Etiket: nefret suçu

  • ‘Alevilerin açıkça hedef gösterilmesi, provokasyon girişimlerine zemin hazırlamakta’-VİDEO

    ‘Alevilerin açıkça hedef gösterilmesi, provokasyon girişimlerine zemin hazırlamakta’-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Alevilere yönelik süre giden nefret suçlarına dair Mecliste konuştu. Kordu, yaşananlar sebebiyle Alevi toplumunun endişesini paylaşarak “Yetkililer, nefret söylemi ve provokasyon girişimleri karşısında görevlerini yerine getirmeli; ayrımcılık ve nefret suçu işleyenlere karşı hukuk işletilmelidir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Alevi toplumuna yönelik nefret suçlarını güdeme getirdi. Meclis genel kurulunda söz alan Kordu, şunları söyledi:

    “Türkiye’de halen çözülmesi gereken ciddi sorunlar var. Başta Aleviler olmak üzere farklı inanç ve kimliklere yönelik nefret dili, toplumsal barışın önündeki en büyük engellerden biridir. Son dönemde bazı medya organlarında Alevilerin açıkça hedef gösterilmesi, yalnızca nefret söylemi üretmekle kalmamakta, aynı zamanda toplumda provokasyon girişimlerine zemin hazırlamaktadır. Bu tablo karşısında Alevi toplumunun endişesi her geçen gün artmaktadır.

    Suriye’de yıllardır devam eden Alevi katliamlarının aynı vahşetle sürmesi ve uluslararası toplumun sessizliği, yaşanan acıları daha da derinleştirmektedir. Türkiye’de demokratik toplum ve toplumsal barışın inşası tartışılırken, bu gerçekler görmezden gelinemez. Yetkililer, nefret söylemi ve provokasyon girişimleri karşısında görevlerini yerine getirmeli; ayrımcılık ve nefret suçu işleyenlere karşı hukuk işletilmelidir. Herkesin eşit yurttaşlık hakkı güvence altına alınmalıdır!”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Fırat, Alevilere yönelik nefret suçları sebebiyle TBMM’ye çağrı yaptı!

    Milletvekili Fırat, Alevilere yönelik nefret suçları sebebiyle TBMM’ye çağrı yaptı!

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Alevilere yönelik işlenen nefret suçlarının tüm yönleriyle araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgili TBMM’ye araştırma önergesi sundu.

    El Cezire çalışanı Amel Zaamta’nın, Alevilere yönelik nefret içerikli sözleri parlamentonun da gündemine geldi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Celal Fırat, Alevilere yönelik nefret suçlarının tüm yönleriyle araştırılıp, gerekli tedbirlerin alınması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına araştırma önergesi sundu.

    “BU DURUM, ALEVİ TOPLUMUNDA DERİN YARALAR OLUŞTURMAKTA”

    İstanbul Milletvekili Celal Fırat, önergesinin gerekçe bölümünde, farklı inanç ve kimliklere yönelik ayrımcı söylem ve nefret suçlarının toplumsal barışı zedelediğini ifade etti.

    Alevilere yönelik nefret söylemlerinin sıklığına dikkat çeken Celal Fırat, şu açıklamayı yaptı:

    “Bunun son örneği; El Cezire’nin ve TRT’nin İstanbul’da çalışanı olduğu iddia edilen Amel Zaamta’nın Alevilere yönelik iftira ve hakaretleri, Alevi toplumunu hedef alan, ötekileştiren ve nefret suçunu meşrulaştıran kirli dili, toplumsal barışı zedelemekte ve ayrımcılığı körüklemektedir.

    Bu tür nefret söylemlerinin ifade özgürlüğü adı altında cezasız bırakılmasını kabul etmek mümkün değildir. Bu tür söylemler yalnızca bireysel hakaret düzeyinde kalmamakta; toplu şekilde, bir inanç grubunu hedef alan, aşağılayan, ötekileştiren ve kimi durumlarda şiddete davet eden nitelik taşımaktadır.

    Ne yazık ki bu tür nefret söylemleri ve nefret suçları, çoğu zaman etkili bir soruşturma yürütülmeksizin cezasız bırakılmakta, failler yargı önünde hesap vermemekte ya da sembolik cezalarla adeta ödüllendirilmektedir. Bu durum, Alevi toplumunda ciddi bir güvensizlik, dışlanmışlık ve derin yaralar oluşturmaktadır.

    Alevi inancına mensup yurttaşlar, kamu hizmetlerine erişimden siyasal temsiliyete, eğitimden inanç özgürlüğüne kadar pek çok alanda ayrımcı politikaların sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, Anayasa’da güvence altına alınan eşit yurttaşlık ilkesine açıkça aykırıdır.

    Toplumsal barışın, adaletin ve eşit yurttaşlığın güçlenmesi için Alevilere yönelik nefret söylemlerinin ve ayrımcı politikaların nedenleri, boyutları ve sonuçlarının tüm yönleriyle araştırılması; bu alanda uluslararası hukuk, insan hakları sözleşmeleri ve evrensel demokratik ilkeler ışığında çözüm yollarının geliştirilmesi zaruridir.”

    ÖNLEMLERİN ALINMASI İÇİN TBMM’YE ÖNERİLER!

    Celal Fırat, kurulmasını talep ettiği Meclis Araştırma Komisyonu’nun yapması gerekenleri de şu şekilde sıraladı:

    • Alevilere yönelik nefret söylemlerini ve nefret suçlarını,
    • Bu söylemlerin yaygınlık ve sistematik hale gelme boyutlarını,
    • Cezasızlık politikasının bu suçları nasıl teşvik ettiğini,
    • Kamu kurumlarının, siyasi aktörlerin, medya organlarının rolünü,
    • Alevi toplumunun taleplerini, ihtiyaçlarını ve çözüm önerilerinin,

    Ayrıntılı olarak incelemesi, Türkiye’nin eşitlikçi ve demokratik bir hukuk devleti olma yolunda atılacak adımların belirlenmesine katkı sunacaktır.

    Yukarıda belirtilen nedenlerle, Alevilere yönelik nefret söylemleri ve ayrımcı politikaların tüm yönleriyle incelenmesi, cezasızlığın önlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla araştırma komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim.”

    PİRHA/ANKARA

  • ÇHD, Alevilere dönük nefret söylemlerine dair suç duyurusunda bulundu!

    ÇHD, Alevilere dönük nefret söylemlerine dair suç duyurusunda bulundu!

    PİRHA-Çağdaş Hukukçular Derneği, Suriye’deki Alevi katliamının Türkiye’ye yansımasının nefret suçları şeklinde olduğuna dikkat çekerek, savcılığa ilgililer hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD tarafından yapılan katliamlarda binlerce Alevileri yurttaş katledildi. Çok sayıda Arap Alevi de alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın da çeteler tarafından kaçırıldı.

    Suriye’de Alevilere dönük katliamın ilk gününden itibaren Türkiye’de yaşayan Aleviler ‘Siyasal Alevilik’ adı altında hedefe konuldu. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Alevilere dönük artan nefret suçları, hakaret ve tehdit fiillerine dair Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    ÇHD yönetimi, etkin bir soruşturma ile faillerin cezalandırması adına sürecin takipçisi olacaklarını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD Mersin: Translar hayatın her alanında nefretle mücadele ediyor- VİDEO

    İHD Mersin: Translar hayatın her alanında nefretle mücadele ediyor- VİDEO

    PİRHA – İHD Mersin Şubesi, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü sebebiyle eylem yaparak, “Translar, hayatın her alanında zorbalık ve nefretle mücadele ediyor, şiddetten arınmış barışçıl bir toplumda özgürce yaşama hayalimizden asla vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    21 yıl önce Rita Haster isimli trans kadının Boston’da kendi evinde öldürülmesi üzerine trans örgütleri bu cinayeti bir sembol haline getirerek 20 Kasım’ı “Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü” olarak ilan ettiler. Mersin’de İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi LGBTİ+ Komisyonu, konuya ilişkin Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı.

    ‘Nefrete karşı bir aradayız. Herkesi için insan hakları’ yazılı pankartın açıldığı açıklamada basın metnini komisyon üyesi Utku Kutbay okudu.

    “TRANSLARIN GÜNDEMİNDE HER GÜN ŞİDDET VAR”

    Utku Kutbay, transların çocukluk evrelerinden itibaren nefret ve zorbalığa maruz kaldığını ve şiddete her daim açık olduklarını belirterek, “Çocuklukta ve ergenlikte; öğretmenlerin, idarecilerin, akranların nefret ve zorbalığına maruz kaldıkları için kimi zaman eğitimlerini sırf bu yüzden yarıda bırakmak zorunda kalabiliyorlar” dedi.

    Çalışma hayatının da translar için çeşitli baskı ve engellerle dolu olduğunu söyleyen Kutbay, “Translar varoluşları nedeniyle iş mülakatında çoğu kez gizlice bazen de açıkça reddediliyorlar. Çoğu trans iş arama motivasyonunu dahi kaybetmiş durumda, bu yüzden de zorunlu seks işçiliğinin cenderesinde polisin ve mafyanın baskısı altında çok zorlu bir yaşam mücadelesi vermek zorunda kalıyorlar. Transların gündeminde her gün şiddet ve nefret var. Bu şiddet, sokaktaki küçümseyici bir bakıştan hunharca işlenen nefret cinayetlerine kadar uzanabiliyor” diye konuştu.

    “KATİLLER HAKSIZ TAHRİK İNDİRİMİ ALIYOR”

    İş yaşamından sağlığa, adalet mekanizmalarından günlük yaşama kadar her alanda transların sistematik olarak şiddet ve nefretle karşı karşıya kaldığını belirten Kutbay, “Transların sadece trans oldukları için sistematik bir şekilde maruz kaldığı yağmalama, gasp, yaralama, cinayet gibi suçlar yasa tarafından nefret suçu olarak kabul edilmiyor. Yargılanan suçlular çoğu zaman ya hiç ceza almıyor ya da ödül gibi cezalar veriliyor. Yıllardır tekrarlanan ‘kadın sandım, erkek çıktı’ gibi transfobik bahaneler hakimler tarafından ikna edici bulunuyor ve katiller haksız tahrik indirimi alıyorlar” diyerek cezasızlık sistemine tepki gösterdi.

    BİRLİK VURGUSU

    Translara yönelik nefret suçlarının karşısında dayanışmanın ve birlikteliğin öneminin altını çizen Kutbay, “Translar, küçük yaştan beri zorbalık ve nefretle mücadele ediyor, öyle ki bizatihi hayatları nefret kültürüne karşı bir cevap, bir onur nişanesi. Şiddetten arınmış barışçıl bir toplumda özgürce yaşama hayalimizden asla vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz. En ufak bir çabayı dahi küçümsememeliyiz, hakkını vermeliyiz. Her bir adalet çığlığı, dayanışmaya uzanan her bir el, her cesur çıkış nefretin karanlığını dağıtacak bir ışık olabilir. Bu anlamda sizleri de mücadelemize destek olmaya çağırıyoruz” diyerek nefrete karşı mücadele çağrısı yaptı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Varto’da Alevilere hakaret eden kamu çalışanı tekrar işbaşı yaptırıldı!

    Varto’da Alevilere hakaret eden kamu çalışanı tekrar işbaşı yaptırıldı!

    PİRHA-Muş Varto’da Alevilere hakaret ederek nefret suçu işleyen O.Ö isimli kamu çalışanı, hakkındaki suç duyurusuna rağmen tekrar işbaşı yaptırıldı. 

    Varto’da yaşayan O.Ö. isimli bir kamu çalışanı sosyal medya uygulamasında paylaşılan semah dönme videosunun altına Alevilere yönelik ayrımcı söylemlerde bulundu. Şahsın “Oh ne güzel, dans ederek ibadet ettiklerini zannediyorlar, bir de kadın erkek zevklenmişler. Şimdi nasıl keyifleri geliyor, mum da sönseydi iyiydi” paylaşımına yurttaşlar tepki gösterirken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi Varto Şubesi Başkanı Kerem Akdağ, şahıs hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

    Devlet hastanesinde sözleşmeli sağlık personeli olarak çalışan O.Ö isimli şahıs hakkındaki suç duyurusu sonrasında adli ve idari soruşturma açılmış, O.Ö adlı şahsın bu süre zarfında açığa alınmak yerine başka bir ilçedeki hastaneye gönderildiği açığa çıkmıştı.

    Aradan geçen 6 ay sonrasında O.Ö isimli şahıs hakkında tüm soruşturmalar ve işlediği nefret suçu bir kenara bırakılarak yeniden Varto Devlet Hastanesi’nde işbaşı yaptırıldı.

    Ersin ÖZGÜL/MUŞ

    İLGİLİ HABERLER:

    Varto’da Alevilere ve semaha hakaret eden kamu çalışanının görevden alınması istendi

     

     

     

     

     

     

  • Ayten Kordu’dan araştırma komisyonu önergesi: Nefret söylemi giderek daha çok artmakta

    Ayten Kordu’dan araştırma komisyonu önergesi: Nefret söylemi giderek daha çok artmakta

    PİRHA – Milletvekili Ayten Kordu, nefret suçlarının arttığına dikkat çekerek, ivedilikle Meclis araştırma komisyonu kurulması için önerge sundu. Ayten Kordu, “Nefret söylemi ve suçları ile ilgili yeterli yasal düzenlemelerin olmayışı ve çoğu zaman cezasız bırakılması bu saldırıların sistematik bir biçimde devam etmesine zemin hazırlamaktadır” diye belirtti.

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Türkiye’de çok sayıda nefret suçu işlendiğini belirterek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bu yönlü yasal zeminin genişletilmesi için araştırma önergesi sundu.

    Türkiye’de nefret söylemi ile suçlarının düzenlenmesiyle ilgili sorunların boyutuna dikkat çeken Kordu, bu yönlü kapsamlı yasal düzenlemelerin bulunmadığının da altını çizdi.

    “TOPLUMSAL BARIŞIN ÖNÜNDEKİ TEMEL SORUN”

    Son dönemde özellikle Suriyeli mülteciler ile Kürt mevsimlik işçilere dönük saldırıların arttığını belirten Milletvekili Ayten Kordu, önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Geçmişten bugüne 6-7 Eylül 1955 olayları, Sivas Madımak Katliamı, nefret suçlarının göze en çok çarpan örneklerindendir. 2000’li yıllarda Hrant Dink, Rahip Santoro cinayetleri, Malatya katliamı, Manisa Selendi’de Romanlara, Kürt işçilere yapılan saldırılar, Malatya Sürgü’de Alevilere ve son olarak Kayseri’de başlayıp Türkiye’nin birçok ilinde Suriyelilere yönelik linç girişimleri nefret söyleminin nefret suçu ile bedenleştiği anlaşılmaktadır.

    Türkiye’de Din, İnanç veya İnançsızlık Temelli Nefret Suçları 2023 raporunda da açıkça ortaya konduğu gibi AKP-MHP ortaklığıyla sürdürülen nefret söylemi toplumsal alandaki ayrışmayı her geçen gün daha da derinleştirmektedir. Bunun sonucunda, Türkiye’de nefret söylemi ve buna bağlı olarak nefret suçları giderek daha fazla artarken özellikle medya platformlarında kimi zaman farklı etnik ve dini gruplara yönelik önyargılı, aşağılayıcı ve ayrımcı söylemlerin kullanılması zaman zaman bu kesimlerin saldırılara maruz kalmasına neden olmaktadır. Nefret söylemi ve suçları ile ilgili yeterli yasal düzenlemelerin olmayışı ve çoğu zaman cezasız bırakılması bu saldırıların sistematik bir biçimde devam etmesine zemin hazırlamaktadır.

    Toplumsal barışın önündeki temel sorunlardan birini oluşturan nefret suçlarının ortadan kaldırılması için resmî ideolojin terk edilmesi ve resmî ideolojiye bağlı ceza mevzuatının değişmesi gerekmektedir. Buna bağlı olarak, etnik, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, dini inanç ve mezhebe yönelik ayrımcılığın ve bu gruplara yönelik nefret saldırılarının da sona ermesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.”

    “İVEDİLİKLE KOMİSYON KURULMALI”

    Ayten Kordu, “Türkiye’de din veya inanç temelli yaşanan nefret suçlarına karşı önlem alınması, sorunların tespit edilmesi, faillere yönelik cezasızlık politikalarının ortadan kaldırılması ve söz konusu söylem ve suçlara karşı gerekli hukuksal düzenlemelerin yapılması amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırma Komisyonu” kurulmasını önerdi.

    Milletvekili Kordu, önergesinin ‘Gerekçe’ bölümünde ise şu ifadelere yer verdi:

    “Din veya inanç topluluklarıyla ilişkili bazı mekânlar tekrarlayan bir şekilde hedef alınıyor.

    Mezarlık, ibadet yeri, ev veya okul gibi din veya inanç topluluklarıyla ilişkili mekânlara yönelik saldırıların en sık karşılaşılan olaylardan olduğu görülüyor.

    Bazı kişi veya gruplar sistematik tehdide veya baskıya maruz kalıyor. Özellikle Protestanların, Süryanilerin ve Ezidilerin hedefi oldukları nefret suçlarını incelediğimizde, bu olayların sistematikleştiğini ve bu grupların sürekli baskıya maruz kaldıklarını söylemek mümkün.

    2023 yılında özellikle Protestanlara ve Yahudilere yönelik nefret suçlarında bir artış gözlemleniyor.

    2023 yılında, okullarda antisemit sembollerin kullanıldığı iki ayrı olay yaşandı. Bu durum, kapsayıcı, çoğulcu ve ayrımcılık karşıtı bir eğitim sistemi ve müfredatına duyulan ihtiyacı bir kez daha gösteriyor.

    2020’den beri, sırasıyla en çok hedef alınan gruplar Hristiyanlar (52), Aleviler (42) ve Yahudiler (23) oldu. Bu veriler, Türkiye tarihi boyunca birçok kez nefret suçunun hedefi olan bu gruplara karşı kemikleşmiş önyargıların ve düşmanca tutumların devam ettiğini gösteriyor.

    Türkiye’de son dönemlerde nefret söylemi giderek daha çok artmakta, devletin ve iktidarın üst düzey temsilcileri dâhil olmak üzere yetkililerce nefret söyleminin giderek daha çok kullanılması büyük bir endişe kaynağı olmaktadır.

    Tarihimizde yaşanan çok fazla olay, nefret söyleminin nefret suçuna dönüştüğü olaylardır. Özellikle son yıllarda nefret suçları endişe verici seviyelere ulaşmış, siyaset dilinde nefret söylemi yaygınlaşmıştır. Farklı ırk, mezhep, inanç ya da yaşama biçimlerinin hedef gösterildiği kamplaştırıcı mesajlara sıkça tanık olunmuştur. Bugün de hem iktidarın hem de devlet kurumların kullandığı tehdit dili ve nefret söylemi süreklilik arz etmek ve yaygınlaşmaktadır.

    Raporun ortaya koyduğu veriler, Türkiye’de bu suçlarla mücadelenin bütünlüklü bir şekilde geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu yeniden hatırlatıyor.

    Bu sorunlar doğrultusunda nefret söylemi, din veya inanç temelli nefret söylemleri ve nefret suçlarına karşı önlemlerin alınması, ayrımcılık ve nefret suçlarının nedenleri ve bunlara karşı hukuki ve demokratik mücadele konusunda gerekli çalışmaların yapılması, toplumdaki nefretin engellenmesi ve Nefret Yasası çıkarılması için ön hazırlık olması amacıyla ivedilikle bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İnanç Özgürlüğü Girişimi: 2023 yılında 47 nefret suçu tespit edildi

    İnanç Özgürlüğü Girişimi: 2023 yılında 47 nefret suçu tespit edildi

    PİRHA – İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin, “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2023” raporuna göre yıl içerisinde 47 nefret suçu ve olayı tespit ettiklerini duyurdu. Raporda, Alevi dergah ve ziyaretlerine yönelik saldırılara da yer verildi.

    İnanç Özgürlüğü Girişimi (İÖG), “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2023” raporunu yayımladı. 2023 yılı içinde 47 nefret suçu ve olayı tespit edildiği bilgisi paylaşıldı.

    Yapılan çalışmayla birlikte, nefret suçunun önlenmesine ve nefret suçuyla ilgili cezasızlığın önüne geçmeye katkı sunmayı amaçlandığı belirtildi. Raporda, inanç topluluklarından gelen bildirimler ve medya izleme sürecinde erişilen veriler temel alınıyor.

    İzleme çalışması kapsamında, Ocak – Aralık 2023 aralığında din, inanç veya inançsızlıkla bağlantılı 47 nefret suçu veya olayı bilgisine ulaşıldığı bilgisi verildi. Yapılan açıklamada “Nefret suçlarının ihbar edilmesi önünde önemli engeller olduğu için rapordaki verilerin bu suçların gerçek boyutunu yansıtmadığını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Önceki yıllarda olduğu gibi, 2023 yılında yaşanan nefret suçu veya olayının çoğunda da nefret suçu boyutunun irdelendiği etkili bir hukuki süreç yürütülmediği ve bu suçların sıklıkla cezasız kaldığı görülüyor.” diye belirtildi.

    İNANÇ TOPLULUKLARINA YÖNELİK NEFRET SUÇLARI!

    2023’te “hedef alınan gruba göre” ulaşılan nefret suçu/olayı bilgisi şöyle:

    Hristiyanlar 22,

    Yahudiler 14,

    Aleviler 7,

    Müslümanlar 4,

    Ezidiler 2,

    Ateistler 1.

    Paylaşılan raporda, nefret suçunun çok farklı şekillerde karşımıza çıktığına ve Türkiye’nin birçok noktasında yaşanabildiğine işaret edildi. Bu olaylar sırasıyla, tehdit veya tehdit edici davranış, kişilere yönelik şiddet içeren saldırı, ibadet yeri veya mezarlıklara zarar verme, mala veya eşyaya zarar verme, hakaret ve taciz suçlarını içeriyor. Önceki yıllara kıyasla, 2023’te kişilere yönelik şiddet içeren saldırı sayısında ve oranında bir artış olduğu bilgisi de paylaşıldı.

    “EN ÇOK HEDEF ALINAN GRUPLAR HRİSTİYANLAR, ALEVİLER”

    Geçmiş yılların izleme verileriyle birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de yaşanan din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçlarıyla ilgili öne çıkan bazı bulgular ise şu şekilde sıralandı:

    -Din veya inanç topluluklarıyla ilişkili bazı mekânlar tekrarlayan bir şekilde hedef alınıyor.

    -Mezarlık, ibadet yeri, ev veya okul gibi din veya inanç topluluklarıyla ilişkili mekânlara yönelik saldırıların en sık karşılaşılan olaylardan olduğu görülüyor.

    -Bazı kişi veya gruplar sistematik tehdide veya baskıya maruz kalıyor. Özellikle Protestanların, Süryanilerin ve Ezidilerin hedefi oldukları nefret suçlarını incelediğimizde, bu olayların sistematikleştiğini ve bu grupların sürekli baskıya maruz kaldıklarını söylemek mümkün.

    -2023 yılında özellikle Protestanlara ve Yahudilere yönelik nefret suçlarında bir artış gözlemleniyor.

    -2023 yılında, okullarda antisemit sembollerin kullanıldığı iki ayrı olay yaşandı. Bu durum, kapsayıcı, çoğulcu ve ayrımcılık karşıtı bir eğitim sistemi ve müfredatına duyulan ihtiyacı bir kez daha gösteriyor.

    -2020’den beri, sırasıyla en çok hedef alınan gruplar Hristiyanlar (52), Aleviler (42) ve Yahudiler (23) oldu. Bu veriler, Türkiye tarihi boyunca birçok kez nefret suçunun hedefi olan bu gruplara karşı kemikleşmiş önyargıların ve düşmanca tutumların devam ettiğini gösteriyor.

    “YASAL MEVZUAT VE UYGULAMA İSE BU SUÇLARA KARŞI OLDUKÇA ETKİSİZ”

    “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2023” raporunda yasal mevzuat ve uygulamanın etkisiz olduğuna da vurgu yapıldı. Paylaşılan bilgilerin devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Kişileri, toplumları veya kurumları din, inanç veya inançsızlıkları nedeniyle hedef alan nefret suçları, Türkiye’nin önemli insan hakları sorunlarından biri. Nefret suçları toplumsal barışın önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. Türkiye’deki yasal mevzuat ve uygulama ise bu suçlara karşı oldukça etkisiz. Nisan 2021 tarihli İnsan Hakları Eylem Planı, ayrımcılık ve nefret suçuna ilişkin Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yeni bir düzenleme ile bu suçlara dair veri tabanı ve istatistiklerin iyileştirilmesi hedeflerini içeriyordu. Ancak, aradan üç yıl geçmesine rağmen bu önemli adımlarla ilgili hala sonuç alınmadı.

    Raporun ortaya koyduğu veriler, Türkiye’de bu suçlarla mücadelenin bütünlüklü bir şekilde geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu yeniden hatırlatıyor. Bu doğrultuda, öne çıkan başlıklar şöyle:

    -Nefret suçlarına yönelik etkili soruşturulma yapılması;

    -Din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçlarının kamu kurumları tarafından sistematik bir şekilde izlenip raporlanması ve ayrıştırılmış verilerin kamu ile paylaşılması;

    -Zarara ilişkin etkili tazmin;

    -Mağdurların desteklenmesine yönelik bütünsel bir yaklaşım;

    -Sivil toplumun nefret suçu konusunda izleme ve savunuculuk çalışmaları yapması;

    -Nefret suçlarıyla mücadele için çok paydaşlı çalışmalar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Burcu Köksal’ın ırkçı sözlerine büyük tepki: Nefret suçu işledin!

    CHP’li Burcu Köksal’ın ırkçı sözlerine büyük tepki: Nefret suçu işledin!

    PİRHA- CHP’nin Afyonkarahisar Belediye Başkan Adayı Burcu Köksal, “Seçildiğimde Afyonkarahisar Belediyesi’nin kapıları DEM Parti hariç her siyasi partiye açık olacak” sözleri büyük tepki çekti. DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, “Bizim belediyelerimizde kapımız herkese açık; faşist, ırkçılar hariç” derken, DEM Parti Antalya Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Kemal Bülbül de “Nefret suçu işledin!” diye belirtti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Afyonkarahisar’da seçim koordinasyon merkezinin açılışına katıldı. Ordu Bulvarı’nda bulunan seçim koordinasyon merkezi açılışına Özel’in yanı sıra Belediye Başkan Adayı Burcu Köksal, Parti Meclisi Üyesi Yalçın Görgöz ve İl Başkanı Faruk Duha Erhan katıldı.

    Belediye Başkan Adayı Burcu Köksal açılışta yaptığı konuşmada Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’ni (DEM Parti) hedef aldı.

    Köksal, “Seçildiğimde Afyonkarahisar Belediyesi’nin kapıları DEM Parti hariç her siyasi partiye açık olacak” ifadelerini kullandı.

    ÖZEL: DİL SÜRÇMESİ, KÖKSAL: SÖZLERİMİN ARKASINDAYIM

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Afyonkarahisar Belediye Başkan Adayı Burcu Köksal‘ın Afyonkarahisar’da seçim koordinasyon merkezi açılışında sarf ettiği, “Seçildiğimde, DEM Parti hariç tüm siyasi partilere belediyenin kapıları açık olacak” sözlerini düzeltti.

    Özel, Uşak’ta düzenlediği mitingde konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Demin Afyon’dan geldim ve Burcu Başkan’dan da selam getirdim. Orada bir küçük sürçülisan oldu, “Aman başkanım sen düzelt” dedi. Afyon Belediyesi’nin de, Uşak Belediyesi’nin de seçildikten sonra kapıları ardına kadar tüm siyasi partilere, tüm Uşak ve Afyonlulara açıktır” dedi.

    Gazeteci Barış Yarkadaş ise konuya dair yaptığı açıklamada, Köksal ile konuştuğunu ve Köksal’ın, “Bir dil sürçmesi sonucu değil, verdiğim söz üzerine konuştum. Ben bu sözü ilk günden beri verdim. Bu sözümün de arkasındayım” dediğini aktardı.

    SAKIK VE BÜLBÜL’DEN TEPKİ

    DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık ise Köksal’a sosyal medyadan cevap verdi. Sakık, “Bizim belediyelerimizde kapımız herkese açık; faşist, ırkçılar hariç” dedi.

    Tepki veren bir diğer isim DEM Parti Antalya Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Kemal Bülbül de “DEM Parti söz konusu olunca; hangimiz daha faşistiz yarışması yapıyorlar. Nefret suçu işledin!” diye belirtti.

    DEM Parti Ovacık İlçe YKÜ Hasan Akkuş ise, “Katmerli ırkçı faşist CHP Afyon Belediye Başkan Adayı ve ayrıca da partisinin grup başkan vekilidir. İyi ki Afyon hudutlarına girmeyi yasaklamamış. Onu da seçimden sonrasına bırakmış. Esat Bozkurt ile bir yakınlığı var mı henüz bulamadım. Bu büyük bir aymazlık ve CHP bünyesinde bu zevatın şahsında açığa çıkmış bir DEM Parti karşıtlığıdır. Hasımhane bir anlayıştır. Hiç gecikmeksizin CHP Genel Merkezi düzeyinde ivedikle özür dilenmelidir” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi nefretiyle işten çıkarılan işçiye Alevilerden destek: Mücadele edeceğiz-VİDEO

    Alevi nefretiyle işten çıkarılan işçiye Alevilerden destek: Mücadele edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Esenyurt’ta faaliyet gösteren Krom Evye fabrikasında çalışan Besra Demir adlı işçinin, sendikalı olduğu ve Alevi işçilerle görüştüğü” iddiasıyla işten çıkarılmasına karşı eylem yapıldı. Eyleme destek veren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Basın Yayın Sekreteri Hüseyin Ağçal, “İşten atılan arkadaşımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Alevilerle ilgili söylenen sözler bir nefret suçudur” dedi.

    Esenyurt’ta faaliyet gösteren ve Etiman Grup İnşaat A.Ş.’ye ait olan Krom Evye fabrikası, bir kez daha işçilere yönelik hukuksuz ve nefret söylemleriyle gündem oldu.

    Fabrika çalışanı Besra Demir, sendikalı olduğu, Alevi işçilerle görüştüğü iddiasıyla işten çıkarıldı. DİSK’e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası üyesi işçiler, yaşananlar üzerine iş bırakarak fabrika önünde eyleme geçti.

    Fabrika önünde yapılan eylemde işçilere Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Yürütme Kurulu (GYK) Üyesi Basın Yayın Sekreteri Hüseyin Ağçal da destek verdi.

     İŞÇİYE ALEVİLERDEN DESTEK: MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Bir işçiye, ustanın “Sen Kürt müsün, Sünni misin?” diye sorarak ayrımcılık yapıldığını belirten DİSK-Birleşik Metal İş Trakya Şube Başkanı Beyhan Vatansever, “İşçi arkadaşımıza son olarak burada Aleviler var onlardan uzak durun, sendikalı arkadaşların yanına gitmeyin dediler. Pazartesi sabahı arkadaşımızı işyerine almayınca biz de örgütlü olduğumuz işyerindeki arkadaşlarımızla beraber buraya gelerek arkadaşımıza destek olmaya çalışıyoruz. İş yerindeki yetkililerle yaptığımız görüşmelerde işçi arkadaşımızı işe geri almayacaklarını dile getirdiler ancak biz arkadaşımız iş geri dönene ve taciz eden işçinin de işten atılana kadar mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    “İŞÇİLERİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Sosyal hayatın her alanında Alevilere, Kürtlere ve azınlık durumunda olan herkes için eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) GYK Üyesi Basın Yayın Sekreteri Hüseyin Ağçal, “İşten atılan arkadaşımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Kendisine yapılan tacize, hakaretlere veya başka işçilerin mezhebine ve ırkına yapılan hakaretlere karşı durup bunu ifşa ettiği için işten atıldı. Alevilerle ilgili söylenen sözler bir nefret suçudur. Konuya dair işçiler suç duyurusunda bulunacaklarını belirttiler. Biz de işçilerin yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Fabrika yönetiminden nefret söylemi: Alevilerden uzak dur, tekin ayak değiller

  • Meral Altun: Alevilere yönelik nefret suçu işleyenlere karşı tüm toplum tepki göstermeli-VİDEO

    Meral Altun: Alevilere yönelik nefret suçu işleyenlere karşı tüm toplum tepki göstermeli-VİDEO

    PİRHA- Devletin, Alevilere yönelik nefret suçlarını önleyici hukuksal önlemleri almadığını söyleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şube Başkanı Meral Altun, nefret diline diğer toplumsal kesimlerin de ses çıkarması gerektiğini dile getirdi.

    Bursa’da bulunan Hürriyet Anadolu Lisesi’nde görev yaptığı sırada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Şahin’in sınıfta, ‘Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil” sözleri tepkilere neden olmuştu. Öğretmenin nefret öylemine sınıfta bulunan Alevi öğrencinin velisi tepki göstererek olayı yargıya taşımış ve öğretmenin görevden alınmasını istemişti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şube Başkanı Meral Altun, Alevilere yönelik nefret suçlarına dair PİRHA‘ya konuştu.

    “NEFRET SUÇU İŞLEYENLER ÖDÜLLENDİRİLİYOR”

    Ülkedeki nefret suçlarına yönelik hiçbir yaptırımın olmadığını, aksine nefret suçu işleyenlerin ödüllendirildiğini belirten Altun, “Bütün öğretmenlerin bir kere çocukların hepsini kucaklaması gerekiyor. Çocukları kimliğiyle, inancıyla, ırkıyla, diniyle, diliyle kimsenin ayırmaması gerekiyor. Bursa’daki öğretmen gibi bir çok öğretmen var. Yaptığı zaten nefret suçudur. Orada Alevi kültürünü, inancını aşağılamıştı, iftira atmıştı. Böyleleri sadece soruşturma, açığa alınma ya da da görev yeri değiştirilerek susturulmaya çalışılıyor. Ya da tansiyonun düşmesi sağlanıyor, tekrar o kişi görevine devam ediyor, başka yerde aynı suçu yine işliyor, nefret tohumlarını ekmeye devam ediyor. Burada devletin yapması gereken nefret suçlarını önleyici bütün hukuksal önlemleri alması” diye konuştu.

    “SADECE ALEVİLERİN DEĞİL, TÜM ÖTEKİLERİN SES ÇIKARMASI GEREKİYOR”

    Altun, nefret suçuna yönelik Aleviler dışında tüm öteki olanların da ses çıkarması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “Çünkü bu bir insanlık suçudur, bu ektikleri tohumlar ileride daha büyük suçlara sebep olacaktır. Kesinlikle öğretmenlik yapmaması gerekir diye düşünüyorum. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, sadece Alevilerin tepki göstermemesi gerekiyor. Ciddi bir kamuoyu oluşturması gerekir. Gerekirse meclis önünde protesto veya farklı illerde eylemler yapılması gerekiyor. Özellikle Alevi olmayanlar daha büyük tepki gösterse belki sonuca daha yakın olabiliriz. Hükümet Alevileri çok ciddiye almıyor. Sadece Alevilere değil kadınlara, çocuklara da saldırılıyor. Bunların hepsi aynı şekilde toplumun gazını almak için gözaltına alınıyor ya da soruşturma açılıyor. Tekrar bunlar normal hayatlarına devam ediyorlar. Ödüllendiriliyorlar ya da makam atlatılıyorlar. Tek çözüm bence toplumumuzdaki tüm ötekilerin birleşmesi gerekiyor.”

    “ALEVİLERİN BİRLİĞİ ÖNEMLİ VE DEĞERLİ”

    Meral Altun, “Hükümetin aslında Alevileri ciddiye alması gerekiyor. Alevi kurumlarının başkanları, akademisyenler, kanaat önderleri hepsi bir araya geldi ama hükümet ciddiye almıyor. Birlik olmalıyız diyeceğim ama zaten birlik olduk, olduğumuzu gösterdik. 7 tane büyük Alevi Bektaşi kurumu bir araya geldi. Bu bence çok önemli. Büyük kurultay çok önemli. Alevilerin var olduğunu, bir olduğunu, diri olduğunu, iri olduğunu gösterdiler. Ama hükümetin de ciddiye alması gerekiyor, almıyorsa seçimler yaklaşıyor, mutlaka cevabını bir şekilde alacaklar.”

    Cebrail ARSLAN/ ALANYA

     

     

  • HBVAKV Köyceğiz Şube yöneticisi Tepe: Alevilere nefret söylemi ödüllendiriliyor-VİDEO

    HBVAKV Köyceğiz Şube yöneticisi Tepe: Alevilere nefret söylemi ödüllendiriliyor-VİDEO

    PİRHA-Alevilere yönelik nefret söylemine dair PİRHA’ya konuşan HBVAKV Köyceğiz Şube Başkan Yardımcısı Hüseyin Tepe, “Bursa’da yaşanan olay basında çıkanlardan yalnızca bir tanesi. Bursa’daki gibi her gün yüzlercesi yaşanıyor.  Hükümet bu konuda cezai müeyyide uygulamadığı için insanlar da korkmuyor. Onları sadece ödüllendiriyorlar” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şube Başkan Yardımcısı Hüseyin Tepe, geçtiğimiz aylarda Bursa’daki bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz tarafından Alevilere yönelik sarf edilen nefret söylemine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “BURSA’DA YAŞANAN YALNIZCA BİR TANESİ”

    Nefret söyleminin sadece Bursa’da olmadığını belirten Tepe, “Bursa’da yaşanan olay basında çıkanlardan yalnızca bir tanesi. Bursa’daki gibi her gün yüzlercesi yaşanıyor.  Hükümet bu konuda cezai müeyyide uygulamadığı için insanlar da korkmuyor. Onları sadece ödüllendiriyorlar. Onlar da rahat rahat çıkıp açıklıyorlar. Bırakın Bursa’yı, Türkiye’nin en köklü okullarından olan İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde okul müdürü, 6 yaşındaki çocukla ilgili basında çıkanları “bu uydurma, doğru değil” diyor” diye konuştu.

    “KADINLAR; POLİSTEN, İKTİDARDAN ŞİDDET GÖRÜYOR”

    Tepe, hemen her gün işlenen kadın cinayetlerine de değinerek, şöyle konuştu:

    “Kadına zaten ikinci sınıf gözüyle bakıyorlar. Gerçekten inansalardı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmazlardı. Peş peşe kadın cinayetleri işleniyor, caydırıcı bir şey yok ki, özendiriyorlar. Kadına insan olarak bakmıyorlar. Cennet annenin ayakları altındadır. Biz gerçekten o gözle bakıyoruz. Ama onlar kadına köle muamelesi yapıyorlar. Kadına sadece evinde çocuk doğuran, hizmet işini yapan gözle bakıyorlar. Ama bizde öyle değil. Bizde kadın gerçek anadır. Dışarıda herhangi bir kadına da ana, bacı gözüyle bakıyoruz. Kendi ailemizde de öyle. Onların öyle bir inançları yok ki; kadın uyanırsa dünya uyanır, devrimi kadınlar yapar, diyor ya. Kadınlar gününde alana çıkan kadınlara şiddet uyguluyorlar. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde kadınlar sokağa çıktı. Polisten, iktidardan şiddet gördüler. Bunlar hiçbir şeyde samimi değiller.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Koldakoç: Zorunlu din dersinde nefret suçu işleyen öğretmene yaptırım uygulanmalı-VİDEO

    Koldakoç: Zorunlu din dersinde nefret suçu işleyen öğretmene yaptırım uygulanmalı-VİDEO

    PİRHA-Bursa’daki bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni tarafından Alevilere yönelik sarf edilen nefret söylemine dair konuşan PSAKD Alanya Şubesi YK üyesi Kemal Koldakoç, “Ülkemizde insan hakları sorunu var. Bursa’daki olay bir sonuç aslında. Zorunlu din dersleri asimilasyoncu bir baskı aracıdır” dedi. Koldakoç, söz konusu öğretmene bir yaptırım uygulanması gerektiğini sözlerine ekledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Koldakoç, geçtiğimiz aylarda Bursa’daki bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz tarafından Alevilere yönelik sarf edilen nefret söylemine ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    “ÜLKEDE İNSAN HAKLARI SORUNU VAR”

    Sözlerine “Ülkemizde aslında temel sorun insan hakları sorunu” diyerek başlayan Koldakoç, eğitim sistemini eleştirdi.

    Koldakoç, “Nereden bakarsanız bakın eğer bu ülkede demokratik, laik, bilimsel bir eğitim verilemiyorsa; siz neresinden bakarsanız bakın toplumsal ayrıştırmaya uygun bir pozisyon yaratmış olursunuz. Temelde Alevilik sorunu olarak baktığımız müddetçe bu ülkede yaşayan yurttaşlar olarak bu sorunun çözülebilme olanakları neredeyse sıfır. Aslında insan olarak bakmalı, Sünnilik, Alevilik boyutlarıyla tartışmak yerine, yurttaşlık hakkı olarak ve laiklik anlayışı bünyesi içerisinde tartışmak gerekiyor. Onu talep etmek ve hayata geçirebilmenin koşullarını yaratmak gerekiyor” dedi.

    “BURSA’DAKİ NEFRET SÖYLEMİ BİR SONUÇTUR”

    Koldakoç, öğretmenlik mesleğinin de zaman içerisinde olumsuz yönde ilerlediğini belirterek, “Genelde öğretmenlik mesleği açısından baktığımızda da öğretmenlik mesleğinin statüsünü ortadan kaldıran, öğretmeni objektif ve somut bilimsel anlayıştan uzaklaştıran, tamamen manevi alanlara doğru yönelten ve biat kültürünü yaratmaya çalışan bir anlayış var. Bursa’daki olay aslında sonuçtur. Yıllarca yapılan öğretmenlik mesleğinin statüsünden kopartılmasının sonucudur zaten. Bir öğretmen eğer bir ayrımcı, inkârcı, aşağılayıcı, yok sayıcı bir yaklaşım içerisinde bulunuyorsa bunun bir yaptırımı mutlaka olmalıydı. Ama kim yaptırım uygulayacak? Karşılıksız kalan bir nevi de ödüllendirilen bir öğretmenlik mesleği ile de karşı karşıyayız. Katıldığımız toplantılarda demokrasiye, barışa ve kardeşliğe ihtiyacımızın olduğunu her zaman vurguluyoruz. Mücadele boyutumuz aslında bu boyutta olmalı. Demokrasi, insan hakları, laiklik ilkesinin mutlaka bu ülkede egemen kılınabileceği bir mücadele hattı yaratmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ BİR BASKI ARACIDIR”

    Zorunlu din derslerinin bir baskı aracı olduğunu söyleyen Koldakoç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Buna sadece bir Alevilik sorunu olarak bakmamak gerekiyor. Zaten demokrasi ve laiklik uygulandığı zaman bütün inanç grupları, etnik yapılar kendilerini ifade edebilecek, eşit yurttaşlık statüsünü kazanmış olacak. Aleviler olarak aslında bir şeyi unutmamak gerekiyor. Bizi istedikleri gibi yönlendirecekleri, istedikleri statüye, asimilasyoncu bir anlayışın potasına sokabilecekleri pozisyona düşmemek gerekiyor. Yani talep eden değil, mücadele eden boyuta taşımak gerekiyor. Mücadele edilmeden bir hakkın elde edilebilmesi ve onun gereklerini yerine getirebilme olanakları neredeyse yok denilecek gibidir. Mesela zorunlu din dersleri asimilasyoncu bir baskı aracıdır aynı zamanda. Din derslerinin mutlaka seçmeli olması gerekiyor. İnsanların tercihlerine bırakılmalıdır. Bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede bulunabilecek bir durumu yaratmak gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ALANYA

  • Mevlüt Akbal: İktidar Alevilere yönelik nefret söylemlerinin üzerini örtüyor-VİDEO

    Mevlüt Akbal: İktidar Alevilere yönelik nefret söylemlerinin üzerini örtüyor-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Marmara Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in, Aleviler hakkındaki nefret söylemini hatırlatarak “Devlet erkinin kullandıkları dil aslında bu ortamı hazırlıyor” dedi. Akbal, “Bu soruşturmanın, bu nefret suçunun sonrasında ne tür şeyler yapılacağının takipçisi olacağız. Her anını da kamuoyuyla paylaşacağız” dedi. 

    Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Alevilere yönelik nefret söylemlerine tepkiler sürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) MYK üyesi ve Marmara Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede konunun takipçisi olduklarını vurguladı.

    “İKTİDAR, NEFRET SÖYLEMLERİNİN ÜZERİNİ ÖRTÜYOR”

    Mevlüt Akbal, Alevilere yönelik nefret suçlarının temeli olarak siyasal iktidarın söylemlerini işaret ederek, “Öncelikle geçtiğimiz süreçte Bursa’da bir Alevi canımızın sınıf içerisinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni tarafından nasıl rencide edildiğine şahit olduk. Ama biz Alevi canlar bunu ilk kez yaşamıyoruz. Yıllardır okullarda, kurumlarda sosyal ortamlarda bu türden nefret söylemleri ile karşı karşıya kalıyoruz” dedi.

    Biz Alevi kurumları olarak bu nefret suçuna karşı hem PSAKD ve Bursa Eğitim-Sen aracılığıyla basın açıklamalarımızı yaptık ve suç duyurusunda bulunduk” diyen Akbal şöyle devam etti:

    “Ancak suç duyurusu sonrasında yapılan işleme baktığımızda Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından, bu nefret söylemini kullanan, nefret suçunu işleyen öğretmen, sadece okul değişikliği ile bir soruşturmaya tabi tutuldu. Herhangi bir cezai işlem veya hukuki bir sürecin başlayıp başlamadığı bilgisi ise henüz elimize ulaşmadı. Ama biz geçmişten de biliyoruz ki okulunu değiştirecekler, belki başka bir okula da idareci yapılacak. Bu da bize şunu gösteriyor; mevcut iktidar ya da bu ülkeyi yönetenler, bu söylemlerin önüne geçmek yerine bu söylemlerin üzerini örtüyor, hatta teşvik ediyor. Bunların önüne geçebilmek sadece soruşturmayla ya da cezalandırmayla da olmuyor. Devlet erkinin kullandıkları dil aslında bu ortamı hazırlıyor. Öğretmenler ya da nefret suçunu kullananlar, bu dili kendileri üretmiyor. Bir yerlerden alarak veya bir yerlerden edinerek, öğrenerek gündeme getiriyorlar.”

    “GEREKLİ OLAN TAKİBİ YAPACAĞIZ”

    Alevilerin eşit yurttaşlık istediğini belirten Mevlüt Akbal, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuruyuz. Diğer vatandaşlar hangi haklara sahipse biz de o haklara sahibiz. Çocuklarımız okullarında Alevi oldukları için ya da dillerinden, dinlerinden, ırklarından dolayı herhangi bir ayrımla, kötü sözle, nefret suçuyla karşı karşıya gelmesinler. Bunun temel çözümü de hukukta karşılığını bulması, bunu yapanların yanına kar kalmaması ile olur. O anlamda biz gerekli olan takibi yapacağız. Bu soruşturmanın, bu nefret suçunun sonrasında ne tür şeyler yapılacağının takipçisi olacağız. Her anını da kamuoyuyla paylaşacağız” diye belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz, ders esnasında öğrencilere “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Aleviler, Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyuyorlar. Çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunuyor. Bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşması da zina” dedi. Öğretmenin bu sözleri üzerine Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Bir ailenin okula giderek duruma tepki göstermesi ve suç duyurusunda bulunmasının ardından Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü olayla ilgili soruşturma başlattı.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Yazar Ali Balkız: O din öğretmeni bilerek nefret suçu işledi, tepkisiz kalmamalıyız-VİDEO

    Yazar Ali Balkız: O din öğretmeni bilerek nefret suçu işledi, tepkisiz kalmamalıyız-VİDEO

    PİRHA – Eğitimci Yazar Ali Balkız, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Aleviler hakkındaki nefret söylemine dair “Bunları siyasal iktidarın talimatı ile yapıyorlar. Bunu bir görev görüyorlar. Sonuçta o öğretmeni o okula müdür yapacaklar. Ama yine de tepkimizi koymak lazım” dedi. Balkız, davaya müdahil olmak istediklerini de söyledi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemini kınadı. Aynı zamanda eğitimci olan Balkız, söz konusu öğretmenin halen görevde olmasını eleştirdi.

    “NEFRET DİLİ BU KADAR YOĞUN DEĞİLDİ”

    Ali Balkız, okullardaki nefret söylemlerinin geçmişe kıyasla arttığına vurgu yaptı. Balkız, “Burası Ulus dediler” isimli yeni romanında da benzer bir olaya yer verdiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Romanda bir öğrencinin Malatya’da 1960-1966 yılları arasındaki süreci anlatılıyor. Orada şöyle bir şey var; din dersi öğretmeni sınıfta, pencere kenarındaki saksıyı işaret ederek ‘bu saksı değil mi çocuklar’ diyor. Öğrenciler ‘Evet öğretmenim’ diyor. ‘Ne güzel çiçek açmış değil mi?’ diyor öğretmen. Öğrenciler de ‘Evet öğretmenim’ diyor. Bu olay lise 1. sınıfta geçiyor ve öğretmen devamında diyor ki ‘Akşamdan buna bir fincan rakı döksek, sabaha başını eğmiş, ölmüş olur değil mi?’ diyor. Öğrenciler, ‘Evet öğretmenim’ diyor ve devamında öğretmen ‘İşte çocuklar Aleviler de böyle yapıyorlar. Akşamdan rakı içiyorlar, gece ne yaptıklarını bilmiyorlar. Ana, bacı, kardeş hepsi birbirine karışıyor’ diyor. Bir Alevi öğrenci elini masaya vuruyor. Sonra yanındaki, onun yanındaki, arka sıradaki; bütün sınıf ayağa kalkıyor. Harun isimli öğretmen şaşırıyor. Ertesi gün itiraz eden öğrenci Malatya’nın yerel gazetelerine gidiyor ve durumu anlatıyor. Sonraki gün bütün Malatya’daki gazeteler ‘Alevi Sünni tefriki’ yani ayrımcılığı manşetiyle çıkıyor. Vali, emniyet müdürü, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel işe el koyuyor ve ardından Ankara’dan bir müfettiş geliyor. Ve o öğretmeni bir daha Malatya’da gören olmuyor.

    “MİLLİ EĞİTİMİ BU ANLAYIŞ YÖNETİYOR”

    O günden bugüne 50 yıl geçti. O zaman da nefret vardı bugün de var ama bu kadar yoğun değildi. Bu tip öğretmen o kadar çok ki. Ben 1970-1980 yılları arasında liselerde Antakya, Urfa, Adana, Giresun gibi birçok ilde öğretmenlik yaptım. Öğretmenler odasında her teneffüste arkadaşlarla buluşur, gazeteleri, akşamdan radyo haberlerini, siyaseti ya da yaramazlık yapan öğrencileri konuşurduk. Öğretmenler yaptıkları pastaları ikram ederlerdi ama köşede biri otururdu; benzi beti bembeyaz, besinsiz, gözleri çapaklı, ağzı şorikli, üstü ütüsüz, kravatsız bir adam… İşte o din dersi öğretmeniydi. İşte onlar, bugün eğitimi yönetiyor. Lafa karışmazlar, söyleyecek sözleri olmazdı. Zaten öğrenciler de onları adam yerine koymazlardı. Çünkü silik tiplerdi. Ülkede bütün din dersi öğretmenleri öyle miydi bilmiyorum ama benim tanıdıklarım en azından öyleydi. Bugün milli eğitimi bu anlayış ve bu adamlar yönetiyor ve intikam alıyorlar.”

    “MASKE DEĞİŞTİREREK ÜLKEMİZİ BUGÜNKÜ HALE GETİRDİ”

    Ali Balkız, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından eğitimle birlikte yaşamda birçok alanın “Tepe taklak” olduğunu ifade ederek, “Kenan Evren güya Atatürkçü. Zaten bütün ihtilalleri yapanlar Atatürkçülük adına darbe yaptılar” dedi. Balkız, günümüz AKP İktidarının da birçok alanda köklü değişimler yapmak istediğine işaret ederek şöyle devam etti:

    “12 Eylül sonrası din derslerinin zorunlu hale getirilmesi ile başlayan süreç bugün anayasanın da hiçe sayıldığı, bu devletin temelinde olan Büyük Millet Meclisinin de neredeyse tasfiye edildiği, adı var kendisi yok hale getirildiği, hem yasaların hem anayasanın hiç mertebesine indirildiği, bir kişinin ağzından çıkan her sözün kanun, yasa olduğu bir evreye geldik. Ve o kişi bu 22 senede kendini gizleyip, demokrat görünerek, maske değiştirerek ülkemizi bugünkü hale getirdi. Bugün artık o kadar büyük tahribat oldu ki Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan değerler ve kurumlar anlamında onların hepsi artık yerle yeksan oldu. Eğitimi, orduyu, sağlığı, ulaştırmayı, ziraatı, ticareti; yani her şeyi değiştirdi. Değişmeyen bir tek bol bol yapılan gökdelenler ve camiler oldu.”

    “KİTLESEL TEPKİMİZİ KOYMAK LAZIM”

    Yazar Ali Balkız, Bursa Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan öğretmenin, bilinçli ve planlı bir şekilde Alevi nefret suçu işlediğinin altını çizdi. Balkız, eşiyle birlikte Mehtap Cengiz hakkında açılan davada müdahil olma isteklerini avukatlara ilettiklerini de belirterek şunları söyledi:

    “Eğitimde ya da hayatın herhangi bir alanında Alevilere yönelik bu tür saldırı yapanlar bilinçli şekilde yapıyorlar. İktidarın, siyasetin talimatıyla bu işleri yapıyorlar. Bunu bir görev görüyorlar. Böylelikle doğrudan tepkiyi ölçüyorlar. Bu sözü söyleyenler büyük bir suç işlediklerini düşünmüyorlar. Allah’ın emrini yerine getirdiklerini, sevap kazanacaklarını, cennete gidebileceklerini düşünüyorlar.

    “BEN VE EŞİM DAVAYA MÜDAHİL OLMA ARZUMUZU AVUKATLARA İLETTİK”

    Söz konusu tepkileri kitleselleştirmeliyiz. Ben ve eşim de avukat arkadaşlara bireysel anlamda müdahil olma arzumuzu ilettik. Kaldı ki bu kadın, ifadesinde söylediklerinden ötürü onur, gurur duyuyor. Sonuçta ne olacak biliyor musunuz? O kadın öğretmeni o okula müdür yapacaklar. Ama tabii bu böyle diye ‘Bir şey çıkmaz bu işten, bu süreç Türkiye’de böyle yaşanacak’ dememek lazım. Tepkimizi koymak lazım. Bu tepkinin de kitlesel olması lazım. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, valiliğin, o okulun önünde bütün Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler, laiklikten, demokrasiden, kardeşlikten ve barıştan yana olan, aydınlık yarınlara dair düş kuran bütün kesimin birlikte o okulun önünde olup el ele verip o öğretmeni protesto etmeleri gerekir. Artık elimizdeki mücadele aracı bu. Yasa, yönetmelik, milli eğitimin temel ilkeleri, ahlak, adap gelenek yok. Toplumu toplum yapan kuralların hiçbiri işlemiyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Aleviler, nefret suçu işleyen din öğretmeninin peşini bırakmıyor: Suçunun cezasını çekmeli

    Aleviler, nefret suçu işleyen din öğretmeninin peşini bırakmıyor: Suçunun cezasını çekmeli

    PİRHA-AKD Bursa Ataevler Şubesi Başkanı Nesimi Haydar Üçlertoprağı, Bursa’da görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in Alevilere yönelik nefret söylemine tepki göstererek, “Öğretmeni açığa almamışlar. Sadece okulunu değiştirmişler. Ne fark edecek? Orada da aynısını yapacak. Öğretmenin eşi de bir camide imammış. Söyledikleri yutulacak laf değil. Herkes haddini bilecek. İşlediği suçun cezasını da çekecek. Geri adım atmak mümkün değil” dedi. 

    Bursa’daki Hürriyet Anadolu Lisesi’nde görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemine ilişkin PİRHA‘ya konuşan Alevi Kültür Dernekleri Bursa Ataevler Şubesi Başkanı Nesimi Haydar Üçlertoprağı, “Söyledikleri yutulacak laf değil. Herkes haddini bilecek. İşlediği suçun cezasını da çekecek. Geri adım atmak mümkün değil” dedi.

    “ÖĞRETMENİN SADECE OKULUNU DEĞİŞTİRMİŞLER, EŞİ DE BİR CAMİDE İMAM”

    Nefret söyleminde bulunan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin sadece okulunun değiştirildiğini söyleyen Üçlertoprağı, “Geçen hafta salı günü yaşandı bu olay. Bursa Valisi ile görüştük. Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal da görüştü. Öğretmenin okulunu değiştirmişler. Okulunu değiştirmekle olmaz. Milli Eğitim Müdürlüğü’nden randevu talep ettik. Randevu vermediler. Genel merkezlerimize de durumu aktardık. Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapacağız. Öğretmeni açığa almamışlar. Sadece okulunu değiştirmişler. Ne fark edecek? Orada da aynısını yapacak. İşlediği suçun cezası olmadıktan sonra ne olacak? Bu işin takipçisi olacağız. Kendi haline bırakmayacağız. 25 yaşındaki bir öğretmenin yaptığı çok terbiyesizce bir şey” dedi.

    Öğretmenin eşinin de bir camide imam olduğunu söyleyen Üçlertoprağı, şöyle devam etti:

    “21. yüz yılın ilk çeyreğini geride bırakırken, yaşadıklarımıza bakın. Dersin adı da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi. Bu nasıl ahlak? Söyledikleri yutulacak laf değil. Herkes haddini bilecek. İşlediği suçun cezasını da çekecek. Geri adım atmak mümkün değil. Daha önce İstanbul’da buna benzer yaşanan bir olayda da suçu işleyen kişiyi Milli Eğitim Bakanlığı’nda görevlendirdiler. Nefret dili maalesef bugünlerin modası. Kindar ve dindar nesil dedikleri sanırım bu olsa gerek.”

    NE OLMUŞTU?

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta, “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Alevilerin Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyduklarını, çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunduğunu, bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşmasının da zina olduğunu” söylemesi üzerine sınıfta bulunan Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Bir ailenin okula gelerek duruma tepki göstermesi ve suç duyurusunda bulunmasının ardından Milli Eğitim olayla ilgili soruşturma başlattı.

    PİRHA/BURSA

    İLGİLİ HABERLER:
  • HDP’li Bülbül: Aleviler hakkında nefret suçu işleyen öğretmenin derhal görevden alınması gerekiyor-VİDEO

    HDP’li Bülbül: Aleviler hakkında nefret suçu işleyen öğretmenin derhal görevden alınması gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemine ilişkin mecliste konuşan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Öğretmen hakkında soruşturma açılması, başka okula verilmesi yetmez o öğretmen değildir derhal görevden alınması ve yasaya göre hakkında işlem yapılması gerekiyor burada bir nefret suçu var” diyerek tepki gösterdi.

    Bursa’da Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta, “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Alevilerin Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyduklarını, çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunduğunu, bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşmasının da zina olduğunu” söylemesi üzerine sınıfta bulunan Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Bir ailenin okula gelerek duruma tepki göstermesi ve suç duyurusunda bulunmasının ardından Milli Eğitim olayla ilgili soruşturma başlattı.

    Aile, Bursa Barosu’na başvurarak konu hakkındaki şikayetlerini bildirmesi üzerine Bursa Barosu İnsan Hakları Komisyonu savcılığa suç duyurusunda bulundu. Yaşanan nefret söylemi üzerine Bursa’daki Alevi örgütleri Bursa valisiyle görüşerek öğretmenin görevden alınmasını istedi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemine ilişkin mecliste konuşma yapıp, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “HALKI BİRBİRİNE KIŞKIRTAN ÖĞRETMEN OLMAZ”

    Irkçı, nefret suçu işleyen ve halkı birbirine kışkırtan öğretmen olmaz diyerek tepki gösteren Bülbül, “Bursa’da ki Alevi kurumlarına çağrım okulun, milli eğitim müdürlüğünün ve valiliğin önüne giderek öğretmeni, valiliği ve milli eğitim müdürünü istifaya çağırın. Milli Eğitim Bakanı, Bursa Valisi, Bursa Milli Eğitim Müdürünü ve Bursa’da ki eğitim sendikalarını göreve davet ediyorum. Eğitimdeki ırkçılığa ve nefret suçuna gerekli tepkiyi ortaya koymak lazım bu kaçıncı kez Alevi toplumu aşağılanıyor. Türk, Kürt, Arap ve Roman Alevileri ırkçı saldırıya karşı göreve çağırıyorum hem de cumhuriyetin ikinci yüzyılında laikliğe, demokrasiye, adalete ve eşitliğe sahip çıkmaya çağırıyorum. Parlamentoda bulunan Bursa milletvekilleri derhal bu konuyla ilgilenin. Öğretmen hakkında soruşturma açılması, başka okula verilmesi yetmez o öğretmen değildir derhal görevden alınması ve yasaya göre hakkında işlem yapılması gerekiyor. Burada bir nefret suçu var Aleviler sizin stres topunuz değil. Aleviler Türkiye’de eşitliğin, özgürlüğün ve adaletin güvencesidir ne inancımızı ne tarihimizi ne de yol ve erkânımızı kimseye çiğnetmeyiz. Bursa’da olan olayla ilgili bir an önce demokratik ve hukuki tavır ortaya koyulsun” dedi.

    “NEFRET SUÇUNA GİREN TUTUMLARIN ENGELLENMESİ İÇİN BAKANLIĞINIZ NE TÜR ÖNLEYİCİ GİRİŞİMDE BULUNACAKTIR?”

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in  yanıtlaması isteğiyle verdiği soru önergesinde şu sorulara yer verdi:

    -Alevi inancına, kültürüne yönelik aşağılayıcı ve ayrımcı ifadeler kullanarak nefret söyleminde bulunan Osmangazi İlçesi’nde Hürriyet Anadolu Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz ve benzerlerinin nefret suçu kapsamına giren tutumlarının engellenmesi için Bakanlığınız ne tür bir önleyici girişimde bulunacaktır?

    -Bakanlığınız Türk ceza kanununun 216. Maddesinde düzenlenen halkı kin ve düşmanlaştırma veya aşağılama başlıklı maddesi uyarınca açıkça suç oluşturan bu tür tutumların önlenmesi için ne tür yaptırımlar öngörmektedir?

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >Bursa’da din dersi öğretmeninin Alevilere yönelik nefret söylemine suç duyurusu

  • Erdoğan hakkında açılan dava yarın başlıyor; Avukatlar: Ayrımcılık, nefret suçu var

    Erdoğan hakkında açılan dava yarın başlıyor; Avukatlar: Ayrımcılık, nefret suçu var

    PİRHA – Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF), Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında açtığı dava 19 Ekim’de başlıyor. Dava avukatları, Cumhurbaşkanının haksız ithamda bulunduğunu belirterek “Alevi örgütlerinin mesnetsiz biçimde yıpratılması hukuken bir sorumluluk gerektirir. Cumhurbaşkanı dinler ve inançlarla ilgili yorumlarda bulunurken devletin tarafsızlığına gölge düşürmemeli” ifadelerini kullandı. 

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 Aralık 2021’de Siirt’te yaptığı “Almanya’da özellikle Alevilikten öte Ali’siz Alevilikle adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor. Ve onlara ciddi para desteği veriyorlar. Bundan 2 yıl öncesi rakamla 30 milyon Euro yıllık bunlara para destekleri de olmuştur” şeklindeki konuşması nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştu.

    AABF’nin Erdoğan hakkında açtığı manevi tazminat davası 19 Ekim’de saat 10.00’da Ankara 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek. Söz konusu davada Cumhurbaşkanı’nın ‘Alevilik inancına bağlı bireyleri, din ve mezhep farkı gözeterek alenen aşağılama, kişilik haklarına saldırı ve ayırımcılık eylemleri nedeniyle 50 bin TL tazminat ödemeye mahkum edilmesi ve kararın tüm basın organlarında yayımlanmasına karar verilmesi talep edildi.

    HAKARET, İFTİRA, GERÇEK DIŞI BEYAN!

    Dava avukatlarından Şenal Sarıhan, görülecek davanın önemine vurgu yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ithamlarının gerçek dışı olduğunu ifade eden Sarıhan,
    “Alevi toplumuna yönelik gerek Alevi örgütlenmelerini gerek Alevi bireylere yönelik ülkemizde yıllardır devam eden hukuka aykırı bir takım ayrımcı, laik bir toplumda ifade edilmesi gerekmeyen söylemler var. Bu söylemleri en yoğun biçimde dile getirenlerden biri de cumhurbaşkanı” dedi.

    Av. Şenal Sarıhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birçok konuşmasında Alevilik üzerine yorumlar yaptığını vurgulayarak “Özellikle Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nu hedef alarak federasyonun Almanya’dan 30 bin Euro gibi bir para aldığı ve bu parayla ‘Ali’siz Alevilik’ propagandası yaptığı, ayrımcı davrandığı’ gibi cümleler şikayet dilekçemizde görülebilir. Yani Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nu hedef göstererek hakarette, iftirada, gerçek dışı beyanda bulunduğu iddiasıyla ceza davası talebimiz de olmuştu” diye konuştu.

    AYRIMCILIĞA TEŞVİK VURGUSU!

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aleviliğe dair tanımlamalarını hukuki yönden değerlendiren Av. Şenal Sarıhan sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Alevi inancına sahip olmayan biri kendisi. Bir başka din hakkında ileri geri söz söylemek, o din ile ilgili yorumlar yapmak; ki kendisi bir din adamı da değil. Esas olarak bu laik bir toplumda Cumhurbaşkanlığı statüsündeki bir kişinin, yani devleti temsil eden bir kişinin bütün dinlere aynı uzaklıkta davranması gerekirken bir Cumhurbaşkanı tarafından söylenen bu sözlerin söylenmiş olması ayrımcılığa teşviktir.

    Bir de Türkiye’de bunun bir geçmişi var. Geçmiş, Aleviler yönünden haklarının tamamen teslim edildiği, inançlarına saygı gösterildiği, inançlarını istedikleri gibi uygulamaları konusunda önlerinin açıldığı bir toplum durumunda değiliz. Dünya kadar katliam var. Halen süren katliam davaları var. Seçimler yaklaşırken yine ayrımcı bir tutum ile Alevi toplumunu ikiye bölen, inançlarını siyasete alet etmek isteyen bir tutum da var. Bu yanıyla ayrımcılık suçunun işlenmesine sebep olmuş oluyor. Nefret suçuna yönelik bir suç söz konusu.
    ‘Ali’siz Alevilik propagandası yapılıyor’ diyerek Alevi toplumunu birbirine karşı kışkırtan, ayrıştıran tutumun hukuksuz olduğu düşüncesindeyiz.
    İnançlara saygı ve laik bir toplum olma zorunluluğu, devletin bu tür konulara müdahalesini engelliyor. Devleti en üst düzeyde temsil eden cumhurbaşkanının bu tür konularda konuşması hukuka aykırı. Çünkü bu tamamen inançlarla ilgili bir konu.”

    “HUKUKEN BİR SORUMLULUK GEREKTİRİR”

    Dava dosyasının bir diğer avukatı Oya Aydın da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarafsızlığını yitirdiği vurgusunu yaptı. Bütün Alevi toplumunun durumdan ötürü incindiğini söyleyen Av. Aydın, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Her ne kadar ismi verilmese de doğrudan Almanya’daki örgütü hedef alarak gerçek dışı beyanlarla itham edilip, bir de inanca karışmanın yanında iftira niteliğinde bir beyan eklenince yönetim ve üyeler arasında bir rahatsızlığa karşılık böyle bir dava açıldı. Yeni anayasa sistemine göre cumhurbaşkanının bir cezai sorumluluğu meselesi çok istisnai, çok zor gerçekleşebilecek bir olasılık. O nedenle açılmış olan bu tazminat davasını herhangi bir kişiye karşı açılmış bir tazminat davasından daha çok önemsiyoruz. Bir bakıma hukuk devletinde cumhurbaşkanının da hesap vermesi gerektiği, onun da sorumlu olduğunun ifadesi olan bir dava şeklinde açılsa bile devletin sorumluluğu anlamında oldukça önemli bir yol olarak değerlendirdik.

    “MİLYONLAR CUMHURBAŞKANINI İZLİYOR VE ETKİLENİYOR”

    Bu davanın reddine karar verilirse eğer sonrasında İstinaf ve Anayasa Mahkemesi ve elbette ki son durak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olacak. Müvekkilim olan örgüt, bu davayı sonuna kadar götürmeyi, hukuk mücadelesini sürdürmeyi düşünüyor. Çünkü hem Türkiye’de hem Avrupa’da Aleviler çok mağdur edilmiş bir inanç topluluğu. Özellikle azınlık inanç gruplarının devlet tarafından pozitif önlemlerle daha fazla korunması gerekirken inançlarının ne olup olmadığı üzerine yorumlarda bulunulması, hele ki örgütlerin haksız ve mesnetsiz biçimde böyle yıpratılması hukuken bir sorumluluk gerektirir. Bunu herhangi bir insan değil Cumhurbaşkanı söylüyor. Milyonlar onu izleyip etkileniyor. Dolayısıyla dinler ve inançlarla ilgili yorumlarda bulunurken devletin tarafsızlığına gölge düşürmeyecek, inancın içeriğine hiçbir şekilde karışılmayacak bir tutum benimsenmesi gerekir. Bizler bir kez daha bu tutumun benimsenmesi konusunun altını çizeceğiz. Sanki Almanya devleti ile bir işbirliği yapılıyormuş gibi görüntü verilmesine karşı kamuoyunda bunun nasıl haksız bir itham olduğunu açıklamış olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Erdoğan yine hedef aldı: Almanya’da Alisiz Alevilikle adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor
    AABF: Erdoğan’ın hakaret ve iddialarına yönelik hukuksal süreci başlattık
    AABF: 30 milyon euro yalanını belgelerle ispatladık

  • ‘2021’de Aleviler 12, Hristiyanlar 10, Yahudiler 5, Ateistler 2 kez hedef alındı’

    ‘2021’de Aleviler 12, Hristiyanlar 10, Yahudiler 5, Ateistler 2 kez hedef alındı’

    PİRHA – İnanç Özgürlüğü Girişimi tarafından “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2021” raporu yayımlandı. Paylaşılan veriler doğrultusunda Aleviler 12, Hristiyanlar 10, Yahudiler 5, Ateistlerin ise 2 nefret suçu veya olayının hedefi olduğu belirtildi.

    İnanç Özgürlüğü Girişimi tarafından hazırlanan “Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları 2021” raporu kamuoyu ila paylaşıldı. Söz konusu çalışmaya dair yapılan açıklamada “Türkiye’de Din, İnanç veya İnançsızlık Temelli Nefret Suçları 2021 raporu, nefret suçlarının önlenmesine ve nefret suçlarıyla ilgili cezasızlıkların önüne geçmeye katkı sunmayı amaçlıyor” denildi.

    Raporun, 2021 yılında Türkiye’de yaşanan din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçlarıyla ilgili izleme çalışmasından elde edilen verilerin uluslararası insan hakları standartları temel alınarak incelendiği belirtildi.

    Nefret suçlarını içeren rapor, İnanç Özgürlüğü Girişimi ekibi Funda Tekin ve Dr. Mine Yıldırım tarafından kaleme alındı. Yapılan çalışma doğrultusunda Ocak-Aralık 2021 aralığında din, inanç veya inançsızlıkla bağlantılı önyargı saikiyle işlenmiş 29 nefret suçu veya olayı tespit edildiği aktarıldı.

    Rapora göre 2021 yılı döneminde, erişilebilen veriler doğrultusunda Aleviler 12, Hristiyanlar 10, Yahudiler 5, Ateistlerin ise 2 nefret suçu veya olayının hedefi olduğu bilgisi paylaşıldı.

    NEFRET SUÇLARI BİRÇOK ENDİŞELER SEBEBİYLE İHBAR EDİLMİYOR!

    Raporda, nefret suçlarının yaşanandan az ihbar edildiğine de dikkat çekildi. Nefret suçlarının raporlanması veya ihbar edilmesi önündeki temel engeller ise şöyle sıralandı:

    • Mağdurların nefret içerikli eylemleri kanıksamış olması ve ihbar veya rapor etme konusunda eşiklerinin yüksek olması;
    • Kişilerin dışlanma riskini düşünerek ihbar etmemeyi tercih etmesi;
    • Mağdurların iddialarının ciddiye alınmayacağına veya ihbarda bulunmaları halinde, polis memurları tarafından da dahil olmak üzere, daha büyük mağduriyete uğrayacaklarına dair endişeleri.

    Aktarılan verilere göre, 2021 yılında yaşanan ve özel bir hassasiyetle ele alınması gereken nefret suçlarının hiçbirinde nefret suçu boyutunun irdelendiği etkili bir hukuki süreç yürütülmediği ifade edildi. Tespit edilen nefret suçu/olaylarının ise mala zarar verme, tehdit, kişilere yönelik şiddet içeren saldırı, ibadet yeri veya mezarlıklara zarar verme, taciz ve hakaret suçları gibi çeşitli suçları içerdiği aktarıldı.

    NEFRET SUÇU MEVZUATI YETERSİZ!

    Türkiye’de hala nefret suçu mevzuatının yetersiz olduğuna dikkat çeken İnanç Özgürlüğü Girişimi, “Yetkililer ivedilikle kapsamlı bir mevzuat düzenlemesi ve cezasızlık politikalarıyla mücadele için harekete geçmeli” dedi.

    Raporda, nefret suçuyla mücadelenin bütünlüklü bir şekilde geliştirilmesi ihtiyacına vurgu yapılarak, “Mağdurların kimliklerinden dolayı hedef alındığı nefret suçları diğer suç türlerinden farklı bir şekilde, uzun süreli ve derin toplumsal hafıza ve travmaları da göz önünde bulundurularak ele alınmalı” önerisi yapıldı.

    Yakın zamanda yaşanan nefret suçlarına da işaret edilen raporda şu başlıklar sıralandı:

    • Din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçlarının izlenip raporlanması,
    • Etkili soruşturma,
    • Zarara ilişkin tazmin,
    • Mağdur olanların desteklenmesine yönelik bütünsel bir yaklaşım,
    • Çok paydaşlı çalışmalar.

    İNANÇ TOPLULUKLARINA YÖNELİK SOMUT ÖNERİLER

    Yapılan çalışmada, kamu yetkilileri, sivil toplum ve din veya inanç topluluklarına yönelik somut öneriler de sunuluyor. Söz konusu tavsiyeler ise şu şekilde sıralandı:

    • Din veya inanç temelli nefret suçları da dahil olmak üzere tüm nefret suçlarını engellemek ve bunlarla mücadele etmek amacıyla nefret suçlarına ilişkin mevzuat düzenlenmesi,
    • Nefret suçlarının ayrıştırılmış bir şekilde kayıt altına alınması ve etkin soruşturma yapılması, kovuşturma ve uygun bir yaptırım uygulanması,
    • Mağdurların desteklenmesi için ihtiyaçlarına yönelik çok boyutlu tedbirler alınması,
    • Kamu yetkilileri kolluk kuvvetleri, sivil toplum ve din veya inanç toplulukları arasında bilgi paylaşımı ve iş birliğinin güçlendirilmesi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İvo Molinas: Türkiye devletinin 6-7 Eylül pogromuna yönelik özür dilemesi gerekir

    İvo Molinas: Türkiye devletinin 6-7 Eylül pogromuna yönelik özür dilemesi gerekir

    PİRHA-Türkiye’deki Rum, Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogroma ilişkin PİRHA’ya konuşan Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas, “Türkiye devletinin o günlere yönelik özür dilemesi de gerekir ama böyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum. Bunda gocunacak bir şey yok. Tam tersine sizi daha değerli kılar” dedi. “Yüzyıllardır Anadolu’nun ve İstanbul’un rengi olan azınlıklar yok olunca daha mı zenginleşecek?” diye soran Molinas, seçimler yaklaştıkça artan milliyetçi söylemlerine de dikkat çekti.

    Başta İstanbul Rumları olmak üzere Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogromun üzerinden 67 yıl geçti. Müslüman olmayan topluma karşı yapılan linç ve yağma hareketi, Türkiye tarihinin karanlık sayfalarından birisini oluşturuyor. 1947 yılında gazeteci Avram Leyon tarafından kurulan ve Türkiye’deki Yahudi toplumuna yönelik yayın yapan İstanbul merkezli haftalık gazete Şalom‘un Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas ile 1955 yılında gerçekleştirilen kolektif şiddete ve yüzleşme/helalleşme tartışmalarına ilişkin konuştuk.

    “ÖZÜR DİLEMEK SİZİ DAHA DEĞERLİ KILAR AMA BÖYLE BİR ŞEY OLMAYACAKTIR”

    Molinas, pogrom ile ilgili olarak, “Tamamen Türkiye’de bir avuç kalmış farklı dinden Türkiye vatandaşlarının istenmemesinin bir göstergesiydi. Ondan sonra zaten çoğu kişi ülkeyi terk etti. Amaçlanan şey gerçekleşmiş oldu. Yani “Türkiye’de sizi istemezük”ün bir pogromuydu. Türkiye’nin linç ve yağmalama tarihinin kara günlerinden biridir. Azınlıkları bir yabancı unsur olarak gördükleri için bu topraklarda istenmemesinin göstergesiydi. Türkiye devletinin o günlere yönelik özür dilemesi de gerekir ama böyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum. Büyük devletler tarihlerindeki yanlışlardan özür dilemişlerdir. Bunda gocunacak bir şey yok. Tam tersine sizi daha değerli kılar. Böyle bir şey de olmayacaktır maalesef” ifadelerini kullandı.

    “BU TOPRAKLAR ANADOLU’NUN RENGİ OLAN AZINLIKLAR YOK OLUNCA DAHA MI ZENGİNLEŞECEK?”

    “Pogrom ile yüzleşebildik mi? Ya da son dönemlerin moda tabiriyle sormak gerekirse helalleşebildik mi?” sorusunu ise Molinas, şöyle yanıtladı:

    “Helalleşmeyi devletin kendisi yapar. İktidar olmayanların helalleşmesi devleti temsil etmez. Devleti kim temsil ediyorsa onun helalleşmesini görmek lazım. Bugün helalleşmek isteyenler yarın iktidara gelip aynı helalleşmeyi 6-7 Eylül için de yaparsa şapka çıkarırız. “İstenilen gerçekleşmiş olur” deriz. Devletler hata yapabilir ama sonra özür de dileyebilir. Tarihte çok örnekleri var. Bunda bir şey yok. Bir daha aynı şeylerin tekrarlanmaması adına bir yüzleşme ve helalleşmenin yapılması gerekiyor. Bugün hala sosyal medya başta olmak üzere yazılı ve görsel medyada nefret söylemleri ile dolu kareler, fotoğraflar, yazılar, konuşmalar var. Özellikle Yahudilere karşılık son yıllarda antisemitik nefret söylemi çok revaçta. Buna karşı hiçbir şey de yapılmıyor. Cezai müeyyide uygulanmıyor. Bugün memlekette 1000-1500 Rum kalmış. 10-20 yıl sonra Rum vatandaş da kalmayacak. Yahudiler de bugün 14-15 bin civarında. Belli bir süre sonra onlar da kalmayacak bu topraklarda. Yüzyıllardır Anadolu’nun ve İstanbul’un rengi olan azınlıklar yok olunca daha mı zenginleşecek? Hayır. Daha da yoksullaşacak. Farklılıklar zenginlik getirir çünkü. Kapalılık yoksulluk getirir.”

    “SEÇİM YAKLAŞTIKÇA MİLLİYETÇİLİK SÖYLEMLERİ ARTIYOR”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan‘ın her yıl 6-7 Eylül Pogromu ile Ermeni Soykırımı’na ilişkin verdiği kanun ve araştırma komisyonu teklifi özellikle son yıllarda beraberinde birçok tartışmayı da getiriyor. Teklifleri işleme alınmayan Paylan, başta iktidarı oluşturan partiler olmak üzere çeşitli kesimlerden lince varan tepkiler alıyor. Molinas konuya dair “Seçim yaklaştıkça oy kaybına uğramamak adına maalesef milliyetçilik söylemi her iki cenahta da artıyor. Demokrasimizde, sandık demokrasisinin gücü çok yüksek. 3-5 yıl önce rahatlıkla konuşulan konular bugün konuşulamıyor. Yine tabu seviyesine indiriliyor. Zamanın ruhu bu tür tarihi olayların yorumlanması anlamında olumsuza doğru gidiyor” yorumunda bulundu.

    Barış KOP / İSTANBUL

    >Türkiye tarihinin utanç sayfalarından ‘6-7 Eylül pogromu’ 67’inci yılında!

  • PSAKD Başkanı Erçe’den Yeni Akit’in manşetine tepki: Bu bir suç duyurusudur-VİDEO

    PSAKD Başkanı Erçe’den Yeni Akit’in manşetine tepki: Bu bir suç duyurusudur-VİDEO

    PİRHA-Yeni Akit gazetesinin Sivas Katliamı suçlularını öven manşetine Can Tv’de katıldığı programda tepki gösteren PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Demokratik ülkelerde bu manşet otomatik bir suç duyurusudur aslında. Bu ülkede savcıların harekete geçeceğini düşünmüyoruz. Böyle bir beklentimiz de yok. Sivas Katliamı’nın arkasında apaçık devlet var” dedi.

    Nefret söylemleri ile dikkat çeken, AKP’ye yakın Yeni Akit, bugünün manşetinde Sivas Katliamı suçlularından 3 kişiye yer verdi. “3 mazlum, 3 zulüm” başlıklı haberde, suçlular Mevlüt Atalay, Faruk Belkavli ve Zafer Yelok’un bulundukları cezaevlerinden gönderdikleri mektuplar “Suçsuz oldukları halde zindanlara atılan mağdurların mektupları, yürek dağlayan haksızlığı gözler önüne serdi” ifadeleriyle paylaşıldı.

    Yeni Akit daha önce de birçok kez benzer manşetler atarken, CAN TV‘de yayımlanan “Can’da Bu Sabah” programına konuk olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Yeni Akit’e tepki gösterdi.

    “SAVCILARIN HAREKETE GEÇECEĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUZ”

    Sözlerine “Demokratik ülkelerde bu manşet otomatik bir suç duyurusudur aslında” diyerek başlayan Erçe, Türkiye’de savcıların harekete geçeceklerini düşünmediklerini söyledi. Erçe, şöyle konuştu:

    “İnsanlığa karşı işlenen suçlar affedilmeyecek suçlardır. Dünyanın gelişmiş, birazcık demokratik yapılanmayı başarmış ülkelerde bu manşet otomatikman bir suç duyurusu manşetidir. Bu ülkede savcıların harekete geçeceğini düşünmüyoruz. Böyle bir beklentimiz de yok. Ama olması gerekeni söylüyoruz ki; bu suçluyu öven, sahip çıkan, insanlık suçu işleyenleri koruyup, kollayan bir yaklaşımdır.

    Biz Akit gazetesinin bu tarz manşetlerini çok gördük. Suçu ve suçluyu övme maddesinin, elinde benzin bidonuyla fotoğrafı çıkan katilin serbest bırakılmasının ardından “Hoş geldin dede” manşeti atanlara uygulanması gerekmektedir. Hiçbiri vicdan sahibi değildir. Mağdur mu arıyorsunuz? 12 yaşındaki Koray’ın, Menekşe’nin annesine gidin. Ankara’da bir gecekonduda yaşıyor. Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir ozan olma yolunda gencecik Hasret Gültekin’i düşünün. Ateşte semaha duranların ailelerini düşünün.”

    “SİVAS KATLİAMI’NIN ARKASINDA DEVLET VAR”

    Sivas Katliamı’nın tüm yönleriyle aydınlatılması ve sorumluların yargılanması gerektiğini belirten Erçe, “Sivas’ın gerçek katil ve sorumlularının içeride yatanlar olmadığını söylüyoruz. İzmir’den arabayla Ankara’ya gelip, 45 dakika içerisinde 4 tane Alevi kurumuna saldırı düzenleyen kişiyi kalabalığın ortasına koysalardı eğer kılına zarar gelmezdi. Eğer onlar mazlum ise bu olayın gerçek sorumlularını ortaya çıkarın. Sivas Katliamı’nı kim planladı? Kim yazdı? Kim sahneye koydu? Sivas Katliamı’nın arkasında apaçık devlet var. Bin kere zulme uğrasak da bir kere zalim olmayacağız” ifadelerini kullandı.

    “BİZİ TARİF ETMEYİN, TANIYIN”

    Erçe, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Allahsız Alevilik olmaz, Muhammedsiz Alevilik olmaz, Alisiz Alevilik olmaz. Dinsiz, imansız, amelsiz sadece ve sadece sapkın zevklerin üzerine bina edilmiş Alevilik de olmaz” sözlerine de değindi. Erdoğan’ın sözlerine tepki gösteren Erçe, şunları kaydetti:

    “Her şeyden önce bir nefret ifade ediyor. Bu ülkenin, düzenin laik olmamasından dolayı rahatça bu hakaretleri yapabiliyorlar. Ayrıca cemevi ziyaretlerinin de ne kadar samimiyetsiz olduğunu ortaya koyuyor. Defalarca “Bizi tarif etmeyin. Tanıyın” dememize rağmen ısrarla bunu yapıyorlar. Alevi yol önderlerimizin bugüne kadar hiçbir inancı tarif etmediğini herkes bilir.

    Hukukun üstün olduğu, demokratik bir ülkede bunlar söylenemez. Bunun karşılığı cumhurbaşkanı da olsa görevden el çektirilmesidir. Bu ülkede canlı televizyon programlarında Alevilere hakaret edildi. Gazete manşetlerinde hakaretler edildi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın önerdiği kitaplarda Alevilere açıkça hakaret edilen ifadeler yer aldı. Bunlar ile ilgili açılmış herhangi bir dava olduğunu hatırlamıyorum. “Namaz kılmayanlar öldürülebilir” diyen ve bizim vergilerimizle maaş alan akademisyenler var bu ülkede.”

    PİRHA / İSTANBUL