Etiket: rojava

  • DEM Partili kadınlardan örgülü saç tepkisi!-VİDEO

    DEM Partili kadınlardan örgülü saç tepkisi!-VİDEO

    PİRHA – Rojava’da yapılan saldırılara karşı DEM Partili kadınlardan eylemsel tepki geldi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları ve Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın da dahil olmak üzere birçok partili kadın, saçlarını örerek saldırılara karşı durduklarını gösterdi.

    HTŞ’li çeteler tarafından Rojava’da yapılan saldırılara tepki sürüyor. Cihadist bir militanın, Kürt bir kadına ait örgülü saçla verdiği poz, DEM Parti Kadın Meclisi tarafından tepkiyle karşılandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Kadın Meclisi, sanal medya hesabından bir video paylaşarak Rojava’daki direnişin arkasında olduklarını açıkladı.

    Videoda DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da dahil olmak üzere çok sayıda milletvekili ve kadın yurttaşın, saçlarını ördükleri anlara ait görüntüler yer aldı.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin “HTŞ Çetelerine Destek Suriye’de Katliam Demek” çağrısıyla düzenlediği yürüyüşe katılan kadınlar, kitlesel olarak saçlarını örerek tepkisini dile getirdi.

    DEM Parti Kadın Meclisi, X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:

    “Saçımızı kesmiyoruz!

    Saçımızı örüyoruz!

    Direnişi örüyoruz!

    Kadın dayanışmasını örüyoruz!

    Her kezî bîranînek e,

    Her xelek serhildanek e,

    Her girêk îradeya azadiyê ye!

    Her örgü bir hafıza,

    Her ilmek bir isyan,

    Her düğüm özgürlük iradesidir!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi aydınlardan Suriye çağrısı: Bütün insanlığı, katliamları durdurmaya davet ediyoruz!-VİDEO

    Alevi aydınlardan Suriye çağrısı: Bütün insanlığı, katliamları durdurmaya davet ediyoruz!-VİDEO

    PİRHA – Alevilere yönelik soykırımların ardından Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırılar sürüyor. Alevi aydınları, HTŞ tarafından yapılan saldırıları kınayarak, bütün demokrasi güçlerini, katliamları durdurmaya davet etti.

    Suriye’de aylardır devam eden Alevi soykırımının ardından Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırılar da arttı. Suriye Özerk Yönetimi (SDG), Halep’te yapılan katliam girişimleri ardından Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılara karşı “seferberlik” ilan etti.

    Özerk yönetimi korumak için mücadele eden Rojavalılara, dünyanın dört bir yanından destek gelmeye devam ediyor.

    Alevi kamuoyundan da Suriye’deki cihatçı yapıların saldırılarına tepki gösterildi.

    Kayseri Hacı Bektaş Veli Dernek Başkanı Abbas Tan, Alevilere yönelik soykırımlar ve ardından Kürtlere yönelen saldırılara dair sorularımızı yanıtladı.

    Tan, Alevilere yönelik soykırımın güncel bir konu olmadığının altını çizerek, “Binlerce yıldır kutsal kitaplı ve peygamberli dinlere ters düştüğü için ve ortadan kaldıramadıkları için soykırım anlayışını ön planda tutmuşlardır. Bir tarafta yaradılış anlayışı, diğer tarafta varoluş anlayışı hakimken varlığın birliğini kabul etmeleri mümkün değildi. Bu yüzden Alevi/Kızılbaşlara soykırım uygulamaları kendilerine göre en doğru yoldu” yorumunu yaptı.

    Abbas Tan, Alevilere dönük uygulamaların “Devlet politikası, Devlet aklı” olduğunu belirterek, “Her dönem her devlet, kendine bir din seçmiş, dinler devlet dini olurken, dinlerde devletlere yaslanınca ayakta kalabilmişlerdir. Tarihte Alevi/Kızılbaş anlayışı bu sisteme uymayınca yapılması gereken soykırım olmuş ve olmaya da devam edecektir. Alevi/Kızılbaş anlayışında devlet olma, üstünlük taslama olmadığı için yok edilmek istenmektedir” dedi.

    “İNSANLIK SUÇUNA GÖZ YUMANLAR”

    Abbas Tan, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları da kınayarak “Kürtlere yönelik topyekün saldırı, tekli kimlik anlayışının ürünüdür” diye belirtti. Suriye’de Kürt ve Alevilere yapılanları “İnsanlık Suçu” sözleriyle tarif eden Tan, şu yorumda bulundu:

    “Birileri tarafından bölünme tehdidi olarak görülürken Kürtlerin dili birilerini rahatsız edebilir ancak kimsenin dili, inancı bir başkasını rahatsız etmemeli. Devletlerin tanımladığı makbul yurttaş anlayışı, asimilasyon politikası kimseye yarar getirmez. Ülkelerin Suriye’de Alevi/Kızılbaşlara ve Kürtlere yönelik saldırıları ne ilktir, nede sondur. Ancak yapılan insanlık suçuna göz yumanları, tarih suç ortağı sayacaktır.”

    Abbas Tan, Türkiye ve Suriye’nin, Alevi/Kızılbaş inancını yok sayan bir zihniyetin devamı olduğunu vurgulayarak “Rojava’da yaşananlar sadece Kürtlere ve Alevi/Kızılbaşlara yönelik değil, diğer inançlara da aynı mantıkla sürdürülmektedir. Suriye’de yaşananlara sessiz kalmak katliamlara sessiz kalma anlamı taşımaktadır” dedi.

    “YOK SAYMAK NE DEVLET ANLAYIŞINA UYAR NE DE İNSANLIĞA”

    Suriye’deki saldırıların Türkiye’ye yansımasını da değerlendiren Abbas Tan, “Ülkeyi yönetenler ki inancı ve cemevi anlayışını kendilerine göre tarif ve ifade etmeye devam ederlerse sıkıntılı günler bizi beklemiş olur. Alevi/Kızılbaşları, Kürtleri, Dürzileri, Hristiyanları yok saymak, Sünni İslam anlayışını esas kılmak ne devlet anlayışına uyar ne de insanlığa. Sonuçta gerek Kürtlere, Dürzilere, Hristiyanlara ve Alevi/Kızılbaşlara yönelik saldırılar, katliamlar devlet aklının diğer yüzünü ortaya çıkartmaktadır. Sessiz kalmak da aynı anlamı taşımaktadır. Hiç kimse bu coğrafyada bir başka inanç mensuplarını, farklı dil sahiplerini yok saymamalı, hadlerine de değildir” diye konuştu.

    “BÜTÜN İNSANLIĞI, KATLİAMI DURDURMAYA DAVET EDİYORUM”

    Alevi Aktivist Servet Demir de Suriye’deki katliam girişimlerine karşı çıktı. Asıl sorumluların emperyalist güçler olduğunu söyleyen Demir, görüşlerini şu cümlelerle paylaştı:

    “Şimdi bu sürece karşı durmak Suriye’deki bütün halkların demokratik, laik ve bütün kimliklerin kendisini ifade ettiği bir ortamda kendilerini yaşatabilecek bir ortamın yaratılmasıdır. İkincisi ise özellikle Kürtlerin, Rojava’daki katliamın engellenmesinin birinci derecedeki başarısı, Kürtlerin kendi farklılıklarını gidererek birlikte olma ve bu süreci dayanışma içerisinde ve mücadele yürütmesinden geçiyor. Bütün insanlığı ve demokrasi güçlerini, bu katliamı durdurmaya davet ediyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Saçı kesilen kadın: Erkek şiddetinin tarihsel hafızası!

    Saçı kesilen kadın: Erkek şiddetinin tarihsel hafızası!

    PİRHA- Suriye’de IŞİD artığı çetelerin bir kadının saçını keserek uyguladığı şiddet, kadınlar tarafından münferit bir saldırı değil; erkek egemen iktidarların kadın bedeni üzerinden kurduğu tarihsel tahakkümün güncel bir tezahürü olarak değerlendiriliyor.

    Suriye’de IŞİD artığı silahlı grupların bir kadının saçını keserek uyguladığı şiddet, kadınlara yönelik erkek egemen baskının tarihsel sürekliliğini bir kez daha görünür kıldı. Kadınların değerlendirmelerine göre saç kesme, basit bir “ceza” değil; kadın bedeni üzerinde kurulan en eski iktidar pratiklerinden biri olarak öne çıkıyor.

    Kadınlar, söz konusu eylemin yalnızca bir kadının aşağılanması anlamına gelmediğini; kadın özgürlüğünün, iradesinin ve varoluşunun doğrudan hedef alındığını vurguluyor.

    SAÇ: KİMLİK, HAFIZA VE ONUR

    Kadınlar açısından saçın yalnızca estetik bir unsur olmadığına dikkat çekiliyor. Saçın kimlik, hafıza ve aidiyetle doğrudan ilişkili olduğu, bu nedenle tarih boyunca iktidarların “itaatsiz” olarak tanımladığı kadınların saçlarını hedef aldığı ifade ediliyor.

    Ortaçağ Avrupa’sında “ahlaksız” ilan edilen kadınların teşhir edilerek saçlarından mahrum bırakıldığı, Nazi toplama kamplarında kadınların ilk olarak saçlarının kesildiği, İran’da rejime karşı çıkan kadınların saçlarının isyanın sembolü hâline geldiği ve Türkiye’de 12 Eylül askeri darbesi döneminde kadınlara saç üzerinden işkence uygulandığı hatırlatılıyor.

    Bu uygulamaların ortak mesajı ise şöyle özetleniyor: “Bedenin bana ait.”

    KADIN BEDENİ, CİHATÇI İDEOLOJİDE BİR SAVAŞ ALANI

    Kadınların değerlendirmelerine göre IŞİD’in kadınlara yönelik şiddeti, dini ya da kültürel bir sapma değil; politik, ideolojik ve sistematik bir uygulama niteliği taşıyor. Cihatçı zihniyette kadın bedeninin kontrol edilmesi gereken bir tehdit olarak görüldüğü belirtiliyor.

    Ezidî kadınların köleleştirilmesi, pazarlarda satılması, tecavüzün “ganimet” olarak meşrulaştırılması ile kadınların saçına, kıyafetine, sesine ve hareketlerine yönelik denetimin aynı amaca hizmet ettiği ifade ediliyor:
    Kadını susturmak ve toplumu teslim almak.

    SAÇ KESME: KAMUSAL UTANDIRMA RİTÜELİ

    Kadınların ortak değerlendirmelerinde saç kesme eylemi, kamusal utandırmanın en ilkel ve en etkili biçimlerinden biri olarak tanımlanıyor. Bu tür şiddetin yalnızca cezalandırmayı değil, ibret yaratmayı amaçladığına dikkat çekiliyor.

    Kadının bedeni üzerinden tüm topluma şu mesajın verildiği ifade ediliyor:
    “Karşı gelirseniz, sonunuz budur.”

    Bu nedenle söz konusu şiddetin çoğu zaman kayda alındığı, dolaşıma sokulduğu ve propaganda aracı olarak kullanıldığı belirtiliyor.

    “BU ŞİDDET TANIDIK”

    Kadınlar, Suriye’de yaşananların kendilerine yabancı olmadığını vurguluyor. Kadınların kıyafetine, saçına, kahkahasına karışan her anlayışın; kadın cinayetlerini “tahrik”, “namus” ya da “gelenek” kavramlarıyla açıklayan her dilin aynı zihniyetin farklı biçimleri olduğu ifade ediliyor.

    IŞİD’in bu zihniyetin en silahlı, en çıplak ve en kanlı hâli olduğu, ancak köklerinin yalnızca Suriye’de değil, dünyanın her yerinde bulunduğu dile getiriliyor.

    KADINLAR SAÇLARIYLA DA DİRENİYOR

    Tarihsel örnekler, kadınların bedenleri üzerinden kurulan tahakküme karşı yine bedenleriyle direndiklerini gösteriyor. Ezidî kadınların saçlarını örerek dayanışma kurması, İranlı kadınların saçlarını keserek isyana dönüştürmesi, Kürt kadınlarının savaşta, sokakta ve siyasette saçlarıyla var olması bu direnişin örnekleri arasında gösteriliyor.

    Bu örnekler, şu ortak gerçeğe işaret ediyor: Kadın bedeni iktidarın değil, kadının kendisinindir.

    SON SÖZ YERİNE

    Suriye’de bir kadının saçının kesilmesiyle yere düşenin yalnızca saç olmadığına dikkat çekiliyor. Yere düşenin, erkek egemenliğinin asırlardır susturmak istediği tarihsel bir hafıza olduğu vurgulanıyor.

    O saç telinde Ezidî kadınların yarım kalmış çığlığının, İran sokaklarında yükselen isyanın ve Dersim’den Şengal’e uzanan direnişin izleri olduğu ifade ediliyor.

    Kadınlar şu sözlerle noktayı koyuyor:
    “Saç yeniden uzar, beden yeniden ayağa kalkar, ses yeniden çoğalır. Ama tarih defalarca göstermiştir ki, kadının saçını kesenler sonunda o saçın gölgesinde kaybolur.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi inanç önderlerinden Suriye’deki saldırılara tepki: Mazlum halkların yanında olmak zorundayız-VİDEO

    Alevi inanç önderlerinden Suriye’deki saldırılara tepki: Mazlum halkların yanında olmak zorundayız-VİDEO

    PİRHA –Suriye’de Alevi ve Kürtlere yönelik saldırılara tepki gösteren Alevi inanç önderleri, Türkiye’nin HTŞ’ye olan desteğini eleştirdi. Yapılan çağrıda “IŞİD ve HTŞ çetelerine karşı Suriye’de yaşayan tüm mazlum halkların yanında olmak zorundayız” denildi.

    HTŞ ve DAİŞ tarafından tarafından başta Alevi ve Kürt toplumuna yönelik saldırılar hız kesmeden devam ediyor.

    Suriye Demokratik Güçleri, 18 Ocak’ta açıklanan ateşkes anlaşmasına rağmen HTŞ’ye bağlı grupların saldırılarının sürdüğünü duyurdu.

    Cihadist gruplarca yapılan saldırılara Alevi inanç önderlerinden tepki geldi.

    “KADINLARIN AYDINLIK YÜZÜ, SİZİ SURİYE’DE BOĞACAK”

    Ana Sevim Yalıncakoğlu, Suriye’deki halkların, IŞİD çetelerinin soykırım tehdidi altında olduğunu söyledi. Mart 2025’ten buyana HTŞ’nin, IŞİD’le birlikte Alevilere, Dürzilere, Kürtlere ve Hristiyanlara yönelik ciddi saldırılar düzenlediğini belirten Yalıncakoğlu, özellikle kadınlara yönelik ciddi halk ihlallerinin sergilendiğini aktardı. Alevi kadınlarının kaçırılıp, köle olarak satıldığını söyleyen Yalıncakoğlu, şu mesajı paylaştı:

    “Kürt direnişçi kadınların cesetleri binalardan aşağı atılıyor ve en son kaçırılan Kürt kadınlarını, birbirlerine ganimet olarak hediye ediyorlar. IŞİD-HTŞ karanlığı, kadın düşmanlığı, dünya halklarının düşmanlığı demek. IŞİD ve HTŞ çetelerine karşı Suriye’de yaşayan tüm mazlum halkların yanında olmak zorundayız. Kadınların saçları kadınların onurudur. Siz, bu karanlığınızla, bu çirkinliğinizle, bu katliamınızla hiçbir kadının onurunu elinden alamazsınız. Sizi yok edecek güç, kadın özgürlük savaşçıları elinden olacaktır. Bu kadınların aydınlık yüzü, sizi Suriye’de boğacak. IŞİD karanlığı ve HTŞ karanlığı tarihin sayfasına gömülecek.”

    “YETER ARTIK!”

    Yol hizmetkarı Enver Cemal Şahin de Suriye’deki katliamların derhal son bulması için çağrı yaptı. Suriye’deki aktörlere seslenen Şahin, şunları söyledi:

    “78 yaşına geldim. En azından 70 yıldır dünyada neler olduğunu falan edebiliyorum. 70 yıldır bu coğrafyada kan, şiddet, talan, katliam durmadı. Halen de devam ediyor. Günümüzde yine  insanlar aç, susuz, perişan; bu soğukta evleri, barkları dahi yok. Çoluk çocuk demeden katlediliyorlar. Suriye’de elleri olan aktörlere sesleniyorum; artık ‘dur’ demenin zamanı geldi. Bu bir insanlık ayıbıdır. Artık bu katliamlar, talan, şiddet olmasın. Sokak ortasında insanların öldürülmediği, anaların ağlamadığı; barışın, sevginin, kardeşliğin, özgürlüğün, hoşgörünün hakim olduğu, insanlar arasında dil, din, etnik ayrımcılığının yapılmadığı, çok kültürlü bir yapı içerisinde herkesin kendisini özgürce ifade ettiği, cinsiyet ayrımının olmadığı, demokrasi, laiklik, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün olduğu bir toplum oluşturmanın zamanı geldi de geçiyor artık. Bu çağda her gün onlarca insan öldürülüyor, yeter artık!

    “HEPİMİZİN DUYARLI OLMASI LAZIM”

    Enver Cemal Şahin, AKP-MHP hükümetinin, dinci örgütlere verdiği desteği de eleştirdi. Suriye’de yaşananlara dair inanç önderlerinin sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Şahin, şunları söyledi:

    “Hükümetin tavrı belli zaten, alabildiğine tarikatlar destekleniyor. Her yönde mantar biten gibi tarikatlar türedi. Bu tarikatların, Türkiye’nin başına bela olduğu FETÖ döneminde görüldü. Endişem o ki önümüzdeki dönemlerde yine başımıza böyle işler açacaklar.

    Türkiye’nin, Suriye’de barış için, insanları bir arada yaşayabilmesi için etkin rol oynaması lazım. Fakat ülkeyi yönetenler, orada bir taraf oldu. Destek bulan katliamcılar, insanları katletmeye de devam edecek.

    Bütün pirlere, analara, dostlara, yol hizmetkarlarına sesleniyorum; hepimizin bu konuda mutlaka duyarlı olması lazım. Barışın, özgürlüğün gelmesi için, haksızlığın yok olması için elimizden ne geliyorsa uğraşımızı verelim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Kuzey Doğu Suriye’de bir taraftan çatışma, diğer tarafta diplomasi sürüyor!

    Kuzey Doğu Suriye’de bir taraftan çatışma, diğer tarafta diplomasi sürüyor!

    PİRHA-HTŞ’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları ateşkese rağmen sürüyor. Türkiye, Federal Kürdistan Bölgesi ve Avrupa’da onbinlerce yurttaş sokağa çıkarak, saldırıları protesto etti.

    Son gelen bilgilere göre SDG, binlerce DAİŞ’linin bulunduğu Rakka’daki Eqtan Cezaevi’nden çekildiğini duyurdu. Ayrıca HTŞ’ye bağlı grupların, Kobani’nin kuzeydoğu kırsalındaki Kork köyünden olan 5 kişilik Kürt bir aileyi Rakka kentinden çıkmaya çalıştıkları sırada katlettiği bildirildi.

    DİPLOMATİK GİRİŞİMLER SÜRÜYOR!

    Bölgede ateşkese rağmen çatışmalar sürerken, diplomatik görüşmeler de devam ediyor. Dün (22 Ocak) Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlûm Ebdî ile Kuzey ve Doğu Suriye Dış İişkiler Dairesi Eşbaşkanı Îlham Ehmed, Hewlêr’de Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ve ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Suriye’deki gelişmelere dair bir görüşme gerçekleştirdiklerini duyurdu. Ebdî, yine dün akşam saatlerinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron’dan bir telefon aldıklarını söyledi.

    Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî, Franca Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile telefonla görüştüğünü duyurdu. Ebdî, “Kendisi, Suriye’de ateşkesin sağlanması ve diyalog ile müzakere yoluna geri dönülmesi için çalışan tarafların ve bizim yaptığımız çabalara desteğini ifade etti. Amaç, tüm bölgenin genel çıkarlarına hizmet eden kalıcı bir çözüme ulaşmaktır. Görüşmede ayrıca, biz ve Suriye hükümeti arasında daha önce varılan anlaşmaların yakın zamanda uygulanması ve çeşitli grupların haklarının korunması gerekliliği konularına da değinildi” diye konuştu.

    Ebdî, Federe Kürdistan Bölgesi’nde de ABD Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile de görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti. Ebdî, görüşmeye dair, “Irak Kürdistan Bölgesi’nde ABD Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile yapıcı ve verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği ve ABD Başkanı Trump’ın ateşkes sürecine yönelik politikası, Büyükelçi Barak’ın bizimle Suriye hükümeti arasında diyaloğa ve müzakerelere geri dönme çabalarına ek olarak, bizim için ciddi, önemli ve memnuniyet vericidir. Mevcut ateşkesi sürdürmek ve gerçek bir entegrasyon sağlamak için tüm imkanlarımızı kullanarak ve ciddiyetle çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    DÜNYAYA YANSIMASI!

    Avrupa’nın birçok kentinde HTŞ-DAİŞ’in Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları protesto edilmeye devam ediyor. Avrupa’Nın bir çok merkezinde sokağa çıkan onbinler, saldırıları kınayarak, uluslararası güçlerin tutumunu protesto etti.

    BM Güvenlik Konseyi Rojava’ya dönük saldırılar gündemiyle toplandı. BM Ortadoğu, Asya ve Pasifik’ten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mohamed Khaled Khlari Hesekê ve Kobanê’de endişe verici bir insani kriz yaşandığını belirtti.

    ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi Brett McGurk, Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin sanal medya hesabından açıklama yaptı. Kuzey ve Doğu Suriye’deki durumun son derece endişe verici olduğunu belirten McGurk, “Ateşkesin sürdürülmesi şart. Herhangi bir güvenlik açığı, özellikle IŞİD’in gözaltı merkezlerinde, uluslararası sonuçlar doğurma riski taşıyor. Irak ve Suriye genelindeki Kürtler sadık ortaklardır ve öyle muamele görmelidirler. Onlar sayesinde dünya çok daha güvenli” ifadelerini kullandı.

    İsrail’in Almanya Büyükelçisi Ron Prosor, “Suriye’nin Kürt bölgelerinden bize ulaşan görüntüler insanın kanını donduruyor. Avrupa’dan gelen sessizlik ise kulakları sağır ediyor” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • EŞİK: Rojava’da kadın devrimi hedef alınıyor!

    EŞİK: Rojava’da kadın devrimi hedef alınıyor!

    PİRHA- EŞİK, Rojava’da sivillere yönelik saldırıların kadınları, çocukları ve azınlıkları hedef alan sistematik bir savaş politikası olduğunu vurgulayarak, uluslararası kurumları savaş suçlarına ve kadınlara yönelik ağır hak ihlallerine karşı derhal harekete geçmeye çağırdı.

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Suriye’de özellikle Aleviler, Kürtler, Ezidiler, Dürziler ve Hristiyanlara yönelik artan saldırılara ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, 6 Mart 2025’ten bu yana Halep, Lazkiye ve Rojava’da yaşanan katliamların tesadüfi olmadığı, kadınların ve sivillerin doğrudan hedef alındığı vurgulandı.

    EŞİK, ataerkil, militarist ve emperyalist güçlerin ürettiği savaşların en ağır bedelini her zaman kadınların ve yoksul halkların ödediğine dikkat çekerek, Suriye’de binlerce insanın yerinden edildiğini, çok sayıda kadının kaçırıldığını ve cinsel şiddete maruz bırakıldığını hatırlattı.

    “SALDIRILAR TESADÜFİ DEĞİL, KADIN DİRENİŞİ HEDEFTE”

    Açıklamada, Rojava’ya yönelen saldırıların yalnızca askeri değil, ideolojik bir saldırı olduğunun altı çizildi. Rojava’nın, kadınların eşit temsille söz ve karar sahibi olduğu, erkek egemenliğine karşı alternatif bir toplumsal yaşam inşa ettiği bir kadın devrimi olduğu vurgulandı. Açıklamada şu ifaelere yer verildi:

    “Rojava’da konuşlandırılan IŞİD /HTŞ/rejim güçleri sivilleri doğrudan hedef alıyor. Bu saldırıların bedelini orantısız bir şekilde ödeyenler, yine başta kadınlar ve çocuklar… Daha önce Halep ve Lazkiye’de olduğu gibi, bugün de binlerce kişi güvensizlik ve korku nedeniyle kaçmak zorunda bırakılıyor, yerlerinden ediliyor. Ezidi kadınları köle pazarlarında satan ve tüm kadınları köleleştirmek isteyen IŞİD, kadınları aşağılamak, bedenleri üzerinde güç gösterisi yapmak için kendisiyle mücadele eden Kürt kadın direnişçilere saldırarak saçlarını kesiyor.

    Bugün Rojava’ya yönelen saldırılar tesadüf değildir. Rojava, kadınların eşit temsille söz ve karar sahibi olduğu, erkek egemenliğine karşı alternatif bir yaşamı inşa ettiği bir kadın devrimidir. Kadınların öz savunmada, yönetimde, toplumsal yaşamın her alanında öncü olduğu bu model; erkek egemen, militarist ve gerici güçler açısından açık bir tehdittir. Bu nedenle Rojava’da hedef alınan yalnızca siviller değil, kadın özgürlüğüne dayalı eşitlikçi ve laik toplumsal bir gelecek tahayyülüdür.

    Sivillere, özellikle de kadınlara ve çocuklara yönelik saldırılar, uluslararası insancıl hukuk kurallarının ağır ihlali olarak değerlendirilmelidir. Başta Birleşmiş Milletler, CEDAW Komitesi ve uluslararası insan hakları mekanizmaları olmak üzere tüm uluslararası kurumları; Suriye’de işlenen savaş suçlarına ve kadınlara yönelik ağır insan hakları ihlallerine karşı derhal harekete geçmeye çağırıyoruz. Kürt, Alevi, Dürzi, Ezidi, Hristiyan bütün etnik ve inanç temelli azınlıklara karşı yürütülen bu insanlık suçuna karşı, kadınlarla dayanışmamızı sınır tanımayan bir mücadele olarak büyütmeye devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Aysel Kılavuz Ana: Rojava’da insanlık suçu işleniyor!- VİDEO

    Aysel Kılavuz Ana: Rojava’da insanlık suçu işleniyor!- VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz Ana, Rojava’da Alevilere, Kürtlere ve ötekileştirilen halklara yönelik saldırıların bir insanlık suçu olduğunu belirterek, emperyalist güçlerin ve bölgesel aktörlerin bu katliamlarda belirleyici rol oynadığını söyledi.

    Suriye’de yaşanan katliamlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz Ana; Alevilerden Kürtlere, kadınlardan çocuklara kadar geniş bir kesimin hedef alındığını belirterek, “Ortada bir halkın değil, insanlığın yok edilmesi var” dedi.

    “ROJAVA’DA YAŞANANLAR EMPERYALİST BİR PLANIN SONUCUDUR”

    Ana Aysel Kılavuz, Suriye’de özellikle Alevilere, Ezidilere ve Kürtlere yönelik saldırıların bilinçli ve sistematik olduğunu ifade ederek, bu sürecin emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillendiğini dile getirdi. ABD ve İngiltere başta olmak üzere küresel güçlerin samimi olmadığını söyleyen Kılavuz, bu aktörlerin bölgede barış değil kaos ürettiğini belirtti.

    “Suriye’de bir buçuk senedir Alevilere yönelik bir katliam var. Ezidilere, Kürtlere ve ötekileştirilen herkese karşı aynı zihniyet sürüyor. Bugün Rojava’da yaşananlar tesadüf değil, emperyalistlerin oyunudur. Colani gibi bir katili getirip meşrulaştırırsanız, el sıkışırsanız, sonuç katliam olur. Buna rağmen kimsenin sesi çıkmıyor. Bu sessizlik de suça ortaklıktır” diyen Kılavuz, Türkiye’nin de bu süreçte Kürt varlığını kabul etmeyen bir tutum sergilediğini ifade etti.

    Kürt halkının bölgede Alevileri ve diğer halkları koruduğunu vurgulayan Kılavuz, Kürt hareketinin hiçbir halka karşı katliam gerçekleştirmediğini, buna rağmen hedef haline getirildiğini söyledi.

    “BİRLİK OLMAZSAK BU KATLİAMLAR DURMAZ”

    Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere ezilen halkların yeterince ortak bir duruş sergileyemediğine dikkat çeken Kılavuz, bunun büyük bir eksiklik olduğunu vurguladı. Özellikle Arap Alevilerin örgütlü bir tepki ortaya koyamamasının sonuçlarının ağır olduğunu dile getirerek, “Bu topraklarda Kürtler, Aleviler, kadınlar ulusal mücadelede yer aldı, emek verdi. Ama buna rağmen köyler boşaltıldı, insanlar tarımdan, hayvancılıktan koparıldı, açlığa mahkûm edildi. Aç bırakmak da bir savaş yöntemidir. Bugün çocuklar tankların altında kaldı, kadınlara tecavüz edildi, insanlar sürgün yollarında denizlerde boğuldu. Bu bir Kürt sorunu değil, bir Alevi sorunu değil, bu açıkça bir insanlık sorunudur” diye konuştu.

    Kadınların direnişte önemli bir rol üstlendiğini ancak bunun tek başına yeterli olmadığını dile getiren Aysel Kılavuz, halkların ve kurumların birlikte hareket etmesi gerektiğini belirterek, barışın ancak örgütlü halk iradesiyle mümkün olacağını söyledi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • AP’de Rojava için ortak çağrı: Harekete geçin!

    AP’de Rojava için ortak çağrı: Harekete geçin!

    PİRHA- Avrupa Parlamentosu Kürt Dostluk Grubu Strasbourg’da Rojava’daki son gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Kobanê’deki insani durum, saldırılar ve ateşkes ihlalleri gündeme gelirken; AP üyeleri, DEM Parti temsilcileri ve AABK Diplomasi Komisyonu müdahale, diplomatik baskı ve dayanışma çağrısı yaptı.

    STRASBOURG’DA ROJAVA GÜNDEMİ: AP’DE BASIN TOPLANTISI

    Avrupa Parlamentosu (AP) Kürt Dostluk Grubu, Rojava’daki son gelişmelere ilişkin Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu binasında basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısı, Kürt Dostluk Grubu Koordinatörleri Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı Grubu’ndan Andreas Schieder, Sol Grup (GUE/NGL) üyesi Per Clausen ve Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı Grubu’ndan Leoluca Orlando tarafından organize edildi.
    Toplantıya DEM Parti Strasbourg Temsilcisi Faik Yağızay’ın yanı sıra AP’deki Sosyalistler ve Demokratlar İttifakı Grubu üyeleri Evin İncir ve Thijs Reute katıldı.

    YAĞIZAY: KOBANÊ YOĞUN SALDIRI ALTINDA

    Basın toplantısında ilk olarak konuşan Faik Yağızay, Rojava’daki insani duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kobanê’nin yoğun saldırı altında olduğunu, su ve elektrik kesintilerinin yaşandığını vurgulayan Yağızay, uluslararası güçleri ve özellikle ABD’yi acil müdahaleye çağırdı.

    Kürt Dostluk Grubu koordinatörlerinden Andreas Schieder ise mevcut durumun son derece kritik olduğunu belirterek, Avrupa Parlamentosu’nun Rojava için en önemli diplomatik platformlardan biri olduğunu ifade etti. Schieder, sivillerin korunması, demografik değişimlerin önlenmesi ve Rojava’daki demokratik yapının desteklenmesi gerektiğini söyledi.

    Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı Grubu’ndan Leoluca Orlando da konuşmasında, Kuzey ve Doğu Suriye’de ciddi bir askeri tırmanış yaşandığını belirterek, Şam’daki geçiş hükümetine bağlı güçlerin ve Türkiye destekli silahlı grupların özerk yönetim bölgelerine yönelik koordineli saldırılar yürüttüğünü söyledi. Orlando, ateşkes ilan edildiği yönündeki açıklamaların sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini kaydetti.
    AP üyesi Evin İncir ise “Avrupa Birliği’nin tüm kurumları aracılığıyla, ister Parlamento, ister Konsey, ister Komisyon olsun, harekete geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla burada olmayan ve gündeme alınmasına karşı çıkan grupların da bir adım daha atmaları gerektiğini düşünüyorum“ şeklinde çağrı yaptı.
    Sol Grup (GUE/NGL) üyesi Per Clausen, Rojava’ya yönelik saldırıların sürdüğünü ve gerçek bir ateşkesin bulunmadığını belirterek, Avrupa Birliği’nin saldırılar sona erene kadar HTŞ yönetimine yönelik tüm yardımları askıya alması gerektiğini söyledi. Son olarak konuşan AP üyesi Thijs Reute ise Türkiye’nin bölgedeki rolüne dikkat çekerek, saldırıların durdurulması için Ankara’ya da diplomatik baskı uygulanması gerektiğini vurguladı.

    AABK DİPLOMASİ KOMİSYONU PARLAMENTERLER İLE GÖRÜŞTÜ

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Diplomasi Komisyonu ise konuya yönelik yaptığı açıklamada Avrupa Parlamentosu’nda DEM Parti temsilcilerinin öncülüğünde, Suriye ve Rojava’daki gelişmelere ilişkin kapsamlı açıklamaya katıldıklarını, basın açıklamasının ardından Avrupa Parlamentosu üyeleriyle karşılıklı görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti.
    Açıklamada „Görüşmelerde, Suriye ve Rojava’daki güncel gelişmelerin yanı sıra Kürt halkının, Alevilerin ve bölgede yaşayan tüm ötekileştirilen inanç ve kimliklerin karşı karşıya olduğu sorunlar kapsamlı şekilde ele alındı“ diye belirtildi.

    AABK Diplomasi Komisyonu bu konuda çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.

    AVRUPA’DA KURUMLARDAN ORTAK AÇIKLAMA: BİZLER BU SESSİZLİĞE RAZI DEĞİLİZ

    Öte yandan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) , Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) ortak yaptıkları yazılı açıklamada Suriye’de Aleviler, Kürtler, Dürziler, Ezidiler ve diğer inançsal ve etnik azınlıklara yönelik katliamların sürdüğü belirtilerek, sessizliğe karşı toplumsal dayanışma ve tanıklık çağrısı yapıldı.
    Açıklamada, “Bugün Suriye’de, dünyanın gözleri önünde; Aleviler, Kürtler, Dürziler, Ezidiler ve diğer inançsal ve etnik azınlıklar, yalnızca kimlikleri nedeniyle katlediliyor, yerlerinden ediliyor ve yok sayılıyor. Çocuklar öldürülüyor, anneler evlatsız bırakılıyor, topraklar sessiz çığlıklarla doluyor.Yaşanan bu büyük acılar çoğu zaman rakamlara indirgeniyor, haber aralarında kayboluyor ve sessizliğe gömülüyor. Oysa yaşananlar bir istatistik değil; açık ve ağır bir insanlık dramıdır” ifadelerine yer verildi.

    “BİZLER BU SESSİZLİĞE RAZI DEĞİLİZ”

    Açıklamanın devamında, “Suriye’de azınlıklara yönelik olarak devam eden bu saldırılar; insanlığa karşı işlenmiş ve işlenmekte olan suçlardır. Uluslararası hukuka göre bu suçlar cezasız bırakılamaz, görmezden gelinemez” denildi.
    Açıklamada, “Bugün Rojava’ya saldıran DAİŞ, El Kaide ve HTŞ çetelerinin meşrulaştırılması asla kabul edilemez. HTŞ kontrolündeki kamplardan serbest bırakılan DAİŞ üyelerinin, yarın yeniden Alevilere ve dünyanın dört bir yanında masum sivillere yönelik saldırılar gerçekleştireceği açıktır” ifadeleri kullanıldı.
    “Ortadoğu’da halkları birbirine kırdırmayı hedefleyen, emperyalist emellerin hayata geçirilmesine ve bunun bedelini halkların kanıyla ödemesine göz yummayacağız” denilen açıklamada, “Mazlumların birlikteliğini esas alan; barışın ve ortak yaşamın tesisi için öz savunma temelinde direnen Alevilerin ve Rojava halklarının yanındayız” vurgusu öne çıktı.
    Basın emekçileri, gazeteciler ve kamuoyuna çağrı yapılan açıklamada, “Kalemleriyle, kameralarıyla ve sesleriyle bu acılara tanıklık etmeye, gerçeğin karanlıkta kalmamasına çağırıyoruz. Çünkü sessizlik suça ortaklıktır; tanıklık ise direniştir” denildi.

    PİRHA-ALMANYA

  • Celal Fırat: ‘Kardeş dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır-VİDEO

    Celal Fırat: ‘Kardeş dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Suriye’ye ilişkin Meclis’te yaptığı konuşmada barış vurgusu yaparak “Bu Meclisin görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir; inançları karşı karşıya getirmek değil, yan yana getirip yaşatmaktır” dedi. Fırat, Suriyeli Kürt ve Alevilerle olan akrabalık ilişkisine de değinerek “Cihatçı karanlık yapılar hiçbir zaman bizim akrabamız olmadı, olmayacaktır” sözlerini ekledi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de HTŞ tarafından sürdürülen saldırılara ilişkin Meclis Genel Kurulunda söz aldı. Fırat, yüzyıllardır Orta Doğu’da din adına büyük acılar yaşandığının altını çizdi.

    Suriye’de din ulemaları tarafından savaşa dair çağrı yapıldığını hatırlatan Fırat, “Oysa insanlığın ortak vicdanında adalet, merhamet en temel değerdir. Hiçbir kutsal söz, masum bir canın katledilmesini, bir kadının onurunun çiğnenmesini, bir çocuğun öldürülmesini meşrulaştıramaz. Şunu da açıkça söylemeliyiz: Din, şiddetin gerekçesi olamaz, inanç insanı incitmenin aracı olamaz” dedi.

    “SAVAŞIN DİLİ GÜÇLENİRSE HERKES KAYBEDER”

    Milletvekili Fırat, bütün etnik grupların, inançların beraber yaşayabilecekleri bir Suriye’ye destek olunması gerektiğini söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Kan, gözyaşı yüzyıllardır o topraklarda eksik olmadı, artık hep beraber buna “Dur!” diyelim. Bunun da koşulu herkesin kimliğine, diline, inancına değer verip sahip çıkmakla mümkündür; bunu da hep beraber başarabiliriz.

    Hemen yanı başımızda büyük acılar yaşanıyor, bu halkımızın da yüreğini yakıyor çünkü oradakiler akrabalarımız. Türkiye ve bize düşen de yeni düşmanlıklar üretmek değil, diyalog kanallarını açık tutmak, komşu halklarla karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler kurmaktır. Unutmayalım ki, güvenlik yalnızca askerî yöntemlerle değil, adaletle, eşitlikle, karşılıklı anlayışla anlaşılır. Bu coğrafyada barışın dili güçlenirse herkes kazanır, savaşın dili güçlenirse herkes kaybeder.

    Türkiye’de iç barışı tesis etmeye çalıştığımız bugünlerde “kardeş” dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır, tam tersine herkese acılar yaşatacaktır. Suriyeli Kürtler ve Aleviler bu ülke halklarının da akrabalarıdır. Cihatçı karanlık yapılar hiçbir zaman bizim akrabamız olmadı, olmayacaktır.

    Biz Alevilerde bir söz vardır. ‘Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak.’ O söz yalnızca bir kelime değil, bütün insanlığa ait bir vicdanın çağrısıdır.

    Kerbelâ’dan beri bildiğimiz çok temel bir hakikat vardır:

    Zulüm kimden gelirse gelsin, yapılırsa yapılsın zulme ‘Dur’ der ve adalet kimlik sormaz. Bugün Orta Doğu’da, Kürtler, Ezidiler, Aleviler, Hristiyanlar aynı acıyı yaşıyor, aynı göç yollarına düşüyor, aynı toprakta çocuklarını toprağa veriyor.

    Bu vicdan mıdır, bu adalet midir? Bu Meclisin görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir; inançları karşı karşıya getirmek değil, yan yana getirip yaşatmaktır.

    “MAZLUMUN OLDUĞU YERDE DURALIM”

    DEM Partili Fırat, nefret dilinin büyük acılara yol açacağını vurgulayarak Meclis Genel Kuruluna şu sözlerle seslendi:

    “Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Roboski’de, Halepçe… Bu acıların bir daha yaşanmaması için dilimize, üslubumuza hep birlikte dikkat etmeliyiz. İnanç öldürmek için değildir, yaşatmak içindir, inanç bölmek için değil, birleştirmek içindir. Yaratıcının adı şiddetin değil, merhametin yanında anılmalıdır.

    Âşık Veysel’in bir dörtlüğüne hep beraber kulak verelim:

    “Yezit nedir, ne kızılbaş

    Değil miyiz hep bir kardaş

    Bizi yakar bizim ataş

    Söndürmektir tek çaresi.’

    ‘Bizim davamız insanlık davasıdır.’ der Âşık Veysel. Hızır ayına girdiğimiz bugünlerde mazlumun yanında durmak, darda kalana yetişmek, zulmün karşısında susmamak gücü değil hakkı gözetmek Hızır olmanın özüdür. Alevi yolunda Hızır aklın, vicdanın, merhametin ortak sesidir. Bir kapıyı çalarken erdem, bir lokmayı paylaşırken adalet, haksızlık karşısında cesarettir.

    Esas olan, insanın kendi içindeki sağduyuyu diri tutmasıdır. Hızır, en çok insanın insana iyi olabildiği yerdedir, vicdanındadır. Biz de mazlumun olduğu yerde duralım diyorum. Bu ülkenin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey öfke değil sağduyu, ayrışma değil ortak akıldır. Sorunları bağırarak değil konuşarak, düşmanlaştırarak değil birlikte muhabbet ederek çözebiliriz. Birliğe, adalete, insan onuruna dayanan ortak akıl etrafında buluşmak artık bir tercih değil zorunluluktur. Hızır hepimizin yardımcısı olsun.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hukukçulardan Rojava için çağrı: Saldırıların durması için adım atılsın- VİDEO

    Hukukçulardan Rojava için çağrı: Saldırıların durması için adım atılsın- VİDEO

    PİRHA- Adalet İçin Hukukçular ile ÖHD, İHD, ÇHD Mersin ve Antalya Şubeleri, HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından sivillere dönük saldırıların, kadınlara yönelik işkencelerin savaş suçu olduğuna dikkat çekerek, uluslararası kurumlara etkin adımlar atma çağrısında bulundular.

    Hukuk örgütleri HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarına tepki göstermek amacıyla bir çok kentte açıklama yaptı.

    MERSİN

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve İnsan Hakları Derneği Mersin Şubeleri Rojava’daki saldırılara ilişkin adliye bahçesinde basın açıklaması yaptı. “Savaş insanlığın yenilgisidir, barış ortak geleceğimizdir. Adalet barışla başlar Rojava” yazılı pankartın açıldığı açıklamada basın metnini ÖHD’li Lokman Şaman okudu.

    “SURİYE’DE YAŞANANLAR BÖLGESEL BARIŞI TEHDİT EDİYOR”

    HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından sivillere dönük saldırıların, kadınlara yönelik işkencelerin savaş suçu olduğuna dikkat çeken Lokman Şaman, “Tüm Dünyanın gözü önünde HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından Alevilere, Dürzilere, Halep’te Kürtlere ve Süryanilere yönelik gerçekleştirilen katliamlar, sivil halkın hedef alınarak kadim yerleşim yerlerinden göç etmeye zorlanması ile büyük bir insani kriz yaşanmaktadır. Halep’e yönelik son saldırılar, Rakka, Deyre Zor hattında tırmandırılan askeri operasyonlar ve Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün ortadan kaldırılmasına yönelik Haseke ve Kobanê’ye karşı kuşatma girişimleri, sivillerin yaşam hakkını doğrudan tehdit etmekte ve Suriye’de barış ihtimalini zayıflatmaktadır. Rojava’nın statüsüz bırakılması, Suriye’de birlikte yaşam perspektifini hedef aldığı kadar, bölgesel barışa da zarar vermektedir” diye konuştu.

    TÜRKİYE’YE ÇAĞRI: SELEFİ ÖRGÜTLERİ DESTEKLEMEYİ BIRAKIN

    Yaşananların ardından Türkiye’nin sessiz kalmasının toplumsal barışı zayıflattığını belirten Şaman, kalıcı barışın yalnızca ülke sınırları içinde yürütülen güvenlik politikalarıyla değil; komşu coğrafyalarda yaşayan halkların meşru haklarına saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini ifade etti. Şaman, şunları dile getirdi:

    “Türkiye Hükümetinin Kürt karşıtlığını bir kenara bırakarak insan hakları ve evrensel değerler üzerine siyaset üretmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu çerçevede uluslararası kamuoyuna ve uluslararası kurumlara çağrımızdır; Suriye’de sivillere yönelik saldırılar ve etnik-dinsel temelli hak ihlalleri karşısında sessiz kalınmamalı; Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün korunması için uluslararası hukuk temelinde etkin adımlar atılmalıdır. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrımızdır; Türkiye Cumhuriyeti, HTŞ gibi radikal selefi örgütlerle değil, Kürt halkı ve Suriye’de yaşayan diğer toplumsal kesimlerle diyaloga geçerek gerçek bir barışın kurulmasına katkı sunmalıdır.”

    ANTALYA

    ÖHD, ÇHD ve İHD Antalya Şubeleri de ortak açıklama yaparak Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları kınadı.

    Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarına, Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilerin yöneticilerine çağrıda bulunulan açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti; HTŞ gibi radikal selefi örgütlerle değil, Kürt halkı ve Suriye’de yaşayan diğer toplumsal kesimlerle diyalog kurarak kalıcı ve gerçek bir barışın inşasına katkı sunmalıdır” denildi.

    “Türkiye’de kalıcı ve adil bir barış; inkâr, şiddet ve statüsüzlük dayatmalarıyla değil, halkların iradesine saygı gösterilmesi ve tüm kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasıyla mümkündür” swnilen açıklamanın devamında şunları dile getirildi:

    “Rojava’da demokratik çözümün ve hukuki statünün korunması, Türkiye’de ve bölgede barışın güçlendirilmesinin temel koşullarından biridir. Uluslararası insan hakları hukukunun, hukukun üstünlüğünün ve barış hakkının savunucusu olmaya; Suriye’de ve bölgede kalıcı barışın inşası için hukuki ve toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

     PİRHA/ MERSİN-ANTALYA

  • Kadınlar, saçlarını örerek Suriye’deki saldırılara tepki gösterdi!

    Kadınlar, saçlarını örerek Suriye’deki saldırılara tepki gösterdi!

    PİRHA- HTŞ ve DAİŞ çetelerinin Rojava’ya yönelik saldırılarında kadınların özel olarak hedef alınmasına, saçlarının kesilip işkence edilmesine tepki gösteren kadınlar, saçlarını örerek, kadınların direnişine destek verdi.

    HTŞ ve DAİŞ çetelerinin Rojava’ya yönelik saldırıları sürüyor. Halep’te başlayan saldırılar Kobane sınırına dayanırken, saldırılarda kadınlar hedef haline getiriliyor. HTŞ’liler tarafından ölülere işkence görüntüleri paylaşılırken, esir alınan kadınların saçları kesilip görüntüleri servis ediliyor.

    Paylaşılan görüntülere tepkiler yükseliyor. Dijital medya hesaplarında binlerce kadın, saçlarını ördüğü görüntüleri dijital medya hesaplarında paylaşarak, öfkesini dile getirdi. Kadınlar yaptıkları paylaşımlarda; çetelerin vahşetine karşı kadın savaşçılara verdikleri desteği saçlarını ördükleri videolarla ifade etti. Videolarda ayrıca tüm kadınlara saçlarını örerek Rojava direnişine desteğini ifade etme çağrısı yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: Ezilen tüm Ortadoğu halklarının yanındayız!-VİDEO

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: Ezilen tüm Ortadoğu halklarının yanındayız!-VİDEO

    PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin Attalos Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Antalya İl Eş Başkanı Vahide Doğan okudu.

    Basın açıklamasında, Suriye’de yaşananların bölgeyi yeniden topyekûn bir çatışma ve savaş sarmalına sürüklediği belirtilerek, Ortadoğu’nun emperyal planlar doğrultusunda yeniden dizayn edilmek istendiği ve bunun bedelinin halklara savaş ve katliam olarak dayatıldığı ifade edildi.

    Geçici Şam yönetiminin işbaşına gelmesinden bu yana Suriye’de farklı halklar ve inançların saldırılara maruz kaldığına dikkat çekilen açıklamada, Lazkiye ve kıyı şeridinde Arap Alevilere yönelik katliamların yaşandığı, Süveyda’da ise Dürzi halkının açık bir katliam tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığı vurgulandı. Açıklamada, geçici yönetimin halkların eşit ve özgür birlikteliğine dayanan anayasal-demokratik bir rejimi bilinçli olarak reddettiği, çatışma ve şiddet yoluyla tekçi iktidarını kalıcılaştırmayı hedeflediği ifade edildi.

    “KÜRT HALKINA YÖNELİK PLANLI SALDIRI”

    Açıklamada, HTŞ ve bağlantılı silahlı gruplar eliyle Kürt halkına yönelik kapsamlı ve planlı bir saldırı sürecinin başlatıldığı belirtilerek, bu saldırıların halkların eşit ve özgür yaşam iddiasını hedef aldığı kaydedildi. Kürt halkının varlığının ve demokratik, çoğulcu yaşam modelinin hedef alındığı vurgulanan açıklamada, Kürt ve Arap halkları arasına düşmanlık tohumları ekilmek istendiği ve bunun büyük bir kırım ile bölgesel kaosa yol açacağı ifade edildi.

    Kürt halkının, IŞİD barbarlığına karşı insanlığın onurunu savunan tarihsel bir mücadele verdiği hatırlatılan açıklamada, bugün hedef alınanın yalnızca Kürt halkı değil; kadın özgürlüğü, halkların eşitliği ve demokratik ortak yaşam kazanımları olduğu belirtildi.

    “SALDIRILAR YALNIZCA YIKIM VE KARANLIK GETİRİR”

    Kürtlerin Suriye iç savaşı boyunca kuşatmalar, ambargolar ve çete saldırılarıyla sınandığı, ancak her seferinde direnişle ayakta kaldığı ifade edilen açıklamada, silah zoruyla halkların iradesini teslim almaya çalışan anlayışın insanlığa yalnızca yıkım ve acı getirdiği vurgulandı.

    AKP-MHP iktidarının geçici Şam yönetimine verdiği destekle Suriye politikasının açıkça ortaya çıktığı belirtilen açıklamada, hedefin Kürtlerin Suriye’de statü elde etmesini ve demokratik kazanımlarını engellemek olduğu ifade edildi.

    “SUSMAYACAĞIZ, GERİ DURMAYACAĞIZ”

    Açıklamada, Suriye’de açık katliam tehdidi altında bulunan Kürt halkının yanında olunduğu vurgulanarak, “Bu saldırılar karşısında susmayacağız, geri durmayacağız” denildi. Demokratik kazanımların savunulmasının yalnızca Kürt halkının değil, tüm bölge halklarının özgür, eşit ve onurlu geleceğinin savunulması olduğu ifade edildi.

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, Türkiye’deki tüm devrimci, demokratik ve barıştan yana güçleri halkların kardeşliği temelinde Kürt halkıyla dayanışmaya çağırdı. Açıklamanın sonunda Ortadoğu ve dünya halklarına da seslenilerek, emperyal planlara, savaş ve katliam politikalarına karşı barış, eşitlik ve özgürlüğün savunulması çağrısı yapıldı.

    PİRHA/ANTALYA

  • Avustralya’daki Alevi, Kürt ve Süryani kurumları: Suriye’de soykırım sürüyor!

    Avustralya’daki Alevi, Kürt ve Süryani kurumları: Suriye’de soykırım sürüyor!

    PİRHA-Avustralya’da ortak açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu, Avustralya Demokratik Kürt Toplumu Federasyonu, Victoria Alevi İslam Derneği, Alevi İslami Sosyal Merkezi ve Beth-Nahrain Süryani Derneği, Suriye’de Kürtlere ve diğer azınlıklara yönelik saldırıların sistematik bir soykırım niteliği taşıdığını belirterek uluslararası kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Avustralya Demokratik Kürt Toplumu Federasyonu, Victoria Alevi İslam Derneği, Alevi İslami Sosyal Merkezi (Reservoir Markaz) ve Beth-Nahrain Süryani Derneği, Suriye’de Kürtlere ve diğer azınlıklara yönelik süregelen saldırılara ilişkin ortak bir basın açıklaması yayımladı.

    22 Ocak 2026 tarihli açıklamada, Suriye’de yaşananların artık bir iç savaş olarak tanımlanamayacağı vurgulanarak, Kürt halkı ile birlikte Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler, Süryaniler ve demokratik Arap güçleri dahil olmak üzere savunmasız toplulukların hedef alındığı sistematik ve soykırım niteliğinde bir şiddet kampanyası yürütüldüğü ifade edildi.

    Açıklamada, sivillerin, kadınların, çocukların, evlerin ve ibadet yerlerinin IŞİD bağlantılı ve HTŞ ile ilişkili aşırılıkçı gruplar tarafından kasıtlı olarak hedef alındığı belirtilerek, bu fiillerin uluslararası hukuk uyarınca savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamında olduğu vurgulandı.

    “ULUSLARARASI SESSİZLİK SUÇU DERİNLEŞTİRİYOR”

    Kurumlar, uluslararası toplumun sessizliğinin saldırıları gerçekleştiren failleri cesaretlendirdiğini belirterek, bu grupları siyasi, askeri ya da diplomatik olarak destekleyenlerin de işlenen suçlardan ortak sorumluluk taşıdığını kaydetti.

    Açıklamada, Suriye’nin fiilen egemen bir devlet görünümünü yitirdiği, birçok bölgenin Türkiye hükümeti tarafından desteklenen cihatçı milislerin kontrolü altına girdiği ifade edilirken, bu yapıların bir bölümünün serbest bırakılan IŞİD mensuplarından oluştuğuna dikkat çekildi. Bu durumun yalnızca bölgesel değil, küresel bir güvenlik tehdidi yarattığı belirtildi.

    BM VE HÜKÜMETLERE ACİL ÇAĞRI

    Avustralya’daki Alevi, Kürt ve Süryani kurumları; Birleşmiş Milletler’i, insan hakları örgütlerini ve hükümetleri derhal harekete geçmeye çağırarak, söz konusu grupların savaş suçlusu olarak tanınmasını, liderlerinin ve destekçilerinin hesap vermesini talep etti.

    Suriye’de barışçıl bir geleceğin sağlanabilmesi için ise şu talepler sıralandı:

    • Türkiye güçlerinin ve Türkiye destekli milislerin derhal Suriye’den çekilmesi,

    • HTŞ ve diğer düşmanca silahlı yapıların Kuzey ve Doğu Suriye’den çıkarılması,

    • Hedef alınan tüm topluluklara karşı işlenen suçlara ilişkin bağımsız ve uluslararası bir soruşturma yürütülmesi,

    • Suriye’nin tüm halklarını ve inançlarını temsil eden kapsayıcı bir geçiş hükümetinin kurulması.

    Açıklamanın sonunda kurumlar, adil, laik ve demokratik bir Suriye talebini yineleyerek, etnik kökeni ya da inancı ne olursa olsun tüm hak ihlali mağdurlarıyla dayanışma içinde olduklarını vurguladı. Açıklamada, “Alevi, Hristiyan ve Dürzi topluluklar için talep ettiğimiz adaleti bugün de Kürt halkı için talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • AHRS: Kürt bölgelerine saldırılar durdurulsun, HTŞ rejimi hesap versin

    AHRS: Kürt bölgelerine saldırılar durdurulsun, HTŞ rejimi hesap versin

    PİRHA- Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS), HTŞ ve bağlı silahlı grupların kuzey Suriye’deki Kürt bölgelerine yönelik saldırılarını kınayarak, sivillerin hedef alındığını belirtti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumu acil izleme, dokümantasyon ve hesap verebilirlik mekanizmalarını güçlendirmeye çağırdı.

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS), kuzey Suriye’de Kürt bölgelerine dönük saldırıların sivilleri hedef aldığını vurgulayarak, HTŞ rejimi ve ona bağlı silahlı grupları sert sözlerle kınadı. AHRS, saldırıların sivillerin öldürülmesine, evlerin ve geçim kaynaklarının yıkılmasına, halkın zorla yerinden edilmesine yol açtığını belirtti.

    “SİVİLLER HEDEFTE”

    Açıklamada, konuşlandırılan rejim güçlerinin sivilleri doğrudan hedef aldığı ifade edilirken, zararların büyük bölümünü kadınların, çocukların ve yaşlıların orantısız biçimde çektiği kaydedildi. Binlerce kişinin Halep’te olduğu gibi korku ve güvensizlik nedeniyle kaçmak zorunda kaldığı belirtildi.

    AHRS, HTŞ şiddetinin Kürtlere yönelerek artması karşısında sessiz kalan Batı hükümetlerinin politikalarından endişe duyduklarını belirterek; Alevi, Dürzi ve Hristiyan azınlıklara yönelik saldırılarla birlikte bu tablonun daha da ağırlaştığına dikkat çekti. HTŞ rejiminin tehdit, ayrımcılık ve toplu cezalandırma kalıplarının ülke geneline yayıldığı belirtilen açıklamada, Suriye’nin etnik ve inançsal çeşitliliği için varoluşsal bir tehdit oluştuğu vurgulandı.

    BM’YE ÇAĞRI: İZLEME VE HESAP VERİLEBİLİRLİK MEKANİZMALARI GÜÇLENDİRİLMELİ

    Topluluk, HTŞ rejiminin suçlarından sorumlu tutulması için uluslararası mekanizmaların acilen güçlendirilmesi çağrısı yaptı. “Fetih savaşı” ifadesiyle duyurulan saldırı dalgası nedeniyle çağrının kuzey Suriye açısından daha da aciliyet kazandığı belirtildi. AHRS ayrıca, etnik köken ve inanç farkı gözetmeksizin tüm mağdurlarla dayanışma içinde olduklarını duyurdu ve Kürtler için adalet çağrısını yineledi.

    HABER MERKEZİ

  • Nusaybin’de Suriye sınırında haber takibinde olan gazeteciler darbedilerek gözaltına alındı- VİDEO

    Nusaybin’de Suriye sınırında haber takibinde olan gazeteciler darbedilerek gözaltına alındı- VİDEO

    PİRHA- Nusaybin’de Suriye sınırında Rojava’daki gelişmeleri takip eden 6 gazeteci darbedilerek gözaltına alındı.

    PİRHA- Qamişlo sınırında bulunan Mardin’in Nusaybin ilçesinde başlatılan nöbet eylemi, ikinci gününde devam ediyor. Nusaybin’deki eylemleri takip eden Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Kesira Önel ile gazeteciler Ferhat Akıncı, Pelşin Çetinkaya, Muhammed Demircan, Muhammed Ali Yılmaz ve Heval Önkol gözaltına alındı.

    Haber takibi yapması engellenen gazeteciler çekimlerine devam ederken, güvenlik güçleri gazetecileri darbederek gözaltına aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Samandağ Emek ve Demokrasi Platformu: Suriye’de katliamlara sessiz kalmayacağız!-VİDEO

    Samandağ Emek ve Demokrasi Platformu: Suriye’de katliamlara sessiz kalmayacağız!-VİDEO

    PİRHA-Samandağ Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de Aleviler ve Kürtlere yönelik saldırıların katliam boyutuna ulaştığını belirterek, uluslararası toplumu acil harekete geçmeye çağırdı.

    Samandağ Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de uzun süredir devam eden savaşın bugün başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere, Hristiyanlara, Dürzilere, Türkmenlere ve diğer tüm inançsal ve etnik topluluklara yönelik açık bir katliam ve yok etme politikasına dönüştüğünü belirterek kamuoyuna açıklama yaptı.

    açıklamayı Platform adına Hazal Durgun okudu. Durgun, sistematik şiddet, zorla göç ettirme, asimilasyon ve ağır insan hakları ihlalleri karşısında susmayacaklarını vurguladı.

    ALEVİLER HEDEFTE: LAZKİYE VE TARTUS’TA SALDIRILAR 

    Platform açıklamasında, HTŞ ve ona bağlı silahlı grupların özellikle Lazkiye ve Tartus başta olmak üzere Suriye’nin kıyı bölgelerinde yaşayan Alevi halkını uzun süredir hedef aldığı belirtildi. Açıklamada; toplu katliamlar, infazlar ve zorla yerinden etmelerin sıradanlaştırıldığı ifade edildi.

    Aynı açıklamada, Kürt halkının da Suriye’nin kuzeyinde ve kuzeybatısında, başta Halep’te Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri olmak üzere birçok yerleşim alanında askeri baskı, çatışma, kuşatma ve ağır insan hakları ihlallerine maruz bırakıldığı kaydedildi. Yaşanan saldırılar sonucunda binlerce sivilin yaşamını yitirdiği, yüz binlerce insanın yerinden edildiği belirtildi.

    “SESSİZLİK FAİLLERİ CESARETLENDİRİYOR” 

    Platform, “Suriye’de yaşananlar uzak bir coğrafyanın iç meselesi değildir” diyerek, işlenen her suçun insanlığın ortak vicdanına yönelmiş bir saldırı olduğunu ifade etti. Açıklamada, “Sessizlik bu suçları büyütmekte, görmezden gelmek failleri cesaretlendirmektedir” denildi.

    Açıklamada ayrıca, uluslararası toplumun ve bölgesel güçlerin etkisizliğinin, Suriye’de işlenen suçların cezasız kalmasına yol açtığı belirtildi. Alevilere ve Kürtlere yönelik saldırıların; Hristiyanları, Dürzileri, Türkmenleri ve diğer tüm azınlıkları da kapsayan geniş bir imha ve asimilasyon politikasının parçası olduğu ifade edildi. Bu durumun soykırım riskine işaret ettiği kaydedildi.

    Platform, Türkiye’deki siyasi iktidarın Suriye politikasına da dikkat çekerek, bu politikanın cihatçı yapıları dolaylı biçimde meşrulaştıran, şiddeti besleyen ve bölge halklarının güvenliğini tehlikeye atan bir noktaya geldiğini belirtti. Açıklamada, gerçek bir barışın ancak halkların iradesini ve yaşam hakkını esas alan, uluslararası hukuka dayalı bir dış politika ile mümkün olacağı vurgulandı.

    “ULUSLARARASI MEKANİZMALAR DERHAL HAREKETE GEÇİRİLMELİ” 

    Samandağ Emek ve Demokrasi Platformu, tüm kamuoyunu, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, meslek odalarını, siyasi partileri ve vicdan sahibi herkesi; Suriye’de yaşanan katliamlar karşısında sessiz kalmamaya, bu suçları görünür kılmaya ve sorumluluk almaya çağırdı. Açıklamada, sivillere yönelik saldırıların durdurulması, suçluların yargılanması ve yerinden edilen halkların güvenliğinin sağlanması için uluslararası mekanizmaların derhal harekete geçirilmesi gerektiği belirtildi.

    Açıklamada, Türkiye’de barış ile Ortadoğu’da barışın birbirinden ayrı olmadığı vurgulanarak, Suriye’de yaşanan vahşet karşısında susmanın insanlığın ortak değerlerine sırt çevirmek anlamına geleceği ifade edildi. Platform, halkların eşitliği, kardeşliği ve barış içinde bir arada yaşamı için mücadeleyi büyütmeye devam edeceklerini duyurdu; bu suçların hesabının mutlaka sorulması gerektiğini bir kez daha vurguladı.

    PİRHA-SAMANDAĞ

  • ‘Türkiye, İŞİD artığı cihatçı yapılara karşı net bir tutum almalı’ – VİDEO

    ‘Türkiye, İŞİD artığı cihatçı yapılara karşı net bir tutum almalı’ – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, saldırı altındaki Kuzey ve Doğu Suriye için TBMM’den seslendi. Fırat, “Bizler bu tehdide karşı dayanışmayı, barışı ve halkların kardeşliğini savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    Rojava’ya yönelik günlerdir süren saldırılara DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat’tan tepki geldi.

    Genel kurulda söz alan Fırat, cihatçı saldırıların tehlikesine dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Rojava’da Kürt halkının büyük bedellerle elde ettiği kazanımlar, bugün HTŞ gibi cihatçı ve karanlık yapılar tarafından hedef alınmaktadır. Bu saldırılar yalnızca bir halkın iradesine değil; Ortadoğu’da barış, birlikte yaşam ve demokratik çözüm umuduna yönelik saldırıdır.

    Rojava’da inşa edilen şey; kadın özgürlüğünü, halkların eşitliğini ve yerel demokrasiyi esas alan bir yaşam modelidir. HTŞ’nin saldırıları ise bu modeli boğmak, halkları yeniden savaş ve zorbalık kıskacına almak istemektedir.”

    “TÜRKİYE, NET BİR TUTUM ALMALIDIR”

    Celal Fırat, TBMM’nin Suriye’deki saldırılara suskun kalmaması gerektiğini de ifade etti. Fırat konuşmasına şöyle devam etti:

    “Türkiye, İŞİD artığı cihatçı yapılara karşı net bir tutum almalıdır. Rojava’ya yönelik her saldırı, barışa ve halkların ortak geleceğine yönelmiş bir tehdittir. Bizler bu tehdide karşı dayanışmayı, barışı ve halkların kardeşliğini savunmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de sanatçılar Rojava için ses çıkardı: Barış istiyoruz!

    Mersin’de sanatçılar Rojava için ses çıkardı: Barış istiyoruz!

    PİRHA- Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına tepki göstererek; eşitlik, özgürlük ve barış taleplerini dillendirdi.

    Mersin’de Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Sanatolia Kolektif Atölyeler bahçesinde yapılan açıklamaya çok sayıda sanatçı katıldı. Açıklamada “Rojava ve Barış tehdit altında” pankartı açılırken basın metnini Sanatolia üyesi Gülhan Bişeng ve Yazar Adil Okay ortaklaşa okudu.

    Açıklama öncesinde konuya ilişkin konuşan Yazar Adil Okay, egemenlerin çıkarı için yaşanan katliamlara ses çıkarmanın vicdani ve ahlaki bir görev olduğunu söyleyerek, “Nasıl ki yıllar önce IŞİD çetelerinin Ezidilere yönelik katliam ve soykırımına karşı ses çıkarıp ‘hepimiz Ezidiyiz’ dediysek, nasıl ki İsrail’in Filistin halkına uyguladığı soykırım karşısında ‘hepimiz Filistinliyiz’ dediysek, nasıl ki IŞİD artığı HTŞ’nin Suriye’de iktidar olmasının ardından Alevilere yönelik katliamlara karşı ‘hepimiz Aleviyiz’ dediysek, bugün de Suriye’nin asli unsurlarından biri olan Kürt halkına yönelik saldırılara karşı ses çıkarmak için bir araya geldik ve ‘hepimiz Kürt’üz’ diyoruz” diye konuştu.

    “SURİYE’DEKİ ATEŞ HEPİMİZİ YAKACAK”

    Ardından yapılan açıklamada Kuzey ve Doğu Suriye saldırılarına dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi: “Seyredip susmamızı bekliyorlar, hep olduğu gibi. Susalım, sınırımızda insanları doğrayarak var olan çetelerin düzen kurması için verilen tavizlere susalım. Kadınları kafeslere kapatacak zihinlerin her şeyi yakıp yok ederek düzeni sağlayacağına inanarak susalım. Kendilerinden olmayanları yok sayan tekçi kafaların Kürtleri, Alevileri ve nicelerini yok etme arzularına Ortadoğu’da düzen kurulacak diyerek susalım. Sadece Halep’e Rojava’ya değil Türkiye’nin de başına bir bela gibi çöken çetelere siyaset böyle diyerek susalım. Birileri hayatta kalmak için direnirken ve sürekli ölürken biz sadece düşmanlığı derinleştiren habercileri dinleyerek susalım.

    Ortadoğu’da harlanan ateşin kendi çatılarımıza hızla sıçrayacağını hiç düşünmeyelim. Barış diye bağıranları gerçekçi bulmayalım ve her yerde savaş diyenleri rasyonel ilan edelim. Hiçbir şeye cüret etmeyelim. İstedikleri bu, sesimizi yükseltmeyelim. Sonra o korkunç adamlar tekbirlerle sokaklarımıza girdiklerinde, yıllardır yaptıkları ölüm provasını hatırlayıp ahlanmayalım. Bütün kaderler birbirine bağlı, orada yanan ateş hepimizi yakacak, güçlü bir şekilde hayır demediğimizi hatırlayacağız, her şey bittikten sonra. Her şey yıkılmadan, başkaları için harlanan ateş hepimizi yakmadan, umut ve hayat tükenmeden bir kez daha haykırıyoruz: eşitlik, özgürlük, barış!”

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Rojava’ya dönük saldırılar büyüyor: ‘Bu bir siyasal irade saldırısıdır’-VİDEO

    Rojava’ya dönük saldırılar büyüyor: ‘Bu bir siyasal irade saldırısıdır’-VİDEO

    PİRHA- FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların “küresel ve bölgesel güçlerin devreye soktuğu bir soykırım planı” olduğunu belirterek hedefin Rojava kazanımlarını tasfiye etmek olduğunu söyledi. Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise Şam’ın ‘entegrasyon’ dayatmasının bir uzlaşı değil, teslimiyet planı olduğunu belirterek Kürtlerin 100 yıl daha hak talep edemez hale getirilmek istendiğini ifade etti.

    Şam yönetimi “ateşkes” ve “mutabakat” söylemiyle kamuoyuna bir uzlaşı görüntüsü vermeye çalışırken, sahada yürüyen tablo bunun tam tersine işaret ediyor. Halep’in doğusundaki Dêr Hafir’in hedef alınmasıyla derinleşen saldırı dalgası, Tabka ve Rakka hattına yayılarak Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük yeni bir kuşatma ve tasfiye planının devreye sokulduğunu gösteriyor. Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara’nın açıkladığı 14 maddelik çerçeve, DSG’nin “devlet kurumlarına entegrasyonu” adı altında Özerk Yönetim’in siyasal iradesini ve halk kazanımlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan merkeziyetçi bir dayatma olarak tartışılıyor.

    Şam’da Abdi, Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında yapılan görüşmenin olumsuz sonuçlanması ve YPJ Genel Komutanı Rohilat Efrin’in aktardığı “Hesekê ve Kobani’yi boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek katılın” dayatması, masanın müzakere değil teslimiyet masası olarak kurulduğu iddialarını gündeme getirdi.

    Saldırılarak yönelik tepkiler devam ederken, FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik ve Araştırmacı-yazar Aziz Tunç PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    DEMİR ÇELİK:  HEDEF ROJAVA KAZANIMLARIDIR

    FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, 6 Ocak 2026’dan bu yana Halep, Deyrezor, Rakka kırsalı başta olmak üzere Kürtlerin hedef alındığını belirterek, yaşananları “soykırım uygulaması” olarak nitelendirdi.

    Çelik, saldırıların özellikle Halep’in Şeyh Maksut-Eşrefiye mahalleleri ile Derhafur, Tişrin Garajı, ayrıca Deyrezor ve Rakka kırsalında sürdürüldüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “6 Ocak 2026’dan bu yana başta Halep’in Şeyh Maksut Eşref-i mahalleleri olmak üzere sonraki süreçlerde Derhafur, Tişrin barajı,  Deyrezor, Rakka kırsalında Kürtlere dönük bir soykırım uygulaması, küresel emperyal güçler ve bölgesel güçler tarafından devreye konulmuş bulunuyor.”

    5 Ocak’ta gerçekleşen temaslara işaret eden Çelik, sürecin “Trump-Erdoğan görüşmesi” ve “İsrail’in HTŞ ile Paris’te yaptığı görüşme” ile başladığını söyledi. HTŞ’ye meşruiyet kazandırıldığını ve geçici Şam hükümeti üzerinden “tekçi ve merkeziyetçi bir ulus devlet inşasının” hedeflendiğini ifade etti.

    Demir Çelik, bu planlamanın Kürt dili, kimliği ve kültürünü hedef aldığını belirterek, tarihte Sykes-Picot anlaşmasıyla Kürdistan coğrafyasının bölünmesini hatırlattı ve “küresel güçlerin yeniden devrede olduğunu” söyledi.

    Çelik, hedefin Kürtleri yeniden “statüsüz bırakmak” olduğunu kaydederek, 19-20 Ocak tarihli uygulamaların Rojava Özerk Yönetimi’ne dönük kapsamlı bir planın parçası olduğunu belirtti. Çelik, “on binlerce şehit bedeliyle kazanılan kazanımların berhava edilmek istendiğini” dile getirdi.

    Çelik, saldırıların sahada “Türkiye’ye bağlı çeteler” ve “HTŞ bünyesindeki gruplar” eliyle sürdürüldüğünü, bu güçlerin arkasında ise ABD, Fransa, İngiltere ve İsrail dahil “küresel ve bölgesel aktörlerin hizalandığını” belirtti.

    Demir Çelik, bu tablo karşısında Kürt halkının ve dostlarının kendi öz gücüne dayanarak dayanışmayı büyütmesi gerektiğini belirterek çağrı yaptı.

    “İktidarın kirli, mutlak iktidarın mutlak kirli olduğu günümüz dünyasında artık insanların insani vicdani bir beklenti içerisine girmesinin koşulları kalmamıştır… İşte o nedenle Biz onlara umut bağlamadan kendi öz gücümüz üzerinden geleceğimizi kurmak, demokratik yaşamımızı inşa etmek durumundayız. O nedenle bugün durmanın, beklemenin, zalimin insafına sığınmanın günü değil. Bugün ayağa kalkmanın, dayanışmanın, birlikte mücadele etmenin günüdür.”

    AZİZ TUNÇ: AMAÇ KÜRDÜN İRADESİNİ ORTADAN KALDIRMAK

    Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise , savaşın yalnızca Kürt halkının fiziken ortadan kaldırılmasını hedeflemediğini belirterek, “Kürt halkının siyasal iradesi ve Rojava Devrimi’nin kazanımları topyekün ortadan kaldırılmak isteniyor” dedi.

    Tunç, sürdürülen savaşın Kürtlerin hem siyasal iradesini hem Rojava Devrimi’yle elde edilmiş kazanımları hem de Kürtlerin fiziki varlığını zayıflatmayı amaçladığını ifade ederek, “Şu yapılan planlama Kürtlerin yenilmesi halinde Kürtlerin bir 100 yıl daha herhangi bir hak talep etme olanaklarını ortadan kaldıran son derece kapsamlı bir soykırım saldırısıdır. Bir siyasal irade saldırısıdır. Bir sosyal varlığı ortadan kaldırma saldırısıdır” diye konuştu.

    Tunç, bu saldırı sürecinin bir günde oluşmadığını vurgulayarak, “ Rojava’nın silahsızlandırılmasını isteyen bir dizi girişimlerin, bir dizi çabanın hazırlıkların sonucu bu noktaya gelindiği ortada” dedi.

    Aziz Tunç, söz konusu saldırıların Türkiye tarafından yönetildiğini kaydederek, “Bu savaş HTŞ’nin askeri gücü, ve çeteler tarafından fiziken yürütülmektedir. Amerika ve İsrail de buna ciddi anlamda göz yummakta, görmezden gelmekte” ifadelerini kullandı.

    “Anlaşma” olarak ifade edilen sürece de değinen Tunç, “Söz konusu anlaşma diye söylenen şey Kürtlerin iradesinin tamamen ortadan kaldırılmasıdır” dedi. Tunç, Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim açıklamalarına işaret ederek, “Söz konusu dayatılan süreç 2011’de Kürt kimliklerinin olmadığı Esad dönemindeki sürece geri dönülmesi şeklinde bir dayatmanın olduğu anlaşılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

    Elif SONZAMANCI/KÖLN

  • ‘Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde Kürt karşıtlığı ve mezhepçi hesaplar bulunmakta’

    ‘Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde Kürt karşıtlığı ve mezhepçi hesaplar bulunmakta’

    PİRHA – Alevi çatı kurumları, Rojava’ya dönük saldırılara ilişkin açıklama yaptı. HTŞ’ye yapılan destek nedeniyle endişelerini paylaşan kurumlar, “Bugün beslenen bu yapıların silahları, yarın tüm bölge halklarına ve destekçilerine dönecektir. Kerbela’da Yezit bizim için neyse, bugün Suriye’de halklara saldıran bu cihatçı yapılar da odur” cümlelerine yer verdi. 

    Çok sayıda Alevi kurumu, Rojava’ya dönük HTŞ saldırıları sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. “Suriye’de, halklara ve inançlara yönelik saldırıları şiddetle kınıyoruz!” denilen açıklamada, HTŞ’nin savaş suçu işlediğine dikkat çekildi.

    Türkiye’nin cihatçı örgütlere destek sunduğunu ifade eden Alevi kurumlarının açıklamasında şu cümlelere yer verildi:

    “Halklara karşı işlenen suçlar karşısında tarafsız kalmak, zalimi güçlendirmekten başka bir anlam taşımaz. Bugün Suriye’de yaşananlar, artık bir iç savaş ya da bölgesel güç mücadelesi olarak tanımlanamaz. Yaşananlar; başta Kürt halkı olmak üzere Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere, Arap demokratik güçlerine ve tüm farklı inanç ve kimliklere yönelmiş sistematik bir yok etme ve sindirme politikasıdır.

    Son dönemde, Suriye’nin kuzey ve batı bölgelerinde, HTŞ ve IŞİD artığı selefi-cihatçı yapıların sivillere yönelik saldırıları ciddi biçimde artmıştır. Bu saldırılar yalnızca askeri hedeflere değil; doğrudan yerleşim alanlarına, kadınlara, çocuklara ve inanç merkezlerine yönelmektedir. Bu gerçeklik, uluslararası hukuka göre, açıkça savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamındadır. Bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti devletinin rolü ve sorumluluğu görmezden gelinemez.

    Türkiye, yıllardır Suriye’deki cihatçı gruplara dolaylı ya da doğrudan destek sunmuş; bu yapıların, sınır geçişlerinden lojistik imkanlarına; siyasi meşrulaştırılmasından fiili korumaya kadar, pek çok alanda önünü açmıştır.

    Bugün HTŞ’nin sahada güç kazanması, tesadüf değil; bilinçli bir bölgesel siyasetin sonucudur.

    Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde, halkların barışı ve demokratik geleceği değil; Kürt karşıtlığı, tekçi-ulusalcı güvenlik anlayışı ve mezhepçi hesaplar bulunmaktadır.

    Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilmeye çalışılan halkların eşit ve ortak yaşam modeli, tam da bu nedenle hedef alınmaktadır. Bu saldırılar yalnızca Kürt halkına değil, Suriye’nin çoğulcu geleceğine yönelmiştir.

    Alevi toplumu olarak çok iyi biliyoruz ki; bugün Suriye’de yaşananlar tarihsel bir sürekliliğin parçasıdır. Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta yaşananlar; Dersim’den Maraş’a, Çorum’dan Sivas’a uzanan karanlık zincirin devamıdır. Bu zihniyet; Emevi aklının, Yezitçi anlayışın ve selefi nefret ideolojisinin güncel tezahürüdür. HTŞ ve benzeri yapılar, bu coğrafyaya hiçbir zaman özgürlük getirmemiştir. Getirdikleri tek şey; korku, ölüm, kadın düşmanlığı ve inanç kırımı olmuştur. Bu yapılara karşı susmak, yalnızca ‘dilsiz şeytan’ olmak değil, suça ortak olmaktır.

    DESTEK SUNAN TÜM DEVLETLER, BU SUÇLARIN SORUMLUSUDUR”

    Alevi kurumları, uluslararası kamuoyunun derhal harekete geçmesi gerektiğini belirterek açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Buradan açık ve net bir çağrıda bulunuyoruz:

    Türkiye başta olmak üzere, bu yapılara; siyasi, askeri ve diplomatik destek sunan tüm devletler, bu suçların doğrudan sorumlusudur.

    Bugün beslenen bu yapıların silahları, yarın tüm bölge halklarına ve destekçilerine dönecektir.

    HTŞ ve IŞİD türevi tüm yapılar, sadece terör örgütü olarak değil, aynı zamanda savaş suçlusu olarak tanımlanmalı; liderleri ve destekçileri uluslararası mahkemelerde yargılanmalıdır.

    Biz Alevi-Bektaşi kurumları olarak ilan ediyoruz:

    Kerbela’da Yezit bizim için neyse, bugün Suriye’de halklara saldıran bu cihatçı yapılar da odur.

    Suriye’de Aleviler, Kürtler, Araplar, Dürziler, Hristiyanlar ve tüm halklar; demokratik, laik, eşit ve özgür bir Suriye’yi inşa edene kadar yalnız değildir.

    Bu topraklarda, 72 milletin, farklı inançların ve kimliklerin bir arada onurla yaşayabileceği bir gelecek mümkündür.

    Bu gelecek, katillerle uzlaşarak değil; adaletle, yüzleşmeyle ve halkların ortak iradesiyle kurulacaktır.”

    Açıklamada imzası bulunan kurumlar:

    Alevi Bektaşi Federasyonu

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı

    Türkiye Alevi Federasyonu

    Alevi Kültür Dernekleri

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu

    (HABER MERKEZİ)