Kültür Vakfı’nın kuruculuğunu yaparak halkının kurumsal örgütlenmesine öncülük eden Zeri, diğer yandan araştırma ve yazılarıyla entelektüel alandaki katkılarını da bu çabaya katmaya çalıştı.

    İşçi Yolu Gazetesi, Çağla Kızılırmak Dergisi, Dersim İklim Gazetesi, Munzur Dergisi, Özgür Gündem Gazetesi ve Almanya’da Veger gazetesinde yazılar yayınlandı.
    Son olarak 2011 yılında Kalan yayınları tarafından yayınlanan Zeriqiler kitabı kendi deyişiyle “Resmi görüşün açık ya da gizli bir biçimde Alevi Kürtleri asimilasyona tabi tutma çabalarına” karşı bir direniş ve Koçgirili Alevi Kürt toplulukların tarihsel coğrafyasının sınırlarını işaret ederek Koçgiri’de buluşmalarının da hikayesidir.

    Koçkiri Kültür Derneği Yönetim Kurulu yazılı bir açıklama yaparak, “Bütün Koçgirililer için büyük ve erken bir kayıp olan Yusuf Zeri Karadağ’ı saygıyla anıyor, başta ailesi olmak üzere tüm sevenlerine ve Koçgirililere sabır diliyoruz. Devr-i daim, anısı bol olsun” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Babasının baskılarına rağmen saz çalıp türkü söylemeyi öğrenmiş-VİDEO

    Babasının baskılarına rağmen saz çalıp türkü söylemeyi öğrenmiş-VİDEO

    PİRHA – Sivas’a bağlı  İmranlı Arık Köyü’nden İstanbul’a gelip yerleşen ve  kendi imkanlarıyla öğrendiği saz ve türkülere olan sevdasını anlatan Zeynep Değirmenci, “Babamın engellemelerine rağmen ben gizli olarak saz çalıp türkü söylemeye devam ettim” diyor.   

    Zeynep Değirmenci 14 kişilik bir ailede büyümüş. Değirmenci, Alevi-Sünni çatışmasının yoğun yaşandığı bir ortamda okuma-yazma bilmemesine rağmen kendini yetiştirdiğini söylüyor.

    1939 yılında yaşanan ve 75 kişinin ölümüyle sonuçlanan depremde söylediği ağıdı da PİRHA ile paylaştı.

    KOÇGİRİ KATLİAMI’NDA ÇOCUKLARIMIZI ÇALILARIN ARKASINA SAKLARDIK

    Büyüklerinin anlatımıyla kendilerine aktarılan Koçgiri Katliamı’nda yaşananları aktaran Değirmenci, katliam sırasında beşikteki çocukları kaçırıp çalıların altına sakladıklarını, katliamdan sonra kurtulanların, çocukları bulmak için geri geldiklerinde kimini bulabildiklerini kimini de bulamadıklarını dile getirdi.

    Koçgiri’den İstanbul’a göç ettiklerini belirten Zeynep Değirmenci, çok büyük sıkıntılar yaşadıklarını, kayın pederinin de bu süreçte gözlerini kaybettiğini belirtiyor. Hem dışarıda çalıştığını hem de evde çocuklara bakmak zorunda kaldığını, sabahları erken kalkarak gece geç saatlere kadar dışarıda çalışarak geçimini sağlamaya çalıştığını ifade eden Zeynep Değirmenci, hayatının sürekli mücadele ile geçtiğini ve el işleri  yaparak üretmek zorunda kaldığını söyledi.

    “BABAMIN BASKILARINA RAĞMEN SAZ ÇALIP TÜRKÜ SÖYLEMEYİ ÖĞRENDİM”

    Değirmenci; türküleri ve ağıtları babasının evde saz çalmasıyla birlikte ve köylerindeki radyodan duyduğu Aşık Veysel, Ali Ekber çiçek, Aşık Daimi, Nurettin Dadaloğlu gibi ozanları dinleyerek etkilendiğini ve böylelikle türkü ve ağıt yakmaya başladığını ifade etti. Türkçeyi bilmemesine rağmen ve anlamamasına rağmen türkülere olan ilgisinin arttığını dile getiren değirmenci, babasının saz çalmasıyla birlikte kendisinin de mırıldanarak başladığını kaydetti.

    Türkü söylemeye abisinin 3 gün boyunca ona öğretmesiyle başladığını söyleyen değirmenci ilk olarak “fırat kenarında kayıklar, anam ağlar, bacım beni sayıklar, başıma toplanmış bağrı yanıklar” türküsünü öğrendiğini ifade etti.

    Değirmenci babasının bu durumunu fark etmesiyle birlikte sazı yasaklayıp sakladığını ve kendisinin sazı gizliden gizliye çalarak öğrendiğini belirterek, “Babam çalıp söylememi istemiyordu. Öğrenirse sanatçı olur; bu da iyi olmaz diyordu” diye belirtti.

    “Babamın engellemelerine rağmen ben gizliden saz çalıp türkü söylemeye devam ettim” diyen Değirmenci, eve gelen misafirlere babasının türkü söylediğini fakat unuttuğu yerlerde, Zeynep’i çağırın gelsin devam etsin dediğini, sonrasında tekrar odadan çıkartıldığını ifade ederek, böylelikle saza ve türkülere olan özlemini dile getiriyor.

    Değirmenci, Koçgirili kadınların, katliamlara işkencelere ve aile içi şiddete maruz kaldıklarından dolayı sürekli ağıt yaktığını belirtiyor.

    Koçgiri katliamına ilişkin büyüklerinin aktardıklarını ifade ederken, o dönemi yaşamış gibi hissettiklerini belirten değirmenci, askerler tarafından sürekli baskı ve işkence gördüklerini, bundan dolayı sürekli saklanmak zorunda kaldıklarını, aynı zamanda büyük bir yoksulluk içinde ve korku içinde yaşadıklarını kaydediyor.

    “KÖYDEKİ İŞKENCEYE TANIK OLDUM”

    1980 askeri darbesinde tekrar askerler tarafından basılmasıyla köylerinin ve evlerinin yakıldığını, köy meydanına toplanan gençlere ve kadınlara ağır hakaretler ve küfürler ederek sistematik bir işkenceye tabi tutulduklarını belirten Değirmenci şöyle devam etti:

    “Askerlerin o küfürleri aklıma geldikçe utanıyorum, bir kadın olarak o gençlere ve kadınlara yapılan küfürleri duymamak için kulaklarımızı kapatmak zorunda kalıyorduk. O an küfürleri duymamak için bize de kaba işkence yapılmasını istiyorduk.”

    “KADINLAR ÖZGÜR OLMALI”

    Değirmenci son olarak; tüm kadınlara seslenerek, kadınların direnmeleri, boyun eğmemeleri gerektiğini,  köleci zihniyetten kendilerini koparıp eşit, özgür biçimde yaşamaları gerektiğini belirtti.

    Önder ÖZDEMİR/İSTANBUL

  • İbrahim Sinemillioğlu, Koçgiri Katliamı ve Kürtlere ‘defol git’ söylemini yazdı

    İbrahim Sinemillioğlu, Koçgiri Katliamı ve Kürtlere ‘defol git’ söylemini yazdı

    PİRHA- Avukat İbrahim Sinemillioğlu Koçgiri Katliamı’nın yıl dönümünde  “Kardeşlik” başlığıyla yazı kaleme aldı. Koçgiri Katliamı üzerinden yaklaşık bir asır geçtiğini hatırlatan Sinemillioğlu,  günümüze değin Şeyh Sait, Sason, Zilan ve Dersim  katliamlarının “kardeşlik” adı altında kanla bastırıldığının altını çizerek, “kardeşliği sürdürmek” adı altında son 35 yıllık süreçte de çocuk, sivil ve yaşlılar olmak üzere elli bine yakın insanın katledildiğini, yirmi bin insanın faili meçhul cinayetlere kurban gittiğini vurguladı.

    Avukat İbrahim Sinemillioğlu, Yeni Yaşam Gazetesi’nde, “Kardeşlik” başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Sinemillioğlu, AKP iktidarınca başlatılan müzakere sürecinde önemli gelişmelerin yaşandığını ve can kayıplarının olmaması ile birlikte anaların ağlamadığını ve geleceğe dair büyük umutların yeşermişken bunların bir yana itilerek barış masasının devrildiğini hatırlattı. Son günlerde Erdoğan’ın Kürtlere karşı kullandığı “Defolsun gitsinler” söyleminin öz olarak MHP’nin “Ya sev ya terk et” sloganı olduğunun üstüne basan Sinemillioğlu, AKP iktidarının asimile edemediği Kürtleri öz yurtlarından kovmayı hedeflediğini kaydetti.

    İbrahim Sinemillioğlu’nun kaleme aldığı yazının tamamı şöyle:

    Doksan sekiz yıl oldu. “Bir asır” ya da bir insan ömrü söz konusu olduğunda “dalya” demeye iki yıl kaldı. 6 mart 1921’de başlayan Koçgiri olaylarının yıl dönümü.

    Neydi Koçgiri isyanının nedeni? Kurtuluş Savaşı’na başlarken Amasya tamimi ve Erzurum ve Sivas kongreleriyle vadedilen Kürtlerle Türklerin bir arada ve eşit haklarla, yani eşit yurttaşlık temelinde birlikte bir devlet kuracağı vaadine dayanarak o sıralarda yeni kabul edilmiş olan 1921 Anayasası’na uygun olarak Koçgiri bölgesinin otonomisinin istenmesi.

    O gün Alişer Bey, Haydar Bey ve Baytar Nuri Bey (Nuri Dersimi) öncülüğünde başlayan olaylar üzerine Ankara hükümeti, Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki kuvvetlerle, merkezi Zara olan Koçgiri’nin üstüne gitmiş ve kısa sürede üç bin kişi civarında Alevi Kürdün canına mal olan olaylar sonlandırılmıştır.

    O Sakallı Nurettin Paşa’nın damadı General Abdullah Alpdoğan da 1937- 38’de Dersim’de resmi rakamlara göre ölü ve kayıplarla birlikte otuz bine yakın, tarafsız gözlemcilere ve Dersim kaynaklarına göre de altmış ile doksan bin arasında can kaybına neden olan harekâtı yönetmiştir. Tabii ondan önceki Şeyh Sait, Sason, Zilan ve diğer Kürt hareketleri de kardeşlik adına kanla bastırılmıştı. Günümüze dek otuz isyan, hep Türk-Kürt kardeşliği adına bastırılmaktadır.
    “AKP MASAYI DEVİREREK BARIŞ UMUDUNU SONLANDIRMIŞTIR”

    Son otuz beş yılda asker, sivil, çoluk çocuk, genç yaşlı demeden can veren elli bini aşkın insan, yirmi bine yakın faili meçhul cinayet, yıkılan onu aşkın şehir, yakılıp yıkılarak boşaltılan binlerce köy hep bu kardeşliği sürdürmek içindir(!). 2013’te AKP iktidarınca başlatılan barış süreci ile üç yıla yakın sürede ortama hakim olan barış havası süresince çok önemli gelişmeler olmuş, can kaybı olmamış, analar ağlamamış, geleceğe dair büyük umutlar yeşermişken, HDP’nin 7 haziran seçimine parti olarak katılma kararı üzerine tüm bunlar bir yana itilmiş, barış masası devrilmiştir. 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı’yla HDP’li milletvekilleri ve hükümet temsilcileri arasında varılan on maddelik metin üzerinde anlaşmaya varılmış ancak daha sonra bu mutabakat metninin kendi bilgisi dahilinde hazırlanıp imzalandığı bakanlarınca açıklanmasına rağmen sayın Erdoğan, “Ne mutabakatı, böyle bir şey yok, benim haberim yok” diyerek süreci sonlandırmıştır.

    2 temmuz 2015’te ise nasıl olduğu anlaşılamayan (!) iki polisin öldürülmesi üzerine yeniden savaş sürecine girilmiştir. Yüz yılı aşkın süredir devam eden Kürt sorunu, tüm vaatlere, tüm kardeşlik ve eşitlik teranelerine rağmen aynı minval üzere sürdürülmektedir. S eçim kazanmayı savaş politikalarına ve toplumu ayrıştırarak konsolidasyon sağlamaya dayamış olan AKP-MHP bloku, yine de blokun 1 numaralı lideri sayın Erdoğan’ın ağzından hala bu “konsolidasyonu sağlayamadığını” itiraf etmiştir.

    “KÜRTLERİ ‘DEFOL GİT’ DİYEREK ÜLKEDEN KOVUYORLAR”

    AKP-MHP bloku etrafında henüz konsolidasyon sağlanamadı ama Kürtleri ayrıştırma ve bölücülük politikasında tüm düzen partileri mutabakat sağlamış durumdalar. Gerek Osmanlı döneminde gerek Cumhuriyet döneminde ve uluslararası metinlerde dört ülkenin toprakları üzrinde yer alan, üzerinde tümüyle Kürtlerin yaşadığı ve adına “Kürdistan” denilen bir toprak parçası var.

    Daha birkaç yıl önce sayın Erdoğan’ın da kullandığı bu sözcüğü kullanmayı önce TBMM’de yasakladılar, şimdi de onu kullandı diye Kürtlere “defol git” diyerek ülkeden kovmaya kalkıyorlar. İşin diğer yanı, Cumhur İttifakı’na ve AKP iktidarına karşı bir araya gelen Millet İttifakı’nı oluşturan, Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP ile ortağı İYİ Parti yetkililerinin bu bölücülüğe ses çıkarmamaları, zımnen kabul etmeleridir. Hem de sırf demokrasiyi korumak adına seçime girmediği yerlerde, iktidar karşısında bu blokun adayını destekleme kararı alan HDP’ye rağmen. Hem de Kürt illerinde birçok yerde HDP kazanmasın diye AKP ve MHP lehine kendi adaylarını çekerek… Türkiye nüfusunun üçte birine yakını Kürttür.

    “KÜRTLER TÜRKİYE’Yİ BÖLMEYE İZİN VERMEZ”

    Kürtler, tarihin bilinen tüm çağlarında bu topraklarda yaşamaktadırlar. Onları bu topraklardan, kendi yurtlarından kovmaya hiç kimsenin gücü yetmez. MHP’nin “ya sev ya terk et” sloganını benimsediği anlaşılan AKP iktidarı, konsolidasyon uğruna asimile edemediği Kürtleri öz yurtlarından kovmayı hedeflemekle, Türkiye’nin bölünmesine neden olacağını bilmeyecek kadar aymazlardan oluşuyorsa vay halimize. Kürtleri ülkeden kovmaya kimsenin gücü yetmez. Sınırı, Kürtlerin önüne çekerek Türkiye’yi bölmeye de Kürtler izin vermez.

    HABER MERKEZİ

  • Şehriban Karakuş’un Koçgiri’den Kocaeli’ye uzanan yaşamı-VİDEO

    Şehriban Karakuş’un Koçgiri’den Kocaeli’ye uzanan yaşamı-VİDEO

    PİRHA- Sivas’a bağlı İmranlı Kapıkaya köyünden 45 sene önce Kocaeli’ye gelip yerleşen ve kendi imkanlarıyla yaşama tutunmaya çalıştığını ifade eden Şehriban Karakuş, “Köye olan özlemimden dolayı okuma yazma bilmediğim halde resim çizerek ve bez bebekler yaparak özlemimi gidermeye çalıştım” diye konuştu.

    Şehriban Karakuş, Sivas İmranlı’ya bağlı Kapıkaya köyünde doğmuş. Kız çocuklarının okumaya fırsat verilmediği bir ortamda yetiştiğini ve kendisinin de okuyamadığını belirten Karakuş, eğitim alamadığı için sürekli üzüntü içinde yaşadığını ve bir eziklik hissettiğini söylüyor.

    Koçgiri bölgesinde kaldıkları dönemde dedelerinin anlatımıyla Topal Osman tarafından  köylerinin yakıldığını, evlerinin ateşe verildiğini anlatan Karakuş, ailesinden 12 kişinin bir uçurumdan atılması ile birlikte göç etmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor.

    “OKUYAMADIM AMA RESİM ÇİZDİM, BEZ BEBEKLER YAPTIM”

    Kocaeli’ye ilk geldiklerinde ipek halı dokuyarak yaşama tutunmaya çalışan Şehriban Karakuş daha sonra kendi evinde el işlerini büyüterek kadınlara örnek olmuş. Köyden şehre gelip şehir yaşamına adapte olamadıklarını belirten Karakuş, çok büyük zorluklar yaşamış.

    Karakuş yaşam hikayesini şöyle anlatıyor:

    “Koçgiri’den gelip Kocaeli’de  geleneklerimize bağlı kalıp onları tekrar yaşatmaya çalışıyoruz. Pir Sultan’ın yolundan, Hacı Bektaş Veli’nin kültüründen şaşmadım ve yola devam ettim. Köye olan özlemimden dolayı okuma yazma bilmediğim halde resim çizerek ve bez bebekler yaparak özlemimi gidermeye çalıştım. Devamında bu işler sayesinde kendi ayaklarım üzerinde durmaya başladım. Köyde yaşanan geleneği resimlere yansıtmaya çalıştım. Resimlerime Hızır ayında tuttuğumuz Hızır orucunu da aktardım. Resimlerimde hem ilkbahar hem kış aylarında köyde yaşanan zorlukları da çizdim.”

    BEZ BEBEKLERİ SATARAK GEÇİMİNİ SAĞLIYOR

    Şehriban, Koçgiri yöresine ait ve çok beğenilen üzümlü böreği ikram ederken yaptığı el işi örmelerin inceliklerini de aktarıyor. Kendi imkanlarıyla yaptığı örme çorap, çocuk kazakları ve Koçgiri yöresinin giysileriyle yaptığı bez bebekleri satarak geçimini sağlamaya çalışan Karakuş, bu el işi örmelerin kadınlara örnek olduğunu ve çok beğenildiğini de sözlerine ekleyerek şöyle devam ediyor:

    “Köydeki yaşamı özellikle çok özlüyorum. Anadilimi yaşatmayı da ihmal etmiyorum. Koçgiri’de kaldığımız dönemde köyümüzde ortaklaşa bir yaşam sürdürüyorduk. Köyde tarla ve bağ bahçe işlerini yaparak yaşamımızı sürdürüyoruz ve çok mutlu oluyoruz. Koçgiri’yi çok özlüyorum ve çok seviyorum fakat imkan olmadığı için gidemiyorum. İmkanlar olduğunda tekrar Koçgiri’ye gideceğim. Ben de ailem de günlük yaşamda geleneksel elbiselerimizi hiç çıkarmıyoruz ve ona bağlı kalıyoruz.”

    Önder ÖZDEMİR / PİRHA

  • 8 Mart haftasında ‘Koçgirili Kadınlar’ paneli 9 Mart’ta

    8 Mart haftasında ‘Koçgirili Kadınlar’ paneli 9 Mart’ta

    PİRHA – Koçgiri Kültür Derneği, 8 Mart haftası kapsamında “Koçgiri’de kadının sosyal, kültürel ve siyasal durumu” başlığı ile panel düzenleyecek. Panel 9 Mart’ta saat 17.00’de başlayacak. 

    Koçgiri Kültür Derneği,  8 Mart etkinlikleri kapsamında, “Türkiye’de Kadın hareketinin gelişimi, Koçgiri’de kadının sosyal, kültürel ve siyasal durumu” başlığı ile panel düzenleyecek.

    Moderatörlüğünü Avukat Hatice Doğan’ın yapacağı panelde Zeynep Değirmenci “Göçten önce Koçgiri’de kadın ve yaşam” başlığını masaya yatıracak. Aydan Karakaya ise “Koçgirili kadının kentlerde, iş yaşamında, sokakta, evde bugünkü durumu” başlıklarını ele alacak.

    9 Mart saat 17.00’de başlayacak panelde ayrıca Müzisyen Ayfer Düzdaş da “Koçgiri Katliamı’nın ağıtlara yansıması ve günümüze taşınmasının örnekleri” başlığı ile sunum gerçekleştirecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Taş Düğmeler’ belgesel filmi 20 Ekim’de İzmir’de gösterilecek

    ‘Taş Düğmeler’ belgesel filmi 20 Ekim’de İzmir’de gösterilecek

    PİRHA-Yönetmenliğini Medet Dilek’in yaptığı, Koçgiri isyanını anlatan ‘Taş Düğmeler’ adlı belgesel filmi 20 Ekim Cumartesi günü İzmir’de gösterilecek. 

    Sivas, Erzincan ve Dersim illerinde 97 yıl önce 1921 yılında yaşanan acıları, yıkımları, travmaları anlatan bir belgesel olması nedeniyle son yılların en iyi belgesellerinden olan ‘Taş Düğmeler’ İzmir’de gösterilecek.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi’nin organizasyonu ve desteğiyle ‘Taş Düğmeler’ belgesel filmi 20 Ekim Cumartesi günü Çiğli Belediyesi Konferans Salonu’nda gösterilecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Koçgiri, siyasi ve diplomatik bir hareket’

    ‘Koçgiri, siyasi ve diplomatik bir hareket’

    PİRHA- Koçgiri Katliamı’nın 97’nci yılı nedeniyle düzenlenen panelde Koçgiri hareketinin siyasi ve diplomatik bir hareket oluğu vurgulandı.

    Koçgiri Katliamı’nın 97. yılına ilişkin Dersim Araştırmalar Merkezi DAM’da panel düzenlendi. Panelde konuşmacı olarak yazar Ali Kemal Dolu ve Araştırmacı Cihan Şan yer aldı. Panel sonrası sanatçı Musa Baki tarafından müzik dinletisi gerçekleştirildi.

    Panele başlamadan önce katliamda yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık sessizlik oldu.

    “EGEMEN SINIFLAR HER ŞEYİN ÜSTÜNÜ KAPATIR”

    İlk olarak konuşan yazar Ali Kemal Dolu, Koçgiri’ye gelene kadar dünyada yaşananları kısa bir şekilde analiz etti. Dünyada ezilen kesimlere yönelik ne kadar katliam yapılmışsa egemen sınıfın onları ‘vahşi oldukları için’ katlettiklerini söylediklerini belirterek “Egemen sınıflar ne isterse yapar ve her şeyin üstünü kapatır” dedi.

    “KOÇGİRİ SİYASİ VE DİPLOMATİK BİR HAREKET”

    Cihan Şan, Koçgiri hareketinin siyasi ve diplomatik bir hareket olduğuna vurgu yaptı. 1918’den sonra imzalanan Sevr Anlaşması’yla diğer milletlere kendi kaderlerini tayin etme hakkı tanındığını ifade eden Şan, o dönemde Kürt aydınlarının bu siyasi pozisyonu görerek Kürt Teali Cemiyeti’ni kurduklarını, çeşitli devletlerle görüşmeler yaptıklarını ve İngilizlerle yapılan görüşme sonrası Kürdistan devletinin kurulması üzerine mutabakata vardıklarını kaydetti.

    Şan, Ankara Hükümeti’nin oluşmasının ardından Kürt Teali Cemiyeti temsilcilerinin Koçgiri’ye gittiklerini belirtilirken, Koçgiri’de çeşitli siyasi yazışmalar ve görüşmelerin devam ettiğini söyledi.

    İÇERİDEN İHANET

    Şan, 1920 yılında Seyit Abdal Türbesi’nde yapılan bir toplantıda ‘Kürdistan’ı gerekirse silah zoruyla alacağız’ konularının konuşulduğunu ve burada bir oluşum içerisine girildiğini belirtti. Koçgiri’nin kendi başına mukavemete girmesiyle birlikte kış ayı olduğu için hiçbir yerden destek gelmediğini kaydeden Şan, içeriden ihanet olduğunu da ekledi. Topal Osman’ın ‘Şadan aşiret Reisi Paşo ölmezse bu harekat düşmez’ söylemleri üzerine Paşo’nun öldürüldüğünü belirten Şan, Seyit Rıza’nın Atatürk’e gönderdiği telgraflar sonucu 300’e yakın kişinin serbest bırakıldığını Haydar Bey ve Alişan Bey’in 10 yıl İstanbul’da sürgün kaldıklarını söyledi.

    Şan, Dersim’e neden operasyon yapıldığını anlamak için Koçgiri’ye bakmak gerektiğine işaret etti.

    Panel soru cevap ve kısa açıklamalar şeklinde devam etti. (HABER MERKEZİ)

     

  • İçerenköy Cemevinde Newroz cemi yapıldı

    İçerenköy Cemevinde Newroz cemi yapıldı

    PİRHA – PSAD, DAD ve Koçgiri Kültür Derneği’nin İçerenköy cemevinde anadilde yaptığı Newroz Ceminde konuşan Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinden Sefa Öztürk, “Madem ki, bugün doğanın uyanışıdır o zaman doğayı, canları korumak zorundayız. Suyun kirletilmesine, doğanın tahrip edilmesine, katledilmesine seyirci kalmamalıyız” dedi.

    Pir Sultan Abdal Derneği (PSAD), Demokratik Alevi Derneği (DAD) ve Koçgiri Kültür Derneği, “Hak aşkıyla Ali’ye Yar Mazluma Berdar Zalime Zülfikar” sloganıyla İstanbul PSAD Kadıköy Şubesi İçerenköyü Cemevinde anadilde Newroz Cemi gerçekleştirdi. Ağuçan Ocağı Pirlerinden İbrahim Erdoğan, Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinde Sefa Öztürk, Zakir Cihan Çelik,  Cengizhan Aslan ve Yazar Bülent Felekoğlu’nun da katıldığı Newroz Cemine çok sayıda yurttaş da katıldı. Cem gülbeng ve deyişlerle başladı.

    “NEWROZ ZULMÜN ORTADAN KALKTIĞI GÜNDÜR”

    Cemde söz alan Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinden Sefa Öztürk , “Herkesin her coğrafyada farklı Newroz’u  vardır. Kimilerine göre baharın uyanışıdır. Kimine göre gecenin gündüzle eşitliği ve toprağın yeşerdiği gündür. Kimine göre Hz. Ali’nin doğum günü, kimine göre dostluğun, barışın, kardeşliğin ve paylaşımın yoğun olduğu bir gündür. Kimine göre de Demirci Kawa’nın zalim Dehak’ı yerle bir ettiği, yani zulmü ortadan kaldırdığı gündür. Hepsi de değerli, kıymetlidir. Hangi pencereden bakarsanız önemli olan hakikatle bakabilmektir. O yürekle görebilmektir. Bugün eğer bunları anlayamazsak hakikatı gene yalnız bırakırız” dedi.

    “DOĞA TAHRİBAT ALTINDA”

    Bugün doğanın büyük bir tahribat altında olduğunu belirten Öztürk, “ İnsanlar doğayı tahrip ediyor, ağaçları kesiyor ve doğada bir sürü canın yaşam alanını yerle bir ediyor. Madem ki bugün doğanın uyanışı ve mübarek bir gündür. Öyle ise o doğayı o canları korumak zorundayız. Buna seyirci kalmamalıyız. Suyun kirletilmesine, doğanın tahrip edilmesine, katledilmesine seyirci kalmamalıyız” diye konuştu.

    “İNSANLAR VE DİĞER CANLILAR DOĞADA EŞİTTİR”

    Bir zalimin bir halka uğrattığı zulmünü sonlandırmanın her şeyden daha kıymetli olduğunu vurgulayan Öztürk şöyle devam etti:

    “Biz aydınlık bir toplumu savunuyoruz. Karanlığı üreten, bizi karanlıkta bırakan, bizi düşünceden, paylaşımdan, özgürlükten ve birlikte yaşama ülküsünden alıkoyan her şeyi topyekün reddetmeliyiz. İnsanlar ve diğer canlılar doğada eşittir. Eşit olabilmeli. İlk önce dünyayı eşitsizliğe götüren, hırsızlık yapan, zalimlik yapan, zulüm eden, emeği gasp eden, yok sayan her şeye direnebilmeli ve düşüncemizi, ibadetimizi, dilimizi, ekmeğimizi, ortaklaştırmalıyız.”

    Konuşmalardan sonra Çerağ uyandırıldı ve cem yapıldı. Newroz Cemi, Kerbala ağıdıyla son bulurken ardından lokma pay edildi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Ferhat Tunç Alişer ve Zarife Hatun için klip çekti

    Ferhat Tunç Alişer ve Zarife Hatun için klip çekti

    PİRHA – Ferhat Tunç’un Dersim ziyaretleri, sanatsal üretimine de vesile oluyor. Sanatçı, geçtiğimiz günlerdeki son seyahatinde, Koçgirili Alişer için yaptığı ve daha önce ‘Sevmek Bir Eylemdir’ albümünde yer alan ‘Alişero’ ezgisine klip çekti. 

    Ferhat Tunç, ‘Alişero’ isimli ezgisine Dersim’de klip çekti. Tunç’un Dersim ziyaretleri, sanatsal üretimine de vesile oluyor. Sanatçı, geçtiğimiz günlerdeki son seyahatinde, Koçgirili Alişer için yaptığı ve daha önce ‘Sevmek Bir Eylemdir’ albümünde yer alan ‘Alişero’ ezgisine klip çekti.

    Seyit Rıza’nın köyü Ağdat bölgesinde, Sultan Baba Dağı’nın eşsiz görüntüleri eşliğinde çekilen klip, sanatçının ilk kez denediği farklı figürlerle de dikkat çekiyor.

    “SEYİT RIZA’DAN SONRA ONLAR AKLA GELİR”

    Tunç, Ağdat denilince Seyit Rıza’dan sonra  Alişer Efendi ve hayat arkadaşı Zarife Hatun’un akla geldiğine vurgu yaparak, şöyle dedi:

    “Koçgiri hareketi bastırıldıktan sonra  direnişin önemli önderlerinden Alişer Efendi, hayat arkadaşı Zarife Hatun’la birlikte Dersim’in Ağdat köyüne yerleşmişlerdir. Alişer Efendi ve Zarife Hatun ömürlerinin uzun yıllarını Seyit Rıza’nın konağında geçirdiler. Koçgirili Alişer Efendi’ye ait Sultan Baba Dağı’nın ihtişamını anlatan birçok şiir var. ‘Alişero’ eseri, daha önce çıkan ‘Sevmek Bir Eylemdir’ adlı albümümde yer almaktadır. Sözleri Umur Hozatlı ve müziği bana ait olan bu eserle Dersim tarihinin önemli değerlerinden  Alişer ve Zarife Hatun’u hatırlatalım istemiştik.”

    Son Dersim seyahatinde Seyit Rıza’nın köyü Ağdat bölgesine gittiklerine dikkat çeken Tunç, “Sultan Baba Dağı’na bakınca kuşkusuz Alişer’i ve uğruna şiirler yazdığı hayat arkadaşı Zarife Hatun aklıma geldi. O an verdiğimiz bir kararla sevgili İsmail Ateş’in kamerasının karşısına geçtim ve ortaya böyle bir çalışma çıktı” bilgisini verdi.

    BUGÜNDEN İTİBAREN İZLENEBİLİYOR

    Çekimleri İsmail Ateş’in kamerasıyla yapılan görüntülerin montajı İstanbul’da yapıldı. Klip, Ahmet Karaağaç’ın iki gün süren çalışmasıyla elde edildi. Kırmançki olarak seslendirilmiş  eserin başında Metin Kahraman’ın düeti dikkat çekiyor. Klip sanatçının Youtube sayfasında bugünden itibaren izlenebiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Erdal Gezik yazdı: Koçgiri İsyanı Sosyo-Tarihsel Bir Analiz

    Erdal Gezik yazdı: Koçgiri İsyanı Sosyo-Tarihsel Bir Analiz

    PİRHA- Dersimli Araştırmacı-Yazar Erdal Gezik, Dilek Kızıldağ Soileau’ın ” Koçgiri İsyanı  Sosyo-Tarihsel Bir Analiz” kitabını konu edinen bir yazı kaleme aldı. Gezik, “Kitap, yalnızca toparlayıcı özelliği açısından bakıldığında bile fazlasıyla okunmayı hak ediyor” dedi. 

    Koçgiri Hareketini birçok boyutuyla, kapsamlı bir biçimde ele alan Kızıldağ Soileau, tarihsel yönlerinin yanında, kitabında belgelerde sunuyor.

    Erdal Gezik’in kaleme aldığı yazı şöyle:

    “1921 yılının ilk yarısında Sivas ve Erzincan hattında gelişen ve “Koçgiri İsyanı” olarak anılan olaylar zinciri, etkilediği bölgenin çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Cumhuriyetin kuruluş aşamasında, 1921 yılı gibi kritik bir dönemde bu olayın baş göstermiş olması, Koçgiri’ye mensup olan Kürt ve Alevi toplulukları ve Cumhuriyet’in genel politikası hakkında birçok soruyu beraberinde getirmektedir. Koçgiri olaylarını tertipleyenler kimlerdi ve onların bu erken dönemde başkaldırıya teşebbüs etmelerinin arkasında ne tür nedenler yatmaktaydı? Ayaklanmanın toplumsal tabanını kimler oluşturuyordu? Olaylar yeni oluşum sürecinde olan Ankara açısından nasıl değerlendirilmiş ve ne tür tedbirler alınmıştı? Hadisenin erken aşamada yatıştırılma şansı var mıydı? Toplu katliamlar ve yıkımlara varmasında idari ve askeri sorumluların etkisi olmuş muydu? Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleşen Koçgiri ile sonrası vuku bulan Şeyh Said, Ağrı ve son olarak Dersim hadiseleri arasında ne tür bir ilişki vardı? Ayrıca,1937-38 Dersime giden yolda Koçgiri’nin rolü neydi?

     Bu sorularla ilgilenen birinin, Dilek Kızıldağ Soileau’nun “Koçgiri İsyanı: Sosyo-Tarihsel Bir Analiz” isimli kitabını es geçmesi mümkün değildir. Koçgiri meselesi ve Koçgirililer hakkında önemli birincil kaynakların yanı sıra, özellikle son yirmi yılda yazılmış bir çok çalışma ve bunlara paralel bir çok yorum bulunmaktadır. Bu yüzden olayların gelişimi genel hatlarıyla bilinmektedir. Bilinmeyen ya da daha fazla ilgiye muhtaç olan, yazarın da alt başlıkta vurguladığı “sosyo-tarihsel” arka plandır. Bu yüzden de aslen Ankara Üniversitesi’ne sunulmuş ve bilebildiğim kadarıyla Türkiye üniversitelerinde Koçgiri’yi esas alan ilk doktora çalışmasının uyarlanmış hali olan bu kitap ilgiyi ve bir değerlendirmeyi hak etmektedir.

    Kızıldağ’ın çalışması üç ayak üzerine oturtulmuş: 19. yüzyıldan itibaren gelişen ve 1908 sonrası siyasallaşan Kürt ulusalcılığı; Kürt ulusalcılığı açısından Koçgiri’nin ve 1921 olaylarının anlamı; ve son olarak bizzat 1921 olaylarının değerlendirilmesi. Çalışmanın önemli alt başlıklarından birisi Alevilik olsa da, bu bölüm diğerleri kadar geniş ele alınmamıştır. Kitabın içeriğinin en önemli başlığı ise, 1921 olaylarının detaylarıyla işlendiği son bölümdür. Burada, ilk kez 1921 yılında TBMM’de Koçgiri olaylarını araştırmak için kurulan heyetin yayınladığı “Koçgiri Hadisesine Dair Heyet-i Tahkikiye Raporu”nun dâhil edilmiş olması çalışmaya ayrı bir değer katmaktadır. Çünkü şimdiye kadar Koçgiri meselesi, bir yanda olayların Kürtler açısından bir sunumunu yapan Nuri Dersimi’nin, diğer yandan resmi yetkililerin (bkz. Ali Kemali, Genelkurmay yayınları) aktardıkları arasında değerlendirilmekteydi. Bölgede bilfiil bulunmuş TBMM heyet üyelerinin Meclis’e sundukları rapor oldukça gerçekçi bir içeriğe sahip olması açısından önemlidir. Bu yüzden, olayların akışına dair bilgilerimize üçüncü bir birincil kaynağın dâhil edilmesi, Koçgiri 1921 hakkındaki bilgilerimize yeni ve çok önemli bir nitelik kazandırmıştır.

    Yine de bu önemli başlık kitapta benim asıl ilgimi çeken mesele ile çok ilgili değildi. İsyanın sosyo-tarihsel bölümü en azından şu soruyu sormayı mecbur kılıyor: hangi toplumsal etkenler, 1921’e giden yolda, göreceli refah içerisinde yaşayan bu bölge insanının bir ayaklanma tertip etmesine neden olmuştu? Üstelik bu, Kürtlerin çok büyük bölümünün herhangi bir isyanı düşünmediği ve hatta Ankara’nın yanında yer almayı tercih ettikleri bir dönemde olmuştu. 19. ve 20. yüzyılın başlarında Kürtler arasında baş gösteren gelişmelere uzak olmuş bir bölgenin ayrıca bir bütün olarak Alevi olması da durumu biraz daha ilginç kılmaktadır. Bu aynı zamanda Koçgiri olaylarından birkaç yıl sonra patlak verecek Şeyh Said isyanı esnasında Varto ve Hınıs hattındaki birtakım Alevi aşiretlerin isyancılar karşısında tutum almalarıyla yan yana getirildiğinde oldukça dikkate değer bir tespittir. Koçgiri ve Varto arasındaki bu tercih farklılığını açıklamayı bir makale aracılığıyla yapmaya çalışmış, fakat verdiği cevaplardan tam olarak tatmin olmamış birisi olarak, haliyle Kızıldağ’ın çalışmasında bu sorulara verilen cevaplar daha çok ilgimi çekti.

    Aslında yazar da bu soruları kitabında yöneltiyor. O’na göre de, Alevi oluşundan dolayı, “..görece tecridi bir topluluğun birdenbire Kürt milliyetçi bir refleksle sahneye çıkması nasıl açıklanmalıdır? Üstelik henüz Mustafa Kemal hareketinin de Kürtlere yönelik ayrımcı bir programının olmadığı, genel itibariyle diğer Kürt aşiretlerinin ve Alevilerin Milli Mücadele’ye destek verdiği bir dönemde Alevi Kürtlerin, Kürt milliyetçiliğine meyletmesinin nedenleri nelerdi?” (s. 150)

    Bu sorulara verilecek cevaplar yalnız Alişer, Alişan ve Haydar bey gibi Koçgirili ileri gelenlerin 1918 sonrası Kürt oluşumları ile kurdukları ilişki ile açıklanabilir mi? Şüphesiz bunlar bir etken fakat toplumsal bir başkaldırı için yeterli mi? Elbette burada Koçgiri’nin ne kadar isyan veya planlanmış bir isyan olduğu da ayrı bir tartışma konusudur. Yazar her ne kadar Koçgiri ve liderlerinin Kürt siyaseti ile ilişkilerine genişçe yer vermeye çalışmışsa da, kitabın ana sonuçlarından birisi Koçgiri’nin tam anlamıyla bir isyan olmadığı yönündedir. Bölge halkının “Ermenilere yapılanın kendilerine de yapılacağı” tedirginliği ve Nurettin Paşa’nın komutasındaki birliklerin ve Topal Osman’a bağlı çetelerin yarattığı tahribat bu idareye karşı duyguları beslemiş ve olayların büyümesine vesile olmuştur. Bu durum Tahkikat Heyeti raporuna da yansımıştır.

    Şüphesiz her iki olgu da doğru, fakat Koçgiri yöresinde bunlardan bağımsız politik gelişmelerin olduğu da göz ardı edilemeyecek bir meseledir. Aslında işin bu yanıyla ilgili cevaplar yalnız resmi belgelere dayanarak verilemeyeceği için, Koçgirili yaşlıların kendi bölgelerinin politik geçmişine ve yanı sıra Koçgiri’deki toplumsal yapıya dair taşıdığı hafızayı çalışmaya dâhil etmek gerekirdi. Herhalde kitapta en önemli eksiklik de budur. Yazar bilfiil bölge insanın yakın tarihle ilgili anılarını derleme yönünde bir çaba içerisine girmemiş olsa da, bu doğrultuda yapılmış göz ardı edilmeyecek çalışmalardan da (örnekler için bkz. Mamo Baran, Evin Çiçek, Yusuf Zeri) bir kaç referans dışında faydalanmamıştır. Haliyle isyanın sosyo tarihsel boyutu meselesi maalesef daha çok ikincil ve genel kaynak derlemesi boyutunun ötesine geçememiştir.

    Bu bağlamda isyanın Alevilik ve Alevi topluluğu açısından nasıl yorumlanması gerektiği de açık kalmıştır. Koçgiri isyanını Kürt ulusalcılığı bağlamında değerlendirebilirsiniz, fakat bu ulusalcılığın dönem itibariyle lokal (birincil) ilişkilerin ötesine geçemediği tespitini yapıyorsanız, o zaman bölgesel aktörler ve yapılara daha yakından bakmak gerekmektedir. Örneğin; Şeyh Said isyanı sırasında Varto’da yaşananlar, Kürtlerde Alevi ve Sünni topluluklar arası ilişkiler açısından değerlendirmeye tabi tutulabilir; fakat Koçgiri isyanına bu doğrultuda yapılmış vurgunun pratik bir karşılığı yoktur. Koçgiri’de yaşanan olaylar bütünüyle Alevi Kürt aşiretler dahilinde gerçeklemiş olup onların sosyal, dinsel ve politik özelliklerini yansıtmaktadır. Kitabın bu boyutu ve onun içinde taşıdığı sorunları yeterince işlediği söylenemez. Dolayısıyla çalışmanın sonuçları, Cumhuriyet’in ilk dönemine dair son otuz yılda gelişen Alevi yaklaşımının çok ötesine geçememiştir: “Yaşanan olaylar bu bağlamda özel koşullarda, bölgedeki küçük bir önder grubun Birinci Dünya Savaşı sonrası elverişli ortamın yarattığı ve aynı zamanda bazı tesadüfü olayları fırsata dönüştürerek değerlendirmek istemeleri sonucu yaptıkları bir teşebbüsten/kalkışmadan ibarettir.” (s. 352)

    Bütün olarak değerlendirildiğinde, Dilek Kızıldağ Soileau’nun “Koçgiri İsyanı: Sosyo Tarihsel Bir Analiz” kitabı, yalnızca toparlayıcı özelliği açısından bakıldığında bile fazlasıyla okunmayı hak ediyor. Kitap, Koçgiri meselesi ile ilgili 1990’lardan itibaren yapılmış çalışmalara önemli bir nitelik kazandırırken, muhtemeldir ki bu konuda yapılması gereken daha birçok çalışma için de bir vesile oluşturacaktır.

    Erdal Gezik

    (Dilek Kızıldağ Soileau,İstanbul: İletişim Yayınları, 2017, 428 s.)

     

  • Kaybolan Alevi kültürünü canlandırmak için dernek kurdular-VİDEO

    Kaybolan Alevi kültürünü canlandırmak için dernek kurdular-VİDEO

    PİRHA- Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Topallar Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği kuruldu. Derneğin kuruluşu ve amaçlarıyla ilgili PİRHA’ya konuşan dernek yönetimi kaybolan birlik ve beraberliğin, Alevi kültürünün canlanmasını sağlamak istediklerini belirtti.

    HABERİN VİDEOSU

    Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Topallar Köyü bu yılın Ocak ayında Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği’ni kurdu. Dernek yönetimi derneğin kuruluş amacının kaybolan Alevi kültürünün,  birlik ve beraberliğin tekrar canlanmasını sağlamak için bu derneği kurduklarını ifade etti.

    “AMAÇ KAYBOLAN BİRLİĞİ TEKRAR SAĞLAMAK”

    Topallar Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Kurucu Başkanı Ümit Şahin resmiyette dernek olmadan önce 2015 yılında topluluk olarak piknik, aşure lokması gibi insanları bir araya getirecek çeşitli etkinlikler yapmaya başladıklarını söyledi. Şahin, 26 Ocak 2017’de resmi kuruluşunu ilan eden derneğin amacını şu ifadelerle açıkladı:

    “En büyük amacı kaybolan birlik beraberliğin, Alevi kültürünün tekrar sağlanması ve insanların bir arada durma çabasıdır. Bu çaba doğrultusunda yolumuza devam edeceğiz.” 

    Şahin, köylerinin Alevi köyü olduğunu, bu yüzden çok acılar çektiklerini belirterek “Yöremiz Koçgiri yöresi, Alevi toplumuyuz. Köyümüz ekonomik yönden hep göç vermiş. Önceden dernekleşme girişimlerinde bulunulmuş lakin bir türlü amaca ulaşılmamış. Şimdi bizler bunları başardık. Bu başarımızda köylülerimizin, büyüklerimizin emekleri çoktur” dedi.

    “BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR”

    Hacı Bektaş’a gidip orada cem tutacaklarını ifade eden Şahin, topluca köylerine gidip orada köy şenliği yapacaklarını söyledi. Şahin ayrıca “Ben 2015 yılından beri bütün insanların el elle verirse her şeyi başaracağını gördüm ve inandım. Birlikten her zaman kuvvet doğar” dedi.

    Derneğin başkan yardımcısı olan Dilfiraz Özcan da insanlarla bir bütün olabilmek, her zaman bir arada olabilmek, insanların birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlamak ve köylerine fayda sağlamak için bu derneği kurduklarını belirtti.

    “HEDEFLERİMİZ BÜYÜK”

    Dernek Sekreteri Aynur Şahin ise derneğin kültürel ve sosyal faaliyetlerde bulunduğunu belirterek “Geçmişten gelen kültürümüzü geleceğe yansıtmak, gençlerimize geçmişten gelen örf ve adetlerimizi gençlere yansıtarak birlikte paylaşabileceğimiz etkinlikler oluşturma çalışıyoruz. Henüz yeni kurulmuş bir dernek olarak amaçlarımız ve hedeflerimiz büyük” dedi.

    “70’Lİ YILLARA GERİ DÖNECEĞİZ”

    Derneğin yönetim kurulu üyesi Ziya Bektaş köydeki çeşmeyi yaptıracaklarını bunun sayesinde köyün kızlarının çeşme başında bir araya geleceklerini ve 70’li yıllara geri döneceklerini vurguladı.

    Derneğin yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda futbol sorumlusu olan Nurettin Şahin amaçlarının, gençleri köye tekrar kazandırmak, değerlerine sahip çıkmalarını sağlamak olduğunu söyledi.

    Yine derneğin yönetim kurulu üyelerinden olan Erdal Aktaş mevcut olan yönetime her türlü desteği vermek gerektiğinin altını çizerek köy ile alakalı ağaç dikimi, çeşme, köy evi gibi gereken ne varsa yapacaklarını ifade etti.

    “FAALİYETLERİMİZ DEVAM EDECEK”

    Dernek saymanı olan Kemal Şencan dernek faaliyetlerinin oluşum bazında çalışmalarla başladığını 2017’de resmiyet kazanarak ete kemiğe büründüğünü belirtti. Şencan “Dernek olarak resmi bir dille resmi bir mücadele ile hedeflerimize kitlenmiş bir vaziyette çalışmalarımız devam etmekte. Neticede bugüne kadar yaptığımız faaliyetler ve akabinde yapacaklarımıza kati surette fikir ve eylem olarak yansıyacaktır. Genel kurul, piknik, köy seyahati ve Hacı Bektaş gezisi ile devam edecek etkinlik faaliyetleri ile de birlik beraberliği daha da pekiştirerek ileriye doğru sonraki kuşaklara da bir şeyler bırakmak amacıyla çalışmalarımız devam edecektir” dedi.

    Suay Abak/İSTANBUL

     

  • ‘Sorumlular, Malatya Katliamı ile yüzleşmeli’

    ‘Sorumlular, Malatya Katliamı ile yüzleşmeli’

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi 18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı’na ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı katliam, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarından biri olduğuna dikkat çekti.

    Alevilerin katliamla susturulması veya yok edilmesi amacıyla kontrgerillanın kullanıldığı Malatya Katliamı’na ilişkin Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi yazılı bir açıklama yaptı. DAD açıklamada, Koçgiri ve Dersim’e silahlı güçleriyle halka savaş açanların, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirdiğini belirtti.

    Malatya katliamı sonrasında aynı yöntemle Çorum, Maraş, Sivas, Madımak, Gazi ve Ümraniye’de bu zihniyetin devam ettiği belirtilen açıklamada, 8 kişinin yaşamını yitirdiği, 20’si ağır 100 kişinin yaralandığı, 100 işyeri ve konutun tamamen yok edildiği Malatya Katliamı’nın ardından devletin Alevilere yönelik baskılarının yoğunlaştığı hatırlatıldı.

    Neredeyse her gün evleri, iş yerleri basılıp keyfi gözaltına alınan insanların yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldığı belirtilen açıklamada şu sözlere yer verildi:

    “Böylece Malatya’nın etnik kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır. Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı katliam, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarından biridir. Bizler Demokratik Alevi Derneği olarak sorumluların tarih önünde yüzleşmesini sağlayana kadar mücadelemizden vazgeçemeyeceğiz. Malatya katliamının 39. yılında katledilen canlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz. Devirleri daim olsun.” (HABER MERKEZİ)

  • Dersim-Koçgiri-Karabel Projesi tanıtımı yapıldı-VİDEO

    Dersim-Koçgiri-Karabel Projesi tanıtımı yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Dersim – Koçgiri – Karabel Projesinin tanıtımı, önceki gün Şişli Kent Kültür Merkezi’nde genç, yaşlı ve kadınların yoğun katılımıyla gerçekleşti. Kitap tanıtımları, yöresel yemekler, panel ve müzik şöleniyle geçmişteki tarihe uzun bir yolculuğun yapıldığını söyleyebiliriz.

    İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde Dersim-Koçgiri-Karabel Projesi halkın yoğun katılımla gerçekleştirildi. Etkinlikte kurulan kitap standında, Cemal Taş’ın Kılamê Kırmanciye, Tevfik Şahin’in Lawıkê Qerebeli u Qocgiriye, Mesut Asmen Keskin’in Zazaca Öğrenme  ve Zazaca Alfabe çocuk kitapları gibi birçok Kırmacki ve Türkçe kültürel içerikli kitaplar okuyucuyla buluştu.

    Dersim kültürünün folklor yönünü yansıtan çanak, çömlek, halı, kilimler, çanta gibi geçmiş yıllarda kullanılan eşyaların gösterimi yapıldı. Öte yandan yine Dersim-Koçgiri-Karabel yöresinde bulunan,  evde pişirilip getirilen yöresel yemekler konuklara takdim edildi.

    PİRHA mikrofonuna konuşanlar duygularını aktardılar. Genç arkadaşların bunu gündeme getirdiğini ve destek olmak için orada olduğunu söyleyen bir yurttaş, “Katkı sunmak için yöresel yemekler hazırlayıp katkıda bulunmak istedim” diye konuştu.

    Duygulu anlar yaşayan Kezban Koç ise, “Projede yer alan resimler beni çok etkiledi. Çünkü resimler beni geçmişime götürdü” dedi.

    “Kendimi mutlu hissediyorum” diyen Seyit Ali Özcan ise, “Bu tür projelerin yapılması gerekir. İlk defa geliyorum, yapıldıkça geleceğim” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZA DİLİ ÖĞRETMELİYİZ”

    Etkinlik panel ile devam etti. Moderatörlüğünü, Prof. Ali Tutay’ın yaptığı, “Kırmanciye Kültürü’nde Kılamların Rolü” konulu panelin, panelistleri,  Mesut Asmen Keskin, Yazar Teyfik Şahin, Cebrail Kalın ve Araştırmacı Cemal Taş’ın olduğu etkinlikte, ilk olarak Mesut Asmen Keskin, Zazaca dili hakkında bilgi verdi.  Keskin’den sonra söz hakkı Yazar Teyfik Şahin’e verildi. Dilin yaşatılması için öncelikle evde konuşulması gerektiğini söyleyen Şahin, “Karabel bölgesinden anamızdan, babamızdan, dedemizden bize kalanlara sahip çıkmalıyız. Bize bir kültür torbası bırakıldı. Bizim buna sahip çıkmamız lazım” dedi.

    Karabel bölgesinde bir dengbejlik geleneği olmadığını söyleyen Şahin, “Özel koleksiyonlara ulaşmaya çalıştık fakat 18 yıl evde tutulmuş arşivler var, onlara ulaşmakta güçlük çekiyoruz. Keza devlet arşivlerine ulaşamadığımız için birçok kişiyi bulamadık” diye konuştu. Son olarak Şahin, dil konusunda çocuklarımızı teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

    Müzik alanında ise Cebrail Kalın’a söz hakkı verildi. Kalın, “Notaları şimdiye kadar gözardı etmişiz. Gençler kültürlerini devam etmek için sadece duyduklarını söylüyorlar. Oysa nota kısmı unutuluyor. Notaları kayıt altına alırsak doğru noktadan öğrenirler” diye konuştu.

    “YILLARCA BARIŞ İÇİNDE YAŞADILAR”

    Konuşmasını Kırmancki yapan Araştırmacı Cemal Taş ise “Kırmancki bölgesinde aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar yıllarca kardeşçe ve kimse dilini, kimliğini sorgulamadan barış içinde yaşadılar” dedi.

    “Yazılı kültür olmadan sözlü olarak sürdürülen bir kültür” diyen Taş, “İyiki bugüne kadar ozanlarımız var ki bugüne kadar bu kültürü getirdiler” diye konuştu.

    Panel sonrası başlayan konserde Orkestra Şefi Bülent Çatalkaya’nın olduğu Bedestan Müzik topluluğu Zazaca, Kürtçe, Ermenice ve Türkçe Halk Ezgileri seslendirdi. Qemero Areiz, Usene Pardiye, Şixo, Meta Guluko, Xalıka Xane, Kemal Kahraman, Mavis Guneser, Ahmet Tirgil ve Gülseven Medar sahne aldı.

    Haberin Videosu

     

     

     

     

     

     

     

  • ‘Dersim, Koçgiri, Qerebel Kültür Projesi’

    ‘Dersim, Koçgiri, Qerebel Kültür Projesi’

    PİRHA-‘Dersim-Koçgiri-Qerebel Kültür Projesi’ 8 Nisan’da Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek bir etkinlik ile tanıtılacak. Bedestan Müzik Topluluğu Şefi Bülent Çatalkaya bu çalışmanın bölgedeki yaşama dair ne varsa kayıt altına almayı amaçlayan geniş bir arşiv çalışması olduğunu belirtti.

     

    8 Nisan’da Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek bir etkinlikle tanıtılması planlanan ‘Dersim-Koçgiri-Qerebel Kültür Projesi’, bölgenin tarihini, sözlü anlatımlarını, klamlarını, kültürünü kayıt altına almayı amaçlayan bir kültür projesi. Etkinlik kültürel sergi, panel, yöresel yemek ikramı ve çok sayıda sanatçının katıldığı konser gibi bölümlerden oluşuyor.

  • ‘İşsizlik ve kutuplaşma arttı, tabii ki Hayır diyeceğim’-VİDEO

    ‘İşsizlik ve kutuplaşma arttı, tabii ki Hayır diyeceğim’-VİDEO

    PİRHA-16 Nisan tarihinde halk oylamasına sunulacak “Cumhurbaşkanlığı sistemini” içeren ve kamuoyunda “tek adamlık”, “diktatörlük sistemi” gibi tepkilerle karşılanan referanduma ilişkin konuşan Koçgirililer, “Gençlerimiz, geleceğimiz ve halkımız için Hayır demenin daha hayırlı olacağını düşünüyoruz” diyorlar.

    Sonucu evet de çıksa hayır da çıksa Türkiye bu bahara önümüzdeki on yılları etkileyecek bir giriş yapacak. Bu nedenle toplumun tüm kesimleri kendi kültürel, siyasal, ekonomik ve toplumsal çıkarları temelinde bir sonucun çıkması için çaba sarf ediyor. Herkesin Hayır’a da Evet”e de kendince yüklediği anlamlar var.

    Sivas Kangal Dereköy köyü sakinlerinden Atıf Karakaş “Gençlerimiz için, geleceğimiz için, halkımız için Hayır’ın daha iyi olacağını düşünerek Hayır diyeceğiz” dedikten sonra anadili Zazaca olarak üç defa Hayır anlamına gelen “Ne ne ne” diyor.

    Bir arada oturan diğer köylülerden biri de “Tabi bir ülkede yüzde 15 bir işsizlik varsa, eğer kutuplaşma varsa, ayrımcılık varsa bir Alevi olarak bu seçimde düşüncemiz Hayır Hayır Hayır olacak.  Bildiğim kadarıyla tek adam yönetimi getiriliyor. Bu da bizler tarafından kabul edilmesi mümkün değil. Bunun için biz Hayır diyeceğiz” diyor.

    Üçüncü kişi ise bir cümleyle tavrını ifade ediyor: “Tabii ki Hayır diyeceğim, başka ne diyebilirim ki?”

    Mehmet Güzel/SİVAS

    Haberin Videosu

  • ‘Dört yıldır oğlumu göremiyorum, neden evet diyeyim’- VİDEO

    ‘Dört yıldır oğlumu göremiyorum, neden evet diyeyim’- VİDEO

    PİRHA-16 Nisan tarihinde halk oylamasına sunulacak “Cumhurbaşkanlığı sistemini” içeren ve kamuoyunda “tek adamlık”, “diktatörlük sistemi” gibi tepkilerle karşılanan referanduma ilişkin konuşan Koçgirili Nevroz Karakaş “Dört yıldır oğlumu göremiyorum, neden evet diyeyim” diye özetliyor tutumunu.

    Sonucu evet de çıksa hayır da çıksa Türkiye bu bahara önümüzdeki on yılları etkileyecek bir giriş yapacak. Bu nedenle toplumun tüm kesimleri kendi kültürel, siyasal, ekonomik ve toplumsal çıkarları temelinde bir sonucun çıkması için çaba sarfediyor. Herkesin Hayır’a da Evet”e de kendince yüklediği anlamlar var. Nevroz Ana’nın kararı Hayır. O Hayır’ını gerekçelendirirken 14 yıldır iktidarda olan hükümetin kutuplaştırıcı politikaları sonucu komşu komşuya gidemez oldu, akan kan devam ediyor diyor. İşsizlikten ötürü köyünü, kendisini terk edip yurt dışına giden ve dört yıldır göremediği oğlu da onun hayır gerekçeleri arasında.

    “ARTIK ÇATIŞMAYA DEĞİL HUZURA GÖZ AÇMAK İSTİYORUM”

    Kangal’la bağlı Dereköy Köyünün sakini olan Nevroz Ana dere kenarına oturmuş. Pir Haber Ajansı’nın sorularına kendi ana dilinde cevap veren Nevroz ana “Fikrim odur ki hangisi hayırlıysa o olsun. Kan istemiyoruz. Huzur istiyoruz, barış istiyoruz. Gençlerimiz öldürülüyor. Huzur istiyoruz, huzurumuz yok. Bu durumdan rahatsızız. Her sabah uyanıyoruz bakıyoruz ki gençlerimizi gözaltına almışlar. Her sabah savaşa, kana, çatışmaya uyanıyoruz. Ya cezaevine koymuşlar ya da gazlamışlar. Tüm bu nedenlerden ötürü tabii ki hayır diyorum. Tek adamın söz sahibi olmasını istemiyorum çünkü huzur getirmeyecek. Kaç yıldır iktidardadır, 16 yıl oldu. Ne yaptı? Herkesi karşı karşıya getirdi. Kimse kimseyle konuşmuyor. Kimse kimseye selam vermiyor. Ayrım yapıyorlar. Herkese eşit yaklaşmıyorlar. Huzursuzluk var. Sen cesaret edemiyorsun kimseye bir şey sorasın. Ben icabında orta yaşlıyım. Bir sokağı sormaya cesaret edemiyorum. Eskiden böyle miydi? Hayır biraz daha rahattık. En azında insanlar birbirinden korkmuyordu. Komşuluk vardı. Birbirimizin çayını içerdik. Birbirimize gidip gelirdik. Şimdi yok. Hepsini kestiler” değerlendirmesinde bulunuyor.

    “NEDEN OĞLUMU GÖREMEYEYİM”

    Nevroz Ana işsizlik ve göçertme politikaları sonucu yurt dışına giden oğlunun neden kendisinin yanında olmadığını sorgulayarak şunları belirtiyor “Dört yıldır ki oğlumu göremiyorum. Neden göremeyeyim? Neden ülkemde olmasın? Burada iş bulamadığı çıktı Fransa’ya gitti. Aç mıdır, susuz mudur, sokakta mı yaşıyor, bilmiyorum. Neden yaşasın bunları? Burada evi var, ülkesi var. Burada yaşasın, burada kendi ülkesinde çalışsın. Neden dışarıya gitmek zorunda kalsın? Tüm bu nedenlerden ötürü Hayır diyorum ben.”

    Mehmet GÜZEL/SİVAS

    HABERİN VİDEOSU

    https://youtu.be/bMV_r65hnu0

  • Kangal’dan çağrı: Partiyi değil, ülkenin kaderini oyluyorsunuz -VİDEO

    Kangal’dan çağrı: Partiyi değil, ülkenin kaderini oyluyorsunuz -VİDEO

    PİRHA -Sivas Kangal’a bağlı Oğlaklı Köyü sakinlerinden Ziya Kaya’da Türkiye’nin içine girdiği siyasal atmosfer ve gerilimden kaygılı. “Referandumda evet çıkarsa esas olarak o zaman iç savaş olur” diyen Kaya seçmene “Partiye oy vermeyeceksiniz. Memleketin kaderini belirleyeceksiniz” diye seslendi.

    Türkiye’de yok sayılan, asimilasyona tabi tutulan ve anayasal süreçlerin dışında tutulan birçok kesim gibi Aleviler de tedirgin. Sivas Kangal’a bağlı Oğlaklı Köyü sakinlerinden Ziya Kaya’da Türkiye’nin içine girdiği siyasal atmosfer ve gerilimden ötürü kaygılı.

    Pir Haber Ajansı’na konuşan Kaya “Hayırların önde olduğunu biliyorum. Yani Ak Parti, Parti olarak da bitti. Ve ben eminim ki bunların sonu ANAP’tan daha beter olacak” diyor.

    Yolun sonuna geldiler. Ellerinde malzeme kalmadığı için öyle şeylere sarılıyorlar ki, utanç verici şeyler yapıyorlar, değerlendirmesinde bulunan Kaya, AKP’li yöneticilerin “Hayır çıkarsa iç savaş olur, kaos derinleşir” sözlerine atfen “Eğer evet çıkarsa rejim değişikliği kaçınılmaz olacaktır. Bu da iç savaşa neden olacaktır. Bunu istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kaya konuşmasını “Bu nedenle hayır diyorum. Kesinlikle hayır diyorum. Herkesin hayır demesi gerekiyor. Çünkü bu bir parti meselesi değil. Yani partilere siz oy vermiyorsunuz. Memleketin kaderini belirleyeceksiniz” sözleriyle tamamladı.

    Mehmet Güzel/SİVAS

    HABERİN VİDEOSU

  • Dersim-Koçgiri-Karebel Kültür Projesi’ etkinliği

    Dersim-Koçgiri-Karebel Kültür Projesi’ etkinliği

    PİRHA – ‘Dersim-Koçgiri-Karebel Kültür Projesi’ 8 Nisan’da Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek olan sergi, panel ve konser gibi etkinliklerle tanıtılıyor. Dersim, Koçgiri ve Karabel bölgelerinin yerel tarihini, kültürünü araştırarak kayıt altına alıyor.

    ‘Dersim-Koçgiri-Kerebel Kültür Projesi’ Dersim, Koçgiri ve Karabel bölgelerinin yerel tarihini, kültürünü araştırarak kayıt altına almayı, arşivlemeyi, korumayı ve aktarmayı amaçlayan projenin önemli bir ayağını yerel müzikler oluşturuyor. Bölgedeki yaşama dair ne varsa kayıt altına almayı amaçlayan geniş bir arşiv çalışması.

    Bu çalışmanın kapsamına, yaşlıların yaktıkları ağıtlar, inanca dair Kürtçe, Zazaca ve Türkçe şarkılar, dünden bugüne üretim araçları, mitolojiler, hikâyeler, halı ve kilimler, elde hazırlanan kök boyaları, tarım aletleri, yemek tarifleri gibi, bölge halkının günlük yaşamına ve geçmişine dair birçok unsur giriyor. Bugüne kadar yapılan araştırmalar ve sonuçları, 8 Nisan Cumartesi günü Şişli Kent Kültür Merkezi’nde, müzikal performansların yanı sıra yöreye has lezzetler, kitap lansmanları ve konuşmalarla ilgililere sunulacak.

  • ‘Hikayesi olmayanın kendisi de olmaz’-VİDEO

    ‘Hikayesi olmayanın kendisi de olmaz’-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Ümraniye’de Koçgiri Derneği ‘96. Yılında Belgeler Işığında “Koçgiri İsyanı Sosyo – Analiz” konulu panelde bir araya geldi.  

    İstanbul Ümraniye’deki Koçgiri Derneği’nin “96. Yılında Belgeler Işığında “Koçgiri İsyanı Sosyo – Analiz”  konulu paneline Koçgiri Derneği Üyesi Gültekin Uçar, Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Dilek Kızıldağ Sauileau ve Alişan Akpınar panelist olarak katıldı.

    KOÇGİRİ’DE NE YAŞANDI?

    1921 senesinde Koçgiri bölgesindeki Zara, İmranlı, Divriği, Hafik, Kuruçay, Kangal, Refahiye ve Sarız’da yaşanan ve on binlerce Kürt Alevinin katledilmesine, binlercesinin dağlarda sefalet içinde ölümle mücadele etmesine sebep olan Kocgiri kırımına ilişkin devlet arşivlerinde yeni belgelere ulaşıldı.

    KOÇGİRİ İSYANINA İLİŞKİN 5 BİN BELGEYE ULAŞILDI

    Alişan Akpınar Koçgiri İsyanına ilişkin 1990’lara kadar çok az sayıda doküman ve belge olduğunu söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:

    “Neredeyse herkesin elinde sadece bir broşür kadar belge vardı. Bir de anne, baba, dede ve nenelerimizden duyduğumuz hikayeler vardı. Bu hikayelerin hepsi de farklı dillendirildiğinden hangisinin doğru olduğunu ayırt edemezdik. Yıllar sonra Osmanlı arşivine girdim ve çok şaşırdım.  Koçgiri isyanına ilişkin 5 bin belgeye ulaştım. Ancak bu sadece bir kişinin yapacağı bir iş değil. Koçgiriye ilişkin halen çok sayıda belge ve doküman var. Bu nedenle bu konuya ilişkin çok kişinin araştırma ve çalışma yürütmesi gerek. 1800’lü yıllardan itibaren Koçgiri aşireti Dersim’den gelip Sivas bölgesine yerleşiyor. Ve Osmanlı Devleti Koçgiri aşiretiyle çok ciddi bir şekilde ilişkiye geçiyor. Osmanlı kayıtlarında Koçgiri diye kazalar oluşturulduğunu ve buralarda oturanların Ermeni mi, Kürt mü olduğu hane hane kayıt altına alınmıştır. Ancak Devlet ve Koçgiri aşireti arasında sorunlar teşkil ediliyor ve seferler düzenleniyor.  Daha sonra Koçgiri aşireti lideri Trabzon’a ve Rusya’ya sürgün edilip bu bölgeye Çerkezler devlet tarafından yerleştiriliyor. Bu anlattıklarıma ilişkin onlarca ve binlerce devlet arşivlerinde halen belgeler yer almaktadır.”

    “HİKAYESİ OLMAYANIN KENDİSİ DE OLMAZ”

    Koçgiri Derneği Üyesi Gültekin Uçar da Koçgiri isyanına ilişkin anlatılacak çok hikayenin olduğunu söyledi. “Zaten hikayesi olmayanın kendisi de olmaz” diyen Uçar, şunları kaydetti:

    “Tarih olanı değil, kırılma anlarını tespit eder ve kayıt eder geri kalanını yok eder.  Tarihçilerin çoğu tarihçi olabilmek, olaylara objektif bakmak ve tespit edebilmek için olmuş olan olgular üzerinden dururlar. Ancak insanların kimliği bunlar üzerinden oluşmaz. İnsanların kimliği inanç, dil ve etnik bakımdan nasıl oluşur?  Ve insanlar  gördüğü haksızlıklara, kavgalara ve siyasetteki oluşan kutuplaşmalara karşı neye göre saf alırlar? Veya hangi duygulara, hangi düşüncelere ve yaşanmışlıklara göre karar verirler. Tüm bu soruların cevabını tarihten çok hafıza karar verir ve belirler. Çünkü tarihler boyu krallara, saraylara, ağalara ve beyliklere karşı gelen onların zulümlerine boyun eğmeyen Mazdek’ler, Babetler, İlyas Babalar, Şeyh Bedrettinler günümüzde de halen kadınları ortak kullanan, devlete sürekli kafa tutan devlet düşmanı olarak görülmüştürler. Alevi Kızılbaşlar için mum söndü yalanı ve iftirası tarihte olduğu gibi bugün de devam etmektedir.”

    “TOPLUMU, DİLİNİ, YAŞAMINI BELİRLEYEN HAFIZADIR”

    İnsan kimliğinin oluşmasında ilk akla gelenin kendi kimliğimizi oluşturmak olduğunu ifade eden Uçar sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İşte tarihin çoğu kez yazmadığı ancak toplumun kültürünü, dilini, tutumunu, yaşamını belirleyen o düz çizgi hafızadır. 20. yy’da hafıza üzerine her cenahtan araştırmalar yapıldı. Araştırmalar sonucu insanın kimliğini belirleyen etkenin geriye dönük aklına gelen ilk olay ve düşünce olduğu ortaya çıkmıştır. Eğer bir insana yeni bir şeyler yüklemek istiyorsanız aklına gelen ilk olayın veya düşüncenin üstüne bir şeyler inşa ederek başlamalısınız. Yavuz denildiğinde biz Alevilerin aklına kötü şeyler gelmektedir. Çünkü Yavuz ismi eskiden gaddar, acımasız, sert ve vahşi gibi kötü anlamlarda kullanılırmış. Ancak bu durum padişah olunca güçlü bir noktaya ulaşınca değişmiştir. Koçgiriler de kendilerini müslüman ve Horosan’dan gelmiş görürlerse ve tarihin öncesini yok sayarlarsa bugünkü olayları ifade etmek zorlaşır. Ve bugün kendisine dayatılan kimlik üzerinden bir kimlik inşa etmek zorunda kalırlar. Bunun önüne geçmenin yolu gerçek olgu neydi, nasıl bir tarihsel süreç yaşanmıştı, belgesi neydi gibi durumlar tarihsel, inançsal ve bellek boyutu ile tartışılıp, konuşulursa gerçekliğe ulaşılır. Ve biz böylelikle bilinçaltımıza yerleştirilmiş ilk kareyi reddederek onun altındaki gerçeğe doğru derin bir bakış gerçekleştirmiş oluruz. Böylece kendi kimliğimiz kendimiz oluşturmuş oluruz.”

    BELGE VE DOKÜMANLAR ‘KOÇGİRİ İSYANI’ ADLI KİTAPTA TOPLANDI

    Koçgiri tarihini araştıran çok sayıda belge ve doküman bulan Dilek Kızıldağ Sauileaut da tüm bu verileri Koçgiri İsyanı adlı kitabında bir araya getirdi. Koçgiri’de yaşananların bir isyan olarak gösterildiğini ancak o döneme tanıklık edenlerin yapılanların bir kırım ve vahşet olduğunu ifade ettiklerini belirtti.

    “BİNDEN FAZLA İNSAN KATLEDİLDİ”

    Sauileau, dönemin tanıklarının Koçgiri’de yaşanların bir isyan değil kırım olduğunu söylediklerini belirtti. Sauileau döneme ilişkin ulaştıklarını şu sözlerle anlattı:

    “Koçgiri bölgesindeki Alevi halkı Ermenilere yapılanların kedilerine de yapılacağı korkusu ile sürekli tedirgin bir şekilde yaşamışlardır. Devlet o dönem Sunnileri silahlandırarak Alevi-Sunni çatışmalarının alevlenmesine neden olmuştur. Zara’da Nurettin Paşa ile Topal Osman öncülüğünde 1700 ev, 100 köy ve binden fazla insan katledilmiştir. Koçgiri bölgesinde yaşayanların evlerine ve mallarına devlet el koymuştur. Devletin el koyduğu bu malların Topal Osman tarafında Giresun’a gönderdiği söylenmektedir. Koçgiri bölgesinde gerçekleştirilen bu baskı ve zulüm politikası devletin tarafsız duruşuna uymadığını göstermiştir. Yaşanılan bu vahşetlerin dış ülkelerce duyulmaması için ve olayın kapanması için Dersim’deki aşiretlere milletvekilliği teklifi götürülmüştür. Ancak aynı zaman bölgede Ali Şer gibi toplumun ileri gelenleri tutuklanmaya devam edilmiştir. Devletle yapılan anlaşmalara rağmen halen baskı ve şiddetin devam etmesi bölgedeki halkın devlete olan güvensizliği artmıştır. Bölgedeki aşiret isyanlarını asıl sebebi Nurettin Paşa’nın bölgeye uyguladığı baskı ve şiddete karşı bir savunma ve meşru müdafaa niteliği taşımaktadır.”

    İsmet SEFER

    HABERİN VİDEOSU

  • ZERiQÎLER

    ZERiQÎLER

    Zeriq-300x175Asimilasyon mikrobunun 90 yıldır tüm Kürtlerin, özelikle de Qoçgıri’lilerin beyninde, yüreğinde, dilinde, kimliğinde yaratığı derin tahribatın etkisini kırmanın kolay bir iş olmadığının farkındayım. Ve bu hastalığın gençlerimizi ne müzmin bir kimlik bunalımına soktuğunu görenlerdenim. Bu gidişe seyirci Kalmamak için uzun yıllarımı vererek hazırladığım, Qoçgıri bölge kültürü ile ilgili merak edilen her şeye cavap veren ansiklopedi değerindeki 400 sayfalık bu araştırma kitabım 90 yıldır asimlasyon presinin tek dil, tek Millet tek kültür kalıbından geçirilerek benliğinden uzaklaştırılan Kürtler içindir.

    Özelikle de; Qoçgıri, Dêrsım, Malatya, Erzincan, Erzurum, Çorum, Maraş, Antep, Adıyaman kökenli olup; 1960′lı yıllarından itibaren Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya metropollerine göç edip hayata tutunmaya çalışan, ekmek parası derdinde iken asimilasyoncular tarafından sinsice zehirlenen milyonlarca Kürt ve Alevi Kürtlerin kültür ve kimliğini inkar edenlere bir cevaptır.

    Gençlerimizin kafasını bulandırarak onlara sahte soy ağacı ve kimlik yamamaya çalışan, “Alevinin Kürdü olmaz, Alevi öz be öz Türktür ve Müslümandır” safsatasını yayan kimlik-kültür hırsızları ve istismarcılarına, asimilasyon merkezinin birer şubesi gibi çalışan parti odaları, bazı cemevleri, vakıflar, dernekler, değişik isim ve kisve altında, asimilasyoncuların gönüllü emir erliğini ve bayraktarlığını yapan bazı sivil toplum kuruluşları, sözüm ona bazı araştırmacı –gazeteci –yazar –çizer geçinen misyonerler, tv, gazete, dergi ve internet sitelerine inat olarak bu kitabı; Anasının ak sütü gibi helal ve temiz olan Ana dilini okumak, öğrenmek, araştırmak, yaşamak ve yaşatmak isteyen kendi öz kültürünü, kimliğini, geçmişini merak eden, asimilasyonun manasını, ne olduğunu ve nasıl uygulandığını, asimilasyon kurbanlarını.

    Ve

    Qoçgıriyi, Qoçgırinin manasını, ülke coğrafyasının neresine Qoçgıri dendiğini ve nasıl bir yer olduğunu, Qoçgırideki aşiretleri, Qoçgıri Kürtlerinin tarihini, inancı, dili, kültürünü, kimliğini, yemeklerini, türkülerini, ağıtları, Qoçgıri isyanınının nedenlerini, Qoçgıri isyanını ve katliamını, isyanın öncüsü Alışer ve Zarifeyi merak edenlerin ilgi ve eleştirilerine sunuyorum.

    Y.zeri İletişim: Kalanyayinlari@mynet.com  Tel:0312-3240420-Ankara

    İnternet üzerinden temin edilecek yerler: – www.eren.com.

    kitap.antoloji.com