Etiket: öğrenci

  • Bilgi Üniversitesi’nde öğrencilerin direnişi sonuç verdi, kapatma kararı geri çekildi!

    Bilgi Üniversitesi’nde öğrencilerin direnişi sonuç verdi, kapatma kararı geri çekildi!

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, öğrenci ve akademisyenlerin direnişi sonrasında Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet iznini kaldıran kararı yürürlükten çekti.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla kapatılma kararı verilen Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyelerinin başlattığı eylem 3. gününde sonuç verdi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversitenin faaliyet iznini kaldıran kararı yürürlükten çekti. Bu kararla birlikte üniversite eğitimine devam edecek.

    Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar üniversitenin faaliyet iznini kaldıran kararı yürürlükten çekilmesine dair yaptığı açıklamada, şunları ifade etti:

    “Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle İstanbul Bilgi Üniversitesinde eğitim-öğretim faaliyetleri kesintisiz şekilde devam edecek” dedi. Özvar, sürecin değerlendirildiğini ve mağduriyet yaşanmaması için kararın güncellendiğini belirterek, “Cumhurbaşkanımız, öğrencilerimizin eğitim hayatının aksamaması, ailelerimizin huzurunun korunması ve üniversite çalışanlarımızın haklarının gözetilmesi yönündeki süreci hassasiyetle yeniden değerlendirmiştir. Öğrencilerimizin, ailelerimizin ve üniversite çalışanlarımızın herhangi bir mağduriyet yaşamaması yönündeki güçlü irade doğrultusunda karar güncellenmiştir.

    İlk karar, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yerine getirilmesi gereken zorunlu bir hukuki işlemdi. Ancak sonrasında sunulan raporlar ve güncel durum değerlendirmeleri doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımız, her zaman olduğu gibi öğrencilerimizin, ailelerimizin ve üniversite çalışanlarımızın beklentilerini hassasiyetle gözetmiştir. Alınan kararın öğrencilerimiz, ailelerimiz ve yükseköğretim camiamız için hayırlı olmasını diliyorum.”

    HABER MERKEZİ

     

  • Munzur Üniversitesi çalışanı konuştu: Tacizcileri koruyanlar görevlerine devam mı edecek?

    Munzur Üniversitesi çalışanı konuştu: Tacizcileri koruyanlar görevlerine devam mı edecek?

    PİRHA- Gülistan Doku dosyası, Munzur Üniversitesi’ndeki ilişki ağını yine gündeme getirdi. Ajansımıza konuşan üniversite çalışanı, tacizcilerin ve mobbing uygulayanların hala görevde olduğunu vurgulayarak, gerekli soruşturmanın yürütülmesi çağrısında bulundu.

    Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeler Dersim’deki bürokrasi ilişkilerini yeniden gündeme getirdi. Munzur Üniversitesi sürecin başından itibaren “sessiz” kalırken, yürütülen soruşturmanın Munzur Üniversitesi’ne uzanıp uzanmayacağı merak konusu.

    Gülistan Doku soruşturmasında Munzur Üniversitesi’ne dair milletvekilleri, “Munzur Üniversitesi’nde rektörlük makamı veya üniversite yönetimiyle bağlantılı olarak gündeme gelen taciz ve mobbing iddiaları hakkında herhangi bir savcılık soruşturması yürütülmüş müdür? Munzur Üniversitesi’nde kadın öğrencilerin güvenliğine ilişkin şikayetler Bakanlığınıza, savcılıklara veya kolluk birimlerine ulaşmış mıdır? Munzur Üniversitesi’nde Gülistan Doku’nun kaybolmasından önce veya sonra kadın öğrencilerin yaptığı taciz ve şiddet başvurularının akıbeti nedir? Gülistan Doku dosyası ile Munzur Üniversitesi’ndeki taciz ve mobbing iddiaları arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı araştırılmış mıdır?” soruları kamu adına sorulurken, üniversite çalışanları da bu sessizliğin bir tercih olduğunu ortaya koyuyor.

    “TACİZCİLER GÖREVDE”

    Adını vermek istemeyen Munzur Üniversitesi çalışanının aktardıkları ise, başka bir soruna da işaret eder nitelikte.

    Munzur Üniversitesi’nin bir önceki rektörü Ubeyde İpek’in dönemin valisi Tuncay Sonel’in araya girmesiyle Süleyman Soylu üzerinden ikinci dönem rektör yapıldığını bizzat kendisinin sohbetlerde ifade ettiğini paylaşan çalışan, “Gülistan Doku cinayeti sonrasında neden hala Munzur Üniversitesi mercek altına alınmadı?”  diye sordu.

    Munzur Üniversitesi’ndeki bazı akademik ve idari personelin öğrencilere yönelik tacizleri hiçbir zaman gündemden düşmediğini hatırlatan çalışan, “Hatta hem Ubeyde İpek hem de mevcut rektör bu tacizcileri hala koruyup kolluyor. Bunlar hala öğrencilerin derslerine girip duruyorlar ki kimin çocuğu olsa tedirginlik duyar. Bunun yanında tarikatların şehirde üniversite öğrencilerini evlerde toplayıp ayinler düzenledikleri ve yine belirli tarikatlara yakın kişilerin rektör Kenan Peker tarafından korunup kollarak üniversite içerisinde etkin bir hale getirdiği de herkesin çok yakından bildiği gerçeklerdir” dedi.

    “SAVCILAR HAREKETE GEÇMELİ”

    Ubeyde İpek döneminde Barış Akademisyeni ve FETÖ’cü oldukları iddiasıyla üniversiteden onlarca kişi ihraç edilirken bizzat aynı gerekçeler ile Bank Asya hesapları ve Fetullahçılarla açık ilişkileri olmasına rağmen Ubeyde İpek’e yakın isimlerin dosyalarının sümen altı edildiğini idddia eden çalışan, şunları ifade etti:

    “Bunlar açık ve nettir. Üstelik bu kişiler üniversitede hali hazırda da görev yapmakta olup, gerçekleştirdikleri usulsüz işlemler ve alımlarla devleti zarara uğratmalarına rağmen mevcut rektör Kenan Peker tarafından korunup haklarında tek bir işlem dahi yapılmamıştır. Savcılık gerek duyarsa sizin vasıtanızla bu isimlere dair delilleri sunabiliriz. Fakat şunun altını kalın harflerle çizmek gerekiyor. Bu incelemelerin bizzat savcılık tarafından yapılması gerekiyor. Aksi takdirde bu kişiler hakkında üniversitece her defasında göstermelik soruşturmalar açılıp üstü kapatıldığı gibi, bazen de soruşturmalarda bilerek usul hataları yapılarak aklanmalarının önü açılmaktadır”

    “ALEVİLİK VE DERSİM HALA SORUN OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    Devlet yıllarca Dersim’i kategorik olarak olumsuzladığı için tarikatların önünün hep açık tutulduğunu belirten çalışan, “Tuncay Sonel örneğinde de gördüğümüz gibi birileri sürekli vatan-millet-sakarya edebiyatıyla her türlü usulsüzlük ve suçlarını devletin imkan ve olanaklarını kullanarak ört pas ettirdiler. Şimdi dönüp geriye baktığımızda demek ki fişlenen bu insanların rahatsızlıklarının boşuna olmadığı kanıtlanmış oluyor. Bir üniversite düşünün ki rektörleri her defasında geçmişin sömürge valileri gibi bu kentin kültürüne ve inancına yabancı ve düşman gözüyle bakan insanlardan seçiliyor. Ramazanda çay ocaklarını kapatıp çay servisini yasaklayan bugünkü rektör büyük bir pişkinlikle basına bunun yalan olduğunu ifade etti. Hadi Türkiye kamuoyunu kandırdı, peki bu devletin valisi, polisi ve istihbaratı bunu yaptığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama işte mesele Alevilik ve Dersim olunca birbirlerini ne yazık ki bırakmıyorlar” diye ifade etti.

    “GÜVEN SORUNU VAR”

    Yeni bir demokratikleşme sürecinin içinden geçildiğini vurgulayan çalışan “Fakat bizzat devlet içindeki art niyetli yöneticilerden ötürü bölge insanı güven duymuyor. Çünkü kendilerine değer verilmediği hissine bölgedeki yönetici profillerine bakarak çok rahat varabiliyorlar. Hem şehrin hem de üniversite personelinin istediği, bölge kültürüne yabancı olmayan bir rektörün atanması çok mu zor? diye sorarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “ELAZIĞLI REKTÖRLER KUŞATMASI”

    “Mevcut Rektör’ün yapıyor gibi gözüktüğü herşeyin bir şov olduğunu şehirdeki herkes biliyor. Kanaatimce sadece hakkındaki taciz, usulsüzlük ve tehdit iddiları bugün bile cumhurbaşkanına iletilse bu makamda kalması mümkün görülmez. Üniversite resmen bir ‘Elazığlı rektörler’ kuşatması altında. Onlarca başarısızlığa imza atan, bir akademisyenden ziyade akademik ve idari personelin üzerinde tahakküm kurma arayışında olan Kenan Peker hakkındaki iddialar çok vahim. Hakkında onlarca haber ve Meclis’te soru önergesi verilmesine rağmen YÖK tarafından herhangi bir girişim bile başlatılmaması da düşündürücü. Devlet eğer bir valisi üzerinden herkesin gözüne batan bu olumsuz imajı düzeltmek istiyorsa kesinlikle toplumla barışık ve güven aşılayan bir rektör atamalı. Çünkü üniversite şehirde toplumsal dokuyu bozan kurumların başında görülüp yöneticilerinin olumsuz uygulamaları da buna tuz biber olmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: Bu ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerekiyor!-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: Bu ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerekiyor!-VİDEO

    PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerektiğini belirtti. Eğitim Sen’in yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladığını vurgulayan Karagöz, “Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin” dedi.

    Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen saldırıların yankısı sürüyor. Eğitim emekçileri, iş bırakarak, Yusuf Tekin’i istifaya çağırırken, Milli Eğitim Bakanlığı da, okullarda tedbir alınacağını açıkladı. Okul yönetimleri WhatsApp gruplarından alınan tedbirleri öğretmenlerle paylaşırken, velilerin tedirginliği ise sürüyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfedarasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, okul saldırılarına dair ajansımıza konuştu.

    “SERMAYEYE, YANDAŞA VAR, OKULLARA DESTEK YOK”

    Şiddetin dünyada ve Türkiye’de arttığını belirten Karagöz, “Özelde ülkemizde sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikler, gençlerin içerisine itildiği güvencesizlik, belirsizlik ve yaşanan derin yoksulluk bu şiddetin dalga dalga yayılmasına da neden olmaktadır” diye konuştu.

    Yaşanan şiddet vakalarının ilk olmadığını, son da olmayacağını vurgulayan Karagöz, “Başta sermayeye sonra yandaşlara, saraya, cemaate, savaşa kaynak bulanlar söz konusu okullar olduğunda kaynak yok diyor. Güvenli eğitim ortamları dediğimizde ise sadece güvenlikçi politikalar önümüze sürülüyor” dedi.

    “ÇOCUKLARLA SÜREKLİ KONUŞUN, UMUT VERİN”

    Ahmet Karagöz, güvenli eğitim ortamı istemedeki amaçlarının ne olduğunu şu şekilde açıkladı:

    “Özellikle KESK’e üye iş kolumuz Eğitim Sen yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladı. Hazırladığı bu rehberde çocukların haberlerde ya da sosyal medyada gördükleri şeyler hakkında kaygılı olması doğaldır. Onlarla konuşmak, kendilerini güvenli hissetmelerine yardımcı olmak gerekiyor.

    Çocukların ne bildiği ve nasıl hissettiğini öğrenin. Çocukların ne duyduğunu, ne düşündüğünü anlamaya çalışarak başlayın. Açık uçlu sorular sorun ve onları konuşmaya teşvik edin. Örneğin ‘Bu konularda ne duydun ya da kendini nasıl hissediyorsun?’ gibi sorularla çocukların duygu ve düşünceleri öğrenilebilir. Sakin ve yaşa uygun bir dil kullanmak gerekir. Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin. Medyaya mümkün olduğunca az maruz bırakın. Konuşmayı süreklileştirin. Konuşan öğrenci ne talep ettiğini ve yaşadıklarını daha güvenli ortamlarda bizlerle kuşkusuz paylaşacaktır.”

    “OKUL, ŞİDDETİ ÖNLEME MERKEZİ HALİNE DÖNÜŞMELİ”

    Şiddetin altında yatan gerçek nedenlerin açığa çıkartılması gerektiğinin altını çizen Karagöz, “Geçmişte bugüne faili meçhul cinayetler aydınlatılmadığı takdirde benzer olaylarla sürekli karşılaşacağız. Dolayısıyla başta Maraş, Siverek ve İstanbul’daki şiddet vakalarının araştırılması ve bunun altında yatan gerçek nedenlerin toplum ve kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Sayın Vali Maraş katliamının gerçekleştiği okulu açmayacağını ifade etmiş. Destekliyoruz, doğru buluyoruz. Bu okul utanç müzesi veya şiddeti önleme merkezi haline getirilmeli ve şiddetle bu ülkenin yüzleşmesi gerekiyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK’liler Mersin’de yürüdü: Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikaları terk edin!-VİDEO

    KESK’liler Mersin’de yürüdü: Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikaları terk edin!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yürüyüş düzenleyen KESK üyeleri, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırarak, “Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikalar terk edilmelidir” dedi.

    KESK Mersin Şubeler Platformu,  “Eğitimde şiddete hayır” şiarıyla Maraş ve Siverek’teki okul saldırılarına dair Pozcu’dan İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yürümek istedi.

    Polisin izin vermediği yürüyüş, yapılan görüşmeler sonucunda Özgecan Aslan Barış Meydanı’na yapıldı. Yürüyüş boyunca Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağıran kamu emekçileri, şiddetin son bulmasını istediler.

    “CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK”

    Yüyürüş sonunda açıklama yapan KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, çocukların ve eğitim emekçilerinin hayatının değersiz olmadığını söyledi: “Can güvenliğinin olmadığı bir eğitim ortamında ne pedagojiden ne de sağlıklı bir gelecekten söz edilebilir.”

    “ŞİDDETİ BESLEYEN, CEZASIZLIĞI BÜYÜTEN POLİTİKALAR TERK EDİLMELİDİR”

    Mahmut Sümbül, toplumun her alanına yayılan şiddet kültürü, cezasızlık politikaları, gençleri umutsuzluğa iten eşitsizlikler ve giderek derinleşen toplumsal çözülmenin okullara kadar ulaştığını vurgulayarak, şunları söyledi:

    “Artık yeter!

    * Eğitim kurumlarında güvenlik zafiyetleri derhal giderilmelidir.

    * Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikalar terk edilmelidir.

    * Eğitim sistemi; kamusal, eşit, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim temelinde yeniden yapılandırılmalıdır.

    * Sağlıkta ve eğitimde şiddeti önleyecek etkin, caydırıcı ve bütüncül politikalar derhal uygulanmalı, yasal düzenlemeler caydırıcı olmalıdır.

    * Gençleri güvencesizlikten ve umutsuzluktan kurtaracak, dayanışmayı büyütecek politikalar hayata geçirilmelidir.”

    PİRHA/MERSİN

  • Hatice Us: Milli Eğitim Bakanlığı ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir!-VİDEO

    Hatice Us: Milli Eğitim Bakanlığı ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir!-VİDEO

    PİRHA- CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘Ramazan Etkinlik’lerine tepki göstererek, eğitim gibi bir ülkenin temelini etkileyen bir hizmetin, laiklikten uzak olmasını kabul etmediklerini belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu genelgeyle, okul öncesinden ortaöğretime kadar tüm kademeleri kapsayan bu programda; 4-6 yaş grubundaki çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmesi, kendilerine iftar sofrası kurması ve sadaka taşı gibi uygulamaların öğretilmesi, ailelerden Ramazan hazırlığı yaparken veya dua ederken fotoğraf istenmesi; ortaokul ve liselerde “İftarda Konuşalım” başlıklı söyleşiler düzenlenmesi ve Ramazan temalı görsellerle çalışmalar sergilemesini, Selifi Andı’nın okutulması, okul zillerine ilahilerin konulması, oruç çetelesi tutulması tepkileri beraberinde getirdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda dini içerikli faliyetlerine ilişkin konuştu.

    “TÜRKİYE MOZAİK BİR ÜLKE”

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki laik ilkesine dikkat çeken Hatice Us, “Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılmasıdır. Eğitim gibi bir ülkenin temelini etkileyen bir hizmetin laiklikten uzak olması tabii ki kabul edilemez. Kaldı ki, Türkiye bir mozaik. Türkiye’de her dilden, her dinden, her ırktan, her inançtan insan var. Biz İslamiyetin kesinlikle bir dayatma inancı olmasına karşıyız” dedi.

    “AYRIMCILIK OLUŞTURUYOR”

    Eğitimde tamamen laikliğin korunması, çocukların idrak yaşına geldiğinde veya reşit olduklarında kendi inanç şeklini seçmesi kabul ediyorsa da aile inancına göre devam etmesi gerektiğini vurgulayan Hatice Us, “Bizim toplumumuzda baskı çoğu zaman eğer bu kişinin özgürlüğüne müdahale gibi görülüyorsa ve kısıtlanmış hissini uyandırıyorsa, bazen reddetme, bazen nefretle sonuçlanabiliyor. Bu da toplumlar arasında ayrımcılık oluşturuyor” şeklinde ifade etti.

    “EĞİTİM HAYATLARI BİTİYOR”

    Hatice Us, yaşı küçük çocukların sürekli dinleyecekleri bir ilahinin “Ben bunu istemiyorum” deyip eğitim öğretim hayatını yarıda bırakmasına yol açabileceğine işaret ederek, anayasal hak olan eğitim hakkının elinden alınmasına neden olacağını belirtti.

    “TARİKATLARIN EĞİTİMDE ETKİN OLMASINI KABUL ETMİYORUZ”

    CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hani bir şeyin dayatılması değil, tamamen demokratik ortamda, tamamen idrak yaşına gelebilecek seviyedeki çocuklara idrak edebileceği, alabileceği bilgiye erişmesinden yanayız.

    Tarikatların, vakıf adı altında birtakım imkanlara sahip olması, eğitim öğretim kurumlarına dönüştürülmesi, 5 yaşındaki çocuğun oraya alınması kabul edilir değil. Biz insana özgü, insan haklarına yaraşır, bir çocuğun pedagojik ve biyolojik olarak büyümesine, büyümesi sırasında da hangi eğitim kendisine denk geliyorsa onun verilmesinden yanayız.”

    “ÇOCUKLARIN EĞİTİM HAKKI ELİNDEN ALINIYOR”

    Velilerin okullara verdikleri dilekçelerin anayasal bir hak olduğunun altıını çizen Hatice Us, “Bakın bundan çok değil, kısa bir süre önce birçok İmam Hatip Lisesi açıldı. Biliyorsunuz ki bu geçişlerde eğitim öğretim sınavlarından sonra birçok çocuk yeterli puanı alamadığı için İmam Hatip Liselerine yerleştirildi.Ve biz şu an birçok çocuk bu okulları bıraktığını görüyoruz. Eğitim öğretim hakkını bir şekilde çocukların elinden alınmış oldu. Bu anlamda anayasanın koruyuculuğu ortadan kalkıyor. Doğru olmadığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • DAD İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz: Okullar propaganda yeri olmamalıdır!-VİDEO

    DAD İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz: Okullar propaganda yeri olmamalıdır!-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığının son dönem uygulamalarıyla, siyasal İslam’ın geldiği aşamayı gösterdiğini vurgulayan DAD İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, “Okullar propaganda yeri olmamalıdır. Bu genelge öğrenciler arasında uyumu değil ayrışmayı getirmektedir. Bu da çocuklar arasında toplumsal kutuplaşmaya neden olur” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan ve kamuoyuna “Ramazan Ayı Genelgesi” olarak yansıyan düzenleme birçok yerden tepki toplamaya devam ediyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, okullarda ‘Selefi Andı’ başta olmak üzere yapılan etkinliklere sahip çıkarken, tepki gösterenleri de hedef gösterdi.

    Dersim’de de İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 3–6 Mart tarihleri arasında Atatürk Anadolu Lisesi Kapalı Spor Salonu’nda düzenlediği Ramazan etkinlikleri kapsamında davul ve manilerle karşılama, Ramazan anlatıları, şarkılar, rozet ve hediye takdimi yer aldı. Eğitim Sen başta olmak üzere kamuoyu tarafından etkinliğin yalnızca kültürel değil, belirli bir dini döneme dayalı kurumsal bir etkinlik niteliğinde olduğu belirtilerek, tepki gösterildi.

    Özellikle okul öncesi ve ilkokul düzeyindeki öğrencilerin Ramazan etkinlikleri adı altında belirli bir dini içerikle yönlendirilmesinin pedagojik ve hukuki sakıncaları olduğu da uzmanlar tarafından dile getiriliyor.

    “ASİMİLASYON VE DİZAYN HEDEFİYLE BAĞLANTILIDIR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz MEB’in Ramazan Genelgesi’ne tepki gösterdi.

    Milli Eğitim Bakanlığının son dönem uygulaması siyasal İslam’ın geldiği aşamayı gösterdiğini vurgulayan Akdeniz, “Öncelikli olarak çocuklarımızın geleceği açısından, gerekse de bu yeni genelge tamamen asimilasyon ve dizayn hedefiyle bağlantılıdır” dedi.

    “DEMOKRATİK VE ANAYASAL AÇIDAN KABUL EDİLEMEZ”

    Etkinliklerin pedogojik ve ruhsal açıdan da problemli olduğunu vurgulayan Akdeniz, “Öte yandan demokratik ve anayasal açıdan da kabul edililemez. Eşitlik ilkesine de tamamen aykırıdır. Okullar propaganda yeri olmamalıdır. Bu genelge öğrenciler arasında uyumu değil ayrışmayı getirmektedir. Bu da çocuklar arasında toplumsal kutuplaşmaya neden olur” diye belirtti.

    “BU GENELGEYİ KABUL ETMİYORUZ”

    Çocukların farklılıklarıyla bir arada olmasının önemine dikkat çeken Akdeniz, “Eğitim alanları, bilimsel, demokratik ve laik alanlar olmalıdır. Bu genelgeyi kabul etmiyoruz. Tüm canlılara tepki göstermeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Bir babanın rıza mücadelesi: İnanç zorla olmaz!-VİDEO

    Bir babanın rıza mücadelesi: İnanç zorla olmaz!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yaşayan Mehmet Ali Akpınar, sabah saatlerinde çocuklarının eğitim gördüğü okula giderek elindeki dilekçeyi okul idaresine teslim etti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” başlıklı genelgeye tepki gösteren Akpınar, çocuklarının söz konusu etkinliklere katılmaması için resmi başvuruda bulundu.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından illere gönderilen genelgeye ilişkin kamuoyundaki tartışmalar sürerken, bir baba olarak kaygılarını dilekçeye döken Akpınar, çocuklarının inançları dışında bir uygulamanın parçası olmasını istemediğini belirtti.

    Konuya ilişkin ajansımıza konuşan Akpınar, Alevilerin inançlarını rıza temelinde yaşadıklarını vurguladı. “Kimsenin ibadetine söz etmeyiz. Aynı zamanda çocuklarımızın asimile olmasına da razı olmayız. İnanç sevgi yoludur; zor ve baskıyla olmaz” diyen Akpınar, uygulamanın kendi inanç anlayışlarıyla bağdaşmadığını ifade etti.

    Devletin Alevilere yönelik politikalarına dikkat çeken Akpınar, Ramazan ayına dönük etkinliklerin yeni bir aşama anlamına geldiğini belirterek şunları söyledi:

    “Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ramazan ayına dönük etkinliklerle yeni bir aşamaya taşınmıştır. Oysa Aleviler, yüzyıllardır yakılarak, sürülerek, katledilerek ağır bedeller ödemiş; ‘bir öldük bin doğduk’ diyerek Yol’unu, erkânını ve inancını bugüne taşımıştır. Bugün yürütülen politikalar, Aleviliğin özünü ve düşüncesini zayıflatmaya, toplumu tek tipleştirmeye ve devlet eliyle ‘makbul Alevi’ yaratmaya yöneliktir.”

    “Alevi yolu ikrar yoludur; asimilasyona değil, rızalığa ve hakikate dayanır” diyen Akpınar, söz konusu uygulamayı kabul etmenin mümkün olmadığını dile getirdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Alevi kurumlarından Milli Eğitim Bakanlığı’na “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkisi!

    Alevi kurumlarından Milli Eğitim Bakanlığı’na “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkisi!

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki gösteren Alevi kurumları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laikliğin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha gösterdiğini vurgulayarak, “Laik, bilimsel, kamusal ve eşit yurttaşlık temelli eğitim hakkımızdan, asla vazgeçmeyeceğiz, susmayacağız, kabul etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki gösterdi.

    Gönderilen genelgenin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laiklikliğin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha gösterdiği vurgulanan açıklamada, “Çünkü genelge açık bir biçimde, laikliğe aykırıdır ve aynı zamanda da mevcut yazılı ve evrensel hukuka göre de, Anayasa suçudur” denildi.

    “DEVLETİN GÖREVİ, TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNE EŞİT MESAFEDE DURMAK”

    Genelgenin, pedagojik bir düzenleme değil; kamusal eğitimi siyasal iktidarın dini-ideolojik anlayışı doğrultusunda biçimlendirmeyi amaçlayan bilinçli ve planlı bir müdahale olduğunu dile getiren Alevi kurumları, açıklamanın devamında şunları belirtti:

    “Bu uygulama, başta Alevi çocukları olmak üzere; farklı inanç gruplarını, inançsızları ve tüm çoğul toplumsal yapıyı yok sayan, tekçi ve Sünni-İslam merkezli bir anlayışın devlet eliyle dayatılmasıdır. Bu bir eğitim politikası değil; açık bir asimilasyon ve kimlik silme girişimidir.

    “Okullarda Ramazan şenlikleri, iftar programları, ortak iftar sofraları, davul çalma, topluca camilere gitme, okulları Ramazan ayına uygun bir biçimde süsleme” gibi faaliyetleri içeren bu genelge, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı müfredata dayandırılmaktadır. Bu da, bizim bu müfredata niçin karşı çıktığımızı daha anlaşılır kılmaktadır.

    Devletin görevi, toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durmak, hiçbir inancı ya da mezhebi diğerine üstün kılmamaktır. Oysa; bu genelge ile; okullar, yani kamusal ve tarafsız olması gereken alanlar, dini referanslarla yeniden düzenlenmekte, çocukların zihinleri belirli bir inanç kalıbına göre şekillendirilmeye çalışılmaktadır.”

    “BU, BİR İNANÇ MESELESİ DEĞİL; HAK, HUKUK VE ÖZGÜRLÜK MESELESİDİR”

    Alevi toplumunun yüzyıllardır inkâr, dışlanma ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığının altını çizen Alevi kurumları, “Zorunlu din dersleriyle, tekçi müfredatla, Cemevlerinin yok sayılmasıyla ve şimdi de bu tür genelgelerle, çocuklarımız sistematik biçimde kimliklerinden koparılmak istenmektedir. Bugün yapılan şey, geçmişte uygulanan politikaların daha kurumsal ve daha pervasızca devamıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi, sadece Alevileri değil, bu ülkede laik ve demokratik bir yaşamı savunan herkesi hedef almaktadır. Bu, bir inanç meselesi değil; hak, hukuk ve özgürlük meselesidir” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZI SİYASAL-DİNİ PROJELERE TESLİM ETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Kamusal eğitim alanı olmadığına dikkat çekilen açıklamanın devamında, “Dini propaganda alanı değildir. Siyasal iktidarın ideolojik arka bahçesi değildir. Tek bir inancın topluma dayatılacağı bir alan hiç değildir. Biz Alevi kurumları olarak; bu dayatmayı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz. Bu genelgenin de, bu genelgeye zemin hazırlayan, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı ile yayınlanan müfredatın da derhal iptal edilmesini istiyoruz. Bu alanda hukuki, toplumsal ve demokratik tüm mücadele yollarını sonuna kadar kullanacağımızı, buradan ilan ediyoruz. Unutulmasın ki; laiklik, bir lütuf değil, toplumsal mücadelelerle kazanılmış bir haktır. Kimsenin bu hakkı gasp etmesine, çocuklarımızı siyasal-dini projelere teslim etmesine izin vermeyeceğiz” denildi.

    “İNANÇ TEMELİNDE AYRIM YAPILMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Alevi kurumlarının ortak açıklamasında, şunlara işaret edildi:

    “* Eğitim politikaları, çoğulcu, eşitlikçi ve bilimsel bir temelde yeniden düzenlenmelidir.

    * Hiçbir çocuk, inancı ya da kimliği nedeniyle baskı altına alınmamalı, dışlanmamalı ve asimile edilmemelidir.

    * Laik, demokratik, bilimsel, eşit, parasız ve anadilinde eğitim, her çocuğun hakkıdır.

    Bu hak, siyasilerin ve hükümetlerin ideolojik emellerine kurban edilemez. Bu ülkenin çocukları arasında, inanç temelinde ayrım yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Laik, bilimsel, kamusal ve eşit yurttaşlık temelli eğitim hakkımızdan, asla vazgeçmeyeceğiz. Susmayacağız ! Kabul etmeyeceğiz ! Boyun eğmeyeceğiz !

    Okullar; bilim yuvası, sanat ve kültür yuvası olmaktan hızla uzaklaşmakta, cemaat ve tarikatların kontrolüne terk edilmektedir. Buna izin vermeyeceğiz ! Karanlığa teslim olmayacağız !”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Munzur Üniversitesi öğrencilerine müdahale: Adliyeyi üniversitede istemiyoruz!-VİDEO

    Munzur Üniversitesi öğrencilerine müdahale: Adliyeyi üniversitede istemiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Munzur Üniversitesi öğrencileri valiliğin ve adliyenin, üniversite kütüphanesine taşınma kararını protesto etti. Açıklamanın ardından yürümek isteyen öğrenciler, özel güvenlik polis müdahalesine maruz kaldı.

    Geçtiğimiz eylül ayında Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’nünTunceli Valiliği ve Adliye’nin üniversite içine taşınmasını onaylayan karara imza attı. Kararı ilk kez ajansımız duyururken, karara tepkiler yükseldi.

    Munzur Üniversitesi öğrencileri de, Rektörlüğün kararını protesto etmek için bir eylem yaptı. Eylemde konuşan Ali Sezer, rektörün öğrencilerin onayı olmadan böyle bir kararı alamayacağını belirterek, “Baş muhatap olan öğrencilerin hiçbir şekilde onayı olmadan aldığı ve adliye, valilik, başsavcılık gibi, anayasanın 130. Maddesine göre üniversitelerin özerklik hakkını hukuksuz ve baskıcı bir şekilde ihlal ettiğinin açık göstergesidir” dedi.

    Rektör’ün, kütüphane ve Adliye girişinin ayrı yerden olmasını öne sürerek kararı anlatmasını kabul edilemez bulan öğrenciler, “Bizler Munzur Üniversitesi öğrencileri olarak silahlı, sivil veya üniformalı olarak herhangi bir askerin, uzman çavuşun veya rütbeli askerin, onlarca suç kaydı bulunan suçluların kampüsümüz içerisinde olmasını istemiyor ve bu kararı reddediyoruz. Yetkilileri, alınan bu kararı değiştirmeye davet ediyoruz” tepkisinde bulundu.

    Açıklamanın ardından yürümek isteyen öğrenciler Özel Güvenlik ve polis tarafından engellendi. Engellemeyi kabul etmeyen öğrenciler oturma eylemi yaparken, özel güvenlik polis müdahalesine maruz kaldı.

    Ayrıntılar gelecek…

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    >Bu da oldu; Üniversite kampüsünün ortasına adliye!

     

  • İzmir’de lise öğrencilerine ‘Kürtçe halay’ gözaltısı: 1 öğrenci tutuklandı!

    İzmir’de lise öğrencilerine ‘Kürtçe halay’ gözaltısı: 1 öğrenci tutuklandı!

    PİRHA- İzmir Menemen’deki bir lisede halay çeken 6 öğrenci ders esnasında polislerce gözaltına alındı. 5 öğrenci serbest bırakılırken, 1 öğrenci ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. 

    İzmir’in Menemen ilçesinde bulunan Haldun Koşay Anadolu Lisesi’nde okuyan öğrencilerin çektiği Kürtçe halay görüntülerinin sanal medyada ırkçı hesaplarca hedef gösterilmeleri sonrasında 1 öğrenci gece yarısı baskınıyla evinden, 5 öğrenci de ders esnasında gözaltına alındı.

    Sanal medyada ırkçı hesaplar üzerinden görüntünün paylaşılması üzerine dün gece saatlerinde polislerce yapılan ev baskınında 1 öğrenci gözaltına alınırken, görüntülerde halay çeken 5 öğrenci ise okul saatinde derslerinden çıkarılarak gözaltına alındı.

    1 ÖĞRENCİ TUTUKLANDI

    Asarlık Polis Merkezi Amirliği’ne götürülen öğrencilerin ‘propaganda yaptığ’  ileri sürüldü. Gözaltına alınan öğrencilerin aileleri haber verilmezken, öğrencilerin okullarından gözaltına alınmaları tepki topladı.

    İfade işlemleri ardından 5 öğrenci serbest bırakılırken, 1 öğrenci ise tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Ayrıca, 6 öğrenci ve okul yönetimi hakkında idari soruşturmanın da başlayacağı gelen bilgiler arasında.

    PİRHA/İZMİR

  • Erçe: MEB, eğitim-öğretim süresini kısaltarak öğrencileri sermayenin çıraklığına teslim ediyor-VİDEO

    Erçe: MEB, eğitim-öğretim süresini kısaltarak öğrencileri sermayenin çıraklığına teslim ediyor-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, 12 yıllık zorunlu eğitimin kısaltılmasıyla ilgili çalışma yaptıklarını açıklaması tartışmaları da beraberinde getirdi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, eğitim-öğretim süresinin kısaltılması planını öğrencileri sermayenin çıraklığına, küçük işçilerine dönüştürmek olarak yorumladı.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 12 yıllık zorunlu eğitimin kısaltılmasıyla ilgili çalışma yaptıklarını belirterek, “Önümüzdeki yıl eğitim öğretim takvimi buna göre dizayn edilecektir” diye konuştu. YÖK’de yakın zamanda lisans eğitiminin 3 yıla düşürülmesine ilişkin hazırlık yaptıklarını açıklamıştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir süredir dillendirmeye çalıştığı eğitim öğretim süresinin kısaltılmasına yönelik hazırlık çalışmalarının birçok yönden ele alınması gerektiğinin altını çizerek, “4 + 4 + 4 eğitim sistemine karşı uzun bir süre mücadele yürüten gerek eğitim sendikaları gerekse Alevi örgütleri ne yazık ki tüm uyarılarımıza rağmen bu yasanın kabul edilmesini engelleyememişti. O gün 4 + 4 + 4’ü büyük bir kurtuluş eğitimde büyük bir devrim gerçekleştireceğine dair ifadelerde bulunan AKP hükümetinin bugünkü bakanı şimdi tersi şeyler söylüyor” dedi.

    “OKULLAR TAMAMEN BİLİMDEN UZAKLAŞTI”

    ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni geçen yıl uygulamaya sokan MEB’in bu uygulamayla eğitim sisteminde var olan gerici eğitim modelinin daha da gericileştirdiğini belirten Erçe, “Okulları tamamen bilimden uzaklaştıran, eğitim sistemini daha çok dinselleştiren, sanattan, edebiyattan, matematikten, fenden uzaklaştıran bir sistem” şeklinde ifade etti.

    “4 + 4 + 4 MODELİNDEN AMAÇLADIKLARI ŞEYE ULAŞMIŞ DURUMDALAR”

    Okullarda tarikatların, cemaatlerin kontrolünün arttığı bir dönemde ortaya atılan tartışmayı iyi niyetli görmediğini vurgulayan Cuma Erçe, şunları söyledi:

    “Çünkü zaten 4 + 4 + 4 modeliyle özellikle ilkokul sonrası çocukların hızla açık öğretim ortaokullarına ve açık öğretim liselerine gönderilmesi, var olan ilkokul mezunlarının önemli ölçüde İmam Hatip Ortaokullarına yönlendirilmesi ve kapatılan tüm liselerin İmam Hatip’e çevrilmesi normal okulların imam hatip ortaokullarına dönüştürülmesi sürecinde özellikle kız öğrencilerin örgün eğitim alanından hızla uzaklaştığına tanık olmuştuk.

    Bugün gelinen aşamada örgün eğitim dışına çıkan öğrenci sayısının milyona yaklaştığı hatta kimi hesaplarda milyonun üzerine çıktığı ifade edilmekte. Bu açıdan bakıldığında esas itibariyle 4 + 4 + 4 modelinden amaçladıkları şeye ulaşmış durumdalar. Hem eğitim sistemi bilimden uzaklaştı, eğitimin müfredatı gericileşti, eğitim kurumları bir bilim yuvası olmaktan öte adeta tarikatların, cemaatlerin yuvası haline geldi. İmamlar derslere sokulmaya başlandı ve adeta eğitim kurumları bilimden, sanattan, edebiyattan uzak hale getirildi. Elbette ki Alevi çocuklarının, Kürt çocuklarının uğradığı zulüm, ötekilerin uğradığı zulüm artarak devam etti.”

    Zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik taleplerinin daha çok din dersi, daha çok seçmeli adı altında zorunlu hale getirilen dini içerikli derslere dönüştürüldüğünün altını çizen Erçe, eğitim-öğretim süresinin kısaltılması planını öğrencileri sermayenin çıraklığına, küçük işçilerine dönüştürmek olarak yorumladı.

    “OKULLARDA DAHA AZ ‘MASRAF’ YAPMIŞ OLACAKLAR”

    Eğitim süresinin kısaltılmasına yönelik tartışmanın bir diğer ayağını ise “maliyet” olarak değerlendiren Cuma Erçe, “Eğitimi tamamen sosyal bir alan olmaktan çıkartan hükümet bugün kalan kısmını da devletin üstüne bir yük olarak görüyor. Dolayısıyla süre ne kadar kısalırsa onlar açısından bir taşla birkaç kuşun vurulması sağlanmış olacak. Daha az öğretmen çalıştıracaklar, daha az öğretmen ataması yapacaklar. Okullarda daha az ‘Masraf’ yapmış olacaklar. Çünkü hükümetin anlayışına göre eğitim ve sağlık devlete bir büyük bir ‘yük’ teşkil ediyor” diye konuştu.

    “HÜKÜMETİ UYGULAMALARINDAN TANIYORUZ”

    Halkı yoksullaştıran, halkı her yönüyle ekonomik kıskaca alan hükümetin buralardan artıracaklarıyla ekonomiyi düzelteceğini düşündüğünü dile getiren Ereç, “Bu anlamıyla bu sürenin kısaltılması meselesinin özellikle eğitim sendikalarıyla, Alevi örgütleriyle, diğer bütün veli dernekleriyle ve benzeri kurumlarla konuşulmadan adım atılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Yapılmak istenenin ne demek olduğunu anlıyoruz. Çünkü biz bu hükümeti uygulamalarından tanıyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Eğitim Sen, MEB önünden seslendi: Ücretsiz eğitim anayasal bir haktır-VİDEO

    Eğitim Sen, MEB önünden seslendi: Ücretsiz eğitim anayasal bir haktır-VİDEO

    PİRHA-Eğitim Sen, artan okul masrafları hakkında Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Tüm okul ve kırtasiye masrafları devlet tarafından karşılansın. Eğitimde ticari ve piyasacı uygulamalara son verilsin” denildi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), giderek artan okul masrafları hakkında Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.
    “Bir okul çantası kaça doluyor?” diye sorulan açıklamayı, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu. Polis, MEB’in önünü barikat kurarak basın metninin bakanlık önünde okunmasına izin vermek istemedi ancak kitle oturma eylemi yaparak bakanlık önünde açıklamayı gerçekleştirdi.

    Polislerin Millî Eğitim Bakanlığı önüne kurduğu barikatları eleştiren Irmak, 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı’nın başlamasıyla okul ve kırtasiye masraflarının artmasına dikkat çekti.

    “EĞİTİM BİR HAK OLMAKTAN ÇIKIP BİR AYRICALIĞA DÖNÜŞMEKTE”

    Eğitimin bir hak olmaktan çıktığını ve bir ayrıcalık konumuna geldiğini belirten Irmak şunları söyledi:

    “2025/’26 eğitim-öğretim yılına girerken, derinleşen ekonomik kriz ve yüksek enflasyon koşullarında, emekçi aileler ve eğitim çalışanları olarak bizler, eğitimin ticarileştirilmesi politikalarının yarattığı ağır yükü bir kez daha her alanda hissetmekteyiz. Kayıt parası, zorunlu bağış, servis, kıyafet ve kırtasiye masrafları, her yıl olduğu gibi bu yıl da velilerin ve eğitim emekçilerinin sırtında kambura dönüşmüştür. Siyasi iktidarın piyasacı eğitim politikaları, kamusal eğitimi içten içe çürütmekte, eğitimi bir hak olmaktan çıkarıp bir ayrıcalığa dönüştürmektedir.
    Sendikamızın yaptığı araştırma ve tespitlere göre, 2025-26 eğitim-öğretim yılında: İlkokul düzeyinde bir öğrencinin temel kırtasiye ihtiyaçları için 2.800-3.800 TL; Ortaokul ve Lise düzeyinde bir öğrenci için ise bu masraf 4.000-5.800 TL arasında değişmektedir.
    Resmi enflasyonun yüzde 30’un üzerinde seyrettiği bir ortamda, kırtasiye fiyatlarındaki yüzde 60’ı aşan fahiş artışlar, bu yükün sistematik bir sömürü ve yağma politikasının sonucu olduğunu göstermektedir. Bir eğitim emekçisinin asgari ücretle çalıştığı bir ailede, sadece bir çocuğun kırtasiye masrafı, aylık gelirin neredeyse tamamını gasp etmektedir! Bu, kabul edilemez bir durumdur.”

    EĞİTİM SEN TALEPLERİNİ SIRALADI

    Kemal Irmak, Eğitim Sen’in taleplerini şöyle sıraladı:

    “Tüm okul ve kırtasiye masrafları devlet tarafından karşılansın! Her öğrenciye, eğitim kademesine uygun, nitelikli ve ücretsiz kırtasiye malzemesi ve okul çantası dağıtılsın.
    Eğitimde ticari ve piyasacı uygulamalara son verilsin! Kayıt parası, zorunlu bağış, servis, yemek ücreti gibi velileri ve emekçileri ezici bir mali yük altına sokan uygulamalar derhal kaldırılsın.
    Eğitim bütçesi en az iki kat artırılsın! Artırılan kaynak, okulların ve öğrencilerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için doğrudan okullara aktarılsın. Bütçe, eğitimi piyasaya teslim etmek için değil, kamusal, bilimsel, laik ve anadilinde eğitimi güçlendirmek için kullanılsın.
    Ücretsiz eğitim anayasal bir haktır, bu hak gasp edilemez! Anayasa’nın 42. Maddesi gereği, zorunlu eğitim çağındaki tüm çocuklar için eğitim her kademede kesintisiz ve tamamen ücretsiz olmalıdır.”

    “MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”

    Mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerinin altını çizen Irmak, “Tüm velileri, eğitim ve bilim emekçilerini eğitim hakkından herkesin eşit ve parasız olarak yararlanması için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz” dedi.

    Açıklama alkışlar ve sloganlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Çaldıran: Sazı her zaman aşkla çaldım aşkla söyledim-VİDEO

    Çaldıran: Sazı her zaman aşkla çaldım aşkla söyledim-VİDEO

    PİRHA- Sivas Hafik’te gençlere bağlama kursu veren Feyzullah Çaldıran, eğitim verebilcekleri mekan olmadığından çay bahçelerinde çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Çaldıran, bağlamaya olan aşkını ise, “Biz hep bu sazı muhabbetle çalıp söyledik. Yani bir sahne alayım ya da bir ticari amaçlı olarak hiç kullanmadım. Her zaman aşkla çaldım aşkla söyledim” diye anlattı.

    Sivas Hafik ilçesinde doğup büyüyen ve 25 yıldır davul zurna ve kaval çalan Feyzullah Çaldıran saza olan ilgisini PİRHA’ya anlattı.

    Sivas’ın Hafik ilçesinde doğup büyüdüğünü belirten saz eğitmeni Feyzullah Çaldıran, “Okul çağlarında 5. sınıf sonrasında se  İstanbul’da büyüdüm. Yani 5-6 yıl orada Tekstil atölyelerinde makasçı olarak çalıştım sonrasında memleketin özlemiyle tekrar buraya geldim” dedi.

    ”KENDİ KENDİME BAĞLAMAYI ÖĞRENDİM”

    Memleketine geldikten sonra kardeşi ile bağlamaya heves ettiklerini dile getirenÇaldıran, 99 yılında bir öğretmenden ders aldığını söyledi. Hafik ilçe merkezde 13 yıldır çay bahçesi işlettiğini aktaran Çaldıran, “O dönemlerde Erdal Erzincan ve Tuncay Balcı vardı. Biz bunları dinlediğimiz zaman saza aşık olmuştuk öyle diyeyim. Hani Sivas bilinir. Aşıkların en yoğun olduğu bölgedir. Muhlis Akarsu olsun, Aşık Veysel olsun tabii ki peşinden gelmişiz yani onları dinleyerek bu içimizde bu heves olmuş yoksa bilmeyiz. Sülalede üflemeli enstrümanları çalanlar ve müzik bağı olanlar var. İllaki ama o dönem belki saz yoktu ellerinde. Belki eğitmen ya da görüp de merak eden yoktu. Bizde de fırsat elimizde olunca öğrendik” dedi.

    “SİVAS HAFİK’TE SAZ ÇALANLARI SAYISI OLDUKÇA ARTTI”                                

    Kendilerinden sonra Hafik’te saz çalanların sayısının artığının bilgisini veren Çaldıran,” Bizden önce öyle bir şey yoktu. Yani bizim burada saz çalan bir iki arkadaş vardı sadece. Onlar da yani normal seviyedeydi. Yani bizi çalarken söylerken gördüğü için onda da heves başlıyor. Bize saz öğretin diyorlar bizde öğretiyoruz.  Burada sadece ben ve kardeşim var iken artık şu an belki 100 kişi vardır yani sazı çalıp söyleyen. Kardeşim Sivas’ta şu an müzikle uğraşıyor. Halk oyunları kursu veriyor. Aynı zamanda bir kafesi var, kafe işletiyor. Ayrıyeten televizyon programlarına falan katılıyor. Yani o benden daha profesyonel bir sanatçı diyebilirim” diye konuştu.

    “SAZA OLAN AŞKIM ERDAL ERZİNCAN VE TUNCAY BALCI İLE BAŞLADI”

    Saza olan aşkının Erdal Erzincan ve Tuncay Balcı ile devam ettiğini söyeyen Çaldıran, “Bunu benim kulağıma yatan sesler diyeyim. Hala da onları dinleyip her hareketimizi onlar gibi yapmaya çalıştığımız için bu duruma geldik” dedi.

    Çaldıran, Hafik’te saz kursu verebilecek bir mekanın olmadyışından şikayet ederek şöyle devam etti:

    “Bulunduğumuz bu mekânda çay bahçesinde kurs ve özel eğitimler veriyoruz. Ben hiç nota öğrenmedim. Yani benim sadece kulaktan tabii ki sonradan öğrenmiş olduk notayı. Notasız da öğretiyorum. Yeter ki elleri alışsın. Kendileri sonradan öğrenebilirler notayı. 25 yıldır davul, zurna ve kaval çalıyorum. Müziğin asıl temeli ritim olduğu için yani bunu öğrenmemiz de avantaj oldu. Yani şimdi davulla buradaki gençlere önce ritmi soruyor herhangi bir tane parça çalıyorum buna bir ritim at diyorum.”

    “SAZIN ÖĞRENİLMESİNDE KULAK VE RİTİM ÇOK ÖNEMLİ”

    Eğer o kişinin müzik kulağı varsa onun ritmini atar. Ben gösterdiğim halde ritmini atamıyorsa tabii ki ona başka şeylere yöneltiyorum. Yani tamam müzik kulağı varsa sen otur diyor ve öğretiyorsun. Ritmi olmayan birine müzik öğretmek zor. Her insanda müzik kulağı olacak diye bir şey de yok.

    Tavsiyem şu yani müzikte en önemli olan öncelikle ritimdir. Ben 25 yıl davul da çaldığım için söylüyorum. Bağlamayla güzel anılarım muhabbetlerimiz olduğu için daha çok dostluklar ve çevre edindim. Özellikle gelip oturup beni dinleyen benim çok iyi olduğumdan değil, muhabbetimin belki de iyi olduğundandır. Sazı çalıp söylerken güler yüz önemlidir. Yani ikisi bir arada iyidir.

    “SAZI HER ZAMAN AŞKLA ÇALDIM AŞKLA SÖYLEDİM”

    Yani sazla çok bir geçmişimiz yok ama ilişkimiz aşağı yukarı 20 sene olmuştur. Biz hep bu sazı muhabbetle çalıp söyledik. Yani bir sahne alayım ya da bir ticari amaçlı olarak hiç kullanmadım.  Her zaman aşkla çaldım aşkla söyledim.”

    Cebrail ARSLAN/SİVAS

     

     

  • Dersim’de öğrenciler, KYK yurdundaki su kesintisini protesto etti-VİDEO

    Dersim’de öğrenciler, KYK yurdundaki su kesintisini protesto etti-VİDEO

    PİRHA-Munzur Erkek Yurdu öğrencileri, dört gündür süren su kesintisi nedeniyle durumu protesto etti.

    Dersim’in Aktuluk Mahallesi’nde bulunan Kredi Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı Munzur Erkek Yurdu’nda kalan öğrenciler su kesitilerinin artması nedeniyle eylem yaptı.

    Yaklaşık 4 bin öğrencinin kaldığı yurtta dört gündür sular akmıyor. Durumu protesto eden öğrenciler, akşam saatlerinde yurt bahçesinde bir araya geldi. Öğrenciler, ses çıkarma eylemi gerçekleştirerek, sık sık “Yönetim istifa” ve “Kayyım istifa” sloganları attı.

    Yaptıkları şikayetlerin dikkate alınmadığını söyleyen öğrenciler yurt yönetimine sorunlarını çözme çağrısında bulundu.

    Yurt yönetimi ise, su kesintisinin belediyeden kaynaklandığını ve sondaj problemi nedeniyle yaşandığını iddia etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Tutuklu 56 kişi daha tahliye edildi!

    Tutuklu 56 kişi daha tahliye edildi!

    PİRHA- İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanmasıyla başlayan protestolara katıldıkları gerekçesiyle tutuklanan 59 kişi hakkında daha tahliye kararı verildi. Son iki günde toplan 161 kişi tahliye edildi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonla başlayan protestolarda gözaltına alınan ve tutuklanan 59 kişi daha tahliye edildi.

    İstanbul 62. Asliye Ceza Mahkemesi, tutuklama kararlarına yapılan itirazları karar bağladı. Mahkeme, tutukluların derhal tahliyelerine hükmetti. İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi de dün 102 kişi hakkında tahliye kararı vermişti.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • 102 öğrenci hakkında tahliye kararı!

    102 öğrenci hakkında tahliye kararı!

    PİRHA – Saraçhane protestoları ardından cezaevine konan 102 kişi hakkında tahliye kararı verildi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla birlikte başlayan protestolarda tutuklanan ve ev hapsinde tutulan 1o2’si tutuklu 37’si ev hapsinde olanlar hakkında tahliye kararı verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak’tan ‘Ramazan Çetelesi’ tepkisi: Psikolojik baskı oluşturuyorlar – VİDEO

    Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak’tan ‘Ramazan Çetelesi’ tepkisi: Psikolojik baskı oluşturuyorlar – VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok ildeki il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin, okul müdürlerine Ramazan ayında etkinlik düzenlemeleri için talimat göndermesine ilişkin “Herkes aynı inanca sahip değil, herkes Ramazan orucu tutmuyor, herkes Müslüman da değil ama bunlar bütün bu çocukların üzerinde bu uygulamayla beraber çok ciddi psikolojik bir baskı oluşturuyorlar” dedi.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok ildeki il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, okul müdürlerine Ramazan ayında etkinlik düzenlemeleri için talimat göndermesine tepki gösterdi.

    “RAMAZAN SÜRESİNCE YAPILACAK ETKİNLİKLER ADI ALTINDA YAYINLANAN 23 MADDELİK BİR LİSTE VAR”

    İktidarın 13 yıldır eğitim alanında çok ciddi bir dönüşüm faaliyeti yürüttüğünü belirten Irmak, “Eğitimi giderek bilimsel değerlerden, bilimden uzaklaştırarak, gerici bir eğitimle faaliyet sürdürüyorlar. İktidarın kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda bir iş yapmasının kendilerince bir anlamı var o da toplumu biraz daha muhafazakarlaştırmak, biat eden bir toplum yetiştirmek. Bunu yaparken ülkenin bütün değerlerini göz ardı eden bir yerden bunu yapıyorlar. ÇEDES ile başlayan ama şimdi Ramazan süresince yapılacak etkinlikler adı altında yayınlanan 23 maddelik bir liste var. Bu listede çocukların evlerinde Ramazan köşesi oluşturması, okul koridorlarında Ramazan koridoru oluşturulması, Ramazan köşesi yapılması, veliler ile birlikte çeşitli iftar, söyleşi ve benzeri programlar düzenlemesi gibi birçok faaliyet var. Kabul edilebilir bir şey değil” dedi.

    “UYGULAMALAR ÇOCUKLARIN ÜZERİNDE ÇOK CİDDİ PSİKOLOJİK BASKI OLUŞTURUYOR”

    İktidarın giderek  eğitim alanında attığı adımlarla çığrından çıkan işler yapmaya başladığının altını çizen Kemal Irmak şunları söyledi:

    “Herkes aynı inanca sahip değil, herkes Ramazan orucu tutmuyor, herkes Müslüman da değil ama bunlar bütün bu çocukların üzerinde  uygulamayla beraber çok ciddi psikolojik bir baskı oluşturuyorlar. İnanç baskısı oluşturuyorlar.

    Bir dönem bu ülkede başörtüsünden kaynaklı insanlar ciddi problemler yaşadılar. Bunu bugün iktidar sahipleri bir inanca müdahale olarak değerlendiriyorlar, baskı olarak değerlendiriyorlar. Haksız değiller ama iktidar bugün bu baskıyı ilkokulu, ortaokul ve lise çağındaki çocuklara indirgeyecek şekilde yapıyor. Gönüllülük esasına dayalı diyorlar böyle gönüllülük olmaz.”

    “TALİMATLARIN NEREDEN GELDİĞİNE RESMİ YAZI YOK”

    Uygulamaların ideolojik olduğunu pedagojik bir uygulama olmadığı belirten Irmak,  “Çocukların ruh halini çok olumsuz yönde etkiliyorlar. Burada temel olan bir problem var o da şu; bu 23 maddelik Ramazan’da yapılacak işlerle ilgili okullara il, ilçe milli eğitim müdürlükleri WhatsApp grubu ile gönderdikleri bu talimatların nereden geldiğine dair de bir resmi yazı yok. Bakanlık eliyle il milli eğitimlerine gönderilen bir yazı yok. Ama biz şunu biliyoruz il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri bütün ülkenin her yerinde eş zamanlı olarak böyle bir iş yapmazlar. Fiili bir durum oluşturuyorlar asıl kötü olan bu” diye konuştu.

    “DEVLET KENDİ DİNİNİ BÜTÜN FARKLI İNANÇ KESİMLERİNE DAYATIYOR”

    Konuya ilişkin eylemler önlerine koyduklarını belirten Irmak, şunları kaydetti:

    “İmam Hatipler’de yapılan bu uygulama artık ülkenin bütün okullarında yapılıyor. Her yeri İmam Hatipleştirme çabası var. Toplumu da bu inanç baskısıyla zapturapt altına alma çabaları var. Bizim açımızdan kabul edilebilir bir şey değil. İnsanların inançlarını yaşamasının anayasal güvence altına alınması gibi birtakım hakları var ama devletin böyle bir hakkı yok, devletin dini olmaz. Burada devletin bir dini varmış gibi ve bu devlet kendi dinini bütün farklı inanç kesimlere dayatmak gibi bir tutumla karşı karşıya, kabul edilemeyen yani bu. Bir inancın gölgesini tüm inançlar üzerine, özellikle kamu alanında, kurumlarda ve özellikle de okullarda, milli eğitim alanında bunun yapılması doğru değil. Bu yazının kim tarafından okullara gönderildiğine dair bilgi edinme hakkı üzerinden bakanlığa da bir soru sorduk onun cevabında bekliyoruz. Diğer taraftan Eğitim Hakkı Platformu ile birlikte buna yönelik de bir itiraz, bir eylemimiz olacak.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • VELİ- DER Mersin Temsilciliği: Laik, kamusal eğitim için mücadele edelim-VİDEO

    VELİ- DER Mersin Temsilciliği: Laik, kamusal eğitim için mücadele edelim-VİDEO

    PİRHA- 2024-2025 eğitim-öğretim yılı 1. dönemi tamamlandı. VELİ- DER Mersin Temsilcisi Meral Gümüş yaptığı açıklamada laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkına yönelik tarihin en büyük tahribatı yaşandığını belirterek, “ÇEDES ve benzer uygulamalar biz velilerin, öğretmenlerin itirazlarına rağmen tüm eğitim kurumlarında çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkı hedef alınarak sürdürülmektedir. Bu uygulama ancak biz duyarlı velilerin itirazları ile engellenebilir” dedi.

    VELİ- DER Mersin Temsilciliği, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı 1. dönem raporunu Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yaptığı açıklama ile paylaştı.

    “ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ PROGRAMI VE SU TÜM ÇOCUKLAR İÇİN ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİDİR”

    Açıklamayı VELİ- DER Mersin Temsilcisi Meral Gümüş okudu. Laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkına yönelik olarak tarihin en büyük tahribatı yaşandığını belirten Gümüş, “Ücretsiz okul yemeği; salgın, artan yoksulluk ve depremle birlikte ülkemizin en temel ve en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır. Türkiye’de çocukların yüzde 45’i yoksulluk riski altındadır. TÜİK 2022 verilerinde üç çocuktan biri ciddi maddi yoksulluk, yetersiz beslenme sorunu yaşıyor. Ülkemizde 0-4 yaş aralığındaki çocuk sayısı yaklaşık 6 milyondur. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Araştırması’na göre 5 yaş altı çocuklarda bodurluk yüzde 10’a ulaşmıştır. Okul yemekleri programları ihtiyaç temelli bir gıda desteği müdahalesi değil temel yurttaşlık hakkıdır. Kamusal haktır” dedi.

    Okul yemeği ile birlikte temiz suya erişim de tüm çocukların kamusal hakkı olduğunu dile getiren Gümüş, okullarda okul su sistemleri kurulması, okulun uygun noktalarına kurulacak su sebilleri ile çocukların suya erişiminin sağlanması çağrısında bulundu.

    “MESEM SONLANDIRILMALIDIR”

    MESEM eliyle çocuklar işletmeler için bedava iş gücü haline getirdiğini vurgulayan Gümüş, “MESEM sonlandırılmalı, ücret olarak verilen rakamlar çocuklara burs, maddi eğitim desteği olarak verilmeli, çocukların okullara geri dönüşü sağlanmalıdır” diye konuştu.

    “ÇEDES UYGULAMALARI KAMU OKULLARINDA DA ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARINDA DA YAYGINLAŞTIRILIYOR”

    ÇEDES ile eğitimin dinselleştirilmesi uygulamalarının yaygınlaştığına dikkat çeken Gümüş, şunları ifade etti:

    “ÇEDES ve benzer uygulamalar biz velilerin, öğretmenlerin itirazlarına rağmen tüm eğitim kurumlarında çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkı hedef alınarak sürdürülmektedir. Bu uygulama ancak biz duyarlı velilerin itirazları ile engellenebilir.

    Önümüzdeki günlerde 2025-2026 eğitim-öğretim yılı için ders seçim dönemi başlayacak. Her öğrencinin istediği dersi seçme özgürlüğü ellerinden alınmaktadır. Seçmeli ders süreci zorunlu din dersine ek olarak diğer dini içerikli derslerin de zorunlu hale getirildiği bir uygulamaya dönüştürülmektedir. Seçmeli adıyla zorunlu dini içerikli ders dayatmasına son verilmelidir.”

    2024’te okul öncesi eğitime ulaşan öğrencilerin oranı azaldı. %12 düşerek %73’e gerilediğini belirten Gümüş, “Okul öncesi eğitim tüm çocukların hakkıdır. Ücretsiz ve zorunlu olmalıdır” şeklinde ifade etti.

    “KALICI YAZ SAATİ UYGULAMASI SONLANDIRILMALIDIR”

    Enerji tasarrufu gerekçesi ile hayata geçirilen kalıcı yaz saati uygulaması çocukların fiziksel ve akademik gelişiminde telafisi imkansız bir yıkıma yol açtığını dile getiren Gümüş, “Karanlıkta başlayan ve karanlıkta sonlanan eğitim çocuklarımızın güvenliğini de riske atmaktadır. Çocuklarımızın fiziksel, zihinsel gelişimi için, her günü karanlıkta güvenlik kaygısı ile yaşamamaları için kalıcı yaz saati uygulamasına son verilmelidir” ifadelerine yer verdi.

    “LAİK,KAMUSAL EĞİTİM HAKKI İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE!

    Gümüş, son olarak “Tüm velileri, laik, kamusal eğitim hakkına sahip çıkmaya,  herkesi çocuklarımız iyi eğitim hakkı için mücadele etmeye çağırıyoruz. Laik, kamusal eğitim; çocuklarımızın geleceğini değiştirme umudunu artırma, ülke geleceğine sahip çıkma ve her yerde bir araya gelip dayanışmak ile mümkün olacak” diye belirtti.

    PİRHA/MERSİN

  • Yurttan uzaklaştırılan Munzur Üniversitesi öğrencisi eylemi 5. gününde

    Yurttan uzaklaştırılan Munzur Üniversitesi öğrencisi eylemi 5. gününde

    PİRHA-Kaldığı yurttan 1 ay uzaklaştırma cezası alan Munzur Üniversitesi öğrencisi Ahmet Yıldız, eylemine 5. günde devam etti.

    Munzur Üniversitesi öğrencisi Ahmet Yıldız, Dersim Belediyesi’ne kayyım atanmasını protesto ettiği için 17 Aralık’ta gözaltına alındı. 18 Aralık’ta ise yurttan 1 ay uzaklaştırma cezası alan Yıldız, 23 Aralık’ta Seyit Rıza Meydanı’nda oturma eylemi ve açlık grevine başladı.

    Ahmet Yıldız, açlık grevi ve oturma eylemine 5. gününde de devam etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Mersin’de taciz eylemine katılan kadın öğrencilere yurttan atılma cezası!

    Mersin’de taciz eylemine katılan kadın öğrencilere yurttan atılma cezası!

    PİRHA- Mersin’de yaşanan tacize karşı protestoya katılan 3 kadın öğrenciye yurttan atılma cezası verilerek soruşturma başlatıldı. Kadın öğrencilere verilen savunma kağıtlarına rağmen yurt müdiresi, kendilerinin böyle bir işlem başlatmadığını, emniyet tarafından bir süreç yürütüldüğünü öne sürdü.

    Mersin Üniversitesi Müfide İlhan KYK Kız Yurdu’nda kalan iki öğrencinin sözlü tacize uğramasının ardından yurt önünde eylem yapılmıştı. Eyleme katıldıkları için 3 kadın öğrenciye yurttan atılma cezası verilerek soruşturma başlatıldı.

    Kadın öğrencilere verilen savunma belgesinde şu ifadeler yer aldı:

    “09.10.2024 tarihinde giril güzergahı üzerinde toplu halde eylemde bulunduğunuz tespit edilmiştir. Bu davranışınız Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurt Hizmetleri Yönetmeliğinin 24. Madde 2 fıkrası c bendi gereği ‘Yurttan çıkarma cezası’ ile tecziye edilmenizi gerektirmektedir.”

    MÜDİRE İNKAR ETTİ, BELGE VE BEYANLAR ORTAYA ÇIKARDI

    Konuya ilişkin yurt müdiresi ile görüşen DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, “Yurt müdiresi, kendilerinin dahli içerisinde herhangi bir öğrenciye soruşturma başlatılmadığını ifade etti ancak öğrenciler yurt müfettişleri ile birebir görüştüklerini bize ilettiler ve kendilerine verilen savunma kağıtlarını gördük. Bunu müdireye ilettiğimde emniyetin böyle bir süreç başlatmış olabileceğini dile getirdi” dedi.

    “YURT YÖNETMELİĞİ ANAYASA’NIN ÜZERİNDE TUTULAMAZ”

    Perihan Koca, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurt Hizmetleri Yönetmeliğinin 24. Maddesine dayandırılarak böyle bir işlem başlatılmış. 24. Madde çok geniş bir madde, tam olarak neye göre belirlemişler orası oldukça flu. Burada görüyoruz ki yurt yönetmeliği Anayasa hükümlerinin üzerinde tutuluyor. Kabul edilebilir bir yanı yok. İktidarın yaptığı gibi, sanıyorum emniyetin baskısıyla barınma sorunun bu kadar derin yaşandığı, kadınların güvende olmadığı bir ülke gerçekliğinde anayasal haklarını kullanan kadın öğrencilerin bu şekilde cezalandırılmaya çalışılmaları, tehdit unsuru olarak önlerine konulması kabul edilebilir değil. Bu konunun peşini elbette ki bırakmayacağız. Olayın takipçisi olup, ayrıntılara ulaştıktan sonra konuyu Meclis’e taşıyacağız.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN