Etiket: mahkeme

  • Mahkeme, Yargıtay’ı adres gösterdi!

    Mahkeme, Yargıtay’ı adres gösterdi!

    PİRHA- İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin TİP’in tutuklu Hatay milletvekili Can Atalay hakkında verdiği ‘tahliye’ kararını Yargıtay’a gönderdi.

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) tutuklu milletvekili Can Atalay’ın hakkında tahliye kararı vermedi, dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi.

    DW Türkçe’nin haberine göre mahkeme kararın gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: “Söz konusu düzenlemeler dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesince verilen bireysel başvuruya konu ihlal kararı Mahkememizin kararına ilişkin olmayıp, Yargıtay ilgili Ceza Dairesince verilen tahliye talebinin reddi kararına ilişkin olduğu, dosyanın ilgili Daire önünde bulunduğu sırada başvurucunun milletvekili seçildiği ve bireysel başvuruya konu ihlalin bu Dairenin kararından kaynaklandığı, ayrıca bireysel başvuru yapıldıktan sonra ilgili Ceza Dairesince dosyanın esastan incelendiği ve karara bağlandığı, bu sebeple oluşan yeni hukuki durum karşısında Yargıtay 3. Ceza Dairesince yeni bir değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu anlaşıldığından dosya Cumhuriyet Başsavcılığınıza gönderilmiştir.”

    Türkiye İşçi Partisi’nin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararı vermesine rağmen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Hatay Milletvekilimiz Can Atalay’ın tutukluluğunu keyfi biçimde uzatıyor, yetkisini aşarak suç işlemeye devam ediyor! #AYMKararıUygulansın, Can Atalay’a özgürlük istiyoruz!” dedi.

    AYM, Can Atalay’ın dosyasında seçilme hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönlerinden hak ihlali olduğuna hükmetmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tarikatta çocuk istismarı davasında karar çıktı-VİDEO

    Tarikatta çocuk istismarı davasında karar çıktı-VİDEO

    PİRHA- Dinci Hiranur Vakfı kurucularından Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’nin 6 yaşında evlendirilmesi ve cinsel istismara maruz bırakılmasına ilişkin davanın bugünkü duruşmasında karar çıktı. H.K.G’nin zorla evlendirildiği Kadir İstekli 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel 20 yıl, anne Fatıma Gümüşel ise 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Nihayet bir karar çıktı. Böyle aileler olmaz olsun! Bu yobazların her birini yerle bir edeceğiz” dedi. 

    Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G’yi 6 yaşındayken 29 yaşındaki müridi Kadir İstekli ile evlendirme başlığı altında cinsel istismara maruz bırakmasına ilişkin yürütülen davanın 7. duruşması Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    4 saat süren duruşmanın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kadir İstekli’ye “zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e 20 yıl, anne Fatıma Gümüşel’e ise 16 yıl 8 ay hapis cezası verilmesine hükmetti.

    Tutuksuz yargılanan anne Gümüşel hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıkların tahliye talepleri reddedilirken, tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi.

    Kararın ardından kadın örgütleri bir açıklama daha yaptı. Açıklamaya EMEP’li kadınlar, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kadınlar Birlikte Güçlü, Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi kadınlar ve Sol Feminist Hareket katıldı.

    “MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    EMEP’li kadınlar adına Devrim Avcı, “Bu yaşanılanın son olması için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    TİP’li kadınlar adına konuşan Filiz Yaprak, “Laik toplumsal düzen yeniden inşa edilene dek istismarcılarla mücadele edeceğiz” ifadesini kullandı.

    Sol Feminist Hareket adına yapılan konuşmada ise “Bu sonuç kadın mücadelesi sayesinde alındı. Münferit bir örnek değildi birçok kız çocuk buna maruz bırakıldı. Bu mücadele sonsuz bir mücadeledir” denildi.

    “HEPİNİZ YARGILANACAKSINIZ!”

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Nihayet bir karar çıktı bugün. Bu karar gecikmiş olmasına rağmen şu algıyı yıktığı için olumludur. Siz ister şıh olun, ister şeyh olun, ister bir vakfın başkanı oluni ister baba, ister ana olun. Hiç kimse küçücük çocukların bedeni üzerinde söz sahibi değildir. Başıma bir şey gelmez kendi değer yargılarımıza göre yaşı küçük çocuklarımızı evlendirebiliriz diyemeyecekler. Kimse küçük çocukların bedeni üzerinde hak sahibi değildir. Neler yaşandığını biz biliyoruz ve söyledik. Korkmayın çocuklar, genç kadınlar. Şiddete uğruyorsanız, istismara uğruyorsanız o kapıların arkasında biz varız. Böyle aileler olmaz olsun! Bu yobazların her birini yerle bir edeceğiz! Hepsi yargılanacak. Böyle bir karanlığı topluma dayatamayacaksınız! Bu ülke aydınlık ve laik bir ülke olmayı hak ediyor. Önümüzde daha çok dava var, mücadelemiz sürecek” diye konuştu.

    NE OLMUŞTU?

    Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in 6 yaşında kızı H.K.G.‘yi 29 yaşındaki Kadir İstekli ile dini nikahla evlendirdiği iddialarına ilişkin Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Kadir İstekli hakkında “Çocuğun cinsel istismarı” ve “Nitelikli cinsel saldırı” suçlarından 30 yıldan az olmamak, baba Yusuf Ziya Gümüşel ve anne Fatıma Gümüşel hakkında da “Çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 18 yıldan az olmamak kaydıyla hapis cezası istenmişti.

    30 Ocak’ta görülen ilk duruşmada mahkeme heyeti yayın yasağı ve gizlilik kararı getirilmesine karar vermişti.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Tarikatta çocuğa istismar davası öncesi kadınlardan adliye önünde açıklama-VİDEO

     

     

     

  • Dersim’de Cumartesi Anneleri açıklaması: Tüm kayıplarımız için adalet istiyoruz-VİDEO

    Dersim’de Cumartesi Anneleri açıklaması: Tüm kayıplarımız için adalet istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 964. haftasında, İHD Dersim Şubesi Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Tüm şubelerce eşzamanlı yapılan açıklamada, “Kaç yıl geçerse geçsin; Abdülmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten ve devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    İHD Dersim Şubesi, Cumartesi Anneleri eyleminin 964. haftasında Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve İHD ortak imzasıyla, tüm İHD şubelerince eşzamanlı yapılan ‘Abdülmecit Baskın ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz’ başlıklı açıklamayı Raife Yılmaz okudu.

    Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha geri dönemeyen, akıbetleri bir sır perdesiyle örtülenlerin aileleri ve insan hakları savunucuları olarak, Türkiye’nin dört bir yanında eş zamanlı olarak seslerini birleştirip haykırdıklarını ifade eden Yılmaz, “İnsana yönelmiş en vahşi saldırı olan gözaltında kaybetme gerçeğini unutturmamak için mücadele etmekte kararlıyız” dedi.

    “ABDÜLMECİT BASKIN İÇİN ADALET İSTEMEYE DEVAM EDECEĞİZ

    964’üncü haftada zaman aşımına sürüklenerek cezasız bırakılan Abdülmecit Baskın dosyasını kamuoyu ile paylaştıklarını belirten Yılmaz, dosya detaylarını aktardı:

    “41 yaşında 3 çocuk babası olan Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfus Müdürüydü. 2 Kasım 1993 tarihinde iş yerindeki makamından çıktıktan sonra özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alındığı inkar edilen Baskın’ın 4 Ekim 1993 tarihinde sorgulandıktan sonra ateşli silahla öldürülmüş, elleri arkadan bağlı cansız bedeni bir çiftçi tarafından Gölbaşı mevkinde bulundu. Bulunduğu yer Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafedeki metruk bir binanın arkasıydı. Ailenin başvurusu üzerine başlatılan soruşturma etkin bir biçimde yürütülmedi. Dosya sürüncemede bırakıldı.

    Olaydan 18 yıl sonra, 26.03.2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede; 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in emriyle, Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın özel harekat polisleri Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayhan Çarkın’ın Emniyet, Savcılık ve Hakimlik beyanlarındaki anlatımlarının yer tanımları, mekanlar ve olay yeri tutanakları ile birebir örtüştüğü savcılık ve mahkeme kayıtlarına girdi. Çarkın’ın basına da yansıyan itiraflarından sonra Abdülmecit Baskın ve Çarkın’ın beyanlarında isimleri geçen gözaltında kaybedilen veya infaz edilen 18 kişiye ilişkin yeni bir soruşturma başlatıldı.

    Soruşturma sonrası 2014 yılında Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde içlerinde Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in de bulunduğu 19 kişi hakkında “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı örgütün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçundan dava açıldı. Mahkemede dönemin üst düzey kamu görevlileri söz konusu öldürmelerin devletin bilgisi dahilinde gerçekleştiğini beyan ederek detaylı açıklamalarda bulundu. Ayrıca suçların, kimlerin talimatı ile, kimler tarafından ve nasıl işlendiği detayları ile kayıtlara geçti. Ancak kamuoyunda Ankara JİTEM davası olarak bilinen dava 13 Aralık 2019 tarihinde tüm sanıkların beraatleri ile sonuçlandı.

    Yerel mahkemece verilen hükümlere karşı aileler istinaf kanun yoluna başvurdu. 5 Nisan 2021 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, beraat hükmünü bozdu ve dosyayı Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Yeniden görülen davanın 26 Mayıs 2023 tarihli son duruşmasında, istinaf mahkemesinin verdiği bozma kararı sonrası sanıklar hakkında tekrar beraat kararı verildi. Mahkeme, gerekçeli kararı 14 Eylül 2023 tarihinde yazarak adeta dosyada zamanaşımı süresinin dolmasını bekledi. 10 yıllık yargılama sürecinde 41 hakimin ve 8 savcının değiştiği dava zamanaşımıyla sonuçlandı.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Abdülmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten ve devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından Seyit Rıza Meydanı’nda 5 dakikalık oturma eylemi yapıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Sanatçı Ali Baran: Pazarlık ettik o vasıtayla yurtdışına çıkabildim – VİDEO

    Sanatçı Ali Baran: Pazarlık ettik o vasıtayla yurtdışına çıkabildim – VİDEO

    PİRHA – Yurtdışı yasağının kaldırılması için mahkemenin 2 hafta içerisinde 1.5 Milyon TL teminat istediği Sanatçı Ali Baran, Almanya’ya geri döndü. Mahkeme sürecinin kendisini psikolojik ve ekonomik açıdan yıprattığını dile getiren Baran, “Biz sanatçılara karşı düşman hukuku var. Kürt sanatçısı olmak zaten zor. Kürt olman bile onların gözünde terörist olman anlamına geliyor” dedi.

    Almanya’da yaşayan ve albüm çalışması için Türkiye’ye gelen sanatçı Ali Baran’a sosyal medya paylaşımlarında “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti. Mahkeme, yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması için de 1.5 Milyon TL teminat istemişti. Baran, mahkemeyi İstinaf’a taşıdıklarını belirterek mahkeme süreci, Almanya’ya geri dönme süreci ve son çıkardığı “Hêvîya Çîya” albümü üzerine PİRHA’ya konuştu.

    “İSTİNAFA GÖNDERDİK”

    Savcının bilerek yurtdışı yasağı koyduğunu söyleyen Baran, “Biz de yurtdışı yasağını kaldıralım diye uğraştık. Mahkemeyi ileriye aldık. Aldık ama boşa. Yine de yurtdışı yasağının kalkması için 1.5 Milyon TL istediler. Yani bu pazarlıkla uğraştık. Şimdi bir üst mahkemeye taşıdık. İtiraz ettik. Mahkeme 1-2 sene sürecek sanırım. O sürede de Türkiye’de bekleyemezdim. Benim burada konserlerim vardı, kızımın düğünü vardı. Beklemedim ben de geldim. Mahkemeyi de istinafa gönderdik. Mahkeme devam ettikçe, karar kesinleşmedikçe ben Türkiye’ye gidemem.”

    “BAZI İNSANLAR BANA TELEFON ETMEYE BİLE KORKUYORLARDI”

    Almanya’ya Mayıs ayında dönebildiğini Almanlar’ın kendisi için imza kampanyası başlattıklarını da dile getiren Baran, “İlgilenen herkese teşekkür ediyorum. İlgilenmeyenlere de teşekkür ederim. Ama bazı insanlar da bana telefon etmeye bile korkuyorlardı. Onları da yadırgamıyorum. ‘senin telefonun dinleniyordur, onun için aramadık’ diye özür dileyenler de oldu” dedi. Baran, Almanya’da yaşadığı şehirdeki belediye başkanının bizzat konsolosluğa yazdığını sonrasında dışişleri bakanının devreye girdiğini de ifadelerine ekledi.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN D HARFİ BİLE KALMAMIŞ”

    Yaşadığı asıl problemin Alman vatandaşıyken Türkiye’de vatandaşlığının tekrar canlandırılması olduğunu söyleyen Baran, “Bu ilginç bir şey. Mahkeme ise çok ilginç bir mahkeme, sanki dağdayız ve orası çadır mahkemesi gibiydi. Demokrasinin D harfi bile artık Türkiye’de kalmamış. Gerçekten kınıyorum” dedi.

    Baran, yurtdışına nasıl çıktığını ise şöyle anlattı:

    “Böyle aceleden apar topar hem eski cezadan hem de yeni cezadan yargılandım. Üstüne bir de para cezası aldım. O para cezası ise çok kötüydü. 1.5 milyonu 2 hafta içinde bulmamı söylediler. Ben 70 bin euroyu nereden bulayım? Daha sonra pazarlık ettik o vasıtayla ben yurtdışına çıkabildim.”

    “HALA YARIM KALAN BİR SÜRÜ İŞİMİZ VAR”

    Çıkardığı “Hêvîya Çîya” albümünden bahseden Baran, şunları kaydetti:

    “Albüme birkaç şarkı söylememiştim. Burada bitirdim. Bir tek okumalarım kalmıştı onları da tamamladım. Albüm 11 şarkıdan oluşuyor. Bir tanesi Türkçe diğer 10 tanesi kendi ana dilim olan Kürtçe’dir. Bir de içerisinde bir tane de Alevi beyiti yer alıyor. Albümü Almanya’da çıkardık. Ben Türkiye’ye geri dönmekten artık korkuyorum. Bu mahkemenin bitmesini bekliyorum. Hala yarım kalan bir sürü işimiz var. Türkiye’de daha önceden ileriki şeyler için hazırlık yaptığım çalışmalarım kaldı. Ben yeni bir kitap düzenliyordum. Kitabın adı ‘Dersim Divanı’ henüz bitmedi. Onunla uğraşıyordum. Dersim’in Ozanları’nı tanıtmak istiyorum o kitapla. Çalışmalarımız bitmiyor ama bu süreç biraz sekte vurdu.”

    “RESMEN TÜRKİYE’DE DİKTATÖRLÜK VAR”

    Psikolojik ve ekonomik olarak mahkeme sürecinin kendisini yıprattığını dile getiren Baran, “Biz sanatçılara karşı düşman hukuku var. Kürt sanatçısı olmak zaten zor. Kürt olman bile onların gözünde terörist olman anlamına geliyor. Türkiye’deki hükümet çok abes çok saçma bir politika yürütüyor. Bir aile ya da bir kişi ülkeye hakim olmuş. Resmen Türkiye’de diktatörlük var. Kendine insanım diyen herkesin ağzını açıp konuşması, eleştirmesi lazım. Bu halk sustukça daha kötü oluyor” diye konuştu.

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Mahkeme, İkizköylülerin yürütmeyi durdurma talebini reddetti

    Mahkeme, İkizköylülerin yürütmeyi durdurma talebini reddetti

    PİRHA- İkizköylülerin Akbelen Ormanında devam eden ağaç kesimi için yürütmenin durdurulması talebiyle yaptığı başvuru Muğla 1’inci İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.

    Muğla 1’inci İdare Mahkemesi, Milas Akbelen Ormanı’nda süren ağaç kesimine ilişkin Karadam, Karacahisar, Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği ve İkizköylü 6 yurttaşın yaptığı yürütmeyi durdurma talebini reddetti.

    Mahkeme kararında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27’inci maddesinde İdare Mahkemeleri’nin, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğurması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarında yürütmeyi durdurma kararı verilebileceğini hatırlattı. Fakat mahkeme, başvurusu yapılan Akbelen Ormanındaki idari işlemin durdurulması talebinin bu şartların birlikte gerçekleşmediğini belirterek yürütmenin durdurulması istemini 3’üncü kere reddettiğini duyurdu.

    İŞÇİ SENDİKASI DAVANIN USÜLDEN REDDİNİ İSTEDİ

    Mahkeme kararında davacıların taleplerinin yanı sıra dosyaya müdahil olan Türkiye Maden İşçileri Sendikası ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın da beyanlarına yer verildi. Türkiye Maden İşçileri Sendikası, köylülerin derneğinin dava açma yetkisi bulunmaması, bakılan davanın süresinde açılmadığı nedenleriyle davanın usulden reddini istedi. Sendika, ayrıca esas olarak da davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istedi. Bakanlık ise On Birinci Kalkınma Planı ve bakanlığın 2019-2023 Stratejik Planında linyit rezervlerinin çıkarılarak elektrik üretiminde kullanılması kararlarını gerekçe göstererek davanın reddedilmesini istedi.

    Şirket ise mahkemeye verdiği beyanda madenin kamu yararının bulunduğu, halk ve çevre sağlığı önlemlerinin alındığı gerekçesiyle davanın reddini istedi.

    “HAKİMLER ANAYASAL SUÇ İŞLEDİ”

    Mahkemenin kararını değerlendiren köylülerin avukatı İsmail Hakkı Atal, mahkemeden karar çıkarmanın “Aslanın midesinden ekmek çıkarmaktan” daha zor olduğunu söyledi. AKP’nin kontrolü ve denetimi altındaki yargından karar çıkmadığını kaydeden Atal, “Karar sadece halk sokağa çıktığında çıkıyor. Ama burada Limak-İçtaş ortaklığının imtiyazlı olduğu Muğla’da halk sokağa çıktı. Yine karar çıkmadı ve bugün bir kere daha yürütmeyi durdurması talebimiz reddedildi. Mahkeme kararını gerekçesiz olarak yazdı. Çünkü red kararını dayandırabilecekleri hiçbir şey yok. Anayasa, uluslararası sözleşmeler, yönetmelikler bizden yana ve gerekçesiz karar yazıyorlar. Hakimler bunu yazarken Anayasal suç işliyorlar. Zaten burada Anayasa’nın 169’uncu maddesi açık bir şekilde ihlal ediliyordu üstüne bir de bağımlı yargının gerekçesiz kararı geldi” dedi.

    Sendika ve bakanlığın davanın reddi istemini de değerlendiren Atal,”Bu görüşler tamamen çarpıtma ve bir dezanformasyon. Şirketin elektrik üreterek sisteme anlık olarak verdiği elektrik 300 megawatt. Ama şirketin yok ettiği 20 bin dönüm maden sahasının üzerine güneş enerjisi tarlası yapsalar anlık olarak sisteme 3 bin 300 megawatt elektrik enerjisi verebiliyorlar. Yani 10 katını verebilirler. Ama bunları hiç söylemiyorlar, yazmıyorlar” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cemevlerine saldırı davasında mahkeme gerekçeli kararını açıkladı

    Cemevlerine saldırı davasında mahkeme gerekçeli kararını açıkladı

    PİRHA – Dört Alevi kurumuna saldırı düzenleyen Sanık Ahmet Ozan Karaca’nın tahliye edilmesinin ardından Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı. Alevi kurumlarının avukatları ise gerekçeli karara karşılık İstinaf Mahkemesi’ne dilekçe sunacaklarını belirtti.

    Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi, 3 Alevi kurumu ve bir de yöre derneğine yönelik Ankara’da 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırıya dair gerekçeli kararını açıkladı.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca, “İbadethanelere ve Mezarlıklara Zarar Verme, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama, İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme, Kasten Yaralama” suçlarından yargılanıyordu.

    7 Temmuz’da görülen karar duruşmasında Sanık Ahmet Ozan Karaca’nın tahliyesine karar veren Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararında ise şu suçlamalara yer verdi:

    “Sanık Ahmet Ozan KARACA’nın üzerine atılı ‘basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde kasten yaralama’ suçunu, mağdur Hüseyin Kılıç’a karşı işlediği anlaşıldığından eylemine uyan TCK’nun 86/2. maddesi gereğince suçun işleniş şekli, fiilin özellikleri, sanığın kastının yoğunluğu, suçun işlendiği zaman ve yeri ile sanığın amaç ve saiki dikkate alınarak takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak, 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

    Sanığın eylemini silahla işlediği anlaşıldığından cezasından TCK’nun 86/3-e maddesi gereğince 1/2 oranında arttırım yapılarak, 9 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

    … sanığın eyleminin bir bütün halinde ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, sanık hakkında inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarından cezalandırılması istemi ile açılan kamu davası hakkında HÜKÜM KURULMASINA YER OLMADIĞINA Sanık Ahmet Ozan KARACA’nın üzerine atılı ‘ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme’ suçunu, Şah-ı Merdan Cemevi, Ana Fatma Cemevi ve Sivas Divriği Kültür Derneği’ne yönelik ayrı ayrı işlediği anlaşıldığından eylemlerine uyan TCK’nun 153/1 maddesi gereğince, suçun işleniş şekli, fiilin özellikleri, sanığın kastının yoğunluğu, suçun işlendiği zaman ve yeri ile sanığın amaç ve saiki dikkate alınarak takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak, AYRI AYRI 3 KEZ 2’ŞER YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

    Sanığın eylemini, ilgili dini inanışı benimseyen toplum kesimini tahkir maksadıyla işlediği anlaşıldığından cezasından TCK’nun 153/3 maddesi gereğince 1/3 oranında arttırım yapılarak, AYRI AYRI 3 KEZ 2’ŞER YIL 8’ER AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

    Sanığa isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti ile tayin olunan ceza miktarı ve tüm dosya kapsamı nazara alınarak sanık hakkında, CMK’nun 109/3-a maddesi uyarınca yurt dışına çıkamamak suretiyle ADLİ KONTROL TEDBİRİ UYGULANMASINA, kararın gereği için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazılmasına…”

    Saldırıya uğrayan kurumların avukatları ise, gerekçeli kararın açıklanmasıyla birlikte İstinaf Mahkemesi’ne itiraz dilekçesi yazacaklarını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Akkal: Cemevleri saldırı davasında İstinafa başvurmak için gerekçeli kararı bekliyoruz

    Av. Akkal: Cemevleri saldırı davasında İstinafa başvurmak için gerekçeli kararı bekliyoruz

    PİRHA – Cemevlerine yönelik saldırı davasında üç sanığa verilen beraat ve tahliye kararının ardından Aleviler, itiraz etmek için İstinaf Mahkemesi’ne başvuracak. Davanın avukatlarından Ebru Akkal, mahkemenin, sanıkları yönlendirenlerin ortaya çıkmasını engellediğini söyledi ancak cemevlerinin ibadethane olduğuna dair karar verilen ilk dosya olduğuna da işaret etti. 

    Ankara’daki Alevi kurumlarına yönelik 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırılara ilişkin biri tutuklu üç sanığın yargılandığı davada karar 7 Temmuz’da açıklandı. Tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca, 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve tahliyesine karar verildi.

    Mahkeme, sanık Karaca hakkında, “İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarından hüküm kurulmasına yer olmadığına hükmetti. Hâkim, diğer iki sanık Çağdaş Can Bardakçı ve Baver Gül hakkında, “Eylemlerin sanıklar tarafından işlediğinin sabit olmadığı” gerekçesiyle beraatlarına karar verdi.

    Alevi kurumlarının avukatları, kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıyacaklarını belirtti.

    “GEREKÇELİ KARAR BEKLENİYOR”

    Demokratik Alevi Derneği’nin (DAD) avukatlığını yapan Ebru Akkal, itiraz dilekçelerini, gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra sunacaklarını belirterek, “Karar açıklandıktan sonra istinaf süresi başlıyor. Henüz gerekçeli karar ise gelmedi. Normalde yasaya göre bir ay içinde yazılması gerekiyor ama hiçbir mahkeme bir ay içinde yazmıyor. Muhtemelen adli tatil bitmeden, bir iki hafta içinde gelir” dedi.

    “SANIKLARI YÖNLENDİRENLERİN ORTAYA ÇIKMASI ENGELLENMİŞ OLDU”

    Av. Ebru Akkal, mahkeme heyetinin birçok eksiklikte bulunduğunun ise altını çizdi. Akkal, adil bir yargılama yapılmadığı konusunda itirazda bulunacaklarını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Duruşmada çok sayıda tevsii tahkikat (kovuşturmanın genişletilmesi) talebinde bulunduk. O taleplerin kabul edilmesi dosyanın aslında bu olayı kimlerin, nasıl bir organizasyon ile gerçekleştirildiğinin açığa çıkması için önemliydi. Mahkeme bu talepleri reddederek aslında bu olayın arkasında olup olayı gerçekleştiren Ahmet Ozan’ı, Baver’i ya da Çağdaş’ı yönlendiren kişi ya da kişilerin ortaya çıkmasını engellemiş oldu. Ceza hukukunun amacı, maddi gerçeği açığa çıkarmaktır. Ülkemizdeki Ceza Mevzuatında da, Evrensel Ceza Hukuku’nda da bu şekildedir. Dolayısıyla bu dosya maddi gerçeği, hakikati ortaya çıkarmadan, olayı gerçekleştirdiği görünen kişilerin cezalandırılmasında suçlar bakımından yetersiz ve geçiştirilmiş oldu.

    “ADİL BİR YARGILANMA YOK!”

    İlk itiraz gerekçelerimizden bir tanesi, dosyada mevcut olan HTS kayıtları, araştırma raporları, tanık beyanları doğrultusunda dinlenmesi gereken tanıkların huzurda dinlenmemesi olacak. Çünkü bazı tanıkların olayla ilgili olduğunu düşünüyoruz. Bu tanıkların dinlenmesinin reddedilmesi, bizim o tanıkları sorguya çekme hakkımızı elimizden almış oldu. Öncelikle buna itiraz edeceğiz. Yine aynı şekilde Ahmet Ozan’ın, delillere baktığımızda görünen ama detaylı olarak araştırıldığı halde ortaya çıkabilecek olan bazı ilişkilerinin ortaya çıkarılmasına dair taleplerimizin reddine ve bu kararlarının bizim açımızdan adil bir yargılanma oluşturmadığına dair bir itirazımız olacak. İddianamede ve mütalaada savcının istediği farklı suçlardan da cezalar vardı. ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, ibadethanelere zarar, din ve inanç hürriyetini engelleme’ suçları yer alıyordu. Mahkeme sadece ibadethanelere zarar vermek suçundan ceza verdi. Diğer iki suçtan karar verilmesinde yer olmadığına karar verdi. Diğer suçlardan da cezalandırılmasının gerektiğini düşünüyoruz, çünkü orada din ve inanç hürriyetini engelleme durumu söz konusu. Sanıkların saldırısının gerçekleştiği gün Muharrem ayının ilk günüydü ve orada bir cem yapılıyordu, dolayısıyla cem yarım kalmış oldu. En basit haline baktığımızda bile suçun gerçekleştirilmiş olduğu ortada.

    Diğer yönüyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik açısından da olayın gerçekleştirilme şekli, aynı anda birden fazla cemevine aynı gün içerisinde saldırı düzenlenmesi, eğer başarabilseydi başka kişilere de fiziki yaralanmalı saldırı yapabileceğinin ortada olması, olayın sonrasında gelişebilecek olaylar ve en azından Aleviler açısından bu toplumda daha önceden yaşanan travmalar, katliamlar, saldırılar gözetildiğinde mümkün.

    “CEMEVLERİNİN İBADETHANE OLDUĞUNA DAİR KARAR VEREN İLK DOSYA OLDU”

    Halkı kin ve düşmanlığa tahrik bağlamında da ceza verilmesi gerekiyordu. Tek eylem söz konusu olabilir ama bir eylemde birden fazla suç işlenmiş oldu. Mahkeme sadece ibadethanelere zarar verme yönünden ceza tesis ederek bunu göz ardı etmiş oldu. Ama bir yönüyle de bu zamana kadar cemevleri ile ilgili olarak ‘ibadethane’ tartışmasına neden olan bütün yargılamalar hukuk dosyalarıyla ilgiliydi, özel hukuk bağlamındaydı. Ceza Hukuku anlamında, cemevlerinin ibadethane olduğuna dair karar veren ilk dosya bu oldu. Bu anlamıyla da önemli olduğunu düşünüyoruz.”

    “MAHKEMEDE EKSİKLİKLER OLDU”

    İstinaf Mahkemesi’nin, gerçeği makul bir sürede açığa çıkarması gerektiğine vurgu yapan Av. Ebru Akkal, “Normalde İstinaf Mahkemesi’nin çok uzun bir zaman geçirmemesi gerekir. Yani 6 ile 8 ay içerisinde İstinaf Mahkemesi’nden bir karar çıkması gerekir. Hukuki anlamda baktığımızda mahkemede bazı eksiklikler oldu. İstinafın, önceki mahkemenin yapmadığı araştırmaları açarak kendisinin yapması gerekir. Amacımız çok kısa bir sürede sonuçlanması değil, gerçeğin açığa çıkarılması olmalı. Bu anlamıyla da makul bir süre olmasını istiyoruz ve talep ediyoruz.” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Merdan Yanardağ hakkında iddianame hazırlandı

    Merdan Yanardağ hakkında iddianame hazırlandı

    PİRHA- Öcalan ile ilgili sözleri üzerine tutuklanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında hazırlanan iddianame mahkemeye sunuldu. 

    Abdullah Öcalan ile ilgili sözleri nedeniyle 27 Haziran’da tutuklanan Yanardağ hakkında iddianame hazırlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Örgüt propagandası yapmak” ve “Suç ve suçluyu övmek” iddialarıyla hazırlanan iddianame, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cemevlerine saldırı davasında Çeşme’deki bağlantılara işaret edildi!-VİDEO

    Cemevlerine saldırı davasında Çeşme’deki bağlantılara işaret edildi!-VİDEO

    PİRHA- 4 Alevi kurumuna/cemevlerine 2022 yılında yapılan saldırının failinin yargılamasına Ankara’da devam edildi. Davanın 6. duruşmasında da Alevi toplumuna yönelik bir saldırı söz konusu, maddi gerçeklerin araştırılması vurgusu yapıldı. Bir sonraki duruşma 7 Temmuz’da görülecek.

    3 Alevi kurumu ve bir de yöre derneğine yönelik Ankara’da 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırının 6. duruşması görüldü.

    3 saldırgandan 2’sinin tutuksuz, birinin ise tutuklu yargılandığı davanın duruşması Ankara 63’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

    Tutuksuz sanıklar Çağdaş Can Bardakçı ve Baver Gül, duruşmada yer almazken, tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca, Sincan Cezaevi’nden SEGBİS ile katıldı.

    Duruşmada ilk söz alan isim Av. Ebru Akkal, dosyanın henüz mütalaa aşamasında olamayacağını belirterek şunları söyledi:

    “Araştırılması gereken hususlar var. Biz bu haliyle dosyanın mütalaya gitmesini doğru bulmuyoruz. Sanıkların, olayın oluşmasına dair anlattıkları hususunda ciddi boşluklar var. BTK’dan gelen cevaplar doğrultusunda bazı numaraların Ahmet Ozan Karaca’ya ait olmadığı, bazı bilgileri de ‘özel hayatın ihlali’ gerekçesiyle paylaşılmıyor. Mahkeme bu konuda yeniden bir müzekkere yazmalı. Siz dinlemek istemeseniz de bizler Karaca’nın ablası ile konuşmak istiyoruz. Sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz. İzmir Çeşme’deki bölümlerin detaylı araştırılması gerekiyor. Bu olayın,  3 sanık tarafından planlanmadığı çok açık. Sorumluların açığa çıkarılmasını istiyoruz. Sanıklardan Çağdaş Can Bardakçı, İzmir’e sınav için gittiğini söylemişti. Araştırmalarımız doğrultusunda bunun yalan olduğunu öğrendik. Sanıklar, mahkeme salonuna da gelmiyorlar. İki sanık hakkında tutuklamaya dönük yakalama kararının çıkarılmasını talep ediyoruz.”

    DAD Ankara Şube Avukatı Deniz Can Aydın ise organize bir suç işlendiğine işaret ederek, “Sanık Eskişehir’den Polatlı’ya geliyor ve otelde kalıyor. Polatlı’da sanığın kaydı yapılmadan otelde kaldığı söz konusu. Alevilere yönelik düşmanca bir dil kullanılıyorken, siz mahkeme heyetinin bu hususların açıklanması konusunda girişimde bulunması gerekir. Temel silsilenin araştırılmaması durumu var. Maddi gerçeklerin araştırılması gerekir. Burada Alevi toplumuna yönelik bir saldırı söz konusu. Maddi gerçeğin araştırılması gerekir. Mış gibi yapılmış bir karar sonucunda bu yargılamaya itiraz gelecektir” diye konuştu.

    DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak da duruşmada söz alarak, “Tarihsel sürece baktığımızda Ermeniler, Kürtler, Aleviler hep katledilmişlerdir. Özellikle Kürt Aleviler soykırıma uğramışlardır. Gerçeklerin üzerinin kapatılması konusunda bir gayret söz konusu. Buradan mahkemenin vicdanına soruyoruz, sizin inancınıza yönelik böyle bir saldırı yapılsaydı nasıl karşılardınız? Alevilere yönelik katliam davaları alelacele kapatılmıştır. Suçlular hesap verirlerse tarih tekerrür etmez.” ifadelerini kullandı.

    Alevi Türkmen Vakfı Başkanı Özdemir Özdemir de sanıkların İzmir’deki bağlantılarına vurgu yaptı. Özdemir, “Bu olayı kendini mesih ilan eden biri işledi. İzmir Çeşme’deki olay aydınlatılmalı. Şahsen Çeşme’ye gittim. O otoparkı gözlemledim. Şahsın yurtdışı konuşmaları da var. HTS kayıtlarını talep ettik, reddedildi. Şahsın İzmir Emniyet Müdürlüğü’ndeki o polis kimse ortaya çıkartılsın. Çeşmede illegal, mafya bir örgüt olduğunu gördüm. O mafyadan habersiz çevrede kuş uçmuyor. Bu olayı araştırın. Aksi halde vicdanım rahat değil” şeklinde konuştu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) adına Ayça Çağlar ise “Madımak Katliamı dahilinde halen 3 kişinin peşindeyiz” diyerek “Bu dosyayı aydınlatmalısınız” dedi. Çağlar, tutuksuz olan 2 sanığın da tutuklanması gerektiğini belirtti.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca ise yaptığı kısa savunmada “Benim bu suçu tek başıma işlediğim apaçık ortada. Ama araştırmak istiyorsanız da araştırın. İzmir’de polisle bir bağlantım yok” diye konuştu.

    “ORTADA İBADETHANE YOK”

    Sanık Avukatı Yusuf Ziya Ünsal da müvekkilinin tutukluluk halinin son bulması gerektiğini talep etti. Hukuk tekniği açısından iddianamenin doğru olmadığını savunan Av. Ünsal, bir kişinin bıçaklamanmasını gündeme getirmeyerek, şu iddialarda bulundu:

    “Vakıf, dernek adı altında bir ibadethane mantığı ile yol yürürsek, sanki varmış gibi kabul etmiş olacağız. Ortada hukuki anlamda mevzuata geçmiş ibadethane yok. Dernek, vakıf adı altında faaliyet yürütüyorlar. Kimi kime tahrik etmiştir. Tamam Alevi toplumu var ama hangi toplumu kime karşı tahrik etmiş, bunun ortaya konulması gerek. Saldırıya uğrayan yerler tüzel kişiliği olan yerler. Bir cama, damacanaya, yönelik saldırı var. Burada müvekkilimin hangi tip eylemi işlediğini anlatıyorum. 1 yılı doldurmak üzereyiz. Neden 1 kişi tutuklu 2 kişi serbest? Halbuki aynı yönde bir eylem var deniliyor. Niçin tutukluluk uzatılıyor? Sanığın psikolojisi varsa da bozulmak üzeredir. İntihar girişiminde de bulunmuştur. Sanığın kaçma ihtimali de yoktur. Tahliyesini talep ediyoruz.”

    Avukat İbrahim Akkuş ise söz alarak sanık avukatına karşı, “Bir yerin ibadethane olup olmadığını sorgulamak bir avukata düşmez. Bu yönlü değerlendirme yapmak kimseye düşmez. Mahkemenin bu yönlü kararı da bir karşılık bulmayacaktır” ifadelerine yer verdi.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca ise “Benim Alevilere karşı hiçbir nefret ve kinim yok. Cemevi, diye odaklanarak gittim. Sevgilim de Alevi. Alevilerin dini değerlerine zarar verdiğimi düşünmüyorum. Sosyalist olduklarını biliyordum. Siyasi pankartlar nedeniyle oralara yöneldim” diye konuştu.

    Özdemir Özdemir ise söz alarak “Türkmen Alevi Vakfı sağcı, ülkücü bir pozisyondadır. Hadi arkadaşlara saldırdı, bize neden saldırdı?” diye sordu.

    Mahkeme heyeti, karar aşamasında savcı mütaalasına karşılık Sanık Ahmet Ozan Karaca’nın tutukluluk halinin devamına ve diğer 2 tutuksuz sanığın tutuklanması yönündeki taleplerin reddine karar verdi. Bir sonraki duruşma 7 Temmuz’da görülecek.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Ankara’da cemevlerine eş zamanlı saldırı

    >Cemevlerine saldırı davası sonrasında açıklama: Bu bir utançtır

     

  • 4 Hizbullah tetikçisi daha serbest bırakıldı!

    4 Hizbullah tetikçisi daha serbest bırakıldı!

    Terör örgütü Hizbullah ile bağlantılı olduğu bilinen HÜDA PAR’ın Meclis’e girmesine yönelik tepkiler devam ederken, Hizbullah tetikçisi Siraç Şanlı, Muhammet Ömer Faruk Aydın, Mehmet Emin Can ve Feysel Gürses tahliye edildi.

    Eski Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Sekreteri İbrahim Sarı’nın domuz bağıyla katledilmesinin yanısıra 20 kişinin öldürülmesi ile 31 kişinin satır ve silahla yaralanması saldırılarına katılan 4 Hizbullah tetikçisinin ‘infaz durdurma’ kararı ile serbest bırakıldığı ortaya çıktı.

    Sözcü’den Özgür Cebe’nin haberine göre; HÜDAPAR ile AKP yakınlaşmasının 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra başlamasıyla tetikçilere de tahliye yolu açılınca, bu cinayetleri işleyen hükümlü Hizbullahçılar hakkında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) normları, uzun tutukluluk süresi, işkence ve avukatsız yargılama gibi nedenlerle yargılamanın yenilenmesi kararı alındı. Bu kararla birlikte cinayetleri işleyen Siraç Şanlı, Muhammet Ömer Faruk Aydın, Mehmet Emin Can ve Feysel Gürses hakkında infaz durdurma kararı verilerek, tümü tahliye edildi.

    TESLİM OLMASININ ARDINDAN SERBEST BIRAKILDI

    Hizbullah terör örgütü adına iki kişinin öldürülmesi, iki kişinin de kaçırılması eylemlerine katıldığı gerekçesiyle hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava dosyası bulunan, terör örgütünün köylerde fahri imamlığını yapan Siraç Şanlı da 25 yıldan beri aranıyordu.

    Şanlı, Hizbullah tetikçilerinin toplu tahliyelerini, yakalananların kısa süre sonra serbest bırakıldıklarını duyunca, kendi isteğiyle adliyeye gelerek teslim oldu. İfadesi alınan Şanlı, bir gün bile tutuklu kalmadan serbest bırakıldı. Şanlı’nın, 2’si Gaffar Okkan suikastının faili olan 3 kardeşi de terör örgütü Hizbullah’ın askeri kanat yapılanmasında yer alıyordu. Bunlardan Okkan suikastı zanlısı Necmettin Şanlı ile Kemalettin Şanlı halen aranırken, Veysi Şanlı ise suikast sonrası yakalanıp bir süre tutuklu yargılandıktan sonra tahliye edilmişti.

    HİZBULLAH ZEKAT VERMEK İSTEMEYENLERİ İNFAZ ETTİ

    Hizbullah adına köylerde fahri imamlık yapan ve kendisine bağlı askeri kanat yapılanmasında yer alan tetikçilere eylem talimatları verdiği ileri sürülen Şanlı’nın 1991 yılından itibaren Güleçoba Köyü Hatuni mezrasında ders halkaları oluşturup, küçük çocuklara ders adı altında örgütsel propagandalar yaptığı, Diyarbakır’a bağlı Dökmetaş ve Cumhuriyet köylerinde de örgütsel faaliyetler yürüttüğü, fitre zekat topladığı, vermek istemeyenleri kaçırıp sorguladıktan sonra öldürdükleri bildirildi.

    Hizbullah’ın köydeki faaliyetlerine karşı çıkan Güleçoba Köyü korucularının ölüm emrini, aynı zamanda Gaffar Okkan suikastından mahkum olan Bedran Salamboğa, Servet Yoldaş’a verdiği, bu üç tetikçinin Siraç Şanlı’nın talimatı üzerine Diyarbakır’a alışveriş için gelen korucular Adem ve Yılmaz Keser’i takip ederek Gazi Caddesi’ndeki Sipahi Pazarı’nda çapraz ateşe alarak öldürdükleri kaydedildi. Siraç Şanlı’nın verdiği bu infaz emrini yerine getiren üç tetikçinin olay yerinden kaçtıkları bildirildi. Şanlı’nın Davut ve Sedat Ekinci adlı kişilerin de kaçırılıp sorgulanarak öldürülmesi talimatını verdiği, bu talimat üzerine kendilerine polis süsü veren tetikçilerin iki kişiyi kaçırıp sığınağa zincirledikleri, bu kişilerin daha sonra kendi imkânlarıyla bağlı oldukları zinciri kırıp kaçtıkları için infaz edilmekten son anda kurtuldukları kaydedildi.

    TESLİM OLDU BİR GÜN BİLE TUTUKLU KALMADAN SERBEST!

    Toplu tahliye kararlarını duyunca 25 yıl sonra kendi isteğiyle Adliye’ye gelerek teslim olan Siraç Şanlı, kendisi aleyhine yüzlerce sayfalık ifade veren, korucuların öldürülmesi için talimat verdiği tetikçileri tanımadığını söyledi. Mahkeme, hakkında birleştirme kararı verilen üç ayrı dava dosyası bulunan, yakalanan tetikçilerin teşhis ve ifadelerinde aleyhine yüzlerce sayfalık ifade olan Siraç Şanlı hakkındaki yakalama kararını, 11 Şubat 2020 günü kaldırıp serbest bırakılmasına karar verdi.

    Tek bir gün bile tutuklu kalmayan Şanlı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle tutuksuz yargılanıyor.

    14 KİŞİNİN KATİLİ

    Batman’da da Mehmet Beşir Duygun, Hikmet Bal, Dündar Çelebioğlu, Teğmen Demir, Mehmet Can Seçkin, Çetin Gidici, Mehmet Raci Değirmenci, İsmet Demir, Metin Demir, Vasıf Çetin, Halit Arslangiray, Mehmet Şirin Karabay ve Mehmet Şerif Gök’ün öldürülmesi, Nazlıhan İnatçı adlı kadının açık ve dekolte giyindiği için satırla baş ve vücudundan yaralanması başta olmak üzere 28 kişinin de yaralanması eylemlerine katılan tetikçi Nurettin Irmak da ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı. Bu mahkûmiyet kararı da Yargıtay tarafından onanarak kesinleşti.

    DOMUZ BAĞI İLE ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ!

    Eski Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Sekreteri İbrahim Sarı, Diyarbakır’ın Mardinkapı Semtindeki Savaş Mahallesi Küçükkavas Sokaktaki 11 nolu iki katlı evde sorgulandıktan sonra domuz bağıyla boğularak öldürülmüştü. Yakalanan itirafçıların yer göstermesiyle mezar evin bahçesinde yapılan polis kazısında, Sarı ile birlikte 13 kişinin cesedi, üzerine beton dökülerek gömüldükleri yerden çıkarılmıştı. İbrahim Sarı’nın çürümüş cesedini ailesi kolundaki metal platinden teşhis etmişti. Sarı, Diyarbakır’da bir yerel televizyon kanalında dini programlar yapıyordu ve terör örgütü Hizbullah’ın fikirlerine karşı çıktığı için kaçırılarak öldürülmüştü.

    HAPİS CEZALARI ONANMIŞTI

    İbrahim Sarı’yı kaçıran tetikçilerden Muhammet Ömer Faruk Aydın ile birlikte yakalanan Mehmet Emin Can, Feysel Gürses, Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı.

    Üç Hizbullahçı, İbrahim Sarı, Sadık Sezer, Muzaffer Altın, Mehmet Aktaş, Abdulselam Akgül, Burhanettin Arat’ın öldürülmesi, başı açık dolaştığı için Vasfiye Süren’in yüzüne kezzap atılarak yaralanması, İdris Ercan’ın yaralanmasına katıldıkları için ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı.

    Yargıtay, sanıkların suçlarını itiraf etmelerine, dosya içinde toplanan mevcut delil durumuna göre işlenen cinayetlerin sabit olduğunu belirterek “Anayasal düzeni bozmak, vahim nitelikli eylemlerde bulunmak” suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını oy birliğiyle onamıştı.

    ERDOĞAN DA BİR HİZBULLAHÇI TERÖRİSTİ AFFETMİŞTİ!

    Resmi Gazete’de 3 Mayıs tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla; Hizbullah Davası kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Mehmet Emin Alpsoy’un cezası “kocama hali” nedeniyle kaldırılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Almanya’ya dönemiyor; Mahkeme Sanatçı Ali Baran’dan 1.5 Milyon TL teminat istedi

    Almanya’ya dönemiyor; Mahkeme Sanatçı Ali Baran’dan 1.5 Milyon TL teminat istedi

    PİRHA -Almanya’da yaşayan ve albüm çalışması için Türkiye’ye gelen sanatçı Ali Baran’a sosyal medya paylaşımlarında “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme, yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması için de 1.5 Milyon TL teminat istedi.

    Almanya’da yaşayan ve albüm çalışması için geldiği İstanbul’da, 8 Mart günü Sabiha Gökçen Havaalanı’nda gözaltına alınan ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakılan sanatçı Ali Baran’a sosyal medya paylaşımlarında “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle yargılandığı İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmada 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

    TUTUKLAMA KARARI

    Ali Baran 2022 yazında başladığı albümü tamamlamak amacıyla 8 Mart’ta geldiği İstanbul’dan kendisine yurt dışı yasağı getirildiği için ayrılamıyor. Elazığ Cumhuriyet Savcılığı ise Baran hakkında tutuklama kararı çıkardı. Baran Almanya’da yaşamasına rağmen evine dönemiyor, konserlerini gerçekleştiremiyor.

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Sanatçı Ali Baran, “Ben 8 Mart’ta albüm için Türkiye’ye gelmiştim. Sınırda beni yakaladılar. Elazığ Cumhuriyet Savcılığı hakkımda tutuklama kararı çıkarmış. Ben 1982’de vatandaşlıktan atıldım. Alman vatandaşı oldum. Ben kendimi Alman vatandaşı olarak biliyordum. Burada tekrar Türk vatandaşlığım canlandırıldığı için bir Türk olarak yargılanıyorum. Almanlar da bir şey yapamıyor” dedi.

    Alman Konsolosluğu’ndan iki kişinin sadece gözetleyici olarak geldiğini söyleyen Baran şunları kaydetti:

    “Ben de yurtdışı yasağımı kaldırın öyle mahkemeye geleyim. Kaldıramıyorsanız da teminat vereyim dedim. İstedikleri teminat 1.5 milyon TL. Ben iki hafta içinde 1.5 TL’yi nereden bulayım? Ben burada kaldım yurtdışına da gidemiyorum. Müzikle geçinen bir insanım, nasıl bu parayı bulacağım? Konser yapamadım ki parayı vereyim. Adamlar anlamıyorlar. Param yok. Bu mahkemeye itiraz hakkımız var ancak mahkeme 2 sene de sürebilir. Ben 2 sene boyunca burada mı kalayım? Benim evim, yaşantım orada ben bir sanatçıyım. Kanada, Rusya, Amerika’ya gitmiş, konser yapmış tanınan bir sanatçıyım. Buradaki kafe ve barlarda çalamam. Ben hayatımı nasıl sürdüreceğim? Ailem Almanya’da, kızımın 19 Mayıs’ta düğünü var. Hayatımızı bize zindan ettiler. Ben devlet sanatçısı değilim, milyoner de değilim. Albüm de yarım kaldı, çıkaramadım.”

    Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Avukat Aysun Avcı: Çadırkentte kalan kadınların ve çocukların sorunları yok sayılıyor-VİDEO

    Avukat Aysun Avcı: Çadırkentte kalan kadınların ve çocukların sorunları yok sayılıyor-VİDEO

    PİRHA –Adıyaman Barosu’na bağlı avukatlardan Aysun Avcı, 6 Şubat tarihli Maraş merkezli depremden en çok etkilenen kadın ve çocukların savunmasız olduğuna dikkat çekerek, bir an önce önlem alınması çağrısında bulundu. Avcı kadınların şiddet gördüğü erkekle birlikte aynı çadırda kalmasının tehlike arzettiğine de dikkat çekti.

    Deprem felaketinin yaşandığı illerde sorunlar devam ederken, bu süreçten en çok etkilenen kadın ve çocuklar oluyor. Barınma ihtiyaçlarını erkek üzerinden gidermeye çalışan iktidar, kadın ve çocuklarının hem sorunlarını hem de ihtiyaçlarını görmezden geliyor.
    Adıyaman Barosu’na bağlı avukatlardan Aysun Avcı, Adıyaman’da depremden etkilenip evsiz kalan kadınların ve çocukların yaşadıkları sıkıntıları PİRHA’ya aktardı.

    Çadır kentlerde kadın ve çocukların istismara uğrama vakalarının yaşandığına dikkat çeken Aysun Avcı, kendisine ulaşan depremzede ve aynı zamanda enkazda çocuğunu arayan kadına daha önce boşanmış olduğu eşine çocuklardan birinin velayetinin verildiğini söyledi. Velayetin kendisinde olmadığını belirttiğini söyleyen kadının çocuğunu bulmak için savcı ile görüştüğünde de “Bu kadar olayın içerisinde bunun ne acelesi var?” yanıtını aldığını aktaran Aysun Avcı, devletin kadına ve çocuğa uygulanan şiddet karşısındaki tutumunu gözler önüne serdiğine işaret etti.

    “KADIN ÇADIRKENTLERDE ŞİDDET GÖRDÜĞÜ ERKEKLE YAŞAMAK ZORUNDA KALIYOR”

    Avukat Aysun Avcı, bu tür yaşanan sorunların devlet tarafından çok büyük sorunlar değilmiş gibi algılandığını söylerken şu an çadır kentlerde de daha ağır yaşandığını, kadın ve çocukların bu anlamda gidecek yerleri olmayıp şiddet gösterenlerle baş başa ve savunmasız bırakıldıklarını belirterek, “Adıyaman Adliyesi şu an çalışamaz halde. Bu süre zarfında aile mahkemesi çalışmıyor. Kadın ve çocukların yaşadığı bütün sorunlarla zaten işlem tesis edebilen mahkemeler, aile mahkemeleridir. Dolayısıyla uzaklaştırma kararlarının süresi uzatılamıyor. Uzatılmadığı zaman ortada bir uzaklaştırma kararı kalmadığı için bu kişinin yapacağı bir eylemin önünü almak çok mümkün görünmüyor. Zaten birçok kadın çadır kentlerde yaşıyor. Belki de o çadır kentte uzaklaştırma kararı aldığı eşiyle ya da herhangi bir erkekle birlikte yaşamak zorunda kalıyor. Bu çok ciddi bir sorun. Gün geçtikçe de büyüyor. Bize bununla alakalı olarak da çok ciddi başvurular geldi” dedi.

    “KADINLAR ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”

    Adıyaman Barosu’nun, Adıyaman Adliyesi önünde bir hukuki destek bürosu oluşturduğunu dile getiren Aysun Avcı, şunları söyledi:

    “Oraya gelen başvurular arasında özellikle kadınların yaşadığı birçok soruna şahit oluyoruz. Uzaklaştırma kararları bunun başında geliyor. Ya da mesela ben spesifik bir örnek vereyim, bize başvuru olarak gelmiş bir kadın üzerinden. Daha önce eşiyle boşanmış ve iki çocuk var. Çocuklardan birinin velayeti babaya, birinin anneye veriliyor. Depremde baba enkazda vefat ediyor. Çocuk enkazdan çıkarılıyor. Anne en doğal hakkı olarak çocuğuna ulaşmak istiyor. Zaten kanunen de velayet kendisine verilen eş öldükten sonra velayet diğer ebeveyne geçiyor. Aile mahkemesinin burada yaptığı işlem bir inşai işlem değil aslında. Sadece tespit işlemi. Biz savcılıkla çocuğun bulunması için görüştük. Hatta aileyle birlikte gittik. Kadın da savcıyla görüştü. Fakat savcının bize dönüşü “bu kadar olayın içerisinde bunun ne acelesi var?” oldu. Yani kadının ve çocuğun söz konusu olduğu bir olayın ikinci plana atılması, bu kadar olayın içerisinde ne acelesi var denmesi, kadınların zaten adliyelerde sürekli karşılaştığı bir pratikti. Bu sorun normalde de daha derinken bugün bu afet durumunda artarak devam ediyor.

    Aile başı bir çadır veriliyor. Hane başına yapılan yardım da zaten hanenin erkeğinin hesabına genelde aktarılıyor. Şimdi kadın sorun yaşıyor. Şiddet görüyor. Gitmek istediği zaman gidebileceği herhangi bir yer yok. Yardım alamayacak. Çünkü zaten erkek eşe yardım yapılmış. Çadır da verilmiş. Bunun için kadınlar çoğu zaman böyle bir ortamda bu şiddete maruz kalıyorlar ve buna tahammül etmek zorunda bırakılıyorlar. Bununla ilgili politika geliştirmek aslında çok zor değil. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın il müdürlükleri burada çok güzel bir çalışma yapabilir. Biz çadır kentleri hukuki bilgilendirme için gittiğimizde kadınlar, aslında eşlerinin yanında bazı şeyleri söyleyemeyip bize “özel bir ihtiyacım” var deyip bizi kenara çekip de bu tarz sorunlardan bahsedebiliyorlar.”

    “BİR AN ÖNCE HAREKETE GEÇİLMELİ”

    Deprem sürecinde kadın ve çocuklara ilişkin sorunların büyük sorunlar değilmiş gibi algılanmasının kendisinin çok ciddi bir sorun olduğunun altını çizen Avukat Aysun Avcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Afet öncesinde de Türkiye’de kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, çocuğun üstün yararıyla alakalı çok sıkıntılı politikalar vardı. Bu politikaların sonucu aslında bugün yaşadığımız sorunlar. Hala 6284 Sayılı Kanun’u eleştiren insanlar var. Hala toplum yapımıza aykırı olduğunu iddia edenler var. Kadın sığınma evleriyle alakalı bir an önce önlem alınmalı. Kayıp çocuklarla alakalı önlemler alınmalı. Özellikle Adıyaman Adliyesi’nde şu an eğer giriş katında savcılık kısmı çalışabiliyorsa zaten Aile Mahkemesi de bizim giriş katımızda adliyemizde. En azından Aile Mahkemesi açılarak bu işlemlere bir an önce devam edilmeli. Velayetten kaynaklı sorunlar çözülmeli, uzaklaştırma kararları çözülmeli. Bir an önce harekete geçilmeli.

    Bizler ne yazık ki kendimiz depremzede olduğumuz için sahada belki eksik kaldığımız taraflarımız olmuştur. Kadın hakları komisyonumuz ve çocuk hakları komisyonumuzun üyeleri de zaten depremzedeydi. Biz bu sebeple Türkiye Barolar Birliği’nin kadın hakları komisyonuyla temasa geçtik ve 15 Nisan’dan itibaren TÜBAKOM’dan kadın arkadaşlarımız kadın ve çocukların yaşadığı sorunlarla alakalı olarak sahada tespit yapmak ve hukuki destek sunmak için Adıyaman’a gelecekler. Dönüşümlü olarak gerçekleştirmeyi düşündüğümüz bir proje. Yerelde bulunan kadın arkadaşlarımız ve avukat arkadaşlarımızla gruplara eşlik edeceğiz. Elimizden geldiğince kadınların ve çocukların yaşadığı sorunları tespit edip gereken mercilere başvurarak çözüme kavuşturmaya çalışacağız.”

    Rohat EMEKÇİ-Kamil Murat DEMİR/ADIYAMAN

  • Helikopter’den atılan Şiban’a 7 yıl 6 ay hapis cezası!

    Helikopter’den atılan Şiban’a 7 yıl 6 ay hapis cezası!

    PİRHA- Van’da helikopterden atılarak ağır yaralanan Osman Şiban hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davada, 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

    Van’da operasyona çıkan askerler tarafından helikopterden atılan 7 çocuk babası Servet Turgut’un yaşamını yitirdiği, 8 çocuk babası Osman Şiban’ın da ağır yaralandığı olaya ilişkin soruşturma sürüncemede bırakılırken, ağır yaralanan Osman Şiban hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davada, 7 yıl 6 ay hapis cezası çıktı.

    Mersin 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Osman Şiban katılmazken, avukatı hazır bulundu. Savcı, Şiban hakkında “örgüt üyeliğinden” ceza talep etti. Yapılan savunmaların ardından kararını veren mahkeme, Şiban’a 7 yıl 6 ay ceza verdi. Kararda, yurtdışı çıkış yasağının devam edeceği belirtildi. Avukatlar, karara itiraz edecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’ye ikinci kez saldıran şahıs, bir kez daha serbest bırakıldı

    HDP’ye ikinci kez saldıran şahıs, bir kez daha serbest bırakıldı

    PİRHA-HDP İstanbul İl Başkanlığı’na iki kez saldıran Mehmet Beyazıt isimli kişi bir kez daha serbest bırakıldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Başkanlığı’na saldıran Mehmet Beyazıt, ikinci defa mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

    Beyazıt, 25 Mart günü bir kez daha parti binasına gelerek, elindeki sprey boya ile kapı ve duvarları boyadı. Saldırgan, polis tarafından Kağıthane’de bulunan evinde gözaltına alınırken, “Mala zarar vermekten” ifade verdi. Beyazıt, ifadesinde binanın rengini beğenmediğini, bu nedenle boyadığını söyledi.

    Savcılığa çıkarılan Beyazıt, adli kontrol şartıyla serbest bırakılması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Akşam saatlerinde ise hakimlik tarafından serbest bırakıldı.

    NE OLMUŞTU?

    HDP İstanbul İl Örgütü binasına 21 Şubat’ta Mehmet Beyazıt adlı kişi tarafından saldırı gerçekleşti. Partililer tarafından etkisiz hale getirilen saldırgan, Kağıthane’de oturduğunu ve Mehmet ile Ferhat adında iki kişinin kendisini Harmantepe Camisi’nden HDP’ye saldırmak üzere gönderdiğini söylemişti.

    Partililer, daha sonra saldırganı çağırdıkları polise teslim etti. Kasımpaşa Polis Merkezi’ne götürülen saldırgan hakkında şikayetçi olunmuştu. Savcılık ifadesinin ardından adli kontrol talebiyle

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >HDP İstanbul il binasına sprey boyalı saldırı, fail 21 Şubat’ta da saldırmıştı-VİDEO

  • Cemevleri saldırı davasında soruşturmanın genişletilmesi talebi reddedildi

    Cemevleri saldırı davasında soruşturmanın genişletilmesi talebi reddedildi

    PİRHA- Ankara’da, 30 Temmuz 2022’de Cemevi ve 2 Alevi kurumuna saldıran 3 failden 2’sinin tutuksuz, birinin ise tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşması görüldü. Cemevleri saldırı davasında soruşturmanın genişletilmesi taleplerini reddeden iddia makamı taleplerin değerlendirilmesi için süre istedi.

    Ankara’da, 30 Temmuz 2022’de Cemevi ve 2 Alevi kurumuna saldıran 3 failden 2’sinin tutuksuz, birinin ise tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşması Ankara 63’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuksuz sanıklar Çağdaş Can Bardakçı, Baver Gül ve avukatının katılmadığı, tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca’nın Sincan Cezaevi’nden SEGBİS ile bağlandığı duruşmada avukatı da hazır bulundu. Müştekiler ve avukatlarının da hazır bulunduğu duruşmayı çok sayıda izleyici ve sivil toplum örgütü temsilcisinin yanı sıra Avrupa Birliği (AB) Siyasi İşler Danışmanı Sema Kılıçer de izledi.

    “OLAY FARKLI BOYUTTA, KANITLAYABİLİRİZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Avukatı Deniz Can Aydın önceki duruşmada sanık avukatının cemevlerinin hukuki olarak ibadethane sayılmadığını dile getirmesine tepki göstererek şunları söyledi:

    “Cemevleri’nin hukuki statüsünün tartışılması için Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine AİHM’in Cem Vakfı icra davasına bakmak gerekiyor. Eğer bunu tartışacaksak Alevilik var mıdır yok mudur tartışmaya kadar gider. Tevsii tahkikat taleplerimizi iddia makamı reddetti. Bunların gerekçesi nedir mütalaa verdiğinde açıklayacağını umuyoruz. Sanıkların da kabul ettiği birden fazla telefon numarası var ama sadece bir taneye ait kayıtlar var raporda. Tevsi tahkikat taleplerimizi kabul edip araştırmayı genişletirseniz bunun çok farklı boyutta bir olay olduğunu size kanıtlarız. Telefon mesajlaşmasında çeşmede beraber çalıştığı kişilerin beynini yıkadığının iddia edildiği mesajlar var. Bunun araştırılması gerekir. Sanık Baver olaydan 15 gün önce emniyet tarafından aranıyor, soruyoruz neden aradılar diye hatırlamıyorum diyor. Emniyetin bunu açıklaması gerekiyor. Çünkü kolluk Ogün Samast gibi birinin eline bayrak vermiş bir kolluk. Tevsi tahkikat taleplerimizin kabul edilmemesi adil yargılanma ilkesine aykırıdır. Önceki taleplerimizin kabul edilmesini talep ediyoruz.”

    Geçen celse etkin bir soruşturma yürütülmediğinin altını çizdiklerini hatırlatan Alevi Federasyonu Avukatı Serhat Ergün de, “Çok basit sorular bile sanıklara sorulmamış. Kararlar Alevi toplumunun bu dosyaya bakışını belirleyecek. Tüm taleplerimizin kabulü reddedilirse gerekçesinin açıklanmasını talep ediyoruz” dedi.

    Hrant Dink katliamında özensiz soruşturma yapıldığının görüldüğünü hatırlatan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Avukatı Ali Yılmaz ise, “Beyoğlu katliamında da ilişkileri saniye saniye televizyonda gördük. Bu olayda da büyük kayıplar olabilirdi. Mahkemenin tevsii tahkikat taleplerimizi geç olmadan kabul etmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

    SANIK AVUKATINDA TAHLİYE TALEBİ

    Tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca’nın avukatı, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia ederek, sanığın tahliyesini ve tevsii tahkikat taleplerinin davayı uzatmaya yönelik olduğunu iddia ederek bu taleplerin reddini talep etti.

    İddia makamı katılan vekillerin 24. maddeden oluşan taleplerinin bulunduğu dilekçenin değerlendirilmesi için süre verilmesini ve tutuklu sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini mütalaa etti.

    Tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca’nın tutukluluk halinin devamını talep eden Avukat Ümran Hakverdi, “Sanık dosyamız kapsamında söyledikleri ortada, sabit bir ikamet adresi ve sabit bir çalışma adresi yok. Tutukluluk halinin devamına karar verilmelidir. Madımak davasında yakalama kararı bulunan sanık getirilmediği için cezasızlık politikası işledi” diye belirtti.

    DURUŞMA 17 NİSAN’A ERTELENDİ

    Mahkeme Ahmet Ozan Karaca’nın, tutukluluk halinin devamına, dava kapsamında Adli Tıp Kurumu’ndan rapor beklenmesine ve saldırganlara kayıtlı hatların kayıtlarının incelenmesine, diğer tevsii tahkikat taleplerine ilişkin kararın diğer celsede açıklanmasına karar vererek duruşmayı 17 Nisan’a ertelendi.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Cemevleri saldırı davasında soruşturmanın genişletilmesi talebi reddedildi

  • Gazeteci Gökhan Biçici’yi darp eden polis hakkında yakalama kararı

    Gazeteci Gökhan Biçici’yi darp eden polis hakkında yakalama kararı

    Haber takibi yapan gazeteci Gökhan Biçici’yi darp eden ve haklarında dava açılan polislerden Alper Erbay hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

    Gezi direnişi sırasında İMC TV adına haber takibi yapan Gazeteci Gökhan Biçici’yi darp eden 5 polis hakkında “Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırların aşılması”, “hakaret”, “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” suçlamasıyla açılan davanın dördüncü duruşması İstanbul 48’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya Biçici katılmazken, avukatı Metin İriz ise hazır bulundu. Duruşmada, daha önce hakkında yakalama kararı çıkartılan polis Yılmaz Uyan’ın yakalandığı ve ifadesinin alındığı paylaşıldı. Biçici’ye işkence yapan polis Uyan’ın, Biçici’nin polise mukavemet ettiğini iddia etti. Duruşmada söz alan Av. İriz, müvekkiline işkence uygulandığını ve bu nedenle mahkemeden dosya hakkında görevsizlik kararı verilmesini ve dosyayı Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermesini talep etti.

    İddia makamının eksik hususların giderilmesine dair talebinin ardından ara kararını oluşturan mahkeme, henüz ifadesi alınmayan sanık polis Alper Erbay hakkında yakalama kararı çıkararak duruşmayı 23 Mayıs’a erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cemevlerine saldırı davası 27 Şubat’a ertelendi

    Cemevlerine saldırı davası 27 Şubat’a ertelendi

    PİRHA- 4 Alevi kurumuna/Cemevine 30 Temmuz 2022’de Ahmet Ozan Karaca tarafından yapılan saldırıların ardından açılan dava dosyasının duruşması 27 Şubat’a ertelendi. Mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamına ve Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmesine, avukatların reddi hakim taleplerinin reddedilmesine karar verdi.

    Ankara’da bulunan Ana Fatma Cemevi, Şah-ı Merdan Cemevi, Gökçebel Köy Derneği ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na yönelik geçen yıl Muharrem Orucu’nun ilk günü olan 30 Temmuz 2022’de saldırı yapılmış ve olayla ilgili 3 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan 3 kişiden 2’si adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan Karaca tutuklanmıştı. Ankara’da Sincan Cezaevinde kalan Karaca’ya akıl sağlığı yerinde olmadığına dair rapor verildi.

    Cumhuriyet Savcısı Rüstem Kocadağ’ın hazırladığı iddianamede saldırgan Ahmet Ozan Karaca, Çağdaş Can Bardakçı ve Baver Gül’ün ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme’, ‘ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme’, ve ‘inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme‘ suçlarından cezalandırılması talep edildi. Savcı, saldırgan Karaca’nın bu suçlamalara ek olarak ‘silahla basit yaralama’ suçundan da cezalandırılması, Gül ve Bardakçı’nın 11 yıl dört aya kadar, Karaca’nın ise 12 yıl 10 aya kadar hapsi istendi.

    Saldırıların ardından açılan davanın ilk duruşması bugün Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Duruşmaya Alevi kurum başkanları ve yöneticileri başta olmak üzere çok sayıda demokratik kitle örgütü, TBB, Ankara Barosu, siyasi parti temsilcileri, HDP Milletvekilleri Kemal Bülbül, Zeynel Özen, Ali Kenanoğlu, CHP Milletvekili Orhan Sarıbal ile TİP Milletvekili Ahmet Şık katıldı. Duruşma salonunun küçüklüğü nedeniyle salona herkes alınmadı. Avukatların duruşmanın büyük salonda yapılması talebi reddedildi.

    “BU SALDIRININ ARKASINDA KİMLER VAR ARAŞTIRILSIN”

    Duruşma kimlik tespitiyle başladı. Sanık Ahmet Ozan Karaca salona getirilmedi. Sincan Cezaevi’nden Segbisle bağlandı. Tutuksuz yargılanan iki sanık ise duruşmaya katılmadı.

    İlk olarak saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi Avukatı Denizcan Aydın söz alarak, “Bu salonda duruşma yapılamaz demiştik. Siz ısrarla burada yaptınız. Yargılama şeffaf yapılmıyor. Bu davanın iddianamesinde saldırıya uğrayanlar yoktu ama siz kabul ettiniz. Sağlıklı bir yargılama yapılmasını istiyoruz. Bu saldırının arkasında kim ya da kimler var ciddiyetle araştırılmasını istiyoruz” dedi.

    Cemevleri avukatlarından Ebru Akkal ise, “Bu salon meselesi çözülmeli. Herkes bu yargılamayı izlemeli. Neden salon talebimiz kabul edilmedi? Duruşmaya gelmeyen sanıklar buraya getirilmeli ve soru sormalıyız. Mış gibi yargılama yapılmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

    Avukat Hüsniye Şimşek de, “Etkili yargılama yapılacaksa sanıklar buraya gelmelidir. Sorular sormalıyız. Bu salonda yargılama yapılamaz. Bu hak ihlalidir. Adil yargılama istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Duruşmaya katılan diğer avukatlar da söz alarak aynı talepleri dile getirdi ve devletin her inanca eşit davranması, adil yargılama yapılması gerektiğini vurguladılar.

    Avukatların konuşmalarının ardından sanık avukatları söz aldı. Avukatlar duruşmanın başka salonda yapılmasına katıldıklarını ve sanıkların istenmesi halinde salonda hazır bulunmasını sağlayacaklarını söylediler.
    Söz alan savcı, avukatlara hak vererek bir sonraki duruşmanın daha büyük bir salonda yapılmasına karar verilmesini istedi.

    AVUKATLARDAN REDDİ HAKİM TALEBİ

    Kararını açıklayan mahkeme başkanı, taleplerin değerlendirileceğini söyleyerek duruşmaya devam etmek istedi.
    Avukatlar ise bu duruma itiraz ederek, tutuklu sanığın serbest bırakılması yönünde karar verileceğine yönelik izlenim edindiklerini belirtiler. Koşullar sağlanmadığı için ve hakimin tarafsız olmadığına ilişkin kanaat getirdiklerini ifade eden avukatlar reddi hakim talebinde bulundu. Bu saldırının arkasında kimin olduğunun ortaya çıkarılması için etkin bir yargılama yapılması gerektiğini vurguladılar.

    Avukatların taleplerini dikkate almayan mahkeme başkanı duruşmaya devam ederek sanık Ahmet Ozan Karaca’nın ifadesine başladı. Sanık savunmasında, “Tutuksuz yargılama istiyorum. Beraat etmek istiyorum. Savunmamı daha sonra istenildiğinde yapacağım” dedi.

     Sanık Ahmet Ozan Karaca’nın avukatı da söz alarak şunları kaydetti:

    “Yargılama daha sağlıklı bir ortamda yapılmalı. Tüm yetki size ait. Müvekkilim tutuklu. Yargıç önüne çıkarılmalıdır. Savunması alınmalıdır. Bu onun hakkı. Daha sonra alacağım demek hukuka aykırı. Bir rapor da var ortada. Rahatsız kendisi. Tutuklamayı gerektiren tüm düzenlemeler ortadan kalkmış durumdadır. Haliyle bu rapor nedeniyle bir an önce savunmasının alınması ve tahliye edilmesi gerekir. Ceza ehliyeti yoktur. Tedavi olmalı. Atfedilen suçlar bakımından da tutuklanma gerektirmiyor. Bir ceza alacaksa dahi yattığı süre yeterli zaten. Müvekkilimin kaçma şüphesi de yoktur. Savunması alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmalıdır.”

    “SANIK BU SALDIRILARI BİLİNÇLİ VE PLANLI YAPMIŞTIR, TUTUKLU YARGILANMALI”

    DAD avukatları ise bu savunmaya karşı söz alarak, “Sanık bu eylemleri bilinçli ve planlı bir şekilde yapmıştır. Cezai ehliyeti gayet yerinde görünüyor. Olmasa bile bu suçu işlemiştir ve cezaevinde kalmalıdır. Bu kişi tahliye olursa yine bir saldırı yapmayacağının bir garantisi yoktur. Tutuklu yargılanmalı. Sanığın sabit bir adresi yok. Kaçma şüphesi de var” dedi.

    “SALDIRGAN ALEVİLERİ VE KÜRTLERİ HEDEF ALMIŞTIR”

    Ardından Avukat Özgür Piroğlu da söz alarak şunları dile getirdi:

    “Bu eylemler anayasayı ihlal suçunu oluşturuyor. Bu şahıs aynı gün kısa süre içinde cebir ve şiddet kullanarak saldırılar yapmıştır. Alevileri hedef almıştır. Bu eylemlerle anayasal düzeni hedef almıştır. Bu eylemleri nedeniyle anayasayı ihlal suçundan Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması gerekiyordu. Mahkemeniz bu dosyada görevsizlik kararı vermeli. Bu kişinin telefonunda tabanca fotoğrafı ortaya çıkmıştır. Kürt siyasetinden Ferhat Encü ve Hasip Kaplan hakkında araştırma yaptığı da ortaya çıktı. Savcılıkta ise bu kişilerle savaşmak istediğini söylemiştir. Aynı zamanda Kürtleri de hedef almıştır. Hedefinde hem Aleviler hem de Kürtler vardır. Bu saldırının arkasında karanlık güçlerin olduğunu biliyoruz. Asıl sorumlular ortaya çıkarılmalıdır. Saldırıların üstü kapatıldı. Bu sanık belki de Kaplan’a ya da Encü’ye suikast düzenleyecek. Sanık hakkında bu yönlü bir soruşturma da yok. Bir sonraki duruşmada Kaplan ve Encü de tanık olarak dinlenmeli. Ayrıca verilen rapor tıp fakültesinden ya da adlı tıptan alınmamıştır. Bu rapor şaibelidir. Bu rapora dayanarak tahliye edilmemelidir.”

    Avukat Hüsniye Şimşek de raporun bilimsel olmadığını belirterek, söz konusu raporun güvenilirliğinin olmadığını kaydetti. Tam teşekküllü bir hastaneden rapor alınması gerektiğini söyledi. Şimşek, aynı zamanda diğer sanıkların da tutuklanmaları yönünde görüş bildirdi.

    Avukatların konuşmalarının ardından davada mağdur olanlara söz verildi.

    Şahı Merdan Cemevi’nde sandalye ile yaralanan Hüseyin Kagir şikayetçi olmadığını söylerken, diğer saldırıya uğrayan mağdurlar ise şikayetçi olduklarını beyan etti. Mağdurlar sanığın akli dengesinin yerinde olmadığına inanmadıklarını kaydetti. Mağdurlar, sanık Ahmet Ozan Karaca’nın bir vakıfta bulunan kişiye de bıçakla saldırdığının altını çizdi.

    Sanık avukatı tekrar söz alarak, “Müvekkilimin savunmasının alınması gerekir. Usule uygun bir yargılama yapılmıyor şu an. Savunma almamak hukuka aykırı. Eğer şimdi savunma almazsanız diğer duruşmalarda savunma yapamayacağız” dedi.

    Cemevlerine saldırı davasında verilen aranın ardından duruşmaya devam edildi.

    BİR SONRAKİ DURUŞMA 27 ŞUBAT’TA GÖRÜLECEK

    Mahkeme başkanı, sanık Ahmet Ozan Karaca’nın savunmasının alınması talebini reddederek, Karaca’nın tutukluluk halinin devamına ve sanığın Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmesine, avukatların reddi hakim talebinin reddine karar verdi.
    Bir sonraki duruşma 27 Şubat 2023 saat 10:00 tarihine ertelendi.

    PİRHA/ ANKARA

  • 30 yılın ardından PSAKD’nin Sivas Katliamı davasına katılma talebi kabul edildi

    30 yılın ardından PSAKD’nin Sivas Katliamı davasına katılma talebi kabul edildi

    PİRHA- Sivas Katliamı davasında PSAKD ve Ankara Barosu Toplumsal Davalar Merkezinin davaya katılma talebi kabul görüldü. Avukatlar, savunmalarında insanlığa karşı suç işlendiğine dikkat çekti. Bir sonraki duruşma 11 Mayıs’a ertelendi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından Sivas’ta 2 Temmuz 1993 tarihinde organize edilen etkinlikler sırasında Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğunluğu Alevi 33 yurttaş ile 2 otel çalışanının yaşamını yitirmesinin üzerinden 29 yıl geçti.

    2012 yılında zaman aşımına uğratılan Sivas’ta Madımak Katliamı davasında dosyası ayrılan üç firari sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın duruşmasına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

    Duruşmaya mağdur yakınları ile Hollanda Büyükelçiliği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Ankara Dersimliler Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ve Kızılırmak Federasyonu’ndan temsilciler katıldı.

    Duruşmaya 15 dakika gecikme sonrasında başlandı.

    Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa verdiği ifadede sorumluların halen yakalanmadığını aktararak, şunları söyledi:

    “30 yıldır burada tiyatro oynuyoruz. Benim anam artık hastalığı nedeniyle buraya gelemedi. Sorumlular ise buraya getirilemedi. Bakanlık ile PSAKD arasında otel rezervasyonu konusundaki protokolü talep ediyoruz. O nedenle Emre Kongar’ın da bu salonda olması gerekirdi. Emre Kongar neden bir dava açmadı? Murtaza Demir bugün nerede? Murtaza Demir’in ifade vermesi gerektiğine inanıyorum. Murtaza Demir, PSAKD o dönemde neden müdahil olmadı? Hollanda Elçiliğinden yetkililer gözlemci olarak katılıyorlar. Elçiliğin, göndermiş oldukları kişiler konusunda beyanda bulunmalarını istiyorum. Hollanda Kralına çağrıda bulunuyorum, kendi vatandaşına sahip çıkmasını dile getiriyorum. Alevi Soykırımını dünyaya anlatmak için 30 yılımı verdim.”

    “SİVAS’TA ALEVİ SOYKIRIMI YAPILDI

    Av. Özgür Piroğlu ise Sivas’ta Alevi Soykırımı yapıldığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Sivas C. Başsavcılığına Madımak Katliamı ile ilgili Alevi Soykırımı ile ilgili bir dilekçe verdim. 2 Temmuz 1993 Pir Sultan etkinliklerini düzenleyen kurum PSAKD’nin Kültür Bakanlığı desteği ile düzenlemiştir. Katliam, Alevi kurumu olan PSAKD’nin düzenlediği Alevi etkinliğine yapılmıştır. Katliamı yapanlar Pir Sultan Abdal’ın heykelini sürüklemişti. Madımak Otelinde insanlar, Alevi inancına sahip oldukları için katledilmişlerdir. Bu katliamda katledilenlerin önemli bölümü Alevidir. Katliamda katledilenlerden Alevi olmayanlar da Alevilerin misafiri olarak oraya gelmişlerdir. Bu katliam bir Alevi katliamı ve Alevi soykırımıdır. Soykırım suçu işlenmiştir. Çorum, Maraş ve Gazi Mahallesi Katliamları da Alevi Soykırımıdır. Şimdiye kadar Cumhuriyet Savcılığının hiçbir soruşturma yürütmemesi nedeniyle mahkemenizin Alevi Soykırımı başvurusu yapmasını talep ediyorum. Gerekenler yapılmadığı taktirde konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıyacağız” şeklinde belirtti.

    “MAHKEMEDEN ARTIK ETKİN BİR YARGILAMA BEKLİYORUZ

    Av. Hüsniye Şimşek ise etkin bir soruşturma yapılması gerektiğini ifade ederek, “İsveç’te birkaç gün önce Kur’an-ı Kerim’e yönelik bir saldırı yapıldı ve devamında protestolar yapıldı. Bu protestolardan bir ilginç olanı da İstanbul’da yapıldı. O gün insanlar bir araya geldiler ve ne bir yerleri yaktılar ne yıktılar. İnanılmaz bir güvenlik tedbir alınmıştı ancak Madımak’a baktığınızda insanlar bir otelin içerisinde katledildiler. Çünkü oradaki yapı son derece örgütlü ve planlıydı. Yani burada bir türlü bulunamayan sanıklar insanlığa karşı bir suç işlemiştir. Biz burada Adalet arayışımızı sürdürüyoruz. Hatta davanın takipçisi bir avukat arkadaşımız hayatını kaybetti. Mahkemeden artık etkin bir yargılama bekliyoruz. Bakanlıktan gelen cevaplar dahi sizin sorularınızı karşılayacak nitelikte değildir. Dosyaya delil, bilgi sunulması ve etkin yargılama yapılabilmesi için PSAKD, Divriği Kültür Derneği ve Tuncelililer Derneğinin müdahil olarak kabul edilmesi gerekir” diye konuştu.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR

    Av. Şenal Sarıhan ise mahkeme heyetinin sorumluluk alıp, firari sanıkların iadesi konusunda girişimde bulunması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “İçinde bulunduğumuz tarih Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu’nun katledildiği bir tarih. Duruşmamız böyle bir tarihe denk geldi. Bugünkü tartıştığımız konu dahilinde Adalet Bakanlığından gelen yanıtlara bakmıştım. Cevaplar, benim açımdan hiçbir anlam ifade etmiyor. Gerek Alman gerek Fransız gerek Polonya ya da Arabistan, iadeler için uygun durumun olmadığını ifade ediyorlar. ‘Adil yargılanmaya aykırılık nedeniyle iade etmiyoruz’ deniliyor. Yani Türk mahkemelerinin adil bir yargılama yapmayacağı konusunda kanaat getiriliyor. Sanıkların iade talepleri hep reddedilmiş ve ben ise bu cevaplara itirazlarda bulunmuştum. Verilen cevaplarda idam cezasının ülkemizde yürürlükte olması gerekçe gösterilmişti. İdam cezası kalktığında da yine yazmıştım. Ama cevap alamadım.

    Bu ayrıca sizin görevinizdir. Bu tür davada ortak çalışmalıyız. Siz mahkeme başkanı olarak ilk kez buradasınız ama hep biz avukatlar soru soruyoruz. 3 sanığın iadesi sağlanmayacak mı? Murat Sonkur, Alman devleti tarafından istihbaratçı olarak değerlendiriyor. Sanıklar, adresleri bilinmesine rağmen iade edilmedi. Bu bir insanlığa karşı suçtur. Tarih de bunu bu şekilde yazacaktır. Sanıkların derhal iadesi konusunda mahkeme bir girişimde bulunsun. Yeniden, ayrıntılı şekilde dilekçe yazılıp sanıklar istensin.”

    “ZAMAN AŞIMINA UĞRAMAMALI

    Ankara Barosu adına  Av. Zeynep Tepegöz ise, “İç hukukta da uluslararası hukukta da bu bir insanlık suçudur. O gün orada yapılanlar, günler öncesinden hedef gösterilmiştir. Temel sorun, neden yakalananların insanlığa karşı suç temelinde yargılanmadı durumdur. Geçmişte bu adam öldürme olarak değerlendirilmiştir. Zaman aşımı, insanlığa karşı suçlarda uygulanamaz. Mağdurlarda, faillerin korunduğu hissi ortaya çıkmıştır. AİHM içtihatlarına göre Sivas’taki eylem zaman aşımına uğramamalı. Cumhuriyet Mahkemesinin, zaman aşımını tartışmaksızın etkin bir yargılama yapması gerektiğini talep ediyoruz” dedi.

    “KATLİAMDA DERNEĞİMİZİN ÇALIŞANLARI DA KATLEDİLMİŞTİR

    Av. Cafer Koluman da PSAKD’nin davaya müdahil olma talebinin neden kabul görmediğini eleştirerek şu savunmayı yaptı:

    “PSAKD’nin katılma talebinin neden kabul görmediğini anlamış değiliz. Bu adil yargılama itibarını zedelemektedir. PSAKD suçtan zarar görmüştür. Bizzat Kültür Bakanlığı ile PSAKD arasında yapılan bir sözleşme doğrultusunda etkinlik yapılacaktı ama yapılamadı. Zarar istiyorsanız alın size zarar. Bu dava tarihi bir davadır. Cumhuriyet tarihinde bu yüzüncü yıl Alevi katliamları ile anıldı. Birçok ayıbı kapatmak siz mahkemenin elinde. Bu katliamda derneğimizin çalışanları da katledilmiştir.”

    Mahkeme heyeti, sanıklar hakkında yakalama kararının PSAKD ve Ankara Barosu Toplumsal Davalar Merkezinin davaya katılma talebinin kabulüne, Emre Kongar, Temel Karamollaoğlu, dönemin Sivas valisi ve tugay komutanı, dönemin PSAKD Başkanı Murtaza Demir’in dinlenmesinin davaya katkı sağlamayacağı nedeniyle talebin reddine karar verdi. Mahkeme, bir sonraki duruşmayı 11 Mayıs’a erteledi.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABER

    >30 yılın ardından PSAKD’nin Sivas Katliamı davasına katılma talebi kabul edildi

     

  • Hanife Yıldız: Sanıklar dışarıdayken ben yargılanıyorum, adalete güvenim kalmadı

    Hanife Yıldız: Sanıklar dışarıdayken ben yargılanıyorum, adalete güvenim kalmadı

    PİRHA-İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hakaret ettiği iddiasıyla hakkında dava açılan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız bugün bir kez daha hakim karşısına çıktı. Hakaret etmediğini belirten Yıldız, “Sanıklar dışarıdayken bugün ben burada yargılanıyorum. Bir anne 28 yıl sonra sanık olarak karşınıza çıkarılıyor. Adalete hiçbir güvenim kalmadı” dedi.

     

    Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız’a, 17 Mayıs 2022 tarihinde Çağlayan Adliyesi önünde yaptığı konuşmadan dolayı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “hakaret” ettiği iddiasıyla dava açıldı. Davanın ikinci duruşması bugün İstanbul’ 48. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Suçlamalara ilişkin beyanda bulunan Hanife Yıldız, oğlunun gözaltında kaybediliş sürecine de değinerek, şunları söyledi:

    “23 Şubat 1995 günü oğlumu bir karakola götürdüm. Oğlum gözaltında kaybedildi. Oğlumun akıbetini öğrenmek için yıllardır oturma eylemi yapıyoruz. Oturma eylemim engellenince iddianamedeki sözleri söyledim. Ama hakaret amacıyla söylemedim.

    Sanıklar dışarıdayken bugün ben burada yargılanıyorum. Bir anne 28 yıl sonra sanık olarak karşınıza çıkarılıyor. Adalete hiçbir güvenim kalmadı.”

    Yıldız’ın ardından beyanda bulunan Avukat Gülseren Yoleri de “Hakaret kastıyla hareket etmediği her aşamada beyanda bulunmuştur. Aksi bir kanaat oluşacaksa o günkü kamera kayıtlarının mahkeme tarafından izlenmesini istiyoruz. Sarf edilen sözlerin kelime manası üzerinden bakılırsa hakaret olmadığı görülür. AİHM kararlarında da bu ifadelerin hakaret olmadığı açıktır” diye konuştu.

    Av. Ümmühan Kaya ise “İddianamenin iade edilmesi gerekirdi. İfade özgürlüğü hakkını kullanmıştır. Yapılanlar adalet ayıbıdır. Esasa ilişkin daha sonra beyanda bulunacağız. Beraatini istiyoruz” dedi.

    Ara kararını açıklayan mahkeme, esas hakkında mütalaada bulunmak üzere dosyanın iddia makamına tevdi edilmesine; dosya kapsamında bulunan kamera görüntülerinin bilirkişiye verilerek rapor hazırlanmasına hükmederek, bir sonraki celseyi 23 Mart 2023 tarihine erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mahkemeden, Ali İsmail Korkmaz davasında sanık polise ‘basit yaralamadan’ ceza!

    Mahkemeden, Ali İsmail Korkmaz davasında sanık polise ‘basit yaralamadan’ ceza!

    Yargıtay’ın bozma kararı sonrası yeniden görülen Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesiyle ilgili davada karar açıklandı. Buna göre polis Hüseyin Engin’e tekrar ‘kasten basit yaralama’ suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası verildi. Mahkeme, hükmün açıklanmasının da geri bırakılmaması kararını verdi.

    Eskişehir’de 2013 yılında Gezi Direnişi sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın ailesinin Anayasaya Mahkemesine (AYM) yaptığı başvuru sonucunda polis Hüseyin Engin, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı. Sanık polis Hüseyin Engin hakkında “kasten basit yaralama” suçunda 7 ay 15 gün hapis cezası verildi.

    Yargıtay’ın bozma kararı sonrası yeniden görülen Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesiyle ilgili davada karar açıklandı. Buna göre polis memuru Hüseyin Engin’e tekrar ‘kasten basit yaralama’ suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası verildi. Mahkeme, hükmün açıklanmasının da geri bırakılmaması kararını verdi.

    Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde sabah saatlerinde başlayan duruşmada, savcı mütalaasını sundu. Savcı, mütaalasında sanık polise kasten yaralama suçundan ceza verilmesini talep etti.

    AVUKATLAR ‘İNSANLIĞA KARŞI SUÇTAN’ CEZA TALEP ETTİ

    Avukat Ayhan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda eziyetin geniş yorumlanması ve sanığın insanlığa karşı suçtan cezalandırılmasını talep etti.

    Mahkeme insanlığa karşı işlenmiş suç talebini reddetti.

    BASİT YARALAMADAN CEZA

    Kararını açıklayan mahkeme, sanık polis Hüseyin Engin hakkında “kasten basit yaralama” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası verildi. Ayrıca bu hüküm ertelenmeyerek sanık hakkında 5 ay süreyle hak yoksunluğu kararı verildi.

    Korkmaz ailesinin avukatları, Yargıtay yolu açık olan bu kararı temyiz edeceklerini bildirdi.

    “DAVA DEVAM EDECEK, FAİLLER CEZASIZ KALMAYACAK”

    Adliye çıkışında “basit yaralamadan” verilen cezaya tepkilerini dile getiren Anne Emel Korkmaz, “Dövülerek öldürülen bir gencin sanığına 7 ay 15 gün ceza verilmesi kabul edilebilir değil. Mücadelemiz devam edecek” diye konuştu.

    Daha sonra Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi ve avukatları Kayseri Baro Başkanlığı önünde basın açıklaması yaptı.

    Aile avukatı Ayhan Erdoğan, “Bu dava halen devam etmektedir. Çünkü verilen cezalar hukuken sanıkların cezalandırılması gereken oran ve maddelere ters düşmektedir. Örneğin AYM’nin tespitine dayanan sanık Hüseyin Engin’in eziyet suçundan cezalandırılmasını uygulamak yerine mahkeme eski kararı uyguladı. Benim güvenlik güçlerine önerim anayasal haklarını kullanan insanların karşısından iktidarın anayasaya aykırı emirlerini uygulama konumunda kendilerini bırakmamalarıdır. Bu yargılama aynı zamanda güvenlik güçlerine bir uyarı niteliğindedir. Bugün bu davada hüküm kesinleşti. Bizim hukukumuzda buna yer olmamasına rağmen 10 yıl sonra siyasal iktidarın ağır ithamları ve ağıza alınmayacak dilleriyle Gezi sürecine katılanların suçlaması sonrasında yeniden yargılandı ve mahkum edildi. Bu hukukta bir skandaldır. Hiçbir fail cezasız kalmayacak ve biz bitti demeden bu dava bitmeyecek” dedi.

    “ADALETİ SAVUNMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Ali İsmail Korkmaz’ın abisi Gürkan Korkmaz ise adalet vurgusu yaparak, şunları kaydetti:

    “Ali İsmail toprağın altında ama düştüğü yerde çoğalarak mücadeleyi arttırıyor. Binlerce bedende binlerce isimde onun adını yaşatıyoruz. Biz de yaşadığımız sürece, nefes aldığımız sürece adaleti savunmak için mücadelemizi devam ettireceğiz. Hak ihlaline uğramış ve uğramaya muhtemel kişilerin hakkını savunmak için Ali İsmail davası simgeseldir ve toplumun davasıdır. Bu yüzden hakkımızı alana kadar mücadelemizi bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

    Ailenin geçtiğimiz süreçte AYM’ye yaptığı başvuru sonucunda ihlal kararı verilmiş, polis Hüseyin Engin’in de yargılanmasına ve Ali İsmail Korkmaz’ın ailesine 67 bin 500 lira tazminat ödenmesine oy birliği ile karar verilmişti.

    (HABER MERKEZİ)