Etiket: rojava

  • Suriye Demokratik Güçleri’nden HTŞ ile yapılan ateşkese dair açıklama!

    Suriye Demokratik Güçleri’nden HTŞ ile yapılan ateşkese dair açıklama!

    PİRHA – Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanlığı, HTŞ ile ateşkes anlaşması yapıldığını açıkladı.

    Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanlığı, HTŞ ile ateşkes anlaşmasına dair açıklama yayımladı.

    QSD tarafından yapılan açıklamada, gerginliği düşürmek adına Şam yönetimiyle sağlanan uzlaşıya uyulacağı vurgulandı.

    QSD Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Şam hükümeti ile üzerinde anlaşılan ateşkes kararına güçlerimizin tam bağlılığını ilan ediyoruz. Güçlerimize yönelik herhangi bir saldırı gerçekleşmediği sürece, tarafımızdan hiçbir askeri eylemin başlatılmayacağını teyit ediyoruz.

    Siyasi yollara, müzakereci çözümlere ve diyaloğa açık olduğumuzu; istikrarı hizmet etmek adına 18 Ocak anlaşmasının uygulanması noktasında ileriye dönük adımlar atmaya hazır olduğumuzu vurguluyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği: Hiçbir halk, Rojava’daki saldırılara sessiz kalmayacaktır!

    İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği: Hiçbir halk, Rojava’daki saldırılara sessiz kalmayacaktır!

    PİRHA – İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin açıklama yaparak “sessiz kalmayın!” çağrısında bulundu.

    Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılara karşı Alevi dünyasından da tepkiler gelmeye devam ediyor.

    İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, yazılı açıklama paylaşarak “Tüm insanlık vicdanına sesleniyoruz; Rojava’da yaşananlara sessiz kalmayın! Rojova halklarının geleceğini karartanlara itirazlarınızı yükseltin!” çağrısını yaptı.

    “HİÇBİR HALK, BU SALDIRILARA SESSİZ KALMAYACAKTIR”

    Uluslararası topluma çağrı yapan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, “Bu zulme sessiz kalmayın! İnsan hakları, demokrasi ve adalet adına, Rojava’ya yönelik müdahaleleri durdurun. Duygularımızla, vicdanımızla haykırıyoruz: Rojava özgür olsun, Kürt halkı kendi kaderini tayin etsin!” ifadelerine yer verdi.

    Açıklamanın devamında şu cümleler yer aldı:

    “Bugün, kalplerimiz Rojava’nın yiğit halkıyla birlikte atıyor. Rojova halkının kendi kaderlerini belirleme, kendi kendilerini yönetme haklarına yönelik HTS’nin (Hay’at Tahrir al-Sham) ve arkasındaki işgalci güçlerin müdahalesini, insanlığın ortak değerleriyle bağdaştıramıyoruz. Bu müdahale, sadece bir coğrafyayı işgal etmek değil; özgürlük arzusunu, barış umudunu ve insani onuru çiğnemektir. Rojava, yıllardır savaşın ortasında bir umut ışığı olarak parladı, kadınların, çocukların, farklı halkların eşitçe yaşadığı bir demokratik toplum inşasıdır. Ancak son dönemde yaşanan saldırılar, Halep’teki Kürt mahallelerinde sivillerin bombalanması, hastanelerin hedef alınması ve binlerce insanın yerinden edilmesi, bu ışığı söndürmeye yönelik bir zulümdür.

    Biz, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği olarak, Rojava halkının iradesine yapılan her türlü müdahaleyi insan haklarına karşı bir saldırı olarak görüyoruz. Bu, sadece Kürtlerin değil; tüm ezilen halkların mücadelesine vurulan bir darbedir. Duygularımızla konuşuyoruz: Analarımızın gözyaşları, çocuklarımızın yarınsız bırakılması, kardeşlerimizin kanı… Bunlar, vicdan sahibi hiçbir insanın kabul edemeyeceği acılardır. HTŞ liderliğindeki güçlerin Rojava’ya yönelik saldırıları hapishanelerden IŞİD üyelerinin salıverilmesi ve sivillere yönelik şiddet, Suriye’nin geleceğini karartıyor ve bölgesel barışı tehdit ediyor.

    İnsanlık tarihi, özgürlük mücadeleleriyle doludur. Dersim, Kürt coğrafyası ve insanlık değerlerini savunan hiçbir halk, bu saldırılara sessiz kalmayacaktır. Rojova halkının kendi yaşamını belirleme hakkına saygı duruyoruz; onların özerklik hakkını, barış içinde yaşama iradesini savunuyoruz.

    Uluslararası topluma sesleniyoruz: Bu zulme sessiz kalmayın! İnsan hakları, demokrasi ve adalet adına, Rojava’ya yönelik müdahaleleri durdurun. Duygularımızla, vicdanımızla haykırıyoruz: Rojava özgür olsun, Kürt halkı kendi kaderini tayin etsin!

    Dayanışma ile…”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdı!’- VİDEO

    ‘Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdı!’- VİDEO

    PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Şam Geçici Hükümeti ve ona bağlı cihadist çetelerin Rojava halkına yönelik saldırıları protesto edildi. Polis ablukası altında gerçekleşen açıklamada, saldırıların durdurulması için çağrıda bulunuldu.

    Suriye Geçici Hükümeti ve cihadist çetelerin, önce Halep kentinde bulunan Eşrefiye ve Şex Maksud mahallelerine dönük başlayan saldırıları, devamında Rojava’nın tamamını kapsayacak şekilde genişledi. Kürt halkı, başta Kuzey ve Doğu Suriye olmak üzere tüm alanlarda “seferberlik” halinde.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Sanat Sokağı’nda gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla, Rojava halkının yanında olduğunu ve Rojava halkıyla birlikte direniş içerisinde olunacağı söylendi. Açıklamada sık sık ‘QOME ROJAVA TEYNA NİYO’ ve ‘BİJİ BERXEDANA ROJAVA’ sloganları atıldı. Platform adına açıklamayı DEM Parti İl Eş Başkanı Özcan Ateş okudu.

    “ŞAM REJİMİNİN SALDIRILARI ROJAVA’YA DÖNÜK BÜYÜK BİR TEHDİT NİTELİĞİNDEDİR”

    Şam rejiminin saldırılarının, Rojava’da kadınların öncülüğünde, halkın direnişiyle oluşturulan eşitlikçi, demokratik ve özerk yönetime yönelik büyük bir tehdit niteliğinde olduğunu söyleyen Özcan Ateş, “Bu saldırılar; kadınların özne olduğu bir toplumsal örgütlenmenin hedef alındığı, Kürt halkına savaşın dayatıldığı ve bununla Suriye’nin geleceğine kast edildiği bir saldırganlığı ifade etmektedir. Son günlerde artarak devam eden saldırılar, sivilleri doğrudan hedef almakta; başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere onlarca insanın yaşam hakkını ihlal etmektedir” dedi.

    “Kürtleri hedef alan bu saldırılar, yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de ortadan kaldırmaya yönelik girişimler” olduğuna dikkat çeken Ateş, “Bu nedenle Şam yönetimi açısından yaşananlar, Kürtlerle kurulacak ilişkilerde tarihsel bir kırılma niteliği de taşıyacaktır” dedi ve devamında ise şunları söyledi:

    “Paris’te Suriye’nin geleceği ve toprak bütünlüğü adı altında yapılan; Fransa, ABD, İsrail, Türkiye ve Birleşik Krallığın direkt ya da dolaylı olarak dâhil olduğu görüşmeler, Kürt halkına yönelik saldırılardan bağımsız değildir. Suriye’deki halkların birlikte yaşam iradesi masada temsil edilmezken, yaşadıkları coğrafyalar pazarlık konusu yapılmaktadır. Paris’te yürütülen diplomasi, Kürtlerin eşit yaşama iradesinin hâlâ pazarlık konusu olduğunu, zorla yerinden edilmenin fiili bir tasfiye yöntemi olarak kabul gördüğünü ve demokratik yerel modellerin küresel güçlerin güvenlikçi öncelikleriyle çeliştiği ölçüde hedef alındığını bir kez daha göstermiştir.”

    “TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ SÖYLEMLERİ BÜYÜK BİR YALAN”

    Özcan Ateş, Suriye Geçici Hükümeti’nin ‘Suriye’de amacımız toprak bütünlüğünü sağlamaktır’ ifadelerine karşı olarak ise şu sözlerle cevap verdi: “İktidarın Türkiye’ye yönelik terör tehdidi bahanesiyle Suriye’nin toprak bütünlüğü savunduğunu iddia ederek Suriye’deki azınlıkların haklarını yok sayan, Geçici Şam hükümetini ve cihadist çeteleri desteklemesi kabul edilebilir bir durum değildir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduğunu iddia edenler Golan tepelerinin İsrail tarafından işgal edilmesini, toprak bütünlüğüne yönelik bir saldırı olarak görmemesi, meselenin Suriye’nin toprak bütünlüğü ile ilgili bir durum olmadığının açık göstergesidir. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiğini” vurguladıklarını belirtti.

    Ateş, son olarak ise Rojava halkının yanında olduklarını söyleyerek, direniş mesajı verdi: “Bizler Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak, Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırıları, zorla yerinden etme politikalarını ve halkların iradesini yok sayan bu savaş konseptini reddediyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun savaş ve çatışmanın karşısında tek gerçek çözümün onurlu bir barış olduğunu biliyor ve bunun için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.”

    “ROJAVA HALKI YALNIZ DEĞİLDİR”

    Basın açıklamasında hazır bulunan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise Rojava halkının yalnız olmadığını belirterek, çete saldırılarının tüm halkalara yönelik olduğunu söyledi. Devamında ise uzun süredir var olan Suriye’de varlığını sürdüren tekçi, mezhepçi, cinsiyetçi, faşist aklın başta kadınlar olmak üzere insanların olduğu yerlere saldırılarını arttırdığını vurguladı. Orada bir katliam yapılmak istendiğini söyleyen Ayten Kordu, “Bizler Türkiye’de yaşayanlara Aleviler, Kürtler, demokratlar ve insanlıktan yana olan herkes bu insanlık suçuna karşı bir araya gelip sesini çıkarmalıdır. Bizler her yerde sesimizi yükselteceğiz. Eşit özgür yaşama yapılan bu saldırılara karşı her yerde mücadele etmeye demokratik özgür bir yaşamın inşa edilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. Rojava halkı yalnız değildir ” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • İstanbul’da HTŞ protestosu: Toplumların ortak iradesi, bu karanlığı yenecek! – VİDEO

    İstanbul’da HTŞ protestosu: Toplumların ortak iradesi, bu karanlığı yenecek! – VİDEO

    PİRHA – Suriye’de Kürt, Süryani, Dürzi ve Alevi toplumlarına yönelik saldırılar İstanbul’da protesto edildi. Yapılan açıklamada, Türkiye’nin, Suriye politikası eleştirilerek “Suriye’nin geleceğine orada yaşayan halklar karar vermelidir” denildi.

    Suriye geçici hükümeti HTŞ tarafından yapılan saldırılara bir tepki de İstanbul’dan geldi. Kadıköy ruhtımda bir araya gelen İstanbul Emek Barış ve Demokrasi güçleri, katliamlara “dur” dedi.

    “SAVAŞ SUÇU İŞLENMEKTE”

    Ortak basın metnini Fadik Temizyürek okudu. Orta Doğu halkları için karanlık ve kanlı bir sürecin devam ettiği ifade edilen basın metninde şu ifadelere yer verildi:
    “Yanı başımızda, tarihin en kadim coğrafyalarından birinde; Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin, Ermenilerin, Asurilerin, Süryanilerin, Dürzîlerin ve Yahudilerin; Alevisi, Ezidisi, Sünnisi ve Hristiyanıyla yüzyıllardır oluşturduğu o zengin kültürel mozaik bugün büyük bir tehdit altındadır. Meşruiyetini halklardan değil, küresel ve bölgesel emperyalist odakların desteğinden alan htş ve bağlı cihatçı çeteler, iktidarı ele geçirdikten sonra başta Aleviler, Dürziler, Süryaniler ve Hristiyanlar olmak üzere tüm farklı inanç ve kimliklere yönelik saldırıları sistematik hale getirmiştir. Bu gerici saldırganlığın hedefi bugün ise doğrudan Kürt halkına yönelmiş durumdadır. Süveyda’da onurlu bir direniş gösteren Dürzilere saldıran; İdlib camilerinden cihat çağrıları yaparak Lazkiye, Tartus ve Humus’ta Arap Alevi halkını hedef alan bu çeteler, yüzlerce sivilin kanını dökmüştür. Saldırılar, Halep’in Kürt mahalleleri olan Şeyh Maksut ve Eşrefiye’ye kadar uzanmıştır. Hastanelerin bombalandığı, sağlık emekçilerinin katledildiği ve on binlerce insanın göçe zorlandığı ağır bir savaş suçu işlenmektedir.

    EMPERYALİST GÜÇLERİN, KATLİAMLARDAKİ ROLÜ!

