Etiket: sivas katliamı

  • Sivas Katliamı’nda yitirilen canlar hem Ankara’da hem Sivas’ta anılacak

    Sivas Katliamı’nda yitirilen canlar hem Ankara’da hem Sivas’ta anılacak

    PİRHA-2 Temmuz 1993 yılında Madımak Oteli’nde gericiler tarafından yakılarak katledilen canlar hem Ankara’da hem de Sivas’ta yapılacak miting ile anılacak. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezinde 2 Temmuz Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için yapılacak etkinliklerle ilgili toplantı yapıldı.

    Toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, Divriği Kültür Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Yozgat Demokratik Dernekler Federasyonu, AKA-DER, Halkevleri, CHP, ÖDP, EMEP, ESP, TKP, TİP, EHP, İHD, KESK, DİSK ve Alınteri Dergisi temsilcileri katıldı.

    ANMA HEM SİVAS’TA HEM DE ANKARA’DA YAPILACAK

    Burada bir konuşma yapan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Sivas Katliamı’nın 25. yılında anma etkinliklerini hem Sivas’ta hem de Ankara’da yapmak istediklerini ifade ederek, Ankara’da yapılacak olan anmayı emek ve meslek örgütleri, siyasi partiler ve sivil toplum örgütleriyle ortaklaşa gerçekleştirmek istediklerini kaydetti.

    2 Temmuz öncesinde 24 Haziran seçimleri olduğunu belirten Kaplan, “Mevcut siyasal iktidar geçtiğimiz 7 Haziran milletvekili seçimlerini kaybettikten sonra 1 Kasım seçimlerine giderken ülkede neler yaşandığını hepiniz biliyorsunuz. Aynı süreci yaşama endişesi içerisindeyiz. Bu endişelerimize rağmen Sivas Katliamı’nın anmasını gerek Sivas Madımak Oteli önünde gerekse de Ankara’da yapacağız” dedi.

    Arkasından söz alan PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin ise anma etkinlikleri için gelecek olan önerilerin ortaklaştırılması gerektiğine vurgu yaptı.

    ORTAKLAŞILAN ÖNERİLER

    Toplantı sonucunda ortaklaştırılan öneriler şöyle:

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenelrin anmasının aynı gün ve aynı saatte ülkenin her yerinde yapılması kararlaştırıldı. 2 Temmuz Sivas Katliamı protestosunun sadece Aleviler için değil, bütün devrimci demokratik kesimler içinde özel bir öneme sahip olduğu, bu yüzden kitlesel bir anmanın yapılmasına, Türkiye’nin içinde bulunduğu kritik süreçler bağlamında değerlendirildiğinde Alevilerin dışındaki tüm kesimlerin katılımının oldukça anlamlı ve değerli olduğu ifade edildi. Yerel anlamdaki etkinliklerin güçlü olduğu ölçüde merkezi anlamda mitinglerin de güçlü olacağı değerlendirilmesi yapıldı.

    25. yılında Sivas Madımak katliamı protestosu için her yerde kitlesel katılım çağrıları kurumlar tarafından yapılarak, sonuna kadar destek verilmesine karar verildi. AKP diktatörlüğüne karşı daha etkin bir mücadelenin önemi vurgulandı.

    Mitingin yapılması noktasında bir birliktelik içerisinde engelleme çabalarına karşı sonuna kadar direnilmesi ve her ne olursa olsun 2 Temmuz günü mitinglerin Ankara ve Sivas’ta yapılmasına karar verildi.

    Toplantı sonunda haftaya aynı gündemle tekrar toplanılması kararlaştırıldı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

        

  • Karamollaoğlu’dan Sivas Katliamı’na ilişkin skandal açıklama

    Karamollaoğlu’dan Sivas Katliamı’na ilişkin skandal açıklama

    PİRHA- Saadet Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu Sivas’da yaşananların katliam olmadığını ileri sürerek, “Pencereleri açmadıklarından dolayı insanlar ölmüş” dedi.

    CHP’nin seçim ittifakı yaptığı Saadet Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu, 24 Haziran seçim çalışmaları kapsamında Artı TV’de gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    Cumhurbaşkanı adayı öte yandan Sivas Katliamı’nın yaşandığı dönem Sivas Belediye Başkanlığı yapan Karamollaoğlu’nun Sivas katliamına ilişkin sözleri dikkat çekti. Yaşananların katliam olmadığını öne süren Karamollaoğlu,”Pencereleri açmadıklarından dolayı insanlar ölmüş” dedi.

    Temel Karamollaoğlu’nun ifadeleri şöyle:

    “Katliam olarak vasıflandırmadım. Bu üzücü bir hadisedir. Bu, hakikaten çok acı olarak tarif edilir. Ancak; katliam demek kasıtlı olarak ben bu insanları öldürmek için şunu yaptım denirse olur. Onun adı katliam olur. Ama orada bir hadise meydana gelmiş; oteldeki perdeler yakılmış, arabalar yakılmış.. Arkasında da ateş bacayı sarmış. İçerideki insanlar da benim hala anlayamadığım pencereleri açmadıklarından dolayı insanlar ölmüş.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Sivas Katliamı’yla neden hala yüzleşilmemektedir?’

    ‘Sivas Katliamı’yla neden hala yüzleşilmemektedir?’

    PİRHA – Adalet Bakanlığı’nın Sivas Katliamı’na ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne verdiği savunmada katliamdan olay diye bahsedilmesi ve yaşam hakkı ihlalinin tartışılır olduğunu ifade etmesi üzerine CHP’li Mehmet Tüm, meclise soru önergesi verdi. Önergede, “Sivas Katliamı hangi gerekçeyle insanlığa karşı işlenmiş suç olarak kabul edilmemektedir” sorusu yöneltildi.

    Adalet Bakanlığı, Sivas Katliamı davasının zaman aşımı ile düşmesi nedeniyle AYM’ye yapılan bireysel başvuruya savunma gönderdi. Bakanlık, savunmasında katliamdan “olay” diye bahsetti.

    Katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu savunan bakanlık, başvurucuların artık “mağdur sıfatını” taşımadıklarını öne sürdü.

    “MADIMAK’TA YAKILAN ATEŞ HALA YANMAYA DEVAM EDİYOR”

    Konuya ilişkin CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle meclise soru önergesi verdi.

    Bakanlığın savunmasıyla insanlığa karşı suç işlediğini belirten CHP’li Tüm, skandal açıklamalarına ilişkin şunları belirtti:

    “2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yakılan ateş hala yanmaya devam ediyor. Adalet Bakanlığının Sivas Katliamı’nın zamanaşımı sonrası düşmesine yönelik Anayasa Mahkemesi’ne verdiği savunma, bu ateşi ne yazık ki daha da körüklemiştir. Bakanlık savunmasında katliamdan ‘olay’ diye bahsediliyor, katliam insanlığa karşı suç ve yaşam hakkı ihlali olmadığı belirtiliyor.
    Üstelik bakanlığa, tazminat aldıkları için başvurucular artık ‘mağdur’ değil; mağdurlardan yaralanmalarını ispatlamalarını istiyorlar. Bu bir insanlık ayıbıdır, insanlı adına utançtır. Özellikle Alevi yurttaşlarımızın hassasiyetinin olduğu böyle bir konuda, bu şekilde utanç bir savunma yapılması, AKP’nin hala Sivas katliamının avukatlığını yapmaya devam ettiğini göstermektedir. Adalet Bakanlığının bu savunması, insanlığa karşı işlenmiş suça ortak olmaktır.”

    “BAKANLIĞIN SAVUNMASI İNSANİ DEĞERLERLE ÖRTÜŞMEKTE MİDİR?” 

    CHP’li Mehmet Tüm, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e verdiği soru önergesinde şu soruları yöneltti:

    -Sivas Katliamı hangi gerekçeyle insanlığa karşı işlenmiş suç olarak kabul edilmemektedir?

    -Bakanlığın savunmasında başvurucuların ‘tazminat almaları nedeniyle mağdur olmadığını’ belirtmesi, insani ve ahlaki değerlerle örtüşmekte midir?

    -Bakanlık, katliamdan sağ kurtulanların “yaşam hakkı ihlali” iddiasını kanıtlamalarını istemiş midir?

    -Özellikle Alevi yurttaşlarımızın hassasiyetle yaklaştığı Sivas Katliamıyla neden hala yüzleşilmemektedir?

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘İnsanlık dışı, gayri ciddi bir savunma, kınıyoruz’-VİDEO

    ‘İnsanlık dışı, gayri ciddi bir savunma, kınıyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Adalet Bakanlığı’nın Sivas Katliamı’na ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne vermiş olduğu savunma ile ilgili PİRHA’ya konuşan Evrensel Yol Partisi Genel Başkanı Metin Güler, “Adalet Bakanlığı’nın gayri ciddi, insanlık dışı savunmasını kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Adalet Bakanlığı, Sivas Katliamı davasının zaman aşımı ile düşmesi nedeniyle AYM’ye yapılan bireysel başvuruya savunma gönderdi. Bakanlık, savunmasında katliamdan “olay” diye bahsetti.

    Katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu savunan bakanlık, başvurucuların artık “mağdur sıfatını” taşımadıklarını öne sürdü.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Evrensel Yol Partisi Genel Başkanı Metin Güler, Sivas Katliamı’nda hepinizin bildiği gibi 35 insan katledildi. Adalet Bakanlığı’nın gayri ciddi insanlık dışı yazılı savunmasını kınıyoruz. Orada bir katliam yapıldı, orada bizim insanlarımız, canlarımız katledildi. Sivas Madımak’ta halkımız mağdur oldu. Bu konuda orada yaşam hakkı ihlali yok derken bu tamamen Alevilere yapılmış bir hakarettir, biz de Evrensel Yol Partisi olarak Adalet Bakanlığı’nın bu yazılı savunmasını kınıyoruz” açıklamalarında bulundu.

    “SİVAS’TA KATLİAM YAPILDI, İNSANLIK YAKILDI”

    Güler, Adalet Bakanlığı’nın savunmasında Sivas Katliamı’na katliam denilmemesine ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

    “Sivas’ta bir katliam olmadığı şeklinde geçiyor. Siz istediğiniz kadar katliam olmadığını söyleyin, istediğiniz kadar Sivas Katliamı’nı inkar edin, orada bir katliam yapıldı ve insanlık yakıldı, insanlığın kendisi diri diri yakıldı. Zulüm gördü.”

    Savunmada bakanlığın mağdurları suçladığını belirten Güler, ceza davalarının sonuçlandığını, açılan tazminat davalarının başvurucuların tazminata hükmettiğini, tazminata mahkum edildiğini, dolayısıyla bu davanın kapandığını söylüyor. Adalet Bakanlığı’nın bu maddesini de kınıyoruz” dedi.

    “BU DAVANIN PEŞİNDE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Çeşitli STK olarak partimiz dahil biz bu davanın peşindeyiz. Peşinde olmaya devam edeceğiz. Anayasa Mahkemesi’nde aleyhimize de sonuçlansa dahi gerektiği yerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de taşıyacağız” diye konuşan Güler şunları kaydetti:

    “Bu anlamda gerekli hukuksal mücadeleyi yürütmekten yanayız. Bu davayı Avrupa uluslararası ceza dairelerine taşıma diye bir derdimiz vardır. Adalet Bakanlığı’nın bu Emevici, Abbasici, tek taraflı Alevileri rencide eden, Alevileri aşağılayan maddelerini protesto ediyoruz, kınıyoruz.
    Bu anlamda Türkiye ve Avrupa genelinde bütün kurum ve kuruluşlar, Alevi canlarımız, insanlıktan yana yüreği atan bütün STK’ların bu davanın arkasında olmasını istiyoruz. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz diyerek Türkiye’de yaşayan bütün haklara, bütün ana dillere, değerlere, kültürlere, Alevi halkın onuruna, namusuna, diline, inancına, kültürüne, pirlerine, mürşitlerine sahip çıkmak hepimizin insanlık borcudur.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Adalet Bakanlığı’ndan skandal Sivas Katliamı savunması!

    Adalet Bakanlığı’ndan skandal Sivas Katliamı savunması!

    Adalet Bakanlığı, Sivas Katliamı davasının zamanaşımı ile düşmesi nedeniyle AYM’ye yapılan bireysel başvuruya savunma gönderdi. Bakanlık, savunmasında katliamdan “olay” diye bahsetti.

    Adalet Bakanlığı, Sivas katliamı davasının zamanaşımıyla düşmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruya karşı skandal bir savunma yaptı.

    Cumhuriyet’in haberine göre; Cafer Erçakmak’ın aralarında bulunduğu 8 sanığın yargılandığı Sivas Katliamı davasında zamanaşımı gerekçesiyle verilen düşme kararı üzerine, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruya karşı 22 sayfalık savunma metni gönderdi.

    “YAŞAM HAKKI İHLALİ TARTIŞILIR” İFADESİ

    Bakanlık Sivas Katliamı’ndan ‘olay’ diye bahsederken başvurunun tüm yönleriyle reddedilmesini istedi. Bakanlık, Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu insanlığa karşı suç ve adil yargılanma hakkı ihlali yönünden inceleyemeyeceğini öne sürdü. Katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu savunan bakanlık, “Başvurucuların bu olaylar nedeniyle nasıl bir yaralanmalarının oluştuğunu kanıtlamaları gerekmektedir” denildi.

    Başvurunun reddinin istendiği savunmada, başvurucuların hukuksal sürecin tüm aşamalarında bütün zarar görenlerin adeta suçlu muamelesi gördükleri, duruşmalar sürecinde sanıkların hakaret dolu eylem ve sözleri ve sanıkların yakalanmasında gösterilen görev ihmallerinin adeta özellikle sol görüşlü ve Alevi olan yurttaşların bir değeri olmadığı, ikinci sınıf insan oldukları sonucunu doğuracak eylem ve işlemlerle dolu olduğu, konuyla ilgili TRT’nin yanlı programlar yaptığı, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapılması isteminin reddedildiği, bu nedenle ayrımcılığa maruz kalındığı ifadelerine de değinildi ve başvurucuların ayrımcılığa maruz kaldığına dair yeterli somut bilgiler olmadığı iddia edildi.

    “BAŞVURUCULAR ARTIK MAĞDUR SIFATINI TAŞIMIYOR”

    Yaşam hakkı şikayetleriyle ilgili etkili soruşturma yapılmaması konusunda mağdurları suçlayan bakanlık, 23 Eylül 2012 tarihinden önce 6 ay içerisinde AİHM’ye aynı tarihten itibaren 30 günlük süre içerisinde AYM’ye başvuru yapılmamış olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtti.

    Savunmada, Sivas olaylarıyla ilgili ceza davalarının sonuçlandığı, açılan tazminat davalarında başvurucular lehine tazminata hükmedildiği belirtilerek, başvurucuların artık “mağdur sıfatını” taşımadıkları öne sürüdü.

  • Donmaktan kurtulduğu şehirde yanarak can veren Asaf Koçak’ın belgeseli ‘Dino’-VİDEO

    Donmaktan kurtulduğu şehirde yanarak can veren Asaf Koçak’ın belgeseli ‘Dino’-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Karikatürist Asaf Koçak’ın yaşamını konu edinen belgesel ‘Dino’nun Yönetmeni Kerem Tekoğlu ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi de, “En büyük noktası donmak ve yanmak arasındaki çizgidir” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Keremo olarak bilinen Yönetmen Kerem Tekoğlu Sivas ‘ta Madımak Oteli’nde gericiler tarafından yakılarak hayatını kaybeden karikatürist Asaf Koçak’ın yaşam öyküsünü beyaz perdeye taşıdı.

    Yönetmen Kerem Tekoğlu’un sırasıyla Yozgat Yerköy ilçesi, Kırşehir, Ankara, İstanbul, Didim ve Almanya’da gerçekleştirdiği belgeselde aile, yakınları ve Sivas Katliamı’nda sağ kurtulup son nefesine kadar yanında olan arkadaşlar yer alıyor.

    ANNESİNİN ONA TAKTIĞI LAKAP ‘DİNO’

    Orta Anadolu Kürtleri ile ilgili yaptığı çalışmalar sırasında Kırşehir’de böyle bir proje yapma fikrinin oluştuğunu söyleyen Yönetmen Kerem Tekoğlu şöyle konuştu:

    “Kırşehir’deki yazarlar, çizerler, sanatçılar vb kişilerle araştırmalar, sohbetler yaparken ‘Dino’ ismine rastladım. ‘Dino’ 1993’de Sivas’ta katledilen 33 aydından birisi Asaf Koçak’tı. Dino çocukluğundan beri onun sıra dışı yaşamından kaynaklı annesinin ona taktığı bir isimdi. Koçak’ın bulunduğu, büyüdüğü, yaşadığı o çevre Türkiye’de neredeyse milliyetçiliğin en yoğun yaşandığı bir yer. Ve böyle bir yerde Koçak gibi halkçı, hümanist ve yurtsever diyebileceğimiz bir düzeyde kişilik çıkıyordu önümüze. Ve bununla ilgili çalışmalar yaptım. Biten projemiz ‘Dino’ adı altında Asaf Koçak’ın biyografisi.”

    Tekoğlu, 5 aylık bir çalışmanın ürünü olan belgeselde, Bîrnebûn dergisi ve özellikle Avrupa’da yaşayan Kırşehir Kürtleri üzerine araştırmalar yapan Vahit Duran’ın ciddi katkılarının olduğunu söyledi. Öte yandan ilk karikatürlerini yayınlayan ‘Koçak’ dergisinin sahibi Mahmut Emin, yakın dostu fotoğrafçı Çerkez Karadağ, Sivas’ta yangın esnasında son nefesine kadar yanında olan Ali Balkız ile yine Sivas’ta donma tehlikesi geçiren ve ölmek üzereyken onu kurtaran öğretmen Fikriye Avcı Bor ile röportajlar yaptı.

    YAŞAMA BAKIŞI KARİKATÜRLERİNDE CAN BULUYOR

    Tekoğlu gerçekleştirdiği görüşmelerden Asaf Koçak’a ilişkin edindiği izlenimi şöyle anlattı:

    “Asaf Koçak bulunduğu çevreye düşüncesi, kıyafetleri ile uymayan bir kişilik aslında. Onun için annesinin ona taktığı ‘Dino’ lakabını ilk dönemlerde çok fazla kullanıyor. Koçak kadına yönelik şiddeti çok fazla dile getiren karikatürlerinde ön plana çıkan çalışmaları var. İktidarın özellikle Kürtler üzerinde ve ezilen diğer halklar üzerindeki baskılarını çok fazla ön plana koyan ciddi karikatürleri var. Yine gerici, yobaz zihniyetin aydınlık üzerinde aydınlıktan korkan kişilikler üzerine ciddi karikatürleri olan bir kişi.”

    KOÇAK’IN ALEVİLİĞE OLAN İLGİSİ

    Koçak’ın Aleviliğe olan ilgisinin ise üniversite yıllarında oluştuğunu söyleyen Tekoğlu, “İstanbul’da Davut Paşa Lisesi’ni bitirdikten sonra Kırşehir Eğitim Enstitüsünden mezun oluyor ve öğretmen oluyor. Öğretmen olurken Sivas’ın bir Alevi köyünde öğretmenlik yapıyor. Burada onun tabiriyle  ‘insanlara aşık oldum’ mantığıyla ciddi ilişkiler ediniyor. Oradaki bütün insanlar Asaf’ı çok seviyor. Köylülerin ona sahip çıkması, orada ki gençlerle olan diyaloğu Alevilerle ilgili yaşamı biraz daha Sivas’ta öğretmenlik yaptığı yıllarda filizleniyor. Ailesine tatile geldiğinde ablalarına ‘ben Alevi olacağım, Aleviler çok iyi’ diyormuş. Yozgat Yerköy’de gençliğinde o ırkçı kesim birkaç kere onu dövüyor, kavga ediyorlar. Asaf’ı kireç kuyusuna atıyorlar. 6-7 yıllık öğretmenlik hayatından sonra ‘memurluk bana göre değil’ diyerek öğretmenliği bırakıyor. Öğretmenlik sonrası bütün yaşamı Aleviler, Kürt yurtseverler ve diğer sol camiayla birlikte geçiyor. Öğretmenliği bıraktıktan sonra ciddi maddi sorunlar yaşıyor. Kendi sanatını icra etmeye çalışıyor ve geride bıraktığı ciddi karikatürleri var. Bu karikatürler onlarca dergide, gazetede ve kitap kapağı olarak kullanılıyor” dedi.

    Tekoğlu, Koçak’ın donma tehlikesi geçirdiği ana ilişkin ise şu bilgileri verdi:

    “Sivas’da öğretmenlik yaptığı yıllarda bir donma tehlikesi geçiriyor. Orada bir öğretmen arkadaşı Fikriye Avcı Bor onu kurtarıyor. Ama orada Alevi komşular imdatlarına yetişiyor ve hayatını kurtarıyor. Alevilere bağlılığı bundan kaynaklı.”

    YANMAK VE DONMAK METAFORLARI

    Koçak’ın yaşadığı donma tehlikesi ile Sivas’ta yanarak can verdiği iki olaydan yola çıkarak yanmak ve donmak metaforlarına yer verdiği kurmaca belgeseline ilişkin ise şunları söyledi:

    “Bu belgeselde de donmak ve yanmak metaforlarını da kullandık. Zaten kar, kış ve ateş metaforları çok ön planda bu belgeselde. Birçok metafor kullandık ama en büyük metaforu, onun fötr şapkasıyla başlıyor. O dönem saçlarının uzun olması ve fötr şapka takıyor diye ‘deli’ diyorlar. Biraz o metaforları kullandık.  Sivas’da donmaktan kurtuluyor ama yanmaktan kurtulamıyor. Yani öğretmenlik yaptığı yıllarda donuyor ve kurtuluyor. Kar, kış ciddi bir metafor. Ve yine aynı şekilde 1993’de Sivas’ta yanmaktan kurtulamıyor. En büyük noktası donmak ve yanmak arasındaki çizgidir.”

    Belgeseli uluslararası birçok festivale göndermeyi düşünen Tekoğlu, “Bu projenin büyük birkaç galasını yapmayı düşünüyoruz. Özellikle Alevi kurumlarıyla biraz daha yoğun görüşmeyi planlıyoruz. Almanya’da ve Ankara’da gala yapmayı planlıyoruz. Birçok yerde gösterimi yapılacak” dedi.

    Sevim KAHRAMAN

    İSTANBUL

  • ‘Sivas sanıklarını koruyorlar; Adalet yerini bulana kadar, yanıt alana kadar soracağım’

    ‘Sivas sanıklarını koruyorlar; Adalet yerini bulana kadar, yanıt alana kadar soracağım’

    PİRHA- Babası Şair Metin Altıok’u Sivas Katliamı’nda kaybeden CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, “Meclis başkanı tarafından soru önergelerim reddedilse de, sorularımın yanıtını alana kadar sormaya ve adalet yerini bulana kadar mücadeleye devam edeceğim” dedi.

    CHP Genel Başkan Yardımcı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın, Sivas Katliamı sanıklarının akıbeti hakkında verdiği soru önergesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı İsmail Kahraman tarafından ‘kişisel ve uzun’ olduğu gerekçesiyle 3’üncü kez işleme konmadı.

    “KAHRAMAN’IN YAPTIĞI HUKUKSUZLUK” 

    Soru önergesinin işleme alınmamasını PİRHA’ya değerlendiren Zeynep Altıok Akatlı, yapılan işlemin hukuksuz olduğunu ve İsmail Kahraman’ın karar vereceği bir şey değil, diyerek tepki gösterdi.

    Madımak Katliamı sanıklarını savunanların AKP iktidarı döneminde bakan, milletvekili, belediye başkanı gibi görevlere getirilmesinin tesadüf olmadığına ve ideolojik bir ortaklığa dikkat çeken Zeynep Altıok Akatlı şunları ifade etti:

    “Soru önergesinin 3. kez reddediliyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. İsmail Kahraman bunu yaparak Sivas sanıklarını koruyor. Bu yaklaşımlar ile bir beklenti yaratarak, geçmişte verdikleri sözleri yerine getiriyor hava oluşturuyorlar. 25 yıllık adaletsizliği, adalete kavuşturmak yerine sanıkları serbest bırakmak istiyorlar. En son İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal’ın ‘Orada can verenler de, orada hapis yatıp bedel ödeyenler de mağdur diye bakıyorum’ açıklaması bunu gösteriyor.”

    “SORULARIMIN YANITINI ALANA KADAR SORACAĞIM”

    “Meclis başkanı tarafından soru önergelerim reddedilse de, sorularımın yanıtını alana kadar sormaya devam edeceğim” diyen Zeynep Altıok Akatlı ayrıca, “Başbakanlık İletişim Merkezi’nin (BİMER) vereceği cevaba göre de suç duyurusunda bulunacağım” dedi.

    ALTIOK AKATLI ADALET BAKANININ YANITLAMASINI İSTEMİŞTİ  

    Babası Şair Metin Altıok’u Sivas Katliamı’nda kaybeden CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, verdiği soru önergesinde Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e şu soruları yöneltmişti:

    -“Halen cezaevlerinde Sivas davasında hüküm giymiş kaç kişi vardır?

    -İnfazı tamamlanıp serbest kalan hükümlü sayısı kaçtır?

    -Hakkında yakalama kararı bulunan sanıkların yakalanması için ne gibi çalışmalar yürütülmektedir?”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevilerden Mevlüt Uysal tepkisi: AKP bunları ödüllendirdi; utanma duygularını yitirdiler

    Alevilerden Mevlüt Uysal tepkisi: AKP bunları ödüllendirdi; utanma duygularını yitirdiler

    PİRHA – Bir dönem Sivas Katliamı sanıklarının avukatlığını yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yeni başkanı Mevlüt Uysal, katliam nedeniyle hapis yatanları ‘mağdur’ olarak nitelendirdi. Alevi Kurum başkanları, Uysal’ın bu açıklamalarına tepki göstererek, Alevi Katliamı yapanların ve bunları savunanların AKP hükümeti tarafından bakanlık, milletvekilliği ve bürokratlık verilerek adeta ödüllendirildiğini ifade ettiler.  

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal’a 24 yıl sonra Sivas Katliamı’nda sanıkların avukatı olduğu için pişman olup olmadığı soruldu. Uysal  Sivas davasının duruşmalarına girmekten pişman olmadığını belirterek, “Orada can verenler de, orada hapis yatıp bedel ödeyenler de mağdur diye bakıyorum” dedi. Uysal, “O süreçte baktığım pencereden yaptığım mücadele doğru mu derseniz, evet doğru” dedi.

    PİRHA’ya açıklamalar yapan Alevi kurum başkanları Mevlüt Uysal’ın bu açıklamalarına tepki gösterdi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muhittin Yıldız, bu açıklamaları yapanlarının zihniyetlerinin belli olduğunu belirterek, “Dönem dönem devlet kendi elleriyle yaptırmıştır. Dönem dönem de devlet kendi paramiliter güçlerini kullanarak bu katliamları yaptırmıştır” dedi.

    Mevlüt Uysal’ın açıklamasının da bunun bir benzeri olduğunu söyleyen Yıldız, “Devlet bu paramiliter güçleriyle yaptırdığı katliamı savunanlardan biri de Mevlüt Uysal’dır. Daha doğrusu bu intikamı ve kini tekrar kusmaya başladılar” ifadesini kullandı.

    “KATLİAM SANIKLARININ AVUKATLARINA BAKANLIKLAR VERİLİYOR”

    “Mevlut Uysal, dünkü açıklamalarıyla katliamı yapanların arkasında durduklarını aleni olarak belli etmiştir” diyen Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Geçmişteki emevi zihniyetinde olan bugünkü vahabi anlayışındaki 2023 projeleri dedikleri tek dil, tek din yani bir kalıba koyma açısından yani toplumu tamamen tekleştirme açısından koydukları kalıbın ürünleri. Geçmişte bu katil kalemleri olsun, katil paramiliter güçlerin arkasında duran avukatları olsun bugün onlara Belediye Başkanlıkları veriliyor, bürokratlık veriliyor, bakanlık veriliyor, daha doğrusu Alevilere yapılan bu katliamın öncülerine, baronlarına payeler veriyorlar” ifadesini kullandı.

    “DERSİM VE SİVAS’TA KARA BULUTLAR HALA KALKMADI”

    Alevileri sunni anlayışın içine koymak adına bir takım projelerin hazırlandığına dikkat çeken Yıldız, “Bu toplumda, Sivas’ta kara bulutlar hala kalkmadı, Dersim’de kalkmadığı gibi. Bugün iki bölgeye baktığınız zaman iki bölgede dönem dönem bu kara bulutların tütünleri tütüyor. Dersim’de olduğu gibi. Dersim’de bir takım travmalar yaşanıyor, orman yangınlarından tutun Dersim’deki pilot uygulama. Yani daha çok sunni anlayışın içine Alevileri koymak adına bir takım projeler hazırlanıyor” dedi.

    SİVAS DAVASI SANIKLARI, AVUKATLARI DEVLET TARAFINDAN ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan, Mevlut Uysal ve onun gibilerinin Sivas davası sanıklarının, katillerin, avukatlarının devlet tarafından ödüllendirildiğini söyledi. Kaplan, “Birçoğu bakan, milletvekili, belediye başkanı oldular. Yine bir ödüllendirme daha yaşandı. Adı geçen şahıs Mevlüt Uysal İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına oturdu” dedi.

    İnsanların siyaset yapmasına veya demokratik alanda mücadele etmelerine karşı olmadıklarını belirten Kaplan, “Ancak 1993 yılında Madımak’ta Türkiye’ye bir travma yaşatıldı. Adeta bugünlerin temeli o günlerden atıldı. Sivas 1993 Madımak’ta yaşanan katliamla yüzleşilseydi arka yüzü aydınlatılsaydı ortada Sivas’tan sonra hiçbir katliam gerçekleşmezdi” şeklinde konuştu.

    “MEVLÜT UYSAL PERDE ARKASINDA KİM VARSA ONU AÇIKLASIN”

    “Mevlüt Uysal Sivas’ta katillerin de bir maşa olduğunu ve o içeride yatanların da maşa olduğunu çok iyi biliyor” diyen Kaplan, “Perde arkasını bize açıklarsa Mevlüt Uysal’ın bu konuda samimi olduğuna inanırız. Ama perde arkasında kimler olduğunu Mevlüt Uysal bizden daha iyi biliyor. Madımak katliamı Cumhuriyet tarihinde öyle sıradan bir katliam değil. Türk siyasi hayatının dönüm noktasıdır. Türkiye cumhuriyetinin yönetim şeklinin bu hale gelmesinin mihenk taşıdır, miladıdır. Bunun için Mevlüt Uysal önce perde arkasında kimler varsa bir avukat olarak onu açıklasın.”
    Kaplan ayrıca “Bu kompleksli suçluluk duygusunun dışa vurumudur” diye konuştu.

    “UTANMA DUYGULARINI DA YİTİRDİLER”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Tuncer Baş da Mevlüt Uysal’ın açıklamalarına tepki gösterdi. “Gerçek yüzlerini göstermekten çekinmiyorlar” diyen Baş, “Ahlaki normları o kadar düştü ki utanma duygularını da yitirdiler. “Can verenlerin de hapis yatarak bedel ödeyenlerin de mağdur olduğunu ifade eden zihniyet mağduriyetle mağdur etme arasındaki etik çizgiyi de kaybetmiştir. Bu değersizleşmek, vicdansızlaşmak ve insani vasfını bile yitirmektir” ifadelerini kullandı.

    “KATLEDİLEN İNSANLAR ÜZERİNDEN SİYASET YAPILIYOR”

    Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir de Sivas Katliamı’ndan bu yana 8, 10 tane katliamı yapanların avukatlarından 8-10 kişiye AKP hükumeti tarafından bakanlık, milletvekilliği, belediye başkanlığı verildiğini söyledi.

    Mevlüt Uysal’ın açıklamalarını kınayan Doğan Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Zihniyetle alakalı. Bunların zihniyeti bozuk. Ölmüş insanlar üzerinden nemalanıp hala 24 yıl önce diri diri insanları yakanları savunanlar herhalde biraz insani ve vicdani duyguları tekrar sorgulamaları lazım. Şiddetle kınıyorum lanet olsun diyorum onlara. Çünkü böyle bir durumda bile insalar üzerinden nemalanıp hala oradan rant sağlamaya çalışanları da zaten her platformda her yerde söylüyoruz. Bunlarla ilgili basında, kamuoyunda yargıda takip etmekten, sorgulamaktan ve dava açmaktan yorulduk ama bu adamlar bu davalarından bu duruşundan vazgeçmediler.”

    Alevilere her zaman olduğu gibi her koşulda ayrımcılık yapıldığını vurgulayan Demir, “Her koşulda Aleviler yok sayılıyor. Her koşulda katledilen insanlar üzerinden siyaset yapılıyor. Yani işin doğrusu biz bu zihniyeti biliyoruz. Bunları tanıyoruz. Bunlardan zaten farklı bir şey de beklemiyoruz”dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • HBVAKV Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç: OHAL Rejimi bu hükümette alışkanlık yarattı-VİDEO

    HBVAKV Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç: OHAL Rejimi bu hükümette alışkanlık yarattı-VİDEO

    PİRHA-OHAL’in uzatılmasına ve Temel Karamolaoğlu’nun açıklamalarına tepki gösteren HBVAKV Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç, “Olağanüstü Hal Rejimi bu hükümette alışkanlık yarattı. OHAL tek adam rejimini destekleyen bir sistemdir” ifadelerini kullanan Tunç, Temel Karamolaoğlu’nun açıklamalarına ilişkin ise “Sivas katliamındaki zihniyet bu günde devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

    OHAL’in 5 nci kez uzatılmasına toplumun birçok kesimi tarafından tepki gösterilirken. Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç, OHAL’in uzatılmasına ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun açıklamalarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “OHAL, TEK ADAM REJİMİNİ DESTEKLEYEN BİR SİSTEMDİR”

    “Olağanüstü Hal Rejimi bu hükümette alışkanlık yarattı. OHAL tek adam rejimini destekleyen bir sistemdir” diyen Tunç, “Cumhurbaşkanının, Hükümetin ve yandaşlarının yaptıklarının hesabının sorulmaması için OHAL’i devam ettiriyorlar. Bir buçuk yılla yakındır OHAL ile Ülkemizde Diktatöryal bir rejim uygulanmaktadır. OHAL’de devleti yöneten kişilere çok büyük yetkiler veriyor. Bu rejim ile özgürlükleri kısıtlayan toplumu sindiren politikalarla Ülkemiz bir çıkmaza girmiş. Bir basın açıklaması yapmak isterseniz ilin valisinden izin almanız gerekiyor. Ülke tamamen talimatlarla ve keyfi uygulamalarla yönetiliyor. Cumhurbaşkanı talimat veriyor, Parlamento yasayı çıkarıyor. Böyle bir yönetim şekli bu ülkeye yakışmıyor. OHAL bir an önce kalkmalıdır”  dedi.

    “BÜTÜN HALKLAR BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİDİR”

    “Top yekûn bir hareket olmadığı sürece, Alevilerin ve Kürtlerin sokağa çıkmasıyla bu ülkenin sorunları çözülemez,” ifadelerini kullanan Tunç, “OHAL’in kalkması için Alevi’si, Sünni’si, Kürdü, Türkü ile duyarlı bütün kesimlerin birlikte hareket ederek buna karşı çıkması gerekiyor. Bu ülkenin ezilenleri, yok sayılanları ve bütün halklar ortak bir şekilde mücadele ederse ancak sesimizi duyurabiliriz” ifadelerini kullandı.

    “SİVAS KATLİAMININ ZİHNİYETİ BU GÜNDE DEVAM ETMEKTEDİR”

    Son olarak Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “Sivas olayı katliam değildir hadisedir, sözlerine tepki gösteren Tunç, “Dün Sivas’ta katliam yapan zihniyetten değişen hiçbir şey yok. Bu gün Ülkemizde çıkartılan yeni yasalar ve yetiştirilen dindar kesim ile bu daha da giderek yayılıyor. Bunun örneklerini medyadaki haberlerde ve sosyal medya paylaşımlarında da görüyoruz. Muhafazakâr dindarda olsa bu söylemler bir siyasi partinin genel başkanına yakışmıyor. Bunun kabul edilecek bir tarafı yoktur” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL-ADIYAMAN

  • Türkdoğan ve Kaya: ‘Sivas Katliamına’ katliam diyemeyenleri vicdana davet ediyoruz-VİDEO

    Türkdoğan ve Kaya: ‘Sivas Katliamına’ katliam diyemeyenleri vicdana davet ediyoruz-VİDEO

    PİRHA – Bir televizyon kanalında “Sivas katliamı demekten imtina ediyorum” diyen Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na, İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya tepki gösterdi. Öztürk ve Kaya, ‘Sivas Katliamına’ katliam diyemeyenleri vicdana davet ediyoruz” diyerek, Sivas’ta yaşanılanın tam bir katliam ve insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu ifade ettiler. 

    HABERİN VİDEOSU

    Eski Sivas Belediye Başkanı, şimdi ise Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun bir televizyon programına katılarak Sivas Katliamı için  “Sivas katliamı demekten imtina ediyorum” şeklindeki sözlerine tepkiler gelmeye devam ediyor. Konuya ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD ) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya PİRHA’ya konuştu.

    “ER YA DA GEÇ FAİLLER CEZALANDIRILACAKLAR”

    Aradan yıllar geçtikten sonra Sivas Katliamı’na hala katliam diyemeyen siyasileri duymanın ve görmenin kendilerini üzdüğünü söyleyen İnsan Hakları Derneği (İHD ) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Sivas’ta yaşanılanın tam bir katliam ve insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu ifade etti.

    “O zaman yürürlükte olmayan, ama şu anda yürürlükte olan TCK 77. Maddesinde bu fiillerini aslında insanlığa karşı işlenmiş suç olarak tanımlanıyor” diyen Türkdoğan, “Çünkü siz bir inanç grubunun önderlerine, inanç grubunun aydınlarına yönelik sistemli bir şekilde öldürme fiili gerçekleştirmişseniz ve bunu bir plan dâhilinde yapmışsanız bu aynı zamanda insanlığa karşı bir suçtur” ifadesini kullandı.

    Sivas davasında yargılamanın sonlarında zaman aşımı tartışmalarının olduğunu ve mahkemenin kamu görevlileri bakımından insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı işleyemeyeceğine dair bir gerekçe yazdığını söyleyen hukukçu Türkdoğan, “Aslında Sivas davasında mahkeme bu kararıyla insanlığa karşı suç işlenmiş olduğunu da, bir şekilde tescillemişti” dedi.

    “KATLİAMIN NE OLDUĞUNU BİLMİYORLARSA HUKUKÇULARA SORSUNLAR”

    ‘Sivas Katliamına’ katliam diyemeyenleri vicdana davet etmek isteyen Öztürk Türkdoğan, “Bu insanlar gerçekten katliam terimini bilmiyorlarsa, katliamın ne olduğunu bilmiyorlarsa, insanlığa karşı suçun ne olduğunu bilmiyorlarsa, kendi hukukçularına dahi sormaları yeterlidir” dedi.

    Türkdoğan, Sivas’ta olanların katliamdan da öte insanlığa karşı suç olduğunu belirterek, bu suç faillerinin er ya da geç mutlaka cezalandırılacağını vurguladı.

    “ONLARI VİCDANLARA MAHKUM ETTİK”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya ise, Temel Karamollaoğlu’nun sözlerini eleştirerek, “O gün planlı olarak inancından,  düşüncelerinden dolayı insanları katledenlere gazanız mübarek olsun diyen o dönemin belediye başkanı bu kadar zaman geçtikten sonra vicdanında bir muhasebe yaparak bu katilleri kınaması ve bunu katliam olarak tescil ettirmesi lazım. İnsanlık vicdanı bunu gerektirir. Ama görüyoruz ki o dün gazanız mübarek olsun diyen bu zat bugün ben katliam diyemem, diyor. Katliam olabilmesi için bir kişinin tasarlayarak orada gidip insanları katletmesi gerekirmiş. Planlıydı, o güruhu oraya getirenler, ona öncülük edenler, inançlarından, düşüncelerinden, yaşam tarzlarından dolayı insanlar  bir güruh tarafından katledilmiştir. Bunu diyemeyenleri insan olarak kayıt defterine dahi yazmayı uygun görmeyiz” diye konuştu.

    Aleviler olarak, onları vicdanlarında mahkum ettiklerini söyleyen Kaya, Temel Karamollaoğlu’nun tutumunu kınadıklarını belirterek şunları vurguladı:

    “İnsanlığın tarihinde kara bir leke olarak bunların adları geçecektir. Bunlar her zaman lanetlenecektir. Dün Yezit’in Kerbela’da yaptığı ile Dersim’de, Koçgiri’de, Sivas Madımak’ta yapılanlar bir katliamdır. Buna katliam demeyenlerin insanlığından şüphe ederim. Bu nedenle Temel Karamollaoğlu’nun bu tutumunu kınıyoruz, vicdana davet ediyoruz. Dünkü katliamı yaşayıp gören birisidir. Hala bunu diliyle bile zikretmekte zorluk çekiyorsa bu katliamın müsebbiplerinden biri olarak, önümüzde yapılacak katliamlara da cevap veriyor demektir. Bu nedenle de bunu bir insanlık suçu olarak görüyorum. Bu tavrı da Alevi toplumu olarak şiddetle kınıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • FEDA Eş Başkanı Kaya’dan Karamollaoğlu’na tepki: Bu nefret ve düşmanlık niye?

    FEDA Eş Başkanı Kaya’dan Karamollaoğlu’na tepki: Bu nefret ve düşmanlık niye?

    PİRHA- Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun Sivas Katliamı ile ilgili sözlerine tepkiler gelmeye devam ediyor. FEDA Eş Başkanı Veli Kaya, Karamollaoğlu’nun sözlerine yönelik, “Bu açıklamalar katliamın devamına işaret ediyor” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Veli Kaya, bir televizyon kanalına konuk olan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun, Sivas Katliamı ile ilgili bir soru üzerine, “Sivas katliamı demekten imtina ediyorum” sözlerine yönelik, “Tarih boyunca hiç bir halkın kanı ellerine bulaşmayan doğada tüm canlı cansız varlıkların kutsallığını felsefe edinen bu mazlum halka bu nefret ve düşmanlık niye?” diye sordu.

    “BU AÇIKLAMA İNSAN AKLI İLE ALAY ETMEKTİR”

    “2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta 33 can devletin gözü önünde, canlı yayınlar eşliğinde katledildi. Dönemin Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu da bu kitleyi kışkırtanlar arasındadır” diyen Kaya, “Bu açıklama insan aklıyla alay etmek ve bu insanlık suçunu basitleştirmekten başka bir şey değildir” şeklinde konuştu.

    Kaya devamında şunları söyledi:

    “Evet Sivas Katliamı bir Alevi katliamıdır. Bu açıklamalar katliamın devamına işaret ediyor. Tarih boyunca hiç bir halkın kanı ellerine bulaşmayan doğada tüm canlı cansız varlıkların kutsallığını felsefe edinen bu mazlum halka bu nefret ve düşmanlık niye?

    “KENDİLERİ DIŞINDAKİ TÜM İNANÇLARA DÜŞMAN MUAVİYE ZİHNİYETİ KINIYORUZ”

    Devletin başındakiler nefret söylemleri ile savaşı tırmandırıyorlar. Sivas Katliamı davası  zaman aşımına uğratılırken, dönemin Başbakanı Erdoğan, “Milletimiz, ülkemiz için hayırlı olsun” diyerek ne kadar nefret ve kin dolu olduğunu göstermiştir. Yine “Cemevi mi, cümbüş evi mi” diyerek nefret söylemlerine devam etmiştir.

    FEDA olarak, kendinden olmayan tüm halk ve inançlara düşman bu muaviye zihniyeti kınıyoruz. Bunlara karşı Hüseyni duruşuyla, Pir Sultan Abdal, Seyit Rıza ve Alevi yol önderlerinin ruhuyla direnerek, mutlaka başaracağımızı söylüyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sultan Metin için Sivas’ın acısı hiç dinmedi: Kızımın adı artık ‘Pir Sultan Handan’-VİDEO

    Sultan Metin için Sivas’ın acısı hiç dinmedi: Kızımın adı artık ‘Pir Sultan Handan’-VİDEO

    PİRHA-Sultan Metin, dört çocuk annesi. Kızı Handan, 2 Temmuz 1993 Sivas’ta Pir Sultan Abdal anma etkinliklerinde Madımak otelinde yakılarak katledilen 35 insandan biri. Anne Sultan Metin, kızlarının katledilmesinin acısını ilk günkü gibi yaşıyor hala. Baba Sadık Metin de öyle. Ama bu acıyı katmerleştiren, kızları ve 34 kişiyi katledenlerin hala yargı önüne çıkarılıp adaletin yerini bulmaması olmuş. Bugün ise 24 yıllık davanın duruşmasına devam edildi. Firari 3 sanığın yargılandığı duruşma 20 Şubat 2018 tarihine ertelendi. 

    HABERİN VİDEOSU

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılanlardan 35 kişinin siyasal islamcılar ve ırkçılar tarafından yakılarak öldürüldüğü Madımak Katliamı hala yürek burkmaya devam ediyor. 24 yıldır mahkeme salonlarını dolduran ailelerin acıları ise ilk günkü kadar taze. Handan Metin’in 24 yıl önce bıraktığı evi onun izlerini taşıyor. Ailesi yaşadıkları acıyı PİRHA’ya anlattı.

    Anne Sultan Metin, ODTÜ’de okuyan kızları Handan’ı sevgiyle anarken, onun Sivas’a giderken adeta onlarla vedalaşır gibi ayrıldığını şu sözlerle anlatıyor:

    “Sivas bizim memleketimiz, ilimiz. Baba dedi ‘Ben Sivas’a gideyim de dört gün kafamı dinleyeyim’ dedi. Gitmek için hazırlanırken bütün komşulara telefon etti. Komşular da yengesine, halasına, arkadaşlarına. Handan sanki helallik alıyor. Biz konduramadık. Benim Şehriban kızım Handan’a Allaha ısmarladık demedi. ‘Anne benim içimde bir şey var’ dedi. Derneğe telefon etti dedi ki, ‘Handan Aziz Nesin’in yanına gitme’ dedi. Yani Handan ölüme gidiyor.”

    “HANDAN’IM YANIYOR”

    2 Temmuz akşamı Madımak Oteli’nde mahsur kalan 33 kişiden biri olan Handan’ın ölüm haberini alan Metin ailesi yıkılır. 24 yılı Handansız geçiren aile, kızlarını böyle bir katliamda kaybetmenin bütün sarsıntısını yaşarlar. Anne Sultan Metin acısını “25 senedir Handan gitti ama hepimiz de hasta olduk. Ben belki ondan ilaç alıyorum. Bacıları evlenmedi. Hepimizi üzdü. Acımız da dinmiyor. 2 Temmuz geldi mi bir ağrı geliyor sanki bugün vefat etmiş. Tansiyonum yükseliyor, acile gidiyorum. Ölene kadar acı dinmez. Ne zaman ki ölürsem o zaman acımız diner belki. Ölene kadar Handan’ı unutmam bugün gitmiş gibi. Handan benim içimde yanıyor. Handan’ım yanıyor…” bu sözlerle dile getiriyor.

    “KIZIM ‘PİR SULTAN HANDAN’ OLMUŞ”

    Yine de Sultan Metin, kızının Pir Sultan Abdal etkinliklerinde katledilmiş olmasını ve pek çok insanın ve özellikle de Alevilerin hala unutmayıp onu anmasından kendine bir teselli bulmuş “Dünya anıyor Handan’ı. Ben bugün ölsem yarın beni unutacaklar. Hollanda’ya gittim, derneğe gittim Handan’ın resmi. Almanya’ya gittim derneğe gittim Handan’ın resmi. Handan’ım unutulmadı, Handan’ımı dünya seviyor. Ama anne olduğumuz için benim ciğerim yani… Evladın olduğu için üzülüyorsun. Yoksa her adama öyle ölüm kısmet olmaz. Kızım ‘Pir Sultan Handan’olmuş… O 33 kişi Pir Sultan, yalnız Handan değil. Orada ölenlerin hepsi de Pir Sultan gibi unutulmuyorlar. Yani unutulmayacak biri Handan’ım.

    “HANİ ADALET NEREDE?”

    Her sene 2 Temmuz anma gününü Sivas’ta geçiren ve yalnızca kızının anması için Sivas’a giden Sultan anne, “5 senedir Sivas’ta katılıyorum anmalara. Ankara’da olsam Ankara’da katılıyorum. Gitmesem o acı beni deli eder. Ben nasıl durayım 2 Temmuz ola da herkes gitse. Hasta da olsam, ilaç alarak gidiyorum kızımı anmaya” diyor.

    24 yıldır da 2 Temmuz davalarına katılan Sultan Metin, bunca yıldır adaletin yerini bulmamasının kızgınlığıyla konuşuyor; “25 senedir mahkemelere geliyoruz. Oraya gittiniz copunuz yok, asker geldi silah yok, ne yaptınız bu Alevi insanlarına? Ne yaptınız yani nasıl koruyorsunuz. Ben karşı geliyorum, polisten hiç kimseden korkmuyorum. Bir can değil mi, benim 20 yaşında kızım gitmiş ben gitsem ne olur. Hani adalet nerede? Adalet yok ki adalet bizim adalet değil.”

    “SUÇUMUZ ALEVİ OLMAK MI?”

    Bütün umutsuzluğuna rağmen yine de Sultan anne, bugün görülen dava için hükümete, ülkeyi yönetenlere şöyle sesleniyor:

    “Hükümet, Tayyip şu katilleri Hollanda’dan, Almanya’dan Türkiye’ye getir. Biz de bu Türkiye’nin vatandaşıyız. Vergimizi veriyoruz, askere gidiyoruz. Bizim suçumuz ne? Alevi olmak mı? Aleviliğimle gurur duyuyorum.”

    “CENAZENİN KALDIRILDIĞI ‘ALLAHU EKBER’ SÖZLERİ İLE KIZIMI YAKTILAR”

    Baba Sadık Metin de, sözlerine “Ölen biz, yakılan biz. Hala bu duruma geliyoruz. Bazı cenazelerimiz oluyor kaldırıyorlar. Kendi toplumumuz içinde dahi Allahu ekber diyerek cenaze kaldırmaya çalışıyorlar. Yahu Allhü ekber diye diye benim kızımı yaktınız daha dün” diye başlıyor.

    Baba Metin, dava süreciyle ilgili şu bilgileri veriyor:

    “Davalarımız çok iyi takip edildi. Avukat arkadaşlarımızın hepsi de sahip çıktılar. Bizden iyi davamızı takip ediyorlar hala da etmekteler. Adamlar belli yerde, adresleri belli her şeyi belli. Ondan sonra bir kısmını zaman aşımına uğrattılar. Uğraşıyoruz, ama hiç bir netice alacağımızı da tahmin etmiyorum zaten.”

    “MADIMAK YANMAYA DEVAM EDİYOR”

    Davanın mahkeme edileceği günlerde kendilerine her türlü zorluğun çıkarıldığını, polis saldırılarına maruz kaldıklarını belirten baba Sadık Metin, oysa tutuklu zanlıların mahkemede çok rahat davrandıklarını ifade ediyor.

    Sadık Metin, her ne kadar anmaya ve  davalara hala pek çok insanın katıldığını ama bunun ilk yıllardakinin çok altında olduğunu da üzülerek şu sözlerle belirtiyor:

    “İlk zamanlar 150-200 avukatla katılıyorduk biz oraya. Şimdi gitsen 2 tane 3 tane avukat kalıyor. Ama davamıza sahip çıkan insanlarımız da var. Şenal hanım (Şenal Saruhan) gibi gerçekçi bir insanımız var. O bize yetiyor, artıyor bile.”

    Baba Sadık Metin, aradan geçen 24 yıla rağmen, sürüp giden adaletsizlik dolayısıyla Madımak Oteli’nin hala yanmaya devam ettiğini söylüyor.

    Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

    SİVAS

  • Firari sanıkların yargılandığı Sivas Katliamı Davası 20 Şubat tarihine ertelendi

    Firari sanıkların yargılandığı Sivas Katliamı Davası 20 Şubat tarihine ertelendi

    PİRHA- Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te 35 kişinin siyasal islamcılar tarafından yakılarak öldürüldüğü Madımak Katliamı Davasının duruşmasına bugün devam edildi. Üç firari sanığın yargılandığı duruşma 20 Şubat 2018 tarihine ertelendi.

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde 35 kişinin yakılarak öldürülmesine ilişkin davanın duruşması Mayıs 2017’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüştü. Mahkeme Başkanı duruşma öncesi, haklarında yokluğunda tutuklama kararı bulunan sanıkların yakalanması için emniyet ve diğer kurumlara yazılan müzekkerelere cevap verildiği ve sanıkların yakalanamadığını bildirmişti.

    Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlülerin Nakli Bürosunca, daha önce Almanya’da olduğu tespit edilen sanıklardan Murat Songur’un iadesini istendiği fakat Songur’un ceza yasaları çerçevesinde cezalandırılmasını gerektirecek bir suçun işlendiğinin tespit edilmemesi nedeniyle reddedildiğini açıklayan Mahkeme Başkanı, büronun yazısında zaman aşımının dolup dolmadığının da bildirilmesini talep ettiğini belirtmişti.

    AVUKAT SANIKLARIN İADESİ İÇİN YENİDEN TALEPTE BULUNULMASINI İSTEMİŞTİ

    Müdahil avukatlarından Hasan Cem Yılmaz, sanıklar hakkında daha önce hüküm kurulamadığı için hem eski hem de yeni Ceza Kanunu’na göre müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmaları gerektiğini vurguladı. Sanıklar açısından zaman aşımının dolması için en az 7 yıl olduğunu söyleyen Yılmaz, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlülerin Nakli Bürosuna müzekkere yazılarak sanıkların iadesi için yeniden talepte bulunulmasını istemişti.

    Mahkeme, sanıkların yakalanmasının beklenmesine, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlülerin Nakli Bürosunun zaman aşımının dolup dolmadığına ilişkin, iddianamenin bir örneğinin eklenerek gönderilmesine karar vermişti.

    Bugün görülen dava ise 20 Şubat 2018 tarihine ertelendi.  (HABER MERKEZİ)

     

  • Tartışmalı isim Temel Karamollaoğlu’na göre Sivas Katliamı katliam değilmiş!

    Tartışmalı isim Temel Karamollaoğlu’na göre Sivas Katliamı katliam değilmiş!

    PİRHA – Bir televizyon kanalına konuk olan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Sivas Katliamı ile ilgili bir soru üzerine, “Sivas katliamı demekten imtina ediyorum” dedi. 

    Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, bir televizyon kanalına konuk oldu. Karamollaoğlu, “Sivas katliamı demekten imtina mı ediyorsunuz?” sorusuna “Sivas Katliamı demekten imtina ediyorum, çünkü hakikaten katliam başka bir şey” iddiasında bulundu.

    “Sivas katliamı konusunda bugüne kadar yaptığınız açıklamalarla kamuoyu vicdanını rahatlattığınızı düşünüyor musunuz?” sorusuna “Gerekli açıklamaları yaptığım kanaatindeyim” cevabını veren Karamollaoğlu, Sivas Katliamı demekten imtina mı ediyorsunuz?” sorusunu ise şu şekilde yanıtladı:

    “Sivas Katliamı demekten imtina ediyorum, çünkü hakikaten katliam başka bir şey. Evet, 33 kişi can verdi, bunu kabul ediyorum. Birisi gidip doğrudan insanları katlettiği zaman katliam olur. Orada bir kişinin gidip birisini doğrudan doğruya katlettiği vaki değil.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Mevlüt Uysal’in İBB’ye atanması Madımak’ın ateşe verilmesi gibidir’-VİDEO

    ‘Mevlüt Uysal’in İBB’ye atanması Madımak’ın ateşe verilmesi gibidir’-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumları İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na, Madımak Katliamı sanıklarının avukatlığını üstlenen Mevlüt Uysal’ın getirilmesine tepki gösterdi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Vakfı İzmir TMMOB Tepekule Kongre Merkezi’nde önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Ortak metni okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız, Alevilerin yaralarının sürekli kanatıldığını söyledi. Yıldız, “Her dönem kıyıma, baskıya ve zulme uğramış biz Alevilere aynı muameleler, KHK ve OHAL yasaları ile devam etmektedir. Madımak katillerini savunan, insanlık dışı katilleri koruyanlar ve davalarını üstlenenler bugün AKP’nin yöneticisi, milletvekili, bakanı, belediye başkanı ya da devletin üst bürokrasilerinde yöneticilerdir” dedi.

    “SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz bunları tanıyoruz. Bu anlayış kendileri gibi düşünmeyen, inanmayan, yaşamayan herkese karşı düşmanlık yapmaktadırlar. Yaşama hakkı tanımamaktadırlar. Tekçiler, otoriterlerdir. Kısacası hoşgörü bunların lügatında yoktur. Darbecilerdir. Halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanları görevden alıp tutuklayan, bir partinin eş genel başkan ve milletvekillerini tutsak alan, KHK’lerle emekçileri açlığa ve işsizliğe mahkum eden zihniyet milletvekilliği adaylığı sırasında seçim konuşmasından dolayı aynı zamanda bir Alevi aktivisti sanatçı canımız Pınar Aydınlar’a verilen 10 aylık cezanın muhalif kimliğinden dolayı verildiğini düşünüyor ve reddediyoruz. Alevi toplumunun buna sessiz kalmayacağını güçlü bir şekilde ifade ediyoruz.”

    “MADIMAK’IN ATEŞİNE HEP BERABER SU DÖKELİM”

    Sivas Katliamı sanık avukatlarından Mevlüt Uysal’ın ödül niteliğinde İBB’ye atanmasına tepki gösteren Yıldız, “İnsanlık düşmanı katilleri savunan bu kişinin bu şekilde ödüllendirmesini biz Alevi toplumu kabullenmiyor, itiraz ediyoruz. ‘Ali’yi sevmek Alevilik ise bende Aleviyim’ diyene sesleniyoruz. Bu takiyeden vazgeçin. Mevlüt Uysal’in İBB’ye atanması Madımak’ın ateşe verilmesi gibidir. Demokratik siyasal zeminde başta İBB olmak üzere yeniden halkın belirleyeceği bir yönetim gelinceye kadar mücadelemiz devam edecektir. Toplumu tüm muhalif kesimlerine sesleniyoruz; Madımak’ın ateşine hep beraber su dökelim” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

  • Sivas davası sanık avukatı Uysal’a tepki: Tesadüf değil ödüllendirme

    Sivas davası sanık avukatı Uysal’a tepki: Tesadüf değil ödüllendirme

    Kadir Topbaş’ın istifası sonrası boşalan koltuğa Sivas davası sanık avukatlarından Mevlüt Uysal’ın getirilmesine tepkiler devam ediyor. Sivas Katliamı faillerini savunan avukatlar zaman içinde devletin önemli görevlerine getirildiğini belirten mağdur ailelerin avukatı Şenal Sarıhan, bunun bir tesadüf değil, ödüllendirme olduğunu söyledi. Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat ise, Alevi toplumunun hassasiyetlerinin göz ardı edildiğini vurgulayarak, Mevlüt Uysal’ın belediye başkanı seçilmiş olmasını “İnsanın yüreğini burkan bir olay” olarak değerlendirdi.

    Madımak’ta 2 Temmuz 1993 yılında aralarında çocukların da olduğu 33 yazar, aydın ve sanatçının yakarak öldürenlerin avukatlığını yanan Mevlüt Uysal’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) getirilmesine ilişkin tepkiler sürüyor.

    Katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin avukatlığını yapan CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, bu atamaların bir tesadüf değil, ödüllendirme olduğunu söyledi.

    “CİDDİ BİR İHMAL VE TEHDİT”

    Herkesin savunulma ve savunma hakkı olduğunu hatırlatan Sarıhan, şunları ifade etti: “Şimdi bir avukatın bütün kamuoyunun, dünya kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşmiş bir katliam dosyasına üstelik de toplumsal alanda var olmak isteyen şahsın böyle bir davaya avukat olarak girmesini şahsen ben kabul edemiyorum. Sivas Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu suç karşısında bütün hukukçuların özenli davranması gerekmektedir. Katliamda yaşamını yitiren insanların büyük çoğunluğunun hem Alevi hem de sol düşünceleri savunan insanlardı. Bu yapılan saldırının özel olarak bu kesime yöneltildiğini açıkça ifade ediyor. İstanbul gibi büyük bir kentte Alevi toplumunun, aydın toplumunun bu denli büyük olduğu bir kentte bu kişinin belediye başkanı olması toplumsal hassasiyetler açısından gerçekten ciddi bir ihmaldir ve tehdittir. Çünkü ayrışma politikalarının bir devamıdır.”

    Katliamı gerçekleştirenleri savunan birçok avukatın AKP döneminde siyasi alanda önemli görevlere geldiğini belirten Sarıhan, “Sanıkların avukatları bugün toplumsal alanda çok göz önünde ve kamusal görevlerle ödüllendirildiğini görüyoruz” diye ekledi.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN HASSASİYETLERİ GÖRÜLMÜYOR”

    Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat ise, Alevi toplumunun hassasiyetlerinin göz ardı edildiğini vurguladı. Fırat, şunları dile getirdi: “Alevilerin katili olarak lanse ettiğimiz Yavuz Sultan Selim adı köprüye verildi. Yine kamusal alanlara isimler veriliyor. Mevlüt Uysal belediye başkanı seçilmiş. İnsanın yüreğini burkan bir olay bu. Sivas’ta 33 insanı diri diri yakan bir mantığın avukatlığını yapan bir insanın, her kesimden insanların içinde olduğu bir yerde belediye başkanı olması çok acı. Bunu yapacak başka insanlar vardı. Bu kabul edeceğimiz ve destek vereceğimiz bir durum değil.”

    MADIMAK FAİLLERİNİ SAVUNANLAR HANGİ GÖREVLERE GETİRİLDİ?

    Ahmet Özer – Refah Partisi 1998 yılı Konya Meram Belediye Başkan Vekili

    Ali Aşlık – AKP İzmir eski İl Başkanı

    Ali Bulut – 22. dönem AKP Maraş Milletvekili TBMM Anayasa Kom. Üyesi

    Bedrettin İskender – AKP Ümraniye Belediye Başkan Adayı

    Bülent Tüfekçi – AKP Malatya İl Başkanı

    Celal Mümtaz Akıncı – Anayasa Mahkemesi Üyesi

    Hayati Yazıcı – 60. Hükümette Devlet Bakanı

    Haydar Kemal Kurt – AKP Isparta Milletvekili

    Hurşit Bıyık – AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı, Milletvekili Adayı

    İbrahim Hakkı Aşkar – 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili

    Reşat Yazak – Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi

    Şevket Kazan – 1996 yılında Adalet Bakanı

    (kaynak: mezopotamya ajansı)

  • Dersimli Araştırmacı Yazar Nesimi Aday: Şeyh Sayid, Seyid Rıza’ya hiç gelmedi ki!

    Dersimli Araştırmacı Yazar Nesimi Aday: Şeyh Sayid, Seyid Rıza’ya hiç gelmedi ki!

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı protestosu ve yaşamını yitiren canların anmasında gündeme gelen Şeyh Sayid ile ilgili iddialara Dersimli Araştırmacı Yazar Nesimi Aday açıklık getirdi. Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’un, Madımak anmasında Şeyh Sayid isminin telaffuz edilmesini eleştirmesi üzerine Yazar Nesimi Aday, Şeyh Said ile ilgili bir analiz yazısı kaleme aldı. “Osmanlı’da net olan Alevi düşmanlığı, Cumhuriyette gizli yapılıyor” diyen Nesimi Aday, Şeyh Sayid’in, Seyid Rıza’ya hiç gitmediğine işaret etti. 

    Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’un “Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar” başlığıyla yaptığı açıklamada Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasında Şeyh Sait isminin telaffuz edilmesini eleştirmesi tartışmaları da beraberinde getirdi.

    Dersimli Araştırmacı Yazar Nesimi Aday, Veliyettin Ulusoy’un bu açıklamasına yönelik belgeleriyle PİRHA’ya bir yazı kaleme aldı.

    Nesimi Aday “Siyah Taşların Körlüğü” başlıklı yazısında, HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir’in Madımak anmasında yaptığı konuşmayı hatırlatarak, “Baydemir, halkların ve inançların kardeşliği adına ne güzel konuşmuş oysa. Dinler arası diyalog dediğimiz şey tam da bu değil mi?” ifadesini kullandı.

    Yazar Nesimi Aday’ın yazısı şöyle:

    SİYAH TAŞLARIN KÖRLÜĞÜ

    ‘’Biri Şeyh, biri Seyid

    Diğeri Bediüzzaman

    Üçünün de mezarı yok

    Bir de Taybet Ana

    Unutma bunları, unutma..

    Ölülere saygıyı öğrenir belki

    Mülkün temeli…’’

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı, “Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar” başlıklı bir açıklama yapmış. Nedeni de HDP yöneticilerinin 2 Temmuz Sivas Katliamı anması için gittikleri Madımak Oteli’ne bıraktıkları üç adet karanfilmiş!

    Meseleyi anlamak için, önce HDP adına açıklama yapan Osman Baydemir’e kulak verelim: “HDP milletvekilleri, HDP merkez yürütme kurulları, HDP’nin tüm bileşenleri ve HDP’ye gönül vermiş milyonlarca can adına üç karanfil bıraktık. Bunlardan bir tanesi Şeyh Sait’in torunları adına bırakılan karanfildir. Bir tanesi Seyit Rıza’nın torunları adına bırakılan karanfildir. Bir diğeri de Hacı Bektaş’ın ve Pir Sultan’ın torunları adına bırakılan karanfildir.’’

    Baydemir, halkların ve inançların kardeşliği adına ne güzel konuşmuş oysa. Dinler arası diyalog dediğimiz şey tam da bu değil mi?

    Ama bu kardeş söylem bazı derin odaklarda rahatsızlık yaratmış olmalı ki bu rahatsızlıklarını da bir Alevi kurumunu kullanarak dışa vurmuşlar. Böylece pirincin içindeki siyah taşlar gibi sırıtmışlar.

    Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın açıklamasına bakalım bir de: “Madımak Katliamı anmaları sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz.” (ODA TV)

    Şunu net olarak söyleyelim; ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ mesnetsiz bir istihbarat yalanıdır. Hiç bir dayanağı ve kaynağı yoktur. Aleviler ve Sünniler arasında sorun yok mu? Mutlaka ve hala da var. Tarihleri boyunca ayrımcılık yapmamış olan Aleviler adına, idam edilmiş ve mezar yeri dahi bilinmeyen bir insan üzerinden böyle bulanık bir siyaset yapmaya çalışması esef verici! Şeyh Said’in Dersim ilişkisine aşağıda değineceğim.

    OSMANLI’DA NET OLAN ALEVİ DÜŞMANLIĞI, CUMHURİYETTE GİZLİ YAPILIYOR

    Devlet, Osmanlıdan bu yana Alevilere diş biliyor. Yavuz Sultan Selim’in 40 bin Alevi’yi katletmesi, bazı odakların (evet odak tam da onlar işte) yüreğini soğutmamış olmalı ki hala Alevilere diş biliyorlar. Üstelik de bu diş bilenme işi Aleviler kullanılarak yapılıyor.

    Osmanlı’da Alevi/Kızılbaşlar’ın konumu ‘düşman’ mezhep olarak netti. Herkes yerini biliyordu. Zalim de biliyordu, mazlum da. Ancak Cumhuriyetle beraber bu durum farklılaştırıldı. Önce bir ittihatçı olan Baha Sait Bey, 1920’li yıllarda, Alevilerin Orta Asya kökenli ve Türkmen olduğunu işleyen kitaplar yazdı. Aynı yıllarda etno dinsel operasyonun başına, Mustafa Kemal tarafından, Hasan Reşit Tankut getirildi. Etno dinsel kırım önermeleri içeren raporlarıyla ünlü Tankut’un Elbistanlı bir Alevi tarafından büyütülmesi de tarihin ilginç cilvelerinden biri olsa gerek.

    1925 tarihli, gizli Şark Islahat Planı’nda ‘Fırat’ın batısında dağınık şekilde yerleşik olan Kızılbaş Kürtlerin asimilasyonuna öncelik verilmesi’ önerilir. (Bkz, M.Bayrak, Şark Islahat Planı, Özge Yay.) Alevilere uygulanan bu eritme programları, günümüze kadar devam ettirildi.

    Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Terolar köyünde yapılan mülteci kampı da bu programlar çerçevesinde okunmalı.

    Serhat bölgesinden, Akdenize uzanan ve Kürdistan’ın batı sınırını oluşturan bu Kürt Alevi yayı parçalanmak isteniyor. Özellikle Dersim, Alevilerin şah damarı niteliğinde olduğu için saldırı altındadır. Şayet şah damarı keserseniz, beden de kan kaybından ölür. (Bu konuyu şu yazımda işlemiştim: https://dersimgazetesi.org/nesimi-aday-yazdi-soykirim-asimilasyon-ve-baraj-sarmalinda-dersim/)

    Osmanlı İmparatorluğu’nda net olan Alevi/Kızılbaş ‘düşmanlığı’, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hep gizli yapıldı. Mesela konu oradan açıldığı için, örneği de Sivas’tan verelim; Sivas Katliamı, sosyal demokratların iktidar ortağı olduğu bir dönemde yapıldı ve hala da sebebi tam olarak anlaşılamamıştır.

    Hiçbir Alevi’yi, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan köprülerden birinin adının Yavuz Sultan Selim olmasının tesadüf olduğuna inandıramazsınız!

    Veliyettin Ulusoy’un Radikal Gazetesi’ne verdiği şu demeç, Alevilerin T.C. Devletiyle olan ilişkisini anlamamız bakımından önemlidir. Okuyalım; ‘’Biz Cumhuriyetin kurulmasında en fazla emeği geçen insanlarız ama ahdi vefa olmalı. Cumhuriyetten memnunuz ama istediğimizi bulamadık. Dergahlarımız kapandı. Okullarımızın kapısı kapandı, öğretmen yetiştiremiyoruz dini öğretecek. Ustaca bir asimilasyon politikası da uygulanıyor. Bunun için Cem Vakfı’nın yaptığı işlere bakılabilir.’’ (http://www.radikal.com.tr/turkiye/aleviler-mesaj-degil-adim-bekliyoruz-1143817/)

    HDP’DEKİ HALKLAR İTTİFAKINDAN KORKUYORLAR…

    Kürt, Türkmen ve Nusayri Aleviler arasında ittifak oluşmasından korkanların bu çabalarının faniliği görülüyor elbet. HDP içerisindeki demokratik halk buluşmasından korkuyorlar, saldırılarının asıl sebebi bu.

    Hüzün verici olan da devletin yedeğinde dolaşan bir takım Alevilerin bu soruları soramamasıdır. Dersim, Maraş, Çorum, Malatya, Sivas/Madımak Katliamı ile Gazi Mahallesi katliamlarının sebebi açığa çıkarılmayıp, kriminal bir vaka olarak mahkeme dosyalarında çürütülüyor hala.

    ŞEYH SAYİD, SEYİD RIZA’YA HİÇ GELMEDİ…

    İki yıl önce Erzincan Cemevi’nde yaptığım bir konuşmada, konu gündeme gelmişti. Orada da bazı kimseler tarafından bu nahoş konu açılmış, bu meşhur istihbarat yalanı karşıma çıkmıştı. Sözde Şeyh Sayid 1937 yılında Dersim’e misafir olmuş, Seyid Rıza misafirlerine, adet olduğu üzere hayvan kesip, yemek ikram etmek istemiş, Şeyh Sayid de ‘siz hayvan keserken dua okumuyorsunuz, biz Alevilerin kestiği eti yemeyiz’ demiş!

    Şimdi Hacı Bektaş Dergahı da kalkmış bu istihbarat yalanı üzerinden, Şeyh Sayid’in, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmadığını söylüyor.

    “ŞEYH SAYİD MEZARDAN KALKMIŞ DA DERSİM SEYAHATİNE Mİ GİTMİŞ?”

    El insaf. 1925 yılında devlet tarafından idam edilen ve mezar yeri dahi bilinmeyen Şeyh Sayid, mezardan kalkmış da 1937 yılında Dersim seyahatine mi çıkmış yani?!

    Dersimde yapılan alan çalışmaları ve başta Nuri Dersimi’nin kitapları olmak üzere, Dersim üzerine yazılmış kitap ve makalelerin hiç birinde Şeyh Sayid’in, Seyid Rıza’ya misafir olduğuna dair bilgiye rastlamadık.

    Sadece Şeyh Sayid hareketinin Elazığ komutanı Şeyh Şerif’in Dersim’e, Dersim milletvekili Hasan Hayri Bey’le çektiği telgraf var. Zaten Hasan Hayri Bey de bu telgraf bahanesiyle idam edilmişti.

    Dersim’de bu ve benzeri başkaca istihbarat yalanları var yine. Bir tanesi de dönemin Genel Kurmay Başkanı ve Dersim Soykırımı mimarlarından olan Fevzi Çakmak’ın, soykırım sonrası, katliamdan arta kalan köy ve kasabalara bir atlı gönderip ‘’durun, bu masum, günahsız insanları öldürmeyin, bunlar eşkıya değil’’ psikolojik harekatıdır. Dersimde yıllarca bu hikaye anlatılıp duruldu. Kan ve gözyaşına bulanmış kılıç artığı gariban Dersimlilerin bu hikayeye inanmaktan başka çaresi kalmamış, sonraki kuşaklara dahi Fevzi Çakmak’ın bu ‘adaletli’ (!) masalını anlatmışlardı. Sözlü tarih araştırmacısı Hüseyin Ayrılmaz’la bu istihbarat masalını Dersim Dergisi’nde ifşa etmiştik.

    ŞEYH SAYİD’İN KARDEŞİ DERSİM’İN İMDADINA GİDERKEN ÖLDÜRÜLDÜ

    T.C. Devletinin Kürt ve Alevi politikalarını az çok bilenlerin yabancı olmadığı bu psikolojik savaş argümanlarının hala kaynatılıp önümüze getirilmesi, gerçekten de kültürel düzeyimizin/düzeysizliğimizin bir yansıması olarak keder veriyor insana.

    Aleviler adına açıklama yapanların, Dersim Milletvekili Hasan Hayri Bey’in, Celalzade Memed Efendiyle birlikte, 1925 yılında, Şeyh Sait İsyanı’na destek verdiği gerekçesiyle idam edildiğini biliyorlar mı? (Bkz. Karerli Mehmet Efendi’nin Anıları. Sf. 205, Fam Yay.)

    Şeyh Sayid’in küçük kardeşi Şeyh Abdürrahim’in, Suriye’de sürgündeyken, Dersim’de yaşanan vahşi katliama karşı, Dersimlilerin safında savaşmak için, atlı ve silahlı bir grupla ta Suriye’den yola çıkıp Diyarbakır’ın Bismil ilçesine kadar geldiğini, burada ihbar edilmesi sonucu, bir buğday tarlasında, atları ve buğdayla birlikte kurşuna dizilip, öldürüldüklerini biliyorlar mı?

    Abdülmelik Fırat bu konuyu şöyle anlatmıştı:

    ‘‘Şêx Sait’in en küçük kardeşi Şêx Abdürrahim Efendi, 38 hadisesine katılmak üzere Suriye’den geldi; yanında büyük bir grup vardı. Fakat bu grup Diyarbakır Bismil’e geldiği zaman, kendilerinin Suriye’de 5-6 sene beslediği bir Türk subayı onları ihbar etti. Güya onların arkadaşıydı. Askeri birlikler açık bir sahada pusu kurarak onların etrafını kuşattılar ve büyük bir müsamereden sonrası bir tarla içinde onları ateşe verip öldürdüler. Dersimlilerin bu olayı bilmeleri ve unutmamaları gerekir. En azından bu hadise bir araya gelme isteğinin kanıtıdır ve unutulmamalıdır.’’

    Ekte görseli olan Tan Gazetesi’nin haberi de Abdülmelik Fırat’ı doğruluyor. Gazete haberine göre de ‘’Seyit Rızaya yardıma geliyorlarmış.’’

    Meclis Dilekçe Komisyonu elinde bulunan ve kamuoyuna açılması beklenen ama açılmayan 150 bin Dersim belgesi içinde de bu cinayetin belgesinin mevcut olduğunu da biliyorum.

    1938 katliamında tüm ailenin sürgünde olduğunu ve dolayısıyla Dersim’le ilişkilenemediklerini’ belirten A. Fırat; Alevilik, Sünnilik meselesine dair de şunları söylemiş:

    ‘’Şêx Sait’in babası Hınıs’ın Kolhisar köyünde ikamet etmiştir. Bizim Kolhisar köyümüzün bulunduğu mıntıkada bütün komşularımız Alevi Kürtleridir. Yani Bingöl dağının eteğinde 2-3 köy Sünni’dir. Diğerleri hep Alevi köyleridir. Mesela bizim Kolhisar’a 2 km mesafede Karaağaç köyü vardır ki Alevidir. Eğer bizim ailenin mezhebi taassubu olsaydı -ki hem maddi, manevi nüfuz bakımından güçlü olduğu halde- o mıntıkadaki Kürtleri Sünnileştirme çabası yahut da o yolda bir mücadele olabilirdi. Halbuki böyle bir şey hiç olmamıştır. Onların mezhebi görüşlerine saygı beslenmiştir.’’ (M.Çetin, S.Yeşilgöz, Dersim Dergisi, 2000)

    “DERİN ODAKLAR ALEVİLERİN KÜRT HAREKETİYLE YAN YANA DURMASINDAN RAHATSIZ”

    Mesele açık ve net olarak şu ki; derin odaklar Alevilerin (Kürt, Türk, Arap), Kürt hareketiyle yan yana durmasından oldukça rahatsızlar. Bunun için de özellikle Türkmen Alevi bölgelerinde çok derin çalışmalar yaptılar. Gelinen aşamada ise olası bir iç savaşta Türkmen Aleviler’le, asimile olmuş Kürt Alevileri, top yekun Kürtlere karşı ‘kullanma’ hevesi güdüyorlar. Alevilerin hümanizmasını, Vatan-Millet-Sakarya militarizmine kurban etmek ve böylece, kırımlara uğratarak bitiremedikleri Alevileri, bu coğrafyadan bertaraf etmek fikrindeler diye düşünüyorum.

    Bir Afrika ata/anasözü “Aslanlar kendi tarihlerini yazana dek, avcı öyküleri avcıyı yüceltecektir’’ der.

    Aleviler adına konuşan hatırı sayılır bir kesimin, devletin bekası adına uzun yıllardır tam da bunu yaptıklarını; kendilerinin av olduğu gerçeğini görmek istemediklerini görüyoruz. Bin bir katliam ve zulümlerden geçmiş bir toplumun evlatlarının bu ‘katil seviciliği’ gerçekten de Kerbela çöllerinden ölmekten beter ediyor insanları…

     

  • Kemal Bülbül: Şahı Velayet yolunu sürenler Osmanlı oyunlarını iyi bilir

    Kemal Bülbül: Şahı Velayet yolunu sürenler Osmanlı oyunlarını iyi bilir

    PİRHA- Madımak anması sırasında Şeyh Sait isminin Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal ile birlikte anılmasına tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un açıklaması çeşitli çevrelerce tartışılıyor. Konuya ilişkin bir yazı kaleme alan Eğitimci-Yazar Kemal Bülbül, “22 Temmuz 1527 Tarihinde Osmanlı Hükümdarı Kanuni Süleyman’ın fermanıyla katledilen Şah-ı Şehidan Şah Kalender Çelebi’nin Torunu Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem Ulusoy bilirler..!”değerlendirmesinde bulundu. Bülbül,  acıları paylaşıp haldaş, yoldaş, dildaş, dertdaş olmanın önemine işaret ederek,“Yetmiş iki milleti” Muaviye Soylu Yezit Huylu anlayış karşısında eşitlikte, özgürlükte, adalette “Bir iri ve diri” eyleme günü değil midir? diye sordu. 

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un Şeyh Sait’i kastederek ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz” açıklaması çeşitli çevrelerce tartışılıyor.

    Konuya ilişkin bir yazı kaleme alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki başkanlarından Eğitimci -Yazar Kemal Bülbül, “Öncelikle şu hakikat bilinmelidir ki; “Şeyh Said’in Dersim’e gidip Pir Seyit Rıza’nın misafiri olduğu, misafirlik sırasında “Siz Alevisiniz, biz sizin elinizden yemeyiz,” gibi akıllara ziyan bir durum asla yaşanmamış olup, tarihi kaynaklarda da böyle bir kayda rastlanmamıştır’ dedi.

    Eğitimci- Yazar Kemal Bülbül’ün kaleme aldığı yazı şöyle:

    “ARİF BİLİR AŞK EHLİNİN HALİNİ”

    (Aşık Sümmani Baba)

    Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY, gerek temsil ettiği makam, gerek vakıf olduğu Yol Erkan ilmi ile tevazu ve edep erkan timsalidir. Serçeşme misali coşkun yüreği harlanmış olmalı ki ender rastladığımız bir açıklama yapmışlar.

    Açıklamalarında HDP Diyarbakır Milletvekili Osman Baydemir’in, Madımak Katliamı’nın 24. Yılı nedeniyle Madımak Şehitlerini anmak amacıyla Madımak’a “Karanfil bırakırken yaptığı konuşma”yı söz konusu edip bir eleştiri yapmışlar…!

    Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY’un açıklamadaki ilgili bölümü şöyle;

    “Acılar paylaşıldıkça azalsa ve yaralar kendini sarsa da bazen daha incitici, gönül kırıcı olabilmektedir, yaşananlar. Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anması sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz.”

    BAYDEMİR: BÖYLESİ HASSAS BİR KONU POLEMİK KONUSU YAPILMAMALI

    Derin bir muhabbet ve sevgi ötesi teveccüh ettiğim Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY’u açıklamayla ilgili olarak telefonla aradım ulaşamadım. HDP Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman BAYDEMİR ile konu hakkında bir telefon görüşmesi yaptım. Sayın BAYDEMİR; “Açıklama hakkında henüz bir bilgim yok. Böylesi hassas bir konunun polemik konusu yapılmasını asla istemem. Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY ile yüz yüze görüşüp konuştuğumuzda siyasetten öte hakikat muvacehesinde mutabık olmayacağımız bir konu olacağını sanmıyorum” dediler. Biz de aynı dilek ve görüşle konuya açıklık getirelim dedik. Zira bir kelimeden, kavramdan, cümleden hareketle taraf olup ulu orta polemik yapan ve yıpratıcı bir dil kullanan kimi aklı evveller, Kutbi Hakikat, Mürşidi Arifan Hünkar Hacıbektaş Veli’nin deyişiyle “Bir iri ve diri olmamak” gereken bir dönemde fırsatı ganimet yapabilirler.

    “YAŞANMAMIŞ BİR KONU, TAMAMEN TEVATÜR”

    Öncelikle şu hakikat bilinmelidir ki; “Şeyh Said’in Dersim’e gidip Pir Seyit Rıza’nın misafiri olduğu, misafirlik sırasında SİZ ALEVİSİNİZ BİZ SİZİN ELİNİZDEN YEMEYİZ, YEMEĞİ BİZİMKİLER HAZIRLASIN…!!!” Gibi akıllara ziyan bir durum asla yaşanmamış olup, tarihi kaynaklarda da böyle bir kayda rastlanmamıştır. Kaldı ki Şeyh Said 1925 Tarihinde Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda idam edilmiş, Seyit Rıza 1937 Yılında Elazığ Buğday Pazarı Meydanı’nda aynı saik ve suçlamalarla aynı devlet tarafından aynı yöntemle idam edilmiştir. Kendi inancında birisi Pirlik, birisi Şeyhlik makamına gelmiş ilim irfan edep erkan sahibi iki tarihi şahsiyet hiç karşılaşmadıkları gibi, karşılaşmış olsalar da böylesine çiğ ve edep dışı bir diyalogda bulunmayacakları gün gibi aşikardır. Hal böyleyken bahsi geçen TEVATÜRÜ halkların ve inanç gruplarının arasına nifak sokmaya çalışan RESMİ İDEOLOJİ YANLISI TÜRK İSLAMCI IRKÇILARIN üretmiş olduğunu Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY da mutlaka farkındadırlar.

    “OSMANLI TARAFINDAN KATLEDİLEN KALENDER ÇELEBİ BENZER İFTİRALARA UĞRADI”

    Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Alevilerin Mektebi İrfan dergahlarını (Ki başta Hacıbektaş Veli Dergahı olmak üzere) Kürt Sünnilerin 12 ilim tedris edilen medreselerini kapatmakla kalmayıp her iki halkı ve inanç grubunu karşı karşıya getirmek için olmadık Osmanlı Oyunları oynayan Muaviye Soylu sistemi en iyi tanıyanların 22 Temmuz 1527 Tarihinde Osmanlı Hükümdarı Kanuni Süleyman’ın fermanıyla bir devşirme olan Pargalı İbrahim Paşa tarafından katledilen Şah-ı Şehidan Şah Kalender Çelebi’nin Torunu Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY bilirler..!

    “ACILARI PAYLAŞIP HALDAŞ, YOLDAŞ, DERTDAŞ OLMAK”

    Öyle görünüyor ki; Sayın Osman BAYDEMİR’in muradı “Hacıbektaş Veli, Pir Sultan Abdal ve Şeyh Said’i aynı kefeye koymak” değildir. Zaten kendi inancının erbabı olan, kendi inancının mensuplarınca haklı olarak kutsanan şahsiyetler de “Aynı kefeye” konmaz! Bilindiği üzere Sayın Osman BAYDEMİR, Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanlığı da yapmıştır. Sayın BAYDEMİR birinci dereceden hizmetkarı olduğu kentin Dağkapı Meydanı’ndan hemen her gün geçmiş olmalı! Dağkapı Meydanı’nda hazin ve unutulmaz bir yara olan haksız, hukuksuz ve ırkçı suçlamalarla idam edilen Şeyh Said için duyduğu acıyı Madımak gibi acı deryası bir ortamda anımsaması ve “Kim ne der!” kaygısına kapılmadan gönülden gelen bir samimiyetle bu cümleleri sarf etmiş olması, olsa olsa bir içtenlik olarak algılanmalıdır. Madem ki derdimiz “Acıları yarıştırmak” yerine “Acıları paylaşıp haldaş, yoldaş, dildaş, dertdaş olmak” Sayın BAYDEMİR de bu anlamda yarenlik etmiştir.

    “BAYDEMİR CEMEVİ YAPTIRDI DİYE OSMANLI OYUNLARIYLA KARŞILAŞTI”

    Ayrıca Sayın BAYDEMİR’in daha dün Muaviye Soylu hukukçular tarafından, “Diyarbakır’a cemevi yapmak, cemevi yönetimiyle belediye arasında çıkabilecek bir sorunu da yasa ve yönetmelikler yerine cem erkanında çözmek ve bu vesileyle laikliğe aykırı davranmak…!!!” gibi abesle iştigal bir Osmanlı oyunuyla suçlanmamış mıydı…?! Hukuku, etik değerleri, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bu suçlama karşısında Alevi kurum yöneticileri de Sayın BAYDEMİR’e destek vermek amacıyla onu ziyaret etmemişler miydi…?! Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Kutbi Hakikat Mürşidi Arifan Hünkar Hacıbektaş Veli’nin “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” nefesinden nasiplenen Sayın Baydemir Diyarbakır’a Pir Sultan Abdal Cemevi yapmakla kalmamış, Sünniler için cami, Hıristiyanlar için kilise tamiri onarımı ve bakımı yapmıştır. Elbette ki bu hizmetler Sayın BAYDEMİR’in göreviydi. Ama bir hakikati de teslim edelim ki görevi olmanın yanında da bilinci, idraki ve uygulamasıydı…

    “YETMİŞ İKİ MİLLETE AYNI NAZARLA BAKABİLMEK”

    Gül cemalinden feyz aldığımız, yüzünün izzetinden, dilinin lezzetinden nasiplendiğimiz, Şah-ı Şehidan Şah Kalender Çelebi’nin Torunu Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY çeşitli nedenlerle biz canlara hitap ederken Kutbi Hakikat Mürşidi Arifan Hünkar Hacıbektaş Veli’nin;

    “Yetmiş iki millete

    Bir nazarla bakmayan

    Kırk yıl müderris olsa

    Hakikatte asidir.” Nefesini terennüm eylerler.

    Ey ilmine, edebine, yoluna, ocağına niyaz olduğum Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY!.. Günümüz tam da Kutbi Hakikat Mürşidi Arifan Hünkar Hacıbektaş Veli’yi eylemi, söylemi, yaşamı, ilmi, hak ve hakikat aşkıyla güncelleme ve “Yetmiş iki milleti” Muaviye Soylu Yezit Huylu anlayış karşısında eşitlikte, özgürlükte, adalette “Bir iri ve diri” eyleme günü değil midir…?!

    Dedik ya; ARİF BİLİR AŞK EHLİNİN HALİNİ

    Arife tarif, hakikate zulm etme manasına gelir.

    İnancımız o ki! Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY bu kemter canın feryadına ilmi hakikat muvacehesinde bir yorum yapacaktır…

    Aşk ile…

    Kemal Bülbül

     

  • ‘Katliamcı zihniyeti, demokrasi güçleri ve Aleviler birlikte geriletelebilir’-VİDEO

    ‘Katliamcı zihniyeti, demokrasi güçleri ve Aleviler birlikte geriletelebilir’-VİDEO

    PİRHA- Madımak Katliamı’nın 24. yılında PİRHA’ya konuşan HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, büyük bir acı ve 24 yıllık bir adaletsizliğin var olduğuna dikkat çekti. Toğrul, Alevi toplumu kendi inancını özgürce yaşadığı zamana kadar mücadelemiz devam edecek dedi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu da devletin, 24 yıllık süreçte Madımak Katliamı’na ve Alevilere bakışını özetlediğini söyledi.  

    2 Temmuz 1993 yılında, 33 aydın ve sanatçı olmak üzere 35 insanın yakıldığı Madımak Katliamı’nın 24. yıldönümünde HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu PİRHA’ya konuştular.

    HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, “Sivas’ta büyük bir acı ve 24 yılda da adaletsizlik yaşandı” dedi.

    Toğrul, yürütülen davanın zaman aşımına uğratılması sonucu katillerden ve katliamı gerçekleştirenlerden hesap sorulamadı. Madımak Oteli, canlar unutulmasın, utanç müzesi olsun ki, bir daha böyle acılar yaşanmasın diye devlete ve hükümete yaptığımız tüm çağrılar, sonuçsuz kaldı. Ancak biz katliamın peşini bırakmayacağız. Alevi toplumu kendi inancını özgürce yaşadığı zamana kadar mücadelemiz devam edecek” dedi.

    “DEVLETİN İSTEMEDİĞİ HİÇBİR OLAY KATLİAMA DÖNÜŞMEZ”

    Yazar Ali Kenanoğlu ise PİRHA’ya yaptığı açıklamada, 24 yıl önceki katliamı devletin bilerek ve isteyerek müsaade ettiğine dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Devletin istemediği hiçbir olay katliama dönüşmez. Katliam sonrasındaki sürecin tamamı da aynı zihniyetle gelişti. Gerek dava sürecinde, gerek davanın bir numaralı sanığı Cafer Erçakmak’ın, kırmızı bülten ile aranmasına karşın, Madımak Oteli’nin 100 metre ilerisinde eceliyle ölmesi, devletin özelde Madımak Katliamı’na, genel de ise Alevilere bakış açısını ortaya çıkarıyor. 93’lü yılların karanlık güçleri, Mehmet Ağarlar’ı,  Tansu Çillerler’i yargılamadan, hesap vermeden, adalet çıkması mümkün değil. Madımak Katliamı’nın 24 yıllık süreci bize gösteriyor ki, demokrasi güçleri ve Aleviler  omuz omuza mücadele verdiği sürece, bir geriletme olabilir. Nuriye ve Semih’e, Soma da ve Roboski’de, Cizre’de, Sur’da yitirdiğimiz canlara, sahip çıktığımız takdirde Madımak’ı kurtarabiliriz.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Menemen PSAKD’de Sivas anması: O günkü karanlık zihniyet bugün KHK zulmüyle sürüyor-VİDEO

    Menemen PSAKD’de Sivas anması: O günkü karanlık zihniyet bugün KHK zulmüyle sürüyor-VİDEO

    PİRHA – 1993 yılında Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden 33 can İzmir PSAKD Menemen Şubesi’nde anıldı. Yapılan basın açıklamasında “O günkü karanlık zihniyet bugün KHK zulmü ile devam ediyor” denildi. 

    Haberin Videosu

    İzmir PSAKD Menemen Şubesi’nde Sivas Şehitleri anması gerçekleştirildi. Saygı duruşuyla başlayan anmaya çok sayıda kişi katıldı. Yapılan basın basın açıklamasında insanlık tarihinin en karanlık katliamlarından biri olduğunu dikkat çekilerek şunlar belirtildi:

    “Madımak Katliamı’nın 24. yılında da aynı aydınlık yüzlerimizle Madımak Oteli önünde olduk. Adımızdan, hak ve adalet arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Bizleri katleden karanlığınıza inat 24. yılında da Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesi talebini tüm kararlılığımızla haykıracağız” dedi.

    “O GÜNKÜ KARANLIK BUGÜN DE KHK ZULMÜ İLE YAPILIYOR”

    “Bugün içinde bulunduğumuz karanlık günleri, o gün onları bizden alanların eseridir” denilen açıklamada, “O gün Pirimiz Pir Sultan’ın heykelini yerde sürükleyenler bugün KHK ile OHAL zulümü ile kamu emekçilerini işlerinden atıyorlar. KHK VE OHAL’e karşı direnenleri tutuklayıp ölüme terk ediyorlar. Halkımızı açlığa ve sefalete sürüklüyorlar. O kara günde Madımak Oteli’nde 33 canımızı bizden alanlar bugün de aynı karanlık zihniyet ile sokak ortasında gençlerimizi katlediyor, geçlerimizi hedef alarak bizlerden koparıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Anma törenine sanatçı Gani Pekşen de katıldı. Etkinlik türkülerle son buldu.