PİRHA- Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, MEB önünde yaptığı açıklamada, “Sosyal devletin temel gereği olarak okul yemeği kamusal haktır ve eşit yurttaşlık hakkıdır. Okul yemekleri programları dünyanın her yerinde ihtiyaç temelli bir gıda desteği değil temel bir yurttaşlık hakkı ve kamu hizmeti olarak görülmektedir” dedi.
Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, Millî Eğitim Bakanlığı önünde, “okul yemeğine bütçe ayrılması istiyoruz” diyerek basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “sermayeye değil çocuklara bütçe”, “bir öğün ücretsiz yemek istiyoruz”, “tarikata değil eğitime bütçe” sloganları atıldı.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, 5 çocuğun yangında ölümü ile güne başladıklarını belirterek bu ölümlerin sınıfsal olduğunun altını çizdi. Irmak, Milli Eğitim Bakanlığı önünde okullarda ücretsiz bir öğün yemek ve içilebilir temiz su taleplerini dile getirdiklerini söyledi.
Açıklama metnini koalisyon adına Öğrenci Veli Derneği (Veli-der) Genel Başkanı Ömer Yılmaz okudu. “SOSYAL DEVLETİN TEMEL GEREĞİ OLARAK OKUL YEMEĞİ KAMUSAL HAKTIR”
Okullarda ücretsiz bir öğün yemek ve içilebilir temiz su taleplerinin karşılanması için bütçe isteyen Ömer Yılmaz, “Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu olarak aylardır ülkemizin her yerinde çocuklarımızın okul yemeği ve temiz su hakkı için mücadele yürütüyoruz. Bütçe takviminin başlamasıyla ve 14 Kasım’da eğitim bütçesi görüşmesinin yapılacağı tarihten önce siyasi iktidarı ve tüm kamu yöneticilerini kamusal sorumlulukları konusunda uyarmak, kamusal, yasal, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı sorumluluklarının gereğini yapmaya çağrı için bugün buradayız.
Sosyal devletin temel gereği olarak okul yemeği kamusal haktır ve eşit yurttaşlık hakkıdır. Okul yemekleri programları dünyanın her yerinde ihtiyaç temelli bir gıda desteği değil temel bir yurttaşlık hakkı ve kamu hizmeti olarak görülmektedir” dedi. “MESELE KAYNAK OLMAMASI DEĞİLDİR”
“Kamuda tasarruf genelgesinin yayınlanması ile birlikte taşımalı eğitimde uzun yıllardır süren ikili eğitim gören öğrencilerin okul yemeği uygulaması kaldırıldı” diyen Yılmaz şunları ekledi:
“Deprem bölgesinde okul öncesi ile sınırlı olan okul yemeği uygulaması 2024-2025 eğitim öğretim yılı başından itibaren okullarda uygulanmıyor. Ancak genel seçimden bugüne üç kez özel meslek liselerine yüzde yüze varan oranda teşvik açıklandı. Mesele kaynak olmaması değil, var olan kamusal kaynakların çocuklardan yana kullanılıp kullanılmayacağı meselesidir. Karar vericiler bu bütçe döneminde bir kez daha bütçenin çocuklardan, kamusal eğitim hakkından yana kullanılıp kullanılmayacağı politik tercihi ile karşı karşıyadır.” “ARTAN YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI ETKİLEMEKTEDİR”
Tüm verilerin artan yoksulluğun çocukları ne denli etkilediğinin açık kanıtı olduğunu söyleyen Ömer Yılmaz, şunları kaydetti:
“Sağlıklı beslenme ve çocukların yoksulluktan kaynaklı gıdaya erişememe noktasında yaşadığı eşitsizlikler karşısında okul yemeği en etkili kamusal tedbirdir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı örgün eğitim istatistikleri okul terklerinin her geçen yıl hızla arttığını göstermektedir. Ortaöğretimde okuldan kopuş hızı ise vahim boyuta ulaşmıştır. Ekim 2024 verileri ile 18 yaş altı 421 bin 633 çocuğun Mesleki eğitim merkezleri (MESEM)’ lerle birlikte okulla bağı koparılmıştır.
Ayrıca tek başına okul kaydı çocuğun okulda olduğunu, okula devam ettiğini göstermede geçerli bir veri değildir. Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde okul yemeğinin; okul terklerinin, çocuk işçiliğinin, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesinde ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında en etkili kamusal önlem olduğu bilimsel verilerle ortaya çıkmaktadır. Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde okul yemeğinin temiz suya erişimin; akademik başarının artışında, çocukların psikolojik açıdan desteklenmesinde, gıda güvenliği konusunda, bireylerin gıda kaynaklı hastalıklardan hastalanma riskini en iyi/uygun şekilde azaltacak yöntemlerle hazırlanması, saklanmasında, biyolojik çeşitliliğin korunmasında, yerel ve ulusal ekonomiyi, küçük üreticileri güçlendirmede, kooperatifleşmenin yaygınlaşmasında, başta kadınlar olmak üzere istihdamın desteklenmesinde katkıları bilimsel verilerle ortaya konulmaktadır.” “OKUL YEMEĞİ PROGRAMI SİYASİ İKTİDARIN TEMEL SORUMLULUĞUDUR”
Anayasa’da okul yemeğinin devletin temel sorumluluğu olduğunun açıkça belirtildiğinin altını çizen Ömer Yılmaz, “Okul yemeği programı; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 6, 24 ve 27. maddeleri ile düzenlenmiştir. Ülkemiz tarafından BM Ekonomik Sosyal Kültürel Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşmesi (12. Madde 2 A fıkrası: Çocuğun Sağlıklı Bir Şekilde Gelişmesini Sağlamak) 2003 yılında imzalanmış ve 2006 yılında da onaylanmıştır. Milli Eğitim Temel Kanunu ,Çocuk Koruma Kanunu, Umumi Hıfzısıhha Kanunu , 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu okul yemeğinin sosyal devletin temel sorumluluğu olduğunu vurgulamaktadır.
Okul yemeği programının dezavantajlı bölgelerden ve okul öncesi eğitimden başlayıp yaygınlaştırılarak tüm çocuklara okul yemeği sağlanacağı sözü verilmişti” dedi. “OKUL YEMEĞİ PROGRAMI HAYATA GEÇİRİLMELİDİR” Ömer Yılmaz, siyasi iktidarın yasal, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı okul yemeği programını uygulamaktan ve temiz suya erişimi sağlamaktan sorumlu olduğunu belirterek, “Okul yemeği lütuf değil tüm çocukların, gençlerin kamusal hakkıdır. Okul yemeği kamusal haktır ve okul yemeği programlarını uygulamak sosyal devlet ilkesinin gereğidir. Kamu eliyle, kamu kaynaklarıyla okul öncesinden yükseköğretime tüm öğrenciler için okul yemeği ve temiz suya erişim için yeterli bütçe ayrılmalı bir an önce okul yemeği programı hayata geçirilmelidir” diye konuştu. SİYASİ PARTİLERDEN ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI
CHP’nin gölge eğitim bakanı ve Milletvekili Suat Özçağdaş söz alarak şunları söyledi:
“Mesele çok sınıfsal bir mesele, CHP olarak koalisyona teşekkür ediyoruz, uzun zamandır mücadele ediyorlar. Geçen hafta kanun teklifi sunduk. CHP olarak Bu anayasal bir hak, evrensel bir çocuk hakkıdır.”
Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, “Biz bugün burada çocuk katil sisteme karşı çocuk haklarını korumak için buradayız” diyerek şunları ekledi:
“Çocuklara ayrılması gereken bütçeyi patronlara peşkeş çekiyorsunuz dedik. Bütçeden çocukların hakkını istemek çocuklar yoksulluktan ölmesin demek, çocuklar MESEM’lerde ölmesin demek. Bu mücadele devam edeceğiz.”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Kezban Konutçu, eşitlik talebi ile mücadele verdiklerinin altını çizerek, “Çocuklara bir öğün talebi yaşam hakkının önemli bir parçası. Yaşam hakkı mücadelesini her alanda veriyoruz. Kendileri lükslerinden tasarruf etmezken yoksullara açlıktan ölmek kalıyor. Birlikte mücadele ederek çocuklarımızın da karnını doyuracağız” diye konuştu.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da, “Öyle bir rejim inşa edildi ki bu ülkenin emekçilerini köle yapmak isteyen bir rejim var. Bu ülkede tek bir çocuk bile yatağa aç giriyorsa servetiniz çalınmıştır” dedi.
Sol Parti Parti Meclisi Üyesi Sercan Dede ise, “Biz ne kadar sağlık ve eğitim hizmetleri kamusal olsun diyorsak onlar itibardan tasarruf olmaz diyorlar. Bütün çocuklarımızın sağlıklı, nitelikli eğitim alabilmesi için mücadeleyi sürdüreceğiz” diye ekledi.
PİRHA- İngiltere’de hizmetlerini yürüten Göksunlular Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği 8. kuruluş yıldönümünü dayanışma gecesiyle kutlayacak. Elde edilen gelirle öğrencilere burs sağlanacak.
Londra’da 2017 yılından itibaren faaliyet gösteren Göksunlular Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği 8. kuruluş yıldönümünü dayanışma gecesi ile kutlayacak.
Dayanışma gecesinde elde edilecek gelirle, öğrencilere burs sağlanacak.
13 Kasım tarihinde Kervan Banqueting Suite, LondraKervan Banqueting Suite’de gerçekleşecek dayanışma gecesinde sanatçılar Kutsal Evcimen, Gülten Benli ve Seyfi Yerlikaya sahneye çıkacak.
Dayanışma gecesine katılım çağrısında bulunan Göksunlular Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Sertap Asutay, “Okuttuğumuz Göksunlu öğrencilerimize burs olarak katkı sunacağımız bir etkinlik düzenliyoruz. Dayanışma ile bir araya toplayacağımız Göksunlulular ve dostlarımızı bekliyor olacağız. Ayrıca derneğimizin kadın korosu da gecede bizlerin yanında olacak. Bu gece sizlerin gecesi ve bütün dostlarımız yanımızda görmek istiyoruz” diye belirtti.
PİRHA- İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, öğrencilere burs amaçlı dayanışma gecesi düzenledi. Katılımın yüksek olduğu gecede konuşan Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Bu sayıyı arttırmak ve gelecek yıllarda da devam ettirmek için dayanışma etkinlikleri yapmaya devam edeceğiz. Dayanışma yaşatır” dedi.
İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, öğrencilere burs sağlamak amacıyla düzenlediği dayanışma gecesinde birçok kişiyi bir araya getirdi. Bayraklı’da bulunan Havız Cafe’de gerçekleşen geceye Alevi kurum yöneticileri, siyasi parti temsilcileri ve çokça yurttaş katıldı.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Yamanlar Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Bozkurt, Alevilerin tarih boyunca maruz kaldığı zulüm ve ayrımcılıklara karşı direniş gösterdiklerini vurgulayarak, demokrasi, eşitlik ve hak mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini belirtti. Bozkurt, ayrıca 11 öğrenciye verdikleri bursu arttırmak istediklerini söyleyerek dayanışmayı büyüteceklerini kaydetti.
Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal ise, “Yamanlarda da altı kreş, üstü düğün salonu olarak inşa edilmiş bir hizmet binamız var. Biz bu hizmet binamızı Anadolu’dan gelen herkesin kullanımına sunmak, herkese burada maliyetine düğün yapma imkanı sunmak ve çalışanlarımıza ekmek kapısı yaratmak istiyoruz. Bu dayanışmayı hep birlikte yürütelim. Sadece bir derneğe değil, tüm sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışmayı büyütelim” diye konuştu.
Konuşmaların ardından sahneye çıkan Ali Derman ve ekibi, türküleriyle, halaylarıyla konuklara unutulmaz anlar yaşattı.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Örgütlenme Sekreteri, Eğe Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, AKP tarafından uygulamaya konulan ve eğitim sistemini dincileştiren “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne tepki gösterdi. Akbal, eğitimin bir bütün olarak gericileştirilerek çocukların dine yönlendirildiğini belirterek, bu müfredatın iptali için sokakta mücadele verilmesi gerektiğini söyledi.
AKP hükümetinin hazırladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredat, 9 Eylül’den itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla din derslerin saatleri arttırıldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel örgütlenme Sekreteri Mevlüt Akbal, AKP hükümetinin uyguladığı yeni eğitim müfredatını PİRHA’ya değerlendirdi.
“EĞİTİM BİR BÜTÜN ABLUKA ALTINA ALINMIŞ DURUMDA”
Eğitimin, ÇEDES’le başlayan, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla uygulanan yeni müfredatla devam eden bir abluka altında olduğunu belirten Akbal, “ÇEDES’le ilgili Alevi kurumları eğitim kurumlarıyla, sendikalarla, laikliği kendine dert edinen sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte ortak bir dizi çalışma yaptı. ÇEDES’e ve 2 saatlik zorunlu seçmeli din dersine karşıyken daha farklı uygulamalarla karşı karşıya kaldık. Biz bunlara karşı yakınırken ve mücadele ederken karşımızdaki yapı durmuyor. Bunlar bu sefer tüm eğitim modelini dinselleştiren bir yerden yeni bir model önümüze koydular. Bu model ortaya çıkarılmış biçimi ile içeriğiyle, uygulamasıyla laik, çağdaş eğitimle, pedagoji ile bilimle ilgisi yok” dedi.
“EĞİTİM BİR BÜTÜN OLARAK İÇERİĞİ BOŞALTILARAK DİNSELLEŞTİRLDİ”
ÇEDES projesi uygulanırken belli bir dirençle karşı karşıya kaldıklarını belirten Akbal, şunları kaydetti:
“Veliler benim çocuğum okul dışında öğretmen vasfı olmayan birileri tarafından hazırlanan projelerde yer almasını istemiyorum diye dilekçeler verdi. Baktılar ki ÇEDES gibi projelerle yürümüyor, bu sefer de eğitimi bir bütün olarak gericileştirme çalışmaları başlattılar. Eğitimin bir bütün olarak içeriği boşaltıldı. 4 yıllık bir ortaokulda, lise eğitiminde fen saati 80 iken din dersleri 320 saate çıkarıldı. Burada dini referanslar kullanılıyor.
Bu uygulamalara karşı Alevi kurumları eğitim kurumları ile birlikte platform oluşturdu. Laik eğitim platformu çalışmalarını sürdürdü. Hem sendikal düzeyde hem de Alevi kurumları düzeyinde. Sene başında çeşitli basın açıklamaları yapıldı. Ama veli ayağı istediğimiz gibi değil. O karşı çıkışların ilk etabı olan okul boykotu gerçekleşmedi.
Yeni eğitim maarif modeli gelecekte çok büyük sorunlara neden olacak. Laiklik biz biliyoruz ki Türkiye’nin en önemli birleştiricisi. İnsanların dini farklılıklarını istediği gibi yaşayıp aynı ülkenin vatandaşı olarak kalabilmesinin temel şartlarından biri olmasıdır. Eğer siz bu laikliği böyle erozyona uğratırsanız, yok ederseniz bu ülkenin birliğine, beraberliğine kardeşliğine vuracağınız en büyük darbedir.”
“HACI BEKTAŞTA OLDUĞU GİBİ ALANA DÖNÜK MÜCADELE ŞART”
PSAKD Genel örgütlenme Sekreteri Mevlüt Akbal, uygulamaya konulan müfredata karşı okullara dilekçeler verildiğini belirterek, okullardaki dinselleşmeye karşı sokakta mücadele edilmesi gerektiğini kaydetti.
PİRHA- Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitimde yaşanan sorunları değerlendirdi. Irmak, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin,bugünün Türkiye’sinin ve dünyasının eğitim ihtiyacını karşılayabilecek bir model olmadığına dikkat çekti. Irmak, sadece müfredat sorunu değil eğitime ulaşamama sorunu da olduğunu söyledi. Alevi çocukların din dersinde yaşadığı zoruluğu da dile getiren Irmak, “Alevi aileler çocuklarının zorunlu din dersini almasını istemiyorlarsa toplu bir şekilde dilekçe verip, çocuklarının bu zorunlu din eğitiminden azade kılınmasını istemesi gerekiyor” dedi.
Ajansımız PİRHA‘da yeni bir dosya haber dizisi başlatıyoruz. “Türkiye eğitim sistemi nasıl dincileşti?”, “Laik, bilimsel, parasız, ana dilinde eğitim için ne yapılmalı?” sorularına yanıt arayacağız.
Türkiye’de eğitim-öğretim hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.
Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.
AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.
Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.
İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı.
İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.
ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.
Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.
Laik, demokratik, bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler PİRHA’ya değerlendiriyor.
Dosyamızın ilk konuğu Eğitim SenGenel Başkanı Kemal Irmak.
“YENİ MÜFREDAT, BUGÜNÜN TÜRKİYESİNİN VE DÜNYASININ EĞİTİM İHTİYACINI KARŞILAYACAK BİR MODEL DEĞİL”
PİRHA- AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla ile eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?
KEMAL IRMAK: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli yeni bir model olarak sunuldu. Yeni olmasının sebebi bir önceki modelin Türkiye’deki eğitim sistemine cevap vermediği, yaklaşımıyla ama bunlar bir gerekçe olarak öncesinden sunulmadı topluma. Bir öğrenim programı yapılırken teknik olarak gerekçeleri ortaya konur. Analiz, ihtiyaç analizi yapılır. Ama bunlar yapılmadan bir kurguyla bir Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli diye bir model, bir müfredat önümüze hızlı bir şekilde geldi. Henüz modelin önceki modele göre neyi yeni olarak, neyi yenilikçi olarak toplumun ve eğitimin gündemine sokulduğu belli değil ama biz bu modelin üzerinde yaptığımız çalışmalarda, analiz çalışmalarında gördük aslında ismi yeni olmakla beraber hiç de yeni olmayan, eski bir eğitim yaklaşımını, çok eski bir eğitim modelini Türkiye’nin önüne koymuş oldular. Neden eski? Değerler eğitimi üzerine biliyorsunuz biçimlendi. Değer, erdem, eylem şekliyle, bu üç saç ayağı üzerine Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli konuldu. Değerler eğitimi aslında bir medrese eğitimi, değerler eğitimi aslında bir kilise eğitimi ve bunlar çok öncede bırakıldı. Değerlerin öğrenilmesi toplumla beraber, aileyle birlikte yapılabilir. Önceden daha çok ahlak üzerine bir eğitim yaklaşımı vardı. Çünkü toplum henüz bilim ve bilimsel alanda belli bir gelişmişlik sağlamamıştı. Ama daha sonra bilimin gelişmesi, bilimin yol almasıyla birlikte eğitim modelinde daha çocukların bilimi keşfetmek, kendini keşfetmek, kendi becerilerini ve yeteneklerini ortaya koymak ve bu şekilde insanlığa nasıl faydalı olunabileceği şeklinde bir bilimsel eğitim yaklaşımına yöneldi. Ama Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli maalesef bunu tekrar arka plana çekti. Sürdürülebilir mi? Önümüzdeki günlerde göreceğiz. Bugünden birçok aksaklığın olduğu ortaya çıktı. Neden sürdürülüp sürdürülemeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Çünkü bununla ilgili bir pilot çalışma yapılmadı. Bir bölgesel, yerel ya da genel bir pilot çalışma yapılmadı. Oysa bu tür büyük müfredat değişikliklerinde bir pilot çalışma yapılır. Pilot çalışmada bu modelin olup olmayacağını, aksaklıkların ne olduğunu gördükten sonra, onları gözlemledikten sonra yeni bir müfredat programına geçilir. Bir eğitim modeli ne olursa olsun, eğitimin niteliği bilimsel dayanaklar üzerine oturmadığı sürece gelişkin bir model olmuyor. Diğer taraftan bir eğitim modelinin gerçek anlamda öğrencilerin ve velilerin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için eğitim alanına ciddi bir yatırımın yapılması lazım. Bugün maalesef o tür yatırımlardan da yoksun bir şekilde bu Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli başladı. Şuna inanıyorum; bugüne kadar birçok model değiştirdi AKP iktidarı. Buna da pilot uygulama yapmadan değişiklik yaptı. En kısa zamanda bu modelin de çöküp, yeni bir model arayışı içine gireceklerinden eminim. Eminim diyorum çünkü bu şekliyle bir yüzyıl öncesinin eğitim yaklaşımı, bugünün Türkiye’sinin ve dünyasının eğitim ihtiyacını karşılayabilecek bir model değil.
“DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİNİ 2 SAATTEN 4 SAATE ÇIKARDILAR, MATEMATİK 5 SAAT”
-Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Aslında 4+4+4 süreciyle eğitimi dinselleştirme süreci başladı. Tabii öncesinden elbette 12 Eylül, 12 Eylül’ün getirdiği herkese zorunlu din derslerini zorunlu kılmak, ardından da AKP iktidarı bunu daha da derinleştirerek devam etti. 2012’de geçilen 4+4+4 modeliyle beraber imam hatip bölümleri, ortaokul bölümleri açıldı. İmam hatipler teşvik edildi, sayıları arttırıldı. Bunlar yapılırken Türkiye’deki Anadolu Liselerinden vazgeçildi. Proje okullarını giderek azalttılar. Okullar düzleminde ciddi bir değişiklik yaptılar ama okullar düzleminde yapılan değişiklik elbette yeterli olmadı. Müfredatta ve programda bir değişiklik yaptılar. Birçok proje yapıldı, dini projeler yapıldı. ÇEDES projesi gibi. ÇEDES projesinin, protokolünün bir parçası Diyanet İşleri Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığıyla beraber okullara vaizler, imamlar girmeye başladı. Hatta bugünlerde gündemde, kendi sınıfından çocukları imama göndermeyen öğretmenlere soruşturmalar açıldı. Bütün bu uygulamalar AKP iktidarının bir tercihi. Oysa Türkiye’de ve dünyanın her yerinde laik, bilimsel, seküler bir eğitim yaklaşımı herkes için olumlu ve doğru olan bir yaklaşım. Çünkü bilimsel ve eleştirel eğitimin olmadığı yerde, eleştirel aklın olmadığı yerde dogmalarla hareket etmek, dogmalarla dünyayı tariflemeye çalışmak, kutsallık üzerinden dünyada olup bitenleri tanımlamak problemli bir şey. Evrimi ortadan kaldırdılar. Diğer taraftan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini o kadar kalın hale getirmişler, sayılarını arttırmışlar ki! Bakın ortaokullarda önceden 2 saat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi vardı, şimdi 4 saate çıkardılar. 5 saat matematik var.
“BİLİMSEL EĞİTİM ÇOK ÖNEMLİ; HERKESİN ANA DİLİNDE EĞİTİM ALMA HAKKI VAR”
-Laik, bilimsel, ana dilinde eğitim istemek neden önemli?
Bugün bilim insanları; dünyada olup biten, ortaya konulan her türlü bilimsel ve teknolojik gelişimin, keşiflerin ilhamını nereden almıştır? Kutsaldan mı almıştır? Kuran’dan mı almıştır? İncil’den mi almıştır? Hayır bilimsel çalışmalarla, bilim ışığında yapmıştır. O yüzden bilim ve bilimsel eğitim çok önemli. Dünyayı doğru anlamak, doğru yorumlamak ve dünyadaki diğer ülkelerle yarışabilmek için. Diğer taraftan herkesin ana dilinde eğitim alma hakkı var. Bu bir haktır, bu bir hak olmaktan öteye çocuğun dünyayı daha iyi yorumlaması, okuduklarını doğru anlayabilmesi, anladıklarını paylaşabilmesi açısından da önemli bir veri. Biz 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü’nde ana dil ile ilgili bir video hazırladık. Bu videodaki tüm görüş ve oradaki ifadeleri Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrenim programından aldık. Onlar da vurguluyorlar ana dilinde eğitimin önemini, ana dilinde eğitimin çocuklar üzerindeki olumlu gelişimini ama ana dilinde eğitim Türkiye’de sadece bir yapı varmış gibi, bir tek etnik yapı varmış gibi, sadece onun ana dilinde eğitiminin istendiğini anlıyorlar. Bu topraklarda Kürtler de, Araplar da, Türkler de, herkes kendi ana dilinde eğitim alma hakkına sahiptir, olması gerekir, olması gereken de budur.
“SADECE MÜFREDAT SORUNU YOK, EĞİTİME ULAŞAMAMA SORUNU DA VAR”
-Eğitim sistemi okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?
Aslında Türkiye’deki eğitim sorunları çok fazla dillendiriliyor, dile getiriliyor. Türkiye’deki birçok basın kuruluşu da bu sorunların dillendirilmesinde ciddi bir görev üstleniyor, görevlerini yerine getiriyorlar. Ama sorun bu değil, bir sorunu dillendirmek değil. Sorunu sağır sultana söylüyorsanız, o sorunu duymamaya çalışıyor. Belli bir kesim hiç duymuyor. Türkiye’deki eğitim sorunları; eğitim bileşenleriyle birlikte, pedagoglarla, eğitim sendikalarıyla ortaklaşılarak, bu işin mutfağında çalışan öğretmenlerle, akademisyenlerle bir eğitim programı ortaya konulsa çok büyük bir sorun giderilmiş olur. En azından müfredat olarak giderilmiş olur. Ama diğer tarafdan eğitimin sorunu sadece bir müfredat ve kitaplar ve kitaplardaki içerik sorunu değil. Eğitimin sorunu, aynı zamanda birçok sebepten dolayı eğitime ulaşamama sorunu. Yani bu bölgesel farklılıklar, sınıfsal farklılıklar, iller arası farklılıklar, aile yapıları arasındaki farklılıklar bütün bunları gözeten bir eğitim yaklaşımı da yok Türkiye’de.
“KAMUSAL EĞİTİMDEN VAZGEÇİLİYOR”
Diğer taraftan kamusal eğitimden vazgeçiliyor her geçen gün. En çok çocukları vuran, yoksul halk çocuklarını vuran, onların eğitim hakkını ya tamamen ortadan kaldıran ya da eğitim haklarını yarıda bırakmalarına sebep olan mesele kamusal eğitimden vazgeçilmesidir.
Ne demek kamusal eğitim? Kamusal eğitim; bir çocuğun okula başladığında, 12 yıl boyunca -madem zorunlu eğitim 12 yıl ve madem Anayasa’nın 41. Maddesi’nde bu 12 yıl zorunludur ve parasızdır diyor- bütün çocukların eğitime ulaşmasındaki eksikliklerini karşılayan bir yaklaşım olması lazım. Kamusal eğitim; onların ulaşım, okulda yemek yeme, kitaplarının verilmesi, gerekirse yoksul ailelere kırtasiye yardımının yapılması, taşıma hakkının tamamen kamusal bir şekilde yapılması, okullara erişiminin sağlanması, gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması, güvenlikçi alınması, okul duvarlarının ona göre biçimlendirilmesi gibi aslında birçok şey içeriyor. Bu sadece Milli Eğitim için değil, yükseköğrenim için de böyle. Hem yükseköğrenimde hem ilköğrenimde çocuklar birçok farklı yurtlara gidiyorlar. Şimdi bir tarikat, bir cemaat bu çocuklara ucuz barınma sağlayabiliyor da devlet niye sağlayamıyor? Bu yüzden çocuklar bu tarikat yurtlarına gidiyorlar. Orada da birçok sorunla karşı karşıya kalıyorlar. Ya o tarikatın kendi dini ritüellerine uymak koşuluyla orada kalıyorlar ya da Aladağ’da olduğu gibi, Karaman’da olduğu gibi bu çocuklar ya yanıyor ya da istismara uğruyorlar. Bu çocukların; hem ilköğretimde hem yükseköğrenimde barınma ve beslenmelerini devlet sağlamak zorunda.
“EĞİTİM ALANINDA İLK SIRALARDA OLAN ÜLKELERİN TAMAMI KAMUSAL EĞİTİM YAPIYOR”
Dünyanın eğitim alanında ilk sıralarda olan ülkelerin neredeyse tamamı kamusal eğitim yapıyor ve bu ülkelerin neredeyse tamamına yakında asla ve kata özel okul yok. Eğitimi kamusal olmaktan çıkarınca, eğitimin niteliğini bozunca, eğitimin bilimsel olmasından uzaklaşınca veliler kendi paralarıyla gidiyorlar, eğitim alıyorlar. Bilimsel eğitim alıyorlar, kamusal eğitim alıyorlar. Bunların hepsinin devletin görevi olması lazım. Bunun da tek koşulu var; devletin milli eğitime ve yatırımlara çok ciddi bir şekilde bütçe ayırması.
“BÜTÇENİN EĞİTİME YARTIRIMI YÜZDE 17’DEN YÜZDE 8-9’A DÜŞMÜŞ”
Bütçenin yatırımlara payı yüzde 17’den yüzde 8-9’a düşmüş, yarı yarıya düşmüş. Yatırım yapılmıyor eğitim alanında. Bina yapmak demek değildir yatırım yapmak. Yatırım çocukların her türlü eğitime erişiminde engel ne varsa onları sağlamak. Mesela işçi çocuklar var. Tarım işçisi olan insanların çocukları var. Günlerce, aylarca gidiyorlar birlikte çalışıyorlar ve o çocuklar eğitime ulaşamıyor. Bir kamusal eğitim yapan ve yeterince bütçe ayrılan bir eğitimde, o çocukların çalıştığı yerlere mutlaka mobil okulların kurulması gerekiyor. Geçici olarak o hizmetlerin verilmesi ve ona göre hem öğretmen istihdamı hem geçici mobil olarak kurulacak, bugün deprem kentlerinde olduğu gibi konteyner okullar kurulup, kaldırılması ve o görevin yerine getirilmesi lazım.
-Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?
Alevi çocuklar, zorunlu din derslerine tabi tutuluyor. Zorunlu din dersi; bütün inançları, bir kültürel yaklaşım içerisinde anlatan bir ders olsa elbette bundan kimse etkilenmez. Çocuklar dünyadaki inançları, beraberinde kendi inançlarını öğrenirler ama Türkiye’de Alevi çocuklara, diğer bütün çocuklara zorunlu kılınan din dersi; Hanifi, Sünni mezhebinin inançlarını, inanç ritüellerini anlatan, onu bütün çocukları kavratmaya çalışan ve onlar üzerinde bu inancı hakim kılmaya çalışan bir yaklaşım. O yüzden bu kabul edilemez. Zorunlu din derslerinin kaldırılması için mücadele ediyoruz. Bizim mücadelemiz yetmiyor ama bu konuda verilmiş hukuki kararlar var. Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlar verdi fakat AKP iktidarı bunların hiçbirini uygulamıyor. Uygulaması için ne yapılması lazım? Alevi aileler çocuklarının zorunlu din dersini almasını istemiyorlarsa hepsinin toplu bir şekilde dilekçe verip, çocuklarının bu zorunlu din eğitiminden azade kılınmasını istemesi gerekiyor. Yoksa bugünkü Hanefi, Sünni mezhebinin yaklaşımını, anlayışını çocuklara dayatan bir eğitim anlayışı ve eğitim yaklaşımıyla bu işin olabilme imkanı ve ihtimali yok.
“TOPLUM SORUNLARI DERİNLEMESİNE ANALİZ EDEMİYOR”
-Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?
Bir, sorunları derinlemesine analiz edemiyor toplum, böyle bir şeyden yoksun. İki, devletin ve devletin kurumlarının çocuklara yanlış yapmayacağını düşünüyor halk. Yanlış yaptığını düşündüğü yerde de maalesef örgütlü bir şekilde buna tutum alamıyor. Bu 12 Eylül’ün getirdiği bir durum aslında. Ben hep söylüyorum; bugün ülkede yaşanan insanların korkusu, kaygısı, örgütlü bir hale gelememesi 12 Eylül’de atılan tohumlar. Ondan sonra gelen iktidarların da aynı şekilde insanların haklarını arama noktasına geldiğinde despotik, faşizan tutum ve uygulamalarda bulunması. İnsanlar da bunu göze alamıyor aslında. Bu göze alamama meselesinden kaynaklı, bu otoriter, islamcı, gerici, ırkçı rejimlere çocuklarını teslim ediyorlar. Olması gereken bu değil, elbette olması gereken demokratik bir devlette, demokratik yaklaşımlar içerisinde bütün eğitim programı da yapılırken, bileşenlerle birlikte yapmak, uygulamak ve eğitim sorunlarını, eğitimin bileşenleriyle birlikte çözmek, itiraz gelen yerlere kulak vermek, neden itiraz geldiğini anlamaya çalışmak. Ama tek tipçi olunca, gerici, ırkçı bir eğitim yaklaşımı içinde olunca bunları da buna göre dizayn ediyorlar.
“MUHALEFET PARTİLERİ DE GÜÇLÜ SES VERMELİ”
Buna karşı aslında halkın ve aslında daha çok halkın da değil de ana muhalefet partilerinin daha güçlü bir ses vermesi gerekiyor. Bu konuda halkı da motive etmesi gerekiyor. Muhalefet partilerinde de bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de siyaset sadece seçimler üzerinden ve sadece parlamentoda yapılır gibi bir algı var. Hayır, sadece seçimle muhalefet yapılmaz, sokakta da muhalefet yapılır, sokakta da itirazda bulunulur. Bunlar da demokratik bir hakkın kullanımıdır, demokratik ülkelerde bunlar hukuksal güvence altına alınmıştır ama bizde öyle değil. İnsanlarda ciddi bir korku ve kaygı yaratılmış. İnsanlar bence yeterince bundan dolayı muhalefetini güçlendiremiyor.
PİRHA- Eğitim Sen Hatay Şube Başkanı Özgür Tıraş, depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen Hatay’da hala eğitim ile ilgili sorunların sürdüğünü, bir okul binasını birden fazla okulun kullandığını belirterek, öğrenci ve öğretmenlerin barınma, sağlıklı beslenme, ulaşım sorunlarının bir an önce giderilemesi çağrısında bulundu.
6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen depremin yaşandığı illerde sorunlar çözümsüz kalmaya devam ediyor. Depremde büyük hasar alan Hatay’da rant uğruna doğa talana uğratılırken, depremden etkilenen yurttaşlar da mağdur ediliyor.
6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği Hatay’da eğitimde yaşanan sorunlara dair Eğitim-Sen Hatay Şube Başkanı Özgür Tıraş,PİRHA’ya konuştu.
“YENİ OKUL YAPILMADI, BİRÇOK OKUL BİNASINI BİRDEN FAZLA OKUL KULLANMAKTA”
Hatay’da eğitim öğretim yılın birçok sorunla başladığına işaret eden Tıraş, “Bu sorunlarımızın bulunamamasıyla karşı karşıyayız. Maalesef depremin üzerinden on dokuz ay geçmiş olmasına rağmen birçok okul binasının daha güçlendirilemediğini görüyoruz. Yıkılan birçok okul binasının yerine yeni okul binası yapılmamıştır. Bundan dolayı bir okul binasını birden fazla okul kullanmakta ve okuldaki öğrenci sayısı arttı” dedi.
“OKULLARDA TEMİZLİK VE HİJYEN SORUNU HAD SAFHADA”
Sağlığa erişmede çok sıkıntının yaşandığı bir ilde okullarda temizlik ve hijyen bakımından sorunların derinleştiğinin altını çizen Tıraş, “Ama maalesef birçok okulumuzda temizlik personeli olmadığını görüyoruz. Bakanlık tarafından yeni çıkarılan iş gücü uyum programıyla alınan personellere aylık yedi bin beş yüz, sekiz bin lira civarında ücret ödenirken, haliyle başvuran kişi de çalışmak istemiyor. Zaten alınan kişi sayısı da çok az olduğundan dolayı okullarımızda büyük sıkıntı yaşıyoruz, bu sorunun çözülmesini istiyoruz” diye konuştu.
“ÖĞRENCİLER OKULLARA OTOSTOPLA GİDİYOR”
Tasarruf tedbirleri adı altında öğrencilerin okullara erişiminde kısıtlamalara gidildiğini aktaran Tıraş, şunları dile getirdi:
“Burada da zaten deprem bölgesi olmamızdan dolayı birçok öğrencimize ücretsiz ulaşım sağlanamamıştır. Bunda bile daha da kısıtlamaya gidildi. Bununla beraber zaten birçok öğrenci bir yerden bir yere giderken ya otostopla gidiyor ya da özellikle liselerde bu problemden dolayı okul terki yaşanıyor.
“ÇOCUKLARIMIZA TEMİZ İÇME SUYU TALEP EDİYORUZ”
Beslenmenin öğrenciler açısından önemi çok büyük. Çünkü iyi beslenemeyen bir öğrenci öğrenme güçlüğünden tutun, dikkat eksikliğine kadar birçok sorun yaşıyor. Türk Tabipler Birliği ve Sağlık Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın yaptığı çalışmalara göre her üç aileden birinin çocuğu sağlıklı gıdaya erişemiyor. Böyle bir sorun dururken maalesef çocuklarımıza ücretsiz okul yemeği sağlanmış değil. Daha önce okul öncesi çocuklara deprem bölgesinde yemek veriliyordu. Aradan işte üç hafta geçmiş olmasına rağmen maalesef okul öncesi çocuklara da yemek verilmiş değil. Şebeke suyu içilemiyor, şebeke suyu içilemediği için haliyle şişe sular alınıyor. Markette bile suyun fiyatı 4-5 lirayken, kantinlerde sekiz on lirayı buluyor. Çocuklarımıza da temiz içme suyu talep ediyoruz.”
“SIK SIK ELEKTRİK KESİNTİLERİ YAŞIYORUZ”
Hatay’ın dezavantajlı bir kent olduğunun altını çizen Tıraş, öğrenci ve öğretmenlerin her konuda desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Tıraş, öğretmenlerin birçoğunun konteyner kentlerde kaldığını ifade ederek, “Konteyner kentinde birçok sıkıntıyla karşı karşıya kalıyorlar. Özellikle Altınözü ilçesinde eğitim emekçisi arkadaşlarımızı konteynerden çıkarmaya başladılar. Aynı zamanda sık sık elektrik kesintileri yaşıyoruz. Yağmurun yağmasıyla beraber kentlerde ciddi sıkıntılar oluyor. Konteyner kentteki yaşamların daha sağlıklı bir ortama dönüştürülmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.
“21 METRE KAREDE BARINMAK ZORUNDA KALIYORLAR”
Okulların sadece akademik bilginin yüklendiği yerler olmadığına dikkat çeken Özgür Tıraş, şunları ifade etti:
“Aynı zamanda öğrencilerimizin travmasını atlattığı, iyileştiği, kendini iyi hissettiği, arkadaşlarıyla paylaşım yaptığı sosyal alanlar. Bu açıdan da okullarımızın sağlıklı ve güvenli bir eğitim ortamına dönüştürülmesini istiyoruz. Aradan on dokuz ay geçmesine rağmen onlarca okulun yapımı devam ediyor. Valiliğin açıkladığı sayı ortada. Depremle beraber ve de depremden sonra hasardan dolayı yıkılan 210 okul civarında okul olduğunu söylüyor. Ve yaklaşık 106 okulun yapıldığını söylüyor. Bu bizler açısından çok çok önemli. Bir an önce bu sorunlarımızın çözülmesini istiyoruz.
Buradaki öğrencilerimiz dezavantajlı. Öğrencilerimiz dört beş kişi konteyner kentte yani 21 metre karede barınmak zorunda kalıyorlar. Bu öğrencilerimizin de maalesef çalışacak bir alanları yok. Genelde konteyner kentlerde sosyal alan ya da kütüphane gibi yerler yok, yapılmamış. Bu öğrencilerimizin dezavantajlı olmasına rağmen maalesef altıncı ve dokuzuncu sınıflarda tüm türkçe ve matematik dersinden her dönem ortak bir yazılıya tabi tutuluyor. Bunu doğru bulmuyoruz. Bizler Eğitim Sen olarak öğrencilerimizin geleceğini ve eğitim emekçilerimizin haklarını savunmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Hatay’da eğitim-öğretimdeki sorunların arttığına işaret ederek, “Deprem sonrası geçici bir çözüm olarak başvurulan ikili eğitim, Hatay’da adeta yeni normal haline geldi. Deprem bölgesinde ‘her şey normal’ demek ve bir de üstüne tasarruf tedbirleri uygulamak, gerçeği göz ardı etmekten başka bir şey değil” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede deprem felaketinin üzerinden geçen süreye rağmen Hatay’da eğitim-öğretimdeki sorunların katlanarak sürdüğünü ifade etti.
“HATAY’DA EĞİTİM SİSTEMİ YENİ DÖNEME HAZIR DEĞİL”
Kara, “Hatay’da öğrencileri, öğretmenleri ve velileri bekleyen sorunlar hala çözülebilmiş değil. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in okullar sorunsuz açılacak açıklaması gerçeklerle bağdaşmıyor. Deprem bölgesinde her şeyin normale döndüğünü iddia etmek, ancak gerçekleri görmezden gelmek demektir” dedi.
İKİLİ EĞİTİM, HATAY’DA ADETA YENİ NORMAL HALİNE GELDİ”
Öğrencilerin bu yıl da ikili eğitim sistemiyle derslerine devam etmek zorunda bırakıldığına dikkat çeken Kara, “Deprem sonrası geçici bir çözüm olarak başvurulan ikili eğitim, Hatay’da adeta yeni normal haline geldi. Kendi okulları henüz yapılmayan çocuklar, aylardır sabahın alacakaranlığında ya da akşamın zifiri karanlığında yollara düşüyor. Bu yıl da devam eden ikili eğitim sistemi nedeniyle okul binalarında ve öğretmen odalarında yoğun bir trafik yaşanıyor” diye belirtti.
“BARINMA, BESLENME, ULAŞIM SORUNU DEVAM EDİYOR”
Nermin Yıldırım Kara, Hatay’da eğitimin yardımcı personel yetersizliği, demirbaş, bilgisayar ve diğer lojistik eksiklikler, beslenme ihtiyacı, ulaşım ve barınma sorunlarıyla derin bir kriz içinde olduğunu vurgulayarak, “Deprem bölgesinde ‘her şey normal’ demek ve bir de üstüne tasarruf tedbirleri uygulamak, gerçeği göz ardı etmekten başka bir şey değil. Öğrencilerimiz barınma, beslenme, ulaşım gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamazken, öğretmenlerimiz zor koşullarda eğitim vermeye çalışırken bu söylemler sorumluluktan kaçmak anlamına gelir. İktidar burada yaşanan mağduriyetleri görmeli ve gereken adımları derhal atmalıdır” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞI CİDDİ BİR TEHLİKE ALTINDA”
Nermin Yıldırım Kara, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenerek, “Bu bölgelerde hijyen sağlanmadıkça sağlıklı bir eğitim yılından bahsetmek mümkün değil. Okulların temizliği ve hijyen koşulları büyük bir kriz noktasına ulaşmış durumda. Çocuklarımızın sağlığı ciddi bir tehlike altında. Bakanlığı, derhal harekete geçmeye ve yeterli personel istihdamı için gerekli adımları atmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte sadece eğitimde müfredat sorunu olmadığınıbelirterek, okullarda temizlik personeli, güvenlik personeli, içilebilir temiz su ve temizlik için gerekli materyallerin olmadığını” kaydetti. İktidarın özel okullara teşvik ettiğini belirten Aksoy, “Öğrenciler, öğrenci velileri ve öğretmeler bir araya geldiğinde değişim sağlanabilir” dedi.
Yeni eğitim öğretim yılında okullarda yaşanan sorunlara dair Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, PİRHA’ya konuştu.
“EĞİTİMDE SADECE MÜFREDAT DEĞİL BİRÇOK SORUN YAPANMAKTADIR”
Yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte sadece eğitimde müfredat sorunu olmadığını, müfredat dışında çeşitli sorunlar yaşandığını belirten Barış Aksoy, “Okullarda öğrencilerimizin öğle yemeği gerçekten önemli bir ihtiyaç ve temiz nitelikli okullar istiyoruz. Okulların hali içler acısı. Birçok okulda temizlik personeli yok, içilebilir nitelikli su yok. Nitelikli eğitimin birinci gereği temiz bir ortam. Bununla ilgili sıkıntılar da var” diye belirtti.
Üniversite okuyan öğrencilerin barınma sorunları olduğunu da vurgulayan Aksoy, “Hala sorunlar devam ediyor. Bunlar acilen çözüm bulması gerekir diye düşünüyorum” dedi.
“DEVLETİN ‘NİTELİKLİ EĞİTİM’ DİYE BİR DERDİ YOK”
Devletin eğitime yatırım yapmak gibi bir derdi olmadığının altını çizen Aksoy, “Temel sıkıntı orada. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) diye bir uygulama başlatıldı. Öğrenciler MESEM’lere geçiş yaptılar. Öğrenciler, kısa yoldan bir meslek sahibi olmak ve ailenin ekonomik sorunlarına bir nebzede olsa katkıda bulunmak için MESEM’e gittiklerini ifade ediyorlar. Katkı sundukları aylık 5.100 lira. Çocuklar haftanın 4 günü işletmeye, 1 gün okula gidiyor. 5.100 lira para veriliyor. Peki, bu 5.100 lirayı kim veriyor? İşsizlik fonundan devlet ödüyor. İşveren vermiyor. 5.100 liranın 5’te 1’i her bir öğrenci için eğitim ortamlarının güzelleştirilmesi için harcarsa okullarımız bambaşka bir hal alır” diye konuştu.
“DEVLET OKULLARINA YATIRIM YAPILMIYOR ÖZEL OKULLARA TEŞVİK VERİLİYOR”
Devlet okullarına yatırım yapılmadığını, aksine özel okullar için teşvik verildiğini söyleyen Aksoy, “Sen devlet okulundaki çocuğa yatırım yapmıyorsun, katkı sunmuyorsun ama özel okula gitmek isteyen öğrencinin ailesine ekonomik destek veriyorsun” diyerek tepki gösterdi.
Milli eğitim tarafından okul idarelerine kayıt parası alınmayacak diye bilgi verildiğini ama yaşananın tam tersi olduğu bilgisini aktaran Aksoy, şunları kaydetti:
“Okullara ihtiyaç listesi geldiğinde başınızın çaresine bakın diyorsun, temizlik malzemelerini kendin bul, güvenlik görevlisini kendin al, temizlik personelini kendin bul diyorlar. Peki nereden bulacak? O sosyal devlet anlayışının bitirilmeye çalışılması zaten temel sorundur. Bu MESEM’e yansıyor, sağlığa da yansıyor. Yıllarca sağlık sistemine yatırım yapılmadığı için insanlar aynı noktaya geldi. ‘Devlet hastaneleri kötü, devlet hastaneleri pis, devlet hastanelerinde iş yapılmaz’ gibi bugün bile yandaş medya kullanıyor. Burada temel sebep bilinçli olarak yatırım yapmamaktı, sonra özeleştirmeye teşvik eden bir durumdu. Şimdi aynı şeyi okullarda uygulanmaya çalışıyorlar. Ama okulların şöyle bir dinamik yapısı var. Öğrenciler, öğrenci velileri ve öğretmeler bir araya geldiğinde gerçekten bambaşka şeyler olabilir. O dinamik yapı kendini gösterdiğinde okullarda değişim sağlanır diye düşünüyorum.”
PİRHA-Dersim’deki Munzur Ortaokulu’nun bahçesi, cami arsasına girdiği gerekçesiyle daraltıldı. Bu duruma tepki gösteren DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, okul ile camiyi ya da cami ile cemevini yan yana inşa etmenin tesadüfi olmadığını, politik bir yaklaşım olduğunu söyledi. Kordu, “Bu zihniyet kentimizde inancımıza Sünni bir aklı ve yaşamı dayatan zihniyetin bir parçasıdır” dedi.
Dersim’in Atatürk Mahallesi’nde bulunan ve yaklaşık 300 öğrencinin eğitim-öğretim gördüğü Munzur Ortaokulu’nun bahçesinin bir kısmı bitişiğindeki cami arsasına girdiği gerekçesiyle müftülüğün talebiyle daraltıldı.
Söz konusu düzenlemeyle okul bahçesinin daraltıldığını, dolayısıyla sosyal alan yetersizliği sebebiyle çocukların mağdur edildiğini söyleyen eğitimciler ve veliler duruma tepkili.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu da konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ASİMİLASYON POLİTİKASININ BİR PARÇASIDIR”
Okul ile camiyi ya da cami ile cemevini yan yana inşa etmenin tesadüf olmadığını, politik bir yaklaşım olduğunu ifade eden Ayten Kordu, “Bu zihniyet kentimizde inancımıza Sünni bir aklı ve yaşamı ısrarla asimilasyon politikasıyla dayatan zihniyetin bir parçasıdır” dedi.
“DERSİM’İN İNANCINA, SOSYOLOJİK YAPISINA KARŞI POLİTİK BİR HAMLE”
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adlı yeni müfredatının da asimilasyon politikalarının ideolojik inşası olduğunun altını çizen Kordu, “Yeni öğretim yılına başladığımız şu günlerde yoksulluk başta olmak üzere eşitsizliğin her alanda nasıl derinleştirildiğini açıklamalarımızda sürekli ifade ettik. Bu yaklaşım Dersim’in inancına, sosyolojik yapısına karşı nasıl bir politika yürütüldüğünün en somut göstergesidir” diye konuştu.
“EĞİTİM EMEKÇİLERİ VE TOPLUMUN TALEPLERİ DİKKATE ALINMALI”
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, çocukların ve öğretmenlerin sağlıklı bir alanda eğitim çalışmalarını yapabilmesi başta milli eğitim ve ilgili tüm kurumların sorumluluğu altında olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu konuda eğitim emekçileri ve toplumun hassasiyetleri, talepleri göz önüne alınarak bu ayrımcı ve ötekileştirici yaklaşımlara son verilmelidir. Derhal taleplerin aciliyeti ve önemi dikkate alınarak sağlıklı bir eğitim alanı olabilmesi için yapılan düzenleme gözden geçirilerek gereği yapılmalıdır. Bizde bu durumun toplumumuz ve kurumlarımızla takipçisi olacağız.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, yeni müfredatın eğitimin tamamen gericileştirilmesi üzerine kurulu olduğunu söyledi. Aksoy, “Her yıl daha geriye gidiyoruz. Bu gerici uygulamalara karşı Alevi kurumları olmak üzere laikliği savunan sendikalar ve siyasi partiler yeterli tepkiyi vermiyor, mücadeleyi ortaya koymuyor” eleştirisinde bulundu.
AKP iktidarında eğitim-öğretim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihleri görmezden gelinerek, dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.
AKP iktidarı, zorunlu din dersleri, ÇEDES projesi ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredatla Alevilerin, velilerin ve eğitim sendikalarının tepkilerine rağmen eğitim sistemini dincileştirmeyi sürdürüyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Yeni eğitim öğretim yılında tüm okullarda katledilen 8 yaşındaki Narin Güran için yas ilan edilmesi gerektiğini ancak yapılmadığını belirten Pir Sultan Abdal Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, “Narin nezdinde katledilen tüm çocukları anıyorum. Keşke bugün tüm okullarımızda bununla ilgili bir yas ilan edilseydi. Güne Narin’i anarak başlasaydık. Maalesef Millî Eğitim Bakanlığı böyle bir şeyi düşünüp hayata geçiremedi” dedi.
“BOZUK DÜZENDE SAĞLAM ÇARK OLMAZ”
Bu ülkede kadınların, çocukların, hayvanların öldürüldüğün belirten Aksoy, konuşmasına söyle devam etti:
“Bu ülkede yaşanan bu ölümlere rağmen biz de hiçbir şey yapamıyoruz kurumlar olarak, eğitim emekçileri olarak. Bu siyasal iktidarın yarattığı sistemden kaynaklı bir durumdur. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi “Bozuk düzende sağlam çark olmaz.”
“MÜFREDATIN TEMEL FELSEFESİ EĞİTİMİN GERİCİLEŞTİRİLMESİ ÜZERİNE KURULU”
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne ilişkin de konuşan Aksoy, “1Yeni müfredat 1-5 ve 9. sınıflarda uygulamaya konulmaya başlandı. Müfredatın temel felsefesi eğitimin gericileştirilmesi üzerine kurulu. Bunu nereden anlıyoruz? Bilgiyle inancı eşit tutan bir sistem. Oysaki bilgi başka bir şey, inanç başka bir şeydir. Bilgi dediğimiz ispatlanabilir, kanıtlanabilir, ölçülebilen bir şeydir. İnanç ise hayata bakıştır. Bunun ikisini bir kefeye koyarak bir eğitim sistemi yaratmanın mantığı, eğitimi inanca dayalı bir sisteme mutlaka götürecek, çocuklarımızın bu şekilde yetiştirilmesini sağlayacaktır. Maalesef her yıl daha geriye gidiyoruz, daha da geri gideceğimizi düşünüyorum” diye belirtti.
Zorunlu din derslerinin laik eğitimi baltalayan en önemli faktör olduğunun altını çizen Aksoy, “Her şeyden önce laik eğitimden yana olan herkes buna karşı mücadele etmelidir. Bu konuda başta Alevi kurumları olmak üzere sendikalar ve siyasi partiler samimi değiller. Neden samimi değiller? Zorunlu din derslerine karşı Alevi kurum temsilcilerinin, sosyalistlerin ya da laik eğitimden yana olduğunu söyleyen sendikaların, siyasi partilerin yöneticileri dahil kendi çocuğunun zorunlu din dersi almaması için mücadele etmiyor” diyerek eleştiride bulundu.
“ZORUNLU DİN DERSLERİNE KARŞI DİLEKÇE VERMELİYİZ”
Alevileri başarıya götürecek olan tek şeyin zorunlu din dersine karşı dava dilekçesi vermek oluğunu vurgulayan Aksoy, “Evet basın açıklaması yapılması gereklidir, yapalım da ama karşımızdakileri sarsacak eylemlere ihtiyaç var. Bugün Türkiye’de her ilde 50 velinin dava açtığını düşünün, bu gerçekten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bizim lehimize vermiş olduğu kararı ve toplumsal duyarlılığı artıracak ve cesaretlendirecek bir şey” dedi.
Zorunlu din derslerinin mevcut iktidarın istediği şekilde daha da gericileştirilerek devam edeceğini belirten Aksoy, şunları kaydetti:
“Bu konuda iyimser olamıyorum. Gördüğüm manzara bunu gösteriyor. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Zorunlu din derslerine karşı dava açmak için PSAKD Antalya Şubesi olarak bir proje başlattık. Tüm Alevi kurumlarını sol, sosyalist siyasi partileri, laik eğitimden yana olan Veli-Der’i bu projenin içerisinde yer almasını istedik. İşin sonunda Veli -Der, Halkevleri, Tahtacılar PSAKD Antalya Şube ve Altınova Şube olmak üzere 5 tane kurum kaldı.
Zorunlu din derslerinin kaldırılması talebini sahada ve kararlı bir şekilde halka önderlik ederek göstermek gerekiyor. Sen bunu yapacaksın ki peşinden diğer insanlar da cesaret alarak gelsinler. Çocuğum sınıfta yalnız kalıyor. Peki, aynı sınıftan 3 çocuğun muafiyet için müracaat ettiğini ve muaf olduğunu düşünsenize o çocuklar yalnız kalmayacak. O nedenle iyimser olamıyorum, üzgünüm bunları söylediğim için. Ama bu bir gerçeklik.
Müfredat tüm derslerin dinselleştirilmesine dayanıyor ve temel sorun da burada. Bununla ilgili cesaretli olmak, önderlik yapmak gerekiyor. Bu önderlik yapılabilir mi? Şu anki gözlemlerime göre yapılacağını sanmıyorum. Çünkü Alevi kurumlarının da bunu gündemlerine aldıklarını düşünmüyorum.”
PİRHA-AKP hükümetinin eğitimde sürekli müfredat ve yönetmelik değişikliklerine tepki gösteren Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “İktidar kendi çıkarına uygun gerici ve biatçı bir eğitim sistemi yaratmaya çalışıyor. Buna karşı eğitim emekçileri olarak laik, bilimsel, ana dilinde eğitim hakkını savunuyoruz. Bu bizim en temel ilkelerimizden, amaçlarımızdan biridir” dedi.
AKP hükümetinin ÇEDES projesiyle imamların derslere girmesi, seçmeli din derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi politikalar ile eğitimin dincileştirilmesine tepkiler sürerken 2024-2025 eğitim öğretim yılında yeni müfredat uygulamaya konuldu.
Konuya ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“DERSLERDE SAVAŞI DEĞİL, BARIŞI ANLATMALIYIZ”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) okullara gönderdiği genelgeyle Çanakkale ve Gazze temalı dersin anlatılmasının yanlış olduğunu belirten Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Bütün okullarda savaşı değil, barışı savunur şekilde ders anlatılmalıdır. Biz Eğitim-Sen olarak okullar açıldığında her derste barış anlatılmasını savunuyoruz” dedi.
“AKP BİAT EDEN GERİCİ BİR TOPLUM YARATMAK İSTİYOR”
AKP hükümetinin özellikle eğitimde sürekli müfredat ve yönetmelik değişikliklerine gittiği vurgulayan Öztürk, “AKP kendi çıkarına uygun gerici ve biatçı bir eğitim sistemi yaratmaya çalışıyor. Biz Eğitim Sen olarak laik, bilimsel ana dilinde eğitim hakkını savunuyoruz. Bu bizim en genel ilkelerimizden, amaçlarımızdan biridir” diye belirtti.
“TÜRKİYEDE EĞİTİM HERKES İÇİN EŞİT OLMALI”
Yıllardır eğitim hakkının herkes için eşit olması gerektiğini savunduklarını ifade eden Öztürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunlardan biri ana dille ilgilidir. Bir diğeri ise ortak kullandığımız dille ilgili herkes eğitim almalı. Bu tüm çocukların tüm okuyan öğrencilerin eğitim hakkıdır. Nasıl ki dünyada tüm canlılar kendi dillerinde konuşuyorlarsa insanlar da kendi ana dilinde konuşmalı, kendi ana dilinde eğitim almalıdır. Hiçbir ana dilin yok edilmemesi gerekiyor. Bunlar bizim kültürel zenginliğimiz ve bunu savunmak zorundayız ve bu bizim en temel ilkemizdir.”
“BU ÜLKEDE TARİKATLARA VE CEMAATLERE HER ŞEY SERBEST”
Bugün ülkenin gerici bir eğitimle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Öztürk, “AKP, bilimsel, laik, ana dilde eğitimi savunmuyor. Tam tersi bilimi, ana dilini, laikliği, kamusal eğitimi reddeden bir eğitim sistemi oturtturmaya, biatçı ve gerici bir eğitim sistemini yaratmaya çalışıyor. Bu ülkede tarikatlara, cemaatlere her şey serbest iken, laik ve bilimsel eğitimi savunanların ise önünü tıkıyorlar. Daha geçtiğimiz günlerde bir kadın sokakta açıklama yaptı diye gözaltına alındı ve tutuklandı” dedi.
“ÜLKEYİ TEK DİL TEK İNANÇ ÜZERİNDEN YÖNETMEYE ÇALIŞIYORLAR”
İnsanları gözaltına alıp tutuklamalarının arkasında yatan nedenin korku toplumu yaratmak olduğunun altını çizen Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı KadirÖztürk, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Ülkeyi gerici, tek dil, tek din, tek inanç gibi bir niteliğe büründürmeye çalışıyorlar. Halbuki kendi ana dilinde eğitim yapan ülkeler var. İsveç, İsviçre, Hollanda ve buna benzer birçok ülke var. Bu ülkelerde görüldüğü gibi ne ülke bölünüyor ne herhangi bir olumsuzluk yaratıyor. Bu ülkelerde eğitim gerçekten daha nitelikli, daha bilimsel, daha kaliteli oluyor. Çünkü öğrenci kendi ana dilinde eğitim aldığı zaman daha başarılı oluyor. Herkes kendi ana dilinde konuşmalı, kendi ana dilinde eğitim alabilmelidir. Bu herkesin anayasal hakkıdır.”
PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci için tatil sona erdi. Ana sınıfı ve 1. sınıfların ardından 2024-2025 eğitim-öğretim dönemi tüm kademelerde bugün başladı.
Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci ve 1,2 milyona yakın öğretmen için 2024-2025 eğitim öğretim yılı başladı. 81 ilde bugün itibarıyla merkez ve tüm ilçelerde eğitim öğretim kaldığı yerden devam edecek ve bu kapsamda 20 milyon öğrenci, 1 milyon 200 bin öğretmenle dersbaşı yapıyor.
Yeni ders yılı, her yıl olduğu gibi birçok sorunla başladı. En büyük problem ise yeni müfredat.
Bu kapsamda, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamındaki yeni müfredat, anasınıfı ile 1, 5 ve 9. sınıflarda ilk kez uygulanacak.
Eğitimde geçen yıl yapılan müfredat değişikliğinin ilk uygulamaları bu yıl 1., 5. ve 9. sınıfta hayata geçirilerek, ‘erdemli insan’ yetiştirme adı altında çocuklara din dayatılacak. Ayrıca bugün okullarda işlenecek Çanakkale ve Gazze konuları da bunun ilk adımı olacak.
Zorunlu din dersleri, Alevi çocuklar için büyük sorun olmaya devam edecek. Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması kararı veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu kararı yıllardır AKP hükümeti tarafından uygulanmıyor.
Kürt çocuklar için ise ana dilde eğitim talebi hala sürüyor. Hükümet bu talepleri görmezden geliyor.
PİRHA-Hatay Okul Yemeği Koalisyonu, ailelerin çocukların yemek masraflarını karşılayamadığını belirterek, devlet okullarında bir öğün ücretsiz yemek dağıtılmasını istedi.
Yeni eğitim-öğretim yılı 9 Eylül’de başlayacak. Hatay Okul Yemeği Koalisyonu, basın açıklaması yaparak, okullarda bir öğün ücretsiz yemek dağıtılması için hükümete çağrı yaptı.
Basın açıklamasını okuyan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Sekreteri Nilgün Aşkar, SES ve Türk Tabipleri Birliği’nin deprem illerinde yaptığı saha çalışmasında; kendi gelişim basamaklarının gerisinde kalan çocuk sayısının ülke ortalamasının üzerinde olduğunun tespit edildiğini kaydetti.
Çocuklarına yemek sağlamaya bile bütçe ayıramayan ailelerin olduğunu söyleyen Aşkar, şunları ifade etti:
“Sağlıklı ve yeterli beslenme her bireyin fiziksel ve zihinsel gelişimi bakımından ciddi öneme sahiptir.
Yetersiz beslenme, temiz ve içilebilir suya erişememe ve açlık, çocukların üzerinde fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak olumsuz etkilere sahiptir. Yapılan çalışmalar, yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerin dikkat sürelerinin kısaldığını, algılamalarının azaldığını, öğrenme güçlüğü ve davranış bozuklukları yaşadıklarını, okul devamsızlık sürelerinin uzadığını ve okul başarılarında azalma olduğunu ortaya koymaktadır.
“EN AZ 5 ÖĞRENCİDEN BİRİ HAFTATA EN AZ BİRERE YEMEK YİYEMEMEKTEDİR”
Buna karşın açıklanan son PISA 2022 raporuna göre; ülkemizde en az 5 öğrenciden biri haftada en az bir kere parası olmadığı için okulda yemek yiyememektedir. Türkiye OECD ülkeleri arasında, beslenemeyen çocukların en çok olduğu ülke konumuna gelmiştir. TÜİK 2022 verilerine göre de her üç çocuktan biri ciddi maddi yoksulluk ve yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıyadır.
Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluluğunu, akademik başarısını ve okula devamlılığını olumsuz etkilemektedir. Dünyada bu sorunların çözümü için en etkili ve en yaygın şekilde kullanılan müdahale programı, çocuklara ücretsiz beslenme desteği sunan kamusal okul yemeği programlarıdır. Bu programlar başta kız çocukları ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklar olmak üzere dezavantajlı tüm öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliğini ve derslere devamlı katılımını sağlayan bir işleve sahiptir. Çocuklar bugünümüz ve yarınımızdır. Karar alıcılar, kamu yöneticileri bu bilinçle hareket etmeli, sorumluluğunun gereğini yapmalı, kamu kaynakları, bütçe çocukların üstün yararı için kullanılmalıdır.
“ÇOCUKLAR OKULDA AÇ KALMAMALI”
Gıda krizi çocukların sağlıklı büyüme ve gelişme hakkının bir ihlali olarak görülmelidir. Açlık, yoksulluk, güvencesizlik çocukların eğitim görmesine engel olmamalı, çocuklar okulda aç kalmamalıdır. Eğitim kurumları çocuklara eğitim ve sağlıklı beslenme imkânını bir arada sunmalıdır. Çocuklara iyi bir hayat sağlamak siyasal iktidar, muhalefet ve tüm toplumsal kurumlar için kamusal bir görevdir.
Ücretsiz okul yemeği tüm öğrenciler için en temel hak iken, okul yemeği uygulaması genişletilerek sürdürülmelidir. Özellikle depremin yıktığı illerinde yaşanan yokluk ve imkansızlıklar nedeniyle daha çok sayıda çocuğun okulda aç kaldığı dikkate alınarak ilimizde bütün kademelerdeki öğrencilere ücretsiz öğün desteği sağlanmalıdır.
Bilindiği gibi depremin birinci yılında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası ve Türk Tabipleri Birliği’nin deprem illerinde yaptığı saha çalışmasında; kendi gelişim basamaklarının gerisinde kalan çocuk sayısının ülke ortalamasının üzerinde olduğu bulunmuştur.
“ÇOCUKLAR ÇALIŞMAYA VE EVLİLİĞE ZORLANIYOR”
Okuldaki çocuğuna yemek sağlamaya bile bütçe ayıramayan ailelerin çocuklarının okula devam etmesini desteklemesi mümkün olmamaktadır. Dahası bu ailelerin çocukları hızla hayatın içine itilebilmekte, çalışmaya ve evliliğe zorlanabilmektedir. Bu durum okul terklerini, çocuk işçiliğini ve erken yaşta zorla evlendirilen kız çocuklarını beraberinde getirmektedir. Sonuç olarak çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddetin önünü açmaktadır. Nitekim MEB’in örgün eğitim verileri, okul terklerinin ülke tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığını göstermektedir.
Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde, bu programın çocuk yoksulluğuna, okul terki ve okula devamsızlığın azaltılmasına, akademik başarının artmasına, cinsiyet temelli ayrımcılığın ve eşitsizliğin ortadan kaldırılmasına katkı sağladığı ulusal ve uluslararası kurumların yaptığı çalışmalarla ortaya konmuştur. Ülkemiz de sosyal devlet anlayışı içerisinde çocuklara sağlıklı beslenme olanaklarını sağlayacak her türlü kaynağa sahiptir. Bu kaynakların sağlığa ve eğitime aktarılması sağlıklı, üretici ve başarılı bir neslin yetişmesinde kritik öneme sahiptir.
Ayrıca kamusal bir hizmet olarak sağlanan ücretsiz öğünlerin yeterli ve sağlıklı olması gerektiğini vurgulamak isteriz.
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİNE DE ÇAĞRI
Bu nedenle başta hükümet olmak üzere ilgili tüm kurumlar ve yapılar, yetersiz beslenme ile mücadelede sorumluluk almalı ve devlet okullarında ücretsiz beslenme birincil öncelikli mesele olarak görülmelidir. Bizler gıda krizinin derinleştiği bu dönemde taleplerimizin gerçekleşmesi için sesimizi duyurmaya devam edeceğimizi buradan duyuruyoruz. Bu vesileyle çocukların sağlığı ve geleceği için son derece önemli olan bu konunun çözümüne katkı sunmak isteyen demokratik kitle örgütlerini, emek ve meslek örgütlerini, kurum ve kişileri birlikte çalışmaya ve çözüm üretmeye davet ediyoruz.”
PİRHA- Silifke Cemevi, 6 Şubat depremlerinde ailesini kaybetmiş öğrenciler için dayanışma konseri organize etti. 30 Mayıs saat 20.00’de Erdal Erzincan sahneye çıkacak.
Mersin Silifke Cemevi, depremde ailesini kaybetmiş, ihtiyaç sahibi öğrencilere burs imkanı sağlamak amacıyla dayanışma konseri organize etti.
Bu yıl içerisinde aynı amaçla düzenledikleri 3’üncü konser olduğunu belirten Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkan Yardımcısı ve Silifke Cemevi Başkanı Ümit Boyraz, “6 Şubat depremlerinin acısı hala kalbimizde ilk günkü tazeliğini koruyor. Bu sebeple mağdur olmuş birçok canımızın maddi manevi desteğe ihtiyaçları sürüyor. Bu konserlerle hem olanları unutmadığımızı, onların yanında olduğumuzu göstermek hem de ihtiyaç sahibi, ailelerini kaybetmiş çocuklara bir destek olsun istedik. Bu gibi konserlerle dayanışma kültürünü sürdürmeye devam edeceğiz. Dayanışmak isteyen tüm canlarımızı konserimize bekliyoruz” dedi.
Erdal Erzincan’ın vereceği konser, yarın (30 Mayıs) saat 20.00’de Silifke bulunan Doğan Cüceloğlu Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.
PİRHA- Mesleki ve Teknik Eğitim Müdürlüğü’nün raporunda sorunlar sıralandı. Rapora göre, “Mezunlar takip edilmiyor, öğrenciler istemedikleri ve başarılı olmayacakları alanda eğitim alıyor.
BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, MEB Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’nün 2023 yılı karnesi hazırlandı. Müdürlüğün 2023-2024 eğitim öğretim dönemine yönelik uygulamalarını içeren raporları, mesleki ve teknik eğitimin konuşulması istenmeyen yönlerini gözler önüne serdi. Hemen her yıl milyarlarca liralık kaynak aktarılan mesleki ve teknik eğitimde bir dizi sorun yaşandığı öğrenildi.
2023 yılında 63 milyar 843 milyon 605 bin TL kaynak kullanan Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü, alandaki sorunları rapor ile kayıt altına aldı.
Müdürlüğün verilerinde, 2019 yılı itibarıyla mesleki ve teknik eğitimdeki öğretmenlerin, öğrencilerin ve personelin karıştığı iş kazalarına yönelik istatistiklere de yer verildi. Buna göre, 2019 yılında Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’ne bağlı okul ve kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, öğrenci ve diğer personelin yaralanmasıyla sonuçlanan 70 iş kazası meydana geldi.
Mesleki ve teknik eğitimdeki öğrencilerin ve öğretmenlerin yaralanması ya da ölümüyle sonuçlanan olaylar 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında da devam etti. 2019-2023 döneminde sayısı 170 olan Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’ne bağlı okul ve kurumlarda yaşanan kazaların sayısı, yıllara göre şöyle:
• 2020: 34
• 2021: 32
• 2022: 17
• 2023: 17
ÖĞRENCİLER İSTEMEDİKLERİ VE BAŞARILI OLAMAYACAKLARI ALANDA EĞİTİM ALIYOR
Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’nün, “Kurumsal kabiliyet ve kapasitenin değerlendirilmesi” başlığı altında sıraladığı zayıflıklar da şöyle:
• Meslek öğretmenlerinin sektörel ve güncel bilgi ve yeteneklerinin kazanım süreçlerindeki zorluklar.
• Öğrencilere mesleklerin tanıtımı ve yönlendirme süreçlerinde sunulan rehberlik hizmetinin yeterli olmaması ve görece akademik başarısı zayıf öğrencilerin mesleki ve teknik eğitime yönlendirilmesi gerektiği algısı.
• Öğrencilerin istemedikleri ve başarılı olamayacakları alanda eğitim almaları.
PİRHA- TMMOB’ye bağlı Odalar ortak basın açıklamasıyla müfredata tepki göstererek, “Laiklik düşmanı, bilimi ve fenni dışlayan gerici bir eğitim-öğretim modelidir! Kabul etmiyoruz!” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına tepkiler sürüyor.
TMMOB’ye bağlı Odalar, “Laiklik düşmanı, bilimi ve fenni dışlayan gerici bir eğitim-öğretim modelidir! Kabul etmiyoruz!” başlıklı ortak basın açıklaması yaptı.
Açıklamada, ““Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, iktidarın YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, tarikat ve cemaatlerle işbirliği içinde yürüttüğü 4-6 yaş Kur’an kursları, ÇEDES gibi projeleri ve geçmişteki gerici uygulamalarını tamamlayıcı niteliktedir” denildi.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“AKP iktidarında Cumhuriyetin laiklik, çoğulcu demokrasi, kamu/toplum yararı, bağımsız yargı gibi pek çok alanda olduğu gibi eğitim-öğretimde de karşı-devrimci nitelikte köklü dönüşümler yaşanmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, aile çalıştayları, Medeni Kanun’un değiştirilmesi, karma eğitimin kaldırılmak istenmesi ve yükseltilen şeriat talepleri ile Türkiye’nin yönü çağ dışı bir rejime çevrilmiş durumdadır. Oluşturulan fiili durumlar Anayasa değişiklikleri ile kalıcı hale getirilmeye çalışılmış ve çalışılmaktadır.
AKP iktidarı döneminde okul öncesinden üniversitelere kadar bütün öğretim programları birçok kez değiştirilmiş, gerici ve piyasacı uygulamalar egemen hale getirilmiştir. Darbecilerin 12 Eylül faşizmi döneminde din dersini bütün kademe ve öğrenciler için anayasal zorunluluk hale getirmesinin ötesine geçilmiş, laiklik, evrensel bilimin gerekleri ve demokratik normlar dışlanmış, müfredat dinin en gerici yorumunu esas alan sözde “yerli ve milli değerler” propagandasına dönüştürülmüştür.
“LAİK BİLİMSEL İÇERİKLER TAMAMEN YOK EDİLMEKTE”
Bu gerici dönüşüm, Türk siyasetinin yumuşama dönemine girdiğinin iddia edildiği bir dönemde, iktidarın doğasına uygun olarak tüm hızıyla devam etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” daha isminden başlayarak bunun son örneğini olduğunu ortaya koymaktadır. Ortaya atılan bu model ile dilden tarihe, felsefeden fen bilimlerine varıncaya dek tüm laik ve bilimsel içerikler tamamen yok edilmekte, fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi evrensel ve bilimsel dersler adeta angarya gibi gösterilmektedir. Bilim ve fen bilgisine dayanan derslerin önemsizleştirilerek, ders programları içerisinde ağırlıklarının azaltılması ile mühendislik ve mimarlık eğitimlerinin niteliğinin daha da düşmesine neden olacaktır.
Diğer yandan 8. sınıflar için olan T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinde ders adı dışında inkılaplar/devrimler yoktur; “laiklik” sadece bir defa ve en sondaki “anahtar kavramlar” içinde geçmekte ama bu sözde “anahtar kavram” ana metinde hiç yer almamaktadır. Söz konusu çerçeve metinlerde, “maarif” ve birçok Türkçe kökenli olmayan sözcük devreye sokularak Cumhuriyet döneminde dilin Türkçeleştirilmesi yönünde atılan bütün ileri adımlar yok edilmektedir. Gerçek ahlaki değerlerin ayaklar altına alındığı böyle bir dönemin iktidarı tarafından tanımlanan “Değerler” tüm ders içeriklerinde yaygınlaştırılmakta, fıtrat, mahremiyet, edep, iffet, sünnetullah gibi kavramlarla neredeyse bütün derslere dini bir içerik verilmekte, adeta yıllar önce AKP Genel Başkanı tarafından dillendirilen “Bütün okullar imam-hatip olacak” vaadi gerçekleştirilmektedir.
Aile ve toplumsal cinsiyet ilişkileri, Medeni Kanun’un çerçevesini geçersizleştiren bir içerikte yer almaktadır. Aile kurmanın fıtrata uygunluğu, aile reisinin hak ve sorumlulukları ile devlet yöneticilerinin hak ve sorumlulukları arasında benzerlik kurulması, İslam Hukuku’nda aile kurmanın şartları, evlenme, boşanma, miras gibi konularda dini uygulamaların temel alınması, aileye ayet ve hadisler ışığında önem verilmesi söz konusudur.
Modelde kadının çalışma hayatına girmesi, çocuk sayısı, evlenme yaşının yükselmesi, boşanma-ayrılma, tek ebeveynli aileler, çocukların ve aile büyüklerinin bakımında aile dışı kurumların yaygınlaştırılması sorun olarak sunulmaktadır. Kadınları kamusal yaşamın dışına çıkarmayı amaçlayan siyasal İslam ideolojisi, bunu tüm eğitim kurumlarında ve kademelerde yaygınlaştırmayı amaçlamakta, çocuk yaşta evlilikler olağanlaştırılmaya çalışılmaktadır.
“Müfredat” ya da eğitim-öğretim programları, devletin eğitim sistemi üzerinden kendini ve temsil ettiği egemen sınıf çıkarlarını yeniden üretmesinin en güçlü ideolojik ve kültürel aracıdır. Bu yeniden üretimde bazı “değer” ve bilgiler doğru ve kabul edilebilir olarak görülürken, bazıları özellikle dışarıda bırakılır. AKP iktidarında da evrim, laiklik, fen bilimleri tarafından ortaya atılan bilimsel kavramlar, normlar ve evrensel doğrular dışarıda bırakılanların en ön sıralarında yer almaktadır. İçerik değişimiyle birlikte ön sıralarda, egemen mezhebe göre tanımlanan din, dinsel değerlere göre tanımlanan ahlak, aile, fıtrat ve istismar edilen yerli, milli gibi kavramlar yer almaktadır.
Özetle, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, iktidarın YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, tarikat ve cemaatlerle işbirliği içinde yürüttüğü 4-6 yaş Kur’an kursları, ÇEDES gibi projeleri ve geçmişteki gerici uygulamalarını tamamlayıcı niteliktedir. Model egemen mezhep eksenli dini temellere dayandırılan manevi değerler, ahlak, fıtrat gibi belirlenimler üzerinden siyasal İslamcı sömürü-rant, zulüm düzenine ucuz işgücü olarak hizmet edecek olan kindar-dindar kuşaklar yetiştirmeyi ve toplumu totaliter tarzda biçimlendirmeyi hedeflemektedir.
TMMOB’ye bağlı Odalar olarak kamu/toplum yararı temelinde toplumsal yaşamın bütününe yönelik kamusal hizmet vermekle yükümlü olduğumuzun bilinci ile bilimi, laikliği, evrensel doğru ve normları savunmaya ve şeriat yönelimli gericiliğe karşı durmaya kararlılıkla devam edeceğimizi ülke kamuoyunun bilgisine sunarız.
PİRHA- Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede, eğitimde dinselleşmenin artış göstermesini ve ÇEDES kapsamında çocukların camiye götürülmesini eleştirerek, “Çocuklar ÇEDES kapsamında camiye götürülüyor, gitmek istemeyen çocuklar ayrımcılığa maruz kalma endişesi yaşıyor. Bu gibi projeler kültürler, inançlar ve kimlikler arasındaki eşitlik mesafesini derinleştiriyor, kesinlikle karşıyız” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında çocuklar camilere götürülerek, dini bilgiler veriliyor.
Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı ve Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevin Dede, dinselleşen eğitime ve bunun Alevileri nasıl etkileyeceğine dair PİRHA’ya konuştu.
“ÇOCUKLAR ZORLA CAMİLERE GÖTÜRÜLÜYOR”
Erdoğan Sevin, ÇEDES kapsamında hiçbir pedagojik eğitimi, bilgisi olmayan vaizler veya imamlar tarafından çocuklara değerler adı altında bir takım dini bilgiler verildiğine dikkat çekti.
Çocukların okullardan alınıp camilere götürüldüğünü, gitmek istemeyen çocukların mobbinge maruz kaldığını belirten Sevin, “Oraya gitmek istemeyen çocuklar var, adeta bir mobbing uygulanıyor notları kırılır veya ayrımcılığa uğrar diye. Öğretmenler de baskı altında. Çocukları göndermiyorum diyemiyor, dediklerinde haklarında soruşturma başlatılıyor. Bu uygulama ülkeye bir yarar getirmez. Oraya giden imam ne öğretebilecek çocuklara? Mezar maketini koyuyorlar, cenaze duasını öğretiyorlar. Bırakın bunu aileler öğretsin. Kesinlikle karşıyız” dedi.
ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI
ÇEDES ve benzeri asimilasyon aygıtlarıyla Sünni fikriyatın dayatılmak istendiğini, bunun da insanlar arasında ayrışmaya neden olacağına işaret eden Sevin, Alevi kurumlarına çağrıda bulunarak şunları söyledi:
“ÇEDES gibi projeler kültürler, inançlar ve kimlikler arasındaki mesafeyi genişletir. Aleviler olarak ülkenin huzuruna katkı sağlayacak her türlü işin yanındayız ama ÇEDES gibi programlarla öğrencilerimizi bölmek, inançlarımızı, kimliklerimizi bölmek gibi bir yolla ülkenin birliği sağlanamaz.
Aleviler ülkenin laiklik çimentosudur. Bugün Cumhuriyet değerlerini, laiklik ilkesini en iyi benimseyen kesim Alevilerdir. Birbirimizi ayrıştırmak yerine birbirimizle gönül köprüsü kurmak zorundayız. Bu konuda Alevi kurum ve örgütlerinin daha duyarlı olması, bu projeye karşı kendisini göstermesi gerekir.”
PİRHA- AKP hükümeti tarafından biyoloji ders kitabında evrim teorisinin yerine yaratılış teorisine yer verilmesine tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Çocuklarımız bilim üzerinden eğitilmesi gerekirken müfredat değişiklikleriyle ve din ile köleleştirilmeye çalışılıyor” dedi. Erdoğan,müfredat değişikliklerine karşı aileleri duyarlı davranmaya davet etti.
2017-2018 Eğitim Öğretim yılında müfredattan ‘Hayatın Başlangıcı ve Evrim’ ünitesini kaldırıp evrim teorisiyle ilgili bilgileri ders kitaplarından çıkaran iktidar, 2024-2025 Eğitim Öğretim yılında ise biyoloji ders kitabında yaratılış teorisine yer verdi.
ÇEDES projesiyle imamların derslere girmesi, seçmeli din derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi politikalar ile eğitimin dinselleştirilmesi konusunda tartışmalar sürerken, eğitimde gerici bir adım daha atılmış oldu.
Konuya ilişkin, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
AKP döneminde eğitim sisteminde birçok müfredat değişikliği yapıldığını belirten Nurettin Erdoğan, müfredattaki değişikliklerin Milli Eğitim Bakanlığı ile protokol imzalayan cemaatlerin dayatmasıyla yapıldığını vurguladı.
Erdoğan, “Şeriat anlayışı, şeriat düzeni okullarda anlatılmaktadır. İnsan anatomisini kendi anlayışları üzerinden anlatarak çocuklarımızın beyinlerini yıkıyorlar. Şeri düzenindeki gibi kâğıt maketlerden yaptıkları Kâbe’ye dua etme ve şeytan taşlama gibi ritüellerin uygulandığını görüyoruz” diyerek tepki gösterdi.
“BU YAŞANANLARDAN BİRÇOK AİLENİN HABERİ YOK”
Okullarda kurban maketleri üzerinden çocukların ellerine bıçaklar verildiğini belirten Erdoğan, “Bizim körpe çocuklarımız ilim ve bilim üzerinden eğitilmesi gerekirken, din üzerinden beyinleri köleleştirilmeye çalışılıyor. Bu yaşananlardan birçok velinin haberi yok. Çocuklarını okula gönderiyorlar ama okulda ne gibi eğitimden geçiyorlar, ne gibi bir süreç uygulanıyor, hangi bilgiler çocuklara anlatılıyor? Bunlarla ilgili velilerin okullarda çocuklarının üzerinden araştırma yapmaları gerekiyor” dedi.
“BU TÜR UYGULAMALARA KARŞI ÇIKAN ÖĞRETMENLER CEZALANDIRILIYOR”
Okullarda bazı öğretmenlerin bu tür uygulamalara karşı çıktığı için ceza alma durumu ile karşı karşıya kaldığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
“O öğretmenlerimiz azınlıkta kaldığı için sesleri çıkmıyor. Onlara destek olmaları için ailelerin daha duyarlı olmaları gerekir. Biz de onlara gereken destekleri vermeye hazırız. Bu konuda bizlere bu tür sorunları iletirlerse kamuoyuyla paylaşırız. En azından engellemeye ya da önlerini kesmeye çalışırız.
Şu süreçte eğitim tamamen ayaklar altına alınmış durumda. Müfredat değişikliği allak bullak olmuş, karmaşık bir hal almış. Kimin ne tür eğitim verdiği belli değil. Buradan mezun olacak çocuklarımız hangi alanda hangi branşlarda başarılı olacak? Ülkenin geleceği için ne tür katkılar verecektir? Bunların hepsi muamma. Çocuklar okullarda temel bir eğitim görmüyor. Bununla ilgili toplumumuzu duyarlılığa davet ediyoruz. Çocukların eğitiminin takipçisi olmalarını velilerimizden rica ediyoruz. Bir ülkenin eğitim seviyesi çok düşükse o ülkenin çökme durumunun da kaçınılmaz olduğunu Orta Doğu’da görmekteyiz.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi tarafından yapılan “Alevi Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Karşı İş birliği” çalıştayında eğitim sisteminin dinselleştirilmesi ve ÇEDES projesi kapsamında imamların okullara atanmasına karşı yeterli mücadele yapılamadığı vurgulandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi tarafından yapılan “Alevi Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Karşı İş birliği” çalıştayında zorunlu din dersleri ve ÇEDES projesi kapsamında yapılan uygulamalara tepki gösterilerek, ÇEDES projesine karşı ortak mücadele vurgusu yapıldı.
Bitlis’in Hizan ilçesinde bulunan bir ortaokulda öğrencilere ÇEDES kapsamında Hac ibadetini öğretme gerekçesiyle sınıfa Kâbe maketi kurulduğunu, şeytan taşlama provası yapıldığını belirten Pir Sultan Abdal Antalya Şube SekreteriBarış Aksoy, “Bu olay öğrencilerle ilgili kısmı. Laik, bilimsel, ana dilde eğitimden yana olan, bu tür uygulamalara ses çıkaran eğitimciler cezalandırılıyor” dedi.
Okullarda bu tür eğitimlerin verildiğini buna itiraz eden öğretmenlerin ise cezalandırıldıklarını belirten Aksoy, “Tekirdağ’da bir okulda kapalı kitap yarışmasına katılım çağrısı yapıldı. Bir öğretmen kitaplardaki dini ve siyasi ögeler var diyerek çalışmaya katılmayı reddetti. Öğretmene emir ve görevleri tam zamanında yapmama suçlamasıyla 1/30 oranında maaş kesimi cezası verildi” diye konuştu.
“HAYATIN BAŞLANGICI EĞİTİM MÜFREDATINDAN TAMAMEN ÇIKARILDI”
Müfredat konusuna değinen Barış Aksoy, “2016 yılında zaten bununla ilgili çalışmalar ve saldırı başlamıştı. Hayatın başlangıcı eğitim ünitesi müfredattan tamamen çıkarıldı. 3 gün önce yayınlanan programda ise Türkiye’nin 100 yılı maarif kapsamda bir de böyle bir model çıkarıldı. Kim çıkarttı, nasıl çıkardı, hangi bilimsel çalışmalar sonucunda böyle bir model çıkartıldı kimse bilmiyor. Biyoloji dersi bilimsel gerçeklere göre değil, maarif modeli göz önüne alınarak hazırlandı. Eğitim Bakanlığı açıkça itiraf etmiş durumda” diye ifade etti.
“ÇOCUĞUMUN ZORUNLU DİN DERSİ DEĞİL, LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİM ALMASI İÇİN DAVA AÇTIM”
Son ÇEDES projesinin ortaya çıkması ile birlikte çok kaygılandığını belirten Mustafa Özkan “Çünkü çocuğumun 21 yüzyılda orta çağ karanlığından yana değil, bilimsel laik eğitim alması için böyle bir tepki verdim” dedi.
Çocuğunu böyle bir eğitim için yalnız bırakmak istemediği için dava açtığını vurgulayan Mustafa Özkan, şöyle devam etti:
“Buna yönelik PSAKD Antalya şubesi üzerinden dava açtım. Dava 1 senedir sürüyor. Bu 1-2 kişi ile olacak bir şey değil. Bugün milyonlarca insan var. Bizim çağdaş eğitimcilerimiz bilimsel eğitimi savunan sadece Aleviler değil, bu ülkede %80, %85 laik yaşama ayak uydurmuş bu yaşam biçimini savunan büyük bir kesim var. Cemevlerine, Alevi kurumlarına sendikalara, barolara ilerici kurumlara, ilerici partilere bu konuda bu iş düşüyor. Bunun ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum.”
“AİLELER OLARAK OKULA GELEN İMAMLARI KOVALIM”
Birleşmenin, birlikte mücadele yürütmenin önemine vurgu yapan emekli öğretmen Gülcan Şahin de “Okullarımıza gelen imamları kovalım. Böyle bir öneride bulunuyorum. Ama maalesef bizler ortak davranmıyoruz. Korkak davranıyoruz ve hiçbir veli buna cesaret etmedi. Oğluma söylüyorum seni ÇEDES kapsamında herhangi bir yere götürecek olurlarsa bana haber ver dedim. Ayrıca dilekçe verdim ve benim oğlumu hiçbir yere götürmeyin dedim. Başta aileler korkuyor çocuklarımız bizlerden daha cesur. Bu bizim ayıbımız” diye belirtti.
“YÖNETİCİLER OLARAK DAVAYI BİZİM AÇMAMIZ GEREKİRDİ AÇMADIK”
Oğlunun 4. sınıfa başladığında Pir Sultan Abdal Derneği’nde yönetici olduğunu belirten PSAKD Ankara Şube üyesi Şenay Keçeci, “O dönemde genel merkez olarak zorunlu din derslerine karşı İzmir’de ve Ankara’da oturma eylemlerini düzenlemiştik. Ben arkadaşlara bu oturma eylemlerinden ziyade dava açmadığımız, Alevi kurumlarında yönetici olarak bu taşın altına biz elimizi koymadığımız sürece hiç kimseye zorunlu din dersine karşı dava açın diyemeyiz dedim” diye belirtti.
“DAVA AÇMAKTA KORKAK DAVRANDIK”
Okulda hem veliler hem öğretmenler hem de çocukların, arkadaşlarının yaşadığı travmalardan kaynaklı dava açılmaya yanaşılmadığımı belirten Keçeci, “Dava açmaya yanaşmadılar. Ben de o süreçte, korkaklıksa eğer ben de korkak davrandım dava açmadım” dedi.
“SADECE HUKUKİ BOYUTTA DEĞİL ÇOK BOYUTLU MÜCADELEYİ DÜŞÜNMEK GEREKİR”
Sadece hukuki boyutta mücadele etmenin aileleri başarıya götürmeyeceğini, mücadeleyi çok boyutlu düşünmek gerektiğine vurgu yapan Veli-Der Antalya Şubesi Başkanı Tülin Koç ise “Sokakta da mücadele verilmesi ve sokağın bırakılmaması gerekir. Çünkü İstanbul’da 4+4+4 eğitim hayata geçirilmeye çalışıldı. Bununla birlikte okul dönüşümleri (imam hatipe) yaşandı. Bir örneği de Antalya’da yaşandı. Çocuklarımızın okullarına sahip çıkacağız, okul dönüşümlerine engel olacağız dediler ve bu okulları imam hatipe dönüştüremediler” diye ifade etti.
Dava kazanılsa da bu ülkede AİHM kararlarının uygulanmadığını vurgulayan Koç, bu ülkede hukuk yok, çünkü laikliğin olmadığı ülkede hukuktan bahsedemeyiz dedi.
Türkiye İşçi Partisi Konyaaltı Belediye Meclis üyesi adayı Emire Ulutaş da, “Mücadele daha önceden başlatılmış olsaydı bugün bu noktada olunmazdı” diye belirtti.
PİRHA- AKP hükümetinin laik eğitim karşıtı politikası sürüyor. Bu kez İstanbul Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ÇEDES projesi kapsamında ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerini camiye götürdü. Namaz çıkışı AKP’li Çekmeköy Belediyesi çocuklara çorba dağıttı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi”ne (ÇEDES) karşı tepkiler sürerken öğrenciler sabah namazı için camilere götürülmeye devam ediyor.
BirGün’den Deniz Güngör’ün haberine göre, İstanbul Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Çekmeköy Müftülüğü tarafından 4’üncüsü gerçekleştirilen “Hep Birlikte Huzura” adlı sabah namazı programı oldu. Ensar Camiinde gerçekleştirilen etkinliğe öğrencilerle birlikte aileleri de katıldı. “Ensar Camisi Sabah Namazı Programı” adı altında paylaşılan duyuruda namazın ardından Çekmeköy Belediyesi tarafından çorba dağıtıldığı da belirtildi.
Etkinlik kapsamında Sabiha Hamdi İlkokulu, Semiha Yıldırım İlkokulu, İzzet Yüksek Ortaokulu, Nükte Söze Ortaokulu ve Fatma Talip Kahraman Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri camiye götürüldü. Etkinliğin ardından çocukların camideki görüntüleri Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün sosyal medya hesabından paylaşıldı. Etkinliğe, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Akhan, okul müdürleri de katıldı.
Görüntüler, müdürlüğün sosyal medya hesabında şu ifadelerle paylaşıldı:
“Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve İlçe Müftülüğümüzün koordinesinde ÇEDES Projesi kapsamında programımızın dördüncüsünü gerçekleştirdik. Programımız 25 Şubat Pazar günü sabah Ensar Camisi’nde İlçe Milli Eğitim Müdürümüz, şube müdürlerimiz, okul müdürlerimiz, öğretmenlerimiz, sivil toplum kuruluşu temsilcilerimiz, sevgili öğrencilerimiz ve velilerimizin katılımıyla gerçekleştirildi. Sabah namazı programına katılan ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerimize, velilerimize, öğretmenlerimize ve çorba ikramı ile bize destek olan Çekmeköy Belediyesi’ne teşekkür ederiz.”