Etiket: rojava

  • İHD Mersin: Rojava’da çocuklara yönelik hak ihlalleri durdurulsun!-VİDEO

    İHD Mersin: Rojava’da çocuklara yönelik hak ihlalleri durdurulsun!-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Çocuk Hakları Komisyonu, Rojava’da çocuklara yönelik devam eden çok boyutlu hak ihlallerine derhal son verilmesi çağrısında bulunarak, tüm sorumluları acil harekete geçmeye çağırdı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Çocuk Hakları Komisyonu, Rojava’daki saldırılar sonucu çocukların maruz kaldığı hak ihlallerine karşı şube binasında basın toplantısı yaptı. Basın metnini okuyan İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, Rojava’da temel hakların tamamının eş zamanlı ve sistematik biçimde ihlal edildiğini belirtti.

    “ÇOCUKLARIN YAŞAM HAKKI TEHDİT ALTINDA”

    Rojava’da çocukların tarafı olmadıkları bir çatışmanın bedelini ödediğini söyleyen Kaya, “Yakıt, elektrik, temiz su ve sağlık hizmetlerine erişimin bu şekilde engellenmesi, dondurucu soğuklar ve yetersiz beslenme sonucu en az 5 çocuk yaşamını yitirmiştir. SOHR, Kobanê’de sağlık sisteminin çökme noktasına geldiğini, bebek maması ve temel ilaçların tükendiğini, sık elektrik kesintileri ve oksijen yetersizliği nedeniyle yenidoğan ölümleri yaşandığını raporlamıştır. Çocukların temel haklarının ihlal edilmesi, hiçbir askeri, siyasi ya da güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırılamaz. Savaşlarda okulların ve çocukların hedef olmadığını hatırlatıyoruz, eğitim hakkının ihlali tek tek çocukları etkilediği gibi toplumun tamamının bugününü ve geleceğini de etkilemektedir. Gıdaya ve temiz suya erişimin engellenmesi, çocukları kalıcı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakmakta; güvenli barınma koşullarının ortadan kalkması ise çocukları şiddete, ihmale, istismara ve zorunlu göçe açık hale getirmektedir” şeklinde konuştu.

    Rojava’da çocuklara yönelik devam eden çok boyutlu hak ihlallerine derhal son verilmesi çağrısında bulunan Kaya, tüm sorumluları acil harekete geçmeye çağırdı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Nevin Kamilağaoğlu: Suriye’deki saldırıların sebebi kadın özgürlükçü anlayış!

    Nevin Kamilağaoğlu: Suriye’deki saldırıların sebebi kadın özgürlükçü anlayış!

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Suriye’deki tüm halkların tehdit altında olduğunu belirterek “birlikte mücadele” vurgusu yaptı. Kürtler, Aleviler ve diğer azınlıkların, birlikte hareket etmesi gerektiğini savunan Kamilağaoğlu “Çünkü biz sadece hayatta kalmayı değil, onurumuzu koruyarak yaşamayı savunuyoruz” dedi.

    HTŞ ve IŞİD tarafından Rojava’ya dönük saldırıları sürüyor. İnsani krizle yüz yüze olan Kobani şehrindeki halk, barınma ve beslenme sorunlarıyla da mücadele ederken, 5 çocuk donarak yaşamını yitirdi.

    Alevi toplumu nezdinde tepkiyle karşılanan HTŞ-IŞİD saldırılarına ilişkin bir tepki de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu’ndan geldi. Suriye’de kaygılı gelişmeler olduğunu söyleyen Kamilağaoğlu, tüm kesimlerin tehdit altında olduğunu belirtti.

    “HERKES TEHDİT ALTINDA”

    Kamilağaoğlu, HTŞ liderliğindeki bir hükümetin, çoğulcu bir ülke talebine karşılık veremeyeceğini vurgulayarak şunları aktardı:

    “Bugün Suriye’de yaşananları yalnızca bir devrin kapanışı sonrası yaşanan bir iç savaşın devamı olarak okumak büyük bir yanılgı olur. Şu anda yaşananlar bir ülkenin yeniden dizayn edilmesi, yeniden bir toplumun korku üzerinden biçimlendirilmesi ve radikal–şeriatçı bir zihniyete takım elbise giydirilerek bu zihniyeti meşrulaştırılmasıdır.

    Bu süreç, sadece askeri bir süreç değil, siyasi ve tarihsel bir süreçtir aynı zamanda. Bu nedenle bugün Suriye’de yaşananlar Türkiye’nin, ABD’nin, İngiltere’nin ve Avrupa’daki bazı ülkelerin baktığı gibi geçici çözümlerle değil, soğukkanlı, gerçekçi ve cesur bir dille ele alınmalıdır.

    Bugün Suriye’de herkes tehdit altında. Alevileri, Dürziler, Hristiyanlar, gayrimüslimler, Kürtler, sekülerler aydınlar ve muhalifler…

    Suriye’de HTŞ ve ona eklemlenen diğer cihadist gurupların zihniyeti açıktır. Onların çoğulculuğa karşı tahammülleri yoktur. Onlar, varlıklarını farklı kimliklerin, inançların ve ötekilerin yokluğu üzerine kurarlar. Eşit yurttaşlığa, seküler yaşama yer yoktur.”

    DÜN TERÖRİSTTİ BUGÜN CUMHURBAŞKANI!

    Suriye’de yaşananların sadece bir güvenlik sorunu olmadığını belirten Kamilağaoğlu, “Suriye için bir zihniyet, bir rejim ve bir toplum tasarımı sorunudur” yorumunu yaptı. Kısa süre öncesine kadar Ahmed el-Sharaa’nın başına 10 milyon dolar ödül konulduğunu hatırlatan Nevin Kamilağaoğlu, görüşlerini şu cümlelerle aktardı:

    “Hiç bir uluslararası mahkemede yargılanmadan, hiçbir dosyadan aklanmadan, bir günde devlet başkanı haline getirildi! Dün ‘terörist’ denilen kişi, bugün Birleşmiş Milletler’de kırmızı halıyla karşılanan meşru bir aktöre dönüştü. Onun için yaptırımlar kaldırıldı. Avrupa kapıları açıldı. Bakanlar ayağına gitti. Şeriatı savunan bir liderle tokalaşmaya çalışan Avrupalı kadın bakanların elleri havada kaldı. Bu sahneler bize gösterdi ki sorun terör değil, Avrupa açısından çıkarlar pazarlığı.”

    CİHADİSTLERİN KATLİAM, TECAVÜZ VE GASP BİLANÇOSU!

    Nevin Kamilağaoğlu, HTŞ-IŞİD zihniyetinin azınlıklara yönelik sistematik baskısının devam ettiğini de vurguladı. HTŞ’nin iktidara gelmesiyle birlikte başta Alevi, Dürzi ve Hıristiyanlara karşı katliam, sindirme ve tasfiyelerin başladığını belirten Kamilağaoğlu, Alevi yerleşim yerlerinde halen baskıların olduğunu da aktardı. Kadınlara yönelik kaçırma ve tecavüz vakalarına da değinen Kamilağaoğlu “Bazı Alevi köylerinde tüm erkekler öldürüldü. Aleviler, temizlenmesi gereken topluluk olarak hedef gösterildi. Sonra sıra Dürzilere geldi. Hristiyanların kiliselerine saldırılar başladı. Mezar taşları tahrip edildi. Bazı Hristiyan aileler göçe zorlandı, mülklerine ve ibadethanelere el koyma olayları çok arttı. Son aşamada bu devşirme hükümet Kürt bölgelerine yöneldi” dedi.

    SALDIRILARIN SEBEBİ: KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ ANLAYIŞ!

    AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Rojava’da süren saldırıların arka planına da işaret etti:

    “Kürt siyasi yapıları tasfiye edilmeye çalışılıyor. Para ve güç karşılığı satın alınan Arap aşiretleri üzerinden kuşatma politikası yürütülüyor. Bu tablo bize şunu söylüyor:

    Önce Aleviler, sonra Dürziler, ardından Hristiyanlar ve en sonunda Kürtler. Bu bir zincirdir. Bu zincir, tehlikeli gelişmelere dönüşüyor. Son günlerde Rojava ‘da yaşanan olumsuzluklar düşünüldüğünde Kürtler üzerindeki oyunlar çok fazla soruyu gündeme getiriyor. Neden hiçbir bölgesel güç, güçlü bir Kürt statüsü istemiyor? Çünkü kadın özgürlükçü, kolektif, demokratik Rojava modeli ve böyle bir model, emsal teşkil ederse Kürt toplumlarını ve bölge ülkeleri içerisinde yaşayan diğer Kürtleri ve azınlıkları cesaretlendirir, bu gelişmeler de merkezi devlet yapılarının otoritesini sarsar. Bundan dolayı böyle bir modelin yıkılması gerekir!

    Diğer yandan, Ortadoğu’daki Kürt meselesi bununla da sınırlı değil. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi IKBY, bölge devletleri için tehlikeli ve bulaşıcı bir model olarak gizli gizli sunulmaktadır. Türkiye başta olmak üzere büyük güçler, IKBYnin şu anda askerî, ekonomik ve siyasi kuşatma altına almış durumdalar. Türkiye’nin bölgede yaklaşık 139 askeri varlığının bulunduğu bilinmektedir. Peki Neden? Çünkü benzer bir model kendi sınırlarımız içinde oluşmamalıdır! Bu nedenle IKBY bilinçli olarak zayıflatılmakta, işlevsizleştirilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır.”

    “BU KÖTÜLÜĞÜ NORMALLEŞTİRMEYECEĞİZ”

    Gelinen süreçte Kürtlerin, Alevilerin ve diğer azınlıkların, birlikte hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Kamilağaoğlu “Duygusal reflekslerle değil, yaşanılan bunca acıdan sonra diplomasi, uluslararası görünürlük ve iç dayanışma stratejileri üretmesi zorunludur. Bu dönem, akıl, gerçekçilik ve strateji dönemidir. Somut koşullar ve stratejik hamleler sürekli değişiyor” dedi.

    Kamilağaoğlu, “Biz teslim olmayacağız” diyerek sözlerini şu cümlelerle tamamladı:

    “Bir gerçeğimiz daha var: Direniş geleneğimiz. Eşitliği savunan Alevi felsefemiz. Mazlumdan yana durma ahlakımız.

    Biz bu kötülüğü normalleştirmeyeceğiz. Biz bu adaletsizliği, bize kader gibi sunulan anlayışı reddedeceğiz. Çünkü biz sadece hayatta kalmayı değil, onurumuzu koruyarak yaşamayı savunuyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Baran Abdi’nin katili ırkçılıktır!- VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Baran Abdi’nin katili ırkçılıktır!- VİDEO

    PİRHA- Tarsusta’ki Rojava protestosunda Hüseyin Kanlıbıçak isimli kişinin silahlı saldırısı sonucunda yaşamını yitiren Baran Abdi için eylem yapan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Baran Abdi’nin ölümü, yükselen ırkçılığın ulaştığı korkunç boyutu simgeliyor” dedi.

    Mersin’in Tarsus ilçesinde, Rojava’ya yönelik saldırılarının protesto edildiği eylemde açılan ateş sonucu yaşamını yitiren Baran Abdi için Mersin Emek ve Demokrasi Platformu basın açıklaması yaptı. Özgür Çocuk Parkında bir araya gelen platform bileşenleri “Rojava halkı yalnız değildir”, “Katil IŞİD Rojava’dan defol”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları attı. Basın metnini platform dönem sözcüsü İsmail Oğuz okudu.

    “BU CİNAYET NEFRET SÖYLEMLERİNİN SONUCUDUR”

    Baran Abdi’nin başından vurularak katledilmesinin tesadüfi bir öfke olmadığını belirten İsmail Oğuz, yıllardır körüklenen ırkçı nefretin sokaktaki kanlı yansıması olduğunu söyledi. Meydanlarda, ekranlarda ve siyaset dilinde üretilen nefret söyleminin bugün Tarsus’ta bir gencin yaşamını sonlandırdığını dile getiren Oğuz, “Bizler çok iyi biliyoruz ki; ırkçı saldırıların failleri, arkalarındaki karanlık odaklardan ve hüküm süren cezasızlık kültüründen güç alıyor. Baran Abdi’nin ölümü, yükselen ırkçılığın ulaştığı korkunç boyutu simgeliyor. Kürt halkının demokratik taleplerini ve barış arayışını şiddetle bastırmaya çalışmak, bu toprakların kadim kardeşliğine ihanettir” diye konuştu.

    “OLAYIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Platform olarak olayın takipçisi olacaklarını duyuran Oğuz, “Failin ve varsa arkasındaki azmettiricilerin en ağır şekilde cezalandırılması için sürecin takipçisi olacağız. Irkçılığa, halkların birbirine düşman edilmesine ve bu karanlık gidişata asla teslim olmayacağız. Barışın sesini bastırmak isteyenlere inat; eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği savunmaya devam edecek; ırkçılığa geçit vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ MERSİN

  • İHD’den BM ve AB’ye Rojava çağrısı!-VİDEO

    İHD’den BM ve AB’ye Rojava çağrısı!-VİDEO

    PİRHA- İHD Kadın Komisyonu birçok ilde, Suriye ve Rojava’da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik sistematik saldırılara dikkat çekerek Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası mekanizmalara acil çağrıda bulundu. Kadınlara yönelik savaş suçlarının artık görmezden gelinemeyeceği vurgulandı.

    Suriye Geçici Hükümeti ve ona bağlı çetelerin Suriye ve Rojava özelinde yürüttüğü savaş politikaları gündemdeki yerini korurken, 6 Ocak 2026’dan bu yana Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların sürdüğü belirtildi. Bugün saat 12.30’da İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu, yaptığı basın açıklamasında bu saldırılardan en fazla kadınlar ve çocukların etkilendiğini ifade etti.

    “ÇETELER ÖZELLİKLE KADINLARI VE KIZ ÇOCUKLARINI HEDEF ALIYOR”

    Kadın Komisyonu adına açıklamayı İHD Dersim Şubesi Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu. Açıklamada, HTŞ bağlantılı silahlı grupların Kürtler, Aleviler, Ermeniler ve bölgede yaşayan diğer halklara yönelik sistematik saldırılar yürüttüğü belirtilerek, özellikle kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ağır suçlar işlendiği vurgulandı.

    6 Ocak’ta Halep’in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde gerçekleşen saldırılara dikkat çekilen açıklamada, bir kadının cansız bedeninin bir binadan atılmasının kadınlara yönelik vahşetin boyutunu gözler önüne serdiği ifade edildi.

    Yeşil, “Sahadan gelen güvenilir bilgiler, çok sayıda cinsel saldırı, cinsel işkence, zorla alıkoyma ve tehdidin yaşandığını göstermektedir. Kadın bedeni savaşın bir silahı haline getirilmiştir. Bu suçlar münferit değil, bilinçli ve sistematik bir şiddet politikasının parçasıdır” dedi.

    ULUSLARARASI SESSİZLİĞE TEPKİ

    Rojava’da hedef alınanın özgür yaşam iradesi olduğunu vurgulayan Yeşil, Haseke ve Kobane başta olmak üzere bölgedeki kadınların ciddi bir tehdit altında olduğunu söyledi. Uluslararası insan hakları mekanizmalarının sessizliğini eleştiren Yeşil, “Kadın dayanışmasıyla bu sessizlik son bulmalıdır” çağrısında bulundu.

    Açıklama, uluslararası kadın dayanışmasına çağrı ile sona erdi. Açıklamanın ardından İHD’li kadınlar, BM ve AB bünyesinde görev yapan kadınlara mektup gönderdi.

    BM VE AB’YE MEKTUP

    İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu da bugün saat 13.00’de  yaptığı açıklamada Suriye ve Rojava’da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ile savaş suçlarına karşı Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği kurumları ve uluslararası insan hakları örgütlerine mektup gönderdi. Komisyon, yetkilileri acil sorumluluk almaya çağırdı.

    Konuya ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenleyen Kadın Komisyonu, BM’nin 1325 sayılı “Kadın, Barış ve Güvenlik” kararı ile AB ve üye devletlerin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri hatırlattı.

    Basın metnini okuyan İHD Mersin Kadın Komisyonu Sözcüsü Fatoş Sarıkaya, HTŞ saldırılarının özellikle kadınlar ve kız çocukları açısından onarılamaz sonuçlar doğurduğunu söyledi.

    Sarıkaya, “Tüm dünyanın gözleri önünde bir kadının cansız bedeninin bir inşaattan aşağı atılması, kadınlara yönelik vahşetin ulaştığı boyutu göstermektedir. Çok sayıda cinsel saldırı, cinsel işkence, zorla alıkoyma ve tehdit, kadın bedeninin savaşın bir silahı haline getirildiğini ortaya koymaktadır. Bu suçlar münferit değil, örgütlü ve sistematik bir şiddet politikasının parçasıdır” dedi.

    Haseke ve Kobane başta olmak üzere Rojava’daki kadınların ve kız çocuklarının ciddi bir tehdit altında olduğunu belirten Sarıkaya, kadınların yaşam hakkı, beden bütünlüğü ve onurunun doğrudan hedef alındığını vurguladı.

    Açıklamanın ardından İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, taleplerini içeren mektupları ilgili kurumlara gönderdi.

    PİRHA/DERSİM/MERSİN

     

  • DEM Parti Eş Başkanlarından CHP’ye ziyaret: Cesaretli olalım, barışı sağlayalım -VİDEO

    DEM Parti Eş Başkanlarından CHP’ye ziyaret: Cesaretli olalım, barışı sağlayalım -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP ziyareti sonrası açıklama yaptı. Tuncer Bakırhan, IŞİD sadece Kobani için bir tehdit olmadığının altını çizerek, “IŞİD Diyarbakır için de, İzmir için de Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması çağrısında bulunarak, “Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir seferde. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin düzenleyeceği siyasi parti ziyaretlerinin ilkini Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yaptı. Rojava gündemli görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, iyi bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, “Halep saldırısı başladığı günden bugüne kadar yapmış olduğu yapıcı, sağduyulu açıklamalarını takip ettik. Bu süreçte sağduyuya, yapıcı davranmaya, kapsayıcı açıklamalar yapmaya hepimizin ihtiyacı var.  Suriye’yi konuştuk, bölgeyi konuştuk. Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeleri konuştuk. Orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Deyim yerindeyse ateşe benzinle gidenler var. Bir de ateşi soğutmaya çalışanlar var. Biz oradaki çatışmanın, şiddetin son bulmasını; meselenin diyalogla, müzakereyle barışçı bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Ama maalesef Türkiye’de bir nefret korosu var. Sabah akşam neredeyse Kürt karşıtı propaganda yapıyorlar. Suriye’de sanki demokratik bir rejim zemin var da Kürtler oyunbozanlık yapıyormuş gibi bu koro, 7/24 saat Kürt karşıtı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Tekrar ediyoruz. Kürtler yaşamış olduğu ülkelerde hiçbir zaman yaşadıkları ülkeleri ve komşu ülkelere tehdit olmadılar. Bundan sonra da olmayacaklardır. Bu, aslında biliniyor ama bu konuda bir ezber var. Bu ezberlerin artık bozulması gerektiğini belirtmek istiyoruz” dedi.

    Bölgede kirli oyunların oynandığına dikkat çeken Bakırhan, bu oyunu her an takip ettiklerine işaret ederek devamla şunları söyledi: “Aslında bu oyunu bilmeyen yok. Bölgede hakları kabul etmeyen halklara isyan ülkelere de onları bastırma zemini bırakılmış. Bu oyun ülkeye kan, savaş ve çatışma getirdi. Artık 100 yıldır devam eden bu oyunu, bu kısır döngüyü kırmak gerekiyor. Bunu kırabileceğimize inanıyoruz. Aslında 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu çağrı da tam da bölgede 100 yıldır oynanan bu kısır döngüyü ortadan kaldırmaya dönüktü. Ama maalesef tam bu süreçte Halet’te bir sabotaj gerçekleşti. Halep’te bir saldırı gerçekleşti. Orada silahsız, günahsız yaşayan Kürtler saldırı altında kaldı. Göç etmek zorunda kaldılar. Bir insanlık dramı yaşandı ve insanlar yaşamını yitirdi.

    Birileri istiyor ki halklar sürekli çatışsın. Hegemonik emperyal güçler de bu çatışmalardan rant elde etsin. Ama Kürtler Suriye Araplarla çatışmak istemedikleri için bir halklar arası çatışma savaş yaşanmasın diye Halep’i terk ettiler. Kürtlerin yaşamış olduğu kentlere çekildiler. Bu oyunu görmek gerekiyor. Büyük bir oyun var. Tehlikeli bir oyun var. Biz DEM Parti olarak bu oyunun farkındayız. Umarım ülkemizi yöneten iktidar da halkları karşı karşıya getiren hegemonik emperyal güçlerin çıkarına oluşturulan bu zemini görür. Bu oyunların olmaması için de üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir.

    Suriye bizim için önemli. Ülkemizi de yakinen ilgilendiriyor. Suriye’deki rejimin karakteri de çok önemlidir. Suriye’de rejim selefi mi olacak? Kadın düşmanı, Kürt düşmanı, Dürzi, Alevi düşmanı mı olacak yoksa demokratik mi olacak? Türkiye’yi de yakinen ilgilendiriyor. Biz DEM parti olarak Suriye’de Selefi bir zemin ve mantık yerine demokratik Arapları, Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, kadınları kapsayan demokratik bir zemin oluşmasının mücadelesini yürütüyoruz. Ama Suriye’de bugün sahada ciddi bir insani kriz var. Özellikle Kürtlerin yaşadığı kentler abluka altında. En başta da Kobanî’de ciddi bir abluka var. Elektrikler yok, sular akmıyor. Çocuklar soğuktan yaşamını yitiriyor. Neredeyse ateşkes olmasına rağmen her gün ciddi çatışmalar var. Kürtler kendi kentlerinde yaşamasına rağmen bir türlü rahat bırakmıyorlar. Bunun için öncelikle Kobani başta olmak üzere Suriye’de Kürtlerin yaşamış olduğu yerlerde acil insani koridorların açılması gerekiyor. Türkiye, Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapılarını açabilir. Daha önce Kobani kuşatmasında da bu kap Mürşitpınar sınır kapısı açıldı. Oradan geçişler sağlandı. 25 milyon Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye’nin tekrar bu kapıları açmasını, önüne koyması gerektiğini, oradaki insanlık dramını giderecek bir pratik içerisinde olması gerektiğini belirtmek istiyorum.

    Suriye’de ateşkes var ama bir türlü tam olarak ateş kesilmedi. Ateşkesin sürmesi gerekiyor. Sorun silahlarla, çatışmalarla değil, diyalogla, müzakereyle çözülmeli. Türkiye, Suriye üzerindeki rolünü yapıcı bir şekilde kullanmalı, değerlendirmeli. Türkiye sadece HTŞ rejimini değil, orada Kürtleri de önceleyen, dikkate alan, onların demokratik hak ve özgürlüklerini de gören bir süreç içerisinde olmalıdır. Siz de izlediniz. Kürtlerin SDG’nin çıktığı bölgelerde IŞİD bayrakları açıldı. Türkiye kamuoyuna şunu söylemek istiyorum. IŞİD sadece Kobani için bir tehdit değil. Diyarbakır için de, İzmir için de Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir. IŞİD’in canlandığı bir zemini iyi okumak, iyi görmek gerekiyor. Kürtler çekilince bir zafer ortaya çıktığını sananlar orada palazlanan, canlanan, örgütlenen IŞİD belasını da iyi görmeliler.

    Yine günlerdir kimi medya yayın organları ve kimi siyasetçiler Kürtleri kıran, ötekileştiren bir dil kullanıyorlar. Bu dilin kimseye bir yararı yok. İçinde bulunduğumuz süreç hassas. Bu süreçte Kürtleri de merkezine alan onların demokratik haklarını da gören barışçıl bir dile ihtiyacı var. DEM parti olarak biz bu dili kullanmaya devam edeceğiz. Ama kırıcı, ötekileştirici dilin de başta medya olmak üzere siyasetin kimi aktörleri olmak üzere vazgeçmeleri gerektiğini belirtmek istiyoruz. Bu süreci hep birlikte dayanışmayla atlatacağız. Artık bölgemiz yeterince çatışma, kan, şiddet gördü. Türkiye’de iktidara, siyasi partilere başta da bugün bulunduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi’ne hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Başta bölge olmak üzere sorunların diyalog ve müzakere ile çözülmesi için siyasette bir rol üstlenmeli.”

    “HERKES CESARETLE İNİSİYATİF ALMALI”

    Bakırhan’ın ardından konuşan CHP Lideri Özgür Özel ise, Türkiye’nin barışıyla Suriye’nin barışını iç içe gördüklerini vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Bunun dışında bir şeyi düşünmek, tahayyül etmek, planlamak zaten akılla mantıkla bağlam dışı bir durum değildir. Suriye’de bir an önce istikrarın sağlanmasını, Suriye’de hem Türkmenleri, hem Arapları, hem Kürtleri, hem Dürzileri, hem Alevileri kapsayan bir anayasal güvence altına alan ve Suriye’de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk. Bu durum Türkiye’nin barışına da katkı sağlayacaktı. Daha önce de de söyledim; ortada bir sınır çizgisinin olması iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmıyor. Sınırın iki yanında akrabalar yaşadığı gibi Türklerin Türkmenlerin de, Kürtlerin de, Arapların da her birimizin akrabaları olduğunu ve onlarla aramızda oluşabilecek hukukun sadece kardeşlik hukuku olduğunu görmemiz lazım.

    Türkiye’deki sığınmacı problemleri yüzünden sanki bir Arap düşmanlığı yükseliyor. Türkiye’de Kürt kardeşlerimiz hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurları olarak birlikte yaşıyoruz. Ancak işler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler; birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Biraz önce Sayın Genel Başkan’ın da ifade ettiği gibi bir nefret söylemine varan Kürtleri kıracak, onları rencide edecek bir dil kullanıyorlar. Bunların tamamını reddediyoruz. Biz burada iki eş genel başkan, bir genel başkan yan yana duruyoruz. Bir Türk, bir Arap, bir Kürt var ve hepimiz kardeşiz.

    Bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez. Düşmanlık üzerinden gerilimi üzerinden beslenemez. Sadece şu soruyu sormak gerekir: Bu oyunda kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı? Yoksa bu oyunda kazanan Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı? Niye kilometrelerce ötede ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, ömürleri boyunca dünyanın neresinde petrol varsa, neresinde maden varsa, neresinde sömürülecek bir şey varsa oraları sömürmüş olanlar buradan yine kazançlı çıksın. Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir seferde. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor.

    Öncelikle Suriye’deki gelişmeler ve şu anda Suriye’de yaşanan insanlık dramını dikkatle ve endişeyle takip ediyoruz. Bir yandan Türkiye’den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Kobane’ye ulaştırılacak olmasını, ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Ancak orayı bu hale kim getirdi? Bir de ona bakmak lazım. Yani orada birtakım selefi yapılara yol verip de ondan sonra orada şehirler kuşatıldı. Elektrikler kesilince, beş tane çocuk soğuktan donunca, insanlar açlığa sürüklenince buradan yardım tırları yollamak yerine bunlara sebebiyet verecek kargaşaya imkan tanımayıp; hep söylediğimiz gibi diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor.

    Bir yandan da şunu söylemek lazım; şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak? Yoksa başkalarının eline mi geçecek? Bundan dolayı da endişeliyiz. Bu sırada içeride de görüşmede de konuştuk. Bu yardımların Mürşitpınar’dan Halep’e, Halep’ten Kobani’ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik lojistik olarak da aklın gereği olan çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapımız var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gerektiği yere ulaşıyor. Bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz.

    Sanayi ve Ticaret Odası’nın, akademik odaların oluşturduğu Kent Konseyi’nin girişimlerini dikkatle takip ediyoruz. Orayla da diyalog halindeyiz. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz yardım ulaştırmak istiyorlar. Bu konuyla ilgili bir koordinasyonun sağlanması noktasında hem Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi’mizi (Sodenbek) hem de Türkiye Belediyeler Birliği’nin değerli başkanı, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçeri’yi konuyla ilgili bugün içinde arayacağım. Bunların koordine edilmesi lazım. Bir yandan da yeni bir felaketin yeni kötü haberlerin gelmemesi için ateşkesin mümkün olduğu kadar tam olarak uyulmasını sonuç alınana kadar uzatılmasını ateşkeste geçen sürenin bir savaşa tahkimat yapmak değil.

    Ayrıca Suriye’nin barışıyla birlikte Türkiye’de de bir süreç yürüyor. Komisyon rapor yazma aşamasındadır. Suriye’de savaş varken, Suriye’de barışın sağlanması, kalıcı barışın sağlanması nasıl mümkün olacak sorularına komisyonun da kendi çalışmalarında yanıt araması gerekmektedir. Bu açıdan, Suriye’nin kalıcı barışına katkı sağlamak için komisyon ki Meclis’teki partilerden oluşmuştur. İnisiyatif almasını ve çalışmalar yapmasını önemsiyoruz. Bu konuyu da arkadaşlarımız gündemlerine alacaklar. Komisyon gündeminde tartışacaklar.

    HTŞ’ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle, dünyanın dört bir yanından ölmeyi göze almış, daha doğrusu bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen; hepimizi düşman bilen, demokrasiyi düşman bilen, tabu yani sandıktan nefret eden, demokrasiyi Allah’a şirk koşmak olarak gören birtakım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen düzen değildir. Orada kimseye huzur yoktur. En çok da Türkiye’ye huzur yoktur. Ayrıca, İdlib’in yıllarca Türkiye tarafından da güvenliği sağlanan bir bölge olduğunu ve sentetik uyuşturucu konusunda ana üretim merkezi olduğunu da hatırlayalım. Bugün Türkiye, ‘bu kadar uyuşturucu nereden geldi? Türkiye nasıl oldu da dünya uyuşturucu hareketinin haplarından, kavşak noktalarından birisi haline geldi?’ meselesine bakarken, Türkiye’nin Suriye sınırının, Afganistan sınırının, Irak sınırının durumlarına bakmak ve kimlerin nerede cirit attığını da iyi görmek gerekir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • SES’li kadınlardan saç örgüsüyle direnişe destek, gözaltıya tepki- VİDEO

    SES’li kadınlardan saç örgüsüyle direnişe destek, gözaltıya tepki- VİDEO

    PİRHA- Rojava’daki kadınlara destek için saçını ören hemşire İkra A.’nın gözaltına alınması kadınların ve sendikaların tepkisine yol açtı. SES’li kadınlar gözaltıyı kınayarak saçlarını ördü.

    Suriye’de de HTŞ’li bir cihatçının SDG’li bir kadın direnişçinin kesilmiş saç örgüsünü gösterdiği videonun paylaşılması üzerine, kadınlar tepki göstermek ve Suriye’nin kuzeyindeki kadınlarla dayanışmak için saçlarını ördükleri videoları paylaşıyor. Saç örgüsü kampanyasına destek verdiği için açığa alınan hemşire İkra A., İstanbul’da gözaltına alınarak gece geç saatlerde Kocaeli’ye götürüldü. Hemşire emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılık sorgusu sonrası nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarılan hemşire İkra A., adli kontrol şartıyla salıverildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Aksaray Şube ile Amed Şube, hem Rojava’daki kadınlara hem de hemşire İkra A.’ya destek olma amacıyla saçlarını ördü. Sendika, “Aynı saç değil belki ama aynı acı. SES İstanbul Kadın Meclisi olarak Hemşire İkra ile dayanışmamızı gösteriyor, Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğünü kınıyoruz” diyerek tepkilerini gösterdiler.

    (HABER MERKEZİ)

  • AAKB Başkanı Özgür Demir: Rojava’daki kadın devrimine saldırı insanlığa saldırıdır-VİDEO

    AAKB Başkanı Özgür Demir: Rojava’daki kadın devrimine saldırı insanlığa saldırıdır-VİDEO

    PİRHA- Almanya Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Özgür Demir, Rojava’da kadınların hedef alındığını belirterek, uluslararası kamuoyuna sessiz kalmama çağrısı yaptı.

    Şam yönetimine bağlı güçlerin saldırılarının gölgesinde 20 Ocak akşamı ilan edilen 4 günlük ateşkes, 24 Ocak akşamı uluslararası güçlerin garantörlüğünde 15 gün uzatıldı, fakat saldırılar hala devam ediyor.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Özgür Demir, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, Suriye’de Dürzilere, azınlıklara ve Alevilere yönelik katliamların sürdüğünü, bugün ise bu zincire Kürtlerin de eklendiğini söyledi. İnce, “Bu saldırılar ne tesadüftür ne de birbirinden bağımsızdır” ifadelerini kullandı.

    Rojava’nın Kürt halkının geçmişten bugüne taşıdığı en büyük kazanımlardan biri olduğunu vurgulayan Demir,  “Rojava yalnızca bir toprak parçası olmayıp eşitlik, ortak yaşamın ve en önemlisi kadın özgürlüğünün somutlaştığı bir devrim alanıdır” dedi.

    ‘HEDEFTE KADINLARIN ÖRGÜTLÜ İRADESİ VAR’

    Rojava denildiğinde dünyada akla gelenin kadın devrimi olduğunu ifade eden Demir, “Çünkü orada hedef alınan şey yalnızca bir askeri güç değil, kadınların örgütlü iradesidir” diye belirtti.

    Rojava’daki kadınların yalnızca savaşmadığını, toplumu dönüştürdüğünü dile getiren Demir, bu nedenle cihatçı çetelerin ilk hedefinin kadın bedeni olduğunu söyledi.

    Demir, “Kadınları katlettiler, kaçırdılar, örgütlü kadınların saçlarını keserek onları aşağılamaya çalıştılar ve bu vahşeti videolarla tüm dünyaya servis ettiler. Bu insanlık onuruna yapılmış aşağılık ve kabul edilmez bir saldırıdır” ifadelerini kullandı.

    “SESSİZLİK SUÇA ORTAKLIKTIR”

    Kadının saçını keserek onu yok ettiğini sanan zihniyetin aslında kadın özgürlüğünden korktuğunu belirten Demir, daha da vahim olanın ise bu suçlar işlenirken dünyanın büyük bölümünün sessiz kalması olduğunu ifade etti.

    Sessizliğin suça ortaklık anlamına geldiğini vurgulayan Demir, “Biz Almanya’daki Alevi kadınlar olarak bu sessizliği kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Demir, çağrısını şu sözlerle sürdürdü: “Rojava’daki kadın devrimini görmezden gelmeyin. Kadınlara yönelik savaş suçlarına sessiz kalmayın. Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez. Kadın susturulursa insanlık susturulur. Biz buradayız, Rojava’nın yanındayız. Kadın mücadelesinin yanındayız ve biz biliyoruz kadın direnir, yaşam kazanır.”

    PİRHA/ALMANYA

     

  • ‘Vahşet karşısında susmak tarafsızlık değildir!’

    ‘Vahşet karşısında susmak tarafsızlık değildir!’

    PİRHA- HTŞ’lilerin Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınların saçlarını kesip, cansız bedenine işkence yapmasına saçlarını örerek tepki gösteren kadınlardan biri olan oyuncu Belçim Bilgin’in, Bahar Feyzan adlı dijital yayıncı tarafından hedef gösterildi. Gazeteci Esra Çiftçi, Belçim Bilgin’in vahşete karşı kadınların kurduğu sembolik bir bağın yanında durduğunu vurgulayarak, “Burada soru çok basittir ve kaçamak cevap kabul etmez: Bir kadının başı kesildiğinde, bunu görmezden mi geleceğiz, yoksa buna itiraz eden kadını mı cezalandıracağız?” diye sordu.

    Ortadoğu’da tarihin her döneminde savaşlar süre geldi. Son 15 yılda ise özellikle kadınlar “savaş ganimeti” olarak, satıldı, tecavüze uğradı. DAİŞ Ezidilere dönük katliamda kadınları kaçırıp, köle pazarlarında satıldı. Hala ve tıpkı Dersim Katliamı’ndaki “Kayıp Kızlar” gibi akıbeti bilinmeyen yüzlerce Ezidi kadın bulunuyor.

    Bugün ise Halep’te bir savaşçı kadının cansız bedeni HTŞ’liler tarafından işkenceye görüp, binadan atılırken, Kuzey ve Doğu Suriye’de süren saldırılarda kadınlar tecavüze, işkenceye uğradı.

    Son olarak HTŞ’li bir çete tarafından bir tutam örülmüş saçı elinde tutan HTŞ üyesinin paylaşımı, kadınların tepkisine yol açtı.

    Sosyal medya üzerinden saçlarını örerek yaşanan vahşete tepki gösteren kadınların eylemi küresel çapta yayıldı. Sanatçısında siyasetçisine, sporcusundan gazetecisine milyonlarca kadın HTŞ’lilerin vahşetine tepki gösteren paylaşımlar yaptı.

    HTŞve DAİŞ’lilerin vahşeti küresl çapta tepkiye yol açarken, Türkiye’de kadınlara yönelik vahşet görünmez kılınmaya çalışılırken, tepki gösterenler hedef haline getiriliyor.

    İktidar medyası “Kürt karşıtlığı” üzerinden gösterdiği tavrı, kendine muhalifler tarafından da aynı reflekslerle karşılandı.

    Sanatçı Belçim Bilgin’in kadınlara yönelik vahşete gösterdiği “Saç Örme” protestosu, Bahar Feyzan adlı dijital yayıncı tarafından, “Bir ülkenin ekmeğini yiyip, sevgisiyle meşhur olup sonra o ülkeyi tek cümleyle zan altında bırakmak… Asıl kötülük bu… Nankörlüğün kendisi bizzat kötülüktür. Bundan sonra asla hiçbir filmini, dizisini ne izlerim ne giderim. Toplum da tavır alması bilir” sözleriyle ayrımcı dil uygulanıp, hedef gösterildi.

    Gazeteci Esra Çiftçi, bu tür hedef göstermelere dair değerlendirmede bulundu.

    “VAHŞET KARŞISINDA SUSMAK TARAFSIZLIK DEĞİLDİR”

    “Mazlumun yanında mı, vahşetin safında mı? diye soran Esra Çiftçi, şunları belirtti:

    “Bir kadının başı kesiliyor. Yetmiyor; başından koparılan saç örgüsü de kesiliyor. Bu, rastgele bir vahşet değil. Bu, mesajlı bir şiddet. Kadının bedenini susturarak toplumu hizaya sokma girişimi.

    Rojava’da İslamcı–Selefi çetelerin işlediği bu cinayet karşısında dünyadan kadınlar sessiz kalmadı. Bir slogan atılmadı, bir bayrak açılmadı. Kadınlar saçlarını ördü. Çünkü o kesilen örgü, sadece bir kadının değil, bir hafızanın hedef alındığını söylüyordu.

    Belçim Bilgin bu dayanışmaya destek verdi. Ne silah tuttu, ne slogan attı, ne ülke suçladı. Yalnızca vahşete karşı kadınların kurduğu sembolik bir bağın yanında durdu.

    Ve işte tam burada mesele açığa çıktı. Çünkü Belçim Bilgin’in hedef alınması, Rojava’daki vahşetin kendisinden bağımsız değil. Aksine onun devamıdır. Şiddet sahada başla keser, merkezde itibarı hedef alır. Biri bıçakla, diğeri kelimelerle çalışır.

    Bahar Feyzan’ın yaptığı tam olarak budur.

    Bir kadının başının kesilmesini değil, o vahşete itiraz eden bir kadını sorun olarak görmek. Mazlumla kurulan dayanışmayı değil, iktidarla kurulan sadakati ahlak saymak. “Bir ülkenin ekmeğini yiyip…” diye başlayan cümleler, bu topraklarda çok eskidir. Bu cümleler hep şunu söyler: Sus, görme, konuşma. Taraf olma. Ama vahşet karşısında susmak tarafsızlık değildir.

    Susmak, failin alanını genişletir.

    Belçim Bilgin’in kim olduğuna bakıldığında bu linç daha da anlam kazanır. Kürtlerin yüzyılı aşan inkâr ve imha tarihinden doğrudan etkilenmiş bir ailenin çocuğu. Şeyh Said’in torunu. Yani devlet aklının “makbul sessizlik” beklediği bir soyun mensubu.

    Tam da bu yüzden hedefte. Çünkü bu ülkede bazıları için kabul edilebilir Kürt; konuşmayan, itiraz etmeyen, hafızasını yanında taşımayan Kürt’tür. Sanatta olsun, ekranda olsun, ama acıya dokunmasın. Vahşete bakmasın. Kadınsa özellikle suskun olsun.”

    “YANLIŞ YERDE DURURSAN, SENİ SİLERİZ” TEHDİDİDİR”

    Bahar Feyzan’ın boykot çağrısı, bir izleyici tercihi olmadığını, aksine bir hiza verme girişimi olduğunu vurgulayan Esra Çiftçi,  “Yanlış yerde durursan, seni sileriz” tehdididir. Erkek egemen, milliyetçi ve devlet merkezli bir ahlakın medya diliyle kurulmuş hâlidir” dedi.

    “BELÇİM BİLGİN VAHŞETİN YANINDA DURMADI”

    Esra Çiftçi, devamında şunları dile getirdi:

    “Burada soru çok basittir ve kaçamak cevap kabul etmez: Bir kadının başı kesildiğinde, bunu görmezden mi geleceğiz, yoksa buna itiraz eden kadını mı cezalandıracağız?

    Belçim Bilgin vahşetin yanında durmadı. Mazlumun yanında durdu. Onu linç edenler ise bugün farkında olarak ya da olmayarak, bıçağın değilse bile bıçağı meşrulaştıran düzenin yanında saf tutuyor. Tarih bu ayrımı hep kaydeder. Kim sustu, kim konuştu. Kim bağ kurdu, kim kopardı.

    Bugün mesele Belçim Bilgin meselesi değildir. Bugün mesele şudur: Kadınlar öldürülürken susmayı mı seçeceğiz, yoksa susmamayı seçen kadınların yanında mı duracağız? Bu bir sanat tartışması değil. Bu bir “ülke sevgisi” tartışması değil. Bu, insanlığın hâlâ hayatta olup olmadığına dair bir sınavdır.”

    Diren KESER/PİRHA

  • Ali Bozan: Rojava savaşa da barışa da hazır!- VİDEO

    Ali Bozan: Rojava savaşa da barışa da hazır!- VİDEO

    PİRHA- 21 Ocak’ta Rojava’ya giden heyette yer alan DEM Parti Milletvekili Ali Bozan, Rojava halkının önceliğinin diyalog ve çözüm olduğunu belirterek, saldırıların sürmesi halinde öz savunmanın kaçınılmaz olduğunu söyledi. Bozan, “Rojava’da barışa da savaşa da hazır bir gerçeklik var” dedi.

    Suriye’de Alevi soykırımlarıyla gündemden düşmeyen Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), şimdi ise Kürtlere yönelik saldırılarıyla dünya kamuoyunun tepkisini çekiyor. Rojava’da 6 Ocak’tan bu yana devam eden çatışmalar, bölgeyi yeniden ağır bir saldırı dalgasıyla karşı karşıya bıraktı. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında yapılan ateşkese rağmen Kobani’ye yönelik saldırılar devam ediyor. Rojava’da seferberlik ilan edilirken Kürdistan’ın farklı kentlerinde, Türkiye’de ve Avrupa’da dayanışma eylemleri günlerdir sürüyor.

    Bu süreçte bölgedeki durumu yerinde görmek ve Rojava halkıyla dayanışmayı büyütmek amacıyla, 21 Ocak’ta Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel başkanlarının da yer aldığı bir heyet Rojava’ya gitti. Heyette bulunan DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, ziyaret boyunca edindikleri gözlem ve değerlendirmeleri PİRHA’ya aktardı.

    “ROJAVA’NIN ÖNCELİĞİ DİYALOG VE ÇÖZÜM”

    Rojava’daki direnişin özellikle Türkiye tarafından terörize edilmeye çalışıldığını vurgulayan Ali Bozan, bu algıya karşı hem dayanışmayı büyütmek hem de yaşananları yerinde görmek amacıyla ziyareti gerçekleştirdiklerini söyledi. Rojava halkının öncelikli olarak müzakere ve barışçıl çözüm istediğinin altını çizen Bozan, diyalog çabalarının saldırı ve katliamlarla karşılık bulması halinde halkın öz savunma geliştireceğini ifade etti. Bozan, Rojava ziyaretindeki izlenimlerini şöyle aktardı:

    “Kobani’nin dört bir yanı çembere alınmış durumda. Kobani’de elektrik, su, internet yok. Kobani’nin dünyayla bağları kesilmiş durumda. Artık Kobani’de gıda sıkıntısı da yaşanmaya başlandı. Ama şunu söylüyorlar; biz çözüm, müzakere ve diyalog istiyoruz. Ancak bütün çözüm, müzakere ve diyalog çabalarımız sürekli saldırı ve katliamla karşılık bulursa buna karşı da kendimizi savunmaya hazırız. Yani Rojava’da ‘biz barışa da savaşa da hazırız’ diyen bir gerçeklik var.”

    “HTŞ, ALEVİ KATLİAMLARINA YÖNELİK SESSİZLİKTEN GÜÇ ALDI”

    IŞİD’in Orta Doğu ve dünya için en büyük tehditlerden biri olduğunu hatırlatan Ali Bozan, geçmişte bu yapının Kürtler tarafından yenilgiye uğratıldığını belirterek, bugün aynı zihniyetin farklı isimler altında yeniden canlandırılmaya çalışıldığını söyledi. Bozan,

    “Bugün ise birileri el birliğiyle bu anlayışı yeniden hortlatmaya çalışıyor. Bundan sonra Orta Doğu’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde IŞİD’in yaptığı her saldırının sorumluları bugün HTŞ yönetiminin Dürzilere, Alevilere ve Kürtlere yönelik saldırılarını destekleyenler ve bu saldırılara sessiz kalanlardır” diye konuştu.

    HTŞ’nin önce Alevileri ve Dürzileri hedef aldığını, bu saldırılara karşı yeterli bir tepki verilmemesi nedeniyle bugün Kürtlerin hedef haline getirildiğini vurgulayan Bozan, “HTŞ ve SMO, IŞİD zihniyetiyle hareket eden yapılardır. Dürzilere ve Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirildiğinde karşılarında bu katliamlara güçlü bir şekilde itiraz eden, ses çıkaran bir güç görmediler. Buradan aldıkları güçle bugün Suriye’de yaşayan farklı kimliklere, dillere sahip olan, aynı zamanda en örgütlü güç olan Kürtlere saldırmayı tercih ettiler. Bugün en güçlü biçimde bu saldırılar karşısında durmak gerekiyor. Çünkü şu anda Rojava’da yaşayan Kürtler bir varlık-yokluk savaşı veriyorlar. Bu mücadele aynı zamanda insanlık onurunu kurtarmaya yönelik bir mücadeledir. Suriye’de IŞİD zihniyeti hakim olursa sadece Kürtler değil; Dürziler, Aleviler ve tüm insanlık kaybedecek” dedi.

    TÜRKİYE’YE ÇAĞRI: ARTIK KARARINIZI VERİN

    Geçmişte IŞİD’in Türkiye’de çok sayıda saldırı gerçekleştirdiğini ve yurttaşları katlettiğini hatırlatan Ali Bozan, bu nedenle IŞİD zihniyetine karşı en net tavrı alması gereken ülkelerden birinin Türkiye olduğunu vurguladı. Bozan, Türkiye hükümetine çağrıda bulunarak, “Türkiye, Suriye ile en uzun sınırı olan ülke. IŞİD, en güçlü olduğu dönemlerde Türkiye’de birçok saldırı gerçekleştirdi, bu ülkenin yurttaşlarını katletti. Geçtiğimiz günlerde Yalova’da üç polis memuru yaşamını yitirdi, bunu yapan IŞİD’di. Bu nedenle IŞİD zihniyetine en fazla karşı çıkması gereken ülkelerden biri Türkiye’dir. Suriye’de Kürt’ü döverek, Türkiye’deki Kürt’le barışamazsınız. Türkiye artık şu tercihi yapmak zorundadır; güney sınırında IŞİD zihniyetiyle mi komşu olacak, yoksa Kürtlerle mi?” ifadelerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, BM önünden seslendi: Saldırıları durdurun!

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, BM önünden seslendi: Saldırıları durdurun!

    PİRHA- Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarda Birleşmiş Milletler’in sessiz kaldığına dikkat çeken Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Kürt halkına ve Suriye’deki tüm diğer halklara yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır” çağrısında bulundu.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara karşı Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye Ofisi önünde eylem yaptı.

    İnisiyatif adına açıklama yapan Zülal Artan, Alevilere, Dürzilere yönelik katliamların ardından Kürtlerin de uluslararası güçlerin rızası ve Türkiye’nin açık desteğiyle hedef alınmasının, katliamlara uğratılmasının ve Suriye’de IŞİD’ciliğin meşrulaştırılmasının nelere mal olacağını defalarca anlatmaya çalıştıklarını belirterek, “Colani, yönetimi devraldığı günden bugüne durum daha da sert ve kritik bir hal aldı” dedi.

    Kobani’de kuşatma nedeniyle kentin gıdasız, susuz, ilaçsız, yakıtsız, elektriksiz, internetsiz bırakıldığını ve buna eklenen şiddetli soğuklar sonucunda 5 çocuğun donarak yaşamını yitirdiğine dikkat çeken Zülal Artan HTŞ, BM’nin bu süreçteki sessizliğinin yaşanan suçların önünü açtığını vurguladı.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, taleplerini şöyle sıraladı:

    “*Kürt halkına ve Suriye’deki tüm diğer halklara yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır. Kobanê üzerindeki kuşatma kaldırılmalı; insani yardım koridoru hemen açılmalıdır. Suya, elektriğe, sağlık hizmetlerine ve yaşamsal ihtiyaçlara kesintisiz erişim acilen sağlanmalıdır.

    *Uluslararası Ceza Mahkemesi derhal devreye girmeli ve savaş suçları durdurulmalıdır. IŞİD ve HTŞ başta olmak üzere bu suçları işleyen tüm yapılar yargılanmalı ve hesap vermelidir

    *Uluslararası izleme mekanizmaları derhal devreye girmeli. Bölgede yaşanan zorla yerinden etme, infaz, işkenceler, toplu katliamlar, sivil altyapıya saldırılar, kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel suçlar başta olmak üzere ağır insan hakkı ihlallerinin tespiti, belgelenmesi ve önlenmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.

    *Suriye’de Kürtlerin ve diğer halkların kendi kaderlerini tayin etme ve kendi kendini yönetme hakkı tanınmalı, bu hakkı ortadan kaldırmaya yönelik dış müdahalelere ve askeri saldırılara derhal son verilmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kuzey ve Doğu Suriye’de ateşkese rağmen saldırılar sürüyor!

    Kuzey ve Doğu Suriye’de ateşkese rağmen saldırılar sürüyor!

    PİRHA- HTŞ’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları sağlanan ateşkese rağmen sürüyor. Devam eden saldırılarda bir çocuk katledilirken, 3 çocuk da yaralandı. Saldırılara dönük protestolar ise dünyanın bir çok kentinde devam ediyor.

    Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik HTŞ’ye bağlı grupların saldırıları sürüyor. Özellikle Kobani’ye bağlı köylerde devam eden çatışmlarda ölü ve yaralılar var.

    Suriye Demokratik Güçleri (QSD, HTŞ’nin saldırılarına ilişkin yazılı açıklama yaparak, HTŞ’ye bağlı gruplarının ateşkesi ihlal ettiğini ve Kobanê’ye yönelik saldırılarına devam ettiğini duyurdu.

    Federe Kürdistan Bölgesi’nde Rojava direnişine destek eylemleri devam ederken, Federe Kürdistan Bölgesi Maliye Bakanı Awat Şêx Cenab, Rojava’ya 500 milyon dinar (yaklaşık 400 bin dolar) destek verilmesi yönündeki kararı imzaladı. Alınan karara göre, Rojava için mali yardım toplamak üzere tüm kurumlara bilgi gönderildi.

    DÜNYAYA YANSIMASI

    Avrupa’dan Afrika’ya, Güney Amerika’dan Asya’ya gençler, kadınlar ve halk inisiyatifleri, pankart, toplantı, sprey boya eylemi ve dayanışma çağrılarıyla Rojava Devrimi’ni sahiplendi.

    Rojava’ya yönelik saldırılara tepki gösteren Avrupa Birliği Parlamentosu üyeleri, ABD, Avrupa Birliği kurumları ile ilgili devletlerin tutumunu eleştirerek yaşananları “utanç verici” olarak değerlendirdi.

    Avusturya Viyana Eyalet Meclis Üyesi Heidemarie Sequenz, Avrupa’nın saldırılar karşısındaki sessizliğinden ve Şara’ya verilen finansal destekten utanç duyduğunu belirterek, Colani ile iş birliğinin Suriyeli mültecilerin geri dönüşünü kolaylaştıracağı varsayımının gereksiz olduğunu söyledi.

    Rojava’ya yönelik saldırılara tepki gösteren İsveç Eğitim ve Entegrasyon Bakanı Simona Mohammson, “Sizi görüyor ve duyuyoruz. Şiddete, nefrete ve kadın düşmanlığına dayanan hiçbir baskıyı kabul etmiyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cuma Erçe: Rojava’yı önemsiyor, onurlu direnişi selamlıyoruz!-VİDEO

    Cuma Erçe: Rojava’yı önemsiyor, onurlu direnişi selamlıyoruz!-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi toplumunun, eşit yurttaşlığa dayalı bir Suriye Cumhuriyetini savunduklarını belirterek “Türkiye halkları açısından büyük bir tehdit kapıda” uyarısını yaptı. Erçe, Kürtlere dönük saldırılara karşı “Rojava’da sürdürülen onurlu direnişi selamlıyoruz” dedi.

    Suriye’de Alevi soykırımlarıyla gündemden düşmeyen HTŞ, şimdi ise Kürtlere yönelik saldırılarıyla dünya kamuoyunun tepkisini çekiyor. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında yapılan ateşkese rağmen Kobani’ye yönelik saldırılar devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de cihadist örgütler tarafından Suriye’de 13 yıldır “büyük bir vahşet” yaşandığını söyledi. Emperyal güçlerin, gerici örgütlerle ittifak yapıp “Suriye’yi kan gölüne çevirdiklerini” belirten Erçe, asıl amaçlananın demokratikleştirme olmadığını da vurguladı.

    “BÜTÜN HALKLAR TEHDİT ALTINDA”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar öncesinde Ezidi ve Süryanilere yapılan katliamları da hatırlatarak şunları söyledi:

    “Kürtlere yönelen katliamlar, bu kesimlerin kendi savunma güçlerini oluşturmasıyla beraber aslında IŞİD’le çok ciddi mücadeleler yürüten Rojava bölgesi büyük bir demokratik devrimi de gerçekleştirmişti. Bu devrimin adı esas itibariyle kadın devrimiydi. Şimdi gelinen aşamada Suriye’de bütün halklar tehdit altında. Başını ABD’nin çektiği ve yerli işbirlikçileriyle destekledikleri HTŞ’yi işbaşına getirdiler. HTŞ Selefi bir cihadist katliamcı örgüttür! Düne kadar kendi terör listelerinde yer alan HTŞ ve ‘terörist başı’ olarak ifade edilen lideri Şara, bugün Suriye’nin cumhurbaşkanı ilan edilmiş durumda. Dün ona terörist diyenler bugün kırmızı halılarla onu karşılıyorlar. Orada cani katil sürüsü IŞİD’e karşı savaşan Kürtler de bugün düşman olarak ifade ediliyor!”

    BÜYÜK BİR TEHDİT KAPIDA”

    Cuma Erçe, “Ne yazık ki halklar açısından Suriye’de işler iyi değil” diyerek HTŞ’nin artık ABD ve İsrail’i temsil ettiğinin altını çizdi. “HTŞ, IŞİD demektir” vurgusunu yapan Erçe, söz konusu tehlikelere karşı şu yorumda bulundu:

    “HTŞ’nin galip geleceği Suriye, bizim açımızdan bir katil ordusu örgütün iktidar yapıldığı toprağa dönüşecek. Bu haliyle Kobane’de ve Rojava’da sürdürülen direnişi elbette ki önemsiyoruz. HTŞ’nin yanında yer alanlar, bizim için şaşırtıcı değil. Dün de savunmasız Alevilere yönelik soykırımlarda da aynı emperyal güçler HTŞ’nin yanındaydı. Dolayısıyla Aleviler, Dürziler katledilirken, onurları, inançları rencide edilirken, büyük soykırımlar yaşanırken de yine aynı emperyalist güçler ve bölgedeki işbirlikçileri ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, HTŞ’nin yanında yer aldı. Şimdi de bu katliamcıların iktidar olacağı bir Suriye’yi yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye halkları açısından da büyük bir tehdit kapıda. Bu gelişmeler, Suriye’nin değil İsrail’in, IŞİD’in kazanımı anlamına geliyor.

    IŞİD deyince Türkiye’de hepimiz iyi biliriz. Onlar, 10 Ekim’de Ankara Gar Meydanı’nı kana bulayanlar, Suruç’ta gençlerimizin hayallerine saldıranlar, 1 Ocak yılbaşı gecesi İstanbul’daki eğlence merkezini kana bulayanlardır. ‘IŞİD’ deyince biliriz ki esasında kelle kesen, kendileri gibi düşünmeyen herkesi düşman olarak gören ve katletmekten korkmayan besleme bir çete, örgüt. HTŞ de bir katiller ordusudur. Öldürmekten çekinmeyen, kadın düşmanıdır. Kadınları öldürüp, binalardan aşağı atma vicdansızlığı gösterebilen, katlettikleri kadınların saçlarını kesen bir anlayışın ürünleridir. Hal böyleyken biz Aleviler demokratik, laik ve eşit yurttaşlığa dayalı bir Suriye Cumhuriyetini savunmaya devam edeceğiz.”

    TÜRKİYE’Yİ TEHDİT EDECEK BİR BÖLGE İSTEMİYORUZ”

    Cuma Erçe, HTŞ liderliğindeki Suriye yönetiminin, Alevilerle birlikte diğer toplumlar için de tehdit oluşturduğunun altını çizdi.

    “Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Ezidilerin, Türkmenlerin ve birçok halktan insanın oluşturacağı ortak bir yaşam alanı ve demokratik bir Suriye’den yana olduğumuzu söylemeye devam edeceğiz. Kürtler, Aleviler, Dürziler, Türkmenler kaybederse esasında dünya kaybedecek. O nedenle tekrar söylüyoruz, HTŞ gericiliğine, saldırgan tutumuna, bu katiller ordusuna ‘hayır’ demeye devam etmek zorundayız. Diktatöryal bir yapının hakim olduğu Suriye istemiyoruz. Türkiye’yi tehdit edecek bir bölge istemiyoruz. Bu anlamıyla Suriye halklarının Rojava’da sürdürülen onurlu direnişini selamlıyoruz. Halkların ortak iradesiyle oluşturulan demokratik ve laik bir Suriye’den yana olduğumuzun bir kez daha altını çiziyoruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Kobanî kuşatmasına ve Türkiye’deki polis müdahalesine Alevi kurumlarından kınama!

    Kobanî kuşatmasına ve Türkiye’deki polis müdahalesine Alevi kurumlarından kınama!

    PİRHA- İstanbul Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Avustralya Alevi Federasyonu Türkiye’de ve Suriye’de yaşanan katliamlar, kuşatma ve polis şiddetine ilişkin ayrı ayrı açıklamalar yaparak tepkilerini duyurdu.

    “YENİ ORTADOĞU PROJESİ SAVAŞI DERİNLEŞİYOR”

    DAD, Suriye’de HTŞ ve IŞİD bağlantılı çetelerin başta Ezidi, Dürzi, Alevi ve Kürt halkları olmak üzere bölge halklarına karşı işlediği suçlara dikkat çekti. Açıklamada, “Katliam, yağma, zorla yerinden etme, taciz ve tecavüz suçlarına her gün yenileri eklenmektedir” ifadeleri kullanıldı.

    Direnişin sembolü olan Kobanî’nin günlerdir kuşatma altında olduğu belirtilerek, kentte elektrik ve suyun kesildiği, gıda stoklarının hızla tükendiği ve soğuktan donarak yaşamını yitiren çocukların haberlerinin geldiği aktarıldı. Rojava genelinde halkların temel ihtiyaçlara erişiminin engellendiği vurgulandı.

    İSTANBUL’DA DEMOKRATİK PROTESTOLARA MÜDAHALE

    DAD açıklamasında, DEM Parti’nin çağrısıyla İstanbul Aksaray’da bir araya gelen yurttaşların demokratik basın açıklaması ve yürüyüş hakkının engellendiği, kolluk kuvvetlerinin müdahalesi sonucu yurttaşların darp edildiği, biber gazına maruz kaldığı ve çok sayıda gözaltının yaşandığı bildirildi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın darp edilerek hastaneye kaldırıldığı hatırlatıldı. Açıklamada, halka ve milletvekiline uygulanan polis şiddetinin demokratik hak ve özgürlüklerin ağır ihlali olduğu belirtildi.

    DAD, olaylara ilişkin derhal yasal soruşturma başlatılması, Celal Fırat’a ve halka saldıran polisler ile talimat verenlerin görevden alınması ve yargılanması gerektiğini ifade etti.

    TÜRKİYE’DEKİ MÜDAHALEYİ KINADILAR

    Avustralya Alevi Federasyonu da Türkiye’de düzenlenen basın açıklamasına güvenlik güçleri tarafından müdahale edildiğini belirtti. Müdahale sırasında DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın baygınlık geçirdiği hatırlatıldı. Federasyon, milletvekillerine ve halka yönelik şiddetin, kin ve saygısızlığın kabul edilemez olduğunu vurguladı.

    Federasyon açıklamasında, Suriye’de halkların eşitlik, barış ve birlikte yaşam taleplerine yönelik saldırılara dikkat çekilerek, HTŞ ve IŞİD bağlantılı çetelerin Ezidi, Dürzi, Alevi ve Kürt halklarına karşı işlediği katliam, yerinden etme ve diğer suçlar hatırlatıldı.

    HABER MERKEZİ

    İLGİLİ HABERLER

    Celal Fırat polis tarafından darp edildi, hastaneye kaldırıldı!-VİDEO

  • FEDA ve DAKB: Rojava halkıyla dayanışmak suç değildir!

    FEDA ve DAKB: Rojava halkıyla dayanışmak suç değildir!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), HTŞ tehdidi, Kobanî ve Rojava’daki kuşatma ile Türkiye’de protestolara dönük polis şiddetine dair yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada HTŞ’nin İŞİD’in uzantısı bir cihatçı örgüt olduğu belirtilerek, “HTŞ başta Aleviler olmak üzere tüm halklar, inançlar ve kadınlar için büyük bir tehdittir. Bu tehdit tesadüfi değildir; fiilen büyütülmekte, görmezden gelinmekte ve derinleştirilmektedir” denildi.

    FEDA ve DAKB yaptıkları açıklamada Türk devletinin HTŞ’yi destekleyerek Kobanî’yi ağır bir kuşatma altına aldığını ve bölgede elektrik, su ve internetin kesilmesinin sivillerin yaşamını doğrudan tehdit ettiği, çocukların soğukta donarak hayatını kaybettiği ve bunun “açık bir insanlık suçu” olduğu vurgulandı.

    KOBANİ VE ROJAVA’YA YÖNELİK KUŞATMA

    Açıklamada, Türk devletinin HTŞ eliyle Kobanî ve Rojava sınırına ağır silahlar yığdığı öne sürüldü. Bu durum, halkın iradesini kırmaya ve eşit, özgür yaşam umudunu yok etmeye yönelik bir hazırlık olarak nitelendirildi.

    FEDA ve DAKB, açıklamada, “Amaç Rojava halkına korku salmak, iradesini kırmak ve halkların eşit ve özgür yaşam umudunu yok etmektir” ifadelerini kullandı.

    DEMOKRATİK PROTESTOLARA POLİS MÜDAHALESİ

    Açıklamada, Alevi halkı da dahil olmak üzere yüzlerce kişinin demokratik protestoları sırasında polis tarafından gözaltına alındığı ve işkenceye maruz bırakıldığı bildirildi. Yaşananların güvenliği sağlamak değil, hak talep edenleri susturmak ve toplumu korku yoluyla sindirmek amacı taşıdığı vurgulandı.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın da polis müdahalesi sırasında darp edilerek hastaneye kaldırıldığı hatırlatıldı. Açıklamada, “Bir milletvekilinin dahi işkence gördüğü bir ülkede, Alevi halkının güvende olmasından söz edilemez” denildi.

    FEDA ve DAKB, Alevilerin tarih boyunca katliamlar, sürgünler ve inkâr politikalarının hedefi olduğunu hatırlattı. Bugünkü HTŞ tehdidinin ve buna karşı çıkanların kriminalize edilmesinin, tarihsel tehditlerin “yeni ve son derece tehlikeli bir biçimi” olduğu belirtildi.

    Açıklamada yetkililere şu çağrılar yapıldı:

    • HTŞ ile kurulan tüm ilişkiler açıklansın,

    • Kobanî ve Rojava halkına yönelik kuşatma derhal sonlandırılsın,

    • Gözaltılar sırasında yaşanan işkenceye ilişkin bağımsız ve etkin soruşturma yürütülsün.

    “HTŞ’ye karşı yaşamı savunmak suç değildir. Rojava halkıyla dayanışmak suç değildir. Demokratik talepte bulunmak suç değildir. Güvende yaşamak istemek suç değildir” ifadeleriyle açıklama sonlandırıldı.

    FEDA ve DAKB, Celal Fırat’ın, gözaltına alınanların ve işkenceye maruz kalan herkesin yanında olduklarını belirterek, Alevi halkının, Rojava halkının ve tüm halkların yaşam hakkını savunmaya devam edeceklerini vurguladı.

    HABER MERKEZİ

    İLGİLİ HABERLER

    Celal Fırat polis tarafından darp edildi, hastaneye kaldırıldı!-VİDEO

  • İstanbul’da Rojava eylemine polis müdahalesi; çok sayıda gözaltı var!-VİDEO

    İstanbul’da Rojava eylemine polis müdahalesi; çok sayıda gözaltı var!-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da bir araya gelen binlerce yurttaş Kuzey ve Doğu Suriye’de HTŞ’nin süren saldırılarına tepki gösterdi. Polisin plastik mermi, biber gazıyla müdahale ettiği eylemde çok sayıda yurttaş darp edilip, ters kelepçe takılarak gözaltına alındı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Kurumlar Platformu ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) çağrısıyla bir araya gelen binlece yurttaş Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik HTŞ çetelerinin başlattığı saldırılara karşı Aksaray Meydanı’ndan Saraçhane’ye yürüyüş yapmak istedi.

    Yürüyüşe izin vermeyen polis kitleyi dağıtmak için biber gazı ve plastik mermi kullanırken, kitle müdahaleye tepki gösterdi. Müdahale ara sokaklarda devam ederken, Mezopotamya Ajansı muhabiri Uğurcan Boztaş’ın da olduğu bir çok yurttaş darp edilip, ters kelepçe takılarak gözaltına alındı.

    “HALKA ZULÜM YAPILIYOR”

    DEM Parti Milletvekilleri Cengiz Çiçek, Özgül Saki, Celal Fırat, Çiçek Otlu ve Kezban Konukçu, polisin müdahalesine tepki göstererek, “Barikatı çetelere koyun. Halka zulüm yapılıyor. Bunu kabul etmiyoruz” dediler.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Arap Alevi kurumları: Sessizlik suça ortaklıktır!

    Arap Alevi kurumları: Sessizlik suça ortaklıktır!

    PİRHA- Arap Alevi kurumları, Suriye’de HTŞ ve Selefi çetelerin saldırılarına tepki göstererek, “Bugün HTŞ ve benzeri cihatçı yapılara alan açanlar; Alevilere, Ezidilere, Dürzilere ve Kürt halkına yaşam hakkı tanımamaktadır. Katliamcıları aklayan ve yeniden sahaya süren bu anlayış, halkların varlığını hedef almaktadır. Uluslararası hukukun ve insan haklarının ayaklar altına alınması kabul edilemez” dedi.

    Suriye’de HTŞ ve Selefi çetelerin Alevilere, Kürtlere ve Dürzilere yönelik saldırıları sürüyor. Saldırılara dünyanın bir çok merkezinde yapılan yürüyüşlerle tepki gösterilirken, Arap Alevi kurumları da ortak bir açıklama yaptı.

    16 kurum tarafından yapılan ortak açıklamada, Suriye’de yıllardır sürdürülen savaş politikaları, bugün halklara ve inançlara karşı yürütülen planlı bir yok etme ve tasfiye sürecine dönüştüğü vurgulandı.

    “BİLİNÇLİ BİR İMHA POLİTİKASIDIR”

    Başta Aleviler olmak üzere Dürziler, Ezidiler ve Kürt halkı; sistematik katliamlar, zorla yerinden etmeler, kaçırmalar, işkence ve inanç temelli saldırılarla hedef alındığına dikkat çekilen açıklamada, “Yaşananlar, Suriye’nin demografik yapısını zorla değiştirmeyi amaçlayan bilinçli bir imha politikasıdır” denildi.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR”

    Emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda desteklenen; HTŞ, IŞİD, Colani ve benzeri cihatçı yapıların, halkların iradesini yok sayan, mezhepçi ve gerici bir düzeni dayattığının altı çizilerek, şunlar ifade edildi:

    “Bu yapılara açılan her alan, halklara karşı işlenen suçların doğrudan parçasıdır. Bu anlayışın egemen olduğu bir coğrafyaya barış ve huzur gelmez. Uluslararası güçlerin bilgisi ve gözü önünde Şeddat Hapishanesi’nden binlerce IŞİD militanının serbest bırakılması, yürütülen bu kirli savaşın yeni bir aşamasıdır. Bu bir ihmal değil; bilinçli ve politik bir tercihtir.

    Direnen Kürt kadınlarına yönelik saç kesme, teşhir etme ve beden üzerinden yürütülen aşağılayıcı uygulamalar; kadın kimliğini ve Kürt halkını hedef almıştır. Bu insanlık dışı eylemler; işkence, onur kırıcı muamele ve cinsel şiddet kapsamındadır ve açıkça insanlığa karşı suçtur. Bugün HTŞ ve benzeri cihatçı yapılara alan açanlar; Alevilere, Ezidilere, Dürzilere ve Kürt halkına yaşam hakkı tanımamaktadır. Katliamcıları aklayan ve yeniden sahaya süren bu anlayış, halkların varlığını hedef almaktadır. Uluslararası hukukun ve insan haklarının ayaklar altına alınması kabul edilemez.

    Biz aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak; katliamları, zorla yerinden etmeleri, demografik mühendisliği ve HTŞ dâhil cihatçı-faşist yapılara verilen tüm destekleri en güçlü biçimde kınıyoruz. Halkların iradesi dışında kurulan hiçbir yapıyı meşru görmüyoruz.

    SURİYE’DE AKAN KAN DERHAL DURDURULMALIDIR

    HTŞ, IŞİD ve benzeri yapılar dağıtılmalı, sahadan çekilmelidir. Yerinden edilen halkların, ve son süreçte Kürtlerin güvenli ve onurlu dönüşü sağlanmalıdır. İnsanlık suçları cezasız bırakılmamalıdır. Sessizlik suça ortaklıktır.”

    İMZACI KURUMLAR:

    –             AVRUPA ARAP ALEVİLERİ FEDERASYONU

    ⁃             AVRUPA ARAP ALEVİ FEDERASYONU

    ⁃             ASDA (Akdeniz Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Eğitim Ve kültür Vakfı)

    ⁃             EHDAV (Ehl- ibeyt Kültür Dayanışma Vakfı

    ⁃             AHAD DER (Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği)

    ⁃             SAMANDAĞ ALEVİ DEĞERLERİ DERNEĞİ

    ⁃             HATAY ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ VE CEMEVİ DERNEĞİ

    ⁃             KİLİKYA NEHİR DERNEĞİ MERKEZ ŞUBE

    ⁃             AKAD İskenderun (Alevi Kültürünü Araştırma Derneği)

    ⁃             ASKD (Akdeniz Sosyal  Ve Kültür  Derneği) Mannheim

    ⁃             Mannheim  Konferenz Syrien

    ⁃             MIDIK DER (Mıdık Derneği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği)

    ⁃             ANTAKYA AHAD DER (Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği)

    ⁃             KİLİKYA NEHİR DERNEĞİ ADANA ŞUBE

    ⁃             ÇUKUROVA ALEVİLERİ DERNEĞİ

    ⁃             ANTAKYA İMAM ALİ İNANÇ VE KÜLTÜR DERNEĞİ

    ⁃             SAMANDAĞ KALKINDIRMA DERNEĞİ

    ⁃             HADIR DER(Hadırlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği)

    ⁃             EHLEN DERGİSİ

    (HABER MERKEZİ)

  • GÜNCELLENDİ-Kobani’de 5 çoçuk donarak öldü: Acil insani koridor açılsın!

    GÜNCELLENDİ-Kobani’de 5 çoçuk donarak öldü: Acil insani koridor açılsın!

    PİRHA-HTŞ ‘nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları ateşkese rağmen devam ediyor. Kobani’de 5 çocuk donarak yaşamını yitirirken, Kobani için acil insani koridor açılması, temel gıda ve tıbbi yardım ulaştırılması çağrısı yükseliyor.

    Kobanê’ye yönelik kuşatmada insanlık krizi yaşanırken, Heyva Sor a Kurd Eşbaşkanı Hediye Abdullah kuşatma ve şiddetli soğuklar nedeniyle şehirde dört çocuğun yaşamını yitirdiğini duyurdu. Yerel ve uluslararası kuruluşlar, Kobani için acil insani koridor açılması, temel gıda ve tıbbi yardım ulaştırılması çağrısında bulunuyor. Aksi halde özellikle çocuklar ve hamileler gibi savunmasız grupların yaşamı giderek daha ciddi bir risk altında kalacak.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ve yerel sağlık görevlilerinin aktardığı bilgilere göre, Kobani’de kuşatmanın yoğunlaştığı son günlerde kentteki sağlık sektörü çökmüş durumda ve temel hizmetler verilemez hale geldiğini belirtti. Kobani’deki Umut (Al-Amal) Hastanesi’nde görevli bir doktor, yetersiz beslenmeye bağlı sıvı kaybı, yetersiz gıda temini ve dondurucu soğuk hava koşulları nedeniyle dört çocuğun hayatını kaybettiğini aktardı. Aynı kaynak, elektrik kesintileri ve oksijen yetersizliği nedeniyle yeni doğan bebeklerin de doğum sırasında yaşamını yitirdiğini belirtti.

    Demokratik Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı Îlham Ehmed X hesabından açıklama yaptı. İlham Ehmed, ateşkesin ve askeri faaliyetlerin durdurulmasının 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasının temel taşı olduğunu belirterek, “Çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu savaşın sona erdirilmesi için çabalarımız var. Ulusal ve uluslararası düzeyde takdiri hak eden girişimler söz konusu” dedi.

    Türkiye, Federe Kürdistan Bölgesi ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın bir çok merkezinde, HTŞ ve DAİŞ’in Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı halk sokağa çıkarken, dayanışma ve yardım kampanyaları başlattı.

    Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Direktör Yardımcısı Kristine Beckerle DAİŞ’lilerin suçlarının cezasız kalmaması gerektiğini ve kanıtların acilen korunması gerektiği çağrısında bulundu.

    HTŞ ve DAİŞ’in Rojava’ya yönelik saldırılarına ilişkin İsviçre Dışişleri Bakanlığı (MFA) tarafından yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada, bölgedeki insani durumdan ciddi endişe duyulduğu ifade edilerek, taraflara uluslararası insancıl hukuka saygı gösterme ve ateşkese saygı duyulması ve korunması çağrısında bulundu.

    Rojava’ya dönük saldırılara dair tepkisini dile getiren Fransa Pas-de-Calais milletvekili ve Ulusal Meclis’teki Ulusal Birlik (RN) Grubu Başkanı Marine Le Pen, X platformundan yaptığı paylaşımla HTŞ’nin Rojava’ya dönük saldırılarını kınadı. Marine Le Pen, “Kürtler ölüyor, IŞİD teröristlerine karşı cesurca mücadele eden Kürtler korkakça terk ediliyor ve uluslararası toplum göz yumuyor. Bir kez daha trajik bir şekilde başarısız olan, IŞİD ve El-Kaide üyesi olan, kendini Suriye’nin cumhurbaşkanı ilan eden bir cihatçıya aceleyle kırmızı halı seren Emmanuel Macron hakkında ne söylenebilir? Cumhurbaşkanı, İslamcılığa saygınlık görünümü vererek, Suriye’deki azınlıkların zulmünden ağır bir sorumluluk taşıyor” ifadelerine yer verdi.

    HTŞ, DAİŞ’in saldırıları dünya basınında. Bir çok gazete ateşkese rağmen devam eden saldırıları ve HTŞ’lilerin DAİŞ’lileri serbest bırakmasını manşetlerinde işlemeye devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aydın ve sanatçılardan Rojava tepkileri gelmeye devam ediyor: Yarın çok geç olabilir!

    Aydın ve sanatçılardan Rojava tepkileri gelmeye devam ediyor: Yarın çok geç olabilir!

    PİRHA – Rojava’ya yönelik saldırılara aydın ve sanatçılardan tepki geldi. Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) bağlı silahlı grupların saldırılarının yalnızca Kürtleri değil, Suriye’deki tüm halkları ve özellikle Alevileri hedef aldığına dikkat çeken isimler, Kürt ve Alevilerin hak mücadelesinde ortak duruşun hayati önemde olduğunu vurguladı.

    HTŞ’ye bağlı çetelerin Rojava’ya yönelik saldırıları sürerken, dünya kamuoyunda tepkiler artıyor. Saldırılara ilişkin görüşlerini paylaşan Maraş Katliamı mağdurlarından Ressam Cafer Tabak, emperyalist güçlerin Suriye politikalarını sert sözlerle eleştirdi.

    Tabak, “Kendisini dünyanın sahibi olarak gören ey insan oğlu kendine gel. Bu dünya sadece senin değildir” diyerek, yaşananların 21. yüzyılda kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “HALKLARIN DİLİNE VE KÜLTÜRÜNE DESTEK VERİLMELİ”

    Suriye halklarına yönelik saldırıları kınayan Tabak, şu ifadeleri kullandı:

    “Yirmi birinci yüzyılda barış içinde, insanca yaşamak mümkünken; emperyal güdüler, milliyetçi-ırkçı yaklaşımlar ve din-mezhep çatışmalarıyla hâlâ en gaddar yöntemler uygulanıyor, kafa kesiliyor, kan dökülüyor. Eğer yerkürenin herhangi bir köşesinde bir halk varsa ve o halkın bir dili, bir kültürü bulunuyorsa, bu dili ve kültürü yaşatmak için o halka destek vermemiz gerekir.”

    Suriye’de yaşananlara dikkat çeken Tabak, Kızılderili atasözüne atıf yaparak, “Kızılderililer ‘Bir suyun içindeki balıklar kavga ediyorsa, oradan uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir’ der. Suriye’den yalnızca bir İngiliz değil, Amerikalı da geçti, başkaları da. Gücü elinde tutan, baş kesen bu yapılar önce Alevileri, ardından bir ulusu yok etmek istiyor” dedi.

    “İSRAİL’İN İŞGALİNE NEDEN SES ÇIKARILMIYOR?”

    HTŞ yönetiminin Suriye halkları açısından ciddi bir tehdit olduğunu vurgulayan Tabak, Türkiye’nin rolüne de işaret etti:

    “Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz ediliyor ama İsrail istediği yerleri işgal ediyor, buna ses çıkaran var mı? Yok. Demek ki mesele güç meselesi. Türkiye’nin açık desteği, ABD’nin oluru ve İsrail’in sessiz onayıyla HTŞ gibi karanlık bir yapı Suriye’de hâkim güç haline getiriliyor. Fırsat bulduklarında geçmişte yaptıklarını yine yapacaklar. Aynı zihniyet Türkiye’de Maraş’ı, Madımak’ı yaşattı. Hiçbiri için özür de pişmanlık da duymadılar.”

    “FİT VERENLER OLDUKÇA BU DÜZEN DEĞİŞMEZ”

    Ortadoğu’daki sorunların kaynağının emperyalist müdahaleler olduğunu vurgulayan Tabak, çözümün de buna karşı mücadeleden geçtiğini belirtti:

    “Su akarına bırakılırsa ‘uzun bacaklı İngiliz’in ve Sam Amca’nın istediği yönde akar. Suyu tersine çevirmek emek ister, güç ister. Fit verenler olduğu müddetçe halimiz böyle olur. Ama her fit verenin bir de takozu vardır; suyu başka kanala akıtmak mümkündür.”

    “RADİKAL İSLAM’IN KODLARINDA VAR”

    İngiltere’de yaşayan Gazeteci-Şair Hasan Boz da HTŞ’nin ideolojik yapısına dikkat çekti. Boz, “Selefi-cihatçı bir koalisyon olan HTŞ ve başındaki Colani’nin ideolojik kodları ABD ve İsrail tarafından gayet iyi biliniyor. Terör listelerinde yer alan bu yapıların Alevilere, Dürzilere ve şimdi de Kürtlere karşı ilan ettikleri ‘Enfal’ çağrıları şaşırtıcı değil. Bu, radikal İslam’ın kodlarında var” ifadelerini kullandı.

    “YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR”

    Türkiye’nin Suriye politikasını da eleştiren Boz, mevcut iktidarın yıllardır izlediği çizginin ortada olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “HTŞ yönetiminin kalıcılaşması, Aleviler ve Kürtler açısından çok daha vahim sonuçlar doğurur. Alevilere ve Kürtlere iyi bir gelecek sunulmasını beklemek saflık olur. Tüm demokrasi güçlerinin, Kürtlerin ve Alevilerin hak mücadelelerinde ortak bir duruş sergilemesi gerekiyor. Bu birlik sağlanmazsa, yarın çok geç olabilir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Kadın Platformu’ndan Rojava eylemi: Direnen kadınların yanındayız!- VİDEO

    Mersin Kadın Platformu’ndan Rojava eylemi: Direnen kadınların yanındayız!- VİDEO

    PİRHA- Mersin Kadın Platformu, HTŞ’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarını protesto etti. Platform, kadınlara dönük işkence ve teşhir politikalarının açık savaş suçu olduğunu vurgulayarak, Rojava kadın devrimi ile dayanışma çağrısı yaptı.

    Mersin Kadın Platformu, HTŞ’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarını protesto etmek için Kushimoto sokağında bir araya geldi. “HTŞ barbarlığına karşı direnen kadınların ve Rojava halkının yanındayız” yazılı pankartın açıldığı eylemde “Rojava halkı yalnız değildir, “Kadınlar birlikte güçlü”, “ sloganları atıldı.

    Kadınlar, HTŞ’li bir çetenin katledilen YPJ’li bir kadın savaşçı saç örgüsünü kesip bunu bir videoyla paylaşmasını protesto etmek için birbirlerinin saçlarını ördü.

    “KADIN DİRENİŞİ BİLİNÇLİ OLARAK HEDEF ALINIYOR”

    Kadınlar Kushimoto sokağında “Jin jiyan azadi”, “Rojava’da direnen kadınlara bin selam”, “Katil IŞİD Rojava’dan defol” sloganları atarak yürüyüş yaptı. Yürüyüşün sonunda yapılan açıklamada, HTŞ’nin kadınlara yönelik işkence ve teşhir politikalarıyla Rojava’daki kadın direnişini hedef aldığı vurgulandı.

    Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde Kürtler başta olmak üzere Süryani, Arap ve diğer halkların hedef alındığı belirtilerek, seçilmiş halk meclisleri ile kadınların öncülük ettiği yerel yönetimlerin tasfiye edilmek istendiği ifade edildi.

    Platform adına basın metnini okuyan Güneş Doğdu, HTŞ’nin meşru direniş karşısında özellikle kadınları hedef alan infaz, işkence ve teşhir politikaları uyguladığına dikkat çekerek, “Direnişçi kadınların binalardan atıldığı, kadınların saçlarının ve örgülerinin zorla kesilerek teşhir edildiği görüntüler, kadın bedenini aşağılamayı ve iradeyi kırmayı amaçlayan bilinçli bir erkek egemen şiddet politikasıdır. Kadınların örgüsü, kimliğin, onurun ve direnişin simgesidir. Bu nedenle örgünün kesilmesi, kadınların toplumsal varlığına ve özgürlük iddiasına yönelmiş açık bir saldırıdır” dedi.

    “HTŞ’NİN ZİHNİYETİ DÜN IŞİD’Dİ”

    HTŞ’nin kadınlara yönelik saldırılarının münferit olmadığı vurgulayan Doğdu, bu yapının kadın düşmanı, cinsiyetçi ve köleleştirici ideolojisini sistematik biçimde hayata geçirdiğini dile getirdi. Doğdu, “Bugün HTŞ adını kullanan bu zihniyet, dün IŞİD’di. Ezidi kadınları köle pazarlarında satan, kadınları ganimet sayan, LGBTİ+ları infaz eden, kadınların kamusal alanda var olma hakkını yok etmeye çalışan cihatçı erkek egemen zihniyet aynıdır. Kadınların bedenini savaş alanına çeviren, saçını keserek itaat dayatan bu zihniyet; kadınların özgürleşme iradesine duyduğu korkuyu şiddetle bastırmaya çalışmaktadır. Rojava’da kadınların eşitlik, özgürlük ve özsavunma temelinde kurduğu yaşam, bu nedenle doğrudan hedef alınmaktadır” diye konuştu.

    “SESSİZLİK BU SUÇLARIN ORTAĞI OLMAKTIR”

    Avrupa’da kendisini kadın haklarının savunucusu olarak sunan devletlerin HTŞ ile kurduğu ilişkileri eleştiren Güneş Doğdu, bu sessizliğin kadın katliamlarının politik ortaklığı anlamına geldiğini vurguladı. Doğdu, HTŞ’nin uluslararası meşruiyet kazanmasının Rojava Kadın Devrimi’ne yönelik açık bir tehdit olduğu belirterek, “HTŞ eliyle Halep’te ve Rojava’da sürdürülen bu saldırılar, aynı zamanda Türkiye’de barış ihtimalini baskı altına alma girişimidir. Kürt halkına yönelik sürgün, yerinden etme ve teslim alma politikaları sınır aşan bir biçimde devam etmektedir. Kadınlara yönelik savaş suçları, yalnızca bölgedeki kadınlara değil; Ortadoğu’da ve Türkiye’de barış, demokrasi ve özgürlük için mücadele eden tüm kadınlara yönelmiş kolektif bir gözdağıdır. Rojava’ya saldıran, kadınları hedef alan, kadınların bedenini ve kimliğini savaşın nesnesi haline getiren, halkların birlikte yaşam iradesini yok etmeye çalışan HTŞ ve onu meşrulaştıran, destekleyen hiçbir güç barıştan söz edemez. Kadınların özgürlük mücadelesi hedef alındıkça ne güvenlik sağlanabilir ne de gerçek bir barış mümkün olabilir” ifadelerini kullandı.

    “ROJAVA’DAKİ KADINLAR YALNIZ DEĞİLDİR”

    Rojava’daki kadınlarla dayanışma çağrısı yapan Doğdu, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Biz kadınlar; Rojava’da, Halep’te ve Suriye’nin her yerinde direnen kadınların yanındayız. Kürtlere, Alevilere, Süryanilere ve Dürzilere yönelik katliamlar durana kadar sesimizi yükseltmeye, kadın dayanışmasını ve barış mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.Buradan dünyanın her yerindeki kadın örgütlerini, feministleri, kadın akademisyenleri, yazarları, çizerleri, sanatçıları ve kadın özgürlük mücadelesinin tüm bileşenlerini; Rojava Kadın Devrimi ile dayanışmaya çağırıyoruz. Kadınların örgüsünün kesilmesine, bedenlerinin savaş ganimeti haline getirilmesine ve kadın katliamlarının normalleştirilmesine karşı feminist dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz. Rojava’da hedef alınan kadınlar yalnız değildir.”

    PİRHA/ MERSİN

  • ABF Kadın Meclisi’nden Rojava açıklaması: Direnen kız kardeşlerimizle aynı hattayız!

    ABF Kadın Meclisi’nden Rojava açıklaması: Direnen kız kardeşlerimizle aynı hattayız!

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin yazılı açıklama paylaştı. Kürt kadınlarını hedef alan cihadistlere karşı “Rojava’da yaşamı savunan kadınların yanında olduğumuzu açıkça ilan ediyoruz” denildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, Rojava’da kadınlara yönelik saldırılara ilişkin yazılı açıklama yaptı. “Rojava’da kadınların özgürlüğü hedef alınmaktadır” denilen açıklamada HTŞ’ye bağlı cihadistlerin yaptığı saldırılara dikkat çekildi.

    “BU KARANLIK KABUL EDİLMEYECEK”

    Kürt bir kadının örgülü saçlarının cihadistler tarafından kesilmesine değinilen açıklamada “Hedef alınan yalnızca Suriye’de yaşayan kadınlar değil; tüm kadınların saçları, hayatları, iradesi ve özgürlük iddiasıdır” denildi.

    Suriye’de HTŞ tarafından kadınlara yönelik sistematik yok etme politikaları ve işkence uygulandığını aktaran Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Suriye’de Alevi kadınları kaçıran, ganimet olarak gören ve türlü işkencelerle esir tutan HTŞ çeteleri, şimdide, Rojava’da Kürt kadınlarını, aynı insanlık dışı yöntemlerle hedef almaktadır.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi olarak;

    Rojava’da yaşamı savunan kadınların yanında olduğunu açıkça ilan ediyoruz.

    Türkiye’de, İran’da, Suriye’de, Ortadoğu’nun dört bir yanında ve dünyanın her yerinde ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ diyerek direnen kız kardeşlerimizle aynı hattayız.

    Dilleri farklı olsa da; isyanları, acıları ve direnişleri ortaktır.

    Savaşa karşı barışı, şeriata karşı laikliği, halkların eşit ve özgür bir gelecekte, bir arada yaşama hakkını savunuyoruz.

    Kadınların bedenini savaş ganimeti sayanlara, inancı tahakküm aracı yapanlara, halkların iradesini zorbalıkla bastırmaya çalışanlara karşı sözümüz nettir.

    Bu karanlık kabul edilmeyecek!

    Bu düzeni dağıtacak olan; kadınların ve emekçi halkların birleşik mücadelesidir.

    Cihatçı çeteler yenilecek!

    Siyasal İslamcı faşizm yenilecek!

    Direnen kadınlar kazanacak!

    Direnen halklar kazanacak!

    Yaşamı savunanlar kazanacak!

    Eşitliğin, laikliğin ve özgürlüğün tarafında saf tutan kadınlar olarak; Rojava’da, İran’da, Türkiye’de ve dünyanın her yerinde, direnen tüm kadınların sesini kendi sesimiz sayıyoruz.

    Bu mücadele yalnız değildir!

    Bu mücadele yenilmezdir!”

    (HABER MERKEZİ)