Etiket: mahkeme

  • DAD: Kobane Davası’nda verilen cezalar IŞİD’e açık destektir, saldırıların devamıdır!

    DAD: Kobane Davası’nda verilen cezalar IŞİD’e açık destektir, saldırıların devamıdır!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Kobane Davası’nda verilen karara, “Bu cezalar, Türkiye’deki sol, sosyalist, muhalif kesimlerin Kürtlerle birlikte yaşama istemlerine verilen cezadır. Bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları hukuki-vicdani değil, Şengal ve Kobane saldırılarının devamı ve IŞİD’e verilmiş açık bir destek olarak görüyoruz” sözleriyle tepki gösterdi.

    IŞİD’in Kobane’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

    Dava kapsamında HDP eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş’a 42 yıl Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tutsak bulunan 5 siyasetçi hakkında tahliye kararı, 12 kişi hakkında beraat verildi. Dava kapsamında 13 kişinin tutukluluğunun devamına karar verilirken siyasetçilere yüzlerce yıllık cezalar verildi.

    Kobane Davası kararına tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Aleviler olarak Kobane davasında siyasetçilere verilen cezaların halkların rızalı birliğine, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ülke özlemine vurulmuş bir darbe olarak gördüklerini belirterek, siyasetçilere verilen cezaların IŞİD’e verilmiş açık destek olduğuna işaret etti.

    Açıklamada, Kürt halkının yaşamına ve yaşam alanlarına yöneltilen soykırım ve işgal saldırıları karşısında, HDP’nin Kobane halkının direnişini sahiplenme çağrısının tamamen meşru olduğu vurgulanarak, IŞİD çetelerine yenilgi yaşatan ve insanlığa rahat bir nefes aldıran Kobane direnişini sahiplenmenin asla suç olamayacağı ifade edildi.

    SURİYE HALKLARINA, ŞENGAL VE KOBANE’YE IŞİD SALDIRILARI

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’nin açıklaması şöyle:

    “Bilindiği gibi emperyalist hegemon güçler ve bölgesel tahakkümcü devletler tarafından 2011 yılında Suriye’de bir iç savaş başlatılmış, on binlerce katil dünyanın dört bir yanından derlenerek bu ülkeye sokulmuş, eğitilerek silahlandırılmış, El Nusra ve IŞİD başta olmak üzere onlarca siyasal İslamcı terör örgütleri kurdurulmuş ve Suriye halkları sayısız katliamlara tabi tutulmuştu.

    “IŞİD BAYRAKTARLIĞINDA TOPLANAN TEÖRÖR ÖRGÜTLERİ SOYKIRIM BAŞLATMIŞTI”

    Orta Doğu üzerinde hesapları olan tüm hegemon merkezler gizli ya da açık biçimde bu katil sürülerini destekleyerek katliam ve soykırımların doğrudan ortağı olmuştur. Kısa sürede Suriye ve Irak’ta geniş alanları denetime alan bu caniler 2014’de Şengal’e yönelerek Ezidi Kürtleri soykırımdan geçirmiş, binlerce kadın ve çocuğu da köleleştirerek köle pazarlarında satışa çıkarmıştı. Bu tekçi, cinsiyetçi, eril ve katliamcı güruha karşı, “Jin Jiyan Azadî” perspektifini esas alarak direnen kadın canların direnişi zamanda ve mekanda iz bırakmıştır.

    IŞİD bayraktarlığında toparlanan bu terör örgütleri ne hikmetse bir kez daha öncelikli hedef olarak mazlum Kürt halkını seçmiş, Şengal’in ardından yine 2014’de Kobane’ye yönelerek yeni bir soykırım saldırısı başlatmışlardı.

    “KOBANE DİRENİŞİNİ SAHİPLENMEK ASLA SUÇ OLAMAZ” 

    Kürt halkının yaşamına ve yaşam alanlarına yöneltilen soykırım ve işgal saldırıları karşısında, Kobane halkının gösterdiği direniş ve Kürt halkının dünyanın her yerinde dostlarıyla birlikte sergilediği dayanışma örneklerinin yanında, demokratik siyaset alanında HDP’nin bu direniş hattını sahiplenme çağrısı yapması da tamamen meşrudur. Savaş istemeyenlerin, bu topraklarda farklı etnik yapıların, kültürlerin, İnançların, kimliklerin rızalıkla, birlikte yaşam hakkını savunanların demokratik olan protesto hakkıdır. Önünde kimsenin duramadığı insanlık düşmanı IŞİD çetelerine yenilgi yaşatan ve insanlığa rahat bir nefes aldıran Kobanê direnişini sahiplenmek asla suç olamaz. Dünya halkları bu önemi bildiği için 1 Kasım gününü Dünya Kobanê günü ilan ettiğini unutmamalıyız.

    “DEMOKRASİ GÜÇLERİNE VERİLEN CEZADIR”

    2014’den itibaren başlatılan davalar silsilesinin birleştirildiği Kobane davası hukuki değil tamamen siyasi bir davadır. Bu davayla HDP Eş Genel Başkanları ve onlarca siyasetçi tutuklanmış, AHİM ’in tahliye kararları uygulanmamış, 16 Mayıs 2024’de açıklanan karar davasıyla da demokratik siyaset yapmakta olan Kürt ve devrimci siyasetçilere yüzlerce yılı bulan cezalar verilmiştir. Bu cezalar, Türkiye’de ki sol, sosyalist, muhalif kesimlerin Kürtlerle birlikte yaşama istemlerine verilen cezadır. Uluslararası paramiliter güçlerin denetiminde olan IŞİD ve benzeri örgütlerin katliamlarını protesto edenlere verilen cezadır. Türkiye’de demokratik cumhuriyet için siyasetin toplumsallaşmasını savunan demokrasi güçlerine verilen cezadır. Savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunanlara verilen cezadır. Kobane davası, DAİŞ çetelerine ve onların savunucusu olan güçlere karşı, halkların ikrarlı birliğinin savunulduğu davadır. Verilen cezalar Söz konusu Kürtler olunca, sol, sosyalist, muhalif güçlerin birlikte mücadelede etmesini engellemeye yönelik bir anlayışın sonucudur.

    “CEZALAR, İŞİD’E VERİLMİŞ AÇIK DESTEKTİR”

    Bizler biliyoruz ki, DAİŞ başarılı olsaydı öncelikle Kürtler ve Alevilere yönelik katliamlar yapacaktı. Emevi İslam anlayışının devriye hali olan DAİŞ ve destekçilerinin yenilgiye uğraması bir çok kitlesel katliamın engellenmesi anlamına geliyor.

    Biz Aleviler olarak Kobanê davasını ve siyasetçilere verilen cezaları halklarımızın rızalı ve ikrarlı birliğine, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ülke özlemine vurulmuş bir darbe olarak görüyor, bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları ret ediyoruz.

    Bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları hukuki-vicdani değil, Şengal ve Kobane saldırılarının devamı ve IŞİD’e verilmiş açık bir destek olarak görüyoruz. Bu dava ve kararlar, halklarımızın ve ahlaki-insani kaygı taşıyan tüm insanlığın vicdanında en başından beri mahkûm olmuştur. Dava derhal kaldırılmalı ve siyasetçiler tahliye edilmeli, bir hakikat komisyonu kurularak bu sürecin gerçekleri ve hukuksuzlukları açığa çıkarılmalıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Kobane Davası’nda ceza yağdı: Demirtaş’a 42, Yüksekdağ’a 30 yıl hapis cezası!

  • Yılmaz: Açılan davaya Cemevi Başkanlığı tarafından müdahale söz konusu-VİDEO

    Yılmaz: Açılan davaya Cemevi Başkanlığı tarafından müdahale söz konusu-VİDEO

    PİRHA- AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, AKD Antep Şubesi’nde yaşandığı iddia edilen usulsüzlükler sonrası yargı süreci ile ilgili gelişmeleri anlattı. Yılmaz, Antep Şube’ye ait paraların çalınarak zimmete geçirildiğini ve malların  yetkisiz bir şekilde devredilerek geri alındığını söyledi. Yılmaz, açılan davaya Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından bizzat müdahale edildiğini de iddia etti. 

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen ve yönetim kurulu üyelerinin, 2023 Aralık ayında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret etmesi tepkilere neden olmuştu. AKD Genel Merkezi, gelişmeler sonrasında Antep Şube Başkanı Yılmaz Demirdelen’i 8 Ocak’ta görevden almıştı.

    Yaşananlar sonrasında AKD Antep Şubesi’ne geçici yönetim atandı. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yılmaz Demirdelen’in, görevden almaya dair yaptığı itiraza ilişkin “İhtiyadi tedbir” kararı vermiş, sonrasında görülen mahkemede ise AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ve Antep Şube Başkanı Hasan çolak hakkında 3 günlük disiplin hapis cezası verilmişti.

    AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, mahkemenin “İhtiyadi tedbir” kararından sonrası yaşananlarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NI ZİYARET SADECE AKD’NİN MESELESİ DEĞİL”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yapılan ziyaretin sadece kendilerinin meselesi olmadığını belirten Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “AKD’nin dışarıdan karnı biraz yumuşak gibi algılanıyordu ama hayır. AKD’nin yönetiminde  kesinlikle bu konuda net duruş sergileyen bir kadro var. Bunu başından belirtmek isterim” dedi.

    “EN KESKİN DURAN ÖRGÜTLERİN BİLE ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI İLE TEMASLARI VAR

    Bu konuda katı tutumu olan örgütlerin bile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile temaslarının olduğunu belirten Yılmaz, “Onu da bilmek lazım. Çünkü bu meseleye biraz örgütsel meselelerden ziyade, tamamen maddiyatla ve örgütlerine bir proje açmakla ilgili bir durum. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı konusunu örgüt içerisinde tartışıyoruz. Bu konu üzerinde 6 kez toplantı yaptık ve örgütümüze dedik ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı konusunda ne yapmalıyız, geleceği nasıl planlamalıyız? Yapılan tartışmalar sonucunda Cumhurbaşkanlığı ve Kültür Bakanlığı ile bir diplomasi yürütülmesi konusunda örgütümüzde karar çıkmıştı” diye konuştu.

    YILMAZ DEMİRDELEN’İ ALİRIZA ÖZDEMİR ARADI”

    AKD Antep Şubesi’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yaptığı ziyareti basından öğrendiklerini aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Sorduğumuzda, zaten arkadaşlar artık o yapıya peşkeş çekmeyi kafalarına koydukları için öyle umduğumuz gibi bir tepki almadık. Yaşanan gelimeler sonrasında Antep Şubesine Denetim Kurulu üyelerini gönderdik. Denetleme sonucunda ibraz edilmeyen hesaplar olduğunu, denetimin yapıldığı incelemelerde alınan kararlarda birçok usulsüzlüklerin yapıldığını tespit ettik. Mallar, arabalar, paralar taşınmış. Bunlar usulsüz işlemler. Genel merkezler tüzel kurumlardır. Genel merkezler yetki vermeden böyle bir şey yapamazsınız, ancak noter aracılığı ile yapılır.

    Yaşanan birçok usulsüzlükleri mahkemeye intikal ettirdik. Mahkeme sürecinde de kendilerine güvenleri var adamların. Çünkü biz onları görevden almaya gittiğimizde Yılmaz Demirdelen’in (eski AKD Antep Şube Başkanı )telefonu çaldı. Arayan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir. Beyefendi (Yılmaz Demirdelen) yanımızda hiç rahatsız olmadan telefonu açtı ‘Tabii efendim, hallediyoruz efendim, çözüyoruz efendim’ diye. Talimatın nereden geldiğini kulağımızla duyduk.”

    “HAKİM DELİLLERİ İNCELEMEDEN ÖNCESİNDEN KARARINI VERMİŞ”

    Bu ekibin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’e güvenerek Ankara’da dava açtıklarını vurgulayan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “Herkes bilsin ki Ankara’da 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin hakimi asla tarafsız bir hakim değil. Bu hakimi HSK’ya şikayet edeceğiz. Bunu da her yerde söyleyeceğim, herkes bilsin” dedi.

    ANKARA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NİN TARAFLI TUTUMUNU HSK’YA ŞİKAYET EDECEĞİZ”

    Mahkemenin var olan deliller üzerinden inceleme yapmadan önceden karar verdiğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Biz mahkeme salonunda daha koltuğumuza oturmadan karar açıklanıyor. Bir dakika bile sürmeyen adeta tiyatro gibi. Bizim ‘İhtiyati tedbir’ talebimiz reddediliyor. Hatta İstinaf Mahkemesi’ne gitmesi gerekiyordu, 2 ay geçti, hala göndermediler. Doğrudan müdahale edilen bir mahkeme söz konusu. İstedikleri gibi karar çıkartıyorlar. Şimdi Gaziantep Şube Başkanı Hasan Çolak ve benimle ilgili 3 günlük disiplin hapis cezası söz konusu.
    Mahkemeye geldiğim halde tutanağa ‘gelmedi’ olarak geçirilmiş. Hakim bize hiçbir şey sormadı, hiçbir şey demedi. Niye yaptınız veya niye yapmadınız demedi. En azılı katile, bir tecavüzcüye bile bir hâkim sorar, niye yaptın? diye. Kendini savunması için bir fırsat vereyim diye. Bize hiçbir şey sorulmadı. Orada yeterli belge oluşmadı demiş. Avukatımız ‘biz bu vatandaşı ihraç ettik’ dediğinde, ‘üst mahkemeye itiraz edersiniz’ dedi ve bu konuyu kapattı.

    “ALİRIZA ÖZDEMİRİ’İN MAHKEME ÜZERİNDE DOĞRUDAN MÜDAHALESİ SOZ KONUSU”

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın özellikle de Alirıza Özdemir denilen zatın bu mahkemeye doğrudan müdahalesi var” diyen AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Param çalınarak zimmete geçirilmiş, mallar yetkisiz bir şekilde devredilmiş, geri alınmış. Hiçbir hakim ortada bu kadar belge varken böyle bir karar vermez, veremez, bu normal değil! Direkt talimat alınan, talimatla verilen birtakım kararlar söz konusu. Bu davanın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından bizzat yönetildiğini düşünüyoruz? Kendisiyle ilgili de bu anlamda bir dava açacağız ve bunun peşini de bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Kobane davasında Kürt siyasetçilerin tutukluluğunun devamına karar verildi

    Kobane davasında Kürt siyasetçilerin tutukluluğunun devamına karar verildi

    PİRHA- Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, Kobane davasında yargılanan Kürt siyasetçilerin tutukluluğunun devamına karar verdi. Duruşma 16 Mayıs’a ertelendi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile partinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı davanın bugünkü duruşmasında tutukluluk incelemesi yapıldı. Tutsak siyasetçiler Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat Ata ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 13 tutsak siyasetçi bugün duruşmaya katılmadı.

    Mahkeme, verilen aranın ardından tutukluluk incelemesi kararını açıkladı. Mahkeme, adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması taleplerini “kaçma şüphesi” gerekçesiyle reddetti. Mahkeme, Demirtaş müdafilerinin TCK 220/5’e ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddiasına dönük talebinin reddine ve tutsak siyasetçilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

    Duruşma, son sözlerin alınması ve hüküm için 16 Mayıs’a ertelendi.

    DAVA SÜRECİ

    Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 108 kişi yargılanıyor.

    3 bin 530 sayfa ve 324 klasörden oluşan iddianamede 108 siyasetçi için “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ile 37 kez “insan öldürme” başta olmak üzere pek çok suçtan ceza isteniyor.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘AİHM’nin kararı Aleviliği tanımlama değil, emsal bir karar, büyük bir kazanım’-VİDEO

    ‘AİHM’nin kararı Aleviliği tanımlama değil, emsal bir karar, büyük bir kazanım’-VİDEO

    PİRHA-  Avusturya hükümeti, ülkedeki Alevilere İslam dayatmasında bulunarak Aleviliğin bağımsız/özgür bir inanç olduğunu kabul etmiyordu. AİHM’ye başvuran AABF, Aleviliğin bağımsız bir inanç olduğunu belirtti, 4 yıl sonra mahkeme Alevileri haklı, Avusturya hükümetini ise haksız buldu. Federasyonun Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, mahkeme kararının büyük bir kazanım olduğunu söyledi. AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker de AİHM’nin kararının Aleviliği tanımlama olmadığının altını çizdi.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Avusturya devletinin Aleviliği İslam’dan bağımsız ele almamasını, bir mezhep olarak görmesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyarak uluslararası arenada hukuk mücadelesi başlatmıştı. 30 Ocak’ta AABF’nin başvurusunu görüşen mahkeme, Avusturya hükümetini haksız bularak emsal bir karar aldı. Mahkeme Alevileri haklı bularak “Alevilik kendine özgün bir inançtır” dedi ve Avusturya’nın karara uyması gerektiğini belirtti.

    Avusturya hükümeti, ülkedeki Alevilere İslam dayatmasında bulunarak Aleviliğin bağımsız/özgür bir inanç olduğunu kabul etmiyordu.

    CAN TV‘de Abidin Çetin‘in sunduğu Nabız programına konuk olan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 5 Mart’ta Alevilerin başvursunu haklı bularak Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etmesine dair konuştular.

    “AVUSTURYA HÜKÜMETİ ALEVİLERİ BASKI ALTINA ALMAK İSTİYOR”

    Mehmet Ali Çankaya, ‘İslam Yasası’ ile Avusturya hükümetinin Alevileri baskı altına almak istediğini kaydederek, “Avusturya Alevi Federasyonu, 2009 yılında Avusturya hükümetine Aleviliğin kendi başına bir inanç olduğuna dair bir başvuru yapmıştı. Hükümet İslam Yasası ile Sünni, Şia ve Alevi İslam gibi kavramlarla toplumları yönetmek istediler, baskı altın aldılar. Biz bu yasaya sığmayacağımızı söyledik. Müslümanlığın beşinci mezhebi diye adlandırdıkları bir Alevi İslam topluluğu türedi. Bunun akıl hocaları cami-cemevi projeleri gibi konseptler oluşturan İzzettin Doğan- Fethullah Gülen’di. Aleviliğin başına İslam kelimesini getirdiler ve Avusturya hükümeti de bunu kabul etti. 12 yıllık mahkeme süreçleri boyunca da bu şemsiyenin altına girmeyeceğimizi çok kez vurguladık” dedi.

    “ALEVİLERİ TANIMAK ZORUNDA KALDILAR”

    Çankaya, şöyle devam etti:”

    Davalarımız kabul edilmedi ve 2018 yılında Avusturya’daki mahkeme süreçleri bitti. Sonrasında ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduk. AİHM 2022 yılında bir karar verdi ve bu karar hem bize hem de Avusturya hükümetine iletildi. Aleviliğin tanınması konusunda bir masaya oturduk. 5 haftalık bir görüşme oldu ve Avusturya hükümetine kararı kabul etmemesi durumunda AİHM’deki davayı geri çekmeyeceğimizi ilettik. Avusturya hükümeti 22 Nisan 2022’de bizleri tanımak zorunda kaldı. 12 yıllık kaybımızın kurumsal, hukuksal, sosyal karşılığının verilmesini talep ettik. Hükümet 5 sene boyunca beklememizi istedi. AİHM’den çekilmedik ve 30 Ocak tarihinde gelen yazıda bizleri haklı buldu.

    “BU BÜYÜK BİR KAZANIMDIR, EMSALİ GÖRÜLMEYEN BİR KARARDIR”

    ‘Devletin Alevisi olmayacağız’ söyleminin bir tek Türkiye için değil tüm dünya devletleri açısından geçerli olduğuna dikkat çeken Çankaya, “Biz Alevi kurumları olarak Avusturya hükümeti bizleri kabul etmediği için AİHM’e gittik. Özgür olan bir Alevi inancı kazandı. Eğer bizler AİHM’ne başvurmuş olmasaydık nasıl olacaktı? Avusturya’da İslam inancının beşinci mezhebi olacaktık. Bu büyük bir kazanımdır ve emsali görülmeyen bir karardır. Devletin Alevisi olmayacağız diyoruz. Peki yalnız bir tek Türkiye’de mi devletin Alevisi olmayacağız, yoksa bütün dünyada mı? Devletler Alevi inancına müdahale edemez üzerinden bir karar çıkması herkesi sevindirdi. Tüm Alevi kurumlarını bağlayan bir noktada kazanım elde ettik.

    “ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE AVUSTURYA HÜKÜMETİYLE FEDERASYON MASAYA OTURACAK”

    Önümüzdeki 3 aylık zaman içerisinde Avusturya hükümeti ile Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu heyet şeklinde masaya oturacak. 13 yılda kaybettiğimiz bütün haklarımızı alacağız” diye konuştu.

    AVUSTURYA DEVLETİNE VE İSLAM YASASI’NA BOYUN EĞEMEZDİK 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker ise Avusturya hükümetinin, Aleviliği İslam’ın beşinci mezhebi olan gören bir toplulukla, Diyanet mantığı ile hareket ettiğini belirtti. Bu dayatmaya boyun eğmeyeceklerini ifade eden Öker, “Alevilerin ana yurdu olan Türkiye’de sorunları var. Avrupa’daki Alevileri bir araya getirmenin yanında oranın hükümetlerine Alevi inancının kabul ettirilmesi ve Hristiyan, Yahudi, Müslümanların elde ettiği hakları bizlerin de hak etmesi için bir görevimiz vardı. Bu süreç Almanya’da sorunsuz ilerledi ve sonuçlandı. Bu kararın hazırlığını kardeş federasyonumuz olan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na aktarmaya yeltendiğimizde ise bu ihanet şebekesi federasyonumuza ait olan başvuruyu alıp kendi başvurusu gibi gösterdi ve oranın yetkili mercilerine teslim etti. İslam’ın beşinci mezhebiyiz diyen bir topluluk ortaya çıkınca Avusturya devleti de bunun üzerine atladı. Devletler denetim altında olanı, kendi çıkarına hizmet edeni tercih eder. Türkiye’de çok çektiğimiz, karşı çıktığımız Diyanet’e boyun eğmediğimiz gibi Avusturya’da da buna boyun eğemezdik” şeklinde konuştu.

    “AİHM’İN KARARI ALEVİLİĞİ TANIMLAMA KARARI DEĞİL!”

    “Avrupa’daki Alevileri, Diyanet’e bağlı yapılanmalar mı temsil edecek?” diye soran Öker, AİHM’nin kararının Aleviliği tanımlama olmadığının altını çizdi.

    Öker şunları ifade etti:

    “Aleviliği Avusturya devletinin kontrolünde beşinci bir mezhep olarak onaylayamazdık. Kamuoyunun bilmediği şey şu; bu teolojik bir tartışma konusu değil. Konu Alevilik İslam mıdır, değil midir, Ali var mıdır yok mudur konusu değil. Avrupa’daki Alevileri, Diyanet’e bağlı yapılanmalar mı temsil edecek? Hiçbir şekilde İslami grupların kontrolüne girmeden kendi başına bağımsız, kendi federasyon ve konfederasyonlarıyla diğer inançların eşit düzeyde olmasının mücadelesi bu. Devletin kontrolünde tuttuğu basın organları ise AİHM’nin Aleviliğin ne olduğu karar verdiğini ve bizlerin o karar ile Aleviliği öğrenmişiz gibi konuyu çarpıtıyorlar. Aleviliğin ne olduğuna Aleviler karar verir, devletler Aleviliğe don biçemez ve Aleviliğin ne olduğuna karar veremezler. Bizler ne Avusturya hükümeti ne de AİHM’den Aleviliğin ne olduğuna karar verin diye bir beklenti içerisine girmedik, davayı onun için açmadık. Davaya bakan AİHM hakimleri Alevi sözcüğünü belki ilk defa duydular. O hakimlerin Aleviliğin ne olduğuna karar vermeleri söz konusu değil.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    AİHM’den emsal karar: AABF’nin ‘Alevilik bağımsız bir inançtır’ başvurusunu haklı buldu
    Avusturya ABF, bağımsız bir Aleviliğin tanınması için AİHM’ye başvurdu
    Özgür Turak, Avusturya’daki İslam Yasası gerçeğini anlattı: Diyanet’ten farksız

     

  • Hrant Dink’in katili Ogün Samast ifade verdi: Devlet arkamızda dediler

    Hrant Dink’in katili Ogün Samast ifade verdi: Devlet arkamızda dediler

    PİRHA – Hrant Dink cinayetine ilişkin davada “örgüt adına suç işleme” gerekçesiyle yeniden yargılanan tetikçi Ogün Samast, “Erhan ve Yasin, ‘sırtın sağlam, rahat ol, başına bir iş gelmeyecek, emniyet arkamızda, devlet arkamızda istediğinizi yapın, geniş takılın’ diye konuşmalar yapıyordu” dedi. 

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’ın katledilmesine ilişkin davada 5’i polis 12 kişinin “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “örgüt üyeliği” ve “örgüt adına suç işleme” suçlamalarıyla yeniden yargılandığı davanın dördüncü duruşması İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Tetikçi Ogün Samast, azmettiriciler Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolçu, Tuncay Uzundal, dönemin emniyet müdürleri Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, dönemin Trabzon Siyasi Şube müdürlüğü görevlisi Adem Sağlam duruşmaya SEGBİS ile katıldı. Dink ailesi avukatları ve sanık avukatları ise salonda hazır bulundu.

    “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçlamasıyla hakkında açılan yeni dava bu dosyayla birleştirilen tetikçi Ogün Samast savunmasında, “Örgüt adına suç işlemek suçlamasıyla düzenlenen iddianameye dair söyleyecek hiçbir şeyim yok. Ben bu suçlamayla ilgili 7-8 sene önce savunma yapmıştım” dedi.

    “BU İŞTEN VAZGEÇERSEN SENİN DE BAŞIN BELAYA GİRER DEDİLER”

    Cinayetten önce 2006 yılında Erhan Tuncel’in evinde toplandıklarını söyleyen Samast, “Erhan Tuncel ile Yasin Hayal arasında mutfakta bir konuşma geçti. Ben o sırada salondaydım. Erhan’ın, Yasin’e ‘Ramazan ve Ali Fuat müdür arkamızda rahat ol’ gibi şeyler söylediğini duymuştum. İkisi arasında duyduğum konuşma bundan ibaret. Erhan’ın evine toplam iki üç kez gitmişimdir. Sohbet etmeye gidiyordum Erhan’ın evine. Yasin, ‘bu işten vazgeçersen senin de başın belaya girer’ diye beni tehdit ediyordu. Yasin’den korkuyordum. Yasin sıradan vatandaş değil McDonalds’ı bombalamıştı başka eylemleri vardı. Yasin yüzünden istemediğim olaylara dahil oldum” ifadelerini kullandı.

    Samast, “Erhan ve Yasin, ‘Sırtın sağlam, rahat ol, başına bir iş gelmeyecek, emniyet arkamızda, devlet arkamızda istediğinizi yapın, geniş takılın’ diye konuşmalar yapıyordu” dedi.

    Mahkeme başkanı Samast’a, “Olaydan sonra poliste, jandarmada bir ayrıcalık bir destek gördün mü?” diye sordu. Samast, “Samsun’da o konuşmalar olmuştu, ‘Rahat ol koçum, aslansın, sana kimse bir şey yapamaz’ gibi söylemlerde bulunmuşlardı. Samsun Emniyet’teki görüntü ve ifade kayıtlarında da var bunlar” yanıtını verdi.

    Mahkeme, esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için dosyanın savcılığa gönderilmesine karar vererek davayı 29 Mayıs’a erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Uğur Kurt’u öldüren polise ödül gibi cezaya tepki: Hukuksuzlukla baş başa kaldık – VİDEO

    Uğur Kurt’u öldüren polise ödül gibi cezaya tepki: Hukuksuzlukla baş başa kaldık – VİDEO

    PİRHA- Okmeydanı Cemevi’nde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’un bugün görülen duruşmasında sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Bir kez daha hukuksuzlukla baş başa kaldık” dedi. Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ise “Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne babanın kanser olmasına sebep olup ölmesinin, eşimin elimden alınmasına sebep olmanın karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz” diyerek tepki gösterdi. 

     

    Uğur Kurt, 22 Mayıs 2014 tarihinde Okmeydanı Cemevi’nde bir yakınının cenazesi için cemevinin bahçesinde bulunduğu sırada polis tarafından başından vurularak hayatını kaybetmişti. Mahkeme Uğur Kurt’u katleden polis Sezgin Korkmaz’a 25 Nisan 2017’de 1 yıl 8 ay hapis cezası vermişti ancak verilen ceza 12 bin 100 lira para cezasına çevrilmişti. Anayasa Mahkemesi kararıyla sanık polis Sezgin Korkmaz yeniden yargılanmaya başladı.

    Uğur Kurt’un davası Çağlayan Adliyesi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Uğur Kurt’un eşi ve ailesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Yeşim Kantekin ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik katıldı.

    Mahkeme, Sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

    “BİR KEZ DAHA ÖLDÜĞÜMÜZLE BAŞ BAŞA KALDIK”

    Duruşma sonrası Çağlayan Adliyesi önünde yapılan basın açıklamasında konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) Başkanı Ercan Geçmez, “Bu bir cami avlusunda olsaydı ne olurdu bilmiyorum. Bir cemevi avlusunda vurularak öldürüldü ardından adaleti bekliyoruz, bize tekrar ceza veriliyor. Bu Türkiye’nin önemli davalarından bir tanesiydi. Sokakta yürüyen herkesin can güvenliğini ilgilendiren bir davaydı. Türkiye’de hukukun var olup olmadığını gösteren bir davaydı. Bir kez daha hukuksuzlukla baş başa kaldık. Bir kez daha öldüğümüzle baş başa kaldık. Alevilerden ziyade Sünni yurttaşlara sesleniyorum. Bu dava sadece Alevilerin davası değildir. Bu dava sadece Uğur’un davası değildir” dedi.

    “MAHKEME HEYETİNİ KINIYORUM”

    Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ise 10 yıldır mücadele verdiklerini belirterek şöyle konuştu:

    “10 yıldır adalet için mücadele veriyoruz. Ben bir önceki mahkeme heyetini verdiği karardan ötürü kınamıştım. Bu mahkeme heyetini de kınıyorum. Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne babanın kanser olmasına sebep olup ölmesinin, eşimin elimden alınmasına sebep olmanın karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Uğur Kurt Davası’nda karar: Sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası -VİDEO
    -Uğur Kurt davasında karara tepki: Sanık polis için her türlü imkan sağlanıyor- VİDEO
    -ADFE: Ülkemizin adaletini sarsan bir karar, Uğur Kurt için adalet istiyoruz

  • Cumartesi Anneleri ve avukatlar ifade verdi, duruşma ertelendi: Davalı değil davacıyız!

    Cumartesi Anneleri ve avukatlar ifade verdi, duruşma ertelendi: Davalı değil davacıyız!

    PİRHA-Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın, 950. hafta eylemi nedeniyle yargılandığı davanın duruşması İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Gözaltına kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları ifade verdi. Davalı değil, davacı olduklarını belirten Cumartesi Anneleri ve avukatlar, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmasını istediler. Duruşma 7 Haziran gününe ertelendi. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta Cumartesi günü Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri’ne dava açıldı.

    Cumartesi Anneleri 950. hafta eylemine katılan Ali Ocak, Ali Tosun, Besna Tosun, Cüneyt Yılmaz, Hanife Yıldız, Hasan Karakoç, Hatice Korkmaz, Hünkar Hüdai Yurtsever, İkbal Yarıcı, İrfan Bilge, İsmail Yücel, Leman Yurtsever, Maside Ocak, Meryem Pars, Mikail Kırbayır, Mukaddes Şamiloğlu, Selvi Gülmez, Oya Meriç Eyüboğlu, Saime Sebla Ercan, Ümmügülsüm Aylin Tekiner’e, “Gösteri ve Yürüyüş Kanuna muhalefet” nedeniyle açılan dava İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Davayı izlemek üzere katılan heyette şu kurum ve kişiler yer aldı:

    Elena Crespi, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi Ulviyya Hasanova, Dünya İşkence Karşıtı Örgüt ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi, Gülşah Kurt, Dünya İşkence Karşıtı Örgüt ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi Benedetta Perego, Turin Barosu (İtalya) ve Tehlikedeki Avukatlar için Uluslararası Gözlemevi, Olivier Maricourt, Lille Barosu (Fransa) ve Tehlikedeki Avukatlar için Uluslararası Gözlemevi, Van ve Batman Barosu başkanları, ABD, Almanya, Çekya, Fransa, Hollanda ve İsveç Konsoloslukları ile AB Türkiye Delegasyonu, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), İşkenceye Karşı Dünya Örgütü (OMCT), Paris Barosu, Tehlikedeki Avukatlar için Gözlemevi (OIAD), Uluslararası Af Örgütü, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hakikat, Hafıza ve Adalet Merkezi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı.

    İKBAL EREN YARICI: HAYRETTİN EREN’i ANLATMAZSAM EKSİK KALIR

    İlk olarak Cumartesi Annesi/İnsanı İkbal Eren Yarıcı savunma yaptı. Eren Yarıcı, “1980’de gözaltına alınıp kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Hayrettin Eren’e ne olduğunu anlatmazsam bu ifade eksik kalır. Hayrettin Eren, Haşim İşcan Geçidi’nde arabasıyla giderken gözaltına alındı. Bunu haber aldığımızda annem ve babam Karagümrük Karakolu’na gitti. Sonrasında, annem ve babam Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. Orada da olmadığı söylendi. Sonrasında annem ve babam yeniden Karagümrük Karakolu’na gitti. ‘Oğlunun gözaltına alınmadığını’ söylediler. Ama oğlunun aracı karakol bahçesindeydi. Ondan sonra annem ve babam emniyet müdürlüklerine İçişleri Bakanlığına başvurdu. Sonra bir yetkiliyi ‘Bu davayı açarsam çocuğunuza bir şey yaparlar ben de koltuğumdan olurum’ dedi. Sizin çocuğunuza bunlar yapılsa ne yapardınız. Abim ve dört arkasından haber alınamadı” dedi.

    Eren Yarıcı şöyle devam etti:

    “O dönem görev yapan yetkililer sorumludur. Şayet Hayrettin Eren bir suç işlediyse yargılanıp ceza alırdı şimdi burada olurdu. Gözaltına alınanların kaybedilmesi insanlık suçu. Bunu görmezden gelmemiz isteniyor. Biz cumartesi Anneleri olarak kayıp yakınları olarak bir arada olmayı birlikte mücadele etmeyi seçtik. 1995’ten bu yana sevdiklerimizin akıbetini soruyor, faillerin cezalandırılmasını istiyoruz. Taleplerimiz çok insanı. 2011’de başbakanlık görevi sırasında Cumartesi Annelerini Başbakanlık ofisinde kabul etti. ‘Sizin sorununuz benim sorunumdur’ dedi. Talepleri karşılanacağı sözünü verdi. Ancak sonrasında Süleyman Soylu, bizi ve kayıpları hedef aldı ‘O kaybedilenler Eminönü’nde mendili atarken kaybedilmedi’ dedi. Gözaltına kayıpları kabul etti. Bizim Cumartesi Anneleri eyleminde 700. Hafta oturmamız yine İçişleri Bakanı Soylu’nun Beyoğlu Kaymakamlığı’nın emri ile yasaklandı. Çok sert bir polis saldırısı oldu, eylem engellendi. 46 kayıp gözaltına alındı. O haftadan beri Cumartesi günleri Galatasaray Meydanı kapatıldı. 699 hafta demokratik haklarını kullanmak için Cumartesi Anneleri’ne izin veren Beyoğlu Kaymakamlığı kamu güvenliğini mi bozdu? Suç mu işledi? Neden 700 haftadan itibaren yasaklandı. O meydan bizim için hafıza merkezi. Bizim o meydandan vazgeçmemiz mümkün değil.

    AYM bizim davamızla ilgili hak ihlali kararı verdi. Sonrasında biz tekrar Cumartesi Meydanı’na çıktık. Ancak çevremiz polislerle sarıldı. Dağılmamız için bir uyarı yapılmadan gözaltına alındık. Gözaltına alınırken, darp edildik, havasız ortamda bekletildik. 29 hafta her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’na yakın nerede olursa görüldüğümüz yerde gözaltına alındık. AYM kararını göstersek de suç işlediklerini söylesek de hiçbir direnç göstermediğimiz halde gözaltına alındık. Dağılmamız için koridor açılmıyor ve derhal gözaltına alınıyorduk.

    Bir kayıp yakını olarak o hafta cumartesi günü orada olmamak arkadaşlarımın gördüğü muameleye tanık olmak işkence gibiydi. Bu insanlar ne yapıyor ki? Sonrasında İstiklal Caddesi’nde yürümeye başladık. Basın bizim önümüze geçip fotoğraf çekmeye başlayınca polis bizi gözaltına aldı. İkimizi araca bindirip, diğer arkadaşlarımızın yanına götürdüler.

    “BİZ YASAK OLAN MEYDAN TARAFTARLARA SERBESTTİ”

    O hafta gözaltından çıktıktan sonra Galatasaray maçı vardı, her taraf kalabalıktı, sloganlar atılıyordu. Polis kimseye müdahale etmiyordu. O gün eylem yasaktı. Bize yasak olan İstiklal taraftarlara serbestti. Bu adalet mi? Bakan Ali Yerlikaya bize yeniden Galatasaray Meydanı’nı 10 kişi ile sınırlı olmak üzere açtı. Bugün suç işlemiyorsak bugün de işlemiyoruz. Dönemin Başbakanı alt komisyon kurduğunda terörist annelerini mi ağırlamıştı?

    “SEVDİKLERİMİZİN AKIBETİNİ SORDUĞUMUZ İÇİN YARGILANIYORUZ”

    Sevdiklerimiz bizden alınarak bizE acı yaşatıldı. Savcıların sevdiklerimizle ilgili hakikati soruşturmaması bu acıyı katmerledi. Şimdi de biz onların akıbetini sorduğumuz için yargılanıyoruz. Abim hayrettin Eren’i kaybedenlerin yargılanması gerekmez mi? Onları kaybedenlerin yargılanması gerekmez mi? Bizim yerime onların burada yargılanıyor olması gerekmez mi? Bizler bu alana var olduğumuz sürece çıkmaya devam edeceğiz.”

    Mahkeme salonunun gözlemci ve basın mensuplarına yetersiz gelmesi nedeniyle duruşmaya ara verildi. Duruşma hakimi avukatların yeni salon talebini kabul ederek duruşmaya 13.30’da devam edilmesine karar verdi.

    ALİ OCAK: ADALET ARIYORUZ

    Verilen aranın ardından devam eden duruşmada ikinci savunmayı Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak yaptı. Ocak, “21 Mart 1995’te gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyiyim. Kendi çabamızla Hasan’dan haber alamadığımız 57 günün ardından 17 Mayıs 1995’te Adli Tıp kayıtlarından Hasan’ın işkenceyle öldürülüp Beykoz ormanına atıldığını, ardından resmi kurumlara başvurularımıza ve basında günlerce yer almamıza rağmen kimliği gizlenerek kimsesizler mezarlığına gömüldüğünün belgelerine ulaştık. O günden beri hakikatın açığa çıkartılması, sorumluların yargılanıp cezalandırılması için adalet arıyoruz. Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.

    ALİ TOSUN: YENİ KAYIPLARIN ÖNÜNE GEÇTİK

    Savunma yapan Ali Tosun ise savunmasında şunları ifade etti:

    “Bu kadar adaletsizlik içinde ayrıca adaletsizliğe maruz kaldık. Bu ülke koşullarında adalet isteyenler başka hukuksuzluklara da maruz kaldı. Bu süreçte yeni kayıpların oluşmasında bir engeldi. Yeni kayıpların önüne geçtik. Sonrasında bu yasaklar başladı. O zamana kadar hiç şiddet olmadı. Slogan olmadı açıklamamızı yaptık oradan ayrıldık. Sonra yasaklar başlayınca şiddet oldu. Adaletsizliğe karşı mücadele ederken bu adaletsizliklere maruz kalmak tirajikomik. Bu suçlamayı kabul etmiyorum.”

    HANİFE YILDIZ: SANIKLARIN BENİM YERİMDE OLMASINI İSTERDİM

    30 yıldır Oğlu Murat Yıldız’ın akıbetini soran Hanife Yıldız ise “Devletin kolu uzundur, senin oğlunu bulur, kendi ifade verirse sorun çıkmaz dedi. Ben bunlara inanarak, güvenerek karakola götürdüm. Karakoldan oğlumu bana vermediler, ben oğlumu çıkaramadım. Oğlumun akıbetini ve kaybedenlerin yargılanmasını istiyorum. Ben 29 yıldır evlat acısıyla yaşayan bir anneyim. Ben kime sığınacağım. Ben çok isterdim o sanıkların benim yerimde olmasını, onların yargılanmasını. Hangi kanun hangi makam hangi adalete sığıyor bir evladı kaybedip annesini kelepçelemek. Benim vicdanıma sığmıyor. Ben davalı değil, davacıyım. Beni gözaltına alanlardan da yargılayanlardan da davacıyım”dedi.

    HASAN KARAKOÇ: CUMARTESİ EYLEMLERİ BU ÜLKENİN YÜZ AKIDIR

    Gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ise savunmasını şöyle yaptı:

    “Ağabeyimin dosyası 29 yıldır Beykoz Adliyesi’nin tozlu laflarında bekletiliyor. Benim annem Asiye Karakoç Galatasaray Meydanı’nda ilk çıkan Cumartesi Annelerinden birisidir. Annem yaşadığı adaletsizlik karşısında başvurduğu hiçbir yerden sonuç alamadı, oğlunun başına gelenleri öğrenemedi, oğluna bunları yapanların yargılayıp cezalandırıldığını göremedi. Çünkü devlet benim annemi görmedi, duymadı, onu vatandaş saymadı. Burada yargılanan bizler mi olmalıyız, bizi işkenceyle gözaltına alanlar mı olmalı? Burada yargılanması gereken bizler değiliz. Bizler insanların sesiyiz, soluğuyuz. Biz bu katillerin kirli yüzünü açığa çıkardık, binlerce insan hayatına devam ediyor. Cumartesi eylemleri bu ülkenin yüz akıdır.”

    LEMAN YURTSEVER: BUGÜN YARGILANMASI GEREKENLER EMRİ VERENLERDİR

    İnsan hakları savunucusu Leman Yurtsever ise “Ben 29 yıldır Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinde yer aldım. O günden bugüne değişen hiçbir şey yok. Hep biz yargılandık, bir tane polis yargılanmadı. 29 hafta boyunca biz hep kelepçeyle gözaltına alındık. Hiçbir direnme göstermedik. Anons yapılıyordu ama hiçbir koridor açılmıyordu. Bugün yargılanması gerekenler kolluk kuvvetleri ve emri verenlerdir” dedi.

    MASİDE OCAK: AYM’NİN HAK OLARAK GÖRDÜĞÜNÜ SAVCI SUÇ OLARAK GÖRDÜ

    Kayıp yakını Maside Ocak, “Anayasa Mahkemesi (AYM) bir karar verdi ve Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasını hak ihlali olarak gördü. Anayasa Mahkemesi kararından sonra İstanbul Valiliği’ne ve Beyoğlu Kaymakamlığı’na başvuru taleplerimiz oldu, cevap alamadık. 29 haftanın 28’inde hakkında kovuşturmaya yer yok kararı verildi. Anayasa Mahkemesi’nin hak gördüğünü bir savcının suç olarak gördüğüne tanık olduk. Bizler için çok üzücü. Anayasa Mahkemesi kararını hatırlatmak için o alana gittim. Failler halkında savuşturma, kovuşturma yürütülmedi. Anayasal hakkımı kullandım. Hepimiz hakkında beraat kararı istiyorum” dedi.

    MERYEM BARIŞ: BİZ ANAYASAL HAKKIMIZI KULLANDIK

    İnsan hakları savunucusu Meryem Barış da şunları söyledi:

    “Daha biz alana girmeden polisler bizi gözaltına alındık. Annelerin kelepçelerin çıkarılmasını istedik. Gözaltından sonra da serbest bırakıldık. AYM’nin verdiği hak ihlali kararları var. Biz anayasal hakkımızı kullandık. İddiaları kabul etmiyoruz.”

    MİKAİL KIRBAYIR: DAVALI DEĞİL DAVACIYIM

    Cemil Kırbayır’ın kardeşi Mikail Kırbayır ise savunmasında “Ömrümün 43 yılı kardeşimin davası için davacı olarak geçti. Babam İsmail Kırbayır’ın 26 yaşındaki oğlunun tabutunun altına girme hakkı elinden alındı. Annem Berfu Kırbayır’ın oğlunun mezarına gidip gözyaşı dökme hakkını elinden aldılar. Bütün bu olanları TBMM’ye taşıdım. Titiz incelemeler sonucu 1980’de devletin güvenlik güçleri tarafından işkenceyle katledildiği sonucuna varıldı. Tıpkı yaşamı gibi davası zaman aşımına uğratıldı. Kayıplarımızın akıbetini soruyor ve sorguluyoruz. Anayasa Mahkemesi kararı karşısında kolluk kuvvetleri suç işlemiştir. Davalı değil davacıyım” dedi.

    VAN BAROSU BAŞKANI ÖZARAZ: ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI UYGULANMALI

    Avukatların beyanlarına geçilmesinin ardından Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz sözaldı. Özaraz, “Burada yargılanan sanıklar yaşadıkları olayın aslını anlattı. Kaymakam kanunsuz bir emir verdi, kolluk güçleri de bu emri yerine getirdi. Bu kanunsuz emri uygulayan kolluk, kararı veren idare makam yargılanmıyor, temel hakkını kullanan vatandaş yargılanıyor. Burada mahkemeye düşen Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktır. Bu sağlanmazsa hukuk devleti çiğnenmiş olacaktır. Bu insanların temel hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak bizim yükümlülüğümüzdür. Müvekillerin beraatini talep ediyorum” dedi.

    BATMAN BAROSU BAŞKANI ŞENSES: YARGI TACİZİ AÇISINDAN ÖRNEK BİR DAVA

    Batman Barosu Başkanı Erkan Şenses ise şunları söyledi:

    “Yargı tacizi açısından çok büyük bir örnektir bu dava. Bu davanın üzerinde 12 Eylül’ün hayaleti dolanıyor. 2911 sayılı Yasa 1983’te cunta rejimi sırasında çıkarıldı. Ne hazindir ki siyasi iktidar sivil anayasaya ihtiyaç duyduğunu söylüyor, ancak cuntacıların çıkardığı yetkiyi sonuna kadar kullanıyor. Mahkemeye düşen anayasal haklarını kullanmak isteyen vatandaşların hakkını korumaktır. Türkiye’de gelinen noktada 2911 sayısı yasa çok sıkı bir şekilde uygulanıyor. Tüm müvekkillerin beraatına karar verilmesini talep ediyorum”

    AV. SEVERAL BALLIKAYA: CUMARTESİ ANNELERİ’NİN İSTEDİĞİ YAS TUTACAKALRI BİR MEZAR TAŞI!

    Avukat Several Ballıkaya ise “Müvekkillerim beyaz torosun babalarını alıp götürdüğünü gördü ve bugün burada yargılanıyorlar. Gözaltında kaybedilme sonucu toptan bir yas hali yaşanıyor. Bugün Cumartesi Anneleri’nin istediği, yas tutacakları bir mezar taşı. Zorla kaybettirme insanlığa karşı işlenmiş bir suç. Müvekkillerim Ali Tosun ve annesi, babasını arıyor. Onlar da her hafta seslerini duyurmak için Galatasaray Meydanı’na gidiyor. Savcı, bu hakkı ‘protesto’ olarak nitelendirmiş. Olay üç-beş saniyede gerçekleşiyor. Yasal hakkını kullanmak suç değildir, ancak müvekkiller bu yüzden yargılanıyor. Protesto bile yapmıyordu aslında o sırada. Bu adaletsizliği uzatmadan derhal beraat kararı vermenizi talep ediyoruz” dedi.

    AV. EREN KESKİN: AYM KARARINA UYMANIZI TALEP EDİYORUM

    Avukat Eren Keskin de savunmasında şunları dile getirdi:

    “Rıdvan Karakoç’un ağabeyi gözaltına alınmadan önce benim yanıma gelip “Seni her gün arayacağım, aramazsam bil ki gözaltında kaybedildim” demişti. Bu coğrafyada yargıçlar bağımsız değil, yargıçlar bağımsız değilse kimse değildir. Burada savcının yapması gereken Anayasa Mahkemesi kararına uyup davayı açmamaktı. Hukuk devletinde olsaydık böyle olurdu. En yüksek mahkemenin bir hak ihlali kararı var bu dosyada, bu yüzden derhal beraat kararı verilebilir. Sizden Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymanızı talep ediyorum.”

    AV GÜLSEREN YOLERİ: HUKUKSUZLUĞUN BERTARAF EDİLMESİ BU SALONDAN ÇIKACAK KARARLA GERÇEKLEŞECEK

    Savunma için söz alan Avukat Gülseren Yoleri de “Süleyman Soylu İçişleri Bakanı iken Cumartesi Annelerine yönelik düşmanca tavrından dolayı yasaklar başladı. Biz Anayasa Mahkemesi kararına uyulmasını istiyoruz. Bu hukuksuzluğun, kanunsuzluğun bertaraf edilmesi, bu salonlardan çıkacak kararlarla gerçekleşecek. Talebimiz derhal beraat kararı verilmesidir.”

    Avukatların savunmasının ardından ara kararını açıklayan mahkeme geriye kalan tanıkların dinlenmesi ve eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 7 Haziran’a  saat 14.00’e erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ETHA Editörü Nadiye Gürbüz beraat etti

    ETHA Editörü Nadiye Gürbüz beraat etti

    PİRHA – ETHA Editörü Nadiye Gürbüz, hakkındaki suçlamalardan beraat etti.

    Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Nadiye Gürbüz’ün “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Gürbüz’ün katılmadığı duruşmada avukatları hazır bulundu.

    Kararını açıklayan mahkeme, Gürbüz’ün atılı suçlardan beraatine karar verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    -MKG’den Müftüoğlu ve Gürbüz’e destek: Gerçekleri yazmayı sürdüreceğiz-VİDEO

    -Nadiye Gürbüz, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yarın hakim karşısında-VİDEO

  • Vicdani retçi Kamil Murat Demir’e 1 ay 20 gün hapis cezası

    Vicdani retçi Kamil Murat Demir’e 1 ay 20 gün hapis cezası

    PİRHA- Vicdani retçi Kamil Murat Demir, Pertek Asliye Ceza Mahkemesi’nce yoklama kaçağı kalmak suçlamasıyla 2 ay cezaya çarptırıldı. Ceza daha sonra 1 ay 20 güne indirildi. Mahkemece hata yapılarak 1 ay 20 gün üzerinden değil 1 ay 7 gün üzerinden hesaplama yapıldı ve Demir’e 1.480,00 TL adli para cezası verildi.

    Vicdani retçi kameraman Kamil Murat Demir, Pertek Asliye Ceza Mahkemesince yoklama kaçağı kalmak suçlamasıyla 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza daha sonra 1 ay 20 güne indirildi. Mahkemece hata yapılarak 1 ay 20 gün üzerinden değil, 1 ay 7 gün üzerinden hesaplama yapıldı. Adli para cezası alt sınırı olan 20 TL’den uzaklaşılarak gün karşılığı 40 TL üzerinden hesaplandı ve Demir’e 1.480,00 TL adli para cezası verildi.

    Demir’e, hakkında tutulan idari para cezasının usule uygun olarak tebliğ edilmediğinden beraat kararı verilmişti. Ancak istinaf mahkemesi daha sonra kararı bozarak Demir’in idari para cezasından haberi olduğu gerekçesiyle beraat kararını bozmuştu.

    Yeniden yapılan yargılamada vicdani retçi Demir ve avukatı Gökhan Soysal her ne kadar idari para cezasının Demir’in dayısı olduğu iddia edilen biri tarafından tebliğ alındını ve Demir’in idari para cezasını mahkemede öğrendiğini açıkladı ancak Pertek Asliye Ceza Mahkemesi İstinaf Mahkemesi doğrultusunda ceza verdi.

    Ayrıca Av. Gökhan Soysal, mahkemeye ilgili AİHM, AYM, Yargıtay kararlarını sunarak vicdani reddin uluslararası insan hakları sözleşmelerince tanınmış bir hak olduğunu ve Türkiye Devleti’nin bu kararları dikkate alarak karar vermesi gerektiğini vurguladı ve beraat verilmesi gerektiğini kaydetti.

    Karar istinaf mahkemesine taşındı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yargıtay Anayasa Mahkemesi’ni bir kez daha tanımadı

    Yargıtay Anayasa Mahkemesi’ni bir kez daha tanımadı

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkında verdiği ihlal kararını, Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi bir kez daha reddetti.

    Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, cezaevinde tutulan Türkiye İşçi Partisi  (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından verilen ikinci ihlal kararını da tanımadı.

    Yargıtay, ihlal kararının “hukuki değeri olmadığına” ve AYM kararına uyulmamasına karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

    >Can Atalay AYM’nin kararına rağmen bir kez daha tahliye edilmedi

  • Gazeteci Sedat Yılmaz hakkında tahliye kararı

    Gazeteci Sedat Yılmaz hakkında tahliye kararı

    PİRHA- 7 ayı aşkın bir süredir cezaevinde tuutuklu bulunan Gazeteci Sedat Yılmaz tahliye edildi.

    Ankara merkezli bir soruşturma kapsamında 29 Nisan’da Amed’te gözaltına alınan ve 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Sedat Yılmaz’ın “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt kurmak ve yönetmek” iddialarıyla yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Gizli tanık “Ulaş” ve “K8Ç4B3L1T5”, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile duruşmada dinlendi.

    Tanık savunmasının ardından savcı, mütalaasını verdi. Savcı, Yılmaz’ın tutukluk halinin devamını istedi. Savcının mütalaasına karşı konuşan Yılmaz, mütalaaya katılmadığını ve tahliyesini talep etti. Avukat savunmalarının ardından mahkeme heyeti tahliye kararı verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Müftüoğlu’nun tutukluluğunun devamına karar verildi

    Gazeteci Müftüoğlu’nun tutukluluğunun devamına karar verildi

    PİRHA- 8 aydır tutuklu olan gazeteci Dicle Müftüoğlu, yaptığı savunmada “Yüzyılda çok şey değişti ama Kürt gazetecilere baskılar değişmedi” dedi. Mahkeme, avukat savunmaları sona ermeden tutukluluğa devam kararı verdi.  

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı ve Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Dicle Müftüoğlu’nun mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek, “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt kurmak ve yönetmek” iddialarıyla yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Müftüoğlu, Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden bağlandı. Heyet başkanının izinli olduğu duruşma, kimlik tespiti sonrası başladı.

    Mezopotamya Ajansı‘nda yer alan habere göre; savunma yapan Müftüoğlu, kendisiyle dayanışmaya gelen meslektaşlarına teşekkür ederek, konuşmasına başladı.

    Müftüoğlu, gazeteciliğin, basın ve ifade özgürlüğünün yargılanmak istendiğini söyledi. Kürt gazetecilere dönük baskılara değinen Müftüoğlu, Kürt gazetecilere yönelik baskıların özünde Kürt sorunu ve Kürt gerçekliği olduğunu vurguladı. Müftüoğlu, “Yüzyılda çok şey değişti ama Kürt gazetecilere baskılar değişmedi. Hrant Dink’e kadar birçok gazeteci gerçekleri söylediği için katledildi. Onları da anıyorum” dedi.

    Avukat Resul Temur, açık tanık Kerem Gökalp’in ifadeleri doğrultusunda soruşturmanın başlatıldığına dikkati çekerek, “Kerem Gökalp, 20 Kasım 2019 tarihinde KDP peşmergeleri tarafından Türkiye’ye teslim edilmiş ve teslim edildiği tarihten 6 gün sonra (26 Kasım 2019) 67 sayfalık teşhis işlemi yapmıştır. Daha sonra 7 Ocak 2020 tarihinde Ankara iline götürülmüş ve 52 sayfalık bir ifade vermiştir. Her iki işlemde de müvekkil Dicle Müftüoğlu’na yönelik bir beyan ya da teşhisi olmamıştır” dedi.

    Mahkeme heyeti, henüz diğer avukat savunmalarına geçilmeden tutukluluğa devam kararı verdi. Ayrıca, gizli ve açık tanık Kerem Gökalp’in dinlenmesine ve gazeteci Müftüoğlu hakkında başka soruşturma olup olmadığının Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na sorulmasına, karar verdi. Duruşma 18 Ocak 2024 tarihine ertelendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Kürt olduğum için yargılanıyorum, kimse bize boyun eğdiremez

    Demirtaş: Kürt olduğum için yargılanıyorum, kimse bize boyun eğdiremez

    PİRHA- HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 10 ayrı dosyanın birleştirilmesiyle yargılandığı davanın duruşması Mersin’de 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Demirtaş, Kürt olduğu için yargılandığına vurgu yaparak, “Beni meclise gönderen halkın acılarını dile getirdiğim için yargılanıyorum ancak az bile söylemişim. Haklıyız, bu yüzden de kimse bize boyun eğdiremez” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2015-2017 tarihleri arasında sarf ettiği sözleri nedeniyle hakkında “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla açılan ve 10 farklı dosyanın birleştirildiği davanın 9’uncu duruşması Mersin’de 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Demirtaş, duruşmaya tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılırken, avukatları da hem duruşmada hem de İstanbul, Antalya ve Diyarbakır adliyelerinden SEGBİS ile hazır bulundu.

    Çok sayıda yurttaş ise duruşmanın görüldüğü salonun koridorunda bekleyerek destek verdi.

    AVUKATLAR DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA’NIN DİNLENMESİNİ TALEP ETTİ

    Demirtaş’ın TBMM grup toplantılarında ve o dönemde yaşanan çatışmalı süreçte sarf ettiği konuşmalar sebebiyle yargılandığına dikkat çeken avukatlar, dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala ve İçişleri Bakanı Yardımcısı Sebahattin Öztürk’ün de tanık olarak dinlenmesi talebinde bulundu.
    “Yasama sorumsuzluğu” konusuna d değinen avukatlar, “2017 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle birlikte Bakanlar Kurulu yürürlükten kaldırıldı. Tüm yetkiler tek kişide toplandığı için ortada bir hükümetin varlığından söz etmek imkansız. Bundan dolayı müvekkilimiz bahse konu olan ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini alenen aşağılama’ suç kapsamında yargılanamaz. Tüm dosyaların Anayasa’nın 299’uncu maddesi kapsamında birleştirilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    DEMİRTAŞ: KÜRT OLUŞUM YARGILANIYOR

    Avukatların ardından söz alan Demirtaş, savcıların dosyalara yanlı yaklaştıklarını belirterek, “Bu yargılamada AHİM’in 14. ve 18. maddelerine göre Kürt siyasetçi kimliğime dönük bariz bir ayrımcılık yapıldığını görmekteyiz. Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin eş genel başkanına 30 yıllık hapis istenirken lehine tek bir delil toplanmadığı gibi aleyhindeki deliller bilerek çarpıtılmış. Savcı, konuşmalarımı AYM, AHİM ve Yargıtay çerçevesinde bakmadan, o dönemin siyasi atmosferini değerlendirmeden cımbızlamış” dedi.

    DEMİRTAŞ YAŞANANLARI FOTOĞRAFLARLA ANLATTI

    Demirtaş, yargılanmasına konu olan sözleri sarf ettiği yıllarda işkenceye uğrayanların fotoğraflarını mahkeme heyetine göstererek şunları söyledi:

    “Zırhlı araç arkasında iple cansız bedeni çekilen Hacı Lokman Birlik’in, cansız bedeni çürümeye terk edilen Taybet Ana’nın bedenini ve cansız bedeni günlerdir buzdolabında bekletilen Cemile Çağırga’nın fotoğraflarını göstermek zorundayım. Savcılar dosyada bunları da ele almış mı? Korumamız gereken şey bu alçaklar değil insanlık onurudur. Kürdüm, Kürt siyasetçiyim ve bu yüzden yargılanıyorum. Türk milliyetçisi Sedat Peker gibi biri olsaydım yargılanmazdım. Irkçı, faşist bir çetenin lideri olmadığım için bugün yargılanıyorum. Yargılanmama sebep olan sözlerimi geri alacak değilim, az bile söylemişim. Beni meclise gönderen halkın acılarını dile getirmezsem asıl o zaman yargılanmalıyım. Yıllardır 12 metre karelik bir alanda sözlerim yüzünden hapis tutuluyorum ancak haklılığımızdan eminim. Kimse bize boyun eğdiremez. Siyasi mücadelemiz Kürt halkı eşit ve özgür olana kadar sürecek.”

    Demirtaş’ın savunmasının ardından mahkeme duruşmayı, 15 Mayıs’a erteledi.

    MERSİN/PİRHA

  • Aysel Tuğluk’un davası ‘mükerrer suçlama’ gerekçesiyle reddedildi

    Aysel Tuğluk’un davası ‘mükerrer suçlama’ gerekçesiyle reddedildi

    PİRHA- Siyasetçi Aysel Tuğluk’un örgüt üyeliği iddiasıyla yargılandığı davanın duruşmasında, mükerrer suçlama gerekçesiyle davanın reddine karar verildi.

    Hakkındaki 10 yıl hapis cezasının infazı 27 Ekim 2022 tarihinde demans hastalığı nedeniyle ertelenen siyasetçi Aysel Tuğluk hakkında örgüt üyesi olmak iddiasıyla açılan davanın duruşması Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tuğluk, hastalığı nedeniyle duruşmaya katılmadı. Avukatı Serdar Çelebi duruşmada hazır bulundu.

    DAVA REDDEDİLDİ

    Av. Çelebi, müvekkilinin demans hastalığı nedeniyle cezasının infazının ertelendiğini hatırlattı. Çelebi, Tuğluk’un ifade alma işleminden vazgeçilmesini istedi. Çelebi, hastalık nedeniyle müvekkilinin yargılanmasının durdurulmasını talep etti. İddia makamı, taleplerinin reddini isteyerek, yargılamanın sürdürülmesini istedi.

    Yargılama durdurma ve ifade işleminden vazgeçilmesi taleplerini reddeden mahkeme, Tuğluk’un Demokratik Toplum Kongresi (DTK) dosyasından 10 yıl hapis cezası aldığı dava ile mevcut dosyadaki suçlamanın aynı suçlamalar olduğuna karar verdi. Mahkeme, bu gerekçeyle davanın reddine karar verdi.

    NE OLMUŞTU?

    Turgut Taşkıran 2021 yılında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği ifadede, IŞİD’in 2014 yılında Kobanê’ye saldırması sırasında yaralandığını ve Aysel Tuğluk’un kendisine yardım ettiğini öne sürdü. Taşkıran, Suruç Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındığını, o dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili olan Aysel Tuğluk ve Faysal Sarıyıldız’ın kendisini ziyarette geldiğini, tedaviden sonra Tuğluk ve Sarıyıldız tarafından Cizre’ye götürüldüğünü iddia etti. Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Aysel Tuğluk hakkında örgüt üyesi suçlamasıyla iddianame hazırladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Sarıyer Şube Saymanı Şimal Deniz tahliye edildi

    PSAKD Sarıyer Şube Saymanı Şimal Deniz tahliye edildi

    PİRHA- 20 Aralık 2022 tarihinden bu yana tutuklu olan PSAKD Sarıyer Şube Sekreteri Şimal Deniz tahliye edildi. 

    15 Aralık’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube Yöneticisi ve saymanı Şimal Deniz, 16 Aralık’ta da PSAKD Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün gözaltına alınmış, ardından 20 Aralık 2022’de tutuklanmıştı.

    PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in de yer aldığı 11 sanığın duruşması görüldü.

    Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile mahkemeye bağlanan ve yüz yüze savunma hakkı gasp edilen Şimal Deniz mahkeme heyetinin kararını açıklamasıyla tahliye edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • ‘Artık yeter, kadınlar yaşam güvencesi istiyor’ diyen kadınlara ceza-VİDEO

    ‘Artık yeter, kadınlar yaşam güvencesi istiyor’ diyen kadınlara ceza-VİDEO

    PİRHA- 7 Temmuz 2020’de İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü binasına, “Artık yeter, kadınlar yaşam güvencesi istiyor” yazılı pankart asan Kırkyama ve Feminamfi’li yedi kadın ve LGBTI+’nın yargılandığı dava bugün görüldü. Mahkeme, tüm kadınlara 10 ay hapis cezası, İlayda Tuana Öztunçel ve Türkan Sıla Akkuş, hakkında ise “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması” kararını verdi. Mahkeme diğer kadınlara verdiği 10 aylık hapis cezasını, 5 bin liralık para cezasına çevirdi.

    İstanbul Fatih’te Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü binasına astıkları “Artık yeter, kadınlar yaşam güvencesi istiyor” yazılı pankart nedeniyle yargılanan yedi feministin, İstanbul Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 23. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşmasına beş kişi ve avukatları katıldı. Ayrıca, kadın örgütlerinden temsilciler Rüya Kurtuluş, Ezgi Karakuş, Helin Sevgi, Sevtap Akdağ da davayı takip etti.

    Yedi kişi “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek”, “görevi yaptırmamak için direnmek”, “kamu kurumunun faaliyetlerini engellemek” ve “kamu malına zarar vermek” iddialarıyla yargılandı.

    Mahkeme, tüm kadınlara 10 aylık hapis cezası verirken, İlayda Tuana Öztunçel ve Türkan Sıla Akkuş, hakkında “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması” kararını verdi. Mahkeme diğer kadınlara verdiği 10 aylık hapis cezasını, 5 bin liralık para cezasına çevirdi.

    “ERKEK ADALET DEĞİL GERÇEK ADALET İSTİYORUZ”

    Feministler, mahkemenin kararının ardından açıklama yaptı. Kırkyama ve Feminamfi adına konuşan Sıla Öztürk,  şunları söyledi:

    “2020 yılında Aile ve Sosyal Politikalar İstanbul İl Müdürlüğü’nde İstanbul Sözleşmesi’ni savunduğumuz için, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz ve ölmek istemiyoruz dediğimiz için 3 yıldır yargılanıyoruz. O günden bu güne kadın cinayetleri artarak devam ediyor. İntihar denilerek şüpheli şekilde hayatını kaybeden birçok kadının ölümü aydınlatılmadı. Biz kadınlar ve lubunyalar İstanbul Sözleşmesi’ne ve 6284’e birbirimize sarıldığımız kadar sıkı sarılırken erkek devlet İstanbul Sözleşmesi’nin taraflarından biri olmaktan vazgeçti. İktidar bugün kutsal aile ve beka söylemleriyle kadın ve LGBTİ+ düşmanı politikalarına hız kaybetmeden devam ediyor. Ve bugün kadınlar için yaşam güvencesi istiyoruz dediğimiz için erkek yargı tarafından bizlere kolluk kuvvetlerine mukavemet suçundan 8 ay 10 gün hapis cezası verildi. 25 Kasım’a sayılı günler kala erkek devlet şiddetinin bulunduğumuz her alanda bizleri baskılamaya ve tahakküm altına almaya çalıştığını biliyoruz. Gözaltına da alsanız, baskı ve sindirme politikaları da uygulasanız, hukuk eliyle cezalandırmaya da kalksanız birbirimizden ve hayatlarımızdan vazgeçmeyeceğiz.
    Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz için; patriarkaya inat yaşamak ve birbirimizi yaşatmak için mücadelemizden vazgeçmiyoruz! İstanbul Sözleşmesi’ni, 6284’ü savunmak suç değildir. Erkek adalet değil, gerçek adalet diyoruz.”

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL 

  • Hüda Kaya: Yalnız olmadığımı biliyorum

    Hüda Kaya: Yalnız olmadığımı biliyorum

    PİRHA- Tutuklanan HDP eski milletvekili Hüda Kaya, cezaevinden gönderdiği mesajında “Tek kişilik bir odada tutuluyorum ama yalnız olmadığımı biliyorum. İyi ki varsınız” dedi. Kaya, savcılık eliyle kendisine “siyasi tuzak” kurulduğunu söyledi.

    Kobani soruşturması kapsamında gözaltına alınarak tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili Hüda Kaya, cezaevinden mesaj gönderdi.

    Kaya, sanal medya hesabı üzerinden yayınlanan mesajında, “Sevgili kardeşlerim, tek kişilik bir odada tutuluyorum ama yalnız olmadığımı biliyorum. Henüz yazma çizme imkanlarına sahip değilim. Selamını, sevgisini, duasını ileten, dayanışma gösteren tüm özgür insanlara, dostlarıma, kardeşlerime selam etmek istedim. İyi ki varsınız!” dedi.

    “SİYASİ TUZAK”

    Mezopotamya Ajansı’nın sorularını yanıtlayan Kaya, hakkındaki soruşmaya dair ifade vermek için gittiği savcılığın haftalarca kendisinden kaçtığını anlatarak, yargı eliyle kendisine “siyasi tuzak” kurulduğunu söyledi. Kaya, “Amaçları kaçarken yakalandı diye şov yapıp, kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklamaktı” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hukukçulardan Atalay ve Kışanak açıklaması: Derhal tahliye edilmeliler-VİDEO

    Hukukçulardan Atalay ve Kışanak açıklaması: Derhal tahliye edilmeliler-VİDEO

    PİRHA-Hukuk örgütleri, Can Atalay ve HDP eski milletvekili Gültan Kışanak’ın tahliye edilmemesine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Yargı kurumlarını hukuk devletine bağlı olmaya, hukuk düzeni içerisinde alınan kararlara uymaya ve saygı duymaya davet ediyoruz” ifadelerine yer verildi.


    Ankara’daki hukuk örgütleri, AYM kararına rağmen tahliye edilmeyen Hatay milletvekili Can Atalay ve CMK’da belirtilen en üst tutukluluk süresi dolmasına rağmen tahliye edilmeyen Gültan Kışanak için Sıhhiye Adliyesi’nde açıklama yaptı. Açıklamaya demokratik kitle örgütü temsilcileri de katıldı.

    Hukuk örgütleri adına açıklamayı Avukat Doğan Ekran okudu.

    “YARGILAMA SÜRECİNDE YAŞANAN İHLALLERE BİR YENİSİ DAHA EKLENDİ”

    Yapılan ihlallere bir yenisinin daha eklendiğini ve Atalay’ın AYM kararlarına rağmen tahliye edilmediğini söyleyen Ekran, “Anayasa Mahkemesi (AYM), 27.10.2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile Hatay Milletvekili meslektaşımız Şerafettin Can Atalay’ın ‘Seçme ve Seçilme’, ‘Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkı’ ile ‘Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakları’nın ihlal edildiğine karar vermiştir.
    Yargılama süreçlerinde yaşanan hukuksuzluklar silsilesine AYM kararına uyulmayarak bir yenisi daha eklenmiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Can Atalay’ı tahliye etmediği gibi heyetin değil fakat mahkeme başkanının imzası ile dosyayı Yargıtay’a göndermiştir.
    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin hak ihlali kararından sonra görevli olan mahkemedir. Bu husus kararda açıkça belirtilmiştir. Can Atalay, AYM kararı doğrultusunda ihlalin sonuçları ortadan kaldırılarak derhal tahliye edilmelidir. Aksi durum ‘Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma’ ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçlarını oluşturur. Yargının taraflı ve bağımlı olmasının yeni bir örneğinin yaşanıyor olması, AYM’nin yoruma açık olmayan hak ihlali ve bu ihlalin giderilmesine ilişkin kararının uygulanmaması karşısında Hatay milletvekili Can Atalay için sesimizi yükseltmek için bir aradayız” diye ekledi.

    “YARGI ORGANLARI HUKUKA UYMAK ZORUNDADIR”

    “Siyasi iktidarın keyfiyeti veya menfaati uğruna hukukun çiğnenmesine sessiz kalamayız” diyen Ekran, HDP eski milletvekili Gültan Kışanak’ın tahliye edilmemesine ilişkin şunları söyledi:

    “CMK’nın 102. maddesinin 2. Fıkrasına göre ‘Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; (…) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez’
    Oysa ki Gültan Kışanak 25.10.2016 tarihinde gözaltına alınmış ve 30.10.2016 tarihinde tutuklanmıştır. CMK’ya göre azami süre geçtiğimiz günlerde doldurulmuş olmasına rağmen Kışanak hakkında tahliye kararı verilmemiştir. Azami tutukluluk süresi dolmakla AYM’ye bu hususta bireysel başvuru da yapılmıştır.
    Kanun maddeleri çok açık bir şekilde burada durmaktadır. Siyasi iktidarın keyfiyeti veya menfaati uğruna hukukun çiğnenmesine sessiz kalamayız. Eğer anayasada belirtildiği üzere hukuk devletinde yaşıyorsak yargı organları da bu hukuka uymak ve gereğini uygulamak zorundadır. Halihazırda cezaevlerinde bulunan, hukuka ve kanuna aykırı şekilde tutulan tüm yurttaşlar için çağrımızı yeniliyoruz.
    Yargı kurumlarını hukuk devletine bağlı olmaya, hukuk düzeni içerisinde alınan kararlara uymaya ve saygı duymaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Vartinis Katliamı davası firarisinin emekli maaşı aldığı ortaya çıktı

    Vartinis Katliamı davası firarisinin emekli maaşı aldığı ortaya çıktı

    PİRHA- Vartinis Katliamı Davası’nda hakkında 2021’de tutuklama kararı verilen, ancak bugüne kadar yakalanamayan dönemin Korkut İlçe Jandarma Alay Komutanı Bülent Karaoğlu’nun emekli maaşı aldığı tespit edildi.

    Muş’un Korkut ilçesine bağlı Vartinis (Altınova) beldesinde 3 Ekim 1993 tarihinde evleri ateşe verilerek aynı aileden 9 kişinin yakılarak katledilmesiyle ilgili Yargıtay’ın bozma kararı sonrası yeniden başlayan Vartinis Davası’nın 20’nci duruşması Kırıkkale 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    3 Ekim’de zaman aşımı süresi olan 30 yıl dolan davanın duruşmasına, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan, İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK üyesi Nuray Çevirmen katıldı. Dosya avukatlarından Kadir Karaçelik ve Fuat Özgül, Muş’tan Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya bağlandı.

    Duruşma avukatların beyanları ile başladı. Avukatlar Fuat Özgül ve Kadir Karaçelik, önceki beyanlarını tekrarlayarak, savunma için süre talep etti.

    Mahkeme heyeti, emekli maaşı aldığı tespit edilen sanık Bülent Karaoğlu’nun banka hesap numarası için Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) müzekkere yazılmasına karar vererek duruşmayı 4 Aralık’a erteledi.

    NE OLMUŞTU?

    Muş’un Têlî (Korkut) ilçesine bağlı Vartinis Beldesi (Altınova) kırsalında 2 Ekim 1993 tarihinde yaşanan çatışmada bir astsubay yaşamını yitirdi. Çatışmadan sonra astsubayın cenazesini almaya gelen askerler, Vartinis’ten geçerken havaya ateş açtı ve “Bu gece gelip köyünüzü yakacağız” diyerek bölgeden ayrıldı. Olaydan bir gün sonra, yani 3 Ekim 1993’te beldeye gelen askerler “örgüte yardım ettikleri” iddiasıyla köyü ateşe verdi. Evlerinin ateşe verilmesi sonucu Nasır ve Eşref Öğüt çifti, en büyüğü 12, en küçüğü ise henüz 3 yaşında olan 7 çocuklarıyla birlikte yaşamını yitirdi. Evden sağ kurtulan tek kişi olan Aysel Öğüt, daha sonra katliama ilişkin suç duyurusunda bulundu.

    Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, “terör suçu” diyerek dosyayı görevsizlik kararıyla Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na gönderdi. DGM Başsavcılığı, olayı “terör eylemi” olarak nitelendirdi ve “failleri belli olmadığı” gerekçesiyle dosyayı kapattı.

    Aysel, Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde yapılan düzenlemelerle birlikte, 2003’te yeniden suç duyurusunda bulundu. Başsavcılık, bu kez olaya ilişkin soruşturma başlattı. Savcılık, iddialarda ismi geçen kişilerin askeri görevde oldukları gerekçesiyle Elazığ 8’inci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Dosya bu kez de 7 yıl askeri savcılıkta bekledi.

    2011 yılında aile avukatları yeniden savcılığın yolunu tuttu. Muş Başsavcılığı, yasa değişiklerini de dikkate alarak soruşturmayı yürütüp tamamladı. Dönemin Hasköy İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Bülent Karaoğlu, Hasköy İlçe Jandarma Komando Bölük Komutanı Üsteğmen Hanefi Akyıldız, Muş Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürü Şerafettin Uz ve Gökyazı Karakol Komutanı Başçavuş Turhan Nurdoğan hakkında “kasten ev yakmak suretiyle birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek” suçundan dava açıldı.

    “Güvenlik” gerekçesiyle Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde alınan davanın 1 Mart 2016 tarihindeki karar duruşmasında, dönemin Hasköy İlçe Jandarma Komutanı Bülent Karaoğlu ile diğer 3 fail hakkında “delil yetersizliğinden” beraat kararı verildi. Karara, “yargılamanın eksik yürütüldüğü” gerekçesiyle itiraz edildi.

    Dosyanın 5 yıl Yargıtay’da bekletilmesi ardından karar çıktı. Yargıtay, katliamdan dönemin İlçe Jandarma Alay Komutanı Yüzbaşı Bülent Karaoğlu’nun sorumlu olduğunu belirterek yerel mahkemenin verdiği beraat kararını “köyün yakılması emrini Yüzbaşı Bülent Karaoğlu vermiştir” diyerek bozdu. Daire, ayrıca failler arasında yer alan rütbeli 3 asker hakkındaki beraat kararını ise onadı. Kararın ardından Kırıkkale 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 21 Eylül 2021 tarihinde görülen ilk duruşmada dönemin İlçe Jandarma Alay Komutanı Bülent Karaoğlu hakkında tutuklama kararı verildi. Ancak Bülent Karaoğlu, Eylül 2021 tarihinden bu yana yakalanamadı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mazgirt’te çocuğa cinsel istismar sanığı yeniden yargılandı

    Mazgirt’te çocuğa cinsel istismar sanığı yeniden yargılandı

    PİRHA- Mazgirt’in bir köyünde 4 yıl önce, 6 yaşındayken dayısı Onur Tunç’un cinsel istismarına maruz kalan R.O. davasında, Tunceli 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği cezanın istinaf mahkemesi tarafından bozulması üzerine yeniden yargılandı. Duruşma 19 Ocak’a ertelendi.

    Mazgirt’in bir köyünde 4 yıl önce, 6 yaşındayken dayısı Onur Tunç’un cinsel istismarına maruz kalan R.O. davasında, Tunceli 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin ‘cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması’ sebebiyle Onur Tunç hakkında verdiği 6 yıl 3 aylık ceza, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozulmuş ve sanığın yeniden yargılanmasına karar verilmişti. Yargılamanın ilk duruşması bugün Tunceli 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme 19 Ocak’a ertelendi.

    Bugün yapılan ilk duruşmada tutuksuz yargılanan sanık Onur Tunç ve iki tarafın avukatları mahkeme salonunda hazır bulunurken, şikayetçi taraf ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yöntemiyle katıldı.

    SANIK ONUR TUNÇ: İFTİRAYA MARUZ KALDIM

    Savunmasında, iftiraya maruz kaldığını ve öz yeğenine karşı böyle bir suçu asla işleyemeyeceğini savunan sanık Onur Tunç, “Öleceğimi bilsem kendi yeğenime bunu yapmam. Çocukların halasının yönlendirmesinden dolayı iftiraya maruz kaldım. Hala, ablamla husumetli. Kendi çocuğu olmuyor, ablamın çocuklarını elinden almak için bana bunu yaptı. Karara itiraz ediyorum, beraatimi talep ediyorum” dedi.

    SANIK AVUKATI: ÇOCUĞUN BEYANLARI ÇELİŞKİLİDİR

    Tunç’un söylediklerini tekrarlayarak aile içindeki husumetten kaynaklı olarak müvekkiline iftira atıldığını ifade eden sanık avukatı Ceyhun Demir, “Mahkemede ve soruşturmada çocuktan alınan beyanlar çelişkilidir. Müvekkilin yeğenine karşı böyle bir suç işlemesi söz konusu değildir. Ne yazık ki çocuk buna alet edilmiştir. Adli tıp raporlarına dayanarak bu suçun sabit olduğundan söz etmek söz konusu değildir. Somut ve yeterli delil olmadığından müvekkilim hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    MAĞDUR AVUKATI: MAĞDURUN BEYANLARININ BİREBİR OLMASI YETERLİ GÖRÜLMELİDİR

    Üst mahkemenin bozma kararında her ne kadar mağdur beyanlarına itibar edilmemesi yönünde bir gerekçe sunulmuş ise de bu tür dosyalarda mağdurun beyanlarının ana hatlarıyla benzer olmasının yeterli görülmesi gerektiğini söyleyen mağdur avukatı Anıl Polat, “Mağdur olay tarihinde 6 yaşında, yargılama başladığında ise 8 yaşındadır. Bu süreçte mağdurun beyanlarının birebir olması yeterli görülmelidir. İddia edilen husumet var ise de husumet mağdurun ailesi ve halası arasında olabilir çocuğu ilgilendiren herhangi bir şey yoktur. Hala bir husumette olsa dayıyı değil babayı suçlardı. Biz istinaf kararına uyulmayarak sanık hakkında önceki gibi karar verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Mahkeme salonuna SEGBİS üzerinden bağlanan hala Hediye Ordukaya ise, “Ben böyle bir iftirayı Onur Tunç’a neden atayım? Çocukları aldığımdan beridir Ankara Üniversitesi’nde tedavi görüyorlar. Doktorların da görüşleri bu şekilde. Çocuğun davranışları, geceleri uykusuz kalması, altına kaçırması gibi durumlardan sonra doktorlar da şikayetçi oldu. Bu kişinin cezalandırılmasını talep ediyorum” dedi.

    Mahkeme heyeti duruşmayı 19 Ocak’a erteledi.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Yeğenini Istismar Eden Sanığın Cezası Bozuldu, Duruşma Yarın