Etiket: tarikat

  • Tarikatta 6 yaşındaki çocuğa tecavüz skandalında yakalama kararı

    Tarikatta 6 yaşındaki çocuğa tecavüz skandalında yakalama kararı

    Türkiye’de infial yaratan ‘tarikatta 6 yaşındaki çocuğa cinsel istismar’ skandalında yeni bir gelişme yaşandı. Kadir İstekli ve Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel hakkında tutuklanmaları talebiyle yakalama kararı verildi.

    İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, kızı H.K.G.’yi henüz 6 yaşındayken imam nikâhıyla ‘evlendirmesi’ ve çocuğun yıllarca cinsel istismara maruz bırakılması infial yarattı.

    Kamuoyundaki tepkilerin ardından olaya bakanlıklar müdahil oldu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı duruşma gününün daha erkene çekilebilmesi için talepte bulundu. Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi talebi uygun buldu.

    Kadir İstekli, baba Yusuf Ziya Gümüşel ve anne Fatıma Gümüşel’in hâkim karşısına çıkacağı ilk duruşma, 22 Mayıs 2023’ten, 30 Ocak 2023’e alındı.

    YAKALAMA KARARI ÇIKARILDI

    Son olarak, 6 yaşındaki çocuğun istismarına ilişkin Kadir İstekli ve Yusuf Ziya Gümüşel hakkında tutuklanmaları talebiyle ‘yakalama kararı’ verildi.

    Anne Hatice Kübra Gümüşel hakkında ise ruh sağlığının bozulup bozulmadığı yönünde rapor aldırılmasına hükmedildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tutuklanmamaya tepkiler yükselirken savcıdan yanıt: Mahkeme bu şekilde takdir etmiş!

    Tutuklanmamaya tepkiler yükselirken savcıdan yanıt: Mahkeme bu şekilde takdir etmiş!

    6 yaşında imam nikahıyla evlendirilen H.K.G’nin istismara uğradığını söylemesinin ardından açılan davada hiçbir tutuklu sanığın olmamasına tepkiler yükseliyor. Bu sırada savcının 2020’de iki kez 2 sanık hakkında da tutuklama talep ettiği ancak mahkemenin reddettiği ortaya çıktı.

    6 yaşında dini nikahının kıyıldığı ve sistematik tecavüze uğradığı gerekçesiyle adli makamlara başvuran H.K.G’nin şikayetinin ardından başlatılan soruşturma geçen günlerde bitti.
    Hem İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu olan baba Yusuf Ziya Gümüşel, hem anne F.G. hem de çocuk yaşta evlendirildiği Kadir İstekli hakkında dava açıldı. Davanın ilk duruşması, İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22 Mayıs 2023’te görülecek

    Independent Türkçe’den Cihat Arpacık’ın haberine göre H.K.G., 30 Kasım 2020’de İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak yaşadıklarını anlattı ve elindeki ses kayıtlarını adli makamlara verdi. Savcı tutuklama talep etti, hakim adli kontrol uyguladı Soruşturma başladıktan sonra savcı, baba ve Kadir İstekli adlı şahsıi tutuklama istemiyle sulh ceza hakimine sevk etti.

    Ancak mahkeme talebi reddetti ve 2 şüpheli hakkında adli kontrol uygulanmasına hükmetti. Savcılık bu duruma itiraz etse de hakimin kararı değişmedi.

    Soruşturma 2 yıl sonra, Cumhuriyet Savcısı Ercan Ateş’in iddianameyi tamamlamasıyla davaya dönüştü.

    SAVCININ SÖZLERİ

    İddianameyi yazan savcının, yakın çevresine dosyada neden tutuklu sanığın olmadığını şu sözlerle anlattığı belirtildi:

    “Bu iki yıllık bir dosya ama bana yeni devredilmişti. Soruşturmaya bakan ilk savcı arkadaş, hem baba Y.Z.G hem de K.İ’yi tutuklamaya sevk etmiş ama talep sulh ceza hakimi tarafından reddedilmiş. Ret kararına itiraz etmiş ama o da reddedilmiş. Ben dosyayı görünce iyi bir şekilde iddianame yazmaya öncelik verip dava açtım. Davaya bakacak ağır ceza mahkemesinin iddianameyi kabul ettikten sonra tensip ile tutuklama kararı vereceğini tahmin ediyordum ama bu şekilde takdir etmişler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Meclis’te Hiranur Vakfı’nda istismar tartışması: Acısı hasıraltı edilen kaç çocuk var?

    Meclis’te Hiranur Vakfı’nda istismar tartışması: Acısı hasıraltı edilen kaç çocuk var?

    H.K.G.’nin 6 yaşındayken sistematik cinsel saldırıya maruz kalmasında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın görevini yerine getirmediğini belirten HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “İktidar sorumludur” dedi. CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç da, “Acısı hasıraltı edilen kaç çocuk var?” diye sordu.

    İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in 6 yaşındaki kızı H.K.G.’nin müridi Kadir İstekli ile evlendirmesi ve sistematik tecavüze maruz bırakılması bütçe görüşmelerinin sürdüğü Meclis Genel Kurulu’nda gerilime neden oldu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın olaydan 2020 yılından bu yana haberdar olmasına tepki gösteren muhalefet partileri, iktidarın olaydaki sorumluluğuna dikkat çektiler.

    ENGİN ÖZKOÇ: ACISI HASIRALTI EDİLEN KAÇ ÇOCUK VAR?

    CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, H.K.G’nin zorla evlendirilmesi ve sistematik cinsel saldırıya maruz kalmasıyla ilgili deliller ve ses kayıtları olmasına rağmen iddianamenin 2 yılda hazırlandığını belirterek, ancak olayla ilgili kimsenin tutuklanmadığını söyledi. Aile Bakanlığı’nın iki yıldır görevini yerine getirmediğini dile getiren Özkoç, “Acısı hasıraltı edilen kaç çocuk var?” diye sordu.

    AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, 2020’de olayın kendilerine intikal ettiğini itiraf eden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın davaya müdahil olmasını hatırlatarak, mağdurun korunması üzerinden savunmada bulundu.

    BEŞTAŞ: BAKANLIK BİLİYORDU, AKP’NİN BİLMESİ GEREKİYORDU

    HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, yaşanan olayın Türkiye’nin en önemli sorunu olduğunu belirterek, “Önceki gün Aile Bakanı buradaydı, olay açığa çıktığından beri Timur Soykan’ın bu olayın bütün ayrıntılarını açıklamasından önce Türkiye toplumu 6 yaşındaki çocuğun sistematik bir şekilde hem de evlilik kisvesi altında nasıl istismar edildiğini bilmiyordu. Bilmiyorduk, Türkiye toplumu, partiler bilmiyordu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı biliyordu, AKP’nin bilmesi gerekiyordu. Şu anda önümüzde somut bir tablo var. Tarikatla ilgili, cemaatle ilgili, o sapık eşle ilgili, baba ile ilgili, aile ile ilgili bir koruma ve aklama var. Bir cezasızlık var. Aile Bakanı ‘2020’den beri bu olayı biliyoruz’ dedi. Biz söylemedik, kendisi itiraf etti. İkinci söz aldığında, ‘böyle bir sorumluluğumuz yok’ dedi. Halbuki konuk evinde tutulan genç bir kadın, ifadesini vermiş, tıpkı doktorlara gidildiğinde anemnez gibi konuk evlerinde de o mağduru oraya getiren vakalar anlatılır. ‘Biz kızı koruma altına aldık, onu gizledik, gizliliğine halel getirmedik’ diyor” diye konuştu.

    MECLİSİN DAHA ÖNMELİ BİR GÖREVİ YOK”

    Beştaş şöyle devam etti:

    “Onu 6 yaşında evlendiren, 13 yaşında resmileştiren dini nikahla, doktorun fark etmesiyle, savcılığa sevk edilmesi gereken bir vakada aile bakanı korumuştur. Milli Eğitim Bakanı cemaatlerle protokol yapmaya devam ediyor. Hala İsmailağa Cemaati Hiranur Vakfı ile ilgili bir işlem var mı açıklama yok. iki yıldır korunan, saklanan, bir meselede ‘biz gereğini yapacağız’ diyor. Biz bunu konuşurken, acaba kaç çocuk bu istismara maruz kalıyor. ‘Siyasetin görevi değil’ diyor aile bakanı, bu Meclis’in daha önemli bir görevi yok. Çocuklarımıza bu saldırıları yapanların peşine düşmeyeceksek, toplumu korumayacaksak, siyaset niye var. Yere batsın böyle siyaset. Biz bu sorumlulukla bu meselenin peşini bırakmayacağız. Komisyon kurmaya karar aldık, ortaklaşa bütün partiler ama bu cezasızlık koruma, aklama, saklama yaklaşımını mahkum ediyoruz.”

    AKP’li Grup Başkanvekili Turan, yeniden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını savunarak, “Aile bakanının görevi mağduru ifşa değil” diyerek, olayın basında yer alan boyutlarıyla bilindiğini söyledi.

    İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, iktidarın olaydaki sorumluluğuna işaret ederek, “Kim iktidarda? Bu ülkeyi 20 yıldır kim yönetiyor? Devlet suçluyu koruyor” dedi.

    BEŞTAŞ: SORUMLUSU İKTİDARDIR

    HDP’li Beştaş, “Bu mesele dindar insanların incinmesi meselesine indirgenemez. Onlarca dindar insan da bundan rahatsız. Aile bakanının ifşa etme görevi yok dedi. Biz basına ilan versin demedik. Aile bakanının görevi savcılığa giden bir dosyada müdahil olmaktır, suçun korunmamasını sağlamaktır, mağduru korumaktır, faillerin yargılanmasını sağlamaktır. Şuanda bunların hiç birini yapmadı. Aile bakanı da iktidar da görevini yapmamıştır. Mağdur iki yıldır koruma altına alındığı halde failler ellerini kollarını sallayarak dolaşmışlardır. Bunun müsebbibi de AKP iktidarıdır” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Timur Soykan’dan iktidara: Tarikatlarda cinsel istismara uğrayan kaç çocuk var?

    Gazeteci Timur Soykan’dan iktidara: Tarikatlarda cinsel istismara uğrayan kaç çocuk var?

    PİRHA- İsmailağa cemaati bağlantılı Hiranur Vakfı’nda senelerce süren çocuk istismarını ortaya çıkaran gazeteci Timur Soykan, kendisini hedef gösterenlere BirGün gazetesinde bugün yayımlanan köşesinde istismara dair yanıtsız kalan soruları yazdı. Soykan, “İddianamedeki bunca delile, detaylı ifadelere, ses kaydına, fotoğraflara karşın Kadir İstekli, Yusuf Ziya Gümüşel neden tutuklanmadı? Tutuklanmamaları için yargıya baskı yapıldı mı?’ diye sordu.

    İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı kurucu Başkanı Yusuf Ziya Gümüşel’in kızının altı yaşından itibaren ‘evlilik’ adı altında cinsel saldırıya uğramasını ortaya çıkaran Timur Soykan, BirGün gazetesinde bugün yayımlanan köşesinde senelerce devam eden istismara dair yanıtsız kalan soruları yazdı. Soykan, “Devletin sorumluluğunu ortaya koymanın zamanı” ifadelerini kullanarak iktidara 11 soru yöneltti.

    “AMAÇLARI TARİKATLARDA ÇOCUK YAŞTA HARCANAN HAYATLARI GİZLEMEKTİ”

    Soykan, Hiranur Vakfı’ndaki çocuk istismarını ortaya çıkarması sonrası kendisini hedef gösterenlere, “Sadece azgın bir azınlıklar. 6 yaşından itibaren cinsel istismara uğradığını anlatan bir kadının karşısına çıkıp tarikatı savunacak kadar alçalanları gördük. İnsani hiçbir değerleri yoktu. Cinsel istismarın şiddetine yalanlarıyla ortak oldular. Haberi yaptığımız için bizi de hedef aldılar, günlerce sosyal medyada kampanyalar düzenlediler. Amaçları tarikatlarda çocuk yaşta harcanan hayatları gizlemekti. Karanlık yüzlerini ‘dine saldırı’, ’28 Şubat’ sloganlarıyla gizlemek istediler. Dini, bol akçeli bataklıkları örtmek için kullandılar. Sadece azgın bir azınlıklar. Bunu bize verilen muhteşem destekle bir kez daha gördük. Evet yalnız değildik. Ama bu mücadelenin kahramanı ve asıl yalnız bırakılmaması gereken H.K.G.” dedi.

    “BU SORUŞTURMAYI ÖRTEN KARANLIK ELLER AYDINLATILACAK MI”

    Soykan’ın iktidara ilişkin yönelttiği sorular ise şöyle:

    -İddianamedeki bunca delile, detaylı ifadelere, ses kaydına, fotoğraflara karşın Kadir İstekli, Yusuf Ziya Gümüşel neden tutuklanmadı? Tutuklanmamaları için yargıya baskı yapıldı mı? İsmailağa Cemaati’nden olmasalar serbest bırakılırlar mıydı?

    -H.K.G. 30 Kasım 2020’de şikayetçi oldu ve bütün delilleri savcılığa sundu. Ancak dava 30 Ekim 2022’de açıldı. Davanın açılması neden 2 yıl sürdü?

    -Kadir İstekli, tarikatta başka çocuklara cinsel istismarda bulundu mu? Ses kaydında H.G.K.’nin istismarı kimseye söylemediğini anlatırken “Bunun gibi değildin yani. Bu hemen zırtlıyo. Sen öyle değildin. Ya sen farklıydın” derken ‘Hemen zırtlıyo’ dediği kim?

    -Kız çocuğu eğitimden mahrum bırakılırken devlet bunu nasıl belirlemedi? Tarikatlar tarafından eğitim hakkı engellenen kaç çocuk var ve bunun için ne yapılıyor?

    -H.K.G.’nin Hiranur Vakfı Külliyesi’nde 13 yaşında nişan, 14 yaşında düğünü yapılırken güvenlik güçleri bunu neden tespit etmedi?

    -H.K.G.’nin 14 yaşında hastaneye götürülmesiyle istismar ortaya çıkmıştı. Savcı neden doğum kağıdı istemedi?

    -Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde kemik yaşı testine 21 yaşında bir kadının sokulmasına kim göz yumdu? Bunun için kimler devreye girdi? Mehmet Emin Marankoz’un kimlerle bağlantısı vardı?

    -14 yaşındaki çocuğun kemik yaşı testinde 21 çıkmasına karşın soruşturmayı savcı neden ve nasıl kapattı? Bunun için devreye girenler oldu mu? Savcının tarikatla bağlantısı var mı? Bu soruşturmayı örten karanlık eller aydınlatılacak mı?

    -H.K.G. 17 yaşında doğum yaptı. Çocuk yaşta anne olması nasıl bir soruşturmaya konu olmadı?

    -H.K.G. şikayetçi olduktan sonra devlet korumasına alındı. Yani Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bu korkunç olaydan iki yıl önce haberdardı. Bakanlık bu olay ortaya çıkana kadar neden davaya müdahil olmadı? Kamuoyu bu olayı duymasa müdahil olmayacak mıydı?

    -Tarikatlarda cinsel istismara uğrayan H.K.G. gibi kaç çocuk var?