    Yapılan katliamların ABD, NATO ve İsrail’in bölge politikalarından bağımsız olmadığını söyleyen Fadik Temizyürek, Türkiye’deki siyasi iktidarın da katliamcı çetelere açık destek verdiğini vurguladı.
    Açıklamada, İran’da yaşanan gelişmelere de depinilerek şunlar söylendi:
    “İran’da yükselen halk isyanı iki haftayı aşkın bir süredir kararlılıkla devam ediyor. 47 yıldır hüküm süren Molla rejimi süregiden eylemlerde bilinen rakamlarla 3500’e yakın eylemciyi katletmiştir. Ertelenen idamların her an infaz edilme gölgesinde tutulduğu, sayısız tutuklamanın yaşandığı, internet ve GPS sinyal kesintileriyle halkın sesinin dünyadan koparılmaya çalışıldığı bu baskıcı rejim, kendi bekasını korumak için halkına yönelik şiddeti ve zoru büyütmektedir. İran halkının yanındaymış gibi görünen ABD emperyalizmi ise burada da özgürlükçü bir niyet taşımamaktadır. ABD emperyalizmi Suriye’de gerici çeteleri tetikçi olarak kullanırken, İran’da halkın özgürlük arayışını bölgeye yeni bir müdahale zeminine dönüştürmeye çalışmaktadır.
    Venezuela’dan Suriye’ye kadar gördüğümüz gerçek şudur: Sindirerek ele geçirdiği her karış toprakta sayısız insanın ölümüne ve zorunlu göçüne yol açan emperyalist güçlerin derdi demokrasi ya da halkların çıkarı değil, bölgeyi kendi çıkarlarına göre parça parça etmektir.”

    “SEKÜLER VE KAPSAYICI YÖNETİM” VURGUSU!
    Açıklamanın devamında, Türkiye’nin, cihatçı çetelere verdiği desteğini hemen kesmesingerektiği vurgulanarak şöyle devam edildi:
    “Suriye’nin geleceğine orada yaşayan halklar karar vermelidir. Suriye halklarının, etnik ve dinsel toplulukların bir arada yaşamasının; eşit ve özgür bir gelecek kurmasının tek yolu; demokratik, seküler ve kapsayıcı bir yönetimdir. Kürt, Alevi, Süryani, Dürzi başta olmak üzere tüm halkların ve inançların ortak iradesi, bu karanlığı yenecek yegane güçtür.
    Bizler İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri olarak; Suriye’de katledilen Alevilerin, direnen Dürzilerin, bombalanan Kürtlerin ve yok sayılan tüm inançların yanındayız.”

    “MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Türkiye’nin HTŞ’ye verdiği desteği kınayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Suriye’de önce Aleviler, Dürzilerle başlatılan katliam Kürtlerle devam etti. Halep’te 200 bin kişiyi aşkın sivile tankla topla saldırıldı. Kadınlar binalardan atıldı, insanlar zorunlu göçe tabi tutuldu. Türkiye ise Halep saldırılarını destekleyen bir noktada durdu. Bu destek halkların bir arada yaşamasına fayda sağlamaz. Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken, bu uygulamalar sabotajdır. Biz barıştan yanayız ama onurlu bir barıştan yanayız. Birileri dün akşam kararname yayınlamış ‘Kürt dilini tanıyoruz’ diye ama arkadan saldırı başlattı. Her yerde Kürtler katliama uğruyor. Ama biz müzakereye de mücadeleye de varız. Kürt düşmanlığını kabul etmiyoruz. Bu baskıcı rejimlere karşı mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Rojava Devrimi dünya açısından insanlığın ortaya çıktığı bir devrimdir. Şimdi Kürt düşmanlığından, Alevilere, Dürzilere yönelik katliamlardan vazgeçin.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Beştaş, Rojava saldırısı altında barış sürecinde gelinen aşamayı yorumladı!-VİDEO

    Beştaş, Rojava saldırısı altında barış sürecinde gelinen aşamayı yorumladı!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş sözcüsü Meral Danış Beştaş, Halep’e dönük saldırıların ardından Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin geldiği aşamayı yorumladı. Beştaş, “Şu anda sıkıntılı bir dönem içindeyiz ama bunu aşmak için var gücümüzle çalışıyoruz” dedi.

    Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda hangi aşamaya gelindi, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş yorumladı.

    Meclis komisyonunun yaptığı çalışmalar ve akabinde her partinin sunduğu raporlar ardından süreçte hukuki bir adım atılması bekleniyor. Ancak HTŞ’ye bağlı grupların, Halep ve Kuzey Doğu Suriye’ye dönük saldırıları sebebiyle Kürt sorununun çözümünde yeni bir kırılma yaşattığı ifade ediliyor.

    “SÜRECE OLAN GÜVEN, BÜYÜK ANLAMDA SARSILDI”

    HTŞ’ye bağlı çetelerin, Suriye’de önce Alevi toplumuna, ardından da Kürtlere yönelik saldırıları devam ederken Türkiye’de barış adına hangi evreye gelindi Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Meclis komisyonu üyesi Meral Danış Beştaş’a sorduk. Komisyon çalışmalarının şu anda ortak yazım ekibi ile devam ettiğini belirten Beştaş, “Partilerin raporlarını sunduktan sonra ortaklaşılacak bir öneri seti hazırlanması için iki toplantı yapıldı. Yanılmıyorsam diğer toplantı da 19’unda olacak. Bizden de Cengiz Çiçek arkadaşımız orada yer alıyor” dedi.

    Meral Danış Beştaş, Suriye’deki son saldırılar sebebiyle toplumda büyük bir kırılma oluştuğunun altını çizerek şunları aktardı:

    “Suriye’de Alevi katliamı ile başlayan ve en son Şex Maksut ve Eşrefiye’ye yönelik saldırı, katliam, çok ciddi boyutlarda. Burada tabii ki bir dalgalanma yarattı. Çok büyük bir tepki var ve özellikle Türkiye iktidarının, bu konuda Şam hükümetinin yanında kendini konumlaması tabii ki eleştirileri, tepkileri beraberinde getirdi. Şimdi her zaman söylediğimiz bir şey vardı; sürece destek var ama güven zayıf. En son Halep’le devam eden katliam girişimi, bu güveni daha da büyük anlamda sarsmış vaziyette.”

    “AKP İKTİDARINDAN BİR TEPKİ GELMELİ”

    HDK Eş Sözcüsü Beştaş, Suriye’de yaşananlar sebebiyle barış sürecinde “sıkıntılı bir döneme” girildiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Tabii ki bizim bulunduğumuz pozisyon her halükarda barış ve demokratik çözümü zorlamaktır. Bu konuda iktidarın da adım atması gerektiğini hep söyleyerek geldik. Yani bu aşamada da güveni tesis etmesi gereken gerek söylemleriyle, gerek atacağı adımlarla, gerek yaklaşımlarıyla iktidardır diye düşünüyorum.

    Özellikle Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanının en üst düzeyde Kürt karşıtı söylemine bence AKP iktidarı ve MHP’den de en azından bir tepki gelmeli ya da bunlar düzeltilmeli. Yani şu anda biraz sıkıntılı bir dönem içindeyiz ama bunu aşmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Rojava’daki saldırılara İstanbul’dan tepki: Özerk Yönetim iradesinin yanındayız-VİDEO

    Rojava’daki saldırılara İstanbul’dan tepki: Özerk Yönetim iradesinin yanındayız-VİDEO

    PİRHA – Kuzey ve Doğu Suriye’nin yanı sıra Halep’te yapılan saldırılar, İstanbul’da protesto edildi. DEM Parti Maltepe İlçe örgütü tarafından yapılan basın açıklamasında “Kürt halkının dostlarına ve demokrasi güçlerine açık çağrımızdır: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de neredeyse elleri ile direnen halka dayatılan bu alçakça saldırıların tekrarlanmasına izin vermeyin” denildi.

    Rojava’ya yönelik saldırılar İstanbul’un Maltepe İlçesinde de protesto edildi. DEM Parti Maltepe İlçe Örgütü tarafından yapılan basın açıklaması sebebiyle parti binasının çevresi yüzlerce polis tarafından çevrildi.

    “BARIŞ İHTİMALİNİ SABOTE ETMEYİ AMAÇLAMAKTA”

    Parti adına basın açıklamasını Ziya Güler okudu. “Rojava vicdandır, direniştir, özgürlüktür. Teslim alınamaz” diyen Güler, Halep’te HTŞ çeteleri tarafından aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu bir çok sivilin katledildiğini belirtti. Kürt mahallelerinin kasıtlı biçimde savaş alanına çevrildiğini söylenen basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Sonuçta yine tüm insanlık susmuş, herkesin gözleri önünde en vahşi ve onur kırıcı saldırılar gerçekleşmiştir. Saldırıların tam da Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuyla entegrasyonunun ve siyasi çözüm arayışlarının tartışıldığı bir süreçte gerçekleşmesi son derece manidardır. Bu durum, yaşananların çözüm ihtimalini sabote etmeyi amaçlayan çözüm karşıtı odaklar tarafından bilinçli biçimde kışkırtıldığını göstermektedir. Kürtleri hedef alan bu saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de dinamitlemektedir.

    Bu saldırıların aynı zamanda Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum sürecini olumsuz etkileyeceği açıktır. Rojava’ya yönelik bu düşmanca tutum, SDG’nin entegrasyon ve çözüm yönündeki çabalarını zayıflatmayı, bölgesel barış ihtimalini sabote etmeyi amaçlamaktadır. Çözüm karşıtı güçler, savaşı derinleştirerek halklar arasındaki demokratik ve barışçıl gelecek ihtimalini boğmak istemektedir.”

    “KARANLIK BİR AKLIN ÜRÜNÜ”

    Basın açıklamasında Türkiye’nin, HTŞ ve lideri ile kurduğu ilişkilere de değinilerek şöyle devam edildi:

    “Ayrıca altını özellikle çiziyoruz: Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik bu saldırılar, daha önce Süveyda’da Dürzilere, Alevi yerleşimlerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamı niteliğindedir. Bu saldırılar, Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusunu hedef alan, halkları birbirine düşmanlaştırmayı amaçlayan karanlık bir aklın ürünüdür. IŞİD çetelerine karşı tarihi bir direnişe sahiplik yapan Kürt halkı ve Suriye Demokratik Güçleri Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve özgürlüklerin tek teminatıdır. Bütün dünyanın bildiği ve kabul ettiği bu hakikat, geleceğini HTŞ çetelerinde gören, çıkarlarını HTŞ üzerinden korumaya çalışan yerel ve bölgesel güçler tarafından boğulmaya çalışılmaktadır.

    Türkiye’nin HTŞ ve lideri ile kurduğu ilişkinin, bugün yaşanan saldırılarda etkili olduğu aşikardır. Bu ilişki ve diyalog Suriye’ye ve Suriye halklarına hiçbir gelecek sağlamayacağı gibi Türkiye topraklarına da ekeceği kötülük tohumlarını görmezden gelmek; günü birlik siyasi çıkarlar uğruna, bir yıldır yaratılan ‘barış içinde bir arada yaşama’ umudunun kırılmasına sebep olmak da dar görüşlü bir siyasetin ürünüdür.”

    “SESSİZLİK, BU SUÇA ORTAK OLMAKTIR”

    Basın açıklamasında, Rojava’daki saldırıların durdurulması için uluslararası güçlere de seslenilerek şu cümlelere yer verildi:

    “Özerk Yönetim’in ve halkların ortak yaşam iradesinin yanındayız. Kürt halkı, bu tür saldırılara karşı örgütlü, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla, meşru direniş hakkını temel alarak duracaktır. Hiçbir güç, halkımızı teslim almayı başaramamıştır, başaramayacaktır.

    Uluslararası güçleri, Birleşmiş Milletler’i ve ilgili tüm aktörleri artık izleyici konumundan çıkmaya çağırıyoruz. Sivillerin korunması için derhal sorumluluk alınmalı, saldırılar acilen durdurulmalı ve saldırgan güçler açık biçimde teşhir edilmelidir. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır.

    Buradan dünya kamuoyuna, Kürt halkının dostlarına ve demokrasi güçlerine açık çağrımızdır: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de neredeyse elleri ile direnen halka dayatılan bu alçakça saldırıların tekrarlanmasına izin vermeyin. Çünkü kaybeden insanlık olacaktır, yarın çok daha büyük yıkımların ve geri dönülmez kırılmaların önü açılacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Malatya İl Örgütü: Çete saldırıları karşısında Kürt halkı yalnız ve çaresiz değildir!- VİDEO

    DEM Parti Malatya İl Örgütü: Çete saldırıları karşısında Kürt halkı yalnız ve çaresiz değildir!- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Malatya İl Örgütü, gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik yapılan çete saldırılarını kınadı. Açıklamada, “Suriye genelinde Kürtler, Aleviler, Dürziler için demokratik bir Suriye hükümetinin kurulmasını talep ediyoruz” denildi.

    HTŞ ve ona bağlı çete gruplarının, Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik aralıksız biçimde saldırıları gerçekeleşirken, Kürt halkı ve dostlarından tepkiler gelmeye devam ediyor. DEM Parti Malatya İl Örgütü, gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla çetelerin gerçekleştirdiği saldırıları kınarken, “Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların ağır silahlarla yürüttüğü bu saldırılar, doğrudan sivilleri hedef almakta; aralarında çocukların da bulunduğu sivil kayıplara yol açmaktadır. Yerleşim alanlarının sistematik biçimde hedef alınması, sivillerin yaşam hakkının bilinçli olarak ihlal edildiğini ve Kürt mahallelerinin kasıtlı biçimde savaş alanına çevrildiğini açıkça ortaya koymaktadır” denildi.

    Malatya Paşa Köşkü Çeşme durağında yapılan açıklamayı, DEM Parti Malatya İl Eş Başkanı Musa Gürz okudu.

    “ŞÊXMEQSÛD VE EŞREFİYÊ MAHALLELERİNDE İNSANLIK SUÇU YAŞANMAKTADIR”

    Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik aralıksız biçimde sürdürülen saldırıların açık ve tartışmasız bir insanlık suçu olduğuna dikkat çeken Musa Gürz, “Bu durum, yaşananların çözüm ihtimalini sabote etmeyi amaçlayan çözüm karşıtı odaklar tarafından bilinçli biçimde kışkırtıldığını göstermektedir. Kürtleri hedef alan bu saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de dinamitlemektedir” diyerek saldırıların manidar olduğunun altı çizildi.

    Saldırıların aynı zamanda Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum sürecini olumsuz etkileyeceğini aktaran Gürz, “Rojava’ya yönelik bu düşmanca tutum, SDG’nin entegrasyon ve çözüm yönündeki çabalarını zayıflatmayı, bölgesel barış ihtimalini sabote etmeyi amaçlamaktadır. Çözüm karşıtı güçler, savaşı derinleştirerek halklar arasındaki demokratik ve barışçıl gelecek ihtimalini boğmak istemektedir” dedi.

    Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik saldırıların, daha önce Süveyda’daki Dürzilere ve Alevi yerleşimlerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamı niteliğinde olduğuna dikkat çeken Gürz,  “Bu saldırılar, Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusunu hedef alan, halkları birbirine düşmanlaştırmayı amaçlayan karanlık bir aklın ürünüdür. IŞİD çetelerine karşı tarihi bir direnişe sahiplik yapan Kürt halkı ve Suriye Demokratik Güçleri Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve özgürlüklerin tek teminatıdır. Bütün dünyanın bildiği ve kabul ettiği bu hakikat, geleceğini HTŞ çetelerinde gören, çıkarlarını HTŞ üzerinden korumaya çalışan yerel ve bölgesel güçler tarafından boğulmaya çalışılmaktadır” denildi.

    “KÜRT HALKI SALDIRILAR KARŞISINDA YALNIZ, SAVUNMASIZ VE ÇARESİZ DEĞİLDİR”

    Rojava’ya sahip çıkmanın insanlığa sahip çıkmak olduğunu söyleyen Gürz, “Kürt halkı bu saldırılar karşısında yalnız, savunmasız ve dağınık değildir. Kobanê direnişinin ortaya koyduğu tarihsel irade ve onurla, Rojava’nın kazanımlarını, Suriye halklarının haklarını korumakta kararlıyız. Özerk Yönetim’in ve halkların ortak yaşam iradesinin yanındayız. Kürt halkı, bu tür saldırılara karşı örgütlü, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla, meşru direniş hakkını temel alarak duracaktır. Hiçbir güç, halkımızı teslim almayı başaramamıştır, başaramayacaktır” dedi.

    Son olarak uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunan Musa Gürz, şu cümlelerle açıklamayı sonlandırdı:

    “Uluslararası güçleri, Birleşmiş Milletler’i ve ilgili tüm aktörleri artık izleyici konumundan çıkmaya çağırıyoruz. Sivillerin korunması için derhal sorumluluk alınmalı, saldırılar acilen durdurulmalı ve saldırgan güçler açık biçimde teşhir edilmelidir. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır. Buradan dünya kamuoyuna, Kürt halkının dostlarına ve demokrasi güçlerine açık çağrımızdır: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de direnen halkla dayanışmayı büyütün. Bugün Halep’te yaşananlar durdurulmazsa, yarın çok daha büyük yıkımların ve geri dönülmez kırılmaların önü açılacaktır.”

    PİRHA/MALATYA

     

  • DEM Parti Erzincan İl Örgütü’nden HTŞ saldırılarına tepki: Siviller hedef alınıyor!- VİDEO

    DEM Parti Erzincan İl Örgütü’nden HTŞ saldırılarına tepki: Siviller hedef alınıyor!- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Erzincan İl Örgütü, HTŞ çetelerinin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılarına ilişkin basın açıklaması yaptı. İl binasında gerçekleştirilen açıklamada, saldırıların açık bir insanlık suçu olduğu vurgulanarak, dünya kamuoyuna saldırıların durdurulması çağrısında bulunuldu.

    Basın açıklamasına DEM Parti Erzincan İl Örgütü’nün yanı sıra Emek Partisi (EMEP) Erzincan İl Başkanı Haydar Polat ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği temsilcisi Fikri Demirel de katılarak destek verdi.

    Açıklamayı DEM Parti Erzincan İl Eş Başkanı Müslüm Özkan okudu.

    “SALDIRILARDA SİVİL HALK HEDEF ALINMAKTADIR”

    Özkan, Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların ağır silahlarla gerçekleştirdiği saldırıların tartışmasız bir insanlık suçu olduğunu belirterek, “Çeteler doğrudan sivilleri hedef almakta; aralarında çocukların da bulunduğu sivil kayıplara yol açmaktadır. Yerleşim alanlarının sistematik biçimde hedef alınması, Kürt mahallelerinin kasıtlı olarak savaş alanına çevrildiğini açıkça göstermektedir” dedi.

    Saldırıların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuyla entegrasyonu ve siyasi çözüm arayışlarının tartışıldığı bir süreçte gerçekleştiğine dikkat çeken Özkan, bunun tesadüf olmadığını ifade etti. Özkan, “Bu saldırılar, çözüm ihtimalini sabote etmeyi amaçlayan odaklar tarafından bilinçli biçimde kışkırtılmaktadır. Kürtleri hedef alan bu saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de dinamitlemektedir” diye konuştu.

    “ROJAVA’YA SAHİP ÇIKMAK İNSANLIĞA SAHİP ÇIKMAKTIR”

    Türkiye’nin HTŞ ve lideriyle kurduğu ilişkilerin bugün yaşanan saldırılarda etkili olduğunun açık olduğunu söyleyen Müslüm Özkan, “Bu ilişki ve diyalog, Suriye halklarına hiçbir gelecek sunmamaktadır. Halkların güvenini kazanmış Suriye Demokratik Güçleri’nin diplomasi ve diyalog girişimlerinin tehdit olarak lanse edilmesi, savaş ve tekçilikte ısrar anlamına gelmektedir” dedi.

    Özkan, Kürt halkının saldırılar karşısında yalnız olmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

    “Kürt halkı bu saldırılar karşısında savunmasız değildir. Kobanê direnişinin ortaya koyduğu tarihsel iradeyle, Rojava’nın kazanımlarını ve Suriye halklarının ortak yaşam iradesini savunmaya devam edeceğiz. Kürt halkı örgütlü, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla meşru direniş hakkını kullanacaktır. Hiçbir güç halkımızı teslim alamamıştır, alamayacaktır.”

    “SESSİZLİK BU SUÇA ORTAK OLMAKTIR”

    Açıklamanın sonunda dünya kamuoyuna çağrıda bulunan Müslüm Özkan, Birleşmiş Milletler ve ilgili tüm uluslararası aktörlerin artık izleyici konumundan çıkması gerektiğini belirtti. Özkan, “Sivillerin korunması için derhal sorumluluk alınmalı, saldırılar acilen durdurulmalı ve saldırgan güçler açık biçimde teşhir edilmelidir. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır” diyerek Kürt halkının yalnız bırakılmaması çağrısında bulundu.

    PIRHA/ERZİNCAN

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Aleviliğin, sosyalist öğretiye katacağı çok şey var-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Aleviliğin, sosyalist öğretiye katacağı çok şey var-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış süreciyle birlikte “büyük bir seferberlik ile toplumcu sosyalizmin örgütlenmesi gerekir” yorumunu yaptı. Rojava deneyiminin önemine işaret eden Koçyiğit, “Alevilerin, toplumcu sosyalizmin örgütlenmesinde ciddi bir öncü olacaklarını, bunu en hızlı toplumsallaştırabilecek inanç grubu olduğunu” ifade etti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken sol-sosyalist hareketlerin, yeni döneme dair politik tartışmaları da sürüyor.

    Halkların Demokratik Kongresi tarafından 8-9 Kasım’da yapılan ‘Sosyalizm Yeniden’ konferansında da ‘devlet, sınıf, demokrasi ve sosyalizm’ kavramları üzerinde tartışmalar yürütüldü. Konferansın konuşmacılarından birisi de Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’ti. ‘Devlet ve demokrasi’ kavramları üzerinde geniş bir sunum yapan Koçyiğit, konferansın hemen ardından PİRHA’ya konuştu.

    Abdullah Öcalan’ın, yeni bir sistem önerdiğinin altını çizen Koçyiğit, “Sayın Öcalan, ‘Komünler birliği’ ya da toplumun öz örgütlenmesi üzerinde durup, toplumun, meclislerle örgütlenerek demokratik toplumcu bir sosyalizmi inşa etmesini ifade ediyor” dedi. DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit, mevcut süreçte komün tartışmasının önemli bir yerde durduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Sonuçta sosyalist dünyanın, Marksizmin bir deneyimi var. Reel sosyalizmin açığa çıkardığı sonuçlar var ve bunların en nihayetinde bize kattıkları var. Sonuçta her deneyimden bir sonuç çıkarmak ve bu sonuçlar üzerinden yeniyi inşa etmek, ‘daha iyisini nasıl kurabiliriz’ tartışmasını birlikte yürütmek gibi de sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. O anlamıyla 21. yüzyılı kapitalizmin artık ezel ve ebet olduğu, artık tam yerleşik bir ilişki ya da yönetim biçimi olduğunu, devletin aslında asla aşılamaz gerçek kalıcı bir forum olduğuna dair çokça yaklaşımlar dinliyoruz. Ama biz en azından alternatif okumalarımızda da yine birçok dünya deneyiminden de şunu biliyoruz ki aslında bütün bunlar değiştirilebilir. Bu anlamıyla var olanı eleştirirken neyi örgütlememiz gerektiğine dair aslında birazcık ortak kolektif tartışmalar yürütmeye ihtiyaç olduğunu görüyoruz.”

    “TOPLUMU SEFERBER ETMEK GEREKİR”

    Gülistan Koçyiğit, Barış ve Demokratik Toplum Süreci tartışmalarıyla birlikte Rojava’da yaşanan gelişmelerin de önemine değindi. Demokrasinin inşası için toplumu seferber etmek gerektiğini söyleyen Koçyiğit, şunları aktardı:

    “Yanı başımızda Rojava deneyimi var. Rojava deneyimi sonuçta kapitalist, modernist sistemin içerisinde gerçekleşti ve Ortadoğu gibi bir coğrafyada kök salmaya çalışıyor ve birçok dünya halkına da şu anda ilham kaynağı olmuş durumda. Rojava’ya iyi bakmak, sosyalizmle olan ilişkisini iyi çözümlemek, toplumsal ilişkileri biçimleme, toplumu yeniden ele alma ve örgütleme biçimine yakından bakmaya ihtiyacımız var. Çünkü en nihayetinde kapitalizm bize ‘ben sonsuza kadar varım, benim dışımda bir yaşam formu yok, bana mecbursunuz’ gibi bir anlayışı dikte etmeye çalışıyor. Bunun dışına çıkmak ve sosyalist deneyimleri gözden geçirerek aynı zamanda yeni demokratik toplumcu bir sosyalizmin örgütlenmesi için toplumu seferber etmek gerekir. Bunun toplumsal, ideolojik ayaklarını kurmak gibi bir görevle karşı karşıyayız.”

    SOSYALİST ÖĞRETİNİN ALEVİLİKTEN ÖĞRENECEK ÇOK ŞEYİ VAR”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinde Alevi toplumunun misyonuna da değindi. “Alevilerin, sosyalist örgütlenmede öncü olabileceklerini” söyleyen Koçyiğit, şu cümlelerle devam etti:

    “Sonuçta biz Aleviler ‘Rıza Şehri’ne inanıyoruz. Alevi öğretisinin kendisi eşitlikçi, özgürlükçü, 72 millete bir nazarla bakan bir öğretiden geliyor. O anlamıyla sosyalizm tahayyülüne en yakın toplum, inanç olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Aslında o inancın öğretisinin, geniş zeminde buluşması ve toplumsallaşması gibi bir ihtiyacımız var. Ne yazık ki bugün Alevi toplumu da kendi öğretisi ile buluşmaktan, öğretisini yaşamaktan uzaklaşmış durumda. İşte bu kapitalizmin, modernizmin, kent hayatının yarattığı büyük bir tahribat var. Oysa ki biz biliyoruz, yaşadığımız coğrafyadaki ocak sisteminin kendisi, büyük bir toplumsal örgütlenmeydi aynı zamanda. Yani Alevilik aslında bunca zaman sözlü bir şekilde bugünlere geldiyse eğer o toplumsal örgütlenme sayesinde geldi. O anlamıyla bence sosyalist öğretinin Alevilikten öğrenecek çok şeyi var. Aleviliğin sosyalist öğretiye katacağı çok şey var. Ama aynı zamanda Alevilerin sosyalist, demokratik, toplumcu sosyalizmin örgütlenmesinde ciddi bir şekilde öncü olacaklarını, bu konuda belki de bunu en hızlı toplumsallaştırabilecek inanç grubu olduğunu da ifade etmek isterim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Alevi katliamlarına dönük Kuzey Doğu Suriye’de kitlesel protesto!

    Alevi katliamlarına dönük Kuzey Doğu Suriye’de kitlesel protesto!

    PİRHA – Suriye’deki Alevi katliamı, Kuzey Doğu Suriye halkı tarafından protesto edildi. Yapılan açıklamada, katliamların önüne geçilmemesi durumunda daha büyük sonuçların oluşacağına vurgu yapıldı.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Alevilere katliamına tepkiler yükseliyor. Kuzey Doğu Suriye‘de sokağa çıkan binlerce yurttaş, Alevilere dönük katliamları protesto etti.

    Kobanê, Qamişlo, Hasekê ve Dêrik illerinde yapılan protestolarda, saldırıların biran önce durdurulması çağrısı yapıldı.

    KÜRTLER, ALEVİ KATLİAMLARINA KARŞI SOKAĞA ÇIKTI!

    Sokağa çıkan Kuzey Doğu Suriye halkı, sahil kentleri Banyas, Tartus, Cebel, Hama ve Humus’ta Alevilerin katledilmesini protesto ederek “Halkı Koruma Komiteleri” kurulması çağrısında bulundu.

    Yürüyüş sonunda yapan açıklamalarda uluslararası topluma katliama sessiz kalmama çağrısı yapılarak, “Suriye’nin kıyılarında yaşananlar Efrîn ve Serêkaniyê’de yaşananlardan farksızdır. Suriye halkı ölümle karşı karşıyadır. Suriye halkının kültürel, dini ve sosyal özgünlüğüne ve özerkliğine saygı gösterilmemiştir. Yeni Suriye hükümetinin Suriye halkına liderlik edemeyeceği ve onun geleceğini inşa edemeyeceği açıktır. Tek çözüm Demokratik Ulus projesidir. Çünkü Suriye’de çözümün anahtarı demokratik ulustur” denildi.

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Son dönemde tüm dünyanın gözü önünde Banyas, Tartus, Cebel, Hama ve Humus gibi kentlerde Alevilere yönelik katliamlar yapılıyor. Baas rejimiyle bağlantılı oldukları bahanesiyle saldırıyorlar. Ama gerçekte durum böyle değil. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar katlediliyor.

    Kamuoyunu ve uluslararası güçleri vicdan görevini yerine getirmeye çağırıyoruz. Suriye halkını korumak için acilen bir komite kurulmalıdır. Bu katliamı gerçekleştirenler adalete teslim edilmeli” denildi.

    “VAHŞETİ EN İYİ ANLAYAN KESİM YİNE KÜRTLER”

    Katliam protestolarını takip eden Gazeteci Ali Ammar, eylemlere ilişkin X hesabından paylaşımlar yaptı. Ammar, “Dikkatimi çeken ise sokağa çıkan halkın hepsinin yıllarca BAAS zulmü altında yaşayan Sünni Kürt olması. Suriye’de Alevilerin yaşadığı vahşeti en iyi anlayan kesim yine Kürtler. Bunu da ekleyeyim Alevilere dönük gerçekleştirilen saldırılara karşı hiç bir yerde, Rojava’da gerçekleştirilen eylemlerden daha kitlesel bir eylem gerçekleştirilmedi! Ki olması gerekende budur” ifadelerine yer verdi.

    Kaynak: ANHA

  • İlahiyatçı İhsan Eliaçık: IŞİD tarzı şeriatçı bir programı Suriye’ye uydurabileceklerini sanmıyorum-VİDEO

    İlahiyatçı İhsan Eliaçık: IŞİD tarzı şeriatçı bir programı Suriye’ye uydurabileceklerini sanmıyorum-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de Alevilere karşı başlatılan soykırım girişimleri hakkında değerlendirmelerde bulunan İlahiyatçı İhsan Eliaçık, “HTŞ lideri Colani ‘Bir şey yapmayacağız, anayasaya katkı sağlayacağız, birlikte meclis oluşturacağız’ gibi laflara kendisi inanmıyor. Çünkü onların ideolojisinde demokrasi küfür olarak görülüyor. Suriye’de Medine Sözleşmesi temelinde demokratik cumhuriyet kurulması gerekiyor. Bu sözleşmeye göre; Aleviler, Dürziler, İsmailliler, Asuriler, Kürtler, Araplar, Hristiyanlar hepsi eşittir. Hiçbirine ayrım yapılmaz, herkes kendi dinini ve mezhebini yaşar” ifadesinde bulundu.

    Suriye’deki 53 yıllık yönetiminin ardından devrilen Esad yönetiminin ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği’nin (AB) terör örgütleri listesindeki Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm’ın (HTŞ) lideri ve kendisi de terörist olarak başına ödül konmuş olan Ebu Muhammed Colani başa geçti.

    HTŞ’nin yeni Suriye yönetimine geçmesinin ardından ülkede muhalif olan Alevilere  saldırmasıyla birlikte çok sayıda kişiye şiddet uygulandı, işkence edildi ve katledildi. Alevilerin savunmasız olması saldırıların şiddetini artırmış ve bazı insanlar kaçırılmış, nereye götürüldükleri hakkında da bir bilgiye ulaşılmamıştı.

    HTŞ’nin; Alevileri, Dürzileri temizlemek, insanlara sıkı sıkıya çarşaf giydirmek, namaz kılmayanları takip etmek, okullarda şeriat dersleri verilmesi için yanıp tutuştuğunu söyleyen Yazar İlahiyatçı İhsan Eliaçık, “Suriye’de Medine Sözleşmesi temelinde demokratik cumhuriyet kurulması gerekiyor. Bu sözleşmeye göre; Aleviler, Dürziler, İsmailliler, Asuriler, Kürtler, Araplar, Hristiyanlar hepsi eşittir. Hiçbirine ayrım yapılmaz, herkes kendi dinini ve mezhebini yaşar” ifadesinde bulundu.

    “ÖRGÜT LİDERİNİN YUMUŞAK MESAJLAR VERMESİ BANA GÖRE ANLAM İFADE ETMİYOR”

    HTŞ lideri Colani’nin yeni bir anayasa oluşturacağız, birlikte meclis kuracağız, seçim yapacağız sözlerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Eliaçık, örgütün ilk hedefinde şeriatla yönetilen bir rejimi getirmek olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Suriye’de hükümet kuran HTŞ denilen grup aslında bilinen bir grup. Daha önceki adı El Nusra idi, ondan önceki adı El Kaide idi. El Kaide’den kopma, onun Suriye kolu olarak kurulmuş ve özellikle Irak’ta Amerikan işgali sırasında ve ondan sonra devam eden bomba yüklü araçlarla binalara saldırma, intihar bombalarıyla eylemler yapma ve bu şekilde yüzlerce kişinin ölümünden sorumlu bir örgüt ve bu örgütün başındaki kişi. Bu nedenle başına Amerika 10 milyon dolar koydu, terör örgütü ilan etti. Türkiye’de onu terör örgütü ilan etti. Başlarına koydukları ödülü kaldırdılar ama terör örgütü listesinden çıkarmadılar. Yani sabıkalı örgüt. Örgüt liderinin yumuşak mesajlar vermesi bana göre bir anlam ifade etmiyor çünkü yeni bir örgüt değil, ilk defa görülen örgüt değil. Daha önce İblid’de yaptıkları uygulamaları ortada. Dürzilere karşı sekiz tane köyü yakma girişiminde bulundular, insan öldürdüler ve ele geçirdikleri yerde Alevi düşmanlığı yapan bir örgüt. Rafizi Alevi diyerek kendileri gibi düşünmeyen insanlara, özellikle de Alevi olduklarını duyduklarında büyük bir düşmanlık gösterdiler.

    Şimdi Suriye’de Amerikan ve İsrail desteğiyle iktidara gelince, Türkiye de destek olunca hakimiyet kurmak ve egemenliği tam olarak ele geçirmek amacıyla yumuşak mesajlar veriyor, inanmadığı şeyler söylüyor. HTŞ liderinden duyduğum sözler; bir şey yapmayacağız, anayasaya katkı sağlayacağız, birlikte meclis oluşturacağız, seçim yapacağız gibi laflara kendisi inanmıyor. Çünkü onların ideolojisinde demokrasiyi küfür olarak görüyorlar. Seçim yapmayı Allah’ın hükümlerini insanların oyuna sunmak olarak görüyorlar. Dürzileri, Alevileri hidayete ermesi gereken sapkın gruplar olarak görüyorlar ve onlara karşı yapılacak tek şey tebliğdir. Gidilir ve yanlış yolda oldukları tebliğ edilir. İslamiyet’e geçmeleri beklenir. İslamiyet’e geçmezlerse sapkın olarak görülür. Kafa bu, bu kafadan ne çıkacak?”

    “DİKTATÖRÜN KENDİSİ ALEVİ OLABİLİR AMA SÜNNİLER DAHA ÇOĞUNLUKTAYDI”

    Türkiye medyasının Suriye’deki hükümeti desteklediği için kendi zaferiymiş gibi savunulduğunu, Suriye’de olan katliamların, öldürmelerin, ev baskınlarının, insan kaçırmalarının verilmediğini belirten Eliaçık, “Sanki Suriye’de azınlık Alevi diktatoryası varmış, o azınlık diktatörlük yıkılmış, Sünni azınlık özgürlüğe kavuşmuş, şimdi bir zamanlar Suriye’de Alevi azınlığı destekleyenlere hesap sorma zamanı geldi, hepsini bir bir ifşa edeceğiz gibi bir kampanya yürüyor şu anda sosyal medyada. Belli kişiler ve kesimler hedef gösteriliyor.  Bu okuma tamamen yanlış. Suriye’de Alevi diktatörlüğü yok. Suriye hükümetinin içerisinde bir tane Alevi var, bu nasıl Alevi diktatörlüğü? Şeriat yasaları ve Medeni Yasa Suriye’de geçerliydi. Kuran-ı Kerim’de Sünni fıkıhta Hanefi, Şafi, Hanbeli mezhebinde nasıl geçiyorsa Alevi fıkıh diye uygulanan bir şey yok. Alevi devlet projesi diye bir şey yok. Devletin dini İslam, Suriye Arap Cumhuriyeti, şeriat ve medeni hukuk beraber uygulanıyor. Şeriat mahkemelerinde dört mezhep uygulanıyor. Öyle dedikleri gibi bir Alevi projesi yok Suriye’de. Bir diktatörlük var ama bu Alevi diktatörlüğü değil. Diktatörün kendisi Alevi olabilir ama onun eylemlerine, uygulamalarına bakılır, bakıldığı zaman Sünni çoğunluk var. Bir algı yaratmak amacıyla bu yapılıyor ve Türkiye’deki Alevilere sıçratılmak isteniyor. ‘Siyasal Alevilik’ diye manşetler atıp belli kesimleri hedef gösteriyorlar” diye belirtti.

    “SİYASAL ALEVİLİK CHP’Yİ KÖŞEYE SIKIŞTIRMA AMACIYLA YAPILMIŞ BİR PROPAGANDA”

    Eliaçık, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

    “Şu anda Siyasal Alevilik yok. Bunun olması için bir Alevi devletin, partisi ve siyasi bir programının olması lazım. Aleviliği nasıl uygulayacağına dair bir program ortaya koyması lazım ve bu programda Alevi olmayanlara söz hakkı verilmeyeceğini, bir tür Alevi diktatörlüğü olacağını ve Alevilikten başka mezhebin de dikkate alınmayacağının söylenmesi gerekiyor. Ben şu anda böyle bir program göremiyorum. Bunu en fazla İran için söyleyebiliriz, ona da siyasal Şiilik diyebiliriz yine siyasal Alevilik diyemeyiz. Oradakiler Alevi değil çünkü. Siyasal Şiilik İran’da var bana göre. Devlete Şii mezhep ön görülüyor. 12 imamın ölümleri ve doğumları tatil. Bu Şii görüş devlet tarafından resmen bir program dahilinde, devletin başında bulunan kişi de yine bir Şii teoriden yola çıkarak isim konulmuş, yani Mehdi gelene kadar toplumu idare edecek kişiye Molla deniliyor. Bu tamamen Şii propagandasıyla oluşturulmuş bir uygulama. Siyasal Aleviliğin de bir devletinin, programının olması gerekiyor. Aleviliği dava edinen bir parti yok ülkede. Cemevleri var, Alevi kurumları var ama onlar siyasal iddiada değiller. O iddiada olanlar da genelde CHP’de siyaset yapıyorlar ama bunu da Alevilik adına yapmıyorlar tamamen. Alevi kökenli olabilir ama CHP’nin programına tabii oluyor. Özellikle Suriye’deki bu durumdan istifade ederek Aleviliği, CHP’yi köşeye sıkıştırma amacıyla yapılmış bir propaganda. Bu söylemin bir temeli yok.”

    “IŞİD TARZI ŞERİATÇI BİR PROGRAMI BU ÜLKEYE UYDURABİLECEKLERİNİ SANMIYORUM”

    Suriye’de HTŞ’den ümitli olmadığına işaret eden Eliaçık, “Bunların daha önceki geçmişlerini bildiğimiz için eğer HTŞ lideri denilenleri yapmazsa içeriden örgütsel bir tepki olabilir ve darbeyle devrilip, IŞİD’in uygulamalarını hayata geçirecek biri başa getirilir. Onlar şu anda bir an önce Alevileri, Dürzileri temizlemek, insanlara sıkı sıkıya çarşaf giydirmek, namaz kılmayanları takip etmek, okullarda şeriat dersleri verilmesi için yanıp tutuşuyorlar. Onların bekledikleri şey bu, eğer bu olmazsa örgütün içinden tepkiler gelebilir. Yoksa BM hukukuna göre HTŞ Suriye’de bir ortak anayasa, bunun referanduma sunulması, partilerin kurulması, seçimlere katılması, seçimlerden sonra bir hükümetin kurulması gerçekleşinceye kadar HTŞ’nin hiçbir şeye dokunmaması gerek. Geçiş hükümeti olarak asayiş, güvenlik dışında teknik hükümet olarak kalması ve hiçbir şeye dokunmaması gerekir. Ama görüyoruz ki dokunuyorlar. Milli eğitimin müfredatını kaldırmaya çalışıyor, Alevilere yer yer müdahale ediyor. Lazkiye Alevilerin çoğunlukta olduğu bir şehir, oraya şeriatçı bir müftü tayin ediliyor milli eğitim müdürü olarak. Suriye’nin seküler bir halkı var ama şeriatçı grupları da fazladır. Suriye toplumu şeriatı kaldırmaz, kabul etmez. Daha geçen haftalarda coşkulu bir yılbaşı kutlandı ve HTŞ’liler buna engel olamadılar. IŞİD tarzı şeriatçı bir programı bu ülkeye uydurabileceklerini sanmıyorum” diye konuştu.

    “MEDİNE SÖZLEŞMESİ İLHAM ALINMALI”

    Suriye’de oluşturulacak yeni anayasada bütün kesimlerin dahil edilmesi gerektiğinin altını çizen Eliaçık, şunları dile getirdi:

    “Alevilerin ne yapması gerektiğine gelince; buna en iyi elbette ki Alevi kurumları, Alevi toplumu karar verebilir. Ama sadece Aleviler değil, Suriye’de Dürziler açıklama yapıp haklarının anayasa ile güvence altına alınmayana kadar silahlarını bırakmayacaklarını söylediler.  Medine Sözleşmesi birinci maddesi bu. Senin peygamberin 14 asır önce bunu yapmış, bir tane bile IŞİD’linin aklına gelmiyor. Şu anda Rojava’da Medine Sözleşmesinden ilham alarak demokratik bir özerklik, barış içinde farklı kesimleri yaşatma projesi geliştirmeye çalışılıyor. Dini kaynağı olmasına rağmen İslamcılar bunu tartışmıyor bile. Hz. Ali de bu sözleşmeyi uygulamaya koymuş. Kimse kimseye zarar vermemek şartıyla herkes kendi halinde yaşayabilir. Eğer adaletle hükmetme gereği duyulursa bir yöneticilik rolü üstlenilebilir. Yöneticilik rolünün adaletten başka bir gerekçesi yoktur” şeklinde konuştu.

    Eren GÜVEN-Fatoş SARIKAYA/ İSTANBUL

  • DBP Eş Genel Başkanı Uçar: Suriye’de otoriter rejim olacaksa, direniş de olur-VİDEO

    DBP Eş Genel Başkanı Uçar: Suriye’de otoriter rejim olacaksa, direniş de olur-VİDEO

    PİRHA-Suriye topraklarında çoğulcu bir yapının olduğunu belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Bugün Alevilerin ve Hristiyanların inançlarından dolayı katliamlarla baş başa bırakılması söz konusu. Bu coğrafyada halklar eğer kendi kimlikleriyle yaşayamayacaksa, yeni bir otoriter rejimle devam edilecekse buna karşı elbette demokratik direnişler olacaktır” dedi.

    Suriye’de Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından ülkedeki kontrolü ele geçiren Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) şeriatçı örgütün Alevi, Hristiyan, Ezidi gibi farklı inançlara mensup halklara düşmanlığı ve saldırı girişimleri büyük endişe yaratıyor.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ile Suriye’de yaşanan değişime, azınlıklara yönelik baskılar ve Alevilere yönelik katliamlara ilişkin konuştuk.

    “SURİYE’DE YENİ YÖNETİM DEMOKRATİKLEŞMEYİ KARŞILAYAMADI”

    PİRHA: Suriye’de rejimde bir “değişim” yaşandı. Bu değişimi nasıl okuyorsunuz?

    ÇİĞDEM KILIÇGÜN UÇAR: 8 Aralık’tan beri Suriye’de çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Hem bölgesel hem de uluslararası güçlerin yol verdiği Colani’nin öncülüğünde geçici yönetim var. Suriye otoriter bir rejimin baskısından bu döneme girmiş oldu. Dolayısıyla halkın tercihi yeni dönemde demokratikleşmenin daha ön planda olması ancak gördüğümüz kadarıyla Colani’ye devredilen yeni yönetimin bunları çok karşılamadığı doğrultusunda. Adalet Bakanı olan Şadi El Veysi’nin İdlip’te 2 kadının infazının onayını veren ve gerçekleştiren bir kişi. Ancak bu hem HTŞ hem de geçici yönetim tarafından savunulan bir durum oldu.

    Zenûbiya Kadın Topluluğu, Suriye’de kadın mücadelesi açısında çok önemli bir yerde duruyor. Yeni eğitim müfredatı tartışmalarında, sokağa çıkarak hem mezhepçiliği besleyenlere, hem de kadın haklarının gelişimini engelleyenlere karşı daha demokratik bir eğitim müfredatı talebiyle bir çıkışları oldu. Geçici yönetimin kadınların özgürlüğü noktasında durduğu yer, demokratik anlamda nerede durduklarının da göstergesi olacaktır.

    “ROJAVA, SURİYE’DE EZİLEN BÜTÜN HALKLAR AÇISINDA ÖZ SAVUNMA MODELİDİR”

    -Özellikle Kürtler, Aleviler, Durziler ve Hristiyanlar baskı altına alınmaya çalışılıyor. Alevilere katliam uygulanıyor? Tüm bunlar yaşanırken Suriye’yi ve Ortadoğu’yu ne bekliyor?

    2011 yılından bu yana Suriye’de yeni bir rejimin inşası söz konusu. İki tane model söz konusu. Bir tanesi halkın kendi emeğiyle var ettiği Rojava modeli diğeri ise hem bölgesel hem de uluslararası güçler kendilerini tehdit etmeyecek bir modelle yol almak istiyorlar. Bunu da yeni dönemde Colani yönetiminde buldular. Suriye’nin çoğulcu yapısında Rojava modeli daha güçlü bir cevaptır. Rojava modelinin temelinde yatan şey ise demokratik ulus. Bu durum Suriye için kıymetli çünkü Suriye’de Alevilerin, Dürzilerin, Türkmenlerin, Kürtlerin ve Arapların yaşadığı çoğulcu bir yapı var. Bu coğrafyada halklar eğer kendi kimlikleriyle yaşayamayacaksa yeni bir otoriter rejimle devam edeceklerse buna karşı elbette demokratik direnişler olacaktır.

    Rojava’da bütün farklılıklar bir arada yaşayabiliyor. Rojava modeli, 2011 yılında açığa çıkan değişim tsunamisinde ayakta kalan tek güç olarak karşımızda duruyor. Ortadoğu’da ortaya çıkan tablo bir değişimi zorluyor ancak bu değişimin nasıl bir değişim olacağı konusunda bir fikriyata ihtiyaç var. Rojava, Suriye’de ezilen bütün halklar açısından da bir öz savunma modelidir ve bugün herkes bu öz savunmaya ihtiyaç duyuyor. Bir halk kendi inancı ve kimliğiyle yaşayabilecekse dönüp bakabileceği Rojava modeli olmalıdır. Bugün Alevilerin ve Hristiyanların inançlarından dolayı katliamlarla baş başa bırakılması söz konusu.

    “ALEVİLERİN VE HRİSTİYANLARIN, ROJAVA’DAKİ GİBİ BİR ÖRGÜTLENME MODELİ YARATMALARI GEREKİYOR”

    -Suriye’de süren Alevi katliamının yansımaları Türkiye’de de hissedilir hale geldi. Aleviler Suriye’deki rejim değişikliği sonrası daha fazla nefret diline maruz kalmış durumda. Bu tesadüf müdür? Buna karşı ne yapılmalı?

    Türkiye’deki iktidarın Suriye’de oluşturulan yeni yönetimde önemli bir rolü olduğunu biliyoruz. Türkiye kendi tekçi anlayışının Suriye’de de hayat bulması için ciddi bir çaba içerisinde. O yüzden Türkiye Alevi katliamlarında tarih sayfasında kara bir yerde duruyor. Bu nedenle bu modelin orada hayat bulması herkes için ciddi bir tehdit olarak karşımızda duruyor. Bugün Alevilerin ve Hristiyanların kendilerine dayatılan sistem karşısında Rojava modeline yüzlerini dönüp oradaki örgütlenme modeli gibi bir örgütlenme modeli yaratmaları gerekiyor. Alevi katliamı bir yerde yaşandığında bu durum dalga dalga diğer ülkelere de sirayet ediyor. Bu bazen sözlü bazen de fiziki saldırıya dönüşebiliyor.

    Türkiye’de yaşayan Aleviler ve Kürtler olarak gözümüz Suriye’de yaşayan ezilen halkların mücadelesinden yana tavrımız çok net. O yüzden Suriye’deki halklar ve inançlar örgütlenerek otoriter rejim karşısında hem kendilerini savunabilecekleri hem de gelecekte nasıl bir modelde yaşayabileceklerine dair de cevap olacaklarından eminiz.

    Nuray ATMACA/PİRHA

  • DAD Eş Genel Başkanı Kete: Suriye Alevileri HTŞ yönetimi altında güvende değil-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kete: Suriye Alevileri HTŞ yönetimi altında güvende değil-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara tepki gösteren Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” dedi. 

    Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasıyla beraber yönetime geçen Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) şeriatçı örgüt, kısa bir süre içerisinde Alevilerin yaşadığı bölgelere saldırılar gerçekleştirdi. Alevi inancına sahip yurttaşlara işkence edilirken bazıları da vahşi bir şekilde öldürüldü.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırıları değerlendirdi.

    Aleviliğin tarihten bu yana kadar iktidarcı devlet anlayışını kabul eden bir anlayış olmadığının altını çizen Kete, “Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir” diyerek şeriatçı örgütlerin farklılıkları içselleştirmeyen, kadın özgürlükçü yapıya tahammül etmeyen, toplumsal ekolojik karşıtı, kendisi gibi düşünmeyen tek tipçi bir anlayışa sahiptir” dedi.

    Kete, Suriye’de iktidarda olan HTŞ’ye dair de “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” diye konuştu.

    “100 YIL BOYUNCA ULUS DEVLETLER BÖLGEDE YAŞAYAN HALKLARA DERMAN OLAMADILAR”

    Şeriatçı örgütlerin emperyalist devletler tarafından kurulduğunu ve desteklendiğine dikkat çeken Kete, bu tür örgütlerin ulus-devlet anlayışıyla hareket ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Ortadoğu’da yaşananlar birer sonuç. Biz tarihsel perspektife baktığımızda üçe ayırıyoruz; geçmiş, gelecek ve an… An, geçmişin yükünü omuzlarında taşıyor. Bugün yaşamış olduğumuz kötü olayların hepsinin geneli geçmişte yaşanılanların birer sonucudur ve bunun sonucunda da an, kendini geleceğe taşır. 1’inci Dünya Savaşının sonucunda da Ortadoğu’da masa başında çizilen devletler vardır. 100 yıl boyunca Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde devletler kendini tekçilik üzerine inşa etmiş. Yani 100 yıl boyunca ulus devletler bu bölgelerde yaşayan halklara derman olamadılar. Aynı zamanda bu hegemonik güçler kendi elleriyle kurmuş oldukları ulus devletleri kendi sermaye birikimlerini, kendi önünde engel olacağını anladıkları anda bu devletlere yöneldiler. Bunlardan bir tanesi de Suriye’dir. Suriye coğrafyası bir çok inanç ve kimlikten oluşmuş bir şehirdir” Hegemonik güçler özellikle İŞİD üzerinden bunu yapmaya başladılar. Şimdi de HTŞ bu görevi yerine getiriyor.”

    “SURİYE’DE CİDDİ BİR ALEVİ KATLİAMI SÜRECİ SÖZ KONUSUDUR”

    Şeriatçı örgütlerin Alevilere saldırarak onları kendi kontrolleri altına almaya çalıştığını ifade eten Kete, “Alevilere yönelmesinin tarihsel arka planı vardır. Devletler kendileri için tehlike oluşturabilecek yaşam tarzlarını ilk olarak etkisiz hale getiriyorlar. Alevi süreği tarihten bu yana kadar iktidarcı, devlet anlayışını kabul eden bir anlayışta değildir. Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir. Bu devlet dışı oluşumların kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu inanç devlet dışı kaldığı taktirde kültürel direniş damarı kendini yenileyecektir. Suriye’de Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ), Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye’de katliamlar yapıyor. Onların zihinsel kodlarına göre, ‘Aleviler dinsizdir, katli vaciptir’ deniliyor. Suriye’de ciddi bir Alevi katliamı süreci söz konusudur” şeklinde konuştu.

    “ESAD YÖNETİMİNDE ALEVİ BÜROKRAT YOKTU”

    Beşar Esad’ın Alevi devleti başkanı olduğu propagandasının son zamanlarda bilinçli olarak yapıldığını vurgulayan Kete, “Türkiye’de AKP’de ve bu tekçi zihniyeti savunanlar da oradaki yönetimle ilişkilerini geliştirirken Suriye’ye bir Alevi devleti gibi baktılar. Esad yönetimi hiçbir zaman Alevi devleti olmamıştır. Bürokraside Alevi yönetici yoktu, buna rağmen orada bir Alevi katliamını meşrulaştırmak için Suriye’ye bir ‘Alevi devletidir’ diyerek katliama giriştiler. Şimdi Beşar Esad yok, eğer Esad yoksa bu kadar katliamın nedeni niye? Mesele Esad’tan ziyade Alevilere karşı gelişmiş bir katliam fikri bilinçaltında yatıyor. Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir” şeklinde ifade etti.

    “DÜNYA VE TÜRKİYE SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA KARŞI DERİN BİR SESSİZLİK İÇERİSİNDE”  

    Arap Alevilerinin kendilerini saldırılara karşı koymada yeterli olmadığını, dünyadan ve Türkiye’den desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Kete, şunları dile getirdi:

    “Arap Alevilerinde ciddi bir sessizlik vardır. Tarihsel olarak da zorlu travmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Nusayriye Dağları eteklerinde yüzlerce yıl baskılardan kaçarak o coğrafyada kendi yaşamlarını devam etmeyle uğraşmışlardır. Tarihsel arka planlarında devletçi yapılarla karşı karşıya gelip bir savunma oluşturma, direniş oluşturma kültürü olsa da bile bu kültür bugün kendini koruyabilecek çerçevede güçlü bir kültüre sahip değil. Dünya’da ve Türkiye’de, Suriye’deki Alevilere yapılan saldırılara karşı derin bir sessizlik hakim. Bu sorun sadece Alevi sorunu değil; Türkiye’de emek ve demokrasi mücadelesi veren sol sosyalist güçler başta olmak üzere üçüncü alanı oluşturan bütün toplumsal kesimlerin çok yoğun olarak bu katliamı etkinlikleriyle, panelleriyle, sınırda nöbet tutarak, perşembe günleri çerağ uyandırarak tepki göstermesi gerekiyor.”

    “ALEVİLER İKRAR VE RIZALIĞI ESAS ALAN BİR TOPLUMDUR”

    Kete, Alevi toplumunun tekçi anlayışa karşı komünal yaşamı esas aldığını belirterek, “Alevi sürekleri hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın hiçbir zaman iktidarcı, tekçi, devletçi zihniyetle uyum sağlamamıştır. Alevi inancı beslenmiş olduğu kaynaklar itibariyle güçlü bir Aryenik direnişe sahiptir. Bu direniş hala devriye halinde mücadele kültürü vardır. Aleviler ikrar ve rızayı esas alan bir toplumdur ve komünal yaşamı ele alıyor. İkrar vermek politik tutumlarını belirliyor” ifadesinde bulundu.

    “ROJAVA MODELİ ALEVİ İNANCIYLA ÖRTÜŞEN BİR PERSPEKTİFE SAHİPTİR”

    Kuzey Suriye’de ortaya koyulan demokratik modelin Alevi inancıyla örtüştüğüne dikkat çeken Kete, demokratik, komünal yaşamın emperyalist güçlerin işine gelmediğini söyledi. Kete, etnik kimlik ve inançtaki toplumların yaşam reçetesinin bu demokratik modernite ile aşılacağını ifade ederek, şunları söyledi:

    “Ortadoğu’da kapitalist güçlerin bir korkusu vardır. Ortadoğu’da bütün bu saydığımız, demokratik moderniteyi oluşturan, üçüncü alanı oluşturan devlet dışı kalan toplumların bir araya gelmesi Rojava tarzı bir model oluşturur. Alevi toplumu tek olan bir zihniyeti kabul etmiyor, bir olmayı kabul ediyor. Kısacası cem erkanı, kırklar meclisi, rıza şehri bugün Rojava’da politik bir perspektifle bir dünya nizamı haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki bölgedeki ve dünyadaki güçlerin hedefi haline gelecektir. Bu güçler aynı zamanda komin gücünü, direniş gücünü en fazla kendi içinde barındıran güçlerdir. Bundan dolayı Rojava modeli Alevi inancıyla örtüşen bir perspektife sahiptir. Bundan dolayıdır ki bütün tekçi zihniyetler, ulus devletçi anlayışında direnen bütün yapılar Rojava’daki direnişe düşmandır.”

    Kamber YILDIZ/ADANA

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Kürtler ve Aleviler olarak özgür yaşamak istiyoruz-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Kürtler ve Aleviler olarak özgür yaşamak istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Antakya’da halk buluşmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Suriye’de rejim değişti ama o rejim Kürtleri kapsamadan demokratik bir rejim olmaz, Alevileri tehdit ederek, katlederek orada demokratik rejim oluşturamazsınız. Bütün kimliklerin ve inançların beraber, eşit ve demokratik ortamda yaşamaları Suriye’yi huzurlu bir zemine kavuşturabilir. Aksi halde 100 yıllık çatışmalar devam edecektir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, DEM Parti Hatay İl binası önünde düzenlenen halk buluşmasa katıldı. Buluşmaya sivil toplum örgütü temsilcileri de dahil oldu.

    HALKLARIN KİMLİK MÜCADELESİ 

    MA‘da yer alan habere göre; buluşmada ilk olarak söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Ortadoğu’da yaşanan sorunların tekçi anlayışlardan kaynaklandığını belirterek, ikinci Kerbela’nın Suriye’de yaşandığını belirtti. Kete, “Tekçi zihniyetin dışında kalan kimlikler kendi kimlikleri ile yaşama mücadelesi veriyor. Uluslararası güçler tarafından Suriye halkına uluslararası kayyımlar atanıyor. Tekçi zihniyet, hangi kimliğimize vuruyorsa o kimliği büyüterek mücadele etmek zorundayız. Eğer bugün Suriye’de Alevi kimliğimize vuruluyorsa bu kimliği savunmak zorundayız. Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Eğer bugün bu süreç Suriye’de katliama, soykırıma uğratılırsa bölgedeki selefi anlayışlar buraya da gelecek. Bu ülkeye gelip nasıl katliam yaptıklarını biz gördük. Bu çerçevede Suriye yıllardır, binlerce yılıdır rıza ülkesi olarak yaşıyor. Tüm halklar ve etnik kimlikler beraber komünal, demokratik bir modelle bugüne kadar yaşadılar. Yaşadığımız bu sorun bir sonuçtur. Kendisinden önce yaşanan iki dünya savaşının sonucudur bu üçüncü dünya savaşı. DAD adına Dersim’den Seyid Rıza’nın Düzgün Baba’nın selamlarını getirdim size. Bu zulme karşı, bu kerbelalara, bu Emevi zihniyetine karşı direnmenin tek yolu bedensel olarak, toplumsal olarak ikrarlaşmaktır” dedi.

    ‘DEMOKRATİK MÜCADELENİN YANINDAYIZ’

    Emek Partisi MYK üyesi Halil İmrek, 10 yıl önce DAİŞ’in saldırılarını hatırlatarak, bu saldırılara karşı Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik, komünal bir sistemin kurulduğunu belirtti. Erdoğan’ın ‘Kobanê düştü düşecek” sözlerine atıfta bulunarak, “Kobanê’nin düşmemesinin öcünü siyasetçileri tutuklayarak, kayyımlar atayarak almaya çalıştı”  dedi. İmrek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye’de yeni bir durum ortaya çıktı. Esad yıkıldı, yerine gelen Colani yönetiminin halklara umut olmadığını biliyoruz. Kürtlerin varlıklarına saldırıyorlar, aynı zamanda Arap Alevilerinin olduğu bölgeye saldırıyorlar, katliamlar yapılıyor. Bu bakımda biz EMEP olarak başından beri, Suriye’deki yapı ancak Suriye’deki halklar tarafından belirlenmeli. Herhangi bir ayrım yapmadan demokratik bir yönetimin inşa edilmesi lazım. Kürtler ve azınlıklar hesaba alınmadan demokratik yönetim oluşamaz. Suriye’de bütün halklar demokratik bir yönetimi kendilerine inşa edebilirler, bunu Rojava’da gördük. Suriye’deki halklara selam gönderiyoruz, demokratik mücadelelerinin yanında olduğumuzu belirtiyoruz.”

    ‘ÖZERK YÖNETİM BİZE YOL GÖSTERİYOR’

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Deniz Aktaş ise emperyalist güçler ve bölge sömürgecileri eliyle Ortadoğu’da halkların zulme uğradığını vurguladı. Deniz Aktaş, “Oradaki katillerin hamileri AKP-MHP iktidarıdır. Biz bunları çok iyi tanıyoruz. Maraş, Çorum, Sivas’tan, Gazi katliamlarından tanıyoruz. Bugün aynı faşist politikaları devreye sokmaya devam ediyorlar. Aleviler, Hristiyanlar ve kadim halklar, bu saldırganlık karşısında çaresiz değildir. Bugün yanı başımızda tüm halkların birlikte özgür ve eşit yaşadığı Kuzey ve Doğu Suriye Özek Yönetim’i bize yol gösteriyor. Aleviler, Keldaniler, Hristiyanlar bu politikalar karşısında öz savunmalarını örgütlemek zorundadır. Aleviler bir olarak, birlikte olarak, mücadele ederek kurtulabilirler. Bu sesi yükseltmek bir gereklilik değil hayati önemdedir.

    ‘DÜŞEN ESAD’DIR SURİYE HALKI DEĞİLDİR’

    Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) MYK üyesi Oya Nur, Suriye’de yaşanan çatışmaların hegemonik savaşların göstergesi olduğunu ifade etti. Oya Nur, “Bir yanda cihatçılar Alevileri katlederken diğer yandan emperyalistler Suriye’de hegemonya kurmaya devam ediyorlar. Bu savaştan nemalanmaya çalışan AKP bilsin ki, düşen Esad rejimidir, Suriye halkı değildir. Sanmasınlar ki bizim mücadelemiz buradan ibarettir. Bizim mücadelemiz Türkiye halklarının, Suriye halklarının, Ortadoğu halklarının mücadelesidir, bizim mücadelemiz dünya halklarının ortak mücadelesidir. Bütün Suriye halklarının mücadelesini haykırıyor ve sesleniyoruz, savaşları engelleyecek olan halkların devrimci iradesidir” diye belirtti.

    ‘İKTİDARI, YARALARI SARMAYA DAVET EDİYORUZ’

    Sözlerine Gezi direnişinde yaşamlarını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan’ı anarak başlayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hatay halkının iradesi olan Can Atalay şahında da cezaevindeki bütün tutsakları selamlıyorum. Hatay’ı hep beraber gördük, Hatay ciddi bir deprem felaketi yaşadı ama hala inşa edilmemiş. Büyük ekonomik rakamlar ortaya koyarak Türkiye’nin geliştiğini söyleyenler buradaki yaraları sarmakla meşgul olsalar daha iyi olacak. İnsanlar hala konteynır kentlerde yaşıyorlar. İktidarı, buradaki yaraları sarmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    HALKLARIN FARKLILIKLARI TANINMALI

    “100 yıl önce halkları suni sınırlarla ayıran ulus devletler, halkları, inançları bir arada tutamadı” açıklamasında bulunarak, Ortadoğu’daki halklara ulus devletler tarafından tekçi anlayışın dayatıldığını vurgulayan Bakırhan, tüm bu dayatmalara karşı mücadele edeceklerini belirtti. Bakırhan, “100 yıl önce Suriye’de kurmuş olduğunuz rejim tutmadı, yerine gelen yönetimin de bir önceki yönetim gibi tekçi olmaması gerekiyor. Alevilerin canına, malına kastetmemesi gerekiyor. 100 yıl önce de Kürtler Rojava’da kimliksizdi, bugün de onlara kimliksizliği dayatırsanız buna ‘hayır’ deriz. Suriye’de rejim değişti ama o rejim Kürtleri kapsamadan demokratik bir rejim olmaz, Alevileri tehdit ederek, katlederek orada demokratik rejim oluşturamazsınız. Bütün kimliklerin ve inançların beraber, eşit ve demokratik ortamda yaşamaları Suriye’yi huzurlu bir zemine kavuşturabilir. Kürtler Rojava’da DAİŞ barbarlığına karşı direnerek o topraklarda özgürce yaşıyor. Şimdi eğer yeni bir rejim gelecekse Rojava’nın, Kürtlerin statüsünü tanımak zorundandır. Halkların farklılıklarını tanımak zorundandır. Aksi halde 100 yıllık çatışmalar devam edecektir” şeklinde konuştu.

    GELİŞEN SÜREÇ ŞEFFAF OLACAK

    Savaşlara ve çatışmalara ihtiyaç olmadığını ifade eden Bakırhan, barışın bir ihtiyaç olduğunu, savaş politikalarına ve tekçi zihniyete geçit vermeyerek mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti. İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan ile gerçekleşen görüşmeye değinen Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Heyetimiz Sayın Öcalan’la görüştü. Hemen peşinden heyetimiz siyasi partilerle kurumlarla görüşme yaptılar. Sayın Öcalan’ın söylemiş olduklarını partilerle paylaşmaya başladılar. Türkiye’de barış sağlarsak Suriye’de de sağlayabiliriz. Barışı önemsiyoruz, kent kent dolaşıyoruz. Türkiye’nin ekonomisi Kürdün hakkını almaması için harcandı. Emekçinin yoksul kalmasının sebebi bu savaşa harcanan trilyonlarca dolarlardır. Eğer Türkiye barışı sağlayabilirse savaş giden dolarlar emekliye, emekçiye, öğrenciye, yıllardır inşa edilmeyen bu deprem bölgesine harcanabilir. Güçlü bir mücadele, irade ortaya koyarak bu iktidarı barışa çekebiliriz. Bu barış tartışmalarının yürütüldüğü süreçte sessiz kalırsak devlet, istemiş olduğu politikaları bize dayatacaktır. Bizlere büyük görevler düşüyor, bu süreçte kamuoyunu bilgilendirmeye çalışacağız, şeffaf olacağız. Sizin bildiğiniz, katıldığınız bir süreç işletilecek.”

    ‘KÜRTLER, ALEVİLER OLARAK HAMİ İSTEMİYORUZ’

    Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı iktidara seslenen Bakırhan, “Madem yeni Suriye yönetimi ile ilişkiniz var o zaman Alevilerin katledilmesini durdurun, Kürtlerin eşit yurttaş olmasını destekleyin. Aksi halde KürT’ü, Alevi’yi yok sayan bir iktidara ‘samimi değilsiniz’ deriz. Eğer samimi iseniz o yönetimle bir an önce görüşün ve halkların bir arada yaşaması için yönetime çağrıda bulunun. Madem azınlık halkların hamisisiniz, Suriye’deki yönetime bu politikaları bir kenara bırakmasını söyleyin. Kürtler, Aleviler olarak artık hami istemiyoruz, özgür yaşamak istiyoruz. Aleviler, Kürtler kendilerini güvende hissederse biz o zaman size inanırız. Suriye, Antakya gibi çok kimlikli bir ülke. Herhangi bir halkı yok sayarsanız o güzelliği yok edersiniz. 100 yıl önce suni bir şekilde oluşturulan bu anlayışa yok diyorsak bu sorumluluk hepimizin boyunun borcudur. Beraber olursak Rojava da statüye kavuşur, Aleviler de özgür yaşar, İmralı’nın kilidi açılır ve Sayın Öcalan Türkiye halkları ile bir araya gelir. Sayın Öcalan’la yapılan görüşmelerin bir çözüm sürecine evrilmesini istiyorsanız, Kürt gençleri yaşamını yitirmesin, trilyonlarca doların halka harcanmasını istiyorsanız biraz daha güçlü bir şekilde sesimizi haykırmak zorundayız. Bu mücadeleyi buraya getiren onurlu Kürt halkına, Türkiye halkına güveniyorum. Sizler bu süreci barışa evrilterek Kürtlerin, Alevilerin eşit yurttaş olduğu bir ülkeyi yaratacaksınız” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Suriye’deki saldırılara son verilsin- VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Suriye’deki saldırılara son verilsin- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de Alevilere ve diğer etnisitelere karşı yapılan saldırılara karşı basın açıklaması yaparak, “Birçok etnik ve inanç kimliği zenginliğine sahip olan Suriye coğrafyasında bu zenginliği kucaklamayan hiçbir rejim barışı tesis edemez. Suriye’de azınlıklara karşı saldırılara derhal son verilsin” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de başta Aleviler olmak üzere farklı dini inanış ve kimliklere karşı saldırı ve katliam girişimlerine karşı Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. Açıklamaya platform bileşenlerinin yanı sıra çok sayıda Alevi kurum ve örgüt temsilcileri katıldı.

    ‘Savaşa geçit vermeyelim’ yazılı pankartın açıldığı eylemde “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atıldı.

    “SALDIRILAR ÖNLENSİN”

    Basın açıklamasını okuyan İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci, HTŞ’nin yönetimi devralmasıyla Aleviler ve diğer azınlıkların kaygı duyduğunu belirtti. Aleviler için önemli olan Ebu Abdullah el- Hüseyin el-Hasibi türbesine yapılan saldırıyla bu kaygıların arttığına değinen İnci, şunları söyledi:

    “Alevilerin simgesel türbesi olan Ebu Abdullah el-Hüseyin el-Hasibi’ye saldırı düzenlediğini öğrendik. İnsan Hakları Gözlemevi açıklamasında saldırganların türbede görevli beş kişiyi öldürdüğünü, cesetlerine işkence ettiğini, türbeyi tahrip ederek ateşe verdiğini ve bu olayın kendilerine ulaşan bir video ile belgelendiğini açıkladı. 24 Aralık’ta Hama’nın kuzeybatı kırsalında, Rabia-Masyaf yol ayrımında Alevi oldukları belirtilen üç hâkim, infaz edildi. Yine Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye ve Tartus’ta bölge sakinlerinin evlerinden zorla çıkarıldığı, evlerine el konulduğu, tekbirler eşliğinde saldırıların gerçekleştirildiği ve silahlı tehditlerin yaşandığına dair bilgi ve videolar sosyal medyada paylaşıldı. Bazı vakalarda cinayetlere kadar varan olayların yaşandığı bildirildi. Özellikle kırsal kesimlerde vahşice saldırılar ve katliamlar yapıldığı bilgisi paylaşılıyor. Birçok etnik ve inanç kimliği zenginliğine sahip olan Suriye coğrafyasında bu zenginliği kucaklamayan hiçbir rejim barışı tesis edemez.”

    Suriye’de yeni rejimin, Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Hristiyanlar, Kürtler, Ermeniler ve diğer tüm azınlıklara yönelik saldırılarını derhal sonlandırması yönünde çağrı yapan İnci, Türkiye Hükümeti’ni artan bu saldırılara karşı siyasi ve diplomatik tepki vermeye çağırdı.

    “TARİHSEL SORUMLULUKLA HAREKET ETME ZAMANIDIR”

    Burada konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, küresel güçlerin Suriye’yi şekillendirmek için çaba içinde olduğunu belirtti. Bu çabanın hedefinde Kuzey ve Doğu Suriye’deki “Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü” anlayış olduğuna işaret eden Bedriye Kuş, “Rojava Devrimi, Kürt halkının ve Ortadoğu’nun ezilen halklarının özgürlüğü için bir umut ışığı olmuşken, emperyalist ve bölgesel egemen güçler bu devrimi tasfiye etmeye çalışıyorlar. Rojava’nın statüsü, Kürt halkının özgürlüğü ve Ortadoğu halklarının geleceği için bir kırılma noktasına gelmiştir. Bu devrim, sadece Kürtler için değil, tüm halklar için bir ortak yaşamı, eşitliği ve özgürlüğü savunmaktadır. Rojava’yı savunmak, sadece bir bölgeyi değil, tüm Ortadoğu’daki halkların özgür ve eşit bir geleceğini savunmaktır. AKP iktidarının ve emperyalist güçlerin Rojava’yı yok etme çabalarına karşı, tüm devrimci halkların, kadınların ve özgürlükçü güçlerin birleşmesi gerekmektedir. Bugün, tarihsel bir sorumlulukla hareket etme zamanıdır” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ MERSİN

  • HDK’den Yeni Yaşam Gazetesi ve ETHA’ya dayanışma ziyareti – VİDEO

    HDK’den Yeni Yaşam Gazetesi ve ETHA’ya dayanışma ziyareti – VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüleri Ali Kenanoğlu ve Meral Danış Beştaş, Yeni Yaşam Gazetesi ve ETHA çalışanlarının gözaltına alınıp tutuklanması sebebiyle dayanışma ziyaretinde bulundu. Danış Beştaş “İki gazetecinin öldürülmesine ses çıkaramıyorsak yaşamamızın anlamı yok. Sesimizi çoğalttıkça bu baskı düzenine son vereceğiz” diye konuştu.

    ETHA editörü Pınar Gayıp, Yeni Yaşam Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Osman Akın ve gazete çalışanı Enes Sezgin’in de aralarında olduğu 7 gazeteci ve 2 siyasetçi, Türkiye SİHA’sı ile katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için 21 Aralık’ta açıklama yapmak isterken gözaltına alınıp ardından tutuklandı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüleri Ali Kenanoğlu ve Meral Danış Beştaş, beraberindeki heyet ile katledilen Daştan ve Bilgin için açıklama yapmak isterken gözaltına alınıp tutuklanan gazetecilerle dayanışma amacıyla Yeni Yaşam Gazetesi ve Etkin Haber Ajansı’nı (ETHA) ziyaret etti.

    “ÖZGÜR BASININ YANINDAYIZ”

    Ziyarette konuşan HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, özgür basının özellikle hedef alınma sebebini iyi bildiklerini ifade etti. Ali Kenanoğlu, “Gerçeklerin gizlendiği bir dönemi yaşıyoruz. Bunun karşısında hakikatin sesi olan, olayları tüm gerçekliğiyle aktaranlara yönelik de tüm baskı, zulüm ve şiddetin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Tabi ki katledilen iki gazeteci oradaki olan biten doğru bilgiyi aktardıkları için hedef alındılar. Hakikatin sesini kıstırmak isteyenler tarafından katledildiler. Bunun sonucunda arkadaşlarımız tutuklandılar. Biz bunu asla kabul etmiyoruz. HDK olarak da sonuna kadar özgür basının yanında yer alacağımızı belirtelim. Hepinize geçmiş olsun” diye konuştu.

    “KÜÇÜLMEYELİM, EL ELE VEREREK BÜYÜYELİM”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise toplumu susturmak için ilk olarak özgür basın emekçilerine yönelik baskı yapıldığını söyledi. Danış Beştaş, şunları söyledi:

    “Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ın katledilmesinden sonra gazetecilerin tutuklanması, Seyhan Avşar’ın tweeti sebebiyle soruşturma açılması, İstanbul Barosu hakkında soruşturma açılması aslında cinayeti örtbas etme girişimidir. Bilgin ve Daştan’ın SİHA ile katledilmesi savaş suçudur. Onlar gazetecidir. Ben de dahil herkes, onları gazeteci kimliği ile tanıyor. AKP iktidarı, meselenin üstünü örtmek için itirazları engellemeye çalışıyor. Bu meseleyi sonuna kadar takip edeceğiz. ‘Küçülmeyelim büyüyelim’ çağrısını yapıyorum. Bütün basın kuruluşlarına çağrı yapıyorum, bugün bize, yarın size. Sıranın gelmesini beklemeyelim. Küçülmeyelim ve el ele vererek büyüyelim. İki gazetecinin öldürülmesine ses çıkaramıyorsak yaşamamızın anlamı yok. Sesimizi çoğalttıkça bu baskı düzenine son vereceğiz. Kameraları, kalemleri yere düşmeyecek Ape Musa’nın çocukları, onları bırakmaz. Asla boyun eğmeyeceğiz.”

    “MÜCADELEYİ BIRAKMAYACAĞIMIZI HER ZAMAN SÖYLÜYORUZ”

    Gazeteciliğin tam anlamıyla “ateşten gömlek giymek” olduğunu belirten Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Mahsun Sağlam, 5 yıl içerisinde 13 gazetecinin katledildiğini ifade etti. Mahsun Sağlam, “Kürt gazeteciler hedef alınarak katlediliyor. Bu saldırıları kabul etmiyor ve bu mücadeleyi bırakmayacağımızı her zaman söylüyoruz. ‘Burada devrim var diyen’ DAİŞ artıklarını çok normal gören bir havuz medyası var. Bunun için Cihan ve Nazım’ın katledilmesi tesadüf değildir. Gözaltı sürecinde savaşın buraya yansımasını gördük. 9 arkadaşımız tutuklandı. ‘Neden dövizleri taşıdınız?’ diye suçlama yönetildi. Biz arkadaşlarımızı anmak için oradaydık, tabi ki dövizleri taşıyacağız, bu suç değildir. Daha cesaretli olmamız gerekiyor. Sarı torba tehditlerine karşı alanlarda daha güçlü hakikati ortaya sermemiz lazım” diye konuştu.

    NE OLMUŞTU?

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve DİSK Basın-İş öncülüğünde bir araya gelen gazeteciler, Türkiye SİHA’sı ile katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için 21 Aralık’ta, Beyoğlu ilçesindeki Şişhane Meydanı’nda açıklama yapmak istedi. Siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de destek verdiği açıklamaya saldıran polis, 59 kişiyi gözaltına aldı.

    Gözaltına alınanlardan 45 kişi, emniyet işlemlerinin ardından serbest bırakılırken, 14 kişi de savcılığa sevk edildi. Savcılık, 14 kişiden 5’ini adli kontrol, 9 kişiyi ise “örgüt propagandası yapmak” ve “2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna muhalefet” iddiasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk etti. Hakimlik, 14 kişiden 5’inin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına, 9’unun ise tutuklanmasına karar verdi. Tutuklama gerekçesi ise ‘Gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in fotoğraflarını taşımak’ olarak gösterildi. Tutuklanan gazetecilerin isimleri şöyle: “Gülistan Dursun, Hayri Tunç, Yeni Yaşam Gazetesi’nden Enes Sezgin, Osman Akın ve Can Papila ile Etkin Haber Ajansı’ndan (Etha) Pınar Gayıp, Mücadele Birliği Gazetesi muhabiri Serpil Ünal.

    İstanbul Barosu hakkında Kuzey ve Doğu Suriye’de haber takip ettiği esnada katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’e ilişkin yaptığı paylaşım nedeniyle soruşturma başlatıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ile yönetim kurulu üyeleri hakkında başlatılan soruşturmaya gerekçe olarak “Örgüt propagandası yapmak” ile “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” gösterildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demokratik Alevi Federasyonu: Rojava’yı korumak herkesten çok bizim görevimiz olmalı

    Demokratik Alevi Federasyonu: Rojava’yı korumak herkesten çok bizim görevimiz olmalı

    PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu, Suriye’nin geleceğine ilişkin Alevi kurumları ve Kürtlerin ortak mücadele içinde olması gerektiğini belirtti. Federasyon, “Biz Aleviler için en güvenli, halklar ve inançlarla yaşamda ortaklaştığımız Rojava’yı korumak herkesten çok bizim görevimiz olmalıdır” ifadesini kullandı. 

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Suriye’de yaşanan gelişmelere dair yazılı açıklama yaptı. “Rojava, halkların ve inançların ortak yaşam mekanıdır!” başlıklı yazıda Türkiye’nin Suriye politikaları eleştirildi.

    Rojava’daki siyasal oluşumun, tüm toplumları temsil etiğini belirten FEDA, şöyle devam etti:

    “Bütün ezilenler, mazlum halklar ve biz Aleviler için umut ve direniş kaynağı olan Rojava, büyük bir saldırı altında olup 21. yüzyılda bir kere daha Kürt soykırımı yaşatılmak isteniyor. Bilindiği üzere son yüzyıl, ulusal devletler kurmak için yoğun savaşlarla geçti. Ulusal ve dinsel paradigmaların sosyal ve siyasal hayata yön verdiği, geçen yüzyılda dünyanın hiçbir parçası yoktur ki ulusal veya dinsel savaşlar yaşamamış olsun. Her kara parçası, egemenlerin ulus devlet paradigmasından dolayı ezilenlerin kanıyla sulandı, sulanıyor.

    İŞİD canavarları Kobani’de Kürt halkının kararlı direnişi sonucu kaybetti. Kürt kadını, Kürt gençleri, dört parça Kürdistan’dan Kürt halkı, İŞİD barbarlarına karşı yürekleri avuçlarında etten barikat, birer direniş abidesi oldular. Demirci Kawa gibi Kürt halkı bir kez daha tarihi bir direnişi ortaya koydu.

    Rojava’da gerçekleşen kadın devrimi ile halklar ve inançlar özgür ve ortak yaşamda buluştular. Rojava’yı özgürleştiren Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi, vakit kaybetmeden demokratik ulus paradigmasına uygun bir toplumsal ve siyasal sistemi örgütlemeye koyuldular. Her etnik kimliğin, her dinden topluluğun, kadınların, gençlerin, emekçilerin söz karar ve yetki sahibi oldukları halkların ve inançların özgür Rojava’sı bir güneş gibi parıldıyor. Rojava devrimi o gün bu gündür, saldırı altında yok edilme tehdidiyle karşı karşıyadır.

    “ROJAVA NAHAK ZİHNİYETİN DAHA KAPSAMLI SALDIRISIYLA KARŞI KARŞIYADIR”

    Bütün bu zorluklara ve zorbalıklara rağmen büyük fedakarlık ve ağır bedellerle yaratılan Rojava, kadim coğrafyada varlığını korumanın azmi ve kararlılığındadır. Rojava’da yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler, Müslümanlar, Alevi ve Ezidi Kürtler, Hrıstiyanlar, Yahudiler ve Asuri ve Süryani halklar ve inançlar, Rojava’yı korumak ve yaşatmak için her türlü fedakarlığı ve direnişi ortaya koymuş, ortak yaşam ısrarını ve ikrarını haykırmaktadırlar. Halkların ortak yaşam iradesi Rojava, bugün nahak zihniyetinin çok daha kapsamlı saldırısıyla karşı karşıyadır.”

    ROJAVA EN GÜVENLİ ORTAK YAŞAM MEKANIMIZDIR”

    FEDA’nın açıklamasında, BAAS rejiminin yıkılmasının ardından Türkiye’nin, Rojava’ya dönük planlarına da vurgu yapıldı. TSK’ya ait savaş uçaklarının, Rojava’ya yönelik saldırılarına işaret eden FEDA, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye, başından beri desteklediği İslamcı çetelere hamilik yaparak, onları kendi jeo-stratejisi için kullanmak, mümkün olduğu takdirde de Rojava’yı sınır güvenliği gerekçesi ile işgale kalkışarak, Kürdistan’ı bir bütün ilhak etmek amacıyla Rojava üzerine saldırtmaktadır. Fırat’ın batısından başlayıp El Bab’tan Halep’in kuzeyini sınır alarak İdlip, Efrin, Reyhanlı, Yayladağ ile birleştirerek Akdeniz koridorunu denetiminde tutarak Kürtlere kapatmak istiyor. Türkiye bu nedenle hem HTŞ ile iş tutuyor, hem de SMO’yu harekete geçirerek Fırat’ın batısındaki Kürt siyasal yapısını dağıtmak istiyor. DAİŞ, El Kaide, El Nusra ve diğer selefist Türkmen gruplarından oluşan HTŞ’nin güç biriktirerek BAAS rejimini devirmesi sonrasında oluşturulan geçiş hükümetinin saldırıları sonucu başta Arap Alevileri olmak üzere Durziler, Hrıstiyan ve Ermeniler büyük tehdit altında olup insanlık dışı muamelelerle karşı karşıyadırlar. İdlib ve Halep’ten başlayarak Fırat’ın batısında bunlar yaşanırken, İdlib ve Halep’in kuzeyinde SMO da Kürtlerin katliam ve soykırımında sınır tanımıyor. Sevk ve idaresi Türkiye tarafından yapılan, eğitilip donatılarak SMO olarak sahaya sürülen bu çeteler, Tel Rıfat ve Minbiç’te Kürtlere ve halklara soykırımı yaşatıyor.

    “ROJAVA BİZ ALEVİLER İÇİN EN GÜVENLİ ORTAK YAŞAM MEKANIMIZDIR”

    Mevcut uluslararası konjonktürde, başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere toplumun aklını çelmek için algı oluşturan iktidarın asıl amacı; Kürdistan statüsünü engellemektir. Bu nedenle biz Aleviler için en güvenli, halklar ve inançlarla yaşamda ortaklaştığımız Rojava’yı korumak herkesten çok bizim görevimiz olmalıdır. Bölgede ağır siyasal ve sosyal travmaların yaşandığı bu koşullarda en az güvende olan biz Aleviler için Rojava en güvenli ortak yaşam mekanımızdır.

    Alevilerin özgürce yaşadıkları ortak yaşam mekânı Rojava’yı sahiplenmek ve yaşatmak aynı zamanda demokratik ve özgürlükçü laik Suriye’ye giden yolun taşlarını döşemek anlamına gelecektir. Bu temelde de Suriye’nin geleceğine ilişkin Alevi kurumları ve Kürtlerin ortak mücadelede buluşmaları hayati önemde konu olduğunu belirtmek isteriz. Üçüncü dünya savaşının mağdur ve mazlumları, egemenlerin insafına işi bırakmadan kendi kaderlerini belirlemede özne olmalı, demokratik ortak yaşamı inşa etmelidirler. Suriye ve Ortadoğu’nun dizayn edileceği, haritaların yeniden çizileceği, halklar ve inançlara yeni prangaların dayatılacağı bu süreçte, Suriye’ye yaklaşım ve duyarlılık biz farklı toplum kesimleri ve inançlar açısından oldukça önemli olmaktadır.”

    “ULUSLARARASI AKTÖRLER SÜRECİN GARANTÖRÜ OLMALI”

    FEDA, Suriye’de yeni katliamların yaşanmaması için şu önerilerde bulundu:

    “*Suriye’de siyasi ve toplumsal istikrarın sağlanması için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası aktörler sürecin garantörü olmalıdır.

    *Başta Aleviler olmak üzere, Suriye’de yaşayan tüm din ve inanç gruplarının yaşam hakkı ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır.

    *Başta Kürtler olmak üzere, Türkmenler, Asuriler, Ermeniler, Dürziler ve diğer tüm etnik gruplar kimliklerini özgürce ifade etmeli, anadillerinde eğitim görmeli, bölgesel özerk yönetimlerle kendi kendilerini yönetmelidirler.

    *Oluşacak olan sistem farklı din ve inançlara özgürlükçü laiklik ve seküler yaşam anlayışı ile yaklaşmalı, din ve inançlara eşit mesafede olmalı, din ve inanç hizmetlerini topluma devretmeli, anayasal güvence altına alınmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’den açıklama: Ortadoğu halklarının yanındayız-VİDEO

    Mersin’den açıklama: Ortadoğu halklarının yanındayız-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıların durdurulması talebiyle eylem yapıldı. Açıklamada, “Suriye ve Rojava halklarının yaşam hakkına saldırıları, öncelikle Suriye’nin ve Bölge halklarının barış ve özgürlük umutlarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. Suriye’de bu cihatçı çetelerin yönetimi ele geçirmesiyle Alevi, Kürt, Durzi gibi farklı kültür ve inançlara mensup halktan vahşice katletmesine yönelik yazılı ve görsel basında yer alan görüntüler, katliamın boyutlarını gözler önüne sermektedir” denildi.

    DEM Parti Mersin İl Örgütü, saldırılara ilişkin il binası önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya, Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile Mersin Halkevleri yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “AKP BESLEMESİ ÇETELERİN BU SALDIRILARININ KARŞISINDA OLACAĞIZ”

    Açıklamayı yapan TİP Mersin İl Başkanı Ahmet Paket, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarla Suriye krizinin daha da derinleştiğini belirtti. Paket, şu ifadelere yer verdi:

    “13 yıldır süren Suriye iç savaşında farklı ülkelerden gelen bu cihatçı çeteler, Alevileri, Kürtleri, Şiileri, kendilerine biat etmeyen Sünnileri katletmiştir. Yağmayı, tecavüzü kendine hak gören bu cihatçı anlayış kadınları, kız çocuklarını köle pazarlarında satmış, katletmiştir. Şam yönetimini ele geçiren El Kaide uzantısı HTŞ ve onun ortağı olan DAIŞ uzantısı Suriye Milli Ordusu, Suriye ve Rojava halklarının yaşam hakkına saldırıları, öncelikle Suriye’nin ve Bölge halklarının barış ve özgürlük umutlarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. Suriye’de bu cihatçı çetelerin yönetimi ele geçirmesiyle Alevi, Kürt, Durzi gibi farklı kültür ve inançlara mensup halktan vahşice katletmesine yönelik yazılı ve görsel basında yer alan görüntüler, katliamın boyutlarını gözler önüne sermektedir.

    “ROJAVA’YA YÖNELİK SALDIRILAR, SURİYE KRİZİNİ DERİNLEŞTİRMEKTE”

    Rojava’ya yönelik sürekli devam eden saldırılar, Suriye krizini daha da derinleştirmektedir. 27 Kasım’dan itibaren yoğunlaşan bu saldırılar, Rojava’nın demokratik yaşam modelini, ulus- devlet kodlarına karşı gelişen enternasyonalist mücadele ruhunu ve kadın devrimini hedef almaktadır. Bugün SMO’nun Rojava’da yaptığı zulüm DAIŞ’in önceki yıllardaki katliamlarını hatırlatmaktadır. Kadınlar, çocuklar kaçırılmakta, insan onuruna bağdaşmayan bir biçimde katledilmektedir. AKP beslemesi çetelerin bu saldırılarının karşısında olacağız. Rojava’nın hedef alınması, sadece Kürt halkının değil, tüm Suriye halklarının geleceğini tehdit etmektedir. Rojava’da inşa edilen yeni yaşam modeli, Ortadoğu’da yaşanan krizlere karşı önemli bir çözüm adresidir. Bu nedenle, bu saldırılara karşı bugün her zamankinden daha güçlü bir dayanışma ve savunma ihtiyacı vardır. Bizler, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Halkevleri olarak bu saldırılar karşısında Ortadoğu halklarının yanında olduğumuzu ve Rojava’ya yönelik her türlü saldırının halkların demokrasi ve özgürlük taleplerine vurulan bir darbe olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz.”

    “CİHATÇI ANLAYIŞIN HAKİM OLMADIĞI BİR COĞRAFYA İNŞA ETMEK BİR ZORUNLULUKTUR”

    Ahmet Paket açıklamada, “Suriye’nin demokratik ve eşit biçimde yeniden inşa edilmesi için her türlü diyalog ve barış politikaları hayata geçirilmelidir. Bu politikaların hayat bulması için emperyalist müdahalelerin ve cihatçı anlayışın hakim olmadığı bir coğrafya inşa etmek bir zorunluluktur. Demokratik ve özgür bir Suriye’nin inşa edilmesinin başat koşulun bu olduğunu belirtiyoruz. Çetelere ve emperyalist güçlere karşı vereceği her türlü mücadele gerçek eşitlik ve özgürlüğe Türkiye halkları da dahil olmak üzere tüm Ortadoğu’nun egemen güçler karşısında cihatçı giden yolu açacaktır” dedi.

    GÖZALTILAR PROTESTO EDİLDİ

    Basın açıklamasının ardından DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş, Mersin’de bu sabah aralarında DEM Parti İl Eşbaşkanı Reşat Aşan’ın da bulunduğu 6 kişinin gözaltına alınmasına ilişkin konuştu. Bedriye Kuş, “Tek bir adım geri atılmayacaktır. Mücadelemiz onurlu bir mücadeledir, örgütlü bir mücadeledir. Bizler demokrasi için, barış için mücadelemizi her geçen gün büyütüyoruz, büyütmeye de devam edeceğiz. İktidara buradan çağrımızdır; bu gözaltılar siyasi soykırım operasyonlarıdır. Bu operasyonların hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Tamamen keyfi uygulamalarla gözaltına aldığınız tüm arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın” dedi.

    Açıklama, sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • DEM Parti Mersin: Sivillere dönük saldırılara derhal son verilsin-VİDEO

    DEM Parti Mersin: Sivillere dönük saldırılara derhal son verilsin-VİDEO

    PİRHA- Rojava’ya dönük saldırılara ilişkin eylem yapan DEM Parti Mersin İl Örgütü, “İktidarı, uluslararası hukuku ihlal eden savaş suçu kapsamındaki saldırılarını bir an önce sonlandırmalı” diyerek çağrıda bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin İl Örgütü, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 24 Ekim’de Rojava’ya yaptığı hava saldırısına ilişkin parti binası önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı okuyan DEM Parti İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, saldırılarda çok sayıda sivil hayatını kaybettiğine ve yaralandığına dikkat çekti.

    “SİVİLLERE YÖNELİK KATLİAM YAPILIYOR”

    Savaş uçakları ve SİHA’larla yapılan saldırılarda kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere sivil halkın katledildiğini söyleyen Bedriye Kuş, “Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) verilerine göre aralarında çocuklarında bulunduğu 27 kişi yaşamını yitirmiş, 40’a yakın kişi yaralanmış, sivil yaşam alanları zarar görmüştür. İktidar yetkilileri ve ortakları tarafından iç barış söylemlerinin ortaya atıldığı bir süreçte yapılan sivil katliamlar, savaş ve şiddette israrın göstergesi değilse nedir? İç barışa giden yol, sınır ötesindeki Kürtleri ve yaşam alanlarını bombalayarak sağlanamaz” dedi.

    AKP iktidarının savaş politikalarıyla Kürt, Arap, Süryani halklarını hedef aldığını belirten Kuş, şunları söyledi:

    “Kuzey-Doğu Suriye topraklarında halkların barış içinde yaşamasına, kendi topraklarında kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesine yok sayan her türlü politikaya hayır diyoruz. Halkların bin bir emek, mücadele ve ağır bedellerle elde ettiği kazanımlarının gasp edilmesini reddediyoruz. Filistin’den Rojava’ya kadar gerçekleştirilen saldırılar Ortadoğu’daki istikrarsızlığı derinleştirmektedir. İktidarı, uluslararası hukuku ihlal eden savaş suçu kapsamındaki saldırılarını bir an önce sonlandırmaya çağırıyoruz. Türkiye halklarına ve tüm demokratik kamuoyunu iktidara dur demeye ve sınırın içinde, ötesinde barış mücadelesini örgütlemeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Dersim’de, DEM Parti’nin açıklamasına polis müdahalesi-VİDEO

    Dersim’de, DEM Parti’nin açıklamasına polis müdahalesi-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Dersim İl Örgütü’nün, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi operasyonlarına yönelik yapmak istediği açıklamaya polis müdahale etti, 1 kişi gözaltına alındı. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Örgütü’nün, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi operasyonlarına yönelik Sanat Sokağı’nda yapmak istediği açıklamaya polis müdahale etti, 1 kişi gözaltına alındı.

    Polisin müdahalesine yurttaşlar tepki gösterirken, Sanat Sokağı polis ablukasına alındı.

    PİRHA/DERSİM