PİRHA- DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Başkanı Mustafa Karabudak, aşure lokması paylaşımı için çağrıda bulundu. Karabudak, “Bizim için en kutsal ve hassas olan Muharrem ayının birinci gününde cemevimiz saldırıya uğradı. Günümüz Yezidleri, Kerbela’dan bugüne hala inancımızı yok saymakta. Tüm canları nehak zihniyete karşı gösterdiğimiz Hüseyni duruşta yanımızda olmaya çağırıyoruz” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, aşure lokmasını pay edecek.
Tuzluçayır’da bulunan Ana Fatma Cemevi’nde yapılacak lokma paylaşımı cumartesi günü (13.08.2022) saat 17:00’de olacak.
“CEMEVİMİZE YAPILAN SALDIRIYA KARŞI SESİMİZE SES OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Tüm canları lokma paylaşımına davet eden DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Başkanı Mustafa Karabudak, yaptığı çağrıda şunları dile getirdi:
“Yas-ı Muharrem ayındayız. Bizim için en kutsal ve hassas olan Muharrem ayının birinci gününde cemevimiz saldırıya uğradı. Günümüz Yezidleri, Kerbela’dan bugüne hala inancımızı yok saymakta, bizi kendine düşman bilmektedir. Tüm saldırılara karşı başta Tuzluçayır halkı, demokratik güçler, siyasi partiler, üyelerimiz ilk günden beri cemevimizi sahiplenip sürekli ziyarete geldiler, dayanışma gösterdiler. Daha güçlü olmamız için üye oldular. Saldırıdan bugüne birçok üyemiz oldu.
Üyelerimiz ve mahalle halkının lokmalarıyla cumartesi günü saat 17.00’de cemevimizde yapacağımız aşuremizi paylaşacağız. Tüm canları sesimize ses olmaya, nehak zihniyete karşı gösterdiğimiz Hüseyni duruşta yanımızda olmaya çağırıyoruz.”
PİRHA- Saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “Soruşturma süreci boyunca sağlıklı bilgi elde edemedik. Bu kişi tek başına bu saldırıları yaptıysa da, siyasi iktidarın kullandığı ötekileştiren, yok sayan, nefret söyleminde bulunan dilinden kaynaklıdır. Bu olayın peşini bırakmayacağız” dedi.
Ankara’da 30 Temmuz’da Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi’ne, Ege Mahallesi Şah-ı Merdan Cemevi’ne, Gökçebel Köy Derneği’ne ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırılarda bir kişi bıçakla yaralandı.
Saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Saldırıları tek kişinin yaptığına inanmadıklarını belirten Karabudak, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması gerektiğini söyledi. Duyarlı tüm kesimlerin bu tür saldırılara karşı birlikte hareket etmesi gerektiğini de kaydeden Karabudak, siyasal iktidarın seçim sürecine giderken kaos ortamı yaratarak bundan beslenmek isteyeceğini ve herkesin buna karşı uyanık olması gerektiğini vurguladı.
“CEMEVLERİNE YÖNELİK SALDIRI OLDUĞUNU DUYUNCA HEMEN GELDİK”
Saldırının olduğu günü anlatarak sözlerine başlayan Karabudak, şunları dile getirdi:
“Saat 14.00 gibi çıkmıştık cemevimizden, kapalıydı. Eve gittim, bir arkadaş aradı. ‘Bir duyum aldım Ankara’da cemevlerine saldırı olmuş’ dedi. ‘Siz de bir şey var mı?’ diye sordu. Ben de biraz önce cemevindeydik bir sorun yok dedim ama yine de bir gelip bakmak istedim. Geldiğimde baktım ki bizim cemevimize saldırı olmuş. Camlar kırılmış ve yerde banket taşları var. Yan taraftaki dükkanlara sordum. ‘Görmedik, içerideydik’ dediler. Hava çok sıcak olduğu için sokakta kimse yoktu. Daha sonra kapının önüne bir sivil polis ekibi geldi. Onlar da, ‘Biz de Ankara genelinde cemevlerine yönelik bir saldırı olduğunu duyduk, o yüzden geldik’ dediler. Daha sonra esnaftaki mobese kameralarına baktık.
Saldırı saat 15.40’da gerçekleştirilmiş. 20 – 25 yaşlarında bir erkek şahıs yapmış. Elinde banket taşları ile yaya olarak geliyor ve saldırıyı gerçekleştiriyor. Sonrasında elini kolunu sallayarak ters istikamete doğru devam ediyor. Daha sonra da ben üyelerimize, mahalledeki dostlarımıza haber verdim. Medyaya da haber verdik. Belli bir süre hiçbir yere dokunmadık. Daha sonrasında polisler geldi ifadeler alındı, parmak izi vesaireler alındı. Avukatımız geldi aynı zamanda, şikayetçi olduk. Saldırı olduğu günden bugüne de sürekli ziyaretçilerimiz oluyor. Siyasi partiler, demokratik kesim, sivil toplum örgütleri, dost kurumlar, çok sayıda yurttaşımız ziyaretimize geldi.”
“İZMİR’DEN GELMİŞ, İKİ SAAT İÇİNDE SALDIRILARI YAPMIŞ VE DÖNERKEN YAKALANMIŞ”
Soruşturma süreci boyunca sağlıklı bir bilgi elde edemediklerini söyleyen Karabudak, “Şu anda öğrendiğimiz kadarıyla bu saldırıları bir kişi yapmış. İsmini öğrenemedik, gizlilik var. Dün avukatımızı emniyete çağırdılar. Onunla da hiçbir bilgi paylaşımı yapmadılar. Sadece ‘Fazla büyütmeyin, münferit bir olay. Bir kişinin yaptığı bir olay. Hiçbir örgüt bağlantısı yok. Buna rağmen tekrardan araştırıyoruz. Aynı gün yakalandı zaten’ demişler. Ancak biz bunun böyle olmadığını biliyoruz. Bu kesinlikle örgütlü bir olaydır. Netleştiremedik ama aldığımız duyumlara göre bu şahıs İzmir’den gelmiş. 2 cemevi, bir vakıf ve bir köy derneğine saldırdıktan sonra İzmir’e geri dönerken Eskişehir yolunda yakalanmış. Ancak bunun hiç inandırıcılığı yok. İzmir’den gelip Kızılay’a gidip oradan Ege Mahallesi’ne geçip daha sonra Tuzluçayır’a gelmesi yaklaşık iki saatlik bir zamanını almış. Bölgeyi bilmeyen, mahalleyi bilmeyen birisinin yapabileceği bir şey değil bu. Ayrıca neden yapsın? Bunun arkasında muhakkak birileri var. Siyasi iktidar bu olayı aydınlatmalı ve tüm kamuoyuna hesabını vermelidir” diye konuştu.
“SİYASİ İKTİDAR BU TÜR KAOSLARLA ÖMRÜNÜ UZATMAK İSTİYOR OLABİLİR”
Bu tür saldırılara karşı Alevilerin, demokratların, duyarlı tüm yurttaşların birbirine sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Karabudak, süreci iyi okumanın ve uyanık olmanın çok önemli olduğunu kaydetti.
Seçim sürecine doğru gidildiğini de anımsatan Karabudak, “Biz bunun sağlıklı bir seçim olacağını düşünmüyoruz. Siyasi iktidar şu an ekonomik olarak derin bir krizde. Bu tür kaoslarla ömrünü uzatmak gibi bir kaygısı da olabilir. Daha kötü şeyler de yaşayabiliriz. Siyasi iktidar sürekli nefret dili kullanıyor. Bu kişi tek başına bu saldırıları yaptıysa da, siyasi iktidarın kullandığı ötekileştiren, yok sayan, nefret söyleminde bulunan dilinden kaynaklıdır. Siyasi iktidar böyle bir dil kullanırsa, birileri de kendine vazife çıkartır ve gelip bu tür saldırılar gerçekleştirir. Veya siyasi iktidarın içinden bir kol bir kaos yaratmak istiyor. Bunu da bizim üzerimizden yapmak istiyor. Tüm bunlara karşı uyanık olmalıyız, örgütlü olmalıyız. Sadece Alevilere yönelik bir saldırı değildir bu. Tüm demokratik kesimlere, tüm ötekileştiren, yok sayılan kesimlere yöneliktir. Bu saldırı karşısına iyi bir refleks gösterildiğini de düşünüyorum çünkü çok sayıda kurum, parti ve kişi bize gerçekten destek oldu, yanımızda oldu. Birlik ve dayanışmayı sağladığımızı düşünüyorum. Bu tür oyunların artık Türkiye’de tutmadığını da görmüş olduk” dedi.
“DEVLET BİR YANDAN CEMEVLERİNİ TANIMAZKEN BİR YANDAN DA BİRLİKTE ORUÇ AÇIN DİYOR”
Geçmişten bugüne Alevilere yönelik kırım ve katliamlar silsilesinin yaşandığını ifade eden Karabudak, son olarak şunları aktardı:
“Siyasi iktidar kırarak, katlederek yok edemediği Alevileri, içten bir kesimi satın alarak, asimile etmeye çalışıyor. Belli dedeleri, kurumları, yönetimleri satın alarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Bunların hepsi asimilasyon politikalarının bir parçasıdır. Siyasi iktidar 1600’e yakın cemevini ziyaret ederek kırıntı diyebileceğimiz ufak tefek şeyler verdi. Bunu yaparak bazı kesimleri yanına çekmek, yanında tutmak istiyor. Devlet bir yandan cemevlerini tanımazken, yasal statüsünü vermezken, bir yandan da cemevlerini ziyaret edin, birlikte oruç açın, aşurelerine katılın diyor. Bu bir çelişkidir. Hem yok sayacaksın hem de görevlendirdiğin kişilerin oralara gitmesini isteyeceksin. Bu makul Alevi yaratma derdidir. Yanımızda olun size kırıntı verelim, ihtiyaçlarınızı giderelim diyorlar.
“BU OLAY MÜNFERİT DEĞİL; CEMEVLERİMİZE, DERNEKLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM”
Bu işin peşini bırakmamamız gerekir. Belki savcılığa çıkartacaklar bu saldırganı ve serbest bırakacaklar. Geçmişte de her zaman bu böyle oldu. Alevilerin kapıları işaretlendi, duvarları yazıldı, cemevi içinde canlarımız katledildi. Bir Uğur Kurt gerçeğimiz var ama hep bir kişi üzerinden yapılmış gibi gösterildi bu olaylar. Biz biliyoruz ki bunlar münferit değil, tek kişinin yaptığı işler değil. Her ne kadar tam anlamıyla inanmasak, güvenmesek de bir sistem hukuku var. Bunun işletilmesini istiyoruz. Bunun peşini bırakmamamız lazım. Alevilerin birlikte hareket ettiğini, dayanışma sağladığını göstermemiz gerekir. Bu saldırıların karşısına güçlü bir tavır, duruş sergilediğimizde bir daha kolay kolay bir saldırı gerçekleştiremeyeceklerdir. Tüm canlarımızı birlikte olmaya, birbirimize sahip çıkmaya çağırıyorum. Cemevlerimize, komşumuza, arkadaşımıza sahip çıkalım. Bir arada olalım, birbirimizin hızırı olalım.”
PİRHA- Ankara bulunan cemevlerine eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırıda bir kişi bıçakla yaralandı. Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, siyasal iktidarın Alevileri hedef gösterdiğini belirterek, “Saldırılar eş zamanlı. Bu da gösteriyor ki hepsi planlı bir şekilde yapıldı” dedi.
Ankara’da Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi’ne, Ege Mahallesi Şah-ı Merdan Cemevi’ne, Gökçebel Köy Derneği’ne ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırılarda bir kişi bıçakla yaralandı.
Saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi önünde toplanan yurttaşlar burada bekleyişlerini sürdürüyor.
“SALDIRILAR EŞ ZAMANLI, BU DA PLANLI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”
Dernek Başkanı Mustafa Karabudak, cemevi önünde kısa bir açıklama yaptı. Karabudak açıklamasında, siyasal iktidarın Alevileri hedef gösterdiğini belirterek, “Bugün Muharrem ayının birinci günü ve Ankara’da Alevilerin cemevlerine ve derneklerine çeşitli saldırılar olduğunu öğrendik. Bu saldırılar eş zamanlı. Bu da gösteriyor ki hepsi planlı bir şekilde yapıldı” dedi.
Karabudak şöyle devam etti:
“Bu saldırılar siyasal iktidarın Alevileri ötekileştirmesi, inançlarını yok sayması ve onlar üzerinden siyaset yapmasıyla doğrudan alakalıdır. Bu saldırılarda siyasal iktidarın sorumluluğu vardır. Yapanların eşgalleri bellidir. Kamera kayıtları elimizdedir. Şikayetçi de olduk. Bununla ilgili suç duyurusunda bulunduk. Sonuna kadar da peşini bırakmayacağız. Siyasal iktidar bunu yapanları bulmalıdır. Buraya gelen, bize destek olan herkese çok teşekkür ediyoruz. Yarın tüm Alevi kurumları olarak bir toplantı yapacağız ve sonrasında açıklamamız olacak” dedi.
HDP MİLLETVEKİLLERİNDEN ZİYARET
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ve HDP İnanç Komisyonu üyesi Turgut Öker ile milletvekilleri Murat Çepni ve Tülay Hatimoğlulları ve HDP Ankara il örgütü cemevine ziyarette bulundu.
Saldırıların provakasyon olduğunu dile getiren vekiller, bu tür baskı ve saldırılara karşı her zaman Alevi yurttaşların yanında olduklarını vurguladılar.
PİRHA- Sivas’ta Madımak Katliamı’nı gerçekleştiren 3 firari sanığın yargılandığı davanın duruşmasına 22 Haziran Çarşamba günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek. Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri duruşmaya katılım çağrısı yaparak, “Devlet, bu katliamlarla yüzleşmediği sürece ülkede barış, demokrasi ve bir arada yaşama imkânı olmayacak” dedi. Madımak Müze Komitesi’nden Hüseyin Karababa ise duruşmada reddi hakim talebinde bulunacaklarını söyledi.
2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal etkinlikleri sırasında Madımak Oteli’nin binlerce gerici tarafından yakılması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yaşamını yitirmesinin üzerinden 30 yıl geçti.
2012 yılında zaman aşımına uğratılan Sivas’ta Madımak Katliamı davasında dosyası ayrılan üç firari sanıkMurat Sonkur,Eren Ceylan ve Murat Karataş‘ın yargılandığı davanın duruşmasına 22 Haziran Çarşamba günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Madımak Müzesi Komitesi, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta bulunan Madımak Otel’inde 33’ü ozan, aydın ve yazarın yakılarak katledilmesine ilişkin görülecek duruşma öncesi Ankara Dersimliler Derneği’nde basın açıklaması yaptı.
Açıklamanın yapıldığı salona, katledilen 33 kişinin fotoğrafları asıldı. Açıklamaya, Ankara Dersimliler Derneği, İHD Ankara şubesi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Fatma Kurtulan ve HDP Ankara il örgütü destek verdi.
“GERÇEK SUÇLULAR YAKALANIP ADALET ÖNÜNDE HESAP VERMELİDİR”
Açıklamada ilk olarak söz alan DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak şunları dile getirdi:
“Yakın tarihe baktığımızda Maraş, Çorum, Malatya katliam davaları sürece yayılmış, karartılmış ve unutturulmuştur. Madımak Katliamı’nın da üzerinin örtülmesini istemiyoruz. Sadece Madımak Katliamı değil; Roboski, Suruç, 10 Ekim Gar Katliamı, Hrant Dink ve diğer katliamlarla da yüzleşilsin istiyoruz. Devlet, bu katliamlarla yüzleşmediği sürece ülkede barış, demokrasi ve bir arada yaşama imkânı olmayacaktır. Yüzleşmek, hak ve hakikatin ortaya çıkmasıdır. Devlet, yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir; gerçek suçlular yakalanıp adalet önünde hesap vermelidir.”
“HERKES İÇİN ADALET İSTİYORUZ”
İnanç örgütlerinin, sivil toplum kurumlarının, demokrasi güçleri olarak, hak arama mücadelesi verilen davalara sahip çıkması gerektiğini belirten Karabudak, “Bizler, 22.06.2022 Çarşamba günü saat 14.00’te Ankara Adliyesi, 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya katılıyoruz; tüm kamuoyunu da duyarlılığa davet ediyoruz. Hak ve hakikat için, Ne-Hak zihniyete karşı birlik olalım. Yaşadığı ağır sağlık sorunlarından dolayı cezaevinde kalamaz raporu alan Aysel Tuğluk için adalet istiyoruz. Bundan 15 yıl önce 19 Aralık 2007’de katledilen Hrant Dink için adalet istiyoruz. 2018 yılında katliama uğrayan Şenyaşar ailesinin Adalet Nöbeti 315’inci gününde devam ediyor. Şenyaşar ailesi için adalet istiyoruz. Aleviler için adalet istiyoruz” dedi.
“BU DURUŞMADA REDDİ HAKIM TALEBİNDE BULUNACAĞIZ”
Katledilen Gülsüm Karaba’nın ağabeyi, Madımak Müze Komitesi’nden Hüseyin Karababa ise, “Biz Sivaslıyız, Aleviyiz. Biz çocuğumuzu kaybettik ama Alevilere yönelik bir soykırım var. On yıllardır devam ediyor. Ben 30 yıldır bu soykırımı dillendirmek için mücadele ediyorum. Soykırım diyemiyorlar çünkü korkuyorlar. Mahkemelerden adalet beklemiyoruz. Bu duruşmada reddi hakim talebinde bulunacağız. Uluslararası bir operasyon bu. Hollanda ve Almanya devleti var bu işin arkasında. Bu katilleri istihbaratçı olarak kullandıklarını itiraf etti. Aleviler tüm dünya devletlerinin gözünde tehlikeli olarak görülüyor. Tekrar ediyoruz bu bir Alevi soykırımıdır” ifadelerini kullandı.
Açıklama 22 Haziran Çarşamba günü saat 14:00’te Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan duruşmaya çağrı yapılarak sonlandırıldı.
PİRHA – Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” konulu anma yaptı. Program dahilinde yapılan panelde konuşan Nergiz Güzel, “Bizim direniş hattımız Kerbela’da başlamıştı. Sisteme uymayan Aleviler her zaman katledildiler. Aleviler, bu sistemle hiçbir zaman ilişkilenmedikleri için her zaman mazlumun ve direnişin yanında oldular” dedi.
DAD Ankara Şubesi, “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” konulu anma düzenledi. Tüm Bel-Sen toplantı salonunda yapılan anmada konuşan DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Alevilerin Cumhuriyet öncesi eşit yurttaşlık sözleri yerine getirilmemiş, bunun yerine katliamlarla karşılaşmışlardır. Koçgiri’ye gelen Sakallı Nurettin Paşa, 1915 Ermeni Katliamını kast ederken ‘Zo’ları bitirdik şimdi sıra Lo’lara geldi’ demesiyle burada tek din tek millet tek dil zihniyetinin öne çıktığını görüyoruz. Koçgiri’den başlayan katlı katliam süreği Zilan, Dersim daha sonra Çorum, Maraş, Madımak, Gazi şeklinde devam etmiştir. Buradan katledilen canları bir kez daha anıyoruz.”
Karabudak’ın konuşması ardından İmam Rıza Ocağına mensup Dede Mustafa Erdem çerağ uyandırdı. Katliamda yaşamını yitirenler için dara durulduktan sonra ise DAD Genel Merkez Yöneticisi Sevgi Kişin Sazan modarötörlüğünde panel düzenlendi.
“DİRENİŞ HATTINIZ KERBELA’DA BAŞLAMIŞTI”
DAD Genel Merkez Yöneticisi Nergiz Güzel, Gazi Katliamı’na dair sunum yaparak şunları aktardı:
“Gazi Katliamı sürecinde herkesin söyleminde ‘Biz hep öldürüldük’ vardı. Biz zaten Sivas Koçgiri’de katledildik, Dersim’de katledildk ve bir şekilde hep öldürülüyoruz. Doğal olarak halk o dönemde geri adım atmadı. Bizim direniş hattınız Kerbela’da başlamıştı. Sisteme uymayan Aleviler, bu sistemle hiçbir zaman ilişkilenmedikleri için her zaman hem mazlumun hem direnişin yanında oldu.”
Gazi katliamı sonrasında ki sürece de değinen Güzel, “Tansu Çiller başta olmak üzere birçok isim, her zamanki gibi yine bizleri tehdit etti. Resmi rakamlara göre Gazi Katliamı’nda 300 kişi yaralandı. Yapılan otopsilerde 7 kişinin polis mermisi ile katledildiği açıklandı. Yapılan suç duyurularında ise mahkeme 8 günlük bir araştırma sonucu birçok isim hakkında ‘kovuşturmaya gerek yoktur’ deyip sonuçlandırdı. O yıllarda devletin mantığı Kürdistan’da başka Gazi’de başka değildi. Yaşadığımız katliamların amacı hep aynıydı. Halen daha baskı altında yaşıyoruz. Bunun için de bugün bizler bu karanlığın içinden çıkmak için direneceğiz” dedi.
“1921’DE NE YAŞADIKLARINI SAKLIYORLARDI” Sinemacı Medet Dilek ise Koçgiri Katliamı’nın 101 yılı sebebiyle sunum yaptı. 5 adet belgesel çalışması yaptığını ve bunların içerik olarak toplumsal travmalara denk geldiğini söyleyen Dilek, şunları aktardı:
“Katliamlar tarihine sinema ile göz atma olayına yoğunlaştım. ‘Taş düğmeler’ belgeselim Koçgiri travmasını anlatan bir çalışma. Bu konuyu tercih etmemin sebebi sinema dili olarak güçlü olduğundan dolayı konuyu yeğledim. Aslında büyüklerimiz de Koçgiri’yi pek anlatmazlar. 1921’de ne yaşadıklarını saklıyorlardı. Topal Osman’ın girdiği köylerdeki kişiler dahi yaşananları anlatmadılar. Birisi konuşmak isterse eşi engelliyordu. ‘Neden yaraları kaşıyorsunuz’ diyenler oldu. Stockholm Sendromu altında kıvranmış bir durumda kendi tarihini aşırı bir şekilde anlamama, anlatma çabasına girmeyip bir karşı duruş sergilemeyi yeğlemiyor. Dersim Katliamının kayıt altına alınması söz konusu olmuştur, ancak Koçgiri bu tarihsel dönemi maalesef yakalayamadı.”
Yapılan konuşmalar ardından Zakir Hıdır Çelebi, okuduğu ağıtlar ile katliamda yaşamını yitirenleri andı.
Anma programı, çerağların sırlanması ile son buldu.
PİRHA- 2 Temmuz Sivas Katliamı’nı protesto etmek için yaptıkları basın açıklaması sırasında gözaltına alınan ve haklarında dava açılan 7 kişinin yargılandığı davanın duruşması 27 Eylül gününe ertelendi. Duruşma sonrası açıklama yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi ‘bozuk düzende sağlam çark olmaz’. Bugünkü duruşma da o bozuk düzenin devamıdır” dedi.
2 Temmuz 2020 yılında Alevi kurumların çağrısıyla Sivas Katliamı’nı protesto etmek için Sakarya Caddesi’nde bir araya gelenlere polis müdahale etmiş ve gözaltına almıştı.
Gözaltına alınan 7 kişi hakkında ‘gösteri ve yürüyüş kanuna muhalefet’ ile ‘polise mukavemet’ suçlamasıyla dava açıldı. Mustafa Bayraktar, Şamil Parlak, Deniz Akıyuk, Vedat Karahan, Aslıhan Özden, Yelda Öztürk ve Nilgün Karababa’nın yargılandıkları davanın 3’ncü duruşması Ankara 2. Asliye Mahkemesi’nde görüldü.
Duruşmaya, yargılanan yurttaşların yanı sıra Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak ve çok sayıda kişi katıldı.
“BİZ ALEVİYİZ, HERKESİN BUNA SAYGI DUYMASI LAZIM”
Duruşma kimlik tespitiyle başladı. Daha sonra söz alan Aslıhan Özden, 2020 yılında açılan soruşturmayla birlikte yargılama sürecinin bir zulme dönüştüğünü belirtti. Özden savunmasında; “Bizim ülkede Sivas’ta katledilenleri anmak Aleviler için çok önemlidir. Emniyetin yaptığı haksız uygulamasının mahkemede devam etmesi zulüm ve eziyettir. Burada yargılanmamız bize acı veriyor katledilenleri anmada neden böyle bir muameleye maruz kalıyoruz? Biz Aleviyiz, herkesin buna saygı duyması lazım” şeklinde konuştu.
“POLİSLER YALAN SÖYLEMİŞ”
Ardından söz alan Vedat Karahan ise, “Polis memurları yalan söylemiş. Ben kimliğimi ibraz ettim, beni darp ettiler. Ben de şikayetçiyim. Sağlık raporlarımızda darp raporları vardır, o polislerin de mahkemeye katılmasını istiyorum” dedi.
Duruşma, savunması alınmamış sanıkların ifadesinin alınması için talimat gönderilmesine karar verilerek 27 Eylül 2022’ye ertelendi.
“DEVLET BURADA HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ DURUMUNDADIR”
Duruşma bitiminde adliye önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamada konuşan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “Madımak Katliamı çağımızın yüz karasıdır. Koskoca bir şehirde otel yakıldı, 33 canımız yakıldı. Biz Aleviler olarak her yıl anma için mitingler yapıyoruz. 2020 yılında pandemi gerekçesiyle miting değil basın açıklaması yapmak zorunda kaldık. Ancak biz daha alana gelmeden polisin müdahalesiyle karşılaştık. Çoğu arkadaşımız daha basın açıklamasına gelmeden gözaltına alındı ve şu an o gözaltıların yargılanmasındayız. Devlet burada hem suçlu hem güçlü durumundadır. Saldıran kendisidir, gözaltına alanda kendisidir. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi ‘bozuk düzende sağlam çark olmaz’. Bugünkü duruşmada o bozuk düzenin devamıdır” ifadelerini kullandı.
PİRHA-DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, cemevlerine gelen yüksek orandaki faturalara ilişkin konuşarak “Ülkede şu an sadece Alevilerin ya da cemevlerinin elektrik sorunu yok. Sanayi durmuş, evlere ateş düşmüş durumda. O nedenle bu konuya bütün olarak bakmak lazım. Saltanat süren bir saray var. Bu iktidarı nasıl göndeririz, bunun için çalışma yapmamız lazım” dedi.
Elektrik kullanımına yapılan zamların ardından cemevlerine ulaşan faturalar tepkilere sebep oldu. Kimi cemevlerinin “Ticarethane” statüsünde görülüp faturalarının yüksek meblağlara ulaşması sivil itaatsizlik eylemlerini de beraberinde getirdi.
Ankara’da faaliyet yürüten cemevlerinde durum nedir; Mamak’ta hizmet yürüten Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak’a sorduk. Söz konusu zamların ardından elektrik faturalarının henüz ellerine ulaşmadığını belirten Karabudak, “Neredeyse 2 ay oldu ancak henüz bir fatura gelmedi. Ama güçlü bir faturanın geleceğini tahmin ediyoruz” dedi.
Kış dönemi olması sebebiyle önceki faturanın 400 lira civarında geldiğini söyleyen Mustafa Karabudak, zam öncesinde de gelen faturaları rahat ödeyemediklerini dile getirdi. Derneklerin kendi imkanlarıyla ayakta durduğuna işaret eden Karabudak, “Cemevleri ya da Alevi kurum ve dernekleri olarak kendi üyelerimizden aldığımız bağış ve aidatlarla ayakta duruyoruz. Kira ve diğer ödemeler konusunda da oldukça zorlanıyoruz” açıklamasını yaptı.
“ALEVİLERİ TANIMADIKLARININ KANITIDIR!”
Cemevlerinin “ticarethane” statüsünde faturalandırılmasına tepki gösteren Karabudak “Böylesi bir kararı kınıyoruz” diyerek şunları söyledi:
“Cemevleri ibadethanedir ve cemevlerinin işyeri olarak görülmesi, ticarethane olarak yorumlanması sebebiyle başta bu zihniyeti kınıyoruz. Bu zaten bizi tanımadıklarını gösteriyor. Sistemin, iktidarın, cemevlerini tanımadığının bir kanıtıdır bu. Cemevleri Alevi inancına göre; Alevilerin gelip burada ibadet ettiği, toplumsal sorunlarını konuştuğu, muhabbet yaptığı yerlerdir, ticarethane değildir. Cemevleri bizim inanç merkezlerimizdir.”
“İKTİDARI NASIL GÖNDERİRİZ BUNUN İÇİN ÇALIŞMA YAPMAMIZ LAZIM”
Mustafa Karabudak, Alevi kurumlarının, gelen elektrik faturalarını ödemeyeceklerine dair açıklamalarını da yorumladı. “Kurumların aldıkları karar olumlu bir gelişmedir. Muhakkak olmalı ama zamları bir bütün olarak ele almamız lazım” diyen Karabudak, şöyle devam etti:
“Sadece şu anda bu ülkede Alevilerin ya da cemevlerinin elektrik sorunu yok. Sanayi durmuş halde. Evlere resmen ateş düşmüş durumda. İnsanlar sokaktalar, ekmek parası bulamıyorlar, işsizler. O nedenle bu konuya bütün olarak bakmak lazım. Sorun sadece biz Alevilerin, cemevlerinin elektrik parası değil. Bütün olarak tabii ki hepimiz tepkimizi göstermeliyiz. Şu anda saltanat süren bir saray suntası var. Kendi masrafını, harcamalarını bu halka ödetmek istiyor. Ona karşı bir çalışma yapmamız lazım. Bu sorun ülkede yaşayan bütün yurttaşların sorunudur. Evlere de çok yüksek oranda elektrik ve doğalgaz faturası geliyor. İnsanların alım gücü düşmüş. Tüm faturayı halka çıkaran bir iktidar var. Biz bu ülkede yaşayan yurttaşlar olarak bu iktidarı nasıl göndeririz bunun için bir çalışma yapmamız lazım.”
DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, son olarak CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Evime gelen elektrik faturasını ödemeyeceğim” açıklamasına karşın “Bu çağrı olumlu ve değerlidir. Emsal teşkil eder. Ana muhalefetten başlamalı. Halkta, ‘Onlar ödemiyorsa biz de ödemeyelim’ diye bir tepki gelişmeli. Bunu bütün tabana yaymak lazım” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri, Ankara Dersimliler Derneği ve Ankara Vartolular Derneği 12 Şubat Cumartesi günü saat 18:30’da Batıkent Serçeşme Cemevi’nde Hızır Cemi tutacak. Ceme Ankara’da yaşayan Alevileri davet eden DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Umudu yeşertmek, birlikte gayret etmek adına birbirimizin Hızır’ı olmalıyız” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ankara Dersimliler Derneği ve Ankara Vartolular Derneği 12 Şubat Cumartesi günü saat 18:30’da Batıkent Serçeşme Cemevi’nde Hızır Cemi tutacak.
DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Hızır ayının Aleviler için kutsal olduğunu, temelinde hakikat ve özgürlük arayışında kurtuluşun aklı olduğunu vurgulayarak, yapılacak ceme Ankara’da yaşayan tüm canları davet etti.
“HIZIR, NAHAK ZİHNİYETE KARŞI HAKİKAT VE ÖZGÜRLÜK ARAYIŞIDIR”
Karabudak yaptığı çağrıda şunları dile getirdi:
“Rêya heq Alevi toplumu farklı coğrafyalarda farklı isimlerle anılsa da Hızır bütün süreklerimizde kutsaldır. Temelinde hakikat ve özgürlük arayışında kriz ve kaos ortamında kurtuluşun aklıdır. Bu manada bakıldığında Alevi süreklerinin hepsinde nahak zihniyete karşı hakikat ve özgürlük arayışı mevcuttur, bundan dolayı Hızır inancı da mevcuttur. Hızır Hakk’tır. Darda zorda kalanın yar ve yardımcısıdır. Zorda, darda kurtulmak, umut sahibi olmak, en zor şartlarda bile umudunu yitirmemek, umudu yeşertmek, birlikte gayret etmek adına birbirimizin Hızır’ı olmalıyız. 12 Şubat Cumartesi günü saat 18:30’da Batıkent Serçeşme Cemevi’nde yapacağımız Hızır Cemimize canlarımızı bekliyoruz.”
Cemi yürütecek pirler şöyle:
Hasan Kılavuz; Sey Sabun Ocak evladı -ABF İnanç Kurulu Başkanı.
-Baki Erdoğan; Baba Mansur Ocak evladı.
Zakirler ise Hıdır Çelebi ve Murat Yılmaz olacak.
Ayrıca Ankara’da ikamet eden ocak pirleri ve anaları da ceme davet edildi.
PİRHA- Sivas’ta Madımak Katliamı’nı gerçekleştiren 3 firari sanığın yargılandığı davanın duruşmasına 19 Ocak Çarşamba günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek. Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri duruşmaya katılım çağrısı yaparak, “Devlet, bu katliamlarla yüzleşmediği sürece ülkede barış, demokrasi ve bir arada yaşama imkânı olmayacaktır” dedi.
2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal etkinlikleri sırasında Madımak Oteli’nin binlerce gerici tarafından yakılması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yaşamını yitirmesinin üzerinden 29 yıl geçti.
2012 yılında zaman aşımına uğratılan Sivas’ta Madımak Katliamı davasında dosyası ayrılan üç firari sanığın yargılandığı davanın duruşmasına 19 Ocak Çarşamba günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta bulunan Madımak Otel’inde 33’ü ozan, aydın ve yazarın yakılarak katledilmesine ilişkin görülecek duruşma öncesi Ankara Dersimliler Derneği’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamanın yapıldığı salona, katledilen 33 kişinin fotoğrafları asıldı.
Açıklamaya, Ankara Dersimliler Derneği, Madımak Müze Komitesi, Ankara Vartolular Derneği, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara il örgütü, Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı da destek verdi.
“MADIMAK KATLİAMI’NIN DA ÜZERİNİN ÖRTÜLMESİNİ İSTEMİYORUZ”
Açıklamada ilk olarak söz alan DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak şunları dile getirdi:
“Yakın tarihe baktığımızda Maraş, Çorum, Malatya katliam davaları sürece yayılmış, karartılmış ve unutturulmuştur. Madımak Katliamı’nın da üzerinin örtülmesini istemiyoruz. Sadece Madımak Katliamı değil; Roboski, Suruç, 10 Ekim Gar Katliamı, Hrant Dink ve diğer katliamlarla da yüzleşilsin istiyoruz. Devlet, bu katliamlarla yüzleşmediği sürece ülkede barış, demokrasi ve bir arada yaşama imkânı olmayacaktır. Yüzleşmek, hak ve hakikatin ortaya çıkmasıdır. Devlet, yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir; gerçek suçlular yakalanıp adalet önünde hesap vermelidir.
“HERKES İÇİN ADALET İSTİYORUZ”
İnanç örgütleri, sivil toplum kurumları, demokrasi güçleri olarak, hak arama mücadelesi verilen davalara sahip çıkılmasını istiyoruz. Bizler, 19.01.2022 Çarşamba günü saat 14.00’te Ankara Adliyesi, 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya katılıyoruz; tüm kamuoyunu da duyarlılığa davet ediyoruz. Hak ve hakikat için, Ne-Hakk zihniyete karşı birlik olalım.
Yaşadığı ağır sağlık sorunlarından dolayı cezaevinde kalamaz raporu alan Aysel Tuğluk için adalet istiyoruz. Bundan 15 yıl önce 19 Aralık 2007’de katledilen Hrant Dink için adalet istiyoruz. 2018 yılında katliama uğrayan Şenyaşar ailesinin Adalet Nöbeti 315’inci gününde devam ediyor. Şenyaşar ailesi için adalet istiyoruz. Aleviler için adalet istiyoruz.”
Karabudak’ın konuşmasının ardından söz alan Madımak Müze Komitesi üyesi Hüseyin Karababa ise şunları aktardı:
“Biz 30 yıldır bir mücadele içerisindeyiz. Biz olayları parça parça ele almıyoruz. Maraş, Çorum, Dersim, Koçgiri, Sivas, Malatya’yı ayırmıyoruz. Bunların hepsini periyodik olarak üst üste koyduğumuzda bir soykırım gerçeği ortaya çıkıyor. Son yüzyılda onlarca defa tekrarlanmış, bilinçli, daha önceden projelendirilmiş katliamlar gerçekleştirildi. Bu katliamların toplamına biz soykırım diyoruz. Aleviler kendilerini soykırım sözcüğüne hazırlamalılar. Biz bunun önünü açtık ve yargılamalar süresince soykırım sözcüğünü kullandık. Üzerine bastıra bastıra bu bir Alevi soykırımıdır diyoruz. Madımak zincirin bir halkasıdır, Malatya, Maraş, Dersim, Koçgiri birer halkasıdır. İlerleyen günlerde davamızı Uluslararası mahkeme olan Lahey’e götüreceğiz ve oraya soykırıma uğradığımız gerekçesiyle başvuracağız. Belgelerimiz ile bu topraklarda Alevilere yönelik soykırım yapıldığını göstereceğiz. Nüfusun nasıl azaldığını, insanların mallarının nasıl yağmalandığını, yurtlarından nasıl edildiğini, kimliklerini saklayarak yaşamaları gerektiğini… Hemen hemen herkes biliyor.
“DEVLETİN BU KONUDA BAŞI AĞRIYACAK”
Aleviler, senin acın benim acım meselesini bir tarafa bırakmalı ve soykırıma uğradıklarını kabul etmeliler. O dönemin yetkililerini ifade vermeye davet etmiştik. Bu davet 29 yıl önce yapılmalıydı. Duyarlı herkesi mahkemeye, davayı sahiplenmeye çağırıyorum. Bu dava öyle basit bir şekilde bitmeyecek. Devletin bu konuda başı ağrıyacak. İlk defa devletin başını ağrıtacağız. Bunu iddialı bir şekilde söylüyorum. Ankara Sıhhiye’de devletin dosyalarının olduğu mahkeme salonunda başını ağrıtacağız. O bizim başımızı ağrıttı, biz de onun başını ağrıtacağız” dedi.
“HELALLEŞEBİLMEK İÇİN SORGULAMA YAPILMASI VE GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKARILMASI GEREKİYOR”
HDP Ankara il örgütünden Mustafa Kara da açıklamada söz alarak; “Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine baktığımız zaman ciddi anlamda katliamlar yaşandı. Bu İttihat ve Terakki’den gelen bir gelenektir. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti, Türkçülük ve İslam’ın Hanefilik mezhebi üzerine kurulmuştur. Bundan kaynaklı var olan diğer yapıların hepsi yok edilmek için, tek potada eritilmek için bir çaba içerisine girilmiştir. CHP Genel Başkanı bir helalleşmeden bahsetti. Helalleşebilmek için ciddi anlamda bir sorgulama yapılması gerekiyor. Bu sorgulama ile birlikte gerçekler su yüzüne çıkartılmalıdır” ifadelerini kullandı.
“KATLİAM YAPANLARIN KORUNMASI KABUL EDİLEBİLİR BİR ŞEY DEĞİL”
Hüseyin Gazi Kültür Sanat Vakfı Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız da geçen duruşmayı anımsatarak, “Geçtiğimiz davada yurtdışında bulunan firari sanıklar istendi Almanya’da bulunan firari sanıklar Merkel döneminde verilmedi. Katliam yapanların korunması hiçbir ülkenin onaylayacağı bir şey değil. Alman devleti bu kişileri istihbarat elemanı olarak kullandıklarını belirtmişti ve o yüzden veremeyeceklerini söylemişlerdi. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Yeni Başbakana çağrımdır. Bu sandıkları bize teslim edin, yargılayalım. En azından analarımız sağken çocuklarının katillerinin yargılandığını ve ceza aldığını görsünler” şeklinde konuştu.
PİRHA-Okul öncesi yaştaki çocuklar için düşünülen din dersi uygulamasına tepki gösteren Ankara’daki Alevi kurum yöneticileri, AİHM kararlarının uygulanmasını isteyerek, “Zorunlu din derslerine ‘hayır’ demeye devam edeceğiz” dediler.
20. Milli Eğitim Şurası’nda 128 maddede toplanan tavsiye kararı içerisinde yer alan “4-6 yaş grubuna din eğitimi” başlığı, başta Alevi toplumu olmak üzere demokrat kitlelerin de tepkisine neden oldu.
Yedi yıl aranın ardından yapılan şura “Temel Eğitimde Fırsat Eşitliği” başlığı ile yapıldı ancak, Ankara’daki Alevi yurttaşlar “fırsat bunun neresinde?” diye sordu! Alevi kurum temsilcileri ve Yol hizmetkarları, Demokrasi Konferansı bileşenlerinin, 4-6 yaş için öngörülen din dersleri hakkında başlattığı imza kampanyası hakkında da konuştu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, Demokrasi Konferansı’nın başlattığı imza kampanyasını değerli bulduklarını belirtti. Karabudak, “Bizler de bu çalışmaya güç ve destek veririz” diyerek önceki dönemlerde yapılan imza kampanyalarına dair şu aktarımda bulundu:
“Şöyle bir gerçeklik de var; 2000 yılından beri Aleviler, bu imza kampanyası mücadelesini sürekli verdiler. Dönüp baktığımızda, imza kampanyaları en pasif eylemdir. Geçmişte 2005 yılında yapıldı. Hatta büyük klasörlerle imzalar götürüp teslim edildi. 2015 yılında yeni bir kampanya daha yapıldı ama şu ana kadar hiçbir netice alınmadı. İktidar, şu anda uluslararası mahkeme kararlarını bile tanımıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Türkiye’de inanç eşitliği olmadığına dair bir kararı var. Zorunlu din derslerinin kaldırılması adı altında 2016 yılında bir karar var ve halen hayata geçmemiştir. Biz Aleviler, rıza toplumuyuz ve bizim rızamız alınmadan çocuklarımıza din dersi veriliyor. Sistem, tekçi zihniyetin dışında olan halkları ve inançları yok sayıp asimile etmek için sürekli bir çaba içerisinde. Zorunlu din dersi de bunlardan biridir.”
“KORKUNÇ BİR KARAR”
Mustafa Karabudak, zorunlu din dersi konusunun sadece Alevilerin sorunu olmaması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:
“Bu topraklarda yaşayan farklı inançlar, halklar var. Bizler, demokratik güçler olarak, bir araya gelip bunun üzerine gitmeliyiz. Bunun yolu ise; tabii ki imza kampanyaları anlamlı ve değerlidir ancak çözüm bu değildir. Demokratik anayasa ile eşit yurttaşlık talebimiz olan demokratik, laik, parasız ve anadilde eğitimi zorlayan bir anayasa ile bunun çözüleceğini düşünüyorum. İktidar her zaman ‘Kindar ve dindar nesil yetiştireceğiz’ diye dile getirir. O nedenle anaokulundan başlayacaklar. Çünkü ileriki yaşlarda bunu hayata geçiremiyorlar. Mesela imam hatip liselerinin durumu ortada. Zorla bu okullara öğrenci kaydı yapıyorlar ama okul öncesinde daha başarılı olur diye düşündükleri için bu uygulamaya geçiyorlar. Korkunç bir karar. Bir insana daha okul çağına varmadan dini öğretmek, inanan kesim için de doğru değil. Bu asimilasyonun geçmişte örnekleri var. Dersim’de 1937-38’de, 1980’li yıllarda bunun örnekleri yapıldı.”
“ARTIK TOPLUMSAL BİR UYANIŞ GERÇEKLEŞMESİ LAZIM”
Zakir Murat Yılmaz da okul öncesi çağdaki çocuklara verilmesi planlanan din derslerine karşı duran bir isim oldu. Yılmaz, din dersi dayatmasının insan hakkı ihlali olduğuna vurgu yaparak bu yönlü başlatılan imza kampanyasına destek verdi.
Murat Yılmaz’ın şunları anlattı:
“Temel felsefenin eğitim yönünde olması lazım. Eğitim de bilimsel, demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde olmalı. İnsanların inançsal tercihleri kendilerine bırakılmalı. Biz Alevi inancına sahip topluluk olarak veya başka bir inanca da sahip olabiliriz; evimizde görmediğimiz bir şeyi okulda eğitimde dayatmak insan haklarına aykırı bir davranıştır. İnsan, din ve vicdan yönünden özgür olmalıdır. Mesela din dersi seçmeli olabilir. Ya da kişi hiçbir dini öğrenmek istemiyor olabilir. Bu tercihi, öğrencinin ailesine bırakmak gerekiyor diye düşünüyorum.
İktidarların imza kampanyalarına dönük geçmişteki refleksleri belli. Artık toplumsal bir uyanış gerçekleşmesi lazım. Anadolu coğrafyasında hatırı sayılı bir Alevi topluluğu var. Bu topluluğun bir öğretisi, yolu, ibadeti ve ibadethanesi var. İmza kampanyası gibi eylemlerin sürdürülmesi gerektiğine inanıyorum. ‘Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir’ sözü var ya hani; hangi dönem, nasıl mücadele gerekiyorsa onu sergilememiz lazım.
Çocuğum üzerinde inancının kırılmaya uğradığını görmüyorum ama mesela o derse çalışmadığı zaman not kaygısı oluyor. Mesela şu anda oğlumun din dersi notu 95 ama sadece şeklen öyle. Tabii ki inanç noktasında kırılganlık yaşayan aileler olabilir. Çünkü çocuklarımıza öğretimizi aile temelli vermemiz lazım. Zaten vicdanını yanında taşıdığı zaman, eşitlik ruhunu kazandığı an neye inanıyorsa inansın. Ben duruma öyle yaklaşıyorum. Biz Alevi bir aileyiz diye oğlumuz da illa Alevi olacak diye bir kaide yok. Benim için insan olsun yeter.”
“ZORUNLU DİN DERSLERİNE ‘HAYIR’ DİYECEĞİZ”
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz ise “Eğitimde Fırsat Eşitliği” adı altında yapılan şurayı “Eğitimde müthiş bir eşitsizliğe dönüştü” sözleriyle özetledi. Türkyılmaz, “Biz, zorunlu din derslerine ‘hayır’ derken şimdi okuma yazma bilmeyen çocuklarımıza ‘Peygamberin Hayatı, Ahlak Dersi’ ya da zorunlu din dersi adı altında beyninin yıkanması gündeme geldi” dedi.
Fadime Türkyılmaz, “Çocuklarımızın beyninin yıkanmasına ‘hayır’ demeye devam edeceğiz” diyerek şunları söyledi:
“Eğitimde fırsat eşitliğinin bu olmadığını, herkesin hani o Anayasanın 4. Maddesi’nde sosyal devlet var ya o ilkenin herkese eşit şekilde uygulanması gerektiği doğrultusunda mücadele vermeye devam edeceğiz. Biz biat kültürüne ‘Hayır’ diyenleriz. Özümüzün doğrultusunda, dik durarak, yamulmadan, eksilmeden zorunlu din derslerine ‘Hayır’ diyeceğiz.”
“NE HİKMETSE SOKAKLARDAN KENDİMİZİ ÇEKTİK!”
Sürdürülen imza kampanyasına dair de konuşan Fadime Türkyılmaz, kampanyanın çoğaltılıp yaşamın her alanına yayılması gerektiğini ifade etti. Türkyılmaz, PSAKD Mamak Şube olarak Genel Merkeze “Okullar açılmadan yine bir Alevi mitingi yapalım” dediklerini belirterek sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“Yaklaşık 6 yıl gibi bir süre oldu Alevi mitingi yapmadık. Ne zorunlu din derslerine ‘hayır’ demek için ne de eğitimde fırsat eşitliği için hiçbir şekilde ne hikmetse sokaklardan kendimizi çektik. O yüzden ‘özgürlük alanda’ deriz ya hani tekrar sokaklara dönmek lazım. Bu, anayasal haklarımızın alınması ve yaşama geçirilmesi anlamına geliyor. O nedenle Alevi kurumları olarak bir araya gelip, 4 federasyon tekrar otursun ve kararını alsın. Biz zorunlu din derslerini istemiyoruz ve zorunlu din dersleri kaldırılsın.
Bizim dönemimizde din dersi seçmeliydi ve annem, beni zorla din dersine gönderirdi. Bazen iyi ki de okumuşum diye düşünüyorum. Eğer okumasaydım dinin eksikliğini bu kadar bilemezdim. İyi ki Nisa Suresini okumuşum ve bütün kadınların da bunu okumasını isterim. Elbette ki zorunlu din derslerine hayır ve bu konuda velilere seslenmek istiyorum. Biz, Aleviler, veli dernekleri ile birlikte olup çocukların din derslerine girmemesini sağlamak zorundayız. Biliyorsunuz ki bu konuda AİHM kararları var. AİHM demişti ki ‘çocuklar isterse bu derse girer, istemezse girmez’. Ve buradan devlete sesleniyoruz; lütfen AİHM kararını uygula.”
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi, hükümetin, Alevilere dönük açıklamalarını eleştirerek “Yezit zihniyetinden herhangi bir talebimiz yok. Cemevleri, kabul etseler de etmeseler de bizim ibadethanemizdir” denildi.
Ankara’daki Alevi yurttaşlar, DAD Ana Fatma Cemevinde yapılan yöresel yemek olan ‘Zelfet’ davetinde bir araya geldi. Katılımın bir hayli yoğun olduğu etkinlikte, okunan gülbeng sonrası lokmalar pay edildi.
Programın ilerleyen bölümünde Zakir Hıdır Çelebi, Mustafa Toprak ve Gülseren Kılıç, deyişler çalıp seslendirdi.
“AKP’NİN HER ZAMANKİ OYUNUDUR”
DAD Ankara Şube yöneticileri, yapılan sohbet ardından güncel konulara ilişkin değerlendirme yaptı. Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, iktidarın Alevi sorununa ilişkin çıkışını “Bu, AKP’nin her zamanki oyunudur. Seçim zamanı yaklaştığında Alevileri ziyaret eder, Alevileri tanır ve bir çalıştay yapacaklarını söylerler. Bu bir aldatmacadır” şeklinde yorumladı.
Mustafa Karabudak, AKP’nin, seçimlerden sonra Alevilere karşı politikalarının tümüyle değişeceğini ifade ederek şunları söyledi:
“Bu zihniyetin samimi olmadığını düşünüyoruz. 2002 yılından beri seçim dönemlerinde Alevi çalıştayları yapan AKP, seçimden sonra cemevlerine saldırıp ‘Ucube’ demiştir. İstanbul’da cemevine girip Uğur Kurt’u katletmişlerdir. AKP eğer samimi ise Koçgiri’den bugüne tüm Alevi katliamlarını, dosyalarını açmalıdır. Gerçek suçlular adalet önünde hesap vermelidir. En son yaşanan ve bir insanlık suçu olan Madımak Katliamı da bir an önce aydınlatılmalıdır.
İktidarın, bahşiş şeklinde Alevilere bir şey vermesini kabul etmiyoruz. Demokratik bir Anayasa yapılır ve bu Anayasa üzerinde tüm inançlara eşit bir şekilde pay ayrılır.”
“CEMEVLERİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ”
DAD Yönetim Kurulu Üyesi Hatun Şimşek de AKP’nin Alevi politikalarını eleştirerek cemevlerine “Kültür Evi” adı altında statü verileceği iddialarını eleştirdi. Şimşek, “Cemevleri, bizlerin bir araya gelme alanları oldu. Bizler, cemevlerine sahip çıkmak zorundayız. Devletin şu anki inkârcı zihniyetine teslim edemeyiz. Ne olursa olsun bunu biz Aleviler bir arada durarak başarmak zorundayız. Cemevlerimize sahip çıkıyoruz. Yezit zihniyetinden de herhangi bir talebimiz yok. Cemevleri, kabul etseler de etmeseler de bizim ibadethanemizdir” ifadelerini kullandı.
PİRHA- HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın ‘Demokrasiye, Adalete ve Barışa Çağrı Deklarasyonu’ kapsamında Ankara’da Alevi örgüt temsilcileriyle bir araya gelmesinin ardından PİRHA’ya konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, HDP’den beklentilerinin yüksek olduğunu söyledi. Kaplan, “Meclis’te güçlü bir HDP her zaman Alevilerin elini ayağını güçlendirir” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonu, partinin Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın katılımıyla ‘Demokrasiye, Adalete ve Barışa Çağrı Deklarasyonu’ kapsamında Alevi örgütlerinin temsilcileriyle Ankara’da önceki gün bir otelde bir araya geldi.
Toplantıya katılan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan HDP ile yaptıkları buluşmayı değerlendirdi.
“11 MADDELİK DEKLARASYON OLUMLU, KURUM OLARAK İMZAMIZI ATARIZ”
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, “Halkların Demokratik Partisi Alevi örgütleriyle bir toplantı düzenledi. Yerelden ve merkezden örgütlerimiz katıldı. HDP’nin yayınlamış olduğu 11 maddelik deklarasyon vardı. Kamuoyunda bu seçim bildirgesi olarak adlandırıldı. Kendileri bunun bir seçim bildirgesi olmadığını Türkiye’nin gelecekte siyasette yol açıcı bir görüş olduğunu ifade ettiler. Biz de kendilerine laikliğe ve Alevilere yönelik olumsuz bir ifadenin olmadığını, bu açıdan 11 maddede bir sıkıntı olmadığını, örgütümüzün imza açılırsa buna rahatlıkla imza atabileceğini dile getirdik” dedi.
“Biz Alevi örgütleri olarak kendi halkımızın, kendi toplumumuzun haklarını korumak amacıyla kurulmuş olan örgütleriz” diyen Kaplan şöyle devam etti:
“İlk başta orada kendimizi aramak, bulmak, görmek isterdik dedik. 12. madde olarak Alevi halklarıyla ilgili ya da başka halklarla ilgili de bir ayrıca ifadeler olamaz mıydı diye sorduk. Onlar da bize eşit yurttaşlık temelinde değerlendirdiklerini, daha ileriki tartışmalar yürütüldüğünde mevcut maddeler açıldığında eşit yurttaşlık talebinin ve diğer halkların ve azınlıkların da sorunlarını bu başlık altında ele alabileceklerini söylediler.”
“HDP’NİN MECLİS’TE GÜÇLÜ OLMASI ALEVİLERİ DE GÜÇLENDİRİR”
HDP’den beklentilerinin daha yüksek olduğunu ve bazı konularda Alevi toplumunun hayal kırıklığına uğradığını söyleyen Kaplan şunları kaydetti:
“Bir gerçeklik daha var. O da HDP’nin açıklamış olduğu 11 madde artık hedefine ulaşmış durumda. Çünkü bizim gittiğimiz bölgelerde, köylerde, kahvelerde tartışılıyor bu. Bunun tartışılması önemli bir şeydir. Karşı olan da yanında olan da tartışıyor bu önemli bir konu. Yine HDP kadrolarının büyük bir çoğunluğu cezaevlerindeyken yeni siyaset üreten kadroların olması da HDP açısından da önemli, bizim açımızdan da önemlidir. Kendimiz de ifade ettik Meclis’te güçlü bir HDP her zaman Alevilerin elini ayağını güçlendirir.”
“ALEVİLERİN SORUNLARI AYRINTILI ELE ALINMAMIŞTI”
HDP ile yapılan görüşmenin eksikliklerine rağmen anlamlı ve değerli olduğunu ifade eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak şunları dile getirdi:
“Böylesine zor bir süreçte böyle bir girişimin oldukça anlamlı olduğunu ancak eksik bulduğumuz, eleştirdiğimiz yanlarında olduğunu ifade ettik. Eleştirdiğimiz bölüm inanç kısmındaki paragrafa ilişkindi. Çünkü Türkiye’nin dörtte birini teşkil eden bir nüfusa sahip Aleviler. Ve ülkenin bir bütününe dağılmış durumdalar. Birçok sıkıntı ve sorun yaşıyoruz. Örneğin zorunlu din dersleri olsun, ev işaretlemeleri olsun, gerek ekonomik anlamda, kamuda istihdamda işe alınmalarda olsun çok zorlukla karşılaşıyoruz. Aleviler kimliğinden, inancından dolayı zorluk yaşayan bir inanç toplumudur. Buna yer vermeleri gerektiğini ifade ettik. Bu yönden eksikti. Onlar da tabii ki eksikliklerimiz var hep beraber bunu tamamlayacağız, dediler. Diğer toplumsal kesimlerle de görüşecekler. Ötekileştirilmiş olan tüm kesimlerle; kadınlarla, işçilerle, emekçilerle, tüm inanç topluluklarıyla… Konunun muhataplarıyla ve her boyutuyla geniş toplantılar yapıp daha sonra hep beraber değerlendireceğiz dediler.”
“CEMEVLERİNİN YASAL STATÜSÜNÜ GÜNDEME GETİRDİK”
Toplantıda yaptıkları önerilere dair de konuşan Karabudak; “Cemevlerinin statüsünü söyledik. Devletin yerel yönetimler üzerinden Alevilere yönelik asimilasyon politikası geliştirdiğini, bunun doğru olmadığını, tek çözüm yolunun da eşit yurttaşlık üzerinden güçlü bir demokratik anayasayla çözüleceğini ifade ettik. Tabi ki Aleviler bir hukuk çerçevesinde bu devletten hakkını almalı. Bütçeden pay alarak gerçekleştirmeli ama yerel yönetimler üzerinden ilişki geliştirerek değil ya da İçişleri Bakanlığı danışmanına ihtiyaç listesi vererek değil. Doğrudan demokratik yöntemlerle Aleviler de inanç anlamında bütçeden payını almalıdır dedik” diye belirtti.
Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Ankara’da anıldı. Madımak’tan önce de sonra da ezilenlerin hedef alındığına dikkat çekilen anmada, “Devlet yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir” çağrısı yapıldı.
Ankara’da demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcileri, Sivas katliamında yaşamını yitirenler için Mimarlar Odası Ankara Şube binası önünde anma etkinliği düzenledi.
Etkinlikte Madımak Otel’de katledilen 33 aydın ve sanatçının fotoğrafı birer karanfille tek tek duvarlara asılarak sergilendi. Serginin girişinde ise “Karanlığa meşale olanlar küllerinden yeniden doğarlar! 2 Temmuz Madımak Katliamı unutma unutturma” pankartı asıldı. Etkinlik müzik dinletisiyle başladı.
“KATLİAMLARI AYNI ELLER GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR”
Müzik dinletisinin ardından etkinlikte katılımcılar adına basın metnini DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak okudu. Madımak katliamını devletin organize ettiğini belirten Karabudak, “Yalnızca Alevilere değil, ezilen, ötekileştirilen her kesime yapılmış bir saldırıdır. 33 canımızı yakarak katleden devlet, o günden bugüne hala ezilen halklara saldırmaya devam etmektedir. Daha geçtiğimiz günlerde HDP İzmir İl Örgütü basılmış, yine faşist bir tetikçi tarafından Deniz Poyraz katledilmiştir. 2 Temmuz’dan önce ve 2 Temmuz’dan beri ezilen halkları hedef halan her katliam, aynı eller tarafından gerçekleştirilmektedir” dedi.
“İNKARCI TEK TİPÇİ VE BASKICI ANLAYIŞ DEVAM EDİYOR”
Karabudak, AKP’nin Kürt sorununu bir demokratikleşme sorunu olarak değil, bir “güvenlik” sorunu olarak gördüğüne dikkat çekerek, “İnkârcı, baskıcı ve tek tipçi bir anlayışla hareket etmeye devam etmektedir. Roboski’de 34 Kürt, savaş uçaklarının bombalarıyla katledilmiştir. Savaşa karşı barışı savunan 103 canımızı Ankara Garı önünde gerçekleştirilen bombalı saldırıda yitirmiştik. Yine Suruç’ta barışı ve kardeşliği savunmak isteyen 33 anarşist ve sosyalist genç bombalı saldırıyla katledildi. Diyarbakır, Antep başta olmak üzere Sur, Cizre, Nusaybin’de onlarca canımız katledildi. Yine bu devlet, cezaevlerini siyasi tutsaklarla doldurup, bir iradeyi dize getirme planları yaparak baskı, zulüm ve işkencelerine devam etmektedir. Yaşanmaz olan cezaevi koşullarını protesto eden tutsakların açlık grevlerini görmezden gelen iktidar, hak ihlallerini ve tecridi devam ettirerek insanlık suçu işlemektedir. Diğer taraftan Madımak katilini yaşlı ve hasta diyerek affedip tahliye ederken yüzlerce hasta tutsağın tedavi olmalarına bile izin vermemektedir” diye kaydetti.
“DEVLET TÜM KATLİAMLAR İLE YÜZLEŞMELİDİR”
Madımak katliamının üzerinden 28 yıl geçtiği hatırlatan Karabudak, 2012 yılında Madımak ana davasının zaman aşımına uğratıldığına ve kapatıldığına dikkat çekti. Karabudak, “Gelinen süreç firari üç katil yakalanmadığı için onlar üzerinden devam etmektedir. Üç katil Almanya’dadır ve adresleri bellidir. Ancak katliam sanığı olarak haklarında kırmızı bülten çıkartılmadığı için yakalanıp iade edilmemektedir. Bizler Aleviler, Kürtler, sol, anarşist, sosyalist, demokratik güçler, ezilen, ötekileştirilen ve yok sayılanlar olarak, bizlere yapılan bütün katliamların hesabını soralım. Devlet yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir. Yüzleşmek hakikatin ortaya çıkmasıdır. Gerçek suçluların adalet ve hakikat önünde hesap vermesidir. Yaşasın hakların ve inançların kardeşliği, 2 Temmuz Madımak katliamını unutma, unutturma” ifadeleri kullanıldı.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Yöneticileri Hüseyin Ozan ve Mustafa Karabudak, mafya mensubu Sedat Peker’in, cemevlerine saldırı planlandığını itiraf etmesini yorumladılar. Ozan ve Karabudak, “Ülke tarihinde ne zaman bir kaosa ihtiyaç duyuluyorsa Aleviler hedef alınan kesimlerin başında gelmektedir” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) MYK üyesi Hüseyin Ozan ve Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, organize suç örgütü mensubu Sedat Peker’in cemevlerine yönelik saldırı uyarısını yorumladı.
“HALKIMIZ ÇOK DİKKATLİ OLMALIDIR”
Demokratik Alevi Dernekleri MYK üyesi Hüseyin Ozan, “Derin güçler” ile iktidar arasında yoğun bir çatışmanın hakim olduğunu ifade ederek “kirli işler itiraf edilmiştir” dedi.
Hüseyin Ozan, “Ülke tarihinde ne zaman bir kaosa ihtiyaç duyulup, askeri darbe yapılacaksa mutlaka Aleviler hedef alınan toplumsal kesimlerin başında gelmektedir” diyerek şunları söyledi:
“Bilindiği üzere ülke tarihinde karanlık birçok olay var. Özellikle Alevilerin, devrimcilerin, demokratların, Kürt halkının hedef alındığı nice karanlık olay vardır. İktidar blokları arasında meydana gelen bu çatışma nedeniyle içeriden birinin; Sedat Peker’in dilinden birçok şey ifade edilmiştir. Birçok kirli, karanlık ilişki açığa çıkarılmıştır, ifşa edilmiştir.
Ülkede ciddi bir gerilim var. Zira silah kaçakçılığı, Suriye savaşında işlenen suçlar, faili meçhuller; bunlar içerden biri tarafından dillendirilmiştir. Bu hesaplaşma ciddi bir gerilime yol açmıştır. Bu gerilim derinleşerek sürmekte ve daha da derinleşeceği anlaşılıyor. Bu bağlamda Sedat Peker, Alevilere yönelik bir takım şeyler ifade etmiştir. Alevlerin hedef alınabileceğinden bahsetmiştir. Biz buna yabancı değiliz.
Bu manada halkımız çok dikkatli olmalıdır. Kurum temsilcilerimiz, kanaat önderlerimiz, cemevlerimiz, bazı toplu yaşam alanlarımız hedef alınabilir. Zira ellerinde sayısız katil vardır. Suriye savaşı nedeniyle bu bölgede oluşmuş nice katil vardır. Sayısız insanlık suçu işlemiş kişiliklerdir. Bunlar merhametsiz ve zalim kişiliklerdir. Bunun ötesinde geçmişten beri bu ülkede derin yapılar, çeteler, katiller her zaman vardır. Bunlar Maraş, Çorum, Malatya, Gazi gibi katliamlara imza atmışlardır.
Ülkede bir kriz yaratılmak isteniyorsa veya kirli bir işin üstü öğretilmek isteniyorsa mutlaka Alevileri hedef almışlardır. Halkımız dikkatli olsun. Provokasyona gelmesin gerektiğinde kendisini de müdafaa etmeye her zaman için hazır olsun. Bu bir haktır, bu tür yönelimlerin boşa çıkartılması için bir olmak, duyarlı olmak şarttır. Bu saldırı iddiasını çok ciddiye alalım, dikkatli olalım.”
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak da Sedat Peker’in saldırı ve katliam iddiasına ilişkin “Bunlar zaten bilindik şeyler. Devlet, Koçgiri’de ve Dersim’de Kürt Alevilere tankıyla, topuyla, uçağıyla, ordusuyla saldırmıştı” dedi.
Karabudak, kimi Alevi katliamlarında ise sivil güçlerin kullanıldığını belirterek şu aktarımda bulundu:
“Bugün bunların bir daha yaşanmaması için devletin kendi katliamları ile yüzleşmesi gerekir. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, özellikle Madımak’ta, Gazi’de, Ümraniye’de yapılan katliamların hepsi devlet eliyle yapılmış katliamlardır. Devlet yeri geldiğinde ‘yaprak kımıldasa haberimiz olur’ diye övünürken, halkın güvenliğinin en üst düzeyde olduğunu söylerken diğer taraftan Sivas gibi bir yerde 6 bine yakın askerin, polisin, sivil teşkilatın olduğu bir yerde 8 saat boyunca otelin içerisinde insanların yakılması anlaşılır bir şey değildir. Bu, devletin resmen ‘ben sizi, şehrin göbeğinde yakarım’ demektir.
Devlet bir taraftan Alevileri yanında tutmaya, cemevlerini gezerek kendi yanına çekmeye çalışıp asimile etmeye çalışırken diğer taraftan da sıkıştıkça dönem dönem Alevileri katletmektedir.
Biz Aleviler olarak bu ülkenin yurttaşlarıyız. Biz çalışmalarımıza devam edeceğiz, hiçbir şekilde bu korkunun ya da sindirme politikalarını kabul etmiyoruz. Biz anmalarımızı çalışmalarımızı yapacağız, cemevlerimiz açık olacak.
Devlet de yurttaşlarını korumak ve kollamak zorundadır. Bundan sonra bir Alevinin burnu kanadığında sorumlusu ve suçlusu devlettir.”
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, 100. yılında Koçgiri Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için çerağ uyandırdı.
Demokratik Alevi Dernekleri DAD Ankara Şubesi, Koçgiri Katliamı’nın 100. Yılında yaşamını yitirenleri andı. Dernek binasında yapılan anma programında ilk olarak katliamda can verenler için dara duruldu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Yol Yürütücüsü Cemal Şahin, katliamda yaşamını yitirenler için çerağ uyandırdı. Cemal Şahin, okuduğu gülbengde “Yakılan, yıkılan, asılan, derisi yüzülen canlar aşkına; barışın, kardeşliğin, sevginin, özgürlüğün ve bütün canların bir ve diri olması aşkına çerağımız nur ola. Gönüllerde daima var ola. Onurdan, aydınlıktan cümle canlarımız ayrılmaya. Karanlık ve bağnaz düşüncelerin bizlerden uzak, güzel muhabbetlere alışık ola, cümle hanelerin ışıkları yana, burada yaptığımız hizmetler gönül defterine kayıt ola, gerçeğe hü, aşk ile…” ifadelerini kullandı.
“İNANÇ VE ULUSAL DEĞERLERE YAPILMIŞ BİR KATLİAM”
DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, okuduğu basın metninde “Cumhuriyetin kuruluş aşamasında çeşitli kongrelerde ve Tamimlerde dile getirilen ‘eşit yurttaşlık temelinde, kendi kendini yönetme’ modeli ile ilgili verilen sözlerin yerini Türk İslâm anlayışı aldı” dedi.
“Koçgiri, Rêya Hakk Alevî süreğinin direnen inanç ve direnen toplum damarını temsil ediyordu” ifadelerini kullanan Karabudak, Kürt-Alevi halkının hâk taleplerinin katliam ile karşılık bulduğunu söyledi.
Mustafa Karabudak sözlerine şöyle devam etti:
“Mart ayında başlayan katliam üç buçuk ay sürdü. Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki merkezi ordu ile çete başı Topal Osman’ın çeteleri “Taş üstünde taş, gövde üstünde baş” bırakmadılar. Topal Osman’ın çeteleri adli suçlulardan; ırza geçme, cinayet işleme, hırsızlık, tecavüz gibi suçları işleyenlerden oluşturulmuştu. Çoğu ceza evlerinden salıverilmiş günümüzdeki IŞID vari bir yapılanmaydı. Koçgiri katliamı, Sivasın Zara, İmranlı, Suşehri, Hafik, Kangal, Gürün ve Erzincanın Kuruçay, Kemah, Refahiye ilçesi; Dersim’in bazı ilçe ve köylerinde Kürt-Alevî toplumuna, bu toplumun inanç ve ulusal değerlerine yapılmış bir katliamdır.
Koçgiri Halk hareketi üç buçuk ay sonra bastırıldı. On binlerce insan öldürüldü, kurtulanlar sürgüne gönderildi. Kürt Alevilerin kutsalları olan ocakları, ziyaretleri, kutsal mekanları yerle bir edildi. Pirler talipsiz, talipler de pirsiz kaldı. Köyler yağmalandı, yakıldı, canlı cansız varlıklara el konuldu. On binlercesi sürgün edildi, geride kalanlar açlığa, ölüme ve sefalete mahkum edildi. Toplumun varlığı, birliği, kimliği, doğası tüm maddi ve manevî, kültürel değerleri yok edilmeye çalışıldı, çarmıha gerildi.
Koçgiri Halk Hareketinin önderleri durumunda olan Alişer Efendi ve Zarife Ana Dersim’e mihman olmuşlardı. Yıllarca beraber Dersim’de Rêya Heq Kürt Alevî inancını yaşatmış, ikrarına bağlı olarak, Hakikat ve özgürlük mücadelesinde Nuri Dersim’i ile beraber ‘elmaya ikrar vererek’ en önde yer aldılar.
Alişer Efendi Kürt Teali Cemiyetine üyeydi. Kürtçenin birçok lehçesinin yanında, Arapça, Farsça, Rusça biliyordu. İkrarından dönen, düşkün olanlar tarafından ihanete uğrayarak hakikat ve özgürlük uğruna serden geçtiler.
Rêya Hakk Kürt Alevileri, ocak evlatları, analar, gençler, rıza toplumu sürekleri, Alevi kurumları, Koçgiri katliam sürecini bilince çıkarmalı, iyi anlamalıdır. Bu zihniyet geçmişten bugüne devam etmektedir. Bu zihnin devamı Zilan, Sason, Dersim’de devam etti. Çorum, Malatya, Maraş, Sivas ve Gazi’de kendini gösterdi. Mart ayı içinde olmamızdan dolayı 12 Mart Gazi katliamında yaşananlar hafızamızda hala canlıdır. Bu zihniyet Roboski’de, Şengal’de, Suruç’ta, Ankara Gar Katliamıyla devam etti.”
Basın açıklamasının ardından Sinemacı Medet Dilek, HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu, VARTO-DER Ankara Şube Başkanı Özgür Yetiş Aslan, Dersim-Der Ankara Şube Sekreteri Tekin Araç da Koçgiri Katliamı’na dair görüşlerini paylaştı.
Konuşmaların ardından Zakir Hıdır Çelebi, Kürtçe ve Türkçe ezgilerle Koçgiri Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı.
Program, çerağların sırlanması ve lokmaların pay edilmesinin ardından son buldu.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube yönetici ve üyeleri, Dersim’in önemli simalarından Veli Yıldız’ın tutuklanmasına tepki göstererek “Yıldız’ın tutuklanması tüm Alevilere, ötekileştirilenlere ve demokratlara verilmek istenen bir mesajdır” dedi.
Dersim Pülümür’de bir hafta önce evine yapılan baskında gözaltına alınan Veli Yıldız, daha sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak Elazığ cezaevine gönderilmişti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube yönetici ve üyeleri Veli Yıldız şahsında Alevilere dönük bir “gözdağı” olduğunu belirtilerek, Yıldız’ın tutuklanmasına tepki gösterdi.
“VELİ CANIMIZA XIZIR OLALIM”
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Veli Yıldız’ın tutuklanmasını Muaviye’nin 640 yıl önce Şam’da vali olduğu dönemde yaşanan bir olayla ilişkilendirerek şunları söyledi:
“Teşvik de hata olmaz derler. Bir gün Küfeli’nin biri Şam’a gitmiş. Devesi ile pazarda dolaşırken Şamlı’nın biri gelip devenin yularından tutarak ‘bu erkek deve benim’ demiş. Kendi aralarında tartışmışlar. Olay Muaviye’ye intikal etmiş. Muaviye, Şam halkını toplamış meydana. ‘Ey Şam halkı, bu erkek deve Küfeli’linin mi yoksa Şamlı’nın mı?’ diye sormuş. Herkes ‘Bu erkek deve Şamlı’nın’ deyince Küfeli’linin devesini almış. Adam deveyle giderken o da arkasına bakıyormuş. Muaviye, adamı çağırmış ve demiş ki ‘Sen de biliyorsun ben de biliyorum. Bu deve dişi ve deve senin demiş. Ama Küfe’ye gittiğinde Ali’ye de ki Muaviye’nin on binlerce adamı var, o ne derse onu yapıyorlar.’
Veli canın tutuklanması da böyle bir şeydir. Burada kendi hakikatiyle, kendi coğrafyasında kendi inancında rızalığı yaşayan Veli canımız hiçbir gerekçe gösterilmeden önce gözaltına alınıp daha sonra tutuklanmıştır. Veli Yıldız’ın tutuklanmasına gerekçe; gizli tanıklıktır.
Buradan tüm inananlara, Alevilere, ötekileştirilenlere, demokratlara bu mesaj veriliyor. ‘Bizler gelip hanenizi basarız, rızasız bir şekilde evinizi ararız, sizi tutuklarız. Hepimizin buradan bir ders alması lazım.
Hızır ayındayız. Hızır cümlemize yardım etsin. Çünkü kartel bir medya var. Devlet dilini konuşan bir basın var. Vicdanlı olmayan bir toplum var. Tüm canlara çağrımız, Veli cana sahip çıkalım, o bizim değerimizdir, bir gün Veli cana, yarın ise bize.”
“VELİ CANIMIZ HAK VE HAKİKAT YOLUNDA, ALEVİLİK İNANCINDA BÜYÜK BİR DEĞERİMİZDİR”
DAD Ankara Şube Eş Başkanı Meral Gökokuş,”Gözaltına alınan Veli canımıza Xızır olma zamanıdır. Özgürlüğünü talep ediyoruz” dedi.
Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube üyesi zakirHıdır Çelebi ise, duygularını bu şekilde ifade etti. “Önce gözaltına alınan sonrasında tutuklanan Veli dedemiz bize derin bir yara açtı. Veli canımız hak ve hakikat yolunda, Alevilik inancında büyük bir değerimizdir. Hiçbir suçu yoktur derhal serbest bırakılsın” dedi.
Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Kenan Ak ise şunları dile getirdi:
“Hak ve hakikat araştırmacısı Veli canımızın tutuklanması biz Alevileri derinden üzmüştür. Veli canımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Yapılan bu keyfi tutuklamalar hiçbir zaman hukuka uygun değildir, tamamen hukuka aykırı ve keyfidir. Veli canımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz”dedi.
PİRHA-Ankara’daki birçok kurum, 20 Ocak’ta görülecek Sivas Katliamı duruşması için katlım çağrısı yaparak “Tüm kamuoyunu duyarlılığa davet ediyoruz. Hakk ve hakikat için, na-hak zihniyete karşı birlik olalım” dedi.
20 Ocak Çarşamba günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek Sivas Katliamı davasının duruşmasına Ankara’daki dernek ve kurumlardan katılım çağrısı geldi.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında “Devlet, yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir” denildi.
“YÜZLEŞMEK, HAK VE HAKİKATİN ORTAYA ÇIKMASIDIR”
Basın metnini okuyan DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “28 yıldır süren bu davada gerçekler ortaya çıkmadı, katliamın gerçek suçluları yakalanıp hesap vermedi” diyerek, şunları söyledi:
“Sivas Katliamı ana davası 2012 yılında zaman aşımına uğratıldı, davada firari üç sanık Eren Ceylan, Murat Sonkur ve Murat Karataş yurtdışında olduğu için dosya kapatılmadı; davaya 20 Ocak 2021 tarihinde Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek.
Yakın tarihe baktığımızda Maraş, Çorum, Malatya katliam davaları sürece yayılmış, karartılmış ve unutturulmuştur. Tarihin tozlu sayfalarının Madımak Katliamı’nın da üzerini örtmesini istemiyoruz. Sadece Madımak Katliamı değil; Roboski, Suruç, 10 Ekim Gar Katliamı, Hrant Dink ve diğer katliamlarla da yüzleşilsin istiyoruz. Bu sebeple, 20 Ocak’ta görülecek mahkemede olacağız. Devlet, bu katliamlarla yüzleşmediği sürece ülkede barış, demokrasi ve bir arada yaşama imkânı olmayacaktır. İnanç örgütleri, Sivil Toplum Kurumları, demokratik güçler olarak tabii ki sahiplenme anlamında eksik kaldık; bir bütün olarak davanın takibinde yeterli tepkiyi gösteremedik. Bu nedenle, 20 Ocak’ta görülecek davaya ilişkin çağrımızdır: Toplumun, hak arama mücadelesi veren davalara sahip çıkmasını istiyoruz. Ülkedeki demokratik mücadeleye katkısı olacağını düşünüyoruz.”
“Yüzleşmek, hak ve hakikatin ortaya çıkmasıdır” diyen Karabudak, “Devlet, yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir; gerçek suçlular yakalanıp adalet önünde hesap vermelidir. Bu Katliamlar insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Bu suçlarda zaman aşımı olmaz. Üzeri kapatılamaz. Bizler, yarın (20 Ocak) saat 14.00’te Ankara Adliyesi, 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya katılıyoruz; tüm kamuoyunu da duyarlılığa davet ediyoruz. Hak ve hakikat için, na-hak zihniyete karşı birlik olalım. Hak ve hakikat için, zalime karşı duralım” ifadelerine yer verdi.
“BU ÇIĞLIĞI SONUNA KADAR SÜRDÜRMELİYİZ”
Açıklamanın ardından söz alan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki ise “Yargı maalesef adalet üretmiyor” diyerek, insanlığa karşı suçların halen zamanaşımına uğratıldığını ifade etti.
“Bu dava mahşere bırakılmayacak” diyen Tiryaki, şunları dile getirdi:
“Bu katliamın hesabının sorulacağını göstermek açısından bir araya gelmemiz çok kıymetli. Bu çığlığı sonuna kadar sürdürmeliyiz. Gerçekten toplumsal bir barış istiyorsak bu tür davalara özel anlam atfetmek gerekir. Bir toplum, ancak geçmişiyle yüzleşebilir, katliamlara amasız fakatsız hesap sorabilirse gerçek barışı sağlayabilir. O açıdan bu davaya çok önem atfediyoruz.”
“BU DAVA SAHİPSİZ DEĞİL”
Basın toplantısında söz alan bir diğer isim ise 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci oldu. “Katliamın üzerinden 28 yıl geçti ama hiç şüphesiz bu katliam da 10 Ekim Katliamı kadar hala çok sıcak” diyen Sakinci, sözlerine şöyle devam etti:
“Halen ateşin düştüğü yerden bizi yakmaya devam eden bir noktadayız. Bu ülke katliamlar ülkesi. Bu ülkede gerçekten demokrasiden, adaletten yana olmak istediğinizde ne yazık ki kayıplar veren, bu uğurda mücadele yürüten insanlara dönüşüyorsunuz. Bu dava süreçlerinin birlikte sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilenlerden biri olarak biz de bu sürecin takipçisiyiz. Ne olursa olsun bu süreç sahipsiz değil.”
“DERSİM, ÇORUM, SİVAS KATLİAMLARI SORUMLULARI YARGILANMADIĞI İÇİN KATLİAMLAR DEVAM EDİYOR”
İnsan Hakları Derneği MYK üyesi İsmail Boyraz da, cezasızlık ve yargı bağımsızlığı konuları üzerinde durarak “1915 yılındaki Ermeni soykırımıyla başlayarak Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki katliamlar; Dersim, Çorum, Sivas katliamları sorumluları yargılanmadığı için katliamlar halen devam ediyor. Çünkü bunları devlet adına iş yapan insanlar olarak değerlendirdikleri için cezasızlık gündeme geliyor. Tabii bunun için de yargının bağımsız olması gerekiyor” diye belirtti.
PİRHA-Derneklere kayyım atanmasının önünü açan kanun teklifinin Meclisten geçmesi ardından itirazlar da sürdürüyor. “Dernek ve vakıflardan elinizi çekin” diyen DAD Ankara Şube Eş Başkanı Karabudak, “Yaşam alanlarımızdan, cemevlerimizden uzak durun” mesajı verdi.
”Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi” TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.
Sivil toplum örgütleri, düzenlemeyle birlikte derneklerin tek bir imzayla kapatılmasını ya da kayyum atanmasının mümkün olduğuna dikkat çekti.
Sosyal medyadan da “Yasayı geri çek” başlığı ile kampanyalar sürerken Alevi yurttaşlar, özgürlüklerin bir kez daha kısıtlanacağına işaret etti.
“YAŞAM ALANLARIMIZDAN ELİNİZİ ÇEKİN”
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Alevi yurttaşlar için derneklerin bir tür yaşam alanı olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Aleviler, kendi yaşam alanlarından metropollere geldikten sonra kültürlerini, inançlarını, dernekler üzerinden yürütmeye başladılar. Dernekler, cemevleri bizim yaşam alanlarımız, faaliyet yürüttüğümüz, inancımızı, dilimizi, kültürümüzü geliştirdiğimiz, bizden sonraki çocuklarımıza aktaracağımız yerlerdir. Dernekler kendi imkânlarımızla, lokmalarımızla, ayakta tuttuğumuz kurumlardır. Biz Demokratik Alevi Dernekleri olarak diyoruz ki derneklerimizden, yaşam alanlarımızdan, cemevlerimizden elinizi çekin.”
“ÖZGÜRLÜKLERİN YOK SAYILMASINA SEBEP OLUR”
Demokratik Alevi Derneği üyesi Pınar Altay ise yasanın hemen geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek “Hak örgütlerinin kapatılması ya da kayyum atanması hak ihlallerinin artmasına ve özgürlüklerin bütünüyle yok sayılmasına sebep olur” dedi.
DAD üyesi Sevgi Sarıateş de “Yasaları ve kanunları kendi çıkarlarınız uğruna kullanıyorsanız bu bir keyfiliktir” diyerek söz konusu maddenin örgütlenme yasasına aykırı olduğunu söyledi. Sarıateş ayrıca “Dernekleri, vakıfları kapatarak, kayyum atayarak hiçbir yere varamazsınız. Ancak kaybedersiniz. Derhal dernek ve vakıflardan elinizi çekin” eleştirisini yaptı.
PİRHA-Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, Madımak Katliamı davasının duruşmasının 20 Ocak’ta Ankara’da yapılacağını hatırlatarak, Hollanda devletinin, katliamda ölen vatandaşı Carina Cuanna için davaya müdahil olmasını istediklerini söyledi.
Hollanda Sosyalist Parti Milletvekili Saadet Karabulut, aralarında semah dönen canların, ozanların olduğu 35 insanın yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı’na dair 2. kez Hollanda Parlamentosu’na soru önergesi verdi.
Karabulut, katliamda yaşamını yitirenler arasında yer alan Hollanda vatandaşı Carina Cuanna’in faillerinin yargılanması için Hollanda Dışişleri Bakanı’na, “20 Ocak 2021’deki duruşmaya katılmaya razı mısınız?” sorusunu yöneltti.
Demokratik Alevi Derneği de Madımak Katliamı davasının takipçisi olduğunu belirterek, Hollanda vatandaşı Thuijs için de mücadele yürüteceklerini dile getirdi.
Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, “Madımak, devlet eliyle yapılmış bir katliamdır” diyerek “Katledilen 33 canımızdan birisi de Hollanda Vatandaşı Carina Cuanna idi. Katliamdan sonra Hollanda Hükümeti Carina Cuanna’nın cenazesini alıp Hollanda’ya götürmüş, sonrasında ise ne devlet kurumlarıyla, ne de Madımak aileleriyle temasta bulunmuştur. Madımak aileleri çeşitli zamanlarda Carina’nın ailesini, Hollanda Hükümetini, Hollanda elçiliği aracılığıyla mahkemelere davet ettiler. Sürekli çağrıda bulunmalarına rağmen maalesef şu ana kadar hiçbir netice alamadılar” ifadelerini kullandı.
“SANIK İHSAN ÇAKMAK BELEDİYE PERSONELİYDİ”
Mustafa Karabudak, katliam sorumlularının devlet tarafınca korunduğunu vurgulayarak şu bilgileri paylaştı:
“4 Mayıs 2006 yılında Madımak firari sanıklarından ihsan Çakmak İstanbul Büyükşehir belediyesine bağlı metroda çalışırken yakalanmıştı. O dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın istifa etmesi için bir kampanya başlatmıştık. Buna paralel olarak Hollanda hükümetinin davaya katılması istendi ancak hiçbir cevap vermediler.
5 Aralık 2017 yılında Hollanda Büyükelçiliğinin önünde bir basın açıklaması yapmıştık. Elçilik görevlileriyle yaptığımız görüşmede Hollanda hükümetini duruşmaya davet ettik o anda bize herhangi bir cevap vermediler. Ancak daha sonra mektupla düşüncelerini bildireceklerini söylediler. Aylar sonra gelen mektupta da Carina ve ailesinin özel yaşamından dolayı hiçbir şekilde bilgi vermeyeceklerini ve sürece dâhil olmayacaklarını söylediler.
En son 4 Eylül 2020 Hollanda Büyükelçiliği’ne hem bir dosya sunmak hem de 9 Eylül’de yapılacak mahkemeye çağrı için gitmiştik. Ancak muhatap bulamadık. Sadece bizi dışarda güvenlik görevlileri karşıladı. İçeriye de dilekçemizi almadılar.”
Hollanda Sosyalist Parti Milletvekili Saadet Karabulut, Hollanda Dışişleri Bakanına “Davaya müdahil olacak mısınız?” soru önergesine karşılık “Davayı takip etmekteyiz. Ancak hiçbir davet gelmediği için de sürece dahil olmadık” cevabını almıştı.
DAD Ankara Şube Başkanı Karabudak, “Bu açıklama talihsiz bir açıklamadır” diyerek Hollanda hükümetini kınadıklarını da ekledi.
Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğratılmaması için mücadele yürüteceklerini söyleyen Mustafa Karabudak, şöyle devam etti:
“Bizler hak ve hakikatin peşinde olmaya devam edeceğiz. Bu topraklarda bir sürü katliamlar yaşandı. Maraş, Çorum, Malatya, Koçgiri, Dersim… Tüm bu katliamlar zaman aşımına uğradı, dosyalar kapatıldı. Sivas Madımak davasının da bu şekilde kapatılmasını istemiyoruz. Gerçek suçluların, gerçek katillerin açığa çıkartılıp kanun karşısında, adalet karşısında hesap vermesini istiyoruz. Çünkü yüzleşmek hakikatlerin ortaya çıkmasıdır. Bu süreçte de Hollanda Hükümetini yanımızda görmek istiyoruz.”
Mustafa Karabudak, Hollanda hükümetinin, Almanya’daki firari sanıkların iadesi için talepte bulunabileceğine işaret ederek sözlerine şu cümlelerle son verdi:
“Buradan çağrımız; 20 Ocak 2021 tarihinde Madımak duruşması yapılacak. Hollanda hükümetinin bizimle beraber davaya müdahil olmasını istiyoruz. Bizler Carina’yı 32 canımızdan hiç ayırt etmedik. Tüm eylem ve etkinliklerimizde onun adını da andık. Bu anlamda biz, Carina’nın ailesini ve Hollanda hükümetini, buraya gelip vatandaşına sahip çıkmasını istiyoruz.”
PİRHA – Kars’ın Sarıkamış İlçesine bağlı Aşağısallıpınar Köyü’nde yapılan cami inşaatının devam etmesine tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Devlet artık bu zihniyetinden vazgeçmelidir. Bu tekçi, asimilasyoncu politikalarından vazgeçmelidir. Çünkü Aşağısallıpınar köyü bir Alevi köyüdür. Oraya bir ibadethane bir inanç merkezi yapılacaksa oda cemevidir” dedi.
Haberin Videosu
Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Alevi olan Aşağısallıpınar Köyüne yaklaşık olarak bundan bir yıl önce kaymakamlık emriyle bir cami inşaatına başlanmış ancak köylülerin rızalığı olmadığı için itiraz edilerek inşaat durdurulmuştu. Fakat kısa bir süre önce inşaata tekrar başlanarak cami yapımına devam ediliyor.
“DEVLET TEKÇİ VE ASİMİLAYONCU POLİTİKASINDAN VAZGEÇMELİ”
Alevi köyüne caminin yapılmasına tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Devlet artık bu zihniyetinden vazgeçmelidir. Bu tekçi, asimilasyoncu politikalarından vazgeçmelidir. Çünkü Aşağısallıpınar köyü bir Alevi köyüdür. Oraya bir ibadethane bir inanç merkezi yapılacaksa oda cemevidir. Onu da köylüler kendi imkanlarıyla, kendi lokmalarıyla yaparlar. Devlet oraya hizmet götürmek istiyorsa, köylülerin talebi üzerinden hareket etmelidir. Başka ihtiyaçları varsa onları gidermelidir” diye konuştu.
“80 YILLARIN POLİTİKALARI HALEN, DEVAM ETTİRİLİYOR”
80’lerden kalan zihniyetin hala devam ettiğini belirten Karabudak, “Zorunlu din dersleri, her köye bir cami kampanyası bu zihniyetten bir an önce vazgeçmelidir. Devlet kendi inandığı şekilde yurttaşlarını şekillendiremez, tanımlayamaz” dedi.
Karabudak, devletin bu tekçi politikasından vazgeçmesi çağrısı yaptı.
Köylülere dayatılan, ‘cami yapılmazsa yol gelmez, AKP oy vermezseniz köye hizmet getirmeyiz’ anlayışına da tepki gösteren Karabudak, “Devlet yurttaşlarını böyle kazanamaz, devlet hoşgörülü olmalıdır, tüm inançlara aynı mesafede olmalıdır. İnsanların yurttaşların talebi ne ise onun doğrultusunda hareket etmelidir” diye konuştu.