Etiket: sivas katliamı

  • Yazar Aziz Tunç: Katliamcılara karşı doğrudan mücadele edilmeli

    Yazar Aziz Tunç: Katliamcılara karşı doğrudan mücadele edilmeli

    PİRHA- 2 Temmuz 1993‘te Madımak Otelinde katledilen 35 insan, katliamın 24. yıl dönümünde anılırken, yazar Aziz Tunç, katliam ile ilgili yazdığı yazıda “2 Temmuz katliamıyla yüzleşmek demek, katliamları daha derin ve kapsamlı yapmayı amaçlayanlara karşı mücadele etmek demektir ve bizi katliamlardan koruyacak bundan başka da hiçbir yol yoktur” dedi. 

    Madımak Otelinde 33 aydın ve sanatçının, 2 otel çalışanının katledilmesinin üzerinden 24 yıl geçti. Her 2 Temmuz günü yollara çıkan Aleviler ve dostları Madımak Oteli önünde anma düzenlerken, otelin müze yapılması ve sorumluların cezalandırılmasını istiyor.

    “KATLAMCILARIN HER BİRİ BUGÜNÜN IŞİD’ÇİLERİYDİ” 

    Yazar Aziz Tunç, 2 Temmuz 1993‘te Sivas’ta 35 insanın katledilmesine ilişkin Alevinet’te yazısında, “İnsanları savaş koşullarında bile ‘yakarak‘ öldürmek savaş suçu olarak kabul edilirken, bu ülkenin ortasında, aydınlar, sanatçılar cayır cayır yakıldılar” dedi ve  “Katliamcı politikalarındaki süreklilik nedeniyle, 2 Temmuz katliamı o gün bitmedi, bugün de devam etmektedir”ifadesini kullandı.

    “Dikkat edelim, bu insanların ‘yakılması‘, ortaçağda değil, bundan 24 yıl önce oldu” diyen yazar Tunç, “Katliamcıların her biri, dünün din adına insan yakanları veya bugünün huşu içinde ve kendinden geçerek, insanların kafasını kesen İŞİD’çileriydiler” dedi.

    “KATLİAMLAR, DEVLETLERİN ORGANİZE ETTİĞİ POLİTİK OPERASYONLAR”

    Yazar Tunç, “Katliamların doğru anlaşılması da önemlidir” diyerek, “Katliamlar, devletlerin organize ettiği politik operasyonlar olarak kabul edilmeli ve böyle ele alınmalıdır. Yoksa katliamlarla hesaplaşmak, onları doğru anlamadığımız sürece, mümkün olmamakta, katliamlar devam etmektedir” diye yazdı.

    Tunç, yazısının devamında şunlara dikkat çekti:

    “İşte tam bu noktada katliamlara karşı mücadele veya katliamlarla yüzleşme, alelade bir hak alma, eşitlik ve özgürlük talebi veya insan hakları kapsamında demokratik bir talep olarak görülmemeli, katliamcılara karşı doğrudan mücadele edilmelidir. Bunun için 2 Temmuz katliamıyla yüzleşmek demek, katliamları daha derin ve kapsamlı yapmayı amaçlayanlara karşı mücadele etmek demektir ve bizi katliamlardan koruyacak bundan başka da hiçbir yol yoktur. 2 Temmuz katliamı o gün bitmedi, bugün de devam etmektedir. Bugün Maraş Terolarda yapılan kampla, İzzettin Doğan’ın asimilasyon çabalarıyla, Alevilere cemevi yaptığı için Osman Baydemir’in yargılanmasıyla, Şengalde Ezidilere yapılan katliamlarla, Sur’da, Cizre’de ve daha birçok yer ve biçimde yapılan katliamlarla, 2 Temmuz devam etmektedir.”

    “Doğal ve gerçek olan, katliamlar değil, eşit, kardeşçe ve birarada yaşamaktır” diye yazan Tunç, “Bu ideali ve insani yaşam biçimini gerçekleştirmek, bütün zorbalıklara, hile ve yalanlara rağmen, hem boynumuzun borcu, hem de anamızın ak sütü gibi hakkımızdır” diyerek yazısını sonlandırdı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sivas Katliamı anma programı açıklandı: Madımak Oteli önünde anma, Ankara’da yürüyüş

    Sivas Katliamı anma programı açıklandı: Madımak Oteli önünde anma, Ankara’da yürüyüş

    Sivas Katliamı’nın 24. yıl dönümünde anma programı açıklandı. 2 Temmuz saat 12.00’de Madımak Oteli önünde katliamda yaşamını yitiren canlar için anma yapılacak. Ankara’da ise yürüyüş var.

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde yaşanan ve 33 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın bu yıl 24. yıldönümünde gerçekleşecek anma programı açıklandı. Mülkiyeliler Birliğinde gerçekleşen basın toplantısına Alevi örgütleri, sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler katıldı. Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Sivas’ta yaşamını yitirenlerin ailelerinin gerçekleştirdiği basın toplantısına CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan ve HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan da katıldı.

    “MADIMAK OTELİ UTANÇ MÜZESİ OLANA KADAR”

    Alevi örgütleri ve aileler adına ortak bildiriyi okuyan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri Turgay Özkan katliamın 24. yıl dönümünde Türkiye’nin aydınlık yüzleriyle saat 12.00’de Madımak Oteli önünde olunacağını söyledi. Özkan 2 Temmuz günü Pir Sultan heykelini yerlerde sürükleyenlerin bugün KHK ve OHAL zulmü ile emekçileri işlerinden ettiğini, aynı karanlık zihniyetin sokaklarda gençleri katletmeye devam ettiğini söyledi.

    Özkan “İnancımızı kabul etmeyenler bugün de zorunlu din dersleri zulmü ile gençlerimizi asimile etmeye çalışmakta” dedi. Özkan, tek adam rejimine karşı laik, demokratik bir ülke özlemini haykırmak için Madımak Oteli önünde olacaklarını söyledi. Özkan, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde gerçekleşen katliamın aydınlatılmamasından kaynaklı Gazi, Suruç, 10 Ekim ve diğer katliamlarının yaşandığını söyleyerek, adalet arayışından asla vazgeçmeyeceklerini kaydetti. Özkan Gezi’den ve ‘Hayır’a giden birliktelikten alınan güçle Madımak Utanç Müzesi olana kadar kararlılıklar mücadele etmeye devam edeceklerini vurgulayarak, eşit yurttaşlık hakkı, barış, demokrasi, özgürlük, laiklik ve adalet için birlik çağrısı yaptı.

    Özkan, Ankara’da ise saat 17.00’de Kurtuluş Kavşağı’nda toplanılarak saat 18.00’de Kolej Meydanı’nda anma programı yapılacağını açıkladı.

    “BİRLİK OLMAK ZORUNDAYIZ” 

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya da 24 yıldır adalet arayışının devam ettiğini belirterek, katillere karşı mazlum ve mağdurların bir araya gelerek birlik olamamasını eleştirdi.

    16 Nisan Referandumu sonrası yeni bir Türkiye’ye uyanıldığını kaydeden Kaya, AKP’nin bile devre dışı kalarak ülkenin sarayın fermanlarıyla yönetildiğini belirtti. Ülkenin en fazla açık hedeflerinden birinin Aleviler olduğunu söyleyen Kaya, adalet talebinde bulunanların bir araya gelemediği sürece geleceği birlikte kurmanın da mümkün olmadığını vurguladı. Vicdanların harekete geçeceğine inandıklarını kaydeden Kaya, büyüyerek birlik olma mücadele ve çabasının gösterilmesi gerektiğini söyledi.

    “ADALET DEMOKRASİ OLMADAN GELMEZ”

    CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan da 2 Temmuz’dan bu yana demokrasi mücadelesi geriye düştükçe yeni katliamların yaşandığını söyleyerek şimdi de yüreklerinin kendilerini açlığa yatıran Gülmen ve Özakça ile attığını söyledi. Adaletin demokrasi olmadan gelmeyeceğini söyleyen Sarıhan, Türkiye’de demokrasi olsaydı şu anda Madımak’ın Utanç Müzesi olacağını kaydetti. Daha çok mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Sarıhan, “2 Temmuz’da canlarımızı oraya gömmek istediler ama hepsi birer tohum oldu. Türkiye’de bütün insanlar acı çekmekte. İnsanlık için mücadele ediyoruz. Daim olsun, yolumuzu açık etsin” dedi.

    “SİYASAL İSLAM KURUMSALLAŞTI”

    HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ise Türkiye’nin ağır koşullar içerisinde olduğunu ve siyasal İslamın kurumsallaştığını söyledi. Yoldaşlık ilişkileri içerisinde beraber bu koşulların üstesinden gelinebileceğini kaydeden Doğan, “2 Temmuz Kerbela kadar ağırdır. Bu ülkenin değerleri katledildi. Bu gericiliğin ateşidir. Şimdi ise bir olma zamanı. Geniş bir demokrasi cephesine ihtiyaç vardır. Adalet Yürüyüşü bu anlamda değerli. Umudumuz da direncimiz de bitmeyecek” dedi.

    “TOPLUMSAL SAYGI İSTİYORUZ”

    Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin ailelerinden Kalender Akça 2 Temmuz 1993’ten beri söylenen birlikte olma sözünün bir türlü tam anlamıyla gerçekleşemediğini söyleyerek, örgütlü olmak ve toplumsal saygı istediklerini vurguladı.

    Zeynep Karababa da katliamın 24. yıl dönümünde kendileriyle birlikte yürüyen, mücadelede yalnız bırakmayan, direnen herkese teşekkür ederek bundan sonra da birlikte olmaya devam edeceklerini kaydetti. OHAL KHK’si ile ihraç edilen ve Yüksel’de direnmeye devam eden Veli Saçılık da 2 Temmuz’u yaratan koşulların ortadan kaldırılmadığı sürece katliamla yüzleşilemeyeceğini söyledi. Katliam yaşandığında 16 yaşında olduğunu belirten Saçılık, bugünkü direnişinin o gün içinde yanan ateşle başladığını ve direnmekten başka çare olmadığını söyledi.

    6 Temmuza kadar sürecek anma programı şöyle:

    1 Temmuz 2017 günü
    -Saat: 17.00’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi önünden 2 Temmuz Anıt Park’a yürüyüş ve anma yapılacak
    -Saat:17.30’da Batıkent Meydan AVM’den Pir Sultan Kültür Derneği ve Cemevi’ne yürüyüş ve anma gerçekleşecek.
    -17.00’de Tek Mezar Parkından Tuzluçayır göbeğe yürüyüş, anma ve panel gerçekleşecek.
    -Saat:19.00’da İncirli Yunus Emre Direniş Parkı’nda anma gerçekleşecek.
    -Saat:14.00’te Eryaman 3. Etap ÖZ-AR Çarşısında dinleti ve panel yapılacak.

    -27-28-29 ve 30 Haziran’da çeşitli panel ve etkinlikler düzenlenecek.
    -28 Haziran-5 Temmuz tarihleri arasında Çankaya Belediye Binası Sergi Salonu’nda fotoğraf sergisi ve 28 Haziran’da saat:19.30’da Pir Sultan Kültür Derneği ve Cemevi’nde “Alaz” Belgesel gösterimi yapılacak.
    -6 Temmuz 2017 günü saat:12.00’de Karşıyaka Mezarlığı Sivas Şehitleri Anıt Mezar Ziyareti gerçekleşecek.

    Evrensel

  • Cuma Erçe: Sivas için adalet, herkes için adalet

    Cuma Erçe: Sivas için adalet, herkes için adalet

    PİRHA- PSAKD Tarsus şubesi,  Madımak katliamının 24. yılında katliamda yaşamlarını yitiren canları yürüyüş düzenleyerek andı. Anmada konuşan şube başkanı Cuma Erçe, Madımak da kaybettiğimiz canlar için adalet arayışımız hiç bitmedi, bitmeyecek dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Tarsus şubesi, Madımak katliamının 24’üncü yıl dönümü nedeniyle anma etkinliği düzenlendi. Bir çok kurumun destek verdiği anma öncesi yürüyüş düzenlendi. Yarenlik Alanı’ndan Cumhuriyet Alanı’na kadar düzenlenen yürüyüş sonarı bir konuşma yapan şube Başkanı Cuma Erçe, Sivas katliamının üzerinden tam 24 yıl geçti diyerek “O günden bugüne hala katliamın gerçek sorumluları açığa çıkarılmadı. Sivas için adalet arayışımız hiç bitmedi” dedi.

    Hak, hakikat ve adalet arayışımıza ara vermeden devam ediyoruz diyen Erçe şunları belirtti;

    “O günden bu güne acılarımız dinmedi artarak devam etti ve maalesef acılarımıza yeni acılar eklendi. Madımak katliamı sonrasında hem ülkemizde, hem komşularımızda hem de dünyanın dört bir yanında insanlık dışı onlarca katliam yaşandı. Madımak otelinin utanç müzesine dönüştürülmesi yönündeki insani ve vicdani talebimiz ise hala karşılık bulmadı. Onun için Sivas için adalet, herkes için adalet”
    Konuşmanın ardından deyişler okunup semah dönüldü.

    Diren Keser/MERSİN

  • Süleyman Zaman: Sivas devletin organizasyonuyla yapılmış bir kıyım-VİDEO

    Süleyman Zaman: Sivas devletin organizasyonuyla yapılmış bir kıyım-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman, bin yıllardır yaşanan kıyımların egemen ve egemen olmayanlar arasındaki çatışmadan kaynaklandığını belirtti. Yani ezen ve ezilen arasındaki kavgada batıni algının her zaman var olduğunu söyleyen Zaman, Alevilerin de Dersim, Çorum, Sivas, Maraş gibi katliamlara maruz kaldığını söyledi. Yaklaşan Sivas Katliamı’nın yıldönümünde konuşan Zaman, Sivas Katliamı’nın da devletin organizasyonuyla yapılmış bir kıyım olduğunu vurguladı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman, Sivas Katliamı’nın yıldönümünde Alevi katliamlarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Alevilikle ilgili yazılmış 15 tane yayınlanmış kitabı olan Zaman, bu kıyımların arkasındaki batıni algıya dikkat çekti.

    Zaman, “Batıni algı aslında egemen algının tam ötesinde egemen algıya karşı bir algı geliştirip ezilenlerin, dışlanmışların, ötekileştirilmişlerin algısıdır. Bu algı aslında tarihsel süreçte baktığımızda insanoğlunun var olduğundan bu yana egemenler ve egemen olmayanlar arasındaki çatışmadan kaynaklanan bu tür kıyımlar tarihsel boyutta hep yaşanmış” ifadelerini kullandı.

    “BATINİ ALGI HER DÖNEM KIYIMLARA UĞRADI”

    Zaman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Böyle baktığınızda Spartaküs isyanından tutun, Babailer ayaklanmasına, Pir Sultan, Dersim, arkasından Çorum, Sivas, Maraş gibi katliamlar, kıyımlar aslında egemen anlayışın batıni algıdan koptuğu için ve onların dünyada egemen olmasını, dünyada  ezilenleri o batıni algıdan uzaklaştırmak için  egemenlerin yapmış olduğu büyük kıyımlardan birisi diye düşünüyorum. Yani ezen ve ezilen arasındaki kavgada batıni algı her zaman var olmuş dünyada ve bu batıni algıyı bugün özellikle bizim ülkemizde Aleviler özellikle egoterik düşünceye sahip olanlar bunları taşıdıkları için, Hristiyanlıkta baktığınızda Bogomil ve Katarların da aynı katliamlara uğradığını görüyoruz. Çünkü onlar da oranın batıni algısıydı.”

    “DEDELER YILLARCA ASİMİLASYONA TABİ TUTULDU”

    Süleyman Zaman, bu batini algıyı günümüze taşıdığı için Aleviliğin de bin yıllar içinde üstü örtülüp yasaklanmış bir kültür olduğunu söyledi. Zaman, “Yasaklandığı için de korkulan bir kültür. Korkulduğu için de devlet tarafından, egemen tarafından asimile edilmeye çalışılan bazen baskıyla, bazen de doğal yöntemlerle yani bugün görüyoruz birçok dedelerimiz tarafından bir doğal asimilasyona tabi tutulduğumuzu görüyoruz” dedi.

    “SİVAS DA DEVLETİN ORGANİZASYONUYLA YAPILMIŞ BİR KIYIM”

    Aleviliğin de hızla şiileştirilip sünnileştirilmeye çalışıldığına vurgu yapan Zaman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aslında bu kıyımlar biraz da bunlara hizmet eden kıyımlar olarak görülüyor. Sivas kıyımını da böyle değerlendiriyorum. Yani devletin aslında organizasyonuyla yapılmış bir kıyım.” (HABER MERKEZİ)

  • ABF 5. Danışma Kurulu’nda laik-demokratik cumhuriyet için mücadele vurgusu

    ABF 5. Danışma Kurulu’nda laik-demokratik cumhuriyet için mücadele vurgusu

    PİRHA-ABF’nin Ankara’da Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda gerçekleştirdiği 5. Danışma Kurulu sona erdi. Kurulda birçok Alevi gündemi değerlendirildi. Kurul toplantısı sonrası  5 maddelik sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede, laik-demokratik cumhuriyet için mücadele kararlığı vurgulanırken, “OHAL ve KHK’lar derhal kaldırılmalıdır” denildi. 

    Akevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) son siyasal süreci, Temmuz ve Ağustos 2017 Alevi takvimini değerlendirdiği 5. Danışma Kurulu toplantısı sona erdi. Kurulda ortaklaşılan kararlar şöyle:

    • Sıkıntılı bir siyasal sürece girildiği AKP’nin devletleştiği tekçi, otoriter karakterini kurumlaştırdığı, artık sorunların çözüm gücü olmaktan çıktığı, Alevilerin devletten bir beklentisinin artık olmadığı dolayısıyla Aleviler, Kürtler, emek ve demokrasi güçleri ve AKP’den olumsuz etkilenen diğer kesimlerle birlikte laik ve demokratik bir Cumhuriyet yaratma mücadelesi kararlılığını bir kere daha ifade etmiştir.
    • Yaşanan son siyasal süreçte, 15 Temmuz sonrası devletleşen AKP OHAL bahanesiyle kendisi gibi düşünmeyen ve kendisi gibi olmayan ve demokrasi mücadelesi veren  kesimlere karşı  baskı ve şiddet dozunu arttırmıştır. Bu nedenle OHAL ve KHK’lar derhal kaldırılmalıdır. KHK’lar ile ihraç edilen ve mağdur edilen Semih Özakça, Nuriye Gülmen başta olmak üzere tüm canların işlerine iade edilmesini talep ediyor. Bu konuda yürütülen mücadeleyi destekliyoruz.
    • Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin önceki başkanı Osman Baydemir hakkında, Diyarbakır Cemevi’nin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne tahsisi nedeniyle oluşturulan fezleke, Alevilere yönelik geleneksel devlet bakışının değişmediğini, ayrımcılığın sürdüğünü, Alevi inancı ve Alevilerin İbadethanesi olan Cemevlerinin tanınmadığı, laiklik ilkesini kendi işlerine gelecek şekilde kullandıkları, bir kez daha tescillenmiştir. Aleviler Vardır, Alevilik Haktır şiarıyla Osman Baydemir’e yapılan haksızlığı kınıyoruz. İnançlara olan eşit yaklaşımından dolayı Osman Baydemir’in yanında olduğumuzu ifade eder ve Osman Baydemir’i destek ziyaretinde bulunacağımız kararı alınmıştır.
    • 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı başta olmak üzere, yapılan katliamlara karşı 24 Haziran 2017 tarihinde örgütlü olduğumuz tüm yerlerde eş zamanlı basın açıklaması yapılarak eylemlere çağrı yapılmasına karar verilmiştir. Bu nedenle; a) 2 Temmuz 2017 günü Sivas Madımak Önünde ve Ankara Mitinginde b) 30 Haziran’da İzmir’de yapılacak mitinge, c) 3 Temmuz 2017 günü Çorum Alevi Kültür Merkezi Önünde, d) 4 Temmuz 2017 tarihinde dergahlarımızı sahiplenmek için Hacı Bektaş Dergahında Cem olma, e) 5 Ağustos 2017 tarihinde tüm Alevi kurumlarımız ile birlikte Hacı Bektaş’ta Pirimizin huzurunda olma, kararları alınmıştır.
    • ABF’nin bu zorlu siyasal süreçte başta AKP olmak üzere içeriden de herkesin kendi Alevisini yaratma mücadelesine karşı yapılan müdahalelerde ABF’nin bu dönemde öneminin daha çok artması nedeniyle, tüm bileşenlerimizin federasyonumuza ve yönetimine daha çok güç ve destek verilmesi kararlaştırılmıştır. (HABER MERKEZİ)
  • ABF Genel Sekreteri Metin: Cemevlerinde incelemeler yapıldı, rapor hazırlanacak-video

    ABF Genel Sekreteri Metin: Cemevlerinde incelemeler yapıldı, rapor hazırlanacak-video

    PİRHA- IŞİD’in saldıracağı iddiasıyla geçtiğimiz haftalar Ankara Valiliğinde yapılan cemevlerine güvenlik konulu toplantıda kurulan komisyonda görev alan ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, cemevlerinde incelemeler yapıldığını söyledi. Metin, bu konuda hazırlanan raporların kamuoyuyla paylaşılacağını ifade etti. Son günlerde Alevilerin ifadeye çağrılmalarının, toplantıların Sivas ve Çorum katliamaları tarihine denk getirilmesinin düşündürücü olduğunu belirten Metin, “Acaba kamuoyuna verilmek istenen bir mesaj mı var” diye sordu. 

    Haberin Videosu

    Cemevlerine IŞİD çetelerinin saldırısı olabilir iddiasıyla Ankara Valisi Ercan Topaca’nın Alevi kurum başkanlarıyla görüşmesinin ardından kurulan komisyon içinde Aleviler adına bulunan  ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, konuya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Valilikte yapılan güvenlik toplantısı sonrası cemevlerinde incelemeler yapıldığını belirten Metin, “İncelemeler sonrası raporlar hazırlanacak. Biz de bu raporları kamuoyuyla, müsahip kurumlarımızla paylaşacağız” dedi.

    “KAMUOYUNA VERİLMEK İSTENEN BİR MESAJ MI VAR?”

    Toplantının zamanlamasının 2 Temmuz Sivas ve sonrasında Çorum Katliam tarihlerine denk getirilmesinin düşündürücü olduğunu belirten Müslüm Metin, şu kaygılarını dile getirdi:

    “Her sene aynı tarihte bir takım olayların çıkması bizi biraz düşünmeye sevk ediyor. Buna bağlantılı olarak 2016 yılında Maraş’la ilgili basın açıklamasının 2017 yılında yine aynı tarihe denk düşürülerek gündeme gelmesi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara şube başkanlarının birer birer ifadelerinin alınması yine bu bağlamda düşündürücü bir olay. Biz şunu merak ediyoruz. Kamuoyununa verilmek istenen bir mesaj mı var. Ya da bizim bilmediğimiz kamuoyunda tartışılamayan göremediğimiz bir durum mu var? Anlamakta zorluk çekiyoruz.”

    “BARIŞI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Bizler her zaman için barışı savunduk. Savunmaya devam edeceğiz” diyen Metin, “Bizim hiç kimseyle, hiçbir kurumla,  bir sorunumuz yok. Sadece bizim bu günlerde ihtiyacımız olan birlikte yaşam, birlikte paylaşım, barış içinde bir ortam özlemimiz var” şeklinde konuştu.

    “2 TEMMUZ’DA SİVAS’TA, 3 TEMMUZ’DA DA ÇORUMDA KATLİAMALRI LANETLEYECEĞİZ”

    ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, 2 Temmuz’da Sivas’ta, 3 Temmuzda Çorum’da hem katliamı lanetleyeceğiz, hem  barışı haykıracağız” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Av. Özgür Piroğlu: Sivas’ın katilleri mutlaka hesap verecekler

    Av. Özgür Piroğlu: Sivas’ın katilleri mutlaka hesap verecekler

    PİRHA- 2 Temmuz 1993’de 35 insanın yakıldığı Sivas Madımak Katliamı Davası’ndaki son gelişmeleri Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Hukuk Sekreteri aynı zamanda Hüseyin Karababa’nın avukatı Çoşkun Özgür Piroğlu PİRHA’ya değerlendirdi. “AKP Hükümeti katillerden yana olan yanını sürdürecek mi yoksa mağdurların tarafına mı geçecek. Bunu hep beraber göreceğiz” diyen Piroğlu, katillerin peşini bırakmayacaklarının altını çizdi. 

    PSAKD Genel Hukuk Sekreteri Av. Coşkun Özgür Piroğlu, bir önceki duruşmada 3 sanığın vatandaşlıktan çıkartılmasını mahkemeden talep ettiklerini hatırlatarak, “Mahkeme bizim talebimizi yerinde görerek İçişleri Bakanlığı’na yazı yazdı. İçişleri Bakanlığı bu talebe herhangi bir cevap vermiş değil. 3 katil Almanya’da yaşıyorlar. Almanya bu katilleri Türkiye’ye iade etmiyor. Bu 3 katil din adına cinayet işliyorlar” dedi.

    35 kişinin yakılarak katledildiği Sivas Pir sultan Abdal etkinliklerini yapan Kültür Bakanlığı’nın da bu davaya hiçbir şekilde müdahil olmadığına dikkat çeken Av. Piroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu sıkıntıyı, bu yanlışlığı ve bu hukuki hatayı gördük bu hatayı görerek biz mahkemeye bu davaya müdahil olup olmayacağını Kültür Bakanlığı’na sormasını istedik. Mahkeme bizim bu talebimizi uygun buldu ve Kültür Bakanlığı’na yazı yazdı. Bu talebimiz üzerine mahkeme heyeti de bu davadaki konumunu yeniden değerlendirmek zorunda kaldı. İşin doğrusu AKP Hükümeti bugüne kadar hep katillerden yana oldu. Katillerden yana olan yanını sürdürecek mi yoksa mağdurların tarafına mı geçecek. Bunu hep beraber göreceğiz.”

    “HOLLANDA KENDİ VATANDAŞINA SAHİP ÇIKMIYOR”

    Sivas Katliamı’nda ölenlerden birinin ise Hollanda vatandaşı olduğundan Hollanda Hükümeti’nin de bu davaya müdahil olması gerektiğine dikkat çeken Piroğlu, “Ama Hollanda bu davaya hiçbir şekilde müdahil olmadı. Katillerden 3 tanesi Almanya’ya sığınmış durumda. Hollanda devleti Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen bu konuda hiçbir şey yapmıyor. Hollanda kendi vatandaşına sahip çıkmıyor. Bir sonraki duruşmada mahkemeden Hollanda Hükümeti’ne yazı yazmasını isteyeceğiz. Hollanda Hükümeti davaya müdahil olacak mı olmayacak mı?” dedi.

    “SİVAS’IN KATİLLERİ MUTLAKA HESAP VERECEKLER”

    Sivas’ın faillerinin peşini bırakmayacaklarını söyleyen Piroğlu, “Sivas’ın katilleri mutlaka hesap verecekler” dedi.

    “Sadet Partisi’nin Genel Başkanı olan Temel Karamollaoğlu bizim gözümüzde bir katildir” diyen Piroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sivas Katliamı’nın azmettiricilerinden birisidir. Kimse bizim Temel Karamollaoğlu ile barışmamızı istemesin. Mutlaka ve mutlaka Temel Karamollaoğlu’nun da bir gün bu davadan yargılanmasını sağlayacağız. Temel Karamollaoğlu da yaptıklarının hesabını verecektir. Asla ve asla Karamollaoğlu’nun kanlı ellerini sıkmayacağız. Hiç kimse bizden bunu beklemesin.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • PSAKD 14. dönem 5. danışma kurulu yapılıyor

    PSAKD 14. dönem 5. danışma kurulu yapılıyor

    PİRHA-PSAKD 14. dönem 5. danışma kurulu Marmaris’te yapılıyor. İki gündür devam eden kurulda Türkiye gündemi ve Alevi gündemleri tartışıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri 14. dönem 5. danışma kurulunu Marmaris’te yapıyor. Dün başlayan kurul Türkiye gündemi ve Alevi gündemleri ile bugün de devam etti. Kurula Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri şube temsilcileri ve Genel Başkan Gani Kaplan, genel merkez yöneticileri ve başkan yardımcıları katıldı.

    Kurulda tartışılan Alevi gündemlerinden bazıları şöyle: 1 Mayıs, Dersim katliamı, yaklaşan Sivas ve Çorum katliamı anmaları, Hacı Bektaş Veli Dergahında yapılacak olan etkinlikler, kadın ve gençlik örgütlenmeleri.  Ayrıca kurulda referandum sonuçları da değerlendirildi. (HABER MERKEZİ)

      

  • Pir Sultan Abdal  16. yüzyıl

    Pir Sultan Abdal 16. yüzyıl

    Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu
    Ali’m ne yatarsın günlerin geldi
    Korular kalmadı kara yurt oldu
    Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

    Kızıl Irmak gibi bendinden boşan
    Hama’dan Mardin’den Sivas’a döşen
    Düldül eğerlendi Zülfikar kuşan
    Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

    Mümin olan bir nihana çekilsin
    Münafık başına taşlar üşürsün
    Sancağımız Kazovaya dikilsin
    Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

    Şahın geleceğin bir gün duydular
    Yezid’Jer lanet gömleğin giydiler
    İmam Aliyürrıza’ya kıydılar
    Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

    Pir Sultan Abdal’ım bu sözüm haktır
    Vallahi sözümün hatası yoktur
    Şimdiki sofunun yezidi çoktur
    Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

  • AABK, Kılıçdaroğlu’nu özür dilemeye davet etti

    AABK, Kılıçdaroğlu’nu özür dilemeye davet etti

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Sivas’ta 35 insanı yakan katliamcılara ‘gazanız mübarek olsun’ diyen Temel Karamollaoğlu’ndan plaket alan CHP lideri Kılıçdaroğlu’na sert tepki gösterdi. Konfederasyon, Kılıçdaroğlu’nu katliamda yaşamını yitiren canların ailelerinden ve Alevilerden özür dilemeye çağırdı.

    Saadet Partisi’nin Erbakan anmasına katılan ve Sivas katliamı sorumluları arasında bulunan Temel Karamollaoğlu’nun elinden CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun plaket almasının yankıları sürüyor.

    “ALEVİLERİ DERİNDEN YARALADI”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu yazılı bir açıklama yaparak, Kılıçdaroğlu’nun anma programına katılmasının Alevileri derinden yaraladığını belirtti.

    “24 yıldır bir türlü dinmeyen acı, adaletin yerini bulmadığı Sivas/Madımak davası ve CHP’nin “gaza”lar ile flörtü” ifadesini kullanan Konfederasyon, “Temel Karamollaoğlu’nun, 2 Temmuz 1993 Madımak Katliamı sırasında Sivas Belediye Başkanıydı. Sivas Madımak Oteli önündeki katliam için toplanan gerici, şeriatçı, faşist güruha seslenip; katliamı bir “gaza” olarak algılayıp “Gazanız mübarek olsun” dediğini unutmadık.” dedi.

    “BU DAVRANIŞ ALEVİLERE ZULÜMDÜR”

    Sivas Belediye Meclis üyesi ve Madımak katliamının bir numaralı suçlusu Cafer Ercakmak ve diğer katillerin bilinen zihniyet tarafında korunup kollandığı aşikârdır” diyen AABK’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

    “Bu somut ve aleni duruma rağmen, Alevilerin çok ciddi bir oranda destek ve oyunu alan CHP’nin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilgili davete katılması, malum şahıstan “Plaket” alması, en basit deyimiyle Madımak’ta yitirdiklerimizin anılarına, ailelerine, bize ve temsil ettiğimiz Alevi toplumuna hakarettir. Doğal olarak bu durum katliamda yaşamını yitiren canlarımızın ailelerini, bizleri derinden üzmüş ve incitmiştir. Bu ilkesiz duruş karşısında sessiz kalmak, yapılanı meşrulaştırmak ve Madımak’ta diri diri canlarımızın yakılmasını onaylamaktır. Bir başka değimle, 24 yıldır bir türlü adaletin yerini bulmadığı ve hesabının verilmediği Sivas/Madımak davasının sanıklarını aklamaktır. Bu kirli ilişki sahnesinde, CHP’nin başında bulunan ve neticede bir Alevi aileden olan Kılıçdaroğlu’nun şahsen rol alması ise, Alevilere bir zulümdür. Bu asla kabul edilemez görüntü karşısında başta CHP’ye oy veren Aleviler ve Alevilerin Avrupa’da en büyük kitlesini temsil eden kurum olarak tepkisiz ve tavırsız kalmamızı bizlerden beklemek, en büyük saygısızlık olur.”

    “İNSANLIK ONURU AYAKLAR ALTINA ALINDI”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu açıklamasında insan onurunu ayaklar altına alan bu davranışı şiddetle kınadığını belirterek, CHP’yi, özellikle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu, başta Madımak’ta yaşamını yitiren canların ailelerinden ve tüm Aleviler’den özür dilemeye davet etti.  (N.M)

     

  • “‘Zaman aşımı hayırlı olsun’ diyenleri unutmuyoruz”

    “‘Zaman aşımı hayırlı olsun’ diyenleri unutmuyoruz”

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş, 33 canın öldürüldüğü Madımak Katliamı’ndan sorumlu olan sanıkların kırmızı bültenle aranmalarına rağmen bir türlü bulunamamasına sert tepki gösterdi.

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin düzenlediği etkinlikler sırasında gericilerin Madımak otelinde 33 insanı yakarak katletmesinin üzerinden tam 24 yıl geçti.

    Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 11’inci duruşmada, firari sanıklardan Murat Sonkur ve Eren Ceylan’ın Almanya’dan iadesine ilişkin Adalet Bakanlığı tarafından yeniden yazı yazılmasına, sanık Murat Karataş’ın yakalama emrinin infazının beklenilmesine karar verildi. Dava 26 Mayıs’a ertelendi.

    Sivas katliamı sanıklarının hala Türkiye’ye iade edilmemesine Aleviler tepkili.

    Ali Üngörmüş

    PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş, 33 canın katliamından sorumlu olan sanıkların kırmızı bültenle aranmalarına rağmen bir türlü bulunamamasına sert tepki gösterdi.

    Daha önce Pir Sultan Kültür Derneği ve Avrupadaki Alevi kurumlarının aracılığı ile birçok kez sanıkların yerlerinin bildirildiğini hatırlatan Üngörmüş, “Nedense sanıkların her seferinde belirtilen adreslerde yakalanmaları gerçekleştirilmiyor” dedi.

    “UMUYORUZ ADALET YERİNE GETİRİLİR”

    Dün (21 Şubat) yapılan duruşmada sanıkların yakalanması için Almanya’dan Türkiye’ye iade taleplerini ilettiklerini ifade eden Ali Üngörmüş, “Umuyoruz adalet yerine getirilir. Fakat bu sanıkları kimlerin kollayıp koruduğunu da maalesef tüm kamuoyu biliyor. Bugün iktidarda olan partinin başkanının, Sivas davası zaman aşımına uğradığında,  ‘zaman aşımı hayırlı olsun’ dediğini de unutmuyoruz” dedi.

    “SANIKALR YAKALANIRSA BİR DAMLA DA OLSA YÜREKLERE SU SERPİLİR”

    Sanıkların bir an önce yakalanmalarını ve Türkiye’ye iade edilmelerini istediklerini dile getiren Üngörmüş, “En azından Sivas’ta yakınlarını kaybeden anaların, babaların, kardeşlerin ve Alevi toplumunun yüreğine bir damla da olsa su serpilir” ifadesini kullandı.

    Nilgün METE

  • Madımak Katliamı Davası 26 Mayıs’a ertelendi

    Madımak Katliamı Davası 26 Mayıs’a ertelendi

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin 37 kişinin yakılarak ölmesine ilişkin davadan dosyası ayrılan 3 firari sanık hakkındaki davanın görülmesine bugün devam edildi. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, müdahil ailelerinin avukatları katıldı.

    Duruşmada, haklarında yokluğunda tutuklama kararı bulunan sanıkların yakalanması için emniyet ve diğer kurumlara yazılan müzekkerelere cevap verildiği, yapılan araştırmalarda sanıkların, nüfusa kayıtlı oldukları köylerinde ve diğer adreslerinde bulunamadıkları belirtildi.

    Müdahil avukatlarından Hasan Cem Yılmaz, Almanya’daki Alevi derneklerin yapmış olduğu çalışma sonucunda sanıklardan Murat Sonkur’un adresinin tespit edildiğini, bu bilgileri mahkeme ile paylaşacaklarını söyledi.

    Yılmaz, sanıklardan Eren Ceylan ile ilgili daha önce yapılan iade talebine gelen cevapta, Türkiye’de adil yargılanma ilkesi olmadığı öne sürülerek talebin reddedildiğini aktardı. Bu kararın hukuk açısından kabul edilmez olduğunu ifade eden Yılmaz, sanıkların yargılanabilmesi için iade talebinin yenilenmesini istedi.

    “BU SUÇU İŞLEYENLER VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILMALI”

    Müdahil avukatlarından Coşkun Özgür Piroğlu da Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yayımlanan 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hakkından soruşturma olan Türk vatandaşlarının, mahkemenin talebine rağmen 3 ay içinde yurda dönmemeleri halinde vatandaşlıktan çıkarılmasını öngören bir düzenleme yapıldığını ifade etti.

    Söz konusu düzenlemedeki hükümlerin davanın sanıkları için de geçerli olduğuna dikkati çeken Piroğlu, “Yurt dışındaki FETÖ’cüler için çıkarılan bu KHK kapsamında, bu davanın 3 sanığının vatandaşlıktan çıkarılmasını talep ediyoruz. Böyle bir suçun failleri, bu ülkenin vatandaşı olarak kalmamalıdır.” dedi.

    Piroğlu’nun bu talebine davanın diğer müşteki avukatları karşı çıkarak, talebe katılmadıklarını beyan etti. Bunun üzerine Piroğlu, “Sanıkların vatandaşlıktan çıkarılması, Türk vatandaşlarına yönelik işledikleri bir suçtan dolayı yargılanamayacakları anlamına gelmez.” açıklamasını yaptı.

    Müşteki avukatlarının beyanlarından sonra ara kararı açıklayan mahkeme, “sanıklar hakkındaki yokluğunda tutukluluk kararının devamına ve infazının beklenmesine”, “sanıklar için bir kez daha Almanya’dan iade talebinden bulunulmasına”, “sanıkların vatandaşlıktan çıkarılmasına yönelik talebin ise değerlendirilmesine” karar verdi.

    Dava 26 Mayıs’a ertelendi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Kürt’ün ağıtlama manzum tarihi

    Kürt’ün ağıtlama manzum tarihi

    Mehmet BAYRAK

    Günümüzde, Kürt müziğinin en popüler kilamlarından biri “Malan Bar Kir” adlı eserdir. Bunun okunmadığı bir düğün veya toplu etkinlik yok gibidir ve bu şarkı okunduğunda herkes govende durur. Oysa bu eser, aslında bir “şîn kılamı”dır. Şêx Said’in döneminde sürgüne gönderilenlerden geriye kalanların acılı, çaresiz ve ümitsiz durumlarını hüzünle dile getirmektedir.

    Belki içinden geldiğim Alevi Kürt toplumunun kültürel dokusu, belki aile çevresini kuşatan Alevi müziği, belki de edebiyatçı kimliğimden dolayı, “şiirle düşünüp şiirle söyleşmek” bende bir tutkudur adeta. Zaten, oldu bitti şiirsel anlatım dilini çok severim. Çünkü bilirim ki, kimi zaman bir tek dize, sıradan bir politikacının bir ömürboyu attığı nutuktan çok daha anlamlı ve değerlidir.
    Sözgelimi, “Seneler seneler kötü seneler / Gide de gelmeye o kötü sene” sözleriyle başlayan bir ağıtlama halk şarkısı, bizi nerelere götürmez ki!.. Hele, sözkonusu olan acılı bir coğrafyanın “ağıt toplumu”na dönüştürülmüş ve ızdıraba büründürülmüş kadim halk ve inançları ise bu, “Kürd’ün Ağıtlama Manzum Tarihi”ne dönüşür. Böylece, bu manzumeleri yakanlar da “Manzum Tarihçiler”“ olarak karşımıza çıkarlar.
    Bu gerçekliğe, doğrudan çocukluk izlenimlerimin yanısıra ilk kez 1985’te yayımlanan 3’üncü kitabım “Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri” konulu inceleme- antoloji çalışmam dolayısıyla tanık oldum. Gördüm ki, sosyal isyancılık geleneği ekseninde yaratılan bu ağıtlama-şiirler aynı zamanda “manzum halk tarihi” niteliğinde. Yönetimlerin “şaki/ eşkıya” dediği bu sosyal isyancılar, aynı zamanda birer halk kahramanı gibi. Zaten, halk sıradan bir “haydut” için bu şiirleri düzmezken, kahraman olarak gördüğü isyancılar için “özlem ve gurur dolu” şarkılar yakıyor.
    Bu sosyal isyancıları ve halk hareketlerini destanlaştıranlar, yalnızca halk sanatçıları olmamalıydı. Kürt edebiyatında ve komşu edebiyatlarda bunun birçok önemli örneğine tanık olmuştuk. Sözgelimi, aynı zamanda şair de olan 16. yüzyılın sosyal isyancılarından, efsaneleşmiş Köroğlu hakkında 30 dolayında “kol” destanı yaratılmıştı ki, bunlardan biri de “Köroğlu–Kürdoğlu” karşılaşmasıydı. Öte yandan, Köroğlu koçaklamalarında geçen ve Köroğlu’nu “suya tepen” Kiziroğlu da Akçadağ’ın Kızılbaş Kürtlerinden bir halk kahramanıydı.

    Ermeni Aşûxlar
    Bu çalışmaları yürütürken, bir şey dikkatimi çekti. Gördüm ki, gerek böylesi toplum olayları gerekse çeşitli doğa olaylarını en çok destanlaştıranlardan biri Ermeni Aşûxlar olmuş. Böylece ikinci önemli tanıklığım başladı. “Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Âşıkları” konulu inceleme-antoloji çalışmamda, Osmanlıca Türkçe yazan 140 âşık ve şaire yer verdiğim gibi, bunların olay anlatan birçok Destan’ına da yer verdim. Çalışmalarımı yoğunlaştırınca, Ermeni Aşıklar’da destan yazmanın aynı zamanda bir gelenek hâline geldiğini gördüm. Bugün arşivimde, Ermeni âşıkların 50 dolayında destanı bulunuyor.
    Halk edebiyatında bu olgular genellikle Destan türüyle şiirleştirilirken, Divan edebiyatında daha çok Mesnevi tarzında veriliyor. Ayrıca, manzum tarihlerin de bulunduğunu belirtelim.
    Üstte de vurguladığımız gibi; çağdaş toplumcu şairler de, serbest şiir tarzındaki destanlarla önemli halk hareketlerini destanlaştırmaktan kendilerini alamamışlar. Sözgelimi, Nazım Hikmet 15. yüzyılın önemli toplumcu halk hareketlerinden olan Şeyh Bedreddin Hareketi’ni Osmanlı tarihçilerinin ve Müderris Şerafeddin gibi İttihad/Cumhuriyet tarihçilerinin kaleminden kurtarmak için “Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Destanı”nı yazmak zorunda kalıyordu.
    Kendi payıma, ben de gerek Selçuklu/ Osmanlı dönemi halk hareketlerini, gerekse Cumhuriyet dönemi Kürt hareketlerini destanlaştırmaları için şair arkadaşları teşvik ettim. Sözgelimi, yakın şair dostlarımdan Ozan Telli’nin çoğu Alevi önderlikli Baba İshak, Şah Kulu, Pir Sultan, Kalenderoğlu Pirî Mehmed destanları ile Koçgiri, Ağrı/ Ararat, Dersim, Newroz destanlarına hem kaynak sağladım hem de Önsözler yazarak yayımladım. “Çağdaş Kürt Destanları” adıyla yayımladığım son destanlardan dolayı da 2 yıl hapis cezası aldım. Bunların büyük bölümünü de, 1984’te yayımlanan “Alevi Önderlikli Halk Hareketleri ve Çağdaş Destanlar” konulu çalışmamda değerlendirdim.
    Sadece bunlar da değil, 1988’de Diyarbekir’de doğrudan tanıştığımız Yılmaz Odabaşı’na “1925 Kürt Hareketi”nin destanını yazdırdığım gibi; Adnan Yücel’e de “Ateşin ve Güneşin Çocukları”nı yazması için kaynak yardımında bulundum.

    ‘Yaralı Coğrafya’nın ağıtlama-şiirlerinin sunduğu gerçek
    Sözel şiirin insanlık tarihi boyunca varolduğunu söyleyebiliriz. Henüz yazı yokken, insanların duygu ve düşüncelerini gerek kaya üstlerine gerekse mağara içlerine “resim-yazı” yoluyla işlediklerine tanık oluyoruz ki, özellikle Yukarı Mezopotamya’ya tekabül eden Kürdistan’da bunun birçok örneği görülüyor.
    Nitekim, bugün elimizde bulunan en eski Kürt şiirlerinden biri de, 7. yüzyıla tarihlenen ve Güney Kürdistan’daki Süleymaniye yakınlarında bulunan Şikefta Cêşanê’de (Cêşanê Mağarası) bulunmuş olan bir ağıtlama-şiirdir.
    “Hurmuzgan riman, atiran kujan” dizesiyle başlayan bu ağıtlama-şiirde; İslam Halife ordularının Kürdistan ve Mezopotamya’da Zerdüşti/Mazdekçiler’e yaptığı katliam anlatılmaktadır. Türkçesi şöyle: “Yıkıldı Hurmuzgan, söndü ateşgehler/ Herkesten saklandı namlı büyükler/ Zalim Araplar girdi ta Fırat’a dek/ Köylerden tut da Şarezor’a dek/ Esir alındı bütün kızlar ve kadınlar/ Kendi kanında boğuldu özgür adamlar/ Kimsesiz kaldı Zerdüşt’ün töresi, dini/ Yüce Hürmüz affetmeyecek hiç birini…”
    İlk yazılı Kürt edebiyat ürünlerinden bir şiirin sunduğu acılı gerçeği burada noktalayıp, yakın dönem Kürt tarihine gelmek istiyorum. Bu konularda son derece zengin bir sözlü kültür geleneğine sahip olan Kürtlerin, yazıyla da bilince çıkan dengbêj destanlarına veya kadınların yaktığı şîn kilamlarına girecek değilim. Bunlar zaman zaman yazılara konu da oldular. Sözgelimi yazar Malmisanij, salt Dersim’de yaşananları “Ülkemizden Zulüm Tabloları” (Medya Güneşi, Sayı:14/ 1990) adıyla işlerken; biz de bir çalışmamızda “Ağıtlama-Şarkılarda Dersim Soykırımı”na ayrı bir bölüm ayırmıştık.
    “Kürd’ün Ağıtlama Tarihi” olarak da nitelendirebileceğimiz bu halk yaratmaları dışında, çağdaş toplumcu Kürt şairleri de farklı bir boyutta bu anlatı-şiirlerine katkıda bulundular. Sözgelimi Dr. Şair Ömer Civano’nun, kitabına da başlık yaptığı “Yaralı Coğrafyam“ şiirinden şu dizeleri birlikte izleyelim:
    “Dayanmıyor yüreğim/ Yeter artık ölmeyin/ Ülkemin civan çocukları/ bugün, yarın ve hep…/ direncim, umudum, sevinç goncalarım/ birlikte varmalıyız aydınlığa/ birlikte göğertmeliyiz ak nevrozları (…) Kaçınılmazdır, inanıyorum/ Yırtacağız bu kara geceyi üstümüzden/ Çünkü al- yeşildir türküsü Diyarbekir’in/ Coşarak gelir, burçlarından/ Vangölü mavisi özlemime/ Süreci barış olsun zamanın/ Ben yüreklere ses verdim/ Şiirlerin imgesinde/ Şiirden öte türkülerimle./ Ey kanayan Coğrafyam!/ Ey yadsınan tarihim!/ Bak civanlarım govend çekiyor/ Newroza kesmiş doruklarda/ Kendileri kartal, yürekleri güvercin kardeşlerim…”
    Şair, başka şiirinde de, “Şiirimin dili Kafdağı’nda kilitli/ Halaylarda, davullarda duy beni/ Ayaklarım zincirlerle düğümlü/ Boynubükük menekşeye sor beni” diyerek, bir başka Kürt gerçeğine parmak basıyor.

    Ağıtlar eşliğinde halaya durmak
    Kürt toplumundaki bu çarpıcı gerçekliğe, daha önce bir yazısında Zana Farqini de işaret ediyordu. “Ağıtlar Eşliğinde Oynar Olduk“ başlıklı yazısı bu değişime dikkat çekiyordu: “Yaşanan siyasal ve toplumsal olaylar, eski gelenek ve görenekleri değiştirdiği gibi Kürt müziğini de etkiledi. Bu mücadele esnasında müzik formatıyla birlikte geçmişe ait birçok şey değişip dönüştü. Örneğin, halk mücadelede kaybettiği evlatlarını zılgıtlarla son yolculuğuna uğurluyor. Kadın şehitlerin tabutunu kadınlar taşıyor artık. Sadece taşımıyor, gömüyor da. Siyasal mücadeleler toplumu sadece tek yönlü etkilemiyor. Kültürü de, sanatı da, örf-âdetleri de davranış kalıplarımızı da derinden etkiliyor. Onun için ağıtlar eşliğinde halaya da duruyoruz. Özel şartların özel durumudur bu. Zaten böylesi durumlarda (şîn û şahî cêwik in/ yas ve eğlence ikizdir) demiyor muyuz?” (Yeni Özgür Politika 2 Mart 2015).

    1925 İhtilâlini anlatan bir şîn ve ‘Govend’ kilamı
    “1925 İhtilâli” kavramını tabii ki bilerek kullanıyorum. Çünkü, “Şêx Sait İsyanı” nitelendirmesi, resmi ideolojinin kasıtlı bir adlandırması (Bu konuda bkz. M. Bayrak: “Neden Şeyh Said İsyanı” Değil?.. (Ronahi gaz. Sayı:52/ 1996). Şêx Said’in, bu harekette önemli bir figür olduğu bir gerçek, ancak başta Kürt Özgürlük Örgütü yöneticileri olmak üzere birçok önderden biri. Zaten, bu örgüt liderlerinin 1926’da İsmet Paşa liderliğindeki Hükümet’e gönderdiği Kürd Milli Talepleri’ne ilişkin “Muhtıra- Mektup“ta da, 1925 Hareketi, “Kürd Milli İhtilâli” veya “Kürd Milli Direnme Hareketi“ olarak nitelendiriliyor.
    Günümüzde, Kürt müziğinin en popüler kılamlarından biri “Malan Bar Kir” adlı eserdir. Bunun okunmadığı bir düğün veya toplu etkinlik yok gibidir ve bu şarkı okunduğunda herkes govende durur. Türkiye’de yayımlanan ilk Kürt Halk Şarkıları kitabı olma özelliği taşıyan Kilam û Stranên Kurdî adlı inceleme-antoloji çalışmamda (Özge yay. Ank. 1991, s.214) 2 versiyonuna yer verdiğim bu eser, aslında bir “şîn kılamı”dır ve sözlerinden de zaten bu açıkça anlaşılmaktadır.
    Şêx Said’in de içinde önemli bir figür olarak yer aldığı ve idam edildiği 1925 Kürt Hareketi bastırıldıktan sonra, iki yıl içinde 15 bin kişi katledilmiş ve Kemalist yönetim tarafından 10 Haziran 1927’de çıkarılan İskân Kanunu ile isyan bölgesi Kürtlerinin bir kısmı Anadolu içlerine sürgün edilmişlerdi. İşte, “Malan Bar Kir” ağıtlama-kılamı, sürgüne gönderilenlerden geriye kalanların acılı, çaresiz ve ümitsiz durumlarını hüzünle dile getirmektedir.
    “Dinê lê, dinê lê, dinara mın/ Gewrê lê, rindê lê, hevala min” nakaratıyla süslenen bu kılamın geriye kalan bölümlerinde; evlerin yüklenip gittikleri, geriye öksüz dul ve yetimlerin kaldığı, ölülerinin bedenlerinin yılan ve farelere yem olduğu, keklik gibi kafese tıkıldıkları, deli değilken delirtildikleri anlatılmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, tam da Kürt özdeyişindeki gibi, insanlar hüzünle sevinci birlikte yaşamaya alıştırılmışlar…

    Şêx Said üzerine yakılan Kirmanckî/Zazaki ağıtlar
    1945 yılında hükümet kararıyla “Kürtler ve Kürt Hareketleri” üstüne bir çalışma yaptırılır. 2. Dünya Harbi bitimi Türkiye’nin yönünü Batı’ya çevirdiği bir aşamada hazırlatılan ve bizim de önemli bir bölümüne, 1993’de yayımladığımız Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri konulu belgesel
    çalışmamızda yer verdiğimiz bu doküman içinde birkaç tane de Şêx Said üzerine yakılmış Kirmanckî/Zazaki ağıt bulunuyordu.
    Raporu hazırlayan Ahmet Hasip Koylan’ın, Kürtçe bilmemesinden dolayı oldukça yanlış yazılan ve kimi yerde yanlış Türkçeleştirilen bu ağıtların doğru yazımı ve çevirileri konusunda, o zaman İsveç’te bulunan yazar ve dilci Malmîsanij’den yardım istemiştim. O da bu ağıtlarla Türkçe çevirilerini düzeltmiş ve kitapta böylece yer vermiştim (Bkz. S. 407-411). Burada ise, bu örneklerden yalnızca birine yer vermekle yetineceğiz:
    Hew wî, hey wi! Hesretê gote Qudretê: Tu rabe li derî malê binihêre vê delaletê!Sed mêrê me kuştun, du sed mêrê me birine Kela Milazgirê bira bişewiteHew wî, hey wî! Ez î hetta xweş bim li darê dinê, dengê derdê Babê Şêx Elî Riza ji dilê min dernayê.
    Hesretê gote Qudretê: Vê sibe dilê min pirr kîne- kin e; tirsa min bi wê tirsê ye, eskerê Cumhûriyetê giran e, pêşiya hêsîrê hudûdê Îranê vegerîne.
    Ez î hetta xweş bim li darê dinê, derdê Babê Şêx Elî Riza ji dilê min der nayê.
    Türkçesi şöyle:
    Eyvah, eyvah! Hesret Qudret’e seslendi: Kalk da dışarıya, şu dalalete bak sen!
    Yüz erkeğimizi öldürdüler, ikiyüzünü de götürdüler yanası Malazgirt Kalesi’ne
    Eyvah, eyvah! Ben dâr-ı dünyada yaşadıkça Şêx Ali Rıza’nın babasının (Şêx Said’in) acısının sesi çıkmayacak yüreğimden.
    Hesret Qudret’e seslendi: Bu sabah yüreğim çarpıntılı (endişeliyim); korkum o ki Cumhuriyet’in (Türkiye’nin) büyük ordusu İran sınırındaki esirlerin önünü çevirsin.
    Ben dâr-ı dünyada yaşadıkça Şêx Ali Rıza’nın babasının (Şêx Said) acısı çıkmayacak yüreğimden.

    Her Kürt direnme hareketinin destanı var…
    Şunu hemen belirtelim ki, Kürt direnme harekeleri ile katliamları üstüne yüzlerce manzume ve destan var. Bu anlamda salt son 100 yıla baktığımızda; gerek Ermeni ve Süryani soykırımı; gerek 140 köyün yok edilmesiyle sonuçlanan Koçgiri katliamı, gerek 15 bin kişinin katliyle sonuçlanan 1925 Hareketi, gerek 30 binin üzerinde insanın katliyle biten Ağrı-Zîlan katliamı, gerekse 40-50 bin arası insanın katliyle sonuçlanan Dersim soykırımı üstüne çok sayıda ağıtlama-manzumeye tanık oluyoruz. Bunlardan bir bölümü, doğrudan olayın kahramanı olan Alişêr gibi şair-önderlerce yazıldığı gibi; bir bölümü Yado gibi öne çıkan kahraman kişilikler, bir bölümü de olayın bütünü üstüne yakılan anonim eserlerdir. Bu anlamda, özellikle dengbêjler adeta gezgin tarihçiler mertebesindedir.
    Yaşadığımız bu acılı-sancılı süreçte bile, gün geçmiyor ki bir mahalli kadın ya da erkek dengbêjin, toplum vicdanının kabul etmediği bir olgu üzerine yaktığı ağıt yüreğimizi parelemesin. Hiç unutmalayım ki, (1) şiirden mahkum olup, bunun üzerinden mağduriyet ve mazlumiyet politikası yapan şimdiki Cumhurbaşkanı, belki bundan sonra (1001) şiirde anılacak!..
    Çağa tanıklık edecek yüzlerce ağıtlama- manzumeyi şimdilik bir tarafa bırakarak, Sivas-Madımak katliamında kaybettiği eşi-yoldaşı Metin Altıok’un ölümünden sonra hayata veda eden eşi Nebahat Çetin’in Kürdistan’ı anlatan bir şiiriyle sözlerimizi noktalayalım:
    “Dinlediğim en eski ezgidir doğu/ ağıtta hoyratta uzun havada/ palandöken nemrut bingöl yaylası/ zulüm bir kalleş düşmandır!/ bekler pusuda// Tanıdığım en yorgun insandır doğu/ savaşta kıtlıkta toyda düğünde/ yağlı kurşun yavan ekmek gelin kınası/ ölüm uykuda değil hiç/ sınır boylarına mayın döşendiğinde// Kokladığım en ürkek çiçektir doğu/ su boylarında koyraklarda kuytuda/ top, nergis, mor menekşe, sarı çiğdem/ bir kısa süreçtir bahar/ karasaban çiziğinde// Yaşıyorum en büyük sevdadır doğu/ kaygıda, umutta, aşkta herşeyde/ sevgi cana kıymaz bir güzel salgın/ eğer ki dostluğun gülüyse yürek/ ışıtır dağları şafaklar bir gün/ karanlığın ucu delindiğinde…”

  • Sivas 1993: Madımak Oteli’nde ne oldu?

    Sivas 1993: Madımak Oteli’nde ne oldu?

    2 Temmuz 1993, bir katliam tarihi olarak hafızalara kazındı. O gün, Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas‘a giden aydın ve sanatçılardan 33‘ü, kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti. Olayda iki otel görevlisi de yaşamını yitirmiş, iki saldırgan da ölmüştü.
    Aydınlar, sanatçılar ve şairler dört günlük şenlik programına katılmak, söyleşilere katılmak, kitaplarını imzalamak, şarkılarını söylemek için gitmişti Sivas’a. 1 Temmuz’da şenliğin açılışında konuşanlardan biri de yazar Aziz Nesin’di.
    Aziz Nesin, Behçet Aysan, Metin Altıok, Uğur Kaynar, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Asım Bezirci ve daha pek çok şair, yazar, sanatçı, düşünür şenlikler için kente gelmişti.
    33 kişinin en yaşlısı 66 yaşındaki Asım Bezirci, en genci ise folklor gösterisi için Sivas’a giden 12 yaşındaki Koray Kaya‘ydı.
    Katliamdan iki gün önce dağıtılan bir bildiri, 2 Temmuz’da neler yaşanacağının habercisi olmasa da, işaret gibiydi. Bildiride Aziz Nesin’in o sırada başyazarı olduğu Aydınlık gazetesinde yayımlanan Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” kitabından bahsedilmiş, Nesin hedef gösterilmişti.
    Bildiride dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in şenliklere ev sahipliği yapması eleştirilmiş, Nesin için “Şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir” denmişti.

    2 Temmuz 1993’te ne oldu?
    2 Temmuz günü Cuma namazının ardından etkinliklerin yapıldığı kültür merkezinin önüne bir yürüyüş başladı. “Sivas laiklere mezar olacak” atılan sloganlardan biriydi. Saldırgan grubun bir kısmı yeni dikilen “Halk Ozanları” heykelini yıkıp, yerde sürüklerken; bir kısmı Valilik önünde Ahmet Karabilgin‘i protesto etti.
    Valinin katliam sonrası İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği rapora göre, saldırganların sayısı her saat sayısı artmıştı. Yine aynı rapora göre, akşam saat 18.00‘de Madımak Oteli‘nin önünde o ana kadar hiçbir aşamada dağıtılmamış 15 bin kişi vardı. Otel önündeki araçlar ve sürüklenen heykel ateşe verilmiş, otelin camları kırılmıştı.
    140702140547_madimak_sivas_624x351_gettyYaklaşık 2 saat sonra otel ateşe verildi, saldırgan kalabalık sloganlarına devam etti.
    Madımak Oteli’nin önünden çekim yapan İhlas Haber Ajansı’nın görüntülerinde otelin etrafını kuşatanların sloganları yanında sözleri de duyulmuştu. Biri otelin birinci katına çıkan saldırgana “Lan yakın” diye seslenirken, bir diğeri ilk alevin görünmesiyle “Cehennem ateşi işte!” diye seslenmişti.
    Kente davet edilen takviye kuvvetler ise zamanında gelmedi veya gelenler yetersizdi. 35 kişi otelde hayatını kaybetti.
    Turgut Özal‘ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel‘in yerine DYP Genel Başkanı seçilen ve Başbakan olan Tansu Çiller görevi devralalı henüz bir hafta olmuştu. Çiller’in Madımak Oteli‘nde yaşananların ardından söylediği sözler ise siyasi tarihin hafızasına yazıldı:
    150702085034_cillerdemirel624_624x351_t24.com.trÇok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.”

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını vurguluyordu:
    Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş…Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır…Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”
    İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin’i suçluyordu:
    Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.”
    İlk dava sürecinde ne oldu?
    Çeşitli mahkemelerde başlatılan soruşturmalar o dönem kapatılmamış olan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) son buldu. Mahkeme ise görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay‘a gönderdi. Yargıtay ise dosyaya bakması gereken yerin Ankara DGM olduğuna karar vererek dosyayı geri gönderdi.
    Ankara 1 Nolu DGM’ye sunulan iddianamede olayların nedeni, “şenliklere katılanlar” olarak gösterildi, Aziz Nesin’in varlığı “eylemin hazırlayıcı sebepleri” arasında sayıldı.
    İddianamede şu ifadeler yer alıyordu:
    Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları, kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması, eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir.”
    DGM Başsavcısı Nusret Demiral dava henüz sonuçlanmadan, “Olayda örgüt yok, tahrik var” açıklaması yaptı. Görülen davanın karar metninde de buna paralel bir yaklaşım göze çarpmıştı. Gerekçeli kararda Aziz Nesin vurgusu vardı:
    “…Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz Nesin’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz Nesin’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz Nesin olmasına rağmen hedefte sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların…”
    Kararla birlikte 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Ancak bu karar temyiz edildi.
    Uzun süren hukuk süreci 2001 yılında sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin onadığı karar uyarınca, Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma girişiminde bulunan sanıklardan 33’ü ölüm cezası aldı; dördü 20 yıl, biri 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    Dava zaman aşımına uğradı
    Süren davalar, temyizler, müdahil avukatların talepleri yıllarca devam etti. Sivas Katliamı davası 20 yılın ardından geçen yıl zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldı.
    Aralarında katliamda yakınlarını kaybedenlerin aileleri başta olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve partiler “insanlık suçlarında zaman aşımının kaldırılmasını” talep etti ancak talepleri bir karşılık bulmadı.
    Mahkeme Başkanı, “İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz ama bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine karar verilmiştir” dedi.
    Karar üzerine dönemin başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı” dedi. Erdoğan kararı ayrıca, “İdam kalktığı için 33 kişi ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldu. Bunlar hep gözden kaçıyor. Hedef saptırılıyor” diyerek yorumladı.
    Başbakan ayrıca Sivas davasında mağdurlar olduğunu söyleyerek, “Sivas’a birçok gidişimde babalarının haksız yere, herhangi bir taksiratı olmadığı halde idama mahkum olduğu için ağlayan 15, 18, 19 yaşında kızlar var. Bunları göz ardı etmek suretiyle tek tarafa siyasi bir servis yapmayı doğru bulmuyorum. Gidip Ankara Adalet Sarayı’nın önünde gösteri yapmak suretiyle belli bir ideolojinin borazanlığını yapmanın doğru olduğuna inanmıyorum” diye konuştu.
    Sivas davası avukatlarından CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan zaman aşımı kararını temyiz etti.
    Dava sürecini BBC Türkçe’ye değerlendiren Sarıhan, “Bu olayın arkasındaki örgütlerin bulunmamış olması ve hiçbir zanlı hakkında gerekli aramanın yapılmamış oluşu bizi sadece olaydan sonra yakalanan insanlarla sınırlı bir davanın peşinde bıraktı. Bugün bu olayı yaratan örgütler bulunabilmiş değildir. Bu olayı yönlendirenler, tahrik edenler bulunmuş değildir. Bu nedenle tamamlanmamış bir dava ile karşı karşıyayız” diyor.
    Sivas ile ilgili “Yüreklerimiz Hâlâ Yangın Yeri” adlı araştırma kitabının yazarı Orhan Tüleylioğlu ise, “Sivas katliamı, Cumhuriyete, demokrasiye, özgür düşünceye ve en önemlisi insanın yaşama hakkına bir saldırıydı” şeklinde değerlendiriyor olayı.
    /Rengin Arslan




    https://www.youtube.com/watch?v=9MMyGmP1S1E