PİRHA-2019 yılında yapımı tamamlanan Dersim-Pertek Karayolu’nun heyelanlı bölgeye yapılmasından dolayı yolun 20. kilometresinde yolda çökme meydan geldi, yurttaşlar tedirgin ve mağdur.
2019 yılında yapımı tamamlanan 35 km’lik Dersim-Pertek Karayolu’nun 20. kilometresinde her yağmur yağdığında yolun sular altında kalması ve yakın zamanda yolun çökmesi nedeniyle yurttaşlar hem tedirgin hem de mağduriyet yaşıyor.
Yerel kaynaklardan elde edilen bilgilere göre; bir şahsın yolun kendi arazinden geçirmek için yolun yapılması gereken yerden değil de heyelanlı bölge olan yerden yapılması nedeniyle yıllardır çalışma yapılıyor ancak soruna çözüm bulunamadı.
“TUNCELİ VALİLİĞİ GÜVENLİ YOLCULUK YAPILACAĞINI SÖYLEMİŞTİ ANCAK YURTTAŞLAR TEDİRGİN”
Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ise konuya ilişkin 17 Ekim 2019 tarihinde yaptığı açıklamada, “35 km’lik Tunceli-Pertek Yolu Karayolu tamamlandı. Vatandaşlarımız daha huzurlu, daha güvenli ve daha kaliteli yolculuk yapacaklar. Allah razı olsun. Bu güzel, kaliteli yol Tunceli’mize ve ülkemize hayırlı olsun” sözlerini kullanmıştı.
PİRHA- Dersim’in Kacarlar köyünde 17 Temmuz’da çıkan yangında 34 hayvanı telef olan Ergün Haydaroğlu, “Bütün geleceğimiz elimizden kayıp gitti. Tüm dostlardan destek bekliyorum” dedi.
Pertek ilçesinin Kacarlar köyünde 17 Temmuz’da çıkan yangında Ergün Haydaroğlu isimli yurttaşın 34 hayvanı telef oldu.
Ergün Haydaroğlu, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.
“BÜTÜN GELECEĞİMİZ ELİMİZDEN GİTTİ”
Hayvanları kurtarmak için çok çaba sarf ettiklerini söyleyen Ergün Haydaroğlu, “Bütün geleceğimiz elimizden kayıp gitti. Kimseyi suçlamak istemiyorum ama eğer itfaiye biraz erken gelebilmiş olsaydı bu kadar ağır bir sonuçla karşılaşmayacaktık. 2 gündür ailece ağlıyoruz, elimizden başka bir şey gelmiyor. Beklentimiz, ahırımızın bir şekilde yeniden inşa edilebilmesi, içerisine birkaç hayvan koyarak yeniden hayatımıza başlayabilmek. Benim bunları karşılayacak gücüm yok. Hayvanlarımın hepsini kredi çekerek aldım. Tüm dostlardan destek bekliyorum” dedi.
PİRHA-Elazığ-Dersim arasında sefer yapan Pertek feribotundan atlayan B.A’nın cansız bedenine ulaşıldı.
Elazığ-Dersim arasında sefer yapan Pertek feribotundan kendini suya atan B.A. bulunması için AFAD, UMKE, Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grup Amirliği, JAK, MUDAK, Dersim ve Pertek belediye itfaiye ekiplerinin çalışmaları iki gün boyunca devam etti.
Ekiplerin arama çalışmalarında B.A.’nın cansız bedenine barajın 60 metre derinliğinde ulaşıldı. Sudan çıkarılan ceset, ambulansla otopsi yapılmak üzere Tunceli Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
PİRHA-Elazığ-Pertek arası sefer yapan feribottan bir kişi Keban Baraj Gölü’ne atladı.
Bir genç, Elazığ’dan Pertek yönüne hareket halinde olan feribottan Keban Baraj Gölü’ne atladı. Haber verilmesi üzerine olay yerine AFAD, UMKE, sağlık ve Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grup Amirliğine bağlı dalgıçlar gönderildi.
Feribotta can yeleği olmadığı ve baraja atlayan gencin boğılduğu bilgisine ulaşıldı.
PİRHA- Dersim İttifakı, Pertek’te seçim bürosu açılışı gerçekleştirdi. AKP-MHP hükümetinin bu ülkeye kan kusturduğunu belirten DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “31 Mart’ta gireceğimiz bu seçim aslında sadece bir yerel yönetim sadece bir belediye başkanlığı seçimi değildir. Bu seçim bundan önceki tüm seçimleri aşan bir rejim seçimidir” dedi.
Dersim İttifakı, Pertek’te seçim bürosu açılışı gerçekleştirdi. Açılışa Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, SMF MYK Üyesi Mahir Gürz, eski Dersim Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Ali Bul, Pertek Belediye Başkan adayı Kenan Çetin, Dersim İttifakı bileşenleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“HALKIN KARAR VERDİĞİ BİR YÖNETİM KURACAĞIZ”
Pertek’i 10 yıldır AKP ve burjuva muhalefetinin yönettiğini ifade eden EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Pertek’te geleneği güçlü olan bir partiyiz. 50 yılı aşkın bir süredir bu topraklarda demokrasi, barış ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeye çalışıyoruz. Bu süreç içerisinde pratik olarak belediye yönetiminde olduk. On yıl boyunca belediyecilik yaptık, olumlu yaptığımız şeyler yanında, eksik kaldığımız taraflar da var. Bunlardan ders çıkararak hareket ediyoruz. Eksikliklerimizi görüp ama olumlu yanlarımızı da daha da büyüteceğimize söz veriyoruz. Belediyede, halkın en üst organ olarak karar verdiği bir yönetim kurmaya çalışacağız” dedi.
“YENİ BİR YEREL YÖNETİM MODELİ ORTAYA KOYACAĞIZ”
AKP-MHP hükümetinin bu ülkeye kan kusturduğunu belirten DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş SözcüsüYüksel Mutlu, “Bu hükümet Kürt sorununu ve Alevi meselesini çözmüyor. Kendi Alevisini ve Kürdünü yaratmaya çalışıyor. 31 Mart’ta gireceğimiz bu seçim aslında sadece bir yerel yönetim, sadece bir belediye başkanlığı seçimi değildir. Bu seçim bundan önceki tüm seçimleri aşan bir rejim seçimidir. Ya biz bu seçimde gerçekten demokrasiyi seçeceğiz ya da uzun yıllar faşizme teslim olacak bu ülke. Halkın kendini ifade ettiği demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü sorunlarımıza çözüm bulmayı hedef koyan yeni bir yerel yönetim modeli açığa çıkartacağız” diye belirtti.
YEREL YÖNETİMLERDE DAHA GÜÇLÜ OLACAĞIZ”
Pertek’in emek, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin önemli merkezlerinden birisi olduğunu vurgulayan SMF MYK Üyesi Mahir Gürz, “Dersim, genel toplumsal mücadelenin bir parçası olarak emek, demokrasi ve özgürlük güçlerinin önemli bir deneyiminin de olduğu bir kent. Dolayısıyla deneyimlerimizi, eksiklerimizi, hatalarımızı görerek yerel yönetimlere daha güçlü bir biçimde görev ve sorumluluk alacağız” diye ifade etti.
“GERÇEK ANLAMDA YOKSULU GÖZETECEĞİZ”
İnsanlara ucuz konut imkânı yaratacaklarını dile getiren Pertek Belediye Başkan adayı Kenan Çetin, “Kadın kooperatifimizle çalışma içerisinde olacağız, feribotta stantlar açacağız. İttifak güçlerimizle bir mekanizma oluşturduk, işçi alımlarında halka gideceğiz. Gerçek anlamda yoksulu gözeteceğiz” diye konuştu.
PİRHA-Dersim İttifakı Pertek Belediye Başkan adayı Kenan Çetin, halkla birlikte şu anda yakın, orta ve uzun vadede yapılacakları planladıklarını söyledi. Çetin, “Tarihine, inancına, diline, kültürüne sahip çıkan bir belediye yönetimi olacak. Sorunla karşılaştığında sorunla boğuşan değil de çözümüyle uğraşan bir belediye anlayışını kuracağız” dedi.
Dersim’de ittifakın Pertek Belediye Başkan Adayı Kenan Çetin, Pertek’in sorunlarını ve buna dönük çözüm önerilerini anlattı.
“DERSİM’DE DEPREM GERÇEKLİĞİ VAR”
2004 ile 2014 yılları arasında belediye başkanı olduğunda arıtma tesisiyle ilgili Su, Kanalizasyon ve Altyapı Projesi’ne başvuru yaptıklarını ifade eden Kenan Çetin, “O dönem % 75 hibe hakkı kazanmıştık ancak sonraki dönemler için bu proje yapılmadı. Katı atıkla ilgili tartışma sürüyor Pertek Belediyesi o projeden çekildi. Biz çöple ilgili geri dönüşümü evlerden başlayarak daha profesyonel şekilde yapmayı planlıyoruz. Dersim’de deprem gerçekliği var. Dersim merkezde depreme ilişkin çalıştaylar, sohbetler, söyleşiler oldu. Baronun ve TMMOB’un bu konuya ilişkin yönetmelik hazırlığı Meclis’ten geçti, Pertek’te de bunun yapılması gerekiyor. Sivil toplumu ve muhataplarını da katarak depremle ilgili hangi binaların metruk olduğu, hangi binaların güçlendirilmesi gerektiğini tespit edip çalışmalar yapmamız gerekiyor” dedi.
“2026 YILINDA DOĞALGAZ ÇALIŞMALARI BAŞLAYACAK”
Doğalgaz konusunda yetkililerle yaptıkları görüşmelerde 2025 yılı içerisinde yatırım programı sunulduğunu belirten Kenan Çetin, “Doğalgaz ile yatırım programının hayata geçmesi halinde 2026 yılında kazı işlemleri, ana hatları, döşeme işlemleri başlayacak. Sadece Pertek için değil, Çemişgezek ve Hozat için de aynı durum söz konusu. Gençlikle yaptığımız toplantılarda Pertek’te bir kütüphane ihtiyacı olduğunu söylediler, bu ihtiyacı gidereceğiz. Kadınların kooperatif girişimlerini destekleyeceğiz. El ürünleri, el sanatları, becerilerle ilgili her iki feribot günlük çalıştığı için o stantlarımızı düzenli olarak kadın kooperatifiyle takibini sağlayacağız. Tarım ve hayvancılıkla ilgili projelerimiz olacak. Geçmişte sebze ve meyve kurutma gibi projelerimizi geliştireceğiz ve bu çalışmayı ilçeye ve köylere kadar yaymayı düşünüyoruz. Çünkü 20 yıl içerisinde bazı köylerimizde nüfus kalmayacak” diye belirtti.
“ÖĞRENCİLERE YILLIK 20 BİN TL VERMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ”
İkametgâhı Pertek’te olan üniversite öğrencileri ve başka yerlerde üniversiteyi kazanan Pertekli öğrencilere yıllık 20 bin TL vermeyi düşündüklerini dile getiren Kenan Çetin, şöyle devam etti:
“Bu para zaten öğrencilerin hakkı. O yüzden nüfusa kaydolduklarında gelen ödeneğin yarısını öğrencilere aktarmış olacağız. Geçmişte 5 bin nüfusu 7 bin 500’e çıkarabilmiştik bu hedefimizi sürdüreceğiz. Şu anda 6 bin nüfusumuz var, nüfusumuzu 7-8 bine çıkarmak için kafa yoracağız. Hem göçü durdurma hem de dışarıda göç alan bir ilçeyi yaratacağız. Halkla birlikte şu anda yakın ve orta vadede uzun vadede yapılacakları planlıyoruz. Bunu halka sorarak yapıyoruz. Tarihine, inancına, diline, kültürüne sahip çıkan, işte festivali yıl boyu yapan, geçmişte yapılan sinema günleri, tiyatro günlerini devam ettiren bir belediye yönetimi olacak. Yönetim şeklimiz halk meclisinin olduğu bir yönetim şekli olacak. Sorunla boğuşan değil de çözümüyle uğraşan bir belediye anlayışını kuracağız.”
“İTTİFAKIN YERELE DAYANMASI GEREKİYOR”
İttifaka yönelik yerele dayanmama eleştirileri olduğunu dile getiren Kenan Çetin, “İttifakın yerele dayanması gerekiyor. Biz seçimi kazandığımızda bir sonraki 5 yılı planlamamız gerekiyor. Gördüğümüz eksikliklerde yerelin esas alınması gerekiyor. Biz bu durumu seçimden sonra değerlendireceğiz çünkü eksikliler var. Pertek’te bir toparlanma var, çalışmanın da motivasyon kazandığını görebiliyorum. Diğer partilerin çalışma ekiplerinin kalabalıklığına baktığımızda biraz daha ileride olduğumuzu düşünüyoruz” diye konuştu.
PİRHA- Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ali Ekber Yurt, SES Dersim Şubesi üyelerinin önü keserek tehdit etti. SES üyeleri suç duyurusunda bulunurken, SES Dersim Şubesi de, “Bu kötü muamelenin sosyal hizmet emekçilerine reva görülmesi, tehdit, mobbing ve sürgün politikalarını benimseyen liyakatsiz, ‘kabadayı’ il müdürünün bunca hukuksuzluğa rağmen o koltukta oturmasını kabul etmiyoruz. Yasal sürecin takipçisi olacağız” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi, üyelerine yönelik mobbing ve sürgüne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, 4 üyelerinin Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden Pertek Sosyal Hizmet Merkezi’ne haksız bir şekilde sürgün edildiğini, il müdürlüğüne sürgün edilen 1 yöneticilerinin atamasının da Erzincan İdare Mahkemesi tarafından iptal edildiği ifade edildi.
“LİYAKATSİZ İDARECİLER ER YA DA GEÇ GİDECEK”
Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:
“Davayı kazanan üyelerimizin tekrar sürgün edilmesi için Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ali Ekber Yurt tarafından Pülümür Sosyal Hizmet Merkezi açılmış, aralarında Pertek ilçesine sürgün edilenlerin de bulunduğu 5 üyemiz bu kez hukuksuz bir şekilde Pülümür ilçesine sürgün edilmiştir. Yeniden sürgün edilen üyelerimiz 27 Ekim’de Pülümür Sosyal Hizmet Merkezi’ne tahsis edilen kurum aracı ile mesai sonrası dönerken, yolları İl Müdürü Ali Ekber Yurt tarafından Pülümür- Dersim karayolunda kesilmiştir. Kurum aracında bulunan çalışanların yanına gelen Yurt, ‘Ben sizin kurum aracına binmenizi yasakladım, böyle ahlaksızlık, terbiyesizlik olmaz’ diyerek, üyelerimize hakaretler savurmuştur. Haksız yere Pülümür ilçesine atamaları yapılan sosyal hizmet çalışanları, il müdürü tarafından maddi ve manevi olarak mağdur edilmektedir.
İl Müdürünün giderek artan, şiddet içeren tutumlarına yönelik araçta bulunan kurum çalışanı 4 üyemiz il müdürünün yollarını kesmesi ve saldırgan tutumları karşısında Nazımiye Jandarma Karakoluna suç duyurusunda bulunmuş, 2 üyemiz ise il müdürünün hakaret ve aşağılamalarına karşı 6284 sayılı Kanuna istinaden önleyici tedbir talebinde bulunmuşlardır.
Mahkeme kararlarıyla haksız ve hukuksuz uygulamalarda bulunduğu tescillenen, başkanı olduğu inanç kurumunu bu uğurda kendi çıkarları için kullanan ‘kabadayı müdür’ Ali Ekber Yurt’a Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ve Tunceli Valiliği’nin herhangi bir müdahalesi olmaması da ayrı bir cezalandırmadır. Bu kötü muamelenin sosyal hizmet emekçilerine reva görülmesi, tehdit, mobbing ve sürgün politikalarını benimseyen liyakatsiz, ‘kabadayı’ il müdürünün bunca hukuksuzluğa rağmen o koltukta oturmasını kabul etmiyoruz. Yasal sürecin takipçisi olacağız. Liyakatsiz idareciler er ya da geç gidecek, haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı ses olup sendikal dayanışmamızı sürdürmeye devam edeceğiz.”
PİRHA- Dersim’de son yıllarda köye dönüşlerle ilgi odağı olan ekolojik tarım, yüksek maliyetler ve düşük verim nedeniyle, deneyenlerin çoğu için hüsranla sonuçlanıyor. PİRHA’ya konuşan Pertekli çiftçi, “yerli tohumlarla zararlı gübre kullanmadan üretim yapıyoruz ama destek yok, nereye kadar dayanabiliriz, bilmiyorum” diyor.
Dersim’de son yıllarda doğal-ekolojik tarıma ilgi giderek artıyor. Memlekete geri dönenlerin de en gözde ilgi alanını oluşturuyor. Fakat gelip deneyenlerin çoğu ya yarıda bırakıyor ya da hobi temelinde küçük uğraşlarla sınırlıyor bu alanı. Çünkü ekolojik tarımın maliyetleri yüksek ve verimi düşük. Bu nedenle bireysel düzeyde başlayıp sürdürenlerin sayısı çok az. Ancak belediyelerin, kooperatiflerin ve sivil girişimlerin çabaları daha uzun soluklu olabiliyor.
YERLİ TOHUMLAR YOK OLUYOR
Ekolojik tarım alanındaki en ciddi sorun yerli atalık tohumların temininde yaşanıyor. Dersim’de 93-94 sürecindeki zorunlu göçlerle neredeyse biten tarımsal faaliyetlerin bir sonucu olarak yerli tohumlar yok olmaya yüz tuttu. Son yıllarda tekrar canlanan tarımsal faaliyetler ise sağdan soldan temin edilen kaynağı ve toprakla uyumu belirsiz hibrit tohumlara dayanıyor. Az sayıdaki üreticide kalan yerli tohumlar da günden güne yok oluyor çünkü verimi düşük olduğu, desteklenmediği ve fiyat rekabeti yapamadığı için üreticiler daha fazla gelir elde edebilmek için hem verimi daha yüksek olan hem de daha hızlı yetişen modern hibrit tohumları tercih ediyorlar.
Bir örnek vermek gerekirse, Ovacık’ın yerli çalı fasulyesi tohumu yetişmek için en az 4 aya ve 11-12 kere sulanmaya ihtiyaç duyup bire 8-10 ürün verirken, Konya’dan getirtilen modern çalı fasulyesi tohumu hem 3 ayda yetişiyor hem yaklaşık 7 defa sulanıyor hem de çok daha fazla ürün veriyor. Oysa yerli çalı fasulyesi protein ve besin değerleri açısından daha zengin, yemeği daha sağlıklı ve daha lezzetli ama kooperatifler ve pazar her iki ürünü aynı fiyata satın aldığı için yerli ekolojik üretim yapan çiftçi zarara uğruyor. Ovacık’ta yerli çalı tohumu ile üretim yapan çiftçilerin çoğu, tüm bu sebeplerden dolayı pazar ile rekabet edemedikleri için Konya tohumuna geçtiler ve yerli tohum neredeyse yok oldu.
EKOLOJİK TARIM AZ SAYIDA ÜRETİCİNİN ISRARINA DAYANIYOR
Sadece az sayıdaki üretici ve girişim yerli tohumları çoğaltmakta ve bununla üretim yapmakta ısrar ediyor. Bunlardan biri de ekolojik tarım alanında 7 yıldır faaliyet yürüten Anka Dersim girişimi. Girişim, geleneksel üretim kültürünü modern tarıma entegre ederek özellikle yerli atalık buğday tohumlarını çoğaltıp çiftçilere dağıtarak, fenni gübre kullanılmamış tarlalarda ekolojik üretim yapılmasını teşvik ediyor. Pertek Dere nahiyesi Çem (Çay) köyünde, restore edilmiş asırlık bir de su değirmeni var girişimin.
Biz de PİRHA olarak Anka Dersim üreticilerinden çiftçi Bilal Üzgün’ü buğday hasadı sonrası ziyaret ettik, yaşadığı sorunları dinledik.
“BİÇERDÖVER BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ”
Daha önce İl sağlık müdürlüğünden memur olarak çalışan ve şu anda Pertek’in Beydamı (Balişer) köyünde yaşayan Üzgün, “Birkaç yıldan beri doğal, ekolojik tarımla uğraşıyorum. İmkanlarımız kısıtlı olduğu için zor şartlarda üretim yapabiliyoruz. Buğday ektiğim zaman, yıllarca kullanılmayan, kimyasal gübrenin, ilacın girmediği tarlaları kullanıyorum. Dere nahiyesinin köylerinde, rakım olarak da yüksek Kayabağ (Ağzunik) köyü var. Orada otuz kırk yıldan beri sürülmeyen tarlaları sürdük, taşını ayıkladık. Burayla ikisi arasındaki mesafe 15-16 kilometre. Mesafe uzak olunca gidiş gelişte, ekipman götürmekte zorlanıyoruz” diyor.
Biçerdöverin gelip geçmediğini, ekili alan az olduğu zaman kendisini kurtarmıyor diye biçmeye gelmediğini ama fazla ektikleri zaman da bunun maddi yükünün altından kalkamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Israrlarımıza rağmen biçerdöver yine de gelmeyince sonunda iki kat maliyetine biçtirebildik. Burada biçerdöver dönümünü iki yüz elli liraya biçti, orada dört yüz liraya biçti. Aradaki bu uçurumla bir şey kazanamazsın. Özellikle de biçerdöver konusunda çok sıkıntı çektik. Bu yıl mesela Pertek ve Dersim belediyesi ve İl Tarım Müdürlüğü’nden bu konuda yardımcı olmalarını istedik ama pek karşılık bulamadık. En azından onlar kurumdur. Kurum olarak yoldan geçen bir biçerdöverciyi yönlendirebilirlerdi ama yapmadılar. Geçen sene ve önceki sene tarla sürdüğüm zaman çevre köydekiler ‘haberimiz olsa biz de ekerdik’ Yani sen biçerdöver getireceksin. Biz de ondan faydalanırız. Yani makina gitmeyince insanlar da ekmiyor” dedi.
“İNSANLAR KÖYÜNE DÖNSÜN, EKSİN, BİÇSİN”
Kendilerinin yeterli arazileri olmadığını, başkalarının tarlalarını ektiğini ama bunlara kira ücreti ödemediğini, insanların sırf tarlalarının yerleri belli olsun diye arazilerini kendisine bedelsiz verdiğini söyleyen Üzgün, “Yarın öbür gün ‘sen çok para kazandın’ deyip tarlaları geri alabilirler. Araziler bana ait olmadığı için herhangi bir destekleme de almıyorum. Yeterli teşvik yok. Oysa üreticilerin bizzat desteklenmesi lazım. Mesela mazot desteği verebilirlerdi. Sonuçta burada da üretimin devam edebilmesi ve insanların ekmeleri için önayak olabilirlerdi. İnsanlar köyüne dönsün, eksin, biçsin. Beraber hareket etsin” dedi.
“YERLİ ATALIK BUĞDAY TOHUMLARINI BULUP ÇOĞALTIYORUZ”
Bu işe karar verdikleri zaman ilk önce yerli atalık tohumlar ile başladıklarını belirten Üzgün, atalık tohumlarla ilgili şu bilgileri verdi.
“Bizim burada ekilen aşure dediğimiz bir buğday türü vardı. Diğer buğday türlerine göre az ürün veriyor ama kalite olarak çok güzel. Bir de ‘bare’ dediğimiz baharda ekilen yazlık yerli tohumlar vardı. Bu tohumları 30-40 yıl ambarında saklayan insanlar vardı. Bunları buldum, aldım, selektöre verdim. Birinci yıl ektim, sırf tohum tazelensin diye. Biçme zamanı gittiğimde biçerdöverci ‘Abi bunu niye biçiyorsun, zaten bunda bir şey yok’ dedi. Ben sadece tohumu yenilensin, tazelensin diye biçiyorum. Yoksa verdiğim emeği, yaptığım masrafı karşıladığından değil. Bu şekilde tohumları bulup, çoğaltıp üretim yapıyoruz ama pazarını bulamayınca bunu sürdürebilme şansımız yok.
Bu yıl iki yüz dönüm civarında aşure ve bare buğdayı ektim. 85 dönümden 5 ton ürün çıktı. Dönümüne 25 kilo atmıştım. Gübre ya da herhangi bir ilaç kullanmadık. Ne ektikse ve tanrı bize ne verdiyse onu kabul ediyoruz”
“BU İŞİ BUNDAN SONRA YÜRÜTEBİLİR MİYİM BİLMİYORUM”
Eskiden buğdayın yanısıra nohut da ektiklerini ama yüksek rakımlı yerlerde domuzdan dolayı şu an nohut ekmediklerini, çünkü tarlayı domuzdan koruyamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Biçimi biraz geciktiği zaman domuzlar zarar veriyor. Tarlanın içine giriyor, yatırıyor, yiyor, kırıyor, dağıtıyor. Birkaç tarlayı bu şekilde tahrip ettiler. Onlarla da ayrı bir mücadele etmek gerekiyor, onu da yapamayız. Mesafe uzun olduğu için her gün gidip gelmekte zorlanırız” diyor.
Yaptıkları ekolojik üretimi sürdürme konusunda ise Üzgün, şunları not düştü.
“Bu işi bundan sonra yürütebilir miyim bilemiyorum. Bu yıl ki ürünümü satarsam seneye tekrar ekmeyi düşünürüm, yoksa yapamam. Pazarlarken zorlanıyoruz. Maliyetler yüksek olduğu için ucuza satamıyoruz ama insanların da alım gücü yok. Bu tür zorluklarımız var.
Bu işler uzaktan bakıldığı kadar kolay bir şey değil. Bunları üretirken etraftakiler her türlü şeyi de söylediler. Senin kafan çalışmıyor. Sen aptalsın. Niye gübre atmıyorsun. Niye ilaç atmıyorsun. Gübre atarsan şu kadar kazanırsın, gibi. Biz ise inatla sürdürmeye çalışıyoruz ama bilmiyorum ne kadarını başarabiliriz. Sizlerden beklediğimiz de pazarlama konusunda yardımcı olmanız”
“DEVLET HİÇ YARDIMCI OLMUYOR”
Buğdayları ekip biçmek için oğlunun çok çaba harcadığını, organik üretim yaptığını ve kendilerinin de ilerlemiş yaşlarına rağmen yardımcı olmaya çalıştıklarını belirten Bilal Üzgün’ün 83 yaşındaki annesi Kumru Üzgün, “Yaşımıza göre çabamızı gösteriyoruz. Torbaları dolduruyoruz yağmura kalmasın diye. Tozunu elekten geçiriyorum temiz olsun, satışa temiz çıksın diye. Oğlum buğdaya gübre atmıyor. Yörede gübresiz tarla olmuyor ama o yine de gübre atmıyor. Organik satarım diye, devlet de hiç yardımcı olmuyor. Köylüler de ta buradan gidip Elâzığ’da saman alıyorlar. Burada, kapının önünde doldurup almıyorlar. Ben de oğlana üzülüyorum. Çok emek veriyor” dedi.
Tarımla uğraşmanın iyi bir şey olduğunu ama herkesin bunu yapamayacağını ifade eden anne Üzgün, “Oğlumun yaptıklarını da tarımcılar hiçe sayıyor. Mesela biçerciler geldi mi ilçe tarımın da ilgilenmesi lazım. Birinin ilgilemesi lazım ki yörede temiz biçsinler. Halk bu kadar emeği boşa vermesin. Çünkü bu işe çok emek veriliyor, çok masraf yapılıyor. Biliyorsunuz zam almış başını gidiyor” dedi.
“GÜCÜMÜZÜN YETTİĞİ KADAR”
Baba Turabi Üzgün ise şunları söyledi.
“Burası bizim köyümüz, bahçemiz, ağaçlarımız. Evimiz burada, karınca gibi kımıldayıp duruyoruz. Gölgeleri kovalıyoruz. Hafif iş olunca yapıyoruz. Bu buğday hiç gübre yememiş. 30-40 senedir ekilmeyen tarlaları ekiyoruz organik olarak. Vatandaşa, isteyene veriyoruz. Bunun ismi aşuredir. Ekmeklik buğday. Kırda bayırda yetişen buğdaydır. Buğday geldi buraya döküldü. Yağmur yağacak diye korkumuzdan hanımla beraber bu torbaları doldurmaya başladık gücümüzün yettiği kadar. Hepsini bir günde bitirecek halimiz yok. Yavaş yavaş çalışıyoruz. Çocuklara yardımcı oluyoruz”
PİRHA- Pülümür’deki üçbin rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılar zor koşullarda sürdürdükleri hayvancılığı ve yayla hayatını ajansımıza anlatarak, “Hayvancılık bitmeye yüz tutuyor, işimiz zor ama ekmek parası için çalışmak zorundayız. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı” dedi.
Her kesimden herkesin çeşitli sorunlarla uğraştığı bir yerdir Dersim. Sadece insanlarının değil dağlarının, sularının, ağaçlarının, bitki örtüsünün, yaşayan canlı türlerinin de “insan” müdahalesinden kaynaklı sorunları bitmez. Bu yanıyla çok sık haber konusu olur ama yine de anlatıla anlatıla bitirilemeyen bir sorunlar ve gelişmeler yumağı içinde bulursunuz kendinizi.
BAĞIR DAĞI YAYLACILARI
O, anlatıla anlatıla bitirilemeyen sorun ağı içinde pek adı geçmeyenlerden biri de Dersim’in hayvancılıkla uğraşan yaylacılarıdır. Onlar sadece ilkbahar ve sonbaharda yerleşim yerlerinden uzun koyun konvoyları halinde geçerlerken görülürler. Sonrası onların mekanları, gözden ırak ıssız vadiler ve yüksek rakımlı dağlar olur. Çoğunluğu Çemişkezek’ten, bir kısmı da Hozat’tan karların erimesiyle birlikte sürüleriyle genelde Ovacık ve Pülümür yönlerine doğru yollara düşer, önce düşük rakımlardan başlayıp hayvanlarını otlata otlata yüksek rakımlı yaylalara doğru yol alırlar.
Bu yüksek rakımlı yaylalardan biri de Dersim’in Pülümür ilçesindeki üçbin rakımlı Bağır Dağı etekleridir. Bugün adına Bağır Paşa denilip erilleştirilse de, Dersim Kızılbaş inancında önemli bir yeri olan tüm kutsal mekanlar gibi, orijinali dişil bir isim olan ‘Koyê Bağıre’dir. Kimilerine göre Nuhun Gemisi’nin ilk uğradığı yerlerden biri. Aynı zamanda 2021’de 1. Dünya Savaşı’ndan kalma top parçalarının bulunduğu yer olan Bağır Dağı, geniş mera ve otlaklarıyla yaylacıların da gözde mekanlarındandır.
PİRHA olarak, havaların giderek soğumaya başladığı bir zamanda, kuş uçmaz kervan geçmez Bağır Dağı’ndaki yaylacılara konuk olduk. Üçbin rakımda, üç ailenin yaşadığı Bağır Dağı’nda dönüş öncesi hazırlıklarını yapmakta olan yaylacılarla bir günümüzü geçirdik ve onların yaşamlarını dinledik.
“DERSİM’DE ÜRETİM ADINA YAPILAN TEK MESLEK HAYVANCILIK”
Babadan, dededen kalma bir iş olduğu için çocukluğundan beri hayvancılık yaptığını ve çok uzun süredir tüm hayatını bu şekilde geçirdiğini belirten ve Çemişkezek’in Doğanlı köyünden olup şu anda Pertek’te yaşayan yaylacı Mehmet Benler, “Dersim’de üretim adına diyebilirim ki üreten kesim bu mesleği yapanlardır. Şu anda bizim bir keçi koyun birliğimiz var, üye sayımız yaklaşık 1500 civarındadır. Bizim mesleğimiz koyunculuktur. Yıllardır bu yaylaları kullanıyoruz. Eskiden yaylaları, bağlı oldukları köy tüzel kişiliği olan muhtarlıklardan ve kaymakamlıklardan alıyorduk, doğrudan köylüyle muhataptık. Son zamanlarda ise il mera komisyonu kararıyla bu yaylalar Tarım Bakanlığı ve İl Tarım Müdürlükleri üzerinden ihale ile veriliyor, parayla satılıyor” dedi.
Dersim’de üretim adına yapılan tek mesleğin hayvancılık olduğunu ama bunun da bitmeye yüz tuttuğunu söyleyen Benler, “Konumu gereği fabrikamız ya da bir başka çalışma sektörümüz yok. Bu mesleği kendimize özgü yapıyoruz ama bu zorlukları çekerken, yaylaların kira bedeli karşılığında verilmesi bize ayrı bir külfet çıkarıyor. Ekonomik kriz ortadadır, hayvancılığın, çiftçinin hali ortadadır. Bu, göz önünde bulundurulmuyor, oysa bulundurulması gerekir” diye ifade etti.
Alternatif olarak daha ucuza mal etme, maliyetleri daha da düşürme noktasında adımlar atabildiklerini ama bunun yeterli olmadığını ifade eden Benler, “Her yıl Tarım Bakanlığı’ndan küpe desteği alıyoruz ama diğer taraftan aldığımız küpe desteği hayvan başına 20-40 lira civarıdır. Biz bu yaylaya geliyoruz, il mera komisyonu var, devlete ayrı kira veriyoruz, özel mülkiyet sahipleri var, buralara bedelini ödemeyince, rızasını almayınca giremiyoruz. Bunların hepsini ödüyoruz. Yaylada otlatmak için hayvan başına iki misli otlatma parası veriyoruz. Bu maliyet hayvan başına 80 lirayı, hatta bazı yerlerde 100 lirayı buluyor” şeklinde konuştu.
Yüksek otlatma maliyetlerine karşı alternatif geliştirdiklerini, daha kimse ihaleye girmeden taban fiyattan ve birbirlerini mağdur etmeden birlik olarak ihaleye girdiklerini ve bu sayede otlatma maliyetlerini 13-14 liraya düşürerek ucuza mal ettiklerini vurgulayan Benler, “Ama genel olarak bu sıkıntılarımız devam ediyor. Nakliye sıkıntılarımız var. Eskiden bu mesleği yaparken yaya yolculuk yapıyorduk. Hayvanlarımızı yürüterek gidebiliyorduk. Şimdi yürütmek yasaklandı, hayvanlarımızı araçlarla nakletmek zorundayız. Talebimiz ve zorlamamız üzerine bize, sadece geçebilmemiz için Ovacık üzerinden bir güzergah belirlediler ama bir de nakliye masrafı çıktı üzerimize” diye konuştu.
“EKONOMİK SIKINTIDAN EN ÇOK BİZ ETKİLENİYORUZ”
Ekonomik sıkıntılardan en çok ve birebir etkilenenlerin kendileri olduklarını çünkü ürettiklerini kendilerinin pazarlayamadıklarını, kendilerine öyle bir imkan verilmediğini söyleyen Benler, “Örneğin ben mandıracıya ürün veriyorum. Kendi aracım var, nakliyesini yapıyorum. Buradan peyniri yükleyip götürüyorum ama bir kontrol noktasına girdiğim zaman bana faturasını soruyorlar. E ben köylüyüm, faturasını nerden bulacağım, nereden getireceğim” diyerek yaşadığı bu duruma itiraz etti.
Birçok zorluk yaşadıklarını anlatan Benler, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bu memlekette üretim esas alınmıyor ama alınması gerekir. Bu ekonomik krizde ancak böyle kalkınabiliriz. Burası Pülümür, Bağır Dağı yaylası ve biz kendi cephemizden baktıklarımızı görüyoruz sadece, ötesini bilmiyoruz.”
“ÖNCE MANDIRA, SONRA KENDİ İHTİYAÇLARIMIZ İÇİN ÜRETİM YAPIYORUZ”
12 Haziran’da Hozat’ın Peyik (Çağlarca) köyünden buraya geldiklerini belirterek söze başlayan yaylacı Zeki Akgönül ise, peyniri satarak geçindiklerini, ürünlerini önce mandıraya verdiklerini, mandıra kalktıktan sonra da kendi ev ihtiyaçları için üretim yaptıklarını dile getirerek, “Son bir-bir buçuk ay kendimiz için üretim yapıyoruz. Normal taze ot su gibidir ama biraz yaşlanınca, kamilleşince kartlaşıyor. Süt azalıyor o zaman. Süt azalınca kendimize ayırıyoruz, tanıdıklarımıza veriyoruz. Normalde piyasada satmıyoruz” dedi.
“İŞİMİZ ZOR AMA EKMEK PARASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
Yaylada şu anda üç aile olduklarını ve eğer yağış olmazsa ay sonuna doğru köylerine döneceklerini söyleyen Akgönül, son olarak şunları söyledi:
“Geldiniz, gördünüz. İşimiz oldukça zor ama ekmek parası için mecburen çalışıyoruz. Bazıları ekmek parası için yurt dışına gitti, başkalarına çalışıyorlar köle olarak. Biz kendi memleketimizde, kendi emeğimizle çalışıyoruz ama hiçbir şeye değmiyor. Şimdi biz araçla gideceğiz. Kamyon buradan Çağlarca’ya onbeşbin lira istiyor. Ben dört kamyon yükleyeceğim, altmış bin lira yapıyor. Kazancım ne olacak ki altmış bin lira vereyim. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı.
Ben şehirleri pek sevmiyorum. Çünkü şehirde çok kişi görüyorum, hep kahve aralarında sokaklarda.”
NURAY ATMACA- EYÜP HANOĞLU-KAMİL MURAT DEMİR/DERSİM
PİRHA-Dersim’de sonbaharın gelmesiyle birlikte kış hazırlıkları başladı. Topladıkları elmaları yarıp kurutarak kışın kompostosunu yaptığını ifade eden Hatayi Kala, “Kışlık ihtiyacımız için domates, biber, patlıcan kurutuyorum. Köy çok güzel, ben şehre gittiğim zaman hastalanıyorum” diye belirtti.
Anadolu ve Mezopotamya’nın bereketli toprakları tüm dünyayı etkisine alan ve kapitalist üretim biçiminin yol açtığı kirlilik ve sömürüden etkilense de ‘başka bir dünya mümkün’ diyen ve ekonomik zorluklara rağmen kendi çabalarıyla yaşam mücadelesi verenler de var.
Dersim’in Pertek ilçesine bağlı Margek (Günboğazı) köyünde yaşayan Hatayi Kala, kış hazırlıklarına başladı.
“ELMALARI YARIP, KIŞIN KOMPOSTOSUNU YAPIYORUM”
Topladıkları elmaları yarıp kurutarak kışın kompostosunu yaptığını ifade eden Hatayi Kala, “Fazla olduğu zaman da eşe dosta veriyorum veya satıyorum. Yardığım elma yaban elmasıdır, komposto için yabana elması daha iyidir. Köyde domates, biber, patlıcan, fasulye, kavun ektik. Kışlık ihtiyacımız için domates, biber, patlıcan kurutuyorum. Köy çok güzel, şehre gittiğim zaman hastalanıyorum. Eskiden insanların birbirine yaklaşımı daha farklıydı, insanlık vardı şimdi herkes kendi kabuğuna çekilip geçim derdine düşmüş” dedi.
PİRHA-Dersim’de sonbaharın gelmesiyle birlikte kış hazırlıkları başladı. Topladıkları domatesleri kışlık ihtiyaçları için kuruttuklarını söyleyen Fethiye Toylak, “Topladığımız domatesleri kuruttuktan sonra poşetlere koyup kışın yiyoruz” dedi.
Anadolu ve Mezopotamya’nın bereketli toprakları tüm dünyayı etkisine alan ve kapitalist üretim biçiminin yol açtığı kirlilik ve sömürüden etkilense de ‘başka bir dünya mümkün’ diyen ve ekonomik zorluklara rağmen kendi çabalarıyla yaşam mücadelesi verenler de var.
Dersim’in Pertek ilçesine bağlı Balışer (Beydamı) köyünde yaşayanlar kış hazırlıklarına başladı. Köylüler yetiştirdikleri domatesleri kurutarak kışlık ihtiyaçlarını gideriyor.
“KURUTTUĞUMUZ DOMATESLERİ KIŞIN YİYORUZ”
30 yıldır bostan ektiğini söyleyen Fethiye Toylak, “Topladığımız domatesleri güneşte kurutup salça yapıyoruz ve domatesleri pişirip konservelere koyup kışlık ihtiyacımızı hazırlıyoruz. Topladığımız domatesleri kuruttuktan sonra poşetlere koyup kışın yiyoruz” dedi.
“KÖYDE ÇOK MUTLUYUM”
Topladıkları sebzeleri kurutup kışın tükettiklerini ifade eden Fecire Öz, “İzmir’de yaşıyorum yaz ayında annemin yanına köye geliyorum. Köyümü çok seviyorum her sene gelirim köye, burada çok mutluyum” diye konuştu.
PİRHA-Pertek Belediyesi’nin, belediye mülkünden fazladan 70 bin metrekare yeri özel şahıslara vermesine tepki gösteren HDP, Yeşil Sol Parti, EMEP, Pertekliler Derneği ve TÜMKÖY-SEN konuya ilişkin ortak yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Pertek Belediyesi 11 Mayıs tarihinde arıtma tesisi kurulumunu gerekçe göstererek, Kaledibi Mahallesi’nde bulunan yaklaşık 37 dekar imara kapalı tarım arazisi ile belediyeye ait 107 dekar imarlı ve imara girebilecek arsa vasfında alanların takasının yapılması ve yapılma biçimindeki usulsüzlük ya da belirsizlikler sebebi ile bu durum ilçemiz halkı tarafından tartışma konusu olmuştur” denildi.
Pertek Belediye Meclisi 11 Mayıs’ta arıtma tesisi yapılmasına dair yer takası gündemiyle toplandı. Toplantıda takas işlemlerinin gerçekleştirilmesi için belediye başkanına yetki verildi. Bu takas işlemine göre belediye mülkünden 106 bin 681,25 metrekarelik yere karşılık 37 bin 34,56 metrekare yer alındı. Yapılan takas sonucunda belediyenin mülkünden fazladan 70 bin metrekare yer özel şahıslara verildi.
Pertek’te bulunan kurumlardan Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Emek Partisi (EMEP), Pertekliler Derneği ve Tüm Üretici Köylü Sendikası (TÜMKÖY-SEN) konuya ilişkin ortak yazılı açıklama yaptı.
“BU AÇIKLAMAYI YAPMAMIZ ŞART OLMUŞTUR”
Yapılan yazılı açıklamada, “Pertek Belediyesi 11 Mayıs tarihinde arıtma tesisi kurulumunu gerekçe göstererek, Kaledibi Mahallesi’nde bulunan yaklaşık 37 dekar imara kapalı tarım arazisi ile belediyeye ait 107 dekar imarlı ve imara girebilecek arsa vasfında alanların takasının yapılması ve yapılma biçimindeki usulsüzlük ya da belirsizlikler sebebi ile bu durum ilçemiz halkı tarafından tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle bu açıklamayı yapmamız şart olmuştur.
BU KARARI KİMLERLE NASIL ALDINIZ?
Yapılan açıklamada şu sorular soruldu:
1-Bu kararı kimlerle nasıl aldınız? Onay veren meclis üyeleri kimlerdir?
2-Takası gerçekleştirilen taşınmazların ada parsel bilgilerinin oturuma katıldığı iddia edilen belediye meclis üyelerinin bilgisine sunulduğu, onaylarının alındığı 11 Mayıs tarihli belediye meclis toplantısının eğer mevcut ise görüntülerinin kamuoyu ile neden paylaşılmadığını soruyoruz!
3-Bazı meclis üyelerinin beyanları üzerine konuyla ilgili ek gündem maddesinin 11 Mayıs tarihli oturumdan sonra kendilerinin haberi olmadan yazıldığı iddiası doğru mudur?
4- Tarım arazisi üzerine yapılması düşünülen arıtma tesisinin insan sağlığı açısından olumlu veya olumsuz etkisi araştırıldı mı? Bununla ilgili İlçe Çevre Sağlık Kurumu’ndan alınan bir rapor var mıdır? Araştırdığımız kadarıyla ilçenin tek mesire alanına komşu parsel olup insan ve çevre sağlığı açısından olumlu bir rapor yoktur.
5-Takas edilerek alınan yaklaşık 37 dekar tarım arazisi kadar büyük bir alana gerek var mıdır? Arıtma tesisi için en fazla kaç metre kare alan yeterlidir? Yaptığımız araştırmalar sonucunda 3 ile 5 dekar arazi içine kurulması yeterlidir ve ilçe yaşam alanları dışında kurulması elzemdir.
6-Takas edilen alanların büyüklükleri ve imar durumları göz önünde bulundurarak soruyoruz belediye zarara uğratıldı mı? Yaptığımız araştırmalar sonucunda bahse konu olan 37 dekarlık imara kapalı tarım arazisinin 107 dekarlık imarlı ve imara girebilecek arsa vasfında alanlar ile takasının eş değer olamayacağı ileriye dönük düşünüldüğünde aradaki farkın giderek daha da açılacağı aşikârdır.
7-Belediye Başkanının basına vermiş olduğu röportajında bahsi geçen iki katlı yapının yaşanılan yangından sonra metruk ve yıkılmaya yüz tutmuş bir yapı olması maddi olarak hiçbir değerinin olmaması anlamına gelir. Arsa takasında kıymet bildirimi olarak düşünülemez.
Bu soruların hâlâ cevaplanmamış olması hafızlarda soru işareti bırakmıştır. Bizler açıklamayı yapan kurumlar olarak arıtma tesisi yapımına karşı olmamakla birlikte açıklamamızda sorduğumuz soruların acilen cevaplanması, bu yanlıştan derhal dönülmesini ve gerekli hassasiyetin gösterilmesini talep ediyoruz.
PİRHA-Mecbur kaldıkları için hayvancılık yapmaya devam ettiklerini söyleyen Dersimli İbiş Tan, “Ben hayvanlara 30 ton arpa ve saman alıyorum ama fiyatlar çok artınca bizim cebimizde bir şey kalmıyor. Hayvancılık yapıyoruz ama sadece geçiniyoruz, bir sürü de zahmet çekiyoruz” dedi.
Türkiye’de ekonomik kriz derinleşerek devam ediyor. Yurttaşlar yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya kalmaya devam ederken, işsizlik de her geçen gün artıyor.
İşsizliğin yoğun olduğu yerlerden kentlerden Dersim’de hayvancılık en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi.
Tan ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Pınarlar köyünden Ovacık’ın Ağaçpınar köyüne gelip hayvancılık yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor.
“MECBUR KALDIĞIMIZ İÇİN HAYVANCILIK YAPIYORUZ”
Her şey pahalı olduğu için geçinmenin artık çok zor söyleyen İbiş Tan, “Mecbur kaldığımız için hayvancılık yapmaya devam ediyoruz. Devlet hayvancılık ve tarım ile uğraşanlara yardımda bulunsa herkes üretim yapar ve ülkemiz de gelişir. Mazota zam geldiği zaman her şey etkileniyor arpa ve buğday iki katına çıktı. Ben hayvanlara 30 ton arpa ve saman alıyorum ama fiyatlar çok artınca bizim cebimizde bir şey kalmıyor. Hayvancılık yapıyoruz ama sadece geçiniyoruz, bir sürü de zahmet çekiyoruz” dedi.
PİRHA- “Doğamızın Büyüsü İle İnancımız” konulu panelde yapılan konuşmalarda, Alevi inancının doğayla kurduğu ilişkiye dikkat çekilerek, doğanın korunmasının inançla ilişkisine değinildi. Ayrıca Aleviliğin bir ekolojik inanç olduğu vurgulandı.
21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Pertek Belediyesi önünde, “Doğamızın Büyüsü İle İnancımız” konulu panel yapıldı. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın yaptığı panele Araştırmacı-Yazar Pir Zeynel Kete, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ve Şair, Araştırmacı-Yazar Nesimi Aday katıldı.
“ALEVİLER DOĞAYA DA İNSANA DA ZARAR VERMEZ”
Açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Şükrü Aslan, doğa-inanç ilişkisine değinerek, “Bu ilişkiyi birçok şeyde görebiliriz” diyerek sözlerine şöyle devam etti:
“Alevilerin katliam yaptığına dair bir bilgi yoktur. Aleviler doğaya da insana da zarar vermezler, katletmezler. Tersine doğayı, insanı ve yaşamı koruyan bir inançtır. Biz kendi içimizde bilerek ya da bilmeyerek bazen pirlerimize, geleneğimize ağır sözler söyleriz. Eleştiri yapılabilir elbette ama bunu yaparken bazı şeyleri de es geçmemeliyiz. Mesela bu geleneğin doğanın korunması konusundaki duruşu unutulmamalıdır. Alevilik ekolojik bir inançtır.”
“SUYU ATEŞE DÖKMÜYORUZ ÇÜNKÜ SUYUN CANI VAR”
Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Alevilik’te doğa-inanç ilişkisini kutsallar üzerinden şöyle anlattı:
“Bizde toprak mülk değildir. ‘Hardê Dewreşi’ diyerek bir kutsallık atfederiz. Biz suyu ateşe dökmüyoruz çünkü suyun canı var. Ateşe döktüğümüzde canı yanar. Su kutsaldır çünkü arınma getirir. Ateş kutsaldır, adaletle ilişkilendirilir. Canlı-cansız herşey kutsaldır ve kutsal gördüğünüz bir şeye zarar veremezsiniz. Kainatı var eden bu kutsallıktır. Bir toplumu zihinsel, bedensel, ruhsal olarak ayakta tutan da budur. Çünkü bizim toplumumuz binlerce yıldır iyi ve mutlu günlerinde de olumsuz günlerde de kutsal mekanlara giderek dar didar olmuştur. En olumsuz durumlarda bile ‘Ya Xızır’ diyerek direnmiştir, kötümser olmamıştır. Bu toplumun bir üst akla ihtiyacı yoktur. Kutsalları yeterlidir. Biz toplum olarak insanı merkeze koymuyoruz, cümle canı koyuyoruz.”
Kete, doğa inanç ilişkisini, “Doğanın kutsallığı sadece Alevilere ait bir gelenek değildir. Bu kültür, bu kutsallık bugün hala iktidarlaşmamış, hala erilleşmemiş, sorunlarını üst akılla değil kendi geleneksel aklıyla çözen toplumların hepsinde vardır. Nil ve Ganj nehirleri de hala kutsaldır. Munzur da kutsaldır” sözleriyle değerlendirdi.
“MUNZUR’U CANLI VARLIK STATÜSÜNE ALMAMIZ LAZIM”
Araştırmacı-Yazar Nesimi Aday, insanın doğaya kötü davranması sonucu olarak küresel ısınmayla boyveren iklim sorunlarının yaşandığına dikkat çekerek, “Dünya küresel ısınmayı geçti, kaynıyor. Dünya kuruyor, yeni bir devri daim sürecine giriyor. Bizim de sularımızı korumamız, Munzur’u canlı varlık statüsüne almamız lazım” dedi.
“BU SAVAŞI ENİNDE SONUNDA DOĞA KAZANACAK”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise doğa talanına karşı verilen mücadeledeki eşitsizliklere değinerek, şunları söyledi:
“Dersim dağları yanarken batıdaki çevreci dostlarımızın kıllarını kıpırdatmayışı gözümüzden kaçmadı. Kaz dağları, Antalya yanarken sesi çıkanlar, Cudi yanarken susuyorlar. Peki niçin batıda gösterilen duyarlılığın aynısı burada gösterilmiyor! Niçin bu derelerin, bu ırmakların kurutulmasına bu kadar göz yumuluyor! Biz acılar arasında köprü kurmalıyız. Birini diğerinden daha önemsiz saymadan ölçü kurmalıyız. Bizim inancımız da bunu diyor. Akbelen’de o ağaçlara sarılan, o ağaçlar kesilirken hüngür hüngür ağlayan, Rodos’ta bir orman yanarken üzerine su dökmeye giden herkesin çabasını kutsal buluyoruz. Ama Cudi yanarken oraya bir bardak su taşımayı da kutsal buluyoruz. Kürt anasının acısıyla, Türk anasının açsını birleştirmek zorundayız. Rodos’ta yanan ormanla Cudi’de yanan ormanın acısını birleştirmek zorundayız. Doğa ve inanç arasındaki ilişki konusunda, şunu belirtmek gerekiyor. Bu savaşı eninde sonunda doğa kazanacak.”
Pertek Belediyesi önünde yapılan panelde konuşmaların ardından sorular yanıtlandı.
Panelin sonunda söz alan bir köylü, “Hozat Boydaş köyü ormanları kesiliyor ve yakılıp kömür olarak satılıyor” dedi. Bu konunun hiç gündeme getirilmediğinden ve kimsenin ilgilenmediğinden şikayet etti.
PİRHA-21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında feribot gezisi ile “Sudan Gelen Tarih” Pertek Kalesi Müzik ve Şiir Dinletisi’nde şairler Kürtçe ve Türkçe şiirler seslendirdi. Feribotta etkinlik beğeni topladı.
21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Pertek etkinlikleri ikinci gününde devam ediyor.
Günün ilk etkinliği feribot gezisiyle “Sudan Gelen Tarih” Pertek Kalesi Müzik ve Şiir Dinletisi oldu. Pertek iskelesinden kalkıp tarihi Pertek Kalesi’ne demirleyen feribotu müziği, şiiri, klamları ve konuşmaları Pertek doğasının fonuna taşıdı. CAN TV’nin canlı yayınladığı etkinlik hem feribotun içindekilere hem de ekranları başında izleyenlere güzel anlar yaşattı.
Çiğdem Karaboğa’nın sunduğu etkinlikte Feramuz Şahin ve Zeynel Demir’in müzik dinletisi ile şairler geçidi yaşandı. Şairler Haydar Ünal, Nesimi Aday, Okay Tekin, Oya Gündüz Aksu, Ömer Öneren, Övünç Ezgi Yılmaz, Sami Aydoğan ve Vedat Aldemir şiirlerini okudular.
Dinleti etkinliğinin sahne ve sokak formatının dışına çıkarılıp gezi halindeki bir feribotta yapılması katılımcılar tarafından beğeniyle karşılandı. Adına kültür ve doğa festivali denen bir kapsamın içinde kültür ile doğanın yan yana getirilmesi hem festivalin amacına uygun oldu, hem de katılımcılar nezdinde büyük bir ilgi yarattı.
PİRHA-21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali programının Pertek ayağında yapılan çevre ve madencilik konulu panelde, halkın madenler başta olmak üzere doğa kıyımına karşı mücadele yürütmesi çağrısı öne çıktı.
‘Madencilik yağmasına karşı doğayı ve yaşamı savunuyoruz’ şiarıyla, 21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali programının Pertek ayağı kapsamında “Yok olmamak için direnen Dersim-çevre ve madencilik” konulu panel yapıldı. Pertek Belediye Başkanı Ruhan Alan ve çok sayıda yurttaş panele katılırken, panelin moderatörlüğünü Pertekliler Derneği Yöneticisi Hüseyin Tuluk yaptı.
Panele konuşmacı olarak Polen Ekoloji Kollektifinden Meltem İlayada Eroğlu, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Alan, Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hatun Esen, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ayhan Yüksel katıldı.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ayhan Yüksel, maden sahalarının özelleştirilmesiyle çevre sorunlarının daha da ağırlaştığına dikkat çekerken, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Alan, “Doğamızı kimin için koruyacağız ve geleceğe nasıl bırakacağız? sorularına cevap bulmalıyız ve harekete geçmeliyiz” dedi.
“HALK DERSİM’E SAHİP ÇIKMALI”
Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hatun Esen, halkın doğa talanına karşı Akbelen ve Cudi’de mücadele ettiğini belirterek, kadınların öncülüğündeki direnişe selam yolladı. Munzur’un korunması için yurttaşların daha bilinçli ve örgütlü hareket etmesi gerektiğini belirten Esen, halkı Dersim’e sahip çıkmaya çağırdı.
Polen Ekoloji Kollektifinden Meltemİlayada Eroğlu da, ekolojik mücadelenin öznesinin orada yaşayan yurttaşlar olduğuna işaret ederek, “Bilgi hiyararşisine karşı durarak, toprağımızı, suyumuzu, doğamızı korumak için mücadele etmeliyiz. Halkın iradesi ve direnciyle çevre mücadeleleri başarıya ulaşacaktır” diye konuştu.
Panelin ardından Tiyatro İmge oyucuları tarafından Düş Gezginleri adlı sokak tiyatrosu sergilendi.
FESTİVAL 4 GÜN DÜRECEK
21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali panel, konser, kültürel çalışmalar, kadın, ana dili ve tiyatro gibi çalışmalarla 4 gün boyunca sürecek.
PİRHA-21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festival programının Pertek ayağı halaylarla başladı.
‘Madencilik yağmasına karşı doğayı ve yaşamı savunuyoruz’ şiarıyla, 21’nci Munzur Kültür ve Doğa Festival programının Pertek ayağı başladı.
Festivale Mersin, İstanbul, Bursa, İzmir, Adana gibi bir çok kentte yurttaşlar katılırken, Pertek Ferbotu giriş ve çıkışında kimlik kontrolü yapılıyor. Duruma tepki gösteren yurttaşlar “Suyun iki yakasında kim hareket eden feribota binebilir” diyerek, kontrol noktalarının kaldırılmasını istedi.
Festival için Dersim’e gelen yurttaşlar Pertek Belediyesi tarafından karşılanarak kahvaltı ikram edildi.
Festival açılışında halaylar çekilirken, Ekin Konak ve Helin Erenler tarafından dinleti verildi.
21’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali; panel, konser, kültürel çalışmalar, kadın, ana dil ve tiyatro gibi çalışmalarla 4 gün boyunca sürecek.
PİRHA-Koyun kırpmanın genelde Haziran ayında yapılmaya başlandığını söyleyen Umut Abay, “Hayvanın derisi tüylerinden dolayı hava alamadığı için kırpma işlemini yapmak zorundayız. Dikenler hayvanın tüylerine yapıştığı için hayvanın teni hava almıyor ve diken hayvanın tenine çarptığında yara oluşuyor bu da hayvanın kurtlanmasına sebep oluyor. O yüzden yaptığımız tamamen temizlik amaçlı bir şey” dedi.
Türkiye’de kriz derinleşerek devam ediyor. Yurttaşlar yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya kalmaya devam ederken, işsizlik her geçen gün artıyor.
Dersim’in Pertek ilçesinin Koçpınar köyünde hayvancılık en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi. Hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Umut Abay ile koyunların neden kırpıldığını ve hayvancılık yapanların yaşadığı sorunlar üzerine sohbet ettik.
“KIRPMA İŞLEMİ TEMİZLİK AMAÇLI”
Koyun kırpmanın genelde Haziran ayında yapılmaya başlandığını söyleyen Umut Abay, “Hayvanlar sıcak havadan dolayı ter atıyor ve attığı terden dolayı kilo alıp gelişemiyor. Hayvanın derisi tüylerinden dolayı hava alamadığı için kırpma işlemini yapmak zorundayız. Dikenler hayvanın tüylerine yapıştığı için hayvanın teni hava almıyor ve diken hayvanın tenine çarptığında yara oluşuyor bu da hayvanın kurtlanmasına sebep oluyor. O yüzden yaptığımız tamamen temizlik amaçlı bir şey” diye belirtti.
“HAYVANCILIK ARTIK BİTTİ”
Eskiye göre süt ürünlerinin değer kazandığını ancak fakat köylünün kazanmadığını belirten Umut Abay, “Biz geçen yıl toptancıya 36 TL’ye peynirimizi verdik, toptancıda verdiğimiz peyniri 130 TL’ye sattı. Emek veriyoruz ama verdiğimiz emeğin karşılığını alamıyoruz. Her şey çok pahalı olmuş durumda o yüzden hayvancılıktan para kazanılmıyor ve artık eskisi gibi hayvancılığa heves eden de yok. Hayvancılık bitti artık, ben hayvanımı sattığımda aynı fiyata satın alamıyorum” dedi.
PİRHA-Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri seçim çalışması kapsamında Dersim’in Pertek ilçesinde Beydamı, Tozkoparan, Biçmekaya, Pirinççi, Musadarıç, Kacarlar, Pınarlar köylerine giderek yurttaşları ziyaret etti.
14 Mayıs’ta yapılacak seçimler yaklaşırken, Dersim’de Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri seçim çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor.
Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri seçim çalışması kapsamında Dersim’in Pertek ilçesinde Beydamı, Tozkoparan, Biçmekaya, Pirinççi, Musadarıç, Kacarlar, Pınarlar köylerine giderek yurttaşları ziyaret etti.
PİRHA-Türkiye’ye seçimlerden sonra demokrasinin gelmesini istediklerini belirten Pertekli yurttaşlar, “Bu ülkede kardeşçe yaşamak istiyoruz, insanları kutuplaştırana bu düzene dur dememiz lazım” dedi.
Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Pertek’te yaşayan yurttaşlara seçimlerden sonra ülkede nelerin değişmesi gerektiğini sorduk.
“BARIŞ İSTİYORUZ”
Seçim sürecine girdiklerini ve “kayyım zihniyetinin gitmesini istiyoruz” diyen Müslüm Karakuş, “Bu ülkede çok şeyin değişmesi gerekiyor, özellikle ülkede demokrasinin oturması gerekiyor. Sandığa giden her insanın kendisini sorgulamalı, ülkede nelerin değişmesini istiyorsa ona göre oy kullansın. AKP iktidarının gitmesini istiyorum, 21 yılda insanlığa hiçbir şey vermemiştir ,diktatör bir rejimdir. O yüzden 15 Mayıs’ta güzel bir güne uyanmak istiyoruz” dedi.
Yılmaz Mut ise, “Huzur ve barış istiyoruz, savaş istemiyoruz” diye konuştu.
“KARDEŞÇE YAŞAMAK İSTİYORUZ”
Seçimlerden sonra ülkede bir şeylerin değişeceğine inandığını belirten Mehmet Fırat, “Bay Kemal ülkede bir şeyleri değiştirecek, sözünde duracaktır. Büyük bir beklenti var” diye belirtti.
Mehmet Hanefi Kılıç da, “Ülkede öncelikle birlik, beraberlik, kardeşlik ve demokrasi gelmesini istiyoruz” dedi.
Ülkenin gidişatını beğenmediğini vurgulayan Fethi Gül, “Ülkede işsizliğin ve Kürt sorununun demokratik bir temelde çözülmesini istiyorum. Bu ülkede dili, ırkı, dini ne olursa olsun birlikte hareket etmemiz lazım. Bu ülkede kardeşçe yaşamak istiyoruz, insanları kutuplaştırana bu düzene dur dememiz lazım” diye konuştu.