PİRHA- Kırklareli’nde imam hatip lisesi yemekhanesinde ‘harem selamlık perdesi’nin açık kaldığı gerekçesiyle müdür yardımcısı Engin Yıldırım tarafından darp edilen Aylin Gabralı meslektaşından şikayetçi oldu.
Birgün’den Gökay Başcan’ın haberine göre ‘haremlik selamlık perdesiyle ayrılan yemekhaneye taşımalı okuyan öğrencileri getiren sorumlu öğretmen Aylin Gabralı kız öğrencilerin olduğu taraftan perdeyi açarak yemek alınan kısma geçti. Ardından Lüleburgaz İmam Hatip Anadolu Lisesi’nin pansiyonunda sorumlu müdür yardımcısı Engin Yıldırım ayağa kalkarak perdeyi kapattı. Perde kapandığında öğrencilerinin göremediğini ifade eden öğretmen Gabralı’nın üzerine yürüyen müdür yardımcısı Yıldırım, meslektaşına saldırdı. Yaşanan saldırının ardından polisi arayarak, müdür yardımcısından şikayetçi olan ve. Kollarında, bacaklarında ve başında darbeye bağlı morluklar oluşan öğretmen Gabralı ayrıca darp raporu aldı.
6 AYDIR KAMERALAR ÇALIŞMIYORMUŞ
Biyoloji öğretmeni Gabralı, “Perdeyi niçin kapattığını, öğrencileri görmemiz gerektiğini söyledim. Sonra üzerime yürüyüp bana bağırmaya başladı. Buranın işleyişinin böyle olduğunu, benim kendi işime bakmam gerektiğini söyledi. Bağırmasına gerek olmadığını nazik bir dille ilettiğimde bu kez daha da şiddetli bağırdı ve bana fiziksel olarak bir hayli yaklaştı. O anki telaşlı ortamda elimdeki tabldot istemeden düştü ve onun üzerine geldi. Bundan sonra birden canavarlaşıp üzerime geldi ve tekme tokat dalmaya başladı” dedi.
Sol bacağında morluklar bulunduğu belirten Gabralı, “İşin en ilginç kısmı ise şuydu. Her tarafta kameralar olmasına rağmen kameralar kayıtta değilmiş. 6 aydır kameralar çalışmıyormuş. Öğrencilerin kaldığı bir yurtta böyle bir şey mümkün olabilir mi? Kameraların çalışmaması çok vahim bir durum” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Mersin Eğitim İş, yaptığı açıklamada, hükümetin okullara imam atamasına sert tepki gösterdi. Eğitim döneminde gericileştirme ve niteliksizleştirme politikaları dozunu artırdığına işaret edilen açıklamada, “ÇEDES protokolü tehlikeli ve hukuksuzdur. Anayasamıza, yasalara ve yönetmeliklere açıkça aykırıdır” denilerek topluma duyarlılık çağrısında bulunuldu.
Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü” dolayısıyla okullara imam atanmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.
Mersin Eğitim İş de, Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Yakup Tekin, “Daha kötü ne olabilir ki?” sorusuna her yeni eğitim-öğretim döneminde “bu kadar da olmaz” dedirten bir iktidarla karşı karşıya olduklarını belirterek, sonuna gelinen eğitim döneminde gericileştirme ve niteliksizleştirme politikalarının dozunu artırdığına işaret etti.
Tekin, çocukların okullarda musluklardan temiz olmayan suyu içip, kantinden bir tost dahi alamadığını; kalabalık sınıflara mahkum edildiğini, mesleki eğitim adı altında sermayeye çocuk işçi olarak sunulduğunu, ailesi zengin öğrenci ile yoksul öğrenci arasındaki makasın daha da açıldığını, eğitim emekçilerinin açlık sınırında ücretlere mahkum edildiğini, 1 milyona yaklaşan atanmayan öğretmenin olduğunu vurgulayarak, “Şimdi bir de çocuklarımız eğitim dışı kurumların kucağına itilmeye çalışılmaktadır” dedi.
“ÇEDES PROTOKOLÜ TEHLİKELİDİR”
“Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında yapılan protokolle okullara “manevi danışman” adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanması eğitimde çok başlılığın artacağının da net sinyallerini verdiğini belirten Tekin, şunları söyledi:
“ÇEDES protokolü hukuksuzdur: Anayasamıza, yasalara ve yönetmeliklere açıkça aykırıdır. Laik ve bilimsel eğitimle taban tabana zıttır. Çünkü ÇEDES protokolü tehlikelidir: Eğitim biliminden pedagojiden bihaber, çocuklarımıza nasıl yaklaşılacağını bilmeyen yetişkinleri okullara sokmak travmatik etkileri de beraberinde getirecektir. ÇEDES protokolü öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin mesleki itibarına hakarettir. Eğitim-öğretim eğitimcilerin işidir.
Eğitimin memleketin en birincil meselesi olduğunu hatırlatıyor, uyarılarımız dikkate alınmaz ve eğitime dair sorunların çözümü için adım atılmazsa eylemliliğimizin artarak devam edeceğini ilan ediyoruz, tüm yurttaşlarımızı da destek vermeye davet ediyoruz!”
PİRHA- Deprem bölgesinde hazırlıklar tamamlanmadan okulların açılmasına tepki gösteren Samandağ Eğitim-Sen Şubesi, “Halkımız gibi öğretmenlerimizin ne kendilerinin ne de ailelerinin en temel hak olan barınma, sağlık, beslenme vb. hiçbir güvencesi yok. Söz verdiğiniz ve yerine getirmek zorunda olduğunuz koşulları sağlamadan ve özellikle rızaya dayalı olmadan hiçbir öğretmenimizi çağırmayın, korkutmayın” dedi.
Eğitim-Sen Samandağ Şubesi, deprem bölgesinde okulların açılmasına dair basın açıklaması yaptı.
Şube Başkanı Esat Kudret tarafından yapılan açıklamada, okulların hiçbir hazırlık yapmadan açıldığını belirterek, “Oysa zaten hem bu okullar hem de bir o kadarı, 45 yerde depremin üçüncü haftasında gönüllü öğretmenlerimiz, dostlarımızın desteği ve bizlerin aracılığı ile, ilçenin tüm engellemelerine rağmen eğitim faaliyetine başlamıştı. Bu eğitim faaliyetini yürütenlerin, bizlerin resmi makamlardan okul bahçeleri dışında hiçbir talepleri yoktu. O gün okul bahçelerini bizlere kapatanlar bugün zaten açık olan okulları yeniden açmış oldu” dedi.
Samandağ İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile müzakere edildiğini aktaran Kudret, “Barınma sorunu tümden giderilecek, gönüllülük esas olacak, ders yükü 15 günle sınırlı olacak, günlük ders sayısı üçü geçmeyecek, ders süresi yarım saati geçmeyecek ve illa ki müfredat dayatması olmayacak. Bugün itibarı ile bunların hiç biri yerine gelmiş değil” diye konuştu.
“HİÇ BİR ŞEYİMİZ NORMAL DEĞİL; SU YOK, UYUZ, PİRE, BİT YAYILMAYA BAŞLADI”
“Okullar elbette resmi olarak da açılmalıdır. Ki zaten fiili olarak ve gönüllülerimiz üzerinden açıktı. Öğretmenlerimiz elbette görevlerinin başında olmalı ve uygun olan da zaten üçüncü haftadan itibaren sahadaydı. Halen de sahadalar” diye vurgulayan Kudret, şunları ifade etti:
“Kim yoktu dersiniz: İlçe milli eğitim müdürlüğü, küstürülen ve tayin istemek zorunda bırakılan şube müdürleri ile oturduğu yerden öğretmenlerine mesaj üstüne mesaj yazan “padişahım çok yaşa “ diyen kimi okul müdürleri. Öğretmenlerimize “nasılsınız, bir ihtiyacınız var mı, geçmiş olsun, başınız sağolsun” bile demeyenlerin kibridir, küstahlığıdır, cehaletidir. Hiçbir şeyimiz normal değil. Çoğu okulumuz sağlam değil, kimi okul bahçelerimiz haklı olarak halkımız tarafından yaşam alanı olarak kullanılmakta. Halkımız gibi öğretmenlerimizin ne kendilerinin ne de ailelerinin en temel hak olan barınma, sağlık, beslenme vb. hiçbir güvencesi yok. Su bile yok. Uyuz, pire, bit, enfeksiyon yayılmaya başladı bile.
Öğretmenlerimiz güven vermeyen bir iktidarın konteynır çağrısına haklı olarak “daha sonra ev vermez, kira yardımı yapmaz” vb. nedenlerle sıcak bakmıyor. Gelecekleri ile ilgili kendileri ve dostları dışında hiç kimseye bel bağlamıyor. Bir de onları ailelerinden yalıtarak ve sanki öğretmen olunca insan olunmuyormuş, çoluk çocuk sahibi değilmiş, anneleri babaları yokmuş var sayarak göreve çağırıyorsunuz.
Bu durum okullar için de geçerli. Bugün öğrencilerimiz sınavlara hazırlanıyorsa, küçük çocuklarımız çadır kreşlerde ana sıcaklığını bulabiliyorsa, psiko-sosyal destek çadırlarımızda toparlanabiliyorsa bizlerin, gönüllü öğretmelerin, destekçi dostlarımızın sayesindedir milli eğitimin değil. Fakat buna rağmen pişirmede yok yemede var misali okulları ben açtım, açtırdım derken bile kibri elden bırakamayanlar, yaşamı sadece emir komutadan ibaret sananlar ile bu cahillere “padişahım çok yaşa” diyenler unutmasınlar ki halkımız gibi eğitim emekçilerimizin de olağan üstü halleri var ve yalnız değiller.
Söz verdiğiniz ve yerine getirmek zorunda olduğunuz koşulları sağlamadan ve özellikle rızaya dayalı olmadan hiçbir öğretmenimizi çağırmayın, korkutmayın, işiyle, ekmeğiyle, ek dersiyle ve yasaları, genelgeleri vb. kafanıza göre yorumlayarak ve özellikle eğitim emekçisinin aleyhine olacak şekilde, sanki meslektaşınız değilmiş, okulların sahibi sizmiş gibi tehdit etmeyin, taciz etmeyin. Yani suç işlemeyin.”
PİRHA- Berlin’deki devlet okullarındaki öğrencilere Alevilik dersleri vermeleri amacıyla yeni öğretmen adaylarına eğitim dersleri verilmeye başlandı. İlgili eğitim programı Cemevi Yönetim Kurulu, İnanç Kurulu ve Eğitim Komisyonu’nun ortak çalışmaları ve rızalıklarıyla Cemevi ARU Eğitim Koordinatörü Erdal Çağlar tarafından hayata geçirildi.
Berlin Cemevi’nde gerçekleştirilen tanışma kahvaltısı ardından eğitim programına dair ilk seminer İnanç Kurulu Başkanı Musa Gönül Dede’nin gülbengi ve selamlama konuşması ile başladı. Gönül’ün ardından, Yönetim Kurulu adına 2. Başkan Asiye Atakan Şenkaya, BAT YK üyesi ve BDAS Almanya Eş Başkanı Melinda Özgül ile BDAS Berlin Eş Başkanı Umut Öztek öğretmen adaylarımıza seslendiler.
Daha sonra Berlin’de Alevilik derslerinin verilmesinin tarihçesini Eğitim Komisyonu üyesi Seyitali Dikmen anlattı.
Dikmen’in ardından, uzun yıllardır Alevilik Dersleri öğretmeni olan Kadir Şahin, okullardaki durumu, yaşanan sıkıntıları ve bir dersin verilme izlencesini detaylı biçimde izah etti. Eğitim programını modere eden Berlin Cemevi ARU Eğitim Koordinatörü Erdal Çağlar ise Alevilik Dersleri’nin verilmesinin önemini ve 12 haftalık eğitim programının içeriğine dair önemli bilgileri katılımcılara aktardı.
Eğitim programını öğleden sonraki 2. bölümünde Weingarten Eğitim Yüksekokulu’ndan Akademisyen İsmail Kaplan ilk dersine başladı.
Aralarında Alevilik Eğitimi konusunda uzman Akademisyen ve Eğitmenler tarafından verilecek dersler toplamda 12 hafta sürecek ve eğitim programı hafta sonları (cumartesi-pazar) sabah saat 10:00-17:00 arası gerçekleştirilecek. Eğitim programının sonunda katılımcılar alacakları sertifika ile Berlin’deki devlet okullarında Alevilik Dersleri’ni verebilecekler. Böylelikle gelecek eğitim yılında yeterli sayıda Alevilik dersini verecek öğretmenler olacak.
PİRHA- Anayasa Mahkemesi, Bodrum’da bir okulda sınıf öğretmeniyken KHK ile 2016’da ihraç edilen Engin Karataş’a işine dönmek için yaptığı eylemler nedeniyle kesilen para cezalarının hukuka aykırılığına vurgu yaparak, cezaların hak ihlali olduğuna karar verdi.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Bodrum’da bir okulda sınıf öğretmenliği yaparken ihraç edilen Engin Karataş, ihraç edilmesinin ardından eylemlere başlamış ve okulunun önünde gerçekleştirdiği eylemlerle yaşadığı hukuksuzluğu protesto etmişti.
Karataş’a yaptığı eylemlerden dolayı birçok kez soruşturma açılmış ve idari para cezaları verilmişti. Karataş, OHAL Komisyonu’na da başvurmuş ancak son iki yıldaki ‘İşimi istiyorum’ eylemleri gerekçe gösterilerek talebi reddedilmişti.
Anayasa Mahkemesi (AYM), Karataş’ın işine dönmek için yaptığı eylemler nedeniyle kesilen para cezalarının hukuka aykırılığına vurgu yaparak cezaların hak ihlali olduğuna karar verdi.
“30 BİN TL’YE YAKIN PARA CEZALARI KESİLDİ”
Karataş söz konusu Anayasa Mahkemesi kararını ve yaşadığı süreci şöyle anlattı:
“Eylem yaptığım 4 yıllık süreçte neredeyse her gün para cezaları kesiyorlardı. Başlarda eylemlerimin yasa dışı olduğunu belirtip soruşturmalar açtılar. Ancak ben anayasal haklarım kapsamında bu eylemlerimi gerçekleştiriyordum. Bundan dolayı bir süre sonra bundan sonuç alamayınca para cezaları kesmeye başladılar. Her gün kesiyorlardı. Yaklaşık 30 bin TL’yi buldu bu cezalar. Ben 3 yıl boyunca eylem yaptım. Başta her gün yapıyordum. Daha sonra haftada bir yapmaya başladım. Ardından ise eylemlerimi sonlandırdım. Kiralar çok yüksek olduğu için Bodrum’dan ayrılmak zorunda kaldım. Muğla’nın küçük bir köyüne yerleştim. KHK’li olduğum için iş bulamadım. Eğitim-Sen üyesiyim. Sendika her ay bana belirli bir yardımda bulunuyor. Bununla geçinmeye çalışıyorum.
“KESİLEN PARA CEZALARI NEDENİYLE İCRAYA VERİLDİM, BANKA HESAPLARIMA EL KONULDU”
Söz konusu para cezalarını ödemem mümkün değil. Bu cezalar kesildikten sonra banka hesaplarıma el konuldu. Bankada bir miktar param vardı. Ona da el konuldu. Öyle öğrendim bu cezalar sonucunda beni icraya verdiklerini. Bu para cezalarına karşı ilk başta yerel mahkemelere başvuruda bulunduk. Ancak mahkeme ret kararı verdi. Ardından AYM’ye gittik ve orası beni haklı bularak lehime karar verdi. Demokratik haklarımı kullandığımı, yaptığım eylemlerin sonucunun para cezası gibi bir hukuki yaptırım doğurmadığını belirtti. Şimdi bu dava yerel mahkemeye gidecek ve oradan bozulacak. Bana kesilen 5 para cezası için başvuru yapmıştık. Bu kararın nihai sonucuyla birlikte emsal göstererek diğer para cezalarını da iptal ettirebileceğim.”
Avrupa Eğitim Bilgi Ağı verilerine göre; Avrupa’da son 11 yılda öğretmen maaşlarının düştüğü tek ülke Türkiye oldu. Verilere göre, Avrupa’da öğretmen maaşının en yüksek olduğu ülke Lüksemburg. Mesleğe yeni başlayan ilk öğretim öğretmenleri bu ülkede yıllık Lüksemburg’da 69 bin 76 Euro kazanırken, bu oran Türkiye’de 8 bin 330 Euro olarak kayda geçti.
Avrupa Komisyonu Eğitim ve Kültür Yürütme Ajansı (EACEA) bünyesindeki Avrupa Eğitim Bilgi Ağı’nın (Eurydice) 2020/2021 verilerine ilişkin yayımladığı rapora göre, Türkiye’de mesleğe yeni başlayan öğretmenler asgari ücretin 1,8 katı kadar maaş alırken Avrupa’da son 11 yılda öğretmen maaşlarının düştüğü tek ülke Türkiye oldu.
Avrupa’da öğretmen maaşının en yüksek olduğu ülke Lüksemburg; en düşük olduğu ülke ise Arnavutluk olarak kayda geçti. Peki en yüksek öğretmen maaşı hangi ülkelerde, satın alma gücüne göre öğretmen maaşı nasıl değişiyor, Türkiye öğretmen maaşında kaçıncı sırada?
Euronews’in Eurydice raporundan derlediği bilgilere göre, mesleğe yeni başlayan ilk öğretim öğretmenlerin yıllık brüt Euro maaşı Lüksemburg’da 69 bin 76 Euro; Arnavutluk’ta ise 4 bin 233 Euro. Türkiye’de öğretmenler 2020/2021 döneminde yıllık brüt 8 bin 330 Euro kazandı. (Maaşlar devlet okulundaki tam zamanlı öğretmenlerin yasal maaşını gösteriyor.)
Öğretmenlerin yıllık 50 bin Euro’dan fazla kazandığı ülkeler 66 bin 972 Euro ile İsviçre ve 54 bin 129 Euro ile Almanya oldu. Danimarka, İzlanda ve Norveç ise 40 bin barajını aşan ülkelerden. Diğer bazı ülkelerde ise mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin yıllık brüt maaşı şöyle: Hollanda (38 bin 413), Fransa (26 bin 839), Yunanistan (13 bin 104) ve Bulgaristan (7 bin 908).
Türkiye’de öğretmenler dört Avrupa Birliği (AB) ülkesindeki meslektaşlarından daha çok kazanıyor. Bu ülkeler Macaristan, Romanya, Polonya ve Bulgaristan.
MAAŞLARIN DÜŞTÜĞÜ TEK ÜLKE TÜRKİYE
Eurydice’ın önceki raporlarıyla karşılaştırıldığında son 11 yılda euro bazında öğretmen maaşlarının düştüğü tek ülke Türkiye oldu. 2009/2010 ile 2020/2021 dönemleri kıyaslandığında Türkiye’de euro bazında yıllık brüt maaşlar yüzde 10 geriledi.
Mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin maaşı bu zaman diliminde en çok Litvanya’da (yüzde 269) yükseldi. Maaşlar Romanya’da yüzde 193 ve Bulgaristan’da yüzde 180 artış gösterdi. Kıbrıs ise yüzde 2 ile AB’de öğretmen maaşının en az yükseldiği ülke oldu.
Diğer ülkelerde öğretmen maaşlarındaki yüzdelik artış şöyle gerçekleşti: Çekya 163, Polonya 77, İsveç 68, Macaristan 54, Almanya 42, Hollanda 20, Yunanistan 11 ve İtalya 6.
Satın Alma Gücü Standardına göre ise Türkiye öğretmen maaşlarında daha iyi durumda. Türkiye bu alanda 36 Avrupa ülkesi içinde 11. sırada yer alıyor. Satın Alma Gücü Standardına göre bakıldığında ülke sıralamalarının değiştiği görülüyor.
Satın Alma Gücü Standardına göre öğretmen maaşının en yüksek olduğu ülke 50 bin 537 ile Almanya. En düşük ise Arnavutluk’ta (7 bin 824). Türkiye’de bu miktar 28 bin 455. Diğer ülkelerde satın alma gücüne göre öğretmen maaşları şöyle: İsviçre (38 bin 601), Hollanda (32 bin 350), Kıbrıs (25 bin 25 bin 465), Fransa (24 bin 563), İtalya (23 bin 601), Yunanistan (15 bin 435) ve Bulgaristan (15 bin 159).
PİRHA-Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içeren Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu dün esastan görüşmeye başlaması üzerine basın açıklaması düzenleyen KESK İstanbul Şubeler Platformu baskı ve tehditlere boyun eğmeyeceklerini kaydetti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İstanbul Şubeler Platformu, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) dün esastan görüşmeye başladığı Öğretmenlik Meslek Kanunu’na ilişkin İstanbul Eğitim SEN 3 No’lu Şubesi’nde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen 9 Şube Başkanı Hüseyin Özev okudu.
“Demokratik Bir Ülkede İnsanca Yaşamak İstiyoruz” başlıklı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“EĞİTİM SEN YÜZ YILLIK MÜCADELE GELENEĞİ OLAN BİR SENDİKADIR”
“Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içeren Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu dün esastan görüşmeye başlamıştır. Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan bir milyonu aşkın öğretmen, Anayasa Mahkemesi’nin eğitim alanında telafisi güç sonuçlar yaratması kaçınılmaz olan ve Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içeren ÖMK ile ilgili olarak hukuka uygun bir karar vermesini beklemektedir. Merkez Yürütme Kurulu üyelerimiz, diğer sendikaların genel başkanları ve MYK üyeleri ile birlikte Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun görüşüleceği Anayasa Mahkemesi önünde dün sabah saatlerinden itibaren ‘Meslek Nöbeti’ tutmak için bir araya gelmiş, Anayasa Mahkemesi’ni öğretmenlerin sesini duymaya ve ÖMK’yi iptal etmeye çağırmıştır. Ancak izin emniyet güçlerinin saldırısına uğramışlardır. Aralarında Merkez Yürütme Kurulu üyelerimiz Ahmet Karagöz ve Simge Yardım’ın da bulunduğu çok sayıda sendika yöneticisi, ters kelepçe ile gözaltına almıştır. En demokratik hak basın aracılığı ile kamuoyunu bilgilendirme amacıyla basın açıklaması hakkının kullanılması engellenmiştir.
Eğitim Sen, yüz yıllık mücadele geleneği olan bir sendikadır özelde eğitim emekçilerinin özlük ve ekonomik sorunlarının çözümü genelde ise çocuklarımızın ve gençlerimizin parasız, bilimsel, demokratik ve nitelikli bir eğitim alması için mücadele yürütmektedir. Eğitim Sen yıllardır siyasi iktidarların antidemokratik baskılarının hedefi haline getirilmiş ancak üyelerinden aldığı güçle bu baskılara karşı mücadelesini sürdürmekten asla geri durmamıştır.
En doğal ve demokratik haklarımızı kullanmamızın yasa dışı bir şekilde engellenmesi ve sendika yöneticilerinin ters kelepçe ile gözaltına alınması, sendikalarımızın kriminalize edilmesi kabul edilemezdir. Bu antidemokratik uygulamalara son verilmelidir. Kendilerini hukukun ve kanunların üzerinde gren mülki amirleri yasal haklarımızı kullanmamızı engellemekten vazgeçmeye çağırıyoruz ve bir kez daha hatırlatıyoruz ki haklı ve meşru taleplerimizi her türlü baskı ve engellere rağmen savunmaya devam edeceğiz baskı ve tehditlere boyun eğmeyeceğiz.”
PİRHA – Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun geri çekilmesi için 2 Kasım’da yapacakları iş bırakma eylemine ilişkin konuştu. Kurul, “Okul içerisinde çalışma barışını bozan bir meslek kanunu ile karşı karşıyayız. Öğrencilerimize, öğretmenlere, diğer eğitim çalışanları ve velilerimize doğrudan olumsuz etkileri söz konusu” dedi.
3 Şubat 2022’de Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) Yasası çıktı. 13 maddeden oluşan bu yasa, eğitim alanındaki emekçilere zarar vereceği gerekçesi ile tepkiyle karşılandı.
Tüm muhalif partilerin itirazlarına rağmen yasa Meclis’ten geçti. Söz konusu yasanın, ayrımcılığın önünü açacağını ifade eden Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) liyakat dışı atamalara yol açılacağı, öğretmenleri kendi içinde ‘ücretli, sözleşmeli ve kadrolu öğretmenler’ diye 3 parçaya ayıracağını vurguladı.
“ÇALIŞMA BARIŞIMIZ İÇİN ÖMK İPTAL EDİLSİN”
Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) Yasası’nın ciddi sorunlar barındırdığını belirterek, “Bir yasanın, öğretmenlerin ekonomik, demokratik ve özlük haklarını ilerletmesi lazım. Ancak eğitim tarihine baktığımızda öğretmenlere ilk kez bir yasa bu kadar ayrımcı bir biçimde uygulama alanı açmış oluyor” uyarısında bulundu. Prof. Dr. Nejla Kurul, 19 Kasım’da yapılacak sınava da işaret ederek yasanın detayları hakkında şu bildileri verdi:
“Öğretmenlerimize kendi içinde kadrolu ve güvenceli olmaksızın aynı zamanda ücretli ve sözleşmeli öğretmenleri düşündüğümüzde kadrolu ve güvenceli olması gereken öğretmenleri de bir sınav yaparak, maaş artışını sınava bağlayan, yıllarca emek vermiş öğretmenlerimizi bir sınavla ‘yeterli olanlar’ ve ‘yeterli olmayanlar’ olarak ayrıştırıp yeterli olanlara ‘Uzmanlık’ ve ‘Başöğretmen’ unvanı vererek maaş artışı getiren bir yasa ile karşı karşıyayız.
19 Kasım’da sınav yapılacak bu sınavın da aynı zamanda öğretmenleri bölen, parçalayan ve maaş artışını bu sınavın sonucuna göre değerlendiren bir düzenleme olduğu fark edildi. Öğretmenler, tek ses olarak ÖMK’ya karşı itirazlarını açık biçimde ortaya koydu. Eğitim Sen olarak alanlarda 81 ilin hemen hemen her birinde, yazın sıcağında açıklamalar yaptık. Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak istedik ancak genel merkezimiz abluka altına alındı ve sözümüzü bakanlığın kıyısında söylememiz dahi engellendi.
Kamu vicdanını yaralayan, eğitim emekçilerinin geçinememe sorununu çözmeyen bu yasa karşısında konuşmak istiyoruz. Ancak izin vermiyorlar. Alanlardan sesleniyoruz bunu dinlemiyorlar.
15 Ekim’de binlerce öğretmenin katıldığı bir miting gerçekleştirdik ve o gün dedik ki ‘Emeğimiz, onurumuz ve çalışma barışımız için Öğretmenlik Meslek Kanunu iptal edilsin. Yeni bir yasal düzenleme için katılımcı bir anlayışla hazırlanacak bir süreç başlatalım’ dedik. Fakat buna da ses soluk olunmadı.”
“ÖĞRETMENLERİMİZ, MÜLAKAT VE KEYFİ UYGULAMALARLA KARŞILAŞACAK”
Nejla Kurul, ÖMK Yasasının iptal edilmesi için tüm eğitim sendikalarına çağrılar yaptıklarını ve birlikte yol aldıklarını da belirtti. Elliye yakın eğitim sendikası içerisinde 14 sendika olarak 15 Ekim’de Ankara’da yapılan miting öncesi ortak bir karar tutanağına imza atıldığını söyleyen Kurul, şöyle devam etti:
“O imzamızda ‘ÖMK iptal edilsin’ vardı. Tutanakta aynı zamanda, yüksek bir enflasyon yaşıyoruz, eşit işe eşit ücret anlayışını dikkate alarak tüm emekçilerin yoksulluk sınırı üzerinde ücret almaları için eğitim öğretime hazırlık ödeneğinin yılda bir kez bir maaş tutarında ödenmesi için taleplerimizi ifade ettik. Ayrıca öğretmenlerin ‘Ücretli, Sözleşmeli’ olarak ayrıştırılmaması gerektiğini, kariyer basamaklarının bu yasanın çekilmesi ile birlikte ortadan kaldırılması gerektiğini belirten, öğretmenlerimizin tamamı için kadrolu, güvenceli bir istihdamın kesinlikle gerekli olduğunun altını çizdik.
Bu yasa ile birlikte illerde İl Değerlendirme Kurulları’nı oluşturdular. Genç öğretmenlerimiz, mülakat ve keyfi uygulamalarla karşılaşacak. O yüzden dedik ki mülakatlar ortadan kalksın.”
“EĞİTİM TARİHİNDE ÖĞRETMENLERİNE AYRIMCILIK YAPAN TEK YASA”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kurul, Enflasyon artışı nedeniyle eğitim emekçilerinin barınmadan birçok ihtiyaca kadar güçlük çektiğini vurgulayarak, “İstanbul’da kiralar 5.000’den başlıyor 15.000’e kadar çıkıyor. Ama öğretmenlerimizin maaşı artık neredeyse 3’te ikisini karşılayabiliyor. Peki yaklaşan kış var. Öğretmenlerimiz bu yüksek doğalgaz fiyatları karşısında nasıl ısınacaklar? Bu yüzden ÖMK’ya karşı itirazlarımız bu bağlamda gelişti. Şunu açıkça ifade edebilirim ki eğitim tarihinde öğretmenlerine ayrımcılık yapan, eşitsizlik üreten, tahakküm yaratan tek yasa bu yasadır. Öğretmenleri ‘Düz öğretmen, Uzman öğretmen ve Başöğretmen’ olarak hiyerarşiye tabi tutmak, onlar arasında maaşta eşitsizliğe yol açmak öğretmenlik mesleğini değersizleştiren, öğretmenin onurunu inciten bir konu.”
ÖMK YASASI SADECE ÖĞRETMENLERİ ETKİLEMİYOR!
Nejla Kurul, söz konusu yasanın sadece öğretmenleri etkilemeyeceğini de söyleyerek şöyle devam etti:
“Öğrenci ve veliler arasında da ayrımcılığa yol açacak bir yasadır. Örneğin çocuğunuzu bir sınıfa kaydetmeye gittiniz. 3 öğretmenle karşılaştınız. Diyeceksiniz ki ‘Bakanlık diyor ki başöğretmen daha yeterliymiş’. Müdür ise şunu demek zorunda kalacak ‘Hayır bütün öğretmenlerimiz nitelikli’. Ama veli şunu sormak zorunda kalacak ‘Ama başöğretmenin yeterli olduğunu söylüyor ve yüksek ücret ödüyorsunuz.’
Bu bağlamda çocuklarını başöğretmende okutmak isteme durumu ortaya çıkacak ve Okul Aile Birliklerini devreye sokma gibi eğitimi ticarileştiren bir sürecin de önünü açacağı için sorunlu bir yasa.
Okul içerisinde çalışma barışını bozan bir meslek kanunu ile karşı karşıyayız. Öğrencilerimize, öğretmenlere, diğer eğitim çalışanları ve velilerimize doğrudan olumsuz etkileri söz konusu. Bu yüzden ÖMK’nın geri çekilmesini talep ediyoruz.”
YASA YARGIYA TAŞINDI!
Prof. Dr. Nejla Kurul, söz konusu yasa sebebiyle hukuk sürecinin de işletildiğini belirterek şöyle devam etti:
“Bu süreç ayrıca şu an yargıda. Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ama daha karara bağlanmadı. Ancak Anayasa Mahkemesi ‘esastan görüşme’ kararı aldı. Yanı sıra bizler de Danıştay’a başvurduk ancak Danıştay bunu henüz bir karara bağlamadı. Ama yürütme organı olan Eğitim Bakanlığı çok hızlı biçimde bu yasanın hayata geçirmesini sağlayacak düzenlemeleri başlattı.
Önümüzde bir gün var. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ciddi bir adım atmasını bekliyoruz. Somut bir adım atılmazsa 2 Kasım’da eğitim hizmetini üretmeyeceğiz. Ve derdimizi bu kez daha güçlü bir biçimde hem velilerimize hem bu sürece katılmayan eğitim emekçilerine hem de tüm kamu emekçilerine daha yüksek sesle anlatacağız. Bu eylemin ardından ne yapacağımız konusunda yeniden buluşup, sonraki süreçte nasıl bir mücadeleyi yürüteceğimize de ortak biçimde karar vereceğiz.”
İş bırakma konusunda eğitimcilerin kaygı ve korku içerisinde olmamaları gerektiğine de vurgu yapan Necla Kurul şu cümlelerle sözlerine son verdi:
“Öğretmenlerimiz öncelikle iş bırakmanın yasal ve meşru bir hak olduğunu bilmeliler. Çünkü çok net biçimde söz, söylem kurduk, alanlardan sesimizi duyurduk ama sesimizi duymuyorlar! O yüzden iş bırakma bizim en temel haklarımızdan birisi. Ayrıca da yasal. Bir yandan İLO sözleşmeleri bu hakkı bize veriyor. Anayasamıza göre İLO sözleşmelerindeki maddelerle Türkiye’nin imzaladığı sözleşmelerdeki maddeler, iç hukuk çelişkiye düştüğünde uluslararası sözleşme geçerlidir. Buradan okul yöneticilerini, il ve ilçe milli eğitim müdürlerini de uyarıyoruz; bu bizim yasal ve meşru hakkımız. Kaygılanmaya, korkmaya gerek yok. Ağlamayana meme yok. Okullarımızda öğretmenlerimizin çekinmesini gerektirecek bir durum yok.”
PİRHA- Eğitim emekçileri sendikalarının 2 Kasım’daki iş bırakma eylemine dair konuşan Eğitim Sen Hatay Şube Sekreteri Nihat Akgöl, öğretmenlerin itibarının yeninden kazanması için 2 Kasım’da tüm eğitim emekçilerini iş bırakmaya çağırdı.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Eğitim İş, Hürriyetçi Eğitim Sen TEÇ-SEN, Anadolu Eğitim Sen, Özgür Eğitim Sen, Eğitim Hak-Sen, Eksen Eğitim-Sen, İdeal Eğitim Sen, Eğitim Söz Sen, Eğitimde Birlik Sen, Eşit Haklar Sendikası, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun iptal edilmesi için 2 Kasım’da iş bırakma eylemi yapacak.
Eyleme ilişkin konuşan Hatay Eğitim-Sen Şube Sekreteri Nihat Akgöl, öğretmenlerin itibarının yeniden kazanılması için 2 Kasım’da tüm eğitim emekçilerini iş bırakmaya çağırdı.
“ÖĞRETMENLERİ SINIFLARA, KATEGORİLERE AYIRAN BİR KANUN”
Bakanlığın kendi inisiyatifini kullanarak bir kanun hazırladığının altını çizen Akgöl, “Kanun içeriğine baktığınızda öğretmenlere hitap eden hiçbir özelliği yok. Daha çok öğretmen alımlarında ikinci bir mülakatı getiren bir kanun. Diğer yandan öğretmenleri sınıflara ayıran kategorilere ayıran bir kanun” dedi.
“GREVE DAHA GÜÇLÜ KATILALIM”
Nihat Akgöl, aday öğretmenlik, ücretli öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenlik gibi sınıflara ayrılan öğretmenler şimdi de uzman öğretmen ve baş öğretmen kategorileri eklenerek yeni sınıflar oluşturulmaya çalışıldığını belirterek, şunları ifade etti:
“Bu sınıflandırmalarla birlikte öğretmenlerin maaşları maalesef sınava endekslendi. Bu eşit işe eşit ücret ilkesine aykırı bir şey. Bundan dolayı karşı çıkıyoruz. Bugün eğitim emekçilerinin üzerinde zaten ciddi anlamda yük vardır. Bu kanunla birlikte öğretmenlere ek yükler getirilmektedir.
Öğretmenlerin maaşlarında ciddi bir erime var. Bütün bunları birlikte düşünerek 2 Kasım’da Türkiye’nin her yerinde iş bırakacağız. bu işi bırakmada eğitim emekçilerine çağrımız şudur; haklarımıza hep birlikte sahip çıkalım. 2 Kasım’da biz anayasadan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı kullanarak greve çıkıyoruz. Dolayısıyla burada eğitim emekçilerinin bu greve daha güçlü katılmasıyla beraber bize dayatılan uygulamaları birlikte geri çevireceğimize inanıyoruz.”
PİRHA- Eğitim emekçileri sendikaları, 2 Kasım’daki iş bırakma eylemine dair Eğitim Sen Mersin Şubesi’nde yaptıkları ortak açıklamada, “Tüm eğitim emekçilerine en az yoksulluk sınırının üzerinde maaş tanımlanmalı. Tüm eğitim emekçilerini birlikte mücadeleye çağırıyoruz” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Mersin Şubesi, Eğitim İş, Hürriyetçi Eğitim Sen TEÇ-SEN, Anadolu Eğitim Sen, Özgür Eğitim Sen, Eğitim Hak-Sen, Eksen Eğitim-Sen, İdeal Eğitim Sen, Eğitim Söz Sen, Eğitimde Birlik Sen, Eşit Haklar Sendikası, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun iptal edilmesi ve 2 Kasım’da yapacakları iş bırakma eylemine ilişkin Eğitim Sen Mersin Şube binasında ortak basın toplantısı yaptı.
Açıklamada konuşan Eğitim Sen Kadın Sekreteri Simge Yardım, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun (ÖKM) bir meslek kanunu niteliği taşımadığını vurgulayarak, “13 maddeden oluşan bu kanun eğitim emekçilerinin ekonomik, demokratik ve özlük haklarını tanımlayan bir meslek kanunu olmalı ve tüm eğitim emekçilerinin görüşü alınarak yapılmalı. Bu konuda itirazlarımızı dile getirdik, sözleşmeli ve kadrolu ayrımıyla çalışma barışını bozacaktır. Eşit işe eşit ücret ilkesine de aykırı bir durum. Anayasa Mahkemesi’nin de bu konuda bir an önce iptal kararını vermesini de talep ediyoruz. 2 Kasım’da tüm eğitim emekçileri sendikalarıyla iş bırakma kararı aldık. Orada taleplerimiz tekrar dile getireceğiz. Tüm eğitim emekçilerine en az yoksulluk sınırının üzerinde maaş tanımlanmalı. Tüm eğitim emekçilerini birlikte mücadeleye çağırıyoruz” dedi.
Ardından açıklamayı okuyan Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül de, eğitim emekçilerinin taleplerini şu şekilde ifade etti:
“Eşit işe eşit ücreti ilkesine uygun olarak farklı ücret ve istihdam şekillerine son verilmeli, kadrolu güvenceli istihdam sağlanmalıdır. Kamuda mülakat uygulamasına son verilmelidir. Tüm eğitim çalışanlarına sosyal devlet ilkesi gereği ayrım gözetmeksizin giyim, ulaşım, barınma, beslenme, yakıt, kira yardımı yapılmalı ve aile çocuk yardımı tutarları iyileştirilmeli. Vergi dilimi adaletsizliğine son verilmelidir. Öğrencilerimizin en temel hakkı olan eğitim, barınma ve beslenme hakları sosyal devlet anlayışı ile devlet güvencesini alınmalı ve kamusal eğitim sağlanmalıdır.”
İran ve Rojhilat kentlerinde öğrenciler sokaklarda direnmeye devam ederken, üniversite hocaları ve öğretmenler ise greve giderek protestolara destek verdi.
İran ve Rojhilat kentlerinde, Jîna Emînî’nin katledilmesi sonrası başlayan protesto eylemleri aralıksız bir şekilde devam ediyor.
Dün Kirmaşan Razi Üniversitesi, Zahidan Tıp Bilimleri Üniversitesi, Tahran Sosyal Bilimler Üniversitesi, Şerif Üniversitesi, Emir Kebir Üniversitesi, Tahran Üniversitesi, Meşhed Firdevsi Üniversitesi ve İsfahan Üniversitesi başta olmak üzere birçok okulda öğrenciler protesto eylemleri gerçekleştirdi.
Mesleki Öğretmen Sendikaları Koordinasyon Komitesi’nin çağrısıyla öğretmenler de greve giderek, protestolara destek verdi. Meriwan, Ciwanro ve Seqiz’deki çoğu okulda öğretmenler okulları boykot etti. Protestolarda öğrenci ile öğretmenlerin katledilmesi ve tutuklanması kınandı.
CHP, basın açıklaması yapmak isteyen özel sektör öğretmenlerine yönelik tavırlarıyla kamuoyunun tepkisini çeken Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyusunda bulundu.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, dün Ankara’da düzenlediği toplantının ardından Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak istemiş, polis açıklamaya izin vermemişti.
Polis, basın açıklamasını Olgunlar Sokak’taki Madenci Anıtı önünde yapma kararı alan özel sektör öğretmenlerine biber gazıyla müdahale etmiş, çok sayıda öğretmen gözaltına alınmıştı. Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen’in öğretmenlere yönelik tavırları, kamuoyunun ve muhalefet partilerinin tepkisini çekmişti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, “Öğretmenlere gaz mı sıktınız, öyle mi? Öğretmenlere şiddet uyguladınız, öyle mi? Öğretmenlere… ‘Al bunu diyen’ o kişi beni beklesin. Öğretmene yapılan bu efeliği affetmeyeceğiz” demişti.
CHP, Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen hakkında bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. CHP’nin suç duyurusunda dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:
“Şüpheli Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde kolluk görevlisidir. Şüpheli, toplumsal olaylarda görevli kolluğun amiri olarak görev yapmaktadır. Şüpheli, bu görevi sırasında defaten ‘görevi kötüye kullanma’ ve ‘işkence’ suçlarını işlemiştir. Anayasal bir hak çerçevesinde barışçıl olarak yürütülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde provokatif tavırlarıyla ve görev sınırlarını aşan müdahaleleriyle defalarca demokratik bir hakkın kullanımını bilinçli olarak engellemiştir.
“HUKUKİ OLMAYAN GÖZALTI EMİRLERİ VERMİŞTİR”
Şüpheli, daha önce de hiçbir taşkınlığın bulunmadığı barışçıl birçok gösteriyi engellemiş, hukuki olmayan gözaltı emirleri vermiştir. Bu emirleri verirken de yurttaşlar üzerinde orantısız güç uygulamaktan çekinmemiştir. Ankara ilinde yapılan demokratik protestolarda, anayasal hakkını kullanan eylemcilere ya aşağılayıcı ifadelerde bulunmuş ya hakaret etmiş ya da gerekmediği halde fiziken zor kullanmıştır.
Kolluk görevlisi olmanın sorumluluğunu ve rütbesinin ağırlığını taşıyamayan şüpheli, 30 Ağustos 2022 tarihinde de yukarıda yazılı suçları işlemiştir. Bu tarihte, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın düzenlediği konferans sonrası öğretmenler tarafından bir basın açıklaması yapılmak istenmiştir. Basın açıklaması yapılması için önceden herhangi bir izin alınması gerekmemektedir. Demokratik hakkın kullanımı sırasında şüpheli, daha önceki eylemlerde de gösterdiği provokatif tavrını yinelemiş ve demokratik hakkını kullanmak isteyen öğretmenlere karşı suç içeren davranış ve eylemlerde bulunmuştur.
Somut olayda bir öğretmenin yanına giden şüpheli, kolluğa verilen davranış biçimi eğitimlerinin tamamını yok sayarak, karşısındakini aşağılar bir üslupla anayasal hakkın kullanımını engelleyeceğini açıkça ifade etmiştir. Ardından öğretmenin kendisine bağırdığı iddiasıyla (olaya ilişkin görüntülerde bağırmadığı görülmektedir) onu kolundan tutup savurarak gözaltına alınması talimatını vermiştir. Bu esnada da ‘Al bunu, Al bunu’ diye bağırarak insan onurunu zedelemiş, açıkça görevini kötüye kullanmıştır. Ardından da diğer öğretmenlerin hukuka aykırı biçimde gözaltına alınması için talimatlar vermiştir. Yalnızca basın açıklaması yapmak ve kötü şartlarda çalıştığını anlatmak isteyen öğretmenlere orantısız müdahalede bulunulmuş ve 10’dan fazla öğretmen haksız yere gözaltına alınmıştır. Şüphelinin somut olayda işlediği suçlar, medyada yoğun bir biçimde yer bulmuş, toplumda büyük bir infial ve üzüntüyle karşılanmıştır.
“BU KUTSAL MESLEĞİ İCRA EDENLERE KARŞI İŞLEDİĞİ SUÇLAR GÖZ ARDI EDİLEMEZ”
Şüphelinin orantısız ve işkence içerikli müdahalede bulunduğu, barışçıl toplantıyı gerçekleştirenler öğretmenlerdir. Öğretmenleri kamuda görev yapan-özel sektörde görev yapan diyerek ayırmak da doğru değildir. Şüpheli, kendisini yetiştirenlerin de öğretmenler olduğunu unutmuş olacak ki bir öğretmeni itip kakarak orantısız güçle gözaltına aldırabilmektedir. Şüphelinin bu kutsal mesleği icra edenlere karşı işlediği suçlar göz ardı edilemez. Kaldı ki öğretmen olsun olmasın demokratik hakkını kullanan hiç kimseye kötü muamele yapılamaz. Kolluğun gözaltı yapabileceği hallerde dahi görevini kötüye kullanma, müessir fiilde bulunma, hakaret etme, kötü muamelede bulunma ve işkence yapma hakkı bulunmamaktadır.
Çok zor şartlarda görev yapan polisimiz içerisinde maalesef her meslek grubunda olduğu gibi görevini kötüye kullanan kişiler bulunmaktadır ve bundan en çok emniyet teşkilatımız zarar görmektedir. Şüphelinin işlediği suçun bir mağduru da görevini hukuk içerisinde hakkıyla yapan kolluk görevlileridir.”
Özel sektörde çalışan öğretmenlerin yapmak istediği eyleme biber gazıyla müdahale eden polis, 7 öğretmen ve 2 avukatı gözaltına aldı.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası (Öğretmen Sendikası) kuruluşunun birinci yılında asgari ücretin altında kalan maaş oranlarına, taban ücret hakkının gasp edilmesine ve dayatılan 10 aylık sözleşmelere karşı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Eğitim ve Kültür Merkezi’nde bir araya geldi.
Öğretmenler, yapılan toplantının ardından Olgunlar Sokak’ta bulunan ve 500 metre mesafedeki Madenci Anıtı’na doğru yürüyeceklerini bildirdi. Madenci Anıtı’na yürümek isteyen öğretmenlerin Selanik Sokak’taki Kültür Merkezi’nden çıkışını polis engelledi.
Polis öğretmenlere biber gazıyla saldırarak, darp etti. Bu esnada 5 kişi gözaltına alındı. 4 kişi de Kültür Merkezi içinden ters kelepçe takılarak gözaltına alındı. Gözaltına alınanların ikisinin avukat olduğu öğrenildi.
Uludere’de bir çocuğa cinsel tacizde bulunan Ömer K. isimli öğretmen, şikayetlere rağmen başka bir okulda görevlendirildi.
Şırnak’ın Uludere ilçesinde Ömer K. isimli öğretmenin, 16 yaşındaki bir öğrenciye cinsel tacizde bulunduğu öğrenildi. Uludere’deki bir ilköğretim okulunda yaşanan olay, öğrencinin şikayeti üzerine ortaya çıktı. 21 Mart’ta öğretmenin cinsel tacizine maruz kalan öğrenci, okul yönetimine şikayette bulundu.
Baskılar nedeniyle öğrencinin 28 Mart’ta şikayetini geri çektiği öğrenildi. Hakkında işlem yapılmayan cinsel taciz failinin, ilçede bulunan farklı bir köy okuluna gönderildiği belirtildi.
Erzurum’un Palandöken ilçesindeki Maksut Efendi İlkokulu’nda sınıf öğretmenliği yapan D.Y, giydiği kıyafet nedeniyle okul müdürü Muammer Bulut’tan uyarı aldı. Ayrıca okul müdürü D.Y.’nin eşine de hakaret etti. Hem D.Y. hem de eşi E.Y. müdür hakkında suç duyurusunda bulundu.
BirGün’den Tolga Uğur’un haberine göre 25 Nisan 2022 tarihinde yaşanan olayda okul müdürü Muammer Bulut, öğretmen D.Y.’ye yaklaşarak, “Ben sizle çoktandır görüşecektim. Hatta kıştan beri görüşmek istiyordum fakat fırsat bulamadım. Sizin giyiminiz yöremize uygun değil. Bu şekilde eleştiri alırsın. Buradan çıktığında, yolda yürüdüğünde başına gelmedik kalmaz” diyerek öğretmeni uyardı.
Öğretmen, eşi E.Y.’ye yaşananları anlattı. Ardından, E.Y., okul müdürü M.B’yi arayarak neden eşine mobbing uyguladığını sordu. E.Y, okula giderek müdüre “Benim eşimin kıyafetine karışamazsın” dediğinde ise müdür Bulut, “Eşin zaten iyi biri olsa bu kılıkta okula gelmezdi” şeklinde karşılık verdi. Sonrasında E.Y. ile Müdür Bulut arasında arbede yaşandı.
ÖĞRETMEN MÜDÜR HAKKINDA ŞİKAYETÇİ OLDU
Öğretmen D.Y., müdür Muammer Bulut’tan “tehdit, hakaret içeren sözler” ve “sürekli olarak mobbinge uğradığı” için şikayetçi oldu ve cezalandırılmasını istedi. Okul Müdürü Bulut’un da şikayetçi olduğu belirtildi.
PİRHA- OHAL KHK’leriyle açlığa mahkum edilen emekçiler, yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Bir gece yarısı KHK’si ile ihraç edilen ve yaşadığı zorlu süreci anlatan Öğretmen Kezban Konukçu, “Bizler mağdur değiliz. Rejim değişikliğine girişmiş bir iktidarın yolunu açmak ve toplumun direngenliğini kırmak için uyguladığı yöntemin sonucu ilk bedel ödeyenlerdeniz” dedi.
Türkiye, 15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçlarını yaşamaya devam ediyor.
15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi. Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.
OHAL KHK’leriyle sivil ölüme mahkum edilenler yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Bir gece yarısı KHK’si ile ihraç edilen ve yaşadığı zorlu süreci PİRHA’ya anlatan Öğretmen Kezban Konukçu, ihraç sürecinin tamamen hukuksuz olduğunu, kendisine yazılı bir tebligatta dahi bulunulmadığını söyledi. İktidarın rejim değişikliği için uyguladığı politikaların bir parçası olarak ihraç edildiklerini de kaydeden Konukçu, gördüğü dayanışmalar sayesinde direngenliğini koruduğunu belirtti.
686 No’lu KHK ile 7 Şubat 2017’de ihraç edilen Konukçu, ihraç edilmeden önce 20 yıllık öğretmen olduğunu aktararak şunları dile getirdi:
“20 yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Hala ekonomik ve sosyal haklarımı alamadım. Şu anda bir sendikada gönüllü olarak eğitim uzmanlığı yapıyorum. İhraç edilmeden önce üyesi olduğum Eğitim Sen’in dayanışması ve aile desteği ile geçimimi sağlıyorum. Bildiğim kadarı ile hiçbir KHK’liye özel olarak gerekçe bildirilmedi. Bize tebligatta bulunulmadı. Açıkladıkları KHK’lerde uzun listelerde adımızı gördük ve ihraç edildiğimizi öğrendik. İlgili KHK açıklandıktan sonra ben çalıştığım kuruma gittim hiçbir şey olmamış gibi. Kurum müdürü beni çağırıp sözlü olarak bana ihraç edildiğimi söyledi. Yazılı tebligat istedim, sözlü bildirimin yetersiz olduğunu ve yasal olmadığını ifade ettim. Tebligatta bulunamadı tabi. Kendi yasalarını bile askıya alan bir devlet, çalışanlarını yasa dışı olarak görevden aldı. Bunun başka bir açıklaması yok.”
Sosyalist bir emekçi olduğunu kaydeden Konukçu, bu nedenle ihraç edildiğini belirterek, “İşsiz kalmak her emekçinin başına gelebilecek bir durum. Hele aklınız ve duruşunuz bu düzenin sınırları içinde değilse. Kamu emekçileri açısından daha güvenceli olan çalışma koşulları KHK’lerle ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Bizler ihraç edildikten sonra hiçbir kamu çalışanı 657 Sayılı kanun kapsamında, yani kadrolu olarak işe alınmadı. KPSS sonrası atamalar 6 yıllık sözleşmelerle yapılıyor. Henüz 6 yılını doldurup kadroya geçen olmadı. Neoliberal politikalarla kamusal alanın özelleştirilmesi uygulamalarına KHK’ler sonrası hız verildi” şeklinde konuştu.
“GEÇİM SIKINTISI SON SÜREÇTE DAHA HİSSEDİLİR OLDU”
İhraç edildikten sonra ki süreçte ailesi, yoldaşları ve arkadaşlarıyla hep dayanışma içerisinde olduğunu vurgulayan Konukçu sözlerine şöyle devam etti:
“Maddi ve manevi olarak kendimi hiç yalnız hissetmedim. Sendikam Eğitim-Sen hep dayanışma içinde oldu. İhraç edildikten sonra ücretli olarak kısa süreli çalışmalarım oldu. İlk zamanlarda olmadığı için ben başvurularımda reddedilmedim. İlk zamanlarda iş başvuruları geri çevrilen arkadaşlarımız oldu. Son iki yıldır geçim sıkıntısı çok daha yakıcı olarak hissediliyor. Ciddi bir dayanışma ağı içinde olmama ve tüketim taleplerim çok düşük olmasına rağmen geçim sıkıntısı son süreçte daha hissedilir oldu.”
“İHRAÇ EDİLELİ 5 YILI GEÇTİ, HALA KOMİSYONDAN CEVAP BEKLİYORUM”
İhraç edildikten sonra izlediği hukuki yolları da anlatan Konukçu, “İhraç edildikten sonra önce sendikamızın avukatları aracılığıyla mahkemeye başvurduk. Ancak reddedildik. OHAL Komisyonu kurulacak, oraya başvurun, dendi. Aylarca komisyonun kurulmasını bekledik. Komisyon kurulunca başvuru yaptım. İhraç edileli 5 yılı geçti hala komisyondan cevap bekliyorum” dedi.
“KHK’LER BU İKTİDARIN REJİM DEĞİŞİKLİĞİ YAPMA YOLUNDA ÖNEMLİ BİR ADIMIYDI”
Konukçu son olarak şunları aktardı:
“KHK’ler bu iktidarın rejim değişikliği yapma yolunda önemli bir adımıydı. Bunun bilincinde olduğumuzda neyle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlarız. Bizler mağdur değiliz. Rejim değişikliğine girişmiş bir iktidarın yolunu açmak ve toplumun direngenliğini kırmak için uyguladığı yöntemin sonucu ilk bedel ödeyenlerdeniz.”
PİRHA-Mersinde yaşayan ve ataması yapılmayan 32 yaşındaki coğrafya öğretmeni İsmail Karahan intihara sürüklendi. Karahan’ın geçinmek için seyyar satıcılık yaptığı aktarıldı.
Mersin’in Tarsus ilçesinde yaşayan ve ataması yapılmadığı için geçimini sağlamak üzere seyyar satıcılık yapan 32 yaşındaki İsmail Karahan, intihar ederek yaşamına son verdi. Karahan’ın yakınları, ekonomik zorluklar nedeniyle kendisinin zor günler geçirdiğini belirtti. Hayatını kaybeden Karahan’ın cenazesi otopsi yapılmak üzere Adana Adli Tıp Kurumuna sevk edilirken olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
PİRHA-AKP tarafından Meclis’e sunulan ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ teklifine tepki gösteren CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Dağ fare doğurdu. AKP, “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili ve Eğitim Sen Kurucu Genel Başkanı Yıldırım Kaya, AKP Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunduğu ‘Öğretmenlik Meslek Kanununu’ eleştirirken; “Dağ fare doğurdu. AKP, “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı” dedi.
24 Haziran 2018 genel seçimlerinde tüm partilerin ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ çıkarma sözü verdiğini hatırlatan Kaya, CHP olarak eğitimin tüm bileşenlerinin görüşlerini alarak 23 Kasım 2018 günü Meclis’e kanun teklifi verdiklerini ifade etti.
Kaya, “Ancak o günden bu güne teklifimiz Meclis’in tozlu raflarında bekletiliyor. AKP ise seçimde verdiği sözleri unutarak ne bizim teklifimizi Meclis’e getirdi, ne de kendisi bir teklif sundu. Ta ki 2021 yılının sonu gününe kadar. Bugün 31 Aralık 2021’de sarayda hazırlanan 12 maddelik bir Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi’ni TBMM Başkanlığına sundu” dedi.
“SUNULAN KANUN TEKLİFİ TAM BİR HAYAL KIRIKLIĞI”
AKP’nin Meclis’e sunduğu kanun teklifini ‘hayal kırıklığı’ olarak değerlendiren Kaya, şu ifadelere yer verdi:
“Ancak “Dağ fare doğurdu.” AKP “hazırlıyoruz”, “hazırladık”, “Saraydan çıktı, çıkacak” diyerek beklentileri o kadar yüksek tuttu ki Meclis’e sunduğu Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi tam bir hayal kırıklığı yarattı. AKP’nin “Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi” diye Meclis’e sunduğu, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği düzenlemelerin ısıtılarak Meclis’in gündemine taşınmasından öteye geçmiyor.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği öğretmenleri ayrıştıran kariyer basamakları yeniden getiriliyor. Türkiye’nin tek Başöğretmeninin Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olduğu “unutularak” başöğretmenlik bir basamak olarak görülerek öğretmenlere veriliyor.
Öğretmenlerin ekonomik ve özlük hakları yeterince düzenlenmediği gibi; sözleşmeli, ücretli öğretmen çalıştırma, öğretmen yetiştirme politikaları da teklifte yer almıyor. 3600 ek gösterge 2023 yılına bırakılırken, emekli öğretmenler de bu kapsamın dışında kalıyor.”
“AKP, TRİBÜNLERE OYNAMAK İSTİYOR”
Kaya, iktidarın yılın son günündeki çıkışı ile algı yaratmaya çalıştığını söyleyerek, şöyle devam etti:
“Özetle, AKP’nin öğretmenlerin derdine derman olacak bir Öğretmenlik Meslek Kanunu yapmayacağı ortada. Yılın son günü, son saatlerinde bir teklif getirerek tribünlere oynamak istiyor. Ancak biz buna asla izin vermeyeceğiz. Öğretmenlerimizin hak ettiği, öğretmenlik mesleğinin onuruna yakışır bir Öğretmenlik Meslek Kanununu halkın iktidarında çıkartacağız.
Buradan tüm eğitim bileşenlerine bir çağrı yapıyorum. CHP olarak 23 Kasım 2018 yılında TBMM Başkanlığına verdiğimiz Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi’ne göz atın. Önerilerinizi gönderirseniz, bizler de eksikliklerimizi tamamlama fırsatı buluruz.”
PİRHA-Mersin Kitap Fuarı son gününde. Kitap Fuarı’nı gezen Mersin’in çeşitli okullarında Kürtçe seçmeli ders gören öğretmen ve öğrenciler, fuarda Kürtçe kitap çıkarak yayınevlerinin olmasını olumlu olduğunu belirtirken, Mersin’de tek Kürtçe Öğretmen olan Abuzer de, velilerin Kürtçe seçmeli derslerine ilgisini arttırmasını ve çocuklarını Kürtçe’ye yönlendirmesini istedi.
Türkiye’de Avrupa Birliği (AB) süreci içinde bulunan başlıklardan biri olan ve Eylül 2012’de yayımlanan yönetmenlikle hayat bulan Kürtçe seçmeli dersi okullarda başladı.
Ancak iktidar tarafından gerekli teşvik sağlanmazken, Kürtçe öğretmenlerin atamaları da yeterinde yapılmadı.
Orta Okullarda veliler tarafından seçmeli ders olduğu için okul idarelerine verilen dilekçeler aracılığıyla haftada 2 saat Kürtçe (Kurmancî, Kirmançkî) eğitim yapılırken, birçok ilde yeterli sayıya ulaşılamadığı için Kürtçe seçmeli ders okullarda yerini alamadı.
“VELİLER ÇOCUKLARINI DAHA FAZLA KÜRTÇE DERSLERE YÖNLENDİRMELİ”
Mersin’de MEB’e bağlı okullarda Kürtçe ders veren sadece bir öğretmen bulunurken, Kürtçe dersin verildiği okul sayısı ise oldukça sınırlı.
Konuya dair görüşlerini PİRHA ile paylaşan Abuzer Öğretmen, Kürtçe eğitim verecek öğretmenlerin artması gerektiğine işaret ederek, “Kürtçe ders alan öğrenci sayısı şu anda az. Bu durumun değişmeli ve sayı artmalı. Veliler bu konuda daha fazla duyarlı olmalı. Zamanı geldiğinde verilen formlar üzerinde bulunan ‘Yaşayan diller ve lehçeler’ kısmında Kürtçe (Kurmancî, Kirmançkî) bölümünü tercih edip dilekçeyi okul idarelerine vermeleri gerekiyor” diyerek, ailelerin Kürtçe dersler konusunda duyarlı olmaları çağrısında bulundu.
Kürtçe ders alan çocuklar ise, Kürtçe öğrendikleri için mutlu olduklarını belirterek bütün arkadaşlarının Kürtçe dersini seçmesini istedi.
PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada, “Öğretmenlere boş methiyeler yapmak yerine, öğretmenlere ve çocuklara karşı bir sorumluluk olması anlamında hem Çocuklar Günü’ne hem Öğretmenler Günü’ne dair borcumuzu ödeyelim ve yapmamız gerekeni yapalım” çağrısında bulundu.
HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis’te İcra ve İflas Kanunu’na dair teklifin 24’üncü maddesi üzerine bir konuşma yaptı.
12 Eylül ile birlikte ilan edilen 24 Kasım ‘öğretmenler gününe’ değinen Bülbül, “24 Kasım 1981 size neyi hatırlatıyor? 24 Kasım 1981 Kenan Evren tarafından Öğretmeler Günü ihdas edilmesidir. Öğretmenler Günü cumhuriyetin kuruluş yılına ait bir uygulama, bir armağan falan değildir. Kenan Evren tarafından 24 Kasım 1981’de uygulamaya konulmuş bir gündür. Peki, bu Kenan Evren öğretmenlere, eğitimcilere, demokrasiye, insan hak ve özgürlerine karşı suç işleyen biri olarak nasıl olur da öğretmenlere böyle bir günü armağan eder? İşte, işin ağır çelişkisi de burada. Ve buna rağmen velev ki bugün oldu ve öğretmenler bunu kutluyor. Uzunca bir zamandan beri söylüyorum, daha geçen gün de bu kürsüden söyledim. Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi yetkilileri, Sayın Millî Eğitim Bakanı, Sayın Eğitim Komisyonu Başkanı; 24 Kasım’a dair hazırlığınız nedir Allah aşkına, nedir?” diye sordu.
“ÖVGÜLERE DAYALI BOŞ METHİYELER”
“Öğretmen çok iyidir. Öğretmen sevgilidir. Öğretmen bir tanedir. Öğretmenlik mesleği kutsaldır” gibi övgülere dayalı boş methiyeler olduğunu belirten Bülbül, şöyle devam etti:
“Peki, bunu şöyle donatamaz mıydık? 3600 ek gösterge gibi, efendim, sözleşmeli öğretmen gibi, efendim, başka başka uygulamalar gibi şeyleri kaldırıp bütün öğretmenler için Öğretmenlik Meslek Yasası’nda tanımlanmış bir yapı ve 24 Kasım’da bütün öğretmenlere bugün anısına bir maaş ikramiye yapamaz mıydık? Yapamıyoruz. Niye? Çünkü üç ayda yüzde 40 yoksullaştık, yüzde 50 yoksullaştık; dolar 15 lira oldu. Sevgili çocuklar, sevgili öğretmenler; cebimizden gitti, maaşımızdan gitti, ekmeğimizden gitti, emeğimizden gitti ve Hükûmet doğal olarak diyor ki: “Nerede? Yok ki vereyim.” Şimdi böyle bir şeyde sevgili öğretmenler, Türkiye’yi var eden değerler aşkına, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler aşkına, Türkiye halkları aşkına, demokrasi aşkına, insan hak ve özgürlükleri aşkına yarın mesleğimize, emeğimize, öğrencilerimize, eğitim hakkına sahip çıkalım; Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne sahip çıkalım ve 17, 29, 30’uncu maddelerin de uygulanması ve bu hak ihlalinin ortadan kaldırılması ve çocuklara karşı sistematik suçun son bulması için bir şey yapalım; zira, öğretmenlik bir şey yapmaktır, öğretmenlik emek sunmaktır, öğretmenlik yeniyi, güzeli, olgunu, insan için, toplum için, doğa için, kâinat için, hak ve hakikat için olanı her şeye rağmen, yokluğa rağmen bulup ortaya çıkarmak ve insanlığın hizmetine sunabilme becerisidir. Bu anlamda, evet, Öğretmenler Günü kutlaması olacak.”
“HEM ÇOCUKLAR HEM ÖĞRETMENLER GÜNÜ’NE DAİR YAPMAMIZ GEREKENİ YAPALIM”
HDP Milletvekili Kemal Bülbül, bütün parti gruplarına seslenerek, “Öğretmenlerimize, bizi bu sıralara getiren, bize bu değerleri, bu konuşmaları, bu üretimleri yapma becerisini kazandıran öğretmenlerimize karşı bir sorumluluk olsun ve geleceğimizi var eden çocuklarımıza karşı, var etmeye çalışan çocuklarımıza karşı bir sorumluluk olması anlamında hem Çocuklar Günü hem Öğretmenler Günü’ne dair borcumuzu ödeyelim ve yapmamız gerekeni yapalım” diye konuştu.