Etiket: Koçgiri

  • HDP’den ‘Alevilerin İnançlarının Korunması Hakkında Kanun Teklifi’

    HDP’den ‘Alevilerin İnançlarının Korunması Hakkında Kanun Teklifi’

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP) Başkanvekilleri, Alevi toplumunun temel hak ve özgürlüklerinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.

    HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç, inanç özgürlüğünün sağlanması ve korunması, tarihi ve kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması, kültürel çoğulculuğun korunması, farklılıkların yaşatılması ve bu bağlamda Alevi yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla TBMM Başkanlığına kanun teklifi verdi.

    “Alevilerin İnançlarının Korunması Hakkında Kanun Teklifi” başlığı ile Meclis Başkanlığı’na sunulan yazının gerekçesinde Anayasa’nın 24’üncü Maddesine işaret edilerek “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.” ifadesine yer verildi.

    KANUN TEKLİFİNDE NELER VAR?

    Söz konusu kanun teklifinde, devletlerin, bireylerin “din ve inanç özgürlüğünü” sağlayacak önlemleri almakla yükümlü olduğu vurgusu da yapıldı. HDP’nin kanun teklifinde okullardaki din derslerinin kaldırılması da gündeme getirilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Ana, babaya çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını isteme hakkı tanınmalıdır.

    Bu konuda özellikle dikkat edilecek nokta, devletin, din hizmeti verirken, bireylerin farklı dini inançları karşısında yansızlığını özenle koruması mecburiyetidir. Devlet sözünü ettiğimiz din hizmetini, ülkede mevcut başlıca din ve inanç gruplarının hepsine vermelidir. Bu, olmazsa olmaz koşuldur.

    Ancak ne var ki; Türkiye’de pek çok inanç grubu inançlarını özgürce yaşayamamakta, baskı ve dayatmaların dışında ayrıca linç kültürünün de mağduru olmaktadırlar. Geçmiş dönemlerde yaşanan Yahudi mezarlıklarına saldırılar, kiliselere yönelik saldırı ve nefret odaklı söylemler ülkede inanç özgürlüğünün kullanılamadığının kimi örnekleridir. Elbette bu ayrımcı tutum ve nefret ikliminden en çok etkilenen kesim olarak Alevi toplumunun yaşadığı mağduriyet sürekli gündemde yer almaktadır.

    Anayasanın 10uncu Maddesinin 1inci fıkrasında belirtilen eşitlik ilkesine göre, ‘Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir’ hükmü yer almaktadır. Ancak Aleviler ülkenin büyük bir toplumsal kesimi olmalarına rağmen, eşit yurttaşlık bağlamında din ve inanç özgürlüğüne dair çeşitli engellemelere tabi tutulmakta, dahası nefret söylemlerinin odağında yer almaktadırlar.

    Alevilerin dini ritüellerini yerine getirdikleri cemevlerinin yasal statüsünün olmayışı, inançlarını istedikleri gibi yaşamalarının önünde önemli bir engel teşkil etmektedir. Yani anayasal güvence altında olan din ve vicdan hürriyeti Alevileri kapsamamakta, inançlarından ötürü baskıya maruz kalmaktadırlar.

    Zorunlu eğitimin bir parçası olan din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde sadece Sünni inancına dair bilgiler verilmekte, diğer din ve inançlara yer verilmemektedir. Çocuklarının alacağı dini eğitimin; çocukların kendi inançlarını tanımaları yönündeki bir sistemle gerçekleşmesi veya tek bir dine dayalı eğitimden çocukların muaf tutulması yönündeki haklarını yargısal makamlar önünde arayan pek çok aile, AİHM’in ‘din ve inanç özgürlüğünün korunması’ yönündeki kararları ile elde etmişlerdir. Ancak devletin yapması gereken, ailelerin bireysel olarak kendi hak mücadelelerini yürütmek zorunda kalmaksızın bu hakların kendilerine teslim edilmesini sağlamaktır.

    Alevilerin ibadethanelerinin yasal statüye kavuşturulması, kutsal mekanların korunması bakımından da zaruridir. Buna dair mevcut tüm kanunlarda bir değişiklik yapılması ve cemevlerinin statülerinin oluşturulması esastır. Cemevleri birer dernek değil, Alevilerin dini ritüellerini yaşadıkları ve geleceğe taşıdıkları kutsal mekanlardır.

    Yine televizyonlarda, basın-yayın organlarında Alevilere yönelik ayrımcı ve hatta hedef gösteren söylemler yer aldığı halde bu duruma müdahale edilmemekte, bu da doğrudan Alevi yurttaşları odak haline getirmektedir. Ülkenin yakın tarihine bakıldığında, Aleviler büyük katliamların mağduru olmuşlardır. Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas katliamları bazı tarihsel örneklerdir. Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesi de ayrımcılığın ve nefret söyleminin kristalize bir örneği olarak karşımızda durmaktadır.

    Öte yandan kamuya yapılan personel alımlarında da bu durum net bir şekilde izlenmekte, memur statüsüne yapılan alımlarda Alevi yurttaşlar devre dışı bırakılmaktadır.

    Özcesi Alevi yurttaşlar hem maddi hem de manevi anlamda sahip oldukları inanç ve kültür nedeniyle ayrımcılığın öznesi durumuna getirilmektedir.

    Toplumsal barışın korunabilmesi aynı zamanda farklı inançlara saygı ile mümkündür. Bunu mümkün kılmak için ise yasaların koruyuculuğuna başvurmak gereklidir. Türkiye’de mevcut durumda, toplumun bir kesiminin dini vecibelerini yerine getirmesi için her türlü yasal düzenleme yapılırken, diğer bir kesimin dini vecibelerinin engellenmesi, taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ‘Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü’ maddesi ve Anayasa’nın 10uncu Maddesinde düzenlenmiş olan eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir.

    Bu bahisle Alevilerin inançlarının korunması amacı ile kanun teklifi hazırlanmıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şube, Alişêr ve Zarife Ana’yı katledilmelerinin yıldönümünde andı

    DAD Ankara Şube, Alişêr ve Zarife Ana’yı katledilmelerinin yıldönümünde andı

    PİRHA – Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, Koçgiri halk direniş öncülerinden Alişêr ve Zarife Ana’yı katledilmelerinin 85. yılında andı.

     

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, Koçgiri halk hareketinin öncülerinden Alişêr ve Zarife Ana’yı katledilmelerinin yıldönümünde andı.

    Yazılı açıklama yapan Ana Fatma Cemevi  DAD Ankara Şubesi, şu mesajı paylaştı:

    “Koçgiri halk direniş öncüsü iki can;

    Alişêr ve Zarife Ana, davalarına sımsıkı sarılı, birbirlerini yalnız bir eş olarak değil; inancın yüceliğinde bulup, birbirlerini kavganın güzelliğinde sevmiş iki yoldaş olarak görürler.

    Sonrasında Dersim’e geçip Seyit Rıza’ya yoldaş olurlar. Tarih 9 Temmuz 1937 Dersim Tujik dağında mevzilendikleri mağarada, dost bildikleri Rayber ve adamlarından kendilerini sakınmayıp yüreklerini açmışlardır. Ama devletin satın alıp görev verdiği hainlerin işi Alişêr ve Zarife Ana’yı öldürülüp, kesik başlarını getirmektir. Emri alan işbirlikçi hain Rayber ve adamları, Alişêr ve Zarife Ana’yı tuzağa düşürüp katleder.

    Tarihe direnişleri ile iz bırakan, kimlik mücadelesinde birer mihenk taşı olan, Alişêr ve Zarife ananın katledilmelerinin 85. yılında saygı ile anıyoruz.

    Devriniz daim, mücadeleniz yolumuza ışık olsun…”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasret Gültekin’in annesi Hace Gültekin PİRHA’ya konuştu: Gördüğüm acıyı düşman görmesin-VİDEO

    Hasret Gültekin’in annesi Hace Gültekin PİRHA’ya konuştu: Gördüğüm acıyı düşman görmesin-VİDEO

    PİRHA-Sivas Madımak’ta 2 Temmuz 1993 günü katledilen Hasret Gültekin’in annesi Hace Hanım Gültekin, oğluna ilişkin anılarını PİRHA’ya anlattı. Oğlunun küçük yaşlardan itibaren Koçgiri tarihine, kültürüne ilgi duyduğunu belirten anne Gültekin, “Günahları, suçları neydi ki? Türkü söylediler, ne yaptılar ki? Hepsi 15 yaşındaydı. 20 yaşındaydı. Benim gördüğüm derdi, acıyı düşman görmesin. Ciğer acısı öyle bir acı ki… Yapan da benim gibi sızlasın. Başka bir şey demiyorum” dedi. 

    2 Temmuz 1993 günü Sivas Madımak’ta katledilen Hasret Gültekin‘in annesi Hace Hanım Gültekin, oğluna dair anılarını PİRHA‘ya anlattı. Hasret Gültekin’in küçük yaşlarından itibaren çoğu konuya meraklı olduğunu ve araştırmalar yaparak, kayıtlar aldığını belirten anne Gültekin, “İsmini keşke Hasret koymasaydım. Belki ona hasret kalmazdım” dedi.

    “KEŞKE İSMİNİ ‘HASRET’ KOYMASAYDIM BELKİ ONA HASRET KALMAZDIM”

    Hasret Gültekin’in beş kız çocuğundan sonra dünyaya geldiğini belirten Hanım Gültekin, oğluna ‘Hasret’ ismini verme sürecini, oğlunun küçük yaşlardan itibaren sanata ilgi duyduğunu şöyle aktardı:

    “Beş kızdan sonra Hasret doğdu. Erkek çocuğa hasrettik diye ‘Hasret’ koyduk. Keşke ‘Hasret’ koymasaydım. Belki ona hasret kalmazdım. Küçük yaşta sanatçılık yaptı. Fazla da yanımızda durmadı. Hep orada buradaydı. Sanatçılığı olduğu için fazla kalmazdı evde. Ondan sonra da evlendi. Allah’ıma şükür ki evlendi de çocuğu oldu. Roni’m var. Çalardı, söylerdi, meraklıydı. Bizim buralarda bir cenaze merasimi var ise hepsini, ağıtları dinlerdi. Çok meraklıydı öyle şeylere. Hiç çocuk olmadı ki. Yürümeye başladığı zaman sanki 10 yaşındaydı. Öyle laflar, öyle şeyler konuşuyordu ki. Bir yaşlı görürse hemen giderdi. Soru sorardı. Meraklıydı öyle şeylere. Hep yazardı.”

    “TEK TELLİ KIRIK BİR BAĞLAMASI VARDI”

    Gültekin’in ilk olarak tek telli kırık bir bağlaması olduğunu söyleyen anne Gültekin, “Bağlama kırılmış ve sadece bir teli kalmıştı. Bir tarafı kalmıştı. Onu baktım ki tutmuş. Gücü de yetmiyor, çekiyor yerde. Odunları indirdim. Dedim “Bırak onu ne yapacaksın?” Ağladı. Ben de dokunmadım. Tek telle öyle uğraşıyordu. Ondan sonra işte altı yaşındayken babası ona küçük bir cura aldı. Onunla başladı. Büyüdükçe büyüdü. Tabii hem hüzünlendim, hem sevindim. Biz, okulu ertelemesin, dedik. Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okudu. Babası her gün arabayla götürüp getiriyordu. Bahçelievler’den Kadıköy’e. Bir misafir gelseydi ona yanaşırdı. Bir şeyler sorardı. Sazı eline alır almaz. Fazla da evde kalmıyordu. Senede bir kaç sefer Almanya’ya gidiyordu. Arada kendisi söyleyeceği türküleri danışıyordu bize. Ben Kürtçe türküleri seviyordum. O da bir, ikisini söyledi ama sonra bıraktı. Arıx’ı söyledi. Bir cenaze oldu mu ağıt söyleniyor. Onlara çok meraklıydı. Çekerdi hemen.”

    “BABAANNESİ ÇOK İTİKATLI BİR KADINDI”

    Hasret Gültekin’in babaannesinin Alevi geleneklerine bağlı bir kadın olduğunu vurgulayan Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevi geleneklerine ekseri babaannesi. Biz o zaman çok gençtik. Babaannesi hem biliyordu hem de çok tutucuydu. Çocuklar öğrensin, bilsin isterdi. Hep babaannesinden öğrendi. Babaannesi çok itikatlı biriydi. Çocuklara “Bizim yolumuz bu” diye söylerdi. Hasret köyde ceme girmedi. Başka yerde girdiyse bilmiyorum. Eskiden dedeler gelirdi, cem kurulurdu ama Hasret yoktu o zaman. Sonra da zaten öyle bir şey yoktu. Başka yerde gitmişse bilmiyorum. Ama mutlaka gitmiştir.
    Bizim buralarda ölüler oldu mu acı çok oluyor. Oralarda etkilenmiş olabilir. Tabii ki Koçgiri geleneği öyle. O da meraklıydı. Gider, dinlerdi. Hatta ben “Ya sen erkek çocuğusun. Ne işin var buralarda?” diyordum. “Ben seviyorum” diyordu. Kendi besteleri vardı. Eşinin yanında yazılı besteleri var. Koçgiri tarihine dair her şeyi soruyordu. Arşiv topluyordu. Gider yaşlılara sorardı.”

    “GÜNAHLARI NEYDİ? TÜRKÜ SÖYLEDİLER”

    Anne Gültekin, son olarak Madımak’ta yaşanan katliama ilişkin şunları ifade etti:

    “Allah düşmana vermesin. Öyle kolay değil. Günahları, suçları neydi ki? Türkü söylediler, ne yaptılar ki? Hepsi 15 yaşındaydı. 20 yaşındaydı. Benim gördüğüm derdi, acıyı düşman görmesin. Ciğer acısı öyle bir acı ki… Yapan da benim gibi sızlasın. Başka bir şey demiyorum.”

    Hace Hanım Gültekin ile yapılan röportajın tamamı Can TV’de saat 18.00’de yayınlanacak.

    Rohat EMEKÇİ – İsmail SİVASLI / SİVAS

  • Medet Dilek ‘Taş düğmeler’ belgeselini anlattı: Unutturulmak isteneni ortaya çıkarmak istedim

    Medet Dilek ‘Taş düğmeler’ belgeselini anlattı: Unutturulmak isteneni ortaya çıkarmak istedim

    PİRHA- Yönetmen Medet Dilek, Koçgiri Katliamı’nı anlattığı ‘Taş düğmeler’ isimli belgeselini PİRHA’ya anlatarak, “Bu katliam bir sır olarak tutulmak isteniyordu, üstü kapatılmak, unutturulmak isteniyordu. Ben de yaptığım sinemayla unutturulmak isteneni, saklananı ortaya çıkarmak istedim. İnsanlar izlesin gerçekleri öğrensin istedim” dedi.

    Yönetmen Medet Dilek, Koçgiri Katliamı’nı anlattığı ‘Taş düğmeler’ isimli belgeselini anlattı.

    Belgeselin üç yıl gibi uzun bir süre hazırlıklarının sürdüğünü belirten Dilek, bu süre zarfında Koçgiri bölgesinin birçok yerini gezdiğini, katliama ilişkin çok fazla okumalar, araştırmalar yaptığını aktardı.

    Bugünü anlamanın tarihi anlamaktan geçtiğini de kaydeden Dilek, egemen güçlerin belirli kesimleri yok etme çabalarının günümüzde de hala devam ettiğini söyledi.

    “YAPTIĞIM SİNEMAYLA UNUTTURULMAK İSTENENİ, SAKLANANI ORTAYA ÇIKARMAK İSTEDİM”

    Belgeselin çekim aşamasını anlatarak sözlerine başlayan Dilek, canlı tanık bulma noktasında çok zorluklar yaşadıklarını aktardı.

    Dilek, katliam 1921 yılında gerçekleştiği için o dönemi yaşayanların hayatta olma ihtimalinin düşük olduğunu dile getirerek, “O döneme canlı olarak tanıklık eden iki kadına ulaşabildik sadece. Şu anda bu iki kadın da hayatta değil. Bölgeye çıkmadan önce birçok okuma yaptım, araştırma yaptım, bir takım görüşmeler yaptım ve bunların sonucunda kendime bir yol haritası belirledim. Uzun yıllardır Koçgiri Katliamı’na ilişkin böyle bir belgesel çekme isteğim vardı. Çünkü karanlıkta kalmış, anlatılmayan konuları, olayları araştırmak, onları gün yüzüne çıkarmak beni çok cezbediyor. Bu katliamda bir sır olarak tutulmak isteniyordu, üstü kapatılmak, unutturulmak isteniyordu. Ben de yaptığım sinemayla unutturulmak isteneni, saklananı ortaya çıkarmak istedim. İnsanlar izlesin gerçekleri öğrensin istedim. Ben o yörede doğdum büyüdüm. Benim çocukluğumda bu katliam hiç anlatılmıyordu, saklanıyordu. Gerçekte orada ne oldu? Bu katliam nasıl gerçekleştirildi? Bunları anlatmak istedim” dedi.

    “KATLİAMIN GERÇEKLEŞTİĞİ YERLERİ GÖRMEK BENİ ÇOK ETKİLEDİ”

    Belgeselin çekim aşamasında kendisini etkileyen durumlardan da bahseden Dilek, en çok o döneme canlı tanıklık etmiş olan iki kadından etkilendiğini belirterek, “Bu katliamı canlı olarak yaşayan sadece iki kişi kalmıştı. Onun dışında bir canlı tanık yoktu. Belgeselde diğer konuşan kişiler katliamı yaşayanların birinci dereceden, ikinci dereceden yakınları. Bu süreçte beni etkileyen diğer bir husus da katliamın yaşandığı yerleri görmem oldu. Örneğin bir mağara vardı, o mağara Koçgiri Katliamı’ndan kaçıp orada gizlenmeye çalışanların sığındığı yerdi. Mağaraya kaçanlar, orada küçük küçük odalar oluşturmuşlar. Çok etkileyici bir yerdi ve ben oranın içerisine girip yeterince bir inceleme yapamadım. İnsanı bir yandan korkutuyor da. Bir de insanların atıldığı bir uçurum vardı. Orayı yakından görmek, orada bulunmak da beni çok etkiledi” şeklinde konuştu.

    “ÇOCUKLAR OYUN OYNARKEN, ÖLDÜRÜLÜP GÖMÜLEN İNSANLARIN DÜĞMELERİNİ BULMUŞ”

    Belgeselin adının ‘Taş düğmeler’ olmasının nedenini anlatan Dilek sözlerine şöyle devam etti:

    “Orada yaşanmış bir olaydan kaynaklı bu ismi koyduk. Katliam sırasında ölen insanlar kıyafetleri ile birlikte toplu mezarlara gömülmüşler. Katliamın üzerinden yıllar geçtikten sonra o köyde yaşayanların çocukları oyun oynarken, bir yeri eştiklerinde düğmelerin çıktığını görüyorlar. Oradaki düğmeleri topluyorlar çocuklar. Ailelerine götürüyorlar. Hepsi taş düğmeler. Aileleri bunları nereden buldunuz, diye soruyor. Onlar da oyun oynarken şurada bulduk, diyorlar. Aileler tabii katliamı bildikleri için anlıyorlar. Böylelikle ortaya çıkıyor. Aileler sonrasında çocuklara o düğmeleri götürüp, tekrar aynı yere gömmelerini istiyor. Hayatını kaybedenlere atıfta bulunmak için anlatılan bu olaydan dolayı adını ‘Taş düğmeler’ koydum.”

    “BU BELGESEL TARİHE TANIKLIK EDİYOR”

    Koçgiri Katliamı’nı anlamak, tanıklarından dinlemek isteyenlerin mutlaka bu belgeseli izlemesi gerektiğini ifade eden Dilek son olarak şunları dile getirdi:

    “Ülkemizde çeşitli dönemlerde katliamlar olmuş. Her zaman bir karanlık dönem yaşanmış. Bugün de o dönemlerden birisini yaşadığımızı düşünüyorum. Toplumda umutsuzluk ve karamsarlık zirveye çıkmış durumda. Bu belgesel tarihe tanıklık ediyor. Tarihi iyi öğrenemezsek geleceği de yeterince şekillendiremeyiz diye düşünüyorum. Tarihten ders çıkarmalıyız. Bu belgeseli izleyenler tarihle bugünü bağdaştırabilirler. Bugün, tarihte gizlidir. Başka bir motifle, başka bir biçimle bu tür katliamlar, yok etmeye çalışmalar devam ediyor.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Öker’in, Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk dava 14 Nisan’da: Amaç tarihe not düşmek!

    Öker’in, Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk dava 14 Nisan’da: Amaç tarihe not düşmek!

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı Turgut Öker, 14 Nisan’da görülecek Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk davaya ilişkin konuştu. Öker, “Hakaretlere, temelsiz suçlamalara adaletle yaklaşılacak beklentisinde değilim. Ama en azından açtığımız bu davalar tarihe not düşmek, bugün bu adaletsizlikleri düzeltemezsen bile bizden sonraki kuşaklara bırakılacak bir mirastır” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK ) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Aralık 2021’de AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, Siirt’te yaptığı konuşmada Avrupa Alevi hareketini ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamalarına karşı İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 5 kuruşluk manevi tazminat davası dava açılmıştı.

    Davanın ilk duruşması 14 Nisan saat 09:30’da İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek.

    AABK Kurucu Genel Başkanı ve aynı zamanda 25. Dönem HDP İstanbul Milletvekili olan Turgut Öker, davaya, AKP iktidarının Alevilere dönük ayrıştırıcı politikalarına ilişkin konuştu.

    “KEŞKE HAKARET GÖRDÜĞÜMÜZ BÜTÜN SÜREÇ BOYUNCA DAVALAR AÇABİLSEYDİK”

    Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sıklıkla şahsını hedef aldığını belirterek, “Erdoğan, bütün konuşmalarda ‘Ey Turgut Öker, bu konuşmam sana’ demese de bütün tanımlaması şahsıma yönelikti. Bize dönük hakaretler, iftiralar, ayrımcılık ve önyargı yeni bir şey değil. Almanya’daki hükümet tarafından, örgütlerimiz inanç kurumuna dönüşüp onaylandığı günden beri bize böyle kin ve nefretle saldırıyor. Daha önceden bizler de buna karşı Erdoğan Avrupa’ya geldiğinde ‘Biz de Avrupa’yı bugünün Yezid’ine dar edeceğiz’ diyorduk. Yani demokratik tepkimizi kullanıyorduk. Hele ki benim 2015 yılındaki adaylığımdan sonra bize karşı halkı yuhalattırdı. Ve ilk defa 2 ay önce kendisini dava ettim. Bu 20 yıllık süre içerisinde bize nice hakaretlerde bulundu. Cemevlerinin cümbüş evi olduğunu, Alisiz Alevilik ile ilgili, özellikle de Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasını ima ederek birçok hakaretleri olduğu halde kendisine dava açmadık. Çünkü bütün yargı sistemi elinde. Bağımsız bir adalet olsa belki çoktan bu davaları açardık. Keşke bizler, hakaret gördüğümüz bütün süreç boyunca davalar açabilseydik” diye konuştu.

    “BUNLARIN FITRATINDA FARKLI OLANA DÜŞMANCA YAKLAŞMA VAR”

    Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk davaya ilişkin de bilgi verdi. Davanın ilk duruşması 14 Nisan saat 09:30’da İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek. Öker, söz konusu davayı “Tarihe not düşmek” olarak değerlendirip şunları söyledi:

    “Mevcut adaletin, bu hakaretlere, temelsiz suçlamalara adaletle yaklaşacak da oradan vicdanlarımızı rahatlatacak kararlar çıkacak beklentisinde değilim. Ama en azından tarihe not düşüp bir haksızlık, bir iftiranın var olduğunu ve bugünün yarınlarının da olduğunu düşünmek gerek. Şimdi örneğin bizler, tarihteki Dersim’in, Koçgiri’nin, Cemalettin Efendi’nin, bütün o Alevi önderlerinin savunmalarını okuyoruz. O açıdan bugün bu adaletsizlikleri düzeltemezsen bile bizden sonraki kuşaklara bırakılacak bir mirastır bu. Bu açıdan davaların arkasında durmamız lazım. Hatta daha çok dava açmamız lazım. Türkiye çapında nerede bugünkü sistemden beslenenler, bize hakarette bulunuyorlarsa mahkemenin de bir mücadele alanı olduğunu bilerek hareket etmemiz lazım. Bugün mahkemelerdeki savunmalar da mücadelenin bir parçasıdır. Türkiye’de devletin, Alevileri yok etme, asimile etme ve ortadan kaldırma amacı var. Bunların fıtratında farklı olana düşmanca yaklaşma var.”

    “ALMANYA’DA İSLAMCILARIN ELDE ETTİĞİ HAKLAR ALEVİLERDEN 10 MİSLİ FAZLA”

    “Almanya’daki İslamcıların yani Erdoğan’ın kandaş olduğu kuruluşların, Almanya’daki elde ettiği haklar yine biz Alevilerden belki de 10 misli fazladır” diyen Öker, “Şimdi Aleviler gibi bu ülkede hiçbir hakkı olmayanlar nasıl olur da Avrupa’da kendisinin elde ettiği haklara yakın haklar elde edebilir! Yani hazımsızlığın, saldırganlığın, iftiranın kaynağı bu. ‘Biz burada bunları bitireceğiz ancak siz Avrupa’da bunlar için nasıl ‘yaşar’ diyorsunuz ve aynı hakları veriyorsunuz’ diyorlar. Bu anlamıyla mahkemede de bütün belgeleri ortaya koyacağız” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Yazar Gültekin Uçar: Tekçi anlayışın bir sonucu olarak Koçgiri Katliamı yaşandı-VİDEO

    Yazar Gültekin Uçar: Tekçi anlayışın bir sonucu olarak Koçgiri Katliamı yaşandı-VİDEO

    PİRHA-Koçgiri Katliamı’nın 101’inci yılına dair konuşan Yazar Gültekin Uçar, tekçi anlayışın bir sonucu olarak katliamın yaşandığını belirterek, dilin, kültürün, inancın, kimliğin siyasal olarak kabulünün şart olduğunu ifade etti.

    Koçgiri Katliamı’nın ardından 101 yıl geçti. 6 Mart 1921’de başlayan, 17 Haziran’da binlerce Alevi Kürt’ün katledilmesi ve sürgün edilmesiyle son bulan katliama dair Koçgirili Zabit Kurnaz ve Bektaş Kılıç ile Yazar Gültekin Uçar, değerlendirmede bulundu.

    “BİR DAHA BÖYLE KATLİAMLAR YAŞAMAK İSTEMİYORUZ”

    Zabit Kurnaz, Koçgiri’de kadın, genç binlercesinin katledildiğini ve sürgüne yollandığını belirtirken, Bektaş Kılıç da, Alevilere yönelik katliamlardan biri olduğunu ifade ederek, “Devlet kendisi gibi düşünmeyenleri katlediyor ve kendisine benzetmeye çalışıyor. Bu politika çok yanlış. Devlet, katliamlara karşı sorumluluğundan kaynaklı özür dilemelidir. Bir daha böyle katliamlar yaşamak istemiyoruz” dedi.

    Yazar Gültekin Uçar ise, Mart ayının hem katliamların hem de Newroz gibi direnişin iç içe geçtiği bir ay olduğunu vurgulayarak, “Herhangi bir dilin, kültürün, inancın, kimliğin problem olarak görülmemesi için siyasal olarak kabulü şarttır. Bir ülkede kimlik, inanç çatışması yaşanması istenmiyorsa yasal bir statü tanınmalı ve anayasada eşitlenmelidir. O zaman kimlik siyaseti yapılmaz” diye konuştu.

    Her şeyi tekleştirerek sorunların çözülemeyeceğine işaret eden Uçar, “İngiltere’de Alevi temsiliyeti kabul edilirken, Türkiye’de bunu yapmak çok mu zor?” diye sordu.

    Elif TABAK/LONDRA

     

     

     

  • Gazi ve Koçgiri katliamlarında yaşamını yitirenler Ankara’da anıldı-VİDEO

    Gazi ve Koçgiri katliamlarında yaşamını yitirenler Ankara’da anıldı-VİDEO

    PİRHA – Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” konulu anma yaptı. Program dahilinde yapılan panelde konuşan Nergiz Güzel, “Bizim direniş hattımız Kerbela’da başlamıştı. Sisteme uymayan Aleviler her zaman katledildiler. Aleviler, bu sistemle hiçbir zaman ilişkilenmedikleri için her zaman mazlumun ve direnişin yanında oldular” dedi.

    DAD Ankara Şubesi, “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” konulu anma düzenledi. Tüm Bel-Sen toplantı salonunda yapılan anmada konuşan DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

    “Alevilerin Cumhuriyet öncesi eşit yurttaşlık sözleri yerine getirilmemiş, bunun yerine katliamlarla karşılaşmışlardır. Koçgiri’ye gelen Sakallı Nurettin Paşa, 1915 Ermeni Katliamını kast ederken ‘Zo’ları bitirdik şimdi sıra Lo’lara geldi’ demesiyle burada tek din tek millet tek dil zihniyetinin öne çıktığını görüyoruz. Koçgiri’den başlayan katlı katliam süreği Zilan, Dersim daha sonra Çorum, Maraş, Madımak, Gazi şeklinde devam etmiştir. Buradan katledilen canları bir kez daha anıyoruz.”

    Karabudak’ın konuşması ardından İmam Rıza Ocağına mensup Dede Mustafa Erdem çerağ uyandırdı. Katliamda yaşamını yitirenler için dara durulduktan sonra ise DAD Genel Merkez Yöneticisi Sevgi Kişin Sazan modarötörlüğünde panel düzenlendi.

    “DİRENİŞ HATTINIZ KERBELA’DA BAŞLAMIŞTI”

    DAD Genel Merkez Yöneticisi Nergiz Güzel, Gazi Katliamı’na dair sunum yaparak şunları aktardı:

    “Gazi Katliamı sürecinde herkesin söyleminde ‘Biz hep öldürüldük’ vardı. Biz zaten Sivas Koçgiri’de katledildik, Dersim’de katledildk ve bir şekilde hep öldürülüyoruz. Doğal olarak halk o dönemde geri adım atmadı. Bizim direniş hattınız Kerbela’da başlamıştı. Sisteme uymayan Aleviler, bu sistemle hiçbir zaman ilişkilenmedikleri için her zaman hem mazlumun hem direnişin yanında oldu.”

    Gazi katliamı sonrasında ki sürece de değinen Güzel, “Tansu Çiller başta olmak üzere birçok isim, her zamanki gibi yine bizleri tehdit etti. Resmi rakamlara göre Gazi Katliamı’nda 300 kişi yaralandı. Yapılan otopsilerde 7 kişinin polis mermisi ile katledildiği açıklandı. Yapılan suç duyurularında ise mahkeme 8 günlük bir araştırma sonucu birçok isim hakkında ‘kovuşturmaya gerek yoktur’ deyip sonuçlandırdı. O yıllarda devletin mantığı Kürdistan’da başka Gazi’de başka değildi. Yaşadığımız katliamların amacı hep aynıydı. Halen daha baskı altında yaşıyoruz. Bunun için de bugün bizler bu karanlığın içinden çıkmak için direneceğiz” dedi.

    “1921’DE NE YAŞADIKLARINI SAKLIYORLARDI”
    Sinemacı Medet Dilek ise Koçgiri Katliamı’nın 101 yılı sebebiyle sunum yaptı. 5 adet belgesel çalışması yaptığını ve bunların içerik olarak toplumsal travmalara denk geldiğini söyleyen Dilek, şunları aktardı:

    “Katliamlar tarihine sinema ile göz atma olayına yoğunlaştım. ‘Taş düğmeler’ belgeselim Koçgiri travmasını anlatan bir çalışma. Bu konuyu tercih etmemin sebebi sinema dili olarak güçlü olduğundan dolayı konuyu yeğledim. Aslında büyüklerimiz de Koçgiri’yi pek anlatmazlar. 1921’de ne yaşadıklarını saklıyorlardı. Topal Osman’ın girdiği köylerdeki kişiler dahi yaşananları anlatmadılar. Birisi konuşmak isterse eşi engelliyordu. ‘Neden yaraları kaşıyorsunuz’ diyenler oldu. Stockholm Sendromu altında kıvranmış bir durumda kendi tarihini aşırı bir şekilde anlamama, anlatma çabasına girmeyip bir karşı duruş sergilemeyi yeğlemiyor. Dersim Katliamının kayıt altına alınması söz konusu olmuştur, ancak Koçgiri bu tarihsel dönemi maalesef yakalayamadı.”

    Yapılan konuşmalar ardından Zakir Hıdır Çelebi, okuduğu ağıtlar ile katliamda yaşamını yitirenleri andı.

    Anma programı, çerağların sırlanması ile son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Müzisyen Cihan Çelik: Bizleri umursamayan insanların verdiği plaketleri yaktım!-VİDEO

    Müzisyen Cihan Çelik: Bizleri umursamayan insanların verdiği plaketleri yaktım!-VİDEO

    PİRHA- Müzisyen Cihan Çelik, Alevi örgütleri tarafından sahiplenilmediğini ifade ederek “Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık. Sahip çıkmadınız” dedi. Çelik, kurumlardan aldığı plaketlerin bir önemi olmadığını belirtip şöminede yaktı.

    Müzisyen Cihan Çelik, Alevi kurumlarından hiçbir maddi-manevi destek alamadığını belirterek aldığı plaketleri yaktı. Tepkisini bir video ile duyuran Çelik “Plaketlerin hiçbir anlamı yok. Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık” dedi.

    “KURUMLARDA TEKELLEŞME SÖZ KONUSU”

    Protestosuna dair PİRHA’ya açıklama yapan Çelik, “Yardımlaşma olunca her biri bir yerden çağırırken normal bir konser olduğunda kimsenin umurunda olmuyorsun” eleştirisinde bulundu. Müzisyen Çelik, en son 2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile metroda müzik yapabildiklerini belirterek şunları söyledi:

    “Kurumlarımızda benim de çok severek dinlediğim üç-beş kişi sürekli sahne alıyor. Çağırsınlar, ona itirazım yok. Yalnız kitlenin yüzde 90’ı Kızılbaş Kürt. Bu kadar insafsızlık olamaz. 27 Şubat’ta İstanbul’daki mitingte ben de vardım. Gelenlerin çoğu ya Dersimli ya Erzincanlı ya Koçgirili Kızılbaş Kürt. Bir tane Kürtçe söylenmedi. Yani bir tekelleşme söz konusu. Alevi kurumları, müzisyenler açısından tekelleşmiş. Ben burada bir konser alıyorsam Avrupa’da 10 konsere çağrılıyorum. Amerika’daydım yeni geldim şimdi tekrardan gideceğim.”

    “PANDEMİDE ‘MERHABA’ BİLE DEMEYENLERİN VERDİĞİ PLAKETLERİ YAKTIM”

    Müzisyen Cihan Çelik, uzun yıllar boyunca birçok ücretsiz konser verdiğini belirterek “Bedavaya koşup, emek sarf edip daha sonrasında hiç bizleri sormayan, umursamayan, pandemi sürecinde bir ‘merhaba’ bile demeyen insanların verdiği plaketleri yaktım” diyerek yaşadığı ekonomik darlığa da dikkat çekti.

    Son iki yıldır gelirlerinin çok düştüğüne işaret eden Çelik, “Artık hiçbir şey kazanamıyorum. İki senedir kendi ailemden ufak tefek yardımlar olmasa çok zorlanacağım. Kiramı dahi ödeyemiyorum. İşte Amerika’ya gidip geldim, biraz kendimi toparlayabildim. Haricinde hiçbir şey yapamıyorum. Öncesinde Avrupa’ya gidebiliyorduk, Alevi kurumları sahip çıkıyordu ama pandemi sebebiyle şimdi oraya da gidemiyoruz” şeklinde konuştu.

    “SAHİP ÇIKMADIĞINIZ BİR KÜLTÜR SİZİN DEĞİLDİR”

    Cihan Çelik, paylaştığı videoda “Plaketlerin hiçbir anlamı yok. Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık. Sahip çıkmadığınız bir kültür sizin değildir. Başkaları gelip sahip çıktığında da oturup ağlamayın. Ben bu ülkede herhangi bir şey yapamadım. 20 yıldır uğraşırım, Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, Amerika’da bir şeyler yapabilirken kendi ülkemizde ne bir belediyede ne bir Alevi kurumunda… Hep öncelik nedense 50 yıldır aynı şeyleri dinlemekten sıkılmayan ya da bunlar tercih edilen bir projenin ürünü olsa gerek” sözleriyle tepkisini dile getirmişti.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yazar Yusuf Zeri Karadağ’ın Hakk’a yürüyüşünün 2. yılı

    Yazar Yusuf Zeri Karadağ’ın Hakk’a yürüyüşünün 2. yılı

    PİRHA- Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Araştırmacı Yazar Yusuf Zeri Karadağ’ın Hakk’a yürüdüğü tarihte mesaj paylaşarak “Reya Heq Alevi inancının değerlerini açığa çıkarmakta önemli çabalar sarf eden Yusuf Zeri’yi Hak ile Hak oluşunun ikinci yılında saygıyla anıyoruz” denildi.

    Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, 7 Ocak 2020 yılında Hakk’a yürüyen Yazar Yusuf Zeri Karadağ’ı paylaştığı mesaj ile andı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Değerli araştırmacı, yazar, Koçgiri sevdalısı, dergimiz ‘Zülfikar’ yazarlarından Yusuf Zeri Karadağ 07.01.2020 yılında Hakk’a yürüdü.

    Yola, inanca ve Koçgiri tarihine büyük emek veren; Reya Heq Alevi komlarına ve özellikle Zerîgî aşiretine dikkat çeken çalışmaları olan; Reya Heq Alevi inancının inanç değerlerini açığa çıkarmakta önemli çabalar sarfeden, Zülfikar dergimizde de yazıları yayınlanan Yusuf Zeri’yi Hak ile Hak oluşunun ikinci yılında saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Koçgiri Katliamı’nın 100. yılı sebebiyle Almanya’da anma düzenlenecek

    Koçgiri Katliamı’nın 100. yılı sebebiyle Almanya’da anma düzenlenecek

    PİRHA- Koçgiri Katliamı’nın 100. yılında Bergisch Gladbach kentinde anma yapılacak.

    Koçgiri Katliamı’nın 100. yılı sebebiyle birçok ülkede anma ve etkinlikler sürüyor. Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Bergisch Gladbach kentinde “Hatırla! Koçgiri 1921” başlığı ile anma programı düzenlenecek.

    Program dahilinde, Koçgiri Katliamı’nın gerçekleri de masaya yatırılarak panel düzenlenecek. Bahri Yüceşan ve Gültekin Uçar’ın panelist olarak katılacağı program 17 Ekim saat 12:00’de başlayacak.

    Koçgiri anma programında Lale Koçgün, Cemil Qoçgiri, Mustafa Yeşilyurt, Grup Meşk, Nadin Tanrıverdi, Eser Özcan ve Ozan Olgun da ezgileri ile sahnede olacak.

    “Unutmadık, unutturmayacağız!” çağrısı ile yapılacak anma programında ayrıca Esma Yıldız ve Ali Koçak da şiir dinletisi yapacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çit dergisi 25 yıl aradan sonra yeniden hayat buldu!-VİDEO

    Çit dergisi 25 yıl aradan sonra yeniden hayat buldu!-VİDEO

    PİRHA- İlk olarak 1993 yılında İmranlı Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından çıkarılan Çit dergisi, uzun bir aradan sonra yeniden yayın hayatına döndü. Derginin Yazı İşleri Müdürü Namık Kemal Kaya, “Kapitalist sistemin, toplumu asimilasyona uğrattığı süreçleri değerlendirdiğimizde sanat, kültür, tarih ve edebiyatla bir karşı duruş olmasını istedik” dedi.

    Ankara’da kurulan İmranlı Kültür ve Dayanışma Derneği’nin yayın organı Çit, ilk olarak 1993 yılında çıktı. İki yılda altı sayı basılan derginin ömrü pek ileriye götürülemedi. Dernek faaliyetleri de duraksayınca Çit dergisi tam 25 yıl raflarda kaldı. Derginin Yazı İşleri Müdürü Namık Kemal Kaya, ‘Çit’ isminin tarihsel bir isim olduğunun altını çizerek “Çit, Kızılırmak’ın doğduğu Kızıldağ’dan, yani İmranlı sınırından başlayıp Zara’ya kadar olan ırmak boyuna verilen addır. Çit ismi Osmanlı kaynaklarında da yer almaktadır” bilgisini verdi.

    25 YILIN ARDINDAN GELEN 7. SAYI!

    Çit dergisi 25 yıllık sessizliğin ardından yedinci sayısı ile yeniden okuyucusu ile buluştu. Aynı zamanda ülke genelindeki birçok cemevinin tasarımcısı da olan Mimar Namık Kemal Kaya, derginin yeniden yayın hayatına başlama serüveni hakkında şunları söyledi:

    “1993 yılında Ankara’da İmralı Kültür ve Dayanışma Derneği’ni (İMDER) kurduk. Özellikle kapitalist sistemin neo-liberal politikaları doğrultusunda toplumu asimilasyona uğrattığı süreçleri değerlendirdiğimizde sanat, kültür, tarih ve edebiyatla bir karşı duruş olmasını istediğimiz bir süreci örgütlemek istedik. İmranlı önemli bir coğrafyadır. acheter levitraÇit dergisi aslında Ankara’da kurulan İMDER’in yayın organı olarak çıktı. ÇİT’in beş adet normal sayı, 1 tane de özel sayı olmak üzere 1993’ten 1996’ya kadar toplamda 6 sayısı mevcut. Daha sonra hayat koşullarından ötürü biz bu çalışmayı sürdüremedik. Sonrasında nereye gidersek gidelim önümüze hep Çit çıktı. Çünkü o süreçte toplumu oldukça etkileyen bir dergi olmuştu. Bu süreçte de arkadaşlarımızla oturup yine dergiyi çıkartma yönünde bir karar aldık. Şu anda Ankara’daki İMDER örgütsel faaliyetlerini yürütmüyor ama biz Çit dergisini sürdürmeyi planlıyoruz. İkinci yayın hayatına başlarken 7. sayı bir anlamda ilk sayımız oldu. Yılda 2 sayı çıkartmayı planlıyoruz.”

    “AMACIMIZ, KİMLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK YÖNÜNDE”

    Namık Kemal Kaya, dergi içeriği hakkında ise şu bilgileri paylaştı:

    “Bizim tamamen mevcut sistemle sorunumuz var. Yani kapitalist sistem özellikle neo-liberal politikalarla 1970 yılından sonra klasik liberal özgürlüklerden elini çekti. Dolayısıyla toplumu parçalayıp, bölüp yönetmek gibi kendisine bir hedef koymuş. Ve etnik kimlikler, inançlar üzerinden politikalar üretmeye başladı. Çünkü bu politikalarla toplumları daha rahat yönetebiliyor. Ki iktidarın bugün kullandığı ayrıştırıcı dil, tam da bahsettiğimiz dildir. Bizler, kimlik ve inanç üzerinden yapılan politikaların doğru olmadığını, bu topraklarda zengin kültürlerin yaşadığını, kadim bir Anadolu coğrafyasına sahip olduğumuzun özellikle altını çizme istiyoruz. Çit her ne kadar ki İMDER’den çıkmış olsa da sadece o bölgeye sahip çıkan bir dergi değil. Bizim çıkış amacımız, kendi kültürümüze, değerlerimize, inancımıza, kimliğimize sahip çıkmaktır. Onun için de derginin içerisinde farklı diller de mevcut. Dergi içeriğini tarih, kültür, sanat ve edebiyat olarak yazdık ama bunun haricinde doğaya ve sağlığa da yer veriyoruz. İçeriğini biraz daha da genişleteceğiz. İnsanlığa ve doğaya karşı yapılan bütün hukuksuzluklara karşı duruyoruz. Yani bu derginin dili, kimliği, duruşu ve politikası aslında bunun üzerine kurulu olacak.”

    “ÇİT, NE KADAR DEĞER VARSA HEPSİNE SAHİP ÇIKMAYA ADAYDIR”

    Namık Kemal Kaya, Çit dergisinin bölgeye has yaşanmışlıkları belgelerle okuyucuya aktaracağına da vurgu yaptı. Kaya, derginin ömrünün uzatılması konusunda okuyucunun da çaba sarf etmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Her sayımızda önde gelen köylerimizi tanıtmayı amaçlıyoruz. O köye ait bütün değerlerin tarihsel dökümanlarla yazılı hale gelmesini istiyoruz. Bu sadece İmranlı ile sınırlı olmayacak. Zara’ya, Divriği’ye sonrasına Sivas’ın sınırlarının dışına çıkmaya başlayacağız. Ama bunu sağlayabilmemiz için toplumun bize tekrar Çit’i çıkarmamız için bir talepte olması gerekiyor. Çit dergisinin Türkiye’de yaşayan bütün kültürlerin sahip çıkması gereke bir dergi olmasını amaçlıyoruz. Evet, özünü İmranlı’dan almış ve oradaki değerlerle çıkmıştır. Ancak Çit dergisi, Türkiye’de ne kadar değer varsa hepsine sahip çıkmaya adaydır.”

    “SÖZLÜ EDEBİYATTAN ÇOKÇA FAYDALANDIK AMA…”

    Namık Kemal Kaya, dergide Alevi inancına dair de yazıların olacağını aktardı. “Aleviler bu dergide özellikle temeli olmayan iddialar değil de yazılı kaynaklara dayalı inançlarını göreceklerdir” diyerek şunları söyledi:

    “Birtakım araştırmalar yayınlayacağız. Yazılı kaynaklardan yola çıkarak yapılan araştırmaları belgeleri ile birlikte ortaya koyan, yazarları toplumla buluşturarak Aleviliğin kendi özüne sahip çıkılmasını istiyoruz. Tarih boyunca sözlü edebiyattan çokça faydalandık ama geldiğimiz çağda artık bunun yeterli olmadığını görüyoruz. Kente göçle birlikte çocuklarımıza inancımızı aktarmanın söz ile çok yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla bilgileri yazılı kaynak haline getirmek gerekiyor. Bu kaynakların da herkesin evine girmesi gerekiyor. Bu yapılabilir, bilgiyi gençlerimize ulaştırabilirsek kendi özlerine sahip çıkma olanağını yakalamış olacaklardır.”

    Namık Kemal Kaya, son olarak Çit dergisine internet üzerinden ulaşılabileceğini söyleyerek şu bilgiyi paylaştı:

    “Okuyucu, Çit dergisine hem Avrupa’da hem de Türkiye’deki temsilciliklerimizden ulaşabilir. Bilginin çok hızlı tüketildiği bir süreçten geçiyoruz, elbette ki bir web sayfamız da var ve derginin bazı yazılarını da web sayfasına koyduk. Ama bundan sonraki süreçte derginin sayısı çıktıktan sonra makaleleri web sayfasına koyacağız. Çünkü önce derginin insanlara ulaşmasını istiyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Koçgiri mezar töreni pandemi nedeniyle iptal edildi

    Koçgiri mezar töreni pandemi nedeniyle iptal edildi

    PİRHA- Maraş Göksun ve Kayseri Sarız’da her yıl düzenlenen ‘Koçgiri mezar töreni’ pandemi nedeniyle iptal edildi.

    Her yıl düzenlenen Koçgiri mezar töreni pandemi nedeniyle iptal edildi.

    Konuyla ilgili açıklama yapan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Göksun Şube Başkanı Ahmet Aydın, pandemi nedeniyle bu yılki mezar törenlerinin köy dernekleri, muhtarları ve AKD Göksun Şubesi’nin ortak kararıyla iptal edildiğini belirtti.

    Göynük Cemevi Başkanı Hasan Ali Tuncer de, “Geleneklerimizin, değerlerimizin inancımızda yeri olan mezar kaldırma (anma törenleri) bu yıl yaygın olan pandemı nedeni ile yapılan görüşmeler sonucu 2022 yılına ertelenmesine karar verilmiştir. Salgında daha fazla can kaybı yaşanmaması için alınan kararımızı toplumumuzun uyacağına inanıyoruz” dedi.

    Tuncer, lokmalarını paylaşmak isteyenlerin öğrencilere burs vererek, Hakk’a yürüyen canların mezarlarını yaparak veya derneklerine bağışta bulunarak yapabileceklerini kaydetti.

    PİRHA/GÖKSUN

     

     

  • ‘Temmuz sıcağında canlarımızı yaktılar, katliamlarla yüzleşmeliler’-VİDEO

    ‘Temmuz sıcağında canlarımızı yaktılar, katliamlarla yüzleşmeliler’-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı Davası bir kez daha müşteki taleplerinin reddedilmesiyle sonuçlandı. 24. Duruşmaya katılan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanları, “Bu dava Sümen altı yapılıp zamanaşımına uğratılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla bizler davanın takipçisi olmak zorundayız. Bu bizim vicdani borcumuz” diyerek davaya ilişkin izlenimlerini paylaştılar.

    Ankara 1. ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Sivas Katliamı Davasının 24. oturumunda da mağdur tarafın talepleri kabul edilmeyerek duruşma 9 Haziran’a ertelendi.

    Dava sürecini en başından buyana takip eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları, ‘Hukuk skandalı yaşanıyor’ diyerek izlenimlerini paylaştı.

    DAD Eş Başkanı Musa Kulu, Sivas Katliamı’nın dünya genelinde bir benzeri olmadığını söyleyerek,Maalesef geldiğimiz bu demde mahkeme, sanki bitmiş bir davaymış gibi ‘siz neden karışıyorsunuz? Neden böylesine bu davanın peşine düşüyorsunuz’ tavrındaydı” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET, SUÇLARIYLA YÜZLEŞİRSE DEMOKRASİYE GEÇECEĞİZ”

    Mahkeme heyetinin davayı bir anlamda sonlandırdığını söyleyen Musa Kulu, Hollanda Büyükelçiliği’nden temsilci heyetin mahkemeye katılmasını ise değerli bulduğunu söyledi.

    Kulu, Türkiye’nin katliamların aydınlatılması için girişimde bulunması gerektiğini vurgulayarak, “Devletin tüm bu suçlarla yüzleşmesiyle demokrasiye geçeceğiz ama bugün demokrasinin zerresi kalmadığı gibi var olan nüveleri yok etmek için var olan bir iktidar var. Maalesef bu gidiş, hiç kimsenin yararına olmayacak ve bu hepimizin kaybı olacaktır. Eğer bugün biraz vicdan, biraz demokrasi ve özgürlük adına söz kuran ya da bu konuda emek üreten insanlar varsa hepsinin, birlikte demokrasiyi elde etmek için bir sorumluluğu var” yorumunu yaptı.

    “MADIMAK, KOÇGİRİ’NİN DEVAMI…”

    DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu da davanın zaman aşımına götürülmek istendiğini vurgulayarak, “Bu dava da diğer katliamlarda olduğu gibi Koçgiri’nin devamı… Bugüne kadar yapılanlar gibi Sivas Katliamı davası da tozlu raflara kaldırılıp adaletin sonuç vermeyeceğini gösteriyor” dedi.

    Saime Topçu, ‘terör’ suçundan aranan 3 sanığın halen İçişleri Bakanlığı terör listesinde olmadığına işaret ederek, ‘Evet, ‘Kırmızı Bülten’ ile aranıyorlar ama sözde bir kırmızı bülten… Çünkü bu devlet yaptığı katliamları bir şekilde örtüyor, örtmek zorunda kalıyor. Eğer bu katliamlarda devletin eli yoksa bugüne kadar birkaç dava sonuçlanmış olurdu. Katilleri nerede oldukları net bir şekilde ortadayken bugüne kadar iade edilmemeleri de manidardır” diyerek Hollanda Büyükelçiliği’nin davaya heyet göndermiş olmasının da önemli olduğunu söyledi.

    “DAVAYI SAHİPLENME KONUSUNDA AVRUPADAKİLER DE YETERLİ DEĞİL”

    Saime Topçu, “Almaya bir taraftan Alevilere tüzel kişilik sağlarken diğer taraftan ise katliamda yer alan firari sanıklara oturum veriyor. Almanya’daki Alevi örgütleri, sanıkların iade edilmesi konusunda Alman hükümetine yeterince baskı uyguluyor mu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Ama bu yalnız başına olmamalı. Burada ciddi bir kamuoyu oluşturmadık. Bu da bizim özeleştirimiz olsun. İyi bir kamuoyu oluşturabilirdik fakat bunda eksik kaldığımızı düşünüyorum. Fakat bu davanın peşini bırakmayacağız ve bu davanın takipçisi olacağız. Tabii ki bu olayın Avrupa ayağı çok önemli. Orada bir kamuoyu yaratılırsa, bir takım diplomasi yürütülür. İnanç boyutu ile bir kampanya yürütülür ve buradaki davaya dikkat çekilerek sanıkların iade edilmesi noktasında eylemlikler ve birçok şey yapılabilir. Yani bu konuda Alevilerin Avrupa’daki ayağını çok yeterli bulmuyorum.”

    “TEMMUZ SICAĞINDA CANLARIMIZI YAKTILAR”

    DAD Eş Başkanı Saime Topçu, “Bu dava sümen altı yapılmaya çalışılıyor” diyerek Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek’in sanık olarak dinlenmesi konusuna ise şu sözlerle dikkat çekti:

    “Mahkeme, iki ismin ifadeye çağrılması talebini reddetti. Çünkü Karamollaoğlu konuşursa, tanıklık ederse birçok şey ortaya çıkacak. Aynı zamanda Doğu Perinçek’in de ifade vermesini kabul etmedi. Dolayısıyla bizler davanın takipçisi olmak zorundayız. Bu bizim vicdani borcumuz. Orada canlarımız yandı. Temmuz’un ortasında 8 saat süren bir katliamda aydınlarımız, sanatçılarımız Temmuz sıcağında yakıldı. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, tüm insanlığın sorunudur. Sivas’ta yaşanan bir insanlık suçudur. Bunu görmezden gelmek olmaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DAD, Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında Yusuf Zeri Karadağ’ı andı

    DAD, Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında Yusuf Zeri Karadağ’ı andı

    PİRHA-Araştırmacı Yazar Yusuf Zeri Karadağ, Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında anıldı. 

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, 2020 Yılında Hakk’a yürüyen Araştırmacı Yazar Yusuf Zeri Karadağ’ı yazılı bir açıklama ile andı.

    “Değerli araştırmacı, yazar, Koçgiri sevdalısı, dergimiz ‘zülfikar’ yazarlarından Yusuf Zeri Karadağ’ı saygıyla anıyoruz” denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Yola, inanca ve Koçgiri tarihine büyük emek veren; Reya Heq Alevi komlarına ve özellikle Zerigi aşiretine dikkat çeken çalışmaları olan; Reya Heq Alevi inancının inanç değerlerini açığa çıkarmakta önemli çabalar sarfeden, Zülfikar dergimizde de yazıları yayınlanan Yusuf Zeri’yi Hak ile Hak oluşunun birinci yılında saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • HDP Milletvekili Özen, Koçgiri kıyımında yitirilen canları andı-VİDEO

    HDP Milletvekili Özen, Koçgiri kıyımında yitirilen canları andı-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, “Koçgiri anlaşılmadan cumhuriyet tarihi boyunca Alevilerin maruz kaldığı katliamlar, Maraş, Malatya, Çorum, Sivas, Gazi anlaşılamaz. Koçgiri 21 ve Dersim 38’le yüzleşmeden, kurumsallaşan faşizmle hesaplaşılamaz” dedi. Özen, Alişer Bey ile Zarife Hanım’ın ve idam edilişinin 83’üncü yılında Seyit Rıza’yı andı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Koçgiri kıyımında yitirilen canları ve Seyit Rıza’yı andı.

    Özen, konuşmasında şunları söyledi:

    “Sivas Koçgiri bölgesinde 1918-1921 yılları arasında Topal Osman’ın kanlı organizasyonuyla haritadan onlarca Kızılbaş, Kürt, Alevi köyünün silindiği büyük bir kıyım yaşanmıştır. Koçgiri’de uygulanan şiddetin sonuçları üzerinden Koçgiri’nin tarihsel olarak parçası olduğu Dersim kuşatılmış, birbirini tamamlayan politik yönelimlerle 1938’de Dersim tertelesine evrilen süreç yaşanmıştır. Bu nedenlerledir ki Koçgiri anlaşılmadan cumhuriyet tarihi boyunca Alevilerin maruz kaldığı katliamlar, Maraş, Malatya, Çorum, Sivas, Gazi anlaşılamaz. Koçgiri 21 ve Dersim 38’le yüzleşmeden, kurumsallaşan faşizmle hesaplaşılamaz. Koçgiri direnişinin öncüleri Alişer Bey ile eşi Zarife Hanım’ın ve idam edilişinin 83’üncü yılında Seyit Rıza’nın anıları önünde saygıyla eğiliyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sivas Koçgiri’de bulunan DAD üyeleri: Gözaltılar derhal serbest bırakılsın -VİDEO

    Sivas Koçgiri’de bulunan DAD üyeleri: Gözaltılar derhal serbest bırakılsın -VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Sivas Koçgiri’de bulunan üyeleri bir araya gelerek, HDP’li siyasetçilere yönelik düzenlenen polis operasyonuna ve gözaltılar tepki göstererek köy meydanında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, gözaltıların derhal serbest bırakılması istendi. 

    Haberin Videosu

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 5-8 Ekim 2014 tarihleri arasında düzenlenen Kobani eylemlerine ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında 7 ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararı verdi. Soruşturma kapsamında o tarihte Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı.

    Demokratik Alevi Dernekleri Sivas Koçgiri üyeleri HDP’ye yönelik düzenlenen operasyona ve gözaltılar tepki gösterdi.

    Köy meydanında yapılan açıklamayı Koçgiri üyeleri adına Hüseyin Özcan okudu.  Özcan, “Hak ve hakikat için mücadele veren canlara aşk olsun, HDP’ ye yönelik haksız yere yapılan tutuklamaları kabul etmiyoruz.  Kadın canlarımız Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Gülfer Akkaya, Perihan Koca Dilek Yağlı ve Gülten Akhisar olmak üzere bütün canlarımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Mekân rızasız, zaman sahipsiz değildir” dedi.

    Açıklama zılgıtlarla son buldu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • AKD Şube Başkanı: Koçgiri mezar töreni Göksun’da iptal edildi

    AKD Şube Başkanı: Koçgiri mezar töreni Göksun’da iptal edildi

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Göksun Şube Başkanı Ahmet Aydın, her yıl düzenlenen ve 22 Mayıs’ta yapılması planlanan Koçgiri mezar töreninin iptal edildiğini duyurdu.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Göksun Şube Başkanı Ahmet Aydın, her yıl düzenlenen ve 22 Mayıs’ta yapılması planlanan Koçgiri mezar töreninin iptal edildiğini açıkladı.

    Aydın tarafından yapılan açıklamada “Sevgili canlar bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de yaşanan koranavirüs nedeniyle bu yılki mezar törenlerini iptal etmek istiyoruz” dedi.

    Ahmet Aydın, şunları belirtti:

    “Uçak seferleri 20 Mayıs’a kadar ertelendi. Bizim 22 Mayıs’ta mezar törenimiz var. Dolayısıyla insanlar gelemeyecek. Bilim kurulu üyelerinin dediğine göre hastalığın bitmesi Temmuz ayının ortalarını bulacak. Kaymakamlıktan bizlere gelen yazıya istinaden ikinci bir emre kadar bütün etkinlikler iptal edilmiştir. Sosyal mesafe kurallarına uymak zorundayız. İnsanlarımızın sağlığı bizim için önceliktir. Bu karar bireysel bir karar olmayıp Alevi Kültür Dernekleri Göksun Şube yönetiminin ortak kararıdır. Hepinize sağlıklı günler dilerim.”

    PİRHA/MARAŞ

  • Koçgiri Kültür Derneği’nden ‘Kadın mücadelesi ve Koçgirili kadınlar’ konulu söyleşi

    Koçgiri Kültür Derneği’nden ‘Kadın mücadelesi ve Koçgirili kadınlar’ konulu söyleşi

    PİRHA – Koçgiri Kültür Derneği, ‘Tarih Toplum Hafıza’ söyleşilerine devam ediyor. 

    Koçgiri Kültür Derneği, ‘Tarih Toplum Hafıza’ söyleşilerine 7 Mart günü, ‘Kadın mücadelesi ve Koçgirili kadınlar’ söyleşisiyle devam ediyor.

    Gazeteci-siyasetçi Çilem Küçükkeleş ve Yazar Sibel Ünal’ın konuşmacı olarak katılacağı söyleşinin moderatörlüğünü Hatice Doğan yapacak.

    İstanbul’da bulunan Koçgiri Kültür Derneği’nde yapılacak söyleşi, 7 Mart günü saat 17.00’de gerçekleşecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Koçgiri Kültür Derneği’nde Tarih-Toplum-Hafıza Xızır söyleşileri – VİDEO

    Koçgiri Kültür Derneği’nde Tarih-Toplum-Hafıza Xızır söyleşileri – VİDEO

    PİRHA – Koçgiri Kültür Derneği, Tarih-Toplum-Hafıza içerisinde Xızır söyleşisi gerçekleştirdi. 

    Haberin Videosu

    İstanbul’da bulunan Koçgiri Kültür Derneği, Tarih-Toplum-Hafıza içerisinde Xızır söyleşisi düzenledi.

    Etkinliğe Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk konuşmacı olarak katılırken moderatörlüğü ise Rıza Karaman yaptı.

    Cihan Çelik, Emre Bakar, Cahit Erdoğan’ın zakirlik yaptığı etkinlikte Xızır lokmaları paylaştırıldı.

    Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk, yaptığı konuşmada “İnsanlar çeşitli dönemlerde çok büyük bir zulme maruz kalmışlar canlarını mallarını mülklerini ve birikimlerini bırakarak başka başka yurtlar edilmişlerdir” dedi.

    Öztürk, Xızır’a ilişkin şu aktarımlarda bulundu:

    “Aleviler Xızır’ı yollarına ışık yaparak devam etmişler. Aleviler birbirlerinden ayrıştırılmışlar, sürgüne gönderilmişler. hatta Kendi bölgelerinde yeniden hayat kurarken oraların gelenek ve göreneklerine göre de inançlarını muhafaza etmişler.

    Xızır Bahar ayının yaklaşımı yani doğanın tekrar girişine yakın insanlar lokmalarını birleştirerek bir lokma yiyerek ben özellikle Alevilerde oruç anlayışının giderek o semavi dinlere benzeşmeye doğru savrulduğunu da görüyorum. Alevilik’te cennet cehennem kavramı yoktur Alevilik’te tutulan oruç bu dünyayı cennet yapmak isteyenlerin lokma paylaşımıdır.”

    Etkinlik, lokmaların paylaştırılması ve deyişlerin söylenmesiyle sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Koçgirili Yazar Karadağ’ın cenazesinin camiye götürülmesine tepki

    Koçgirili Yazar Karadağ’ın cenazesinin camiye götürülmesine tepki

    PİRHA- Hakka yürüyen Koçgirili Araştırmacı-Yazar Yusuf Zeri Karadağ’ın cenazesinin camiye götürülmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Şeyh İbrahim Veli Ocağı evlatlarından Haydar Arıkovan Dede, “Aleviler nasıl yaşamlarında camiye gitmiyorsa hakka uğurlanırken de cami de hakka uğurlanmamalıdır” derken, PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe’de Karadağ’ın yaşamını asimilasyonla mücadeleye adadığını ve yaşananın kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Haberin videosu;

    BİR ALEVİ NASIL BİR YAŞAM SÜRÜYOR, HAKKA YÜRÜME ERKANI DA ÖYLE OLMALIDIR”

     Şeyh İbrahim Veli Ocağı evlatlarından Haydar Arıkovan Dede, yaşamı boyunca camiye gitmemiş bir Alevinin cenaze erkanı yapılırken camiden kaldırılması biraz garip olduğunu ifade ederek şunları belirtti;

    “Bir Alevi yaşamı nasılsa, nasıl bir yaşam sürüyor, cemevinde gelip ibadetini yapıyor, her türlü sosyal faaliyetlerini sürdürebiliyor, yemeklerini verebiliyor ve cem erkanlarına katılıyorsa hakka yürüme erkanı da cemevinde yapılmasına hiçbir müdahalenin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Pirlerimizden bugüne kadar cemevlerinde hakka uğurlama erkanı yürüttüğüne göre, bizlerin de yürütmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Alevi canların cemevinde gelip hakka uğurlama erkanından sonra toprağa sırlanmasında hiçbir sakıncanın olmadığını düşünüyor ve temenni ediyorum.”

    “RIZALIK ALINMALIYDI”

    Bir Alevinin hakka uğurlama erkanında rızalığının alınması gerektiğini söyleyen Arıkovan, “Rızalık almadan hakka yürüyen canımız toprağa sırlanmaz. Şimdiye kadar cemevine gelmeyip de cemlerde bulunamayan canlarımızın da rızalığını sırlama ekranında alırız. Öncelikle biz buna dikkat etmemiz lazım. Hak bize ne demiş; ‘ne ile gelirsen gel demiş kul hakkıyla gelme’ demiş. Kul kuldan razı ise o kulda haktan razıdır. Onun için Aleviler olarak öncelikle bizim kul hakkı yememiz lazım” dedi.

    “BU SON OLAY HEPİMİZİ DERİNDEN ÜZDÜ”

    PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe de, ömrünü Alevi hak mücadelesine adamış asimilasyonla mücadele etmiş Koçgirili Karadağ’ın hakka yürüme Erkan’ı ne yazık ki camide yapılmış olması bizi ve tüm Alevi canları derinden üzdüğünü vurgulayarak şunları söyledi:

    “Karadağ’ın ailesini de dostlarını, yoldaşlarını da en az bizim kadar üzdü. Ortaya çıkan tablonun sebebi kendi ailesi tarafından açıklanmalı, gerçek nedeni bilmelidir. Ama neden ne olursa olsun buna ailesinin de çocuklarının da hiçbir hakkı yoktur. Çünkü kişi mücadelesini bu alanda sürdürmüş bir aydınımız, canımız, yazarımız, düşünce insanımızdır. Bir kere onun anısına en büyük hakaret sayılır. Geçtiğimiz zamanlarda yani cemevleri bu kadar kurumsallaşmamışken ne yazık ki birçoğumuzun yakınları geleneğimizde kültürümüzde felsefemiz de inancımızda olmadığı halde camilerde olmasa bile mezarlıklarda sunni hocaların eşliğinde kaldırıldı. Uzun yıllar bu şekilde erkanlar yürütüldü. Ancak son 30 yıldır özellikle bu alanda verilen önemli mücadeleler sonucunda ciddi kazanımlar elde ettik. Bu kazanımlar sonucunda cemevlerimizde, derneklerimizde hakka yürüme ekranları ve son dönemde de tümüyle anlaşılan dil ile yürütülen ekranlarla hakka yürüme erkanları ve sıralamalarımız gerçekleşti. Yani o topluluğun kendi ana dili ile erkanlar yürütüldü. Durum buyken, mücadele bu şekilde devam ediyorken, bu son olay hepimizi derinden üzdü.”

    “BUNLARIN HEPSİNİN BİLİNÇLİ BİR OPERASYONUN PARÇASI”

    Geçen hafta hakka yürüyen askerinde hakka uğurlama erkanında cemevinde ama müftünün eşliğinde yürütüldüğüne dikkat çeken Erçe, “Bunların hepsinin bilinçli bir operasyonun parçası olduğunu düşünüyor, tesadüfi bulmuyorum. Düne kadar asker cenazelerinin cemevlerinde kaçırıldığı, devlet erkanının cemevlerine gelmediği, hatta ve hatta cemevlerinde kaldırılması halinde birçok hakkının kullanılamayacağına dair yürütülen kampanya, bugün farklı bir yöne evrilmiş durumda. Cemevinde ama yine onların dediği şekliyle yapılmaya başlandı. Bu her iki olayın da aynı zaman diliminde olması üzüntülü belirtiyorum. Ailesinden kim buna sebep olmuşsa önce bizden değil, toplumumuzdan değil, kendi yakınından, sevgili yazarımızdan özür dilemesi, onun anısından özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı. PİRHA/MERSİN