Etiket: kürt sorunu

  • ‘Sürecin bu aşamasında Kürt ve Alevilerin bir arada olması çok önemliydi’-VİDEO

    ‘Sürecin bu aşamasında Kürt ve Alevilerin bir arada olması çok önemliydi’-VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Veli Haydar Güleç, 31 Ocak’ta Alevi kurumları ile DEM Parti arasında yapılan toplantıyı yorumladı. Demokrasinin sağlanması adına benzer buluşmaların daha sık yapılması gerektiğini belirten Güleç, “Kamuoyunda suyu bulandıran, manipüle eden haberler var. 2012 yılında başlayan süreçte muhalefet, köşeye çekildi ve bu işi iktidara bıraktılar. Bu defa Aleviler, CHP’ye sürece katılması konusunda baskı yapmalı” diye konuştu.

    Devlet yetkilileri ile PKK Lideri Abdullah Öcalan arasında süren görüşmelerin yanı sıra DEM Parti heyeti de İmralı ile temaslarını sürdürüyor.

    Kalıcı bir barış olması adına gözler İmralı’dan gelecek açıklamaya çevrilmişken Alevi örgütleri de müzakere sürecinde yer almak adına ilk kez girişimde bulunarak DEM Parti ile bir araya geldi.

    31 Ocak’ta İstanbul’da Alevi kurum temsilcilerinin çağrısıyla yapılan toplantıda kurum temsilcileri, kaygı ve önerilerini dile getirildi.

    Toplantı sonrası her iki taraf da memnuniyetlerini dile getirirken, daha çok bir araya gelinmesi yönünde uzlaşı sağlandığı bilgisi verildi.

    “BİRARADA OLMAK ÖNEMLİ”

    Toplantıyı takip eden Pir Haber Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç, yaklaşık 7 saat süren toplantıya dair değerlendirme yaptı. Kürtler ile Alevilerin bu tarzda bir toplantıda bir araya gelmesini olumlu gören gazeteci Güleç, şunları söyledi:

    “Türkiye şu anda ciddi sıkıntılarla boğuşuyor. Ekonomik sorun, gerçekten ciddi bir boyut kazanmaya başladı. Herkes bir şekilde yaşama tutunmaya çalışıyor. Artı, bu paralelde gelişen birçok sorun Türkiye’yi zorluyor. Türkiye, kendi içerisinde demokratik anlamda sıkıntılı bir sürecin içerisinde. İfade ve basın özgürlüğü konusunda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Neredeyse ağzını açan herkes, mahkeme kapılarında süründürülüyor. Bu anlamda İmralı ile başlatılan sürece bakarken bunları da göz ardı etmemek gerekiyor.

    Türkiye’de dinamik iki kesim var; Kürtler ve Aleviler. İki kesim de tarihsel sorun olarak Türkiye’de yer alıyor. Son yüzyılın iki sorunudur aslında birikip bugüne gelen. Bir taraftan Kürtler, bir taraftan Aleviler, asimilasyona maruz kalıyor, reddedilip, inkar ediliyor. Bu iki kesimin bir araya gelmesi bu anlamda çok değerliydi. Mutlaka daha önceden bir araya gelmeler ve temaslar olmuştur ama sürecin bu aşamasında bir arada olmak çok önemliydi.

    Süreçte gelişen olaylara hiçbirimiz hakim değiliz. İmralı’da ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama bir gerçeklik var; bunun evveliyatı mutlaka vardır. Yani DEM Parti grubuyla tokalaşma yapan Bahçeli, durup dururken böyle bir noktaya gelmedi. Bunun bir evveliyatı var. Görüşmeler yapılıp temaslar kurulmuştur. Devlet bir şey söylüyorsa bunun hazırlığını mutlaka yapmıştır. Yani devlet açısından hazırlıksız bir süreç değil. Bu anlamıyla İmralı’dan bir açıklama yapılması da bekleniyor. Bu açıklamanın görüntülü mü yoksa canlı mı yapılacağı konusu dahi şu an tartışılıyor. Görebildiğimiz kadarıyla Öcalan’ın, direkt çıkıp hitap etmesi, birilerine mesaj vermesi gibi bir talep söz konusu.”

    “SÜREÇ MANİPÜLE EDİLİYOR”

    Veli Haydar Güleç, müzakere görüşmeleri nedeniyle Aleviler de dahil olmak üzere bütün kamuoyunun kaygıları olduğunu belirtti. “Bilgisiz olmak doğal olarak kaygıyı da beraberinde getiriyor” diyen Güleç, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Alevilerin kaygı taşıması çok normal. Çünkü Aleviler hem Türkiye’de hem de Suriye’de ciddi bir kıyımla karşı karşıya. Burada asimilasyon ve ret politikaları sürdürülürken Suriye’de de bir kıyım söz konusu. Bu anlamda yapılan toplantı önemliydi.

    Kamuoyunda gerçekten suyu bulandıran, çok ciddi manipüle haberler var. Süreci magazinleştiren, sanki Kürtler birilerine yeniden kapı aralayıp iktidar oluşturacak gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Özellikle ulusalcı kesim içerisinde, Kemalist basın yayında bu çokça işleniyor. DEM Parti eş genel başkanlarının buna ilişkin toplantıda yaptığı açıklamaları önemliydi. Dile getirilen şu düşünce önemli; ‘2015’ten beri biz, iktidarla mücadele ediyoruz ve iktidara karşı duruşu bugüne kadar biz sergiledik. Her seçimde onlara karşı mücadele ettik, artı son iki seçimde CHP’nin kazandığı belediyelerin büyük çoğunluğu Kürtlerin oylarıyla kazanıldı’.

    İktidara yakınlık gösterecek bir yapı neden CHP’ye belediye kazandırsın? En azından bunu hesaplayıp düşünmek gerekiyor. Bu anlamda kamuoyundaki bu algıları giderecek önemli açıklamalar yaptılar. Ama asıl sorun, Alevilerin ne düşündüğü konusuydu. Aleviler süreci nasıl karşılayacak konusu bende de merak uyandırıyordu. Toplantıya katılan kurum başkanları ve diğer katılımcıların konuşmalarından benim çıkardığım sonuç şu; evet Aleviler bu süreçte yer almak istiyor. Yani bu sürecin bir parçası olmak gibi bir niyet var ortada. Ama bu niyeti ete kemiğe büründürmesi gereken kesim yine Aleviler. Yani Alevilerin bu süreçte yer alması demek şu anlama gelmiyor; ‘Aleviler gelsin bu sürece katılsın’ değil. Aleviler bir tartışma süreci başlatmak zorundalar. Yani kamuoyunu bir şeye hazırlamak çok önemlidir. Yani siz bir konuyu tartışmadan, müzakere etmeden bir şeyin içerisinde zaten yer alamazsınız. Önemli olan o tartışma sürecini başlatabilmek. Mesela Kürt sorunu tartışılamıyor. Bu ve benzeri toplantıların çok sıklıkla yapılması gerektiğini düşünüyorum.”

    “ÜLKENİN DEMOKRASİ SORUNU VAR”

    31 Ocak toplantısında DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın “Bu ülkede sorun çözerken Alevileri, kadınları, dezavantajlı grupları düşünmeden bir adım atamayız” sözünün de altını çizen Güleç, şöyle devam etti:

    “Tuncer Bakırhan, ‘Kürt sorunu çözülsün de diğerleri önemli değil’ algısının doğru olmadığını özellikle belirtti. Evet bu ülkenin demokrasi sorunu var. Çünkü demokrasiyi inşa edebilirsek bu ülkedeki temel sorunların da önünü açmış olacağız. ‘Demokrasi’ derken eşit olmak isteniyor, yani toplumda bir eşitlik kavramını oturtmak gerekiyor. Yani Türkler ne kadar hak sahibi ise Kürtler de o kadar hak sahibidir. Sünni İslam toplumu ne kadar hak sahibi ise Aleviler de o kadar hak sahibidir. Yani eşitlik sadece birilerinin sorununun çözümü ile sağlanabilecek bir sorun değil.”

    “CHP’YE BASKI YAPMAK GEREKİYOR”

    Gazeteci Veli Haydar Güleç, müzakere sürecinde muhalefetin daha fazla rol alması gerektiğinin altını çizdi. 2012 yılında başlayan müzakere sürecine değinen Güleç, “O yıllarda muhalefet köşeye çekildi ve bu işi iktidara bıraktılar. Muhalefet, soruna muhalefet etmeye başlamıştı” diye de ekledi. Veli Haydar Güleç, mevcut süreçte CHP’nin daha fazla rol alması gerektiğini de ekleyerek şöyle devam etti:

    “Alevilerin bu konuda CHP’ye yoğun baskı yapması lazım. Alevi nüfusunun önemli bir kesimi CHP’ye oy veriyor, böyle bir gerçeklik var. O nedenle buraya baskı yapmak gerekiyor. En önemlisi bütün kamuoyunda sorunun tartışılacak kanallarınon açılması lazım. Herkes kendi tabanına buna ikna etmek zorunda. Bu süreci bir sonuca erdirmek istiyorsak burada herkesin elini taşın altına koyması lazım. Başka bir çözüm yolu bulamazsınız. Ancak bu kesimlerin ortak çalışması, birlikte adım atmasıyla sorun çözülebilir. Bu kesimler, ortak bir toplumsal baskı oluşturamazlarsa, iş iktidarın inisiyatifine kalıp onun merhameti çerçevesinde bir noktaya gelecektir.

    Süreç çözümsüzlüğe de gidebilir, çözüme de gidebilir, bunu bilemeyiz. Çünkü Ortadoğu’daki koşullar şu anda çözümü zorluyor. Ortadoğu’da taşlar yerinden oynamış durumda. Kürt sorunu, Ortadoğu’daki başat sorunlardan bir tanesi. Kürt sorunu İran’ı, Türkiye’yi, Irak’ı ve Suriye’yi ilgilendiriyor. Ayrıca bu ülkelerin hepsi de kendi içerisindeki sorunu çözmek gibi bir zorunlulukla şu an karşı karşıya. Öcalan’ın işaret ettiği konu biraz da bu; yani biz bu sorunu kendi içimizde çözebiliriz, bunun koşulları var ama biz çözmezsek uluslararası güçlerin çözümüne razı olmak zorundayız gibi bir noktaya getiriyor.”

    MEDYANIN SÜREÇTEKİ ROLÜ!

    Barış arayışında medyanın alması gereken tavır da Veli Haydar Güleç’in değerlendirdiği bir diğer başlık oldu. “Toplumun haber alma hakkı çok temel bir haktır” diyen Güleç, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bakın, iktidar sürekli medyaya baskı uyguluyor. Çünkü iktidar, herkesi kendi yarattığı medyanın gölgesinde tutmaya çalışıyor. İktidar, şu an bu süreci özgür habercilik yapan medyayı bir şekilde susturmak üzerine kurgulamış.

    Medyanın dili tabii ki çok önemli. Bizim de amacımız bu sürece hizmet etmek. Çözüm arayanların sesi olmak çok önemli. O yüzden biz, Alevi haberciliği yaparken onların sesini kamuoyuyla buluşturmak istiyoruz. Ama bunu yaparken özellikle Alevi dünyasından daha etkin olmalarını istiyoruz. Yani biz, Alevilerin günde 3-5 etkin haberini servis etmek isteriz. Yani Alevi kurumlarını, şahsiyetleri bir faaliyet halinde görmek isteriz. Eğer bir çalışmayı toplumla buluşturmazsanız o iş orada kalıp sönümleniyor. Bu yüzden medya çok önemli ve herkesin bu alanı iyi kullanması, faydalanması gerekiyor.

    Beklentimiz tabii ki bu ülkede toplumsal barışın sağlanması, akan kanın durmasıdır. Yani sorun şu değil; ‘birilerine danışalım, onlar ne der’ sözünün ötesinde bir annenin bir daha gözyaşı dökmemesini sağlayabilmektir, acı haber duymamasını sağlamaktır. Sürece herkesin bu noktadan bakması gerekir diye düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Esenyurt’ta miting: Devlet, Kürt sorununun çözümünde acilen adım atmalıdır-VİDEO

    Esenyurt’ta miting: Devlet, Kürt sorununun çözümünde acilen adım atmalıdır-VİDEO

    PİRHA- Esenyurt’ta gerçekleştirilen mitingde Kürt sorununun çözümüne dair somut adımların atılması gerektiğine vurgu yapılarak, barışa olan inancın ancak bu adımların atılmasıyla mümkün olacağına işaret edildi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bulunan Cumhuriyet Meydanı’na “Özgürlüğü örgütlüyoruz” şiarıyla “Özgürlük için ekmek, adalet ve barış” mitingi düzenledi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın katıldığı mitinge sabahın erken saatlerinde yurttaşlar akın etti. Mitinge çok sayıda siyasi parti, kurum, kuruluş, sendika, platform temsilcisi de katılım sağladı.

    “BARIŞIN ZAMANI GELDİ”

    Mitingde ilk olarak DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Gonca Yangöz, mitingi “barış talebiyle” gerçekleştireceklerini belirterek, mücadelelerine devam edeceklerinin mesajını verdi.

    Tarihi günlerden geçtiklerini belirten DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Murat Kalmaz, barış için üstlerine düşecek olan her göreve hazır olduklarını söyledi. Murat Kalmaz, mücadele çizgilerini güçlendireceklerini belirtti.

    Barış Anneleri adına Rewşan Güler de halkı selamlayarak, yıllardır savaşın devam ettiğini ve artık barışın zamanının geldiğini belirtti. Rewşan Güler, barışın herkese kazandıracağını söyledi.

    Ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, bugün barış için buluştuklarını söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Bugün adalet, barış, özgürlükleri talep etmek için geldik. Bugün biz toplanırken, toplanmamızı engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Barikatları görüyorsunuz. Bu barikatlar barışa karşı kurulmuştur. Bizler barış için tüm bedelleri verenler olarak bu barikatları çoktan yıkmışız. On yılardır mücadelemiz devam ediyor. Bu mücadelede şehit düşen bütün yoldaşlarımızı buradan bir kez daha minnetle anıyorum. Bu mücadele de gözaltına alınan, tutuklanan, siyasi rehine olarak tutulan bütün arkadaşlarımıza selamlarımızı gönderiyoruz. Mücadelemiz hapishanedeki demir parmakları kırmak, İmralı tecridini kırmak, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve adını sayamadığım binlerce arkadaşlarımızın içindir” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINI KABUL ETMİYORUZ”

    Orta Doğu ve dünyada yeni küresel bir sistemin dizayn edildiğini belirten Tülay Hatimoğulları, yaptıkları mitinglerin ölümleri durdurmak için olduğunu ifade etti. Hatimoğulları, “Bu mitingler Suriye’de Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da, Orta Doğu bölgesinde devam eden savaşı durmak içindir. Bugün Suriye ‘de rejim değişikliği olduktan sonra Kuzey ve Doğu Suriye’de Rojava’da bin bir mücadele ile oluşan özyönetimin bir statü kazanmasını engellemeye çalışıyorlar. Buradan bir kez daha diyoruz ki Rojava’dan elinizi çekin. Kuzey ve Doğu Suriye’den elinizi çekin. Bırakın Suriye halkları Kürt’üyle Türkmeniyle Arabıyla Dürzisiyle Alevisiyle Sujnisiyle özgürce kendi iradesini ortaya koyabilecek bir demokratik Suriye’yi inşa edebilsin. Elinizi çekin. Elinizi oradaki Kürt halkının üzerinden çekin, elinizi Alevilerin üzerinden çekin. Suriye ve Lazkiye’de gerçekleşen Hama’da Humus’ta gerçekleşen Alevi katliamını asla kabul etmiyoruz. Oluşturduğu özyönetim ile bütün Orta Doğu’ya model olan bir demokratik toplumsal yönetimi sağlamıştır. Rojava’da mevcut olan bütün farklı halklar ve inançlar orada kendilerini temsil etmektedir. Kadınlar Orta Doğu’nun karanlığında boğulmak istenen kadınlar Rojava’da eş başkanlık ve eşit temsiliyet ile siyasette kamusal alanda toplumsal alanda yaşamın her alanında kadınlar var” ifadelerini kullandı.

    İMRALI GÖRÜŞMELERİ VE MESAJLAR

    Ülkenin ağır ekonomik sorunlar yaşadığının altını çizen Tülay Hatimoğulları, iktidarın emekçilerin yan yana gelip örgütlenmesini engellediğini söyledi. Tülay Hatimoğulları, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

    “İmralı görüşmelerini bu meydanı dolduran siz değerli halklarımız çok merak ediyorsunuz. Bunu iyi biliyoruz. Ama şundan emin olun ki Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımız şuan İmralı’daki görüşmelerin nasıl geçtiğini ve nasıl sonuçlanacağını dört gözle izlemektedir, merak etmektedir. Öncelikle şunu söylemeliyim. Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık durumu oldukça iyi ve sizlere selamlarını getirdim. Selamlarını iletiyorum size. Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza verdiği mesajı şudur: Türkiye’yi demokratikleştirdikçe Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülecektir demiştir. Barışın toplumsallaşması için sadece iktidar sadece DEM Parti değil, Türkiye’deki bütün siyasi partiler bütün muhalefet partileri, bütün kurumlar bütün toplumsal dinamikler mutlaka ve mutlaka bu sürecin bir parçası olmalıdır, yürütücüsü olmalıdır. Yürütücüsü olmalıdır ki kalıcı bir barışı hep beraber sağlayalım.

    “BİR YANDAN BARIŞ, BİR YANDAN KAYYIM”

    Kanın her yerde aktığı bir dönemde barışa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Türkiye oldukça karanlık bir dönemden geçiyor. Bakın kendi belediyeniz ve burada halkın ortak iradesiyle seçilmiş olan değerli Ahmet Özer şu an cezaevinde ve Esenyurt’a kayyım atandı. Bununla kalınmadı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) hakkında açmış oldukları davalarla onu mahkeme koridorlarına göndermeye çalıştılar. Bu irade bir gaspıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. HDP’nin belediyelerinde geçmiş dönemde iki kez şimdi de DEM Parti’nin belediyelerine kayyım atıyorlar. Bir yandan barış diyorlar öte yandan kayyım atıyorlar. Bunun kabul edebilir miyiz değerli halklarımız. Siirt’te yeni kayyım atandı. Biraz önce kayyım atanmış belediyeleri değerli yoldaşımı tek tek saydı. Bizler bir ellerinde sopa bir ellerine havuçla barışın olamayacağını haykırmak istiyoruz. Barış istiyorsanız, biz çok istiyoruz DEM Parti olarak, Kürt halkı barışı istiyor, Türkiye’nin bütün demokrasi güçleri barışı istiyor. Bir yandan barış diyeceksiniz sonra kayyım atayacaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz şu arkada gördüğünüz barikatları barışın mitinginin içinde kuracaksanız. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Biri yandan barış diyecekseniz gazetecileri tutuklayacaksınız bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri İHA ve SİHA’yla vuracaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz biryandan Rojava’ya bombalar yağdıracak, İHA ve SİHA’larla suikastler düzenleyeceksiniz. Değerli halkımıza sormak istiyorum böyle bir barış olur mu? Umuyorum ki saray bizi izliyor, iktidar bizi takip ediyor. Halkın duygu ve düşüncesini siyasini görüşünü, toplumsal duruşunu görüyordur.

    “BARIŞI KENDİ ELLERİMİZLE GETİRECEĞİZ”

    Bizler çok önemli bir görev düşüyor. Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz. Mücadele ederek onurlu bir barışı ve demokratik çözümü hep beraber kazanacağız. İşte biz burada yaptığımız miting gibi Mersin’de de Amed’de de mitinglerimizi gerçekleştireceğiz. Sadece bu mu hayır değil. Türkiye’de muhalefeti, herkesi, her kurumu tek tek dolaşacağız. İl il çalışma yapacağız barış için. Buradan bütün il ve ilçe örgütlerimize ve değerli halklarımıza elbette çok önemli görev ve sorumluluk düşmektedir. Bizler 10 Şubat’a kadar 42 merkezde halk toplantıları yapacağız. Bu halk toplantılarında barışın ve onurlu bir barışın nasıl tesis edilebileceğini hep birlikte konuşacağız. İmralı görüşmelerinin bilgisini siz değerli halkımızla paylaşacağız. İstanbul’da da 3 bölgede bu toplantılarımız gerçekleşecek. Bizim bu çalışmadaki en büyük amacımız evimizde oturarak barışın gelmeyeceğini bildiğimiz için barış mücadelemizi daha çok büyütmek için yollara koyulduk. Nasılsa barış olacak nasılsa çözüm var deyip sizden ricam hiç kimse evinde oturmasın. Barışa bu kadar yaklaştığımız bir dönemde barışı 4 elle tutabilmek için yapmamız gereken şey daha çok çalışmaktır. Alanlara mitinglere gelirken 3 kişi geliyorken 10 kişi gelmektir. Alanlara yüzbinleri doldurmaktır. Newroz için şimdiden büyük bir hazırlığın içine girmektir. Gençleri kadınları örgütlemektir. Ancak bizler bu şekilde barışa kavuşabiliriz.

    BEŞTAŞ: BUNA KİM İNANIR

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise kayyım atmalarına vurgu yaparak, “İktidar şiddet bitsin derken, şiddet uygulamaya devam ediyor. Geçenlerde 15 gazeteci tutuklandı, bileşen partimiz ESP operasyon yapıldı, Sêrt’e kayyım atandı. Orada havaya ateş açıldı. Halkın üzerine mermi sıkıldı. Birileri ‘onların sizin tarafınızdan getirilmediğini nereden bilelim’ diyorlar. Ama birbirlerinden haberi yok. Onların vekili bunu söylerken, başka bir vekil ‘saldırı vardı, o yüzden kolluk güçlerimiz havaya ateş açtı’ dedi. İşte bu kadar iki yüzlüler. Onlar binalarından çıkamayacaklar, binalara kayyım atıyorlar. İsimliğine Belediye Başkanvekili yazmış. Hadi ordan sen kayyımsın! Üç defa kayyım atayacaksın sonra şiddet bitsin diyeceksin, buna kim inanır. Bu halkın iradesine el koymaktan daha büyük bir şiddet var mı? Kürtler bu ülkenin yurttaşı değil mi? Buradaki tüm halklar ve farklılıklarla birlikte burası bizim ortak vatanımız. Biz buraya misafir olarak gelmedik. Biz birlikte burada yaşıyoruz. Bu yüzden Cumhuriyeti Demokrasi ile buluşturacağız. Biz barış mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz ama şiddeti de sinmeyeceğiz. Buna direneceğiz. Barış demek teslimiyet değildir” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞ İSTİYORUZ DİYE SALDIRILARA KARŞI SUSMAYACAĞIZ”

    Beştaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Kendini muhalefet olarak gösteren bazı kesimler sanki biz hiç baskı görmedik, sanki ittifak yapıyoruz gibi saçma sapan yorumlar yapıyorlar. Kürt halkı bugüne kadar dostlarıyla mücadele ettiği partilerle hep birlikte oldu ve asla arkasını dönmedi. Eğer bir masaya oturulacaksa herkesin sözünün olmasını istiyoruz. Biz evet kurtuluş yok tek başına dedik, birileri bunu yeni hatırlamış. Ama olsun birlikte mücadele etmek lazım. Mesela sadece silahların bitmesi değil, mesele konuşmak, adaleti getirmek, demokrasiyi sağlamaktır. Bu nedenle barış halkların buluşması, hakikatlerin ortaya çıkması, adil yargılamaların olmasıdır. Sürecin arkasında olduğunu söyleyenler saygısını koruyunuz. Bunun karşısında milyonlarca insan direndi. Barış istiyoruz diye saldırılara karşı susmadık, susmayacağız. Bu kayyım ve gasp yöntemleri son bulmalı.”

    Miting, konuşmaların ardından sona erdi.

     

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • İmralı Heyeti’nden açıklama: İlkesel olarak barış sürecine destek ortaya çıktı

    İmralı Heyeti’nden açıklama: İlkesel olarak barış sürecine destek ortaya çıktı

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, yaptıkları tüm görüşmelerin olumlu geçtiğini vurgulayarak, “Hemen tüm görüşmeler samimi ve umut verici düzeyde olumlu geçmiştir. Sayın liderler ve heyetleri, ilkesel olarak barış sürecine desteklerini bildirmişlerdir. Kamuoyunun bu çabalarımıza verdiği desteğin sürdürülmesi, barışın ve çözümün inşasında en kıymetli yapı taşı olacaktır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan, 28 Aralık’ta İmralı Cezaevi’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüştü. Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk’ten oluşan heyet, İmralı’daki görüşme sonrası Meclis’te temsiliyeti bulunan siyasi parti başkanları, cezaevindeki tutuklu siyasetçiler ile DEM Parti bileşenleri ve çeşitli çevrelerle bir dizi ziyaret gerçekleştirdi.

    Yapılan görüşmelere dair DEM Parti İmralı Heyeti, yazılı açıklama yaptı.

    Heyet tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “28 Aralık 2024’te İmralı’da Sn. Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiğimiz görüşme sonrası, yine bu görüşmenin sonuçları ve kendisinin de istemi üzerine TBMM, siyasi partiler ve cezaevindeki siyasetçi arkadaşlarımızla bir dizi görüşme gerçekleştirdik.

    3 Ocak’ta TBMM Başkanı Sn. Numan Kurtulmuş’la başlayan ziyaret ve görüşmelerimiz Milliyetçi Hareket Partisi, Gelecek Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, Saadet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Deva Partisi ve Yeniden Refah Partisi başkan ve temsilcileriyle devam etti. 11-12 Ocak tarihlerinde de cezaevlerinde tutulan eski eş genel başkanlarımız ve siyasetçi arkadaşlarımız Sn. Figen Yüksekdağ, Sn. Selahattin Demirtaş, Sn. Leyla Güven ve Sn. Selçuk Mızraklı ile görüşmeler gerçekleştirdik.

    Diyalog ve barış odaklı bu görüşmelerimiz ve fikir teatisi süreci, Eş Genel Başkanlarımız ve parti kurullarımız, parti bileşenimizi oluşturan siyasi parti ve oluşumlar, ittifak halinde olduğumuz siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarıyla da başlatılmış ve sürdürülmektedir.

    Öncelikle bizi nezaket ve hüsnükabulle karşılayarak kıymetli görüş ve önerilerini paylaşan, kaygı ve eleştirilerin son derece yapıcı bir dille ifade eden tüm siyasi partilerimize ve sayın liderlerine en içten saygı ve teşekkürlerimizi sunmak isteriz.

    Ziyaret gündemlerimizin ana eksenini, Sn. Öcalan ile yaptığımız görüşmenin sonuçlarının aktarımı ve ortaya çıkan yeni durumun karşılıklı olarak değerlendirilmesi oluşturmuştur. Bunlar da özetle, Kürt sorununa ve bundan kaynaklı çatışmalı sürece kalıcı çözüm bulmak için pozitif katkı sunma istek ve iradesine, Türk-Kürt kardeşliğinin güçlendirilmesinin tarihsel sorumluluğuna, Ortadoğu’da yaşanan köklü ve geri döndürülemez gelişmelerin yüklediği sorumluluğa, TBMM ve demokratik siyasetin sorunun en önemli çözüm zeminini oluşturduğuna odaklanmıştır.

    Hemen tüm görüşmeler samimi ve umut verici düzeyde olumlu geçmiştir. Sayın liderler ve heyetleri, ilkesel olarak barış sürecine desteklerini bildirmişlerdir. Bununla birlikte çeşitli hususlarda kaygı ve önerileri de olmuştur. Bunlar da temelde sürecin şeffaflığı ve TBMM bünyesinde yürümesi/yürütülmesi hususlarında toplanmaktadır. Bu görüşmeler süresince heyetimizin, kaygıları ve soru işaretlerini gidermeye dönük açıklamaları ve sunumları olmuştur.

    Görüşmelerden edindiğimiz izlenim, tüm siyasi partilerde Kürt sorunundan kaynaklı çatışmalı ve gerilimli süreci geride bırakma hususunda ortak bir arzu ve irade bulunduğu yönündedir. Bunu aşarak ülkemizdeki tüm etnik, dini ve mezhebi unsurların birlik ve kardeşliğini geliştirmenin herkesin yararına ve hayrına olduğu ise ortak fikirdir. Buna paralel bir husus da barış sürecinin genel demokratikleşmeye ve demokratik siyaset alanının genişlemesine vesile olması gerektiğidir.

    Cezaevlerinde başkanlarımız ve arkadaşlarımızla yürüttüğümüz tartışmalarımız son derece olumlu sürmüştür. Sn. Öcalan’ın ve DEM Parti’nin bu süreçte üstleneceği role dair açık desteklerini belirtmişler, siyasal ve toplumsal zeminin güçlendirilmesi yönünde üzerlerine düşen pozitif katkı sorumluluğunun gereklerini yerine getireceklerini ifade etmişlerdir.

    Türkiye ve bölge için barış, demokrasi ve kardeşliğe odaklandığımız bu dönemde, yazılı ve görsel basında zaman zaman karşılaştığımız ayrıştırıcı ve önyargılı üslup ve bunun yarattığı spekülasyon alanı işimizi güçleştirmektedir. Bu sürece dair herkesin, her toplumsal kesimin beklentileri ve ümitleri olduğu kadar kaygıları, hassasiyetleri ve soru işaretleri de vardır. Bunun bilincindeyiz. Hal böyle iken, kulaktan dolma dahi denilemeyecek uydurma söylemleri üreterek dolaşıma sokmak ve yer yer ahlaki sınırları dahi zorlayıcı gündemler oluşturmaya çalışmak, olsa olsa sonucu itibariyle savaş çığırtkanlığına bağlanmaktır.

    Tüm iyi izlenimlerimizle birlikte en kısa zamanda Sn. Öcalan’a bir ziyaret gerçekleştirip sürecin sağlıklı yöntemlerle barışa ulaşması için hiçbir emeği esirgemeyeceğiz. Kamuoyunun bu çabalarımıza verdiği desteğin sürdürülmesi, barışın ve çözümün inşasında en kıymetli yapı taşı olacaktır.

    Sevgi ve saygılarımızla.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Nihat Saltuk Dede: Kayyım atayarak Kürt Sorunu çözülmez! – VİDEO

    Nihat Saltuk Dede: Kayyım atayarak Kürt Sorunu çözülmez! – VİDEO

    PİRHA – Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk, Kürt Sorunu’nun çözülebilmesi için samimiyete ihtiaç olduğunu vurgulayarak, “Samimi olsalar ‘derdiniz ne kardeşim gelin birlikte çözelim’ derler. Bir tarafta Bahçeli güzel konuşuyor ama bir taraftan da kayyum atanıyor. Hangisine inanacağız?” diye sordu.

    Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk Dede, Kürt sorununun çözümüne yönelik sürdürülen görüşmeler hakkında PİRHA’ya konuştu.

    “BİR TARAFTAN BAHÇELİ GÜZEL KONUŞUYOR, BİR TARAFTAN KAYYIM ATANIYOR”

    Nihat Saltuk Dede, Kürt Sorunu’nun çözümüne ilişkin yapılan görüşmeleri değerlendirerek, “Ben Kürt sorununun çözüleceğine inanmıyorum. Çünkü samimi değiller. Samimi olsalar ‘derdiniz ne kardeşim gelin birlikte çözelim’ derler. Bir tarafta Bahçeli güzel konuşuyor ama bir taraftan da kayyum atanıyor. Hangisine inanacağız? Hukuk, adalet yok ki işlesin. Biz Aleviler herkes için adalet istiyoruz. Sırf kendimiz için değil Sünni vatandaşlarımız için de Kürt vatandaşlarımız için de aynı adaleti istiyoruz. Bizim başka derdimiz yok” dedi.

    “DEDELERDEN OLUŞAN 40 KİŞİLİK KOMİTE OLMALI”

    Saltuk, DEM Parti’nin siyasi partilerle yaptığı görüşmelerin sonunda Alevi kurumlarıyla görüşme için geldiklerinde sunacakları önerileri de şöyle anlattı:

    “Biz dedeler toplantısını yapıyoruz. Benim bir önerim var. Dedelerden oluşan 40 kişilik bir komite, onun üstünde 12 kişilik bir şura, onun üstünde bir tane başkan. Meclis görüşmeleri alt komiteden geçmeden üsttekiler tek başına karar veremeyecek. Bu da çok zor değil. Diyanet’te kaç kişi çalışıyor değil mi? Bizde de 50-100 kişi çalışsın. Devletin muhatap alacağı kurum olacak.”

    Saltuk, dedelere çağrı yaparak “Birliğimize dirliğimize sahip çıksınlar. Cüzdanlarını değil vicdanlarını düşünsünler” dedi.

    Devrim FINDIK – Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DEM Parti İmralı Heyeti, AKP ve Gelecek Partisi’yle görüştü-VİDEO

    DEM Parti İmralı Heyeti, AKP ve Gelecek Partisi’yle görüştü-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder ve Van Milletvekili Pervin Buldan ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk, AKP ve Gelecek Partisi’ni ziyaret etti.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşme sonrası siyasi parti liderlerini ziyaret etmeye başlayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder ve Van Milletvekili Pervin Buldan ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk, bugün de ilk olarak Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu görüştü. Görüşme, Gelecek Partisi’nin genel merkezinde yapılırken, DEM Parti heyetini, Davutoğlu ve beraberindeki milletvekilleri kapıda karşıladı.

    Çıkışta açıklama yapan Davutoğlu, görüşmelerin barışla sonuçlanmasını istediklerini belirtirken, Sırrı Süreyya Önder,  DEM Parti Eş Genel Başkanı TÜlay Hatimoğulları’nın sözlerinin çarpıtıldığını ifade etti.
    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk, daha sonra AKP grubuyla görüştü.

    AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala, Meclis Grup Başkanvekili Abdullah Güler, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, DEM Parti heyetini Meclis’te karşıladı. Yapılan görüşmenin ardından bir açıklama yapılmadı.

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları, tehdit iddialarına yanıt verdi: Tüm çabamız onurlu bir barış içindir; nokta!

    Hatimoğulları, tehdit iddialarına yanıt verdi: Tüm çabamız onurlu bir barış içindir; nokta!

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır’da yaptığı konuşmanın “Tehdit” olarak basına yansıtılmasının ardından kamuoyuna açıklama yaptı. Hatimoğulları, “Tüm çabamız onurlu bir barış içindir. Nokta.” ifadelerini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın 5 Ocak’taki Diyarbakır konuşmasının “tehdit gibi sözler” şeklinde yorumlanmasının ardından Hatimoğulları yazılı bir açıklama yaptı.

    Hatimoğulları, söz konusu konuşmasında “Ya pozitif bir şekilde kırılma gerçekleşecek barışı inşa edeceğiz ya negatif yönde kırılmalar gerçekleşecek ve her yer Gazze olacak. O nedenle devlet aklına seslenmek istiyoruz. İmralı’da gerçekleşen bu görüşme yetmez, İmralı kapıları açılmalıdır” demişti.

    “TEHDİT İLE ÇÖZÜM ELDE EDİLEMEYECEĞİNİ BİLEN BİR PARTİYİZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yazılı yaptığı açıklamada şu cümlelere yer verdi:

    “Son söyleyeceğimi öne alarak başlamak istiyorum: Hiç kimsenin gücü bizlerin barış ısrarını ve sözünü çarpıtmaya yetmeyecektir. Tüm çabamız onurlu bir barış içindir. Nokta.

    Dün Diyarbakır’da yaptığım bir konuşmada söylediğim sözler, kimi medya organlarında ve sosyal medya mecralarında çarpıtılmış, anlamından uzaklaştırılarak “tehdit” amaçlı kullandığım iddia edilmiştir.

    Bu tanım ve yaklaşım ile söylediklerimin en ufak bir ilgisi yoktur. Bu kadar kritik ve önemli bir dönemde tam anlamıyla sorumlu ve özenli yaklaştığımızın bilinmesi gerekir.

    Bugün olması gereken, hem Türkiye sınırları içinde hem de Ortadoğu’da Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümünün sağlanmasıdır. Sadece yerel değil aynı zamanda bölgesel bir mesele olan Kürt sorununun çözümü için parti olarak elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu her konuşmamızda belirtiyoruz. Barışçı çözüm her türlü yıkımdan da kaçınmanın tek yoludur. Vurgulamak istediğim de bu konudur.

    Böyle bir dönemde tepki veya tehdit dili ile herhangi bir çözüm elde edilemeyeceğini tecrübelerle bilen bir partiyiz. Esas meselemiz, en sağlıklı şekilde barışçı ve demokratik çözümün gerçekleşmesi için adımlar atılmasıdır. Kamuoyuna saygılarımla sunarım.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kışanak: Kalıcı barış için seyirci olmaktan çıkıp aktif yurttaş haline gelmek gerekiyor-VİDEO

    Kışanak: Kalıcı barış için seyirci olmaktan çıkıp aktif yurttaş haline gelmek gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- HDK İzmir Meclisleri’nin düzenlediği panelde konuşan Siyasetçi Gültan Kışanak, “Kalıcı barışın tesis olması için seyirci olmaktan çıkıp, kendi geleceği hakkında tutum alan aktif yurttaşlar haline gelmeliyiz. Maalesef yüksek siyaset herkesi seyirci haline soktu. Barış konusunda da herkes kendisine ‘Ne yapmalıyım?’ diye sormalı” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisleri “İzmir Barışı Konuşuyor” başlıklı panel düzenledi. Mustafa Necati Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelin moderatörlüğünü Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) İzmir Şubesi Başkanı Coşkun Üsterci yaparken Kürt Siyasetçi Gültan Kışanak, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ve İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tunç Soyer panele konuşmacı olarak katıldı.

    Panelin düzenlendiği salona Kürtçe ve Türkçe “Umutla, direnişle, hep birlikte özgürlüğe” pankartları asıldı. Panele çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri temsilcileri, Musa Anter’in kızı Rahşan Anter, İnsan hakları savunucusu Akın Birdal ve çok sayıda kişi katıldı. Yoğun ilginin gösterildiği etkinlik Halkların Korusu’nun dile getirdiği evrensel şarkılarla başladı.

    “KÜRTLERE YÖNELİK ÖZGÜN YASAL DÜZENLEMELER VAR”

    Panelde ilk konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, 8-9 Şubat’ta uluslararası barış konferansı düzenleyeceklerini bilgisini vererek ülkenin toplumsal barışa ihtiyacı olduğunu söyledi. Meral Danış Beştaş, son günlerde yaşanan siyasi gelişmeleri özetledi.

    Meral Danış Beştaş, ülkede ‘savunma’ harcamalarına aktarılan bütçeye değinerek “İktidarlar kutuplaştırmayla ve savaş söylemiyle iç ve dış düşmanlar yaratarak kendi iktidarların devamını sağlamaya çalışıyorlar. Türkiye’de şu anda hukuki zemin kalmamıştır. Bu ülkede ‘Öcalan yasaları’ var. Kürtlere yönelik özgün düzenlemeler var. Bir sosyal medya paylaşımıyla insanlar hemen ‘terörist oluyor. Bunun temel nedeni Kürt meselesi ve bu mesele etrafında örülen totaliter düzen” diye belirtti.

    “SURİYE’DE ODAKTA KÜRTLER VE ALEVİLER VAR”

    Son İmralı görüşmelerine de değinen Beştaş, “Suriye’de yüz yıllar boyunca konuşulacak gelişmeler yaşanıyor. Ama yine odakta Kürtler ve Aleviler var. Türkiye halen ‘biz orada terör devleti kurmalarına izin vermeyiz’ diyor. Ne terörü, orada halklar bir arada yaşıyor. Orada bütün halkı terörist ilan etme hakkını nerden buluyorlar. Sayın Öcalan’ın özgür olması gerekir. Bu mesele sadece birkaç görüşme ile sağlıklı bir şekilde yürüyemez” diye konuştu.

    ‘BARIŞI TESİS ETMEYE ÇOK YAKINIZ’

    Daha sonra söz alan Tunç Soyer, tüm halklar için barışın önemine vurgu yaparak Kürt sorununa ve yaşanan son gelişmelere dair “50 yıldır yaşanan kayıpların ne kadar çok olduğunu herkes biliyor. Bu defa belki de uluslararası konjonktürdeki risklere rağmen barışı tesis etmeye çok yakınız” sözlerine yer verdi.

    Sürecin TBMM’de meşruiyet kazanmasının sağlanması gerektiğini anlatan Soyer, “DEM Parti mutlaka inisiyatif alıp kendi liderliğinde bir müzakereyi devam ettirmek zorundadır. DEM Parti Eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve mevcut Parti Eş Başkanlarının müzakere sürecinin liderliğini üstlenmeleri gerekmektedir. Sürecin meşruiyeti TBMM’ye taşınmasıyla sağlanabilir. Her ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları korunmalıdır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki tüm Kürtlerin gözü Türkiye’nin üzerindedir. Burada başarıyla sonuçlanacak bir demokrasi mücadelesi tüm bölgeye örnek olabilir” ifadelerini kullandı.

    ‘BARIŞI KAZANIRSAK NE GÜZEL OLUR’

    Son olarak konuşan Gültan Kışanak ise Kürt sorunun siyasi rekabet haline getirildiğini söyleyerek “İlklerimize kadar savaş yaşadık ve barışa da özlem duyuyoruz” dedi.

    Barış için mücadele etmek gerektiğini ifade eden Gültan Kışanak, Kürt sorunun ‘başı boş’ bir sorun olmadığına belirterek “İktidar çözüm sürecinde başlatan diyalog sürecini buzdolabına kaldırdılar. Ama o günden sonra savaş için yeni stratejiler yaptılar. Kürt sorunun vicdanı ağırlığı çok fazladır. Resmi rakamlara bakarsak çözüm süreci başladıktan sonra 38 bin insan yaşamını yitirdi. Faili meçhullerle birlikte yaklaşık 100 bin insanı kaybettik. Çok ağır bir süreç geçirdik. Son 40 yılda neler yaşadığımız konusuna yüzleşmekten korkuyoruz” şeklinde konuştu.

    Kalıcı barışın tesis olması için seyirci olmamak gerektiğini söyleyen Gültan Kışanak, “Maalesef yüksek siyaset herkesi seyirci haline soktu. Bu ülkede 50 milyonun üstünde insan asgari ücret ile yaşıyor ama herke bu duruma da seyirci. Barış konusunda da herkes kendisine “Ne yapmalıyım?” diye sormalı. Biz hepimiz ‘Barışı kazanırsak ne güzel olur’ sloganını her yere yazarak bu soruyla yüzleşip sorumluluklarımızı hatırlamamız lazım” sözlerine yer verdi.

    “KÜÇÜK HESAPLAR FAYDA GETİRMEYECEKTİR”

    Kışanak, son olarak şunları ifade etti:

    “Hikayelerimizi birbirimize anlatmalıyız. Bu şekilde barışa yardımcı oluruz. Biz nasıl biz olacağız? Biz olabilmek için ben ne yapmalıyım? Bu soruları sormamız lazım. Devletlerin sınırları ile ilgilenmeliyim, ortak bir gelecek için sınırsız özgürlük ve demokrasi talep edelim. Kürtlerin bu konuda politik yaklaşımı çok nettir. Eşit ve özgür bir şekilde sınırsız yaşamak istiyoruz. Herkesin bu gelişmelerde çok ciddi kaygıları var. Bu kadar devasa meselenin içerisinde küçük hesapların son derece kısır ve bize fayda getirmeyecek. Geçen zamanı telafi etmek için herkes hakiki barışı kazanmak için kolları sıvaması gerekir.”

    Panel soru cevap ile sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Katledilen gazeteciler dünya basınında, Türkiye’de gündem yapanlar gözaltında’

    ‘Katledilen gazeteciler dünya basınında, Türkiye’de gündem yapanlar gözaltında’

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında, katledilen ve baskıya maruz kalan gazetecilere dikkat çekti. Temelli, 5 yılda 13 gazetecinin yaşamını yitirdiğini söyledi ve “Bu konu dünya basınında gündem yapılmakta, fakat Türkiye’de bu konuyu gündem yapanlar gözaltına alınmakta” diye ekledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Temelli’nin öncelikli gündemi gazetecilere yönelik saldırılar oldu.

    Sezai Temelli, Suriye’de katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i anarak şunları söyledi:

    “İki gazeteciyi, iki özgür basın çalışanını yitirdik. 5 yılda tam 13 gazeteciyi yitirdik. Dolayısıyla bu çok önemli bir sorundur. Bu konu dünya basınında gündem yapılmakta, fakat Türkiye’de bu konuyu gündem yapanlar gözaltına alınmakta. Şişhane’deki protestolarda 59 kişi gözaltına alındı, 9 kişi tutuklandı ve bunların arasında yine gazeteciler var. Gazeteci Öznur Değer için de bugün bir soruşturma başlatılmış. Soruşturmanın nedeni de kamu görevlilerine hakaret. Aslında olay canlı yayında da önümüze çıktı. Kamu görevlilerinin ağza alınmayacak hakaretlerine karşı bir tepkiydi. Türkiye’de katliama dair soruşturma açılması ve konunun aydınlatılması bir yana, tam tersine, konunun aydınlatılmasına yönelik taleplere yönelik saldırılar, gözaltılar ve tutuklamalar devam ediyor.”

    “TEZKERECİ BİR MECLİS”

    Sezai Temelli, Roboski Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle de konuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin son bir yıllık faaliyetlerine de değinen Temelli, şöyle devam etti:

    “Roboski’de 34 masum yurttaş hava saldırısında katledilmişti. Şimdi de İHA ve SİHA’larla Suriyeliler, gazeteciler, masum insanlar katledilmeye devam ediyor. Roboski’nin aydınlatılmaması, işte bu zihniyetin kendisini yeniden üretmesine ve bu katliamları yapmasına neden oluyor. Bu vesileyle, bir kez daha Roboski’de katledilenleri rahmetle anıyorum; sabırla adaletin tecelli etmesini bekleyen halkımıza da başsağlığı diliyorum. Yılsonuna geldik, bir yılı geride bıraktık. Bir yıl boyunca Meclis ne yaptı? Halk için bir şey yapmadı. İktidar ve sermaye için bir şeyler yaptı. Bu şiddet aklını üretmek için, bu savaş aklını üretmek için elinden geleni yaptı ama ne emekçiler ne emekliler ne de engelliler için bir şey yaptı. Başta Kürt halkı olmak üzere, bu ülkede mağdur olanlar için bir şey yapmadı. Toplumsal barışa dair bir adım atamadık ve bir seneyi de böyle geçirdik.

    Bu hafta devlet memurlarıyla ilgili kanun teklifi gelecek. Bu kanun teklifinde bir yıl boyunca yaşadıklarımız tekrar edecek. Herhangi bir sorunun çözümüne dair bir kanun teklifi değil. Torba yasa mantığıyla hazırlanmış ve önümüze gelmiş bir kanun teklifi. Meclis’in kanun tekliflerine ve çalışma şekline baktığımızda adeta bir noterlik makamı gibi çalıştığını görüyoruz. Saray’da hazırlanan kanun teklifleri geliyor. Bu kanun tekliflerinden yasalaşanların birçoğu Anayasaya aykırı. Bunlar Anayasa Mahkemesinden dönüyor, ancak başka bir kanun teklifinin içinde aynı maddeler tekrar geliyor. Aynı yöntemle, oy çokluğuyla geçip gidiyor. En çarpıcı konulardan biri de tezkere konusu. 1980’den beri 80 tane tezkere çıkmış. Bir barış siyaseti üretmek yerine hala militarist akılla tezkereler üreten bir meclis. Bu karakterini koruduğu için de ne ülkeye beklenen barış geliyor ne toplumsal barış geliyor ne de Ortadoğu için belki de elzem olan barış ve diyalog sürecinin önü açılıyor. Her şeyden önce, önümüzdeki dönemde Meclis tezkereci bir meclis olmaktan mutlaka kurtulmalıdır.

    NARİN GÜRAN CİNAYETİ VE TBMM’DE YAŞANANLAR!

    Çok acı olaylar yaşandı, bunlar Meclis gündemine de geldi. Bunlardan biri de Narin Güran cinayeti. Narin’in katledilmesi, vicdanlarda kabul edilemez yaralar açtı. Hem katledilme şekli hem de naaşına o kadar gün sonra ulaşılması ve orada yaşanan olaylar özelinde aslında önemli bir duyarlılık Meclis’e taşındı. Mücadelemizle bir araştırma komisyonu kuruldu. Tabii ki mesele bir tek cinayet değildi. Bu ülkede çocukların uğradığı şiddet, taciz ve istismar meseleleri çok önemlidir. Bu konu araştırılsın diye bir araştırma komisyonu kuruldu ama maalesef Genel Kuruldaki AKP-MHP zihniyetinin komisyonlara da yansıdığını görüyoruz. Komisyonlar meselelerin üzerine sağlıklı bir şekilde gidebiliyor mu? Bu konuda olumlu konuşamayacağım. Araştırma komisyonları, kurulmuş olmak için kurulmamalı; gerçek anlamda işlevlerini yerine getirebilmelidir.

    “KADIN CİNAYETLERİ KOMİSYONUN BAŞKANLIĞINA BİR ERKEK GETİRİLDİ”

    Bir başka olay da “Yenidoğan Çetesi” olarak karşımıza çıktı. Bu konuda da mücadelemiz ve toplumun çok önemli duyarlılığıyla bir araştırma komisyonu kuruldu. Bu konuda da çalışmalar var ama iktidar meseleyi tıkamaya, geçiştirmeye yönelik tavırlar sergiliyor. Bu kabul edilemez. Olayın her boyutuyla açığa çıkması önceliğimizdir. 425 kadın katledildi şu saate kadar. Resmi rakamlar bunlar. Resmi olmayan rakamlar da var. Farklı nedenlere bağlanan cinayetler var ama 425 kadın cinayeti de az değil. Bu konuda da bir araştırma komisyonunun kurulmasını önerdik. Komisyon kuruldu ama başkanı erkek. Bu bile meseleye yaklaşma açısından AKP iktidarının zihniyetini ortaya koyuyor. Dolayısıyla kadınlar bir erkek şiddetiyle karşı karşıyalar. Bazen cinayet olarak, bazen farklı saldırılar olarak karşımıza çıkıyor. Bir komisyon kuruyorsunuz ve başına bir erkeği getiriyorsunuz. Bu konuda söylenecek söz açıkçası bulamıyorum.

    “İMRALI’NIN KAPILARININ AÇILMASI GEREKİYOR”

    Sezai Temelli, geride bırakılan yılın önemli bir başlığının da kayyımlar olduğunu söyledi. Kürt halkının iradesinin 2024 yılında da yok sayıldığını vurgulayan Temelli, İmralı tecridini de hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Darbe dönemini savunanların, darbe hukukunu savunanların o mekanikten beslendiklerini çok iyi biliyoruz. Bunun iptaline yönelik de 10 muhalefet partisinin ortaklaştığı bir kanun teklifi verildi. Bunun bir an önce yasalaşması, iktidarın da bu konuda adım atması iktidara çağrımızdır. Çünkü Türkiye’nin sorunlarını çözmek istiyorsak, bu ancak demokrasinin şartlarıyla mümkün olabilir. Darbe şartları içinde bunu sağlayamazsınız.

    Gelir dağılımındaki adaletsizlikler ortada, bölgesel eşitsizlik ortada. Bugün Kürt illerinin yaşadığı mağduriyet çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Fakat biz bütçe görüşmelerinde ‘şu kadar büyüdük, AB’de şöyle olduk’ gibi bir hamasi sözler dinledik. Hamaset sadece siyasette yapılmıyor, ekonomide de yapılıyor. Ekonomideki hamaset bu bütçeye damgasını vurdu. Halkın hiçbir derdinin çözülemeyeceği bir bütçe bizi bekliyor.

    Hukuk devletini var edeceğimiz en önemli mekan da Meclis’tir. Meclis’in barışa, demokrasiye ve müzakereye açık bir zihniyete vardırılması gerekiyor. Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi değil yeniden kazandırılması gerekiyor. Siyasi tutsaklığa son verecek yasaları hayata geçirecek adımların atılması gerekiyor. Kürtçeye saygı gerekiyor, mikrofonun kapatılmaması gerekiyor. Bugün artık Türkiye halklarının barışa olan özlemi bu kadar büyümüşse, İmralı kapılarının açılmasının arifesinde herkes büyük bir beklenti içindeyse Meclis de üzerine düşeni yapmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Aydın, yazar ve siyasetçilerden Kürt sorununa çözüm çağrısı – VİDEO

    Aydın, yazar ve siyasetçilerden Kürt sorununa çözüm çağrısı – VİDEO

    PİRHA – Kürt sorununun çözümü için çok sayıda aydın, yazar ve siyasetçi bir araya geldi. Taksim Hill Otel’de yapılan basın açıklamasında barış sürecinin başarısının toplumsal desteğe bağlı olduğu belirten Rıza Türmen,  “Kürt sorunuyla ilgili olarak silahların susması ve bir barış ve demokrasi sürecinin başlaması için gereken adımların acilen atılması çağrısında bulunuyoruz” dedi.

    Çok sayıda aydın, yazar ve siyasetçinin katılımıyla İstanbul Taksim Hill Otel’de yapılan basın toplantısıyla iktidara, Kürt sorununda barışçı ve demokratik bir çözüm arayışı için çağrı yapıldı. Salona, ‘Barış ve Demokrasi hepimiz için’ yazılı pankart asıldı.

    Ortak basın açıklamasını Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Rıza Türmen okudu.

    “İKTİDAR, SORUNLARINI ŞİDDETE BAŞVURARAK ÇÖZMEYE ÇALIŞIYOR”

    Türmen, Türkiye’nin güç bir dönemden geçtiğini belirterek sorunlarını şiddete başvurarak çözmeye çalışan bir iktidarın var olduğuna dikkat çekti. Türmen, belediyelere kayyım atanmasına da değinerek “Seçilmiş belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine devlet memurlarını kayyım atamak, her türlü barışçı gösteriye polis şiddetiyle karşılık vermek, en ufak bir eleştiride bulunanları cezaevine göndermek, Kürt sorununu şiddet yoluyla çözmeye çalışmak şiddet siyasetinin değişik yönleri. Öbür yanda Türkiye bir savaş çemberiyle sarılmış durumda. Bunun en büyük acısını sivil halk, kadınlar ve çocuklar çekiyor” dedi.

    “BARIŞ HAREKETİNE HER ZAMANKİNDEN FAZLA İHTİYAÇ VAR”

    Türkiye’yi şiddet ortamından çıkaracak bir barış hareketine her zamandan fazla ihtiyaç olduğunu söyleyen Türmen, “Barış sadece silahlı çatışmaların sona erdirilmesi değil, aynı zamanda savaşa yol açan uyuşmazlıklara çözüm bularak çatışma nedeninin ortadan kaldırılması demektir. Kürt sorununun barışçı yollardan çözümü toplumsal ve siyasal barışın vazgeçilmez bir öğesidir. Barışın silahla sağlanamayacağına inanıyoruz. Öte yandan Kürt sorununu sadece Türkiye’nin sınırları içindeki bir sorun olarak görmek yanıltıcı olur. Suriye’de savaş ve çatışma ortamı ile Kürt sorunu konusunda Türkiye, bölgedeki bütün halkların yararına olacak barışçı bir siyaset izlemediği sürece Türkiye’de Kürt sorunuyla ilgili gerçek bir barışın sağlanması da güçtür. Ekim başından itibaren ortaya çıkan gelişmeler barış beklentisi yaratmakla birlikte, iktidarın Kürt sorununda barışçı ve demokratik bir çözüm arayışı olduğuna dair belirti yoktur” diye konuştu.

    “BARIŞ, SAVAŞIN BİTMESİYLE GERÇEKLEŞMEZ”

    Türmen, konuşmanın devamında şunlara yer verdi:

    “Biz, aşağıda imzası bulunanlar, bir barış sürecinin başlaması için çağrıda bulunmak istiyoruz. Bu aynı zamanda bir demokrasi, ekmek, adalet, özgürlük, insan hakları ve hukuk devleti çağrısıdır. Yaşadığımız deneyimlerden biliyoruz ki, Kürt sorunu ancak demokrasi çerçevesinde ve insan hakları temelinde çözümlenebilir. Kürtlerin hakları ancak Türkiye’de yaşayan her bireyin temel hak ve özgürlüklerinin hukuk devletiyle güvence altına alınmasıyla korunabilir. Katılımcı bir demokrasi ancak yerel yönetimleri boğan katı merkeziyetçiliğin gevşetilmesiyle sağlanabilir. Eşit yurttaşlık ancak bütün kimliklere saygı gösteren çoğulcu bir demokrasiyle gerçekleşebilir. Barış savaşın bitmesiyle gerçekleşmez. Barışın inşa edilmesi, üzerinde duracağı yapıların oluşturulması gerekir. Bu bağlamda barışı her şeyden önce hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası hukuk standartları eksenine oturtmanın önem taşıdığı düşüncesindeyiz.

    BARIŞ SÜRECİNİN BAŞARISI TOPLUMSAL DESTEĞE BAĞLIDIR

    Sürekli, kalıcı bir barışın inşa edilmesinde demokratik toplum-kitle örgütlerinin önemli bir rolü olduğuna inanıyoruz. Şimdiye dek Kürt sorununa ilişkin bütün girişimler devlet ya da siyasal aktörler tarafından yapıldı. Oysa toplumun demokratik birey ve örgütlerinin ön ayak olarak halkla birlikte başlatacağı bir barış süreci barışın toplumsallaştırılmasına, barış sürecine toplumsal destek sağlanmasına, toplumdaki şiddet kültürü yerine barış kültürünün yerleşmesine yol açacaktır. Barış sadece savaşan tarafları kapsayan bir kavram değildir. Bütün toplumu içine alan toplumsal bir kavramdır. O nedenle barış sürecinin başarısı toplumsal desteğe bağlıdır. Kalıcı bir barışın toplum nezdinde inşa edilebilmesi için özgür, eşitlikçi ve demokratik bir toplumsal yaşantının da sağlanması gerekir. Bunun için de ekonomide bölüşümün yoksullar ve çalışanlar lehine yeniden düzenlenmesine, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, kadın katliamlarının, iş cinayetlerinin, bebek istismarlarının, eğitim, sağlık ve barınma sorununun yaşanmadığı bir ülkenin inşa edilmesine gereksinimimiz var.

    BARIŞ VE DEMOKRASİ SÜRECİNİN BAŞLAMASI İÇİN ÇAĞRI

    Barış içinde yaşama hakkı bir temel insan hakkıdır. Nuremberg Mahkemesi’nde savaşın barışa karşı işlenmiş bir suç olduğu kabul edilmiştir. 12 Kasım 1984 tarihli B.M. Genel Kurul kararında “tüm insanların kutsal bir hak olan barış içinde yaşama hakkına sahip olduğu” ifade edilmektedir. 10 Aralık 2010 tarihinde İspanya’nın Santiago de Compostela kentinde düzenlenen Barış İçinde Yaşama Hakkı Kongresi’nde kabul edilen bildiride bireylerin, grupların, halkların adil, sürdürebilir, kalıcı barış içinde yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmekte ve bu hakkın sağlanması ve korunması sorumluluğunun devlete ait olduğunun altı çizilmektedir. Bildiride ayrıca halkların ve bireylerin devlet tarafından “düşman olarak görülmeme hakkı”ndan söz edilmekte. Bu düşüncelerden hareketle, aşağıda imzası bulunan bizler, barış içinde yaşama hakkımızı kullanıyor, Kürt sorunuyla ilgili olarak silahların susması ve bir barış ve demokrasi sürecinin başlaması için gereken adımların acilen atılması çağrısında bulunuyoruz.”

    Rıza Türmen, son olarak şu ifadeleri dile getirdi: “Kürt sorunu Türkiye’de yaşayanların birlikte yaşamı sorunudur. Bu toplantı çabalarımızın ilk adımı bunun sonrası gelecek. Bir süreç olsun barış süreci başlasın istiyoruz. Bundan sonra imzalamak isteyen herkese imza listemiz açıktır.”

    Basın toplantısı, yapılan konuşmaların ardından sona erdi.

    İMZACI LİSTESİ:

    Ahmet Telli, Ali Bayramoğlu, Ali Haydar Konca, Ahmet Faruk Ünsal, Akın Birdal, Ayşe Erzan, Ayşegül Devecioğlu, Baskın Oran, Berrin Sönmez, Binnaz Toprak, Cengiz Arın, Cihangir İslam, Coşkun Üsterci, Eşber Yağmurdereli, Esra Mungan, Erdoğan Aydın, Fatma Bostan Ünsal, Fatma Gök, Filiz Kerestecioğlu, Fikret Başkaya, Gençay Gürsoy, Hacer Ansal, Levent Köker, Mehmet Bekaroğlu, Melek Taylan Ulagay, Murat Karayalçın, Murathan Mungan, Necmiye Alpay, Nesrin Nas, Nurten Ertuğrul, Orhan Alkaya, Orhan Gazi Ertekin, Orhan Silier, Oya Baydar, Pakrat Estukyan, Rıza Türmen, Şebnem Korur Fincancı, Şebnem Oğuz, Tunç Soyer, Ümit Biçer, Ziya Halis

    PİRHA/İSTANBUL

  • On binlerce emekçi Ankara’dan seslendi: Bütçe savaşa değil, yoksulluğa ve barışın tesisine kullanılsın-VİDEO

    On binlerce emekçi Ankara’dan seslendi: Bütçe savaşa değil, yoksulluğa ve barışın tesisine kullanılsın-VİDEO

    PİRHA- KESK’in Ankara’daki mitinginde bütçenin ekolojik yıkım, doğan talanı, savaş, güvenlikçi politika ve silahlanmaya aktarılmasına tepki gösteren on binlerce emekçi, ülkenin kaynaklarının yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılması çağrısında bulundu.

    Anadolu Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen sendika üyeleri, taleplerini taşıdıkları pankartlarla duyurmaya devam ediyor. “Yoksulluk sınır üzerinde maaş”, “Vergide adalet”, “Ulaşım, barınma, beslenme desteği”, “Ücretsiz bir öğün yemek”, “Yan ödemeleri emekliliğe yansıt” ve “İktidarların çıkarları için değil! Kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar ve tüm hak sahipleri için sosyal hizmet” pankartlarını taşıyan KESK üyeleri ,Türkiye’nin dört bir yanından “Geçinemiyoruz” demek için Ankara’ya geldi.

    AKM önünden Tandoğan Meydanı’na yürüyüş başladı. Yürüyüş boyunca halkın geniş kesimlerini yoksullaştıran ekonomi yönetimine, TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon açıklamalarına, yüksek enflasyon karşısında hâlâ ücretlerin baskılanmaya çalışılmasına, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere yeterince bütçe ayrılmamasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. Savaşı derinleştiren politikalara itiraz eden KESK’liler, savaşa harcanacak bütçenin halkın temel gereksinimlerine harcanmasını talep etti.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun, Ankara’da düzenlediği “Geçinemiyoruz” mitingine on binler katıldı. AKM önünden Tandoğan’a kadar yapılan yürüyüşün ardından meydanda yapılan mitingde halkın geniş kesimlerini yoksullaştıran ekonomi yönetimine, TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon açıklamalarına, yüksek enflasyon karşısında hâlâ ücretlerin baskılanmaya çalışılmasına, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere yeterince bütçe ayrılmamasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. KESK’liler taşıdıkları dövizlerle, attıkları sloganlarla kayyum atamalarına da tepki gösterdi.

    KADINLAR TALEPLERİYLE ALANDA

    Kadınlar da kendi talepleriyle miting alanındaydı. Yoksullaştırma politikalarından en çok kadınların ve LGBTİ+’ların etkilendiğini vurgulayan KESK’li kadınlar, merkezi bütçenin de toplumsal cinsiyet ayrımı körü olmaması gerektiğini ifade etti.

    Son dönemde artan kadın cinayetlerine ve yoğunlaşan kadına yönelik şiddete değinen KESK’li kadınlar “Haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkıyor, emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen sömürü düzenine karşı mücadelede birleşiyoruz!” dedi.

    KAYYIMLAR GÜNDEMDE 

    Mitingin gündemlerinden biri de kayyım atamaları oldu. KESK’liler taşıdıkları dövizlerle, attıkları sloganlarla kayyum atamalarına tepki gösterdi. Kayyımun halkın iradesinin gaspı olduğunu ifade etti.

    Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz! şiarıyla, 50 binden fazla kamu emekçisi ve halkın katılımıyla düzenlenen mitingde ortak metni KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz okudu.

    “ÇARKLAR; RANT, SOYGUN ÜZERİNDEN DÖNÜYOR”

    Koçak ve Karagöz‘ün konuşmalarından başlıklar şöyle:

    “Bundan tam 10 yıl önce yine burada, Ankara’da “Emek, Demokrasi, Barış ve Adalet” mitingimizde hep bir ağızdan “Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz! Diye haykırmak istemiştik. Aradan 10 yıl geçti. Bozuk düzende sağlam çark olmayacağını her gün daha ağır bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz. Çünkü bu bozuk düzenin çarkları yıllardır dönmeye devam ediyor. Çarklar; yıllardır ülkemizi emperyalist kapitalist sisteme, yabancı ve yerli tekellere daha fazla bağımlı hale getiren uluslararası sermayenin yağmasına yol açan neo-liberal politikalarla dönüyor. Bu ülkede çarklar; yıllardır borçlanmaya, ranta, betonlaşmaya dayalı bir ekonomik model üzerinden dönüyor.   Çarklar, sadece sanayide, teknolojide, enerjide değil tarımda, hammaddede hemen her alanda dışarıya bağımlı hale getirilmesi ile dönüyor. Bu ülkede çarklar; yıllardır hepimizden, halktan alınan vergilerle, kaynaklarla kurulan; PETKİM’den TÜPRAŞ’a, SEKA’dan TEKEL’e, TEDAŞ’dan SÜMERBANK’a, yem fabrikalarından, limanlara, şeker fabrikalarından madenlere kadar tüm kamu işletmelerini, fabrikaları özelleştirme soygunu ile yok pahasına yabancı ve yerli sermayeye peşkeş çekilmesi ile dönüyor. Çarklar; Kadın emeğinin değersizleştirilmesi, bakım sorumluluğunun kadına yüklenmesi üzerinden dönüyor.

    KAYYIM, KHK, İHRAÇLAR..

    Bizim söylediklerimizi bir yana; 22 yıldır ülkeyi yönetenler bu bozuk düzenin çarklarının nasıl ve kimin için döndürdüklerini zaten açık açık itiraf ediyorlar. Döviz kuru ve enflasyon rekor üstüne rekor kırarken dönemin Maliye Bakanı çıkıp aynen şöyle demişti. “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor”. Doğru çarklar dönüyor. Ama nasıl dönüyor? Çarkların içinde kimler eziliyor ? Emek karşıtı, sermaye yanlısı bütçelerle, adaletsiz vergi sistemi, özelleştirme talanı ve kamunun tasfiye edilmesi ile düzenin çarkları biz emekçileri eziyor. TÜİK’in sahte rakamları ile düşük gösterilen enflasyonla, açlık sınırında ücretlerle, angarya çalışmayla, güvencesiz istihdamla çarklar bizi eziyor. Hak arama yollarımızı kapatan, insan hakları ihlallerini körükleyen güvenlikçi politikalarla, darbelerle, sıkıyönetimlerle, OHAL’lerle, kayyum darbeleri ile çarklar bizi eziyor.

    Grev yasaklarıyla, sendikal hak ihlalleri ile torba yasalarla KHK’lerle, sorgusuz sualiz ihraçlar, açığa almalar, sürgünlerle çarklar bizi eziyor. Doğayı talan eden, yaşam alanlarımızı yok eden ranta dayalı betonlaşma ile çarpık kentleşme ile düzenin dişlileri bizi yok ediyor. Kadın yoksulluğunun, güvencesizliğinin eşitsizliklerin derinleştirilmesi ile bu çarklar bizi eziyor. Kısacası bu bozuk düzenin çarkları; yıllardır halkı, emekçileri, kadınları, yoksullaştırarak,  bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor.

    SAVAŞ POLİTİKALARI

    Bu iktidarın savaş ve rant politikalarının sonuçları; seçilmiş milletvekillerinin halen cezaevinde tutulması Belediye Başkanlarının, Eş Başkanlarının yerine kayyım atanması, halk iradesinin ayaklar altına alınmasıdır. Demokrasinin, hukukun, adaletin, sendikal hak ve özgürlüklerin kırıntılarının bile rafa kaldırıldığı, tek adam rejiminin ferman düzenidir. Siyasal iktidarın ırkçı, gerici bir anlayışla laikliği hedef alması, etnik ve inanç kimlikleri üzerinden toplumun ayrıştırılması ve kutuplaştırılmasıdır.  Kontrolsüz iç ve dış göçün yarattığı göçmen ve sığınmacı sorunları üzerinden ırkçılığı yeniden üretilmesidir. Yaşanan sorunların sebebi savaştan kaçarak ülkemize sığınan yoksul halklar değil emperyalist güçlerin ve yerli işbirlikçilerinin savaş tamtamlarıdır.

    “KAYYIM TOPLUMSAL BARIŞA DARBEDİR”

    Demokrasinin varlığının temel koşulu halk iradesine saygı duymaktır. Bunun aksine her türlü karar ve müdahale halkın demokratik iradesinin gasp edilmesidir. Bir kez daha altını çiziyoruz. Kayyım; halk iradesine, emeğe, toplumsal barışa darbedir. Kayyım; yerel yönetim emekçilerini işinden, ekmeğinden eden, toplu sözleşmelerini iptal eden, sürgünü, sendikal ayrımcılığı, angarya çalıştırmayı rutin hale getiren emek düşmanlığının adıdır. Kayyım; yolsuzluktur, boşaltılan kasalar, Yandaşlara belediyelerde kadro açmak, ihale dağıtmak, halkın omuzlarına katmerli borçlar yüklemektir. Kayyım; rantçı belediyecilik anlayışı karşısında olanlara, eşit yurttaşlık temelinde, bir arada barış içinde yaşamak isteyen halklara yönelik bir gözdağıdır. Kayyım; halkla belediye arasına konulan beton duvarlardır.

    “KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜ VE ALEVİLERE EŞİT YURTTAŞLIK”

    Bizler eşit, özgür, laik ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak istiyoruz. Bu nedenle saltanatlarını sürdürmek için acıdan ve gözyaşından, kutuplaştırmadan, çatışmadan beslenenlerin karşısında bir arada olmaya devam edeceğiz. Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin bütün kazanımlarını, izlerini hafızalarımızdan silmeyi hedefleyen zihniyete karşı; “Laiklik” ve “Demokratik Cumhuriyet” mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz.

    Kürt sorununun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesinden yanayız. Halklarımız barış özlemini ortak yaşam eşit yurttaşlık talebini açıkça ortaya koymuştur. Barış süreci yeniden örülmeli, başta Kürt halkı ve Aleviler olmak üzere halkların eşit yurttaşlık talebinin anayasal güvence altına alınması için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    Koçak ve Karagöz taleplerini şöyle sıraladı:

    “-Öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını, emekçilerin ve emek örgütlerinin bütçe sürecine katılım sağlayabileceği yasal bir düzenleme yapılmasını istiyoruz.
    -Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.
    -Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini, kadınların güvenceli istihdamının arttırılmasını, kadınları şiddetten koruyacak kamusal hizmetlerin genişletilmesini istiyoruz.
    -Vergide ve ücretlerde adalet istiyoruz. Bunun için; tükettiğimiz her şeyden alınan KDV, ÖTV gibi tüm dolaylı vergilerin düşürülmesini,
    -Yoksulluk sınırına kadar olan maaşların, birinci vergi diliminde sabitlenmesi ve %10’a çekilmesini istiyoruz.
    -Vergilerimizden oluşan bütçeden alıp Kamu Özel İş birliği (KÖİ) projelerine, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan Hazine garantilerine son verilmesini istiyoruz.
    -Vergilerimizin, ülkenin kaynaklarının güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; istihdamın arttırılması, yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılmasını istiyoruz.
    -Maaşlarımızda her geçen yıl artan kayıpların karşılanmasını istiyoruz.
    -Asgari ücretin bir işçinin ailesi ile insanca yaşamaya yetecek seviyeye, en düşük emekli aylığının ise asgari ücret seviyesine çıkarılmasını istiyoruz. Biliyoruz ki bunu yapmak için sadece sermaye çevrelerinden almadıkları vergilerin onda biri yeterlidir.
    -En düşük kamu emekçisi maaşının kira, aile, yakacak yardımları ile yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını istiyoruz.
    -Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm çalışanların güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini istiyoruz.
    -Eğitimin tüm aşamalarında çocuklarımıza ücretsiz, bir öğün yemek içilebilir su istiyoruz.
    -Uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan ve temel hakkımız olan; Gerçek Grevli Bir Toplu Sözleşme Yasası talep ediyoruz.
    -Kamuda işe alımlarda, siyasi kayırmacılığa son verilmesini, gençlerimizin işe girmesini engelleyen mülakatın ve güvenlik soruşturmalarının kaldırılmasını istiyoruz.
    -Haksız hukuksuz şekilde KHK’lar ile ihraç edilen tüm emekçilerin derhal görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.
    -Eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetlerinin ücretsiz, anadilinde, ulaşılabilir ve nitelikli hale getirilmesini, bütçelendirilmesini bu alanda özel sektörün teşvikinden vazgeçilmesini istiyoruz.”

    Miting sanatçı Suavi’nin konseriyle son buldu.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Biz çözümü Türkiye’de arıyoruz-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Biz çözümü Türkiye’de arıyoruz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti bu hafta kadın grup toplantısı yaptı. Grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Çözümsüzlük peşinde koşmadık. Biz çözümü içerde arıyoruz. Türkiye’de arıyoruz. Ankara’da, Amed’te görüyoruz çözümü. Eşit ve özgür bir ortamda Türkiye’de ortak bir yaşamda görüyoruz çözümü” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin kadın grup toplantısında gündemdeki konulara dair konuştu.

    Kadınların zılgıtları eşliğinde ve “Kayyımlar gidecek, biz kalacağız” ve “Jin, jiyani azadî” sloganları sonrası konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’ne dikkat çekerek, “Dominik’ten Rojava’ya, İran’dan Hindistan’a, Şili’den Filisti’ne ve dünyanın dört bir yanında biz kadınlar erkek egemen kapitalist sisteme karşı özgürlük mücadelesi veriyoruz, vermeye devam ediyoruz” dedi.

    “EKİM AYINDA 48 KADIN KATLEDİLDİ, 23 KADININ ÖLÜMÜ İSE ŞÜPHELİ!

    Türkiye’de artan kadın katliamlarına işaret eden Hatimoğulları, “Bizler her gün katlediliyoruz. Sadece 2024 yılında 395 kadın erkekler tarafından katledildi. Ekim ayında 48 kadın katledildi. 23 kadının ölümü ise şüpheli. Oysa bu ölümlerin failleri şüpheye yer bırakmayacak şekilde erkek egemen düzenin ta kendisidir. Erkek düzeni çetelesi son 14 yılın en yüksek oranını gösteriyor. Rojin Kabaiş şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Dosyaya gizlilik kararı aldırdılar. Otopsi raporu avukatları ve ailesiyle paylaşılmadı. Yandaş medya tarafından servis edildi” diye konuştu.

    “BİZ BİRKİŞİ DAHA EKSİLMEK İSTEMİYORUZ

    Rojin Kabaiş’in, şüpheli şekilde yaşamını yitirdiğini vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bizden Rojin’in ölümünün şüpheli olmadığına inanmamızı bekliyorlarsa yanılıyorlar. Rojin’in annesi ve ablası aramızda. Asla bu mücadeleyi yalnız vermeyeceksiniz, yanınızda olacağız. Dersim’de Gülistan Doku kaybedildi. Akıbeti bilinmiyor. Gülistan Doku nerede, demeye devam edeceğiz. Biz bir kişi daha eksilmek istemiyoruz. Örgütlenerek mücadele ederek bunlarla baş edebiliriz. bunun dışında bir seçeneğimiz yoktur” şeklinde konuştu.

    “EVDE ÇOCUĞUNA BİR BARDAK SÜT VEREMEYEN ANNENİN ÖFKESİNDEN KURTULMAYACAKSINIZ”

    Esenyurt, Mardin, Hakkari, Batman ve Halfeti’ye atanan kayyımlara dikkat çeken Hatimoğulları, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Kayyım anayasaya ve Avrupa Özerlik Şartı’na aykırıdır, yurttaşın seçme ve seçilme hakkının gaspı demektir, bir siyasi darbedir kayyım. Kayyım, Kürt düşmanıdır, kadın düşmanıdır, muhalif olan her kesimin düşmanıdır. Eş başkanlık sistemimize de bir saldırıdır da aynı zamanda. Belediyelerimizde kadın kenti olmak için attığımız adımları ortadan kaldırmak istiyorlar. İlk icraatları kadın merkezlerimizi ve daire başkanlıklarımızı kapatmak oldu. En son atanan kayyımların bir kaç icraatından bahsedeceğim. Mardin’deki ücretsiz ulaşım için “Jin kart” uygulamasının tamamını durdurdu. 25 Kasım programlarını iptal etti. Biz kadınlar ne yaparlarsa yapsın, eşbaşkanlık, eşit temsiliyet mor çizgimizdir demeye devam edeceğiz. İktidar merkezi bütçede toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretiyor. 2025 bütçesinde her kadın için düşen pay 139.3 TL. Bunun neyiyle kadına karşı şiddetle mücadele edeceğiz?

    Yoksullukla yüzleşmekten özel olarak kaçıyorlar. Bunlar sanki kendi sorunları değilmiş gibi davranıyorlar. Bu ne rahatlık ya, bu ne rahatlık? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Bu yoksulluktan siz sorumlu değil misiniz? Yoksul için bütçe yapmak sorumluluğunu üzerinizden savarak kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz? Yoksulun elinden kurtulamazsınız, açın elinden kurtulamazsınız. Evde çocuğuna bir bardak süt veremeyen annenin öfkesinden kurtulmayacaksınız.

    İzmir’de 5 çocuk yanarak yaşamını kaybetti. Bu iktidar kendi sorumluluğu yokmuş gibi konuştu. Bunu magazin haberi gibi değerlendirdiler. Duygu kalmamış, vicdan kalmamış iktidarda. Kadının yaşam tarzı diyecek kadar ileriye gidebiliyor. Bu ekonomiyle açıklanamaz, neyle açıklanırmış, kadının yaşam tarzıyla. Yuh size, yuh size.

    Bu ülkede ve bölgede Kürt sorunu vardır. Kürt sorunu yoktur diyenlere altını kalın kalın çizerek ifade ediyorum. Son günlerde devam eden tartışmalarda bizler bu konudaki sözümüzü her fırsatta ifade ettik. Biz DEM Parti olarak demokratik zeminde, onurlu bir barıştan yanayız. Bunun için de İmralı tecridi derhal kalkmalıdır, Sayın Öcalan özgürlüğüne kavuşmalıdır. Hem ülkemiz hem bölgemizin barışı için yapacak çok şeyi olduğunun altını ısrarla çizdik, bunu on yıllardır söylüyoruz. Son dört senedir devam eden ağırlaştırılmış tecride karşı mücadeleyi her yerde verdik, vermeye de devam edeceğiz.

    Sarayda kulağına üfürüleni mürekkebiyle yazan, Sayın Öcalan’ın çözüm gücü ve iradesine dair fitne üretmeye çalışanlar var. DEM Parti’nin çözümden yana olmadığını söyleyenler var. Bu bize atılmış bir iftiradır. Bu fitne çabasıyla neyi amaçlıyorsunuz, kimin kelimelerini yazıyorsunuz? Bu dil nefret dilidir, bu dil Ezop’un lanetli dilidir. ‘Kan var büyük kelimelerinin altında’ der Cemal Süreya. Her kelimenin altından barışın fışkırmasını istiyoruz. Bu dil çözümsüzlüğün dilidir. Çözümsüzlüğün faturasını kimse DEM Parti’ye kesemez.

    MHP Genel Başkanı bugün yine bu kürsüde bu konuyla ilgili değerlendirmeler yaptı. Herkesin bilmesi gerekir ki Kürtler de bizler de Washington’da, Moskova’da sınır ötesinde askeri operasyon için vize aramaya çıkmadık. Halkın iradesine kayyım atamadık, dilini kültürünü yasaklamadık. Çözümsüzlük peşinde koşmadık. Tam tersine bu kalemşörler ve kimi siyasetçiler yapıyor. Biz çözümü içeride Türkiye’de arıyoruz. Ankara’da Amed’te görüyoruz çözümü. Eşit adil ve demokratik bir ortamda ve ortak bir yaşamda görüyoruz. Onurlu barış mücadelemize hiç kimse çamur atmaya kalkmasın. O çamur döner size bulaşır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Bakırhan: Kayyım, Kürt halkına düşmanlıktır-VİDEO

    Bakırhan: Kayyım, Kürt halkına düşmanlıktır-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Belediyelere atanan kayyımları eleştiren Bakırhan, “Batman kayyımı ilk iş olarak Kürtçe hizmeti durdurdu. Mardin kayyımı gelir gelmez 420 emekçiyi işinden etti. İşte kayyım budur! Kayyım Kürt halkına düşmanlıktır” değerlendirmesini yaptı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, haftalık grup toplantısında konuştu. Bakırhan’ın öncelikli gündemi, belediyelere atanan kayyımlar oldu.

    “KAYYUMUN İLK İŞİ OLARAK KÜRTÇE HİZMETİ DURDURMAK!”

    Dem Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, konuşmasında şu başlıklara değindi:

    “İnsanlar sokaklarda direnirken Batman kayyımı ilk iş olarak Kürtçe hizmeti durdurdu. İşte kayyım böyle bir şeydir. Kayyımın düşmanlık olduğunu söylüyoruz. Bunu anlatıncaya kadar söylemeye devam edeceğiz. Halklarımız kayyım değil, demokrasi istiyor. Batman’da bir anne, Kürtçe ‘av bi bêjingê nayê komkirin’ dedi. Yani ‘elekle su toplayamazsınız’ dedi. Size soruyorum, kayyım elekle su toplamak değil midir? Başka bir anlamı var mı bunun? İki dönem denenmiş, iktidar atamalardan dolayı çok net cevabını almış, ama buna rağmen yine üçüncü defa denemeye kalkmış.

    Mardin’de Bir vatandaşımız ‘Darbe deyince eskiden Kenan Evren aklı gelirdi, ama şimdi bu iktidar akla geliyor’ diyordu. Aynısını Halfeti’de bir yurttaşımız söyledi. Ortak akıl böyle bir şeydir. Dedi ki ‘bu iktidar kayyım hükümetidir, iktidarıdır’. Dört bir yanda halkımız aslında bu iktidarın ne olduğunu Halfeti’den Mardin’e kadar net bir şekilde dile getirdi

    Yetmiyor bir de belediye eşbaşkanlarımıza ‘Ne idiği belirsiz’ diyor. Bizim idiğimüz belli. Bak burada adalet, barış, demokrasi isteyen insanlarız. Ne idüği belirsiz senin atamış olduğun kayyımlardır. Ne idiği belirsiz aç açıkta olan insanın hakkını, hukukunu yemektir. Hırsızlık, yolsuzluk yapmaktır. Bizim defterimizde, bizim mücadelemizde asla böyle şeyler olmaz. Bin yıllardır bu topraklarda barış, demokrasi, hak ve hakkaniyet mücadelesi veren bir geleneğiz. Ne idiği belirsiz insanlar arıyorsanız kendi etrafınıza ve çevrenize bakın.

    “ETKİ AJANLIĞI YASASININ KARŞISINDAYIZ”

    Açık konuşalım; önce minareyi çalıyorlar, sonra kılıfına uyduruyorlar. ‘Terör’ filan diyorlar. Tam bir safsata, tam bir yalan. Öyle pervasızlaşmışlar ki ayakları bir çakıla değse; canları sıkılıp DEM Partili belediyelere kayyım atıyor. Saray’ın aşçısı güzel çorba yapmadığında canı sıkılıyor, sinirleniyor belediyelerimize kayyım atıyorlar. Yetmiyor bir de ‘terör’ diyor. Bu ‘terör’ yalanına sadece kendileri inanıyor. Bizim partide ‘terör’ yok, ‘terörist’ yok. Biz biliyoruz siz Kürtlerin tamamına ‘terörist’ diyorsunuz, şimdi yetmedi bu etki ajanlığı yasasıyla birlikte Türkiye’nin tamamını, muhalif olan herkesi ‘terörist’ demeye çalışıyorlar. Bu yasanın da karşısında duracağız. Muhalif olan herkesi ‘terör’ kavramına sıkıştırarak, muhalefet yapmasını engellemek, önlemek demokratik siyasetle bağdaşmaz.

    Erdoğan ‘Yargı dirayetli durdu, tebrik ediyorum’ dedi. Gerçekte ortada bir yargı var mı? Hangi yargıdan bahsediyor? Dirayet dedikleri apaçık Kürtlerin, Türklerin, emekçilerin, yoksulların iradesine kayyım atamaktır. Kayyım atanmasını onaylıyor bir de tebrik ediyor. Erdoğan çıkmış diyor ki  ‘Temiz adaylar gösterseydiniz.’ Temizliğin ölçüsü nedir? Keşke temizliği ölçen bir alet olsaydı da kimin ak, kimin kara olduğunu hep birlikte anlasaydık.

    Ya Sayın Erdoğan, memlekette ‘terörist’ yaftası yapıştırmadığınız tek bir insan kaldı mı? Ne yapacağız peki? Mardin’e siyaset kayyımı Mehmet Uçum’u mu aday yapsaydık. Batman’a ihale kayyımı Cengiz Holding’i mi aday yapsaydık? Biz yapsaydık da kim oy verecekti ki bunlara? Bir de temiz adaylardan bahsediyor.

    “KAYYIM ARTIK KÜRTLERİN SORUNU DEĞİL”

    Bakın açık şekilde ifade edelim; kayyım artık Kürtlerin sorunu değildir. Bunu dün söylemiştik, Esenyut’ta bir kez daha ortaya çıktı. Kayyıma karşı hep birlikte dayanışarak durmazsak; kayyım sadece Kürt coğrafyasında değil, Türkiye’nin dört bir yanına önümüzdeki dönem yayılması olasıdır.

    En son Meclis Başkanı da açıklamalar yaptı. Sayın Kurtulmuş, ‘Bir eli silahta, bir eli sandıkta siyaset olmaz’ dedi. Siyasetin sandıktan başka hiçbir yere el atmaması lazım. Emin olun benim elimde hiç silah olmadı. Hiçbir arkadaşımızın elinde silah olmadı. Siyaseti demokratik çözümün adresi olarak gördüğümüz için, bu hakaretlerinize, işkencelerinize yıllardır dayanıyor ve siyaset yapıyoruz. Bu zemine inanmasaydık bu kadar yoğun baskınız zulmünüz karşısında buralarda oturmazdık. Sayın Kurtulmuş o zaman sizlere soruyorum; halkın iradesine atanan bu kayyımlara dair de bir çift sözünüz var mı? Meclis Başkanı olarak bir şey söyleyecek misiniz? Bunu da merakla bekliyoruz. Sayın Kurtulmuş’a soruyorum; yine bir elde milli irade söylemi, diğer elde kayyımla demokrasiye darbe yan yana olur mu? Milli irade ve demokrasi ile darbe yan yana olmaz.

    Bu vesile ile Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partileri ve Meclis Başkanı’nı kayyım yasasını görüşmeye davet ediyorum. Bir günde bu yasayı görüşerek, demokrasi önünde engel olan bu yasayı ortadan kaldıralım, halkın seçtiği yöneticileri bir sonraki seçime kadar o kenti yönetmesinin önünü açalım. Bu konuda da sayın Meclis Başkanına büyük görevler düşüyor.

    “ROJAVA’YA SAVAŞ AÇARAK KRİZLER ORTADAN KALDIRILMAZ”

    Şimdi iktidar temsilcileri Trump’ın seçilmesini fırsata çevirmek istiyorlar. Günlerdir yorum yapıyorlar neredeyse kutlama yapacaklar. Niye? Çünkü bunu Rojava’ya yönelik bir askeri operasyonun zemini haline getirmeye çalışıyorlar. İktidar izlediği politikalarla bugüne kadar büyük krizler yaratı. Şimdi de Rojava’da Kürtlere saldırarak krizi ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu krizler böyle çözülmez. Rojava’ya savaş açarak, saldırarak bu krizleri ortadan kaldırılmaz. İktidar temsilcileri ısrarla Trump’ın seçilmesini ve yeni dönemi bir fırsat penceresi çerçevesinde değerlendiriyor. Açık söylüyorum Türkiye için bir fırsat penceresi varsa -ki var-, Kürt sorunu demokratik yollarla çözerek en büyük fırsat penceresini açmış olur. Fırsat penceresini dışarıdaki başkentlerden arayarak açamayacağınızı belirtmek istiyorum. Trump’tan medet umarak, Washington’da soluğu almak; bu ülkede yaşayan halklara en büyük kötülüktür. Trump’a gideceğinize kendi meselelerimizi oturarak kendiniz çözebilirsiniz. Çözüm Washington’da değil, Moskova’da Tahran’da değil, çözüm Amed ve Ankara’dadır diyoruz.

    1 Ekim’den beri Türkiye’de önemli tartışmalar yürüyor. Sayın Bahçeli’nin el uzatması ile başlayan ve partimizin ortaya koyduğu güçlü çözüm iradesiyle toplumda bir umut oluştu. Sayın Erdoğan, Bahçeli’nin açıklamalarından sonra uzun bir süre sessizliğini korudu. En son bu mesele ile ilgili yaptığı konuşmada da ‘Kürt kardeşim senden bu eli samimiyetle sımsıkı tutmanı bekliyoruz’ dedi. Ama bir hafta geçmeden elimi sımsıkı tutun dediği Kürt halkının iradesine kayyım atadı.

    Kürtlere ‘elimi sımsıkı tutun’ diyen Erdoğan, kayyımlara sımsıkı tutunmaya çalıştı. Sayın Bahçeli cephesinden de Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, kurucu Meclis ruhu, umut hakkı demokratik siyasetin öneminden bahsetti. Bu açıklamaları önemli bulduğumuzu belirtmiştik. Peki ne oldu?  Bahçeli’nin bu açıklamalarından sonra Sayın Öcalan’a 3 aylık disiplin cezası verildi. Bahçeli konuşuyor, Erdoğan önüne set çekiyor. Bakalım önümüzdeki dönemde bu ikili arasındaki tartışmalar nereye evrilecek.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘İktidar Kürt sorununu çözmek isteseydi, Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atamazdı’-VİDEO

    ‘İktidar Kürt sorununu çözmek isteseydi, Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atamazdı’-VİDEO

    PİRHA-AKP-MHP iktidarının Kürt sorununa ilişkin başlattığı sürecin gerçeği yansıtmadığını belirten EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, “İktidarın Kürt sorununu çözmeyeceğini ve çözme iradesini de göstermeyeceklerini çok net bir şekilde ifade edebiliriz. Neden çözmezler çünkü bir taraftan Abdullah Öcalan Meclis’te konuşma yapsın, umut hakkından faydalansın diyeceksiniz ama diğer yandan da Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atayacaksınız” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, AKP-MHP iktidarının Kürt sorununa ilişkin başlattığı sürece ilişkin söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşide EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan ve EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin konuşmacı olarak katıldı. Söyleşinin gerçekleştirildiği salona ‘Son gelişmeler ne anlatıyor, Çözüm süreci mi muhalefeti çözme süreci mi?’ pankartı asıldı.

    “İKTİDAR, HİÇBİR SOMUT ADIM ATMADAN SÜRECİ SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYOR”

    Açılış konuşmasını yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Meclis’in açılmasıyla birlikte Devlet Bahçeli’nin DEM Partililer ile el sıkmasıyla başlayan süreç hiçbir somut adım atılmadan bu süreç iktidar tarafından sürdürülmeye devam ettiriliyor. Daha önce Hakkâri’ye atanan kayyım bu sefer de Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerine atandı” diye belirtti.

    “AKP-MHP İKTİDARI, KÜRT SORUNUNU ÇÖZEMEZ”

    Kürt sorununun Türkiye’de yaşayan halkların ortak iradesi ve ortak mücadelesiyle çözüleceğini belirten EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, “Kürt sorununu çözmemek için direnen bir iktidar anlayışı vardı. Ancak eğer siz sorunu çözemezseniz sorun bir şekilde sizi çözer. AKP-MHP iktidarının Kürt sorununu çözmeyeceğini ve çözme iradesini de göstermeyeceklerini çok net bir şekilde ifade edebiliriz. Neden çözmezler çünkü bir taraftan Abdullah Öcalan Meclis’te konuşma yapsın, umut hakkından faydalansın diyeceksiniz ama operasyonlarınızı kesintisiz bir şekilde sürdüreceksiniz. Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atayacaksınız” dedi.

    “İKTİDAR, KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEME ÜZERİNE ÇALIŞMA YAPIYOR”

    Ülkenin sorunlarını çözemeyen bir iktidarla karşı karşıya olduklarını ifade eden Seyit Aslan, “AKP-MHP iktidarı aslında Kürt sorununu çözmeme üzerine bir çalışma yapıyor, bir müzakereden bahsetmiyorlar. İktidar ‘Eğer uzattığımız eli tutmazlarsa, bu eli yeniden havada bırakırlarsa en şiddetli araçlarımızla yeniden saldıracağız’ diyen ifadeler kullanıldı ve arkasından hemen kayyum kararları geldi. Tek adam iktidarına karşı bir halk muhalefeti giderek birleştiği bir süreci yaşadık. O zaman bu güçleri bölmek, parçalamak gerekir diyerek bugün cumhur ittifakının amaçladığı plan da budur. Bir taraftan Kürt sorununu çözüyormuş gibi yapmak ama diğer taraftan da kendi karşısında olan bütün güçleri ayırmadan parçalayarak yeniden kendi iktidarının ömrünü uzatacağı ve kendi anayasasını yapacağı bir siyasi iklimi hedefliyor” diye konuştu.

    Söyleşi, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • CHP Lideri Özel: Asıl dertleri Kürt sorunu değil, Erdoğan’ın seçilmesi!-VİDEO

    CHP Lideri Özel: Asıl dertleri Kürt sorunu değil, Erdoğan’ın seçilmesi!-VİDEO

    PİRHA-CHP Lideri Özgür Özel, yaptığı grup konuşmasında belediyelere atanan kayyımlara nerede olursa olsun karşı çıkılması gerektiğinin altını çizerek, “Esenyurt’a üzülüyorsan Mardin’e de üzüleceksin. Mardin’e üzülüyorsan Esenyurt’a da üzüleceksin” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel grup toplantısında Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ve Esenyurt, Mardin Büyükşehir, Batman ve Halfeti Belediyelerine kayyım atamalarına dair açıklamalarda bulundu.

    CHP Lideri Özgür Özel, kayyımlara nerede olursa olsun karşı çıkılması gerektiğinin altını çizerek, “Esenyurt’a üzülüyorsan Mardin’e de üzüleceksin. Mardin’e üzülüyorsan Esenyurt’a da üzüleceksin” dedi.

    “KAYYIM KARARLARI SİYASİ KUMPASLARDIR

    CHP Lideri Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Anayasa işi hem gündemi ele alacak hem de Tayyip Bey’in gönlünü yapacak. Sonra 3. Dünya Savaşı’nı konuşmaya, İsrail’in Türkiye’ye saldıracağını Meclis kürsüsünden söylemeye başladılar. Başta bazı liderlerin, bazı kıdemli siyasetçilerin de söylediği şey tecrübemiz sayesinde ortaya çıktı. Kapalı oturum yapılacak dedik. Eğer hak verirsek susacağız ve destek vereceğiz ama sen bunu siyaseten yapıyorsan; söylemediğini ifşa edeceğiz. Gördük ki orada hiçbir şey konuşulmadı. Konuşulmayanı ifşa ettik. millet bunun korkuyu örgütlemek için olduğunu anladı. Kanun teklifi vardı. Hepimizden 60 milyar toplayacaktı. bütçe var, koy lazımsa. yok senden benden alacak. niye aidat, aidiyet yaratsın diye. Maskelerini düşürdük. Şimdi o kapalı oturumu eleştiren yok.

    Partimiz sürekli halkın gündemini konuşurken yeni bir saldırı ve hamle ülke gündemini meşgul etmeye başladı. Bahçeli önce el sıkıştı. Sonra Öcalan’ı kendi konuştuğu kürsüye davet etti. Bugün Bahçeli ‘Sözümün arkasındayım’ dedi. Esas bunu ömrüm boyunca saklayacağım aklındaki baklayı çıkarıyor. Birbiriyle huzura kavuşamayanlar, birbirleri ile bir arada yaşayamayanlar ayrımcılığı nasıl giderecek? ‘Bu kapsamda lazım gelen anayasal düzenlemeyi yapmak önümüzdeki görevler arasında olmayacak mı? Sayın Erdoğan güvencedir, milletin sevdalısıdır, bize göre tek seçenektir’ diyor Bahçeli. Bir kez daha seçilmesi doğal ve doğru değil midir diyor. Erdoğan’ın kürk sorunu vardır. bunlarca dost sorunu yoktur, Erdoğan’ın post sorunu vardır. Sırf Erdoğan geçmişte ‘Balda tuz bulunmaz bir tek senden cumhurbaşkanı olmaz’ dediği Erdoğan için bir kez daha başkan seçilsin diye Öcalan’ı Meclis’e getirmekten bahsetmektedir. Meğer asıl dertleri Kürt sorunu değil asıl dertleri Erdoğan’ın seçilmesiymiş.

    Bu sürecin tuzaklarla dolu bir süreç olduğunu bilelim. Kurduğu hiçbir tuzaktan sonuç alamayan iktidar yerel seçimlerde birinci parti olan partiye kayyım atadılar. Esenyurt üzerinden İstanbul’u İstanbul üzerinden Türkiye’yi kuşatmaya tenezzül ediyorlar. Elimde Ahmet Özer tutuklamasıyla ilgili TRT ve AA’nın alet edildiği üç yalan ve doğrusu var. bir Ahmet Özer, DEM’lidir. Yalan, 10 yıldır CHP’li. Remzi Kartal ile görüştü diyorlar. İddiadır. Kayıt yok. Ama iki AKP’li vekilin Kartal ile yemek yemişliği var, fotoğraf var. Üç, hesabına kaynağı belirsiz para geldi deniyor. Yalan, kızının kira bedeli o para.

    ÖZER’İN KİMLİĞİ ÜSTÜNDEN KÜRTLERE ŞANTAJA DEVAM ETMEK İSTİYORLAR

    İlk kayyım atandığında yüzde 51 ile geldi Ahmet Türk son seçimde ise yüzde 57 ile. Ne seçmeni ikna etmişsiniz ne de Ahmet Türk’ün demokratik zırhı içine işlemiştir. Kayyım kararları siyasi kumpaslardır. bu milletin vicdanından dönmüştür. Ne yaparsanız yapın bu ülkenin gerçek gündemini unutturmaya izin vermeyeceğiz ve konuşacağız.

    OHAL’de KHK ile kayyım atama yetkisi aldılar bugüne kadar 149 kayyım atadılar. Siyasi sebepleri var. Alamadığı ili alıp ranta devam etmek için. Gidin gizin. Esenyurt kent suçları müzesi. 10 kat yerine 25 katlar, küçücük arsalara kocaman evler, altyapı korkunç ve Esenyurt’u o hale getirenler alıp talana devam etmek istiyor. Sayın Özer’in kimliği üstünden Kürtlere şantaja devam etmek istiyorlar.

    Amaç Kürtlerle aramızı bozmak ya da bizi terör savunucusu göstermek. Bir büyük oyun var. Bugün o oyunun ne olduğu ortaya çıktı. Anayasayı değiştirsek fena mı olur, Erdoğan bir daha seçilse ne olur. Bir al-vere girilmiş. Ya bir nihayete ermişler ya da tıkanmışlar. Şu anda ya şantajla ya da algı yönetimi ile karşı karşıyayız. Onların kitlesi Öcalan’a ip atınca da alkışlıyor, halı serince de alkışlıyor. MHP’den bahsediyorum. Milletin aklını, vicdanını küçümseyen bir yaklaşım var.

    Biz ne yaptığını bilen, bütün oyunlarına rağmen 31 Mart’ı kazanan, bugüne kadar birinci parti olan, eğer biz birliğimizi, bütünlüğümüzü, özgüvenimizi kaybetmezsek ilk seçimlerde iktidara gelecek olan, bu ülkenin yoksulunun, işsizinin, güvencesizinin, gençlerinin yüzünü güldürecek olan bizleriz. Kavgayı bitirecek olan, şehit annesinin yüzünü de güldürecek olan Kürt vatandaşımızın evladının da yüzünü güldürecek olan, kendisinin de yüzünü güldürecek olan bizleriz. Meclis’te bir süreç yürütülmesine, şeffaf samimi olunmasına, toplumsal mutabakat aranmasına sahip çıkıyoruz. Ne yaptığımızı biliyoruz. Ne Kürtleri ikinci sınıf görmeye, onları itmeye-kakmaya ne de diğer taraftan milli hassasiyetleri yaralamaya asla niyetimiz yoktur. Bunu ancak kendine güvenen, partisine güvenen, yöneticilerine güvenen, grubuna güvenen, genel başkanına güvenen Atatürk’ün partisi başarabilir. Bunu yapacağız.”

    PİRHAANKARA

  • DEM Parti’den AKP-MHP hükümetine ‘Asıl tarihi fırsat sizin içindir’ mesajı!-VİDEO

    DEM Parti’den AKP-MHP hükümetine ‘Asıl tarihi fırsat sizin içindir’ mesajı!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti, belediyelere atanan kayyım kararına karşı Meclis Grup Toplantısını Mardin’de yaptı. Mardin Büyükşehir Belediyesi önünde yapılan toplantıda konuşan Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Kayyım darbesini hep birlikte püskürteceğiz. Asla boyun eğmeyeceğiz. Haklı mücadele için dün olduğu gibi bugün de kayyumlara karşı mücadele edeceğiz” dediler.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), bu haftaki Meclis grup toplantısını, kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi önünde yaptı.

    Halkın yoğun ilgi gösterdiği toplantıya Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçı, İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, TÖP Sözcüsü Juliana Sözen, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz ile Feray Mertoğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca katıldı.

    “ÇÖZÜM PARLAMENTODADIR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında yaptığı konuşmada “Kayyım darbesini hep birlikte püskürteceğiz” dedi.

    Hatimoğulları’nın konuşmasında öne çıkan başlıklar şunlar oldu:

    “Biz buradan, Mardin’den çağrımızı yineliyoruz. Çözüm parlamentodadır. Parlamentodaki çözüm için herkes elini taşın altına koymalıdır. Asıl samimiyet testi de bu olacaktır!

    Bugün AKP MHP ittifakının ülkeyi uçuruma sürüklediğini hep birlikte görüyoruz. Bir ‘bölücülük, terörle iltisak’ uydurmacasıyla ortaya çıkıyorlar ve her şeyin üstüne çökmeye çalışıyorlar. Belediyeler bizim için 4 duvar demek değildir. Belediye bizim için kentin ta kendisidir, halktır, sokaktır, mahalledir, halkın kenti ile bağıdır. Halkımızla olan bu bağı asla koparamazsınız!

    Türkiye 2015 yılından bu yana demokratik siyasette kesintisiz bir darbe süreci yaşıyor. 4 Kasım 2016 HDP Eş Genel Başkanları sevgili Figen Yüksekdağ, sevgili Selahattin Demirtaş ve milletvekillerimizi, milyonlarca insanın oyunu almış seçilmişlerimizi rehin aldılar. Kenan Evren yaşasaydı ‘bu iktidar bizden daha güzel darbe yaptı’ derdi.”

    “BÖLÜCÜ ARIYORSANIZ KENDİ PRATİKLERİNİZE BAKIN”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bizler 8 yıl önce 4 Kasım’da kabul etmediğimiz ve hep birlikte cevabını verdiğimiz bu siyasi darbecilere tekrar diyoruz ki sizin 4 Kasım’daki siyasi darbeniz Mardin’de, Halfeti’de Batman’da Kürt halkının sandığına çarpmış ve paramparça olmuştur!

    Bunlar bütün hukuksuzluklarını ‘terör’ kavramının arkasına saklayarak yıllardır bu ülkeyi sömürdüler, ülkeyi büyük bir cezaevine çevirdiler. Bütün hırsızlıklarını, yolsuzluklarını terör maskesinin arkasına saklıyorlar. Terör arıyorsanız önce çevrenize bakın. Bölücü arıyorsanız kendi pratiklerinize bakın!

    Asıl tarihi fırsat sizin içindir. Derhal kayyımları geri çekin halkın iradesine saygı duyun. İç cepheyi güçlendirmek kayyım atamak mıdır? Kürt yöneticileri tutsak alıp cezaevlerine atmak mıdır? Kürtlerin özgürlüklerini mi kısıtlamaktır? Buna siz karar verin!”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDK’nin yeni Eş Sözcüleri Danış ve Kenanoğlu oldu

    HDK’nin yeni Eş Sözcüleri Danış ve Kenanoğlu oldu

    PİRHA – HDK 13. Genel Kurulu ardından yeni Eş Sözcüler Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu oldu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), “Umutla, direnişle, hep birlikte özgürlüğe” şiarıyla 13’üncü Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi.

    Kurulda yapılan konuşmaların ardından HDK Eş Sözcülüğü’ne DEM Parti milletvekili Meral Danış Beştaş ile Ali Kenanoğlu seçildi. İsimlerin açıklanmasının ardından konuşan Ali Kenanoğlu, “2011 yılı başlarında Sabahat Tuncel, Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü ile kongre üzerine tartışmıştık. Tabii HDK fikriyatı olması gerektiği gibiydik ve hemen işe koyulduk. Ardından hemen örgütlenmeye başladık. O gün kurduğumuz kongrenin eş sözcüsü olarak çıkmam beni mutlu etti. Herkese başarılar diliyorum” dedi.

    Ardından konuşan Meral Danış Beştaş ise, “HDK bir çatı örgütü olarak iyi işlere imza attı. O yüzden emekçileri geçen arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Yine 1 Kasım Dünya Kobanê Günü idi, onu da selamlıyorum. Bu devrim bir kadın devrimi olarak yer almıştır. HDK’nin örgütlülüğü de en çok kadınlar arasında olacaktır. Kadın her zaman en önde yer alır. Yarın ise 4 Kasım 2016 darbesinin yıl dönümü. Kobanê Kumpas Davası’nda ceza alanlar rehin tutulmaya devam ediyor. Başta Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’a selam olsun. Kobanê’nin bedelini ödetmeye çalışıyorlar. Biz bunun bedelini öderiz ama Kobanê’den vazgeçmeyiz.” ifadelerini kullandı.

    “HDK BU ÜLKEYİ BİRLEŞTİRECEK”

    HDK’nin barışın inşasında oynayabileceği role işaret eden Beştaş, şöyle devam etti:

    “HDK’yi daha çok nasıl büyüteceğimiz vereceğimiz emekle bağlantılı. Tabii şu an bütün hayatımızı etkileyen bir Kürt sorunu var. Kürtlerin varlık meselesi 100’lerce yıldır devam ediyor. Burada HDK’ye düşen rol nedir? Bunun üzerine çok çalışmamız lazım. Barışın Türkiye toplumları tarafından önemsenmesi en çok HDK’ye düşüyor. Halka bu savaş ortamı ve tecridin bize neler kaybettirdiğini anlatmamız lazım. Çünkü karşımızdaki egemen güçler sürekli düşmanlaşmayı ve kutuplaşmayı derinleştiren bir çaba sarf ediyor. Bu çaba sadece sözlü değil, televizyonları, kurumlarıyla ülkeyi bölüyorlar. HDK bu ülkeyi birleştirecek. HDK, birleşerek yola devam etmektir. Onlar algı savaşlarıyla uğraşırken, tecrit devam ediyor. Milletvekilimiz Ömer Öcalan bir ziyaret gerçekleştirdi ama dediğim gibi tecrit devam ediyor. Daha dün disiplin cezası verildi. HDK olarak bu hukuksuzluk rejimiyle, anayasasız rejimle mücadele etmeye devam edeceğiz. Biz her zaman dediğimiz gibi barışın muhatabı Sayın Öcalan’dır. Bugün söylediğimiz onlar tarafından kabul edildi. Bugün en karşıt partinin başı tarafından Meclis’te bu çağrı yapıldı. Bunlara derinlik vermek ve onurlu bir barışı HDK ile inşa etmek mümkün. Sayın Öcalan, ‘Faşizmin batıda alacakaranlık şeklinde, doğuda ölüm sessizliği şeklinde karanlığa göz yummasına izin vermeyeceğiz’ diyor. Biz de buna izin vermeyeceğiz.

    Biz ortak vatan, demokratik cumhuriyete inanan bir yerden yaklaşıyoruz. Bütün ülkede sözümüz var. Bu ülkeyi hep birlikte demokratikleştirmek için görevimiz var. Kaçınılmaz olan savaş değil, barıştır. Tüm ülkede sessiz bir isyan var ama bu direnişe dönmüyor. Bu sessiz isyanı HDK ile direnişe çevireceğiz. Artık pratik zamanı diyorum.”

    Genel Kurul, faaliyet raporlarının okunmasının ardından sona erdi.

    Kaynak: MA

  • HDK 13’üncü Genel Kurulu: Barışın toplumsallaşması, HDK’nin varlık gerekçelerinden biridir

    HDK 13’üncü Genel Kurulu: Barışın toplumsallaşması, HDK’nin varlık gerekçelerinden biridir

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, barışın toplumsallaşmasının HDK’nin varlık gerekçelerinden biri olduğunu söyledi. Çiçek, “Kürt sorununu görüyoruz. Birileri ‘yumuşama’ dedi, Esenyurt’a kayyım atandı. ‘Çözüm süreci’ denildi ama Abdullah Öcalan’a hakaretvari çağrılar yaptılar. Görünen o ki dayatılan egemenlerin barışı kendi normalleridir” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), “Umutla, direnişle, hep birlikte özgürlüğe” mesajıyla 13. Genel Kurulu’nu İstanbul’da gerçekleştiriyor.

    Dr. Kadir Topbaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılan kurula, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra HDK bileşenleri katıldı.

    “HDK GERÇEĞİNİ SAVUNMALIYIZ”

    HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, kongrede yaptığı konuşmaya, 1 Kasım Dünya Kobanê Günü bağlamında Kobanê direnişinde yaşamını yitirenleri anarak başladı.

    Çiçek, savaş geriliminin devam ettiğini dile getirerek “Rojava Devrimi, Kürt halkının varlığını ve özgürlüğünü koruma savunması olarak nitelenebilir. Devrim sadece kendini koruma değil, aynı zamanda özgürlüğünü de sağlamadır. Bugüne kadar kapitalist sistemin bize dayattığı egemenlik birçok şeyi ortaya çıkardı. Halkların özgürlük tarihini, sadece direnmenin yetmediği aynı zamanda özgürlüğün olması ve bu kapsamda özgürlüğün baki olması gerektiğini gösterdi. HDK programında iki egemen kutup karşısında ‘ezilenlerin komünal demokratik yaşamını mümkün kılan gerçektir’ diyor. Buradan hareketle yeni dönem için tartışılması gereken başlıklar da açılıyor. HDK gerçeğini savunmalıyız. Ülke ve bölge gerçeği ‘HDK zamanıdır’ adımının önemini bize gösteriyor. Dünya sermayesinin ve krizinin derinleştiği bir zamandan geçiyoruz. Egemenler buna karşın halklara yurtsuzluk, yoksulluk dayatıyor. Neden ‘HDK zamanı’ demek zorundayız. Filistin ve Kürdistan’da yaşananlar halkların tehlikelerle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Türkiye bundan azade değil” dedi.

    “BİRİLERİ ‘YUMUŞAMA’ DEDİ, ESENYURT’A KAYYIM ATANDI”

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük tecride dikkat çeken Çiçek, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

    “100 yıllık cumhuriyette görüyoruz ki halklar hep karşı karşıya getiriliyor. Bu yüzden ‘HDK zamanı’ demeliyiz. Kürt sorununu görüyoruz. Birileri ‘yumuşama’ dedi, Esenyurt’a kayyım atandı. ‘Çözüm süreci’ denildi ama Abdullah Öcalan’a hakaretvari çağrılar yaptılar. Görünen o ki dayatılan egemenlerin barışı kendi normalleridir. Sizin değerlerinize her gün hakaret edenler nasıl bir barış getirebilir? Barışın toplumsallaşması, halkların barışa taraf kılınması HDK’nin varlık gerekçelerinden biridir. Sayın Öcalan, 20 yıla aşkındır Kürt sorununu çözmeye çalışıyor. Bunu yaparken, aynı zamanda tüm halklar için 12 metrekarelik bir yerde çözüm buluyor. ‘Tecrit nasıl aşılır? Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü nasıl sağlanır?’ soruları halkların birleşik mücadelesinden geçmektedir.

    Türkiye’deki muhalefetin parçalı halinden kurtulmadığını gördük. HDK, tarihsel ittifakta önemlidir. Yine Ekmek, su kadar bu topraklarda mücadele yürütenler için HDK’nin olması gerekiyor. Toplumun politikleşmesi halen temel hedef ise HDK’ye odaklanmak, onu büyütmek zorundayız. Dünyada her çevrenden muazzam direnişler var. Bunları ortak güce dönüştürmek, adete yaşam damarlarındaki kılcal damarlarda gezen bu mücadeleyi ana damarlarda toplamak yapacağımız şeylerden olmalıdır.”

    “HER KOŞULDA DİRENMEK TEK HEDEFİMİZDİR”

    HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir ise yaptığı konuşmada, toplumun ciddi bir baskı altında olduğunu belirtti. Halkların üzerinde küresel bir hegemonya olduğunu vurgulayan Demir,  şunları ifade etti:

    “Dünyanın her tarafında yüzlerce direniş odakları var. Fakat bunların birbirini görmemesi çözümü geciktiriyor. Bütün bu mücadele odaklarını en azından ulaşabildiklerimizi bir araya getirip yükseltmeliyiz. Dolayısıyla buna karşın hem örgütlü hem akılcı bir akılla bunu yapmak mümkün. Uluslararası güçlere karşı mücadele ederek bunu başaran Kobanê halklarına da teşekkür ederiz. Kobanê, dünya halkları için bir umuttur. Bu yüzden asla vazgeçmemek ve her koşulda direnmek tek hedefimizdir. Mücadele sürecinde hayatını kaybeden kadınları, devrimcileri de selamlamak isterim. ‘Halkların hakkıdır’ diyen ve bu yüzden yaklaşık 8 yıldır cezaevinde olan tutsaklara da selam söylemek isterim. Sevgili Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a teşekkürlerimi yollamak isterim.”

    Kaynak: MA

  • ‘Yeni bir süreç başlamış gibi bir algı oluşturulmaya başlanıyor’-VİDEO

    ‘Yeni bir süreç başlamış gibi bir algı oluşturulmaya başlanıyor’-VİDEO

    PİRHA – HDK Kongresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’nin kritik bir süreçten geçtiğini belirterek Kürt sorununun çözümü konusunda hükümet politikalarını eleştirdi. Bakırhan, “Sanki yeni bir süreç başlamış gibi bir algı oluşturulmaya başlanıyor. Bir süreç devam ettirilecekse sadece tek taraflı yorumlar ve açıklamalarla bu süreç yürümez. Dolayısıyla bu tartışmaların bir süreç olmadığını görüyoruz ama bir sürece evriltebiliriz” diye konuştu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), 13’üncü Genel Kurulu’nu İstanbul’da gerçekleştiriyor

    “Umutla, direnişle, hep birlikte özgürlüğe” şiarıyla. Dr. Kadir Topbaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen kurula, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra HDK bileşenleri de katıldı.

    Kurul salonuna, Türkçe, Kürtçe, Arapça da olmak üzere 6 dilde, “Umutla, direnişle, hep birlikte özgürlüğe pankartı asıldı.

    “HDK’Yİ BÜYÜTMEMİZ LAZIM”

    13’üncü Genel Kurul’da konuşma yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, HDK’nin meclis tipi örgütlenmesine büyük ihtiyaç olduğunu vurguladı. Bakırhan, HDK’nin, toplumun yok sayılanlarını örgütlediğini belirterek şu konuşmayı yaptı:

    “Bildiğimiz yukarıdan aşağı doğru bir örgütlenme değil. Bunun için çok kıymetli ve değerlidir. Farklı olan herkesin temsilini sağlayan, farklı olanın kendi dilini, kimliğini, inancını, sınıfını özgürce yaşayabileceği, kendisini ifade edebileceği bir zemindir.

    Ben HDK’nin büyüyeceğine, umut olmaya devam edeceğine, sorun alanlarındaki bütün zeminlerde ciddi örgütlenerek onların taleplerini temsil edeceğine, demokratik bir Türkiye, demokratik bir ulus, eşit yurttaşlar olarak yaşadığımız ülke mücadelesine büyük katkılar sunacağına inanıyorum. Bugün HDK’nin meclis tipi örgütlenmesine ne kadar büyük ihtiyaç olduğunu hep birlikte gördük. Türkiye’de ciddi bir ekokırım, kadın kırım var, ciddi bir göçmen karşıtı anlayış var, ciddi bir kriz var. HDK eğer gerçekten kendisini bu alanlarda meclis şeklinde yeterince örgütleyebilseydi, bu sistemin böylesine pervasızca kadını, çevreyi, göçmeni, ötekiyi yok sayarak ezmesine, zulüm etmesine izin vermeyebilirdik. HDK’yi önemsiyorum, HDK’yi büyütmemiz lazım. HDK’nin önemli bir ayağı olan DEM Parti adına bunları söylüyorum.

    “TÜRKİYE DE KRİTİK BİR SÜREÇTEN GEÇİYOR”

    Çok olumsuz tablolarla karşılaşabiliriz. Ortadoğu’daki bu girdaba kapılmamak için bizim öteden savunduğumuz Türkiye’nin toplumsal barışını sağlaması gerekiyor. En başta Kürt meselesini barışla, diyalogla, müzakereyle, toplumsal uzlaşıyla çözmesi gerekiyor. En başta Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılarak Sayın Öcalan’ın düşüncelerinin, fikirlerinin Türkiye halklarıyla, Türkiye emekçileriyle, kendi arkadaşları ve yoldaşlarıyla buluşmasını sağlamak gerekiyor.

    Belli ki egemenler ve yönetenler de bu durumu kendilerine göre okuyorlar. Son günlerde bir tartışma sürecini hep birlikte izliyoruz. Bu tartışmalar nereye evrilir, bu tartışmalardan ne çıkar, bu tartışmalar halklara bir şeyler kazandırır mı, yoksa daha güçlü bir tasfiye sürecini mi başlatır buna da bakmak gerekiyor. Olası olumlu ve olumsuz sonuçları karşısında en başta HDK örgütlü ve duyarlı olarak kendi tavrını ortaya koyabilecek bir örgütlülüğe ve güce sahip olmalı. Türkiye de kritik bir süreçten geçiyor. Sanki yeni bir süreç başlamış gibi bir algı oluşturulmaya başlanıyor. Süreçler taraflar arasında başlar, bir süreç varsa bu sürecin tarafları vardır. Bir süreç devam ettirilecekse sadece tek taraflı yorumlar ve açıklamalarla bu süreç yürümez. Sürecin diğer taraflarının da meseleye ilişkin ne dediklerini, ne düşündüklerini, nasıl gördüklerini, ne önerdiklerini Türkiye toplumu halkları ve emekçileri bilmek durumundadır. Ama işte her şey Türk tipi olduğu için bu tartışmalar da Türk tipi yürüyor. İktidara mensup siyasi partiler açıklamalar yapıyor, yorumlar yapıyor, bir şeyler konuşuyor ama bu sorunun en önemli tarafları bu meselenin içerisinde değil. Dolayısıyla bu tartışmaların bir süreç olmadığını görüyoruz ama bir sürece evriltebiliriz. Bu tartışmaların bir sürece evrilmesini önemsiyoruz. Bu tartışmaların müzakere, diyalog ile yaşadığımız en önemli meselelerden biri olan Kürt meselesini çözmesini istiyoruz. Biz bunun için varız, HDK bunun için var.

    “ŞİMDİYE KADAR KULLANILAN DİL TERK EDİLMELİDİR”

    Bizler bir taraftan mücadele ederken öte yandan başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’deki diğer meselelerin müzakere ve diyalogla tartışılarak bir çözüme kavuşturulmasının mücadelesini de yürütüyoruz. Ama bu süreç o süreç mi maalesef bu konuda açık net bir şey diyemiyorum. Ama bildiğim net bir şey var hükümetler, iktidarlar hiçbir zaman hak ve hakikat mücadelesi yürüten, alınteri mücadelesi yürüten taraflarla doğrudan bir temas içine girmiyor, onun mücadelesini kabul etmiyor. Dolayısıyla tek taraflı konuşarak bu süreci yürütüyor. İşte bu tartışmaların bir süreç olabilmesi için sürecin taraflarının da bu tartışmaların bir tarafında oturarak düşüncelerini halklarla buluşturması en fazla bizim görev ve sorumluluklarımızdır. Biz bunun için varız, onun için tekrar ediyorum. Bir, Sayın Öcalan’ın fikirlerinin halklarla, emekçilerle buluşmasını sağlayacak koşulların oluşturulması gerekiyor. İki, bugüne kadar kullanılan dilin terk edilmesi gerekiyor. Çünkü yine üstenci, tehdit eden bir dille karşı karşıyayız. Bu dil kesinlikle bu tartışmalara katkı sunmuyor. Bu dilin en başta da iktidar mensupları tarafından terk edilmesi toplumu zehirleyen bu dil yerine daha siyasi, daha olgun, daha kapsayıcı, daha karşıdakini dikkate alan, saygın bir dile dönüşmesi gerekiyor, aksi halde bu tartışmalar süreç olmadan bitmek durumunda kalabilir.

    “HALKIN İRADESİNİ YOK SAYACAKSANIZ…”

    Türkiye barışı diyorlar, bir süreçten bahsediyorlar ama diğer taraftan da dolu dizgin bir şekilde baskılar, zulüm politikaları devam ediyor. Çok ciddi çelişkiler var. Tartışmaların yürüdüğü bir süreçte halkın iradesiyle seçilen Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanması bu ne perhiz ne lahana turşusu dedirtiyor. Gerçekten bunlar bu tartışmaları yöneteceklerse bundan bir şey çıkmaz. Esenyurt’ta ne oluyor sorusunu bu tartışmaları yapan iktidara bizler bugün bu kongre salonundan sormak istiyoruz. Böyle mi tartışacaksınız, bu süreci böyle mi yöneteceksiniz? Halkın iradesini cezaevine atarak, tutsak ederek, iradesine bir kayyım atayarak mı bu süreci yürüteceksiniz? Bu politikalarla kesinlikle bu tartışmaları bir yere evriltemezsiniz, bu toplum artık sözlere kanacak bir toplum değil. En başta da Kürtler ve onun dostlarının yürüttüğü mücadele asla ve kata sözlere kanacak, bu kandırmaca politikalarına inanacak bir noktada değil. Burada oturan her bir arkadaşımız büyük bedeller ödeyerek, büyük mücadele ederek buralara geldiler. Dolayısıyla hükümeti bir kez daha uyarmak istiyoruz. Bu tartışmaları neden başlattınız, bu zulüm politikaları neden yürüyor, Esenyurt’a neden kayyım atadınız? Halkın iradesini yok sayacaksanız bu tartışmaların bir yere evrilmeyeceğini şimdiden belirtmek istiyorum.

    Zorlu bir süreçteyiz, ya büyük kazanımlarla bu süreçten çıkacağız ki bunun zemini hiçbir dönem olmadığı kadar güçlü. Hiçbir dönem olmadığı kadar insanlar şu anki iktidarın uygulamalarından rahatsız. Hiçbir dönem olmadığı kadar emekçiler, işçiler, çalışanlar bu sistem karşısında direniyor, greve gidiyor, hakkını arıyor, Ankara’ya yürüyor, çekinmeden kendi taleplerini ortaya koyuyorlar. Hiçbir dönem olmadığı kadar büyük bir zemin bizleri bekliyor. Şimdi bu zemini, bu itirazları örgütlemek ve bir sonuca ulaştırmak, bu itirazlarla birlikte mevcut kötü gidişatı halklar, emekçiler ve Kürtler lehine, Aleviler, kadınlar lehine çevirmek bizim elimizdedir. Daha fazla örgütleneceğiz, daha fazla büyüyeceğiz, daha fazla ittifaklarımızı geliştireceğiz, sokakta olacağız, daha fazla mücadele edeceğiz, daha fazla bu süreci yakinen takip edip süreç için yapılması gerekenleri, adımları çekinmeden cesurca ortaya koyarak bir sonuca ulaşacağımızı düşünüyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hatimoğulları: Esenyurt’a atanan kayyımla sürece dair mesajımızı almış olduk!-VİDEO

    Hatimoğulları: Esenyurt’a atanan kayyımla sürece dair mesajımızı almış olduk!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, HDK konferansında yaptığı konuşmada iktidara yüklendi. Devlet Bahçeli’nin tokalaşmasıyla başlayan süreci işaret eden Hatimoğulları, “Aslında biz bu sürece ‘süreç’ demiyoruz. Esenyurt’a atanan kayyımla nasıl bir pratik izlemiş olduklarını göstermiş oldular. Bizler de mesajımızı bu anlamıyla almış olduk” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel BaşkanI Tülay Hatimoğulları, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) 13. Kadın Konferansı’na katıldı.

    İstanbul Sancaktepe Kadir Topbaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen konferans, “Umutla yürür, isyanla büyür, direnişle kazanırız!” sloganıyla yapıldı. Konferansa ilgi bir hayli yoğun oldu.

    “HİTLER DÖNEMİNİN BENZERİNİ YAŞIYORUZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, konferansta yaptığı konuşmada Kürt sorununun çözümü konusunda atılan adımları ve kayyım politikalarını eleştirdi.

    Hatimoğulları, konuşmasında şunları söyledi:

    “Umutla ve dirençle yaşamı kendi ellerimizle ilmek ilmek dokuyacağımız bir sürecin içindeyiz. HDK, erkek egemen kapitalist sisteme karşı bütün ezilenlerin ve sömürülenlerin ortak mücadele cephesidir. HDK, partimizin de içinde olduğu kongredir.

    Konferansımızda Türkiye ve bölgede kadınların durumunu en iyi şekilde analiz etmeye çalışacağız. Analizle yetinmeyeceğiz, önümüzdeki dönemdeki mücadele hattımızı ve pratiklerimizi de hep birlikte konuşacağız, planlamalarımızı da hep beraber konuşacağız. Şu bir gerçek ki biz bu coğrafyada her gün katlediliyoruz. Gün geçmiyor ki bir kadın katliamıyla uyanmayalım. En son IŞİDvari yöntemle kadınların boğazlarının kesildiğine tanıklık ettik İstanbul’un göbeğinde. Bütün bu cinayetlerin en büyük sebebi erkek egemen sistem ve bu sisteme çanak tutan mevcut rejimdir.

    Son olarak da Meclis’e gelen 9’uncu Yargı Paketinde kadının kendi soyadını kullanmasının önüne geçmek istiyorlar. Gelmeyeceğine dair açıklamalarda bulunduğu halde iktidar partisi, şimdi 9’uncu Yargı Paketine bunu tekrar eklemiş durumdadır. Bizler şu an Hitler döneminin benzerini yaşıyoruz. Hitler’in ‘mutfak, çocuk, kilise’ üçlemesinin aynısını biz şu anda ne yazık ki Türkiye’de yaşıyoruz. Narinlerin, İkballerin, Ayşenurların, Rojinlerin ve erkek-devlet şiddeti sonucu kaybettiğimiz tüm kadınların yaşam hakkı için; bir daha ölmemek, bir daha öldürülmemek için hep birlikte mücadelemizi çok daha genişletmeye ihtiyacımız var.

    “KADINLARIN YOKSULLUĞUYLA BİR KEZ DAHA YÜZLEŞMİŞ OLDUK”

    DEM Parti ve DEM Parti Kadın Meclisi olarak yürüttüğümüz kampanyalarda biz kadınların yoksulluğuyla bir kez daha yüzleşmiş olduk. Aslında çok iyi bildiğimize, her birimizin kendi evinde ve kendi mutfağında hissettiğine kampanyamızda bir kez daha tanıklık ettik. Mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunlara, ücretle ilgili sorunların yanında sağlık sorunlarına tanıklık ettik. Kadınların ev içi emeğinin nasıl sömürüldüğüne tanıklık ettik. Esnek, güvencesiz, merdiven altı ucuz işçiliğe bir kez daha tanıklık ettik. Bizler şiddete karşı mücadelemizi yürütürken, aynı zamanda emeğimizin hakkı için, eşit işe eşit ücret için ve güvenceli çalışabilmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Eminim ki bu toplantıda bunları çok detaylı bir şekilde konuşacağız.

    “İÇ BARIŞTAN NEYİ KASTETTİĞİNİN ALTINI ÇİZİYORUZ”

    Esenyurt, kent uzlaşasıyla, ortak iradesiyle belediye başkanını seçmişti. Belediye başkanı 2 oydan birini almış bir insan. Buna rağmen halkın iradesi bir kez daha tanınmadı. HDP belediyelerine, Kürdistan’taki belediyelere geçmiş dönemde kayyım atayan bu iktidar, CHP belediyelerine kayyım atamış oldu. Esenyurt halkı yalnız değildir. Kent uzlaşısıyla, toplum uzlaşısıyla, esasen toplumun kendi iç barışıyla elde ettiği bu başarıya tahammül etmeyen, kayyım atayarak halkın iradesini yok sayan, seçme ve seçilme hakkını yurttaşın elinden almaya kalkan bu iktidarın iç barıştan neyi kastettiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. Ahmet Özer derhal serbest bırakılmalıdır ve kayyım da eski görevine gönderilmelidir. Halkı seçilmişler yönetmelidir, atanmışlar değil.

    “KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ ISRARIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Aslında biz bu sürece süreç demiyoruz, dememeliyiz de. Gelişmeler var. Devlet Bahçeli’nin gelip Eş Genel Başkanımızla tokalaşmasıyla iktidar bir sürecin başladığını iddia etti. Biz ise buna bir süreç diyemeyiz dedik. Elbette barışın parıltısının oluştuğu her yerde bizler barış için mücadele etmeliyiz. Barışı talep eden bir kongreyiz, bir partiyiz. Onurlu bir barış için mücadele ediyoruz. Kürt sorununun barışçıl ve demokratik bir şekilde çözülmesi için değil elimizi taşın altına koymayı, canımızı vermeye hazır olduğumuzu her fırsatta ifade ettik. Ama muhalefete, muhalif kesimlere boyun eğdirmeyi hedefliyorlarsa yanılırlar. Bunun mesajını da biz her daim verdik. Esenyurt’a atanan kayyımla nasıl bir pratik izlemiş olduklarını göstermiş oldular. Bizler de mesajımızı bu anlamıyla almış olduk. Ne olursa olsun, Türkiye’de çatışmasızlık sürecinin başlaması ve onurlu bir barışın inşa edilmesi için mücadele etmekten asla geri durmayacağız.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYETİ İNŞA EDECEĞİMİZ GÜNLER YAKINDIR”

    İki bloktan da bu ülkeye fayda yok. Üçüncü Yol’un yolcuları olarak bizler, Demokratik Cumhuriyeti hep birlikte inşa edeceğimiz günlerin yakın olduğunu düşünüyoruz. Nesnel koşullar bu anlamıyla kesinlikle olgunlaşmıştır ve çalışmalarımızı bu anlamıyla sürdürmeliyiz. Bedenimize, emeğimize, kimliğimize saldıranlara karşı biz kadınlar birlikte güçlüyüz. “Jin, jiyan, Azadî” diyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi: Devlet elini inançlardan çekmelidir

    Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi: Devlet elini inançlardan çekmelidir

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi’ni yayınladı. Yazılı yapılan açıklamada “Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Sünni topluma müdahale edilirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla ise devletçe bugüne kadar reddedilen Alevi toplumu yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır” denildi. Açıklamada ortak mücadele vurgusu da yapıldı. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından 20 Ekim’de Siirt’te gerçekleştirilen Alimler, Analar ve Pirler Buluşmasının sonuç bildirgesi açıklandı.

    Halklar ve İnançlar Komisyonu, ağırlıklı olarak Kürt coğrafyasının farklı bölgelerinden alim, ana, pir, cemaat ve topluluk temsilcilerinin toplantıya katıldığını belirterek, programın başarıyla gerçekleştirildiğini aktardı.

    Sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Devletin inançlar üzerindeki hegemonya etkisini kırmak; Alevi ve Sünni inanç toplumları arasındaki ön yargıları aşmak; Sünni ve Alevi toplumunun dinamik yapıları (medrese, tarikat, cemaat, ocak ve Cemevi gibi) ile güçlü bağlar kurmak; ortak bir dil ve pratiğin oluşum zeminini yaratmak gibi başlıklar çerçevesinde tartışmalar yürütülmüştür.

    Bu kapsamda cemaat ve topluluk temsilcileri ile Alimler, Analar, Pirler, Seydalar ve Melelerin yürüttükleri tartışmalarda öne çıkan değerlendirme ve öneriler bu sonuç bildirgesi ile kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.

    Yaşadığımız coğrafyada süregelen çatışmalı süreçler ve farklı güç odaklarının yürüttüğü hegemonya mücadelesi, bir arada yaşayan farklı halkları, inançları ve toplumsal yapıları kutuplaştırmakta ve birbirinden uzaklaştırmaktadır. Bu coğrafyada yaşayan bizler; baskı, katliam, yok sayılma, ötekileştirilme ve yoksullukla karşı karşıyayız. Halklarımız arasına nifak tohumları ekilmekte, çatışma kışkırtılmakta ve bu yolla egemenlerin asıl amacı gizlenmektedir.

    Halklarımızın, inançsal ve dinsel gruplarımızın ve farklı toplumsal kesimlerin dinamik yapılarının bu süreçte oynayacağı rol oldukça önemlidir. İnanç önderlerinin, bilge ve alimlerin bu konudaki her sözü, toplumsal barış, kardeşlik hukuku ve karşılıklı kabullerin sağlanmasında önemli etkiler yaratacaktır. Ayrıca kutuplaşmayı engellemede ve toplumsal sorunların çözümünde inanç önderlerinin önemli birer aktör olduğunu vurguluyor; omuzlarımızdaki tarihi sorumluluğun bilincinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

    Bu bağlamda, toplantımızın amacı herhangi bir siyaset veya grubun görüşlerini hakim kılmak değildir. Gittikçe derinleşen sorunların çözümüne yönelik ortak bir zeminin oluşmasını sağlamak ve tarihsel sorumlulukların gereğini yerine getirmek hedefiyle hareket etmekteyiz.

    Devletin her alana olduğu gibi inanç/din alanına da müdahalesi sürmekte; tekçi bir yaklaşımla inançları denetim altına almaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Sünni topluma müdahale edilirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla ise devletçe bugüne kadar reddedilen Alevi toplumu yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır. En son bu kurum aracılığıyla Dersim’de yapılan sempozyum dilimize, kültürümüze ve inancımıza yönelik bir asimilasyon ve saldırı projesi olarak değerlendirilmiştir. Nihayetinde bu kurumlar, toplumun değil devletin ve siyasal iktidarların ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulmuştur. Bu nedenle, inançların özgürlüğü ve tanınma hakkı ekseninde bu kurumların tahakkümüne son verilmelidir. Devlet, inançlardan amasız fakatsız elini çekmelidir.

    “İHTİYACIMIZ OLAN, BİRBİRİMİZİ TANIMAK”

    Yaşadığımız coğrafyada farklı etnik kökenlerden, dinsel ve inançsal yapılardan oluştuğumuzun; farklı bakış açılarının, yerel ve bölgesel özgünlüklerin olduğunun bilincindeyiz. Tüm bu farklılıklar, bizim açımızdan her daim saygıyı hak etmekte olup tartışma konusu dahi edilmemelidir. Birbirimize benzemek ya da kendi doğrularımızı kabul ettirmek zorunda değiliz. İhtiyacımız olan, birbirimizi tanımak ve anlamaktır. Bu nedenle, toplumumuzu farklılıklar üzerinden kutuplaştıran, çatıştıran ve ayrıştıran zihniyete karşı; inançlarımızı, kültürümüzü, dilimizi, kimliğimizi, geleneklerimizi ve yaşam tarzlarımızı yok sayan tekçi iktidar anlayışına karşı ortak mücadelenin zeminlerini oluşturmak görevimizdir.

    İnanç önderleri, alimler ve topluluk temsilcileri olarak bizler topluma, yaşadığımız zamana ve tarihe karşı büyük bir sorumluluk taşımaktayız. Omuzlarımızdaki sorumluluğun büyüklüğünün farkındayız.

    Farklı inanç/dinsel yapı ve grupların temsilcileri olarak;

    Tarihsel süreç içerisinde birbirimize karşı oluşan ön yargıların kırılması ve kötü dilin düzeltilmesi için ortak çalışmalar yapılması,

    Ortak bir dil ve pratiğin oluşabilmesi için vicdan ve ahlak temelli bir anlayışın inşa edilmesi,

    Toplumsal sorunların çözümünde ortak bir dilin oluşturulması,

    Ötekileştirme, yok sayma, kendine benzetme ve farklılıklara saygısızlık anlayışının her zeminde mahkum edilmesi,

    İktidarın, inançlarımızı kendi politik gündemlerine kurban etmesine karşı güçlü tutumlar sergilenmesi,

    İnançlarımıza ve toplumumuza yönelik saldırı, şiddet, nefret söylemi ve her türlü aşağılama girişimlerine karşı ortak mücadele ve dayanışmanın güçlendirilmesi,

    Kadına şiddet, doğanın talanı, hapishanelerdeki hak ihlalleri ve tecrit uygulamalarının son bulması, barış ikliminin tesis edilmesi, yoksulluğun ve sosyal sorunların giderilmesi için daha güçlü birlikteliklerin kurulması,

    Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için inanç önderleri olarak girişimlerde bulunulması konularında bir irade ortaya koyuyoruz.

    İktidarın tüm ayrıştırma çabalarına rağmen, inançlarımızı tartışma konusu yapmadan sevgiyle ve dostlukla bir arada olma imkanımız fazlasıyla vardır.

    İlk toplantımızı kadim Siirt ilimizde başarıyla gerçekleştirdik. İslami bir inanç merkezi olan Siirt’in bu buluşmaya ev sahipliği yapması değerli olup sonraki çalışmalar için de umut verici olmuştur. İkinci toplantımızı ise kadim Alevi inancının merkezi ve sembol kentlerinden biri olan Dersim’de gerçekleştireceğiz.

    Umuyor ve diliyoruz ki coğrafyamızda sevgi ve barış hayat bulsun.”

    (HABER MERKEZİ)