Etiket: mustafa karabudak

  • Ankara’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı: Mezar yerlerleri açıklansın-VİDEO

    Ankara’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı: Mezar yerlerleri açıklansın-VİDEO

    PİRHA-Dersim Katliamı öncesinde idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları bugün Ankara’da anıldı. DAD Ankara Şube/Ana Fatma Cemevi’nde yapılan anmada konuşan DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Melahat Teke, “Seyit Rıza ve beraberinde idam edilen canlarımızın mezar yerlerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersime nakli engellenmemelidir.” dedi.  

    86 yıl önce Dersim’in önde gelen isimlerinden Seyit Rıza ve arkadaşları Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan bir mahkeme sonrasında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    Mezar yerleri hala bilinmeyen Seyit Rıza ve yol arkadaşları DAD Ankara Şubesi/Ana Fatma Cemevi’nin düzenlediği tören ile anıldı. Anmaya HEDEP Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, Parti Meclisi Üyesi Pakize Sinemillioğlu ve HEDEP İnançlar Komisyonu üyeleri de katıldı.

    Çerağların uyandırılması ve saygı duruşuyla başlayan anmada, DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Melahat Teke açıklama metnini okudu.

    “BU TOPRAKLARIN ÇOK KİMLİKLİ Bİ YAPISI VARDI”

    Melahat Teke, idam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını, 1937-38 süreçlerinde Dersim’de yitirilen tüm canları anarak, “Evet, halklarımızın vicdanına sesleniyoruz çünkü Dersim halkını soykırıma uğratan ve uğratmakta olan zihniyet ve muktedirlerden bir beklentimiz yoktur. Çünkü dünden bugüne, tüm çağrılarımıza, en demokratik hak taleplerimize aynı tekçi-ittihatçı zihniyet ve fiillerle karşılık verildiğini görmekte, yaşamaktayız. Bu mana da halklarımıza sesleniyor, gerek Dersim meselesinin, gerekse bu topraklarda yaşanmış ve yaşanmakta olan tüm travmaların ancak halklarımızın özgürlükçü, eşitlikçi birlikteliği ve ortak mücadelesiyle aşılabileceğine inanıyoruz.

    Bilmekteyiz ki Mezopotamya ve Anadolu insanlık için önemli gelişmelerin ilk ortaya çıktığı, en erken tarihlerden bu yana pek çok halkın bir arada yaşadığı coğrafyalardır. İşte bu nedenle Anadolu kavimler kapısı olarak anılmıştır. Bu toprakların hem kadim halkları hem de göçlerle gelen kavimleri nedeniyle çok kimlikli ve çok kültürlü bir yapısı vardı” dedi.

    “KÜRT VE ALEVİ KİMLİĞİ NEDENİYLE ÇOK KİŞİ KATLEDİLDİ”

    “Dersim hem Kürt, hem Alevi kimliği nedeniyle, on binlerce insanımızın katledilmesine ve kalanların sürgün edildiği bir soykırım saldırısına maruz bırakılmıştır” diyen Teke, şunları vurguladı:

    “Dersim, elde kılıç gelen Osmanlıyla ilk olarak 16’ncı yüzyılın başlarında karşılaşmış, bilmedikleri, tanımadıkları bu gücün kıyımına uğramış, sonrasında yüzyılları kapsayan bir kuşatma ve süreklilik arz eden seferlerle yıkıma, açlığa, yoksulluğa maruz kalmıştır. Dersimlinin yaptığı şey, her canlının yaptığı gibi yaşamını ve yaşam alanını savunmaktan ibaretti.

    Kurtuluş Savaşı sürecinde Dersim’e de heyetler gelmiş, gitmiş, bir şeylerin değişeceği, Kürtlere vaat edilen özerklik temelinde ortak vatanda ortak yaşam olacağı söylenmiş fakat düze çıkar çıkmaz Müslüman Kürt kardeşin de diğer halkların akıbetine uğratıldığı görülmüştür. 1937-38 süreci öncesi çeşitli girişim ve görüşmelerle uzlaşmaya ve silah teslimine ikna edilen Dersim ise hem Kürt, hem Alevi kimliği nedeniyle, makro düzeyde planlanan, on binlerce insanımızın katli ve kalanların sürgün edildiği bir soykırım saldırısına maruz bırakılmıştır.

    Uçak filolarının, zehirli gazların ve on binlerle ifade edilen askeri güçlerin kullanıldığı bu saldırıda, cenazelerimize çoğu zaman bir toplu mezar dahi nasip edilmeyerek ya nehirlere dolduruldu, ya da güneş altında bırakılarak kurda kuşa yem edildi.”

    “BUGÜNE KADAR MEZAR YERLERİ DAHİ AÇIKLANMADI”

    Teke, Dersim ileri gelenlerinden Seyit Rıza ve yoldaşlarının savunma haklarının dahi olmadığı düzmece bir mahkemede yargılanarak idam edildiğini belirterek, “Cenazeleri ise teslim edilmediği gibi hala bugüne kadar mezar yerleri dahi açıklanmamıştır. 1937-38’de yürürlüğe konulan politika ve fiiller halen kesintisiz biçimde sürdürülmekte olup toplumsal varlığımızı yok etmeye odaklı bu zihniyet;  göçertme, asimilasyon, yoksullaştırma ve gereğinde fiziki tasfiye biçiminde sürdürülmektedir.

    Dersim, kadim Kürt varlığının özgün bir rengidir, Raa Haq/Alevi Yolunun yoğunlaştığı bir coğrafyanın, tarihsel-toplumsal bir halk gerçekliğinin adıdır, ortak vatan gerçekliğinin bir ağacıdır ve bu toprakların hiçbir halkı için tehdit değildir. Tartışılamaz olan toplumsal haklarımızla, halk gerçekliğimizle bu ülkenin parçasıyız. Ortak vatanda demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi yarınlara olan inancımız tamdır.

    “DERSİM MAZLUMLARINI SAYGI VE KEDERLE ANIYORUZ”

    15 Kasım 1937’de, Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli şahsında tüm Dersim mazlumlarını saygı ve kederle anıyor, huzurunda dara duruyor, yüzleşme çağrımızı ve taleplerimizi yineliyoruz:
    -Seyit Rıza ve beraberinde idam edilen canlarımızın mezar yerlerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersime nakli engellenmemelidir.
    -Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.
    -Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.
    -Asimilasyon, göçertme ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir.
    -Dersim halkından özür dilenilmeli, toplumsal haklarımız tanınmalı, anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır” dedi.

    “KÜRTLER HER ZAMAN İHANETE UĞRADI”

    Anmada HEDEP Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç da, “Toprağa düşen Dersimlilerin önderi, Kürtlerin tarihi önderi Seyit Rıza’yı ben de huzurlarınızda saygı ile anıyorum. Elbette Dersim gibi olaylar Kürtlerin tarihinde defalarca vardır. Kürtler her zaman karşısındakilerin ihanetine uğramışlardır. Kürt halkı bütün renkleriyle, Seyit Rıza gibi önderleri asla unutmayacak” diye konuştu.

    Yazar Ali Balkız ise, “Bu topraklarda yaşıyoruz, bu güzel topraklarda yaşıyoruz. Bu güzel topraklarda halklar kardeşçe yaşıyorlar ama halkların bir arada ve birlikte yaşamalarını istemeyen kişiler, kurumlar onlar birbirine düşsünler biz saltanatımızı sürdürelim hevesinde ve amacındalardır” ifadelerini kullandı.

    Anma deyişlerin okunması ve lokmaların dağıtılması ile sonlandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Karabudak: Bu dava Kerbela davasıdır-VİDEO

    Karabudak: Bu dava Kerbela davasıdır-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, 14 Eylül’de Ankara’da görülecek olan Sivas Katliamı Davasına katılım çağrısında bulunarak, “Bu dava Kerbela davasıdır, davamıza sahip çıkalım” dedi.

    Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal şenlikleri sırasında Madımak Otelinde 33 Alevi yurttaşın yakılarak öldürülmesine ilişkin görülen dava zamanaşımı sınırına geldi. 14 Eylül Perşembe Günü Ankara’da görülecek olan davada karar verilmesi bekleniyor. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak 14 Eylül’de görülecek duruşma için çağrı yaptı.

    “HESABINI TEK TEK SORACAĞIZ”

    Mustafa Karabudak, Madımak Katliamı’nın tüm insanlığın kapanmaz yarası olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Sistemin utanç abidesidir. 30. yılında siyasal iktidar katliamın üzerini kapatmaya çalışıyor. Katillerini birer birer affederek tahliye ediyor. Biz Aleviler olarak bunu kabul etmiyoruz. İnsanların katledildiği bir katliamda zamanaşımı olmaz. Aradan 30 yılda geçse, 100 yılda geçse bu davanın peşinin bırakmayacağız. Bu dava bizim davamızdır, bu dava Kerbela davasıdır. İktidar sistemi o konuda da ele geçirmiş, kendileri ne karar verirse mahkemelerden de o karar çıkıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz, yarınki duruşma belki son duruşma olabilir ama bu dava muhakkak kaldığı yerden devam edecektir. Bizler bıraksak bile aileler bu işin peşini bırakmayacaktır çünkü geçmişten bugüne, Koçgiri’den Madımak’a, Madımak’tan Gazi’ye bu Alevi soykırımının üzeri kapatılırsa insanlık ölür diyoruz. Biz dünden bugüne yapılan katliamların, soykırımların hesabını tek tek soracağız, hiçbir davanın üzeri kapatılamayacak. Buradan tüm kamuoyuna çağrı yapıyoruz yarın 14 Eylül 2023 Perşembe günü saat 14’de tüm canlarımızı Ankara Adliyesi’ne bekliyoruz. Davamıza sahip çıkalım diyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Karabudak: Devlet cemevlerine el atarsa Alevilik ölür, Alevilik ölürse hakikat ölür-VİDEO

    Karabudak: Devlet cemevlerine el atarsa Alevilik ölür, Alevilik ölürse hakikat ölür-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Anafatma Cemevi’nde devletin Aleviler üzerinde uygulamak istediği asimilasyon politikalarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Gerçekten samimi olunsa demokratik bir Anayasa ile bu topraklarda yaşayan tüm ötekileri, tüm halkları bir arada tutan, onların haklarını veren, inançlarına saygılı olan bir iktidar olur” dedi.

    İktidarın, Aleviler üzerinde uygulamak istediği kendi Alevilerini yaratma projelerine tepkiler gelmeye devam ediyor. DAD Ankara Şubesi de düzenlediği basın toplantısında devletin uygulamak istediği politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Basın toplantısına kurum Başkanları, Alevi aydınlar ve yurttaşlar katıldı. Açıklamayı DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaparken Yazar Ali Balkız da konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “EN FAZLA ÜÇ BEŞ DÜŞKÜN İLE YOL YÜRÜRSÜNÜZ”

    Geçmişte kıyımlara, katliamlara hedef olan Alevi toplumunun Cumhuriyet döneminden itibaren asimile edilmeye çalışıldığına vurgu yapan Karabudak, “Geçmişten bugüne süren kıyım, katliam politikalarına asimilasyon politikaları eklenmiştir. Siyasal iktidar dönem dönem Alevileri yanında tutmak istemiştir. Şimdi de kurmuş olduğu Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı da Alevileri asimile etmek için yoğun bir çaba içerisindedir. Biz bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    Başkanlıktan kendilerinin arandığını aktaran Karabudak, şunları ifade etti:

    “Konunun ne olduğunu sorduğumuzda ihtiyaçlarınızın listesini alalım, dede ihtiyacınız var ise dede tayin edelim, kadro verelim dediler. Biz kabul etmedik. Çünkü bu inanç, kadimden bugüne ocaklarına, cemevlerine sahip çıkan Alevilerin kendi lokmaları ile buralara çıkmışlardır. Devletin bu projesini kabul etmiyoruz. Bunun Alevilerin iyiliği için yapıldığını düşünmüyoruz. Gerçekten samimi olunsa demokratik bir anayasa ile bu topraklarda yaşayan tüm ötekileri, tüm halkları bir arada tutan, onların haklarını veren, inançlarına saygılı olan bir iktidar olur. Buradan devlete sesleniyoruz; bu şekilde Alevileri kazanamazsınız. En fazla yanınızda tuttuğunuz üç beş düşkünle beraber yol yürürsünüz. Onların yanında olan sözüm ona Alevilere sesleniyoruz; sizler orada durarak bir paraya tamah edip yolunuzdan çıkmanız doğru değildir. Devlet cemevlerine el atarsa Alevilik ölür, Alevilik ölürse hakikat ölür.”

    “ÇEDES PROJESİ İMAM ATAYARAK SİSTEMİN İDEOLOJİSİNİ YAYMA POLİTİKASIDIR”

    Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)’nin mevcut iktidarın kendi ideolojisini yayma politikası olduğunu belirten Karabudak, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak miting için çağrı yaparak, “Bir ÇEDES projesi var. Bu da başka türlü bir asimilasyon politikasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın beraber ortak projesidir. Okullara vaiz, imam atayarak sistemin ideolojisini yayma politikasıdır bu. Bununla ilgili ‘laik, bilimsel eğitim’ mitingi adı altında İzmir’de miting yapacağız buradan tüm canlarımızı mitinge davet ediyoruz” diye konuştu.

    “KATİLİ AFFETMEK KATLİAMA ORTAK OLMAKTIR”

    Madımak Katliamı tutuklusu Hayrettin Gül’ün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affını hatırlatan Karabudak, ”Bundan birkaç gün önce Madımak katillerinden birini Cumhurbaşkanı affetti. Cezaevinden çıkardı. Bu da ayrı bir devlet politikasıdır. Cezaevinde yüzlerce hasta tutsak varken, halkın iradesi ile seçilmiş siyasetçiler esaret altındayken cezası kesinleşmiş bir katili affetmek katliama ortak olmaktır” şeklinde konuştu.

    “16 EYLÜL MİTİNGİNE KATILMAK HEPİMİZ İÇİN BİR GÖREV OLMALI”

    Karabudak’ın açıklamasında sonra konuşan Yazar Ali Balkız ise 16 Eylül İzmir mitingine çağrı yaparak şunları söyledi:

    “Asıl büyük yıkım Anadolu’da ve kırsal kesimde yaşanıyor. Biz göçtük geldik kente ama köyde kalanlar bir başlarına, yalnız kaldılar ne yazık ki. Cem olmayınca, cemaat olmayınca, ocaklar olmayınca, pir talip ilişkisi bozulmuş, Aleviler Alevi gibi yaşama geleneklerinden, göreneklerinden uzak kalınca korumasız kaldı. Devlet bunu çok iyi kullanıyor. Neredeyse her köyde bir istihbaratçısı ve ihbarcısı var. Kalan köylüler neye ihtiyaçları varsa yol, su, kredi, ürünü satmak gibi her ihtiyaçlarını gidip kaymakama dillendirdiklerinde hemen önlerine camii yapın ki yolunuz açılsın, Kültür Bakanlığı’nın kurduğunu kurumla ilişkileriniz olsun ki hizmet size gelebilsin gibi bir önerilerle karşılaşıyorlar. Eylül’ün 16’sında İzmir’de Gündoğdu meydanında büyük bir miting var bu mitingde olmak, benzer etkinliklerde olmak hepimiz için bir görev olmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Karabudak: Hacı Bektaş Veli’nin portresini değiştirmek inanç hafızamızı silmektir

    Karabudak: Hacı Bektaş Veli’nin portresini değiştirmek inanç hafızamızı silmektir

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkan’ı Mustafa Karabudak, Kültür Bakanlığı ile Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde dezenformasyon yapılmasına tepki gösterdi. Karabudak, “Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ve ceylan, farklılıkların bir arada, barış içinde yaşamasını temsil eder. Bunu kaldırmak değerlerimizi yok saymak, inanç hafızamızı silmeye çalışmaktır” dedi.
    Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan görselde Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılması, Alevi toplumu tarafından tepki ile karşılandı.

    Ana fatma Cemevi/DAD Ankara Şube Eş Başkan’ı Mustafa Karabudak, yapılan bu değişime yazılı bir açıklamayla tepki gösterdi.

    “OSMANLI’DAKİ İNANÇ KARŞITLIĞI HALA DEVAM ETMEKTEDİR”

    Karabudak, “Devletin bu asimilasyon politikalarını canlı tutan, kan taşıyan bunlara izin veren, para ve ikbal uğruna sisteme yedeklenen içimizdeki hainler, gri pasaportlu sözde dedeler yol düşkünleridir” diyerek Alevi toplumu içinde de asimilasyon politikalarına çanak tutanların olduğuna vurgu yaptı.

    Mustafa Karabudak açıklamasında şunları söyledi:

    “Geçtiğimiz yıl kurulan Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği Hacı Bektaş Veli Anma etkinliklerinde, afişlerde Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ve ceylan kaldırılmıştır. Bu durumu Demokratik Alevi Dernekleri olarak biz de kınıyoruz. Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ve ceylan farklılıkların bir arada, barış içinde yaşamasını temsil eder. Bunu kaldırmak değerlerimizi yok saymak, inanç hafızamızı silmeye çalışmaktır. Ama tarihsel sürece baktığımızda Osmanlı’daki inanç karşıtlığı hala devam etmektedir. 1826 yılında II. Mahmut, Bektaşi Tekkelerini kapatırken Hacı Bektaş’ı da kapatmış, postnişin Abdullah efendiyi Amasya’ya sürgün göndererek yerine kayyum olarak Kayserili Nakşıbendi şeyhini atamıştır. Dergahın yanına camii yaptırarak Nakşıbendi tarikatının hizmetine sunmuştur. Devletin asimilasyon politikaları buradan başlamaktadır. Daha sonrasında 1925 yılında tekke ve zaviyeler kanunuyla kapatılıp, 1964 yılına kadar kapalı olan dergah o tarihte vakıflara devredilerek müze olarak yeniden açılmıştır. Hacı Bektaş Veli Dergahı UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde dergah değil külliye olarak yer almıştır. Alevilerin Serçeşmesinin külliye olarak atfedilmesi bir asimilasyon politikasıdır.

    “GRİ PASAPORTLU SÖZDE DEDELER YOL DÜŞKÜNLERİDİR”

    Ayrıca daha önce dergahın içinde tadilat ve restorasyonlarda yapılan duvardaki kabartmaların tek tip giyimli insan tiplemeleri bizim inancımızı temsil etmemektedir. Dönem dönem dergahta yapılan cemlere bizim inancımızı tanımayan, insanlığa düşman, kendi siyasi çıkarları için Alevilerden oy devşirmeye gelenleri almaya, tüm bunlara zamanında ciddi tepkiler vermedik. Bu suskunluğumuz bir nevi şu an geldiğimiz noktaya vesile olmuştur.
    Devletin bu asimilasyon politikalarını canlı tutan, kan taşıyan bunlara izin veren, para ve ikbal uğruna sisteme yedeklenen içimizdeki hainler, gri pasaportlu sözde dedeler yol düşkünleridir. Hacı Bektaş’ın kucağından aslan ve ceylanı çıkartan zihniyet barışı, farklılıkları ve değerlerimizi yok sayarak adeta bizleri tehdit etmektedir.

    “BİZ ALEVİLER BİRLİĞİMİZE SAHİP ÇIKIP YOLUMUZU YÜRÜTMELİYİZ”

    Bununla birlikte diğer bir proje olan, ÇEDES projesi, devlet içindeki milliyetçi yapılanma, AKP-MHP faşist iktidarının kullandığı ayrıştırıcı ve nefret diliyle kendinden olmayanı yok saymak ve tehdit etmektir. Aleviler bu süreçte varlık ve yokluk sınavı vermektedir. Siyasal iktidarın amacı bizleri de tekleştirmektir. Buna karşılık yol bir sürek binbir düsturuyla yolu yürütmek için bir arada olmak gibi bir zorunluluğumuz vardır. Biz Aleviler olarak otoasimilasyondan uzak, kendi ötekisini yaratmadan birliğimize dirliğimize sahip çıkıp, yolumuzu yürütmeliyiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı-VİDEO

    Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Ana Fatma Cemevi’nde devletin, belediyelerin yardımlarıyla değil hak lokmalarıyla aşure yaptıklarına vurgu yaparak aşure lokmasını paylaştı.

    Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu aşure paylaşmaya devam ediyor. Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi’nin lokma paylaşımına Alevi kurumları ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “İKTİDAR ALEVİLERİ ASİMİLE EDEREK YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak aşure lokmasından önce yaptığı konuşmada devletin ve belediyelerin yardımlarıyla aşure lokması yapmadıklarına vurgu yaparak, “Aşure bizim için çok anlamlı ve değerlidir. Yaptığımız aşure iyi günlere, barışa vesile olsun diyoruz. Alevi kurumları işin biraz kolayına kaçıyor, belediyelerle birlikte aşure yapıyor. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Aşure hak lokmasıdır. Siyasal iktidar geçmişten bugüne baktığımızda dün Alevileri katlediyordu bugün asimile ederek yok etmeye çalışıyor” dedi.

    Zakir Nimet Yıldız ve Zakir Hızır Çelebi’nin seslendirdiği deyişler sonrasında pişirilen aşure lokması paylaşıldı.

    Buse Nehir Demir/ ANKARA

     

  • Cemevlerine saldırı davasında Çeşme’deki bağlantılara işaret edildi!-VİDEO

    Cemevlerine saldırı davasında Çeşme’deki bağlantılara işaret edildi!-VİDEO

    PİRHA- 4 Alevi kurumuna/cemevlerine 2022 yılında yapılan saldırının failinin yargılamasına Ankara’da devam edildi. Davanın 6. duruşmasında da Alevi toplumuna yönelik bir saldırı söz konusu, maddi gerçeklerin araştırılması vurgusu yapıldı. Bir sonraki duruşma 7 Temmuz’da görülecek.

    3 Alevi kurumu ve bir de yöre derneğine yönelik Ankara’da 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırının 6. duruşması görüldü.

    3 saldırgandan 2’sinin tutuksuz, birinin ise tutuklu yargılandığı davanın duruşması Ankara 63’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

    Tutuksuz sanıklar Çağdaş Can Bardakçı ve Baver Gül, duruşmada yer almazken, tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca, Sincan Cezaevi’nden SEGBİS ile katıldı.

    Duruşmada ilk söz alan isim Av. Ebru Akkal, dosyanın henüz mütalaa aşamasında olamayacağını belirterek şunları söyledi:

    “Araştırılması gereken hususlar var. Biz bu haliyle dosyanın mütalaya gitmesini doğru bulmuyoruz. Sanıkların, olayın oluşmasına dair anlattıkları hususunda ciddi boşluklar var. BTK’dan gelen cevaplar doğrultusunda bazı numaraların Ahmet Ozan Karaca’ya ait olmadığı, bazı bilgileri de ‘özel hayatın ihlali’ gerekçesiyle paylaşılmıyor. Mahkeme bu konuda yeniden bir müzekkere yazmalı. Siz dinlemek istemeseniz de bizler Karaca’nın ablası ile konuşmak istiyoruz. Sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz. İzmir Çeşme’deki bölümlerin detaylı araştırılması gerekiyor. Bu olayın,  3 sanık tarafından planlanmadığı çok açık. Sorumluların açığa çıkarılmasını istiyoruz. Sanıklardan Çağdaş Can Bardakçı, İzmir’e sınav için gittiğini söylemişti. Araştırmalarımız doğrultusunda bunun yalan olduğunu öğrendik. Sanıklar, mahkeme salonuna da gelmiyorlar. İki sanık hakkında tutuklamaya dönük yakalama kararının çıkarılmasını talep ediyoruz.”

    DAD Ankara Şube Avukatı Deniz Can Aydın ise organize bir suç işlendiğine işaret ederek, “Sanık Eskişehir’den Polatlı’ya geliyor ve otelde kalıyor. Polatlı’da sanığın kaydı yapılmadan otelde kaldığı söz konusu. Alevilere yönelik düşmanca bir dil kullanılıyorken, siz mahkeme heyetinin bu hususların açıklanması konusunda girişimde bulunması gerekir. Temel silsilenin araştırılmaması durumu var. Maddi gerçeklerin araştırılması gerekir. Burada Alevi toplumuna yönelik bir saldırı söz konusu. Maddi gerçeğin araştırılması gerekir. Mış gibi yapılmış bir karar sonucunda bu yargılamaya itiraz gelecektir” diye konuştu.

    DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak da duruşmada söz alarak, “Tarihsel sürece baktığımızda Ermeniler, Kürtler, Aleviler hep katledilmişlerdir. Özellikle Kürt Aleviler soykırıma uğramışlardır. Gerçeklerin üzerinin kapatılması konusunda bir gayret söz konusu. Buradan mahkemenin vicdanına soruyoruz, sizin inancınıza yönelik böyle bir saldırı yapılsaydı nasıl karşılardınız? Alevilere yönelik katliam davaları alelacele kapatılmıştır. Suçlular hesap verirlerse tarih tekerrür etmez.” ifadelerini kullandı.

    Alevi Türkmen Vakfı Başkanı Özdemir Özdemir de sanıkların İzmir’deki bağlantılarına vurgu yaptı. Özdemir, “Bu olayı kendini mesih ilan eden biri işledi. İzmir Çeşme’deki olay aydınlatılmalı. Şahsen Çeşme’ye gittim. O otoparkı gözlemledim. Şahsın yurtdışı konuşmaları da var. HTS kayıtlarını talep ettik, reddedildi. Şahsın İzmir Emniyet Müdürlüğü’ndeki o polis kimse ortaya çıkartılsın. Çeşmede illegal, mafya bir örgüt olduğunu gördüm. O mafyadan habersiz çevrede kuş uçmuyor. Bu olayı araştırın. Aksi halde vicdanım rahat değil” şeklinde konuştu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) adına Ayça Çağlar ise “Madımak Katliamı dahilinde halen 3 kişinin peşindeyiz” diyerek “Bu dosyayı aydınlatmalısınız” dedi. Çağlar, tutuksuz olan 2 sanığın da tutuklanması gerektiğini belirtti.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca ise yaptığı kısa savunmada “Benim bu suçu tek başıma işlediğim apaçık ortada. Ama araştırmak istiyorsanız da araştırın. İzmir’de polisle bir bağlantım yok” diye konuştu.

    “ORTADA İBADETHANE YOK”

    Sanık Avukatı Yusuf Ziya Ünsal da müvekkilinin tutukluluk halinin son bulması gerektiğini talep etti. Hukuk tekniği açısından iddianamenin doğru olmadığını savunan Av. Ünsal, bir kişinin bıçaklamanmasını gündeme getirmeyerek, şu iddialarda bulundu:

    “Vakıf, dernek adı altında bir ibadethane mantığı ile yol yürürsek, sanki varmış gibi kabul etmiş olacağız. Ortada hukuki anlamda mevzuata geçmiş ibadethane yok. Dernek, vakıf adı altında faaliyet yürütüyorlar. Kimi kime tahrik etmiştir. Tamam Alevi toplumu var ama hangi toplumu kime karşı tahrik etmiş, bunun ortaya konulması gerek. Saldırıya uğrayan yerler tüzel kişiliği olan yerler. Bir cama, damacanaya, yönelik saldırı var. Burada müvekkilimin hangi tip eylemi işlediğini anlatıyorum. 1 yılı doldurmak üzereyiz. Neden 1 kişi tutuklu 2 kişi serbest? Halbuki aynı yönde bir eylem var deniliyor. Niçin tutukluluk uzatılıyor? Sanığın psikolojisi varsa da bozulmak üzeredir. İntihar girişiminde de bulunmuştur. Sanığın kaçma ihtimali de yoktur. Tahliyesini talep ediyoruz.”

    Avukat İbrahim Akkuş ise söz alarak sanık avukatına karşı, “Bir yerin ibadethane olup olmadığını sorgulamak bir avukata düşmez. Bu yönlü değerlendirme yapmak kimseye düşmez. Mahkemenin bu yönlü kararı da bir karşılık bulmayacaktır” ifadelerine yer verdi.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca ise “Benim Alevilere karşı hiçbir nefret ve kinim yok. Cemevi, diye odaklanarak gittim. Sevgilim de Alevi. Alevilerin dini değerlerine zarar verdiğimi düşünmüyorum. Sosyalist olduklarını biliyordum. Siyasi pankartlar nedeniyle oralara yöneldim” diye konuştu.

    Özdemir Özdemir ise söz alarak “Türkmen Alevi Vakfı sağcı, ülkücü bir pozisyondadır. Hadi arkadaşlara saldırdı, bize neden saldırdı?” diye sordu.

    Mahkeme heyeti, karar aşamasında savcı mütaalasına karşılık Sanık Ahmet Ozan Karaca’nın tutukluluk halinin devamına ve diğer 2 tutuksuz sanığın tutuklanması yönündeki taleplerin reddine karar verdi. Bir sonraki duruşma 7 Temmuz’da görülecek.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Ankara’da cemevlerine eş zamanlı saldırı

    >Cemevlerine saldırı davası sonrasında açıklama: Bu bir utançtır

     

  • DAD Ankara Şubesi, depremlerde yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi, depremlerde yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PİRHA- DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde Gazi, Koçgiri katliamlarında ve Maraş merkezli yaşanan depremlerde hayatını kaybedenler anıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde Gazi, Koçgiri katliamlarında ve Maraş merkezli yaşanan depremlerde hayatını kaybedenler anıldı. Anmaya çok sayıda yurttaşın yanı sıra HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu da katıldı.

    “YAŞANAN KADER DEĞİL KATLİAMDI”

    Anma çerağ uyandırma ile başladı. Cemal Şahin dede gülbeng okudu. Dede okuduğu gülbengde, “Koçgiri’den Gazi’den bugüne depremde canını yitirenler için buluştuk. Bir çok katliam gördük ve depremde de bir çok canımızı kaybettik. Bu göz göre göre bir katliamdı, kader değil. Binlerce canımızı kaybettiğimiz için yüreğimiz darda” dedi. Ardından yaşamını yitirenler için dara duruldu.

    “DEVLET ENKAZ ALTINDA KALDI”

    DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Mustafa Karabudak kısa bir konuşma yaptı. Karabudak konuşmasında şunları söyledi:

    “Devlet enkaz altında kaldı. Bizler elimizden geldiğince bölgeye yardımlarımızı gönderdik. Göndermeye de devam edeceğiz. Birlik ve dayanışma ile bu günleri aşacağız.” Daha sonra zakir Murat Yılmaz ağıtlar seslendirdi.

    “DEVLET DEĞİL HALK BİRBİRİNE MERHEM OLDU”

    HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu ise söz alarak şunları aktardı:

    “Bu felaketi yaşayanlar aramızda. Hepimizin başı sağ olsun. Cemevlerinin yapım süreclerinde yer aldım. Kendime hep sorardım bu cemevleri bir işe yarayacak mı diye. Deprem esnasında Maraş’a ilk gidenlerdendim. Elimizden geldiği kadarıyla insanlara yardımcı olmaya çalıştık. Orada şunu gördüm, bizim insanlarımızın ilk koştuğu yer cemevleri oldu. Elbistan’da beş yüzden fazla vatandaş cemevine sığındı.

    AFAD’a gittik, üç tane vali vardı. Bizim organizasyonumuz AFAD’da yoktu. Tırlarımızı AFAD’a yönlendirmek istedik. Büyük bir dayanışma vardı. Vali şunu söyledi ‘bizi yönlendirmeyin’. Devlet Elbistan’da bize depo bulamadı. AFAD’ın elinde kapalı köy yollarına dair liste yoktu. Listeyi biz verdik ve açtırdık. Alevi toplumu önemli bir dayanışma gösterdi. Ve cemevleri yaparak ne kadar iyi bir şey yaptığımızı görmüş olduk. İzmir, Elazığ depremlerinde dört ay çalıştık. Ve bu çalışmalarda Maraş, Adıyaman hattının ne kadar tehlikeli olduğunu farkettik ve bunu uzmanlarda söyledi.

    Devlet bu durumu görmemezlikten gelmeyi seçti. Görevini yapmasını gerekenler görevini yapmadı. Kader ve kaza beklenmeyen olaylardır ama bu depremler bekleniyordu ve yıkılacakları belliydi. Devletin tam anlamıyla plansız ve hazırlıksız olduğunu gördük. Asıl çalışmaları deprem sonrası manipülasyon çalışmaları oldu ve bunu kadere bağlamak oldu. Bundan sonra yaraları sarma dönemi.

    İnsanlar enkaz kalkmadan o bölgeye giderse hayata bakışı değişir. Yerel yönetimlerin güçlendirilmemesinin zafiyetini burada yaşamış olduk. Bizi umutlandıran ve cesaretlendiren halkın dayanışması oldu. Devlet değil toplum birbirine merhem oldu. Vatandaş bölgeye gelen bakanları değil kepçe istedi, kürek istedi, çadır istedi ve sen bunları götüremedin. İnsanlar memleketlerine dönüp hayatlarını tekrar oluşturacaklar. Bu son derece önemli. Biz topraklarımızdan koparılarak asimile edildik. O topraklar bize bizi hatırlatıyorlar.”

    Konuşmaların ardından zakir Hıdır Çelebi deyişler söyledi. Anma lokma paylaşımı ile son buldu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Karabudak: Cemevleri saldırganının rahat tavrı, avukatının inancımızı tarif etmesi kabul edilemez!

    Karabudak: Cemevleri saldırganının rahat tavrı, avukatının inancımızı tarif etmesi kabul edilemez!

    PİRHA- Ankara’da cemevlerine 30 Temmuz 2022’de saldırıda bulunan Ahmet Ozan Karaca’nın yargılandığı davanın ikinci duruşmasına bugün devam edildi. Sanığın duruşmaya getirilmemesine ve rahat davranmasına, avukatlarının cemevini tarif etmesine tepki gösteren DAD Ankara Şube/Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, saldırganın en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. Karabudak, “Saldırının üzerinin kapatılmasına izin vermeyeceğiz” dedi. 

    Dört Alevi kurumuna/cemevine 30 Temmuz 2022’de Ahmet Ozan Karaca tarafından yapılan saldırıların ardından açılan dava dosyasının ikinci duruşması bugün görüldü. Saldırgan Ahmet Ozan Karaca, kendisinin mehdi olduğunu, Allah tarafından görevlendirildiğini savundu.

    Saldırganın avukatları ise “Cemevleri ibadethane değil. Dernek adı altında faaliyet gösteriyorlar. O yüzden kanunilik ilkesine göre inançlara saldırı söz konusu değil” iddiasında bulundular.

    Saldırıya uğrayan cemevleri avukatları da sanığın ilişkide olduğu herkesin ve ailesinin dinlenmesi gerektiğini belirttiler. Duruşma 22 Mart saat 10.00’a ertelendi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube/Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, bugünkü duruşmada, cemevlerine saldıran Ahmet Ozan Karaca’nın rahat tavırlarına, duruşmaya getirilmemesine ve avukatlarının cemevi ve Alevi inancını tarif etmeye kalkışmasına tepki gösterdi.

    Karabudak yaptığı yazılı açıklamada, “Bugün cemevimize yapılmış saldırının davasının ikinci duruşması görüldü. Sanığın duruşmaya getirilmemesi, mahkemenin tavrı, ayrıca sanık avukatının Aleviliğe bakışı haddi olmayarak inancımızı, inanç yerlerimizi tarif etmeye çalışması, bu aklın tek elden örgütlendiğinin bir yansımasıdır” dedi.

    CEMEVLERİMİZE SALDIRAN EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILMALI”

    Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Sanığın avukatı, sanığın sadece eşyaya zarar verdiğini, cemevi diye “tarif edilen yerlerin” yasal statüsü olmadığı için ibadethane sayılmayacağı, yaptığı eylemin toplumda infaal yaratmadığını, toplu katliam olmadığını ve tutukluluğu boyunca bu suçun cezasını çektiğini söyleyerek tahliyesini talep etti. Biz Aleviler, Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da evlerimizin, işyerlerimizin duvarlarının birkaç gün önceden işaretlenip daha sonra katliam yaptıklarını biliyoruz. Bizim için en ufak bir işaret katliam çağrısıdır. Ve Aleviler devletin yasal statüsünü beklemeden derneklerini vakıflarını cemevi olarak kabul etmişlerdir. Bizim inancımızda üç can bir cem deriz, ibadetimizi evimizde istediğimiz yerde yaparız. Bunu tarif etmek, sorgulamak hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir. Ve devlet tarafından tanınmadı diye cemevlerimizin adeta bir hedef tahtasına dönüştürülmesini, yapılan saldırıların masumane, sıradan bir taş atma olayına çevrilmesini kabul etmiyoruz. Avukatın savunduğu sanık, saatlerce mahkemeyi ve bizleri oyalayarak adeta dalga geçmiştir. Kendinin gaipten sesler duyan, görev verilmiş bir mehdi olduğunu iddia etmiştir. İnancımıza kimliğimize inanç yerlerimize saldıran akıllı, deli, mehdi kim olursa olsun en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

    “SALDIRININ ÜZERİNİN KAPATILMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Diğer davalara baktığımızda zamana yayılmış, deliller karartılmış dosyalar kapatılmış gerçek suçlular yakalanmamış cezalandırılmamıştır. Bu saldırının da bu şekilde üzerinin kapatılmasına izin vermeyeceğiz. Davanın sahibi ve takipçisiyiz.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Cemevlerine saldırı davasında saldırganın avukatları: Cemevleri ibadethane değil

  • Cemevlerine saldırı davasında saldırganın avukatları: Cemevleri ibadethane değil

    Cemevlerine saldırı davasında saldırganın avukatları: Cemevleri ibadethane değil

    PİRHA-Dört Alevi kurumuna/cemevine 30 Temmuz 2022’de Ahmet Ozan Karaca tarafından yapılan saldırıların ardından açılan dava dosyasının ikinci duruşması bugün görüldü. Saldırgan Ahmet Ozan Karaca, kendisinin mehdi olduğunu, Allah tarafından görevlendirildiğini savundu. Saldırganın avukatları ise “Cemevleri ibadethane değil. Dernek adı altında faaliyet gösteriyorlar. O yüzden kanunilik ilkesine göre inançlara saldırı söz konusu değil” iddiasında bulundular. Cemevleri avukatları da sanığın ilişkide olduğu herkesin ve ailesinin dinlenmesi gerektiğini belirttiler. 

    Ankara’da bulunan Ana Fatma Cemevi, Şah-ı Merdan Cemevi, Gökçebel Köy Derneği ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na yönelik geçen yıl Muharrem Orucu’nun ilk günü olan 30 Temmuz 2022’de saldırı yapılmış ve olayla ilgili 3 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan 3 kişiden 2’si adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan Karaca tutuklanmıştı.

    Saldırıların ardından açılan davanın ikinci duruşması bugün Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Alevi kurum başkanları ve yöneticileri başta olmak üzere çok sayıda demokratik kitle örgütü, Ankara Barosu, siyasi parti temsilcileri ve BM gözlemci katıldı. Avukatların bir önceki duruşmada duruşmaların büyük salonda yapılması talebi kabul edildi.

    ATK, SALDIRGAN HAKKINDA “AKLİ DENGESİ YERİNDEDİR” RAPORU VERDİ

    Saldırgan Ahmet Ozan Karaca hakkında açılan davanın 30 Ocak’ta görülen ilk duruşmasında Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK), Karaca’nın akli dengesinin yerinde olup olmadığına ilişkin rapor talep etmişti. ATK, Karaca’nın “akli dengesinin yerinde olduğuna” oy birliğiyle karar verdi. Kurumun hazırladığı rapor dava dosyasına eklendi.

    Bir önceki duruşmada avukatların reddi hakim talebinin reddedildiği açıklandı.

    Duruşma kimlik tespitiyle başladı. Sanık Ahmet Ozan Karaca salona getirilmedi. Sincan Cezaevi’nden segbisle bağlandı. Tutuksuz yargılanan iki sanık Çağdaş Can Bardakçı ve Baver Gül bulundukları ilden segbisle bağlandı. Ardından sanıkların savunmalarına geçildi.

    “BEN MEHDİYİM, ALLAH TARAFINDAN GÖREVLENDİRİLDİM”

    Sanık Ahmet Ozan Karaca savunmasında, “Ben suçu işlediğimde akıl sağlığım yerinde değildi. Psikolojik sorunlarım var. Cemevleriyle ilgili kötü şeyler duyuyordum. Allah tarafından bana görev verildi ve gidip saldırdım. Değişik psikolojik süreç yaşıyordum. Tarihle ilgili şeyler okuyorum. Biri bana 3 arsa verdi. Bu arsaları araştırırken 15 Temmuz’da savaşlar, melekler vs aklıma geliyordu. Kendimi mehdi sanıyordum. 15 Temmuz’da sela okununca gaza geldim. Sürekli beynim bunlarla meşgul. Herkesi kendimce teste sokuyordum. Allah’ın askerlerini toplamaya çalıştım. İzmir’e, Eskişehir’e gidip, Baver’e (Baver Gül) cemevlerine saldıralım dedim. O da saçmalama dedi, kabul etmedi. Eskişehir’e giderken yolda cemevlerine saldırma kararı aldım. Eskişehir’de cemevi aradım ama bulamadım. Sonra Ankara’ya geldim. Bir derneğin önünde sosyalizm vs yazıyordu ona saldırdım. Sonra telefondan cemevleri yazdım. Önüme çıkan yerlere bu saldırıları yaptım. Mehdi olduğum için sosyalistleri sevmiyorum. Din düşmanı onlar. Ben hiçbir inanca saygısızlık etmedim. Kimsenin inancı beni ilgilendirmez. Benim sevgilim de Alevi. Onu ömrüm boyunca seveceğim. Benim hiçbir suçum yok. Herkesin inancına saygılıyım. Herkesten özür dilerim. Pişmanım. Beraatimi ve tahliyemi istiyorum” dedi.
    Ardından avukatlar sanık Karaca’ya sorularını yöneltti.

    “CEMEVLERİNİ KÖTÜLEYEN AKRABALARIM VAR “

    Avukat Ebru Aybak sanık Ahmet Ozan Karaca’ya neden saldırıdan önce Çeşme’ye gittiğini, orada bir sorun yaşayıp yaşamadığını, orada cemaat ya da tarikatlarla görüşüp görüşmediğini, saldırının öncesinde İstanbul’a da neden gittiğini sordu.

    Sanık ise, emlakçılık yaptığını, iş nedeniyle bu illere gittiğini, tarikat ve cemaatlerle görüşmediğini iddia etti. Avukat Aybak, sanık Ahmet Ozan Karaca’ya telefon aramalarında Çeşme’de bulunan cemevlerini neden aradığını, sanık Çağdaş Can Bardakçı’nın kendisine belirli aralıklarla neden para yolladığını, kendisine cemevlerini kötüleyenlerin kim olduğunu sordu.

    Sanık Karaca da cevap olarak Çeşme’de korsan taksicilik yaptığını, telefondaki aramalardan haberinin olmadığını, Çağdaş’ın arkadaşı olduğu için küçük miktarlar kendisine gönderdiğini, cemevlerini kötüleyenlerin ise akrabaları olduğunu söyledi.

    “İÇİŞLERİ BAKANI SOYLU’NUN PKK’YE KARŞI SÖYLEMLERİNDEN ETKİLENDİM”

    Avukat Deniz Aydın ise sanık Ahmet Ozan Karaca’ya Eskişehir’de cemevi olmasına rağmen neden Ankara’ya geldiğini, kendisini yönlendiren biri olup olmadığını, Ferhat Encü ve Haşim Kaplan’ı neden Google da arttığını sordu. Sanık ise saldırıyı tek başına yaptığını, Eskişehir’de cemevi bulamadığını o yüzden Ankara’ya geldiğini, hiçbir tarikatla cemaatle bağının olmadığını, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun PKK’ye karşı söylemlerinden etkilendiğini ve bu kişileri arattığını, PKK’ye karşı savaşması gerektiğini düşündüğünü belirtti.

    “UYUŞTURUCU KULLANIYORUM”

    Diğer avukatlar ise uyuşturucu kullanıp kullanmadığını, kısa süre içerisinde bu saldırıları nasıl tek başına yaptığını, İstanbul’da da bir saldırı olacağından haberi olup olmadığını, Gökçebel Köy Derneği Google’da görünmüyor burayı nasıl bulduğunu sordular.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca, uyuşturucu kullandığını, rastgele saldırı yerlerini seçtiğini ve gittiğini, İstanbul’da yapılan saldırılarla ilgisi olmadığını öne sürdü.

    SANIK BAVER GÜL: SALDIRILARLA İLGİLİ BİLGİM VE İLGİM YOK

    Sanık Baver Gül ise savunmasında, “Bu kişi ile görüşmüyorduk. Bizi engellemişti. Sonra bir anda amcam beni öldürecek bana boş ev lazım dedi arayarak. Sonra yanıma geldi. Çağdaş’ı da alıp Eskişehir’e gittik. Sonra gece 4,5 gibi evden kaçtı gitti haberim yok. Bir gün sonra olayı öğrendim. İfade vermek için Ankara’ya geliyordum. Yolda polisler aldı. Ahmet Ozan Karaca ‘bana büyü yapıldı’ diyordu. Sağlıklı değildi. Benim saldırılarla ilgili bilgim ve ilgim yok. Beraatimi istiyorum” dedi.

    SANIK ÇAĞDAŞ CAN BARDAKÇI: OLAYI ERTESİ GÜN ÖĞRENDİM

    Sanık Çağdaş Can Bardakçı da savunmasında, “Ben mağdurum. Suçlamaları kabul etmiyorum. Benim ilgim yok. Ben Eskişehir’de üniversiteyi okudum zaten orayla hep bağım var. Ben giderken Baver de benimle geldi. Gezeriz, takılırız diye geldi. Biz çocukluk arkadaşıyız. Ozan’la görüşmüyorduk. Baver aradı Ozan da gelecek dedi. Şaşırdık. Garip tavırları vardı zaten. Ozan sabaha doğru evden gitmiş. Sonra olayı öğrendik. Daha sonra emniyetten gelip beni aldılar ve Ankara’ya getirdiler. Beraatimi istiyorum” dedi.

    “CEMEVLERİ İBADETHANE DEĞİL, KANUNEN İNANÇLARA YÖNELİK SALDIRI YAPILMAMIŞTIR”

    Ardından sanık avukatları söz alarak savunmalarını yaptı. Avukatlar, “Müvekkillerim Çağdaş ve Baver bu dosyaya nasıl girdi anlamadık. Mağdur durumdalar. Olaylarla hiçbir ilgileri yok. Buna dair bir delil de yok. Beraatlerini istiyoruz. Özdemir bey (Özdemir Özdemir) tehdit ederek konuştu. Üzüldük. Konu hukuk çerçevesinde değerlendirilmeli. Karaca’nın çok ciddi psikolojik sorunları var. Burada sanki her şey kurguymuş gibi konuşuluyor. Şehir hastanesinde 3 hafta kaldı müvekkilim. Oradaki doktorları zan altında bırakamayız. ATK müvekkilimle 10 dakika görüşmüş ve rapor vermiş. Çelişki varsa başka bir rapor daha alınmalıdır. Bu dava bir an önce sonuçlandırılmalıdır. Cemevleri ibadethane değil. Dernek adı altında faaliyet gösteriyorlar. O yüzden kanunilik ilkesine göre inançlara saldırı söz konusu değil. Mala zarar verme suçu işlenmiştir sadece. Dosyayı genişletmenin anlamı yoktur. Müvekkilim ceza alsa bile yattığı süre göz önüne alındığında serbest bırakılmalıdır. Tahliyesini ve beraatini istiyoruz” dedi.

    “MAHKEMENİN YURTTAŞLARINI KORUMASINI İSTİYORUZ”

    DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Şikayetimiz devam ediyor. Bu saldırının arkasında kimler varsa açığa çıkarılmalıdır. Geçmişten bugüne Aleviler hep saldırıya uğradı. Biz mahkemeden, devletten yurttaşların korumasını istiyoruz. Çorum, Maraş, Sivas katliamlarını yaşadık. Bu davanın da onlar gibi düşürülmesini istemiyoruz” vurgusunu yaptı.

    “BU DAVANIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Şah-ı Merdan Cemevi Başkanı Kazım Erbektaş ise, “Bu saldırının arkasında başkaları var. Deli rolü yapmaya çalışıyor. İnanmıyoruz. Bu davanın peşini bırakmayacağız. Buna göz yumulursa saldırıların devamı gelir. Şikayetçiyiz” dedi.

    “DELİYİM DİYEREK TAHLİYE İSTİYOR, BİZİM DE DELİLERİMİZ VAR ÇIKARSA NE YAPARLAR BİLMEM”

    Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir de, “Sanık deliyim diyerek tahliye istiyor. Zaten deli de değilmiş. Ama bizim delilerimiz var. Bu adam çıkarsa ne yaparlar bilmem. Şehir hastanesinde bu kişiye kim bu raporu verdiyse o doktorlar hakkında işlem yapılmalı. Bu kişinin Çeşme’de görüştüğü kişiler dinlenmeli. Kimler bunlar? Bir de polisle görüştüğünü söylüyor, o kimdir? Her şey ortaya çıkarılmalıdır. Bu şahıs sekreterimizi bıçakladı. Bundan yargılanmalı” dedi.

    “DELİLLER TAM OLARAK TOPLANMAMIŞ, EYLEMLER ŞİDDET İÇERİYOR”

    Ardından cemevlerinin avukatları söz aldı. Avukatlar şunları dile getirdi:

    “Efe adlı şahsın telefonun incelenmesini istiyoruz. Sanık Baver Gül’ün ve Çağdaş Bardakçı’nın emniyet müdürlüğü ile bir görüşmeleri söz konusu. İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne bu görüşmelerinin sorulmasını istiyoruz. Aynı zamanda Çeşme’deki otoparkın sahiplerinin de dinlenmesini ve korsan taksicilik yapıp yapmadıklarının sorulmasını, Karaca’nın Polatlı’da kaldığı otelin kayıtlarının istenmesini ve kaydını tutmayan resepsiyonistin tanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Eskişehir’de bulunan cemevlerinin o tarihlerdeki güvenlik kameralarının incelenmesini istiyoruz. Yargılama gerekçesinde nefret suçu da eklenmeli. Eylem şiddet içeriyor. Ayrıca deliller tam olarak toplanmamış durumda. Sanık Karaca, İngiltere numaralı bir telefonla da sık sık görüşüyor. Birden fazla telefonu var şahsın. Bunların araştırılmasını istiyoruz. Sanıkların tüm telefonlarının olaydan geriye doğru en az 6 aylık sürecinin baz incelemeleri yapılmalı. Bilirkişiye inceletilip raporlaştırılmalı. Karaca’nın ailesinin dinlenmesini istiyoruz.”

    Bir sonraki duruşma 22 Mart 2023 saat 10.00’a ertelendi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde açıklama; Halkımızı ve dilimizi sistemin insafına bırakmayacağız

    21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde açıklama; Halkımızı ve dilimizi sistemin insafına bırakmayacağız

    PİRHA- Anka Dil Kültür Sanat Derneği (ANKA-DER), 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne ilişkin yaptığı açıklamada, “Enkaz altında kalan birçok kişi, Türkçe bilmedikleri için ana dillerinde ‘hewar’ (imdat) demekten korktu. Bu da sistemin Türk olmayan ve Türkçe bilmeyenleri ölüme terk ettiğini gösteriyor. Halkımızı ve dilimizi sistemin insafına bırakmayacağız ve sonuna kadar Kürt dili eğitimini vermeyi sürdüreceğiz” dedi.

    Ankara’da Anka Dil Kültür Sanat Derneği (ANKA-DER), 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne ilişkin dernek binasında açıklama yaptı.

    Açıklamanın yapıldığı salona ‘21’e Sibate Roja Zimane Zikmakî Ya Cihanê Piroz Bê’ yazılı pankart asıldı.

    Açıklamaya SYKP, Yeşil Sol Parti, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, HDK VE DBP de katılarak destek verdi.

    “DEVLET DEMOGRAFİK YAPISINI DEĞİŞTİRMEK İSTEDİĞİ KENTLERDE ASİMİLASYONU DAHA DA ARTIRACAKTIR”

    ANKA-DER Eş Başkanı Mehmet Zeki Gönüldaş, yaptığı açıklamada ana dilin önemine dikkat çekerek şunları dile getirdi:

    “Mereş Bazarcıx’ta meydana gelen depreme nedeniyle binlerce insan yaşamını yitirdi, binlerce kişi evsiz kaldı ve milyonlarca kişi ise göç tehdidi ile karşı karşıya. Böylesi bir durumda 21 Şubat’a Dünya Anadil Günü’ne girdik. Depremin doğaldır ancak iktidarın duyarsız rant ve talana dayanan politikalarından ötürü etkisini daha da arttırmıştır. Devlet demografik yapısını değiştirmek istediği kentlerde asimilasyonu daha da artıracaktır. Dolasıyla depremzedeleri diğer Kürt şehirleri veya yakın şehirlere yerleştirmek yerine Türk şehirlerine yerleştiriyor. Demografik değişim, asimilasyon ve soykırımın bir başka biçimidir. Bu, kabul edilemez.

    “ENKAZ ALTINDA KALAN BİRÇOK KİŞİ KÜRTÇE YARDIM İSTEMEKTEN KORKTU”

    Enkaz altında kalan birçok kişi, Türkçe bilmedikleri için ana dillerinde ‘hewar’ (imdat) demekten korktu. Bu korkuyu beslemelerinin nedeni ise kendi dillerinde imdat demeleri halinde kimsenin kendilerine yardım etmeyecekleri bu nedenle seslerini çıkarmadıkları ortaya çıktı. Bu da sistemin Türk olmayan ve Türkçe bilmeyenleri ölüme terk ettiğini gösteriyor. Bunun yanı sıra deprem Kürt şehirlerinde meydana gelmiş olmasına rağmen, acil telefon hatları ve deprem için kurulan kurumlar, Kürtçeye yer vermemiştir. Bu nedenle Kürt yurttaşlar,  yerlerini belirlemek veya ihtiyaçlarını dile getirmedi.

    “HALKIMIZI VE DİLİMİZİ SİSTEMİN İNSAFINA BIRAKMAYACAĞIZ”

    Halkımızın örgütlülüğü olmasaydı sonuç ve felaket daha da ağır olacaktı. Bu nedenle bu örgütlülüğü daha da büyütmemiz gerekiyor. Çünkü insanlarını ve dillerini yok sayan, öldüren bu sisteme karşı başka bir yol yok! Biz Kürt kurumları olarak 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle her şart ve koşul altında halkımızın ve dilimizin yanındayız. Halkımızı ve dilimizi sistemin insafına bırakmayacağız ve sonuna kadar Kürt dili eğitimini vermeyi sürdüreceğiz.”

    Yapılan açıklamanın ardından siyasi parti temsilcileri söz alarak düşüncelerini paylaştı.

    “İNSAN EN İYİ ŞEKİLDE ANA DİLİNDE HAKKA YAKIN OLUR”

    DAD Ankara Şubesi / Ana Fatma Cemevi Başkanı Mustafa Karabudak da yaptığı konuşmada, “Eşrefoğlu al haberi, bahçe biziz gül bizdendir/ biz de Mevlanın kuluyuz, yetmiş iki dil bizdendir” diyerek öğretimizde, inancımızda farklılıkları, farklı dilleri hakkın varlığının en büyük delili olarak görmüşüzdür. Dil, toplumların, ulusların, kendini yeniden var etmenin, var oluşunun kök hücresidir. Dil, kültürel birikim aracıdır. Rèya Heg Alevî inancında, dil, kullanılan kavramlar, toplumun bir araya gelmesi, cem u cıvat yapması, ortak ruh haline sahip olması, bedensel ve ruhsal ikrarlaşmada belirleyicidir. Dil inancımızın sürekli canlılığını ifade eder ve ana hakkın varlık kapısıdır. Hak bu kapıdan” kubbeyi rahmanda” tecelli eder.

    Bu manada anadil, hakkın, varlığın, kemaletin dilidir. Dil toplumun varoluşudur. Ortak düşünce ve davranış oluşturmada, psikolojik şekillenmede belirleyicidir. Çocuk masumi paktır. Çocuk anasının diliyle kendisini var eder. Dil Ana Fatma’nın kelamıdır. Bu kelamda hakkın varlığı mevcuttur. Anadil haktır, hakkın varlığının Ana üzerinden yeniden canlanmasıdır.  İnsan en iyi şekilde anadilinde hakka yakın olur. İnsanların varlığı aynı zamanda dillerin varlığının bir hak olduğu gerçeğini içinde barındırmaktadır. Anadile yönelik engelleme ve baskılar aynı zamanda çocuğun, ruhsal, bilişsel, gelişimine yönelik engellemelerdir. Anadili yasaklamak barış, kardeşlik, hoşgörü ve demokrasi kültürünü yasaklamaktır. Dünya Anadil Günü’nde, Nahak zihniyetlerin dillere yönelik baskısını kınıyoruz. Tüm halkları kendi dilinde selamlıyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Ankara’da DAD Ana Fatma Cemevi’nde depremzedelerle dayanışma büyüyor-VİDEO

    Ankara’da DAD Ana Fatma Cemevi’nde depremzedelerle dayanışma büyüyor-VİDEO

    PİRHA- DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, depremin ardından Mamak’ta bulunan siyasi parti ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte yerelde bir dayanışma ağı kurduklarını belirterek, “Şu an hem bölgenin ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz hem de şehrimize gelen canlarımıza burada barınma, sağlık, gıda, giyim konusunda çabalıyoruz” dedi.

    Maraş merkezli yıkıcı depremlerin ardından hemen organize olan Alevi kurumları depremzedelerle yardım ve dayanışma ruhuyla hareket etmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, depremin ardından Mamak halkıyla birlikte yaptıkları dayanışma faaliyetlerini anlattı.

    Karabudak, depremi öğrendikleri andan itibaren bölgeye gidenlerden yaşananlara dair haber almaya çalıştıklarını ve oradakilerin aktarımı doğrultusunda yardım toplamaya başladıklarını söyledi.

    Mamak’ta bulunan siyasi parti ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte yerelde bir dayanışma ağı kurduklarını da ifade eden Karabudak, depremin yıkıcı etkisinin atlatılmasının uzun zaman alacağını, bundan dolayı yardımların toplanmaya devam edeceğini ve ihtiyaçlar doğrultusunda kademeli olarak bölgeye gönderileceğini belirtti.

    Karabudak, duyarlı herkesin elinden geldiğince yardım etmesi çağrısında da bulundu.

    “AFETLER OLABİLİR AMA BUNU KATLİAMA ÇEVİREN İKTİDARLARDIR”

    Depremin sonrasında yaşanan gelişmelere dair değerlendirmelerde de bulunan Karabudak, şunları dile getirdi:

    “6 Şubat Pazartesi günü bir felaketle uyandık. Bölge tamamen yerle bir olmuş durumda. Doğal afetler muhakkak olacaktır, depremler, seller… Doğanın bir kanunudur. Ama bunu katliama çeviren iktidarlardır, çarpık kentleşmedir, rant hırsıdır. İktidar birçok konuda yetersiz kaldı. Bir haftayı geçti insanlar hala enkaz altında; halk, kendi imkanlarıyla enkaz altındaki canları kurtarmaya çalışıyor. Depremin olacağı devlet tarafından biliniyordu. Buna rağmen rant hırsıyla o bölgede adeta kağıttan evler inşa ettirmeye, bu inşaatlara izin vermeye devam ettiler. Bu kadar açık olmasına rağmen felaketten sonra zamanında müdahale edilseydi çoğu canımız kurtulacaktı. Ancak ilk anda müdahale etmeyi dahi geçin, insanlar devletin ihmalinden kaynaklı kan kaybından, soğuktan, ekiplerin yetersizliğinden hayatlarını kaybettiler.

    “HEM BÖLGEYE YARDIM GÖNDERİYORUZ HEM DE BÖLGEDEN GELENLERİN İHTİYACINI KARŞILIYORUZ”

    Biz de Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi olarak ilk gün, Pazartesi akşamı Mamak genelinde faaliyet yürüten tüm siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerini toplantıya çağırdık. ‘Mamak afet dayanışma’ ağı kurduk. Bir planlama yaptık. Organize bir şekilde ertesi gün bölgedeki kriz koordinasyonundaki arkadaşlarla iletişime geçip ihtiyaçları doğrultusunda sevkiyat yaptık. Şu an hem bölgenin ihtiyacını karşılamak hem de şehrimize gelen canlarımıza burada barınma, sağlık, gıda, giyim konusunda çabalarımız devam etmektedir. Önümüzde uzun ve zorlu bir süreç vardır. Xızır ayındayız, Haq Xızır cümlemize yardım etsin.”

    “DEPREMİN OLDUĞU BÖLGELERİMİZ SAHİPSİZ DEĞİLDİR, BİR GÜN GERİ DÖNÜLECEKTİR”

    İktidarın bu felaketi “fırsata” çevirmeye çalıştığını belirten Karabudak, “Amaçları zaten halkı yerlerinden, köklerinden koparıp sürgün etmek, göçe zorlamaktır. Depremle birlikte insanlar haklı olarak kendilerini korumak için başka şehirlere gitmek zorunda kaldı. Bizlere düşen görev, darda zorda kalan canlarımıza kapılarımızı açmak, lokmalarımızı paylaşmaktır. İlerideki süreçte kendi topraklarına geri dönmeye, sahip çıkmaya ikna etmeliyiz insanlarımızı. Depremin olduğu bölgelerimiz sahipsiz değildir, bir gün geri dönülecektir, tarihi yaşatılacaktır” dedi.

    “MİLİTER GÜÇLER GÖNÜLLÜ YARDIM ÇALIŞMASI YÜRÜTENLERE ENGEL OLDU”

    Mustafa Karabudak şöyle devam etti:

    “Devlet afet dönemlerinde gıda, kurtarma, ilk yardım, barınma görevini bir kenara bırakarak kolluk kuvvetlerini, militer güçlerini bölgeye yönlendirerek yardım etmek yerine gönüllü çalışma yürütenlere de engel oldu. Her bölgeden ilk andan beri herkes kendi gücü oranında, kendi imkanlarıyla gerekli katkıyı sunmasına rağmen şehrin çıkışlarında veya girişinde araçlara müdahale edilmektedir. Buradaki amaç kendi yetersizliklerinin üzerini örtmektir. Bu bölgelerdeki halkı bile isteye sahipsiz bırakmak, ölüme mahkum etmektir.

     “‘YAĞMACI’ DİYEREK LİNCİ, İŞKENCEYİ, KATLİAMI MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Mülteciler özellikle sosyal medyada, devlet eliyle oluşturulan algıyla birlikte hedef haline getirilmişlerdir. Bu, yaralı öfkeli halkın tepkisini devletten uzağa çekme çabasıdır. Bu ev diye mezarları yapan müteahhitler kelepçe bile takılmadan gözaltına alınırken, hiçbir hesap sorulmazken, ırkçılığı körüklemek devletin kaçış şeklidir. Ayrıca “Yağmacı” diyerek linci, işkenceyi, katliamı meşrulaştırma çabalarının altında bölgedeki yurtsever halka saldırma planı vardır. Olağanüstü hal şartlarını da bahane ederek, orada bir katliamı örgütlemek ve insanları kendi bölgesinden uzaklaştırma planıdır.”

    İHTİYAÇLAR

    Mamak Afet Dayanışma Ağı’nın yayınladığı ihtiyaçlar listesinde şunlar yer alıyor:

    Deprem bölgesine gidecek ihtiyaç listesi; Kuru gıda, konserve, hijyen malzemesi, kadın pedi, çocuk bezi, bebek maması, ısınma araçları.

    Deprem bölgesinden Ankara’ya gelenler için hazırlanan ihtiyaç listesi; Kıyafet, bebek bezi, kadın pedi, hijyen malzemeleri, ev eşyaları, barınacak evler.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Karabudak’tan, cemevlerine saldırıyla ilgili toplantıya çağrı: Peşini bırakmayacağız -VİDEO

    Karabudak’tan, cemevlerine saldırıyla ilgili toplantıya çağrı: Peşini bırakmayacağız -VİDEO

    PİRHA- 4 Alevi kurumuna 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırıların ardından açılan dava dosyasına ilişkin basın toplantısı yapılacak. Toplantıya çağrı yapan DAD Ankara Şubesi Eş Başkanın Mustafa Karabudak, “Bizler barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Şikayetçi olmamıza rağmen davadan uzak tutulmaya çalışılıyoruz. Cezasızlık politikası uygulanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi (DAD), aralarında Ana Fatma Cemevi’nin de olduğu 4 Alevi kurumuna geçen yıl Muharrem Orucu’nun ilk günü olan 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırıların ardından açılan dava dosyasına ilişkin basın toplantısı yapacak. Toplantı, 24 Ocak saat 14:00’te Mülkiyeliler Birliği’nde yapılacak.

    DAD Ankara Şubesi Eş Başkanın Mustafa Karabudak, yapılacak toplantı öncesi tüm duyarlı kesimleri toplantıya ve davaya katılmaya çağırdı.

    “BARIŞ İÇERİSİNDE YAŞAMAK İSTİYORUZ”

    Karabudak, çağrısında şunları dile getirdi:

    “Aleviler dünden bugüne iktidarların politikalarını onaylamadıkları için hedef olmuşlardır. Kırım ve katliamlara uğramışlar, sürgün edilmişlerdir. Bugün bunların yanı sıra bir de asimilasyon politikaları uygulanıyor. Son süreçte siyasal iktidar torba yasayla kendine yeni Alevi yaratmak istiyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Biz inancımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Barış içinde yaşamak istiyoruz.

    “ALEVİLER, DOSYADAN UZAK TUTULMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Muharrem ayının ilk günü yapılan saldırı, Alevilere dönük uzun yıllardır süren ayrımcı ve ötekileştirici politikaların bir sonucudur. Saldırı sonrası Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi olarak suç duyurusunda bulunduk ve soruşturma süreci takip edilmiştir. Ancak soruşturma süreci tarafımızca takip edilmesine ve şikayetimize rağmen düzenlenen iddianamede kurumumuza yer verilmeyerek saldırının zarar göreni olan Aleviler, dosyadan uzak tutulmaya çalışılmıştır.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI İŞLETİLİYOR”

    Saldırıların arkasındaki güç odaklarını ortaya çıkarmaya dönük hiç bir araştırma yapılmaz iken, saldırganın cezai ehliyetinin olup olmadığı yönünde yapılan araştırmalar ve var olan sanığın da cezai yaptırımdan korunmasına dönük işlemler, cezasızlık politikasının işletilmek istendiğini düşündürmektedir. Bizler bu davanın peşini asla bırakmayacağız.

    Gelinen aşamada; Alevi kurumlarına dönük saldırılara ilişkin davanın ilk duruşması Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek olup; Alevi kurumlarını, tüm demokratik kurumları ve hak örgütlerini 24.01.2023 tarihinde yapacağımız basın toplantısına ve 30.01.2023 tarihinde görülecek olan duruşmaya davet ediyoruz.”

    NE OLMUŞTU?

    30 Temmuz 2022’de Ankara’da bulunan Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı  saldırı düzenlendi. Söz konusu saldırılar saat 17:00 civarında yapıldı.

    Saldırının ardından saldırgan Ahmet Ozan K. ve onunla bağlantılı 2 kişi gözaltına alındı. Saldırgan tutuklanırken diğer 2 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Ankara’da Sincan Cezaevinde kalan Ahmet Ozan K.’ya akıl sağlığı yerinde olmadığına dair rapor verildi.

    Cemevlerine yönelik saldırılarla ilgili 3 sanığın yargılandığı dava 30 Ocak’ta görülecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da Maraş, cezaevi ve Roboski katliamları paneli: Katliamlarla yüzleşilsin -VİDEO

    Ankara’da Maraş, cezaevi ve Roboski katliamları paneli: Katliamlarla yüzleşilsin -VİDEO

    PİRHA- Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube ile İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Aralık ayı içerisinde yapılan Msraş, cezaevi ve Roboski katliamlarına ilişkin panel düzenledi. Panelde yapılan konuşmalarda katliamlar bir kader olmadığı, halklara, inançlara diz çöktürülmek istendiği belirtildi. Siyasal iklimin değişmesi ile katliam dosyalarının da açılacağı vurgulandı.  

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube ile İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, “Bir Daha Asla” başlıklı panel düzenledi.

    Panel öncesinde, 19 Aralık 2000 Cezaevleri Katliamı, 19-26 Aralık 1978 Maraş Katliamı ve 28 Aralık 2011 Roboski Katliamı’nda yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu.
    Program, Dede Müslüm Metin ile Sevgi Kişin’in birlikte Türkçe ve Kürtçe çerağ uyandırması ile başladı.
    Zakir Hıdır Çelebi’nin, katliamda yaşamını yitirenler için okuduğu ağıtların ardından konuşmalara geçildi.

    Panelin moderatörlüğünü ise Av. Nilay Nayman yaptı.

    “KATLETTİKLERİ KİŞİLERİN MALLARINA EL KOYDULAR”

    Panelin ilk konuşmacısı Av. Kazım Bayraktar oldu. Bayraktar, Kürt ve Alevilerin katliamlarla yokedilemediğini belirterek “Aleviler inançları, Kürtler ise farklı dilleri nedeniyle, yüzeysel olarak öyle katledildikleri görünüyor. Hep şunu gördük, katlettiler, sürgüne gönderdiler ve mallarına el koydular. Özellikle de Ermenileri…Bugün Koç, Sabancı, Çukurova Grubu gibi holdinglerin kökeninde bu katledilen insanların malları vardır. Katledilenlerin mallarının nasıl paylaşılacağı ise kanunlarla belirlenmiş, gizli saklı da tutulmamıştır. Kürtlerin katledilme sebepleri ise Kürt halkının yaşadığı bölgelerdeki kaynakların İstanbul’daki zenginlere verilmesidir. Alevi katliamlarında da sürgünlere rastlıyoruz.” dedi.

    Kazım Bayraktar, cezaevleri katliamında ise siyasal soykırım amaçlandığını vurgulayarak “Bu soykırım örneğinin en taze örneğini yaşıyoruz. Şu anda HDP’nin içini boşaltmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kobane Davasında buna tanık oluyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BİR DARBE MEKANİĞİ MEVCUT”

    Panel konuşmacılarından Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise “Günümüzde Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası halklar ve inançlar bahçesiyken adeta çoraklaştırılmış, adeta halklar inançların mezarlığı haline getirilmiştir. Fiziki ve kültürel katliamlarla direniş coğrafyalarına karşı toplum kırımı yaşatılmak istenmiştir.
    Günümüzde de hala inanç, dil, kültür, etnisiteler bu zihniyetin katliamı ve yok etme tehdidi altındadır. Katliamlar halkların kaderi değildir. Halklara, inançlara soykırımcı politikalarla diz çöktürülmek istenmektedir. Ancak inanç, dil, kültürümüze yönelen bu katliamları nasıl durdurabileceğimiz ve demokratik, eşit, özgür bir arada bir yaşamı nasıl kurabileceğimiz sorununa yoğunlaşmamız gerekmektedir. Katliamlar sadece fiziki yoketme siyaseti değildir. Halkların inançların hafızasının yok edilmesidir. Yani katliamlar gerçekleştirilirken ulusal, kültürel, ekolojik, ekonomik ve inançsal olarak toplum yok edilmek istenmektedir.
    Maraş Katliamı ve diğer katliamlardan gördüğümüz sadece fiziki olarak toplum katledilmiyor. Ekonomisi coğrafyası, kültürü etnisitesi ve hafızası yok edilmiş oluyor.
    İkinci yüzyıla girerken Türkiye bir darbe mekaniği ile karşı karşıyadır. Adeta coğrafyada savaş yıkım yaşanmaktadır. Halklar inançlar bu darbe mekaniğinin yarattığı tehdit ve yok edilişin eşiğindedir.
    Yani tüm ezilen ve ötekiler; Kürt’ü, Türk’ü, Alevisi, Sünisi ile bu emevi yezit siyasetine karşı ortak bir mücadele yaratabildiğimiz oranda katliamlardan korunabilir ve katli vacip bir toplum olmaktan çıkabiliriz.” ifadelerini kullandı.

    “İRADEYİ KIRMAK KOLAY DEĞİLDİR”

    Konuşmacılardan insan hakları aktivisti Mehmet Acettin ise konuşmasına cezaevleri katliamına hapishanede tanık olduğunu belirterek başladı.
    Acettin, “insanı tekleştirmek, yanlızlaştırmak, ailesi ile ilişkilerini kesmek istediler. Politiksizleştirmek amaçları vardı. Biz de bu direnişte gönüllü olarak kendimizi ortaya koyduk. Bugün ise F tipleri yetmezmiş gibi S tipi gibi hapishaneler yarattılar. Ama iradeyi kırmak kolay değildir. Hapishane direnişi tanığı olarak, çok kayıplar vererek bugünlere geldik. Ancak enerjimizi tüketmedik. Kürt hareketi de bir halkın direnişidir. Bizler de hapishanede bu konuda kendimizi ortaya koyduk. Ama irademizi teslim alamadılar. F Tipi saldırı karşısında 1 yıl mücadele edildi ve 122 kişi yaşamını yitirdi. Tek tipleştirme politikaları devam ediyor” dedi.

    “TAKİPÇİSİ OLMAZSAK UYKULARIMIZ HARAMDIR”

    Konuşmacılardan HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç ise Türkiye’de her toplumsal hareket karşısında bir katliamın yapıldığını belirterek şunları söyledi:

    “Mevcut iktidarlar, katliamdan nemalanıp, bir süreci devam ettirmişse yeni bir katliamın da habercisi anlamındadır. Eğer Kürtler, Aleviler mücadele yürütüyorsa karşılarında hep olağanüstü mahkeme sistemini görmüşlerdir. Ulusal basınının hemen hemen hepsi ve siyasal iktidar bu katliamı kabul ediyor ancak ‘vahim olay’ deniliyor. Ama emri veren, istihbari bilgiyi veren kim? O kişilerin 34 kere ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılması lazım. “Vur” emri politiktir. Ne yazık ki devam eden bir dava yok. Çünkü karşılarında Kürtler var, o nedenle rafa kaldırıldı o dosyalar. Eğer bunun hesabı sorulmaz, hukuki karşılığı olmazsa bu katliamların devamı olacaktır. Bunun takipçisi olmazsak uykularımız haramdır. Çünkü bu insanlığa karşı bir suçtur, unutturmayacağız.”

    “SİYASAL İKLİM DEĞİŞMESİYLE BU DOSYA AÇILACAKTIR”

    CHP Ankara Milletvekili Levent Gök de konuşmacılar arasında yer alan isimlerdendi. Milletvekili Gök, 15 yıldır Roboski Katliamı’nın takipçisi olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
    “Bu konuda konuştuklarımla ilgili kimse kalkıpta bana ‘doğru söylemiyorsun’ diyememiştir. Bazı komutanlar, kaçakçıların içinde PKK’lilerin olduğunu iddia etti. Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Yaşar Güler ile Genelkurmay 2. Başkanı Hulusi Akar o gün hava harekatı kararını aldı. O gün Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’di. Bu olaydan 3 yıl sonra İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, ‘devlet neyin ne demek olduğunu biliyordu’ demişti. Siyasal iklimin değişmesi ile bu dosya açılacaktır. Bu olayı unutturmayacağız. Bizlere düşen ahlaki, vicdani olan budur.”

    PİRHA/ANKARA

  • Karabudak: Hala iddianame yok; cemevlerine saldıran kişi belki de serbest bırakılmıştır-VİDEO

    Karabudak: Hala iddianame yok; cemevlerine saldıran kişi belki de serbest bırakılmıştır-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube/Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, 30 Temmuz’da saldırıya uğrayan Alevi kurumlarıyla ilgili halen bir dava dosyasının oluşturulmadığını belirtti. Karabudak “Sürece yayma, zaman aşımına uğratma olayı tüm Alevi katliamlarında da olmuştur. Bu saldırının arkasında mutlaka birileri var. Konunun takipçisi olacağız” dedi. 

    Ankara’daki 4 Alevi kurumuna yönelik 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırının ardından fail hakkında henüz bir iddianame oluşturulmuş değil.

    Saldırgan Ahmet Ozan K. hakkında, en son akıl sağlığının yerinde olup olmadığını öğrenmek için Kasım 2022’de hastaneye kaldırıldığı bilgisi alınmıştı.

    BELKİ DE SERBEST BIRAKILMIŞTIR!”

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirme yaptı. Karabudak, “Yaklaşık 5 ay geçti ama herhangi bir iddianame hazırlanmamış. Dosya bomboş” diyerek şunları söyledi:

    “En son saldırganın hastanede yatırıldığı, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair bir rapor almaya çalıştığını öğrendik. Belki de serbest bırakılmıştır, bilmiyoruz. Kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi gerekir. Bu tutumlarını kınıyoruz. Bunu sürece yayma, zaman aşımına uğratma durumu tüm Alevi katliamları sonrasında olmuştur. Bugün hala Madımak davası 30 yıldır kapanmamıştır. Diğer Alevi katliamlarındaki davalar sönümlendirilmiştir. Bizler bu olayın bir an önce aydınlatılmasını istiyoruz. Son süreç nedir? Ne zaman bu saldırgan adalet önünde hesap vermeye çıkacaktır? Arkasında kimler vardır? Niçin yapmıştır? Bunların bir an önce kamuoyu ile paylaşılmasını istiyoruz. Şu ana kadar bizler herhangi bir bilgi alamadık.”

    “BİR TEK KİŞİNİN YAPMADIĞI SALDIRI!”

    Mustafa Karabudak, yapılan saldırının üstünün örtülmeye çalışıldığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bir insanın İzmir’den gelip Ankara’daki 4 kuruma saldırması düşündürücü. Ankara’da yaşayan bir insan dahi bu kurumların nerede olduklarını bilemez. Çünkü çok kısa bir zaman diliminde bu saldırıyı yapması mümkün değil. Muhakkak bunu mobilize eden, planlayan, arkasında kişi ya da kişiler vardır. Bunların hepsinin açığa çıkması lazım. Evet şimdiye kadar ki saldırılarda, kapı işaretlenmelerinde hep ‘çocuklar yapmıştır, sarhoştur, meczuptur’ diyerek geçiştirildi. Bu olayın zamana yayılmasında da herhalde öyle bir yöne doğru gidiliyor. Belki de bu saldırgana ‘akli dengesi bozuktu, ne yaptığını bilmiyordu’ denilerek hastaneden rapor alıp geçiştirecekler. Ama biz bunun öyle olmadığını biliyoruz. Tüm saldırıların arkasında devletin olduğunu biliyoruz. Çünkü aynı kişi, bir başka inanç grubuna; tabii ki istemeyiz böyle bir şeyi ama örneğin bir camiye saldırmış olsaydı olayın akıbeti daha farklı olurdu. İş Aleviler olunca hep ötelenir, zamana yayıp üzerini örterler.
    Gerçekten bir kişi durup dururken bunu yapmaz. İlk ifadelerinde rastladığımız şey, cemevlerine karşı olduğu, sevmediği yönünde beyanları vardı. Yani niyeti olan biri eğer cemevine saldırmak isteyecekse İzmir’de bir sürü cemevi var, oraya da saldırabilirdi. Ankara’ya gelmesine gerek yoktu. Bir kişinin yapmadığı bir saldırı, bundan eminiz. Davanın da peşindeyiz.”

    “Cemevi saldırılarını Allah için yaptım” diyen failin akıbeti hakkında bilgi almak istediğimiz ilgili avukatlara ise ulaşamadık.

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER: Ankara’da cemevlerine saldıran şahıs hakkında yeni gelişme!

  • DAD Ankara Şubesi’nden çağrı: Torba yasadan çıkacak Aleviliği reddediyoruz -VİDEO

    DAD Ankara Şubesi’nden çağrı: Torba yasadan çıkacak Aleviliği reddediyoruz -VİDEO

    PİRHA – Alevi çatı örgütlerinin, AKP iktidarı tarafınca cemevlerinin torba yasa kapsamında bakanlık bünyesine alınması karşın 7-8 Kasım’da Ankara’da yapacakları eylem ve etkinliklere çağrı yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “Torba yasasından çıkacak sistem Aleviliğini ret ediyoruz. Tüm kamuoyunu duyarlılığa davet ediyoruz ve sesimize ses verin diyoruz” dedi.

     

    Cemevlerinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda torba yasa içerisinde gündeme getirilip Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması ve AKP-MHP çevresince Aleviliğin tanımlamasına tepkiler sürüyor. Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri yaşananlara tepki olarak eylem kararı aldı.

    Yedi Alevi çatı örgütü, yaptığı açıklamada 7 Kasım’da bütün Yol önderleri ile bir araya gelip durum değerlendirmesi yapacaklarını açıkladı. Örgütler, 8 Kasım’da ise itirazlarını dile getirmek adına Meclis’e gideceklerini belirterek ‘Sözümüzü söylemek, Yol’a sahip çıkmak adına çağrıda bulunuyoruz’ ifadelerini kullandı.

    DAD Ankara Şubesi üyeleri, Ana Fatma Cemevi’nde bir araya gelerek, hükümetin izlediği politikalara tepkilerini dile getirdi. Yapacakları eylem ve etkinliklere katılım çağrısı da yapan şube üyeleri, çerağ uyandırarak, semah döndü.

    “TORBA YASADAN ÇIKACAK SİSTEM ALEVİLİĞİNİ REDDEDİYORUZ”

    Açılış konuşmasını yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, 7-8 Kasım’da Ankara’da yapacakları eylem ve etkinliklere çağrı yaparak şunları dile getirdi:

    “Siyasal iktidar Aleviliğe don biçmeye çalışıyor. Aleviler arasında çelişki çatışma yaratmaya ve kendi makbul Alevisini yaratmaya çalışıyor. ‘Yol bir sürek bin bir’ düsturuyla birliğimize, inancımıza, yolumuza sahip çıkalım.  Rıza toplumu olan Aleviler kendi lokmalarıyla yolunu yürütür. Torba yasasından çıkacak sistem Aleviliğini ret ediyoruz. Tüm kamuoyunu duyarlılığa davet ediyoruz ve sesimize ses verin diyoruz. Biz devletten elektrik, su parası istemiyoruz. Dedelere maaş verilmesini istemiyoruz. Biz Aleviler olarak eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz. Bizim inancımız ne torba yasaya ne de bakanlıklara sığar.”

    Karabudak’ın konuşmasının ardından Zakir Hıdır Çelebi’nin deyişleriyle semah dönüldü.

    PİRHA/ANKARA

  • 3 firari sanığın yargılandığı Sivas Katliamı duruşması yarın; Karabudak’tan uyarı-VİDEO

    3 firari sanığın yargılandığı Sivas Katliamı duruşması yarın; Karabudak’tan uyarı-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamı’nın 3 firari sanık üzerinden yürütülen davasının duruşması 21 Eylül’de görülecek. Duruşma öncesi davaya ilişkin konuşan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “Aradan 30 yıl geçti. Alevilerin aleyhine işleyen bir süreç oldu. 3 Sanığın yakalanamamasından dolayı devam eden bu dava bu kişiler yakalanamadığı takdirde önümüzdeki yıl zaman aşımına uğrayacak” uyarısında bulundu.

    Sivas Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hala adalet sağlanamadı. Sivas Katliamı’nın üç firari sanığı Eren Ceylan, Murat Songur ve Murat Karataş üzerinden yürütülen davanın 29. duruşması, 21 Eylül’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 14:00’te görülecek.

    Duruşma öncesi davaya ilişkin konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, davanın bilinçli bir şekilde zamana yayıldığına vurgu yaparak, 3 firari sanığın yakalanamaması durumunda davanın önümüzdeki yıl zamanaşımına uğrayacağını belirtti.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI, CEMEVLERİNE SALDIRANLARA CESARET VERİYOR”

    Firari 3 sanığın yıllardır yakalanamadığına dikkat çeken Karabudak, bu sanıkların duruşmaya katılıp ifade verseler bile ceza almama ihtimallerinin yüksek olduğunu söyledi.

    Sivas Katliamı davasının bilinçli bir şekilde zamana yayıldığını aktaran Karabudak, sözlerine şöyle devam etti:

    “Aradan 30 yıl geçti. Bu zamana yayma ve cezasızlık politikası sıradanlaştı. Kamuoyu da artık bu davadan bir sonuç çıkacağı beklentisini taşımıyor. Bizim de cemevimizin içinde bulunduğu Alevi kurumlarına geçtiğimiz aylarda saldırılar oldu. Şu ana kadar hala bir iddianame hazırlanmış değil. Suç kapsamına baktığımızda ise örgütlü bir şekilde yapılmış saldırılar olarak ele alınmıyor. Mala zarar vermekten ya da bu tip adli nedenlerle bu kişiler yargılanıyor. Bu saldırılar bilinçli, sistemli, örgütlü bir şekilde yapılıyor. Bu kişilerin arkasında kim var yeterince araştırılmıyor. Alevilere karşı yapılan saldırılar anayasal düzene karşı işlenen suçlar kapsamına alınmıyor. Bu tür saldırıların terör suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekiyor. Sivas Katliamı davasında olduğu gibi yürütülen cezasızlık politikaları bu saldırganlara cesaret veriyor.

    “FİRARİ SANIKLAR YAKALANAMAZSA DAVA ÖNÜMÜZDEKİ YIL ZAMAN AŞIMINA UĞRAYACAK”

    Çarşamba günü Sivas Katliamı’nın 29. duruşması görülecek. Ana davanın 2012’de kapatılması, AİHM’e götürülmemesi Alevilerin ve demokratik kamuoyunun aleyhine işleyen bir süreç olmuştur. 3 Sanığın yakalanamamasından dolayı bu dava devam ediyor. Bu kişiler yakalanamadığı takdirde dava önümüzdeki yıl zaman aşımına uğrayacak. Yine Alevilerin aleyhine işleyen bir süreç söz konusu.”

    “KARARBABA’NIN HER ZAMAN DİLLENDİRDİĞİ ‘ALEVİ SOYKIRIMI’ SÖZLERİ ŞİMDİ SUÇ SAYILDI”

    Davanın müştekilerinden olan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’ya 2 Temmuz 2022’de Sivas’ta açtığı ‘Alevi soykırımı’ pankartından dolayı hakkında soruşturma açıldığını anımsatan Karabudak, şunları dile getirdi:

    “Karababa bu ülkede Alevi soykırımı yapıldığını dile getirdi bu pankartla. Bu düşüncelerini her duruşmada da dile getiriyor ve bu mahkeme tutanaklarına da işliyor. Ama şimdi her zaman söylediği cümlelerin suç teşkil ettiğini belirtip hakkında soruşturma açmışlar. Soykırım kelimesi 1944’lerde bir avukatın dile getirdiği terimdir. Bu tespit Birleşmiş Milletler tarafından da kayıt altına alınmış ve kabul edilmiştir. Soykırımın 5 temel maddesi vardır. Bir grubun topluca öldürülmesi, çocuklarının zorla başka bir yere nakledilmesi, inancının, kültürünün, dilinin değiştirilmesi, fiziksel varlıklarının ortadan kaldırılması, sürgün ve ekonomik anlamda zayıflatılması.

    “ALEVİLERE KARŞI BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM SÖZ KONUSUDUR”

    Tüm bunları değerlendirdiğimizde Koçgiri ve Dersim bu soykırım tespitini karşılıyor. Aynı şekilde Ortaca, Çorum, Maraş, Malatya, Sivas, Gazi bunların hepsi Alevilere karşı yapılmış katliamlardır. Alevilere karşı bir kültürel soykırım söz konusudur. Örneğin Maraş Katliamı’ndan sonra orada yaşayan Aleviler İngiltere’ye sığınmışlardır. Kendini güvende hissetmeyen Aleviler yaşadıkları katliamlardan sonra kendilerini daha güvende hissedebilecekleri yerlere taşınmışlardır. Bu bir asimilasyondur hem de bir kültürel soykırımdır.”

    “ALEVİLER OLARAK BU DAVANIN TAKİPÇİSİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Demokrat, duyarlı tüm kesimleri Sivas Katliamı’nın 21 Eylül’de görülecek olan duruşmasına çağıran Mustafa Karabudak, “Sivas Katliamı’ndan sonra 6 Temmuz’da Dikmen’de 500 bin insan mezarlığa yürümüştü. O zaman ben de oradaydım. Bu sayı her yıl biraz daha düştü. O günden bugüne süreç iyi örülmedi. Bununla birlikte toplumda bir umutsuzluk da var. Bu davaların sürece yayılması, cezasız kalması insanlarda bir yılgınlık da yarattı. Şu anda dava bir iki aile ve kurum üzerinden yürüyor. Özellikle Karababa ve Metin aileleri bu davayı takip ediyor. Bizler de Aleviler olarak, Alevi kurumları olarak bu davanın takipçisi oluyoruz, olmaya da devam edeceğiz. Tüm duyarlı kamuoyunu da bu davayı sahiplenmeye çağırıyorum” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • DAD Ankara Şube: Zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor-VİDEO

    DAD Ankara Şube: Zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor-VİDEO

    PİRHA – Ana Fatma Cemevi/Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması talebiyle basın açıklaması yaptı. “Devletin Alevisi olmayacağız” denilen açıklamada, “Anadilinde konuşmak, eğitim görmek zulme tabi, zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.

    Ana Fatma Cemevi Demokratik/Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, yeni eğitim yılının başlamasıyla birlikte zorunlu din dersi sorununa dikkat çekti. Okullardan din derslerinin kaldırılması talebini dile getiren DAD Ankara Şubesine Alınteri, BDSP, HDP Ankara İl,  HDP Mamak ilçe, Mamak Halkevleri, Anka, Tüm Emekli Sen Mamak Şube ve 78’liler girişimi de destek verdi.

    “SİZ BİZİM İNANÇ ÖNDERİMİZ DEĞİLSİNİZ”   

    Ana Fatma Cemevinde yapılan basın açıklamasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak okudu. Okunan metinde öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi inancına yönelik yorumları eleştirildi. “Siz bizim inanç önderimiz değilsiniz” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Eğitim, öğrenileni davranışa dönüştürme eylemidir demek yanlış olmaz.

    Bu eğitim ve öğretim yılında Alevi çocukları ve din eğitimi talebi olmayan çocukların artık zorla başkalarının inançlarının davranışını edinmekten kurtulacağını umut etmiştik, öyle olmalıydı. AİHM zorunlu din dersi Anayasaya aykırıdır diye karar vermişti. Bu kararın uygulanmasını, bununla ilgili düzenleme programı beklerken Cumhurbaşkanın açıklamasına bakalım. ‘Allah’sız, Muhammet’siz, Ali’siz Alevilik olmaz. Sapkın zevklerin üzerine inşa edilenlerle insanlık olmaz. Milli, manevi değerlerimize, kırmızı çizgilerimize tecavüz eden herkes ayağını denk almalıdır.’ dedi.

    Bu ülkenin cumhurbaşkanına 1982 Anayasası bile insanlara neye nasıl inanacakları konusunda çerçeve çizme hakkı tanımamıştır. Ayrıca kendinden farklı inanca sahip olan insanlara ve inancın içeriğine sapkın tanımlaması yapma hakkı da tanımaz. Ayrıca Aleviler inanç çerçevelerini belirleme konusunda size yetkide vermediler. Siz bizim inanç önderimiz değilsiniz.

    Sapkınlık konusunda herkes kendi inanç alanını gözden geçirsin. İnsaf diyoruz. Milli ve manevi değerler derken, herkesin maneviyatı kendine, senin inancın neden benim maneviyatımız oluyor. Nasılda aşikar ediyorsunuz bize reva gördüğünüzü. ‘Bizim çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkarsanız ayağınızı denk alın’ diyorsunuz. Ayağımız oldukça denk. Bu tehdidin altında yatan tarihte çok tanık olduğumuz katliamlar hatırlatmasıdır. Merak etmeyin unutmamıza pek fırsat vermiyorsunuz. Aklımızda.

    Açıkçası siz ne söylediğinizi çok iyi biliyorsunuz. Bizde sizi o düzeyde anladık. Önlemimizi de öyle alıyoruz.”

    “DİYANET 4 BAKANLIK BÜTÇESİNDE SEFA SÜRÜYOR”

    Mustafa Karabudak, son 100 yıllık süreçte Alevilerin uğradığı asimilasyon ve katliamlara da işaret ederek “Asimile etmek için her yolu mübah saydınız” dedi. Karabudak, zorunlu din dersi ile Aleviliğe olan yasağın sürdüğünü ifade ederek şöyle devam etti:

    12 Eylül Faşist rejimi binlerce evladımızın canına kıydı. Asimilasyon kırımı görevini tamamlamak için. Bugün 12 Eylül’’ü aratan istibdat rejimi ile Sarayımda keyfimi bozmayın. Bu ülkede eğitimin bir tek amacı olmalı. Sarayıma biat edecek insana ihtiyacım var, onun dışında başka bir sonuç ortaya çıkmamalı. Zaten biat edemeyenler de kaçacak yer arayışında.

    Bu tavrınız, bu beklentiniz ülkede hak, hukuk, adalet bırakmadı. Yalan, talan, savaş, zulüm ürettiniz. Yoksulluk, yoksunluk ürettiniz. Manevi değer diyorsunuz da, Urfa adliyesi önünde Emine Şenyaşar diye bir kadın var. Her gün ‘Adalet’ diye ellerini Allah’a açıyor, hasta tutsak anneleri var onlar da ellerini Allah’a açıyor. Zulme ortak olanların kulakları sağır. Maneviyatınız sarayın dışına çıkamıyor. Onlara ulaşamıyor.

    Sizin inanmak, maneviyat diye bir derdiniz yok. Ahlaki değerleri güçlü barındıran maneviyat toplumsal meşru alandır. Lakin maneviyata iktidar ve çıkarcı yaklaşım meşruluğunuzu da sorgulatan bir yerdedir. Kurduğunuz saray rejiminin devamını sağlayacak, sorgulamayan, düşünmeyen, körü körüne inanan insan yetiştirmek. Bir zamanlar tarif etmiştiniz. Uzaya yol yaptık desek taraftarlarımız inanır diye.

    Büyük emek veriyorsunuz. Birkaç bakanlığın bütçesini kullanan diyanet, zorunlu din dersleri ile okullar. Yetmedi Alevi inancının yaşatıldığını gördüğünüz her yere müdahale edip, manevi değer tanımlaması, tehdit, ayak denkleştirme, kırmızı çizgiler.

    Sonuç ortada. Ülkede yüzü gülen, yarına umutla bakan insan kızı, insan oğlu bırakmadınız. Anadilinde konuşmak, eğitim görmek zulme tabi, zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor.

    Sınıflar 40 kişilik, öğretmenler atanmamış. İmama yatırım yapan güya laik bir eğitim hedefinizde. İlk sınıflarda kitabı parasız yapmış ama sırayı, kalemi, tahtayı, bilgisayarı velinin sırtına yüklediniz. Diyanet 4 bakanlık bütçesinde sefa sürüyor. Halk aç, halkın evlatları okuduğu meslekte iş bulamıyor. İş çok deyip yalan ile kağıt toplayıcısı ol nerden iş yok diyor sefa sürenler.

    Durmadan paralı üniversite açıp, ebeveynin üniversiteli iş sahibi olsa bile ömür boyu eğitimine yatırılan parayı karşılayamayacak bir sistem kurdunuz.

    Biz Aleviler, Kürtler ve ötekiler için yeniden bir anayasa ve bu seçimde seçimli kurucu meclis olmadan her çözüm tali olacaktır. Eski akılla ve dikta rejimi benzerleri yokluğumuz üzerine plan yapmaya devam etmektedir. Alevi halklarımızı tekrar oyalayan asimilasyon cenderisinden uzak durarak, demokratik bir gelecek için Yeni Anayasa, Seçimli Kurucu Meclis ve Kurucu Yurttaşlık fikrinde birleşmeye çağırıyoruz. Başka türlü Eşit Yurttaşlık fikirleri de altı boş yaklaşımlar olacaktır.”

    “DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”

    Basın açıklamasında söz alan HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu ise, AKP iktidarının Alevi politikasını eleştirerek şunları söyledi:

    “Bu dernek kısa süre önce faşistlerin saldırısına uğramıştı. Bu ülkede 1924’te tekke ve zaviyeler cumhuriyet ilanından sonra kapatılmıştı. O günden bugüne tekçi zihniyet mantığı devam ediyor. AKP, Sünni geleneği dayatıyor. Bütün inanç ve haklar yok hükmünde sayılıyor. Biz, Diyanet İşlerinin kapatılmasını istiyoruz. Cemevi Dairesi kurulması hesapları var. Bu hesapların nedenini biliyoruz. Yakında bir seçim yapılacak. Alevileri oy deposu olarak görüyorlar. Kendi Alevilerini yaratmak istiyorlar. Kimsenin, devlete bağlı olarak inancını hayata geçirmesini istemiyoruz. Devletin Alevisi olmayacağız. Din dersinin zorunlu olarak kabul edildiği bir ülkede çocuklarımızın daha özgür olması için mücadele edeceğiz. Devletin Alevisi olmayacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Karabudak: İktidar, makbul Alevi yaratma, Aleviliğe yeni bir don biçme peşinde-VİDEO

    Karabudak: İktidar, makbul Alevi yaratma, Aleviliğe yeni bir don biçme peşinde-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi Eş başkanı Mustafa Karabudak, AKP hükümetinin ‘makbul Aleviler’ yaratma amacında olduğunu ifade ederek “Aleviliğe yeni bir don biçme isteğindeler. Cumhurbaşkanının kendi kafasına göre bir Alevi tanımlaması var” dedi. Karabudak ekledi: Yol’u bilen Yol’dan ayrılmaz. 

    AKP hükümetinin, Alevilere yönelik politikaları halkın yoğun tepkisine sebep oluyor. Önce bakanlıklar üzerinden cemevleri, Alevi gençleri ve dedeler ile bağlantı kurmaya çalışan iktidar şimdi ise ‘Alevilik dairesi’ gibi bir oluşumun hazırlığını yapmakta.

    Tüm bu gelişmelerle birlikte AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cemevi ziyareti ve 2 Eylül’de sarf ettiği “Alevi-Bektaşi kardeşlerimizin meselelerinin çoğunu biz çözdük, kalanları da adım adım çözüme kavuşturuyoruz. Allahsız Alevilik olmaz, Muhammedsiz Alevilik olmaz, Alisiz Alevilik olmaz” sözleri kurum temsilcilerinin de tepkisine sebep oldu.

    Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,  kendince Aleviliğe tanım yaptığını belirterek “Erdoğan’ı samimi bulmuyoruz” dedi.

    “AKP, ALEVİLİĞE YENİ BİR DON BİÇME PEŞİNDE”

    Mustafa Karabudak, AKP hükümetinin, geçmişte de benzer girişimlerde bulunduğunu hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “2009 yılında yapılan Alevi açılımlarını biliyoruz. Arkasından hiçbir şey yapılmadığını da biliyoruz. Daha dün Alevilere, cemevlerine hakaret eden, cemevlerine ‘cümbüş evi’ diyen zihniyet bugün seçim yaklaşınca belli bir kesimi yanına alabilmek için, daha doğrusu makbul Alevi yaratmak için bir gayret içindedir. Aleviler olarak bunu samimi bulmuyoruz. Erdoğan’ın yaptıklarının ardından Alevi kamuoyundan da tepki geldi. Siyasal iktidar, ‘makbul Alevilik’ yaratma peşinde ve Aleviliğe yeni bir don biçme isteğinde. Kendi kafasına göre bir Alevi tanımlaması var. Siyasal İslam’ın içinde olan bir Alevi tanımı yapmaya çalışıyor. Bunu Hüseyin Gazi’de başardılar. İnanç önderlerimizin temsili resimleri indirilerek cemevimizde olmaması gereken yazılarla yeni bir düzen getirdiler. Ancak bunun da tepkisini aldılar. Kadimden bugüne asıp, kesip, yakıp ve katledemediği Alevileri şimdi asimile ederek, kendine benzeterek ve yanına alarak bir politika izliyorlar. İktidar, bir elinde havuç öbür elinde sopa misali ortada geziniyor. Bir taraftan cemevlerini gezip ihtiyaç sorup tedarik eden bir zihniyet, diğer taraftan cemevlerine saldıran bir zihniyet… İkisi de bu iktidarın ürünüdür.”

    “ZAYIF HALKALARI KENDİ YANLARINDA TUTMAYA ÇALIŞIYOR”

    İktidarın, Alevi inancını “bir kalıba sokma” çabasının olduğunu söyleyen Mustafa Karabudak “Alevi süreklerini ayrıştırma, bir kısmını yanına alıp bir kısmını marjinalleştirme çalışmaları var. AKP hükümeti biliyor ki Alevilerden kendilerine oy gelmez ama bir şekilde de Alevilerin bütünlüklü olarak bir yerde durmasını istemedikleri için en zayıf halkaları kendi yanlarında tutmaya çalışıyor” yorumunu yaptı.

    “YOL’U BİLEN YOL’DAN AYRILMAZ”

    Mustafa Karabudak, iktidarın, Alevilere yönelik projelerinin karşılık bulmayacağını da belirtti. Dedelerin Kerbela’ya götürülmesi, gençlerin Hacıbektaş’ta kampa sokulması ve ‘Alevilik  Dairesi’ adı altında bir yapının oluşturulması konusunun başarısızlıkla sonuçlanacağını söyleyen Karabudak şu cümlelerle sözlerini tamamladı:

    “Bu projeler belli bir kesimde muhakkak ki karşılık bulur. Bu Yol’un dönem dönem düşkünleri, teslim olanları olmuştur. Ama büyük bir çoğunluk; Yol’a hizmet eden, Yol’u bilen insanlar, bu Yol’dan ayrılmazlar. Tüm zorluklara rağmen bu Yol sürülür. Kadimden bu yana baktığımızda Aleviler çok katliamlar yaşamışlar ama Yol bize doğruyu gösterdiği için biz de bir şekilde devam edeceğiz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ankaralı yurttaşlar saldırıya uğrayan cemevinde bir araya geldi-VİDEO

    Ankaralı yurttaşlar saldırıya uğrayan cemevinde bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi yönetimi, düzenlediği kahvaltı programı ile Ankara’daki kitle örgütlerini bir araya getirdi. Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak yaptığı konuşmada “Siyasal iktidar, Alevileri ancak tanır, tanımlayamaz” vurgusu yaptı.

    Ankara’da 30 Temmuz’da saldırıya uğrayan dört Alevi kurumundan birisi olan DAD Ana Fatma Cemevi, düzenlediği kahvaltı programında Ankaralı yurttaşları bir araya getirdi.

    Cemevi önünde yapılan kahvaltı programına katılım bir hayli yoğun oldu.

    DAD Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, yaptığı konuşmada dayanışmanın önemine dikkat çekerek “Cemevimiz saldırıya uğradıktan 10 dakika sonra burası doldu taştı. Tüm demokratik insanlar gelip burayı sahiplendiler. Tekrar teşekkür ediyoruz. Bu saldırı hepimize yapılan bir saldırıydı” dedi.

    “SİYASAL İKTİDAR, ALEVİLERİ ANCAK TANIR, TANIMLAYAMAZ”

    Mustafa Karabudak, cemevlerine yapılan saldırılar ardından mahkeme sürecinin başlayacağı bilgisini vererek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler kadimden bugüne mazlum bir halktır. Hep haksızlıklara, katliamlara uğrayan bir halktır. Bundan sonraki süreçte de hep birlikte yol yürümek istiyoruz. Yakında mahkeme sürecimiz de başlayacak. Keza okullar açılacak ve zorunlu din dersleri var. Bizim en büyük sorunlarımızdan birisidir.

    Siyasal iktidar her gün bir açıklama yaparak bir taraftan daha dün tanımadığı cemevlerini gezip kendince bir meşru alan açmaya çalışırken bir taraftan da saldırıları devam ediyor. Dün yine hakaretvari açıklamaları vardı. Kafalarındaki o siyasal İslam’ı sürdürmeye çalışıyorlar ama bu boş bir hayaldir. Kadimden bugüne gelen inancımız Yolumuz bundan sonra da devam edecektir. Hiç kimsenin, bizi sindirmeye, asimile etmeye, değiştirmeye gücü yetmeyecektir. Siyasal iktidar, Alevileri ancak tanır, tanımlayamaz. Bugüne kadar gittikleri yerlerde kendi kafalarına göre bir Alevilik şekillendirmeye başladılar. Bunu Hüseyin Gazi Türbesi’nde yaşadık. Kendi kafalarınca bir cemevi imajı çizmişler. Bunlara izin vermeyelim diyoruz.”

    Yapılan konuşma ve kahvaltı ardından Zakir Murat Yılmaz ile Hıdır Çelebi deyiş ve ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması pay edildi

    DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması pay edildi

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi aşure lokmasını pay etti. Lokma paylaşımı öncesi konuşma yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “15 gün önce bir saldırıya maruz kaldık. Bu saldırlar da bize gösteriyor ki, Kerbela’dan bugüne Aleviler hala yok sayılıyor. Yezid zihniyet bugün hala yaşıyor. Yezit zihniyet var olduğu sürece bizler de direnişimize devam edeceğiz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi aşure lokmasını pay etti. 30 Temmuz’da saldırıya uğrayan cemevlerinden birisi olan Ana Fatma Cemevi’nde verilen aşure lokmasına yaklaşık 500 kişi katıldı.

    Lokma paylaşımına çok sayıda yurttaşın yanı sıra HDP Milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Turgut Öker, HDP ve CHP Ankara il örgütü yöneticileri, Türk Tabipler Birliği (TTB), KESK, Yeşiller Sol parti, Halkevleri, Partizan, Alınteri, Ankara Dersimliler Derneği ve Tuzluçayır Mahallesi muhtarı katıldı.

    “KERBELA’DAN BUGÜNE ALEVİLER HALA YOK SAYILIYOR”

    Lokmalar pay edilmeden önce çerağ uyandırıldı ve DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak kısa bir konuşma yaptı. Karabudak konuşmasında, “Kadimden bugüne Aleviler için kutsal olan aşuremizi paylaşıyoruz. Aşure lokmamızı hiç kimsenin desteği olmadan canlarımızla birlikte yaptık. 15 gün önce bir saldırıya maruz kaldık. Bu saldırlar da bize gösteriyor ki, Kerbela’dan bugüne Aleviler hala yok sayılıyor, hala kabul edilmiyorlar. Yezid zihniyet bugün hala yaşıyor. Yezit zihniyet var olduğu sürece bizler de direnişimize devam edeceğiz. Cemevlerimiz her zaman açıktır. Bundan sonra da açık kalmaya devam edecek. Hüseyni duruşumuzu her zaman sergileyeceğiz. Biz Alevilerde aşure lokması önce kurda kuşa, börtü böceğe verilir. Daha sonra hamile kadınlara, yaşlı hasta ve çocuklara verilir. En son tüm canlara verilir. Bugün de öyle yapacağız” dedi.

    Karabudak’ın konuşmasının ardından İmam Rıza Ocağı’ndan Hatice Erdem lokma gülbengini okudu. Daha sonra bir kap aşure lokması hayvanların yemesi için cemevinin karşısında bulunan parka bırakıldı. Ardından tüm canlara dağıtıldı.

    Lokma paylaşımı Zakir Hıdır Çelebi’nin deyişleriyle son buldu.
    PİRHA/ANKARA