Etiket: sivas katliamı

  • DAD Eşbaşkanı Kulu: Aleviler ve diğer inançların ortaklaşması sorumluluktur

    DAD Eşbaşkanı Kulu: Aleviler ve diğer inançların ortaklaşması sorumluluktur

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkezi Eş Başkanı Musa Kulu, “Alevi halklar ile birlikte, diğer inançlar ve kimliklerin kendilerini yaşayabilmesi için yeni bir yol açarak ortaklaşması bir sorumluluktur” dedi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkezi Eş Başkanı Musa Kulu, 24 Haziran seçim sonuçlarına ve  2 Temmuz Sivas Katliamı’na dair PİRHA’ya konuştu.

    24 Haziran seçimleri ile belirsizliğin yaşandığı bir dönemde Aleviler birlikte, diğer inançlar ve kimliklerin kendilerini yaşayabilmesi için yeni bir yol açarak ortaklaşmalarının hayati bir görev olduğuna dikkat çeken Kulu, 2 Temmuz Sivas anmasının sahiplenilmesi çağrısında bulundu.

    “İKTİDARIN İNANÇLARA VE KİMLİKLERE BİR TAAHHÜDÜ YOK”

    Ortadoğu başta olma üzere ülkedeki tüm farklı kesimleri ayrıştıran, ötekileştiren bir iktidarın ekonomik ve siyasi olarak ülke geleceğine bir faydası olamayacağının altını çizen Kulu şöyle konuştu:

    “24 Haziran gibi bir süreci geçirdik ve herkes bunun ne getireceğinin hesabını yapıyor. Alevilerin de bir bakış açısı var. Bugün iktidarı ele geçiren Türk-İslam sentezinin yaşamdaki karşılığı şudur: Alevisi, Kürt’ü, Arap’ı, Şafisi, Çerkes’i ve diğerlerine Türk ve İslam olmaktan başka bir şansın bulunmadığı bir süreci yaşıyoruz. Farklı ve onlar gibi olmayanları kabul etmeyen bir zihniyet umarım ki Ortadoğu ve Anadolu’yu kana bulayan Enver Paşa- Talat Paşa sürecini tekrardan başlatmaz. Demokratik olmayan bir ortamda seçim yaşadık. Dünyada herkes ile kavgalı, küskün ve Ortadoğu coğrafyasında her tarafı düşman etmiş bir ülke yönetimi ekonomik ve siyasi anlamda ne kadar gelecek verebilir, kestirmek zor.  24 Haziran’da yaşanan seçimlerde devletin ne azınlıklara, ne kimliklere ne de inançlara dair bir yaklaşımı ve taahhütü olmadı. Tamamen yok sayan bir noktadan baktıkları için oldukça düşündürücü ve bizi nelerin beklediğini tahmin etmek zor. Bu seçimler ülkede yeni bir süreç ile birlikte bir belirsizliği de başlattı. Bütün bunları gören bir noktadan demokrat, aydın, yurtsever, solcu ve tüm etnik kesimlerin şapkalarını önüne koyarak bu gidişata karşı nasıl bir araya gelineceğinin tartışılması lazım. Tüm örneklerinde böyledir. Bir çıkmazda ya bir yol bulacak ya da bir yol açacak. Mevcut iktidar AKP sistemi Türk-İslam sentezini iktidar yaptı ve görünen o ki kilit parti olan MHP bütün isteklerini bu sisteme yaptıracak. Katillerin cezaevinden çıkması ile ilgili af başta olmak üzere bu ülke halklarına katkı sunmayacak taleplerin iktidara dikte edilmesi ile ülke daha çıkılmaz bir noktaya gelecek.”

    “ALEVİLER VE DİĞER İNANÇLAR SORUMLULUK ALARAK ORTAKLAŞMALI”

    “Alevi halklar ile birlikte, diğer inançlar ve kimliklerin kendilerini yaşayabilmesi için yeni bir yol açarak ortaklaşması bir sorumluluktur” diye dikkat çeken Kulu, şunları vurguladı:

    “Alevi halklar ve diğer halkların geleceği ile ilgili bu kaygıyı nasıl bir yaşama dönüştüreceği ile ilgili yeni bir çabanın üretimi içinde olması gerekiyor. 2 Temmuz’da Sivas Katliamı lanetlenecek. CHP’nin eski ismi ile SHP’nin ve Doğru Yol Partisi’nin iktidar olduğu bir süreçte Sivas’ta bir katliam yaşandı. Aydın, vicdanlı ve bu ülkenin sesi olan 33 canı yakmak gibi bir zulüm yaşandı. Bunun öncesinde onlarca tekrarı var. Devletin yapması gerekenleri yapmaması gibi bunun hesabını sormakta mümkün olmadı. Alevilerin görevi iktidara yamanmak veya bir partiye vekil taşımak değildir. Alevilerin görevi yaşamın başlangıcından bu yana kendi birikimi ile, doğal yaşamı ile varlığını bugüne kadar sürdüren bu inancın toplumuna karşı bir sorumluluğudur. Alevi halklar ve diğer inançlar kendilerini yaşamak istiyorlarsa hayata yön açmak için bir çaba içerisinde olmanın, ortaklaşmanın önlerinde bir görev olduğu sorumluluğunu bilmesi gerekiyor.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Pir Hasan Kılavuz: Sivas Katliamı Aleviler için bir Kerbela’dır

    Pir Hasan Kılavuz: Sivas Katliamı Aleviler için bir Kerbela’dır

    PİRHA- Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, 33 insanın yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’nın Alevilerin tarihinde bir Kerbela olayı olduğunu vurguladı. 

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta gerici güçler tarafından yakılarak katledilen canlarla ilgili PİRHA’ya konuştu.

    Kılavuz, “Bu coğrafyada Kızılırmak boylarında Alevilerin ulularının, dervişlerinin ve aşıklarının en üretken ve inanç ibadetimizdeki bütün değerleri yaşattıkları o topraklarda bir katliam yaşandı. 33 insanımız diri diri yakıldı. Alevilerin tarihinde bu da bir Kerbala’ydı” dedi.

    “İşte o günden sonra Aleviler bu bir Kerbela’dır, Irak’a değil Sivas’a Kerbela’ya gitmeliyiz dediler” diye konuşan Pir Kılavuz, şöyle konuştu:

    “Bugün de görüyorum ki tüm kurumlarımız bu kararda durmak için verdikleri ikrarda duruyorlar. Bütün Alevi örgütleri olarak 2 Temmuz’da Sivas’ta olacağız. Onların aziz seferleri onları hiçbir zaman unutmadılar. Bu olaya sebep verenler, kışkırtanlar hala hayatta. Şiddetle kınıyoruz ve lanetliyoruz. Şehit olanlarını anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

  • Madımak’ta hayatını yitirenler için Berlin’de yürüyüş düzenlendi

    Madımak’ta hayatını yitirenler için Berlin’de yürüyüş düzenlendi

    Berlin Alevi Toplumu Cemevi, 25 yıl önce 2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak için Sivas Madımak Oteli’nde katledilen 33 can için bir yürüyüş düzenledi.  

    Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nin öncülüğünde düzenlenen yürüyüş ve etkinliklere çok sayıdaki dernek, kurum, kuruluş ve girişim destek verdi. Katliamın 25’inci yılında, aralarında Yeşiller Federal Meclis milletvekili Canan Bayram, Sol Parti Federal Meclis milletvekili Paskal Meiser ile Sol Parti Berlin Eyalet Meclis milletvekili Hakan Taş’ın da bulunduğu kalabalık Hermannplatz’da toplandı.

    Berlin Alevi Toplumu Başkanı Numan Emre, yaptığı konuşmasında , “2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılan aydın, yazar ve genç yaştaki sanatçılar radikal İslamcıların korkunç saldırılarıyla karşılaştılar. Türkiye tarihinin en karanlık ve utanç olayı olan Sivas katliamında hedef Alevilerdi” dedi.

    Sol Parti Millet vekillerinden Pascal Meiser, Hakan Taş ve Yeşiller Partisinden Canan Bayram ise konuşmalarında sorumluların yargılanmadıklarını vurguladı.

    Sivas’taki katliamda yaşamını yitirenler arasında bulunan sanatçı Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin de kalabalığa hitap etti. Gültekin, katliamın sorumlularının Almanya’da olduklarını ve burada serbestçe dolaşıp yaşadıklarını, hatta kimilerinin de işadamı olduğunu hatırlattı.

    Konuşmaların ardından yürüyüşe geçen kalabalık, katliamda hayatını kaybeden 33 kişinin fotoğraflarını taşıyarak Kreuzberg semtinde bulunan cemevine gitti.

  • Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Paris’te anıldı

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Paris’te anıldı

    Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Fransa Koordinasyonu 1993 yılında yaşanan Madımak katliamının 25. yılında bir basın açıklaması yaparak, katliamda yaşamını yitirenleri andı.

    Paris’in Strasbourg Saint Denis Metrosu yanında yapılan anma etkinliğinde katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı. Anmada bir konuşma yapan FEDA Fransa Koordinasyonu Eş Sözcüsü Erdoğan Ergin, üzerinden 25 yıl geçen Sivas Katliamı’nın hafızalara kazındığını belirtti.

    SORUMLULAR HALA YARGILANMADI

    Katliamın hesabının hala sorulmadığını hatırlatan Ergin, “Biz Fransa Demokratik Alevi Federasyonu olarak; Sivas katliamı başta olmak üzere Alevilere ve ilericiler, aydın ve sanatçılara karşı işlenen tüm katliamların sorumlularının bulunup yargılanarak hesap vermesi gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz. Bu hesabın sorulması için var gücümüzle mücadele edeceğimizi deklare ediyor, tüm Avrupa ülkelerini de insanlığa karşı suç işleyen veya suça teşvik eden devlet yetkililerine karşı tutum almaya çağırıyoruz” diye konuştu. Anma programının sonunda Alevi deyişleri ile semaha duruldu. (ANF)

  • Mamak PSAKD’den Sivas etkinliği: Devleti bir kez olsun katliamla yüzleştireceğiz-VİDEO

    Mamak PSAKD’den Sivas etkinliği: Devleti bir kez olsun katliamla yüzleştireceğiz-VİDEO

    PİRHA- Ankara Mamak’ta emek ve demokrasi güçleri bileşenleri PSAKD, DAD Ana Fatma Cemevi, Halkevleri HDP, CHP, EMEP, TKP, AKA-DER, Kaldıraç ve Alınteri’nin de destek verdiği Madımak anmasına HDP Milletvekilleri Kemal Bülbül ve Zeynel Özen de katıldı. Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa “Biz kararlıyız, devletin yaptığı katliamla bir kez olsun yüzleştireceğiz” dedi. 

    PSAKD Mamak Şubesi, ‘Çeyrek asırlık davamız ulu divana kalmayacak‘ şiarıyla 2 Temmuz anma etkinliği düzenledi.

    Anmaya, CHP Mamak, Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi, Eğitim Sen 1 Nolu Şube, EMEP, Halkevleri, HDP Mamak, Kız Kardeşim Derneği, Tuzluçayır Cemevi, Tuzluçayır Kadın Dayanışması, sanatçlar Onur Kocamaz, Malik İnce, Ezgi Soykan, Gökhan Kılıç, Mehmet Kundak, Barış Özcan, Mehmet Gökçe PSAKD’den semah dönen canlar katıldı.

    Katledilen canlar için saygı duruşunda bulunulmasının ardından tek tek isimleri okundu.

    “KARANLIKLARI BİRLİKTE YIRTIP GÜNEŞİ GETİRECEĞİZ”

    Ardından Mamak’ta örgütlü bulunan ve bu etkinlikte yer alan tüm kurumlar adına PSAKD Mamak Şube Başkanı Hasan Gürer bir konuşma gerçekleştirdi.

    Gürer, “2 Temmuz 1993’te, Sivas Madımak otelinde 33 canımız benzin dökülerek gerici güruhlar tarafından diri diri yakılarak katledildi. 12 yasındaki Koray Kaya’nın dumanlar içinde haykırışları geliyordu. Ateşte semaha durdular. Önce saçları tutuştu, sonra elleri yandı kavruldu. Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil. Madımak katliamının 25. yıl anmasında bir aradayız ve haykırıyoruz. Vardık, varız, var olacağız. Karanlıkları birlikte yırtıp güneşi getireceğiz” dedi.

    “AİHM KARARINA RAĞMEN HALA DİN DERSİ DAYATILIYOR”

    Cemevlerine cümbüş evi diyenlerin cemevlerini şimdi seçim malzemesi yaptığını, AHİM kararına rağmen din derslerinin hala okullarda Alevi çocuklarına dayatıldığını hatırlatan Gürer, şunları kaydetti:

    “Sistem her gün emeği biraz daha köleleştirmekte, kadınları yok saymaktadır. İzlenen yanlış politikalar sonucu kadın cinayetleri ve çocuk istismarları artmıştır. Çocuklara yapılan cinsel istismarlar için bir kereden bir şey olmaz diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. İşsizlik artmış atanamayan öğretmenler bunalıma girerek intihar etmeye başlamıştır. Enflasyon yükselmiş kuru soğan bile alınamayacak fiyatlara ulaşmıştır.
    Kapitalizm çarkını bizlerin ucuz emeği üzerinden devam ettirmektedirler. Asgari ücret açlık sınırının altında tutularak midesiyle düşünen insanlar yaratılmıştır.
    Çocuklar okul yerine sanayide ter dökerken eğitimde girici sistem 4+4+4 getirilerek okulların nitelik durumu boşa çıkarılmıştır.
    Çocuklarımızı oyalama sistemiyle imam hatiplere mecbur bırakılmıştır. Pazara filesi dolmayan, eti bayramdan bayrama gören yoksullar yaratılmıştır. Biat kültürü hakim kılınmıştır. İtiraz eden onlarca sendika üyesi hiçbir gerekçe gösterilmeden işten atılmıştır. Alevi olduğu için hangi üniversiteyi bitirmiş olursa olsun çocuklarımız kurumlarda işe alınmamıştır. Ayrımcı politikalar izlenmiş izlenmeyende devam edilmektedir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri OHAL ve KHK’lar bahane gösterilerek gözaltına alınmıştır. Tüm medya kurumları satın alınmış tek bir adamın sözü hâkim kılınmıştır. Özelleştirmelerin uzantısı şeker fabrikalarımız da peşkeş çekilmiştir.
    Kürt sorunu barışçıl yolla çözülmek yerine savaş politikaları izlenmiştir.”

    “Devletin Alevisi olmayacağız” diyen Gürer, “Pir Sultan direnci ve inancıyla mücadelemize devam edeceğiz. Zalimin zulmünün karşında mazlumun ezilenin yanında duracağız” dedi.

    Gürer’in konuşmasının ardından sanatçılar türkülerini, zakirler deyiş duaz-I imamlarını seslendirdi, semahlar dönüldü.

    Semah dönülmesinden sonra HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül bir konuşma yaptı.

    Bülbül, ağır bir seçim süreci geçirildiğini belirterek, yolsuzluğa, engele, müdahaleye, hırsızlığa rağmen kendilerine destek veren herkese teşekkür etti.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun HDP ve CHP’lileri tehdit etmesini ve Ardahan’da bir çobanın öldürülmesini hatırlatan Bülbül, şöyle konuştu:

    “Pazartesi günü hep birliye Madımak’ın önünde olacağız. Nerede bir Hızır paşa varsa orada Pir Sultan olacak. Nerede bir Yezit varsa orada bir Hüseyin olacak. Bu dava bitmeyecek. Madımak’ın hesabı da sorulacak. Madımak davası yeniden açılacak. Bizim önceden bir Pir Sultan Abdalımız vardı şimdi 34 tane Pir Sultan Abdalımız var. En küçüğü Koray Kaya, en büyüğü Pir Sultan Abdal biz böyle bakıyoruz. Madımak’ta hak için hakka yürüyen canlarımıza niyaz olacağız, bu mücadele bitmeyecek. Şah Hüseyin’i kerbela aşkına, Pir Sultan Abdal aşkına, Madımak şehitleri aşkına, demokrasi aşkına, özgürlükler aşkına, eşitlik aşkına, bu Yezit istemine son verene kadar bu mücadele bitmeyecek.”

    “HERKESİ 2 TEMMUZ’DA MADIMAK’IN ÖNÜNE BEKLİYORUZ”

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de yaptı konuşmada, “Bizler özellikle aleviler bir seçim dönemi geçirdik. % 10 barajı aslında Kürtlerin parlamentoda temsiliyetini önlemek için çıkartılan bir barajdı. Ama bu dönemde gördük ki Aleviler için de bir baraj konmuş. Çünkü onursal başkanımız Turgut Öker’i aday göstermediler. Yasal olarak 12 ay ve üzeri ceza alanlar milletvekili olamaz. Turgut Öker’i ve Adana’da Zeynel Kete dedemizi cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle aday göstermediler. Ama şunu bilmediler: Pirimiz söylemiş bir ölürüz, bin geliriz ve biz diyoruz ki Aleviler vardır, Alevilik haktır. Alevilerin TBMM temsiliyetleri ana sütü gibi helaldir” dedi.

    2 Temmuz Pazartesi günü Sivas’a gideceklerini belirten Özen, “Sivas’ın hala dumanları tütüyor. Çünkü acılarımız dinmedi. Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan mahkeme zaman aşımına uğradığı zaman ‘Milletimize, devletimize hayırlı olsun’ demişti. Ama biz diyoruz ki Alevilik olduğu sürece Alevilik yaşadığı sürece Pir Sultanlar yaşadığı sürece devlet özür dileyene kadar, orası bir utanç müzesi olana kadar orada olacağız” diye konuştu.

    Özen konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Pir Sultanların, Seyit Rızaların torunları sizlersiniz. Bunlar çoğaldıkça çoğalacak bunlar acıyı hiçbir zaman unutmayacaklar. Bizler denizlerin mahirlerin İboların, Mazlum Doğan’ın yoldaşlarıyız. Onlar nasıl ki idama giderken dik ve onurlu bir şekilde sehpayaya çıktılarsa Seyit Rıza ve Pir Sultanın yoldaşları olarak bu bayrağı yere düşürmeyeceğiz. Onun içim hepinizin Madımak’ın önünde olmanızı diliyorum.”

    “KARAMOLLAOĞLU’NU AKLAMAYA ÇALIŞTILAR”

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa da yaptığı konuşmada, “Türkiye bir seçim yaptı, aslında yapamadı. Karamollaoğlunu akladı, aklamaya çalıştı. Yaşadığımız şok bundan dolayıdır. Güvendiğimiz dağlar Karamollaları aklamanın yoluna çıktılar, Madımak’ı söndürmeye çalışıyorlar. Dolaysıyla bize düşen bir görev var, hiç kimseye bu şansı vermeyeceğiz. Karamollaoğlu dedi ki o bir katliam değildir. Perdeleri tutuşturdular ve kendi kendilerini yaktılar. Hiç bir siyasi parti buna karşı çıkmadı, hiç bir milletvekili buna karşı çıkmadı. Hiç bir milletvekili adayı buna sesini çıkartmadı. Şu an Alevilerin içinde bulunduğu durum budur. Herkes mutlu olarak seçimini yaptı. Bir tek mutsuz olanlar Aleviler oldu” diye konuştu.

    “KARARLIYIZ, DEVLETİ YAPTIĞI KATLİAMLA BİR KEZ OLSUN YÜZLEŞTİRECEĞİZ”

    “Biz kararlıyız, devletin yaptığı katliamla bir kez olsun yüzleştireceğiz” diyen Karababa, şöyle konuştu:

    “Devlet bağırsaklarını temizlemeye çalışıyor. Karamollaoğlu’nu aklamaya, kendi yaptığı katliamı aklamaya çalışıyor. Buna müsaade etmeyeceğiz. Şu anda biz bir müze çalışması yapıyoruz. Müzenin bulunduğu yeri müze alanına çevirmek için ciddi bir çalışma yapıyoruz. Ciddi anlamda desteklerinizi bekliyoruz.”

    Anmaya katılan canlar, hep birlikte semaha durduktan sonra anma sona erdi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Bülbül: Madımak’a yapılan yürüyüş insanlığa yapılan bir yürüyüştür-VİDEO

    Bülbül: Madımak’a yapılan yürüyüş insanlığa yapılan bir yürüyüştür-VİDEO

    PİRHA-Yıldönümleri yaklaşan Sivas ve Çorum katliamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan HDP’nin Alevi milletvekili Kemal Bülbül, vicdanı ve ahlakı olan herkesi Sivas ve Çorum’a bir yürüyüş eylemeye çağırdı.

    HDP’nin Alevi milletvekili Kemal Bülbül, seçim sürecinden sonra yaşananlara ve yıldönümü yaklaşan Alevi katliamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “SOYLU’NUN TEHDİDİ TÜRKİYE YURTTAŞLARININ TAMAMINA DÖNÜK”

    OHAL koşulları altında erken bir seçime gidildiğini ve sokaklarda HDP’ye dönük tüm bakılara rağmen HDP’nin barajı aştığını ifade eden Bülbül, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ı tehdit etmesine yönelik şunları söyledi:

    “HDP’li herhangi bir vekile, eş başkana yöneltilen bir tehdit bireysel bir şey değildir. Toplumsal olarak tarihi olarak geleneksel devlet anlayışının Kürtleri, demokratları, Alevileri susturma, bastırma projesidir, hedef gösterme projesidir. İçişleri Bakanı olduğu söylenen bir kişi milyonlarca oy almış bir partinin eş başkanını arayıp sokak kabadayısı, yeniçeri ağası, külhanbeyi -bu sıfatlarla açıklayabiliriz ancak- tehdit ediyor ve sonra da basın sorduğunda da diyor ki ‘Daha fazla söyledim.’ Aymazca tutumuna da devam ediyor. Aynı kişi CHP yetkililerini de tehdit ediyor. ‘CHP yetkililerini protokollere almayın’ diyor. Ve şehit cenazeleri üzerinden bir kasaba politikası yapıyor. Önce, İçişleri Bakanı şehit cenazesi kaldırma kurumu değil. İçişleri bakanlığı şehit cenazelerini engelleme kurumudur, çözüm bulma kurumudur. Sen şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapıyorsan seni bir meşruiyetin yok. Bir kere sana soruyoruz ‘Bu şehit cenazelerini niye önlemiyorsun?’ eksiklik sende, yanlışlık sende, bölücü, ayrıştırıcı tutum sende. Sayın Pervin Buldan’a söylediği bir şahsa söylenmemiştir. Bütün HDP’lilere, bütün Alevilere, bütün Kürtlere HDP’ye destek veren demokratlar, sağduyulu Türkiye yurttaşlarının tamamına dönük bir tehdittir. Bu genel bir politika olup Süleyman Soylu’ya söyletilen sözcülüğünü onun yaptığı bir şey. Diyorlar ya Türkiye tek adamla yönetiliyor. Ben diyorum tek adamla yönetilmiyor bir buçuk adamla yönetiliyor. Buçukluk rolüne soyunma bu. Partimiz avukatları bu konuda suç duyurusunda bulundular. Bu bir nefret suçudur, bu bir bölücü politikadır, bu halkları karşı karşıya getirme politikasıdır diye hukuki anlamda gerekli başvuruyu da yapıtlar.”

    KERBELA’DAN BU YANA OLAĞANÜSTÜ HAL

    Olağanüstü Hal’in sadece 15 Temmuz’dan bu yana olmadığını söyleyen Bülbül, “Alevi toplumu için Kerbela katliamından bu yana Olağanüstü Hal koşulları vardır. Katliam, sürgün, soykırım koşulları vardır. Kürt halkı için 2639 Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan bu yana Olağanüstü Hal koşulları, Türkiye devrimci demokratik hareketi için Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesinden bu yana Olağanüstü Hal koşulları vardır. Dolayısıyla bu üç kesim geleneksel ırkçı yapının her zaman hedefinde olmuştur” şeklinde dile getirdi.

    “HANGİ HÜKÜMET GELİP GEÇTİYSE MADIMAKLAR OLDU”

    Madımak Katliamı’nın bitmediğini ve yöntem değiştirerek devam ettiğini belirten Bülbül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kültürel soykırım, baskı, tehdit, şantaj olarak devam ediyor. Gezi direnişinde katledilen Berkin Elvan da bir Madımak şehididir, Ali İsmail Korkmaz da bir Madımak şehididir ve darbe girişiminin hemen akabinde Alevi mahallelerine yapılan tehditler, saldırılar ve hükümetin buna sessiz kalması ve hatta yönlendirmesi tutumu da Madımak politikasının devam ettiğinin göstergesidir. Cumhuriyet tarihi boyunca hangi hükümet gelip geçtiyse Madımaklar oldu maalesef. Şu anda olmaması için biz büyük bir gayret içindeyiz. Lakin Alevi toplumu, Alevi inancı, Alevi tarihi kültürel hakikat değerleri ırkçı, gerici kesim tarafından tehditle karşı karşıyadır. Bu çerçevede bakıldığında Alevi toplumu HDP’ye dönük çok önemli büyük bir destek sunmuştur. Hak ve hakikat yolunda, özgürlük, eşitlik, adalet yolunda birlikteliğimizi arttırarak sürdüreceğiz. Bu birlikteliğe binaen Alevi inancının tarihi kültürel, inançsal değerlerine binaen, mürşitlerin, aşıkların, sadıkların bize bıraktığı mirasa binaen ve hak ve hakikat yolunda talip olmamıza binaen bunu bir tarihi görev olarak görüyoruz. Bu tarihi görev çerçevesinde herkes için 2 Temmuz bir anma günü, 2 Temmuz’a katılım günü. Sivas’a gelmeli, gelemiyorsa yereldeki etkinliğe mutlaka katılmalı. Ama Sivas’a dahil olmak çok önemli. Biz HDP grubu olarak birçok vekil arkadaşımızla oraya katılım sağlayacağız.

    BİR DAKİKALIK DURUŞMA SEANSLARI

    Fakat Madımak hala yanıyor diyoruz ya Madımak’ın yanıyor olmasının sebebi şu: Madımak davasıyla ilgili verilen zaman aşımı kararına o dönem başbakan olan kişi şöyle demişti: Bu karar Türkiye’ye hayırlı uğurlu olsun.’ Aslında bu Madımak’ın onaylanması, Madımak’a dair tutumun devam edeceğinin göstergesiydi. Yine AKP’li yetkililer Madımak katillerinin avukatlıklarını yaptılar, vekil yapıldılar, belediye başkanı yapıldılar vesaire. Akabinde Cafer Erçakmak gibi katil olduğu mahkeme kararıyla tescil edilmiş bir kişinin korunduğunu, kollandığını, tüm Madımak katillerinin Avrupa’da elini kolunu sallayarak dolaştığını, buna ilişkin iade talebinde bulunulmadığını gördük. Cafer Erçakmak’a ilişkin öldü, gömüldü tabirinin kuşkulu olduğunu, araştırmanın gerektiğini ifade ediyoruz. Şu anda yürüyen Madımak davasında bir dakikalık duruşma seansları yapılıyor, içler acısı bir tutum.

    “ŞEHRİN BELEDİYE BAŞKANI OLARAK NİYE MÜDAHALE ETMEDİN?”

    Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu suçu gidermenin hiçbir koşulu yoktur. Hafifletmenin koşulları olabilir bu da birincisi Madımak Katliamı’nda parmağı olan tüm kişilerin teşhir edilmesidir. Madımak Katliamı’nda katliam esansında otele yakın bir yerde insanları toplayıp ‘Hele şunların ruhuna bir Fatiha okuyalım’ deyip akabinde de ‘Gazınız mübarek olsun’ diyen Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, diyor ki ‘Onlar yakılmadı dumandan öldüler.’ Utanmazca bir tutum bu. Peki duman nereden çıktı, o ateşi kim yaktı? O ateş yakılırken sen Fatiha okuyacağına şehrin belediye başkanı olarak niye müdahale etmedin? Oraya saldıranların birçoğunu tanıyorsunuz siz. Niye telkin etmediniz, niye çıkıp konuşmadınız? ‘İnsan yakmak da otel yakmak da ne oluyor’ niye demediniz? Bugün kendinizi aklayamazsınız. Bin dereden su getirseniz, Kızılırmak’ın pirüpak suyu ile yıkansanız aklanamazsınız. Burada üzerinizde olan bir durum söz konusu. Üzerinizde olan atılı değil kendi üzerine almışlar, kimse üzerine atmıyor. Kendisi üzerine almış. Geliyor meydana ‘Hele şunların ruhuna bir Fatiha okuyalım’. Kimin ruhuna Fatiha okunur ölünün değil mi. Arkasından da ‘Gazanız mübarek olsun’ diyor. Bu akılla, izanla açıklanacak bir şey değil. Akabinde de ‘Onlar yakılarak değil dumanla öldüler’ diyor. Bu nasıl akıldır yahu. Dalga mı geçiyorsun sen? Dumanı kim yaptı, ateşi kim yaktı? Sen şehrin belediye başkanı olarak niye sessiz kaldın? Aynı şekilde dönemin başbakanı, cumhurbaşkanı, adalet bakanı, içişleri bakanı ve çok önemli bir tanesi de ne yaptı bu seçimde gidip AKP’ye yedek lastik oldu Tansu Çiller. ‘Çok şükür halkımıza bir şey olmadı’ demişti o dönemde. Katledilen 35 kişi sanki insan değilmiş gibi aymazca bir tutum sergilemişti. ‘bir futbol maçında bile bu olabilir’ diye demişti dönemin yetkililerinden bir tanesi olan Mesut Yılmaz.”

    “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLMALI”

    Kendisinin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği genel başkanıyken var olan Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması talebinden vazgeçmediklerini kaydeden Bülbül, şunları belirtti:

    “Madımak utanç müzesi olmalı. Utanç müzesinden kastımız Madımak’ın önünden gelip geçen insanların burada utanç verici bir olay oldu. 35 insan katledildi göz göre göre yakıldı. Bu insanlık için utanç verici bir durumdur. Bundan sonra böyle bir şey yapılmamalıdır tabiri. Madımak’ı ne yaptılar? Adına bir anı evi dediler. Süslemiş püslemişler, isimler yazmışlar ve iki tane de katilin ismi yazılı orada. Katliamda adı geçen sanıkların ismi yazılı. Böyle bir şey müze olamaz. Liselerdeki, ortaokullardaki köşeler olur ya aynı onun gibi bir şey. Biz bunu kabul etmiyoruz. Utanç müzesi demek olup bitenin hepsinin resmedildiği o haliyle kaldığı yakılmış perde, yakılmış merdiven, yakılmış oda o şekliyle kalacak. Görenler o ürpertiye tanık olacaklar, bu utanç verici duruma tanık olacaklar. Utanç müzesi böyle olur.”

    18 GÜNDE İDDİANAME

    Sivas Katliamı davasının yargılanma sürecine değinen Bülbül, şöyle konuştu:

    “Yargılanma süreci hukukun insan vicdanı, ahlakın etiğin verilerine göre olmamıştır. Devletin ihtiyaçlarına göre olmuştur. Oldu bittiye getirilmiştir. Örneğin Madımak katliamıyla ilgili iddianame 18 günde hazırlanmıştır. Şimdi 6 ayda hazırlanamıyor iddianameler. Madımak Katliamı gibi devasa bir olay için 18 günde iddianame hazırlanıyor. Demek ki bunu bir oldubittiye getirmek istiyorlar ki öyle yaptılar.

    “MADIMAK HALA YANIYOR DEMEMİZ MEŞRU BİR TUTUMDUR”

    Yargılananlarla ilgili suçlama, suçlamanın işleyişi, yargının tutumu vesaire hiçbiri hukuki değildir. Bir kere bu dava yeniden açılmalı ve bu davayla ilgili özür maddi ve manevi olmalı. Öyle sadece ‘Burada insanlar yakıldı biz de üzülüyoruz’ gibi ne anlama geldiği belli olmayan tutumlar ki bunu da söylemediler davanın zaman aşımına uğramasına ‘Hayırlı uğurlu olsun’ dediler. Hal böyleyken Madımak hala yanıyor dememiz meşru ve yerinde bir tutumdur. Bu yangını söndürmenin yolu Türkiye toplumunun ki Türkiye toplumunun bu konuda bir sorununun olduğunu düşünmüyorum. Türkiye toplumunun yüzleşmesi, devletin yüzleşmesi, hükümetin yüzleşmesi ırkçı, gerici tutumların kınanması nasıl ki Hitler Almanya’sında yapılan soykırımla ilgili müzeler ortamlar el dokundurmadan o şekildeyse Türkiye’de de öyle olmalı. Sadece Madımak’a dair de değil bu Dersim’e dair, Koçgiri’ye, Maraş’a. Çorum’a vesaire sayamayacağımız kadar.

    “KATLİAM SERBEST, ANMAK YASAK”

    2 Temmuz’da Madımak’taki katliamla ilgili anma programı yağacağız. 3 Temmuz’da Çorum’da yapacağız. Her güne bir katliam. Ama her güne katliam var, anma yasak. Katliam serbest anma yasak. Böyle bir tutum. Dolayısıyla Madımak’la ilgili hukuki süreç tamamlanmamıştır. Oldubittiye getirilmiştir. Bu süreç devletin buradaki payı, devletin yetkililerinin, kurumlarının payı yönlendirmesi neyse açığa çıkarılmalı. Bununla ilgili hukuki süreç ceza neyse bunlar doğru düzgün işletilmeli diye bir tutum sergiliyoruz ve Madımak kesinlikle utanç müzesi olmalı. Bu çerçevede de toplumlar arasında meydana gelmiş duygu kırılmaları, yabancılaşmalar ile ilgili sosyal rehabilitasyon süreçleri olmalı. Sosyal rehabilitasyondan kastımız yabancılaştırılmış toplumların aslında hakikatte, adalette ortak olduğu duygusunu yaşayarak gördük. Biz HDP olarak bu toplumsal kesimleri hakikatte, adalette buluşturuyoruz fakat devlet ayrıştırıyor, karşı karşıya getiriyor, nefret suçu işleyerek bu ayrıştırmayı yapıyor. Sosyal rehabilitasyon süreçleriyle bu toplumsal kesimler birbirleriyle tanışmalı, tanış olmalı, işi kolay kılmalı, sevmeli sevilmeli. Fakat bir devlet politikası olarak sevmek sevilmek bir yana çatıştırmak için elinden gelen yapılıyor. Bu çerçevede 25’inci yılında Madımak’a sahip çıkmak ahlaki, insani, vicdani bir görevdir.

    “MADIMAK’A BİR YÜRÜYÜŞ EYLEYELİM”

    Sadece Alevilerin değil sosyalistlerin, sol demokratların, ahlaki, insani, vicdani, etik değer taşıyan tüm insanlarımızın sahip çıkması, gelmesi, haykırması, ortaklaşması gereken bir süreçtir. Bütün sivil toplum örgütleriniz, Alevi kurumlarını, sol demokratik siyasal partileri oraya davet ediyoruz. Ciddi bir katılım gerekiyor. Pir Sultan Abdal’ın tabiriyle bir yürüyüş eylemek gerekiyor ve bu yürüyüşü eşitliğe, dostluğa, özgürlüğe, adalete yapmak gerekiyor. Orada katledilen 11 yaşındaki Koray Kaya aşkına, tamburuyla, curasıyla Aleviliğin nefesini yayan sembolümüz olan curanın mürşidi olan Nesimi Çimen aşkına gitmemiz gerekiyor. Hak aşıklarımızdan orada katledilen Muhlis Akarsu aşkına gitmemiz gerekiyor. 17 kadın canımız aşkına gitmemiz gerekiyor. Oradaki şairlerimiz Metin Altıok adına, Behçet Aysan aşkına gitmemiz gerekiyor. Orada şiir katledildi, edebiyat katledildi, sazımız, nefeslerimiz, semahımız, çocukluğumuz, kadınlığımız, gençliğimiz, ermiş yaşlılığımız katledildi. Bütün bunların katledilemeyeceğini göstermek hala ayakta direnen ve bu süreci hak ve hakikat aşkın yürüten kesimler olarak bunu yürüteceğimizi, yaşatacağımızı göstermek için gitmemiz ciddi bir insan seli yaratmamız gerekiyor. Hani diyor pirim Pir Sultan, ‘Kızılırmak gibi bendinden boşan, Hama’dan Mardin’den Sivas’a döşen, Düldül eğerlendi Zülfikar kuşan, Alim ne yatarsın günlerin geldi’. Günlerimiz her zaman gelmişti bugün daha fazla geldi. Bugün eşitlik, özgürlük, adalet için halkların birliği, halkların özgürlüğü, inançların özgürlüğü, laik demokratik Türkiye, laik demokratik eğitim, gençlerin özerk demokratik üniversiteleri için Madımak’a yapılan bir yürüyüş insanlığa yapılan bir yürüyüştür. Madımak’a yapılan bir niyaz hakka hakikate yapılan bir niyazdır. Madımak’a yapılan niyaz Pir Sultan Abdal’a, Şahı Şehidan Hüseyn-i Hüdavendigar’a, Şahı Merdan Ali’ye yapılan bir niyazdır. Madımak sadece bir otel değildir. Madımak sadece 33 canın katledildiği bir yer değildir. Madımak tarihi hakikatlerin katledildiği bir yerdir. Tarihi hakikatlerimizi bırakmamak, tarihi hakikatlerimize niyaz olmak temel insani, ahlaki, vicdani görevlerimizdendir. Bu anlamda Türkiye insanlığını Madımak’a bir yürüyüş eylemeye çağırıyorum.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sivas Katliamı tanığı Ergin: Devletin bize reva gördüğü saldırı, katliam ve göçertme

    Sivas Katliamı tanığı Ergin: Devletin bize reva gördüğü saldırı, katliam ve göçertme

    PİRHA- 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta bulunan dönemin PSAKD İstanbul Şube yöneticilerinden Erdoğan Ergin, katliama yönelik, “Birlikte etkinliklerde yer alıp sohbet edip çay içtiğimiz arkadaşlarımız gözümün önünde yanıyordu. Cümleler kafi gelmiyor. Devletin resmi anlayışın dışındakilere reva gördüğü saldırı, katliam ve göçertme” diye konuştu.

    Sivas Katliamı yaşandığı dönemde Pir Sultan Abdal Dernekleri (PSAKD) İstanbul Şube yöneticilerinden Erdoğan Ergin, 2009 yılından bu yana Paris’te yaşıyor ve FEDA- Paris Eşbaşkanlığı görevini yürütüyor. Ergin Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünden. Katliamın gerçekleştiği 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta bulunan Erdoğan Ergin ile katliamın yaşandığı süreci konuştuk.

    “Devlet geleneği devam ediyor; önce katillere her türlü kirli işlerini yaptır, sonra göstermelik olarak yargıla, daha sonrada ödüllendir” diyen Ergin, Alevi toplumunda devlete güven ve sahiplenme anlayışının önemli bir sorun olduğunu dile getiriyor.

    2 Temmuz 1993, Türkiye tarihine bir katliam daha not düştü. Siz de yaşananlar sırasında oradaydınız, o gün ve öncesinde neler yaşandı?

    2 Temmuz öncesinde, Pir Sultan Dernekleri ( İstanbul, Ankara, İzmir) olarak her yıl Banaz köyünde yapılan şenliklerin önümüzdeki yıllarda da Sivas’ta yapılıp yapılmayacağı üzerine yürütülen tartışmalarda Ankara Şube Yöneticileri Sivas’ta yapılmasını önerdi. İzmir Şube yöneticileri ise Banaz’da yapılmasını ve kendilerinin Banaz’a gideceklerini belirtmişlerdi. Bizler İstanbul Şube yöneticileri ise o günün siyasal gelişmelerini göz önüne alarak, Sivas’ta yapılacak şenliklerin güvenli olmayacağını, buna yönelik olarak ortaya çıkabilecek bir saldırı durumunda yeterli bir savunma önlem, güç ve örgütlülüğümüzün olmadığını belirttik. Ancak yapılan tartışmalar sonunda Ankara Şubesi’nin yalnız bırakılmaması anlayışıyla bizde Sivas’ a gitme kararına vardık.
    Sivas’a vardığımızda biz İstanbul Şube’den gelenler olarak Madımak Oteli’nde kalmak yerine Alevi halkımızın yoğun yaşadığı Alibaba, Cumhuriyet mahallelerinde tanıdık, eş, dost ve akrabalarımızın evlerinde kalmayı tercih etmiştik. Ankara Şube’den arkadaşlara da bu önerimizi söyledik.

    Böyle bir katliamın yapılacağı tahmin edilemezdi belki ama, bir saldırı hazırlığında oldukları izlenimi var mıydı?

    1 Temmuz günü şehir merkezini dolaştığımızda, sökülüp öbek öbek toplanan kaldırım taşlarından, şehir merkezindeki duvar ve elektrik direklerine yapıştırılan Pir Sultan Şenlikleri’ne karşı saldırgan bir içerikle hazırlanmış ilanlardan, esnafın bizlere karşı sert ve hakaretvari yaklaşımlarından, bunlardan daha fazlası Buruciye Medresesi’nde akşama doğru yapılan imza, söyleşi ve tiyatro etkinlikleri sırasında faşist gurupların sözlü sataşmalarından gördüğümüz manzara kopacak bir fırtına öncesini andırıyordu.
    2 Temmuz günüyse program çerçevesinde Kültür Merkezi’nde saat 13:30’da Arif Sağ’ın vereceği resital başlamadan önce bir kalabalık, Sivas Meydanı’nda toplandı. Dönemin Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun konuşmasıyla kışkırtılan gerici faşist güruh, içerde çoğu kadın çocuk yaklaşık bin kişilik bir dinleyici kitlesi olan Kültür Merkezi’ne doğru, yakıp yıkmak, ele geçirdiklerini linç ederek katletmek üzere, önlerinde ve arkalarında devletin resmi ve sivil polisleri eşliğinde bir saldırı başlattılar. Ancak Kültür Merkezi’ne vardıklarında ummadıkları bir şeyle karşılaştılar. Çünkü Kültür Merkezi’ndeki kitlenin ellerine ne geçtiyse barikatlar oluşturup direndi.

    Bu direniş sonrası faşist güruhun geri çekilmesiyle oradaki tüm canlarımızı kendi otobüslerimizle mahallelere yerleştirerek, yaralılarımıza tıbbı müdahale yapılması sağlanıp, saldırıların mahallelere kadar sürebileceği öngörülerek direnişe devam edilmesi kararı alınmıştı.
    Tahliye sırasında yazarlar, gazeteciler, ozanlar ve semah ekibinden arkadaşlarımıza otelin güvenli olmadığını belirttik. Daha sonrasında otele gidip, orayı boşaltıp mahallelere gitmelerini isteyen arkadaşlara, Sivas Valisi’nin güvence verdiğini söylemişlerdi.

    Biz bir yandan mahallerde direnişi örgütlerken diğer taraftan da oteldeki arkadaşlarla telefon görüşmeleri yapıyorduk. Saat 19:30’da Ankara Şube Sekreteri Kamber Çakır’la yaptığımız telefon görüşmesinde “İkinci kata kadar çıktılar, binayı yakmalarından korkuyoruz. Ankara’yı arayın” diyordu. Ne Ankara ile ne Adalet Bakanlığı ile görüşmemiz, ne de iktidar ortağı olan SHP ile görüşmemiz sonuç verdi. “Bekleyin, dayanın Kayseri Jandarma İndirme Tugayı gelecek” deniyordu. Ne İndirme Tugayı geldi, ne de Jandarma. Devlet cenahı kör, sağır ve dilsizi oynuyordu. Otelle on on beş dakika sonra son konuşmamızda Kamber Çakır “Elektrikleri kestiler, telefonları da kesmelerini bekliyoruz. Dışarısı insan dolu, bağırıyorlar, saldırıyorlar. Müdahale yok, varsa da dışarıda kimse bir şey yapamıyor “diyordu.

    Dışardan yangını gördünüz mü? 

    Bulunduğumuz evden silah ve slogan seslerini duyabiliyorduk.
    Taksici olan ev sahibimle alana vardığımda gördüğüm manzara; devlet anlayışının bu topraklarda yaşayan tüm farklı inançlara, etnisitelere, halklara ve tüm farklılıklara yönelik yüzyıllar boyunca devam eden toplu kırım politikasının resmiydi.

    Binlerce kalabalık alanı doldurmuş, “Allahü ekber, yakın dinsizleri” gibi sloganlar atıyorlardı. Otelden alevler yükseliyor. Kalabalık huşu içinde katliamı kutluyordu.10-15 Jandarma ise olup biteni seyrediyor, adeta kalabalığın güvenliğini sağlıyordu. Biz birşeyler yapamamanın o kahrolası çaresizliğini yaşıyorduk. Birlikte etkinliklerde yer alıp sohbet edip çay içtiğimiz arkadaşlarımız gözümün önünde yanıyordu. Cümleler kafi gelmiyor. Devletin resmi anlayışın dışındakilere reva gördüğü saldırı, katliam ve göçertmeydi. Zaten Maraş, Sivas ve Çorum’dan sonra da o kentler boşalacak gerideki halkın mal ve mülklerine ganimet olarak el konulacaktı.

    Bu resmin o süreçten sonrasında da yeterince görülüp bilince çıkarılamadığını düşünmeden edemiyorum. Devlete güvenme ve sahiplenme anlayışı, Alevi toplum sorunsallığı olarak halen güncelliğini korumaktadır.

    Süren davalar, temyizler, müdahil avukatların talepleri yıllarca devam etti. Sivas Katliamı davası 20 yılın ardından zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldı. Firari sanıklar hala aranıyor. Katliamda ismi geçen insanlar devlet kademelerinde görev aldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Dönemin Başbakanı Çiller “Çok şükür ki otel dışındaki halkımız zarar görmemiştir” yorumunu yaptı.

    Sivas Katliamı faillerinden ve teşvikçilerinden hesap sorulması için açılan davalar 2001 yılında sonuçlandığında, Cumhuriyet’e karşı örgütlü kalkışma suçlamasıyla 33 sanık ölüm cezası, 4 sanık 20 yıl, bir sanıksa 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Davalar, temyizler, müdahil avukatların adalet talepleri yıllarca sürdü de sürdü. 20 yılın ardından Sivas Katliamı davası zaman aşımı gerekçe gösterilerek-tüm diğer devlet katliamlarında olduğu gibi kapatıldı. Karar üzerine dönemin Başbakanı, şimdinin Cumhurbaşkanı olan Erdoğan, “Milletimiz için hayırlı olsun. Yıllardır içerde olan, içlerinde kaçak olan vatandaşlarımız da vardı” diyerek onayını belirtti. Bu onay aynı zamanda devletin tetikçilerine, katillerine devlet kademelerinde görev vererek ödüllendirilmesi anlamına da geliyordu. Devlet geleneği devam ediyor; önce katillere her türlü kirli işlerini yaptır, sonra göstermelik olarak yargıla, daha sonrada ödüllendir.

    Son dönemlerde Temel Karamollaoğlu’nun söylemleri çok gündeme geldi. Sivas’ı hala bir katliam olarak tanımlamakta imtina etti. Maraş Katliamı ve diğer katliamlarda olduğu gibi, söz konusu katliamlarda ismi geçen isimlerin televizyonlarda ya da benzer araçlarla katliama yönelik rahat ifadelerini nasıl değerlendirmek gerekir?

    Temel Karamollaoğlu’nun önce milletvekili, sonra bir parti genel başkanlığına getirilip sonra da Cumhurbaşkanı Adayı yapıldı. Muhsin Yazıcıoğlu da diğer bir partinin başkanlığına getirilip milletvekili seçtirildi. Yine Maraş Katliamı sanıklarından Ökkeş Şendiller milletvekilliğiyle ödüllendirildi.
    Devletin resmi anlayışı “Tek dil, Tek din ve Tek millet.” Bunların dışındaki inançlara ve başta da Kürt Halkı olmak üzere tüm halklara yönelik kırım anlayışı sadece ülke içinde kalmayıp ülke sınırları dışında da devam etmektedir.
    Beklenen Mehdi de, yardımımıza yetişecek Hızır da, bu katliamcı devlet politikasına ve uygulamalarına maruz kalan tüm farklılıkların, tüm halklar ve inançların birlikte ortak direniş, toplumsal örgütlülük ve mücadeleleriyle açığa çıkacaktır.

    Elif SONZAMANCI

  • Adana Alevi Platformu: Madımak ateşi sönmedi

    Adana Alevi Platformu: Madımak ateşi sönmedi

    PİRHA- Adana Alevi Platformu, Sivas katliamının yıldönümüne dikkat çekerek, “Madımak katliamını unutmadık” dedi.
    Adana Alevi Platformu, 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Madımak Katliamının yıldönümüne dikkat çekmek amacıyla Seyhan Belediyesi önünde bulunan Barış Anıtı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. “Madımak ateşi sönmedi, unutmayacağız, unutturmayacağız” pankartının açıldığı açıklamaya emek ve demokrasi güçlerinin yanı sıra 24 Haziran seçimlerinde seçilen HDP’li Tülay Hatimoğulları Oruç, CHP’li Ayhan Barut, Orhan Sümer ve Müzeyyen Şevkin katıldı. Basın açıklamasını Adana Alevi Platformu adına Murtaza Moroğlu okudu.
    MÜCADELEYE DEVAM VURGUSU

    Olayın üzerinden 25 yıl geçtiğini fakat unutamadıklarını kaydeden Moroğlu, hala katiller ve bu katilleri yönlendiren güçlerin yargılanmadığını ya da göstermelik yargılanarak gerekli hukuki yaptırımlar yapılmadığına değindi. “Bu da yetmediği gibi dönemin başbakanı, ‘çok şükür dışarıdaki halka bir zeval gelmedi’ diyerek talihsiz bir açıklama yapmıştır” diyen Moroğlu, “Barbarlığa karşı her zaman Kerbela’da olduğu gibi göğüs gerdik. Bizler, Gazi’de kurşunlandık, Maraş’ta, Çorum’da, Dersim’de, Suruç’ta, Ankara Gar Meydanında defalarca katliamlara uğradık. Her şeye rağmen hak, hukuk ve demokrasi için çocuklarımızın geleceği için eşit yurttaşlık için demokrasi mücadelemiz devam edecektir” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’daki Sivas Şehitleri anıt parkının tadilatı sürüyor-VİDEO

    Ankara’daki Sivas Şehitleri anıt parkının tadilatı sürüyor-VİDEO

    PİRHA- Sivas katliamında yaşamını yitirenler için Ankara Dikmen’de anıt parka başlamak için yaptıkları tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını söyleyen PSAKD Genel Merkez Yöneticisi ve Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş, tüm bunlara rağmen tadilata başladıklarını belirtti. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Yöneticisi PSAKD Ankara şube başkanı Ali Üngörmüş, Dikmen Keklik Pınarı’nda bulunan Sivas Şehitleri anıt parkı ile ilgili gelişmeleri  PİRHA’ya anlattı.

    4 ay önce Karşıyaka Mezarlığı’nda bulunan Sivas Şehitleri anıt mezarına başlamak içim çeşitli yerlere müracaat etmelerine rağmen bir sonuç alamadıklarını söyleyen Üngörmüş, en son Çankaya Belediyesi’nin taleplerini karşılanacağına dair bilgi almadıklarını ifade etti.

    Üngörmüş anıt mezara ilişkin süreci şöyle anlattı:

    “Tadilata başladık, bir süre sonra tadilatımızın 3. günü idi. Büyükşehir zabıta ekipleri ve çalışanları çalışmamıza engel oldu. Daha sonra mezarlık müdürlüğü ile irtibata geçtik. Mezarlıklar müdürlüğü ‘niye bizden izin almadan yapıyorsunuz’ gibi gayr-i resmi açıklamada bulunarak bizi tersleyerek gönderdi. Bunun üzerine çeşitli girişimlerde bulunarak kendi mezarlarımıza sahip çıkmak için elimizden gelen her şeyi yapacağımızı, mezarlarımızı sahipsiz bırakmayacağımızı söyleyerek müdahalede bulunduk. Bunun üzerine mezarlıklar müdürlüğü geri adım atarak bizi anıtlar kuruluna yönlendirdi. Anıtlar kurulundan onay aldıktan sonra tekrar tadilatımıza başladık. Şu an itibariyle tadilatımız bitmiş durumda.”

    6 TEMMUZ’DA SİVAS ŞEHİTLERİ ANILACAK

    6 Temmuz’da şehit aileleri ile birlikte  Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anıt mezarlığında anacaklarını söyleyen Üngörmüş, “Bunun yanı sıra Ankara’da bulunan Dikmen Keklik pınarında Sivas şehitleri adına bir parkımız var. 2 Temmuz şehitleri anıt parkı. Orada bu yıl Sivas’a gidecek canlarımız uğurlamak adına 1 Temmuz gecesi bir anma gerçekleştireceğiz. Oradan Sivas Şehit ailelerimizle beraber 2 Temmuz anması için Sivas’a gitmek isteyen canlarımızı Sivas’a uğurlayacağız” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • “Bizi Madımak’ta yakmalarının gerçek nedeni Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür’

    “Bizi Madımak’ta yakmalarının gerçek nedeni Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür’

    PİRHA- Yazar Erdal Yıldırım, “Ateşin yobaz elinde sınanışı” başlığı kaleme aldığı Sivas Katliamı yazısında, “Bizi Madımak’ta yakmalarının gerçek nedeni Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür” dedi. “Madımak Katliamı bir insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında ise zamanaşımı olmaz” diyen yıldırım, herkesi katliamın gerçek suçlu ve sorumlularının ortaya çıkartılması, yargı önüne getirilmesi için sürdürülen mücadeleye omuz vermeye çağırdı. 

    Yazar Erdal Yıldırım, “Ateşin yobaz elinde sınanışı” başlığı altında 2 Temmuz 1993 yılında gerçekleştirilen Sivas Katliamı’na ilişkin bir yazı kaleme aldı.

    “25 yıl önce insanlık dışı gerici, şeriatçı, faşist güruhlarca tutuşturulan insanlık ve Madımak Oteli halen yanmaya devam ediyor” diyen Yıldırım, şunları hatırlattı.

    “2 Temmuz 1993’te 33 can, 33 fidan, 33 aydın, yazar, şair ve genci yitirdi bu ülke toprakları. Madımak’tan yükselen çığlıklar ve dumanlar ülkenin dört bir yanından duyulur ve görülür oldu. Ancak gerçekleşmeyen adalet sebebiyledir ki, sadece Madımak’tan değil, bu ülke coğrafyasının her karışından dumanlar tütmeye, çığlıklar gelmeye devam ediyor.
    2 Temmuz 1993 Sivas Osmanlının gerici, feodal ve baskıcı düzenine şiirleri, bağlaması ve devrimci, direnişçi düşünceleriyle başkaldıran Pirim Pir Sultan’ı darağacına gönderen zihniyet, aradan geçen yüzlerce yıl sonra bile, O’nun fikirlerinin yaşamaya devam ettiğini görünce tahammülsüzlüğü arttı. Ve Pir Sultan Abdal’ı şiirlerle, türkülerle, tiyatroyla anmak için Sivas’a giden sanatçı, aydın, yazara ve Alevi semahçıya da tahammül edemedi. Sivas Madımak Oteli devletin askeri, polisi, valisinin gözleri önünde ateşe verildi.”

    “EGEMENLERİ KORKUTAN İNANÇ, BİLİNÇ VE DİRENÇTİR”  

    “Selçuklunun Baba İshak ve Baba İlyas, Osmanlının da Abdal Musa, Şahkulu Sultan, Kalender Çelebi, Şeyh Bedreddin ve Pir Sultan gibi düzene baş kaldıran, haksızlıklara karşı halkın öncülüğüne savunan önderlerimize tahammül göstermesini zaten beklemiyoruz” vurgusunu yapan Yıldırım, şöyle devam etti:

    “Bu gerici düzenlere karşı halkları örgütlemiş bu büyük önderler, ya binlerce Kızılbaş Alevi ile kılıçtan geçirilmiş, ya da darağacına gönderilmişlerdir.

    Pir Sultan Abdal da, inancın, bilincin ve direncin sembolü olarak darağacına kendisi yürümüş, inancı, düşünceleri ve toplumu için serini vermiştir. Hınzır’ın sadece bir dörtlükte bile “şah” sözcüğünü kullanmaması halinde kendisini affedeceği şeklindeki biatçı istemine, “Hızır Paşa bizi berdar etmeden / Açılın kapılar Şah’a gidelim / Siyaset günleri gelip çatmadan / Açılın kapılar Şah’a gidelim” diye yanıt verir ve darağacını yürür. İşte egemenleri korkutan tam da bu inanç, bilinç ve dirençtir. İşte bizleri Malya Ovası’nda, Tokat, Antalya, Ege, Koçgiri, Dersim, Maraş, Gazi ve Madımak’ta yakmalarının, katletmelerinin, bombalamalarının altında yatan gerçek de bu Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür.

    “ÖYLE BİR TAHAMMÜLSÜZLÜK Kİ BAĞLAMALAR BİLE YASAKLANDI”

    Öyle bir düşmanlık, öyle bir tahammülsüzlüktür ki, Şeyhülislamlar Kızılbaşlarla ilgili “Kızılbaşların malı da, canı da, namusu da helaldir” şeklinde fetvalar vermiş, sadece katletmekle kalmamışlar, aynı zamanda inanç ritüellerimiz, dergahlarımız, pirlerimiz, hatta Alevi ozanların türküleri, deyişleri, hatta bağlamaları bile yasaklanmıştır. Ancak egemenlerin unuttuğu çok önemli şeyler var. O da tarihin akışının hiçbir tiran, diktatör tarafından kesilemeyeceği gerçeğidir. Tüm baskılara, yasaklara, katliamlara rağmen 400 yıldan sonra bile Pir Sultan’ın deyişlerini, türkülerini, şiirlerini söylemeye ve bu büyük önderlerimizi sahiplenmeye devam ediyoruz.”

    Yazar Erdal Yıldırım, “Gerçek suçlular ve sorumlular, ki asıl suçlular dönemin Cumhurbaşkanından Başbakana, İçişleri Bakanından Sivas Valisine, Genelkurmay Başkanından Garnizon komutanına, Belediye Başkanından Emniyet Müdürüne, İtfaiye müdürüne kadar tümü ve daha sonra katliama bizzat karışmış, oteli ateşe vermiş olan katilleri kollayan, savunan, korunan, iş sahibi yapan, saklayan AKP zihniyetindekiler yakalanıp yargı önüne çıkartılıncaya, suçlular gerekli cezaları alana kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    “KATLİAM TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİNE KARŞI YAPILMIŞTIR”

    “Madımak Katliamı, tüm Alevi ve Kızılbaşlarla birlikte ülkemizdeki aydın, sanatçı, yazarları da içine alan ve ülkedeki tüm demokrasi güçlerine karşı yapılmış bir katliamdır” diyen Erdal Yıldırım şunları dile getirdi:

    “Katliamları unutturmak için örtbas edip suçluları koruyan, suçluların avukatlığını yapan, kimi suçluları da ödüllendirip Belediye Başkanı, Milletvekili yapan ve de Roboski’de, Gezi’de yeni katliamlar gerçekleştirmeye devam eden bu tekçi, ırkçı, gerici zihniyetler iktidardan uzaklaştırılmadıkça, gerçek suçlular yargı önüne çıkarılıp adalet sağlanmadıkça, Madımak yanmaya, Madımak’tan çığlıklar gelmeye devam ediyor.

    “MADIMAK KATLİAMI BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Madımak katliamı bir insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında ise zamanaşımı olmaz. Bu sebeple, kendisine insanım, adaletten, eşitlikten, insan haklarından, özgürlüklerden yana ve demokratım, yurtseverim, devrimci ve sosyalistim diyen herkesi Madımak katliamının gerçek suçlu ve sorumlularının ortaya çıkartılması, yargı önüne getirilmesi için sürdürülen mücadeleye omuz vermeye davet ediyorum. Madımak’ı unutmadık, unutmayacağız. Unutmak ihanettir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Berlin’de ‘Sivas Katliamı’nı unutturmayacağız’ yürüyüşü

    Berlin’de ‘Sivas Katliamı’nı unutturmayacağız’ yürüyüşü

    PİRHA – Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nin 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta katledilen 35 sanatçı, ozan, şair, yazar ve aydını anmak için geleneksel hale getirdiği yürüyüş, bu yıl 1 Temmuz Pazar günü Hermannplatz’da başlıyor. Üzerinden 25 yıl geçen katliamı kınama ve ölenleri anmak için bu yıl ayrıca bir dizi etkinlik de gerçekleşecek.

    Berlin Alevi Toplumu Cemevi, 3 Temmuz 1993’te Sivas’taki Madımak Otel’inde katledilen aralarında sanatçı, ozan, şair, yazar ve aydınların bulunduğu 35 canı anmak için yürüyüş düzenliyor.

    Yürüyüşe Berlin’de bir çok dernek, kurum ve inisiyatif de destek veriyor. Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nin geleneksel hale getirdiği yürüyüş 1 Temmuz Pazar günü Saat 13.00’de Hermannplatz’da başlayacak. ‘Sivas Katliamı’nı Unutturmayacağız’ sloganı altında gerçekleşecek yürüyüş Oranienplatz’da sona erecek.

    “ATEŞTE SEMAHA DURDUK”

    25 yıl önce yaşanan katliamda ölenlerin anısına bu yıl ayrıca bir dizi etkinlik de gerçekleşecek. Kreuzberg semtindeki cemevinde düzenlenecek etkiliklerin ilki cuma akşamı yapılacak. Saat 20.00’de başlayacak etkinlikte Aşnan Tiyatro Topluluğu, Madımak Katliamı’nı anlatan ‘Ateşte Semaha Durduk’ adlı tek perdelik tiyatro oyununu sergileyecek. Ardından, Can Dostlar Korosu sahneye çıkacak.

    BELGESEL FİLM GÖSTERİLECEK

    Cumartesi ise yine cemevinde saat 19.00’da gerçekleşecek panelde Dr. Hakan Mertcan ‘Devlet Kıskacında Aleviler’ adlı bir konuşma yapacak. Pazartesi günü saat 18.00’de yine cemevinde delil uyandırılacak, katliam konulu belgesel film gösterilecek, konuşmalar yapılacak.’Açık mikrofon’ ile katılımcılar görüş, duygu ve düşüncelerini dile getirecek. 3 Temmuz 1993’de aralarında Behçet Aysan, Metin Altıok, Uğur Kaynar, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Asım Bezirci ve Muhlis Akarsu gibi pek çok şair, yazar, sanatçı ve düşünür yanarak can vermişti. (HABER MERKEZİ)

  • Pir Celal Fırat: Sivas nefretin hafızalarımızda bıraktığı acıdır

    Pir Celal Fırat: Sivas nefretin hafızalarımızda bıraktığı acıdır

    PİRHA- İstanbul’da bulunan Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, Madımak Katliamı’nda  yaşamını yitiren canlar için “Sözümüz Kutsaldır” etkinliği düzenleyeceklerini belirterek, “Sivas hazımsızlığın, nefretin, hoşgörüsüzlüğün hafızalarımızda bıraktığı acıdır” dedi. 

    İmam Rıza Ocağı pirlerinden İstanbul’da Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, 1 Temmuz Pazar günü saat 17.00’de Sivas-Madımak’ta katledilen canlar için, “Sözümüz Kutsaldır” etkinliği düzenleyeceklerini bildirdi.

    Anmaya, Muharrem Temiz ve Tolga Sağ’ın katılacağını belirten Fırat, “Sivas hazımsızlığın, nefretin, hoşgörüsüzlüğün hafızalarımızda bıraktığı acıdır. Canımız her yandığında bu ülkenin aydınlığı, aydınları yanar. Bu nedenle insan haklarından, onurlu barıştan yana olacağız. Mazlumlarla birlikte, karanlığa karşı mücadele edeceğiz” dedi.

    Pir Celal Fırat, “Biz Aleviler gerçek adalet istiyoruz, istemeye devam edeceğiz” vurgusunu yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sivas Katliamı’nın üç firari sanığının yargılanmasına devam edildi

    Sivas Katliamı’nın üç firari sanığının yargılanmasına devam edildi

    35 canın yakılarak öldürüldüğü 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı davasından dosyası ayrılan 3 firari sanığın yargılanmasına bugün saat 09:30’da Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşma 28 Kasım’a ertelendi. 

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde 35 kişinin yakılarak öldürülmesine ilişkin davadan dosyası ayrılan 3 firari sanık Murat Karataş, Eren Ceylan ve Murat Sonkur hakkındaki davanın görülmesine bugün devam edildi.

    Saat 09:3’da Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma, sanıkların yakalanmasına karar verile 28 Kasım’a ertelendi.

    45 saniye süren duruşmaya Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri’nden yöneticiler, Av. Şenal Saruhan, Aylin Nazlı Aka da katılarak destek verdiler.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

  • DAD Ankara Şube Madımak şehitlerini anıyor

    DAD Ankara Şube Madımak şehitlerini anıyor

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi 30 Haziran saat 14:oo’te deyişler ve duazlarla Madımak şehitlerini anacak. Ayrıca Sivas Katliamı konulu panel düzenlenecek. 

    Madımak şehitleri anılıyor. Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi 30 Haziran saat 14:00’te 2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta yanarak can veren 33 canı anacak. DAD Ankara Şube binasında yapılacak olan anmada şehitler için çerağ uyandırılıp deyişler ve duazlar okunacak.

    Ayrıca Sivas Katliamı konulu bir de panel düzenlenecek.

    Ayrıca şehitler için lokmalarında da pay edileceği anmada tüm canlar hakikat ve yüzleşme talebiyle 2 Temmuz’da alanlara çıkmaya da davet edilecek. (HABER MERKEZİ)

     

  • Sivas Katliamı davasının 3 firari sanığının yargılanmasına yarın devam edilecek

    Sivas Katliamı davasının 3 firari sanığının yargılanmasına yarın devam edilecek

    PİRHA- 35 canın yakılarak öldürüldüğü 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı davasından dosyası ayrılan 3 firari sanığın yargılanmasına yarın saat 09:30’da Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek.

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde 35 kişinin yakılarak öldürülmesine ilişkin davadan dosyası ayrılan 3 firari sanık Murat Karataş, Eren Ceylan ve Murat Sonkur hakkındaki davanın görülmesine yarın devam edilecek.

    Yarın saat 09:00’da Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan davaya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş, duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • HDP’nin Alevi adayı Zeynel Özen, Nesimi Çimen’in mezarını ziyaret etti-VİDEO

    HDP’nin Alevi adayı Zeynel Özen, Nesimi Çimen’in mezarını ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA- Sivas katliamında yaşamını yitiren Nesimi Çimen’in mezarını ziyaret eden HDP’nin Alevi adayı ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu yöneticilerinden Zeynel Özen, Sivas’ın ateşinin hala sönmediğini vurguladı.

    HDP’nin Alevi adaylarından Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu yöneticilerinden Zeynel Özen, bugün Sivas şehitlerinden sanatçı Nesimi Çimen’in İstanbul Karacaahmet mezarlığından bulunan mezarını ziyaret etti. Ziyaret sırasında Özen’e Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ve Avrupa Alevi hareketinden Haydar Aygören eşlik etti.

    “SİVAS’IN ATEŞİ HALA SÖNMEDİ”

    Çimen’in mezarına karanfiller bırakılarak Alevi yol mücadelesinde şehit düşen tüm canlar için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    Çimen’in mezarı başında kısa bir konuşma yapan Özen, 25 yıldır Sivas’ın ateşinin sönmediğini vurguladı. Alevilerin Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması talebinin hala gerçekleşmediğini söyleyen Özen, yıllardır 2 Temmuz’larda Madımak Oteli önünde katledilen canları andıklarını, bu yıl da kitlesel bir şekilde anmaya devam edeceklerini kaydetti. Özen, milletvekili seçileceği taktirde Sivas’ta katledilen canları parlamentoda da anacaklarını ekledi.

    “HESAPLARI SORULACAK”

    Çimen’in mezarını ziyaret ettikten sonra Gezi şehitlerinden Mehmet Ayvalıtaş’ın ailesini de ziyaret eden Özen, Gezi şehitlerini sahiplendiğini ve hesaplarının sorulacağını söyledi.

    Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş ise Gezi’de şehit edilenlerin hiçbir partide örgütlü olmadıklarını ancak bilinçli gençler olduklarını belirtti. Oğlunun çok yardımsever bir insan olduğunu söyleyen baba Ayvalıtaş, oğlunun öldürüldüğü gün aynı yerde bir kız çocuğunun öldürüldüğünü ancak ismini hiç öğrenemediklerini ve bunun üstünün kapatıldığını kaydetti. Gezi’de Türkiye’nin gerçek yüzünün ortaya çıktığını belirten baba Ayvalıtaş, oğlunun öldürülmesinden sonra sürekli acılar yaşadıklarını ekledi. (HABER MERKEZİ)

      

  • PSAKD, Sivas’ta katledilen 33 canın anmasına çağrı yaptı-VİDEO

    PSAKD, Sivas’ta katledilen 33 canın anmasına çağrı yaptı-VİDEO

    PİRHA- Sivas’ta gerici güçler tarafından katledilen 33 canın anmasına çağrı yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, “Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tek adam rejimine, faşizme, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı artık TAMAM diyerek katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım.” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) 2 Temmuz Sivas Katliamı ile ilgili basın toplantısı gerçekleştirdi.

    Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan toplantıya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, CHP, İHD, EMEP, Halkevleri, Yozgat Dernekler Federasyonu, Divriği Kültür Derneği, Kızılırmak Köy Dernekleri Federasyonu ve demokratik kitle örgütleri katıldı. 

    “KATLİAMIN YOLUNU AÇTILAR”

    Basın metnini PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin okudu. 25 yıl önce 33 canın devlet güçlerinin gözü önünde yakılarak katledildiğini hatırlatan Şahin, şunları ifade etti:

    “Şimdilerde çok övülen dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun talimatıyla katliamdan birkaç gün önce şehrin içinde hiçbir yerde kaldırım çalışması gibi faaliyetler yokken Madımak Oteli’nin çevresine kamyonlar dolusu parke taşları bırakıldı. Aynı belediye başkanı katliam sırasında ‘gazanız mübarek olsun’ diyerek katliamı adeta teşvik etti. Otelin önünde bulunan askerler ise katliamcı güruha herhangi bir müdahalede bulunmadan otelin önünden ayrılarak katliamın yolunu açtılar. Birkaç kişilik eylemlere dahi binlerce polisi yığan devlet o gün hiçbir polisi müdahale etmek için katliamın yaşandığı bölgeye göndermedi. Gelen birkaç polis de ya olayları izledi ya da katliamcılarla kol kola hareket etti. Medya ise işbirlikçi rolüne yakışacak şekilde gericilerle birlikte Aziz Nesin’in bazı sözlerini bahane ederek etkinliklere katılan canlarımızı günlerce hedef gösterdi. Gericiler haftalar öncesinden bildiriler dağıtıp ‘kıyam’ ve katliam çağrıları yaptılar. Katliamın yaşandığı gün devlet yetkilileri saatlerce gerici güruhun toplanmasını ve kalabalıklaşmasını izlediler ve daha da ötesinde teşvik edip yönlendirdiler.”

    “ÇEYREK YÜZYIL BÖYLE GEÇTİ”

    Sivas Katliamı, egemenlerin askeriyle, polisiyle, yargısıyla, medyasıyla, belediyesiyle, hükümetiyle organize ettiği ve Ortaçağ artığı gerici katillerin tetikçiliğiyle hayata geçirdiği planlı bir katliamdı” diyen Şahin, şöyle devam etti:

    “Katliamdan sonra orada bulunan gerici güruh içinde sadece küçük bir grup hakkında dava açıldığını ve uzun süren yargılamalar sonrasında çoğunun hiç ceza almadan ya da küçük cezalarla kurtulduklarını kaydetti. Haklarında dava açılan katillerin bazılarının hiç bulunamadığını bazılarınınsa haklarında resmi arama kararı olmasına rağmen Sivas’tan hiç çıkmadan uzun yıllar yaşamlarını sürdürdüklerine, ellerini kollarını sallayarak yurt dışına çıktıklarına vurgu yapan Şahin, “Daha sonrasında devlet tarafından bulun(a)mayan bu katiller zaman aşımı kararıyla ceza almaktan kurtuldular. Dönemin başbakanı olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu karar için ‘hayırlı olsun’ dedi. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler. Sivas Katliamı’ndan bugüne kadar çeyrek yüzyıl bu şekilde geçti..”

    “AKP İKTİDARI VAHŞİCE SALDIRDI”

    “Bugün ise AKP iktidarı Sivas Katliamında kendi özünü ve ruhunu bulan bir parti olarak Alevi halkımıza ve diğer tüm ilerici-demokrat toplum kesimlerine karşı baskı ve tehdit politikalarına hız kesmeden devam ediyor” diyen Şahin, şunları kaydetti:

    “Gezi Direnişinden beri olağan bir şekilde rıza üreterek iktidarını devam ettirme şansı kalmayan AKP ülkeyi baskıya dayalı OHAL rejimiyle yönetmektedir. 15 Temmuz bahanesiyle ilan edilen OHAL’den sonra çıkarılan KHK’larla yüz binlerce insan haksız yere işinden atılmış, muhalif basın yayın organları kapatılmış, binlerce insan hukuksuz kararlarla tutuklanmış, insanların malına mülküne keyfi bir biçimde el konulmuştur. Bu haksızlığa boyun eğmeyip direnen insanlara da AKP iktidarı vahşice saldırmıştır.

    “TOPLUMSAL YAŞAM HIZLA GERİCİLEŞTİRİLİYOR”

    Toplumsal yaşam siyasal iktidar eliyle hızla gericileştiriliyor. Devletin artık şeklen kalmış olan sınırlı laik niteliği bütünüyle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Seküler yaşam biçimleri iktidar tarafından hedef alınıyor. Eğitimde akıl, bilim, eleştiri ve sorgulamanın yerine kör inançlara ve akıl dışı dogmalara dayalı gerici bir anlayış getiriliyor. Çocuklarımız tacizci-tecavüzcü-gerici vakıflara teslim ediliyor. Kürt sorununda barış ve kardeşliği savunanlara iktidar katliam politikalarıyla karşılık veriyor. Roboski’de, Cizre’de, Sur’da ve daha birçok yerde sivil halka dönük insan haklarına, uluslararası hukuka ve vicdana aykırı çok acı olaylar yaşanmıştır. Buna karşı çıkan bir bildiriye imza atan yüzlerce akademisyen ise üniversitelerden atılmışlardır. Ülkeyi yönetenler kan üzerine yaptıkları sığ milliyetçi politikalarıyla insanları birbirine düşman etmeye çalışıyorlar. Bunların dışında ülkemizin bütün kamusal kaynakları emperyalistlere ve yandaş sermaye gruplarına peşkeş çekiliyor. Doğa sermayenin çıkarları doğrultusunda talan ediliyor.

    “AYRIMCILIĞA UĞRUYORUZ”

    Aleviler üzerindeki bin yıllık asimilasyon, baskı, sindirme ve katliamlar üzerinden gerçekleştirilen yok etme politikaları AKP iktidarı tarafından da hevesle uygulanıyor. Kutsal mekanlarımız ya çeşitli şekillerde yok ediliyor ya da siyasal İslamcı yapılara teslim ediliyor. Cemevlerimiz tanınmıyor. Alevi çocuklarına zorla din dersleri dayatılıyor. Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamlarının üzeri devlet tarafından ısrarla örtülüyor. Alevi köylerine zorla cami yapılıyor. Cami olmayan köylerimize hizmet götürülmüyor. Kamuda ayrımcılığa uğruyoruz. Gençlerimiz Alevi kimliklerinden dolayı işe alınmıyorlar. Birçok insanımız baskı ve ayrımcılıktan dolayı toplumsal yaşamda Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalıyor.”

    “BASKIYA KARŞI TAMAM DİYEREK YİTİRDİĞİMİZ CANLARIMIZI ANALIM”

    Sivas Katliamı’nın sadece Alevlere değil ezilen, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan bütün toplumsal kesimlere karşı yapılan bir katliam olduğunu kaydeden Şahin, “Bugün bütün ötekileştirilen kesimlerin yaşam alanları, mahalleleri, sokakları, inanç yerleri, mezarlıkları, inanç merkezleri tehdit altındadır. O yüzden ezilen, dışlanan, ayrımcılığa uğrayan ve yok sayılan herkesi zulme karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz. Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tek adam rejimine, faşizme, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı artık TAMAM diyerek katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım.” diyerek Sivas Madımak Oteli önünde ve Ankara Tandoğan Meydanı’nda yapılacak olan anmaya katılım çağrısı yaptı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Ben insanım diyen herkesi Madımak anmasına davet ediyoruz’

    ‘Ben insanım diyen herkesi Madımak anmasına davet ediyoruz’

    PİRHA-Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Alevi köyleri olan Topallar, Becek ve Kızıltepe köy dernekleri 2 Temmuz’da Sivas’ta katledilen canları anmak için tüm duyarlı insanlara çağrı yaptı.

    2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nın yıl dönümü yaklaşırken katledilenleri anma çağrıları da gelmeye başladı. Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Alevi köyleri olan Topallar, Becek ve Kızıltepe köyleri dernekleri yaptıkları yazılı açıklamayla tüm duyarlı insanları Madımak şehitlerini anmaya çağırdı.

    “25 YILDIR YÜREKLERİ YAKMAYA DEVAM EDİYOR”

    Yapılan açıklama şöyle:

    “2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle başlayan katliam ateşi, 25 yıldır ben insanım diyen herkesin yüreklerini yakmayı sürdürüyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da buna benzer katliamların olmaması için, Madımak Oteli önünde insana ve insanlığa yakışır şekilde anma etkinlikleri yapılacaktır. 2 Temmuz’da sizi de bizim saflarımızda Sivas’ta katledilenleri anmaya davet ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Devlet Alevileri metropollerde eritmek istedi’-VİDEO

    ‘Devlet Alevileri metropollerde eritmek istedi’-VİDEO

    PİRHA-AKA-DER tarafından “2 Temmuz’u ve seçimleri konuşuyoruz” söyleşisi düzenlendi. Söyleşiye konuşmacı olarak PSAKD Mamak Şube Başkanı Hasan Gürer, Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun ve AKA-DER temsilcisi Nursel Güvendir katıldı. 

    Halk Ozanı Aşık Feyzullah Çınar Parkı’nda yapılmak istenen etkinlik yoğun yağış nedeniyle AKA-DER Şubesi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğe Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, HDP 1. Bölge milletvekili adayları, HDK Ankara İl ve PSAKD üyeleri katıldı.

    Söyleşide PSAKD Mamak Şube Başkanı Hasan Gürer yaptığı açılış konuşmasında katliamlara karşı omuz omuza mücadele edilmesi gerektiğini belirterek, “Biz ki Sivas’ta yitirdiğimiz tüm canlarımızın katledilme nedenlerini biliyoruz. 7′ den 70′ e hak yolunda yürümeyi kendilerine görev kabul edip, hak aşkına, pir aşkına deyip yola düşenler sanmasınlar ki unutuldu.  Sivas’ın ışığı sönmedi, sönmeyecek ve katliamların hesabı sorulacaktır” dedi.

    “DEVLET ALEVİLERİ METROPOLLERDE ERİTMEK İSTEDİ”

    DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Hasan Altun ise “Sivas’ta Madımak otelindeki katliam, devletin öngördüğü hedeflere ulaşmak istediğinden, askerinin ve polisinin gözü önünde seyredilerek yapılan planlanmış bir katliamdır. Devletin müdahale etmemesi sonucunda 33 canımızın yakılarak hayatını kaybetmesine neden olmuştur” diye konuştu.

    Sivas’ta yapılan katliamda Alevileri ile sol güçler ve aydınlar üzerinde büyük bir baskı kurulduğunu kaydeden Altun şunları söyledi:

    “Sivas’taki dinsel bağnazlığın kışkırtılması çerçevesinde şeriat çağrıları yapılmış bu tehlike karşısında Aleviler, laik aydınlar, demokratlar devlete sığınır hale getirilmiştir. Devlet bu katliamdan sonra  Alevileri, aydınları, demokratları, laik çevreleri himaye eden bir güç olarak göstermeye çalışmıştır. Demokrasi cephesi etrafında toplanan muhalif güçlerin bir kısmını bu cepheden kopararak kendi yanına çekmeye çalışmıştır.
    Devlet gerek Alevi Kürtleri, gerekse Alevi Türkleri hem metropollerde eritmek, hem de kendi çizgisine getirmek için çok boyutlu özel savaş yürütmüştür.”

    “Mevcut tekçi zihniyetin ülkeyi yönetememe krizi derinleşmektedir” diyen Altun, “Mevcut tekçi zihniyet  “biat” etmeyen, emek, demokrasi, insan hakları, hakikat ve özgürlük mücadelesi verenleri “hain” ilan etmektedir. Özellikle seçim dönemlerinde ayrıştırma, ötekileştirme, halkları ve inançları karşı karşıya getirme bir devlet aklı haline gelmiştir. Bu tekçi zihniyet; dinci, ırkçı, mezhepçi, şoven, ulus devletçi düşünceler ve politikalarla yapmış oldukları zulmü unutturmaya çalışmaktadırlar. İktidar, devletin ideolojik ve zor aygıtlarını elinde bulundurduğu için, muhalefetin yani biz ötekilerin eşit şartlarda seçime girmeleri söz konusu değildir” diye belirtti.

    “BU BİR DEVLET KATLİAMIDIR”

    Daha sonra söz alan AKA-DER Aktivisti Nursel Güvendir ise 1 Temmuz 1992 de Banaz da yapılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği etkinlikleri o zamana kadar yapılan etkinliklerin en kalabalığı olmuştu. Katılımın fazla olmasından kaynaklı bir sonraki yıl yapılacak etkinliklerin bir kısmı Sivas’a taşınıyor. Sadece bu örnek bile bize şunu gösteriyor: Alevi halkı biraraya geliyor, örgütleniyor. Kimliğine kültürüne sahip çıkmaya başlıyor” dedi.

    Sivas Katliamı davasında mahkemenin tutumunun zaman aşımı kararı olduğuna dikkat çeken Güvendir, “Araştırırsak daha çok kanıt bulabiliriz ki bu bir devlet katliamıdır. Bu Alevi Sünni çatışması değildir. Dolayısıyla katilimizi iyi tanımamız gerekir” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • ‘Sivas Katliamı’nı unutmadık; hesabını soracağız’-VİDEO

    ‘Sivas Katliamı’nı unutmadık; hesabını soracağız’-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Mamak Şube, emek ve demokrasi güçleriyle birlikte 25 yıl önce yaşanan Sivas Katliamı’na ilişkin basın toplantısı düzenledi. Toplantıda yapılan açıklamada, 2 Temmuz’u unutmadık hesabını soracağız” denilerek, herkes 2 Temmuz mitingini örgütlemeye, mücadeleyi büyütmeye, bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya katillerden hesap sormaya çağrıldı.

    PSAKD Mamak Şube’de, Mamak emek ve demokrasi güçleri 2 Temmuz Sivas Katliamı’yla ilgili basın toplantısı düzenledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Mamak’ta örgütlü bulunan DAD, HDP, ÖDP, TKP, ESP, CHP, Halkevleri, AKA-DER, Alınteri, Çol Tepe köyü, Bahçe Yurt, Tuzluçayırlı kadınlar, Kız Kardeşim ve Eğitim Sen 1 Nolu Şube’nin içerisinde yer aldığı emek, demokrasi ve meslek örgütleri “2 Temmuz’u unutmadık hesabını soracağız” şiarıyla basın toplantısı düzenledi.

    PSAKD Mamak Şube’de düzenlenen toplantıya Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Nevin Kamilağaoğlu da katıldı.

    Kurumlar adına ortak basın metnini PSAKD Mamak Şube Başkanı Hasan Gürer okudu.

    “Bundan tam 25 yıl önce 2 Temmuz 1993’te Madımak otelinde canlarımızı yakarak katlettiler” denilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Katliamdan iki gün önce şehirde dağıtılan bildirilerde, şenliklere katılacak Aziz Nesin hedef gösteriliyordu. 2 Temmuz günü, cuma namazının ardından, etkinliklerin yapıldığı kültür merkezinin önüne ‘Sivas laiklere mezar olacak’ naraları ile yürüyüşe geçen saldırgan grup, yeni dikilen ‘’HALK OZANLARI’’ heykelini yıktı. Yıkılan heykel ve otel önündeki araçlar ateşe verilmiş, otelin camları kırılmıştı. Yaklaşık 2 saat sonra otel ateşe verildi. Devlet eliyle planlanıp gerçekleştirilen katliamı halka saatlerce televizyondan izlettirdiler. Polisin, askerin hiçbir yetkilinin müdahale etmediği katliamda saldırgan grubu galeyana getirenler katliam sonrası suçlarını kendi açıklamaları ile alenen itiraf ettiler.”

    Açıklamada, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in Madımak Otel’inde yaşananların ardından “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir’’, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş, güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır’’ sözleri hatırlatılarak şunlar kaydedildi:

    “Ankara 1 Nolu DGM’ye sunulan iddianamede ise olayların nedeni, “Şenliklere katılanlar’’ olarak gösterilmiş, Aziz Nesin’in varlığı ‘eylemin hazırlayıcı sebepleri’’ arasında sayılmış, Mahkeme Başkanı, ‘İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz ama bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil siviller diyerek davanın düşmesine karar vermiştir. Katliam tam 8 saat televizyondan izletilmiştir.’’

    “CANLARIMIZ DİRİ DİRİ YAKILDI”

    “Varlığını halkların inkârı ve imhası üzerine kuran devlet, canlarımızı diri diri yakarak gelişmekte olan örgütlülüğün önüne geçeceğini düşünmüştür” ifadesinin yer aldığı açıklamada, “1915’de, Gazi’de, Dersim’de, Maraş’ta, Roboski’de, Lice’de, Cizre bodrumlarında, Gezi’de, Ankara Garı’nda olduğu gibi korkularını halka bulaştırmak istemiştir” denildi.

    SİVAS İLK DEĞİLDİ

    “Sistem çürüdükçe, savaş derinleştikçe halkı yönetemez hale gelenler her geçen gün halklara, emekçilere yönelik baskı ve saldırılarını arttırdı, katliamlarına yenilerini ekledi” denilerek şöyle devam edildi:

    “Halkın her geçen gün baskı ve zulme karşı özgürlük isteği, yaşamın her alanında direnişler artmıştır. İşçi direnişleri, kadın eylemleri, Gezi direnişi, 7 Haziran seçimleri, referandum bunu göstermiştir. Nerede yükselen bir halk örgütlenmesi, direnişi ile karşılaşsa egemenler, kurtuluşu baskıda, katliam geleneklerinde bulmuştur.

    “ALEVİLERE SALDIRILAR ASİMİLASYONLA DEVAM EDİYOR”

    Alevilere yönelik saldırılar sadece katliamlarla değil asimilasyonlarla da devam etmekte. Her geçen gün tarihimizi unutturmaya çalışanlar inancından, öğretisinden, yolundan uzaklaşmış devlete biat eden Aleviler yaratmaya çalışıyor. Mahallemizde kurmak istedikleri fakat halkın direnişiyle durdurulan cami-cemevi projesi buna örnektir.

    12 Eylül sonrası Dersim’de 5 bin Alevi çocuğu ailelerinden koparıp yatılı imam hatip okullarına yerleştiren devlet, bugün ise TEOG ve benzeri sistemlerle çocuklarımızı inancına bakmaksızın imam hatiplerde okumaya zorlamaktadır.

    5. sınıftan itibaren kız çocuklarının okullarda başörtüsü takabilmesi, ana okullarda, ilkokullarda mescitler açılması, 19. Milli Eğitim Şurası sonrası zorunlu din derslerinin ilkokul 1. sınıftan itibaren başlatılması, ana okullarında görgü dersi adı altında din dersi verilmesi art arda karar altına alınıp uygulamaya konulmaktadır.

    8 Haziran 2018 tarihinde Eğitimsen’in hazırlamış olduğu Milli Eğitim Bakanlığı önünde protesto için toplanılmıştır. Destek amaçlı katılım sağlayan Pir Sultan Genel Başkanı Gani Kaplan ve MYK üyemiz devlet polisi tarafından gözaltına alınmıştır. Daha sonrasında serbest bırakılmıştır.

    “HALKI TESLİM ALMAK İSTİYORLAR” 

    Tüm bu düzenlemeler asimilasyonu derinleştirme, Anadolu halklarındaki uyanışı dini aktif kullanarak bastırma çabalarıdır. Dini kullanarak, iç güvenlik yasalarıyla, çetelerle halkı teslim almak, sürüleştirmek istiyorlar.

    Sorgulamayan, itiraz etmeyen, hurafelere inanan nesiller yetiştirmeyi planlıyorlar. Bilim dışı, ezberci eğitim sisteminin gerici içeriği, daha da derinleştirilerek yağmaya, karanlığa, zulme rıza üretmek istiyorlar.”

    ERDOĞAN’IN ZAMAN AŞIMI İÇİN HAYIRLI OLSUN SÖZLERİ

    Açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğradığı mahkeme sonrası, “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” şeklindeki sözleri hatırlatılarak, “Cumhurbaşkanı bugün başkanlık seçimi için yaptığı konuşmasında ‘ret, asimilasyon ve inkârı’ biz kaldırdık, diyor. 16 yılık geçmişlerine Roboski, Reyhanlı, Gezi, Suruç, Cizre, Diyarbakır, Ankara’yı, 16 yıllık hesap defterine yüzlerce işçinin, kadının ve yüzlerce katledilen çocukları işlemiştir” ifadeleri yer aldı.

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZLE HESAP SORACAĞIZ”

    Madımak Katliamı davasına ve sonrasına ilişkin de şu bilgiler verildi:

    “Katliamda birçok kişi yargılanmış, birçok kişi cezaevinde kalmış ya da yurt dışına kaçmıştır. Ama biz bu insanların birer piyon, devletin paralı, eli kanlı katilleri olduğunu biliyoruz. Asıl katillerin milletvekili yapıldığını ya da devletin yüksek makam ve mevkilerine getirilerek ödüllendirildiğini görüyoruz. Katliamda halkı ‘gazanız mübarek olsun’ diye kışkırtan biri olan Temel Karamollaoğlu bugün her konu açıldığında günah çıkarsa da katliam diyememekte; canların diri diri yanarak değil dumandan zehirlenerek öldü söylemi ile durumu önemsiz bir kazaymış gibi algılayacağımızı sanıp, hesap vermekten kurtulacağını sanıyor. Yanılıyor. Ne pervasız açıklamaları ne de zaman aşımı kararı ile bu katliamın üstünü örtebilir, unutturabilirsiniz. Bizlere ne devletin katliam tarihini ne de bizlerin direniş tarihini unutturamazsınız. Tüm katliamların hesabını en büyük korkunuz olan örgütlülüğümüzle, örgütlü mücadelemizle soracağız.”

    Açıklamada ayrıca Alevilerin talepleri de sıralandı:

    “Diyanet işleri ve zorunlu din dersleri kaldırılsın. Cemevleri ibadethane olarak tanınsın. Hacı Bektaş Veli Dergâhı Alevilere iade edilsin. Madımak utanç müzesi olsun. Alevilere yönelik her tür ayrımcılık son bulsun. Halklara karşı işlenmiş tüm suçlar failleri ile beraber açığa çıkarılsın.”

    PSAKD Mamak Şube, herkesi, 2 Temmuz mitingini örgütlemeye, mücadeleyi büyütmeye, bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya katillerden hesap sormaya çağırdı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA