PİRHA- Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ali Ekber Yurt, SES Dersim Şubesi üyelerinin önü keserek tehdit etti. SES üyeleri suç duyurusunda bulunurken, SES Dersim Şubesi de, “Bu kötü muamelenin sosyal hizmet emekçilerine reva görülmesi, tehdit, mobbing ve sürgün politikalarını benimseyen liyakatsiz, ‘kabadayı’ il müdürünün bunca hukuksuzluğa rağmen o koltukta oturmasını kabul etmiyoruz. Yasal sürecin takipçisi olacağız” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi, üyelerine yönelik mobbing ve sürgüne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, 4 üyelerinin Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden Pertek Sosyal Hizmet Merkezi’ne haksız bir şekilde sürgün edildiğini, il müdürlüğüne sürgün edilen 1 yöneticilerinin atamasının da Erzincan İdare Mahkemesi tarafından iptal edildiği ifade edildi.
“LİYAKATSİZ İDARECİLER ER YA DA GEÇ GİDECEK”
Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:
“Davayı kazanan üyelerimizin tekrar sürgün edilmesi için Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ali Ekber Yurt tarafından Pülümür Sosyal Hizmet Merkezi açılmış, aralarında Pertek ilçesine sürgün edilenlerin de bulunduğu 5 üyemiz bu kez hukuksuz bir şekilde Pülümür ilçesine sürgün edilmiştir. Yeniden sürgün edilen üyelerimiz 27 Ekim’de Pülümür Sosyal Hizmet Merkezi’ne tahsis edilen kurum aracı ile mesai sonrası dönerken, yolları İl Müdürü Ali Ekber Yurt tarafından Pülümür- Dersim karayolunda kesilmiştir. Kurum aracında bulunan çalışanların yanına gelen Yurt, ‘Ben sizin kurum aracına binmenizi yasakladım, böyle ahlaksızlık, terbiyesizlik olmaz’ diyerek, üyelerimize hakaretler savurmuştur. Haksız yere Pülümür ilçesine atamaları yapılan sosyal hizmet çalışanları, il müdürü tarafından maddi ve manevi olarak mağdur edilmektedir.
İl Müdürünün giderek artan, şiddet içeren tutumlarına yönelik araçta bulunan kurum çalışanı 4 üyemiz il müdürünün yollarını kesmesi ve saldırgan tutumları karşısında Nazımiye Jandarma Karakoluna suç duyurusunda bulunmuş, 2 üyemiz ise il müdürünün hakaret ve aşağılamalarına karşı 6284 sayılı Kanuna istinaden önleyici tedbir talebinde bulunmuşlardır.
Mahkeme kararlarıyla haksız ve hukuksuz uygulamalarda bulunduğu tescillenen, başkanı olduğu inanç kurumunu bu uğurda kendi çıkarları için kullanan ‘kabadayı müdür’ Ali Ekber Yurt’a Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ve Tunceli Valiliği’nin herhangi bir müdahalesi olmaması da ayrı bir cezalandırmadır. Bu kötü muamelenin sosyal hizmet emekçilerine reva görülmesi, tehdit, mobbing ve sürgün politikalarını benimseyen liyakatsiz, ‘kabadayı’ il müdürünün bunca hukuksuzluğa rağmen o koltukta oturmasını kabul etmiyoruz. Yasal sürecin takipçisi olacağız. Liyakatsiz idareciler er ya da geç gidecek, haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı ses olup sendikal dayanışmamızı sürdürmeye devam edeceğiz.”
PİRHA- Kureyşan Ocağı’nın Kızılbel kolunun son temsilcilerinden Pir Rıza Arıca (Bava Rîzayê Garsîye) Hakk’a yürüdü. Arıca, Dersim Pülümür’e bağlı Kızılbel köyünde toprağa sırlanacak.
Kureyşan Ocağı pirlerinden 89 yaşındaki Rıza Arıca (Bava Rîzayê Garsîye), uzun yıllardır yaşadığı Antalya’da Hakk’a yürüdü.
1934 yılında Dersim Pülümür’e bağlı Kızılbel köyünde doğan Arıca, Kureyşan Ocağı’nın Kızılbel kolunun son temsilcilerinden olarak biliniyordu. Antalya’da da talipleri ile buluşan Arıca, burada da Yol’u ve erkanı sürdürmeyi devam ettirdi.
Arıca, kendi anlatımıyla ocağını, “Kurêşan Ocağı’nın Khaj bizim soyumuz, Kureşoğlu Duzgın’a dayanır. İlk ceddimiz, Duzgın’dan sonra gelen Derwêş İlyas-ı Deriki’dir. Uzunca giden bir soy şeceresinden sonra, Derwêş Gaji benim büyük dedemdir. Kurêşan Ocağı içinde bizim ailemize Kurêşu Gajiyan / Gajiu derler. Bana da, Bava Rızaê Garşê derler” diye tarif etmişti.
DERSİM’DE TOPRAĞA SIRLANACAK
Arıca, Dersim Pülümür’e bağlı Kızılbel köyünde toprağa sırlanacak.
PİRHA-Dersim Kent Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Naci Görür, önemli uyarılarda bulundu. Dersim ve çevresindeki deprem riskine dikkat çeken Görür, “Maraş’taki depremler, önemli miktarda stresi Malatya ve Ovacık faylarının içine transfer etmiş olabilir. Eğer öyle olursa beklenenden daha erken deprem olabilir. Bu işin şakası yok. Önlem alalım. Önlem, bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol” dedi.
Dersim Kent Koruma Kurulu ve TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu ortaklığında düzenlenen Dersim Kent Sempozyumu’na Prof. Dr. Naci Görür, konuşmacı olarak katıldı.
“HALK İLE YÜZLEŞMEYE GELDİK”
Özellikle 6 Şubat depremlerinde on binlerce insanı kaybettikten sonra hak ettiği farkındalığı bulan ve önemli gündem maddesi olan deprem gerçeğini, bugün de Tunceli’ye gelip anlatmak istediklerini belirten Bilim Akademisi Kurucu Üyesi, Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, “Bilim insanları olarak bizler de halk ile yüzleşmeye, insanlarımıza sorunu anlatmaya karar verdik. Çok enderdir ki herhangi bir kent deprem tehdidi altında olmasın. Hangi fay dolmuş, kayaları kırma gücüne erişmişse çat diye kırılır. Orada deprem üretir. Deprem dediğimiz de budur” dedi ve olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üç fay zonunu tek tek anlattı.
“TUNCELİ, NAZİMİYE FAY ZONUNUN İÇİNDE”
Dersim’in, Bingöl Karlıova’dan başlayıp Hatay’a kadar giden Doğu Anadolu Fayı’na yakın olduğunu ve Nazimiye, Ovacık, Malatya faylarının etkisinde olduğunu söyleyen Görür, şunları aktardı:
“Bakın Tunceli çok güzel, cennet gibi bir yer. Buraya gelirken ben Elazığlı olarak Dersim türküsünü de söyledim; ‘Dersim’i hak saklasın, bir yarim var içinde.’ Burası hepimizin gönlünde ama unutmayın bu bölge Türkiye’nin tektonik yönden en hareketli olabileceği, zamanı gelince en tehlikeli olabileceği bir yer. Nedenini de söyleyeyim. Tunceli’nin kendisi Nazımiye dediğimiz fay zonunun içinde. Nazımiye Fayı Kuzeybatı-Güneydoğu yönlüdür. Güneydoğu yönüne doğru gelir. Karakoçan fayıyla birleşir. Bu birinci fay.
Şimdi bu fayın bir özelliği var. Bu düşey hareketleri daha fazla bunun. Ama bu fay hakkında bugüne kadar tarihi dönemde bu deprem, şu fayın üzerindedir diye doğru dürüst bilmiyoruz. Ve bu fayın deprem üretme periyodu da yeterince bilinmiyor. Yani ne kadar zaman aralıklarla deprem üretir? Bilmiyoruz.”
“OVACIK FAYININ ETKİSİ İNANILMAZ FAZLA OLUR”
Deprem durumunda önemli etkileri olabilecek ikinci fayın, Dersim’in batı ve kuzeybatısında yer alan Ovacık Fayı olduğunu ve bunun da Erzincan’ın batısında Kuzey Anadolu Fayı’yla birleştiğini ifade eden Görür, bu fayın incelendiğini ve yılda 1,4 milimetre hareket hızı olduğunu, bu hız 2 milim olsa bile, bunun bin yılda 2 metre harekete tekabül ettiğini, bu durumun da 7 büyüklüğünde bir deprem üretebileceğini söyledikten sonra Ovacık Fayı ile ilgili şu bilgilerin altını çizdi:
“Yani Ovacık Fayı her 2500 senede bir 7 ve üzeri deprem üretebilir. Bu fay 3-4 koldan ibaret ve bu kollardan biri üzerinde çalışmalar yapıldı. Orada 6 bin senede 3 tane deprem tespit edildi. Demek ki Ovacık fayı çok yavaş hareket eden bir fay. 7’nin üzerinde deprem üretmesi için 2000-2500 seneye ihtiyaç var. En son deprem milattan sonra 54 yılında oluşmuş. 2023 yılında olduğumuza göre demek ki bu fay üzerinde yeni bir deprem olabilmesi için birkaç yüz sene ya var ya yok. Bu fayın Tunceli’ye etkisi çok inanılmaz şekilde fazla olur.”
“MALATYA VE OVACIK FAYLARINDA DEPREM DAHA ERKEN OLABİLİR”
Olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üçüncü fayın, Dersim’in batısı ve güneybatısında yer alan Malatya Fayı olduğunu söyleyen Görür, “Malatya fayı daha yavaş. Yılda yaklaşık bir milimetre hareket ediyor, onun da tekerrür periyodu 2000-2500 sene oluyor. Çünkü orada yapılan araştırmada 10 bin sene içerisinde 4 tane deprem bilimsel olarak tespit edilmiş. Bu da büyük bir deprem üretebilir. Fakat bir şey var dikkat etmemiz gereken. Faylar böyle düzenli olarak dolmaz. Yani stres doldu doldu illa da 2500 sene geçince de hemen deprem üretir diye düşünürsünüz. Bu doğru değil. Çok hızlı, daha erken doldurulabilir ve deprem öne çekilebilir” dedi.
Antep ve Maraş’ta olan 7.7 ve 7.6 gibi depremlerin önemli miktarda stresi Malatya fayının içine enjekte etmiş, transfer etmiş olabileceğini ve hatta Ovacık fayına da bu transferin gerçekleşmiş olabileceğini vurgulana Görür, “Eğer öyle olursa o fay deprem üretmek için tekerrür periyodunun dolmasını beklemeden deprem üretebilir” diyerek uyardı ve Malatya Fayı’la ilgili şu önemli notu düştü:
“Şimdi bir de Malatya Fayı’nın bir özelliği var. En son deprem milattan önce 900-500 yılları arasında olmuş. Yani milattan önce 500 yıl geçmiş. 2023 yıl da şimdi geçmiş, yani son depremden beri, en az 2500 yıl geçmiş. Malatya fayının deprem üretme periyodu ise 2475 yıldır. Bu durum beni endişelendirdi.”
“NE KADAR FAZLA YIKIM VE ÖLÜM OLURSA BİLİN Kİ TOPLUM O KADAR BOZULMUŞTUR”
“Bu ülkenin bilim insanları olarak öngörülerimiz doğrultusunda bir uyarı yapıyoruz. Yani illa şu olacak bu olacak gibi bir iddiamız da yok ama uyarıyoruz. E siz de bu uyarıları, bilimin bu uyarılarını dikkate alıp önlem alın diye uyarıyoruz” diyen Prof. Dr. Naci Görür konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ne kadar fazla yıkım ve ölüm olursa, bilin ki o toplum o kadar tefessüh etmiştir. O kadar bozulmuştur. Ahlak dışı birtakım hareketler o kadar yaygındır. Yani bu gerçekten öyle. Güneydoğu’da deprem büyüktü tamam. Çok doğru. Yerbilimci olarak biz biliyoruz. Ama bu kadar ölüm ve yıkımın nedeni, orada yapılan hırsızlık, arsızlık, demirden, çimentodan, şundan bundan çarpma ve olmayacak yerlere bina yapmaktır. Rant uğruna yapılmayacak şeyleri yapmış olmaktır. Herkes bunu biliyor. Bütün dünya da biliyor.
Tuncelilinin cennet gibi ülkesi var. Zemini sağlam. Yapısını, temelini bütün bu tehlike analizlerini, parametrelerini bu zemine uygun çıkartıp ona göre de hayatını idame ettirsin. Deprem geldiği zaman minimum zarar verir. Ama siz hazırlanmazsanız olmaz. O zaman hepimiz çok üzülürüz. Bu işin şakası yok. Yani bunu yapalım, önlem alalım. Önlem de bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol.”
PİRHA- Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Pülümür köylerinin yol ve alt yapı sorunlarını bir soru önergesi ile TBMM gündemine taşıdı. Kordu, “Kalekolların olduğu dağ zirvelerine yol yapılabilmesine karşın merkez ve ilçe köylerinin yollarının yapılmaması, söz konusu yollarının bilinçli bir şekilde yapılmadığını göstermektedir” dedi.
Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Pülümür köylerinin yol ve alt yapı sorunlarını bir soru önergesi ile TBMM gündemine taşıdı. Her bir köyün yaşadığı sorunları ayrı ayrı maddeler halinde dile getiren Kordu, köylerdeki acı manzarayı gözler önüne serdi.
“KÖYLERDE YAŞAM İMKANSIZ HALE GETİRİLİYOR”
Dersim’de pek çok köy ve mezra yolunun asfalt olmaması ya da kapalı olması, suyun yetersizliği ve kanalizasyon alt yapısının olmaması, insanların kendi köylerinde sürekli bir yaşam inşa etmelerini imkansız hale getirmektedir. Özellikle 90’lı yıllarda boşaltılan birçok köy yolunun toprak veya kapalı olmasından dolayı köylere elektrik ve su gibi temel hizmetler götürülemediği için köylülerin yeniden yerleşiminde ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Bu nedenle birçok köye geri dönüş yapılamıyor. Ulaşımda sorunlar olduğu gibi yağışlarla birlikte yollar çamura dönüşmekte, araçlar kaza riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
“İNSANSIZLAŞTIRMA POLİTİKASI DEVAM EDİYOR”
Tüm bu sorunları gündeme taşıyan Kordu, Dersim İl Özel İdaresi yetkililerinin, köy yollarının yapılacağı sözünü vermelerine karşın verilen sözleri yerine getirilmediğini belirterek, “Kalekolların olduğu dağ zirvelerinin en üst yerlerine yol yapılabilmesine karşın merkez ve ilçe köylerinin yollarının yapılmaması, söz konusu köy yollarının bilinçli bir şekilde yapılmadığını göstermektedir” dedi.
Tüm bunların süregelen insansızlaştırma politikasının devam ettiğini gösterdiğini ifade eden Kordu, “İnsansızlaştırma politikasının bir uygulaması olarak dolaylı bir şekilde köylüler göçe zorlamakta, kendi doğup büyüdüğü topraklardan koparılıp başka şehirlere hatta başka ülkelere gitme yolları açılmaktadır. Oysa her bireyin kendi köyünde, kendi şehrinde yaşama koşullarının yaratılması devletin asli görev ve sorumluluğudur” dedi.
Kordu’nun verdiği soru önergesinin detayları şöyle:
PÜLÜMÜR KÖYLERİNİN SORUNLARI
Dersim ili Pülümür ilçesine bağlı yol ve alt yapı sorunları olan köylerden bazıları örnek olarak aşağıda belirtilmektedir.
Harşiye (Kovuklu) köyü;
Köy merasının plansız bir şekilde kiraya verilmesi, hem Dersim’e özgü endemik bitki örtüsünün yok olmasına neden olmakta hem de köylülerin mera kullanımına engel teşkil etmektedir.
Köyde yol ve alt yapı sorunu bulunmaktadır. Atık toplanan alanda yol ve çevresi düzgün olmadığı için oradan geçen araçlardaki toz, özellikle köydeki yaşlı hasta bireyleri ve çocukları olumsuz etkilemektedir.
Zimek köyü;
Köy yoluna dökülen malzeme iyi olmadığı için taşımalı eğitim sistemle okula giden 24 öğrenci zamanında derslere yetiştirilmemekte veya akşamları eve geç gelmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte acil hastalara yerinde müdahale veya hastanın hastaneye zamanında yetişmesi gibi telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açmaktadır.
Yine yayla bölgesinin kullanılması ile ilgili ciddi sıkıntılar bulunmaktadır. Yayladaki meraların aralıklarla dinlendirilmesi gerekiyor. Ancak bu yapılmadığı için mera alanları telafisi mümkün olmayacak şekilde aşınmaktadır. Bunula birlikte meraların kira bedeli çok yüksek olduğu için köylüler bedeli karşılayamıyor ve köy merası köy dışında gelenlere kiralanmaktadır. Meralarda kapasitesinin çok üzerinde hayvan otlatıldığı için meralar ciddi oranda zarar görmektedir. Örneğin bin hayvan kapasiteye sahip merada en az iki bin 3 bin hayvan otlatılmaktadır. Bu durum yaylalarda sadece köyde yapılan hayvancılığı etkilememekte aynı zamanda Dersim’deki arıcılık için hayati öneme sahip endemik bitkilerin yok olmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla Dersim’de hayvancılık ile birlikte aracılık faaliyeti de ciddi risklere karşı karşıya kalmaktadır.
Hacılı Köyü;
Köyün yol, elektrik, su ve kanalizasyon gibi alt yapısındaki yapısal sorunlar çözülmemektedir.
Karaderbent (Bozağa) köyü ve Kemeri Şa (Karataş) mezrası;
Köyün geçim kaynağı hayvancılıktır. Köyde yol ve su (içme ve sulama suyu) sorunu olduğu için özellikle kışın hayvan yeminin taşınması esnasında ciddi sıkıntılara neden olmaktadır.
Köylülerin hem içme suyu hem sulama sorunun çözülmesi için talebi bulunmaktadır. İl Özel İdaresine iletilen taleplere yönelik sorunların çözülmesine dair bir adım atılmamaktadır. Örneğin köydeki su sorunun çözülmesi için 700 metre boru ve kazıcıya ihtiyaç var ama ilgili kurumlar bu ihtiyacın karşılanmasına yönelik talepleri cevapsız bırakmaktadırlar.
Çağlayan mezrası;
Köyde yol sorununun olması nedeni ile köyde hayvancılık yapan köylüler kışın başka bir köye gitme zorunda kalmaktadırlar. Bu durum hem maliyeti artırmakta hem de köylülerin kendi köylerinde sürekli bir yaşam inşa etmesine engel teşkil etmektedir.
Pergini (Kırklar) köyü;
Köyde yol ve alt yapı sorunu var. Hayvancılık yapan köylüler hayvan gübresini köyden akan dereye döktükleri için sağlık açısından riskler barındırmaktadır. Kanalizasyonun dereye akıyor, hayvan gübresini de köylüler tarafından dereye dökülmektedir. Dere suyunun bu şekilde kirletilmesi hem köy için hem de suyu akışının olduğu diğer köyler için sorun teşkil etmektedir. Ayrıca dere suyunun Pülümür çayına karıştığından dolayı Pülümür vadisi üzerindeki tesislerde yüzen yurttaşlar için de ciddi sağlık sorunu oluşturmaktadır.
İl Özel İdaresi tarafında çürük raporu verilen köyün şebeke suyu deposunun sağlıksız yapısından dolayı içme suyu sağlık açısından ciddi riskler barındırmakta, yetkili kurumlara bildirilmesine rağmen sorun giderilmemektedir.
Köyün yaylalarından köylüler faydalanmamaktadırlar. Köy meraları, kiraya veri verilirken %25 köy bütçesine ayrılarak köyün ihtiyaçlarını karşılamaması gerekiyor. Ancak bu bütçenin nasıl ve nerde kullandığı hakkında köylüler açıkça bilgilendirilmemektedir.
Yaylaların kapasitesinin üzerinde plansız bir şekilde kiralanması, hem Dersim’e özgü endemik bitki örtüsünün yok olmasına neden olmakta hem de köylülerin mera kullanımına engel teşkil olmaktadır.
1994-1995 köylerinin boşaldığı 2001 de geri dönüş olan köy mezarlığı için yapılmak istenen aşevine elektrik saatinin verilmesi için FEDAŞ’a müracaat edilmiş ancak FEDAŞ tarafından elektrik aboneliği hane aboneliği değil ticari abone olarak verilmiştir. Köylülerin buna ilişkin itirazı kabul edilmemiştir.
Hasangazi köyü;
Köy yaklaşık 100 ton yem bitkisinin yetiştirme kapasitesine sahip olmasına rağmen arazilere ulaşım sağlayacak yol olmadığı için köy arazileri ekilip biçilemiyor.
Köyün içinde ola köprü hasarlı olmasından dolayı onarım için İl özel idaresine, kaymakama dilekçelerin verilmesine rağmen yapılmamaktadır. Özellikle araç geçişleri için çok riskli olması ile birlikte yaşlı engelli ve çocuklar için akşamları tehlike arz etmektedir
Köyde 4 tane menfeze künk döşenmesine dair talepleri karşılanmamaktadır.
Aşkirek (Kocatepe) köyü;
Köyün yol ve alt yapı sorunu bulunmaktadır. Cenazelerin kaldırılma yeri gibi köyün ortak yaşam alanının düzenlenmesine ilişkin talepleri bulunmaktadır.
SORU ÖNERGESİNE KONU EDİLEN SORULAR
Bu bağlamda;
1-1990’lı yıllarda Pülümür ilçesinde kaç köy boşaltılmıştır? Boşaltılan köylerden kaçına geri dönüş sağlanmıştır? Köylerine geri dönüş yapmak için başvuruda bulunan köyler var mıdır?
2- Yukarıda sorunları açıkça izah edilen Harşiye (Kovuklu) Köyü, Zimege (Zimek) Köyü, Hacılı Köyü; Karaderbent (Bozağa) Köyü, Kemeri Şa (Karataş) Mezrası, Çağlayan Mezrası, Pergini (Kırklar) Köyü, Hasangazi Köyü ve Askirik (Kocatepe) köylerinin sorunlarının çözülmesi ile ilgili bir planlamanız var mı?
3-Pülümür ilçesinde kaç köyde elektrik ve şebeke suyu bulunmamaktadır? Bu sorunlarının çözümüne ilişkin kaç köyün Valiliğe müracaatı bulunmaktadır? Söz konusu sorunların çözümüne ilişkin kurumunuzun bir programı var mıdır?
4-Pülümür’de kaç köyün yolları toprak yoldur, kaç köy yolu asfaltlanmıştır? Toprak olan yolların asfaltlanmasına ilişkin kurumunuzun bir programı var mıdır?
5-Pülümür’de kaç köyün kanalizasyon alt yapısı yapılmıştır? Kanalizasyon alt yapısı olmayan köylerde kanalizasyon alt yapısının yapılmasına ilişkin kurumunuzun bir programı var mıdır?
6-Kiralanan meralarda kapasitesinden fazla hayvan otlatıldığı iddiası doğru mudur? Meraların aşırı otlatılmasından kaynaklı hayvancılık ve arıcılığa verilecek zararlara ilişkin hangi önlemler alınmaktadır?
7-Kiralanan mera ücretinden köy bütçesine aktarılması gereken kısmın, ilgili köyün bütçesinin aktarılmadığı ve bütçenin nereye harcandığına ilişkin köylülere bilgi verilmediği iddiası doğru mudur?
8-Pergini (Kırklar) köyündeki aş evinin elektrik aboneliğinin ticarethane statüsünde verildiği iddiası doğru mudur?
PİRHA- Pülümür’deki üçbin rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılar zor koşullarda sürdürdükleri hayvancılığı ve yayla hayatını ajansımıza anlatarak, “Hayvancılık bitmeye yüz tutuyor, işimiz zor ama ekmek parası için çalışmak zorundayız. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı” dedi.
Her kesimden herkesin çeşitli sorunlarla uğraştığı bir yerdir Dersim. Sadece insanlarının değil dağlarının, sularının, ağaçlarının, bitki örtüsünün, yaşayan canlı türlerinin de “insan” müdahalesinden kaynaklı sorunları bitmez. Bu yanıyla çok sık haber konusu olur ama yine de anlatıla anlatıla bitirilemeyen bir sorunlar ve gelişmeler yumağı içinde bulursunuz kendinizi.
BAĞIR DAĞI YAYLACILARI
O, anlatıla anlatıla bitirilemeyen sorun ağı içinde pek adı geçmeyenlerden biri de Dersim’in hayvancılıkla uğraşan yaylacılarıdır. Onlar sadece ilkbahar ve sonbaharda yerleşim yerlerinden uzun koyun konvoyları halinde geçerlerken görülürler. Sonrası onların mekanları, gözden ırak ıssız vadiler ve yüksek rakımlı dağlar olur. Çoğunluğu Çemişkezek’ten, bir kısmı da Hozat’tan karların erimesiyle birlikte sürüleriyle genelde Ovacık ve Pülümür yönlerine doğru yollara düşer, önce düşük rakımlardan başlayıp hayvanlarını otlata otlata yüksek rakımlı yaylalara doğru yol alırlar.
Bu yüksek rakımlı yaylalardan biri de Dersim’in Pülümür ilçesindeki üçbin rakımlı Bağır Dağı etekleridir. Bugün adına Bağır Paşa denilip erilleştirilse de, Dersim Kızılbaş inancında önemli bir yeri olan tüm kutsal mekanlar gibi, orijinali dişil bir isim olan ‘Koyê Bağıre’dir. Kimilerine göre Nuhun Gemisi’nin ilk uğradığı yerlerden biri. Aynı zamanda 2021’de 1. Dünya Savaşı’ndan kalma top parçalarının bulunduğu yer olan Bağır Dağı, geniş mera ve otlaklarıyla yaylacıların da gözde mekanlarındandır.
PİRHA olarak, havaların giderek soğumaya başladığı bir zamanda, kuş uçmaz kervan geçmez Bağır Dağı’ndaki yaylacılara konuk olduk. Üçbin rakımda, üç ailenin yaşadığı Bağır Dağı’nda dönüş öncesi hazırlıklarını yapmakta olan yaylacılarla bir günümüzü geçirdik ve onların yaşamlarını dinledik.
“DERSİM’DE ÜRETİM ADINA YAPILAN TEK MESLEK HAYVANCILIK”
Babadan, dededen kalma bir iş olduğu için çocukluğundan beri hayvancılık yaptığını ve çok uzun süredir tüm hayatını bu şekilde geçirdiğini belirten ve Çemişkezek’in Doğanlı köyünden olup şu anda Pertek’te yaşayan yaylacı Mehmet Benler, “Dersim’de üretim adına diyebilirim ki üreten kesim bu mesleği yapanlardır. Şu anda bizim bir keçi koyun birliğimiz var, üye sayımız yaklaşık 1500 civarındadır. Bizim mesleğimiz koyunculuktur. Yıllardır bu yaylaları kullanıyoruz. Eskiden yaylaları, bağlı oldukları köy tüzel kişiliği olan muhtarlıklardan ve kaymakamlıklardan alıyorduk, doğrudan köylüyle muhataptık. Son zamanlarda ise il mera komisyonu kararıyla bu yaylalar Tarım Bakanlığı ve İl Tarım Müdürlükleri üzerinden ihale ile veriliyor, parayla satılıyor” dedi.
Dersim’de üretim adına yapılan tek mesleğin hayvancılık olduğunu ama bunun da bitmeye yüz tuttuğunu söyleyen Benler, “Konumu gereği fabrikamız ya da bir başka çalışma sektörümüz yok. Bu mesleği kendimize özgü yapıyoruz ama bu zorlukları çekerken, yaylaların kira bedeli karşılığında verilmesi bize ayrı bir külfet çıkarıyor. Ekonomik kriz ortadadır, hayvancılığın, çiftçinin hali ortadadır. Bu, göz önünde bulundurulmuyor, oysa bulundurulması gerekir” diye ifade etti.
Alternatif olarak daha ucuza mal etme, maliyetleri daha da düşürme noktasında adımlar atabildiklerini ama bunun yeterli olmadığını ifade eden Benler, “Her yıl Tarım Bakanlığı’ndan küpe desteği alıyoruz ama diğer taraftan aldığımız küpe desteği hayvan başına 20-40 lira civarıdır. Biz bu yaylaya geliyoruz, il mera komisyonu var, devlete ayrı kira veriyoruz, özel mülkiyet sahipleri var, buralara bedelini ödemeyince, rızasını almayınca giremiyoruz. Bunların hepsini ödüyoruz. Yaylada otlatmak için hayvan başına iki misli otlatma parası veriyoruz. Bu maliyet hayvan başına 80 lirayı, hatta bazı yerlerde 100 lirayı buluyor” şeklinde konuştu.
Yüksek otlatma maliyetlerine karşı alternatif geliştirdiklerini, daha kimse ihaleye girmeden taban fiyattan ve birbirlerini mağdur etmeden birlik olarak ihaleye girdiklerini ve bu sayede otlatma maliyetlerini 13-14 liraya düşürerek ucuza mal ettiklerini vurgulayan Benler, “Ama genel olarak bu sıkıntılarımız devam ediyor. Nakliye sıkıntılarımız var. Eskiden bu mesleği yaparken yaya yolculuk yapıyorduk. Hayvanlarımızı yürüterek gidebiliyorduk. Şimdi yürütmek yasaklandı, hayvanlarımızı araçlarla nakletmek zorundayız. Talebimiz ve zorlamamız üzerine bize, sadece geçebilmemiz için Ovacık üzerinden bir güzergah belirlediler ama bir de nakliye masrafı çıktı üzerimize” diye konuştu.
“EKONOMİK SIKINTIDAN EN ÇOK BİZ ETKİLENİYORUZ”
Ekonomik sıkıntılardan en çok ve birebir etkilenenlerin kendileri olduklarını çünkü ürettiklerini kendilerinin pazarlayamadıklarını, kendilerine öyle bir imkan verilmediğini söyleyen Benler, “Örneğin ben mandıracıya ürün veriyorum. Kendi aracım var, nakliyesini yapıyorum. Buradan peyniri yükleyip götürüyorum ama bir kontrol noktasına girdiğim zaman bana faturasını soruyorlar. E ben köylüyüm, faturasını nerden bulacağım, nereden getireceğim” diyerek yaşadığı bu duruma itiraz etti.
Birçok zorluk yaşadıklarını anlatan Benler, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bu memlekette üretim esas alınmıyor ama alınması gerekir. Bu ekonomik krizde ancak böyle kalkınabiliriz. Burası Pülümür, Bağır Dağı yaylası ve biz kendi cephemizden baktıklarımızı görüyoruz sadece, ötesini bilmiyoruz.”
“ÖNCE MANDIRA, SONRA KENDİ İHTİYAÇLARIMIZ İÇİN ÜRETİM YAPIYORUZ”
12 Haziran’da Hozat’ın Peyik (Çağlarca) köyünden buraya geldiklerini belirterek söze başlayan yaylacı Zeki Akgönül ise, peyniri satarak geçindiklerini, ürünlerini önce mandıraya verdiklerini, mandıra kalktıktan sonra da kendi ev ihtiyaçları için üretim yaptıklarını dile getirerek, “Son bir-bir buçuk ay kendimiz için üretim yapıyoruz. Normal taze ot su gibidir ama biraz yaşlanınca, kamilleşince kartlaşıyor. Süt azalıyor o zaman. Süt azalınca kendimize ayırıyoruz, tanıdıklarımıza veriyoruz. Normalde piyasada satmıyoruz” dedi.
“İŞİMİZ ZOR AMA EKMEK PARASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
Yaylada şu anda üç aile olduklarını ve eğer yağış olmazsa ay sonuna doğru köylerine döneceklerini söyleyen Akgönül, son olarak şunları söyledi:
“Geldiniz, gördünüz. İşimiz oldukça zor ama ekmek parası için mecburen çalışıyoruz. Bazıları ekmek parası için yurt dışına gitti, başkalarına çalışıyorlar köle olarak. Biz kendi memleketimizde, kendi emeğimizle çalışıyoruz ama hiçbir şeye değmiyor. Şimdi biz araçla gideceğiz. Kamyon buradan Çağlarca’ya onbeşbin lira istiyor. Ben dört kamyon yükleyeceğim, altmış bin lira yapıyor. Kazancım ne olacak ki altmış bin lira vereyim. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı.
Ben şehirleri pek sevmiyorum. Çünkü şehirde çok kişi görüyorum, hep kahve aralarında sokaklarda.”
NURAY ATMACA- EYÜP HANOĞLU-KAMİL MURAT DEMİR/DERSİM
PİRHA-Dersim Baro Başkanı Avukat Fatma Kalsen, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, daha önce tam koruma altında olan alanların bu statüsünün düşürüldüğünü ve bununla Dersim coğrafyası ve yaşam alanlarının risk altına girebileceğini ifade ediyor.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini Dersim Baro Başkanı AvukatFatma Kalsen’e sorduk.
“KORUMA ALTINA ALINAN ALANLAR ÇOK SINIRLI”
Munzur Vadisi, Pülümür ve merkezin nehir kısımlarını kapsayan alanların kesin korunması gereken hassas alan olarak belirlendiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, basına düşünce Dersim kamuoyu tarafından büyük bir sevinçle karşılandığını ancak işin aslının böyle olmadığının altını çizen Kalsen, “Dersim coğrafyasının öteden beri devam edegelen sorunları noktasında Dersim halkının bir mücadelesi vardı. Ovacık ve Pülümür vadilerinde yapımı planlanan baraj ve HES (Hidroelektrik Santrali) projelerinin iptalini sağlamaya yönelik mücadelelerle bugüne kadar gelindi. Son kararname ile birlikte hem Ovacık hem Pülümür vadilerinin korunmasına dair kararnamenin çıkarılması, halk nezdinde verilen bu mücadelenin bir sonucu olarak da algılandı. Ancak kararname ekinde gösterilen krokiler incelendiğinde, koruma altına alınan alanların çok sınırlı kaldığı, sadece vadi tabanlarını kapsayan ve ikinci derece koruma sağlayan bir kararname olduğu ortaya çıktı” dedi.
Munzur Vadisinin daha önce Munzur Gözelerini de kapsayan birinci derece SİT alanı olarak belirlendiğini ve buraya birinci derecede mutlak korunması gereken alan statüsü verildiğini ancak yayımlanan son kararname ile bu statünün sadece gözelerin üst kısımlarını kapsadığını, Munzur Gözeleri alanı da dahil tüm diğer alanların bu statüden çıkarıldığını vurgulayan Kalsen, ilerleyen süreçte bu kararnameyle koruma altına alınan alanlarla ilgili pratiklere bakıp Dersim Barosu olarak gerekli hukuksal değerlendirme ve çalışmaları yapacaklarını ifade etti.
“COĞRAFYA VE YAŞAM ALANLARIMIZ CİDDİ BİR RİSK ALTINA GİREBİLİR”
Kalsen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kararname ile birlikte koruma altına alınan alanların çok sınırlı kaldığını, Dersim coğrafyasının bitki örtüsüyle, florası faunasıyla, endemik bitki türleriyle, yaban hayatıyla bir bütün olarak korunması gereken özgün bir alan olduğunu düşünüyoruz. Gelecekte bizi bekleyen en ciddi tehlikelerden biri de verilen birçok maden ruhsatının hayata geçirilmesi durumunda, coğrafya ve yaşam alanlarının ciddi bir risk altına gireceği yönünde ortaya çıkan kaygıdır.
Yayımlanan bu kararname aslında Dersim coğrafyasının bu özgünlüğünü koruyan bir kararname değil. Çünkü sadece vadi tabanlarını ikinci derece koruma altına alıyor ama bu da tam bir koruma statüsü değil. İlerleyen süreçte madencilik faaliyetlerinin hayata geçirilmesi durumunda, bir altın arama faaliyetinin yürütülmesi esnasında kullanılacak siyanürün Munzur’a, Pülümür nehrine karışmasını engelleyen bir koruma kararı olmadığı için, bunun yetersiz bir koruma statüsü olduğunu ifade etmek istiyoruz.”
“DERSİM COĞRAFYASININ BİR BÜTÜN OLARAK KORUNMAYA ALINMASI LAZIM”
Her ne kadar buralarda madencilik faaliyetleri yapılamayacak ise de aslında doğal suların kullanımı konusunda da herhangi bir engelin söz konusu olmadığını dile getiren Kalsen, “ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) sürecine bağlı olarak alınacak raporlarla, idari izinlerle, ortaya konan ilke kararları ve uygulanan pratiklerle birlikte, her iki vadinin nehir tabanları üzerinde birtakım faaliyetlerin yapılabileceğini maalesef görebiliyoruz. Bizce koruma altına alınması gereken bu alanların genişletilmesi ve bir bütün olarak Dersim coğrafyasını korumaya yönelik, hakikaten buradaki doğal yaşamı, endemik bitkileri, yaban hayatı ve inanç merkezlerini birlikte korumayı sağlayan bir kararnameyle idari tasarrufun yapılması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Munzur Vadisinin birinci derece sit alanı olmaktan çıkarıldığını ve bu kararla yapılaşmanın önünün açılacağını ifade ediyor.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan’a sorduk.
“NİTELİKLİ KORUMA ALANLARINDA BAŞKA FAALİYETLER DE YÜRÜTÜLEBİLİYOR”
Konuyla ilgili 28 Ağustos’ta bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandığını ve bu kararnameyle Munzur ve Pülümür Vadilerinin hassas koruma alanları ilan edildiğini söyleyen Beycan, “Bu topluma, kamuoyuna, vadilerin tamamının birinci derece Sit alanı ilan edilmiş gibi yansıdı ama biraz teknik veya yasal-hukuki boyutuna girdiğimiz zaman, daha önceden Türkiye’de sit alanları birinci, ikinci ve üçüncü derece diye nitelendiriliyordu. Sonra yapılan bir değişiklikle birinci derece sit alanları, ‘hassas koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor. İkinci derece sit alanları ‘nitelikli koruma alanları’, üçüncü derece sit alanları ise ‘sürdürülebilir koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor” dedi.
Üç dereceli bu koruma sistemiyle ilgili detayları ise Beycan şöyle açıklıyor:
“Hassas koruma alanları, üzerinde herhangi bir beşeri faaliyetin yürütülemediği, bir yapılaşmanın geliştirilemediği, turizm, madencilik faaliyetlerinin yürütülemediği, insan baskısından ve beşeri yapılaşmadan tamamen izole edilen, tabiri caizse çivi çakılmayan, doğanın, ekolojinin korunması üzerine şekillendirilmiş alanlardır. Nitelikli koruma alanlarında da bir koruma alanı mevcut ama bu koruma alanı içinde yürütmek istediğiniz faaliyetler bakanlık düzeyinde bir kurulun iznine tabi tutulmak zorunda. Nitelikli koruma alanlarında HES’ler (Hidroelektrik santralleri), baraj gölleri, GES’ler (Güneş enerjisi santrali), maden faaliyetleri yürütülebiliyor. Geçen sene yapılan bir düzenleme ile hidroelektrik santralleri ve barajlar bu kapsamdan çıkarıldı ama diğer faaliyetler hala yürütülebiliyor.”
“MUNZUR GÖZELERİ BİRİNCİ DERECE SİT ALANINDAN ÇIKARILMIŞ OLDU”
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilgili olarak da, yekünüyle ele alındığı zaman olumsuzlanacak bir durum olmadığını belirten Beycan, “Munzur Gözeleri daha önce birinci derece sit alanı içindeydi. Bu kararname ile Munzur Gözeleri birinci derece sit alanı içerisinden çıkartıldı ve ikinci derece yani nitelikli koruma alanı statüsüne dahil edildi. Hassas ve birinci derece dediğimiz koruma alanları ise Munzur Gözelerinin çıktığı üst kotları kapsıyor. Gözelerin üst tarafında bir çıplak dağ var. O alanı kapsıyor. Çap olarak vermek gerekirse Ziyaret, Yeşilyazı (Zeranik), Koyungölü (Kedek) bölgesinin üst kotlarını kapsıyor” şeklinde konuştu.
“KARARNAME MADENCİLİK VE TURİZM FAALİYETLERİNİ ENGELLEMİYOR”
Kararnameyle ortaya çıkan yeni durumu hem toplumsal hem de TMMOB olarak değerlendirdiklerini ifade eden Beycan, şunları aktardı:
“Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, şu anda ikinci derece olarak nitelendirdiğimiz, nitelikli koruma alanı statüsüne alınmıştır. Bu, şu anlama geliyor: Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, bu hat boyunca burada HES yapamazsınız ama GES yapabilirsiniz. Günübirlik tesisler yapabilirsiniz. Buralar insan baskısına açılabilir. Turizm işletmeciliğine açılabilir. Bunların yapılabilmesi bakanlık ve kurul onaylarına tabi ama bu kararname, bunun önünü açan bir yasal düzenlemedir. Pülümür nehri ilk defa bir yasal statü kazanıyor. Bu anlamda önem arzediyor ama bu yasal statü ile nehir tabanından ziyade kapsamının daha da genişletilmesi uygun olacaktır. Munzur nehrinin tabanı hakeza ikinci derece koruma alanını kapsıyor ve bu madencilik, GES, turizm faaliyetlerini engelleyen bir nitelik taşımıyor. Buranın da çapının genişletilmesi, hatta her iki nehrin tamamının birinci derece hassas koruma alanları kapsamına alınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü oradaki ekolojik flora ve faunadan tutun da oradaki canlı yaşamına, endemik türünden tabiat parklarına kadar; kesinlikle insan baskısından uzaklaştırılması, beşeri yapılaşmaya kapatılması gerekiyor. Burası Türkiye’nin en büyük, dünyanın da sayılı milli parklarından biri ve çok ciddi korunması gerekiyor ve bu korumanın devletin statüsüyle yapılması gerekiyor.”
PİRHA- Önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararını, faydalı ve doğru olarak nitelendirdi. Şaroğlu, “İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir” dedi.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu’na sorduk.
“SEVİNÇLE KARŞILIYORUM”
Kararın oldukça olumlu olduğunu ifade eden Şaroğlu, “Sürecin böyle sonuçlanması Tunceli açısından, bizim açımızdan çok faydalı ve çok doğru. Sevinçle karşılıyorum. Burası bizim için önemli. Buraya yalnızca bir doğa olarak bakmayın, yalnızca bir toprak ya da gelir kaynağı olarak bakmayın. Alevi toplumu, doğaya inancı gereği, doğadan geldiğine, doğadan varolduğuna inandığı için, asla ve asla bu toprakların taşına toprağına kimseyi dokundurtmayacak bir inanca sahip. Bu vadinin her kilometresinde bir ziyaret, adak kesme yeri var. İnsanların gerek yurtiçinden gerek yurtdışından gelip buralarda inancını yaşadığını, dua ettiğini, adaklarını kestiğini biliyoruz” dedi.
“DEVLETİN BİZİ ANLAMASINI İSTİYORUZ”
Baraj ya da madencilik bahane edilerek doğanın ve inanç yerlerinin yok edilmek istendiğini belirten Şaroğlu, “Biz de toplum olarak buna sürekli karşı geleceğimizi, devletle çatışma içinde olmak istemediğimizi ama devletin de bizi anlaması gerektiğini söylüyoruz” ifadelerini kullandı.
“YERÜSTÜ ZENGİNLİKLERİ YERALTI ZENGİNLİKLERİNDEN DAHA DEĞERLİDİR”
Alınan kararın tüm Dersim coğrafyasına yayılarak her bölgenin bu şekilde hassas korunması gerektiğini söyleyen Şaroğlu, “Ama en azından bu da güzel bir sonuç. İnşallah önümüzdeki süreçte, belki bizim iktidarımız döneminde, bu toprağı tamamen kesin koruma altına alarak doğamızı koruruz. Çünkü biz şuna inanıyoruz. Yeraltı zenginliklerimiz yerüstü zenginliklerinden daha değerli değil. Yeraltı zenginliği bir anlıktır, alırsınız, biter ama yerüstü zenginliklerimiz bitmeyecek, nesilden nesile devam edecek ve her şeye gelir olarak baktığınız zaman bile, yerüstü zenginlikleri sürekli kazandıran bir şey” diye belirtti.
Doğasıyla, yaşam tarzıyla, insana ömür vermesiyle özel olan Dersim coğrafyasının mutlak korunması gerektiğinin altını çizen Şaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşünün ki bugün bir maden çalışması yapıldığı andan itibaren, yer altı dengelerinin, su yataklarının yapısının bozulması ve kaynakların kaybolmasıyla hayat bitecek. Oysa doğayı bu haliyle koruduğumuz zaman sürekli gezilip görülebilen, yaşamı devam ettiren, ömre ömür katan bir coğrafya sağlayacağız. O yüzden biz her zaman diyoruz ki yerüstü zenginliklerimiz yeraltı zenginliklerinden kat be kat daha kıymetlidir. Ve biz bunun böyle kalması için, halkla ve doğaseverlerle birlikte sonuna kadar mücadele edeceğiz. Tabi ki ihtiyaç varsa, o ihtiyaç doğrultusunda coğrafyaya, o toprağa, o doğaya yakışır bir şekilde istihdam da yaratılabilir. Biz ‘çarşı her şeye karşı’ mantığıyla bakmıyoruz. İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir.”
PİRHA- Munzur ve Pülümür Vadileri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararının detaylarıyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Barış Yıldırım, alınan her iki kararı da net olarak olumlu buluyor.
Cumhurbaşkanlığı Kararıyla Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini Avukat Barış Yıldırım’a sorduk.
Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu ile Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları (ÇEHAV) üyesi olan Yıldırım, geçmiş dönemde Dersim Baro Başkanlığı da yapmış bir hukukçu ve halihazırda bu alanda çalışma yürüten biri. Yanısıra Dersim ve çevre illerde baraj ve HES’lerle madencilik projelerine karşı yürütülen davaların avukatlığını da yapıyor.
Munzur ve Pülümür Vadileri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararının detaylarıyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Barış Yıldırım, alınan her iki kararı da net olarak olumlu buluyor.
“TARİHİ ÖNEME SAHİP OLUMLU BİR KARAR”
Yıldırım, “Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip, olumlu iki karar var. Tunceli ili merkez ilçesi, Ovacık ve Pülümür ilçesi sınırları dahilinde bulunan Munzur ve Pülümür vadileri, 25 Temmuz 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile nitelikli doğal koruma alanı olarak ilan edildi. İlan edilen saha Munzur Vadisi Milli Parkı’nın temel kaynak değeri Munzur nehrinin tabanı, suyun toprağa temas ettiği kısmı ile Pülümür Vadisi’nin temel kaynak değeri olan Pülümür çayının taban bölümüdür. Ayrıca 29 Ağustos 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla da Munzur havzasının bir bölümü kesin korunacak hassas alan ilan edildi” dedi.
Bunların mevzuattaki en önemli doğal koruma statüleri olduğunu, en üstün doğal koruma statüsünün kesin korunacak hassas alan, ikincisinin nitelikli doğal koruma alanı olduğunu ifade eden Yıldırım, bunun, belli ekolojik alanların özel mevzuat hükümleriyle korunması hususunda düzenlemeler içerdiğini söylüyor.
“MUNZUR, DÜNYA KÜLTÜREL MİRAS LİSTESİNE ÖNERİLMELİDİR”
Ovacık ve Pülümür vadilerinin, ekolojik öneme sahip, doğal karakteri korunacak alanlar pozisyonunda olduğunu belirten Yıldırım, “Bölge flora olarak çok zengin. Geçmişte Orman ve Su işleri Bakanlığı’nın UBENİS, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik, Envanter ve İzleme Projesi kapsamında yaptığı çalışmalarda 2000’in üzerinde bitki saptandı. Bu bitkilerin yüzde yirmisi endemik. Bu bitki sayısı Hollanda’dan, İngiltere’den fazla. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinden çok daha fazla tür var. Bu bile buradaki biyolojik zenginliğe delalet etmesi bakımından çarpıcı bir veri” diyor.
Munzur havzasının bir bütün olarak, Türkiye’nin taraf olduğu Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına dair sözleşme hükümlerine göre, Dünya Kültür Mirası Listesi’ne önerilmesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, “Bir doğal veya kültürel havzanın dünya kültür mirası listesine alınması için 10 kriter var. Munzur, tek başına 6’sını karşılayan ender milli parklardan biri. Bu bakımdan sadece doğal koruma statüleri ile teçhiz edilmesi değil aynı zamanda dünya kültür mirası listesine de önerilmesi için görevli bakanlıklarımız vasıtasıyla bir çalışma yürütülmesini de bekliyoruz” şeklinde konuştu.
“KAMUOYUNUN HİÇBİR KUŞKUSU OLMASIN”
Doğal koruma statülerinin hepsinin son derece önemli olduğunu, burada bir doğal koruma statüsünün kaldırılmadığını, yeni bir doğal koruma statüsü inşa edildiğini ifade eden Yıldırım, “Kamuoyunda hiçbir kuşku oluşmasın, bunu çok net söylüyorum. Nitelikli doğal koruma alanlarında kesinlikle baraj, HES gibi ekosistemi yıkıcı şekilde etkileyecek projelere izin verilmiyor. Kesin korunacak hassas alanlar ise bilimsel amaçlı çalışmalar dışında insan etkileşimine tamamen kapalı olan alanlardır. Kesin korunacak hassas alan, birinci derece doğal sit alanına, nitelikli doğal koruma alanı ise ikinci derece sit alanına tekabül ediyor. Ama her ikisinde de ortak özellik şudur; ekosistem tahribi, habitat tahribi kesinlikle yasaklanmıştır” değerlendirmesinde bulundu.
“NİTELİKLİ DOĞAL KORUMA MADEN SAHALARINI KAPSAMIYOR”
Maden projelerinin gerçekleştirilmek istendiği sahaların, vadi tabanından çok daha yukarıda bulunduğunu, nitelikli doğal koruma alanının sınırının ise akarsu habitatı boyunca uzanan yerler olduğunu ve sadece akarsu yataklarının koruma kapsamda olduğunun altını çizen Yıldırım, “Ancak örneğin 2021’de madenciler Ovacık ilçesi, Reşko Deresi bölgesinde, kaçak şekilde maden sondajı yaptılar. Reşko Deresi Munzur’a akıyor. Dolayısıyla orada yapılacak çalışma aşağıda nitelikli doğal koruma alanının temel kaynaklarını zedeleyici olursa -ki zedeler- bu da madenler için bir engeldir. Orada hiçbir doğal koruma statüsü olmadığını düşünün. Mesela Pülümür Vadisi’nde hiçbir doğal koruma statüsü yoktu, burası bir statüye kavuşturuluyor” dedi.
PİRHA- Munzur ve Pülümür vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesi, başlangıçta bir sevinç yaratsa da devamında soru işaretlerini de gündeme getirdi. Avukat Murat Cano, bu kararın vadilerde yapılaşmanın önünü açabileceğini düşünüyor.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Munzur ve Pülümür vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinden sonra, Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren kararın gerçekten neye tekabül ettiğini, dosyamızın ikinci bölümünde Avukat Murat Cano’ya sorduk.
Murat Cano, Dersimli bir avukat olmasının yanında azınlık hakları, Hasankeyf ve 2000’lerinlerin başında Munzur Vadisi etrafında yapılması planlanan 8 baraj projesi gibi birçok alanda hukuki itirazlarıyla bilinen bir avukat.
Cano ayrıca Türkiye’deki pek çok Rum, Ermeni, Yahudi vakfına, hukuk mücadelelerinde önemli katkılar sağladı. Hasankeyf’in sular altında kalmasına sebep olan baraj projesi ile ilgili davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Cano, Dersim’de yapılması planlanan baraj projelerine de itiraz etti. Başlattığı hukuk mücadelesine toplumsal bir baskının eşlik etmesi gerektiğini savunan Cano, ‘Munzur boğulmasın’ başlığıyla 2000’lerin başlarında Dersim dernekleri öncülüğünde yürütülen protesto kampanyasına önemli destek verdi.
“KARARA KARŞI DAVA AÇMAK GEREKİYOR”
Munzur ve Pülümür Vadilerini kapsayan söz konusu kararla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Murat Cano, kararın yaratabileceği sonuçlar hakkında olumsuz düşünenlerden biri. Öncelikle PİRHA’ya açıkladığı görüşlerin bir ön değerlendirme olduğunu, kesin değerlendirmesini teknik tespitleri harita üzerinde uzmanlardan aldıktan sonra, su-iklim-hayat ilişkisine göre yapacağını belirten Cano, şunları söyledi:
“Bu karar yürürlükte kalırsa ve buna göre uygulama yapılırsa biz coğrafyamızı kaybederiz. Doğal alanların korunması konusunu ikiye ayırmışlar. Mutlak olarak korunması gereken alanlar birinci derecede koruma altına alınırken, nispeten korunabilir alanlar için ikinci derecede koruma tarifi yapılıyor. İkinci grup alanlarda yapılaşma bakımından daha kolaylaştırıcı ve gevşek davranılmış. Bu ayrımda mutlak olarak korunması gereken alanlar dışındaki bütün alanlarda yapılaşma olanağı oluşuyor. Turizm amaçlı, kamu güvenliği ihtiyacı amaçlı, hayvancılık, balık çiftliği gibi tesis kurma amaçlı yapılaşmanın önü açılıyor. Ayrıca kesin korunması gereken alanlar dışındaki alanlar bakımından, önceden var olan koruma statüsü hemen hemen bertaraf edilmiş durumda. Bu kararın uygulanmasının durdurulması ve iptali için Ankara’da dava açmak gerekiyor.”
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE İŞARET EDİLDİ!
Murat Cano, Munzur Vadisi Milli Parkı’nın kabul edilmiş ve haritaya bağlanmış sınırları olduğunun ise altını çizdi. Cano, Pülümür Vadisi’nin de potansiyel korunması gereken doğal varlık olma özelliği olduğunu ama bu yönlü henüz bir tescilin olmadığını belirterek şunları söyledi:
“Her iki vadi birlikte, iklim dengesi, orman varlıkları, bitki örtüsü, milli park, yaban hayatı, su ve su canlıları bakımından bir bütünlük arz ediyor, birlikte bir fonksiyon ifa ediyorlar. Bunların korunmasıyla ilgili bir dizi uluslararası sözleşme var. Hatta Paris İklim Sözleşmesi şartları artık gözetilmek zorunda. Çünkü su, iklimi belirleyen belli başlı temel unsurlardan biri.”
PİRHA- Munzur ve Pülümür vadileri, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edildi. Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, korumaya alınan bölgenin yetersiz olduğunu belirterek, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Vadinin, sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edilmesinin ne anlama geldiğini Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan’a sorduk.
Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, birinci derecede koruma altına alınmış bölgenin Munzur Gözeleri’nin kuzeyinde yer alan yamaçlarla sınırlı tutulduğunu, elbette buranın da korunması gerektiğini ancak sadece bu alanın korumaya dahil edilmesinin yetersiz olduğunu söyledi.
Alan, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Bölge insanı için inanç merkezi konumunda bulunan ve kutsiyet değeri olan bir vadinin, toplumun manevi değerlerinden koparılarak, buranın sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.
Geçtiğimiz yıllarda yaptıkları Munzur Jeoapark Çalıştayı’nda bölgede yer alan çok sayıda buzul gölü, buzul vadileri, moren çökelleri, şelaleler, ören yerleri, Ovacık fay lokasyonu ve sayısız kanyonların yer aldığını, çok sayıdaki bu jeolojik varlık için hiçbir koruma statüsü getirilmediğini belirten Alan, şöyle devam etti:
“Buranın ekolojik tabanlı raporlarla değil, bölge insanı için bir inanç merkezi olması niteliğinde olması nedeniyle korunması, vahşi kullanım ve kirleticilerin etkilerinden arındırılması için Yeni Zelanda’daki Whanganui ile Hindistan’daki Ganj nehirlerinde olduğu canlı varlık statüsü tanınması için özel yasal düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum.”
PİRHA- 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Munzur ve Pülümür Vadileri, kesin korunacak hassas alan olarak ilan edildi.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Munzur ve Pülümür Vadileri, Potansiyel Doğal SİT Alanının koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda kesin korunacak hassas alan olarak ilan edildi. Karar, Resmi Gazete’de bugün yayımlandı.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı şöyle:
“Tunceli ili Pülümür, merkez ve Ovacık ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Munzur ve Pülümür Vadileri Potansiyel Doğal Sit Alanının koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda, ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109’uncu maddesi gereğince karar verilmiştir.”
DAHA ÖNCE RAPOR HAZIRLANMIŞTI
İki yıl önce Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum öncülüğünde Munzur ve Pülümür vadilerinin doğal SİT açısından değerlendirilerek, “kesin korunacak hassas alan” ilan edilmesi ile ilgili olarak, ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi’ hazırlanmıştı. Bu proje kapsamında, alanı tehdit eden faktörlerin kontrol altına alınabilmesi ve bunların korunarak gelecek nesillere aktarılabilmesi için, bilimsel kriterler ışığında alanın biyo-ekolojik, jeolojik, hidrojeolojik ve jeomorfolojik değerlerinin belirlenmesi amacıyla bölgeye gönderilen uzmanlarla, ekolojik değerlendirme çalışması yapılmış ve bir rapor hazırlanıp Cumhurbaşkanlığı’na sunulmuştu.
PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinde bulunan Kırklar Dağı bölgesinde mantar toplamaya giden ve dünden bu yana haber alınamayan 2 kişi bulundu.
Dersim’in Pülümür ilçesinde bulunan Kırklar Dağı bölgesinde dün mantar toplamaya giden Hüseyin Gündüz ve Müslüm Gündüz’den haber alınamıyor. İki ismin aileleri, yakınlarından haber alamamaları üzerine Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulundu.
Bölgeye AFAD, jandarma, sağlık ve Munzur Arama Kurtarma Derneği üyeleri sevk edildi. İki ismi arama çalışmaları sonucu bulundu.
PİRHA-Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri ve HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’in Nazımiye ve Pülümür ilçelerinde esnafı ziyaret edip, seçim bürolarının açılışlarını gerçekleştirdi.
Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri ve HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’in Nazımiye ve Pülümür ilçelerinde esnafı ziyaret edip, seçim bürolarının açılışlarını gerçekleştirdi.
“KİMLİKLERE VE İNANÇLARA YÖNELİK YOK SAYMA POLİTİKALARI SONA ERMELİ”
Seçim bürosu açılışı öncesinde konuşma yapan Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, şunları söyledi:
“21 yıldır demokrasi alanlarımızı daraltan, haklarımızı gasp eden tek adam rejiminin yıkılması gerekiyor. Tek adam rejimi gitmeli kimliklere ve inançlara yönelik yok sayma politikaları sona ermeli.”
Seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildikten sonra halaylar çekildi.
PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinin Hasangazi Köyü yakınlarındaki Karor Deresi mevkiinde ‘Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Kırmızı Listesi’ndeki yaban keçisi, avcılar tarafından katledildi.
Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarının Korunması Sözleşmesi (BERN) ile Korunan ve Dünya Doğa Koruma Birliği’nce (IUCN) yayımlanan ‘Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Kırmızı Listesi’ndeki yaban keçisi, Dersim’in Pülümür ilçesinin Hasangazi Köyü yakınlarındaki Karor Deresi mevkiinde avcılar tarafından katledildi.
İhbar sonucunda bölgeye gelen ekipler, yaptıkları incelemede dağ keçisi üzerinde kurşun izine rastladı ve keçinin yakın sürede öldürüldüğünü belirlendi. Bölgede yaban keçisini vuran kaçak avcıların yakalanması için Doğa Koruma ve Milli Parklar Tunceli Şubesi ile jandarma ekiplerince çalışma başlatıldı. Bölgeden geçen tüm yollarda ekipler tarafından araçların kontrol edildiği de öğrenildi.
Asıl adı Cemalettin Seber olan ve modernist bir hareket olan ikinci yeni şiirin öncülerinden Cemal Süreya’nın aramızdan ayrılışının 33. yıl dönümü.
1931 yılında Pülümür’de doğan ve Dersim Katliamı’nda çocuk yaşta ailesiyle birlikte Bilecik’e sürgün edilen Kürt-Alevi (Kırmanc) bir ailede büyüyen Süreya, 9 Ocak 1990’da girdiği şeker koması sonucu yaşamını yitirmişti.
İkinci Yeni şiirinin teorisini yazan usta şair arkasında “Üvercinka”, “Göçebe”, “Beni Öp Sonra Doğur Beni”, “Uçurumda Açan”, “Sıcak Nal” ve “Güz Bitiği” gibi birçok unutulmaz eser bıraktı.
CEMAL SÜREYA KİMDİR?
Cemalettin Seber veya tanınan adıyla Cemal Süreya 1931 yılında Pülümür’de doğdu. Dersim katliamı sebebiyle Pülümür’den Bilecik’e sürgün edilen Alevi-Kürt (Kırmanc) bir ailede dünyaya gelen Süreya, devlet memurluğu da yaptı. İkinci Yeni şiirinin öncü şairlerinden biri olan Süreya, “Üvercinka” (1958), “Göçebe” (1965), “Beni Öp Sonra Doğur Beni” (1973), “Uçurumda Açan” (1984), “Sıcak Nal” (1988), “Güz Bitigi” (1988) isimli şiir kitaplarına imza attı. Eserlerinde en sık işlediği temalar aşk, kadın, yalnızlık, sosyal ve siyasal eleştiriler, ölüm, tanrı düşüncesi, portreler ve manzum poetikaydı.
Şair, 1959 yılında Yeditepe Şiir Armağanı’nı, 1966 yılında Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, 1988 yılında ise Necatigil Şiir Ödülü’nü kazanmıştır. Bu yazının amacı, Tertele’yi, 1960, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini tecrübe eden Cemal Süreya’nın şiirlerinde politik izleğin peşine düşmektir zira şair 80’den sonra Kürt olduğunu dile getirmiştir.
Deneme, eleştiri, günlük ve antoloji türlerinde yazılar kaleme alan Süreya ayrıca Fransızcadan 40’a yakın kitabı Türkçeye çevirdi. Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olan Süreya, Papirüs dergisini çıkarmış ve bu dergide edebî görüşlerini açıklamasının yanı sıra dergiyi bir aydın olarak fikirlerini ortaya koymak için araç olarak kullanmıştır. 9 Ocak 1990’da girdiği şeker koması sonucu vefat etmiş, cenazesi 10 Ocak’ta Şişli Caminde kılınan öğle namazından sonra Kulaksız Mezarlığında toprağa verilmiştir.
PİRHA-Pir Sultan Abdal’ın 17’inci yüzyıldan kaldığı düşünülen Pülümür ilçesine bağlı Hacılı köyündeki evi, çeşitli yangınlar ve depremlere karşın hâlâ ayakta. Pir Sultan Abdal’ın evi yörenin en önemli tarihi değerlerinden biri olarak öne çıkıyor.
1495 veya 1499 yıllarında Banaz’da doğan Pir Sultan ilerleyen yıllarda kendi talibi de olan Xızır paşa tarafından önce sürgün edilir. Erdebil’e giden Pir Sultan Abdal’a topraklarına dönmesi telkin edilir ancak Pir Dersim’e gelir. Pülümür’e bağlı Hacılı köyünde kendisine ev yapar evlenir ve çocukları olur.
Pir Sultan Abdal’ın 17’inci yüzyıldan kaldığı düşünülen Pülümür ilçesine bağlı Hacılı köyündeki evi, çeşitli yangınlar ve depremlere karşın hâlâ ayakta. Pir Sultan Abdal’ın evi yörenin en önemli tarihi değerlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Tarihi 500 yıl öncesine giden evin ortasında ardıç ağacından yapılan ana direğinde Pir Sultan Abdal’ın kullandığı 3 asası asılı bir şekilde bulunuyor. Taş ve bir kısmı kerpiçten yapılan tarihi evin duvarları onarım görmediği için dökülmeye başladı.
PİRHA-Dersim’in Pülümür İlçesi, Kırmızıköprü köyünde 12 Eylül döneminde yapılan ve kullanılmayan camiden merkezi sistemle 5 aydır yüksek sesle ezan dinletiliyor.
Dersim’de asimilasyon politikaları çeşitli şekillerde sürüyor. İnanca, Dersim kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikaları uzun süreden beri devam ediyor.
1937-1938’de Dersim Katliamı, 1994 köy boşaltmaları, barajlar, maden ocakları, inanç merkezlerine yapılan peyzaj projeleri, Alevi köylerine cami yapılması ve karakollardan hoparlörle ezan okutulması gibi uygulanan birçok asimilasyon politikası toplumun tepkisini çekiyor.
Dersim’in Pülümür İlçesi, Kırmızıköprü köyünde 12 Eylül döneminde yapılan ve kullanılmayan camiden merkezi sistemle 5 aydır ezan sesi dinletiliyor. Köylülerin tepki göstermesine rağmen bu durum sonlandırılmadı.
Alevi olduklarını ve köylerinde ezan okunmasını istemediklerini belirten köylüler, PİRHA‘ya yaptıkları açıklamada, “Ezan okunmasını istemiyoruz, köyümüze hizmet getirilmesini istiyoruz. Cami yerine cemevinin olması gerekiyor” şeklinde tepki göstermişti.
PİRHA-15 yıldır Pülümür’de arıcılık yaptığını belirten Pülümür Merkez Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yöneticisi Gürol Yılmaz, “Kooperatif olarak kimyasala karşıyız. Sağlıklı bal üreterek tüketiciye ulaştırmak istiyoruz. Arıcılar olarak en büyük sorunumuz meraların dinlendirilmeden her yıl yaylacıların getirilmesi ve maden projeleri” dedi.
Pülümür Merkez Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 2019 yılında kuruldu. Kooperatif tarafından üretilen Hemgen isimli balın yapılan laboratuvar analizlerinde prolin değeri bin 531 çıktı.
Munzur Dağları eteklerinde bulunan Pülümür ilçesi arıcılık konusunda geçmişten bugüne önemli bir yere sahip. Pülümürlü üreticiler sorunlarını çözmek için 2019 yılında 24 üretici bir araya gelerek kooperatif aracılığıyla örgütlenerek üretim yapmaya karar verdi.
Pülümür Merkez Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yöneticisi Gürol Yılmaz, kooperatif çalışmaları hakkında PİRHA’ya konuştu.
“TÜKETİCİYE SAĞLIKLI BAL ULAŞTIRMAK İSTİYORUZ”
15 yıldır Pülümür’de arıcılık yaptığını belirten Pülümür Merkez Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yöneticisi Gürol Yılmaz, “Doğayı sahiplenme üzerinden bu kooperatifi kurduk. Kurduktan sonra markalaştık. Şu anda da Türkiye’nin her yerine Hemgen Bal olarak internet sitesi üzerinden ve reklamlar üzerinden balımızı satıyoruz. Balımızı İzmir Ege Üniversitesi’ne gönderiyoruz, analizleri yapıldıktan sonra paketleyip ülkenin her yerine dağıtıyoruz. Gıdada şeker oranı belli bir dereceye kadar normal görünürken, bizde balda şeker oranı sıfır olmak zorunda ve kimyasala kesinlikle karşıyız. Tüketiciye sağlıklı bal ulaştırmak istiyoruz” diye belirtti.
“MERALARIN DİNLENDİRİLMESİ GEREKİYOR”
En büyük sorunlarının meraların dinlendirilmeden her yıl yaylacıların gelmesi olduğunu söyleyen Gürol Yılmaz, “Mutlaka meraların dinlendirilmesi gerekiyor. Meralar dinlendirildikten sonra da o bölgelerde arıcıların faaliyet yürütmesi gerekiyor. Açılan yaylalarda da koyun kapasitesinin çok fazla olması gerekiyor, yoksa doğaya büyük zararlar veriyor” dedi.
Maden projelerinin Dersim’de uygulandığı zaman hayvancılık ve arıcılığın yapılamayacağını vurgulayan Yılmaz şöyle devam etti:
“Maden projelerine karşı çıkmamız gerekiyor. Kooperatifi sadece bir ticarethane olarak düşünmüyoruz, bizim amacımız hem doğamızı korumak hem de yöredeki insanları üretime teşvik etmek. Bunu başarabilirsek çocuklarımız da arıcılık ve hayvancılık yapacak.”
PİRHA-Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, aralarında Dersim’in Pülümür İlçesindeki üç bölgenin de yer aldığı 285 maden sahası için ihale açacak.
Türkiye’de yer altı kaynakları bakımından en fazla çeşitliğe sahip olan Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi. 2019 yılında Dersim’de 43 bin 500 hektar alanda maden ruhsatı verilmişti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, aralarında Dersim’in Pülümür İlçesindeki üç bölgenin de yer aldığı 285 maden sahası için ihale açacak. Altından linyit ve uranyuma kadar pek çok ağır metali içeren IV. grup madenler, doğayı tahrip eden en önemli etkenlerden kabul ediliyor.