Etiket: rojava

  • Salih Muslim’in cenazesi Rojava’da: Yarın Qamişlo’da, ertesi gün de Kobanî’de tören düzenlenecek

    Salih Muslim’in cenazesi Rojava’da: Yarın Qamişlo’da, ertesi gün de Kobanî’de tören düzenlenecek

    PİRHA- Yaşamını yitiren PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim’in cenazesi, Erbil’de düzenlenen törenin ardından Rojava’ya uğurlandı. Semalka Sınır Kapısı’ndan Rojava’ya götürülen Müslim’in cenazesi binlerce kişi tarafından karşılandı. Müslim için yarın Qamişlo’da, ertesi gün de Kobanî’de tören düzenlenecek. 

    Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden PYD Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, 11 Mart 2026 akşamı Erbil’de tedavi gördüğü hastanede böbrek yetmezliği nedeniyle 75 yaşında hayatını kaybetti.

    Müslim’in cenazesi, bugün sabah saatlerinde Erbil Adli Tıp Kurumu’nda düzenlenen törenin ardından Rojava’ya uğurlandı.

    Çok sayıda aktivist, siyasetçi ve Erbil’deki parti temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen törenin ardından Salih Müslim’in cenazesi Rojava’ya doğru yola çıktı.

    Müslim’in cenezesi Semalka Sınır Kapısı’ndan Rojava’ya götürüldü. Burada Müslim’in cenazesini binlerce kişi karşıladı.

    Değişiklik olmaması halinde Muslim için yarın saat 11.00’de Qamişlo’da bulunan 12 Mart Stadyumu’nda cenaze merasimi düzenlenecek. Törenin ardından cenazenin Kobanî’ye uğurlanacağı belirtildi. Müslim’in cenazesinin Cumartesi günü Kobanî’de defnedilmesi bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

     

  • Bayrak’tan Rojava değerlendirmesi: Tek Tipçi Model Suriye’nin Dokusuna Aykırı(2)-VİDEO

    Bayrak’tan Rojava değerlendirmesi: Tek Tipçi Model Suriye’nin Dokusuna Aykırı(2)-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak Rojava’daki gelişmelere dikkat çekerek, “ Rojava’da Kürtler ilk defa doğrudan kendileri için savaştılar Orada insanların kendi kimlikleriyle yaşayabilecekleri yeni bir model oluşturuluyordu. Bu özerklik olabilir, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olabilir, federatif yapı olabilir. Bir yönetim tarzının cumhuriyet ya da krallık olması o kadar önemli değil. O kovanın içi balla dolmuyorsa anlamı yoktur. Esas demokrasi o petek içindeki baldır” dedi.

    Suriye’de siyasi dengeleri etkileyebilecek iki kritik gelişme peş peşe yaşandı. 30 Ocak 2026’da Şam yönetimi ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasında varılan entegrasyon anlaşması, uzun süredir devam eden belirsizlikler ve gerilimler açısından önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor.

    Bu gelişmenin hemen ardından Rojava yönetimi, Münih Güvenlik Konferansı’na resmi bir heyetle katılarak uluslararası diplomasi sahnesinde dikkat çekti. Heyette, Suriye Demokratik Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı.

    Şam ile Rojava arasındaki entegrasyon arayışı ve Rojava’nın küresel platformlardaki artan görünürlüğü, Suriye’de çatışma sonrası siyasal çözüm ve istikrar tartışmalarını doğrudan etkileyebilecek nitelikte.

    Araştırmacı yazar Mehmet Bayrak, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik son dönemdeki saldırıları değerlendirerek bölgenin çok kültürlü yapısına dikkat çekti.

    Son dönemdeki çatışmalara değinen Bayrak, “Bu son süreç aslında son derece talihsiz bir süreç. Sonuçları önceden belli olan talihsiz bir süreç. Çünkü Amerika’nın daha onlarca yıl önce Afganistan’da gerçekleştirdiği Talibanlar öncülüğündeki bir yönetimi çağrıştırıyor bu süreç”dedi.

    Bayrak, Afganistan örneği üzerinden Soğuk Savaş dönemine atıfta bulunarak şunları söyledi:

    “Orada sözde Sovyet eğilimli güçlere karşı dindar unsurları, Taliban öncülüğündeki unsurları destekleyerek iktidar yaptılar. Afganistan’da nelerin yaşandığını gördük. Bunun devamı olarak Pakistan’da da çeşitli girişimler oldu. Bunlar Yeşil Kuşak dediğimiz operasyonun parçalarıydı.”

    “BENZERİ TABLOLAR GÖRÜLMÜŞKEN SURİYE’DE YAŞANANLAR BÜYÜK TALİHSİZLİK”

    Bayrak, Afganistan ve İran örneklerinin ardından Suriye’deki gelişmelere değindi:

    “Bunlar fiyaskoyla sonuçlanmışken ve İran’da da benzeri gelişmeler yaşanmışken, bu sefer de Suriye’de IŞİD kökenli bir hareketin getirilip yönetime oturtulması gerçekten büyük bir talihsizliktir.”

    Suriye’nin çok kimlikli yapısına dikkat çeken Bayrak, bu tabloyu şu sözlerle değerlendirdi:

    “Suriye gibi çok halklı, çok etnisiteli, çok kültürlü bir yapının despotik hatta faşizan, İslamcı bir güce teslim edilmesi doğrudan doğruya diğer halklara ihanettir, diğer kültürlere ihanettir.”

    Bayrak, yönetim değişikliği sonrasında yaşananlara da işaret ederek, „Nitekim iş başına geldikten hemen sonra nelerin yaşandığını gördük” dedi.

    “HASAN REŞİT TANKUT BÖLGEYİ BİLEN BİR AKIL OLARAK GÖREVLENDİRİLDİ”

    Bayrak, konuşmasının devamında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte önemli bir isim olarak Hasan Reşit Tankut’un biyografisine değindi. Tankut’un ailesinin Abdülhamit döneminde Yemen’e sürgün edildiğini belirten Bayrak, şu bilgileri paylaştı:

    “Babası Hassa Subayı iken Abdülhamit döneminde Yemen’e sürülüyor. Orada hayatını kaybediyor. Eşi dul kalıyor. Oğulları Hasan Reşit genç bir insan. Dürziler içerisinde yaşıyor. Dürzilerle ilgili ilk bilgileri raporlarında verenlerden biridir. Elbistanlı Sünni Türk bir aileden Hasan Reşit. Seydo ağa adında Alevi Kürt bir köy önderi  tanıdıklarının çocuğunun ortada kaldığını, öksüz kaldığını haber alınca alıp götürüyor ve 4 yıl himayesine alıyor. Böylece Alevi Kürtleri de içeriden tanıma imkanı bulan bir şahsiyet.“

    Bayrak, Tankut’un eğitim sürecini ve kariyerini ise şöyle aktardı:

    “Şam İdadisi’ni bitiriyor. Arapçayı, Farsçayı, Türkçeyi, Osmanlıcayı biliyor. İstanbul’da Mekteb-i Mülkiye’de Hukuk’ta okutuluyor, ardından Avrupa’ya gönderiliyor. Döndükten sonra Hafik’te maiyet memurluğu, İstanbul’da Emniyet Müdür Yardımcılığı yapıyor.”

    Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Tankut’un kritik görevler üstlendiğini belirten Bayrak,“Mustafa Kemal, 1925’te Şark Islahat Planı’nın hazırlandığı dönemde Hasan Reşit Tankut’u tam yetkiyle ‘Şark İlleri Asayiş Müşaviri’, ‘etnopolitika uzmanı’ ve ‘Türk Ocakları Genel Direktörü’ olarak görevlendiriyor” ifadelerini kullandı.

    Bayrak, Hasan Reşit Tankut’un hazırladığı gizli raporlara ulaştığını ve bunları yayımladığını belirterek, “Benim ulaşabildiğim 1929’dan itibaren Diyarbakır Ahmet Türk Ocakları’ndaki konferansından başlayarak 1960 darbesi sonrası hazırlatılan Kürt raporuna kadar on dolayında gizli raporunu ilk kez ben yayımladım.Vefatından sonra kitaplarının bir bölümü ailesi tarafından alındı. Diğer bölümü bir arkadaş tarafından satın alındı. Kitaplığı taradım. İlk etapta aradığım belgeler yoktu. Uyarım üzerine konağın çatı arasında yapılan araştırmada şeker torbaları içinde gizli dokümanlara ulaşıldı“ diye kaydetti.

    DÜRZİLERE YÖNELİK RAPOR

    Bayrak, söz konusu raporların içeriğine dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu:

    “Bu gizli raporlarda Dürzilerle ilgili ilk analizler var. Fransa’nın bölgeden çekilmesi sonrası Suriye için raporlar hazırlanıyor. Alevi Arapların Sünnilere karşı kışkırtılması öngörülüyor.Orayı da Türk resmi ideolojisine uyarlamaya çalışmışlar. Raporun birinde Nusayrilerin Horasan’dan geldikleri, aslen Türk oldukları iddia edilebilecek kadar.”

    “TEK TİPÇİ MODEL SURİYE’NİN DOKUSUNA AYKIRI”

    Bayrak, Suriye ve Rojava’nın çok kimlikli yapısına vurgu yaparak “Tek tip bir devlet kurma çabası gerek Suriye’nin gerek Rojava’nın dokusuna aykırıdır. Çok halklı, çok kültürlü bir coğrafyada tek din, tek millet esasına dayalı model yaşayamaz” ifadelerini kullandı.

    “ÖNCE DÜRZİLER, SONRA ALEVİLER, ARDINDAN KÜRTLER” 

    Bayrak, Dürzilerin hedef alınmasına ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

    “Tek taraflı olarak getirilip yönetime oturtulan bu HTŞ yönetimi Dürzilerle işe başladı. Saldırılar ve katliamlar yaşandı. İsrail’e komşu Dürzilerin başvurusu ve İsrail’in himayesiyle büyük bir katliamdan kurtuldular.”

    DÜRZİLİĞİN ALEVİLİK İLE BENZERLİKLERİ VAR

    Dürziliğin inançsal özelliklerine de değinen Bayrak,“Dürzilik insan tanrıcı bir dindir. Alevilik ile büyük benzerlikleri vardır. Dürziler köken olarak eskiden Antep’e bağlı Kilis’ten geliyor. Çok sayıda bu türden aile var. Canpolatoğulları olarak nitelendirilen aile, Kilis’ten giderek güneye yerleşiyorlar. Suriye’nin güneyine ve orada Canpolatoğulları olarak tanınıyorlar.  Yani bu da iki yönüyle, gerek Kürt kimliği dolayısıyla, gerek inanç sistemi, Dürzilik dolayısıyla resmi görüşe, resmi ideolojiye, HTŞ’ye külliyen aykırı, tamamen ters bir topluluktur. Bunun böylece bilinmesi lazım.

    Batı’da muhtelif çalışmalar yapılmışken biz maalesef yakın tarihe kadar Dürziler hakkında yeterince bilgi sahibi değildik.

    Dürziler aynı zamanda  Alevilerin ana merkezi olan yine Akdeniz, Doğu Akdeniz sınırında Arap Alevilerinin merkezi konumunda olan Lazkiye’ye komşular. Onun devamı olan güney tarafında da Dürziler yaşıyor. Bu bakımdan bunların ikisi de bugünkü ideolojiye, resmi ideolojiye, HTŞ ideolojisine külliyen aykırıdır, terstir. Onun için öncelikle bunların üzerine gidildi . Sonradan Kürtlere yönelince kayaya çarptılar tabiri caizse.

    “KÜRTLER ROJAVA EKSENİNDE İLK KEZ BU ÖLÇEKTE BİRLEŞTİ”

    Bayrak, Kürtlerin birlikteliğine dikkat çekerek, “Kürtler belki tarihlerinde ilk defa Rojava ekseninde bu boyutta bir araya geldiler, bütünleştiler. Bu direnişi son derece önemsiyorum.” dedi.

    “SÜNNİ ARAP KEMERİ POLİTİKASI”

    Bayrak, geçmiş röportajlarına atıf yaparak demografik müdahale iddialarını gündeme getirdi:

    “Rojava’nın kuzey hattına mayınlı sınıra paralel biçimde bir Sünni Arap kemeri oluşturulmaya çalışıldı. Kürtler ve diğer azınlık unsurlar güneye kaydırıldı.”

    Bu yaklaşımın Türkiye’de de benzer biçimde görüldüğünü kaydeden Bayrak şunları söyledi:

    “Bir dönem Beşar Esad’la gidip Emevi Camii’nde namaz kılmayı hedefleyen ilişkilerinin iyi olduğu dönemde şimdiki yönetimin başındaki kişinin öncülük ettiği,  Ne yazık ki bu sefer de iç hatta yani Maraş’tan başlayarak Antep, Urfa, Hatay istikametinde ikinci bir Sünni Arap kemeri oluşturulmaya çalışıldı.İç Toroslardan. İkinci bir Sünni Arap kemeri. Yani daha önce oraya yerleşmiş olan dediğim gibi Kürtleri güneye sürerek oraya bir Sünni Arap kemeri yerleştirilmeye çalışıldı.“

    LAZKİYE VURGUSU: ALEVİLİĞİN BÖLGEDEKİ BAŞKENTİ

    Bayrak, Lazkiye’nin Alevi kimliğine de dikkat çekerek, “Lazkiye, Alevilerin adeta başkentidir. Nasıl Dersim bölgesi  İç Toroslar hattından Dersim’e kadar olan kesimde önemli Alevi Kızılbaş Yaresan ocakları dergahları var  ise , ki bunların hepsi Hasan Reşit Tankut’un hazırladığı gizli belgelerde var,  Bunların bir uzantısının da Lazkiye’de olduğu, yani Aleviliğin temel merkezlerinden birinin de Lazkiye‘de olduğunu gizli belgelerde söylüyor” dedi.

    Bayrak, bölgedeki siyasal arayışlara dair   ise şu değerlendirmede bulundu:

    “ Rojava’da Kürtler ilk defa doğrudan kendileri için savaştılar Orada insanların kendi kimlikleriyle yaşayabilecekleri yeni bir model oluşturuluyordu. Bu özerklik olabilir, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olabilir, federatif yapı olabilir.Bir yönetim tarzının cumhuriyet ya da krallık olması o kadar önemli değil. O kovanın içi balla dolmuyorsa anlamı yoktur. Esas demokrasi o petek içindeki baldır.”

    Bayrak, son olarak imzalanan protokollere rağmen sahadaki kırılganlığa dikkat çekti:

    “Tepki büyük olunca anlaşma yönüne gidildi. Protokoller imzalandı. Ancak çok bileşenli despotik yapı nedeniyle bazı unsurlar depreşiyor, yağmalar, saldırılar yaşanıyor. Bu sürecin bundan sonra barış içinde, karşılıklı görüşmelerle, kansız yürütülmesi gerekir. Kürt halkının artık geri adım atması söz konusu değil.”

    Elif SONZAMANCI PİRHA-BONN

    İLGİLİ HABERLER

    Resmi Tarihin Sustukları: Bayrak’tan Arşiv Belgeleriyle Rojava Değerlendirmesi(1)-VİDEO

  • Resmi Tarihin Sustukları: Bayrak’tan Arşiv Belgeleriyle Rojava Değerlendirmesi(1)-VİDEO

    Resmi Tarihin Sustukları: Bayrak’tan Arşiv Belgeleriyle Rojava Değerlendirmesi(1)-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı yazar Mehmet Bayrak,resmi tarih anlatılarının görmezden geldiği demografik veriler, yerleşim politikaları ve sınır uygulamalarının kolektif hafızada derin kırılmalar yarattığını vurguladı.

    Tarihsel gerçeklik, siyasal iktidarların inşa ettiği resmi anlatılardan ibaret değildir. Arşiv belgeleri, demografik kayıtlar ve dönemin tanıklıkları, çoğu zaman egemen tarih yazımının dışladığı, görünmez kıldığı olgulara işaret eder. Araştırmacı yazar Mehmet Bayrak’ın Osmanlı arşivlerine ve kayıtlarına dayandırdığı değerlendirmeler, Rojava ile Anadolu arasındaki ilişkilerin sürekliliğini ve sınır politikalarının tarihsel arka planını yeniden tartışmaya açıyor. Bayrak’ın vurguladığı üzere mesele, yalnızca geçmişin bir yorumu değil, arşivlerin şeffaflığı, tarih yazımının güvenilirliği ve kolektif hafızanın bütünlüğü sorunudur.

    Araştırmacı yazar Mehmet Bayrak, resmi ideoloji, arşiv belgeleri ve Kürt meselesinin tarihsel arka planına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Bayrak, değerlendirmesine devlet aklı ve resmi ideoloji tartışmasıyla başladı:

    “Her zaman söylediğim bir şey var. Araştırmacılıkta diyorum ki devlet aklı açık planda red ve inkarcı buna resmi ideoloji de diyebiliriz. Resmi ideoloji açık planda red ve inkarcı gizli planda itirafçı ve kabulcu.”

    Bayrak, Türkiye’de resmi ideolojinin kuruluş sürecine ve tarih yazımına dair eleştirilerini sürdürdü:

    “Bizim ülkemizde de Türkiye’de de resmi ideolojiyi kotaran şahsiyetler başta olmak üzere açık planda tamamen düzmece bir tarih ve düzmece bir ideolojiyi oluşturmuşlar, kuramsallaştırmışlar ve Türkiye’de önemli görevlerin başına getirilmiş bu şahsiyetler. Bunlar aynı zamanda gizli raporlar da hazırlayan, gizli çalışmalar da yapan devlet adına şahsiyetler. Gizli planda her zaman itirafçı ve kabulcu olmuşlar. Açık planda bu gerçeklikleri red ve inkar etmişler.”

    “KÜRT DAĞLILARIN MUTALEBATI” BELGESİ

    Bayrak, Rojava’yı yakından ilgilendirdiğini belirttiği tarihsel bir belgeye dikkat çekerek “Öncelikle buna ilişkin bir iki çarpıcı örnek vermek istiyorum. Rojava konusunu son derece yakından ilgilendiren, son derece önemli bir belge var elimizde. 55 yıllık yazarlık hayatımda ortaya çıkardığım çok sayıda önemli bilgi ve belgelerden bir tanesi 2004 yılında gazetede tefrika edilen ve daha sonra Kürdoloji belgelerinin 2. cildinde yine aynı yıl içinde yer verdiğim bir konu. Kürt dağlıların mutabakatı” hatırlatmasında bulundu.

    Bayrak, belgenin tarihsel bağlamını şu sözlerle anlattı:

    “Konu Ankara’daki hükümetin ahde vefa etmeyerek, sözünde durmayarak Fransızlarla gizli anlaştığını haber alıp kendi yerlerinden, yurtlarından atlarıyla, arabalarıyla çıkıp Ankara’ya gelerek Ankara’da Hakimiyet-i Milliye Matbaası’nda bir memorandum tarzında muhalefat hazırlayıp broşür halinde bütün milletvekillerine dağıttıkları bir süreçten söz ediyorum.”

     

    ANKARA’YA GELEN KÜRT HEYETİ

    Bayrak sürecin 1922 başlarında yaşandığını belirterek,  “Yani Rojava Kürtleri 1922 başlarında Ankara hükümetinin daha önce yani 1921’de Fransa’yla gizli anlaşarak adeta kendilerini şehir şehir, kaza kaza, köy köy, belde belde ortadan ikiye böldüğünü haber alıp bunu protesto etmek ve Ankara hükümetiyle hesaplaşmak amacıyla, heyet halinde atlarıyla, arabalarıyla Ankara’ya geliyor.“Sonraki adı Ulus olan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi matbaasında bu broşürü basıyorlar ve bütün milletvekillerine dağıtıyorlar.  Türkiye’de sadece iki yerde vardı bu broşür. Ben İstanbul Atatürk Kitaplığı’ndan kopyasını alarak çevirdim. 1922 tarihli bunun Osmanlıcadan çevirim yazısını yaptım.  Kürdoloji belgelerinin 2. cildinde de yayınladım” diye belirtti.

    GİZLİ CELSE TARTIŞMASI

    Bayrak, TBMM kayıtlarına ilişkin iddiaları da gündeme getirdi:

    “Ankara hükümeti bunu kesinlikle redde inkar ediyor” diyen Bayrak, ” Böyle bir şeyin olmadığını, Fransa’yla ya da İngiltere ile gizlice anlaşma yapılmadığını iddia ederek, Kürdistan’a muhtariyet verilmesi konusunda bir kanun tasarısı hazırladıklarını ve gizli celsede görüştüklerini beyan ederek 10 Şubat tarihi de var.Daha sonra da 10 Temmuz 1922’de bunun kanunlaştığını açıklıyorlar.Fakat gel gör ki meclisteki gizli celse zabıtlarını yayımlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi kitap olarak ciltler dolusu kitap olarak bunu yayımlıyor” dedi.

    Ancak yayımlanan zabıtlardaki eksikliklere dikkat çekti:

    “Bakıyoruz 10 Şubat ve 10 Temmuz boş bırakılmış. Yayımlanmamış. 9 Şubat, 11 Şubat var. 9 Temmuz, 11 Temmuz var. Fakat 10 Şubat var ve 10 Temmuz yok.”

    ROBERT OLSON VE ARŞİV BELGELERİ

    Bayrak, Amerikalı Kürdolog Robert Olson’un çalışmalarına atıfta bulunarak “Profesör Robert Olson gerek Amerikan arşivini, gerek Büyük Britanya arşivini taradığı için yakın döneme kadar bizim bilmediğimiz birçok bilgi ve belgeyi ilk defa bilince çıkardı.” ifadelerini kullandı.

    SİVAS KONGRESİ VE TARİH ANLATILARI

    Bayrak, Sivas Kongresi sürecine ilişkin değerlendirmesinde dönemin yeterince bilinmediğini savundu. Nuri Dersimi’nin hatıratına atıfta bulunan Bayrak, Mustafa Kemal’in çağrısıyla Alevi Kürtlerle kurulan ilişkilere değindi:

    “Nuri Dersimi’nin hatıratı son derece önemli ayrıntılar içerir. Mustafa Kemal’in çağrısı üzerine Hacı Bektaş Postnişini Cemalettin Çelebi ile birlikte Alevi Kürtleri Kuva-i Milliye’ye katmak için yürütülen temasları ayrıntılarıyla anlatır.”

    Bayrak, kongre fotoğraflarındaki bir isme de dikkat çekti:

    “Mustafa Kemal’in hemen sağında oturan kişi Ağuçan mürşidi Seyyid Aziz’dir. Fakat Türk basınında bu bilgi çoğunlukla farklı biçimde yansıtılır. Bu ya İslam müftüsü ya İslam hocası diye yansıtılır.Bundan dolayı her zaman bu resmi tarih kuramına, resmi tarihe kuşkuyla bakmak gerekir. İrdeleyici bir gözle, sorgulayıcı bir gözle bakmak gerekir. Mustafa Kemal o zaman belli sıkıntılar dolayısıyla herkesin kendi silahlarıyla gelmesini, aynı zamanda da bu aşiret mensuplarının alayda yer alacak olan kişilerin kendi milli gizlileriyle gelip katılmalarını önerir. Nitekim dedemin de kendi milli giysileriyle ve kendi silahıyla olan resmi var, bu alaya katılırken.“

    Bayrak, konuya kaynak gösterdiği bir çalışma üzerinden dikkat çekti:

    “Elimde yine devlet yanlısı, devlete yakın ama yine de objektif davranan Cemil Türkay’ın başbakanlık arşiv belgelerinden yola çıkarak Osmanlı İmparatorluğu’nda oymak, aşiret ve cemaatler kitabı var.Yüzlerce Kürt Aşiret Federasyonu, Kürt Aşireti, cemaatleri, oymakları yer alıyor.Buradan görüyoruz ki, Rojava, Kuzeydoğu Suriye’de yer alan, konuşlanan Rojava her zaman Kürdistan’la iç içe olmuş. Çok eski çağlardan beri bu böyle.”

    OSMANLI DÖNEMİ YERLEŞİM POLİTİKALARI

    Bayrak, Osmanlı yönetimi dönemine ilişkin değerlendirmesinde ise şu ifadeleri kullandı:

    “Özellikle Osmanlı yönetiminde iken, Osmanlı’ya bağlı iken Osmanlı yönetimi kimi zaman Orta Anadolu’da, İç Toroslarda ya da Toroslarda yer alan çeşitli göçebe ya da aşiretleri, cemaatleri, oymakları da o bölgeye yerleştirmiş zaman zaman.Ve aşiretler bazında da o bölge ile Rojava’yla özellikle başta işte Rojava bölgesi olmak üzere Anadolu aşiretleri, cemaatleri, oymakları arasında da yakın bir diyalog, bir ilişki var.”

    Bayrak, Lozan öncesi idari yapıya da değinerek, “Semsur dediğimiz Adıyaman bölgesi, Maraş, Antep, Urfa, Hatay bölgesi Halep’e bağlıydı.Yani bizim de içinden geldiğimiz, benim kendi payıma benim de içinden geldiğim bir bölge olan İç Toroslar bölgesindeki belli başlı vilayetler ki çok inançlı, çok kültürlü bir bölgedir o bölge” diye belirtti.

    DEMOGRAFİK YAPI VURGUSU

    Bayrak, Osmanlı dönemde Maraş’a ilişkin şu ifadeleri kullandı:

    “Osmanlı döneminde Maraş bölgesi nüfusunun %40’ı gayrimüslim yani Hristiyan unsurlardan başta Ermeniler olmak üzere Hristiyan unsurlardan oluşuyor idi. Bu dört önemli vilayet Halep’e bağlıydı.Bu bakımdan ülkedeki aşiretlerin gerek ticari ilişkileri, gerek kültürel faaliyetleri genellikle Rojava’yla bağlantılıydı. Rojava’yla ilişkiliydi. Ticari bağlamda da bu böyleydi.”

    Bayrak, dönemin ekonomik ilişkilerini ise şöyle anlattı:

    “Nitekim, canlı hayvan ticareti konusunda olsun ya da işte kumaşçılık konusunda, muhtelif giyim kuşam konularında bölgedeki insanlar şelekçilik (sırt kaçakçılığı) yöntemiyle o bölgeden alışveriş yapar getirirlerdi. Ya da canlı hayvanlarını sürüler halinde bölgeye götürür bölgede pazarlarlardı.Yani eşimin dedesi de dahil çok sayıda o dönemde bu işin ticaretini yapan şahıslar vardı. Bizim bizzat tanıdığımız.”

    Bayrak, çocukluk anıları üzerinden sınır politikalarına dikkat çekerek, Demokrat Parti döneminde bölgenin mayınlandığını ve  çok sayıda mayınlara basıp patlama sonucu hayatını kaybeden insan olduğunu söyledi.

    Bayrak son olarak, “Gerçekten meclisin 10 Şubat’taki kanun tasarısıyla ve 10 Temmuz’daki kanunla Kürdistan’a muhtariyet verilmesine ilişkin kanunu mutlaka gün yüzüne çıkarması gerekir.Ama tarihle buluşmak, tarihle hesaplaşmak ve tarihle barışmak için bizim bu gerçeklikleri bilmemiz gerekiyor. Bu gerçeklikleri bilmeden de bugünü de doğru anlayamayız”  dedi.

    Elif SONZAMANCI PİRHA-BONN

  • Münih’te tarihi eşik: Kürtler küresel diplomasinin merkezinde!

    Münih’te tarihi eşik: Kürtler küresel diplomasinin merkezinde!

    PİRHA-Yaklaşık 65 ülkenin katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda Rojava heyetinin yer alması, Kürt meselesinde yeni bir diplomatik eşik olarak değerlendiriliyor. Haklar, statü ve anayasal çözüm tartışmaları artık uluslararası masaların da gündeminde.

    13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı, bu yıl yalnızca küresel güvenlik tartışmalarıyla değil, Kürt siyaseti açısından da tarihsel bir gelişmeyle öne çıktı. Yaklaşık 65 ülkeden devlet ve hükümet başkanları ile 100’e yakın dışişleri ve savunma bakanının katıldığı zirvenin en dikkat çeken konukları, Rojava yönetiminden Mazlum Abdi ve İlham Ehmed oldu. Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne dair tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen bu katılım, Kürtlerin uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu köklü biçimde değiştiren bir eşik olarak değerlendiriliyor.

    Mazlum Abdi ve İlham Ehmed ile görüşen gazeteciler arasında yer alan Şükrü Yıldız ile izlenimlerini konuştuk.

    “BU KATILIM KÜRTLER AÇISINDAN YENİ BİR SÜRECİN BAŞLANGICIDIR”

    Münih’teki atmosferi anlatır mısınız? Rojava heyetinin konferansa katılması nasıl bir anlam taşıyor?

    Mazlum Abdi’nin altını çizdiği ilk şey çok netti ‘Bu katılım Kürtler açısından yeni bir sürecin başlangıcıdır.’ Bugüne kadar Kürtler daha çok silahlı mücadele üzerinden tanındı. Direndiler, bedel ödediler, alan tuttular. IŞİD’e karşı mücadelede kritik rol oynadılar. Ama uluslararası masalarda çoğu zaman ya yok sayıldılar ya da kenarda tutulmaya çalışıldılar. Özellikle geçmişde Avrupa’da yürütülen Suriye görüşmeleri ve anayasa hazırlama süreçlerinde Kürtler sistematik biçimde dışarıda tutulmaya çalışıldı.

    Şimdi tablo değişiyor. Artık Kürtler yalnızca ‘sahadaki askeri aktör’ değil, siyasi çözümün, anayasal tartışmaların ve diplomatik denklemin parçası olarak görülüyor. Eskiden Batı’nın dili belliydi ‘IŞİD’e karşı ortak güç’, ‘sahadaki askeri partner’. Bugün konuşulan başka, haklar, statü, anayasa, yönetim modeli. Bu çok kritik bir kırılma. Güvenlik merkezli yaklaşımdan hak ve statü tartışmalarına geçiş anlamına geliyor.

    ‘MEŞRUİET AÇISINDAN CİDDİ BİR KIRILMA NOKTASI’

    Uluslararası meşruiyet açısından ne gibi bir değişim yaşanıyor? Bu katılımın uluslararası kamuoyundaki yansımaları neler?

    Mazlum Abdi’nin en çarpıcı tespitlerinden biri şuydu ‘Uluslararası kamuoyunun harekete geçmesiyle, Kürtlerin bir birlik ruhuyla harekete geçmesi dostlarımızı bile şaşırttı. Çoğu kişi geldi ve dedi ki, Rojava’nın bu kadar etkisi mi var, bu kadar güçlü müsünüz Kürtlerin içerisinde, Kürtlerin sahiplenmesi noktasında?’ Bu dayanışma, Kürtlerin diplomasi masasındaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi.

    Mazlum Abdi özellikle diasporadaki Kürtlere, dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin hareketliliğine vurgu yaptı. ‘Bu süreçteki değişimde, dönüşümde, özellikle dost çevrelerin harekete geçmesinde, diasporadaki Kürtlerin büyük rol oynadığını gördük. Bu dayanışmanın devam etmesi gerekiyor çünkü bu süreç tamamlanmış değil, devam ediyor’ dedi. Bu aslında sürecin henüz tamamlanmadığına, uzlaşmaların ve tartışmaların devam ettiğine dair önemli bir işaret.

    Uluslararası kamuoyunda önemli bir ayrım gözetiliyor, devletler ile halklar arasında. Devletlerin çekincelerine rağmen halklar, sivil toplum ve demokrat çevreler düzeyinde güçlü bir destek var. Bu da hükümetlerin politikalarını etkileyen bir faktör haline geliyor. Kürtlerin Ortadoğu denkleminde yok sayılmasının artık gerçekçi olmadığı kabul ediliyor. Bir hafta öncesine kadar ‘Kürtler denklem dışı kaldı, siyasi olarak denklem dışına itildiler’ yorumları yapılırken, Münih’te üst düzey bir diplomasi safhasında yer almaları farklı bir tabloyu beraberinde getirdi. Bu, meşruiyet açısından ciddi bir kırılma noktası.

    ‘ANLAŞMALARIN GARANTÖRÜ HALKIMIZDIR’

    Mazlum Abdi görüşmede hangi mesajları verdi? Özellikle dikkat çeken başlıklar nelerdi?

    Görüşmede konuşulan ve konuşulmayacak noktalar vardı. Her konuda açıklama yapılamayacağı belirtildi ama genel olarak yapılan değerlendirmede bu sürecin olumlu, Kürtlerin lehine gelişen bir süreç olduğu vurgulandı. Birkaç kritik başlık öne çıktı ve bunların her biri farklı bir diplomasi kanalını, farklı bir siyasi gerçekliği ifade ediyor.

    Belki de görüşmenin en hassas başlıklarından biri İmralı meselesiydi. Mazlum Abdi şöyle dedi ‘İki mektup geldi. Son anlaşmada önemli rol oynadı. Bizim talebimiz var, İmralı ile görüşmek için.’ Bu cümle diplomasi açısından son derece önemli çünkü mesele artık sadece Suriye sahası değil, Kürt meselesinin genel siyasal çözüm zemini. İmralı ile temas talebi, Kürt hareketinin farklı coğrafyalardaki kolları arasında koordinasyon ve diyalog ihtiyacını gösteriyor. Aynı zamanda çözüm süreçlerinin birbirinden bağımsız yürütülemeyeceğinin de altını çiziyor.

    Kürt-Arap ilişkileri üzerine de en net ve sert vurgu geldi. Mazlum Abdi açık konuştu ‘Araplarla ilişkilerimiz bazıları tarafından bilinçli olarak çarpıtılıyor. Bazıları Kürt-Arap savaşı çıkarmaya çalışıyor. Bu provokasyondur.’ ‘Bizim de hatalarımız oldu. Araplarla kalıcı ittifakı yeterince geliştiremedik. Şehitlerimizin yarısı Arap halkındandır.’dedi. Bu coğrafyada kaderler birbirine karışmış durumda. Mücadele ortaktır, bedel ortaktır. Provokasyonu kimin yaptığı sorusuna da net cevap verdi ‘Arapları tahrik etmek isteyenler var. Bunlar daha önce de IŞİD ve El Kaide eli ile bunu yapmak sitediler. Yenildiler. Başarmadılar. Şimdi de başarılı olmayacaklar.’

    Diplomaside genelde garantör devletler konuşulur. Rusya, Amerika, Türkiye… Ama Mazlum Abdi farklı bir şey söyledi. ‘Anlaşmaların garantörü halkımızdır.’ Bu vurgu önemli çünkü sahada yaşayan, bedel ödeyen, sonucu taşıyacak olan halk. Diplomatik metinlerden çok toplumsal sahiplenmeye vurgu yapılması, Rojava projesinin temel felsefesini de yansıtıyor.

    Kürt iç birliği konusunda da önemli bir açıklama geldi. Mazlum Abdi, Kürt siyasi aktörleri arasında daha güçlü bir koordinasyon hedefini açıkladı ‘Kürt meclisi birliği oluşturup onunla görüşmeye oturacağız.’ Bu, Kürtler arası diplomatik ve siyasi bütünleşme arayışının işareti ve Rojava da Kürt siyasetinde yeni bir koordinasyon döneminin başlayabileceğinin işareti.

    Kadın Savunma Bilrlikleri görüşmenin en hassas başlıklarından biriydi. Mazlum Abdi şunları söyledi ‘Kadınlar Asayiş içinde yer alacak. Askerlik sistemindeki yasal sınırlamalar sorun yaratıyor ama bu geçici.’ Ve en net cümle ‘Kadın sorunu bizim kırmızı çizgimizdir.’ Yasal düzenleme tamamlanana kadar kadınların fiili olarak sistemde var olmaya devam edeceğini söyledi. Bu açıklama, Rojava modelinin temel dayanaklarından birinin kadın özgürlüğü olduğunu ve bunun pazarlık konusu yapılmayacağını gösteriyor.

    Mazlum Abdi’nin yaklaşımı romantik değil, gerçekçi. ‘Her şey kötü değil. Avantajlar ve dezavantajlar var.’ Bu, sürecin karmaşıklığını kabul eden bir liderlik dili. Ne tam iyimserlik ne tam kötümserlik, dengeli bir okuma. Abdi, Kürt bölgelerinin korunması, ekonomik gelişimin yerel denetimde olması ve halkın kendisini yönetmesi konusunun kendileri için tartışmasız olduğunu dile getirdi. Rojava projesinin özeti. Toprak, ekonomi, özyönetim.

    STATÜ, ANAYASA VE ÖZ YÖNETİM TARTIŞMASI

    Rojava’nın bu görünürlüğü Suriye denkleminde neyi değiştirebilir? Suriye’nin geleceğinde Rojava’nın yeri nasıl tanımlanıyor?

    Bugün ortada fiili olarak işleyen bir yönetim modeli var. Tartışma artık bu yapının Suriye’nin anayasal sistemine nasıl entegre edileceği üzerine. Yıllardır askeri bir başarı üzerinden tanımlanıyordu SDG çizgisi veya Rojava. Ama artık diplomasi masasında da görünür olmaya başladılar en üst düzeyde. Bu bir statü mücadelesi aynı zamanda. Artık askeri varlığın sürekli tartışıldığı, ‘IŞİD terörüne karşı alandaki ortaklarımız’ diye ifade edilen bir pozisyondan çıkılmış. Suriye’de yaşayan Kürtlerin kendi yaşamlarını, kendi bölgelerini kontrol etme ve orada yaşam standartlarını, yaşam biçimlerini belirleme noktasına gelinmiş durumda.

    Güvenlikçi bir siyasetten ziyade hakların ön planda olduğu ve bunun da anayasaya oturtulması gerektiği noktasında bir tartışmanın yürütüldüğü bir döneme geçildi. Asıl şu anda masadaki tartışma, Kürtlerin bu durumlarını ya da elde etmiş olduğu pozisyonu nasıl Suriye’nin anayasasında temsil edileceği. Rojava yalnızca Kürtler için değil, seküler yaşamı savunan Araplar, Ermeniler, Asuriler, Hristiyanlar, Aleviler ve Dürziler için de bir güvenlik alanı olarak görülüyor.

    Seküler yaşamın, demokratik yaşamın, halkların birlikte yaşamının devam edebilmesi için bir alan gerekiyor ve bu alanın Rojava olduğu artık kabul ediliyor. Bu modelin dışlanması Suriye’de yeni istikrarsızlıklar yaratabilir. O anlamıyla Rojava bir zorunluluk olarak Suriye’de duruyor. Vazgeçilecek bir durum söz konusu değil, özellikle halklar açısından. Bu halklar nezdinde, tarafsız entelektüeller nezdinde, demokrat siyasetçiler nezdinde, hatta bunun karşısında olan kesimler nezdinde bile kabul edilmiş durumda.

    Bir de göz ardı edilmemesi gereken bir nokta var, IŞİD tutukluları meselesi. Suriye’de biliyorsunuz IŞİD tutukluları var. Bu tutuklular rahatlıkla Suriye geçici hükümetine teslim edilecek iken edilmediler. Bunların hepsi Irak’a, Kürt bölgelerine taşındı. Bu da şunu gösteriyor. Suriye hükümetiyle ne kadar ilişkiler beklentiler olsa da, jeopolitik konum itibariyle dönüşümler beklense de, aynı kapasitede bir güvensizlik de ortada duruyor. Amerika ile ilişkileri, Türkiye’nin beklentileri biliniyor. Ama buna rağmen IŞİD’liler Şam hükümetine teslim edilmedi. Bu güvensizliğin bir resmi olarak ortada duruyor.

    ‘ABDİ: BU SÜRECE KOMŞULARIMIZIN TÜMÜNÜN DESTEĞİ VAR’

    Türkiye, ABD, Rusya ve Avrupa Birliği bu katılımı nasıl okumalı? Büyük güçlerin tutumu nedir?

    Bu konuda çok ketum bir durum söz konusu, hiç kimse açıklama yapmıyor. Ama görünen bir gerçeklik var. Türkiye bu tür toplantıları izleyen bir ülke değil, her zaman buralarda kendisini göstermeye çalışan bir ülke. Ama bu sefer MİT Başkanı İbrahim Kalın konferansa katıldı ancak Dışişleri Bakanı, hatta Savunma Bakanı bile böyle bir toplantıda yer almadı. Bunun ana etkenlerinden biri Rojava’yı temsilen bir heyetin çağrılı olup katılacağı yönündeki bilgiler.

    Ancak Mazlum Abdi çok önemli bir açıklama yaptı. ‘Komşularımızın tümünün desteği bu sürece var.’ Bu da Türkiye’nin aslında bu konuda olumlu bir adım attığını gösteriyor olabilir. Çevremizdeki ülkeler, komşu ülkelerin bu anlaşmadaki rolleri, özellikle de en son yapılan anlaşmadaki kararların hayata geçirilmesi yönünde olumlu olduğu vurgulandı. Bunun içerisinde çıkarılacak sonuçlardan biri, Türkiye’nin de bu anlaşmaya olumlu baktığı yönünde bir genel izlenim. Türkiye’nin bu toplantıda Mazlum Abdi’nin katılmasına ya veto etmeye güçü yetmedi ya da onayı verdiğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemde sonuçlarını daha rahat görebileceğiz.

    ABD açısından bakıldığında, Senatör Lindsey Graham başkanlığındaki üst düzey Kongre heyetiyle yapılan görüşme son derece anlamlı. Graham, Kürtleri yakından tanıyan, Trump’a da yakın bir Cumhuriyetçi Senatör. Kongre’de HTŞ’ye karşı tutum alan senatörlerin başında geliyor ve Kürtleri Koruma Yasası tasarısını Temsilciler Meclisi’ne sundu. Bu henüz kabul edilmedi ama süreç devam ediyor. Kongre üyelerinden Rojava’yı korumaya, Kürtleri savunmaya devam edeceklerine dair net mesajlar geldi. Özgürlük ve adalet mücadelesini temel ortaklar olarak tanımlıyorlar. Mazlum Abdi özellikle Kürtleri Koruma Yasası’nın gündeme alınması için ABD Kongre üyelerine teşekkür etti.

    Bir de göz ardı edilmemesi gereken önemli bir aktör var, Suudi Arabistan. Şu anda Türkiye’den çok daha etkin bir pozisyonda ve özellikle Suriye geçici hükümetinin siyaseti üzerinde çok belirgin bir etkisi var. Her ne kadar Türkiye’nin ismi sıkça dile getirilse de, Suudi Arabistan’ın çok etkin bir güç olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Mazlum Abdi özellikle Suudi’nin oynadığı rol konusunda kendilerine teşekkür etti. Bu nezaketen kullanılan bir dil olabilir ama aynı zamanda Suudi’nin süreçte zorunlu bir taraf olarak rolü olduğunu da gösteriyor.

    ‘MEŞRUİET ZEMİNİ GÜÇLENDİ’

    Bu katılım ileride resmi diplomatik temasların önünü açabilir mi? Bundan sonrası için ne bekleniyor?

    Kesinlikle açabilir. Mazlum Abdi görüşmede şunu vurguladı ‘Bu süreç tamamlanmamış bir süreç, devam ediyoruz. Bu süreçteki değişimde, dönüşümde, özellikle dost çevrelerin harekete geçmesinde, diasporadaki, dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin hareketliliğinin büyük rol oynadığını gördük. Bu dayanışmanın devam etmesi gerekiyor.’ Bu aslında sürecin henüz tamamlanmadığına, uzlaşmaların ve tartışmaların devam ettiğine dair önemli bir işaret.

    Geçici Suriye Hükümeti’nin Rojava’ya yaklaşımı nasıl? 

    Geçici Suriye Dışişleri Bakanı Şehbani, SDG hakkında çok önemli bir açıklama yaptı. ‘SDG düşmanımız değil, ortağımızdır. Demokratik Suriye güçlerini düşman olarak görmüyoruz, SDG’yi ortaklarımız olarak kabul ediyoruz.’ Dedi. Abdi de ‘Biz birlikte yaşamak zorundayız bu coğrafyada.’ Demişti. Bu tanımlamalar gelecek için umut verici. Ancak aynı zamanda Kobani’deki kuşatma ve yaşanan insani kriz göz önüne alındığında, söylem ile eylem arasındaki tutarlılığın da sorgulanması gerekiyor. Şehbani ‘ortak’ diyor ama Kobani’de bambaşka bir tablo var.

    Son olarak, Münih’te yaşanan bu gelişmeyi nasıl özetlersiniz? Kürtler için ne anlama geliyor?

    Münih’te verilen mesaj açık, Kürtler artık masada. Diplomatik kazanımlar var, uluslararası görünürlük arttı, meşruiyet zemini güçlendi. Ama sahadaki gerçeklik de açık. Diplomasi tek başına yetmez, yaşam korunmalı. Masa ile halkın gündelik hayatı arasındaki mesafe hala çok büyük. Münih’te tarihi adımlar atılırken Kobani’de insanlar açlık ve hastalıkla boğuşuyor. Bu iki gerçeklik arasındaki köprüyü kurmak, sürecin en kritik sınavı olacak.

    Elif SONZAMANCI PİRHA-KÖLN

  • Elif Akgül Ateş: Rojava’daki vahşet ‘kurgu’ denilerek örtülemez!-VİDEO

    Elif Akgül Ateş: Rojava’daki vahşet ‘kurgu’ denilerek örtülemez!-VİDEO

    PİRHA- -Almanya’da yaşayan Eğitimci Elif Akgül Ateş, Der Spiegel’de , bir Kürt kadın savaşçının saç örgüsüne hakaret eden kişinin sosyal medyada viral olan videosunun “kurgu” olduğu iddiasına tepki gösterdi. Ateş, Rojava’da yaşananların manipülasyonla görünmez kılınmaya çalışıldığını belirtti. 

    HTŞ’li Ramî El Deheş’in, Rakka’da yaşamını yitiren bir kadın savaşçının saçlarını kesip “hediye ettiğini” iddia ettiği video, sosyal medyada dolaşıma sokulduğunda, başta Kürt kadınları olmak üzere dünyanın birçok yerinde tepkiyle karşılandı.

    Tepkiler kadınların saçlarını örerek cevap verdiği dünya çapında kampanyaya dönüştü. Kadınlar, saçlarını ördükleri videoları paylaşarak Rojava’daki direnişe destek verdi.

    Almanya’nın önde gelen yayın organlarından Der Spiegel ise 6 Şubat 2026 tarihinde yayınladığı bir analiz haberle başka bir tartışma başlattı.

    Dergi, Kürt kadın savaşçının saç örgüsüne hakaret eden kişinin sosyal medyada viral olan videosunun “kurgu” olduğunu iddia etti.

    DER SPİEGEL’İN İDDİALARI TEPKİ ÇEKTİ

    Dergi, söz konusu görüntülerin gerçekliği konusunda ciddi şüpheler bulunduğunu, videoda yer alan saç örgüsünün sentetik olabileceğini ve olayın manipülatif bir kurgu ihtimali taşıdığını öne sürdü. Analizde, görsel materyallerin savaş ve çatışma ortamlarında propaganda amacıyla dolaşıma sokulabileceğine dikkat çekildi.

    Söz konusu analizde “Suriye’de SDG dünya genelinde destekçi toplamak için sosyal medyaya güveniyor. Ancak ilgi çekici bir video şunu gösteriyor: Paylaşılan her şey gerçek değil.” yorumuna yer verildi.

    Ancak tartışma, yalnızca teknik doğrulama meselesiyle sınırlı kalmadı. Video ve ardından gelen analiz, gözleri yeniden Rojava’da kadın direnişine çevirdi.

    Rojava’da kadınlar, özellikle IŞİD’e karşı verilen mücadelede, yalnızca askeri değil, aynı zamanda toplumsal ve ideolojik bir direnişin öznesi haline geldi. Kadın savaşçıların görünürlüğü, küresel ölçekte kadın özgürlüğü tartışmalarının da simgelerinden biri oldu.

    “EN AĞIR VAHŞET BİR KADIN SAVAŞÇIYA YÖNELİK GÖRÜNTÜLERDİ”

    Almanya’da yaşayan eğitimci Elif Akgül Ateş, konuya yönelik PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Süreci “son derece kaotik” olarak nitelendiren Ateş, Rojava’nın Kürt halkı açısından yalnızca coğrafi bir alan değil, “ruhun, yüreğin ve beynin ütopyası” olduğunu ifade etti.

    Ateş, Halep’te binlerce insanın yerinden edildiğini, çok sayıda kişinin katledildiğini ve kaçırıldığını hatırlattı.

    En ağır vahşet  olarak ise bir kadın savaşçıya yönelik görüntülere dikkat çekti. Ateş, bir apartmanın üst katından bir kadın savaşçısının cansız bedeninin aşağı atıldığını ve bu görüntülerin “Allahu Ekber” sloganları eşliğinde servis edildiğini söyledi.

    Ateş, ikinci olarak bir kadın savaşçının saç örgüsünün kesildiğini ve kesilen saç örgüsünün sallanarak kamuoyuna sunulduğunu ifade etti.

    “SAÇ ÖRGÜSÜ KÜRT KADINI İÇİN ÖZGÜRLÜĞÜN SEMBOLÜDÜR”

    Saç örgüsünün Kürt kadını için özgürlüğün sembolü olduğunu vurgulayan Ateş, bu eylemi yalnızca fiziksel bir saldırı değil, aynı zamanda “kadın kimliğini ve toplumsal hafızayı yok etmeye dönük bir girişim” olarak değerlendirdi.  Ateş, “Çünkü onların zihniyetine göre kadının kimliği yoktur. Kadın erkeğin malıdır. Kadın o ülkenin toprağıyla bütünleşir. Toprağın işgali kadının bedeninin işgali ile özdeşleştirir onlar. Dünya tarihine de baktığımızda barbarların işgal ettiği topraklarda ilk hedef kadın bedeni olmuştur”dedi.

    Ateş, Kürt halkının bu saldırıları kabul etmediğini ve dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın alanlara çıkarak protestolar düzenlediğini söyledi. Bu tepkilerin, onura ve kimliğe yönelik saldırılara karşı bir duruş olduğunu ifade etti.

    Öte yandan Avrupa’ya yönelik sert eleştirilerde bulunan Ateş, Avrupa’nın yaşananları “sessiz sedasız izlediğini” , oysa geçmişte Rojava’da kadın devrimi ve IŞİD’e karşı verilen mücadelenin Avrupa kamuoyunda büyük bir hayranlık yarattığını hatırlattı.

    Eleştirilerinin odağında Almanya merkezli Der Spiegel dergisi de yer aldı. Ateş, dergide yayımlanan bir makalede saç örgüsü kesme görüntülerinin sahte olduğu yönünde ifadeler kullanıldığını belirterek, bunun kamuoyunu yanıltmaya dönük bir yaklaşım olduğunu belirtti. Ateş, “Der Spiegel demokratlığıyla bilinir ve tanınan bir dergidir. Dünya çapında tanınan bir dergidir ve bu dergi HTŞ’yi masum çıkarmak için elinden geleni yaptı“ diye belirtti.

    İnsan hakları ve savaş suçları konusundaki duyarlılığın zayıfladığını belirten Ateş, yaşananların çok ağır bir savaş suçu niteliği taşıdığını ve bu suçların üzerinin manipülasyonlarla örtülmeye çalışıldığını ifade etti.

    Elif SONZAMANCI PİRHA-KÖLN

  • Rojava Jineoloji Akademisi: Kuzey ve Doğu Suriye’de sistematik savaş suçları işleniyor!

    Rojava Jineoloji Akademisi: Kuzey ve Doğu Suriye’de sistematik savaş suçları işleniyor!

    PİRHA- Rojava Jineolojî Akademisi, “Kuzey ve Doğu Suriye’de Savaş Suçları” başlıklı kapsamlı raporunu 26 Ocak 2026 tarihinde Kamışlı’da yayımladı. Raporda, 6 Ocak 2026’dan itibaren Halep, Rakka, Tabka, Deir ez-Zor, Kobanî, Haseke ve Kamışlı hattında Heyet Tahrir El Şam (HTŞ), IŞİD hücreleri ve paramiliter grupların müdahaleleri çerçevesinde uluslararası insancıl hukuka aykırı eylemler gerçekleştirildiği belirtildi. 

    Akademi, söz konusu eylemlerin “tesadüfi çatışma sonuçları değil, planlı ve çok yönlü bir savaş konsepti” kapsamında yürütüldüğünü savundu.

    6 OCAK’TA BAŞLAYAN SALDIRI DALGASI

    Rapora göre saldırılar 6 Ocak 2026’da Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde başladı. Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bu mahallelerde:

    • Elhasan Camisi,

    • Şeyh Maksud Büyük Camisi,

    • Halid Fecir Hastanesi,

    • Osman Sivil Hastanesi,

    • 15. ve 16. sokaklardaki sivil konutlar bombalandı ya da hedef alındı.

    Raporda, HTŞ; IŞİD ve Türkiye destekli paramiliter grupların saldırılarına ait delil olarak fotoğraf, görüntü ve Kürt Kızılayı raporlarında bulunduğu ileri sürüldü.

    SİVİL ÖLÜMLERİ VE HEDEFLİ İNFAZLAR

    Raporda yer alan tarihli olaylar arasında şunlar bulunuyor:

    • 8 Ocak: Öğretmen Melek Halel Ali’nin öldürülmesi

    • 9 Ocak: Dr. Adnan Arif Osman ve Dr. Ali Hanif Osman’ın öldürülmesi

    • 8 Ocak: Reşo ailesinden 5 kişinin hedef alınması

    • 10 Ocak: Akreş ailesinden 4 kardeşin öldürülmesi

    • 18 Ocak: Salih ailesinden 6 kişinin öldürülmesi

    • 27 Ocak: Avukat Süleyman İsmail’in öldürülmesi

    Ayrıca 6 Ocak’ta top atışları sonucu 51 kişinin yaralandığı belirtildi.

    ÇOCUK ÖLÜMLERİ

    Raporda, 8 Ocak’ta Halep’te üç kardeş çocuğun aileleriyle birlikte öldürüldüğü; aynı gün 12 yaşında bir çocuğun yaşamını yitirdiği; 24 Ocak’ta Kobani’de oksijen kesintisi nedeniyle bir çocuğun öldüğü belirtildi.

    Bu eylemler, uluslararası hukuka göre savaş suçu kapsamında değerlendirildi.

    İŞKENCE VE İNSANLIK DIŞI MUAMELE

    Raporda, 21 Ocak’ta Rakka’da bir SDG savaşçısının saçının kesildiği ve öldürüldükten sonra teşhir edildiği belirtildi.

    10 Ocak’ta Halep’te:

    • Ş. Deniz Çiya’nın cenazesinin yüksek bir binadan atıldığı,

    • Bir iç güvenlik görevlisinin kalp ve gözlerinin çıkarıldığı,

    • Cenazelerin sürüklendiği ileri sürüldü.

    Bu eylemler Cenevre Sözleşmeleri kapsamında “ağır ihlal” olarak tanımlandı.

    Rapora göre 6–12 Ocak tarihleri arasında Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde 278 sivil kaçırıldı. Kadın ve çocukların da bu kişiler arasında olduğu ve akıbetlerinin belirsiz olduğu belirtildi.

    18 Ocak’ta Kürt Kızılayı üyesi Tahir Rakan’ın rehin alındığı; Tabka’da 2’si savaşçı ve 10 kadının kaçırıldığı belirtildi.

    ZORLA GÖÇ ETTİRME

    Akademi, 7–10 Ocak’ta Halep’te yüzlerce sivilin evlerinden zorla çıkarıldığını; 17–19 Ocak’ta Rakka ve Tabka’da benzer göç dalgalarının yaşandığını kaydetti.

    Evlerin yağmalandığı, sivillerin eşyalarına el konulduğu, göç yollarında saldırılar yaşandığı öne sürüldü.

    Raporda 6–10 Ocak’ta Halep’te, 10–14 Ocak’ta Meskene’de, 19 Ocak’ta Haseke’de ve 21 Ocak’ta Kamışlı’da Bayraktar tipi silahlı insansız hava araçlarının kullanıldığı belirtildi.

    Türkiye’nin operasyonel yönlendirme ve hedef belirleme süreçlerine doğrudan katıldığı ileri sürüldü.

    KADIN KURUMLARINA VE KÜLTÜREL ALANLARA SALDIRI

    Raporda şu olaylar yer aldı:

    • 6 Ocak: Nagihan Akarsel Okuma Evi’nin ele geçirilmesi

    • 14 Ocak: Rakka’da Zennubiye Kadın Derneği merkezinin yağmalanması ve yakılması

    • 23 Ocak: Tabka’da Jineoloji Araştırma Merkezi’nin yağmalanması

    • Kadın heykellerinin yıkılması

    Bu saldırılar “kadın devrimi değerlerine ideolojik saldırı” olarak tanımlandı.

    24 Aralık 2025 ve 8 Ocak 2026’da Şeyh Maksud Şehit Mezarlığı’nın bombalandığı; 24 Ocak’ta Haseke Şeddade’de mezarlıkların tahrip edildiği kaydedildi.

    26 Ocak’ta Rakka’da cenazelerin yakıldığı iddia edildi.

    Raporda HTŞ’nin Tişrin Barajı’na saldırarak su akışını kestiği; Kobani’de su, ilaç ve elektriğin engellendiği; Halep’te Kürt mahallelerine ağır ambargo uygulandığı ileri sürüldü.

    Raporda ayrıca, HTŞ saldırılarının ardından bazı IŞİD militanlarının serbest bırakıldığı; bunun bölgesel güvenlik açısından ciddi tehdit oluşturduğu savunuldu.

    ULUSLARARASI SORUŞTURMA ÇAĞRISI

    Rojava Jineolojî Akademisi, raporun sonunda şu çağrıda bulundu:

    • HTŞ tarafından işlendiği iddia edilen tüm savaş suçları bağımsız ve uluslararası mekanizmalarca soruşturulmalı,

    • Sorumlular yargılanmalı,

    • Uluslararası toplum sessiz kalmamalı.

    Raporda yer alan bulguların fotoğraf, video, saha tanıklıkları ve yerel kurum raporlarına dayandırıldığı belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de Rojava için ortak çağrı: Ablukayı kaldırın!- VİDEO

    Mersin’de Rojava için ortak çağrı: Ablukayı kaldırın!- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Rojava’daki abluka ve hak ihlallerine ilişkin eylem yapıldı. Burada yapılan konuşmalarda sınır kapılarının açılması ve Rojava üzerindeki ablukaların kaldırılması çağrısı yapıldı.

    Mersin’de Rojava’ya yönelik saldırılara, kuşatma ve ablukaya karşı yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirildi. DEM Parti, EMEP, TİP, TÖP, DBP, ESP, SODAP, SYKP, Devrimci Parti ve YSP tarafından düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamasına DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, TÖP PM Üyesi Zeliha Korkmaz, Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz ve İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “Gerici emperyal kuşatmaya, soykırıma son” çağrısıyla bir araya gelen kitle, Mahmudiye Mahallesi’ndeki Metropol İş Merkezi yanındaki parktan Özgür Çocuk Parkı’na yürüyüş yapmak istedi. Parkın abluka altına alınması ve yürüyüşe izin verilmemesi üzerine kitle, parkın sonuna kadar yürüyüp burada basın açıklaması yaptı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sözlerine ESP’ye yapılan gözaltı operasyonlarına değinerek başladı. Rojava eylemlerine katılan her kesimin bu tür baskılarla yıldırılmaya çalışıldığını dile getiren Doğan, “Rojava’ya dönük dayanışma eylemlerini gerekçe göstererek, hiçbir siyasi partiye üye olmayan ama Rojava ile gönül bağı kuran insanlara da gözdağı verilmek isteniyor. Dayanışma göstermeyin mesajı verilmeye çalışılıyor. Bir yandan Kürtlere dönük bu tutum sürdürülürken, diğer yandan Kürtlerle birlikte yürüyen Türkler, devrimciler ve sosyalistler baskı politikalarına maruz bırakılıyor. Onurlu ve kalıcı barış aynı yöntemlerle sağlanamaz. Onurlu ve kalıcı barış, demokratik çözümle mümkün olur” dedi.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye seslenen Doğan, şu sözleri kullandı:

    “Artık söylemin ötesine geçin. Bahsettikleriniz doğruysa, o zaman neyi bekliyorsunuz? Siz iktidar ortağısınız. Sayın Öcalan’ın umut hakkı için neden bir buçuk yıldır tek bir adım atılmadı? Demirtaş yuvasına dönsün deniliyor ama kararlar uygulanmıyor. Neden başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanê kumpas davası tutsakları serbest bırakılmıyor?  Akdeniz Belediyesi hala kayyum altındadır. Kürtlerin kazanımlarının Türkiye için bir tehdit olmadığı gerçeğini savunmaktan ve bunu hatırlatmak için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Hakkımızda spekülasyon üretmeye çalışanlara da buradan sesleniyoruz; biz barış ve demokratik toplum için onlarca yıldır bedel ödeyerek mücadele ediyoruz.  Barış, özgürlük ve eşitlik değerlerine bağlıyız ve bu değerlerin herkes için uygulanması adına dün olduğu gibi bugün de yarın da mücadele edeceğiz. Çünkü bizim mücadelemiz aynı zamanda insanlık onuru mücadelesidir.”

    “ROJAVA HALKININ YANINDAYIZ”

    SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, “Bu saldırılar, cihatçı çetelerin kendi başlarına cesaret edebileceği saldırılar değildir. Bu saldırılar Fransa’da kurulan masalarda, Amerika’da kurulan masalarda planlanmıştır. Türkiye’de ise Suriye Milli Ordusu’nu besleyen, lojistik ve askeri olarak donatan siyasi iktidar, Suriye’ye dair yaklaşımını derhal ve bir an önce gözden geçirmelidir. Kürdistan’da barış olmazken İstanbul’da da barış olmaz demiştik. Suriyeli Kürtler, Rojavalı Kürtler, Aleviler ve diğer halklar “Artık güvendeyiz” diyene kadar biz de burada, Bakur’da, İstanbul’da, Marmara’da, Ege’de, Akdeniz’de onların sesine ses katmaya devam edeceğiz” dedi.

    Devrimci Parti Sözcüsü ve DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Rojava’daki yurttaşların abluka ile yalnız hissettirilmek istendiğini söyleyerek, “Biz dün olduğu gibi bugün de sokakta, hayatın her alanında ve Rojava’da yan yanayız. Ayrılmadık, ayrılmayacağız. Rojava’dan kopmayacağız, Rojava da bizden kopmayacak. Bugün sonuçlar ağır olabilir, baskılar yoğun olabilir. Ama bu yalnızlığı kabul etmiyoruz. Doğuda her gün yeni bir güneş doğar. Eğer bize doğan güneşten mutlu olmamız engellenirse, gerekirse kendi güneşimizi kendimiz doğururuz. Belki bugün çok yürüyemedik ama bizim tarihimiz uzundur. Biz çok uzun zamandır yürüyoruz. Ne durdurulabiliriz ne de yeniliriz” ifadelerini kullandı.

    “ROJAVA’YI SÜREKLİ DESTEKLEMEK GEREKİYOR”

    Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz, Türkiye’de iktidarın uzun süredir Rojava’yı ve Suriye’yi bir engel olarak gördüğüne işaret ederek, “Eğer gerçekten barış isteniyorsa o zaman bu engeller de ortadan kalkmalıdır. Rojava’da bir anlaşma yapıldıysa, bu büyük ölçüde bu süreçte gösterilen sahiplenmenin sonucudur. Belki tam olarak hepimizin istediği gibi bir anlaşma değildir; ancak orada verilen mücadelenin bir kabulüdür. Bu nedenle Rojava’yı sürekli desteklemek gerekiyor. Yeşil Sol Parti olarak Kürt halkının verdiği mücadelenin bugüne kadar yanında olduk, bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, HTŞ’nin önce Alevileri katlettiğini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

    “Çoluk çocuk, kadın demeden saldırdı. 2026 yılına girerken, 6 Ocak’ta bu kez Kürt halkının kazanımlarına saldırdı. Kürtleri yaşadıkları bölgelerde tasfiye etmeye çalıştılar. Kürt halkını kendi topraklarında etkisizleştirerek, kendilerinin yöneteceği bir düzen kurmak istediler. Bu saldırıların arkasındaki ABD yönetimi, bölgedeki zenginliklerin halklar tarafından yönetilmesine izin vermedi. Bu nedenle su kaynaklarına el koydular, petrol sahalarını kontrol altına aldılar. Amaçları, bu zenginliklerin halklara değil, kendi ceplerine ve çıkarlarına hizmet etmesidir.  Söyledikleri barış, gerçek bir barış değildir. Onların barış anlayışı, halkların egemenliklerinden vazgeçmesi ve tehditlere boyun eğmesidir. Orta Doğu’da halkların söz sahibi olmasını istemiyorlar. Sadece denetlemek, izlemek ve kontrol etmek istiyorlar. Şiddetten, baskıdan ve barbarlıktan yana tavır alıyorlar. Bugün yapılan da budur. Halklar baskı altına alınmakta, dilleri ve kimlikleri hedef alınmaktadır.”

    “KADINLARIN MÜCADELESİNİ YENEMEYECEKLER”

    Halkevlerin Çiğdem Serin, 2014 yılında IŞİD çetelerinin kadınlara dönük yaptığı saldırıları hatırlatarak, bugün de HTŞ eliyle Rojava’daki kadınlara aynı saldırıların yaşatıldığını vurguladı. Serin, “Kürt kadınlarının ölü bedenlerini teşhir ediyor, her türlü şiddeti kendilerinde hak görüyorlar. Bugün HTŞ ve benzeri çeteler, Suriye’de Kürtler, Aleviler, Êzidîler ve kadınlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bir kez daha görüyoruz ki halkların, emperyalizme, siyonizme ve cihatçı çetelere karşı direnmekten başka çaresi yoktur. Halkların birbirinden başka dostu yoktur. Bizim safımız halkların safıdır; emperyalizme ve cihatçı çetelere karşı halkların yanıdır” diye kaydetti.

    Son olarak konuşan TÖP PM üyesi Zeliha Korkmaz, “Türkiye–ABD ittifakıyla Suriye’nin bir kez daha bir savaş cehennemine dönüştürülmek istendiğini biliyoruz. Emperyalist güçlerin Suriye’yi halkların yaşadığı bir savaş alanına çevirmek istediğini biliyoruz. Biliyoruz ki bugün elleri Türkiye’nin lojistik destekleriyle güçlendiriliyor. İçeride desteklenen bu yapılar, dışarıda barış sürecini sevinçle bastırmaya çalışıyor. Türkiye’deki mücadeleye kilit vurmak istiyorlar. Suriye’de kadınların ve çocukların bir arada yaşayamayacağı bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Kendi çıkarlarına uygun bir düzen kurmak istiyorlar. Oysa Suriye topraklarında yüzyıllardır Aleviler, Kürtler, kadınlar, Hristiyanlar bir arada yaşıyor. Bu halkların ortak yaşamını dış güçler kendi çıkarları için parçalamaya çalışıyor. Ama bu mücadeleyi yenemeyecekler. Kadınların mücadelesini yenemeyecekler” dedi.

    Eylem, sloganların ardından sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de Barış Anneleri’nden Rojava için çağrı: İnsani yardım koridoru açılsın!- VİDEO

    Mersin’de Barış Anneleri’nden Rojava için çağrı: İnsani yardım koridoru açılsın!- VİDEO

    PİRHA- Mersin Barış Anneleri Meclisi, insani yardım malzemelerinin Rojava’ya ulaştırılması yönündeki engelleri kınayarak, “Burada asıl engellenen insanlıktır. Derhal insani yardım koridoru açılmalı ve yardımlar ulaştırılmalı” dedi.

    Mersin Barış Anneleri Meclisi, HTŞ’nin Rojava’ya yönelik kuşatma ve saldırılarına karşı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Akdeniz ilçe binası önünde bir araya geldi. EtkinliğeTevgerên Jinen Azad (TJA), Mimoza Kadın Derneği, yerine kayyım atanan Akdeniz Belediye Eş Başkanı Nuriye Arslan, DEM Parti yöneticileri, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi katıldı.

    “EĞER YARDIMLAR SINIRA GİTMEZSE TEKRARDAN SINIRA GİDECEĞİZ”

    Burada yapılan konuşmalarda ilk olarak söz alan Barış Anneleri Meclisi Üyesi Zeynep Aslan, Rojava’ya gönderilmek istenen yardımların engellenmesini kınayarak, “Neden yardımlar her yere gidebiliyor da söz konusu Kürtler olunca engelleniyor? Biz bunun kabul etmiyoruz. Barış Anneleri olarak dün Suruç sınırında olacaktık ancak yapılan diyalog nedeniyle sınıra gitmeyi erteledik. Eğer yardımlar gitmezse tekrardan sınıra gideceğiz. Biz anneler her zaman savaşın karşında olacağız. Bu savaşı destekleyenleri kınıyoruz” şeklinde konuştu.

    Barış Anneleri Meclisi Üyesi Hediye Elçi, “Rojava’ya yönelik kuşatmayı kabul etmiyoruz. Dün Filistin için ağlayanlar, söz konusu Kürtler olunca neden sessiz kalıyorlar? Derhal yardımları götürecek tırların geçişlerini izin verilsin” dedi.

    “BİZ BARIŞ VE ADALET İSTİYORUZ”

    Barış Anneleri Meclisi Üyesi Taybet Kalkan ise, savaşların artık durması gerektiğini belirterek,“Biz barış, adalet istiyoruz. Artık ne gerilla annesi ne asker annesi ne de polis anası ağlamasın” ifadelerini kullandı.

    Barış Anneleri Meclisi Mersin Sözcüsü Emine Eren de sınırda engellenen tırlarda temel insani ihtiyaçlar olduğunu dile getirerek, “Tırların geçişine izin verilmiyor. Burada asıl engellenen insanlıktır, insan haklarıdır. Bu engelin derhal kaldırılması ve Rojava’daki yurttaşlara temel ihtiyaç ürünlerinin ulaştırılması çağrısı yapıyoruz” dedi.

    Açıklama,  “Rojava’da direnen kadınlara bin selam” sloganlarıyla son buldu.

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘IŞİD’e karşı mücadele yürüten Kürtlerdi; ‘cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur!’-VİDEO

    ‘IŞİD’e karşı mücadele yürüten Kürtlerdi; ‘cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur!’-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, HTŞ ile SDG arasında yapılan anlaşmayı yorumladı. Kenanoğlu, “SDG teslim oldu, kaybetti” değerlendirmesinin yanlış olduğunu vurgulayarak “IŞİD’e karşı mücadele yürüten Kürtlerdi; ‘cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur! Yapılması gereken şudur: savaşı durdurmak, barış ortamını sağlamak, insanların ölmesini engellemek, ama bunun karşısında da Suriye’de demokratik mücadeleyi büyütmek. İşte burada SDG, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, seküler Sünniler birlikte hareket etme koşulunu oluşturması gerekiyor” dedi.

    Kuzey ve Doğu Suriye özerk yönetiminin savunması için 2011 yılından günümüze dek en az 22 bin kişi yaşamını yitirdi, 30 binden fazla kişi de yaralandı. Uzun yıllar süren çatışmalar ardından Rojava bölgesi adeta kuşatılarak teslimiyet dayatıldı. Dünya genelinde Rojava’ya destek eylemleri akabinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile HTŞ arasında 30 Ocak anlaşması imzalandı.

    Geçici Şam Hükümeti’ne bağlı bir heyet, 2 Şubat’ta ilk kez Hesekê’ye giderek yerel yöneticilerle bir araya geldi.

    SDG ile Geçici Şam Hükümeti arasında imzalanan mutabakat metni Alevi toplumu nezdinde nasıl okundu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ile konuştuk.

    “BİZ BURADAN AHKAM KESEMEYİZ”

    Ali Kenanoğlu, değerlendirmesine “Suriye halklarının geleceğini, Suriye halklarının kendisi belirlemeli” sözleriyle başladı. Suriye’nin demokratik bir zeminde, özgürlükçü bir anayasayla yönetilmesi gerektiğini belirten Kenanoğlu, “Suriye’de İsrail’in çıkarlarının önceliğe alınan bir dizayn politikası söz konusu” dedi.

    Bütün uluslararası güçlerin, HTŞ’nin Suriye’yi yönetmesinden yana olduğunu söyleyen Ali Kenanoğlu, gelinen süreci şu cümlelerle değerlendirdi:

    “HTŞ’nin, İsrail’e yönelik en ufak bir sözü yok. Zaten Suriye’nin bütün altyapısını, silah depolarını, askeri tesisleri bombaladı. Diğer taraftan Golan tepelerini de aldı. Çünkü HTŞ de bir mutabakatla oraya geldi. Aslında emperyalistler, Ortadoğu’da demokratik bir yönetim sisteminin oluşmasını istemiyor. Yani kendilerinin piyonu olabilecek bir yönetim anlayışı istiyorlar. Bunu da kabul ettiği için HTŞ’yi getirip oraya oturttular.

    Bir diğer tarafta da Dürziler var ve haklı bir çıkış yapıyorlar. Bu yönetim anlayışına teslim olmayacaklarını ifade ederek kendi özerkliklerini talep ediyorlar. Bu doğru bir taleptir. Diğer taraf taraftan Alevilere yönelik katliamlar sürüyor. Aleviler daha yeni Şeyh Gazal önderliğinde toparlanıp özerklik istemeye başladılar. Zaten diğer taraftan da Kürtlerin bulunduğu bölgelerde bir özerk yönetim vardı.

    Fakat şunu gördük; Alevilerin katledilmesine karşı Aleviler ve kimi demokrat, yurtsever yapılar dışında bir ses yok. Tam tersine, batılı güçler, katliamı inkar eder pozisyondalar. Suriye’de SDG hakimiyetinin ortadan kaldırılması konusunda bir mutabakata varılmış durumda ve bu mutabakatın baş aktörü de Türkiye.

    Şimdi insanlar şunu diyebiliyor; ‘Bu anlaşma çerçevesinde SDG teslim oldu, kaybetti’.

    Savaşanlar ne diyor biz ona bakarız. Oturduğumuz yerden, konforlu alanlarımızdan orayla ilgili bir yorum yapma hadsizliğini etmeyiz. Çünkü savaşan, eziyeti çeken, çocuğu ölenler onlar. Dolayısıyla bu anlaşmanın doğru olup olmadığını onlar söyleyecekler. Biz buradan ahkam kesemeyiz.”

    PROTESTOLARLA TOPYEKÜN İMHANIN ÖNÜNE GEÇİLDİ!

    Ali Kenanoğlu, SDG’nin, karşısında birçok uluslararası gücün durduğunu vurgulayarak “Sahanın bir gerçekliği var” diye de ekledi. Kenanoğlu, HTŞ başta olmak üzere Türkiye’nin de SDG ile anlaşma niyetlerinin olmadığını anlatarak şunları söyledi:

    “Türkiye gibi bir ülke, sınıra yığınak yapıp açık bir şekilde ‘HTŞ zorda kalırsa biz müdahaleye hazırız’ diyor. Diğer taraftan Amerika, İsrail de böyle istiyor. ‘Bütün dünyaya SDG kafa tutsun!’ bu apaçık bir katliamdır. Türkiye ve HTŞ’nin niyeti çok belliydi. Topyekün bir imhadan yanaydılar. Türkiye kamuoyunun da beklentisi bu yöndeydi. Şimdi bu koşullarda süreci tersine çeviren, masada SDG’nin elini güçlendiren hem uluslararası hem de Ortadoğu coğrafyasındaki protestolar oldu. Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’da yapılan gösteriler, Kürt halkının ayağa kalkışı ve farklı coğrafyalarda yaşayan Kürtlerin ortak hareket etme duygusu, bu süreçte hem batılı güçlerin gündemine bu konuyu soktu hem de bu masanın oluşmasında ciddi bir rol oldu.”

    “İSTİYORLARDI Kİ SDG SAVAŞSIN, YOK OLACAKSA DA OLSUN”

    “Aleviler olarak bu meseleden ders çıkartmamız gerekiyor” diyen Ali Kenanoğlu, Rojava yönetimine dönük eleştirilere de değindi. ‘SDG, HTŞ ile anlaştı’ yargılamasına karşılık Kenanoğlu şu cevabı verdi:

    “Yani ne yapacaktı SDG? Türkiye’yi, Amerika’yı, İsrail’i ve bütün batılı güçleri karşısına alıp savaşacak mıydı? ‘Teslim oldular’ kavramını kullanmak kolay. Ki bunu söyleyen insanları gördüm; kimi şahsiyetler bunu yapıyor ve istiyorlardı ki SDG savaşsın, yok olacaksa da olsun!

    Bir taraftan da bu süreçte ‘Aleviler, Kürtler’ karşılaştırması çok yapılıyor. İşte ‘Kürtler zor duruma düştü, Aleviler niye yardım etmedi?’ deniliyor. Bu haksızca bir eleştiri. Aleviler ne yapacak? Aynı şekilde, Aleviler katledildiğinde ‘SDG niye izliyor?’ eleştirileri oldu. Bu da haksız bir eleştiri. Çünkü Alevi bölgesi ile SDG’nin kontrol ettiği bölge arasında Türkiye’nin kontrol ettiği güçler var.

    Aleviler olarak da şunu ifade etmemiz gerekiyor; SDG-HTŞ antlaşması, HTŞ’yi aklayan, paklayan bir yerden anlaşma değil. HTŞ’yi demokratik Suriye’ye zorlayan bir anlaşma. Suriye’de demokratik bir yapıya dönüşecek muhalefetin oluşmasıyla birlikte HTŞ diye bir yapının Suriye’de olmayacağını düşünüyorum. Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin, seküler Sünni Arapların istemediği bir yerde Colani ancak İsrail’in ve Amerika’nın desteğiyle orada oturabilir. Bu da öyle çok uzun vadeli sürmez.”

    “ALEVİ KATLİAMLARINA TEPKİ CEMEVLERİNDE YAPILDI!”

    Ali Kenanoğlu, süreçle birlikte ortaya konulan toplumsal direnişin önemine de dikkat çekti. Alevi katliamları için de benzer kitlesel eylemlerin yapılması gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu “Ancak bunun öncüsü, Alevi kurumları olmalı” diye ekledi:

    “Bugünlerde ‘Kürtlere yönelim olunca, bütün şehirler ayağa kalktı ama yıllardır Aleviler katlediliyor, kimse bu şekilde sokağa çıkmadı’ yorumları yapılıyor. Pardon da yani Aleviler sokağa çıktı mı? Bu işe öncelik vermesi gereken Aleviler değil miydi? Basın açıklamalarının hepsine katılmış birisiyim ancak Alevi katliamı ile ilgili bir yürüyüş hiç olmadı! Ama bu eleştiri yapanların hiçbirinin orada olmadığını gördük. Her davanın, mücadelenin bir sahibi vardır. Alevi katliamları söz konusuysa bu işin sahibi Alevilerdir. Diğer güçler yardımcı, destek olan güçlerdir.

    Kaldı ki Alevi katliamlarına karşı mecliste en çok konuşma yapan DEM Parti’dir. Biz de HDK olarak birçok yerde dayanışma eylemlerinde bulunduk. Alevi kurumlarını hiçbir zaman yalnız bırakmadık. Fakat şöyle bir şey var; Alevi kurumları, katliamlara yönelik protesto gösterisini cemevinin bahçesinde yapıyor! Olmaz. Kürtler ne yaptı? Kadıköy’de, Aksaray’da; yani kentin meydanlarında yaptı bunu. İşte Suruç’ta sınırda yaptı bunu. İşte Hatay’da sınırda yaptı bunu. Şimdi dolayısıyla sen bunu çıkıp sadece evinin içinde yaparsan evinin içindekiler duyar sadece.

    ‘Alevi kurumları, Alevi katliamlarına yönelik ses çıkartmadı’ demiyorum ama ses çıkartma yöntemlerini oturup Kürtlerin yapmış olduğu eylemlerle kıyaslayıp ders çıkartması gerekiyor. Bugün HTŞ’ye karşı SDG birtakım kazanımlar elde etmişse bu protestoların sonucudur. Kimsenin tutup da DEM Parti’ye ‘Alevilere sahip çıkmadınız’ diyemez, o haksızlığı yapamazlar.”

    “IŞİD’E KARŞI BUGÜNE KADAR MÜCADELE YÜRÜTEN KÜRTLERDİ!”

    “HTŞ ile masaya oturdunuz” sözleri üzerinden SDG’ye yöneltilen eleştirilerin “duygusal bir bakış açısı” olduğunu söyleyen Kenanoğlu, süreç içerisinde yaşanan kimi kritik durumlara da işaret etti:

    “Rojava’ya karşı gelenlerin içerisinde kimi Aleviler de vardı. Örneğin, bilinen bir Alevi kadın sanatçı, HTŞ lehinde açıklamalar yaptı! Kimi Alevi internet siteleri, SDG karşısındakileri destekleyen yayınlar yaptı. Hatta Alevi katliamlarına karşı HTŞ’nin açıklamalarını yayınlayan haberler yaptılar. Bu gerçekliğimizi görelim. Ben de arzu ederim ki HTŞ’nin varlığına orada son verecek geniş bir koalisyon oluşturulsun ve ortadan kaldırılsın. Ama gerçek böyle değil. Hayat, duygusallıkla yürümüyor. Tüm bunların karşısında yapılması gereken şudur: savaşı durdurmak, barış ortamını sağlamak, insanların ölmesini engellemek, ama bunun karşısında da Suriye’de demokratik mücadeleyi büyütmek. İşte burada SDG, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, seküler Sünniler birlikte hareket etme koşulunu oluşturması gerekiyor. Bizler de Türkiye’de AKP yönetiminin devrilmesini istiyoruz. Ne yapalım şimdi? Silahlanıp AKP’ ile savaşalım mı? Hayır, bunu söylemiyoruz. Ne diyoruz? Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri yan yana gelsin ve demokratik yol ve yöntemlerle demokrasiyi güçlendirelim. Memnun olmadığımız bir yönetimi devirmenin yolu silahlı mücadele değildir. Gelinen noktada artık silahlı mücadele yürüten örgütlerin dahi bu işin silahla sonuç alınamayacağını düşündüğü bir yerde bu gerçekliği görmemiz gerekiyor.

    Orada cihadist güçlerle, IŞİD artıklarıyla bugüne kadar silahlı mücadele yürüten Kürtlerdir. Bu gerçekliği görelim. Bunun karşısında SDG’ye, Kürt halkına ‘Siz cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur.”

    “KÜRTLER, BEDEL ÖDEYEREK BU HAKKI ELDE ETTİ”

    Ali Kenanoğlu, Suriye’nin demokratikleşmesi için bundan sonra yapılması gerekenleri de sıraladı. Kürtlerle birlikte diğer muhalif toplumların, demokratik bir anayasanın oluşturulması için mücadele yürütmesi gerektiğini altını çizen Kenanoğlu, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Bugüne kadar kimlikleri bile olmayan bir halk, bugün birtakım haklara sahip oldu. İşte vali atıyor, kendi güvenliğini oluşturuyor, ana dilinde eğitim hakkı tartışılıyor. Kabul edelim ki 15 sene önce Kürtlerin kimliği dahi yoktu! Oradan buraya gelmiş bir halk. Bedel ödemeden Ortadoğu coğrafyasında sana yukarıdan kimse bir şey vermiyor. Kürtler, bedel ödeyerek bu hakkı elde ettiler. Bunun geliştirilmesi için de başta Aleviler olmak üzere diğer toplumsal kesimlerle birlikte hareket etmek ve birbirlerine güç vermek durumundadırlar. Suriye’de demokratik bir anayasanın oluşturulması sağlamalıdır. Bu da HTŞ ve Colani’yle olabilecek bir şey değildir. Suriye’de demokratik bir anayasa ve halkların oyuyla seçilmiş bir hükümet olmadan da ‘Şam hükümeti ya da Şam Devlet Başkanı Colani’ demem.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DEM Parti Antalya’dan Rojava vurgusu: Dayanışma tarihsel sorumluluktur- VİDEO

    DEM Parti Antalya’dan Rojava vurgusu: Dayanışma tarihsel sorumluluktur- VİDEO

    PİRHA – Demokratik Kurumlar Platformu, 1 Şubat Dünya Rojava ile Dayanışma Günü kapsamında Türkiye genelinde alanlara çıktı. “Rojava Direniştir, Özgürlüktür” şiarıyla gerçekleştirilen buluşmalarda yürüyüşler ve basın açıklamaları yapılarak, Rojava’ya dönük saldırılar protesto edildi.

    Halep’in Şex Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılarla başlayan ve Kuzey Doğu Suriye geneline yayılan askeri tehditlere dikkat çekilen açıklamalarda, halkların büyük bedellerle kurduğu özgür yaşamın hedef alındığı vurgulandı. Geçici Suriye Hükümeti ile Özerk Kuzey Doğu Suriye yönetimi arasında ateşkes ve mutabakat sağlanmış olmasına rağmen, Rojava’ya yönelik tehditlerin sürdüğü ifade edildi. Bu nedenle Demokratik Kurumlar Platformu öncülüğünde halklar, Rojava ile dayanışma iradesini alanlarda güçlü biçimde ortaya koydu.

    DERSİM: HALKLARIN BİRLİĞİNE VE ÖZGÜR YAŞAMINA KOMPLO DÜZENLENİYOR

    Dersim’de Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı, Demokratik Kurumlar Platformu adına DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tosun Yeğin okudu. Yeğin, 1 Şubat Dünya Rojava Günü’nün demokratik ulusal birlik ruhuyla selamlandığını belirterek, Rojava’nın Ortadoğu’nun karanlığında halkların demokratik öz yönetim iradesiyle filizlenen “Üçüncü Yol”un somut ifadesi olduğunu söyledi.

    Rojava’da Abdullah Öcalan’ın Demokratik Ulus perspektifinin hayat bulduğunu vurgulayan Yeğin, “Tekçiliğe karşı çoğulculuğu, baskıya karşı özgür ve eş yaşamı esas alan yeni bir toplumsal sözleşme Rojava’da inşa edilmektedir” dedi.

    Açıklamaya katılan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise Rojava direnişinin Ortadoğu’daki karanlığa karşı bir aydınlık olduğunu belirterek, Rojava’ya dönük saldırıların 15 Şubat uluslararası komplosunun devamı niteliğinde olduğunu söyledi. Kordu, Kuzey Doğu Suriye’nin statüsü kabul edilinceye kadar alanlarda olacaklarını vurguladı.

    MERSİN’DE ROJAVA İÇİN İNSAN ZİNCİRİ EYLEMİ

    Mersin’de Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin DEM Parti, TÖP, TİP, EMEP, SOLDEP, ESP, DBP, YSP, SYKP ve Devrimci Parti Özgecan Aslan Barış Meydanında insan zinciri oluşturdu. “Rojava onurumuzdur” şiarıyla yapılan zincir eyleminde Rojava’ya yapılan saldırıların büyük insani krizlere yol açtığına vurgu yapıldı.

    İlk olarak konuşma yapan DEM Parti İl Eş Başkanı Reşat Aşan, “Rojava’da Kürtlerin ortaya koyduğu irade tanınmazsa Suriye’deki bütün halklar soykırım tehditi altında olmaya devam edecek” diye konuştu.

    EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ise, Rojava’da yaşananları İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına benzetti. Yakın zamanda Lazkiye’de kadınların iş yerlerinde makyaj yapılmasına yönelik yasağa da dikkat çeken Başkavak, “Taliban rejiminin kadınlara dönük yaşam tarzı dayatmasının bir benzeri bugün Suriye’de yaşanıyor. Bu nedenle Kürt halkının orada verdiği mücadele sadece dili, kültürü değil; aynı zamanda insan olmanın, kadınların istedikleri gibi yaşamasının önündeki engellerin kaldırılması açısından önemlidir” dedi.

    TİP İl Başkanı Ahmet Paket, El Kaide örgütünde yer almış bir ismin Suriye’nin başına getirilmesiyle bugün yaşanan saldırıların, soykırımların önünün açıldığını ifade etti.

    SYKP İl Başkanı Vakkas Kılıç, “Dünya halkları artık eskisi gibi ensesine vurulup ekmeği alınan halklar değil. Rojava örneğinde olduğu gibi halklar emperyalist ülkelerin böl-parçala-yönet stratejisine karşı kendi iradelerini meşru hale getirmek için mücadele ediyorlar. Bizler de buradan o mücadeleye destek veriyoruz” ifadelerini kullandı.

    Devrimci Parti İl Başkano İsmet Kaplan, “Rojava’da kurulmuş olan yönetimi ortadan kaldırmaya yönelik uluslararası komplo sadece Kürtlere değil; tüm bölge halklarının özgür yaşam mücadelesine vurulmuş bir darbedir” şeklinde konuştu.

    Son olarak konuşan YSP İl Başkanı Metin Süt, “Rojava, yıllardır savaşın ortasında kadın özgürlüğünü, halkların eşitliğini, demokratik birlikte yaşam fikrini savunarak ayakta durdu. Bugün gelinen noktada Şam yönetimi ile SDG arasında yapılan anlaşma çatışmaların son bulması adına önemli bir gelişmedir. Bizler silahların son bulmasını elbette önemsiyoruz ancak gerçek barış halkların iradesi tanınmadan olmaz” dedi.

    Konuşmaların ardın kitle, Rojava için insan zinciri oluşturdu. Zincirin ardından sloganlar eşliğinde etkinlik sona erdi.

    MALATYA: ROJAVA HALKI GÜVENDE OLANA KADAR ALANLARDAYIZ

    Malatya’da DEM Parti İl Örgütü binası önünde yapılan açıklamada konuşan DEM Parti Malatya İl Eş Başkanı Nurhayat Şimşek, Rojava’da kadın öncülüğünde gerçekleşen devrimin, merkeziyetçi ve iktidarcı sistemlere karşı demokratik bir alternatif sunduğunu ifade etti. Şimşek, Rojava deneyiminin demokratik ulusal birliğin önemini açık biçimde ortaya koyduğunu belirterek, Rojava halkıyla dayanışmanın süreceğini söyledi.

    ELAZIĞ: ROJAVA DEVRİMİ BİR ÖZGÜRLÜK MANİFESTOSUDUR

    Hozat Garajı’nda “Rojava mücadeledir, özgürlüktür” pankartı açılarak yapılan açıklamayı DEM Parti Elazığ Gençlik Meclisi üyesi Baran Kabal okudu. Kabal, Rojava kazanımlarına yönelik yeni bir komplo sürecinin işletildiğini belirterek, Rojava ile dayanışmanın yalnızca bir görev değil, Ortadoğu ve dünya halkları açısından tarihsel bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.

    ADIYAMAN: ROJAVA TÜM HALKLAR İÇİN UMUT KAYNAĞIDIR

    Adıyaman merkezde bulunan Mimar Sinan Parkı’nda yapılan açıklamayı, Platform adına Adıyaman DBP İl Eş Başkanı Hacı Kabak okudu. Rojava mücadelesinin sadece Ortadoğu’ya örnek olmadığını, dünya halkları açısından bir model teşkil ettiğini belirten Hacı Kabak, Rojava’daki kazanımları sonuna kadar koruyacaklarının mesajını verdi.

    Türkiye genelinde gerçekleştirilen açıklamalarda ortak vurgu, Rojava’da halkların birlikte ve özgür yaşam iradesinin savunulması ve saldırılar karşısında dayanışmanın büyütülmesi oldu.

    ANTEP:İNSANİ YARDIM KORİDORU AÇILMALI

    Antep Emek ve Demokrasi Platformu, Kuzey ve Doğu Suriye’nin HTŞ güçleri tarafından kuşatılması ve bölgede derinleşen insani krize karşı eylem düzenledi. Rojava’da sivillerin sistematik bir yok etme politikasıyla karşı karşıya olduğu vurgulanan eylemde, uluslararası emek ve demokrasi güçlerine “barıştan yana tutum alın” çağrısı yapıldı.

    “6 ÇOCUK DONARAK YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Platform adına açıklamayı okuyan KESK Dönem Sözcüsü Yılmaz Sucu, bölgede yüz binlerce sivilin açlık, susuzluk ve dondurucu soğuklarla mücadele ettiğini belirtti. HTŞ’nin saldırılarının ateşkes ilanlarına rağmen sürdüğünü ifade eden Sucu şu ifadelerde bulundu:

    “IŞİD türevi örgütlerin bileşiminden oluşan HTŞ güçlerinin kuşatması altında şimdiye kadar en az altı çocuk donarak yaşamını yitirdi. Çocukların yaşam hakkı ile eğitim hakkı birbirinden ayrı düşünülemez ancak bölgede eğitim fiilen durdurulmuş durumda.”

    “SU VE ELEKTRİĞİN KESİLMESİ SAVAŞ SUÇUDUR”

    Açıklamada, uluslararası hukuk metinlerine ve Cenevre Sözleşmesi’ne atıfta bulunularak, sivil altyapıya yönelik saldırıların suç olduğu hatırlatıldı. Sucu, “1949 Cenevre Sözleşmesi’nin 27. ve 55. maddeleri uyarınca sivillerin insanca muamele görmesi ve temel ihtiyaçlara erişimi zorunluluktur. Başta Kobanê olmak üzere Rojava’da suyun ve elektriğin kesilmesi, açık bir savaş suçudur.” dedi.

    “IŞİD TEHDİDİ YENİDEN CANLANDIRILIYOR”

    Sucu, 6 Ocak 2026’dan bu yana bölgedeki hapishanelerden binlerce eski IŞİD militanının serbest bırakılmasının dünyayı yeni bir tehditle karşı karşıya bıraktığını vurguladı. Bu durumun uluslararası güçlerin göz yummasıyla gerçekleştiğini belirten Sucu, kuşatmanın sadece sivilleri değil; laikliği, kadın özgürlük mücadelesini ve bir arada yaşam iradesini de hedef aldığını söyledi.

    “İNSANİ YARDIM KORİDORU AÇILMALI”

    Açıklamanın sonunda, Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) başta olmak üzere tüm kurumlara şu talepler sıralandı:

    “Rojava’ya yönelik kuşatma derhal sonlandırılsın; Su, elektrik ve sağlık altyapısına yönelik saldırılar durdurulsun; Kuşatma altındaki şehirler için acil ve kesintisiz insani yardım koridorları açılsın; Sorumlular hakkında bağımsız uluslararası soruşturma mekanizmaları işletilsin.”

    Sucu, “Çocukların donarak öldüğü bir dünyada sessizlik tarafsızlık değildir. Susmak, bu suça ortak olmaktır. Bizler savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz.” dedi.

    “SÜRECİN GEREKLERİ YERİNE GETİRİLSİN”

    Açıklama sonrasında DEM Parti Kars Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit söz aldı. Koçyiğit, Rojava’daki saldırılara ve insani krize dikkat çekti. Koçyiğit, hükümete şu çağrıda bulundu:

    “Barış ve Demokratik Toplum sürecinin gerekleri hızla yerine getirilmelidir. Komisyon bir an önce raporunu yazmalı ve süreç yasaları çıkarılmalıdır. Hükûmete sesleniyoruz; artık daha fazla beklemeyin. Hızlı bir şekilde raporun tamamlanıp süreç yasalarının çıkması için elinizden geleni ortaya koyun.”

    Basın açıklamasının ardından yürüyüş yapmak isteyen kitlenin önü polis tarafından kesilerek yürüyüş engellenmeye çalışıldı. Kitle, barikatları aşarak sloganlarla yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş, Dem Parti Antep İl Örgütü’nün önünde son buldu.

    ANTALYA: DAYANIŞMA TARİHSEL SORUMLULUKTUR

    1 Şubat Dünya Rojava ile Dayanışma Günü kapsamında DEM Parti Antalya İl Binası önünde de basın açıklaması yapıldı. Demokratik kurumlar adına açıklamayı DEM Parti Antalya İl Eş Başkanı Selami Özyaşar okudu.

    Açıklamada, Rojava’da halkların demokratik öz yönetim iradesiyle gelişen ve “Üçüncü Yol” olarak tanımlanan deneyimin, Ortadoğu’da halklara umut olduğu vurgulandı. Rojava’nın, ulus-devletçi ve tekçi anlayışa karşı demokratik bir alternatif sunduğu ifade edildi.

    Abdullah Öcalan’ın Demokratik Modernite kuramının Rojava’da somutlaştığı belirtilen açıklamada, bu modelin çoğulculuğu, eşitliği ve özgür yaşamı esas aldığı kaydedildi. Kadın öncülüğünde gelişen Rojava Devrimi’nin, halkların kendi öz gücüyle var oluşunun ifadesi olduğu vurgulandı.

    Açıklamada, İŞİD ve HTŞ eliyle Rojava’ya yönelik saldırıların sürdüğü belirtilerek, bu saldırıların halkların demokrasi ve özgürlük iradesini hedef aldığı ifade edildi. Rojava kazanımlarını savunmanın tarihsel ve toplumsal bir sorumluluk olduğu vurgulandı.

    Son olarak tüm demokrasi güçlerine çağrı yapılan açıklama, “1 Şubat Dünya Rojava ile Dayanışma Günü’nü selamlıyoruz” sözleriyle sona erdi.

    PİRHA/DERSİM-ELAZIĞ-MALATYA-ADIYAMAN-ANTEP/ANTALYA

  • İmam Şenol’dan insanlığa çağrı: Rojava özgürlük ışığıdır, sönerse mahkûm oluruz!-VİDEO

    İmam Şenol’dan insanlığa çağrı: Rojava özgürlük ışığıdır, sönerse mahkûm oluruz!-VİDEO

    PİRHA – DAD Genel Merkez Yöneticisi İmam Şenol, Rojava’daki insanlık krizine dikkat çekerek dayanışma çağrısında bulundu. Alevi kurumlarının, Rojava için daha çok destek sunması gerektiğini belirten Şenol, “Adeta Kerbela yaşanıyor. Rojava, halklar için bir özgürlük ışığıdır. Bu ışık sönerse mahkûm olacağız” ifadelerini kullandı.

    Suriye Demokratik Güçleri ile Geçici Şam Hükümeti arasında anlaşmaya varıldığı duyurulsa da başta Kobanê olmak üzere Rojava’nın birçok bölgesinde insani dram yaşanıyor. Taraflar arasında ateşkes sağlandığı yönünde açıklamalar yapılsa da Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki kuşatma sürüyor.

    Elektrik ve içme suyunun kesildiği bölgede, altı çocuk soğuktan yaşamını yitirirken mevcut krizin günden güne arttığı ifade ediliyor.

    Rojava’daki insanlık dramına karşı dünyanın birçok bölgesinden de itirazlar sürüyor. Rojava’yla dayanışma gösteren Halklar Karavanı üyeleri, sınır dışı edilmek üzere göç idaresinde tutulurken (ülkelerine de gönderilmiş olabilirler!) Kobane’ye ulaştırılmak için çok sayı da tırın da Urfa’daki bekleyişi sürüyor. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması yönündeki talepler süre giderken konuya ilişkin bir tepki de Demokratik Alevi Dernekleri’nden (DAD) geldi.

    “İNSANLIK BUNU KABUL ETMEMELİ”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi İmam Şenol, SDG ile HTŞ arasındaki ateşkese rağmen “Toplumda bir güven kırılması” oluştuğunun altını çizdi. Şenol, iki taraf arasında geçmişte yapılan anlaşmalara işaret ederek “5 Ocak’ta yapılan anlaşmanın tam imzalanacağı noktada müdahale oldu. Bu durum, uluslararası bir komploydu” dedi.

    İmam Şenol, Rojava’daki halklara büyük acı yaşatıldığını söyleyerek Halep’te yapılanların insanlık suçu olduğunu ifade etti. Şenol, “Orada insanlarımız katliamla yüz yüze geldi. Savaşın da bir kuralı vardır ancak öylesine karanlık bir zihniyet ki kadınlara tecavüz edip, infaz ettiler. Ardından kadınların saçını kestiler! Kürt kadınını infaz edip balkondan attılar! İnsanlık bunu kabul etmemeli” diye konuştu.

    “SESSİZ KALINMAMALI!”

    HTŞ rejiminin, “zalim bir yönetim” olduğunu vurgulayan İmam Şenol, “Gayri ahlaki yaklaşımları söz konusu. Buna sessiz kalmamak için Alevi ya da Kürt olmaya gerek yok” sözlerini kullandı. Şenol, dünya genelinde Rojava’ya destek eylemlerine de değinerek şöyle devam etti:

    “Toplumlar, çok ciddi tepki gösterdi. Bu tepkiler, daima egemen güçlerin istediği şekilde hareket edecek manasına gelmez. Şöyle bir anlayış var; ‘kapitalizm, egemen güçler, ne isterse onu yapar’. Bu düşünce aslında bir nevi bunların, her şeyi yapabileceği propagandasını yapıyormuşuz gibi geliyor. Evet, egemen güçlerin tankı, topu vardır ama karşısında da halklar vardır. İnsanlıktan yana vicdanı olan, dünyanın her tarafında insanlık mücadelesi ve doğa mücadelesi veren bir toplum vardır. Bu baskı sonucunda 29’unda gerçekleşen bir anlaşma, en azından Rojava’daki halkların katliamdan geçirilmemesi için önemli oldu.”

    “TÜRKİYE İYİ BİR SINAV VERMEDİ”

    İmam Şenol, Rojava’ya destek konusunda bir bütün Alevi kurumlarının yeterince ses olamadıklarını da söyledi. “Adeta Kerbela yaşanıyor” diyen Şenol, Rojava için tehlikeli sürecin henüz son bulmadığını belirterek şöyle devam etti:

    “Rojava, halklar için bir özgürlük ışığıdır. Bu ışık sönerse mahkûm olacağız. Rojava, bütün ezilen halklarındır. Suriye’de Alevilere, Dürzilere, Kürtlere yapılanları sırayla gördük. Bu selefi düşüncenin, bütün halklara düşman olduğunu belirtebiliriz. Buna karşı sessiz kalmak da mümkün değildir. Kadınlar tecavüz ediliyor, binalardan atılıyor ama Alevi kurumlarından istenilen tepki gelmiyor. Çok tehlikeli bir dönemden geçiyoruz.

    Ayrıca bin yıllık kardeşlikten bahsediyoruz! Bu kardeşlik en son Rojava’da görüldü! Türkiye iyi bir sınav vermedi. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlet olacaksa eğer bütün halkların barış içerisinde yaşaması gerekir. Böylelikle Orta Doğu’da model olur.”

    HIZIR AYI SEBEBİYLE DAYANIŞMA ÇAĞRISI!

    Hızır Ayı’nın başladığına da dikkat çeken İmam Şenol, Raya Heq Alevileri için çok önemli bir dönemde olduklarını söyledi. Hızır Ayı’nda küskünlüklerin son bulduğunu belirten Şenol, konuşmasına şu cümlelerle devam etti:

    “Hızır, kara kışta, zor günde, darda olan, umutsuz olan toplumlara umut vermektir. Bu ayda insanlığın kalbi, vicdanı daha da yumuşar. Topluma karşı sorumluluk hissetme ayıdır.  Onun için bizler darda kaldığımızda ‘Yetiş ya Hızır’ deriz. Ben sıkıştığımda komşum bana destek veriyorsa o Hızır’dır. Hızır ayında toplumlar aydınlığa, rahatlığa ulaşır. Hızır, toplumun umutsuz olmadığını hatırlatır bize. Bu ayda dayanışma biraz daha yükselir. Bu noktada da tüm canlarımıza Hızır, yar ve yardımcısı olsun, darda, zorda bırakmasın. Herkes lokmalarıyla yanındaki aç ve darda olan canlara yardım etsin.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Rojava’da ateşkes sahaya yansıyor mu? Dünya basını ABD–İran gerilimine dikkat çekti!

    Rojava’da ateşkes sahaya yansıyor mu? Dünya basını ABD–İran gerilimine dikkat çekti!

    PİRHA- Reuters, AP News ve Financial Times’ın 31 Ocak tarihli haberlerine göre; Rojava’daki ateşkesin sahaya yansıması izlenirken, ABD–İran hattında askerî ve diplomatik mesajlar, Orta Doğu genelinde gerilimi yüksek tutuyor.

    Reuters, Suriye’nin kuzeydoğusunda (Rojava) Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasının uygulama aşamasının izlenmeye başlandığını bildirdi.

    Haberde, çatışma hatlarında görece sakinliğin sürdüğü, Şam yönetiminin anlaşmanın “merkezî otoriteyle entegrasyon”boyutunu hayata geçirmeye hazırlandığı vurgulandı.

    Financial Times, Rojava’daki sürecin bölgesel dengeler açısından izlenmekte olduğunu yazdı. Gazete, Batılı diplomatik çevrelerin ateşkesin kalıcılığı konusunda temkinli olduğunu, özellikle ABD–İran gerilimi sürerken Suriye sahasındaki istikrarın kırılgan görüldüğünü aktardı.

    BÖLGESEL İTİDAL ÇAĞRILARI

    AP News, İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi’nin yaptığı açıklamayı yayımladı. Araghchi, İran’ın “adil koşullarda diplomasiye açık olduğunu”, ancak savunma kapasitesinin müzakere konusu olmayacağını yineledi. Aynı açıklamada, İran’ın askerî hazırlığını sürdürdüğü vurgulandı.

    Reuters, ABD Savunma Bakanlığı kaynaklarına dayandırdığı haberinde, ABD’nin Orta Doğu’daki deniz gücünü yüksek alarm seviyesinde tuttuğunu, mevcut konuşlanmanın İran kaynaklı risklere karşı “caydırıcılık” amacı taşıdığını bildirdi.
    Haberde yeni bir saldırı olmadığı ancak askerî pozisyonun korunacağı belirtildi.

    AP News, Suudi Arabistan, Katar ve Umman’ın da aralarında bulunduğu bölge ülkelerinin, 31 Ocak’ta ABD ve İran’a gerilimi düşürme çağrısı yaptığını aktardı. Açıklamalarda, olası bir çatışmanın Suriye ve Irak sahasını da doğrudan etkileyeceği vurgulandı.

    HABER MERKEZİ

  • Antep demokratik kurum temsilcileri: Rojava’da Alevi, Kürt ve Dürziler varoluş tehdidi altında!- VİDEO

    Antep demokratik kurum temsilcileri: Rojava’da Alevi, Kürt ve Dürziler varoluş tehdidi altında!- VİDEO

    PİRHA – Sınır ötesindeki gelişmeleri yakından takip eden Antep’teki demokratik kurum temsilcileri, yaşananların bir “tek tipleştirme” projesi olduğunu vurgulayarak, katliam tehdidine karşı uluslararası kamuoyunu ve tüm canları duyarlı olmaya çağırdı.

    Suriye ve Rojava’da HTŞ öncülüğündeki cihatçı çetelerin ilerleyişiyle derinleşen kriz, bölgedeki Alevi, Kürt ve Dürzi halklarını yeni bir varlık-yokluk savaşıyla karşı karşıya bıraktı.

    Alevi Kültür Derneği (AKD) Antep Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Halil Özdemir, Suriye’nin kuzeyinde ve Rojava’da yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi. Yaşananları münferit bir olay değil, Büyük Orta Doğu Projesi’nin (BOP) bir parçası olarak nitelendiren Özdemir, bölgedeki Alevi ve Kürt toplumunun yalnızlaştırılmak istendiğine dikkat çekti.

    “DOLAR YERİNE ALTIN DİYENLER HEDEF ALINDI”

    Süreci Irak, Libya ve Yemen hattından başlatarak okumak gerektiğini belirten Özdemir, Saddam ve Kaddafi gibi liderlerin devrilmesinin ardındaki temel nedenin “petrolün dolar yerine altın karşılığı satılmak istenmesi” olduğunu belirtti.

    Özdemir, Türkiye’nin bu süreçte “BOP Eş Başkanlığı” rolüyle geçmişte Libya ve Mısır’a valizlerle para taşıyarak radikal unsurları örgütlediğini savundu.

    “ABD MEYDANI IŞİD VE HTŞ’YE BIRAKTI”

    Türkiye’nin Suriye ile geçmişteki “vizelerin kalktığı, kardeşlik mesajlarının verildiği” dönemden “Katil Esad” söylemine geçişini eleştiren Özdemir, şunları kaydetti:

    “Suriye ile hiçbir sorunumuz yokken tırlarla silah gönderilen bir sürece girildi. Bu süreç sadece bugünün meselesi değil; geçmişten bu yana gelen o projenin bir uzantısıdır. Bugün de ABD desteğini çekerek meydanı IŞİD ve HTŞ gibi yapılara bırakmıştır.”

    “SIRA BİZE GELMEDEN ÖRGÜTLENMELİYİZ”

    Bölgedeki Alevi, Kürt ve Dürzi katliamlarına karşı uluslararası toplumun ve Avrupa Birliği’nin sessiz kaldığını vurgulayan Özdemir, Türkiye’deki Alevilere ve demokratik kamuoyuna şu çağrıda bulundu:

    “Bana ne Suriye’deki Aleviden, Kürt’ten dersek, gün gelir biz de bu çemberin içinde yalnız kalırız. Türkiye’de uyuyan hücrelerin olduğu konuşuluyor. Can güvenliğimizin olmadığını görmemiz için yılanın illa bizi sokması gerekmiyor; yılan zaten geliyor. Mezhepsel veya ırksal bakmadan, uluslararası düzeyde bu katliamlara ‘dur’ diyecek güçlü bir yapı oluşturmalıyız.”

    Tilkiler Köyü Derneği Başkanı Eren Ovayolu, Rojava’da Kürt, Alevi ve Dürzi halklarına yönelik artan saldırılara tepki gösterdi. Bölgede bir katliam yaşandığını belirten Ovayolu, sınırın öte yanındaki halklarla olan tarihsel ve kültürel bağlara dikkat çekerek acil dayanışma çağrısında bulundu.

    “SOKAKTA BİLİNÇ VE ALGI YARATMALIYIZ

    Saldırılara karşı sessiz kalınmaması gerektiğini vurgulayan Ovayolu, Türkiye kamuoyuna düşen sorumluluğu şu sözlerle ifade etti:

    “Bu katliamlara karşılık burada eylemler yapmalı, basın açıklamaları düzenlemeli; toplumda güçlü bir algı ve bilinç yaratmalıyız. Oradaki halklar bizim yıllardır iç içe yaşadığımız, komşu olduğumuz, ‘can’ olduğumuz insanlardır.”

    SOSYAL HAKLAR VE YAŞAM HAKKI VURGUSU

    Cihatçı çetelerin saldırılarını “katliam” olarak nitelendiren Ovayolu, “Canlarımızın sağlığı, yaşam tarzı ve sosyal haklarının tamamı o bölgede güvence altına alınmalıdır. Suriye ve Rojava genelinde bu katliamların durması için yürütülen çalışmalar bir an önce sonuç vermelidir.” dedi.

    Kürecikliler Derneği Kurucusu Cemal Özgül, Suriye’deki iktidar değişimi, IŞİD ve HTŞ’nin rolü ile Türkiye’deki çözüm süreci tartışmalarına dair açıklamalarda bulundu. Özgül, bölgedeki yeni yapılanmanın arkasında uluslararası güçlerin olduğunu ileri sürerek, etnik ve inançsal gruplara yönelik saldırıların sistematik olduğunu vurguladı.

    “SURİYE’NİN YENİ YÖNETİMİ ABD TARAFINDAN GETİRİLDİ”

    Özgül, Suriye’de Beşar Esad sonrası kurulan yeni yönetimin meşruiyetine ve arka planına dair açıklamalarda bulundu.

    IŞİD ve El-Kaide kökenli figürlerin yeniden sahneye sürüldüğünü belirten Özgül, “Esad’ın görevden ayrılmasının ardından yerine getirilen ismin, geçmişte El-Kaide içerisinde liderlik yapmış ve başına ödül konulmuş bir kişi olduğu iddia edildi. Bu şahsın ABD tarafından ‘keşfedilerek’ 12 gün içerisinde yönetime oturtulduğu ve bu sürecin Türkiye Cumhuriyeti tarafından da desteklendiği öne sürüldü. Yeni yönetimin göreve gelir gelmez Aleviler, Dürzüler ve Kürtlere yönelik katliam girişimlerini başlattığı iddia edildi.” dedi.

    ÇÖZÜM SÜRECİ VE İÇ SİYASETTEKİ YANSIMALAR

    Türkiye iç siyasetindeki “normalleşme” adımlarına da değinen Özgül, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin DEM Parti ile tokalaşmasıyla başlayan süreci değerlendirdi.

    Özgül’e göre, devlet kanadından ciddi bir adım atılmış değil. Kürt tarafı ve Abdullah Öcalan’ın bastırmasıyla bu sürecin süresiz bir çözümsüzlüğe terk edilemeyeceği gündeme taşındı, ancak Türkiye bu noktada somut bir irade sergilemedi.

    SURİYE’NİN KUZEYİ VE KÜRTLERİN BİRLİĞİ

    Özgül, Suriye sahasındaki askerî hareketliliği ve HTŞ’nin ilerleyişini “dış güçlerin bir projesi” olarak niteledi. Halep’te yaşanan çatışmaların büyük bir göç dalgasına ve sivil ölümlerine yol açtığını belirten Özgül, Rojava güçlerinin, arkasında ABD ve Türkiye’nin olduğu büyük bir savaşı önlemek amacıyla bazı bölgelerden kontrollü olarak çekildiğini belirtti.

    Bölgedeki baskıların dünya genelindeki Kürtleri ideolojik ayrılıkları bir kenara bırakarak birleştirdiğini söyleyen Özgül, “Kürtler, Kobani ve Rojava’yı HTŞ’ye teslim etmeyecektir.” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Erkek ise, Suriye’de yaşanan son gelişmeleri “yeni bir harita ve dizayn çabası” olarak nitelendirdi. Orta Doğu’nun bir “cadı kazanı”na çevrildiğini belirten Erkek, bölgedeki seküler kesimlere ve azınlıklara yönelik risklere dikkat çekerek birlik çağrısında bulundu.

    “100 YILLIK PROJENİN DEVAMI”

    Mehmet Erkek, güncel çatışmaların tarihsel bir arka planı olduğunu vurgulayarak, Kürtlerin ve bölgedeki diğer kadim halkların emperyalist projeler karşısında sürekli baskı altında tutulduğunu ifade etti.

    13 yıl önce başlayan Suriye iç savaşının halkın rejime başkaldırısından ziyade; ABD, Rusya ve Türkiye gibi aktörlerin dahil olduğu “ortak bir proje” olduğunu ileri sürdü.

    TEK TİP İNSAN MODELİ DAYATILIYOR”

    Suriye’de yönetimi ele geçiren HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) yapılanmasına dair endişelerini dile getiren Mehmet Erkek, Suriye’nin “tek tip insan” yaratma anlayışıyla yönetilmeye çalışıldığı; Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin ve seküler Arapların bu yeni düzende dışlandığını belirtti.

    Mevcut yönetim anlayışının demokrasinin yanından bile geçmediğini belirten Mehmet Erkek, bu yapının Türkiye gibi ülkeler tarafından kabul görüp desteklenmesinin Alevi toplumu için büyük bir endişe kaynağı olduğunu vurguladı.

    SELEFİ ÇETELERE KARŞI DÖRT KAT DAHA KALABALIĞIZ”

    Mehmet Erkek, Suriye’deki mevcut yönetim biçimine karşı çözümün “ezilenlerin birliği”nden geçtiğini savundu.

    Sahadaki nüfus dengesine dikkat çeken Mehmet Erkek, “Aleviler, Dürziler, Kürtler ve seküler Arapların toplam nüfusu, orayı yöneten Selefi çetelerden dört kat daha fazla. Bu kesimler bir araya gelmeli ve Suriye’yi demokrasiyle yönetecek bir iktidar biçimi oluşturmalıdır.” dedi.

    YARDIM KORİDORLARI AÇILMALI”

    Türkiye’deki muhalefete ve sivil toplum kuruluşlarına da çağrıda bulunan Erkek, sadece izlemekle yetinilmemesi gerektiğini ifade etti. Mehmet Erkek, yapılabilecek somut adımları şu şekilde sıraladı:

    “Dünya kamuoyuna seslenmek için yürüyüş, etkinlik ve basın açıklamalarıyla farkındalık yaratılmalı. Oradaki ezilen halklarla dayanışma kurmak adına acil yardım koridorları açılması için baskı kurulmalı. İnsanlık adına toplanan yardımların doğrudan ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması sağlanmalı.”

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • DEM Parti: Rojava’nın iradesi bizim için esastır!

    DEM Parti: Rojava’nın iradesi bizim için esastır!

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Şam ile SDG arasındaki anlaşmayı ‘memnuniyet verici’ bularak, “Rojava’nın iradesi bizim için esastır. Bize düşen, aldıkları kararları desteklemektir” dedi.

    Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün resmi bir açıklama yayımlayarak Şam yönetimi ile kapsamlı bir ateşkes ve entegrasyon anlaşmasına varıldığını duyurdu. Yazılı bir açıklama yapan DEM Parti EŞ Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, anlaşmayı desteklediklerini ifade etti.

    Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Suriye’de Şam Yönetimi ve SDG arasında bir anlaşma sağlanmasını memnuniyet verici bulduğumuzu özellikle belirtiyoruz. Anlaşmanın sağlanması için çaba gösteren ülkelere, kurumlara, şahsiyetlere, halklara teşekkür ediyoruz. İlk günden itibaren tüm dünyada duyarlılık gösteren, sokaklara çıkan insanların direnişini selamlıyoruz.

    Bu sürecin başarıya ulaşması için DEM Parti olarak kararlı dayanışmamızı sürdüreceğimizi ifade ediyoruz.

    Rojava’nın iradesi bizim için esastır. Bize düşen, aldıkları kararları desteklemektir. Onların müzakere eğilimini ve masadaki duruşlarını kutluyoruz. Sorunların müzakere ve diyalogla çözüleceğini hep vurguladık, bugün de aynı yerde duruyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Rojava için insani yardım koridoru çağrısı- VİDEO

    Rojava için insani yardım koridoru çağrısı- VİDEO

    PİRHA- İnsanlık ve Yaşam için Eğitim Emekçileri, Rojava’da yaşanan krize dikkat çekerek, “Bölgedeki abluka derhal kaldırılmalı; elektrik, su ve internet kesintilerine son verilmeli; ilaç ve gıda başta olmak üzere temel ihtiyaçlara erişimin sağlanması için insani yardım koridoru açılmalıdır” dedi.

    İnsanlık ve Yaşam için Eğitim Emekçileri, Mersin’de Rojava’daki saldırılara ilişkin basın toplantısı yaptı. İHD Mersin Şube binasında yapılan basın açıklamasını eğitimci Nebil Birtek okudu.

    Nebil Birtek, Rojava’da sivillere yönelik artan saldırılardan ve bölgede uygulanan abluka ve kaynak kesintileri nedeniyle giderek derinleşen insani krize dikkat çekti. Birtek, Şam yönetimine bağlı silahlı grupların Rojava’ya, özellikle de Kobanê’ye yönelik saldırıları kapsamında; eğitim ve öğretim faaliyetleri dahil olmak üzere kamusal hizmetlerin durma noktasına geldiğini belirtti.

    TALEPLER SIRALANDI

    Rojava’da uluslararası insancıl hukukun açık bir biçimde ihlal edildiğini söyleyen Birtek, şu ifadeleri kullandı:

    “Toplum yararına hakikati ortaya çıkarma; demokratik, özgür ve onurlu bir yaşamdan yana durma sorumluluğumuzla tüm eğitim ve bilim emekçilerini, sivil toplum kuruluşlarını ve uluslararası demokratik kamuoyunu Rojava’da yaşanan bu insani krize karşı ses yükseltmeye davet ediyoruz.

    -Bölgedeki abluka derhal kaldırılmalı; elektrik, su ve internet kesintilerine son verilmeli; ilaç ve gıda başta olmak üzere temel ihtiyaçlara erişimin sağlanması için insani yardım koridoru açılmalıdır.

    -Geçici Şam yönetimi uluslararası hukuka uymalı; okullar ve hastaneler başta olmak üzere sivil yaşam alanlarını ve altyapıyı hedef almaya derhal son vermelidir.

    -Tüm uluslararası aktörleri, diyalog yoluyla kalıcı ve adil bir siyasi çözümü sağlayacak kapsayıcı müzakereleri desteklemeye çağırıyoruz.

    -Dünyanın dört bir yanındaki eğitim sendikalarını, meslek örgütlerini, eğitim ve bilim emekçilerini Rojava’daki meslektaşlarımız ve öğrencilerle dayanışmaya, onların sesini yükseltmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

     

     

     

     

  • Dünya basını Rojava’daki gelişmeleri nasıl görüyor?

    Dünya basını Rojava’daki gelişmeleri nasıl görüyor?

    PİRHA – Dünya basını, 30 Ocak 2026 itibarıyla Rojava ve kuzeydoğu Suriye’deki gelişmeleri ateşkesin kırılganlığı, süren siyasi müzakereler ve sivillerin yaşadığı insani kriz üzerinden ele alıyor. Uluslararası ajanslar, çatışmaların kısmen durduğunu ancak kalıcı barışın henüz sağlanamadığını vurguluyor.

    Uluslararası haber ajansı Reuters, Suriye hükümeti ile Kürt öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yürürlükte olan ateşkesin devam ettiğini ancak sahadaki durumun son derece hassas olduğunu aktardı. Reuters’a göre Şam yönetimi, SDG’nin merkezi devlete entegrasyonu konusunda yeni bir müzakere turu yapılmasını umuyor. Görüşmelerin ABD arabuluculuğunda gerçekleştirilmesinin gündemde olduğu belirtilirken, ateşkesin 8 Şubat’a kadar uzatıldığı ifade ediliyor. Ajans ayrıca, Qamislo başta olmak üzere Kürt nüfusun yoğun olduğu kentlerde halkın olası saldırılara karşı gönüllü devriyeler oluşturduğunu ve bunun ateşkesin sahada tam bir güven ortamı yaratmadığını gösterdiğini yazdı.

    Associated Press (AP News) ise bölgedeki insani duruma dikkat çekti. AP’nin haberine göre, çatışmaların azalmasına rağmen kuzeydoğu Suriye’de sivillerin yaşadığı zorluklar devam ediyor. Şiddetin görece düşmesiyle birlikte bölgede belirsiz bir bekleyiş hâkim olurken, çok sayıda sivilin göç etmek zorunda kaldığı, su, elektrik ve temel hizmetlere erişimde ciddi sıkıntılar yaşandığı aktarıldı. Haberde, Suriye hükümet güçlerinin kontrolüne geçen bazı bölgelerde SDG’nin çekilmesinin ardından 300’den fazla ailenin yerinden edildiği bilgisi yer aldı.

    Öte yandan Reuters Connect, Rojava’daki gelişmelerin Avrupa’da da yankı bulduğunu aktardı. Foto haber servisinin paylaşımlarına göre birçok Avrupa kentinde Rojava ve Kürt halkıyla dayanışma eylemleri düzenlendi. Eylemlerde, kuzeydoğu Suriye’deki özerk yönetimin korunması, sivillerin güvenliğinin sağlanması ve kalıcı barış çağrıları öne çıktı.

    İngiliz gazetesi The Guardian ise analiz haberlerinde, Suriye hükümeti ile SDG arasındaki ateşkesin 15 gün uzatılmasının olası bir siyasi çözüm için zaman kazandırmayı amaçladığını yazdı. Ancak gazeteye göre sahadaki askeri hareketlilik ve taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar, ateşkesin her an bozulma riski taşıdığını gösteriyor.

    GENEL DEĞERLENDİRME

    Dünya basını, 30 Ocak itibarıyla Rojava ve kuzeydoğu Suriye’deki tabloyu kırılgan ateşkes, belirsiz siyasi süreç ve derinleşen insani sorunlar başlıkları altında değerlendiriyor. Uluslararası medya kuruluşları, çatışmaların tamamen sona ermediğini, sivillerin hâlâ ciddi riskler altında olduğunu ve barış sürecinin istikrara kavuşmaktan uzak bulunduğunu vurguluyor.

    HABER MERKEZİ

  • Kobani’de kuşatma 11. gününde: Hastanede oksijen kalmadı!

    Kobani’de kuşatma 11. gününde: Hastanede oksijen kalmadı!

    PİRHA- Kobani’deki insani kriz derinleşirken, doğum hastanesinde, oksijenin tükendiği ve kuvözdeki 8 bebeğin yanı sıra tüm çocukların yaşamının tehlikede olduğunu belirtdi. SOHR ise, Kobanê’de yerinden edilenlerin kaldığı tüm okullarda elektrik, su ve ısınma bulunmadığını aktardı.

    HTŞ’ye bağlıgrupların Kobani’ye yönelik saldırıları devam ediyor. 11’inci gününe giren kuşatmayla birlikte su, elektrik ve internet kesintisi  yaşanıyor.

    Ayrıca doğum hastanesinde, oksijenin tükendiği ve kuvözdeki 8 bebeğin yanı sıra tüm çocukların yaşamının tehlikede olduğunu belirtdi. Uluslararası sağlık kuruluşlarına ve çocuk haklarını savunan kurumlara seslenen hastane yetkilileri, “Bebeklere yönelik sessiz bir katliam gerçekleştirilmeden, kuşatma derhal kaldırılmalıdır. İlaç, yakıt, oksijen ve tıbbi malzemelerin kente girişi sağlanmalı. Halk bir felaketle karşı karşıya. Sadece kuvözdeki çocuklar değil, daha binlerce çocuk kuşatma yüzünden acı çekiyor” çağrısında bulundu.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Efrin’den zorla göç ettirildikten sonra Tebqa ve Reqa’dan da yeniden yerinden edilen ve Kobani’deki okullara sığınan ailelerin durumuna ilişkin açıklama yaptı. Ailelerin, sert kış koşulları ve temel ihtiyaç maddelerindeki ciddi yetersizlik nedeniyle ağır bir insani kriz yaşadığına dikkat çeken SOHR, Kobanê’de yerinden edilenlerin kaldığı tüm okullarda elektrik, su ve ısınma bulunmadığını aktardı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Uluslararası emek ve demokrasi güçlerine ‘Rojava için sorumluluk alın’ çağrısı -VİDEO

    Uluslararası emek ve demokrasi güçlerine ‘Rojava için sorumluluk alın’ çağrısı -VİDEO

    PİRHA – İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, Rojava’ya dönük saldırılar sebebiyle sokağa çıktı. Yapılan basın açıklamasında, uluslararası emek örgütlerine Rojava’daki yaşam ve çalışma hakkı ihlallerine karşı açık tutum almaya yönelik çağrı yapıldı.

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, “Ortadoğu’da emperyalizme, Suriye’de HTŞ karanlığına dur de” çağrısıyla basın açıklaması yaptı.

    Eylem sebebiyle Kadıköy iskele meydanı tümüyle bariyerlerle kapatıldı. Yurttaşlar, alana girmek için üst aramasından geçirilirken, hazırladıkları döviz ve pankartlara ise izin verilmedi.

    Ortak açıklamayı Hüseyin Özev okudu. Rojava’da sivillerin kuşatma altında olduğunu söyleyen Özev, uluslararası güçleri barıştan yana tutum almaya çağırdı.

    “SOYKIRIM TEHDİDİ SÜRÜYOR!”

    Rojava’da yüz binlerce sivilin, HTŞ güçlerinin kuşatması altında yaşam mücadelesi verdiğini söyleyen Hüseyin Özev, şu cümlelerle devam etti:

    “Ateşkes ilanlarına rağmen HTŞ saldırıları sürmekte; bu saldırılar sırasında ciddi savaş suçları işlenmektedir. Şehirlerin kuşatma altına alınması nedeniyle halk; suya, elektriğe, gıdaya ve sağlık hizmetlerine erişimden sistematik biçimde yoksun bırakılmaktadır. Bölge halklarının toplu biçimde soykırıma uğratılma tehdidi, yalnızca bir ‘çatışma hali’ değil; uluslararası insancıl hukukun ve temel insan haklarının ağır ve süreklilik arz eden ihlalidir.

    IŞİD türevi örgütlerin bileşiminden oluşan HTŞ güçlerinin kuşatması altında şimdiye kadar en az altı çocuk donarak yaşamını yitirdi. Halen yüz binlerce çocuk ve sivil açlık ve donma tehlikesiyle karşı karşıya. Sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan ciddi sorunlar nedeniyle, tedavi edilebilir durumda olan binlerce insanın dahi yaşamını yitirme riski bulunmaktadır.”

    “SAVAŞ SUÇU İŞLENİYOR!”

    Rojava’da suyun ve elektriğin kesilmesinin “açık bir savaş suçu” olduğu vurgulanan basın açıklamasında şu ifadelere de yer verildi:

    “Bir topluluğun yaşam koşullarının bilinçli ve sistematik biçimde yok oluşa sürüklenmesi, uluslararası bir suçtur. Çok açıktır ki; sürdürülen kuşatma, zorla yerinden etme politikaları ve sivil yaşamın sürdürülemez hale getirilmesi, Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamında değerlendirilmelidir.”

    “DEMOKRASİ GÜÇLERİNİ SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Dayanışma ve mücadele ile savaşın durdurulabileceğini vurgulayan Özev, insani yardım koridorlarının açılması için de çağrı yaptı:

    “Sivillere yönelik saldırılarda sorumluluğu bulunan tüm güçler hakkında bağımsız ve uluslararası soruşturma mekanizmalarının işletilmesi için başta Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Çalışma Örgütü olmak üzere tüm uluslararası emek ve demokrasi güçlerini göreve ve sorumluluk almaya çağırıyoruz.

    Rojava’da kuşatma altında olan yalnızca siviller değildir. Yüz yıllardır emekçilerin ve ezilenlerin mücadelesiyle kazanılmış temel insani değerler de hedef alınmaktadır.

    6 Ocak 2026 tarihinden bu yana uluslararası emperyalist güçlerin ve bazı bölge ülkelerinin göz yumması ve dolaylı desteğiyle hapishanelerde tutulan binlerce eski IŞİD militanının serbest bırakılması, dünyayı yeni ve ciddi bir tehdit ile karşı karşıya bırakmıştır.

    Suyun kesilmesi, gıdanın engellenmesi ve altyapının yok edilmesi; yalnızca yaşam hakkının değil, aynı zamanda çalışma hakkının ve sağlıklı, güvenli yaşam koşullarının da gasp edilmesi anlamına gelmektedir.

    Uluslararası emek örgütlerini; Suriye/Rojava’da yaşam ve çalışma hakkı ihlallerine karşı açık tutum almaya, üye sendika ve konfederasyonlarını acil dayanışmaya çağırmaya ve insani yardımın önündeki engellerin kaldırılması için uluslararası baskı mekanizmalarını harekete geçirmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’den Rojava’ya Çerağlı çağrı: Katliamlara karşı ses yükselteceğiz!- VİDEO

    Dersim’den Rojava’ya Çerağlı çağrı: Katliamlara karşı ses yükselteceğiz!- VİDEO

    PİRHA- DBP ve DEM Parti Dersim İl Örgütleri, yarın Rojava için gerçekleştirilecek eylem için katılım çağrısında bulundu. “Rojava ve Kobane’de gerçekleştirilen katliamlara karşı çerağlarımızı yakıp, ses yükselteceğiz” diyen DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yarın gerçekleştirilecek eyleme katılım çağrısında bulundu.

    “Kerbela’dan Rojava’ya yaşanan karanlığa karşı çerağlarımızı yakıyoruz” diyen, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Rojava üzerinde sürdürülen saldırıları kınamak ve tepki göstermek amacıyla yarın Seyit Rıza Meydanı’nda çerağ yakarak yaşananları protesto edecek.

    Eylem öncesi Demokratik Bölgeler Partisi ve DEM Parti İl Örgütleri, katılım çağrısında bulunmak amacıyla Seyit Rıza Meydanı’nda açıklama yaptı. Açıklamada DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş konuştu.

    “ROJAVA MÜCADELEDİR, ÖZGÜRLÜKTÜR”

    “Suriye’de Alevilerle, Dürzilerle, Hristiyanlarla başlayan HTŞ-IŞİD katliamları, bugün Halep’te devam etti. Hemen akabinde ise aynı ateş Rojava ve Kobani’ye döndü” diyen DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, saldırılar karşısında sessiz kalmayacaklarını ve ses yükselteceklerinin mesajını verdi.

    Yarın yapılacak açıklamaya katılım çağrısında bulunan Kordu, “Yarın saat 17.30’da Seyit Rıza Meydanı’nda hep beraber buluşalım. Suriye’de, Rojava’da, Kobane’de gerçekleştirilen katliamlara karşı dur demek için, Kobane’de kuşatmayı kaldırmak için, sivil katliamların son bulması için, Suriye’de demokratik bir yönetimin inşa edilmesi için buradan ses vereceğiz. Tüm Dersim halkını çerağlarıyla birlikte Rojava’ya ve Kobane’ye karşı ses vermeye çağırıyoruz” dedi.

    “ROJAVA’DAKİ KARANLIĞI YOK ETMEK İÇİN ÇERAĞLARIMIZI YAKACAĞIZ”

    Diğer bir çağrıda bulunan isim ise DEM Parti İl Eş Başkanı Özcan Ateş oldu. Suriye ve Rojava ekseninde yaşanan katliamlara sessiz kalınmaması gerektiğine dikkat çeken Ateş, “Alevilere, Kürtlere zülüm var. Orada çocuk ve kadınlar katlediliyor. Rojava’yı ve orada yaşayan halkları kendi denetimine almak isteyen mevcut zihniyet diyor ki, ‘dilinizi konuşmayın, kimliğinizden vazgeçin.’ Rojava kendi kimliği, kültürü, dili ve özgürlüğü için mücadele ediyor. Bizde Dersim’de Rojava için bir araya geliyoruz. Yarın Seyit Rıza Meydanı’nda Rojava’daki savaşa karşı, Rojava halkıyla dayanışmak için çerağlarımızı yakacağız. Rojava’daki karanlığı aydınlatmak için gelin hep beraber çerağlarımızı yakalım. Halkımızı yarın Rojava dayanışmaya çağırıyoruz.

    DBP ve DEM Parti İl örgütleri, Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan çağrının ardından Dersim Çarşı merkezinde yurttaşlara ve esnaflara bildiri dağıtarak eyleme katılım çağrısı yaptı.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Alevi Ocak Evlatları: Rojava günümüzün Kerbelasıdır, Çerağı söndürtmeyeceğiz!

    Alevi Ocak Evlatları: Rojava günümüzün Kerbelasıdır, Çerağı söndürtmeyeceğiz!

    PİRHA- 81 Alevi Ocak Evladı ortak açıklamayla Rojava’ya yönelik saldırılara karşı Hüseyni duruş çağrısı yaptı. “Zulüm karşısında susmak zalimin safında durmaktır” denilen açıklamada, saldırıların tüm ezilen halklara yöneldiği vurgulandı.

    Aralarında Bawa Mansur, Kureyşan, Sinemilli, Axuçan, Üryan Xızır, Derweş Cemal ve birçok Alevi ocağından 81 Ocak Evladı, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı ortak bir açıklama yayımladı. DAD ve FEDA’nın girişimiyle ortak imzaya açılan ve “Rojava günümüzün Kerbelasıdır” vurgusu yapılan açıklamada, saldırıların yalnızca Kürt halkına değil, Alevilere, Dürzilere, Hristiyanlara ve tüm ezilen halklara yöneldiği ifade edildi.

    “Basına ve Kamuoyuna” başlığıyla yayımlanan açıklamada, Raa/Rêya Heq Alevi inancının rıza, ikrar ve mazlumdan yana durma ilkeleri hatırlatılarak, zulüm karşısında susmanın zalimin safında durmak olduğu belirtildi. Açıklamada, Ortadoğu’da süren savaşların gasp ve paylaşım amacı taşıdığı, halkların birbirine kırdırıldığı ve bu sürecin en ağır bedelini kadınların ve çocukların ödediği ifade edildi.

    Rojava’nın halkların rızalıkla bir araya geldiği, Ana-Kadın öncülüğünde yaşamın yeniden kurulduğu bir umut alanı olduğu vurgulanan açıklamada, bu nedenle hedef haline getirildiği kaydedildi. “Rızalı birlik zalimin en büyük korkusudur” denilen açıklamada, Kürt kadınının saç örgüsüne uzanan elin yaşamın özüne yöneldiği ve bu saldırıların soykırım boyutuna vardığı ifade edildi.

    Ocak evlatları, Rojava’nın günümüz Kerbelası olduğunu belirterek, Hüseyni duruşla zulme karşı meydanlarda saf tutulması çağrısında bulundu. Açıklama, “Xızır inancı umutsuzluğu kabul etmez. Birbirimize Xızır olalım” sözleriyle sona erdi.

    İmza Metninin tamamı ise şöyle:

    “Basına ve Kamuoyuna;

    Bizler “gerçeklerin demine hü” diyerek ikrar veren, yaralarını aşk ile saran, insanı Hakk’ın aynası bilen Raa/Rêya Heq Alevi inancının yol talipleriyiz.

    Bilinir ki Ortadoğu ve Mezopotamya ezelden beri halkların ve inançların lokmasını paylaştığı, rızalıkla kurulan yaşamların yurdudur. Bu topraklarda insan insanın kurdu değil, yoldaşı olmuş; can cana ikrar vermiş. Ana hakikati esas alınmış, kom kom, can cana bir yaşam sürülmüştür. Ne var ki rızasızlık yolunun zor ve tahakkümle hüküm sürdüğü zamanlarda bu hakikat çiğnenmiş; mazlum ile zalim Kerbela meydanında karşı karşıya bırakılmıştır.

    O günden bugüne Kerbela bitmemiştir. Bugün de nice mazlum, zalimin pençesinde can vermekte; Hüseyni duruşla çerağ olan canlar ise insanlığa umut olmayı sürdürmektedir. Şah Hüseyin’in yolunda yürüyenler bilir ki zulüm karşısında susmak, zalimin safında durmaktır.

    Muktedirlerin “dünya savaşı” diye adlandırdığı, özünde gasp ve paylaşım olan kötülük rüzgârları bir kez daha şahlanmıştır. Küresel ve bölgesel zalimler, Ortadoğu’yu yeniden kan deryasına çevirmiş; eğitip donattıkları katil sürülerini halkların üzerine salmış, komşuyu komşuya kırdırmıştır. Bu topraklar bir kez daha Kürt, Dürzi, Alevi  anaların gözyaşıyla, çocukların feryadıyla sınanmaktadır.

    İşte bu karanlığın ortasında bir çerağ yakılmıştır. Adı Rojava’dır. Rojava, halkların rızalıkla bir araya geldiği, Ana-Kadın öncülüğünde yaşamın yeniden kurulduğu bir umut meydanı olmuştur. Bu nedenle hedefe konulmuştur. Çünkü rızalı birlik, zalimin en büyük korkusudur.

    Bugün Rojava’ya yönelen saldırı, yalnızca Kürt halkına değildir. Alevi’ye, Dürzi’ye, Hristiyan’a, ezilen tüm halklara yöneliktir. Kendini Sünni Müslüman Türk ya da Arap olarak tanımlayan emekçi halklar da bu zulümden azade değildir. Zalimlerin düzeninde kimse güvende değildir; herkes ya kul edilir ya da yok sayılır.

    Biz Rıza Yolu’nun talipleri biliriz ki insanlık birdir, kaderimiz ortaktır. Yerel, bölgesel ya da küresel muktedirlerle mazlumların yolu bir değildir. Bugün insanlığa sahip çıkmazsak yarın çok geç olacaktır. Bizim yolumuz çokluğun ikrarlı ve rızalı birliğini esas alır.

    İnsanlık bugün Rojava’da boğulmak istenmektedir. Kadınlara, çocuklara, savunmasız canlara yönelen saldırılar soykırım boyutuna varmıştır. Kürt kadınının saç örgüsüne uzanan el, Ana-Kadın’a, yaşamın özüne,özgür yaşama uzanmıştır. O el, yine Ana-Kadın’ın direnişiyle etkisizhalegelecektir. Bundan kuşkumuz yoktur.

    Rojava, günümüzün Kerbelasıdır. Çerağıdır. Işığıdır. Bugün Hüseyni duruşun vaktidir. Zulme karşı meydanda olmanın, hakikati haykırmanın zamanıdır.

    Suriye’de kalıcı kılınmak istenen karanlık, yalnızca Ortadoğu’nun değil, yarının Türkiye’sinin de fotoğrafıdır. Bugüne sahip çıkmazsak yarın esaret olacaktır. Bunu tüm canlar görmeli, bilmeli ve zulme karşı meydanlarda saf tutmalıdır.

    Biz Rıza Yolu’nun talipleri, Ana’ların ve Pir’lerin izinden yürüyenler olarak bu xızır günlerinde tüm insanlığa sesleniyoruz:

    Xızır inancı asla ama asla umutsuzluğu kabul etmez. Birbirimize Xızır olalım,  darda-carda kalan cümle canlarımızın yetişeni olalım. Xızır aşkına Kobani’ de zorda olan cümle cana Hakk kelamı ile çerağ olalım.

    Hakk’tan, halktan, rızalı yaşamdan yana tavır alın!

    Rojava’da bugün yalnız halklar değil, insanlığın özü saldırı altındadır.

    Ana-kadının kemaleti yok edilmek isteniyor.

    Bu karanlığa yol vermeyelim.

    Çerağı söndürtmeyelim.

    Xızır aşkına mazlumun yanında, zalimin karşısında duralım.

    Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    İMZACI ALEVİ OCAK EVLATLARI

    1. Rükiye Hurustan – Bawa Mansur Ocağı

    2. Fatma Kılıç – Yanyatır Ocağı

    3. Fidan Yıldız – Bawa Mansur Ocağı

    4. Firaz Yalvaç – Derweş Cemal Ocağı

    5. Narin Gülçiçeği – Bawa Mansur Ocağı

    6. Zeynep Deprem Kaçar – Sinemilli Ocağı

    7. Süleyman Deprem – Sinemilli Ocağı

    8. Rahime Kızılkan – Kureyşan Ocağı

    9. Haşim Kızılkan – Kureyşan Ocağı

    10. Sakine Cevahir – Bawa Mansur Ocağı

    11. Perihan Pakize Sinemillioğlu – Sinemilli Ocağı

    12. İbrahim Sinemillioğlu – Sinemilli Ocağı

    13. Hüseyin Ergişi – Kal Cımıke Ocağı

    14. Zeynep Ergişi – Kal Cımıke Ocağı

    15. Naciye Beytaş – Bawa Mansur Ocağı

    16. Fethiye Yıldırım – Kureyşan Ocağı

    17. Fidan Genç – Bawa Mansur Ocağı

    18. Emir Ali Genç – Bawa Mansur Ocağı

    19. Haydar Aradağ – Kureyşan Ocağı

    20. Ergün Haydaroğlu – Şıx Delil Berxecan Ocağı

    21. Fırat Gezici – Şıx Delil Berxecan Ocağı

    22. Mehmet Seyitalioğlu – Sey Sabun Ocağı

    23. Hüseyin Baran – Axuçan Ocağı

    24. Sevim Savunmaz – Üryan Xızır Ocağı

    25. Kadim Tan – Bawa Mansur Ocağı

    26. Emine Tan – Bawa Mansur Ocağı

    27. Selçuk Sevin – Bawa Mansur Ocağı

    28. Zeynel Sevin – Bawa Mansur Ocağı

    29. Gülşen Gülüm – Bawa Mansur Ocağı

    30. Mürsel Sevin – Bawa Mansur Ocağı

    31. Gülay Bektaş Serin – Baba Mansur Ocağı

    32. Cihan Serin – Bawa Mansur Ocağı

    33. Hüseyin Aytaç – Kureyşan Ocağı

    34. Muharrem Yüksel – Kureyşan Ocağı

    35. Aydın Güzel – Axuçan Ocağı

    36. Garip Bozkurt – Kureyşan Ocağı

    37. Deniz Büyükşahin – Üryan Xızır Ocağı

    38. Hakan Samut – Sultan Samut Ocağı

    39. Nilgün Karababa – Hüseyin Abdal Ocağı

    40. Hasan Kılıç – Bawa Mansur Ocağı

    41. Rıza Serin – Bawa Mansur Ocağı

    42. Düzgün Aydın – Bawa Mansur Ocağı

    43. Müslüm Doğan – Derweş Cemal Ocağı

    44. Kazim Ataç – Bawa Mansur Ocağı

    45. Hüseyin Bakır – Sinemilli Ocağı

    46. Aysel Kılavuz – Seyit Sabun Ocağı

    47. Hasan Kılavuz – Seyit Sabun Ocağı

    48. Hıdır Beyaz – Kureyşan Ocağı

    49. Aziz Karabulut – Kureyşan Ocağı

    50. İbrahim Kete – Şıx Çoban Ocağı

    51. Şehriban Kete – Axuçan Ocağı

    52. Hüseyin İncesu – Sey Sabun Ocağı

    53. Zehra İncesu – Sey Sabun Ocağı

    54. Veysel Düzgüner – Kureyşan Ocağı

    55. Gürsel Düzgüner – Kureyşan Ocağı

    56. Garip Aygün – Şıx Çoban Ocağı

    57. Tekmile Aygün – Şıx Çoban Ocağı

    58. Cevahir Altınok – Derweş Cemal Ocağı

    59. Turabi Karabulut – Kureyşan Ocağı

    60. Musa Gönül – Bawa Mansur Ocağı

    61. Hasan Yeşilbaş – Derweş Cemal Ocağı

    62. Mustafa Mısır – Üryan Xızır Ocağı

    63. Cemal Canan – Axuçan Ocağı

    64. Mahmut Ütebey – Axuçan Ocağı

    65. Doğan Gülveren – Bawa Mansur Ocağı

    66. Mehmet Aydın – Cemal Abdal Ocağı

    67. Hüseyin Bildik – Axuçan Ocağı

    68. Rıza Yağmur – Derweş Cemal Ocağı

    69. Vakkas Ural – Sultan Xızır Ocağı

    70. Ali Çulhan – Sinemilli Ocağı

    71. Zeynel Çeçen – Bawa Mansur Ocağı

    72. Haşim Kızılveren – Bawa Mansur Ocağı

    73. Hüseyin Esen – Bawa Mansur Ocağı

    74. Hakkı Aradağ – Kureyşan Ocağı

    75. Nurettin Karagöz – Gülbaba Ocağı

    76. Mahmut Karadamla – Axuçan Ocağı

    77. Hüseyin Erdoğan – İmam Rıza Ocağı

    78. Düzgün Dağ – Kureyşan Ocağı

    79. Mehmet Karabulut – Bawa Mansur Ocağı

    80. Nurali Kendigelen – Bawa Mansur Ocağı.     

    81. İnanç Dolu- Axuçan Ocağı

    (HABER MERKEZİ)