Etiket: tarikat

  • ‘Çocuklarımız bu yıl da cemaat ve tarikat düzenine teslim edildi’-VİDEO

    ‘Çocuklarımız bu yıl da cemaat ve tarikat düzenine teslim edildi’-VİDEO

    PİRHA- Veli-Der ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, eğitim ve öğretim yılının sona ermesi nedeniyle sene sonu değerlendirmesi yaptı. Okunan basın açıklamasında “Akp iktidarı 2002 yılından bu yana eğitimde hiç değişmeyen üç temel hat izledi: dinselleştirme, piyasalaştırma ve işçileştirme adımları. Eğitime ayrılan bütçede bu politikalar doğrultusunda niteliksizleştirildi” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, sene sonu eğitim değerlendirmesi yaptı.
    Kartal Meydanı’nda yapılan eylemde “Çocuklarımızı tarikatlara teslim etmeyeceğiz. Gerici eğitime son.” “Çocuklarımız bu yıl da açlığa, işçiliğe, cemaat ve tarikat düzenine mahkum edildi.” pankartları açıldı.

    Basın açıklamasını Veli-Der Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Özden Tunca okudu. Tunca, eğitim süresi konusundaki tartışmalara değinerek şunları söyledi:
    “Eğitimin kamusal, parasız, kapsayıcı, eşit olması hem çocuklarımız hem de ülkemiz açısından vazgeçilmez iken eğitim süresi tartışmaya açılmaktadır. Yoksulluğun artışı ve eğitimin paralılaştırılmasının, eğitimin bilimsel niteliğinin ortadan kaldırılmasının sonucu okul terkleri artmaktadır. Okul terkleri son 3 yılda bir buçuk milyonun üzerine (1 Milyon 578 bin) çıkmıştır.
    Zorunlu parasız eğitim süresi tartışmalarına son verilmeli, çocukların en temel kamusal hakkı olan okul öncesi de zorunlu ve parasız olmalıdır.”

    “KURAN KURSLARINDA FAALİYET, ÇOCUK HAKKI İHLALİDİR”

    Özlem Özden Tunca, ÇEDES başta olmak üzere diyanet ve tarikatlarla yapılan tüm protokollerin sonlandırılması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:
    “STK adıyla tarikat yapılarına aktarılan kaynaklar, destekler geri alınmalı kamusal eğitim için kullanılmalı, özel öğretim kurumları ve tarikat okulları, yurtları kamulaştırılmalıdır!
    Eğitim kamusal haktır. Meta değildir. Yurttaşlık hakkıdır. Parayla satın alınamaz. Eğitim 1739 Milli Eğitim Temel Kanunu’nda da belirtildiği gibi yalnızca kamu emekçileri, eğitim emekçileri eliyle gerçekleştirilebilir. Eğitimci niteliği taşımayan kişilerin okullarda, yurtlarda, STK adı altındaki tarikat yapılarının yerlerinde, 4-6 yaş Kuran kurslarında faaliyet yürütmesi eğitim hakkı, çocuk hakkı ihlalidir.
    Çocuklarımız ideolojik ve ekonomik çıkarlar uğruna sistematik olarak sömürülmektedir. Bu günkü iktidar, sermaye ile kurduğu çıkar ilişkileri ve sermayenin talepleri doğrultusunda çocuk emeğini ucuz iş gücü olarak kullanmanın dozunu giderek artırmaktadır. TÜİK verilerine göre kayıtlı toplam çocuk işçi sayısı 2023 yılında 759 bin iken 2024 yılında 869 bine yükselmiştir. Bu sayıya MEB eliyle MESEM adı altında işçileştirilen çocuklar ve kayıt dışı çalıştırılan çocuklar dahil edildiğinde sayı 2 milyonu aşmaktadır. SGK kayıtlarına göre 2023 yılında 18 yaşın altında 45 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bildirimlerine göre son 12 yılda en az 764 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir. MEB bu sayılarla yetinmemiş olacak ki, işverenlerin ara elaman temininde zorluk çektikleri iddialarına karşılık zorunlu eğitimin süresini tartışmaya açmakta, daha fazla çocuğun işgücü haline gelmesinin yollarını aramaktadır.
    Okulda olması gereken çocukları işverenlere teslim eden MEB, adeta ‘çocuk işçi bulma kurumu’ gibi çalışmaktadır.”

    KARMA EĞİTİM VURGUSU! 

    Karma eğitimin bir tercih değil hak olduğunu söyleyen Özlem Özden Tunca, açıklamanın devamında şunları dile getirdi:
    “Tercih adıyla bir hak tartışmaya açılamaz, kaldırılamaz. Karma eğitim hakkı pedagojik ve bilimsel bir gerçektir. Yalnızca 2013-2018 arası TÜİK verilerinde her 5 kadından birinin çocuk yaşta evlendirildiği verilerde yer almaktadır. Çocuk yaşta evliliklerin bu denli arttığı bir dönemde eğitim süresinin azaltılması, karma eğitimin kaldırılması çocuk yaşta evlilikleri daha da artıracaktır.
    Karma eğitim hakkının kaldırılması açıklamalarına, karma eğitimin kaldırılma uygulamalarına son verilmelidir. Tüm eğitim kademeleri ve okul türlerinde karma eğitim bir an önce hayata geçirilmelidir.
    8 Nisan tarihinde proje okullarına yapılan öğretmen atamalarının ve yönetici görevlendirmelerinin sonuçları açıklandığında tarihin en kapsamlı ‘öğretmen kıyımının’ yapıldığı da anlaşıldı. Bu uygulamanın ortaya çıktığı 2016 yılında nasıl ki ‘kamusal eğitim hakkımızdan sorumlu bir bakanlık okulları niteliksiz olarak adlandırılamaz, projeniz değiliz’ diyerek itirazımızı yükselttiysek bugün de bu haksız hukuksuz uygulamaya karşı çocuklarımız ve biz veliler günlerce okul önlerinde, bahçelerinde ve alanlarda eylem yaptık. Okullar kamu kurumlarıdır, kimsenin özel işletmesi değildir. Bu nedenle de, proje okul uygulamasına ve buralarda yaşanan öğretmen kıyımına karşı durmak geleceğimizi ve kamuyu savunmak demektir.
    Sınav Ücretleri Kaldırılmalıdır! Her öğrencinin ilgi, yetenek ve becerileri doğrultusunda desteklendiği, okul türleri uygulamasına son verildiği, eşit, kapsayıcı, parasız, laik, bilimsel eğitime erişebildiği, toplumsal faydanın esas alındığı bir eğitim sistemi tüm çocukların, gençlerin en temel hakkıdır.

    “ÇAĞ ATLADIK DEDİLER!”

    Her yıl bütçede görüşmelerinde iktidar ve MEB tarafından, bütçede aslan payı eğitimin açıklamalarının bir aldatmaca olduğu iktidarın sorunları değil algıyı yönetme çabası olarak değerlendiriyoruz.
    2016 yılında yüzde 13,3 olan MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesi içindeki payı her yıl düşerek 2024 yılında yüzde 9.9’a geriledi.
    Türkiye’de 25 yıl önce, 1989-1990 eğitim öğretim yılında sadece iki ilde taşımalı eğitim vardı. Çağ atladık dediler, son 22 yılda 19 bin 708 köy okulu kapatıldı. Eğitimin temel ilkelerinden olan eğitime erişim ilkesi ortadan kaldırıldı, taşımalı eğitim ülkemizin her yerinde bütün illerde uygulanır hale geldi. Bir an önce kısa vadede tasarruf gerekçesi ile sınırlama getirilen taşıma işlemine geri dönülmeli. Uzun vadede ise köy okulları yeniden açılarak taşımalı eğitime son verilmelidir.
    2025 eğitim-öğretim yılı sona erdi. Ancak milyonlarca çocuğumuz bu yılı karınları aç, zihinleri yorgun, umutları eksik tamamladı. OECD ülkelerinin büyük çoğunluğunda okul yemeği devlet tarafından sağlanırken, Türkiye hâlâ çocuklarını aç bırakmaya devam etmektedir.
    Artan ekonomik kriz, yoksulluğun derinleşmesi ve kamusal sosyal politikalardaki yetersizlikler, bu yıl da en çok çocukları ve eğitimi vurdu. Bugün Türkiye’de yüz binlerce çocuk okula kahvaltı yapmadan, öğle yemeği olmadan gidiyor. 15 yaş altındaki her iki çocuktan biri yoksulluk riski altında yaşıyor. Bu durum yalnızca bir sağlık sorunu değil; çocukların eğitim hakkının, beslenme hakkının, insanca yaşama hakkının sistematik olarak ihlal edilmesidir.
    2025-2026 eğitim yılı başlamadan önce, her okulda bir öğün ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği uygulaması başlatılmalıdır.

    DİNSELLEŞTİRME, PİYASALAŞTIRMA, İŞÇİLEŞTİRME

    Akp iktidarı 2002 yılından bu yana eğitimde hiç değişmeyen üç temel hat izledi: dinselleştirme, piyasalaştırma ve işçileştirme adımları. Eğitime ayrılan bütçede bu politikalar doğrultusunda niteliksizleştirildi. Hepimize ait olan kamu kaynaklarının devlet okulları yerine özel okullara aktarılması ortak geleceğimize ve en önemli birlik zemini oluşturacak olan kamusal eğitime zarar vermektedir. Eğitim sadece bireysel fayda sağlamaz, toplumsal faydamız ve ortak geleceğimiz için en önemli kazanç ve yatırımdır.
    Laik, bilimsel, kamusal ve karma eğitim mücadelesi çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğine sahip çıkma mücadelesidir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tüm çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkından sorumludur. MEB’i sorumluluğunun gereğini yapmaya; laik, bilimsel eğitim hakkını hedef alan uygulamalar biz öğrenci velileri tarafından unutmayacağını bilmenizi istiyoruz.
    Tüm velilere çağrımızdır. Yalnız değilsiniz. Çocuklarınızın laik, bilimsel eğitim hakkını ihlal eden her uygulamada bize, Öğrenci Veli Derneği’ne ulaşın. Hukuki, demokratik tüm haklarınız için yanınızda olacağız. Hiçbir veli yalnız yürümeyecek. Hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İktidar, Diyanet eliyle tüm kamusal alanın dinselleştirilmesi gibi bir politika izliyor’

    ‘İktidar, Diyanet eliyle tüm kamusal alanın dinselleştirilmesi gibi bir politika izliyor’

    PİRHA – Diyanet’in yetkilerini genişleten kanunun Meclis’ten geçmesi kamuoyunun tepkisine yol açtı. Yazar Ali Yıldırım, dinin devletin elinde bir araca dönüştüğünün altını çizerek “Tüm kamusal alanı dinselleştirmek istiyorlar. Türkiye’de bu anlamda sivil bir din yok, devletin dini var ve devlet böyle alanları düzenlemek istiyor!” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 13 Mayıs’ta yapılan oylama ardından Bazı Kanunlarda ve 660 Sayılı KHK’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, kabul edilerek genel kuruldan geçti.

    Meclis’te kabul edilen değişiklikle birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetki ve faaliyet alanı genişlemiş oldu. Hukuk ve teoloji konularında yetkin bir isim olan Ali Yıldırım, Diyanet’in okul ve hastanelerde faaliyet yürütecek olmasını yorumladı.

    DİN, DEVLETİN ELİNDE BİR ARACA DÖNÜŞMÜŞ”

    “Esas sorun, Diyanet’in varlığıyla ilgili” diyen Yıldırım, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Diyanet’in orada ya da burada hizmet sunması, yani kendi başına elbette değerlendirilir. Fakat iktidar, Diyanet eliyle tüm kamusal alanın dinselleştirilmesi gibi bir politika izliyor. Yani aslında bu bir devlet politikası. Yani Türkiye’de gördüğümüz gibi bir devlet dini söz konusu. Bir devlet dini var ve bütün işler, güçler bu devlet dini üzerinden inşa ediyor. Din, devletin elinde bir araca dönüşmüş durumda. Bu hizmetler meselesi de tırnak içinde iktidarın esas olarak bir yandaş toplama ya da kendi kitlesini bloke etme amacından başka bir şey değil. İş yapıyoruz diyor. Çünkü oralara kadrolar atanıyor. Oralara atanan kadrolar, iktidarın sonradan destekleyicisi haline geliyor. Devletin emrinde bir din, devletin eliyle icra edilen bir din meselesinin esas olarak tartışılması lazım. Fakat Türkiye’de Aleviler dışındaki hiçbir çevrenin, bu konuda ciddi bir itirazının olmadığını görüyoruz.

    İNSANLAR DİNDEN UZAKLAŞIYORLAR

    Diyanetin okullara, cezaevlerine, hastanelere, şimdi de öğrenci yurtlarına girmesi; aslında din değil, devlet giriyor buralara. Yani devletin hizmetinde din giriyor. Ve dinin çıkarlarıyla devletin çıkarları burada ortaklaşıyor. Çünkü din, kendisine hayat hakkı bulmaya çalışıyor.

    Şimdi bu manevi danışmanlık hizmeti, Diyanet üzerinden değerlendirildiğinde orta yerde tamamen bir maneviyatsızlık üreten durumla karşı karşıyayız. İnsanlar dinden uzaklaşıyor. Din buysa ki pratikte sergilenen haksızlığın, hukuksuzluğun bir aracı, üstünü örtme işlevi gören bir mekanizmaya dönüşmesi karşısında hani yoksulluğun övülmesi, iş cinayetlerinin ‘kader’ olarak gösterilmesi gibi…

    Dinle sarılan insanların, büyük bir vicdansızlık, haksızlık, hukuksuzluk içerisinde olduğunun pratikte görülmesi şu sonucunu veriyor; din buysa biz bu dinden değiliz. Yani ‘bu din bizim dinimiz değil’ türü ciddi bir yaklaşım. Devlet işte kendisi açısından bu yarayı, bu gedikleri kamu eliyle düzeltmeye, sarmaya çalışıyor. Şu anda Türkiye’de çok ciddi bir diyanet vesayetinden söz etmek mümkün. Yani eskiden asker vesayeti falan derlerdi ama o böyle çok görünen bir şey değildi. Ama Diyanet vesayeti hayatın her alanında kendisini hissettirmek istiyor. Bütün kamusal alanları dinselleştirmek gibi bir tavırları var. Fakat iyi, güzel olan o ki bu çabaları pek de sonuç vermiyor. Yani pratik hayat bunların bu muratlarının gerçekleşmesine engel oluyor.

    Fakat mesela şunu merak ettim. Dünkü bu kanun oylandığı zaman AKP, MHP dışındaki siyasi partiler, bu kanuna karşı ne yapmış, nasıl bir tavır ortaya koymuşlar? Maalesef Alevi toplumunun da genel olarak seküler toplumun da oy verdiği partiler, bu alanda ciddi bir duyarsızlık sergiliyor. Ya da onlar da dindar çevrelere ve şirin gözükme politikasının bir parçası oluyorlar diyebiliriz.”

    “AKLA DA İŞİN DOĞASINA DA AYKIRI”

    Söz konusu kanunla birlikte Diyanet göçmenler, engelliler, bağımlılar, afetzede kesimleri de bünyesine dahil edecek. Ali Yıldırım, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, bu alanlarda da “manevi danışmanlık hizmetleri” verecek olmasını “Dine bu kadar parayı niye harcıyorlar?” sorusuyla cevapladı. Yıldırım, şunları aktardı:

    “Onlar açısından, bu para boşa harcanan bir para değil. Biat eden bir toplum yaratma dertleri var. Bu biatçı toplum, yani yatırımları, siyasi iktidarın kendi varlığını devam ettirmeye yönelik. Yani onlara bir oy deposu olarak bakılıyor.

    Bir engelliye, dinin söyleyeceği hiçbir şey yoktur. Bir depremzedeye din ne söyleyebilir? Eğer din, bunu bir ‘alın yazısı’ bir ‘takdiri ilahi’ olarak değerlendiriyorsa dezavantajlı gruplara söyleyebileceği bir şey yoktur dinin. Ne söyleyecek yani din? ‘Sen işte engellisin, yukarıdaki böyle takdir etmiş’… Ya da deprem oldu. Depremin nedeni ne? İşte bir ara söylüyorlardı. Yok efendim ‘laikler azdı da bilmem ne yaptı’ gibi. Şimdi depremi bir kader olarak gören bir anlayıştan bu anlamda dezavantajlı gruplara manevi destek üretmesini beklemek zaten akla da işin doğasına da aykırıdır. Ama akılsız değiller; yani bu kadar parayı buraya yatırmaları boş beleş bir yaklaşım değil. Bir parça da olsa ‘orada biatçı bir anlayışı ne kadar yayabilirsek iyi’ diye düşünüyorlar.

    Yani engelliye, ötekiye, göçmene, depremzedeye yaklaşım konusu; ‘bir hizmet veriyoruz’ denildiği zaman insanların kolay kolay itiraz edebilecekleri alanlar değil bu alanlar. Yani ‘sen niye engelliye yardım ediyorsun?’ denilemez. Bir de işin böyle psikolojik bir yanı var. Ama hizmetin içeriği, esas olarak onun maddiyatını düzeltmek olması gerekirken sen ona manevi destek sunuyorsun! Bu da zaten hani işin somut durumla, götürdüğün hizmet arasında uzaktan yakından bir ilişkisi söz konusu değil.”

    “TÜRKİYE’DE DİN TAMAMEN YOĞUN BAKIMDA!”

    Öğrenci yurtlarının, tarikat ve cemaatlerle anılması ardından şimdi de Diyanet’in çalışma alanı olarak uyarlanması, tartışmanın bir başka boyutu oldu. Ali Yıldırım, söz konusu kanunun ilgili bu maddesini ise şu cümlelerle eleştirdi:

    “Tüm kamusal alanı dinselleştirmek istiyorlar. Türkiye’de bu anlamda sivil bir din yok, devletin dini var ve devlet böyle alanları düzenlemek istiyor! Tarikatlardaki mesele de şudur; hukuka uyuyor mu uymuyor mu diye bakarsın. Ama burada devletin yaptığı iş, bizzat devlet politikası haline getirmek. Yani devletin hizmet verdiği bütün alanlarda dini referanslar geliştirerek işi yürütmeye çalışıyor. Tehlikeli olan bu. Yani burada laiklik ilkesi tamamen sözde kalmış durumda. Din tamamen Türkiye’de yoğun bakımda. Zorla yaşatılan bir din var. Yani sonuç veriyor mu? Bence sonuç vermiyor. Yani din artık toplumda karşılık bulmuyor. Emekçiler ile sermaye sahibi arasında büyük bir ayrım ortadayken, dinin buralarda bir şey söylemesi bir anlam taşımıyor. Daha doğrusu söyleyeceği bir lafı olmadığı için bir anlam taşımıyor diye düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER: Meclis eliyle Diyanet’e bir yetki daha!

  • Öztürk: Antalya’daki proje okullarına yandaş sendikaya yakın isimleri atıyorlar! -VİDEO

    Öztürk: Antalya’daki proje okullarına yandaş sendikaya yakın isimleri atıyorlar! -VİDEO

    PİRHA- Proje okullarında yapılan atamalara tepki gösteren Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Okulların içeriği boşaltılarak bilimsellikten, laiklikten, kamusallıktan uzak bir eğitim sistem yaratılmak isteniyor” diye konuştu. Öztürk ayrıca proje okullarına iktidara yakın sendikalardan atamalar yapıldığını kaydetti. 

    Milli Eğiti Bakanlığı tarafından proje okullarında görev yapan süresi dolmamış öğretmenlerin Milli Eğiti Bakanlığı tarafından başka okullarda görevlendirilmelerine ilişkin Eğitim -Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, PİRHA’ ya açıklamalarda bulundu.

    Proje okullarının 2014 yıllarında AKP tarafından hayata geçirildiğini belirten Kadir Öztürk, “Millî Eğitim Bakanlığı proje okullarının içeriğini boşaltmak için yeni adımlar atmaya başladı. AKP hükümeti eğitimde 9 tane bakan değiştirdi. Bunun değiştirilmesinde en büyük sebeplerinden birisi okulları imam hatipleştirmek okulları tarikatlara cemaatlere peşkeş çekmek” dedi.

    “BÜTÜN PROJE OKULLARINA KENDİLERİNE YAKIN İSİMLERİ ATIYORLAR”

    Proje okulları iktidara yakın isimlerin atandığını belirten Öztürk,” Kendi insanlarını kendi yandaşlarını atamak için uğraştılar. Örneğin şöyle bir duyum da aldık. Antalya’da da başka yerlerde de AKP’li yöneticilerin hepsine kontenjan verilmiş söyleyin tanıdıklarınıza isim varsa sizinkilerini atayalım şeklinde böyle söylentiler de geziyor ortalıkta. Antalya’ya ele aldığımızda köklü okulların içini boşaltmanın bir adımı bunu da başarıyorlar. Eğer biz tepki vermezsek veliler tepki vermezse öğrenciler biliyorsunuz bu konuda sokaklara çıktılar okullar bir bir elden gidecek” dedi.

    “YANDAŞ SENDİKA ÜZERİNDEN ATAMALAR GÖREVLENDİRMELER YAPILIYOR

    Proje okullarına görev yapan öğretmenlerin henüz 8 yıllık zaman dilimini doldurmadığını ifade eden Öztürk,” Bakanlık İl Milli Eğitim Müdürlüğü burada hiçbir liyakata bakmadan tamamen tarikatların cemaatlerin yanında sendikaların isimleri üzerinden okul öğretmenleri ve yöneticileri belirlenmiştir” dedi.

    Antalya’da ve Türkiye genelinde yandaş sendikanın listesinde olanların okullara öğretmen ve yönetici olarak atandığına dikkat çeken Öztürk,” Okulların içeriği boşaltılmıştır. Tamamen bilimsellikten laiklikten kamusallıktan tamamen uzak bir sistem uygulanmaktadır.  Burada da en son hedefleri şu diye düşünüyoruz Evet eğer bunların iktidarı devam ederse proje okullarını (proje okulları doğru bir şey değildi) kapatıp kendi yandaşlarının kadrolaşması o okullarda sabit kalacaklar ona uğraşıyorlar. Proje okullarını kapattıktan sonra da o okulda ölünceye kadar ya da emekli oluncaya kadar çalışabilecek bunu hayata geçirmeye çalışıyorlar” diye ifade etti.

    “OKULLAR TARİKATLARA VE CEMAATLARE PEŞKEŞ ÇEKLİYOR”

    Özellikle önemli okulları tarikatlar ve cemaatlere peşkeş çekildiğini sözlerine ekleyen Öztürk şöyle devam etti:

    “Örneğin Zeytinköy’deki Antalya Anadolu Lisesi Türkiye’nin çok başarılı ve Türkiye’nin birçok yerine öğrenci vermiş. İyi yerlerde ilk beşe girmiş öğrenciler çıkmasına rağmen orayı şimdi İlçe Eğitim Müdürlüğü ile birlikte orada Kur’an kursları sürdürülüyor İftar yemekleri vermeye çalışıyorlar. Ramazan ayında okulları bu duruma getirdiler çünkü atadıkları okul müdürleri şimdi tamamen yandaş sendikanın tetikçiliğini yapıyorlar. Yöneticilikten uzak insanları yönetici olarak atıyorlar. İdareci dediğiniz tüm öğrencilere eşit yaklaşması öğretmenleri ise aynı gözle görmesi gerekir.”

    “VELİLER, ÇOCUKLARININ HAKLARINI ARAMALILAR”

    Öztürk, velilerin kendileriyle diyaloga geçip dilekçe vermeleri çağrısında bulunarak, “Başta aileler ve veliler bir an evvel birbirleriyle diyaloğa geçip birbirleriyle örgütlenmeliler ve buna karşı çıkmaları lazım. Sürekli dilekçe vermeleri sokakta bizimle birlikte eylem yapmaları lazım. Yoksa bunlara bırakıldığında bunlar eğitimi en geri noktaya götürmek için ellerinden geleni yapacaklar. Bu ülkenin geleceği karanlığa gidiyor. Buradaki en büyük suçlu AKP ve tek adam rejimidir O yüzden veliler ne olursa olsun, dünya görüşleri ne olursa olsun tüm velilerin ortak davranması gerekiyor. Aydınlığa çıkmak için birlikte davranıp okulların bilimsel kamusal laik bir eğitimle sürdürülmesi devam ettirilmesi için yolların açılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • İzmir’de 99 okula imam atandı: Çocuk istismarıdır, kabul edilemez-VİDEO

    İzmir’de 99 okula imam atandı: Çocuk istismarıdır, kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen İzmir 4 No’lu Şube, İzmir’de ÇEDES protokolü kapsamında okullara 99 imam atanmasına tepki göstererek, eğitim sisteminin belli bir dinin ve belli bir mezhebin kurallarına göre biçimlendirilerek çocukların istismar edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) İzmir 4 No’lu Şube, İzmir’de 99 okula ÇEDES Protokolü kapsamında atanan imamları protesto etmek amacıyla Bornova İlçe  Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada “Laik, bilimsel eğitim düşmanı Çedes protokolü iptal edilsin” pankartı açılırken “Parasız bilimsel laik eğitim için ÇeEDES’e hayır”, “Tarikat cemaat müfredatı istemiyoruz”, “Okullarda imam değil öğretmen istiyoruz” dövizleri taşındı. Açıklamada  sık sık “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Tarikata değil eğitime bütçe”, “Tarikatın bakanı Yusuf Tekin istifa”  sloganları atıldı.

    Açıklamaya birçok siyasi parti temsilcisi ve  sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. Basın metnini Eğitim Sen İzmir 4 No’lu Şube sekreteri Burhan Çiçek okudu.

    “EĞİTİMİN TARİKATLARA TESLİM EDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    ÇEDES protokolü ile eğitimin dinci, ırkçı bir müfredat yapısıyla şekillendirilmeye çalışıldığını söyleyen Çiçek, “Buradan Milli Eğitim Bakanlığına sesleniyoruz. Okullardaki laik ve bilimsel eğitime aykırı ÇEDES uygulamasını iptal et. Anayasa, yasa ve yönetmeliklerle sana verilen görevini yap.  Eğitimi,  Diyanet İşleri Başkanlığını devretmeyi amaçlayan, karma eğitime, laik yaşama aykırı, ÇEDES Projesine son ver. İlçemiz okullarında ısınma, temizlik, güvenlik, kalabalık sınıflar, öğretmen atanması noktalarında birçok sorun varken; okulların kaloriferleri yanmazken, temizlik görevlisi olmadığı için çocukların sınıflarının temizlenmediği görüntüler ortada duruyorken, onca öğretmen ihtiyacı varken;  Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün bütün bu sorunları çözmek yerine ilçedeki okulların tamamına yakınına imam hatip, vaiz ve kuran öğreticisi  görevlendirerek eğitimi diyanete, tarikatlara teslim etmesi  kabul edilebilir değildir” diye konuştu.

    “ÇOCUK İSTİSMARI”

    Çiçek, öğrencilerin  iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda okul içinde ve dışındaki bu tür uygulamalara katılmasına izin verilmesinin çocuğun üstün yararı ilkesine aykırı olduğuna işaret ederek, “Okul içinde ve dışında yapılan dini içerikli, toplu namaz etkinlikleri ve öğrencilere mezarlık temizletilmesi gibi etkinlikler çocukların zihinsel gelişimi açısından sakıncalıdır. Sınıflarda dini içerikli etkinlikler (sınıflarda Kâbe ve mezar maketleriyle yapılan etkinlikler) laik eğitime ve eğitim-öğretimin amaçlarına temelden aykırıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre doğrudan çocuk istismarı anlamına gelmektedir. Eğitim sisteminin belli bir dinin ve belli bir mezhebin kurallarına göre biçimlendirilmek istenmesi, çocuklarımızın dini etkinlikler üzerinden istismar edilmesi kabul edilemez bir durumdur” diye belirtti.

    ÇEDES PROTOKOLÜNÜN İPTAL EDİLMESİ İSTENDİ

    Laik, bilimsel, anadilde eğitimin önemine vurgu yapan Çiçek, “Eğitim Sen olarak öğrencilerimizin iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda okul içinde ve dışında gerçekleştirilen etkinliklere katılım üzerinden istismar edilmesine sessiz ve tepkisiz kalmayacağımız, velilerimizle birlikte öğrencilerimize yönelik bu tür adımları yakından takip etmeyi sürdüreceğimiz bilinmelidir” dedi.

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

  • ‘Diyanet İşleri Başkanlığı misyonerlik görevi yapıyor; büyük bir holding durumunda’-VİDEO

    ‘Diyanet İşleri Başkanlığı misyonerlik görevi yapıyor; büyük bir holding durumunda’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Şubesi Başkanı, Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hem ülkede hem ülke dışında misyonerlik görevi yaptığını vurgulayarak, Diyanet’in büyük bir holding durumunda olduğunu söyledi. Türkiye’yi İslam Cumhuriyetine dönüştürmeye çalıştıklarını belirten Ateşoğulları, laikliğin olduğu yerde Diyanet’in olamayacağını kaydetti. 

    Pir Haber Haber Ajansı (PİRHA) olarak yeni bir haber dizisi başlattık, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundan günümüze faaliyetlerini tartışmaya açıyoruz.
    Türkiye’de halkın en güvenmediği ikinci kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalarla, verdiği fetvalarla toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oldu. Din işlerinden sorumlu, devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim tartışma konusu oldu. Son yıllarda eğitim-öğretimde de etkin rol verilen Diyanet, Milli Eğitim Bakanlığı ile çeşitli protokoller imzalayarak laiklik karşıtı eğitimin kalıcılaşması için çabalıyor.

    “Bütçesi büyük, varlığı tartışmalı kurum olan Diyanet”in tarihsel ve güncel görevini, toplumdaki yerini, laiklik karşıtlığını, Alevi toplumu üzerindeki etkisini Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent Şubesi Başkanı, 19.Dönem Ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları ile konuştuk.

    “HEM ÜLKEDE HEM ÜLKE DIŞINDA MİSYONERLİK GÖREVİ YAPAN BİR KURUM İSTEMİYORUZ” 

    PİRHA-Diyanet’in kuruluş amacı nedir?

    KAMİL ATEŞOĞULLARI: 1993 yılı görüşmelerinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bağlı olduğu Devlet Bakanı diyor ki ‘biz dinin emrine bir siyaset kabul ediyoruz.’ Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili değişik görüşler var. ‘Tümüyle devlet dışı sivil toplum mu yönetsin Diyanet İşleri Başkanlığını, yoksa orada bütün görüşler temsil mi edilsin?’ diye yıllardan beri bir tartışma devam ediyor. Hatta 1961 anayasası yapılırken o zamanki Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Aleviler de temsil edilsin dediği için gerici basından, çeşitli yazarlar tarafından hem ona hem de Aleviliğe çok hakaretler var. Alevi kökenli öğrenciler toplanıp dört imzalı bir bildiri yayınladılar. Dört kişiden ikisi Hakk’a yürüdü ikisi de Ankara’da yaşıyor. Kasım ayında da onlarla ilgili programımız olacak. Alevi örgütlenmesinin belki de ilk işareti, ilk adımı diyebiliriz ona. Biz Aleviler olarak, laik bir devlette altı ya da sekiz bakanlığın bütçesine dek bir bütçeyle bir Diyanet Başkanlığı istemiyoruz. Hem ülkede hem ülke dışında misyonerlik görevi yapan bir kurum istemiyoruz ancak bu hükümet her şeyi kaldırır ama Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırmaz. Avrupa’da, İngiltere’de birtakım yerler gördüm o kilise hangi inanca aitse onlar finanse ediyorlar. Bu özellikle sağ siyasetin ana damarıdır. Orduyu kaldırırlar, yargıyı her şeyi kaldırırlar ama Diyanet kaldırılmaz çünkü varlık nedenidir onların. Bir parti seçimlerde camilerde siyaset yapıyor. Haliyle kaldırmayacaktır onları ayakta tutan zaten bu yapıdır.

    “İSLAM CUMHURİYETİNE DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    -Tarihsel olarak Diyanetin faaliyetleri nasıl bir yol izledi? Sizce süreç içerisinde misyonunda bir değişiklik yaşandı mı?

    Diyanet İşleri Başkanlığı ilk kuruluşunda 1924’te orada çalışanlara hademe-i hayrat diyorlardı yani hayır için çalışanlar diyorlardı. Ama 1965’te din hizmetlerinin içine aldılar. En büyük bütçe onlarda. En alt bir görevli bile diğerlerinden çok daha yüksek bir maaşa bağlandı. Yani öğretmenlerden daha çok maaş aldılar. Çeşitli camiler, çeşitli tarikat ve cemaatlere ait olduğu için paylaşmış durumdalar. Zaten Milli Eğitim Bakanı şunu dedi açık açık: ‘Sizin tarikat ve cemaat dediğinize bir sivil toplum kuruluşu diyoruz ve onlarla çalışmaya devam edeceğiz.’ Böyle bir kararları var. Biz demokratik bir cumhuriyet isterken, güvenlik konseptli bir cumhuriyeti yaşıyoruz, şimdi bunu da çok gördüler. Bir İslam Cumhuriyetine dönüştürmeye çalışıyorlar.

    “HER GÜN CAMİLERDE AKP’NİN PROPAGANDASI YAPILIYOR”

    -AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren Diyanet’te nasıl bir değişim yaşandı?

    İlk baştan beri onlarla, onların çalışmalarıyla var oldu.  Bütün her gün bunların propagandaları yapıldı. Böyle bir yapılanma ile demokrasi falan çıkacağı da yok, her gün de zorlaştırıyorlar. Özellikle Alevilere yönelik en büyük asimilasyon çalışmalarını yapıyorlar.

    “DİYANET BÜYÜK BİR HOLDİNG DURUMUNDA”

    -Diyanet bir taraftan en güvenilmez ikinci kurum olurken, Meclis’e sunulan 2025 bütçesinden 130 milyar 119 milyon TL  ile 6 bakanlığın bütçesini geride bırakarak bütçeden aslan payını almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Artık güven kalmadı Diyanet’e. Aslında büyük bir kavga var onların içinde ama dışarı yansıtmıyorlar. Paylaşım, rant kavgası var. Çok büyük bir holding durumunda şu anda Diyanet.

    “İSLAMIN GEREKLERİ İÇİN HİZMET VERİYORLAR”

    -Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın iç içe geçen faaliyetlerini nasıl okumak gerekir?

    Milli Eğitim’in Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü var bünyesinde bir de Diyanet İşleri Başkanlığı var. Bir de yurt dışında çeşitli kuruluşları var onların, birlik çalışıyorlar. Hep birlikte çalışıyorlar. Bütün inançlara eşit davranması gerekir diyor anayasada ama kendi özel yasalarında İslam gerekleri için hizmet verir anlayışı var. ÇEDES var, MESEM var, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli var. Daha geride ne var onu da bilemiyoruz. İstanbul Bahçelievler’de her okulu bir camiye bağlamışlar.

    “LAİKLİĞİN OLDUĞU YERDE DİYANET OLMAZ”

    -Diyanet ve laiklik bir arada olabilir mi?

    Gerçek laikliğin olduğu bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı olmaz, olmamalı ama Türkiye’nin özel koşulları falan diyerek burada böyle olması gerekiyor, açık açık bunu da söylüyorlar. Olmaması gereken her şey yapılıyor, özellikle de bu dönemde. Aleviler yönünden büyük saldırılar var. Bizim örgütlerimizin çok sıkı bir örgüt deneyimleriyle buna karşı çıkması gerekiyor. Birtakım uluslararası kuruluşlar Türkiye’ye yönelik kararları uygulamıyor.

    “KADINLARI İNSAN OLARAK GÖRMÜYORLAR”

    -Diyanetin kadına bakışını nasıl görüyorsunuz?

    Diyanetin değil de İslamiyet’in ya da Sünni anlayışın kadına bakışı olarak değerlendirelim. Osmanlı’da örnek vereyim bir tanık olduğu zaman karşı taraf iki kadın göstermek zorunda tanık olarak. Mirasta da böyle, toplumsal yaşamda da böyle. Eve kapanan kadın istiyorlar, çalışan kadın değil. Kaç çocuk doğuracağına varana kadar karışıyorlar. Dört çocuk diyorlar ama dört çocuk nasıl beslenir onu hiç düşünen yok. Kadınları insan olarak görmüyorlar. Bütün İslam ülkelerini görüyoruz, bu Türkiye’ye de sirayet etti.

    Buse Nehir Demir-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    ‘Diyanetin varlığını sorgulamayan her laiklik tartışması yanlıştır; Diyanet vergilerle finanse edilmemeli’
    ‘Bir fetih ideolojisi geliştiren Diyanet kurumu ile karşı karşıyayız’-VİDEO
    ‘Diyanet artık bir devlet kurumu olmaktan çok tarikatların merkezi haline gelmiş durumda’-VİDEO
    ‘Türkiye’de dini radikal olarak politikanın dışına çıkarmak gerekiyor’-VİDEO

    ‘Fetihçi iktidarın, böyle bir din ulemasına ihtiyacı vardı, Diyaneti bu amaçla kullanıyor’-VİDEO

  • ‘Fetihçi iktidarın, böyle bir din ulemasına ihtiyacı vardı, Diyaneti bu amaçla kullanıyor’-VİDEO

    ‘Fetihçi iktidarın, böyle bir din ulemasına ihtiyacı vardı, Diyaneti bu amaçla kullanıyor’-VİDEO

    PİRHA – Siyasetçi Ali Kenanoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Alevilere yönelik misyonerlik faaliyeti yürüttüğünü söyledi. Kenanoğlu, devlet kurumları içerisinde Diyanet’in zirve noktaya ulaştığını söyleyerek dünya genelindeki faaliyetlerine dikkat çekti. “AKP, dini bir fetihçilik ruhu içerisinde DİB’i düzenleyip organize etti” diyen Kenanoğlu, “Dolayısıyla fetihçi bir iktidarın, böyle bir din ulemasına ihtiyacı vardı ve Diyanet’i bu amacıyla kullandı” dedi.

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) olarak yeni bir haber dizisi başlattık, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundan günümüze faaliyetlerini tartışmaya açıyoruz.
    Türkiye’de halkın en güvenmediği ikinci kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalarla, verdiği fetvalarla toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oldu. Din işlerinden sorumlu, devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim tartışma konusu oldu. Son yıllarda eğitim-öğretimde de etkin rol verilen Diyanet, Milli Eğitim Bakanlığı ile çeşitli protokoller imzalayarak laiklik karşıtı eğitimin kalıcılaşması için çabalıyor.

    “Bütçesi büyük, varlığı tartışmalı kurum olan Diyanet’in tarihsel ve güncel görevini, toplumdaki yerini, laiklik karşıtlığını, Alevi toplumu üzerindeki etkisini 25. ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ile konuştuk.

    “MAKBUL VATANDAŞIN DİNİ KURUMUDUR”

    PİRHA- Diyanet’in kuruluş amacı nedir?

    ALİ KENANOĞLU: Genel tanımı itibariyle Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), dini açıdan kontrol altına almak için kuruldu. Diyanet’in kuruluş sürecinde Mustafa Kemal’in bir hikayesi anlatılır. İstanbul’da bir yerde otururlarken ezan okunmaya başlar. Mustafa Kemal’in yanındakiler, ‘Paşam bu hocaları ne yapacağız?’ diye sorar. Mustafa Kemal’in de ‘Merak etmeyin, onları da kontrol altına alacağız’ diye cevapladığı siyasi bir dedikodu olarak anlatılır. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, Müslümanları kontrol altına almak, onları Türkiye Cumhuriyeti Devletinin makbul vatandaşı tanımı içerisine uydurmak için oluşturulmuş bir kurum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin makbul vatandaşı mümkünse Müslüman ama diğer taraftan Müslümanlığın tasavvufuyla ilgilenmeyen bir Müslüman… Yani camiye gidecek, namazını kılacak, Ramazan’da orucunu tutacak ama mümkünse bunu kültürelmiş gibi yapıp çok içselleştirmeyecek ve tasavvuf boyutuyla ilgilenmeyecek, bunu bir kimlik olarak üzerinde tutacak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İslam’ın tasavvuf boyutu ile ilgilenenleri de sevmiyor. Dolayısıyla onları makbul bir vatandaş olarak görmüyor. O nedenle daima samimi Müslümanların bu rejimden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurmuş olduğu bu çakma laiklikten mağdur edildiğini hep konuşuyoruz.

    Diyanet, aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin oluşturmaya çalıştığı makbul vatandaşın dini kurumudur. İnsanları dini açıdan kontrol eden, onlara yön ve şekil veren ve sürekli politik hamleler içerisinde olan bir kurumdur. DİB, baktığınız zaman sadece dinle ilgilenmemiş, ülkenin siyasi atmosferine, süreçlere ilişkin rol almıştır.

    “ALEVİLERE YÖNELİK MİSYONERLİK FAALİYETİ YÜRÜTÜYOR”

    -Tarihsel olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın faaliyetleri nasıl bir yol izledi?

    Bugün kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı konuşurken ‘Alevi Diyaneti’ tabirini kullanıyorum. İnsanlar ise ‘böyle bir şeyle kıyaslanamaz’ diyor. Bugün açısından kıyaslanamaz! DİB’in kuruluşu da böyledir. Diyanet de küçük bir başkanlık olarak kurulmuş ve o zamanlar çok az sayıda camiyi kontrol eden ve imam, müezzin gönderen, dar bir bütçesi olan noktadaymış. Tıpkı bugünkü Cemevi Başkanlığı gibi bir pozisyondaymış. Zamanla bu alana, insanların dini açıdan kontrol edilmesine daha çok ihtiyaç duyuluyor. Çünkü devlet, Sovyetler Birliği’nin kurulması süreçlerini de ele aldığın zaman bir taraftan komünizme karşı örgütlenirken diğer taraftan dini desteklemeye başlıyor. Ama dini desteklerken de işte tam da bu iki arada kalıyor. İslam dinini destekliyor ama tasavvufa; tarikat ve cemaatlere de katılsın istemiyor. O anlamıyla devletin, insanları dine sevk etme isteği bu kurumun da güçlenmesine vesile oluyor. Akabinde Diyanet’in bütçesi, etki alanı artıyor. Şu an sadece Türkiye’de de değil çok sayıda cami Diyanet eliyle kontrol altında. Özellikle Avrupa’da da Diyanet, misyonerlik faaliyeti yürütüyor. Diyanet, Türkiye’de de Alevilere yönelik misyonerlik faaliyeti yürütüyor.

    Nedir bu misyonerlik faaliyeti? İslam’a göre tebliğcilik yani. Bunda devlet eliyle DİB, bizzat aktif rol oynuyor. Netice itibarıyla DİB eskiden bakanlığa bağlıydı şu anda geldiği nokta itibariyle bir tık daha kademe yükseltildi ve Cumhurbaşkanlığına bağlandı. Şöyle düşünün 12 Eylül ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri bakanlıktan alınıp Cumhurbaşkanlığına bağlanmıştı. Şimdi ise DİB, bakanların da üzerinde Cumhurbaşkanlığına bağlı ve protokoldeki yeri de ona göre yükselmiş durumda. Yani AKP iktidarı ile birlikte gelinen noktada DİB, tarihinin en zirve noktasında bir politik konuma sahip.

    “DİYANET, AKP İLE BİRLİKTE ZİRVE YAPAN NOKTADA”

    -Sizce süreç içerisinde misyonunda bir değişiklik yaşandı mı?

    Kesinlikle. Önceden sadece ‘İslam dinine hizmet’ olarak tanımladıkları, camilerin bakım, onarım, temizlik ya da görevli atanması gibi basit işlerle ilgilenirken; hatta her caminin bir derneği vardır, bakım onarım işlerini o dernek yapar DİB ise sadece oraya müezzin gönderip, inanç işlerini yerine getirirdi. Şimdi gelinen noktada böyle değil. Tarihsel süreç içerisinde, iktidarlara göre değişen zaman dilimi içerisinde ve AKP ile birlikte zirve yapan noktada artık Milli Eğitim Bakanlığı’na da Savunma Bakanlığı’na da personel veren bir konuma geldi ve ona göre de bütçesi son derece yükseltildi.

    “TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ DEVLET KURUMUNA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    -AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren Diyanet’te nasıl bir değişim yaşandı?

    AKP öncesinde de Diyanet son derece önemli bir kurumdu ve devletin dini kurumu olarak başvuru kaynağıydı. Bu durumu birçok olaydan, davadan da biliriz. Dini konuda bir mahkeme varsa bilirkişi heyetine başvurulmaz, doğrudan Diyanet’e sorulur ki bu durum Alevilikle ilgili de böyleydi. Cemevi davasını hatırlıyoruz, bilirkişi atanmadan Diyanet’e ‘bu konuda ne diyorsunuz?’ diye soruluyordu. Şimdi AKP, bütün kurumları kendi amacına göre dizayn ettiği gibi DİB’i de amacına uygun biçimde dizayn etti. AKP, dini bir fetihçilik ruhu içerisinde DİB’i düzenleyip organize etti. İslam’da bir fetih ruhu vardır ya, işgal yoktur ama fetih vardır. Birilerinin topraklarına girip bütün kurumları ele geçirirsin ama bunun adı fetihtir, İslami bir kavramdır yani. AKP, yayılmacı politikasında gerek içeride gerekse dışarıda bu fetih kavramına ihtiyaç duyuyordu. Çünkü işgalin meşrulaşması lazım. İslam tarihi boyunca da işgaller böyle meşrulaştırılmıştır. Dolayısıyla AKP bu yayılmacı politikalarını Diyanet’i bu anlamıyla organize edip fetihçi rolü üstlenen noktada tuttu. Diyanet İşleri Başkanının, elinde kılıçla sahnelere, camide minberlere çıkması tesadüfen değil. Bu durum, iktidarın politik hattının onlara biçtiği misyonla ilgili bir şeydir. Dolayısıyla fetihçi bir iktidarın, böyle bir din ulemasına ihtiyacı vardı ve Diyaneti bu amacıyla kullandı.

    Diğer taraftan AKP iktidarı süresi boyunca bizler hep DİB’in bütçesini konuşuyoruz ya hani esasında bir de Diyanet Vakfı var ve bu hiç tartışılmaz. Bu vakfın başkanı da yine DİB başkanıdır. Dolayısıyla bütçesi de Diyanet’in bütçesidir. Diyanet Vakfı’nın bütçesi DİB’in bütçesinin kat kat üstündedir. Dünyanın birçok ülkesine Diyanet aracılığıyla din insanları gönderilmeye başlandı. Biliyorsunuz bir ara DİB, Almanya’daki Alevilere de dede göndermeye başlamıştı, tabii ters tepti bu ayrı bir konu ama DİB, yurt dışında da bu fetih anlayışını; oradaki fetih toprak kazanmak üzerine kurulu değil ama insan fethetme, insanları devşirme, misyonerlik faaliyeti yürütme üzerinden kurulu bir siyaset güttüler. Önceleri bu işleri Fethullah Cemaatine bırakmışlardı. Afrika ve özellikle de Türki cumhuriyetlerinde Fethullah Cemaati bu işi yürütüyordu. 15 Temmuz’dan sonra bu işe doğrudan Diyanet üzerinden yönelmeye başladılar. Dolayısıyla artık Diyanet çok başka bir şey oldu. Yani Diyanet, Türkiye’nin en önemli devlet kurumu haline dönüştü.”

    “DİYANETİN GİRMEDİĞİ ALAN KALMADI”

    -Diyanetin, bir taraftan en güvenilmez ikinci kurum olurken, Meclis’e sunulan 2025 bütçesinden 130 milyar 119 milyon lira ile 6 bakanlığın bütçesini geride bırakarak bütçeden aslan payını almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Şu an Diyanet’in bu fetihçi mantıkla yürüttüğü ‘Hizmet alanı’ o kadar çok genişledi ki buna bütçe dayanması mümkün değil. Özellikle yurt dışı faaliyetleri, oradaki birimleri; yurt dışı deyince aklımıza hep Almanya falan gelir ama buradaki durum Almanya’nın dışında. Afrika kıtası Türki cumhuriyetleri, Avrupa’nın her tarafı, Amerika kıtası da dahil olmak üzere dünyanın her tarafında faaliyet yürüten bir DİB var. Türkiye’de ise Diyanet’in girmediği alan kalmadı. Bu cümleden kastım şu; eskiden Sünni köylerde bile insanlar, aralarında para toplayıp imamı, müezzini istihdam ediyordu ama şimdi böyle bir şey yok.

    Örneğin DİB’in kaldırılması tartışılmaya başlandığı zaman birçok insan çekimser yerde duruyor. İnsanlar eleştirmeye var, güvenilir kabul etmiyor fakat bedava inanmaya alışmış bir toplumuz. Bu durumun altını çizmek lazım, bedava inanmak ve ibadet etmek… Diyaneti kabul eden toplumlar açısından bedavacılığı o alanda da seviyoruz! Dolayısıyla insanlar ‘Diyanet ortadan kalkarsa ben ne yapacağım?’ diyor. Diyanet’in yürüttüğü işlere o kadar çok alıştırılmışlar ki cenazesini dahi nasıl kaldıracağını artık bilmiyor. Oysa biz Aleviler, kendi pratiğimizden biliyoruz, hiç de öyle değil. Diyanet gibi bir kuruma ihtiyaç duymadan inançsal ritüeller yerine getirilebilir.

    Geçmiş yıllarda İstanbul Sarıyer’de çalışırken Zekeriyaköy Camisi’nin hocasıyla bir kahvede sohbet etmiştik. Bir ara devlet şöyle bir politika geliştirmişti; camilere elektrik, su faturaları gelmiyordu, sonra hükümet ‘artık fatura yazılacak ama parasını Diyanet ödeyecek’ demişti. O geçiş sürecinde camilere bir fatura gelmişti. O cami hocası ‘Faturayı ödemek için milletten para istiyorum ancak kimse vermiyor’ demişti.

    ‘Din elden gidiyor, ben ne yaparım? Cenazem yerde kalır, başıma bir iş geldiğinde kime soracağım?’ diyerek, bir de bu cemaat-tarikatlar siyasetin içerisine kötü bir şekilde sokuldu ki onlardan hizmet almak istemeyen çok sayıda Sünni insan var. Fethullahçı cemaat bertaraf edildikten sonra bir tarikatın dikkat çekici açıklaması vardı; ‘ Yarın bizi de aynı şekilde suçlamayın, çünkü gelip bizlerden polis personeli istiyorsunuz’ denilmişti!

    DİN İLE BİLİM YAN YANA GELMEZ”

    -Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın iç içe geçen faaliyetlerini nasıl okumak gerekir?

    Okullar bilim yuvasıdır. Okullar, ülke nüfusunun bilimsel bir bakış açısına kavuşmasını sağlayan eğitim yuvalarıdır. Din ile bilim yan yana gelmez. Çünkü din ve inançlarda kabul etmek, inanmak vardır. İnanmak bilime aykırıdır. Bilim, şüphecilik üzerine kurulur. İnançta ise şüphe olmaz. Dolayısıyla bilimle inanç yan yana gelmez ama bu iktidar, okulları bilim yuvası olmaktan öte inanç yuvasına dönüştürmeye çalışıyor. Çok ilginç bir şekilde Eski Milli Savunma Bakanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin başkanı ‘Ne bilimi? Sonuçta bunlar inancı, ibadeti, itaati öğrenecekler. Devletini, milletini sevmeyi öğrenecek, bunlar için yetişecekler’ dedi. Diğerleri bunu dile getirmese de bu bakış açısı tüm iktidarda hakim. O yüzden de başvurdukları kaynak DİB. Diyanet, Milli Eğitim Bakanlığı ile çok yoğun çalışıyor, okullara din görevlileri gönderiyor. Bunun haricinde DİB’in protokol olduğu çok başka bakanlıklar da var. Yani birçok bakanlığa hizmet veriyorlar. Yani bir taraftan da hizmet satıyorlar. Aslında görünen o bütçenin haricinde bir de böyle bir bütçesi var. Örneğin Kültür Bakanlığı ile bir protokol imzalıyor, o hizmet karşılığında Kültür Bakanlığı, Diyanet’e para ödüyor. İşte bu da bir başka ilave bütçe. Hele bir de Diyanet Vakfı’nın bütçesini de ele aldığınız zaman belki de Türkiye’deki bütün bakanlıkların üzerinde bir bütçeye sahip Diyanet İşleri Başkanlığı ile karşı karşıya kalıyoruz.

    TÜRK TİPİ LAİKLİK!

    -Diyanet ve laiklik bir arada olabilir mi?

    Bu mümkün değil. Bu konuyu ilginç bir şekilde hükümetin Alevi Çalıştayı’nda çok tartıştık. O çalıştayların ben de katılımcısıydım ve böyle bir laikliğin olmayacağını söylemiştim. Laiklikte Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir devlet kurumu, imam hatip, ilahiyat fakültesi gibi dini okullar olmaz. Bunun üzerinden bir takım tartışmalar yürütmüştük ve ‘Bu bize özgü bir Türk laikliği’ cevabını vermişlerdi. Laiklik, demokrasi gibi kavramlar evrenseldir. Bu tanımlara ya uyarsanız ya da uymazsınız ‘Türk laikliği’ diye bir laiklik olmaz. Ama kendilerine göre bir laiklik anlayışı belirleyip bunun üzerinden DİB’in varlığını bir yere oturtmaya çalışıyorlardı. İşte böyle olunca onun adı laiklik olmuyor. Devlete doğrudan müdahale eden devletin bu kurumu, kamuoyunda en çok güvenilmeyen kurumların başında geliyor. Kaldı ki DİB, inançsal olarak da tüm yurttaşlar tarafından kabul görmüş bir kurum değil. Örneğin Aleviler asla ve katiyen DİB’ten hizmet almıyor. İstediği kadar hizmeti bedava sağlasın, üstüne para da verse Aleviler oradan bir hizmet almıyor. Dolayısıyla bütün bunlar laiklikle bağdaşır şeyler değil ama çok ilginçtir ‘DİB kaldırılsın’ diye HDP çıkış yaptığında ben milletvekili adayıydım ve sahada çalışma yürütürken kendisini sosyal demokrat ve laik tanımlayan kesimlerle çok ciddi tartışmalar yaşadık. O kesim DİB’in kaldırılmasına karşı çıkıyordu ve bu kişiler Aleviydi. ‘Neden karşı çıkıyorsunuz?’ dediğimiz zaman öğretilmiş ezberler üzerinden ‘Diyanet giderse IŞİD ya da benzeri cemaatler gelir’ diyorlardı. Sanki bugün cemaat ve tarikatlar yükselişte değilmiş gibi. Devlet bütün olanaklarını zaten onlar için harcıyor. Toplumun belirli bir kesimi, öğretilmiş bir çaresizlik içerisindeydi. Hem ‘laiklik’ diyor hem ‘Diyanet İşleri Başkanlığı olsun’ diyor. Okullarda din dersine karşı çıkmıyor ‘Ne olacak çocuğumuz bir fatiha öğreniyor, mezarımızın başında iki dua okur falan’ deniliyor. Böyle çelişkilerle dolu bir toplum içerisinde yaşıyoruz maalesef.

    Şüphesiz ki Diyanet o günden bugüne çok değişti. 2015 yılından bu tarafa Diyanet çok farklı konumlanma içerisinde bulundu. İktidarın önemli bir aygıtı haline dönüştü. Özellikle 2016 askeri darbe girişiminden sonra iktidarın siyasi bir aygıtı haline dönüştü. Şundan eminim ki o gün bizimle tartışan insanlar, bugün belki bizden daha fazla ‘Diyanet kapatılsın’ diyordur.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    ‘Diyanetin varlığını sorgulamayan her laiklik tartışması yanlıştır; Diyanet vergilerle finanse edilmemeli’
    ‘Bir fetih ideolojisi geliştiren Diyanet kurumu ile karşı karşıyayız’-VİDEO
    ‘Diyanet artık bir devlet kurumu olmaktan çok tarikatların merkezi haline gelmiş durumda’-VİDEO
    ‘Türkiye’de dini radikal olarak politikanın dışına çıkarmak gerekiyor’-VİDEO

  • Kaçak tarikat yurdu hakkında suç duyurusu: Tarikat yurtları kapatılsın-VİDEO

    Kaçak tarikat yurdu hakkında suç duyurusu: Tarikat yurtları kapatılsın-VİDEO

    PİRHA- Çiğli Halk Temsilcileri Meclisi üyeleri, Çiğli’de kaçak olarak yapımına devam edilen tarikat yurdu hakkında suç duyurusunda bulundu. Meclis üyeleri, “Bulunduğumuz her mahallede mücadele etmeye ihtiyacımız var. Bulunduğumuz her okulda çocukların sesini yükseltmek için çağrı yapıyoruz. Çiğli, Aladağ olmasın” diyerek mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundular.

    İzmir’in Çiğli ilçesine bağlı Güzeltepe Mahallesi’nde, kaçak olarak inşa edilen tarikat yurduna karşı tepkiler yükselmeye devam ediyor. Çiğli Halk Temsilcileri Meclisi, Karşıyaka Adliyesi’ne giderek tarikat yurdu hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Suç duyurusunda bulunmadan önce Karşıyaka Adliyesi önünde açıklama yapan Çiğli Halk Temsilcileri Meclisi Sözcüsü Emel Diril, bu yurdun Güzeltepe Mahallesi’ne dikilmesinde parmağı olan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.

    “TARİKATLAR SUÇ ÖRGÜTÜ”

    Bakanların tarikatları sivil toplum kuruluşu olarak gördüğünü hatırlatan Diril, şunları ifade etti:

    “Milli Eğitim ile Diyanet okullara imam atayacakları bir protokol imzalıyor. Anayasa’da laiklik yazıyor fakat uygulamak istemiyorlar. Bulunduğumuz her mahallede mücadele etmeye ihtiyacımız var. Bulunduğumuz her okulda çocukların sesini yükseltmek için çağrı yapıyoruz. Çiğli, Aladağ olmasın diyoruz. Bunun da bir önemi var. Bugün suç duyurusunda bulunduğumuz yurtta yangın çıktı. Denetimsiz ve çocuklarımızı bir karanlığın içine çeken bu tarikatlardan kurtulmak zorundayız. Tarikatlar, patronlar ve siyasi iktidarla olan ilişkilerinden kaynaklı bir suç örgütü ve geldikleri düzeyi Narin cinayetinde gördük. Her yerde kurtarılmayı bekleyen Narin’ler olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.”

    Açıklamanın ardından suç duyurusunda bulunuldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Öğrenci Veli Derneği: Veliler servis ücretlerini karşılayamıyor, okul terkleri artıyor!-VİDEO

    Öğrenci Veli Derneği: Veliler servis ücretlerini karşılayamıyor, okul terkleri artıyor!-VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, “tasarruf” gerekçesiyle ücretsiz okul servisi uygulamasının kaldırılmasını protesto etti. İstanbul’da basın açıklaması yapan Derneğin Genel Başkanı Ömer Yılmaz, “Eğitim-öğretimin başlamasıyla beraber taşımalı eğitim yapılan okullarda sıralar boş, veliler ulaşımın pahalılığı nedeniyle servis ücretlerini karşılayamıyor, okul terkleri her geçen gün artıyor” dedi. 

    Okullardaki temizlik ve beslenme sorunları nedeniyle süren tartışmaya ücretsiz okul servislerinin kaldırılması da eklendi. Kırsalda yaşayan aileler, taşımalı sistemden faydalanabilmek için şimdi ek bir harcama daha yapmak durumunda kaldı.

    Karara Öğrenci Veli Derneği’nden tepki geldi. İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere birçok ilde konuya ilişkin basın açıklaması yapıldı.

    “ÇAĞ ATLADIK DEDİLER!”

    İstanbul’da Veli Der Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasında “Ücretsiz taşımalı eğitim tüm çocuklarımızın hakkıdır!” vurgusu öne çıktı.

    Veli Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, 25 yıl önceki eğitim öğretim yılında sadece iki ilde taşımalı eğitimin olduğunu belirterek sözlerine başladı. Yılmaz, “Çağ atladık dediler, son 22 yılda 19 bin 708 köy okulu kapatıldı. Eğitime erişim ilkesi eğitimin temel ilkesidir. Bu ilke ortadan kaldırıldı. Çağ atladık dediler taşımalı eğitimi ülkemizin her yerinde uygulanır hale getirdiler. 25 yıl önce taşımalı eğitimde 305 öğrenci varken 2018-2019 eğitim-öğretim yılında taşımalı eğitimle okullara ulaşan öğrenci sayısı 1 milyon 325 bin 289’a ulaşmıştı. Yüz binlerce çocuk taşımalı eğitimle okula ulaşmaya çalışıyor. Ekonomik kriz, yoksulluk arttıkça kamuda, özellikle eğitim alanında durmaksızın tasarruf tedbiri kararları açıklanıyor” dedi.

    “EĞİTİM HAKKI DA ORTADAN KALDIRILIYOR”

    Veli Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, hükümetin tasarruf tedbirleri adı altında taşımalı sisteme son vermesini eleştirerek şu açıklamayı yaptı:

    “Tasarruf diyerek açıkladıkları kararlardan biri de tasarruf tedbirleri genelgesi ile taşımalı eğitime getirilen sınırlama oldu. Yani önce köy okullarını kapatarak çocuklarımızı taşımalı eğitime maruz bıraktılar. Şimdi ise tasarruf yapacağız diye taşımalı eğitimi kaldırıyorlar. Bu durum kabul edilebilir bir durum değildir.

    Taşımalı eğitim; taşıma yoluyla ilkokul, ortaokul, lise, özel eğitim gereksinimi olan öğrenciler ve onlara refakat edecek velileri, yaygın eğitim kursiyerlerini kapsıyor. Genelge ve yönetmelik değişikliği ile aslında eğitim hakkı da ortadan kaldırılıyor. İlkokuldan itibaren bir çocuğun okula erişim hakkı elinden alınıyor.

    Eğitim-öğretimin başlamasıyla beraber taşımalı eğitim yapılan okullarda sıralar boş, veliler ulaşımın pahalılığı nedeniyle servis ücretlerini karşılayamıyor, okul terkleri her geçen gün artıyor. Bu kapsamdaki çocuklara taşımalı eğitim hakkı sağlanmazsa, bu yönetmelik değişikliği geri çekilmezse köylerdeki tüm çocukların zorunlu okul terki ile karşı karşıya kalacağı aşikardır. Yoksulluk ve eşitsizlik arttığında, okula erişim hakkı ortadan kaldırıldığında eğitim hakkından ilk “vazgeçilen” kız çocuklarının eğitim hakkı oluyor. Kız çocuklarının da okuldan kopuşu hızlanacak. Eğitime sınırlı erişebilen özel eğitim gereksinimli çocuklar da okuldan tamamen kopacak.

    “ÇOCUKLAR YİNE TARİKATLARA MECBUR BIRAKILACAK”

    Kapatılan köy okullarının önemli bir bölümü aynı zamanda en yoksul köylerdi. Aladağ bu tablonun en somut örneğiydi. Yoksul köylerdeki tüm okullar kapatılmıştı. Köylere en yakın ilçelerde kamu yurdu da yoktu veya kapatılmıştı. Çocuklar ya okuldan, eğitimden vazgeçecek, ya da tarikat yurduna mecbur kalacaktı. Mecbur kaldılar. Çünkü eğitim, gelecek yaşantılarını değiştirmek için tek fırsattı. Kamusal, parasız, laik eğitim yalnızca çocukların eğitim haklarının değil yaşam haklarının da güvencesiydi. Parasız, laik, eşit, kamusal, erişilebilir eğitimi kaybetmiştik. Ve Aladağ’da kaybettik çocuklarımızı…

    Şimdi köy çocuklarına tek adres olarak yurtları, pansiyonları gösteriyorlar. Aladağ’da yaşadığımız gibi çok sayıda yerde kamu yurdu yok, çocuklar yine tarikatlara mecbur bırakılacak. Ayrıca ÇEDES projesinde olduğu gibi eğitimci niteliği taşımayan manevi danışman adı altında ilahiyat, imam hatip mezunları yurtlarda istihdam ediliyor yurtlar da çocuklar için bir kuşatma aracı haline getiriliyor.

    Açıklanan kararlar ile okullara ulaşım sorunu çocuklar için güvenlik sorununa da dönüşmüş durumda. Çocuklarımız; bazen bir araçta üst üste, bazen bir traktör kasasında, ya da yürüyerek ya da otostop çekerek birçok riskle baş başa bırakılıyor.

    Yerellerde karar alıcılar ile yaptığımız görüşmelerde görüyoruz ki son yönetmelikle 2 ila 30 km denilerek taşımalı eğitimin sınırlandırılması ile atılan adım ile önümüzdeki dönemde tamamen taşımalı eğitimin kaldırılması amaçlanıyor. Eğer şimdi taşımalı eğitim, okula ücretsiz ulaşım hakkını kazanamazsak önümüzdeki yıllarda ülkenin her yerinde ilkokuldan itibaren taşımalı eğitimin tamamen kaldırılması hedefleniyor.

    Taşımalı eğitimin az sayıda devam ettiği yerlerde ise belirlenen ücretin düşüklüğü ve son gelen zamlarla ulaşımın en pahalı kalemlerden olması nedeniyle kimse servis ihalelerine girmiyor.

    Bir an önce 1 Ağustos’ta açıklanan taşımalı eğitim yönetmeliğindeki değişiklik geri çekilmelidir. Taşımalı eğitimle okullara ulaşan tüm çocukların okullara ulaşımı ücretsiz karşılanmalıdır. Okula ulaşım her çocuğun en temel kamusal hakkıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ve valilik, kaymakamlık tüm karar alıcılar tüm çocukların kamusal eğitim hakkından, okula erişiminden sorumludur.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Şahkulu Dergahı’nın öğrenci yurdu açıldı: Hedefimiz, tarikat yurtlarından öğrencilerimizi kurtarmak- VİDEO

    Şahkulu Dergahı’nın öğrenci yurdu açıldı: Hedefimiz, tarikat yurtlarından öğrencilerimizi kurtarmak- VİDEO

    PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Genel Sekreteri Kanber Yıldırım, Kartal Belediyesi ile ortak açtıkları ve 1950 TL ücreti olan Mustafa Necati Kız Öğrenci Yurdu’nu PİRHA’ya anlattı. Yıldırım, Şahkulu Sultan Dergahı’nın yüzde elli öğrenci kapasitesi olduğunu da belirterek yurda müracaatlar bitse bile öğrenci kapasitesini doldurmaya çalışacaklarını ifade etti.

    Kartal Belediyesi ve Şahkulu Sultan Dergahı tarafından açılıp hizmete başlayan ve Kartal Yakacık’ta bulunan Mustafa Necati Kız Öğrenci Yurdu, yeni eğitim öğretim yılında konaklayacak öğrencilerini bekliyor.

    Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Genel Sekreteri Kanber Yıldırım, özellikle demokratik kitle örgütlerinden, Alevi kurum ve kuruluşlarından öğrencilerin yurda kayıt yaptırmalarını ve tarikat yurtlarından öğrencileri kurtarmayı amaçladıklarını da söyleyerek 1950 TL ücreti olan Mustafa Necati Kız Öğrenci Yurdu’nu PİRHA’ya anlattı.

    “ÖĞRENCİLERİMİZ GEÇMİŞTE ÇOK SIKINTI ÇEKTİLER”

    Yıldırım, öğrenci yurdunu açmalarındaki temel nedenin Alevi öğrencilerin değişik bölgelerde tarikat yurtlarında kalmak zorunda olmasına bağladıklarını ifade ederek “Çocuklarımızı tarikat yurtlarından kurtarıp kendilerini özgürce ifade edebilecekleri yurtlarda kalmalarını sağlamak için bu yurdu açtık. Bugün de bu sıkıntıları çekiyoruz. Bizim öğrencilerimiz kalacak yer bulamıyorlar, belediyelere başvurup sonuç alamıyorlar. Bizim öğrencilerimiz geçmişte çok sıkıntılar çektiler. Ve belediye yurtları da dolu oluyor yer bulamıyorlar. Geçen yıl da bir sürü sıkıntılar yaşandı, asansör faciaları vb. yaşandı” dedi.

    “HİÇBİR EKSİĞİ OLMAYAN BİR YURT OLDU”

    Şimdiye kadar öğrenci yurtlarının, binaları dönüştürmek suretiyle yapıldığına dikkat çeken Yıldırım, “yurt projesi karar alındıktan sonra inşaattan itibaren yurt olarak projelendirilmesiydi. Böylelikle hem çok modern hem de hiçbir eksiği olmayan bir yurt haline getirildi”dedi. Yıldırım, öğrenci yurdunun özelliklerini ise şöyle sıraladı:

    “Yaklaşık 12.000  metrekare kullanım alanı olan, 81 tane yatak odası olan şu an 478 öğrenci kapasiteli bu 500 öğrenci kapasitesine de rahatlıkla çıkarılabilir. Çünkü odalarımız 60 metrekare büyüklüğünde ve içerisinde banyo, lavabosu ve interneti mevcut. 500 öğrenciye yemek hazırlayıp servis edilebilecek bir mutfağı var. Bilgisayarlarla donatılmış bilgisayar odası ve etüt merkezi, sınırsız internet kullanım hakkı, 100 kişinin spor ve aktivite yapabileceği fitness salonu, kantin, sinema, engellileri düşünerek yapılmış oda, fitness salonu ve her katta birer tane engelli öğrencinin kalabileceği, ihtiyacını giderebileceği odalar var. 2 adet asansörü, konferans salonu var. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği de dahil yurt ücreti 1950 TL. Maliyetlerin çok altında, zaten biz yaptığımız protokollerde de yoksul öğrencilerin barınma ve diğer ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılaması için fedakarlık yapacağını yazmıştık. Bu fedakarlığı büyükşehirle birlikte daha da arttırmış olduk.”

    “BAŞVURULAR BİTSE BİLE KAPASİTEYİ DOLDURACAĞIZ”

    Yıldırım, yurt başvuruları bitse bile Şahkulu Sultan Dergahı’nın yüzde 50 öğrenci kapasitesi olduğu için kapasiteyi doldurana kadar başvuruları alacaklarını belirterek şunları kaydetti:

    “Biz bu yurdu geçtiğimiz Mart ayında hizmete açmıştık ama o dönemde tespit ettiğimiz fiyat 4500 TL idi. Belediyenin önerisiyle bu ücreti aşağı çekebilmek için hem de büyükşehir belediyesinin yurtları var, yurtlardaki yönetim deneyiminden yararlanabilmek için protokol yapalım büyükşehir belediyesini de yönetime katalım diye öneride bulunduk. Bizim yüzde 50 öğrenci kapasitemiz var. Yüzde 50 öğrenci Şahkulu Sultan Dergahı’na ait. Yani müracatlar bitse bile biz öğrenci kapasitesini doldurmaya çalışacağız. Bizim avantajımız hem yurdumuzun modern olması hem ücretinin düşük olması hem de ulaşım olarak her yere yakın olmasıdır. Biz özellikle demokratik kitle örgütlerinden, Alevi kurum ve kuruluşlarından kız öğrencilerin bizim yurdumuza kayıt yaptırmalarını öneriyoruz.”

    Yıldırım, aynı zamanda öğrencilerin 1 Eylül’e kadar yurda kaydolmak için Şahkulu Sultan Dergahı ile iletişime geçebileceklerini de ekledi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Alevilerin yaşadığı Güzeltepe Mahallesi’ne tarikat kuşatması: Özel savaşın farklı uygulaması!-VİDEO

    Alevilerin yaşadığı Güzeltepe Mahallesi’ne tarikat kuşatması: Özel savaşın farklı uygulaması!-VİDEO

    PİRHA- Kamuoyunun adını 1980’lerde Alevilere yönelik işkence ve gözaltılarla tanıdığı Güzeltepe Mahallesi sakinleri, Süleymancılar tarikatının yanı başlarında inşa ettiği yurttan dolayı tepkili. İzmir’in en yoğunluklu Alevi nüfusunun olduğu Güzeltepe Mahallesi’nin seçilmesinin özel savaş uygulaması olduğunu belirten yurttaşlar, “Ahlaki, politik duruşun bir vücut kazandığı bu mahalle Kürt ve Alevi kimliklerinden dolayı pilot bölge olarak seçildi” diye konuştular. 

    Türkiye’de hemen her dönem gündeme gelen, köklü bir politika çerçevesinde genişletilen tarikatlar ve bununla beraber cemaatler taciz ve istismar merkezlerine dönüştürülürken, ezilen halklar ve inançların kurdukları yaşam alanlarında özel savaş politikalarının aparatı olarak kullanılmaya devam ediyor.

    Buna dair bir uygulama ise İzmir’den. İzmir Çiğli’ye bağlı Güzeltepe Mahallesi’nde dinci gruplardan Kuran İlimlerine ve Milli Kültüre Hizmet Vakfı tarafından yapılan ve Süleymancılar tarikatına ait olan yurt tamamlanarak bitme aşamasına geldi. 60 yıla yakın politik geçmişi bulunan ve Alevilerin İzmir’de en yoğun olarak yaşadığı Güzeltepe’nin toplumsal ve inançsal dokusunun hedeflendiğini söyleyen mahalleli yurdun kapatılmasını istiyor.

    Alevilerin yoğun olarak yaşadığı, kendi inançlarına göre bir yaşam ördükleri, yoksulluğun yoğun olarak hissedildiği bir mahalle olan Güzeltepe’de yine son yıllarda ciddi anlamda radikal İslamcı tarikatlar görünür olmaya başladılar.

    2020 yılında inşa süreci başlayan ve Kredi ve Yurtlar Kurumuna (KYK) ait olacağı belirtilen yurdun Süleymancılar tarikatına ait olduğu ortaya çıkmış, buna karşı mahalleli 2 Temmuz tarihinde yürüyüş gerçekleştirmiş ve tarikat yurdunu mahallede istemediklerini söylemişlerdi.

    GÖÇLE KURULMUŞ POLİTİK BİR MAHALLE

    Güzeltepe Mahallesi’nin 1966 yılındaki Varto depreminden sonra göçle kurulan bir mahalle olduğunu aktaran Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen, mahallenin sonrasında toplumsal meselelerden kaynaklı politik bir kimlik kazandığını belirterek, ” Güzeltepe Mahallesi 1966 yılındaki Varto depreminden sonra göçle kurulan kurulan ve politik kimliğe kavuşmuş bir mahalle. Türkiye’nin en büyük işçi direnişi olan 15-16 Haziranın etkin yaşadığı ve direnişin günlerce sürdüğü bir mahalle. 1980 askeri darbesinde halk yoğun gözaltılar ve işkenceler yaşamış. Kürt, Alevi kimliklerinin yoğun olduğu ve direnişle ismini duyuran bir yerde” diye konuştu.

    AKP’NİN KARAKOLDAN BOZMA CEMEVİ!

    2015 yılında Güzeltepe Mahallesi’nde işkencelerle anılan karakolun AKP’lilerce cemevine dönüştürülerek seçim bürosu olarak kullanıldığını hatırlatan Dikmen, “Alevi açılımları adı altında Güzeltepe Polis Karakolu bir dönem cemevine dönüştürülmüş istenmiş ve açılışına bakanlar gelmişti. Bizler tescillenmiş işkencehaneden cemevi olmayacağını çokça dile getirdik. Devlet erkanı zor yoluyla bu cemevine açtı. Toplum buna tavır aldı ve o bina metruk bir binaya döndü ve kapatıldı. Ahlaki, politik duruşun bir vücut kazandığı bu mahalle Kürt ve Alevi kimliklerinden dolayı pilot bölge olarak seçilmişti ve halende hedeftedir” ifadelerini kullandı.

    “ÖZEL SAVAŞIN FARKLI UYGULAMALARI DEVREDE”

    Dikmen, Kürt- Alevi ve sosyalist kimliklerini çokça içinde barındıran Güzeltepe Mahallesi’nde özel savaşın farklı uygulamalarının devreye konulduğunu belirterek, “Diyanet İşleri Başkanlığı paralelinde kendilerine eklemledikleri Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’da eliyle de dinci eğitimin ön plana çıkmasımdaki amaç dindar, kindar ve itaatkar nesil yetiştirmektir. Buna da ilk tepkiyi gösterecek insanlar bellidir. Bunlarda Alevi, Kürt, sosyalistlerin birleşimi olan bu mahalledir. Pandemi döneminde Güzeltepe Mahallesi’ndeki Alevi ailelerin evleri işaretlendi. Ülkede gericileşen ortam ailelerin kendi çevresinde de sirayet ediyor. Buda her ailenin çocukları için endişe duymasına sebeptir. Bu mahalleler özel savaşın en çok uygulandığı mahallelerdir. Asimilasyon ve yozlaştırma politikası bir yana bir de tarikat saldırıları insanlar için tehlike görülüyor” dedi.

    ” GÜZELTEPE BİLİNÇLİ SEÇİLDİ”

    Uzun yıllar Güzeltepe Mahallesi ve çevresinde yaşayan Suzan Erdoğan Yılmaz ise, “Özellikle Aleviler ve Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelerde bu tarikat yurtlarının yapılması bilinçli bir adım” diyerek, “Ülke çoklu krizlerden geçiyor; ekonomi kötü, gençler işsiz, eğitim ve sağlık çökmüş durumda. Boşta ve savunmasız kalan çocukları bu tarikat yurtlarında eğitip dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek istiyorlar. Politik mahallere kümeleniyorlar ve Güzeltepe Mahallesi’ni de seçmelerinin en büyük nedeni de budur. Göçe tabi tutulmuş, fakir insanların yaşadığı yerler özellikle seçiliyor. Bu mahalledeki gençleri kendi emelleri ile yetiştirip birer canavar yaratmak istiyorlar” diye belirtti.

    “TARİKATLARA VERECEK ÇOCUĞUMUZ YOK”

    Ayrıca öğrenci velisi olan Yılmaz, tarikat ve cemaat örgütlenmelerinin kapatılması çağrısında bulunarak, “Bir veli olarak yeni eğitim modelini çok vahim görüyorum. Çocuğumun geleceği için ne tarikat ne de cemaatlerden bir beklentim yok ve bunlar kapatılmalı. Yıllardır bundan çekiyoruz ve bizler ötekileştirildik. Diğer inançtaki insanlar için hiç bir şey yok iken bir . Yurtlarımızdan gelerek yaşam alanlarımızı kurmaya çalıştık, şimdi de tarikat kuşatmasında mahallemiz. Tarikat ve cemaatlere verecek çocuğumuz yok. Eylem hakkımızı kullanmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

     

  • Kenanoğlu: Yeni müfredat cemaat-tarikat yapılanmasında araç, Aleviler karşı çıkmalı- VİDEO

    Kenanoğlu: Yeni müfredat cemaat-tarikat yapılanmasında araç, Aleviler karşı çıkmalı- VİDEO

    PİRHA- 25. ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına tepki göstererek, “Bu müfredat, devletin bütün olarak bir cemaat-tarikat yapılanmasına dönüşmesinde bir araç olarak çıkıyor karşımıza. Bilimden yoksun bu müfredata Alevi toplumu tümüyle itiraz etmelidir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağını bir hafta boyunca kamuoyunun görüşüne açtı. Bilimsel birçok konunun kaldırıldığı yeni müfredatta sıkça ‘ahlak’ ve ‘değer’ kelimeleri kullanılıyor.

    Bunun yanı sıra Alevilik inancı bir kültür ve tasavvufi yorum olarak ele alınıyor.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun kurucularından, 25. ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Derslerini ve içerisinde yer alacak olan Alevilik konularını değerlendirdi.

    “ALEVİLİK TASAVVUFİ OLARAK ELE ALINIYOR”

    Yeni müfredatı AKP iktidarının kindar ve dindar bir nesil yetiştirme hayalinin bir ürünü olarak değerlendiren Ali Kenanoğlu, bu müfredatın devletin makbul vatandaşını yetiştirmede, tekçi anlayışını oturtmada önemli bir yer kapladığına işaret etti. Kenanoğlu, makbul vatandaş kimliğinin birincil olarak Sünni Müslümanlık, ikincil olarak Türklük üzerinden belirlendiğini ve bu konsepte uygun bir dizayn planlanarak, bir devlet dini oluşturmak istendiğinin altını çizdi.

    Yeni müfredatta Aleviliğin tasavvufi bir yorum altında ele alındığına dikkat çeken Kenanoğlu, “Kültürümüzde etkin olan yorumlardan Yesevilik, Kadirilik, Nakşibendlik, Rifailik, Mevlevilik, Alevi ve Bektaşilik konuları işleniyor. Alevileri diğerleri ile aynı kefeye koyup, bir tasavvufi yorum olarak değerlendiriyor” dedi.

    Aleviliğin İslamın bir alt yorumu olarak görüldüğünü belirten Kenanoğlu, sözlerini “Dolayısıyla ‘ibadethaneleri camidir, ibadetleri namazdır, cem ibadethaneleri de bir zikirdir, ibadethaneleri de bir tarikat mekanıdır’ diye bakarak Aleviliği hiçbir zaman inançsal yapı olarak görmediler” diyerek sürdürdü.

    “İKTİDAR ALEVİLİĞİ BİR KÜLTÜR BİÇİMİ OLARAK GÖRÜYOR”

    İktidarın Aleviliğe her zaman için kültür biçimi olarak baktığını söyleyen Kenanoğlu, “Müfredattaki konularda da bu zihniyet devam ediyor. Aleviliğin önemli inançsal meseleleri bir kültürel aktivite ve gelenek gibi sunulmaya devam ediliyor. Bazı konularda ise İslam’a atıf devam ediyor. Örneğin musahipliğin kökeni Muhacir Ensar kardeşliği olarak yansıtılıyor oysa ki Alevilikteki musahipliğin bununla ilgisi yok” diye konuştu.

    Eğitimdeki laiklik vurgusunun zaten zayıf olduğunu, bu müfredatla birlikte tümüyle ortadan kaldırıldığını kaydeden Kenanoğlu, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu müfredat, devletin bütün olarak bir cemaat-tarikat yapılanmasına dönüşmesinde bir araç olarak çıkıyor karşımıza. Bilimden yoksun bu müfredata Alevi toplumu tümüyle itiraz etmektedir. AKP iktidarının tekçi, inkarcı ve asimilasyoncu yaklaşımını bu müfredatta görüyoruz. Tabi ki Alevilerin bu müfredata karşı itirazları ve mücadeleleri sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hükümetten dinci vakıf ve dernekler için kıyak düzenleme!

    Hükümetten dinci vakıf ve dernekler için kıyak düzenleme!

    PİRHA – Eğitim Sen, 28.03.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bir yönetmelikle eğitim ve yurt faaliyetlerinde yapılan değişikliğe itiraz etti. Yapılan düzenleme ile dinci kuruluşların daha biçimde destekleneceğini belirten Eğitim Sen, “Tarikat ve cemaatlere kapıları sonuna kadar açan yönetmeliği kabul etmiyoruz!” dedi.

    AKP hükümeti sürecinde eğitim ve öğretim alanında daha görünür olan dinci örgütler için bir yasal düzenleme daha yapıldı. 28.03.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bir yönetmelikle eğitim ve yurt faaliyetlerinde önemli değişiklikler yapıldı. Yayınlanan yönetmelikle, eğitim ve yurt faaliyetleri için kamu arazisinden faydalanma imkânı tanınan “vergi muafiyeti tanınan vakıflar ile kamu yararına çalışan dernekler” ifadesi kaldırılarak her türlü vakıf ve derneğe bu imkânlar tanınmış oldu.

    “YÖNETMELİĞİ KABUL ETMİYORUZ!”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) ilgili düzenlemeye dair yazılı açıklama yaptı. AKP-MHP Hükümetine yakın olan tüm dinci dernek ve vakıfların, eğitim ve yurt faaliyeti yürütebileceğine vurgu yapan Eğitim Sen, itirazını şu sözlerle kamuoyuna açıkladı:

    “Ekonomik krizin omuzlarımızdaki ağırlığı her geçen gün artarken, yaklaşan yerel seçimler genel seçim havasına bürünmüş ve gündemimiz buraya kilitlenmişken, 28.03.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bir yönetmelikle eğitim ve yurt faaliyetlerinde çok önemli bir değişiklik yapıldı.

    Siyasi iktidarın yıllardır izlediği politikalar göz önünde tutulursa, siyasal iktidar tarafından makbul görülen tarikat ve cemaatlere bağlı tüm dernek ve vakıfların artık kolaylıkla eğitim ve yurt faaliyeti yürüteceği ortadadır.

    Yaşanan onca acıya ve istismar edilen, tacize ve tecavüze uğrayan çocuklarımıza rağmen siyasi iktidarın böyle bir karar almış olması tüm açıklığı ve netliğiyle siyasal bir tercihtir! Kaldı ki, tarikat ve cemaatleri “yol arkadaşı” olarak gören, “Sizin tarikat, cemaat dediğiniz bizim sivil toplum kuruluşu (STK) dediğimiz yapılarla protokol yapmaya devam edeceğiz.” diyen siyasi iktidar temsilcilerinin bu düzenlemeyle tarikat ve cemaatlere kapıları sonuna kadar açacağı su götürmez bir gerçektir!

    “YAPTIKLARINIZI UNUTTURMAYACAĞIZ!”

    Eğitim Sen olarak, çocuklarımızın haklarını yok sayarak siyasi ikbal ve çıkar hesapları yapanlara, tarikat ve cemaatler eliyle çocuklarımıza yaşatılan zulmü yok sayanlara, eğitim hizmetini tarikat ve cemaatlerin eline bırakanlara, eğitim ve barınma gibi en temel hakları karanlıkta boğmak isteyenlere sözümüz de açık ve nettir! Bizler, eğitim ve bilim emekçileri olarak tüm gücümüzle çocuklarımıza ve öğrencilerimize sahip çıkacağız! Bu ve benzeri her adımınızı ısrarla yargıya taşıyacak, yaptıklarınızı unutturmayacağız! Devletin tüm imkânlarını ve kamu kaynaklarını uğruna seferber ettiğiniz tarikat ve cemaatleriniz karşısında bilimsel ve laik eğitimi tüm gücümüzle savunmayı sürdüreceğiz! Yürüttüğünüz toplum mühendisliği karşısında farklılıklarımızla birlikte eşitçe ve özgürce yaşayabileceğimiz bir toplumu var etmek için asla geri adım atmayacağız!”

    PİRHA/ANKARA

  • Bursa’da ÇEDES’e karşı açıklama gerçekleştiren öğretmen hedef gösterildi

    Bursa’da ÇEDES’e karşı açıklama gerçekleştiren öğretmen hedef gösterildi

    Bursa’da bulunan Faik Yılmazipek İlkokulu velilerinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı işbirliğiyle başlattığı “Çevreme Duyarlıyım ve Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesine karşı verdiği dilekçelerin ardından, atanan din görevlisi okulda çalışma yapamadı.

    Söz konusu olaydan yaklaşık 4 ay sonra TÖB-SEN, okul bölgesinde yer alan tarikatların 12 yaşından küçük çocukları dergahlarına davet etmesi ve okul önünde uyuşturucu kullanılması ile ilgili Faik Yılmazipek İlkokulu önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “Okul önünde uyuşturucu, okul içinde tarikat istemiyoruz” çağrısının yapıldığı açıklamanın ardından, TÖB-SEN Bursa Temsilcisi Serkan Bebek, okuldaki tarikat bağlantılı veliler tarafından hedef gösterildi.

    Konuya ilişkin açıklamada bulunan TÖB-SEN, yarın okul önünde basın açıklaması gerçekleştireceğini duyurdu.

    MÜDÜRDEN ‘ARADA KALIYORUZ’ AÇIKLAMASI

    Yapılan açıklamada öne çıkanlar şöyle:

    “Açıklamamızdan sonra okuldaki tarikatçı veliler tarafından TÖB-SEN Bursa İl Temsilcimiz Serkan Bebek hedef gösterilmeye başlanmış, okuldaki velilere Sendika Başkanımız hakkında ‘Serkan öğretmen din düşmanı, uyuşturucuya karşı ama kendisi sigara içiyor’ gibi söylemler, okuldaki bütün velilere söylenme başlanmıştır.

    Bu iddiaları üreten tarikatçılardan birisi okul yönetiminde okul aile birliğinde yer almaktadır. Okul müdürü ile yaptığımız görüşmede, ‘Siz bilimsel eğitim, irtica, gericilik  dediniz. Rahatsız olmuşlar. Okulda ÇEDES toplantısı yaptınız, ÇEDES’i isteyen veliler var, protokolü uygulamak istiyoruz, yapamıyoruz. Arada kalıyoruz’ gibi söylemlerde bulunmuş, okuldaki öğretmen hakkında ‘din düşmanı’ diyen kişi hala okul aile birliğinde göreve devam etmektedir. Buradaki görevine son verilmemiştir.

    ‘Okulumuza tarikatları sokmayacağız, karanlığa teslim olmayacağız, Serkan öğretmen halkın öğretmenidir, yalnız değildir’ demek adına 25 Mart Pazartesi günü saat 15.00’te Faik Yılmazipek İlkokulu önünde basın açıklaması yapacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der’den hükümete tepki: Çocuklarımızı siyasetinize alet etmeyeceğiz

    Veli-Der’den hükümete tepki: Çocuklarımızı siyasetinize alet etmeyeceğiz

    PİRHA- Veli-Der 31 Mart yerel seçimler öncesi okullarda öğrencilere dönük iktidarın siyasi çalışmalar yürütmesine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Veli-Der olarak çocuklarımızın siyasal iktidarın seçim çalışmalarının nesnesi olmasını kabul etmiyoruz. Tarikatlara, cemaatlere ve siyasi partilere okullarda yer yoktur” denildi. 

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 31 Mart yerel seçimlerine sayılı günler kala iktidarın cemaatlerle işbirliği yaparak okullarda propaganda yapmasına ve kimi okulların bahçelerinde aday pankartlarının açılmasına tepki gösterdi.

    Veli-Der tarafından yapılan yazılı açıklamanın öne çıkan başlıkları şöyle:

    “Geçen hafta Cuma günü İstanbul’un Maltepe ilçesinde; Kaymakamlık ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden onaylı ücretsiz tiyatro etkinliği adı altında, her okuldan 70-80 öğrenci toplanarak TÜGVA’nın tiyatro etkinliğine götürülmüş, öğrenciler tiyatro seyrederken “bir büyüğümüz” var diyerek, AKP Maltepe Belediye Başkan Adayı Kadem Ekşi sahneye çıkarılmıştır. Kadem Ekşi sahneden ‘ücretsiz tiyatro seyretmeye gelen öğrencilere’ hitap etmiştir. AKP’nin Maltepe Belediye Başkan Adayı Kadem Ekşi, öğrencilerimiz tiyatrodan çıkarken kendi projelerini tanıttığı kitapçığı ücretsiz şekilde çocuklarımıza dağıtmıştır. Yine Maltepe ilçesindeki 12 liseye gelen yazıda 11. ve 12. sınıf öğrencilerinden 75’er öğrenci belirlenerek ertesi günlerdede yapılacak tiyatro gösterimine TÜGVA’nın araçlarıyla götürüleceği belirtilmektedir.

    “OLAYLARIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Veli-Der olarak çocuklarımız siyasal iktidarın seçim çalışmalarının nesnesi olmasını kabul etmiyoruz. Maltepe ilçemizde yaşanan bu olayın münferit bir olay olmadığını ve ülkemizin genelinde yaşandığını biliyoruz. Diğer taraftan hemen hemen tüm okulların dış duvarları özellikle iktidar partisi başta olmak üzere siyasi partilerin belediye başkan adaylarının pankartlarıyla donatıldığını da görüyoruz. Bu ve bu gibi olayların takipçisi olacağımızın bilinmesini isteriz.

    “BİR ÖĞÜN ÜCRETSİZ YEMEK VERİN”

    Okullarımız bilim yuvasıdır. Tarikatlara, cemaatlere ve siyasi partilere okullarda yer yoktur. Bu nedenle Veli-Der olarak biz MEB’in tarikatlar, cemaatler ve tüm gerici vakıf ve derneklerle imzaladığı tüm protokollerin iptal edilmesini istiyoruz. Okullarımızın ve çocuklarımızın iktidarın seçim çalışmalarında kullanılmalarını Veli-Der olarak asla kabul etmiyoruz. MEB öğrencilerimiz için bir şey yapmak istiyorsa; öncelikli olarak yaşanan derin yoksulluktan etkilenerek, okula aç gelip aç giden öğrencilerimize bir öğün ücretsiz sıcak yemek ve su vermelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tarikat yurdunda 10 öğrenci taciz ve istismar edildi

    Tarikat yurdunda 10 öğrenci taciz ve istismar edildi

    PİRHA – Antalya’nın Alanya ilçesinde Süleymancılar cemaatine ait Sugözü Erkek Öğrenci Yurdu’nda kalan 10 erkek öğrenci taciz ve istismar edildi.

    Sugözü Erkek Öğrenci Yurdu’nda 10 erkek öğrenciye taciz ve istismarda bulunduğu belirtilen eğitmen G.R.U. (21) hakkında toplam 94 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Mağdur öğrencilerin ifadeleri, hazırlanan iddianamede yer aldı.

    Süleymancılar cemaatine ait Sugözü Erkek Öğrenci Yurdu’nda görevli G.R.U’nun, geçen yıl 14 yaş altındaki 5 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu yönünde suç duyurusunda bulunuldu. Şikâyet sonrası ifadesi alınıp, serbest bırakılan G.R.U. hakkında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, suç duyurusunda bulundu. Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile G.R.U., 21 Kasım 2023’te yeniden gözaltına alındı. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen G.R.U., tutuklandı.

    10 MAĞDUR ÇOCUK OLDUĞU ANLAŞILDI

    Olayla ilgili yürütülen soruşturma ve alınan ifadeler kapsamında taciz ve istismara uğrayan öğrenci sayısının 10 olduğu tespit edildi. G.R.U. hakkında 9 öğrenciye yönelik “sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel istismar”, “çocuğa karşı cinsel taciz”, “çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri vermek ya da bunların içeriğini göstermek”, 1 öğrenciye yönelik ise “nitelikli cinsel istismar” suçlamasıyla toplam 94 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. İddianame, Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.

    ÖĞRENCİLERİN İFADELERİ İDDİANAMEDE

    İddianamede öğrencilerin ifadeleri de yer aldı. Öğrenciler, G.R.U’nun özel bölgelerine dokunduğunu, müstehcen tekliflerde bulunduğunu, cinsel çağrışım uyandırabilecek oyun oynattığını, kendisine karşı konulduğunda fiziksel şiddet uyguladığını, müstehcen içerikli videolar izletip, o konularda konuştuğunu, bazı çocukları ‘karı-koca’ şeklinde eşleştirdiğini, ‘gel seni karım yapayım’ dediğini beyan etti.

    G.R.U. ise ifadesinde, “Zaman zaman çocuklarla şakalaştığını iddia ederek suçlamaları reddetti.

    Ek olarak alınan bazı ifadelerde de G.R.U.’nun çocuklara zorla hırsızlık yaptırdığı, birbirlerinin çantalarından eşya aldırıp, kendisine getirttiği, kantinden çocukların parasıyla kendisine bir şeyler aldırttığı, telefondan oynadığı oyuna çocukların parasıyla eşya almak için para yüklettiği, oyunda yenildiği zaman da sinirlenip, çocuklara vurduğu iddiaları da yer aldı.

    Diğer yandan G.R.U’nun öğrencilere uyguladığı şiddet, bir öğrencinin cep telefonu kaydı ile ortaya çıktı. Görüntülerde G.R.U’nun öğrencilere bağırdığı ve vurduğu anlar yer aldı.

    “OĞLUMA CİNSEL İLİŞKİ TEKLİF ETMİŞ”

    Adının açıklanmasını istemeyen bir öğrenci velisi olayla ilgili açıklamada bulundu. Veli, “Oğlum, taciz olayını yeğenlerime anlatmış. Biz de o gün öğrendik. Beni binanın arka tarafına çektiler. ‘Teyze bir şey söyleyeceğiz’ dediler ve söylediler. O anda beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Çocuklardan isimleri aldım. Gerçekliğini öğrenmeye çalıştım. O anda sinirlenerek G.R.U’yu aradım. Hoca, ‘Öyle bir şey yok’ dedi. 5 dakika sonra yurda gittik. G.R.U. kaçmıştı. Oğlum bize olayların çok defa yaşandığını anlattı. Oğlum, G.R.U’nun kendisine de cinsel ilişki teklif ettiğini ve kabul etmeyince çok kötü davrandığını söyledi. Dayak olayları da çıktı. Bir videoda dayak anı görülüyor. Normalde de geldiği günden beri bütün çocuklara dayak atıyormuş. Herkes dayak yiyormuş” dedi.

    “NE KADAR KÖTÜ ŞEY VARSA ÇOCUKLARA YAPMIŞ, YAPTIRMIŞ”

    Çocukların parasal ihtiyaçlarına yetemez olduklarını anlatan veli, “G.R.U’nun çocukların parasıyla kantinden istediğini aldığını, çocukların eşyalarını çaldığını biliyorum. Her türlü şiddet var. Psikolojik şiddet var. Dayak var, hırsızlık var. G.R.U. ne kadar kötü şey varsa çocuklara yapmış, yaptırmış. Oğlum ilk senesinde yurttan çok memnundu. Ben de memnundum ama ta ki bu G.R.U. gelene kadar. G.R.U. geldikten sonra çocuğumun psikolojisi bozuldu. Çocuğum öyle olunca benim de bozuldu. Gerçekten psikolojim altüst. Şu an yıkık bir enkaz gibiyim” diye konuştu.

    “BİR SÜRÜ ÇOCUĞUN MAĞDUR OLDUĞUNU ÖĞRENDİK”

    Mağdur çocuklardan birinin yakını da şunları anlattı:

    “Bize geldi, yaşananları anlattı. Kaldığı yurtta tecavüz, taciz, hırsızlık, cinsel içerikli videolar izletildiğini, söyledi. Bunu 1 kişi yapıyormuş. Daha sonra yurda gittik, konuştuk ama şahsın orada olmadığını söylediler. Şikâyette bulunduk ve soruşturma süreci başladı. Bu süreçte kendi çocuğumuzun arkasını ararken; bir sürü çocuğun mağdur olduğunu öğrendik.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der: Tarikat ve cemaatleri okullarda istemiyoruz, suç duyurusunda bulunacağız- VİDEO

    Veli-Der: Tarikat ve cemaatleri okullarda istemiyoruz, suç duyurusunda bulunacağız- VİDEO

    PİRHA-Veli-Der İstanbul Şubesi, tarikat ve cemaatlerin okullarda yapılanmalarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Veli-Der Genel Başkanı, Eğitimci Ömer Yılmaz, “Tarikat ve cemaatler STK değil, yasa dışı gerici yapılanmalardır. Yasa dışı gerici yapıları okullarımızda istemiyoruz” dedi. Yılmaz, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını da ekledi.

    Veli-Der İstanbul Şubesi, tarikat ve cemaatlerin okullarda yapılanmalarına ilişkin Kartal Belediyesi eski hizmet binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Veli-Der Genel Başkanı/ Eğitimci Ömer Yılmaz okudu. Açıklamada, ‘Çocuklarımızı tarikatlara teslim etmeyeceğiz’ pankartı asıldı.

    “YASA DIŞI YAPILARLA İŞBİRLİĞİ YAPMAK SUÇTUR, YUSUF TEKİN GÖREVİNDEN AZLEDİLMELİ”

    Tarikat ve cemaatlerin yasa dışı olduğunu belirten Ömer Yılmaz, “Yasa dışı yapılarla işbirliği yapmak suçtur. Tarikat ve cemaatler STK değil, yasa dışı gerici yapılanmalardır. Yasa dışı gerici yapıları okullarımızda istemediğimiz gibi, hukuku çiğneyerek bu gerici yapıları yasalara rağmen okullarımıza sokmaya çalışan Yusuf Tekin’in de Milli Eğitim Bakanlığı görevinden azledilmesini istiyoruz” dedi.

    “MİLLİ EĞİTİM BAKANI HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

    Türkiye’yi şeyhler ve müritler ülkesi yaptırmayacaklarını söyleyen Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Bu mücadele, iyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın, bilim ile cehaletin kavgasıdır. Bugün her ne kadar durum aleyhimize gibi görünse de umutsuz değiliz. Zira insanlık tarihine baktığımızda; kötülüğün, karanlığın, cehaletin kalıcı olarak kazandığı görülmemiştir. Ne olursa olsun çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz. Veli-Der olarak; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Velilerimizi de çocuklarımızın geleceğine sahip çıkma adına suç duyurusunda bulunmaya çağırıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tarikatta çocuk istismarı davasında karar çıktı-VİDEO

    Tarikatta çocuk istismarı davasında karar çıktı-VİDEO

    PİRHA- Dinci Hiranur Vakfı kurucularından Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’nin 6 yaşında evlendirilmesi ve cinsel istismara maruz bırakılmasına ilişkin davanın bugünkü duruşmasında karar çıktı. H.K.G’nin zorla evlendirildiği Kadir İstekli 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel 20 yıl, anne Fatıma Gümüşel ise 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Nihayet bir karar çıktı. Böyle aileler olmaz olsun! Bu yobazların her birini yerle bir edeceğiz” dedi. 

    Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G’yi 6 yaşındayken 29 yaşındaki müridi Kadir İstekli ile evlendirme başlığı altında cinsel istismara maruz bırakmasına ilişkin yürütülen davanın 7. duruşması Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    4 saat süren duruşmanın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kadir İstekli’ye “zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e 20 yıl, anne Fatıma Gümüşel’e ise 16 yıl 8 ay hapis cezası verilmesine hükmetti.

    Tutuksuz yargılanan anne Gümüşel hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıkların tahliye talepleri reddedilirken, tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi.

    Kararın ardından kadın örgütleri bir açıklama daha yaptı. Açıklamaya EMEP’li kadınlar, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kadınlar Birlikte Güçlü, Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi kadınlar ve Sol Feminist Hareket katıldı.

    “MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    EMEP’li kadınlar adına Devrim Avcı, “Bu yaşanılanın son olması için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    TİP’li kadınlar adına konuşan Filiz Yaprak, “Laik toplumsal düzen yeniden inşa edilene dek istismarcılarla mücadele edeceğiz” ifadesini kullandı.

    Sol Feminist Hareket adına yapılan konuşmada ise “Bu sonuç kadın mücadelesi sayesinde alındı. Münferit bir örnek değildi birçok kız çocuk buna maruz bırakıldı. Bu mücadele sonsuz bir mücadeledir” denildi.

    “HEPİNİZ YARGILANACAKSINIZ!”

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Nihayet bir karar çıktı bugün. Bu karar gecikmiş olmasına rağmen şu algıyı yıktığı için olumludur. Siz ister şıh olun, ister şeyh olun, ister bir vakfın başkanı oluni ister baba, ister ana olun. Hiç kimse küçücük çocukların bedeni üzerinde söz sahibi değildir. Başıma bir şey gelmez kendi değer yargılarımıza göre yaşı küçük çocuklarımızı evlendirebiliriz diyemeyecekler. Kimse küçük çocukların bedeni üzerinde hak sahibi değildir. Neler yaşandığını biz biliyoruz ve söyledik. Korkmayın çocuklar, genç kadınlar. Şiddete uğruyorsanız, istismara uğruyorsanız o kapıların arkasında biz varız. Böyle aileler olmaz olsun! Bu yobazların her birini yerle bir edeceğiz! Hepsi yargılanacak. Böyle bir karanlığı topluma dayatamayacaksınız! Bu ülke aydınlık ve laik bir ülke olmayı hak ediyor. Önümüzde daha çok dava var, mücadelemiz sürecek” diye konuştu.

    NE OLMUŞTU?

    Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in 6 yaşında kızı H.K.G.‘yi 29 yaşındaki Kadir İstekli ile dini nikahla evlendirdiği iddialarına ilişkin Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Kadir İstekli hakkında “Çocuğun cinsel istismarı” ve “Nitelikli cinsel saldırı” suçlarından 30 yıldan az olmamak, baba Yusuf Ziya Gümüşel ve anne Fatıma Gümüşel hakkında da “Çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 18 yıldan az olmamak kaydıyla hapis cezası istenmişti.

    30 Ocak’ta görülen ilk duruşmada mahkeme heyeti yayın yasağı ve gizlilik kararı getirilmesine karar vermişti.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Tarikatta çocuğa istismar davası öncesi kadınlardan adliye önünde açıklama-VİDEO

     

     

     

  • Tarikatta çocuğa istismar davası öncesi kadınlardan adliye önünde açıklama-VİDEO

    Tarikatta çocuğa istismar davası öncesi kadınlardan adliye önünde açıklama-VİDEO

    PİRHA – Tarikatta çocuk istismarı davasının 7. duruşması görülüyor. Duruşma öncesi kadınlar adliye önünde açıklama yaptı. Davanın peşini bırakmayacaklarını belirten kadınlar, tarikat karanlığına karşı tek çarenin örgütlü kadın mücadelesi olduğunu vurguladılar. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Fidan Ataselim, “Tüm kadınlara sesleniyorum. Korkmayın çare biziz, bizim örgütlü mücadelemizdir. Bu toplumun realitesi var” dedi.

    Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G’yi 6 yaşındayken 29 yaşındaki müridi Kadir İstekli ile evlendirme başlığı altında cinsel istismara maruz bırakmasına ilişkin yürütülen davanın 7. duruşması Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Kararın çıkması beklenen duruşma öncesi kadınlar Anadolu Adliyesi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya EMEP’li kadınlar, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kadınlar Birlikte Güçlü, Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi kadınlar ve Sol Feminist Hareket katıldı.

    “GERİCİ KARANLIĞA TESLİM EDİLMEK İSTENEN TÜM KADINLAR İÇİN BURADAYIZ”

    İlk olarak EMEP’li Kadınlar adına Hazan İlik konuştu. İlik, “Bu ülkenin gerici karanlığa teslim edilmek istenen tüm kadınlar için buradayız. Bu ülkede iktidar mahalle aralarından üniversite kampüslerine kadar örgütleniyor. Bir kere daha söylüyoruz izin vermeyeceğiz. Karanlığın karşısında dikilecek kadınlar var ve hiçbir yere gitmiyoruz” dedi.

    “YİNE BURADAYIZ, PEŞİNİ BIRAKMIYORUZ, BIRAKMAYACAĞIZ”

    TİP’li kadınlar adına konuşan Filiz Yaprak ise şunları söyledi:

    “Davada bugün karar bekleniyor. Kapalı kapılar ardında çocukları, kadınları istismar eden ve toplumun her bir alanını bu zihniyet ile inşa etme gafletiyle tutuşanlar şimdi de faillerin cezalandırılması için yürütülen yargılamayı kapalı kapılar arkasında ilerletiyor. Duruşmaya dahil olmak isteyen kadın örgütlerinin bu talepleri reddedildi ve Aile Bakanlığı davaya müdahil olmasına rağmen şimdiye dek herhangi bir beyanda dahi bulunmadı. Mahkeme hiçbir hukuki dayanağı olmamasına rağmen davayı yani ceza vermeyi sürekli erteledi. Biz ise her duruşma günü olduğu gibi yine buradayız, peşini bırakmıyoruz, bırakmayacağız.”

    “KORKMAYIN ÇARE BİZİZ, BİZİM ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ”

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim de yaptığı konuşmada, “Dava kapalı görüldüğü gibi karar da erteleniyor. Neye karar verilemiyor anlamış değiliz. Bir kadın yıllarca başvuru yaptığı her yetkili yerde kapılar yüzüne kapatılmış. Herkesin tabii ki savunma hakkı var. Ama unutulmasın ki bu davanın bütün tanıkları bu dava için mücadele eden kadınlardır. Buradan çıkacak kararın peşindeyiz. Bu ülkede istismarcısı ile karşı karşıya gelecek diye bir çocuk dava öncesi kalp krizi geçirdi. Bu mahkemelerden çıkan kararlar ile elbette alakalıdır. Biz bu gidişatı durdurabiliriz. Tüm kadınlara sesleniyorum. Korkmayın çare biziz, bizim örgütlü mücadelemizdir. Bu toplumun realitesi var” ifadelerini kullandı.

    “TARİKAT KARANLIĞINA KARŞI YİNE BUGÜN BURADAYIZ”

    Sol Feminist Hareket adına konuşan Sarya Toprak da şunları kaydetti:

    “Hiranur Vakfı’nda 6 yaşında çocuğa gelinlik giydirenlerin, memleketi kuşatan bu tarikat karanlığının yargılandığı bu dava H.K.G’nin mücadelesi, biz kadınların mücadelesiyle başladı. Tarikat karanlığına karşı yine bugün buradayız. Yaşamlarımızdan da, haklarımızdan da vazgeçmiyoruz, demek için buradayız.
    H.K.G,H.Ş.,D.Ş ve bu karanlıkla kuşatılmak istenen tüm kız çocukları, tüm kadınlar için buradayız. Yaşatılan bu cendereye karşı en geniş mücadele cephesini büyütmek için buradayız. Yoksulluğa, eşitsizliğe karşı emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir demek için buradayız. Laiklik mücadelesi yaşamlarımıza sahip çıkmanın mücadelesidir demek için buradayız. Tek bir çocuğun daha bu karanlığı yaşamaması için buradayız. Hiçbir kadın yalnız yürümeyecek. Hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek. Yaşasın feminist mücadelemiz.”

    NE OLMUŞTU?

    Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in 6 yaşında kızı H.K.G.‘yi 29 yaşındaki Kadir İstekli ile dini nikahla evlendirdiği iddialarına ilişkin Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Kadir İstekli hakkında “Çocuğun cinsel istismarı” ve “Nitelikli cinsel saldırı” suçlarından 30 yıldan az olmamak, baba Yusuf Ziya Gümüşel ve anne Fatıma Gümüşel hakkında da “Çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 18 yıldan az olmamak kaydıyla hapis cezası istenmişti.

    30 Ocak’ta görülen ilk duruşmada mahkeme heyeti yayın yasağı ve gizlilik kararı getirilmesine karar vermişti.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Tarikata bağlı erkek yurdunda bir çocuk cinsel saldırıya uğradı

    Tarikata bağlı erkek yurdunda bir çocuk cinsel saldırıya uğradı

    PİRHA –  Süleymancılara bağlı Özel Osmangazi Arifiye Ortaokul Erkek Öğrenci Yurdu’nda 11 yaşındaki bir çocuk cinsel istismara maruz kaldı.

    Tarikat örgütü Süleymancılara bağlı Özel Osmangazi Arifiye Ortaokul Erkek Öğrenci Yurdu’nda 11 yaşındaki bir çocuk cinsel istismara maruz kaldı.

    İddiaya göre yargıya taşınan olayda öğrenci Y., “Hoca beni yataktan kaldırıp odasına götürüp tecavüz ediyordu. Bu eylemi ilk olarak yaz tatilinden 6-7 ay önce başladı. Bana arkadan yaklaştı ve tecavüz etti. Eylemleri çok kez yaptı. Ne kadar yaptı, hatırlamıyorum” ifadesinde bulundu. Cinsel istismara maruz kalan çocuğun annesi G. ise, “İmamın tutuklanması yetmez, o Süleymancı yurdu kapanmalı” diye konuştu.

    TECAVÜZCÜ İMAM TUTUKLANDI

    Öte yandan yurdun avukatları tarafından, “Bir çürük elma için kurumu mu harcayacaksınız” denildiğini ifade eden G., hâlâ velilere haber verilmediğini belirtti. Saymaz’ın aktardığına göre, Y.’nin ifadeleri üzerine 22 yaşındaki imam İ.S. gözaltına alındıktan sonra tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Devlet korumasındaki çocuklar tarikat eğitim kampına götürüldü

    Devlet korumasındaki çocuklar tarikat eğitim kampına götürüldü

    İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü sorumluluğundaki Çocuk Evlerinde kalan çocukların, Nur Cemaati’nin bir kolu olan Suffa Vakfı’yla ilişkili Mutlu Yuva Derneği’nin ‘eğitim kampına’ gönderildiği ortaya çıktı. Çocuklar, hiçbir kamu görevlisinin refakati olmadan tamamen tarikatın kontrolüne bırakıldı.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü sorumluluğundaki Çocuk Evlerinde kalan çocuklar, Nur Cemaati’nin bir kolu olan Suffa Vakfı’yla ilişkili Mutlu Yuva Derneği’nin 40 günlük ‘eğitim kampına’ gönderildi. Çocuklara hiçbir kamu görevlisi refakat etmiyor.

    soL’un özel haberine göre kamp, 3 Temmuz–11 Ağustos tarihleri arasında, yine bir dini cemaate ait olan, Güngören ilçesinde faaliyet gösteren Özel Gündüzalp Erkek Öğrenci Yurdu’nda gerçekleştiriliyor. Mutlu Yuva Derneği tarafından seçilen ve gelecek dönemde “abilik sorumluluğu” verebilecekleri gençlere odaklanan “yaz kampı”, hiçbir kamu denetiminden geçmeden sürüyor.

    Türkiye’nin birçok ilinde faaliyet yürüten Mutlu Yuva Derneği’nin internet sitesinde, bugüne kadar 140 Çocuk Evi’nde çalışma yürüttüğünü belirten dernek yönetimi, kendi çocuk evlerini açtığını, personelini kendilerinin seçtiğini ifade ediyorlar.

    Haberde soL’un, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde çalışan kamu personeliyle yaptığı görüşmelerde, habere konu olan mekanın kamu denetiminden geçmediğini teyit ettiği aktarıldı.

    TARİKAT VAKININ YURDUNDA İKİ ERKEK ÖĞRENCİ TACİZE UĞRAMIŞTI

    Suffa Vakfı, henüz devlet kendi kurumlarını tarikata emanet etmeden önce, vakfa ait özel öğrenci yurtları işletmeye başlamıştı. Erzurum’un Oltu ilçesinde bu vakfa ait bir erkek öğrenci yurdunda 2011-2014 yılları arasında idareci olarak görev yapan Mehmet Sıddık Çiçek isimli şahıs, iki erkek öğrenciyi taciz etmekten suçlu bulunmuştu.

    Tacizci Mehmet Sıddık Çiçek’e 26 yıl hapis cezası verilmiş, Yargıtay, ‘tacizlere devam edebilirdi ama bırakmış’ gerekçesiyle cezada indirim istemişti.

    Derneğin arkasında siyasilerin desteği var. Derneğin yönetim kurulu başkanı birkaç dönem AKP Erzurum milletvekilliği yapan Muzaffer Güzelyurt, yönetim kurulu üyelerinden biriyse Merkez Valisi Abdülkadir Yazıcı.

    Kaynaklara göre derneğin nüfuzunun vardığı son örnek, Yazıcı’nın İstanbul İl Müdürlüğü yetkililerinden 3-5 yaş arası ailesini kaybetmiş çocukların bilgisini çekinmeksizin talep etmesi. Bu talep, 6 Şubat’ta meydana gelen deprem sırasında devlet korumasına muhtaç çocukların, Menzil cemaatinin yurtlarına izinsiz, belgesiz bir içimde götürülmesini hatırlattı.

    (HABER MERKEZİ)