    (HABER MERKEZİ)

  • İsmailağa Cemaati’nde çocuğu istismara dair HDP’li kadın vekillerden 105 soru önergesi

    İsmailağa Cemaati’nde çocuğu istismara dair HDP’li kadın vekillerden 105 soru önergesi

    İsmailağa Cemaati adlı örgütlenmede yaşanan çocuk istismarına ilişkin Meclis’e 105 soru önergesi veren HDP’li kadın milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı’na ve 4 ayrı bakanlığa toplam 51 soru yöneltti. Vekiller, Ensar Vakfı’nda yaşanan istismarın ardından kapanan davayı hatırlattı. 
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) kadın milletvekilleri, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nda yaşanan çocuk istismarını 105 soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı. Kadın milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanıtlaması istemiyle sundukları önergelerde, basına yansıdığı kadarıyla yaşanan istismarı anlattı.
    ÇOCUĞUN YERİNE 21 YAŞINDAKİ KADIN TESTE SOKULDU
    Önergelerde, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’nin babasının kendisini 6 yaşındayken 29 yaşındaki Kadir İstekli’yle imam nikahıyla “evlendirdiğini”, çocukluğu boyunca her gün tecavüze uğradığını anlattığı ve şikayetçi olduğu hatırlatıldı. Tecavüzün ortaya çıkmasıyla birlikte açılan soruşturmada, savcılığın ilk olarak H.K.G.’nin doğum raporunu talep etmediği vurgulanan önergelerde, “Kemik yaşının tespiti için Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne gönderilen H.K.G. kemik testine sokulmamış, onun yerine Hiranur Vakfı’nda çalışan Mehmet Emin Marangoz’un getirdiği 21 yaşındaki bir kadın teste sokulmuştur. 4 ay sonra 10 Aralık 2012’de kemik yaşı raporu çıkmış, 17 yaşında olduğunu beyan eden H.K.G.’nin yaşı raporda 21 olarak gösterilmiştir. Dosyada kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir” bilgilerine yer verildi.
    FAİLLER TUTUKLANMADI
    H.K.G’nin 30 Kasım 2020’de kaydettiği konuşmaların yanı sıra savcılığa fotoğraflar da sunulduğu aktarılan önergelerde, “Bu kez savcılık H.K.G.’nin doğum kaydını Sapanca Nüfus Müdürlüğü’nden istemiştir. H.K.G.’nin 1998 doğumlu olduğu anlaşılmıştır. Savcılık bu sahtecilikle ilgili suç duyurusunda bulunmuştur. Sanıklara 27 yıldan az olmayacak şekilde ceza istenmesine karşın Kadir İstekli, Yusuf Ziya Gümüşel ve Fatma Gümüşel tutuklanmamışlardır” denildi.
    Önergelerde ayrıca, haberin yayınlanmasının ardından Hiranur Vakfı’nın internet sitesindeki bilgilerden fail Yusuf Ziya Gümüşel ve İsmailağa bağlantısının metinlerden silindiği aktarıldı.
    51 SORU YÖNELTİLDİ
    Cumhurbaşkanlığı’na ve 4 ayrı bakanlığa verilen önergelerde toplam 51 soru yöneltildi. Sorularda soruşturmanın neden gerektiği gibi yürütülmediği, işlenen suçların üstünün kapatılıp kapatılmayacağı, H.K.G. yerine kemik testine sokulan kişinin yargılanıp yargılanmayacağı, Ensar Vakfı’nda yaşanan çocuk istismarının ardından davanın nasıl kapatıldığı, çocukları da koruyan İstanbul Sözleşmesi’nin geri getirili getirilmeyeceği, çocuk istismarının önlenmesi için açılan komisyonların sonuçlarının ne olduğuna dair yanıtlar istendi.
    ÖNERGE VEREN VEKİLLER
    Önerge veren kadın milletvekilleri şöyle:
    “Meral Danış Beştaş, Ayşe Acar Başaran, Ayşe Sürücü, Dersim Dağ, Dilan Dirayet Taşdemir, Dilşat Canbaz Kaya, Ebru Günay, Fatma Kurtulan, Feleknas Uca, Filiz Kerestecioğlu, Gülistan Kılıç Koçyiğit, Hüda Kaya, Muazzez Orhan, Nuran İmir, Oya Ersoy, Pero Dundar, Remziye Tosun, Serpil Kemalbay, Şevin Coşkun, Tülay Hatimoğulları, Züleyha Gülüm”


    (HABER MERKEZİ) 

  • Kayışoğlu: Cemaat ve tarikatların milli eğitimle iş birliğini biliyoruz; karanlığa teslim olmayacağız!

    Kayışoğlu: Cemaat ve tarikatların milli eğitimle iş birliğini biliyoruz; karanlığa teslim olmayacağız!

    PİRHA-Eğitim-Sen İstanbul 1 Nolu Şubesi Kadın Sekreteri Pınar Kayışoğlu, Bursa’da Alevilere yönelik yapılan nefret söylemi ile Hiranur Vakfı’nda kız çocuğunun 6 yaşında evlendirilmesi ve cinsel istismara maruz bırakılmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Kayışoğlu, “Cemaat ve tarikatların nasıl milli eğitimle iş birliği yaptığını biliyoruz. Varlıklarının nasıl meşrulaştığı, çocukların nasıl psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakıldıklarını görüyoruz. Bu karanlığa teslim olmayacağız” dedi.

    Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz sınıfta “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil” ifadelerini kullandı.

    Alevilere yönelik nefret söyleminin ardından Mehtap Cengiz hakkında suç duyurusunda bulunulurken, sadece okul yeri değiştirildi.

    Eğitim-Sen İstanbul 1 Nolu Şube Kadın Sekreteri Pınar Kayışoğlu, yaşanan nefret söylemi ile İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızını 6 yaşında evlendirmesi ve kadının çocukluğu boyunca cinsel istismara uğramasına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ VİCDAN HÜRRİYETİNE AYKIRI”

    Zorunlu din dersi uygulamasının din ve vicdan hürriyetine aykırı olduğunu söyleyen Kayışoğlu şunları söyledi:

    “Zorunlu din dersi uygulaması çocukların birey olmada din ve vicdan hürriyetine aykırıdır. Sonuçları, dezavantajlı kimliklerin varoluşunu yok saymak üzerinedir. Zorunlu din dersi laik, demokratik ve bilimsel bir eğitimde olmamalı. Seçmeli din dersleri ile birlikte eğitimde dinci ve gerici, tek din, tek mezhep politikasının uygulanmaya çalışıldığını biliyoruz. Her ne kadar Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi laik çerçevede oluşturuluyor dese de hükümet; müfredata baktığımızda Sünni/Hanefi İslam’ın bu dersin konularını oluşturduğunu görebiliyoruz.

    “EĞİTİM ALANI HÜKÜMETİN ARKA MUTFAĞINA DÖNÜŞTÜ”

    Devletin parti, partinin de devletleşmesi ile beraber insanlar üzerinde kurduğu baskının eğitime de yansımasıyla canımızı yakılmaya başladı. AKP yalnız tek din ve tek mezhep ile değil toplumun birçok kimliğini yok sayıyor. Erkek devlet politikalarını eleştiriyoruz. Sorunların temelinde de aslında biraz erkek bakış açısı yatıyor. Devlet politikalarının erkekleşmesi, otoriterleşmesi. Bunu eğitimde de görüyoruz. Öğretmenler odasında da görüyoruz. Açığa almalar, işten çıkarmalar gibi uygulamalar ile aslında öğretmenler büyük bir psikolojik şiddet ile karşı karşıya. İnsanlar aslında ekmeğiyle terbiye edilmeye çalışılıyor. Baktığımız zaman ise ilahiyat ve din kültürü öğretmenlerinin ne kadar atandığını görüyoruz. Diğer branşlardaki ihtiyaca rağmen öğretmenlerin atanmadığını da görüyoruz. Eğitim alanının aslında hükümet politikalarının uygulandığı arka mutfağa dönüştüğü ortada.”

    “BU KARANLIĞA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızını 6 yaşındayken evlendirme adı altında cinsel istismara maruz bırakmasının ortaya çıkmasının ardından yaşananlara da değinen Pınar Kayışoğlu, “Cemaat ve tarikatların nasıl milli eğitimle iş birliği yaptığını biliyoruz. Varlıklarının nasıl meşrulaştığı, çocukların nasıl psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakıldıklarını görüyoruz. Fakat buna rağmen milli eğitim koruyucu tedbir almak yerine birçok dini vakıf ve cemaat ile iş birliği içerisinde oldu” dedi.

    “1,5 MİLYON KIZ ÇOCUĞU EĞİTİMDEN UZAK TUTULUYOR”

    “6 yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirilmesi ve uzun yıllar istismara maruz bırakıldığını duyduktan sonra bizim de tüylerimiz diken diken oldu” diyen Kayışoğlu, “Bu karanlığa teslim olmayacağız. En az 1,5 milyon kız çocuğu eğitimden uzak tutuluyor. Erkeklere oranla yüzde 60 daha fazla. Neden bunun önüne geçilmiyor? Hükümet önüne geçmek yerine bunu meşrulaştıran yerler ile iş birliği yapıyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kılıçdaroğlu’ndan tarikatta çocuk istismarına sert tepki: Bunu yapan haysiyetsizdir!

    Kılıçdaroğlu’ndan tarikatta çocuk istismarına sert tepki: Bunu yapan haysiyetsizdir!

    PİRHA- İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur vakfında 6 yaşındaki çocuğa cinsel istismar skandalına ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “6 yaşında çocuk! Bunu yapan, buna göz yuman, bunun sistemini kuran şerefsizdir ve haysiyetsizdir” dedi. 

    BirGün’ün ortaya çıkardığı tarikatta 6 yaşındaki çocuğa cinsel istismar skandalına ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “6 yaşında çocuk! Bunu yapan, buna göz yuman, bunun sistemini kuran şerefsizdir ve haysiyetsizdir! Şerefsiz ve haysiyetsiz muamelesi de görecektir!” tepkisini gösterdi.

    Twitter hesabından açıklama yapan Kılıçdaroğlu, “6 yaşında çocuk! Bunu yapan, buna göz yuman, bunun sistemini kuran şerefsizdir ve haysiyetsizdir!” dedi.

    Kılıçdaroğlu, “Şerefsiz ve haysiyetsiz muamelesi de görecektir! Hak ettiğinizi bulacaksınız!” ifadelerini kullandı.

    Kılıçdaroğlu, açıklamasında 2018 yılındaki bir paylaşımını da hatırlattı. Söz konusu paylaşımda, ““6 yaşındaki çocukla evlenilebilir” diye fetva veren ve bu fetvayı verenleri destekleyen iktidara oy vermek, evlatlarımızı karanlık bir geleceğe mahkum etmek demektir. Çocuklarımız için, gelin Türkiye’yi birlikte aydınlığa çıkaralım!” ifadeleri yer alıyor.

    NE OLMUŞTU?

    BirGün yazarı Timur Soykan, 3 Aralık’taki “Karanlık dünya bir çocuğu yuttu: Tarikat karanlığında henüz 6 yaşında…” başlıklı yazısında, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’yi 2002’de altı yaşındayken imam nikahıyla ‘evlendirdiğini’, kadının çocukluğu boyunca cinsel istismara uğradığını yazmıştı. Yaşananlar, H.K.G.’nin şikayetiyle ortaya çıkmıştı.

    Soykan, “Utancın fotoğrafları” başlıklı yazısında da H.K.G.’nin çocuk yaşta gelinlik giydirildiği ve ‘nişan’ına ait fotoğrafları yayımladı.

    Sosyal medyada tepki yağan olaya ilişkin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı açıklama yapmış ve davaya müdahil olunduğunu bildirmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir’deki KESK’li kadınlardan çocuk istismarına tepki: İktidar suç ortağıdır-VİDEO

    İzmir’deki KESK’li kadınlardan çocuk istismarına tepki: İktidar suç ortağıdır-VİDEO

    PİRHA- Çocuk istismarı ve şiddetine tepki gösteren İzmir KESK’li kadınlar, “Cemaatlerle iş birliği yapan Milli Eğitim Bakanlığı ile siyasi iktidar çocuk yaşta evliliklerin ve istismarın suç ortağıdır” dedi.

    İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın onursal başkanı Yusuf Ziya Gümüşel’in kızının, babası tarafından 6 yaşındayken evlendirilmesi ve çocukluğu boyunca istismar ve tecavüze maruz bırakılmasına ilişkin Karşıyaka İskele’de bir araya gelen KESK İzmir Kadın Platformu, basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada “Çocuklarımızı Karanlığınıza Teslim Etmeyeceğiz” yazılı pankart açılırken sık sık “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Eşit laik anadilde eğitim”, “İstismarı aklama yargıla” sloganları atıldı. Açıklamayı kadınlar adına Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) İzmir 5 No’lu Şube Kadın Sekreteri Aygül Şengül okudu.

    Açıklamada, AKP-MHP iktidarı döneminde eğitim sisteminin dini vakıf ve cemaatler eliyle örgütlenmeye çalışıldığı bir alan haline getirildiğine dikkat çekildi.

    “ÇOCUK İSTİSMARI GÖZLER ÖNÜNE SERİLDİ”

    Yaşananları hatırlatarak konuşmasına başlayan Şengül, “Bir kadının çocukluğu boyunca üstelik ailesinin onayıyla istismara maruz bırakıldığına dair beyanları ile adları taciz, tecavüz ve katliamlarla anılan cemaat, tarikat ve dini vakıflar, bir kez daha bir çocuğun çaresizliğe mahkûm edilmesine, yıllarca istismara maruz kalmasına yol açmasıyla karşımıza çıkmıştır. Öte yandan söz konusu skandal, artık neredeyse her gün bir yenisiyle karşılaştığımız kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismarın korkunç boyutunu gözler önüne sermektedir. Ayrıca, söz konusu vakfın Milli Eğitim Bakanlığı ile ‘iş birliği’ ile yürüttüğü eğitim projelerinin bilinmesi, en önemli faaliyet alanının eğitim olması, 7. sınıftan itibaren öğrencilerin kaydını alarak hafızlık dersi vermesi de durumun ne kadar vahim olduğunu bir kez daha göstermektedir” diye belirtti.

    “İKTİDAR, ÇOCUK EVLİLİKLERİNİN YOLUNU AÇTI”

    Eğitim sisteminin dini faaliyetler, MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve cemaatler eliyle örgütlenmeye çalışıldığı bir alan haline getirildiğini vurgulayan Şengül, “Bu zihniyetin kadınlara ve özellikle kız çocuklarına reva gördüğü yaşam tarzı ise eğitim sisteminden ve toplumsal hayattan dışlayarak, kadını yok sayıldığı bir yaşama hapsetmektir. Türkiye’de milyonlarca kız çocuğu, hâlâ eğitime, sosyal ve yasal haklara erişememekte, erken yaşta evlenmeye zorlanmaktadır. Özellikle kız çocukları, çocuk işçiliğine, ev içi emek sömürüsüne, yoksulluğa, şiddete, istismara ve ayrımcılığa daha fazla maruz kalmaktadır. Siyasi iktidarın sorunu çözmek yerine katmerleştiren politikaları ise süreci giderek ağırlaştırmaktadır. Öyle ki iktidar çocuk evliliklerinin yolunu açan, şiddet ve istismar faillerinin elini kolaylaştırıp cesaretlendiren yasal düzenlemelerle, kız çocuklarını eğitimden, toplumsal hayattan koparıp güçsüzleştiren, geleneksel ataerkil rollere hapseden politikaları meşrulaştırmaktadır. Bu bağlamda, okula erişemeyen kız çocuklarına dair son resmi veriler durumun ne kadar vahim ve kaygı verici boyutlara ulaştığını göstermektedir” dedi.

    CEMAATLER İLE İMZALANAN PROTOKOLLER

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2021-2022 eğitim öğretim yılı okullaşma istatistiklerine göre, ilkokulda 195 bin, ortaokulda 298 bin, lisede 373 bin kız çocuğu eğitimin dışında olduğuna dikkat çeken Şengül, “Açık öğretimde okuyan kız çocuğu sayısını ise 636 bin 270 olarak belirten istatistikler toplamda 1,5 milyonu aşkın kız çocuğunun eğitim sisteminin dışında bırakıldığını göstermektedir. Eğitime devam etmeyen kız çocukları şiddet, istismar riski altında yaşamlarını sürdürmekte, çocuk yaşta evliliğe maruz bırakılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı ise bu konuda hiçbir çalışma yürütmemekte aksine cemaat, tarikat ve vakıflarda yaşanan istismar vakaları ortadayken, protokoller imzalayarak gerici zihniyetin okulların içine girmesine izin vererek çocukları istismara açık hale getirmektedir” sözlerine yer verdi.

    “AKP-MHP ELİYLE EĞİTİM DİNSELLEŞTİRİLİYOR”

    AKP-MHP iktidar bloğunun eliyle eğitimin dinselleştirildiğini kaydeden Şengül, “Dini tarikat ve cemaatlerin çocuklara ve topluma karşı işlediği suçlar ise siyasi iktidar ve yargı tarafından sürekli hasıraltı yapılmakta,  bu suçların üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Ancak bizler Eğitim Sen olarak çocuklarımızı bu karanlığa teslim etmemek için gerçeği ısrarla söylemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Şengül son olarak şunları söyledi:

    “Çocuğu koruyan uluslararası sözleşmeleri uygulamayan, failleri aklayan, cezasızlık politikalarında ısrar eden yargı, çocukları korumayan kolluk kuvvetleri, evlilik yaşının 12’ye düşürülmesini isteyen Diyanet İşleri Başkanlığı, laik ve eşit eğitim hakkını yok sayan, cemaatlerle iş birliği yapan Milli Eğitim Bakanlığı, tekçi, gerici ve cinsiyetçi temelde bir toplum inşasını hedefleyen siyasi iktidar çocuk yaşta evliliklerin ve istismarın suç ortağıdır. 6 yaşındaki çocukları evlendiren, istismarı meşrulaştıran gerici, ataerkil zihniyetinizi kabul etmiyoruz! Çocuklarımızı karanlığınıza teslim etmeyeceğiz. Laik, eşit ve demokratik bir eğitim, çocuklarımıza özgür bir dünya bırakma mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Urfa’daki kuran kursunda çocuklara şiddet kameralara yansıdı

    Urfa’daki kuran kursunda çocuklara şiddet kameralara yansıdı

    PİRHA-Urfa’daki bir kuran kursu eğitmeninin temizlik yapan çocuklara önce hakaret edip, ardından tokat attığı anlara ilişkin görüntülerin paylaşıldığı olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

    Urfa’nın Ulucanlar Mahallesi’nde bulunan Kuran kursunda öğrenciler, eğitmen tarafından hakaret uğradıktan sonra darp edildi. Bir öğrencinin cep telefonu kamerasına yansıyan görüntülerde temizlik yaptıkları görülen 5 çocuğun karşısına geçen eğitmen önce öğrencilere hakaret etti. Ardından tokat attığı görüldü.

    Olay anının kaydedildiğini fark eden eğitmen daha sonra “Kimdir o?” diyerek, çekim yapanı bulmaya çalıştığı da kayıtlarda yer aldı. Sosyal medyada paylaşılan ve tepki çeken görüntüler üzerine soruşturma başlatıldığı açıklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der’den çağrı: Çocuklarınızı yatılı kuran kurslarına göndermeyin!

    Veli-Der’den çağrı: Çocuklarınızı yatılı kuran kurslarına göndermeyin!

    PİRHA-Öğrenci Veli Derneği, Diyanet’e bağlı Erzurum’daki kuran kursunda 7 çocuğun cinsel istismara maruz bırakılmasıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada. velileri uyardı. Dernek, “Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin” dedi. 

    Erzurum’da, Diyanet’e bağlı Hacı Bahattin Evgi yatılı kuran kursunda 7 çocuğun, belletmen tarafından cinsel istismara maruz bırakılmasıyla açılan davada sanık ‘cinsel istismar’ ve ‘hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından indirimsiz toplam 119 yıl 6 ay ceza almıştı. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) de konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Velilere seslenilen açıklamada, “Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin” ifadelerine yer verildi.

    “DİYANET, CİNSEL İSTİSMAR FAİLLERİNİ SAHİPLENMİŞTİR”

    Veli-Der tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

    “Hepimizin hatırlayacağı gibi, 9 Aralık 2021 tarihinde Erzurum’da, Diyanet’e bağlı Hacı Bahattin Evgi Yatılı Kur’an Kursunda, yedi çocuğumuz, belletmen Uğur Güngör ve kurs müdürü Nuhi Karababa’nın cinsel istismarına ve fiziksel şiddetine maruz kalmışlardı. Olayın yargı süreci, ailelerin ısrarlı takibi ve kamuoyu baskısıyla sanıkların toplam 119 yıl indirimsiz ceza almalarıyla sonuçlandı. Faillerin bu cezayı almaları çok önemlidir ve emsal niteliğindedir.

    Bu süreçte, Diyanet İşleri Başkanlığı, konuyu haberleştiren basın kuruluşlarını, Diyanet İşleri Başkanlığının itibarını zedelediği ve yayın yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle RTÜK’e şikâyet ederek cinsel istismar faillerini sahiplenmiştir. RTÜK de ilgili basın kuruluşlarına para cezası vererek bu olayı dolaylı olarak desteklemiştir. DİB eğer gerçekten itibarını korumak istiyorsa, istismarcıları korumak yerine onları ve onun gibileri kurumundan temizlemelidir.

    Ayrıca suçlarını kabul eden ve suçları yargı kararıyla tescillenmiş olan faillerin yakınlarının, yargı kararını kabullenemeyerek mağdur yakınlarına saldırmaları,  istismar olaylarının ve her türlü şiddetin toplumun geneli tarafından içselleştirildiğini göstermektedir. Bu durum ülke geleceği açısından çok vahimdir. Zira bu çocuklarımızın büyük bir çoğunluğunun aile desteğinden yoksun kalması ve psikolojik destek alamadığı düşünülürse gelecekte ruhen sağlıksız bir toplumun oluşması kaçınılmaz olacaktır.

    “KURAN KURSUNDAKİ İSTİSMARI ÖRT BAS EDEN DİYANET DE SUÇLUDUR”

    Peki bugünkü duruma nasıl gelindi?

    Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, istismar olaylarının suçlusu sadece istismarı gerçekleştirenler değildir. Bugünkü duruma gelinmesinden asıl sorumlu olanlar “bir defadan bir şey olmaz!” diyen yetkililerdir. “Yaşın hiçbir önemi yoktur, çocuk yaşta evlilik yapılır!” diyerek çocukları ve kadınları birer cinsel nesne olarak gören ve din alimi geçinen sözde hocalardır. “Babanın kızına şehvetle sarılması, karısıyla olan nikahı bozmaz” diye sapıkça fetva veren ve kendine bağlı Kuran kurslarında yaşanan çocuk istismarı olaylarını ört bas eden, görmezden gelen veya açıkça failleri sahiplenen Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Annesinin diz kapağından tahrik olan sapık anlayıştır. Çıkardıkları yasayla, tecavüze uğrayanı tecavüzcüsüyle evlendirerek küçük yaşta evliliği yasallaştıran, tecavüzcüyü koruyan, kısacası çocuk istismarlarını meşrulaştırmaya çalışan zihniyettir.

    İşte bu anlayış, bugün, çocuk istismarının ve şiddetinin sistematik hale gelmesini ve toplum tarafından içselleştirilmesini sağladı. Taciz ve tecavüz olayları, münferitmiş gibi gösterilerek suç bir kişinin üzerine yıkılmakta, bu kişilere de ödül gibi cezalar verilmektedir. Bu anlayış devam ettiği sürece ne yazık ki bu olaylar son olmayacaktır!

    “ÇOCUKLARINIZI TARİKAT VE CEMAATLERE GÖNDERMEYİN”

    Bu sapkın anlayıştan çocuklarımızı korumak için velilere sesleniyoruz:

    Öncelikle çocuklarınızı dinleyin ve ona güvenin. Eğer çocuğunuz istismara uğramışsa, size en çok ihtiyaç duyacağı bu dönemde onun yanında olun ve ona sahip çıkın. “Kimse duymasın, adımız çıkmasın” diyerek olayın üzerini kapatmayın, bundan utanç duymayın, bu olay sizin için utanç verici değil, asıl failler için utançtır. Mutlaka yasal yollara başvurun. Çocuğunuzun yaşadığı ağır travmayı atlatabilmesi için psikolojik destek almasını sağlayın (En azından okulun rehberlik servisiyle iletişime geçin), aksi takdirde çocuklarınız hayatı boyunca bu travmayla yaşayacaktır. Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, Eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin.

    “TARİKAT VE CEMAATLERE AİT KURAN KURSLARINI KAPATIN”

    Bu olayların bir daha yaşanmaması için, buradan başta Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere tüm yetkililere sesleniyoruz :

    Öncelikle istismarı, tacizi ve her türlü şiddeti hoş gören, olumlayıcı, meşrulaştırıcı her türlü açıklamaları terk edin, yapanları cezalandırın. Tacize, tecavüze ve şiddete karşı çıkan öğrencileri değil, suçluları cezalandırın. Tarikat, cemaat ve dini vakıflarla imzalanan protokolleri iptal edin. Tarikat ve cemaatlere ait Kur’an kurslarını kapatın. Diyanete bağlı kursların denetimini gereği gibi yapın, şikâyetleri dikkate alın ve üzerine gidin.

    Kim olursa olsun maiyetinizde çalışanların ahlak dışı olaylara karışması, hele çocuklara yönelik istismar ve her türlü şiddet uygulaması durumunda onları korumayın, üstünü örtmeyin, görmezden gelmeyin. Bu olaylar karşısında sessiz kalmak suça ortak olmaktır. Kurslarda, eğitim formasyonu olmayan, çocuk psikolojisini bilmeyen kişileri belletmen olarak görevlendirmeyin. Veli Der olarak her fırsatta söylediğimiz ilkemizi bu vesileyle bir kez daha söylüyoruz: Aydınlık yarınlarımız olan çocuklarımızı; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler olarak yetiştirmek için; laik, bilimsel, parasız, kamusal eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz! Çocuklarımızı asla karanlığa teslim etmeyeceğiz!”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cemaat yurdunda çocuklara şiddet uygulayan kişi serbest bırakıldı

    Cemaat yurdunda çocuklara şiddet uygulayan kişi serbest bırakıldı

    PİRHA-İstanbul’un Esenler ilçesindeki bir cemaat yurdunda 7 çocuğa şiddet uygulayan ve tutuklanan A.E. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    İstanbul Esenler’de bir cemaate ait olduğu iddia edilen yurtta çocuklara şiddet uygulayan 27 yaşındaki A.E. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Süleymancılar isimli cemaate ait olduğu belirtilen yurtta 7 çocuğa şiddet uyguladığı görüntülerin ortaya çıkmasının ardından tutuklanan A.E. geçtiğimiz günlerde sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘basit yaralama’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. A.E. nöbetçi savcılıktaki ifadesinde “Bir anlık öfke ile sessizliği sağlamak için çocukların kafalarına elimle tokat attım. