Etiket: mahkeme

  • Mahkeme, Kemal Kurkut’u öldürmekten yargılanan polise ceza verilmemesini onadı

    Mahkeme, Kemal Kurkut’u öldürmekten yargılanan polise ceza verilmemesini onadı

    Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi, İstinaf Mahkemesinin bozma kararı doğrultusunda Kemal Kurkut’u kasten öldürmekten yargılanan polis Yakup Şenocak hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verdi.

    Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi, Diyarbakır’da 2017 Newroz kutlamaları sırasında üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’u kasten öldürmekten yargılanan polis Yakup Şenocak’a verilen beraat kararının İstinaf Mahkemesi tarafından “ceza verilmesine yer olmadığı” yönünde hüküm kurulması istemiyle verdiği bozma kararı doğrultusunda “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verdi.

    NE OLMUŞTU?

    İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi Kemal Kurkut, 21 Mart 2017’de Diyarbakır Newrozu’nda, Newroz Parkı’na giden Evrim Alataş Caddesi üzerindeki kontrol noktasında polisin açtığı ateşle öldü. Olay sonrası Diyarbakır Valiliği, “‘Çantamda bomba var hepinizi öldüreceğim’ diyerek elindeki bıçakla alana koştuğu için canlı bomba olma ihtimali değerlendirildiğinden müdahale edilmiştir” açıklaması yaptı. Ancak dihaber’den Abdurrahman Gök’ün çektiği fotoğraflar, Valiliğin açıklamasının gerçeği yansıtmadığını ortaya çıkardı.

    Fotoğraflar üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma kapsamında iki polis gözaltına alındı, polislerden Y.Ş.’ye “olası kastla öldürmek” suçundan müebbet hapis istemiyle dava açıldı. Kurkut’un aile avukatları, Y.Ş.’nin tutuklanması talebinde bulundu. Ancak mahkeme bu talebi reddetti.

    Mahkeme, şu gerekçeyi öne sürdü:

    “Sanığın soruşturma aşamasındaki beyanlarında kendisinin de ateş ettiğini belirtmesi ve dosya kapsamına yansıyan davranışları itibariyle kaçacağı ya da suç delilerini yok etme, gizleme veya değiştirme yönünde bir eylemde bulunacağı yönünde dosyaya yansıyan herhangi bir emare bulunmaması…”

    Jandarma Kriminal Laboratuvarı, Kurkut’un ölümüne neden olan kurşunun sanık polisin silahından çıktığına dair rapor hazırladı. Mahkemenin istemi doğrultusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu (ATK) ise kurşunun yerden sekerek Kurkut’un vücuduna girdiğini yönünde rapor verdi.

    ATK’nin raporunun ardından avukatların itirazıyla Ulusal Kriminal Bürosu’ndan (UKB), Kurkut’un nasıl ve kimin ateşiyle öldürüldüğüne ilişkin rapor istendi. UKB, Kurkut’un sanık polis Y.Ş.’nin kuşkuya yer bırakmayacak şekildeki doğrudan ateşiyle öldürüldüğü yönünde rapor verdi.

    Ancak mahkeme, bu raporun eksiklik içerdiğini ve UKB’ye eksikliklerin giderilmesi için geri gönderdi. Gelen ikinci raporda, UKB ilk rapordaki iddiasının aksine, bu sefer merminin yerden sekerek Kurkut’un ölümüne neden olduğu yönünde rapor verdi.

    Mahkeme, UKB ve Jandarma Kriminal Büro’da gelen raporlarda çelişkilerin ortadan kaldırılması istemiyle bir kez daha ATK’den yeni rapor hazırlamasını istedi. ATK, raporlar arası çelişkiyi açıklamak yerine, verdiği ilk raporda ısrar etti.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    > Kemal Kurkut davasında ifade veren polislerden çelişkili iddialar

    > Kemal Kurkut’un katledilme anını çekmişti; Gazeteci Gök’e hapis cezası

  • Fincancı’nın savunması sürüyor: Çalışmalarım devleti rahatsız etti

    Fincancı’nın savunması sürüyor: Çalışmalarım devleti rahatsız etti

    PİRHA- Kimyasal silah iddialarını değerlendirdiği için tutuklanan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, hakkında açılan davanın ilk duruşmasında, yaptığı çalışmaların devleti rahatsız ettiğini söyledi. Fincanı, mahkemenin kendisine “sen” diye hitap etmesine de tepki gösterdi. 

    Kimyasal silah kullanımı iddialarının araştırılmasını istediği için gözaltına alınıp tutuklanan Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması görüldü.

    Çağlayan’da bulunan İstanbul 24’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonuna polis yerleştirilirken, duruşma salonunun küçüklüğü gerekçe gösterilerek çok sayıda avukat ve gazeteci ile izleyici içeri alınmadı.

    Duruşmaya, CHP ve HDP milletvekillileri, Türkiye Barolar Birliği (TBB), Diyarbakır, İzmir ve İstanbul ile çok sayıda kenttin baro başkanı ve insan hakları örgütlerinin temsilcileri katıldı. Fincancı, duruşma salonuna getirilirken zafer işareti yaptı. Bu esnada salonda bulunanlar Fincancı’yı alkışladı. Fincancı’nın duruşma salonunda 11 jandarmanın ablukasına alınması dikkat çekti.

    Duruşma salonunda söz alan CHP Milletvekili Mahmut Tanal, salonda yer alan polislerin dışarı çıkarılmasını istedi. Mahkeme başkanı, salonda bulunan 5 polisten 3’üncün dışarı çıkarılmasını istedi. Salonda bulunan avukatlar, jandarma sayısına dikkat çekerek, polislerin dışarı çıkarılmasını istedi.

    Duruşmada söz alan Avukat Meriç Eyüboğlu, duruşma salonun küçüklüğüne işaret ederek, değiştirilmesini ve daha büyük bir salonun verilmesini istedi. Mahkeme başkanı, salonun yeterli olduğunu ve savunmayı üç avukatla sınırlandırıldığını söyledi.

    Daha sonra söz alan Avukat Özkan Yücel, usule ilişkin itirazlarda bulundu. Üç avukat sınırlamasının istisna olduğunu anımsatan Yücel, salon ve iddianamedeki suçlamalara dikkat çekerek, bu istisnanın bu dava için geçerli olamayacağını söyledi. Bu kısıtlama ile savunmanın engellendiğini ifade eden Yücel, “Bu suç için avukat sınırlandırılmaz. Ben yaptım oldu mantığı ile yargılanma olmaz” dedi.

    MAHKEME BAŞKANINA SERT TEPKİ

    Mahkeme, usule ilişkin itirazların ardından ara karar oluşturdu. Mahkeme başkanı, üç avukat ile sınırlandırılmasını kararının devamına karar verdi. Söz alan avukatlar, karara tepki gösterdi. Avukatlar, duruşma salonunda ve kapıda bulunan avukatların zapta geçmesini istedi. Mahkeme başkanı, itirazların ardından avukatların isimlerinin zapta geçmesini kabul etmek zorunda kaldı. Fincancı’nın avukatları, jandarmaya işaret ederek Fincancı ile yüz yüze gelemediklerini ve yüz yüze yargılamanın engellendiğini söyledi. Yoğun itiraz ve tartışmalara rağmen jandarma bulunduğu yerden alınmadı. Mahkeme başkanının Fincancı’ya “sen” diye hitap etmesinin ardından Meriç Eyüpoğlu, sert tepki gösterdi. Mahkeme başkanı, “Ben nazik değilim, hala ne yapayım” demesi dikkat çekti. Mahkeme başkanı “sen” hitabına ilişkin itirazlara rağmen “Sanık ama bu” diyerek, sanıklarla bu hitapta konuşabileceğini söyledi.

    FİNCANCI: İNSANLIK DIŞI

    Söz alan Fincancı, mahkeme başkanının hitabına dikkat çekerek, “Bana sen diye hitap etmeniz, hakkımda hüküm kurduğunuz anlamına geliyor” dedi. Fincancı, ayrıca 5 saat boyunca kelepçeli bir şekilde getirildiğine dikkat çekerek, bunun da insanlık dışı bir uygulama olduğunu söyledi. Fincancı, gözaltına alındığı sırada gözaltının canlı yayınla kurgulandığını aktardı. Gözaltı kararı veren savcının ifadesini dahi henüz almadan suçlu olarak kendisini kabul ettiğini söyleyen Fincancı, bu tablonun hukuki bağlamda değerlendirilemeyeceğini ve siyasi kararlarla oluşturulduğuna dikkat çekti.

    “DEVLETTİ RAHATSIZ ETTİ”

    Hak adına çalışanların devlet adamı olmaması ve yurttaş olarak kalması gerektiği yönünde Sokrates’in görüşlerine işaret ederek savunmasını sürdüren Fincancı, bir yurttaş ve Adli Tıp Uzmanı olarak yaptığı çalışmaların devleti rahatsız ettiğini söyledi. İnsan hakları mücadelesi verdiğini söyleyen Fincancı, çalışmalarıyla görünür olmaya başlamasıyla hedef haline getirildiğini kaydetti. Yaptığı pek çok çalışma ile gerçekleri ortaya çıkardığını söyleyen Fincancı, pek çok işkence durumunu da ortaya çıkardığına dikkat çekti.

    Duruşma, Fincancı’nın savunması ile sürüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan İmamoğlu’na destek: Hukuksuzluk son bulmalı

    Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan İmamoğlu’na destek: Hukuksuzluk son bulmalı

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezası kararına tepki gösterdi. Kararın haksız ve hukuksuz olduğunu belirten ABF, “Sadece seçilenin değil seçmenlerin de iradesini yok sayan, yargıyı siyaseten dizayn sopası olarak kullananların amacına ulaşamayacağını, demokrasi için mücadeleyi daha da güçlendireceğimizi beyan ederiz” dedi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, 31 Mart seçimlerinin iptal edilmesinin ardından yaptığı basın açıklamasında YSK başkanı ve üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla ‘hapis’ ve ‘siyasi yasak’ talebiyle yargılandığı dava bugün Kartal’daki Anadolu Adalet Sarayı’nda 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Mahkeme heyeti İmamoğlu hakkında 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verdi. Kararın Yargıtay tarafından onanması halinde İmamoğlu siyasi yasaklı hale gelecek. Karar kesinleşirse İmamoğlu 2023 ve 2024 seçimlerine katılamayacak.

    İmamoğlu hakkında verilen mahkeme kararına tepkiler büyüyor.

    “CEZA HAKSIZ VE HUKUKSUZ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) yazılı bir açıklama yaparak, “2019 yerel seçimlerde ülkenin en çok oyunu alan ve en büyük şehrin başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza haksız ve hukuksuzdur” dedi.

    ABF açıklamasında şunları kaydetti:

    “Kazanamadığı şehirlerin belediye başkanlarına yönelik siyasi kin ve nefretini hiç gizlemeyenler, yargıyı sopa olarak kullanıp sindirme ve yıldırma politikalarına bugün de devam etmiştir. Sadece seçilenin değil seçmenlerin de iradesini yok sayan, yargıyı siyaseten dizayn sopası olarak kullananların amacına ulaşamayacağını, demokrasi için mücadeleyi daha da güçlendireceğimizi beyan ederiz. Adaletin siyasallaşmasını ve yapılan hukuksuzluğun son bulmasını, adaletin eşitlik ve özgürlük temelinde uygulanmasını istiyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Onur Şener cinayetinde iddianame kabul edildi, sanıklar 25 Ocak’ta hakim karşısında

    Onur Şener cinayetinde iddianame kabul edildi, sanıklar 25 Ocak’ta hakim karşısında

    Müzisyen Onur Şener’in öldürülmesine ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame kabul edildi. İddianamede sanıkların, “Ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasına çarptırılmaları isteniyor. 

    Ankara’nın Çankaya ilçesindeki eğlence mekanında çıkan tartışmada, müzisyen Onur Şener’in, kırık cam bardakla boynundan yaralanarak öldürülmesine ilişkin 5 kişi hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, 11 Kasım’da tamamlanan iddianame, Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. İddianameyi kabul eden mahkeme, üç sanığın tutukluluk hallerinin devamına karar vererek, duruşma için 25 Ocak gününü belirledi.

    SALDIRGANLAR AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS İSTEMİYLE YARGILANACAKLAR

    İddianamede, birlikte hareket ettikleri ve acıma hissi duymadan bardak kırığıyla eylemi gerçekleştirdikleri belirtilen tutuklu sanıklar İlker K, Ali G, Semih S. ile tutuksuz sanıklar Jale E. ve Gözde G. “canavarca hisle kasten öldürmek” ile suçlandı. Sanıkların, “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasına çarptırılmaları talep edildi.

    NE OLMUŞTU?

    Ankara Cumhuriyet Savcısı Şahin Kaplan’ın hazırladığı iddianameye göre, sanıklar İlker K, Ali G, Semih S, Jale E. ve Gözde G, olayın yaşandığı 2 Ekim’de Çayyolu Mutlukent Mahallesi’ndeki eğlence mekanına gitti.

    Müzik programı saat 01.00’de biten Onur Şener, bir arkadaşının doğum günü nedeniyle yeniden sahneye gelerek orkestra ekibi olmadan şarkı söylemeye devam etti. Bu sırada İlker K, sahneye gelerek istek parçası nedeniyle Şener ile tartışmaya başladı. Eğlence merkezindeki diğer müşteriler, ikili arasında kavga çıkmasına engel oldu. Bunun üzerine İlker K. ve diğer şüpheliler bardaklarıyla dışarı çıktı. Bir süre sonra iş yerinden ayrılan Onur Şener’e sanıklar saldırmaya başladı. İlker K’nin elindeki bardakla Şener’in kafasına vurduktan sonra rastgele savurmaya devam ettiği, tanık ve diğer sanıkların beyanlarına yansıdı.

    Adli Tıp Kurumu, Şener’in boyun bölgesindeki delici ve kesici alet yarası nedeniyle öldüğü raporunu verdi. Ayrıca Şener’in ölümüne neden olan cam kırığı üzerinde sanıklardan bazılarının doku izleri tespit edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hukukçu Baştimar: Aleviler, BM İnsan Hakları Komitesi’ne başvurmalı, etkisi daha büyük

    Hukukçu Baştimar: Aleviler, BM İnsan Hakları Komitesi’ne başvurmalı, etkisi daha büyük

    PİRHA- Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’nin KHK’li Mukadder Alakuş kararı üzerinden Alevilerin lehine olan mahkeme kararlarının uygulanmaması konusunu değerlendiren Uluslararası hukukçu Kurtuluş Baştimar, “Bu komiteden ardı ardına Alevi yurttaşların lehine kararlar çıktığı takdirde bunun bir sonucu da olacaktır. Daha kapsamlı ve liberal bir yapısı olduğu için Türkiye Devleti’nin ‘Ben bu kararları uygulamıyorum’ diyebilme ihtimali çok azdır” dedi.

    Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ve “örgüt üyeliği’ suçlamasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilen Mukadder Alakuş’un başvurusunda karar verdi. Komite, ByLock yüklediği, Bank Asya hesabına para yatırdığı gerekçesiyle Alakuş’a ceza verilmesini ‘Suç ve Cezaların Kanuniliği’ ilkesine aykırı olduğuna hükmetti. Bu kararın AİHM yargılamalarını da etkilemesi bekleniyor.

    Davanın avukatı Uluslararası hukukçu Kurtuluş Baştimar, söz konusu karar üzerinden Aleviler lehine verilen ama uygulanmayan mahkeme kararlarını değerlendirdi.

    Alevilerin, kazandıkları hakların uygulamaya girebilmesi için BM İnsan Hakları Komitesi’ne başvurabileceğini vurgulayan Baştimar, bu komitenin varlığının fazla duyulmadığını, hak ihlaline maruz kalmış her yurttaşın bu mekanizmaya başvurabileceğini söyledi.

    “TÜRKİYE’DE YAŞAYAN HER YURTTAŞ, BU KOMİTEYE BAŞVURMA HAKKINA SAHİPTİR”

    BM İnsan Hakları Komitesi’nin, adında ‘mahkeme’ ibaresi geçmemiş olsa da tıpkı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gibi başvuru alan ve bu başvuruları karara bağlayan bir hukuk mekanizması olduğunu ifade eden Baştimar, komiteye ilişkin şu bilgileri verdi:

    “İnsan hakları ihlallerini, Uluslararası Siyasal ve Medeni Haklar Sözleşmesi üzerinden değerlendiren bir insan hakları mekanizmasıdır. AİHM’ne başvuru yapıldığı gibi bu komiteye de herkes başvurabilir. Türkiye bu komitenin sözleşmesine imza atmış ve kabul etmiş bir ülkedir. Türkiye’de yaşayan her yurttaş, bu komiteye başvurma hakkına sahiptir. Buraya başvuru hakkı çok fazla bilinmiyor.

    “KOMİTEYE 5 YIL İÇERİSİNDE KABUL EDİLEN DİLLER ÜZERİNDEN BAŞVURU YAPILMASI GEREKİYOR”

    Buraya başvurmak için komitenin kabul ettiği uluslararası dillerden birisi ile başvurmak gerekiyor. O dillerin arasında Türkiye’de konuşulan diller yok. Bu yüzden İngilizce yapılması ya da kabul edilen başka bir dil üzerinden başvuru yapılmalı. AİHM’de böyle bir şart yok. Herkes ana dilinde başvuru yapabiliyor. AİHM’yi Türkiye’nin tanıması daha eskilere dayanıyor. Daha eski bir kuruluş. O yüzden AİHM daha çok duyulmuş bir mekanizma. Dolayısıyla insanlar daha çok AİHM’e başvuruyor.

    Bu komiteye başvurmak için genel anlamda bir zaman sınırlaması da yok. Diğer tüm hukuk mekanizmalarında belirli bir sınırlama var, gün, ay, yıl olarak. Yalnız komite şunu öneriyor; hak ihlali ile karşılaştıktan ve iç hukuk yollarına başvurup oraları tükettikten sonra 5 yıl içerisinde başvuru yapılmalı, diyor. 5 yıl gibi bir sınırlama konulmasının gerekçesi de, bu süre aşıldığı takdirde hükümet başvuran kişinin mağdurluk sıfatını yitirdiğini ve süreyi de aştığı için bu davanın reddini isteyebiliyor. Bundan dolayı 5 yıl içerisinde yapılırsa daha etkin sonuçlar alınır.”

    “ALEVİ YURTTAŞLAR, LEHLERİNE VERİLEN KARARLAR UYGULANMADIĞI İÇİN BU KOMİTEYE BAŞVURABİLİRLER”

    Alevi yurttaşların ayrımcılık, din ve vicdan hürriyeti, ifade özgürlüğü gibi alanlarda hak ihlallerine maruz kaldığını anımsatarak sözlerine devam eden Baştimar, “Alevi yurttaşlar, AİHM’in lehlerine verdiği kararları uygulanmadığı için BM İnsan Hakları Komitesi’ne götürebilirler ve bu komiteden ardı ardına Alevi yurttaşların lehine kararlar çıktığı takdirde bunun bir sonucu da olacaktır. Alevi yurttaşlar fazla zaman geçirmeden bu komiteye başvurabilirler. Bu komiteden de Alevi yurttaşların lehine kararlar çıktığında, Türkiye Devleti’nin ‘Ben bu kararları uygulamıyorum’ diyebilme ihtimali çok azdır.

    “KOMİTENİN KARARLARI ULUSLARARASI ÖLÇEKTE OLDUĞU İÇİN YANKISI DA, ETKİSİ DE DAHA BÜYÜK OLUYOR”

    Bu komite daha kapsamlı bir yapıya sahip. Daha liberal kararlar veriyor. Bu komitenin verdiği kararları tanımamak AİHM’deki kadar kolay değil. Birleşmiş Milletler mekanizmaları Türkiye’ye boyun eğecek bir yapıda değil. Bu mekanizmalar belirli bir bölge, devlet tarafından finanse edilmiyor. Bağımsız bir yapıya sahip. Açık söylemek gerekirse AİHM’in verdiği kararlar siyasi konjonktürle bağlantılı olabiliyor. Bu kurumun verdiği kararlara uygulamıyorum denildiğinde, çıkarlar söz konusu olduğunda sessiz kalınabiliyor ancak BM İnsan Hakları Komitesi’nin verdiği kararlar daha liberal ve uluslararası ölçekte kararlar olduğu için yankısı da, etkisi de daha büyük oluyor.

    “TÜRKİYE’DEKİ YURTTAŞLARIN BAŞVURUSUNA AÇIK BİRÇOK KURUM VAR”

    Günümüzde AİHM’nin girmekten imtina ettiği konuların çoğunda Birleşmiş Milletler karar veriyor ki bu anlamda Mukadder Alakuş kararı çok önemli bir karardı. Bu tür mekanizmalar, Alevi yurttaşlar tarafından da kullanılmalı. Sadece İnsan Hakları Komitesi değil, Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi var, İşkencenin Önlenmesi Komitesi var, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu var. Bunların hepsi şu anda Türkiye’deki yurttaşların başvurusuna açık kurumlar. Başvuru yollarını herkes kullanabilir ama bunun duyurulması gerekiyor. Anladığım kadarıyla çok fazla bilgi sahibi değiliz bu konuda” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı tutuklandı

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı tutuklandı

    PİRHA- İktidar ve çeşitli çevreler tarafından hedef gösterilen TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı tutuklandı. Fincancı, Sincan Kapalı Kadın Cezaevine gönderildi.
    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kimyasal silah kullandığı iddialarının araştırılması gerektiğini dile getirmesinin ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından hedef gösterilen TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, dün İstanbul’da evinden gözaltına alınmıştı.
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 26 Ekim’de gözaltına alınan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi.
    Savcılıkta 4 saat süren ifade işlemlerinin ardından Fincancı, “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklanma talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderildi. Fincancı’nın hakimlik sorgusu sona erdi.
    Hakimlik, verilen 15 dakikalık aranın ardından Fincancı hakkında “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklama kararı verdi. Fincancı, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.
    (HABER MERKEZİ) 
  • Fincancı, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

    Fincancı, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

    PİRHA- TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, savcılık ifadesinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.  
    Kimyasal silah saldırılarına dair yaptığı açıklamalar nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında yürütülen soruşturma kapsamında dün gözaltına alınan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi.
    Savcılıkta 4 saat süren ifade işlemlerinin ardından Fincancı, “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklanma talebiyle Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi.
    (HABER MERKEZİ)
  • 10 Ekim Gar Katliamı duruşmasında mahkemeden avukatların MİT sorusuna engelleme

    10 Ekim Gar Katliamı duruşmasında mahkemeden avukatların MİT sorusuna engelleme

    PİRHA- Ankara Gar Katliamı’nın 17. duruşmasında IŞİD’in Türkiye Emiri olduğu belirtilen ve tutuklu olan Kasım Güler tanık olarak dinlendi. Güler IŞİD Emiri olmadığını savunurken, avukatların Kasım Güler’e sorduğu soruların yanıtlanmasını mahkeme heyeti engelledi. Aileler durumu protesto etti.

    104 insanın yaşamını yitirdiği, 500’den fazla insanın ise yaralandığı 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davası devam ediyor.

    Katliamın 7. yılında firari sanıklar yönünden devam eden davanın 17’nci duruşması Ankara Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

    Saat 10.00’da başlayan duruşmada kimlik beyanlarının ardından duruşmaya geçildi.

    KASIM GÜLER TANIK OLARAK DİNLENDİ: DAEŞ EMİRİ DEĞİLİM

    IŞİD’in Türkiye Emiri olduğu söylenen tutuklu Kasım Güler tanık olarak dinlendi. IŞİD Emiri olmadığını söyleyen Kasım Güler ifadesinde şunları dile getirdi:

    “Halep’te insani yardım için çalıştım. Silahım vardı ama hiç eyleme girmedim. Çatışmalarda ağır yaralandım. Ben de Müslüman biriyim ve İslam devletinde, Suriye’de yaşamak istedim. DEAŞ adına kesinlikle eğitimlere katılmadım. 3 ay hastanede kaldım. 10 Ekim 2015’te evde yatıyordum. Olanlardan haberim yoktu. İlhami Balı ile cezaevinde tanışmıştım. Yunus Durmaz, Ahmet Güneş ile Antep’ten tanışıyorum. 2017’nin son dönemine kadar hastanede kaldım. Sonrasında ailemi Suriye’den çıkarttım. Sonra internette kırmızı bültenle arandığımı gördüm. Ben de İdlip’e geçtim. Gelirim yoktu. Yardımlarla geçiniyordum. 3 kez ameliyat oldum. 2021 Nisan ayında Suriye içerisinde yakalandım. Sonrasında Türkiye’ye geçirildim. Gözüm kapalıydı, nerede olduğumu bilmiyordum. DAEŞ Emiri değilim.”

    KASIM GÜLER, EMNİYETTEKİ İFADESİNİ ‘BASKI ALTINDAYDIM’ DİYEREK KABUL ETMEDİ

    Duruşmanın devamında mahkeme başkanı, daha önceden Kasım Güler’in emniyete verdiği ifadeyi okudu. Mahkeme başkanının okuduklarının kendi sözleri olduğunu kabul eden Kasım Güler, baskı altındayken o ifadeleri verdiğini söyledi.

    Kasım Güler daha sonra, mahkeme başkanının okudukları arasından sadece, “3. evliliğim Azeri bir kadın ile oldu. Bir de çocuğum dünyaya geldi” ifadesini kabul etti. Mahkeme başkanı da bunun üzerine “Diğerleri yanlış bir tek bu mu doğru?” diye sordu.

    KASIM GÜLER, AVUKATLARIN SORULARINI YANITLAMADI

    Duruşmanım devamında Av. Eylem Sarıoğlu, tanığa sorular yöneltti.

    “Afganistan’da, Pakistan’da hiç bulundunuz mu? Yunus Durmaz ile karşılaştınız mı?” diye soran Sarıoğlu’na tanık, “Sorulara cevap vermeyeceğim” dedi.

    Av. Sarıoğlu’nun “Suriyeye gittiğiniz dönemde sınır geçişleri nasıldı?” sorusuna ise “O dönem çok rahat gidip geliniyordu” dedi.

    MİT SORUSUNUN YANITLANMASINI MAHKEME HEYETİ ENGELLEDİ

    Avukat Sarıoğlu’nun “MİT neden sizi pazarlık konusu yaptı?” sorusu üzerine mahkeme başkanı, avukatı uyararak “Tanığı yargılamıyoruz. Bildiğini söyler, bilmediğini bilmiyordur” dedi. Bunun üzerine mahkeme salonundan tepki yükseldi.

    Av. Doğan Senemoğlu, söz alarak “İnsanlığa karşı suç” üzerinden mahkemenin yürütülmek istendiğini belirtti. Mahkeme başkanı bunun üzerine mahkemeye ara verdi. Aileler, mahkeme heyetini alkışlarla protesto ederek salondan çıkmadı.

    “‘KATİLLER HESAP VERSİN’ DİYENLER YARGILANIYOR”

    Av. Sevinç Hocaoğulları da şu savunmayı yaptı:

    “Bu yargılamanın ne kadar önemli olduğunu hep söyledik. Bu bir siyasi katliamdır. Sorumluların tamamının açığa çıkarılması gerekir ki adalet yerini bulsun. Katliama göz yuman kamu görevlilerinin açığa çıkarılması için taleplerimiz oldu. 10 Ekim’de o alana kimyasal gazla saldıran tek bir görevlinin yargılaması olmadı. Mahkeme kararı aracılığı ile neyin suç olup olmadığını bir kez daha sorguladı ve orada insanlar can çekişirken gaz ve plastik mermi kullanabilir, denildi.
    Yargının, adalet talebine bir yaklaşımı var. Katliam günü o alanda ambulans bulundurmayıp önlem alınmayan insanlar öldürülebilir olarak görüldü. Ardından kimyasal gazlarla müdahale edildi. Kan anonsu yapan bir sendika yöneticisi dahi yargılandı. İki kişi, kaçarak bölgeden ayrılan polislere ait polis aracını kullanarak hastaneye yaralı taşıdığı için yargılandı. Anma yapan insanlara müdahale edildi, yargılandılar. Hala anıt yok, insanlar yas tutup anma yapamıyor. Haklarında dava açılıp, polis şiddetine uğrayan insanlar var. ‘Duruşmaya girmeyeceğim’ deyip mahkemeyi protesto eden avukat arkadaşımız dahi yargılamaya uğradı. Bunlar yapılanlar kısmıydı.
    Siz heyet de mahkemede yapılmayanlar kısmında bulunuyorsunuz. Adaletin sağlanacağı bir karar verilmedi. Bu süreçte basın özgürlüğüne de müdahale edildi. Basın çalışanlarına davalar açıldı. Yüksek güvenlikli bir mahkemede sizler adaleti sağlayabilir misiniz? Demek ki bir güvenlik sorunu var. Aileler sabah basın açıklaması için adliye bariyerleri dışına çıkarıldı. Ama katliam günü bir güvenlik yoktu. Sağlamayanlar da yargılanmadı. Katliam failleri korunuyor. ‘Katiller hesap versin’ diyenler ise yargılanıyor.”

    “ARTIK BİR ŞEYLERİN DEĞİŞMESİ GEREKİYOR”

    Av. Mehtap Sakinci ise şunları ifade etti:

    “7. yılında artık adalet anlamında bir şeylerin değişmesi gerekiyor. İnsani tepkilerimiz yeri geldiğinde salon boşaltılarak cevap veriliyor. Bizim tahammülsüzlüğümüz yok. Duruşma ilerletilsin diye katkı sunmak için buraya geliyoruz. Direnci kırılarak ilerleyen bir katliam yargılaması bu. Gerçek faillerin yargılanacağı bir günün hayali ile yaşıyoruz. Sanki suçlu bizmişiz gibi davranılıyor. Yakınlarımızın eşyaları bize kemikleriyle birlikte verildi. Biz böyle süreçler yaşadık. O yüzden Türkiye’de hangi katliama dair böyle süreç işletiliyor? Bu süreçte yüreği tükenen insanlar olarak, adaleti yüksek sesle talep eden insanlar olarak bu salona bakmanızı istiyoruz.”

    Duruşmaya verilen aranın ardından saat 13:40 itibari yeniden avukat savunmasına geçildi.

    “YARGITAY BU DOSYA KARŞISINDA GÖZLERİNİ KAPATMIŞTIR”

    Av. Eylem Sarıoğlu da duruşmada şunları kaydetti:

    “Yargılamanın ilk anından itibaren dosyadaki eksiklere defalarca kez değindik. Soruşturmanın yürütülme şekline ilişkin itirazlarımızı defalarca kez belirttik. 7 Kasım 2016’da başlayıp 56 celsede eksikleri gidermeye çalıştık ama mahkeme heyeti yargılamaya son verip gerekçeli karar ile yargılamaya son verdi. Ciddi bir yargıtay kartı beklerken 26 sayfalık bir karar dosyası geldi. Bu kadar yazılmış çizilmiş delil varken yargıtay, dosyayı kapattı. Ailelerin adalet talebini görmezden gelip, sanıkların korunduğu bir karar.
    Siz, mahkeme başkanı olarak tanığa Müslüman Gençler Derneği’ni bilip bilmediğini sordunuz. Bu dernek altında nasıl örgütlendiklerine dair fikir yürüttüğünüz için bu soruyu sordunuz. Peki Antepteki yetkililer bunu görmedi mi? Oradakilerin sorumlulukları yok mu? İlhami Balı için ‘Şeyhim, emirim’ diyen kamu görevlileri yargılansın, araştırılsın dediğimiz halde yargıtay kararında bir şey göremedik. Dilimizde tüy bitti denecek noktadayız. Kamu görevlilerinin yargılanması talebimiz malesef yargıtay kararında bir cümle bulunmamakta. Dosya eksik, örgüte ilişkin şema yok, dedik. Hala sanık olması gerekenlere ilişkin değerlendirme yapıyorsak bu durumun kendisi bile yargılamanın ne kadar eksik olduğunu göstermekte. Yargıtay, bu dosya karşısında gözlerini kapatmıştır. Kapattığı aslında insanların adalet talebidir. Lütfen biraz özen. Biraz özen diyoruz.”

    “IŞİD İNSANLIĞA AKRŞI SUÇ İŞLEYEN BİR ÖRGÜTTÜR”

    Av. Senem Doğanoğlu, 10 Ekim Gar Katliamı’nın neden ‘İnsanlığa karşı suç’ olarak ele alınması gerektiğini anlatarak şu savunmayı yaptı:

    “İnsanlığa karşı suç değerlendirmesine, talebine yargıtay bozma kararı verdi tabi ki. Yani yargıtay Erman Ekici’nin yargılamasını görüyor, kabul edilebilir deyip insanlığa karşı suç kararını vermiyor. Biz bu talepten vazgeçmeyeceğiz. ISİD insanlığa karşı suç işleyen bir örgüttür.
    Bütün sanıklar Suriye’de. İadeler konusunda iki ülke arasında 1982’den beri bir anlaşma var. Bizler, dosya dahilinde orada olan isimlerin iadesini talep etmekteyiz. Sanıkların iadesi prosedürü 7 yıldır başlatılmıyorsa bu artık devletin sorumluluğuna girer. İade süreci için Adalet Bakanlığı’na yazı yazmanızı talep ediyoruz.”

    “ANKARA EMNİYETİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMANIZI İSTİYORUZ”

    Av. İlke Işık ise “Ankara’nın göbeğinde yapılan bu katliamın dünya ölçeğinde pek örneği yoktur” diyerek şunları söyledi:

    “Bu dosyada bir temelden imtina ediliyor. Bu yargılamaya sadece IŞİD katliamı diye bakıldı. ‘Yargıladık, ceza verdik ve bir kısmı da kayıp’ deniliyor. Ama yargılama kapsamının bu olmadığını söylemeye devam edeceğiz. IŞİD harici bir sorumlu yok denilip tek bir istihbarat bilgisini dahi alamıyoruz. Bir dönem bu ülkenin sınırlarını IŞİD kontrol etti. O nedenle bu konuşmalar bitmeyecek. İlhami Balı’nın bu ülkede konuşulmasına, istihbarat ile olan ilişkisinin açığa çıkarılmasına engel olamazsınız. Ahmet Davutoğlu’nun dinlenmesi konusu da dahil varolan duvarın, engelin birincisi bu.
    İnatla görmezden gelinen kayıp klasörler, Nizip Emniyeti ve Ankara Emniyet Müdürlüğü… İnanılmaz bir şey. Yakup Şahin bu katliamın en önemli ismi. Çok açık, bu dosya Nizip tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderiliyor. İlginç tarafı, Yakup Şahin yakalandıktan sonra ‘beni Antep’e götürün, yer göstereceğim’ diyor. Depolar gösteriliyor ve raporlar tutuluyor. Ankara Emniyeti hiç bir şey yapmıyor. Evrakları yok ediyorlar. Katliama yol veriyorlar. Ankara Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunmanızı istiyoruz. 4 yıl sonra kayıp klasörlerin olduğunu öğrendik. O gün yoldan geçen dolmuşlar, trafik polislerinin terk ettiği araçlar ambulans yapıldı. İşte devam eden mücadele böyledir. Bir daha böyle katliam yaşanmasın diye bu yargılama boyunca aileler buraya geldi.”

     IŞİD yöneticiliğinden yargılanan Erman Ekinci ise SEGBİS ile bağlanarak, “Yöneltilen hiçbir suçlamayı kabul etmeyerek “adamı Ankara’ya ben getirmemişim ama yargılanıyorum. Yargıtay, benim Ebu Talha olduğuma nasıl inandı bilemiyorum” dedi.
    Ardından sanık avukatı söz alarak “Atatürkü sevmeyip, laikliği kabullenmeyip Suriyeye giden herkes IŞİD’li mi oluyor. Bunları söyleyenler ırkçılık yapıyordur” dedi. Bunun üzerine aileler itirazda bulunarak “provoke etme” dedi.
    Sanık Avukatı ise ailelere dönüp “Ben sizin bildiğiniz avukatlardan değilim. Terbiyeli olun” şeklinde bağırınca mahkeme başkanı, duruşmaya 15 dakika ara verdi.

    SANIK AVUKATLARI: ERMAN EKİCİ İLE İLGİLİ HİÇBİR DELİL YOK, TAHLİYE EDİLMELİ

    8 sanık avukatı, verilen aranın ardından savunmasına şu sözlerle devam etti:
    “Eğer bu dava bir tiyatro değil ise Erman Ekinci serbest bırakılmalı. Bir tane görüntüsü, parmak izi yok. 2 tanık kadın, Erman Ekici’yi Suriye’de gördüğünü söylüyor. Kadın hakları falan filan deniliyor… Sen nasıl bir erkeğin gözünün içine bakarsın ve böyle tariflersin? Suriye’ye gitmek suç mu? İlhami Bali sadece sınır geçişini sağlayan bir isim. Gereksizce büyütüldü. Avukatlar da öylesine bahsediyor ki adam burada olsa kendisiyle gurur duyacaktır. Erman Ekinci’nin bu isimlerle, olaylarla ilgisi yoktur. Müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum.”

    Duruşmaya yarım saat ara verildi. Ardından ara karar okunacak.

    IŞİD’İN TÜRKİYE EMİRİ OLDUĞU BELİRTİLEN KASIM GÜLER KİMDİR? 

    Terörden Arananlar Listesi’nde kırmızı kategoride yer alan IŞİD’in “Türkiye vilayeti sorumlusu Ebu Usame el Türki” kod adlı Kasım Güler,  Türkiye’de eylem yapmayı planladığı bilgisi üzerine Suriye’de yakalanmıştı. Sorgulanmak üzere Türkiye’ye getirilen Kasım Güler’in silah ve patlayıcılarla yasa dışı yollardan Türkiye’ye geçme hazırlığında olduğu belirlenmişti. Kasım Güler’in 2008-2010 yıllarında Afganistan-Pakistan bölgesine geçerek çatışma alanlarında faaliyet gösterdiği, 2014’te IŞİD’e katıldığı tespit edilmişti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bu şahıs hakkında “Anayasal düzeni ihlale teşebbüs” suçundan dava açmıştı.

    PİRHA/ANKARA

  • Kuran kursunda çocukları istismar eden kişiye verilen 119 yıl hapis cezası bozuldu

    Kuran kursunda çocukları istismar eden kişiye verilen 119 yıl hapis cezası bozuldu

    PİRHA- Erzurum’da Diyanet’e bağlı Kuran kursunda çocukları cinsel istismar eden Hasan Aslankafa’ya verilen 119 yıl 6 ay hapis cezası İstinaf mahkemesi tarafından bozuldu. Karara Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği karara tepki gösterdi. 

    Erzurum’da Diyanet’e bağlı Kuran kursunda çocukların cinsel istismara uğramasıyla ilgili davada istismarcı Hasan Aslankafa 119 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. İstinaf mahkemesi kararı bozarak çocukların duruşmada dinlenmesini istedi.

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği karara tepki gösterdi. Dernekten yapılan açıklamada “Çocukların duruşmaya çağrılması, kalabalık heyet, avukatlar ve istismarcının önünde tekrar yaşadıklarını anlatmaya çalışmaları kabul edilemez, çocuklarımızı tekrarlayan şekilde incitir, örseler, ağır travmaya maruz bırakır” denildi. Dernek karara itiraz edeceğini duyurdu.

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden konuyla ilgili yapılan açıklamada şöyle denildi:

    “Erzurum’da Diyanet’e bağlı Kuran kursunda 8 erkek çocuğunun cinsel istismara uğraması nedeniyle görülen davada, istismarcıya 119 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti. Bugün bir üst mahkemenin kararı bozduğunu öğrendik.

    Mağdur çocukların beyanları daha önce Çocuk İzlem Merkezi’nde (ÇİM) kamera önünde pedagog ve savcı yanında alınmıştı. Talebimiz doğrultusunda, çocuğun üstün yararı ilkesince, çocuklar tekrar duruşmaya getirilmediler. Duruşmada bu görüntüler izlendi.

    Ne yazık ki istinaf mahkemesi çocukların duruşmada dinlenmesi gerektiğine karar vererek, bu sebeple kararı bozdu. Bu durum, çocuğun üstün yararı ilkesinin çiğnenmesidir.

    Çocukların duruşmaya çağrılması, kalabalık heyet, avukatlar ve istismarcının önünde tekrar yaşadıklarını anlatmaya çalışmaları kabul edilemez, çocuklarımızı tekrarlayan şekilde incitir, örseler, ağır travmaya maruz bırakır. Çocuklarımız aylardır psikolojik destek alıyorlardı.

    Derneğimiz ilk duruşmada buna itiraz edecek. Çocukları duruşmaya götürmeyerek tepkimizi göstereceğiz. Çocuklarımızın incindikleri yeter, bir kez daha incinmelerine İZİN VERMİYORUZ.

    Kamuoyunun bilgisine sunar, desteklerinizi bekleriz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tarikatçıların şikayetiyle yasaklanmıştı; Rock Festivali mahkemeye taşındı

    Tarikatçıların şikayetiyle yasaklanmıştı; Rock Festivali mahkemeye taşındı

    Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde, 17- 21 Ağustos tarihleri arasında yapılması planlanan ancak kaymakamlıkça izin verilmeyen Zeytinli Rock Festivali mahkemeye taşındı. Organizasyon firması Balıkesir İdare Mahkemesi’ne başvururken, kaymakamlığın savunma için ek süre talebinin kabul edilmesiyle festival tarihi geçti. 

    İlki Edremit ilçesi Zeytinli Mahallesi Altınkum sahilinde, 2005 yılında düzenlenen Zeytinli Rock Festivali, 4 yıl sürdü.

    Festivalde çıkan olaylar ve sonrasında organizasyon firmasıyla yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle etkinlik, bir daha Edremit’te yapılmadı. Daha sonra 2 yıl peş peşe ‘Rock Tatili’ adı altında Foça’da düzenlenen festivale, ardından 3 yıl ara verildi.

    Rock müzik şarkıcısı Umut Kuzey’in 2014’te devreye girmesiyle festival, yeniden Edremit’te düzenlenmeye başlandı. Bir sonraki yıl festivalin 3 gün olan süresi 4 güne çıkarılıp, ilk kez 2 sahne birden kuruldu. Sonraki yıllarda 5 gün devam eden Zeytinli Rock Festivali’ne, 2019’da Edremit Kaymakamlığı tarafından önce izin verilmedi ancak yapılan görüşmeler sonrası sorun giderildi. 2020’de ise festival için organizasyon yapıldı, ancak pandemi nedeniyle yapılamadı.

    Bu yıl 17-21 Ağustos’ta yapılması planlanan Zeytinli Rock Festivali, Burhaniye ilçesine alındı. Zeytinli Rock Festivali’nin sosyal medya hesaplarından Ocak 2022’de yapılan açıklamada, Burhaniye Belediyesi ile 10 yıllık anlaşma yapıldığı ve biletlerin satışa çıktığı belirtildi. Orjan ve Denetko sahil siteleri arasındaki belediyeye ait boş arazide yapılması planlanan festival için organizasyon firması tarafından dozerlerle çalışma başlatıldı. Çalışmalar sürerken, festivale Burhaniye Kaymakamlığı tarafından izin verilmedi.

    MAHKEMEYE TAŞINDI

    Organizasyon firmasının avukatları, konuyu 12 Ağustos’ta Bölge İdare Mahkemesi’ne taşıdı. Organizasyon firması tarafından sosyal medya hesaplarından süreçle ilgili dün akşam yapılan açıklamada, şunları kaydetti:

    “Burhaniye Kaymakamlığı’nın kararına ilişkin Bölge İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma kararı alınması için başvuruda bulunduk. Balıkesir 2. İdare Mahkemesi 15 Ağustos Pazartesi sabahı Kaymakamlık makamından savunma istemiş ve 2 gün içerisinde ara kararı açıklayacağını tebliğ etmişti.

    Mahkeme, bugün mesai saatlerinin sonuna doğru aldığı kararda, Kaymakamlık makamının savunma ve delillerini sunmak için ek süre talep etmesi üzerine oy birliğiyle cevap süresinin 5 gün daha uzatıldığını belirtti. Bu sebeple Zeytinli Rock Festivali’nin 17-21 Ağustos tarihleri arasında yapılması ihtimali kalmamıştır.

    Zeytinli Rock Festivali, bu sene 22-25 Eylül tarihleri arasında yapılacaktır. Festivalin detayları İdare Mahkemesi’nin vereceği karardan sonra açıklanacaktır. Her zaman olduğu gibi hukukun üstünlüğüne inanıyor ve mahkeme kararını bekliyoruz. Bu belirsizliğin sonlanmasını beklemek istemeyen festival katılımcıları, biletlerini satın aldıkları kanallardan iade edebilirler. Sürecin tamamlanmasını bekleyenlere de çok yakında güzel haberler vermeyi umut ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 16 gazetecinin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi

    16 gazetecinin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi

    PİRHA- Yaklaşık 2 aydır tutuklu bulunan 16 gazetecinin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

    Diyarbakır’da 16 Haziran’da tutuklanan 16 gazeteci hakkında Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nin aylık tutukluluk değerlendirilmesinde, ikinci kez tutukluluğun devamına karar verildi.

    Müvekkillerinin tutuksuz yargılanmasını isteyen gazetecilerin avukatı Resul Temur, gözaltı sırasında dosyada kısıtlılık kararının bulunmadığı halde dosyaya erişimlerinin kısıtlandığını, yaptıkları itirazlardan sonuç alamadıklarını belirterek, hiçbir delilin savunmanın denetimine açılmamasının “silahların eşitliği ilkesine” aykırı olduğunu söyledi.

    Müvekkillerinin meşru ve hukuki olmayan sebeplerden kaynaklı tutuklandığının açık olduğunu, bu nedenle adli kontrol tedbirleri kapsamında tahliye edilmesini istedi.

    Diyarbakır Sulh Ceza Mahkemesi ise tutuklu gazetecilerin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren deliller olduğunu, delil durumunda şüpheli gazeteciler lehine herhangi bir değişikliğin olmadığı, üzerlerine atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen katalog suçlardan olması, verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu öne sürerek, tutukluluklarının devamın karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gar Katliamı’nda oğlu Korkmaz Tedik yaşamını yitirmişti; ‘Mahkemeyi durduran bir el var’-VİDEO

    Gar Katliamı’nda oğlu Korkmaz Tedik yaşamını yitirmişti; ‘Mahkemeyi durduran bir el var’-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Emek Partisi GYK Üyesi Korkmaz Tedik’in Babası Erdoğan Tedik, 10 Ekim dava sürecine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Tedik, “Gezi davası nasıl sonuçlandı gördük. Bu ülkedeki yargı sistemi çökmüş ama biz buna rağmen bu kamu görevlilerinin ve suçluların yargı önüne çıkartılması için tüm gücümüzle mücadelemize devam edeceğiz” dedi. 

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Emek Partisi (EMEP) GYK Üyesi Korkmaz Tedik’in Babası Erdoğan Tedik ile 10 Ekim dava sürecine ilişkin konuştuk.

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 6,5 yıldan fazla bir süre geçti. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve 16’ıncı duruşması 19 Temmuz’a ertelenen katliam davasında yargılanan 36 İŞİD’liden 16’sı hala yakalanabilmiş değil.

    Firari sanıklarından bazılarının Gürcistan sınırında yakalandığını ancak serbest bırakıldığını aktaran Erdoğan Tedik, “Ülkedeki yargı sistemi nasıl işliyorsa, 10 Ekim Katliamı davası da o şekilde işliyor. Biz aslında bu 36 sanığın 9 tanesine 101 kere hapis cezası verilmiş diğerlerine örgüt suçunda ceza verilmiş olsa da bu bizim içimizi soğutmadı. Biz bu konuda ihmali olan, kusurlu olan kastı olan kamu görevlilerinin de yargı önüne çıkartılmasını istiyoruz. Bu konuda da gerek avukatlarımız gerek emek demokrasi güçleri ve aileler canhıraş bir çaba içerisindeyiz. Bizim bu 103 barış güvercinimize sözümüz var, onları asla unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    “MAHKEMEYİ DURDURAN BİR EL VAR”

    İŞİD’in Türkiye emiri olan İlhami Bali’nin Konya’nın Cihanbeyli Devlet Hastanesi’nde tedavi olduğunun tespit edildiğini ancak mahkemenin gerekli incelemeyi yapmadığına işaret eden Erdoğan Tedik, “İŞİD’li bir terörist kırmızı bültenle aranıyor. Ne yazık ki gelip devletin hastanelerinde tedavi edilmesine rağmen yakalanmıyor. Sınır ötesinde hangi kamplarda bu firari teröristlerin olduğunu avukatlarımız tespit ediyor, mahkemeye sunuyor ama mahkeme bir türlü yaptırım uygulayamıyor. Bir el var, mahkemeyi durduruyor” diye konuştu.

    “KATİLLERİ VE SORUMLULARINI YARGI ÖNÜNE ÇIKARTACAĞIZ”

    10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği ve aileler, avukatlar ve emek demokrasi güçleri olarak bu davanın sonuna kadar peşinde olduklarının altını çizen Erdoğan Tedik, şunları ifade etti:

    “Gezi davası nasıl sonuçlandı gördük. Hrant Dink davası hakeza aynı süreci yaşadı. Bu ülkedeki yargı sistemi çökmüş, ama biz buna rağmen bu kamu görevlilerinin yargı önüne çıkartılması için tüm gücümüzle mücadelemize devam edeceğiz.
    Zannetmesinler bu devran böyle sürecek. Bu devran böyle sürmeyecek. Eninde sonunda katilleri ve sorumlularını yargı önüne çıkartacağız. Bir adalet arayışımız var ve biz gideceği noktaya kadar bu davayı kovalayacağız.
    Ankara’daki emek demokrasi güçlerinin destekleri ve avukatlarımız insanüstü bir çaba göstererek bu davayı açığa çıkarmaya çalışıyorlar.
    Burada biz aileler olarak 10 Ekim Barış Derneği olarak bize destek veren, bu davanın takipçisi olan, bizi yalnız bırakmayan herkese teşekkür ediyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Kemal Kurkut’un katledilme anını çekmişti; Gazeteci Gök’e hapis cezası

    Kemal Kurkut’un katledilme anını çekmişti; Gazeteci Gök’e hapis cezası

    Kemal Kurkut’un katledilme anını fotoğraflayan gazeteci Abdurrahman Gök’e 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verildi. 
    Mezopotamya Haber Ajansı’nın haberine göre; Diyarbakır’da 2017 yılındaki Newroz kutlaması sırasında polis tarafından katledilen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un öldürülme anını fotoğraflayan Gazeteci Abdurrahman Gök hakkında “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın duruşması, Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Gök’e, 1 yıl 6 ay 22 gün ceza verildi.
    (HABER MERKEZİ)
  • Öker’in, Erdoğan hakkında açtığı dava reddedildi-VİDEO

    Öker’in, Erdoğan hakkında açtığı dava reddedildi-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk manevi tazminat davasının karar duruşmasında mahkeme, matufiyet yokluğu gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapan Öker, “Bugün tarihe not düşüldü. Hiçkimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak. Hakaretler karşısında boyun eğmeyeceğimizi aktarmak istedik” dedi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker’in, Avrupa Alevi hareketini ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamaları nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk manevi tazminat davasının karar duruşması İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme matufiyet yokluğu gerekçesiyle davanın reddine karar verdi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ile Almanya Başkonsolosluğu’ndan hukuk müşavirinin de katıldığı duruşmada söz alan Avukat Nimet Acar, Erdoğan’ın konuşmasında müvekkilini hedef gösterdiğini söyledi.

    Acar şöyle konuştu:

    “Davalı yaptığı konuşmasında Almanya devleti tarafından 30 milyon Euro para verildiğini öne sürüyor. “Alisiz Alevilik” söylemlerinde bulunuyor. “Milletvekili yapılmak isteniyor” dedi. Yapılan konuşmada isim zikredilmese de müvekkilim hakkında konuşulduğu açıktır. Çoğu kişi müvekkilimi arayıp üzüntülerini dile getirmiştir. 30 milyonun kaynağından, kime verildiğinden bahsedilmiyor. Ortada ağır bir itham var. Dış güçlerin fonladığı bir ajanmış gibi ithamlar var. İfade özgürlüğü kapsamında değildir. Karşı tarafın bunu ispatlaması gerekmektedir. Müvekkilim yıllardır Avrupa’da Alevilik için mücadele etmişken, yapılan iftiralar ile hedef gösterilmiştir. Kişilik haklarına da saldırı olmuştur. Hukukun gerektiği yönde davamızın kabul edilmesini talep ediyoruz.”

    Davalı olan Erdoğan’ın vekili ise davanın tümden reddini talep etti.

    Kararını açıklayan mahkeme matufiyet yokluğundan (Erdoğan’ın konuşmasında Öker’i kastedip kastetmediği anlaşılmadığından) davanın reddine karar verdi.

    ÖKER: HİÇ KİMSENİN YAPTIĞI YANINA KAR KALMAYACAK

    Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapan Turgut Öker, “Bugün bu davayı açarken mahkemeden onun Alevi toplumuna her dönem sarfettiği kin, nefret, ön yargı ve ötekileştirmenin cezalandırılacağını beklemiyorduk. Bulunmuş olduğu zırha sığındı ve bulunduğu makam onu korudu. Çünkü başka türlü bir hakimin bir gün sonra Türkiye’nin bir ucuna sürülme tehlikesiyle vicdana ve hukuka uygun kararlar veremeyeceklerini zaten biliyorduk. Ama her şeye rağmen davayı açma nedenimiz; bulunduğu makama rağmen Alevi toplumuna attığı iftirayı tarihe not düşmekti. Bugün tarihe not düşüldü. Bugün sonuç çıkmasa bile yarın bizden sonraki kuşaklar sonuç alacaktır. Hiçkimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak. Haksızlıklara karşı tarihte Alevi önderleri suskun kalmadıysa onların yolunu sürdürenler de suskun kalmayacak. Hakaretler karşısında boyun eğmeyeceğimizi aktarmak istedik.”

    “ÜST MAHKEMEYE BAŞVURACAĞIZ”

    Avukat Nimer Acar ise “Bu davayı açarken iddialarımızla beraber haklılığımız konusunda şüphemiz yoktu. Davamız kabul edilmedi ama haklılığımız konusunda hala bir şüphemiz yok. Üst mahkemede adalet arayışımıza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “HESABINI VERMEK ZORUNDA”

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de “Susmamamız, yılmamamız gerekiyor. Mutlaka ama mutlaka bir gün başarıya ulaşacağız. Hesabını bir gün bağımsız, demokratik, hukuka uygun mahkemelerde soracağız. Bunun hesabını mutlaka vermek zorunda” diye konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı

    > AABK Kurucu Başkanı Öker’in, Erdoğan hakkında açtığı davanın ilk duruşması görüldü-VİDEO

  • Pınar Gültekin’i katletmişti; ağırlaştırılmış müebbet yerine ‘14,5 yıl hapis’ yatacak

    Pınar Gültekin’i katletmişti; ağırlaştırılmış müebbet yerine ‘14,5 yıl hapis’ yatacak

    Muğla’da Pınar Gültekin’i katleden Cemal Metin Avcı isimli erkeğe verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ‘haksız tahrikle’ 23 yıla indirildi. Gültekin ailesinin avukatı Rezzan Epözdemir, Avcı’nın 14,5 yıl hapis yatacağını, kararı istinafa taşıyacaklarını söyledi.

    Muğla’da 27 yaşındaki üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i katleden Cemal Metin Avcı ile suç delillerini gizleyerek yok ettikleri gerekçesiyle suçlanan kardeşi Mertcan Avcı, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın yargılandığı davanın 13’üncü duruşması, Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Karar çıkan duruşmada mahkeme heyeti, 23 aydır tutuklu Avcı’ya ağırlaştırılmış müebbetten indirime giderek 23 yıl hapis, tutuksuz sanık kardeşi Mertcan Avcı, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı eşi Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın ise beraatine karar verdi.

    “TALİHSİZ KARAR, SANIK 14,5 YIL HAPİS YATACAK”

    Pınar Gültekin’i katleden Cemal Metin Avcı’ya verilen ‘haksız tahrik’ indirimine Gültekin Ailesi’nin avukatı Rezzan Epözdemir tepki gösterdi. Epözdemir, “Bugün burada hukuk ölmüştür, adalet ölmüştür. Bugün Muğla’da adalet ölmüştür. Diri diri yakıyor, gömüyor, bütün delilleri değiştiriyor, kimsenin inanmadığı bir kurgu savunmaya mahkeme itibar edip haksız tahrik indirimi uyguluyor” ifadelerini kullandı.

    Epözdemir çok talihsiz bir karar olduğunu, bunu istinafa taşıyacaklarını söyleyerek ”Sanık Cemal Metin Avcı, 14,5 yıl hapis yatacak” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Mahkeme, ‘cemevi kamusal alandır’ dedi, İstanbul Valiliği kaybetti

    Mahkeme, ‘cemevi kamusal alandır’ dedi, İstanbul Valiliği kaybetti

    PİRHA- İstanbul Valiliği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevinin kamu arazisine yapıldığı ve faaliyet gösterdiği iddiasıyla dernekten “haksız işgal tazminatı” istemişti. Derneğin 6. İdare Mahkemesi’nde açtığı davada görülen duruşmada cemevinin kamu hizmetini yerine getirdiği belirtilerek, dernek/cemevi lehine karar verildi.

    İstanbul Valiliği, Gaziosmanpaşa Karayolları Bozukkemer Mevkii’nde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı cemevinin kamu arazisine yapıldığı iddiasıyla, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden “haksız işgal tazminatı” adı altında 31.435,78 TL istemişti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği konuyu yargıya taşıdı. 6. İdare Mahkemesi’nde görülen duruşmada cemevinin kamu hizmeti verdiği belirtilerek İstanbul Valiliği aleyhine karar verildi.

    6. İdare Mahkemesi’nin kararında şu ifadeler yer aldı:

    “Olayda; dava konusu hazineye ait alanın cemevi binası olarak kullanıldığı, kullanım şekli itibari ile şahsi ve ticari bir kullanım olmadığı, kullanım şeklinin inanç ve kültür merkezi olarak tüm topluma yönelik kamusal bir ihtiyaç ve hizmetin kapsamında olduğu değerlendirildiğinde, kamusal hizmet kapsamında kullanılan yerlerde ecrimisil isteminin mümkün olup olmadığının irdelenmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmaktadır.
    Bu durumda idarenin bütünlüğü ve idarenin temel işlevinin kamu yararı gözetilerek kamu hizmetlerinin yürütülmesi olduğu ilkelerinden yola çıkıldığında, esasen dava konusu alanın davacıya tahsisinde usulü ve idari eksiklik bulunmasına rağmen, dava konusu hazineye ait ecrimisil istemine konu alanın, cemevi binası olarak kullanıldığı, kullanım şekli itibari ile kurumsal ve ticari bir kullanım olmadığı, kamu arazisinin yine kamunun hak ve menfaati için inanç ve kültür hizmetlerinin ifası kapsamında, davacı dernek tarafından bir nevi kamusal hizmetin yürütüldüğü alan olarak kullanıldığı, kullanımın niteliğinin toplumsal etkileşim ve dayanışmanın teminini kapsar şekilde kamusal fayda içerdiği, ecrimisil isteminin işgal nedeniyle alınan tazminat niteliğinde olduğu gözetildiğinde, işgalci olduğu iddia edilen davacı derneğin elde ettiği yararın bir nevi toplumca ihtiyaç duyulan kamusal hizmet kapsamında kalması nedeniyle kıyasen ecrimisil hesaplamasının yapılamayacağı, davacının tazminat ödemesine engel durum şartlarının varlığı nedeniyle davalı ecrimisil isteminin yerinde olmadığı, bu şekliyle ecrimisil isteminde kamu yararı bulunmadığı değerlendirmesiyle dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunduğu sonucuna varılmıştır.”

     

    “MAHKEME TANIDI, VALİLİK DE KABUL ETMELİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, yayınladığı mesajda, “Cemevleri Alevilerin inanç yerleridir! Mahkeme bir kez daha bunu kabul etmiştir. Valilik ve devlet de bunu kabul etmeli, Alevileri tanımalıdır. Alevilik vardır Alevilik haktır!” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Mahkemeden, tacizle suçlanan akademisyen hakkında suç duyurusu

    Mahkemeden, tacizle suçlanan akademisyen hakkında suç duyurusu

    PİRHA- Taciz ve mobbing haberi nedeniyle yargılanan Gençağa Karafazlı’nın savunmasının ardından hakim, davacı Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu ve bir sonraki mahkemeye zorla getirilmesine karar verdi.

    Rize’deki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu öğretim üyelerinden Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu’na yönelik taciz ve mobbing iddialarını haberleştiren Çağdaş Gazeteciler derneği (ÇGD) Rize şube başkanı gazeteci Gençağa Karafazlı’ya açılan davanın ilk duruşması dün (24 Mayıs’ta Salı) görülmüştü.

    Rize adliyesi 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava duruşmasında şikayetçi öğretim görevlisi Serkan Hacıcaferoğlu’nun öğrencisi Sema Muhçu ile gece 03.00’te whatsapp üzerinden yazışmaların yer aldığı görüntüleri yayınlamasından dolayı “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçundan yargılanan Gençağa Karafazlı, duruşmada yaptığı savunma sonrası mahkeme şaşırtan bir karara imza attı.

    “MOBBİNG VE TACİZLE SUÇLANDI, BÖLÜM BAŞKANI OLARAK ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Gazeteci Karafazlı, savunmasında; “2017 yılından beri Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu öğretim üyelerinden Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu öğrencilerine yönelik mobbing ve tacizde bulunuyor. Bu konuda birçok öğrenci şikâyette bulunuyor ve RTEÜ Rektörlüğü şikayetler sonrası yaptığı soruşturmada öğretim görevlisi Hacicaferoğlu’na “hakkınızda şikayetler var, öğrencilerinizle ilişkilerinize dikkat edin” diye uyarı yazısı gönderiyor. Bu uyarı sonrası öğretim görevlisi Caferoğlu öğrenciler üzerine baskılarını sürdürmeye devam ederken, bölüm başkanlığı görevine getirilerek adeta ödüllendiriliyor.”

    “ÖĞRETİM GÖREVLİSİNİN ÖĞRENCİSİYLE ÖZEL YAŞAMI SÖZ KONUSU DEĞİL”

    Karafazlı savunması devamında; “Ben bir gazeteci olarak asli görevimi yerine getirdim. Orada yaşanan olumsuzlukları haberleştirdim. Öğretim görevlisi Doç.Dr. Serkan Hacicaferoğlu gece 03,00’te öğrencisine whatsapp üzerinden attığı mesajlarla ilgili öğrenci Sema Muhcu RTEÜ idaresine dilekçe ile şikayette bulundu. Ben Muhçu ve diğer öğrencilerin mobbing ve taciz olayı ile ilgili şikâyet dilekçeleri sonrası yaptığım araştırmaların ardından bazı belgelere ulaştım ve haberi yayınladım. Öğretim görevlisinin, eşi, sevgilisi veya herhangi bir duygusal ilişki içerisinde olduğu kadın arkadaşı ile ilgili özel yaşamını ilgilendiren bir yazışmayı yayınlamadım. Öğretim görevlisinin öğrencisine gönderdiği mesajları yayınladım. Öğrencisi öğretim görevlisi Caferoğlu’nun özeli olamaz çünkü bu öğrenci kendisini taciz ve mobbing uyguladığı için şikâyet etmiştir. Öğrenci onun özeli olamaz ve öğretmen öğrenci ilişkisi dışında bir ilişki kurmak isteyen öğretim görevlisinin bu davranışı tam da bu anlamda tacizdir. Bu nedenlerden dolayı psikolojilerinin bozulduğunu iddia eden ve şikayetçi olan öğrenciler kendilerini ifade edecek bir alan bulamadıkları ortamda onların düşüncelerini ve yaşadıklarını yayınlayarak sorumlulara daha objektif bir şekilde aktardım. Burada yargılanması gereken gerçekleri ortaya çıkaran gazeteciler değil, bizim çocuklarımıza taciz ve mobbing uygulayan bu öğretim görevlisi olmalıydı.”

    Gazeteci Karafazlı’nın savunmasının ardından davacı avukatı Karafazlı’nın haberlerinin yalan ve iftira içerikli olduğunu en üst seviyeden cezalandırılmasını ve cezasının ertelenmemesini talep etti.

    Mahkeme heyeti ise, öğretim görevlisi Serkan Hacicaferoğlu’nun gelecek celsede hazır bulundurulmak üzere zorla getirilmesine, Sema Muhçu adlı öğrenciye whatsapp üzerinden gönderdiği mesaj içerikleri dikkate alınarak şikayete tabi olmayan TCK’nın 105/2 d.Maddesi uyarınca Rize cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına ve mahkemenin 27 Eylül 2022 tarihine ertelenmesine karar verdi.

    Mahkemenin aldığı kararla ilgili de konuşan Karafazlı; “Ben yargılama öncesi oldukça ön yargılı bakıyordum yargılamaya.Bu güne kadar onlarca haberim erişim yasağı getirildi ve hakkımda onlarca dava açıldı bu nedenle açıkçası adil bir yargılama umudum yoktu. Mahkemenin aldığı bu karar beni şaşırttı” dedi.

    Yargıcın öğretim görevlisi hakkında TCK’nın 105/2 maddesi uyarınca Rize cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması demek öğretim görevlisi Hacıcaferoğlu hakkında “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” yani Cinsel Taciz Suçu nedeniyle hakkında soruşturma açılmış olacak.

    NE OLMUŞTU?

    4 kız ve 2 erkek öğrenci, RTEÜ rektörlüğüne dilekçeyle başvurarak BESYO Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu’nun kendilerine yönelik tacizde bulunduğunu, sosyal medya üzerinden taciz ettiğini, mobbing uyguladığını, kasıtlı olarak düşük not verdiğini iddia ederek RTEÜ yönetimine şikâyette bulunmuşlardı.

    RTEÜ yönetimi Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu’nu “öğrencilerle ilişkilerine daha dikkatlı ol” diye uyarılırken, tacize uğradığını iddia eden öğrenci Sema Muhçu şikâyeti nedeniyle okuldan 15 gün süre ile uzaklaştırma cezası ile cezalandırıldı. Ahmet Yılmaz ise kasıtlı düşük not nedeniyle sınıfı geçemedi yargı kararıyla haklılığını ispatladı ve sınıfını geçti. Bu yaşananları gazeteci Gençağa Karafazlı haberleştirmiş ve hakkında dava açılmıştı.

    PİRHA/ RİZE

  • ‘Mücadeleye devam edecek, arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız!’-VİDEO

    ‘Mücadeleye devam edecek, arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız!’-VİDEO

    PİRHA- İkitelli-Atakent Güç Birliği, Gezi davasında verilen hapis cezalarını protesto etmek için bir araya geldi. Yapılan açıklamada “Gezi’nin inatçı, yaramaz ve mücadeleci çocukları, kadınları ve gençleri olmaya devam edeceğiz” denildi.

    Gezi davasında çıkan karara ilişkin İstanbul Küçükçekmece’de İkitelli-Atakent Güç Birliği ‘Geziyi Savunuyoruz’ diyerek basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada, hukuka güvenin iyice azaldığı, mahkemelerden adalet çıkacağına dair inancın zayıfladığı Türkiye’de, Gezi davasında açıklanan kararlar sonrasında dün itibariyle; ranta karşı çıkıp, doğanın talanına itiraz edenlerin, ‘hayatımıza müdahale etme’ diyen milyonların sesine ses olanların, Gezi Parkı park olarak kalsın diye çabalayan mimar, şehir plancı ve avukatların “Ağırlaştırılmış müebbet ve ağır hapis” ile cezalandırıldığı bir ülke haline gelindiği ifade edildi.

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEK, ARKADAŞLARIMIZI YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ!”

    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Başta Gezi Parkı olmak üzere ülkemizin yeşiline, doğasına, kaynaklarına sahip çıkacak demokratik bir ülke mücadelesinden vazgeçmeden, delillere dayanan objektif ve tarafsız yargılama yapan bir adalet sistemi kuruluncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Bu hukuksuzluk, bu keyfilik, bu adaletsizlik, bu vicdansızlık, bu düşmanlık sona erinceye kadar; arkadaşlarımız serbest bırakılıncaya kadar, dünya hukuk tarihine kara bir leke olarak girecek bu davalardan beraat edinceye kadar mücadeleye devam edecek, arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız!

    2013’ün Haziran’ında Gezi Parkı’ndaki o rengarenk, dayanışmacı anlayışı sahiplenen tüm yurttaşları özgürlük ve demokrasi talebiyle ülkemizin geleceğine umut olan tüm kurumları, “darbecilik” gibi asılsız ithamlarla lekelenmek istenen Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Gezi’ye sözünü ve sesini katan milyonlar adına; ülkemizde adaleti, demokrasiyi, özgürlüğü ve doğa – kent katili rant projelerine karşı duruşu simgeleyen, başta GEZİ Parkı olmak üzere ülkemizin her şehrinde parkları çoğaltacak, çocuklarımızın oyunlar oynayacağı bu parklarda bütün çocuklarla birlikte “Mücella ablamızın içindeki çocuğun” da bineceği salıncaklar kuracak, Gezi’nin inatçı, yaramaz ve mücadeleci çocukları, kadınları ve gençleri olmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kılıç Koçyiğit, PİRHA’nın erişime kapatılmasını Adalet Bakanı’na sormuştu; ret cevabı geldi

    Kılıç Koçyiğit, PİRHA’nın erişime kapatılmasını Adalet Bakanı’na sormuştu; ret cevabı geldi

    PİRHA- HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) pirha.net internet sitesine hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirilmesine tepki göstererek konuyu Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a sormuştu. Kılıç Koçyiğit’in soru önergesi Meclis Başkanlığı tarafından iade edildi.

    2016 yılından itibaren ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan Pir Haber Ajansı (PİRHA), Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 08/03/2022 tarihli ve 2022/1028 sayılı kararıyla herhangi bir gerekçe gösterilmeden erişime engellenmişti. Engelleme sonrası PİRHA, yayınına ‘pirha.org’ üzerinden devam ederken, erişim engeli kararına karşı yapılan itiraz Hatay 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Hakimlik ret kararında herhangi bir gerekçe bildirmedi.

    HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) pirha.net internet sitesine hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirilmesine tepki göstererek konuyu Meclis gündemine taşımıştı.

    Kılıç Koçyiğit’in önergesini kabul etmeyen Meclis Başkanlığı, yazılı bir cevap ile önergenin kabul edilmediğini bildirdi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop imzası ile yazılan cevapta, “Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz” hükmünü öne sürdü.

    Mustafa Şentop imzalı metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” hükmü yer almaktadır. Buna göre milletvekilleri tarafından, görülmekte olan bir dava ile ilgili olarak yargı yetkisinin kullanılmasına müdahale anlamına gelebilecek şekilde yazılı soru önergesi verilemeyeceği açıktır.

    TBMM İçtüzüğü’nün “Yazılı soru” başlıklı 96’ncı maddesinde “Yazılı soru, … kişisel görüş ileri sürülmeksizin; … bir önerge ile yazılı olarak cevaplanmak üzere milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir.” kuralına yer verilmiş olup; bu madde uyarınca yazılı soru önergesi metninde önerge sahibi milletvekilinin kişisel görüşlerine yer verilmemesi gerekmektedir.

    TBMM İçtüzüğü’nün “Sorulamayacak konular” başlıklı 97’nci maddesi “Aşağıdaki sorular Başkanlıkça kabul edilmez: b) Tek amacı istişare sağlamaktan ibaret konular” hükmünü içermektedir. Bu maddede yazılı soru önergelerinde sadece belli bir konu hakkında istişarî amaçla sorulan soruların Başkanlıkça kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

    Bu çerçevede ilgide kayıtlı önergeniz İncelenmiş ve önergenizin 2 ve 3 numaralı sorularının yukarıda aktarılan Anayasa’nın 138’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 96’ncı ve 97’nci maddeleri hükümlerine aykırılık taşıdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla önergeniz, söz konusu sorular çıkarıldığı veya yukarıda belirtilen Anayasa ve İçtüzük hükümlerine uygun olarak yeniden düzenlendiği takdirde işleme alınabilecektir.”

    GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT, MECLİS GÜNDEMİNE TAŞIMIŞTI

    Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltmişti:

    “*Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Pir Haber Ajansı’nın ‘pirha.net’ alan adlı internet haber sitesine getirilen engelin gerekçesi nedir, erişim engeline gerekçe yapılan haber içerikleri hangileridir?

    *Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararı verilen ve benzer konularda pilot karar usulünün uygulanmasını esas kılan (Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14884, 27/10/2021, § …) kararına rağmen halen Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından internet haber sitelerine erişim engeli kararı verilmesinin hukuksal anlamı nedir? Anayasa Mahkemesi içtihatları neden yok sayılmaktadır?

    1-Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından verilen erişim engeli kararlarının genellikle talep edenden yana şekillenmesi ifade ve basın özgürlüğü açısından değerlendirildiğinde ihlal değil midir?

    2-Anayasa Mahkemesi Ekim 2017 yılında Ali Kıdık başvurusu ile ilgili vermiş olduğu kararında erişim engelleme kararlarının sulh ceza hakimlikleri tarafından ancak istisnai durumlarda verilebileceğini karara bağlamışsa da hakimliklerin istisnai halleri olağanlaştırması hakkında başlatılmış soruşturmalar bulunmakta mıdır?

    3-Anayasa Mahkemesi’nin 2018/14884 Başvuru Numaralı ihlal tespit kararının bir örneğinin Bakanlığınıza ulaşması konusunda karar verilmiştir. İlgili karar tarafınıza tebliğ edilmişse hangi çalışmalar yapılmıştır?

    4-Anayasa Mahkemesi’nin 2018/14884 Başvuru Numaralı ihlal tespit kararında ‘Yapısal sorunun çözümü için keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE’ şeklinde karar kılınmıştır. TBMM’de keyfiyetin sonlanması adına henüz bir çalışma yürütülmemesinin nedenleri nelerdir?

    5-Açıklanan verilere göre son 14 yılda Türkiye’den 467 bin 11 web sitesi, 764 farklı kurum (mahkemeler ve idari kurumlar) tarafından verilen 408 bin 808 farklı kararla erişime engellenmiştir. Bu kararların ardından yapılan itiraz sayısı kaçtır, kaçı hakkında kabul kararı verilmiştir, kaçı AYM başvurusu sonucunda ihlal kararı ile sonuçlanmıştır?

    6-İfade ve basın özgürlüğü ihlalinin önüne geçmek için Bakanlığınızca şimdiye dek yapılmış çalışmalar nelerdir?

    7-Pir Haber Ajansının web sitesine getirilen erişim engelinin Jandarma tarafından yapılan şikayet sonucu kararlaştırıldığı belirtilmektedir. İddia edilen bu bilgi doğru mudur? Şikâyet şayet kolluk tarafından yapılmışsa bu usulen mümkün müdür?”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • PİRHA’nın erişim engeli kararına karşı yapılan itiraz gerekçesiz reddedildi

    PİRHA’nın erişim engeli kararına karşı yapılan itiraz gerekçesiz reddedildi

    PİRHA-Ajansımız PİRHA’ya getirilen erişim engeli kararına karşı yaptığımız itiraz Hatay 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Kararı değerlendiren Av. Seyit Demir, “Hakimlik kararında yine hiçbir gerekçe bildirmemiş. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını dikkate almıyor. Fiili bir durum yaratarak, temsil ettiğin kesimlerin sesini kesmiş oluyor”dedi. 

    Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olan ve 2016 yılından itibaren ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan Pir Haber Ajansı (PİRHA), Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 08/03/2022 tarihli ve 2022/1028 sayılı kararıyla herhangi bir gerekçe gösterilmeden erişime engellenmişti. Engelleme sonrası PİRHA, yayınına ‘pirha.org’ üzerinden devam ederken, erişim engeli kararına karşı yapılan itiraz Hatay 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Hakimlik ret kararında herhangi bir gerekçe bildirmedi.

    “HİÇBİR GEREKÇE BİLDİRİLMEMİŞ, GENEL GEÇER BİR KARAR”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Avukat Seyit Demir, verilen karar ile fiili bir durum yaratıldığını belirtirken, şunları söyledi:

    “Hakimlik yine gerekçe bildirmemiş. İtirazların ayrı ayrı reddine karar vermiş. Hiçbir gerekçesi yok. Neden bu kararı vermiş? Ceza kanununun hangi maddesine göre vermiş? Ya da bir suç unsuru varsa bu suç unsurunun niteliği, vasfı nedir? Ne şekilde bu suç meydana gelmiş? Bunların hiçbiri belirtilmemiş. Genel geçer bir karar vermiş.

    “TEMSİL ETTİĞİN KESİMLERİN SESİNİ KESMİŞ OLUYOR”

    Oysa Anayasa Mahkemesi’nin kararı var. ‘Gerekçesinin olması gerekiyor’ diyor. Kanal, ajans kapatmalar, yayın durdurma ve erişim engeli getirmeler ile ilgili kararlarda Anayasa Mahkemesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararları var. Bunların hiçbirini dikkate almıyor. Fiili bir durum yaratıyor. Hukuki olmayan bu hak gaspını engelleyecek Anayasa Mahkemesi kararını almak ise bir yılını alıyor. Bir yıl zaten seni kapatmış olacak. Temsil ettiğin kesimlerin sesini kesmiş oluyor. Fiili bir durum oluşturuyor. ‘Git istediğin yere şikayet et’ gibi bir durum yaratıyor aslında.”

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    > PİRHA, pirha.org adresinden yoluna devam edecek

    >Avukat Demir: PİRHA’nın erişime kapatılma gerekçesi anormal, itiraz edeceğiz