PİRHA- Dersim’de, Rojava’ya dönük saldırılara ilişkin gerçekleştirilen açıklamada gözaltına alınan 6 kişi serbest bırakıldı.
Dersim’de Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) tarafından Rojava’ya dönük yapılan saldırılara ilişkin açıklamaya müdahale eden polis, Düzgün Erdoğan, Nazlı Çelik, Özcan Ateş, Özgür Söylemez, Ferhat Yıldız ve Cemal Güngörmüş’ü gözaltına almıştı.
Burada “2911 Gösteri ve Yürüyüş Kanunu’na Muhalefet Etmek” iddiasıyla gözaltına alınan 6 kişi ifadelerinin ardından hastaneye götürüldükten sonra serbest bırakıldı.
PİRHA- İHD Mersin Şube üyeleri, dünyanın birçok yerinde süren savaşlara karşı güçlü bir barış ittifakının kurulmasının önemine vurgu yaparak “Savaşa karşı, barış için direnmeliyiz” mesajını verdi.
Hamas’ın 7 Ekim’de Aksa Tufanı harekatının ardından İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları 30 gündür devam ediyor. Bu saldırılarda binlerce sivil yaşamını yitirdi. Ateşkes ve barış taleplerine kulaklarını tıkayan İsrail hükümeti, saldırıları ara vermeden sürdürüyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi üyelerinden Basri Görücü, Helin Ergen ve İsmet Kaplan hem Filistin’deki hem de Kuzey Doğu Suriye’deki saldırılar karşısında güçlü bir karşı duruş sergilenmesi gerektiğini belirtti.
“SAVAŞA KARŞI KAMUOYU ÖRGÜTLENMELİ”
İsrail’in Filistin topraklarında yürüttüğü katliamı ve Türkiye’nin Kuzey Doğu Suriye’deki yönelik saldırılarını değerlendiren İHD Mersin üyesi İsmet Kaplan, “Türkiye, Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak için sık sık sınır ötesi harekatlar yapıyor. Buradaki amaç sadece Rojava’daki Kürt halkının özgürleşmesini engellemek değil, Türkiye’deki Kürdistan bölgesinde bir hareketlenmenin önünü almak isteniyor. İsrail ise soykırımcı bir devlet haline geldi. Arkasına Amerika, İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerini de alarak Filistin halkına soykırımcı bir saldırı yapıyor” diye konuştu.
İHD olarak Birleşmiş Milletler’e (BM) mektup gönderdiklerini, basın açıklaması yaptıklarını ancak tüm bunların yeterli olmadığını söyleyen Kaplan, kamuoyunun harekete geçerek güçlü bir barış ittifakı için örgütlenmesi gerektiğini ifade etti.
“HER TÜRLÜ SAVAŞIN KARŞISINDAYIZ”
Helin Ergen, savaşlarda en çok kadın ve çocukların zarar gördüğüne değinerek, “Biz ne Arap, ne Yahudi, ne Filistinli ne de İsrailliyiz. Biz insanız. Her türlü şiddete, çatışmaya ve savaşa karşıyız. Savaşlarda daha çok yaşlılar, çocuklar ve kadınlar zarar görür. Hangi coğrafyada olursa olsun biz şiddetin ve savaşın karşısındayız” dedi.
Basri Görücü ise, “Savaşlar hiçbir zaman için insanlar için değil, savaş bir yıkım nerede olursa olsun yeterince ses çıkarılmıyor. Toplumun duyarlılık göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Savaşa karşı barış için direnmeli” ifadelerini kullandı.
PİRHA- SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, başta İsrail’in Filistin’e karşı saldırıları olmak üzere Orta Doğu’da süren savaşlara karşı çok güçlü bir barış cephesinin kurulması gerektiğini belirttti. Yüce, “Bütün halkların kararlı bir biçimde barış ve özgürlük mücadelesini yükseltmesi gerekiyor” dedi.
Hamas’ın 7 Ekim’de Aksa Tufanı harekatının ardından İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları 26’ıncı gününde devam ediyor. Bu saldırılarda binlerce sivil yaşamını yitirdi. Ateşkes ve barış taleplerine kulaklarını tıkayan İsrail hükümeti, saldırıları ara vermeden sürdürüyor.
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce, başta İsrail’in saldırıları olmak üzere Ortadoğu’da süren tüm savaşlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“GAZZE’DE SOYKIRIM YAŞANIYOR”
İsrail’in savaştan öte bir soykırım yaptığını söyleyen Canan Yüce, Aksa Tufanı harekatının Filistinli sivilleri katletmek için bahane olarak kullanıldığını ifade etti.
Yüce, “Yaşananların Filistin’in Yahudilere karşı bir savaşı değil, tam tersi Siyonist işgale karşı bir savaş olduğunu söylemek gerekiyor. Ama maalesef Hamas’ın saldırıları bahane edilerek İsrail’in saldırıları çok meşruymuş gibi bir algı yaratılıyor” diye konuştu.
“AKP İKİ YÜZLÜ BİR TUTUM SERGİLİYOR”
Yüce, AKP iktidarının Filistin’deki saldırıları kınarken bir yandan da İsrail ile olan ticari ve siyasi ilişkileri sürdürdüğüne dikkat çekti. Rojava’daki saldırıları da hatırlatan Yüce, “AKP iktidarı Filistin’deki siviller için göz yaşı dökerken aynı saatlerde Rojava’yı bombalıyor, oradaki Kürt halkına karşı etnik bir savaş yürütüyor. Bu sebeple AKP’nin iki yüzlülüğünü teşhir etmek lazım. Filistin halkı bilmelidir ki, AKP asla dost değil” dedi.
“TEK ÇÖZÜM HALKLARIN MÜCADELESİ VE BARIŞ”
“Bugün Karabağ’daki, Ukrayna’daki, Rojava’daki, Filistin’deki savaşlar birbirinden asla bağımsız değil ve buradaki tek çözüm halkların mücadelesidir” diyen Yüce, halkların kendi geleceklerini tayin etmeleri gerektiğinin altını çizdi.
Yaşanan tüm savaşlara karşı güçlü bir barış cephesinin kurulması gerektiğini belirten Yüce, şunları söyledi:
“Burada çözüm Filistin halkının kendi topraklarında, kendi dilini, kültürünü, kimliğini özgürce yaşadığı; Yahudilerle Filistinlilerin eşit yurttaşlık temelinde aynı ülkede yaşadığı demokratik bir Filistin’den geçer. Ülkemizde de halkların birlikte eşit bir şekilde yaşadığı, kendilerini yönettikleri demokratik yönetimlerden geçer bunun çözümü. Ve ancak böyle bir çözümle barış kalıcılaşır. Barış istiyorsak öncelikle halkların kendi kaderini tayin hakkını savunmalıyız. Her türlü sömürgeciliğe amasız karşı durmalıyız ve halkların ortak yaşamını savunmalıyız”
PİRHA- Mezopotamya İnançlar Platformu’nun, 1 Kasım Dünya Kobani Günü dolayısıyla yaptığı basın açıklamasında Kobani’nin kurtuluşunun mazlum ve mağdur halklar için önemi vurgulanarak, “İşgale, zulme karşı insanlıktan yana olan herkesi özgür ve demokratik yaşamı birlikte inşa etmeye çağırıyoruz” denildi.
Mezopotamya İnançlar Platformu, 1 Kasım Dünya Kobani Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamada bugünün tüm mazlum ve mağdur halklar için önemi vurgulandı ve Türkiye’nin Rojava politikası eleştirildi.
“İÇLERİNDEN GEÇEN KÖTÜLÜĞÜ DIŞARI VURDULAR”
IŞİD çetelerinin Kobani’ye saldırısını ve kuşatmasını sevk ve organize edenlerin bundan dokuz yıl önce, ‘Kobani düştü, düşecek’ diyerek içlerinden geçen kötülüğü dışarı vurduklarını, “Kürtlerin canı, malı, namusu helaldir” diyerek Kobani’yi kuşatan vahşi ve barbar çetelerin bu hevesinin kursaklarında kaldığı belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi:
“Hamas’a, ‘Topraklarını savunan kurtuluş grubu, mücahitler hareketi’ diyen Erdoğan, canlarını, mallarını, namusunu ve toprağını işgalcilere karşı koruyan QSD’ye (Suriye Demokratik Güçleri) ve bileşenlerine terörist diyor, topraklarını karadan ve havadan bombalıyor, ablukaya alıyor, işgal ve ilhak etmek istiyor. Bir ay önce Kuzey Doğu Suriye’ye dönük günler boyunca hastane, silolar, barajlar, elektrik santralleri ve sivil yaşam alanlarını bombalayarak sivillerin ölümüne neden olmuştur.”
Irkçı ve inkarcı zihniyetin mazlum ve mağdur halklara yaşamı zehir ettiği vurgulanan açıklamada, Kürtlerden IŞİD’in intikamının alındığı savunuldu. Açıklamada, faşizme, işgale, tecrite ve zulme karşı insanlıktan yana olan herkes özgür ve demokratik yaşamı birlikte inşa etmeye çağrıldı.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Gazze’de süren savaşa dair Türkiye’nin tutumunu eleştirdi. “İsrail’in karşısında oldukları açıklanıyor ama İsrailli şirketler ile olan anlaşmaların yanı sıra askeri anlaşmalar da devam ediyor” diyen Erçe, Aleviler olarak barış çağrısını her daim yapacaklarını dile getirdi.
Alevi toplumunun, AKP-MHP iktidarının asimilasyon girişimlerine karşı mücadelesi sürüyor. Alevi inancına dönük müdahalelerin yanı sıra eğitim alanındaki din dayatması da Alevi kurumlarının gündeminde olan bir diğer başlık.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genişletilmiş Danışma Kurulu, iktidarın baskı politikalarıyla birlikte dünya kamuoyunda yaşanan gelişmelere karşı 21-22 Ekim’de Hacıbektaş’ta toplantı yaptı. 2 Günlük toplantının ardından kimi eylem ve etkinlik kararları alındığı kamuoyuna duyuruldu.
“VAHŞETE SEYİRCİ KALINIYOR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılan toplantıda Filistin’de devam eden savaşa da dikkat çekildiğini belirtti. Alevi kamuoyu tarafından Türkiye’nin tutumunun eleştirildiğini söyleyen Erçe, şunları ifade etti:
“Onlarca yıldır çözülmeyen ve bölgede ABD’nin jandarması görevini üstlenen İsrail’in, Filistin topraklarındaki işgali yetmiyormuşçasına şimdi durumu ilhaka dönüştürdü. Canice, çok daha büyük bir katliama, soykırıma dönüştürmüş durumda… Bu hususta aslında uluslararası kamuoyunun ikiyüzlü tutumu ne yazık ki devam ediyor. Neredeyse bir kaşık suda boğabilecekleri bir ülkenin, burada yaptığı insanlık dışı vahşete seyirci kalmanın yanı sıra ABD ile olan ilişkilerine ve kulluk görevlerini de eksiksiz yerine getiriyorlar. Hamaset nutukları atılıyor. Filistin’in yanında olduklarını söylüyorlar ama İsrail’i koruyan askeri anlaşmalar devam ediyor. Bölgedeki ABD üsleri açık. Bölgemiz uzun bir süredir savaş çemberi içerisinde. Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesinin harfiyen yerine getirilmesi noktasında bölge halkları hala bedel ödemeye devam ediyor. Bu yetmiyormuşçasına kuzeyimizde de Ukrayna-Rusya, Azerbaycan-Ermenistan arasında savaşlar da devam ediyor. Ve uzunca bir süredir bitmeyen Suriye meselesi üzerine artık son yılların en büyük insanlık dramı yine Filistin topraklarında yaşanıyor. Filistin’i ilhak eden İsrail, şimdi kalan parçalarını da tümden haritadan silmek adına büyük kapsamlı bir soykırım gerçekleştiriyor.”
“İSRAİL’İ KORUYAN RADAR ÜSLERİ KÜRECİK VE İNCİRLİK’TE!”
Cuma Erçe, süren savaşa karşın Birleşmiş Milletler’in de ikiyüzlü davrandığını vurguladı. Erçe, Türkiye’den de hamaset niteliğinde nutuklar atıldığını söyleyerek “İsrail’in karşısında oldukları açıklanıyor ama İsrail şirketleri ile olan anlaşmaların yanı sıra askeri anlaşmalar da devam ediyor. İsrail’i koruyan, kollayan radar üsleri, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere halen faaliyetlerini sürdürüyor. Dolayısıyla kamuoyuna yapılan açıklamaların gerçeklikle bir ilgisi yok. Bu açıdan Alevi Bektaş Federasyonu’nun, Hacıbektaş’ta gerçekleştirdiği ‘genişletilmiş danışma kurulu toplantısı’ tam da böyle bir döneme denk geldi. Bileşenlerimiz arasında olmadığı halde müsahip kurumlarımızın da katılımıyla genişletilmiş bir toplantıya dönüştü ve orada hünkarın huzurunda Aleviler olarak barış çağrımızı yaptık” diye belirtti.
PSAKD Genel Başkanı Erçe, Aleviler olarak her zaman savaşların karşısında olduklarını söyleyerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Aleviler olarak savaşın nerede, ne şekilde, kime karşı yapıldığına bakmaksızın yaşamdan, yaşamın kutsalından yanayız. Yani ‘Savaş Suriye’de, Irak topraklarında gerçekleşiyorsa meşrudur, İsrail’de oluyorsa gayrimeşrudur’ demeyiz. Rojava bombalanırken alkışlayan, Gazze bombalanırken başka türlü gözyaşı döken ya da döküyormuş gibi gösterenlerden olmayız. Dolayısıyla biz bir bütünsel olarak Ukrayna’da da ‘Savaşa Hayır’ deriz, Azerbaycan’dakine de İsrail’de, Filistin topraklarında sürdürülen savaşa da Suriye’dekine de ‘hayır’ deriz. Çünkü biz 72 millete aynı nazarla bakanlarız. Bizlerin ikiyüzlülük, ayrımcılık yapması mümkün değildir. Biz yaşamın kutsallığını savunuruz.”
İSTANBUL MİTİNGİ İÇİN 10 ARALIK ÖNERİSİ!
Türkiye toplumunun, büyük bir ekonomik kriz içerisinde olduğuna işaret eden Cuma Erçe, aynı zamanda siyasi ve sosyal bir krizin de devam ettiğine vurgu yaptı. Erçe, tüm bunlar nedeniyle Aralık’ta, İstanbul’da büyük miting düzenleyeceklerini belirterek, şöyle devam etti:
“Türkiye bu savaş tamtamları içerisinde korkunç bir ekonomik terörle karşı karşıya. Hal bu iken muhalefetin de görevini tam olarak yapamadığı, muhalefetin de kendi içinde dağıldığı bir dönemde Alevi kurumları bu işin öncülüğüne soyundu. İzmir’de gerçekleştirdiğimiz ‘Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık’ mitingimizi daha da genişleterek bölgelere yayma noktasında bir görüş birliğimiz var. Alevi kurumları olarak büyük bir İstanbul mitingi gerçekleştirilmesi noktasında ilkesel bir karar almış durumdayız. Bu ilkesel kararımızı İstanbul’daki Alevi kurumlarımızla görüştükten sonra demokratik kitle örgütleri, yöre dernekleri, siyasi partiler ile görüştükten sonra Aralık ayının başlarında mitingin gerçekleşmesini hedefliyoruz. Bizim önerimiz 10 Aralık olması yönünde. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları günü olması açısından da önemli olduğu için böyle bir önerimiz var. İstanbul’daki kitle örgütleri ve Alevi kurumlarımız bu işe ‘Evet’ derlerse bizler çağırıcı Alevi kurumları olmak kaydıyla bütün dostlarımızı işin içine katarak mitingi yapmayı hedefliyoruz.
“TOPLUMSAL MUHALEFETİN ÖNCÜLÜĞÜNE SOYUNDUK”
İzmir’de yapılan mitingin adını da belki bir tık daha geliştirerek; örneğin ‘İnsanca yaşam’ biçimine de dönüştürebiliriz. Laik eğitimden vazgeçmeyeceğiz ama bir taraftan da insanca yaşam istiyoruz. Demokratik cumhuriyet talep edebiliriz. Eşit yurttaşlık talebimiz yine kalabilir ama barış talebi üstüne eklenebilir. Bu biçimiyle aslında Türkiye’nin şu anda gerçek anlamda toplumsal bir muhalefete ihtiyacı var, bunun da öncülüğüne soyunmuş durumdayız. Umut ediyoruz ki toplumsal muhalefet kanalları önümüzdeki günlerde, Mayıs ayında içine düştükleri durumdan bir an önce çıkarlar ve bu anlamıyla da toplumsal muhalefeti daha da canlı kılarız. Biz bu anlamda üzerimize düşeni yapmaya kararlıyız. Alevi kurumları olarak yaptığımız danışma kurulu toplantımızda çok önemli kararlar aldık, bu kararlarımızı en kısa zamanda hayata geçirmek için de çalışıyoruz.”
PİRHA- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Kadın Meclisi Ankara’da toplandı. Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunulan nafaka teklifini eleştirerek, “Kadının adını yok sayan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’na sesleniyorum, sizin göreviniz kadınların haklarına saldırmak değildir” dedi.
HEDEP kuruluşunun ardından ilk kadın meclisi toplantısı Ankara’da yapıldı.
HDP Genel Merkezinde yapılan toplantının açılışında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, tutuklu kadın siyasetçilere selam göndererek sözlerine başladı. Hatimoğulları, konuşmasında Filistin ve Rojava’daki saldırılar, erkek şiddeti, nafaka hakkı, yerel seçim ve kadın mücadelesi konularına değindi.
Hatimoğulları konuşmasında kadınların kazanılmış haklarına ve yaşamlarına dönük saldırıları gündemine alarak iktidarı eleştirdi. AKP iktidarının, kadınların başına savaştan da öte uygulamalar getirdiğini söyleyen Hatimoğulları, “Bu faşist rejim, kadınların günlük hayatlarına müdahalede daha da ileriye gidiyor. Tıpkı Hitler’in Almanya’da yaptığı gibi… Şimdi de nafaka ile asıl mağdurun erkek olduğunu söylüyorlar. Kadının adını yok sayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’na sesleniyorum, sizin göreviniz kadınların haklarına saldırmak değildir. Hukuki, güvenceli zemini sağlamaktır göreviniz. 2023 yılında şimdiye kadar 323 kadın katledilmiştir. İşte bunun vebali onların boynunadır. Meclis nafaka meselesini gündemine dahi almamalıdır” diye konuştu.
“BELEDİYELERİMİZİ KAYYUMDAN GERİ ALACAĞIZ”
Yaklaşan yerel seçim sürecine ilişkin konuşan Hatimoğulları, “Hepimizin bildiği gibi bu ülkenin demokratikleşmesinin önğndeki engel yerelden ve yerinden yönetimin olmayışıdır. Kayyum uygulamaları ile seçme ve seçilme hakkı elimizden alındı. Şimdi bunun da gerisine düşüldü. Ama cevabımız yerel seçimlerde olacaktır. Şimdiden, bize sorulan en temel soru, ‘yerel seçimlerde ne yapacaksınız?’ oluyor. Belediyelerimizi kayyumlardan geri alacağız. Kaybettirme üzerine kurulu siyaset yeterli olmayacaktır. 2019’daki stratejimiz üzerine planlama içerisindeyiz. Nasıl bir yerel yönetim çizgisi oluşturacağımızı yapacağımız kadın atölyelerinde tartışacağız” dedi.
“BÜTÜN SAVAŞLAR İNSANLIK SUÇUDUR”
Hatimoğulları, Filistin ve Rojava’ya yönelik saldırılarına değinerek şu açıklamayı yaptı:
“İktidar kurmak için sistematik tecavüz devam ediyor. IŞİD’in Ezidilere yönelik saldırılarına, köle pazarlarına malesef tanıklık etti. Bütün savaşlar insanlık suçudur, kabul etmemiz mümkün değildir. İsrail’e savaşı durdur çağrısı yapan Türkiye aynı zamanda Rojava’yı bombalanıyordu. Aynı saldırı Afrin’de gerçekleşti. Kürt halkını oradan sürüp demografiyi değiştirdiler.
Orta Doğu’nun kanayan iki sorunu var; biri Kürt sorunu, diğeri Filistin sorunu. Bu sorunlar çözülmeden bölgede nefes alınamaz. Türkiye’nin bütün silahlı unsurları bölgeden çekilmelidir. Dört parça Kürdistan’da barışı inşa etmek zorundayız. Gelin mazlum Kürt halkı ve Filistin’in yanında olalım. Bizler enternasyonalist bir çizgide halkların yanında olalım.”
MÜCADELE VURGUSU
Sözlerine kadın mücadelesinin önemine vurgu yaparak devam eden Tülay Hatimoğulları, “Bizler 3. yolda kadın ittifakını sımsıkı örüyoruz. Oya gibi işlediğimiz mücadelemiz 5 bin yıldır erkek egemen sisteme karşı bugüne geldi. Şu anda otoriter rejim, ayaklarımızdaki prangayı daha da ağırlaştırmış durumda. Elbette bu rejimin üzerimize attığı ölü toprağı üzerimizden atabiliriz. İleriye sıçramanın tam zamanıdır. Kapı kapı gezerek yerel yönetimleri güçlendirebiliriz. Geleceğimiz bizim ellerimizde. Yeter ki daha örgütlü olalım” diyerek, tüm kadınları mücaleyi büyütmeye çağırdı.
PİRHA-Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis, Dersim’de toprakların ekilip biçilmediğini, insanların üretici pozisyonunu giderek kaybettiğini, nüfusun dışarıya yoğun göç verdiğini ve dışardan da yeni insanların gelip el altından toprak satın aldığını söyledi. Alevi ocaklarının devlet egemenliğinden kurtarılması gerektiğini de vurgulayan Halis, “Kaymakama kuzu keserek cemevi yönetilemez” dedi.
Dersim birçok sorunu olan bir kent. Altyapının, lojistik desteğin ve kente yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarını daraltıp büyük oranda geri dönüş taleplerine rağmen kentin sağlıklı büyümesini ve gelişme potansiyelini engelliyor. Bu durum işsizliği tetiklerken zaten yoksul olan kentin ve kent halkının ekonomik açmazlarını da çoğaltıyor.
DERSİM: DÖRT DAĞIN İÇİNDE YALNIZ BİR KENT
Karayolları dışında ulaşım olanağı olmayan Dersim’e, sadece Elâzığ ve Erzincan üzerinden kurulabilen mevcut yol bağlantıları hem dışarıya açılma olanaklarını kısıtlıyor hem de ulaşım ve nakliye maliyetlerini çoğaltıyor. Bu durum kentte üretilen tüm ürünlerin girdi maliyetlerini yükselttiği için kent dışındaki pazarlarda fiyat rekabetine olumsuz yansıyor. Elazığ’da yaşanan teknik bir sorun birkaç saatte çözülebiliyorken, Dersim’de bu süre birkaç haftayı bulabiliyor.
Doğal güzellikleri, kendine özgü farklı bir kültürel iklime ve tek Alevi kenti kimliğine sahip olması nedeniyle son yıllarda artan ilgi, altyapı yetersizliği ve plansızlık yüzünden kente gelir sağlamak yerine, doğa daha fazla tahrip oluyor ve asimilasyon ilerliyor, güvenlik odaklı devlet politikaları da kentin dışarıya yansıma şekline zarar veriyor.
Dersim’deki yerel yönetimler, siyasi otoriteler, sivil toplum örgütleri, yöre dernekleri ve kanaat önderleri, bırakın çözüm üretmeyi tüm bu sorunları gündem bile yapmazken, çözümsüz ve çaresiz kalan halkın birlik ve dayanışma inancı günden güne azalıyor, motivasyonu düşüyor, gelecek kaygısı artıyor. Tüm bu nedenlerle Dersim, son yıllarda dışarıya göç veriyor.
Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis’le bu konuları görüştük. Halis, bu üçüncü bölümde ise
“KÜRT SORUNU ÇÖZÜMSÜZ BIRAKILIYOR, ROJAVA BOMBALANIYOR”
Cumhuriyetin, baştan insansız ve halksız bir Cumhuriyet olarak kurulduğunu belirten Halis, şimdi ki yeni yüzyılın yüzünü kendine döndürme yüzyılı olduğunu ekleyerek şunları anlattı:
“Cumhuriyet evet ama Cumhuriyeti kendimize özel yaratıcı tarzda uygulamak kendi kültürümüzle bunu birleştirmek durumundayız. Peki yeni yüzyılda biz tekrar nasıl ilişkileneceğiz? O tarihten beri gelen Kürt sorunu çözümsüz halde bırakılıyor. Şu anda bunun üzerine operasyonlar başlatılıyor. Bunun üzerinden yerel yönetimleri tekrar almak için savaş politikaları sürdürülüyor. Bunun üzerinden evlere baskın yapılarak insanlar toplanıyor. Bunun üzerinden Rojava gibi bölgede temsil için yerel yönetim oluşturmuş, suyunu, elektriğini, ortamını sağlamış insanları bombalayarak onların altyapısını tahrip ediyorsunuz. Sizin ne işiniz var Suriye’de? Suriye’de niye bunları yapıyorsunuz. İşin garibi iktidarın öne aldığı bu politikalara muhalefetim veya ana muhalefetim diyenler de teşne oluyor. Neredeyse bize niye bilgi vermedin oraya saldırırken, İHA’mız düşerken niye Amerika’dan öğreniyoruz da sizden öğrenemiyoruz deniyor. Serzeniş bu hale geldi. SİHA’nızın, İHA’nızın o bölgede ne işi var denilmiyor.
“KÜRTLER İÇİN DERSİM, VİCDAN SORUMLULUĞUNUN ÖTESİNDE TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR”
Bu ancak Dersim’de derinleşmekle mümkündür, parçalı yapılarla değil. Kürtler için Dersim, vicdan sorumluluğunun ötesinde tarihsel bir sorumluluktur. Çünkü sizin Kürt olup olmamanızla ilgili değil. Burada da yaygın, ‘Biz Aleviyiz, Kürt değiliz. Şuyuz, buyuz, bizim ibadetimiz budur.’ Bunun ötesinde Biz hiç Kürt olmasaydık bile, burası sosyalistlerin bedel ödediği bir yer, tarihsel olarak da önderlerimiz bu bedeli ödemişler. O zaman ben sosyalistlere sesleniyorum. Dersim’in yeni yüzyılı sizin ellerinizdedir. Bu burjuva siyasetlerin arkasından gidilecek yer yoktur.”
“KOMÜNİST PARTİDEN ADAY OLMAKLA DERSİM’E KOMÜNİZM GELMEDİ”
Komünist partiden aday olmakla Dersim’e komünizm gelmediğini, bunun bir yanılsama olduğunu ifade eden Halis, “Bu bir yanılsama. Onlar da biliyor, bizim arkadaşlarımız, dostlarımız. Ama bu, işlerine geliyor gibi yorumluyorlar. Bu anlamlı değil” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeni yüzyılda halka gerçekleri söylemeliyiz. Çünkü biz gerçeği söylediğimiz için bedel ödemiş bir toplumuz. Bu bedel nedeniyle ne Osmanlı bizi sevdi ne Cumhuriyet dönemi bizi benimsedi. Oysa biz Cumhuriyeti benimsemiştik. Cumhuriyetle neyimiz vardı? Ama bizim kimliğimizin götürülüp sıkıştırılıp sonra da yok edileceği kimin aklına gelirdi! Şimdi o acının kabulü gerekli. Bu da yeni yüzyılın artık ortak mücadelesinin temeline oturmak zorundadır. Dersim Tertelesi, bir derneğin 100-200 kişi bir araya gelerek anmasıyla olmaz. O anma günlerinde, o acı günlerinde Sanat Sokağı’nda bir etkinlik yapılıyor. Kürsülerde oturup çay-kahve içenler yerlerinden bile kalkmıyor. Bu anlayış devam edemez, kendini sürdüremez. O yüzden yapmamız gereken bu ortak duygunun beslenip geliştirilmesidir. Ancak bu şekilde yol alabiliriz”
“KAYMAKAMA KUZU KESEREK CEMEVİ YÖNETİLEMEZ”
Yeni dönemde Dersim’deki Alevi ocaklarının ve cemevlerinin durumuna da değinen Halis, “Peki ocaklarımız ne olacak? Onları derleyip toparlamayacak mıyız? Devlet egemenliğinden çıkarmayacak mıyız? Hayır çıkarabiliriz. Ama onu ocaklara bırakmak lazım. Onlara ortam hazırlamak lazım. Güvenlik sağlamak lazım. Geçmişte, Hacı Bektaş döneminde nasıl ki, kazanlarıyla bütün bölgenin imece usulü tarım yaparak üretip sonra kazanlarını kaynatarak, Moğol istilasına karşı orada hayat kurmuşlarsa ve Ahilik Kurumu bu imecenin bir başka dönemdeki kooperatifleşmenin bir ürünüyse, biz de pekala burada üretimi destekleyip aynısını yapabiliriz. Mesela Muxundu (Darıkent) Ocak merkezi, güzel ama orası kültür merkezi, orası üretim merkezi, orası cem merkezi, orası ibadet merkezi haline gelmeli ve bunu önderleri yapmalı. Hükümetlerle bağlantılı kaymakama kuzu keserek cemevi yönetilemez. Onların vesayeti altına girmiş bir cemevinin benim açımdan karşılığı yok. Peki bunu bilmiyorlar mı insanlar? Bu durum bizim yarattığımız boşluktan kaynaklanıyor. Başta sol, sosyalist, demokrat, vicdanlı Dersimlilerin ayağa kalkma zamanı. Burada doğru bir hareket, karşılık bulur” diye konuştu.
“DERSİM’DE EN BÜYÜK SORUNLARDAN BİRİ BARINMA”
Dersim’deki en büyük sorunlardan birinin barınma olduğunu, kent içinde lüks konutların yapıldığını ama halkın barınabileceği sosyal konutların olmadığının altını çizen Halis, “Barınma sorunu temel bir insan sorunu değil mi? Belediye yapacaksa bunu yapmalı. Belki benim kaynağım yok ama şu projem var. Kamu yapar veya yapmaz ama biz kamuya karşı programımızın arkasında durarak, ortak Dersimi bir program etrafında kamuyu sıkıştırabiliriz. Halkın gücünü toparlarsak, parçalamazsak hangi vali bizim karşımızda durabilir? Çünkü onlar bizim bu parçalı yapımızdan müthiş derecede memnunlar. Onların kaburgaları eriyor” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZI, DERS YERİNE KURAN OKUMAYA GÖTÜRÜYORLAR”
“Kayyumun iradesine karşı hangi irade yetebilir? Bir parti tek başına kayyum iradesine karşı çıkabilir mi” diye soran Halis, “Karşımızdaki devlettir, bir kamu idaresidir. Onun karşısına toplumsal dayanışma temelinde bütün bir güç yığılmazsa kimse başa çıkamaz bunlarla. Çünkü giderek terörize edilmiş, baskıcı, iç dokularımıza nüfuz eden bir devlet anlayışı var. Dincileştirmenin her türlü imkanını kullanmaktan geri durmuyorlar. Okullara imam atama ve arka planda çocuklarımızı okul kapılarından ders yerine Kur’an okutma adı altında dincileştirmeye götürüyorlar. Bütün bu tehlikeler bizi etkiliyor” dedi.
Suriyelilerin gelişiyle beraber 587 bin çocuk doğduğunu, bu çocukların bu toplumda kalacağını belirten Halis, Dersim’i bekleyen bir tehlikeyi şöyle dile getiriyor:
“Bu çocuklar bu toplumda kalacak. Öyle söylendiği gibi Suriyeliler kolay kolay gitmez. Peki bu insanlar nerede yaşayacak? Bu toprakları biz sahiplenmezsek, ekip içmezsek, bunun daha da öte bir tehlikesi var. Elinizdeki toprakların mülkiyeti sizde olabilir, tapusu elinizde olabilir ama bu toprakları, Maraş’ta olduğu gibi Elazığ Havaalanı’na indirilmiş ve otobüslerle Dersim’e getirilmiş Suriyelilere pekala verebilirler.
Peki onlara düşmanlık temelinde mi yaklaşacağız. Hayır, biz Dersim’e sahip çıkalım. Dersim’i sevmek demek Dersim’in toprağına sahip çıkmak demektir. Sadece yerinde kürsüde durup biz şuyuz, buyuz, Dersim’i seviyoruz demekle değil, somut göstergesi bu toprakların sahiplenilmesidir.
Bu toprakları ekip biçmek zorundayız, sevgi budur. Ekilmemiş toprak cansızdır. Orada canlı yaşıyor. Toprağın içinde bakteriler, solucan var. Bir metreküp toprakta devasa milyonlarca canlı var. Siz onu sürerseniz, o canlılık kalır, değilse canını yitirir.”
“KENTTEN 7 BİN KİŞİ GÖÇ ETTİ VE YERİNE DIŞARIDAN 7 BİN KİŞİ GELDİ”
Dersim’de yakın zamanda 7 binden fazla insanın yurtdışına göç ettiğini ve 7 binin üzerinde insanın da kente geldiğinin altını çizen Halis, “Bu yeni gelenler kim, Allah’ın bir kulu bunların analizini, bir envanterini çıkardı mı? Çünkü buraya kent dışından hem sermaye olarak hem de insan gücü olarak nüfuz ediliyor. Topraklarımızın çoğu kapatılmış, biz sanıyoruz bize ait. İnsanlar üretici olma özelliğini yitirince, el altından satıyorlar. Peri topraklarının çoğu Kovancılar’dan gelenlerin elinde şu an. Çemişkezek, Elâzığ sermayesi de başka bir taraftan geliyor ve biz aslında varız diyoruz ama aslında bir yanımız da sallantılı. Yani artık neyi bekliyoruz? Bu duruma ancak halkın gücüyle, inançlarımızı tazeleyerek, kendi kültürümüze ve topraklarımıza sahip çıkarak karşı koyabiliriz. Bugün bu halkın buna ihtiyacı var. Yeni kuşakları üretici kılmanın yolunu bulmalıyız.
Sonuç olarak aşağıdan, sanki kent yeniden kuruluyormuş edasıyla, kültürel, siyasal dayanışma temelli, bütün bunları Dersim’in geleceği ve hukuku için, suyunu içtiğimiz o ziyaretlerimiz, dua ettiğimiz ağaçlarımız, dağlarımız ve suyumuzun, göllerimizin hatırı için bizim bir birleşme ve adım atma sürecini başlatmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Orta Doğu’daki savaşlara karşı herkesin ses çıkarması gerektiğinin altını çizen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bizim inancımızda cana kıyan ve insanlık adına bir utanç olan ölümü haklı kılmak asla Alevi hakikatine denk düşmez. Hepimizin savaşa karşı ses çıkarması gerekiyor” dedi.
Filistin ve İsrail arasındaki savaşta ölümler günden güne artıyor. Öte yandan Türkiye ordusunun Kuzey ve Doğu Suriye’ye yaptığı saldırılarda birçok sivil yaşamını yitirdi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, İsrail- Filistin arasındaki çatışmaları ve Kuzey Doğu Suriye’ye yapılan saldırılara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Dünyadaki hiçbir savaşın haklı gerekçesinin olmadığına vurgu yapan Kulu, herkesin savaş karşısında barışı savunması ve söz kurması gerektiğinin altını çizdi.
“SAVAŞIN İNANCIMIZDA YERİ YOK, HERKES KARŞI ÇIKMALI”
Tırmanan savaş ortamına ilişkin konuşan Musa Kulu, “Bugün Orta Doğu’da mazlum iki halk var. Filistinliler ve Kürtler. Kendi inancı ve hakikatini, yaşamını sürdüren halklar bu savaşlarda katlediliyorlar. Dünyada hiçbir savaş haklı değil. Hem dünya hem de insanlık hiçbir kazanım elde etmez. Tek kazanan sermaye ve iktidarlar olur” dedi.
Kulu, Aleviliğin bir barış inancı olduğunu belirterek, “Bizim inancımızda cana kıyan ve insanlık adına bir utanç olan ölümü haklı kılmak asla Alevi hakikatine denk düşmez. Hepimizin savaşa karşı ses çıkarması gerekiyor” sözlerini kullandı.
“FİLİSTİN’E SES ÇIKARAN ROJAVA’NIN DA YANINDA OLMALI”
İsrail ve Filistin’deki savaşa karşı olanların Kuzey ve Doğu Suriye’deki yıkıma da karşı çıkmak zorunda olduğuna işaret eden Musa Kulu, bunun bir insanlık borcu olduğunu ifade etti.
Orta Doğu’da, Ukrayna’da veya dünyanın herhangi bir yerinde savaşta masum insanların öldüğünü ve buna karşı bir direnişin gerekliliğini vurgulayan Kulu, şunları söyledi:
“Bugün Orta Doğu’nun yeniden şekillenmesi için yeniden başlatılan İsrail, İngiliz ve Avrupa ortaklığında başlatılan bu savaşa hayır demek bizim insanlık borcumuz ve inancımızın gereğidir. Öte yandan İsrail ve Filistin’deki savaşa karşı olanların Rojava’daki yıkıma da karşı çıkmaları gerekiyor. Bunu yapmadığımız zaman eksik kalacağımızı, insanlıktan çıkacağımızı, başımıza geldiğinde ise yanımızda kimsenin olmayacağını bilmemiz gerekiyor.”
PİRHA- Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarda sivillerin yaşamını yitirmesine ilişkin Mersin’de açıklama yapmak isteyen HDP’lileri polis engelledi. Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, parti binasını ablukaya alan polisin suç işlediğini belirtti. Rojava halkına yapılan saldırıları da kınayan Bozan, “Rojava’ya yapılan saldırıları kendi evimize yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Rojava halkının yanındayız” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşil Sol Parti, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Tevgera Jinen Azad (Özgür Kadın Hareketi) Mersin İl Örgütleri, Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırılarını protesto etmek için Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yapmak istedi.
Parti binasını ablukaya alan polisler, açıklama yapılmasına müsade etmedi. Kitle, “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Rojava halkı yalnız değildir” sloganları attı.
“POLİS AÇIKÇA SUÇ İŞLİYOR”
HDP İl Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, polisin parti binasının içine kadar yolu kapatmasına tepki gösterdi. Sarıyıldız, bu uygulamanın suç olduğunu belirterek, “Kürt halkı ve demokrasi güçleri maruz kaldığı zulme karşı hiçbir zaman geri adım atmadılar. Bizler de bu uygulamanın suç olduğunu ve bu baskıları kabul etmediğimizin altını çiziyoruz” dedi.
GAZZE VE ROJAVA İÇİN BARIŞ TALEBİ
Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ise, Filistin ve Rojava’daki saldırılarda sivillerin katledildiğine vurgu yaptı.
Bozan, şöyle devam etti:
“Ortadoğu’da Filistin ve İsrail arasında çatışmalar var. Ve bu savaşta siviller katlediliyor. Savaşlarda sivillerin katledilmesini kesinlikle kabul etmiyoruz. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Gazze için insan hakları diyorsa Rojava için de insan hakları demeli. Rojava halkı bizim kardeşlerimiz, akrabalarımızdır. Bu nedenle Rojava’ya yapılan saldırıları kendi evimize yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da Kürt sorunun çözümü için müzakare yollarının açık olması gerekiyor. Gazze için ne talep ediliyorsa Rojava için de aynısını talep ediyoruz. Kürdistan’ın herhangi bir parçasına yapılan saldırı Kürdistan’ın tamamına yapılmıştır, bize yapılmıştır. Rojava halkı yalnız değildir” diye konuştu.
Milletvekilinin konuşmasının ardından kitle, sloganlar eşliğinde oturma eylemi yaptı.
PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun, Filistin ve Rojava’da yürütülen savaşa ilişkin Sanat Sokağı’nda yapmak istediği basın açıklamasına müdahale eden polis, 8 kişiyi gözaltına alındı.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun, Filistin’de ve Rojava’da yürütülen savaşa ilişkin Sanat Sokağı’nda yapmak istediği basın açıklamasına polis müdahale etti, 8 kişi gözaltına alındı.
Gözaltına alınan isimler şöyle:
“HDP Dersim İl Eş Başkanları Nazlı Çelik Öz ve Ferhat Yıldız, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, Gazete Patika Dersim muhabiri Hıdır Yıldız, yerine kayyım atanan Peri Pelediye Eş Başkanı Orhan Çelebi, Çağdaş Bagac, Ender Şimşek ve Ali Bozkurt.”
Polis ablukası altında açıklama yapan Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Ortadoğu’da yaşanan ve yıllardır çözülmeyen Kürt sorunu ve Filistin sorunu için toplandık. İsrail’i kınarken Rojava’da katliam yapıyorsunuz, bebekleri öldürüyorsunuz, yaşam alanlarını bombalıyorsunuz. Rojava’da uygulanan ambargo kaldırılmalıdır. Kendisinden olmayan her kesime düşman politikanızdan vazgeçin. Ortak bir çözüm oluşana kadar bu konuda mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü biz sivil insanların yaşamlarını yitirmesine karşıyız, savaşta kadın bedeninin çıplak bir şekilde teşhir edilmesine karşıyız.”
PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Rojava’ya SİHA’larla yapılan saldırıya tepki gösterdi. Yazılı bir açıklama yapan FEDA, “Biz Aleviler, Türk devletinin Kürt halkına karşı sürdürdüğü savaşı kendimize yapılmış olarak kabul ediyor ve şiddetle kınıyoruz” ifadelerini kullandı.
Türkiye hükümetinin SİHA’larla Rojava’ya saldırısına tepkiler geliyor.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), “Türk devletinin saldırılarını şiddetle kınıyoruz” başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı.
FEDA, “Türk devleti, seçimden sonra, toplumun tüm kesimlerine karşı kuralsız, hukuk dışı saldırılarına devam ediyor. Alevilere karşı yapılan bir dizi saldırının yanında, Kürt halkına karşı kuralsız ve kirli savaşını sürdürmede ısrarcıdır” dedi.
FEDA konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Seçim süresince PKK’nin silahları susturma kararına rağmen Türk devleti, medya savunma alanlarına dönük saldırı içinde olmuş, Başûr Kürdistan’ında sivil siyasetçilere yönelik birçok suikastten sonra Rojava’ya yönelik saldırılarını yoğunlaştırarak yeni işgal hareketi içindedir.
Seçim döneminde yapılan sayısız saldırı ve suikastla Kürt halkının iradesini kırmak isteyen faşist rejim, 19 Haziran’da SİHA saldırısıyla Qamişlo Kantonu Özerk Yönetim Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Lîman Şiwê ve aracın sürücüsü Firat Tûma’yı katletti. Faşist saray rejimi hemen her gün Rojava devrimine yönelik saldırılarına bir yenisini ekleyerek suikast saldırıları ile halkın ve devrimin öncülerini hedefliyor, halkın iradesini kırmaya çalışıyor.
“ŞİDDETLE KINIYORUZ”
Türk devletinin Kürt halkına karşı sürdürdüğü bu kirli ve ahlaksız savaş, sadece Kürtlere karşı bir savaş değildir. Bu savaş Kürdistan’da, Türkiye de ve Ortadoğu’da yaşayan bütün halklara ve inançlara karşı sürdürülen bir savaş olma özelliğindedir.
Bugün Aleviler inançlarını özgür yaşayamıyorlarsa, Türk devletinin bu savaşçı, inkârcı ve soykırımcı politikalarından dolayıdır. Bugün demokrasi ve insan hakları Kürdistan’da ve Türkiye’de ayaklar altındaysa, tekçi devletin savaştaki ısrarının sonucudur. O nedenle biz Aleviler, Türk devletinin Kürt halkına karşı sürdürdüğü savaşı kendimize yapılmış olarak kabul ediyor ve şiddetle kınıyoruz.
“ROJAVA’YA SALDIRI HEPİMİZE SALDIRIDIR”
Rojava’ya yapılan saldırılar Kürt halkına, Alevilere ve bütün insanlığa karşı yapılan saldırıdır. Haksız, kuralsız ve ahlaksız bu savaşa karşı herkesi hak, adalet ve özgür yaşam etrafında ortaklaşmaya davet ediyoruz.
Biz FEDA olarak toplumun bütün kesimlerini, yok sayılanları ve ezilenleri en güçlü biçimde bu kirli savaşa karşı barış için mücadeleye çağırıyoruz.
FEDA olarak dün olduğu gibi bugün de zalime karşı haklının, savaşa karşı barışın, faşizme karşı demokrasiden yana güçlerin yanında olacak, mazlumların gözü, kulağı ve sesi olacağız.
Rojava’ya saldırı hepimize saldırıdır!
Bu savaşı kabul etmiyoruz!
Hiçbir canımızın katledilmesine izin vermeyeceğiz!”
PİRHA – Sanatçı Mehmûd Berazî’nin son eseri olan ‘Cerr’ (Testi) yeni klip ile müzikseverlerin beğenisine sunuldu.
Aranjör Mehmûd Berazî’nin ‘Cerr’ isimli yeni müzik çalışması yayında. Dengbêj Qasimê Şerro’nun seslendirdiği eserin klibini ise yönetmenliğini Şêro Hindê üstlendi.
Klibin açılışında “Yüzyıllardır işgalciler topraklarımızı ihanetin desteği ile kuşatıyor. Bölgenin gerçek halkları direniyor. Kültürümüz direnişimizin bir göstergesidir” mesajı verildi.
Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle Diyarbakır’a göç eden Mehmûd Berazî, Rojava’daki çatışmaların dinmesinin ardından yeniden doğduğu topraklara dönerek müzik çalışmalarına devam etti.
1983 yılında Rojava’nın Serêkaniyê kentinde dünyaya gelen Mehmûd Berazî aslen Kobanêlidir. 1994 yılında müzik hayatına başlayan Berazî, Batman Belediyesi bünyesinde kurulan Hasankeyf Orkestrası’na da öncülük eden isimler arasındaydı.
Amerikan askerleri Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt güçlerle ara verilen ortak devriyelere yeniden başladı.
AP’nin haberine göre Hasake vilayetindeki ABD üssünden 4 Amerikan ve 1 Suriye Demokratik Güçleri’ne ait zırhlı aracın birlikte devriyeye çıktığı görüldü. Devriye’nin Irak sınırı yakınlarındaki bir diğer Amerikan üssüne doğru hareket ettiği bildirildi.
Suriye Demokratik Güçleri Başkomutanı Mazlum Kobani, ABD öncülüğündeki koalisyonun IŞİD’le mücadele kapsamında yürüttüğü ortak devriyelere Türkiye’nin hava saldırıları nedeniyle ara verildiğini açıklamıştı.
Suriye’de şu an 900 civarında Amerikan askeri bulunuyor. Amerikalı yetkililer, 11 Aralık’ta yeniden başlayan devriyelerin IŞİD militanlarının tespiti için yapılmadığını, IŞİD’li esirlerin tutulduğu hapishaneler ve bağlantılı ailelerin tutulduğu kampların etrafıyla sınırlı olduğunu duyurdu.
Türkiye 13 Kasım’da İstanbul’da düzenlenen bombalı saldırıya misilleme olarak Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde saldırıdan sorumlu tuttuğu Kürt güçlere (PYD/YPG) yönelik yoğun bir hava harekatı düzenlemişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her an kara harekatı da yapılabileceğini söylemişti.
PİRHA- HDP MYK, TSK’nin Kobanê’ye yönelik hava saldırılarının Türkiye halklarının geleceğine yönelik bir tuzak olduğuna dikkat çekerek, “Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik hava saldırıları ve işgal tehditleri AKP-MHP iktidarının seçim kampanyasıdır. İktidarın amacı siyaseti savaş politikaları üzerinden tekrardan dizayn etmektir” dedi.
Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye ile Irak Federe Kurdistan Bölgesi ve Şengal’e yönelik hava saldırıları üzerine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), olağanüstü toplandı.
Toplantı sonrası yapılan açıklamada, şunlar ifade edildi:
“AKP-MHP blokunun Türkiye halklarına dayattığı otoriter rejimi sürdürmek, kendi iktidarının ömrünü uzatmak ve bekasını korumak için yürüttüğü savaş politikalarının topluma kaybettirdiği, halkı yoksulluğa mahkum ettiği ve geleceksizliğe sürüklediği tespiti yapılan toplantıda; bu politikaların aynı zamanda bölge halklarının yaşamını hiçe saydığı, Kürt halkı başta olmak üzere bölge halklarına düşmanlık barındırdığı tespiti yapılmıştır.
Öncelikli olarak Antep’in Karkamış ilçesi başta olmak üzere yaşamını yitiren yurttaşlarımızın ailelerine taziye dileklerimizi iletiyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Karkamış’ta yaşananlar, savaş politikalarının kendisiyle beraber getireceği kabul edilemez acıların somut bir göstergesidir. Bizim barış politikamız tek bir insanımızın burnunun kanamaması içindir, iktidarın toplumu acılara sürükleyen siyasetini durdurmaya yöneliktir.
Taksim’deki katliamın karanlık ve şaibeli yanları aydınlatılmamıştır, onlarca soru işareti ve çelişki varlığını sürdürmektedir. Buna rağmen iktidarın katliamdan Kuzey Suriye Özerk bölgesini sorumlu tutması ve ilk elden Kobanî’yi işaret etmesi, önceden hazırlığı yapılan dünkü saldırılara ve savaş politikalarına zemin yapılmak istenmiştir.
Yıllardır Kürt düşmanlığı, toplumsal kutuplaştırma ve savaş politikalarıyla varlığını sürdürmeye çalışan AKP-MHP iktidarı, seçimlere yaklaşırken iktidarını korumanın tek aracı olarak savaş siyasetini görmektedir. Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik hava saldırıları ve işgal tehditleri AKP-MHP iktidarının seçim kampanyasıdır. İktidarın amacı siyaseti savaş politikaları üzerinden tekrardan dizayn etmektir.
Kuzey-Doğu Suriye halklarına yönelik operasyon ve saldırı dalgası aynı zamanda muhalefete ve Türkiye halklarının geleceğine yönelik de bir tuzaktır. Alternatif güç olma iddiası taşıyan ve Türkiye’nin geleceğini düşünen tüm muhalefet odaklarının bu tuzağa düşmemesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. İktidarın bu politikalarına alet olan kesimlerin tarih karşısında ve Türkiye toplumu nezdinde de sorumlu olacağını hatırlatmak istiyoruz.
Kürtlerin ve Rojava’da yaşayan diğer halkların birlikte kurduğu demokratik kadın özgürlükçü sistem, Ortadoğu’nun demokratik geleceğinin teminatıdır, özgürlüğün sembolüdür. Rojava’yı ve IŞİD vahşetine karşı insanlığın sembolü olan Kobanî’yi savunmak evrensel insanlık değerlerini savunmaktır. HDP olarak Kobanî’yi ve Rojava’yı savunmaktan ve sahiplenmekten bir an bile vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Türkiye’nin, Rojava ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne dönük bombalı saldırısına ilişkin açıklamasında “Türkiye hükümetini bir kez daha savaş politikaları yerine barış politikaları uygulamaya davet ediyoruz” denildi.
İnsan Hakları Derneği, Türkiye’nin 19 Kasım gecesi Suriye’nin Rojava bölgesi ile Irak’ı bombalaması konusunda açıklama yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Seçim öncesi dönemde Kürt sorununda çatışmada ısrar etmek insani ve ekonomik krizi derinleştirir, siyasi kaos yaratır!” denildi.
Özellikle Kobane kentinin bombalanmasına dikkat çeken İHD, “Yetkililer, hava saldırısına gerekçe olarak 13 Kasım 2022 tarihinde İstanbul Taksim İstiklal caddesinde gerçekleştirilen bombalı saldırının Suriye’de faaliyet gösteren çeşitli örgütler ile bağlantılarının olduğu iddiasını dile getirmiştir. Hepimizin kınadığı İstiklal Caddesi saldırısında resmi yetkililerin sık sık farklı bilgileri kamuoyu ile paylaşmaları, soruşturmanın gizliliğini kasıtlı olarak ihlal etmeleri ve ilk günden beri Suriye’deki örgütleri suçlamaları oldukça ciddi kafa karışıklığına sebep olmuştur. Bu durum, siyasi gözlemcilerin ve biz insan hakları savunucularının 7 Haziran- 1 Kasım 2015 tekrar seçim dönemindeki ‘kanlı bir ara döneme mi giriyoruz’ şeklindeki kaygılarımızı artırmıştır.” dedi.
“KÜRT SORUNU ÇATIŞMA VE SAVAŞ POLİTİKALARI İLE ÇÖZÜLMEZ”
İHD, yapılan hava saldırısı sebebiyle çok sayıda sivilin öldüğü ve yaralandığını da belirterek “Hükümete saldırıları bir an önce sona erdirmesi çağrısı yapıyoruz” denildi. Siyasal iktidarın, 2015’ten beri Kürt sorununda çatışma yöntemini tercih ettiğini belirten İHD, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Savaş politikalarına ve çatışmada ısrar siyasetine rağmen 2022 yılında gerçekleştirilen Nevroz kutlamalarında milyonlarca Kürt ve onların siyasi temsilcileri bir kez daha barış mesajları vererek, Türkiye’nin Kürt meselesini demokratik ve barışçıl yollarla çözmek için diyalog ve müzakere yöntemini seçmesi gerektiğini ve tecrit siyasetine son vermesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Kürt sorununun çözümsüzlüğü ile ilgili son 38 yıla baktığımızda çeşitli silahlı çatışma dönemleri ve bu dönemleri sona erdirip barış arayışlarının olduğu zamanlara tanıklık ettik. Silahlı çatışmalar 1984 yılında başlamış, Mart 1991’de ilk kez barış arayışlarına sahne olmuş ve en son Mart 2013-Temmuz 2015 arası uzun bir çatışmasızlık dönemi yaşanmıştır. Son 38 yıla baktığımızda ilk defa bu kadar uzun süren kesintisiz ve çatışmanın boyutunun coğrafik alan olarak büyüdüğü ve tüm toplumsal kesimlerin zarar gördüğü bir döneme denk gelmekteyiz. Dolayısıyla belirtmek isteriz ki, çatışmanın insani ve ekonomik maliyetinin bu kadar büyük olduğu bir dönemin sonunda barış arayışlarına yönelmenin kaçınılmaz olmasıdır.
Akademisyen İzzet Akyol, Demokratik Gelişim Enstitüsü için hazırladığı bir araştırma raporunda 1985 ile 2021 yılları arasında doğrudan doğruya 230 milyar doların çatışma nedeni ile yok olduğunu, 2022 yılına göre güncellenen dolar endeksine göre ise Türkiye ekonomisinin 4,5 trilyon dolar kaybettiğini ve bu kayıp olmasaydı Türkiye’nin milli gelirinin %36 daha fazla büyüyebileceğini ortaya koymuştur. Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün veya çatışmaya dayalı çözüm arayışlarının bu kadar korkunç bir ekonomik maliyeti de varken bu politikada ısrar etmenin beyhude olduğunu ve Türkiye’yi iflasa sürüklediğini belirtmek isteriz.
İHD Dokümantasyon Biriminin 2015 ile 2021 yılları arasını kapsayan 7 yıllık silahlı çatışmalar nedeni ile tespit edebildiği verilere göre 6019 kişinin yaşamını yitirdiği, 8562 kişinin yaralandığı (Suriye ve Irak’taki çatışmalarda yaşamını yitirenlerin büyük çoğunluğu dahil değildir) bir tabloda çatışmanın insani maliyetinin ne kadar büyük olduğu anlaşılmaktadır.
Türkiye’nin, Rusya’nın Ukrayna işgali ile başlattığı askeri operasyonda arabuluculuk yapması ve barışı destekleyeceğini açıklaması karşısında, Kürt sorunu gibi uluslararası sorun haline gelmiş, doğrudan doğruya Kürtler başta olmak üzere Türkiye, Suriye, Irak, İran ve bu ülkelerin dahil olduğu uluslararası askeri ve ekonomik birlikleri, BM ve Avrupa Konseyini ilgilendiren bir sorun karşısında çatışmada ısrar etmesini anlayamamaktayız. Kürt sorunu çatışma ve savaş politikaları ile çözülmez.
Son hava saldırısı vesilesi ile bir kez daha hatırlatmak isteriz ki; İstanbul Taksim İstiklal Caddesi saldırısını hiçbir örgüt üstlenmediği halde, soruşturma halen gözaltılar ile devam ederken siyasi iktidarın, neredeyse Suriye ile savaş çıkaracak (mevcut silahlı çatışmayı savaş düzeyine çıkaracak) bir noktaya getirmesine karşı Türkiye’deki siyasi ve toplumsal muhalefetin karşı çıkması gerekmektedir. Aksi takdire savaş koşullarında seçime gidilemeyeceğinin bilinmesi ve durumun en hafif deyimi ile 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arasındaki tekrar seçim döneminin daha da vahimini yaşayacağımız unutulmamalıdır.”
“SAVAŞ POLİTİKALARI YERİNE BARIŞ POLİTİKALARI UYGULAMAYA DAVET EDİYORUZ”
Irak’ın kuzeyinde Federe Kürdistan Bölge Yönetim topraklarında Türkiye sınır hattında Nisan 2022’den bu tarafa yürütülen askeri operasyonlar hakkında oldukça ciddi iddialar bulunmaktadır. Bu iddiaların başında birçok yerleşim yerinin bombalamalar yolu ile halkın korkutulup boşalttırıldığı ve böylece binlerce insanın zorla yerinden edildiğidir. Ayrıca, kullanılması yasak silahlar ile yasak bombaların kullanıldığı yönünde ciddi iddia ve görüntüler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaşamını yitiren TSK mensubu askerlerin bazılarının cenazelerinin arazide bırakıldığı ve cenazelerinin akıbetinin bilinmediğine dair ciddi haberler çıkmaktadır. Bu iddialar hakkında da TBMM Araştırma Komisyonunun araştırma yapması gerekmektedir.
Komisyonun yanı sıra askeri operasyonlar sırasında sivillere yönelik gerçekleştirilen saldırılar ile ilgili olarak sınır bölgesinde bulunan yetkili Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının etkili soruşturma yürüterek gerçekleştirilen ağır insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerini tespit edip gerekli kovuşturmaları açması gerekmektedir.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ile uluslararası insan hakları örgütlerinin iddia edilen ağır insan hakları ve insancıl hukuk ihlalleri iddiaları hakkında olay bölgelerinde araştırma ve inceleme yapması gerekmektedir.
Ekim 2021’de kabul edilen Irak ve Suriye tezkerelerinin iptal edilerek, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askeri güçlerini Türkiye sınırları içeresine çekmesini ve gerek bu ülkelerle gerekse de Kürt siyasi hareketi ile Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü noktasında askeri seçenekler dışı çözümler üreterek yeniden bir barış sürecinin inşa edilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.
İHD, savaşa karşı barış hakkını savunur. BM genel kurulun 19 Aralık 2016 tarihinde kabul ve ilan ettiği BM Barış Hakkı bildirgesini ve BM İnsan Hakları Konseyinin 22 Haziran 2017 tarihli 35/4 sayılı Barış Hakkının Desteklenmesi kararını hatırlatıyor ve Barış hakkını savunmanın bizler bakımından en öncelikli konu olduğunu belirtiyoruz. Türkiye hükümetini bir kez daha savaş politikaları yerine barış politikaları uygulamaya davet ediyoruz. Savaşa karşı barışı savunuyoruz.”
PİRHA – HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis grup toplantısındaki konuşmasında AKP’nin açıklamış olduğu ‘Yeni yüzyıl’ propagandasını eleştirdi. Buldan, “Gelecek yüzyılın sahibi faşizme karşı onurlu direnişin sahipleridir. Kürtlerdir, Alevilerdir, Ermenilerdir, Süryanilerdir, bu kadim topraklarda yaşayan ve yok sayılan, dışlanan tüm halklardır” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, haftalık Meclis grup toplantısında konuştu.
Cumhuriyetin 99’uncu yıl dönümünde “inkâra dayalı tekçilik sisteminin” devam ettiğini söyleyen Pervin Buldan “Yönetimler değişse de zihniyet hiçbir dönem değişmedi” dedi. Buldan, “Kuruluşundaki âdemi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere tüm farklılıkların ret ve inkârına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan yüz yıllık bir yıkım sürecinden söz ediyoruz. Yönetimler değişse de zihniyet hiçbir dönem değişmedi, üstelik bu dönemde aynı zihniyetin devam ettiğini görüyoruz ve toplum olarak bunu ağır bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz. Şark Islahat Planı’nın, Umumi Müfettişliğin yerini kayyım gaspı aldı. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 2 Mart darbe mantığının yerini AKP-MHP ittifakının HDP’ye yönelik 4 Kasım ve 19 Ağustos kayyım darbeleri aldı. Kürtçe anadil hala yasak. Vesayet sistemi el değiştirdi ama kendisi hiçbir zaman değişmedi. Bugün Saray ve yargı vesayeti olarak devam ettirilmektedir” ifadelerini kullandı.
“ŞEBNEM HOCANIN DURDUĞU YER HAKİKATİN TAM YANIDIR”
Pervin Buldan, TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanma kararını da kınayarak şunları söyledi:
“Hakikatin üzerini örtebilmek için her gün baskı ve şiddet politikasına, yalan propagandasına yöneliyorlar. Şebnem Hocayı tutukladılar hakikati cesaretle dile getirdiği için. Şebnem Hocanın durduğu yer tam da hakikatin yanıdır, demokrasinin yanıdır, barışın ve birlikte yaşamın yanıdır. Kısacası savaş karşıtlığının yanıdır. Demokrasiden ve toplumsal barıştan yana olan herkesin duracağı yer de Şebnem Hocamızın yanıdır. Buradan kendisine selam ve sevgilerimizi gönderiyor ve kucaklıyorum.
“TUTUKLANAN GAZETECİLER DEMOKRASİNİN ONURUDUR”
Yine tam da bu süreçte Mezopotamya Ajansı ve Jin News çalışanı gazetecileri, kadın muhabirler ağırlıklı olmak üzere tutukladılar. Hakikati yazdıkları için. Bu tutuklama, halkın haber alma özgürlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Bu ülkenin ihtiyacı, hakikatin gereğini yerine getiren gerçek gazetecilerdir, Saray’ın talimatının gereğini yerine getiren bağımlı kalemler değil. Tutuklanan gazeteciler özgür basının onurudur, demokrasinin onurudur. Buradan hepsine kucak dolusu selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Sizin değerli kaleminiz tarihin onurlu sayfasını yazmaya devam edecektir. Kaleminize kelepçe vuranlar ise tarihin karanlık sayfasında anılmaya devam edecektir. Ve bugün görüyoruz ki, Apê Musa’yı katleden zihniyetin fikriyatı iktidardadır. Ama bu zihniyet de bilsin ki, Musa Anterlerin, Mehmet Sincarların, Vedat Aydınların fikriyatı ve mücadele mirası da bizim haritamızdır, rehberimizdir. Onlar, baş eğmedi, geri adım atmadı. Biz de asla geri adım atmayacağız. Zulmünüz karşısında asla boyun eğmeyeceğiz!
“YENİ YÜZYILDA RET VE İNKARI DEVAM ETTİRMEK İSTİYORLAR”
Şebnem Hocanın ve özgür basın çalışanlarının tutuklanması tam da Cumhuriyetin 99’uncu kuruluş yıl dönümüne denk getirildi. Bu bir tesadüf değil. Verilen mesaj çok açık ve net; ret ve inkâra devam edeceklerinin sinyalini veriyorlar. Yani bir yüzyıl daha böyle sürdürmek istiyorlar. Ama bunu bir takım demokrasi söylemleriyle ambalajlayarak topluma sunuyorlar.
AKP Genel Başkanı ‘Türkiye yüzyılı’ adı altında seçim propagandası içeren bir konuşma yaptı. Hukukun üstünlüğünden, çoğulculuktan, hakkaniyetten; inkâr ve kutuplaştırma yerine kucaklama, nefret yerine sevgi siyasetinden söz etti. Sormak istiyoruz; acaba bu söylediklerine kendisi inanıyor mu gerçekten? Mesela herkesi eşit vatandaş olarak görüyor mu? Mesela hukuka inanıyor mu? Hukukun üstünlüğüne inanıyor mu? İnkârı bitirmek mi istiyorsunuz, buyurun hemen tecridi sonlandırarak buradan başlayabilirsiniz. Madem özgürlüklerden yanasınız, haksız hukuksuz tutuklanan ve rehin alınan binlerce insanın özgürlüğünden başlayalım. Hakkaniyetten ve çoğulculuktan yanaysanız, buyurun önce tekçiliğe bir son verin. Tüm ayrımcılıkları kaldıralım, tüm kimlik ve inançlar arasındaki eşitliği sağlayalım. Var mısınız?
Bunları söylerken, gazeteciler cezaevinde tutuklu kalmaya devam ediyor. Binlerce siyasetçi, seçilmiş cezaevinde rehin. Yaptıklarınız ortada, zihniyetiniz meydanda. Sizin zihniyetiniz geçen yüzyılın zihniyetidir.
Yeni yüzyıldan söz edenlerin önce yüzünün olması gerekir! Kırmadık, dökmedik, tahrip etmedik bir şey bırakmadılar. Kendine ve yandaşlarına yeni bir yüzyıl hayali kuruyorlar, buna da 85 milyonu inandırmaya çalışıyor. Buradan söylüyorum: AKP-MHP ikilisinin tahayyül ettiği yüzyılda Kürtler, Aleviler, inanç ve kimlikler, ezilenler, yoksullar, kadınlar, gençler, emekçiler yok; demokrasi, özgürlük, adalet ve toplumsal barış yok.
Acı ve yıkımdan başka bir şey getirmediniz. Şimdi kalkmış ‘ikinci yüzyıl’ diye 85 milyonu kandırmaya çalışıyorsunuz. Bir yüzyıl daha böyle devam etmeyecek, buradan topluma söz veriyoruz. Çünkü ne toplum eski toplumdur ne Kürtler eski Kürtlerdir ne bu coğrafya eski coğrafyadır ne de dünya eski dünyadır. Bu gidişat değişecek ama Türkiye halklarının mücadelesi ile değişecek. İkinci yüzyılın aktörü siz değilsiniz, Türkiye halkları olacak. Asıl kurucu ve belirleyici güç halklardır. Gelecek yüzyılın sahibi faşizme karşı onurlu direnişin sahipleridir. Kürtlerdir, Alevilerdir, Ermenilerdir, Süryanilerdir, bu kadim topraklarda yaşayan ve yok sayılan, dışlanan tüm halklardır. Kadınlardır, gençlerdir, emekçilerdir, ezilenlerdir.
“ROJAVA’DA ORTAK DEMOKRATİK BİR YAŞAM ŞEKİLLENİYOR”
Bakın Rojava’da halkların demokratik birliği ve dayanışması büyük demokratik kazanımları beraberinde getirdi. Orada ortak bir demokratik gelecek şekilleniyor. Bu gün aynı zamanda 1 Kasım Dünya Kobanî Günü. Buradan tüm direnen Rojava halklarını, ‘Jin, Jiyan, Azadi’ diyen tüm kadınları selamlıyor ve 1 Kasım Kobanî Gününü kutluyorum. Bu dayanışma ruhu tüm halkların mücadelesine ışık tutmaya devam edecektir. Yine Jina Emini için İran başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde büyüyen kadın direnişi, kadınların ve halkların kendi geleceğini belirleyecek temel güç olduğunu bizlere göstermektedir.”
“DİYALOG VE MÜZAKERE YENİ BİR YÜZYILI TAÇLANDIRIR”
“Buradan bir kez daha vurguluyorum; içinde Kürt sorununun çözümünün olmadığı bir yüzyıl geriye gitmekten asla kurtulamaz. O yüzden ileriye gitmenin yolu bu meseleyi demokratik siyasetle, diyalog ve müzakereyle çözüme kavuşturmaktan geçer. Çatışmacı siyaset ve ağır tecrit geriye götürür hem de yüz yıl geriye. Diyalog ve müzakere ise yeni bir yüzyılı taçlandırır. Demokrasi güçleriyle, özgürlük talep eden kadın mücadelesiyle, onurlu ve adil bir yaşam isteyen emekçilerle ve adalet talep eden milyonlarla bunu başarma konusunda sonuna kadar kararlı olduğumuzu belirtmek isterim. Ama önce bu çözümsüzlük zihniyetini göndererek işe başlayacağız. HDP işte bu onurlu mücadele koalisyonundan, yüzyıllık soruna karşı yüzyıllık yeni bir yaşam tasavvurundan güç almaktadır.
Demokratik cumhuriyet için büyük koalisyonu tam da oluşturma zamanıdır. Faşizmin ve sömürünün hegemonyasına karşı güçlü demokrasi hamlesini hep birlikte gerçekleştirme zamanıdır. Ne mevcut talan düzeni, ne de bunun restore edilmiş yamalı hali. Bunların hiçbiri halklarımızın ihtiyacını asla karşılamaz. İçi demokrasiyle, barışla, adaletle, eşitlikle, hak temelli yeni bir toplumsal sözleşmeyle, güçlü yerel demokrasiyle, sivil, demokratik yeni bir anayasayla başta anadil hakkı olmak üzere evrensel eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıyla doldurulan yeni bir demokratik sistemden, eşitlikçi yeni bir düzenden söz ediyoruz.”
“EŞİT YURTTAŞLIK ÜLKESİNİ İNŞA EDECEĞİZ”
Emekçiler, ezilenler, yoksullar, işsizler için bir sömürü cehennemine dönüşen bu sistemden mutlaka kurtulacağız. Yeni bir çalışma yaşamını hep birlikte inşa edeceğiz. Kadınlar için tehdit olan sokakları özgürleştirecek, onların şiddete karşı savunmasının yasal dayanaklarını güçlendireceğiz. Gençlerin sadece geleceklerini değil bugünlerini de mutlu ve umutlu yapmak en önemli önceliğimiz. Onlarla omuz omuza bunu inşa edeceğiz. Gençlere sözümüz olsun. Başta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarının haklarının anayasal güvenceye kavuşturulduğu eşit yurttaşlık ülkesini inşa edeceğiz. Doğa katliamlarına, ranta, talana karşı yaşam alanlarımızı koruduğumuz bir ülkede yaşamak hepimizin hakkı. Bunu birlikte başaracağız.”
“HDP’NİN AÇTIĞI ÜÇÜNCÜ YOLDA BİRLEŞELİM”
Buradan tüm topluma çağrıyı sorumluluk olarak yerine getirmek istiyorum. Gelin hep birlikte bu ortak ilke ve hedeflerde gücümüzü birleştirelim. Birlikte yürüyelim. Zoru birlikte başaralım. Ülkeyi gerçek bir demokratik cumhuriyet ortamına hep birlikte taşıyalım. Bir dönemi kapatalım ve yeni aydınlık bir dönemi hep birlikte başlatalım. Çok sesli bu ülkenin çok renkli kimlikleri ve halkları olarak tekçiliği tarihe gömelim. Ve dünde kalmak istemeyen, dünü bir daha yaşamak istemeyen, yeni bir geleceğe adım atmak isteyen her bir yurttaşımıza diyorum ki; yeni, güzel ve umut dolu bir yarını, yarınları hep birlikte oluşturabiliriz. Gelin HDP’nin açtığı Üçüncü Yolda birleşelim. HDP’de güç birliğini en kısa zamanda oluşturalım. Yarınların birliğini, umudun birliğini HDP’yle sağlayalım. Hepimizin yolu açık olsun. Hızır hepimizin yoldaşı olsun. Allah yardımcımız olsun.”
PİRHA- HDP, Hatay’da ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyası kapsamında Gezi eylemlerinde ve Rojava’da yaşamını yitirenlerden Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan ve Halil Aksakal’ın ailelerini ziyaret etti.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5 Mayıs itibari ile ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyasını başlattı. HDP, söz konusu çalışmayla birlikte Alevilerin taleplerinin yer aldığı bir de kitapçık hazırladı. Ülkenin dört bir yanına geziler düzenleyen HDP’liler, yurttaşlara kampanyalarını anlatmaya devam ediyor.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Alevi Masası, ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyası kapsamında 3 gün sürecek programın 2’inci gününde de Hatay’da.
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları ve HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyası çalışmaları kapsamında Gezi eylemlerinde ve Rojava’da yaşamını yitirenlerden Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan ve Halil Aksakal’ın ailelerini ziyaret etti.
Ziyaretlerde yaşamını yitirenlerin anısına bağlı kalacaklarını belirten HDP Milletvekili Kemal Bülbül, “Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan ve Halil Aksakal’ın mücadelesini büyüteceğiz” dedi.
Katalonya Parlamentosu, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni oy çokluğuyla tanıdı. Katalonya Parlamentosu, Rojava Özerk Yönetimi’ni tanıyan ilk Parlamento oldu.
Katalonya Parlamentosu, Rakka’nın DAİŞ’ten kurtarılmasının yıl dönümünde yaptığı özel oturumda Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni oy çokluğuyla resmen tanıdı.
Yapılan oylamada 111 evet, 18 hayır oyu kullanıldı.
Katalonya Parlamentosu, Rojava Özerk Yönetimi’ni tanıyan ilk Parlamento oldu.
PİRHA – Dünya Belediye Başkanı Jüri Ödülü bu yıl Rakka Belediye Başkanı Leyla Mustafa’ya verildi. Dünya Belediye Başkanı Başkent Ödülü ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın oldu.
Belediye Başkanları Vakfı tarafından düzenlenen ‘2021 Dünya Belediye Başkanı’ organizasyonu ödülleri sahiplerini buldu.
Kuzey ve Doğru Suriye’nin Rakka kentinin Belediye Başkanı Leyla Mustafa ise ‘IŞİD sonrası yeniden yapılanma çalışmaları ‘nedeniyle ‘Jüri Ödülü’ kazandı. Almanya’nın Mannheim Belediye Başkanı Peter Kurz, ‘Dünya Belediye Başkanı Uluslararası Ödülü’ne, Portekiz’den Braga Belediye Başkanı Ricardo Rio da, ‘Belediye Sürdürülebilirlik Ödülü’ne layık görüldü. Hollanda’nın Rotterdam Belediye Başkanı Ahmed Aboutaleb ile Fransa’nın Grigny Belediye Başkanı Philippe Rio da Dünya Belediye Başkanı Ödülü’nü kazandı.
21 ülkeden seçilen 32 belediye başkanının aday olduğu organizasyonda Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, ‘2021 Dünya Belediye Başkanı Başkent Ödülü’nü kazandı. Ödülün, ‘Avrupa ve Asya’nın büyük başkentlerine eşit bir metropol inşa etme çabası ve vizyonu nedeniyle’ verildiği kaydedildi. Ödül açıklamasında, Yavaş’ın ‘halkın güvenini esas alan şeffaf bir liderlik tarzı benimsediği’ ifade edildi. Yavaş’ın yolsuzluğa karşı mücadele ettiği kaydedilirken, toplumun yoksul ve savunmasız kesimini desteklediği belirtildi.
Sosyal medyadan bir ileti paylaşan Yavaş, “2021 Dünya Belediye Başkanı Başkent Ödülü’nü kazanmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Size hizmet etme fırsatını bana sunduğunuz için teşekkür ediyorum.” dedi.
PİRHA -Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yaptığı operasyona ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimli yurttaşlar, savaşa karşı barışı savunmak gerektiğini belirttiler. Yurttaşlar, “Savaş, çözümsüzlüğün son noktasıdır, Suriye’de ölümler filizleniyor, kendine insanım diyen herkesin barışı savunması lazım” ifadelerini kullandılar.
Haberin videosu
Türk silahlı Kuveetleri ve ÖSO’nun Suriye’nin kuzeyine yönelik sürdürdüğü operasyona ilişkin PİRHA‘ya konuşan Dersimli yurttaşlar, barışın savunulması gerektiğini ifade ettiler.
Savaşların ölümden başka bir şey getirmediğini belirten yurttaşlar, yaşanan durumun çözümsüzlüğün son noktası olduğunu ifade ettiler.
“SAVAŞ ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN SON NOKTASIDIR”
Yurttaşlar, “Biz Aleviler olarak bu savaşa karşıyız. İnsanların ölmesini istemiyoruz. Çoluk çocuk insanlar ölmesin. Savaş demek ülkenin gerilemesi demektir. Herkesin bu dünyada yaşama hakkı vardır. Kürt, Türk, Laz, Çerkez fark etmez, herkes eşittir. Savaş kötüdür, çözümsüzlüğün son noktasıdır. İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, analar ağlamasın” diye konuştular.
“HALKLARIN ORTAK CEPHEDE BULUŞUP BARIŞI İNŞA ETMESİ LAZIM”
Savaşta kazananın olmayacağını belirten yurttaşlar, şunları kaydettiler:
“Savaşta kazanan olacağını sanmıyoruz. Barıştan yanayız. Savaşlardan barış çıkmaz. Savaş baronlarının yok olması lazım, halkların ortak cephede buluşup barışı inşa etmesi lazım. Türkiye, Suriye’ye girmekte haksızdır. Barış filizlenmiyor, ölüm filizleniyor, ölüm çoğalıyor. Kendisine insanım diyen herkesin savaşlara karşı durması, barışı savunması lazım.”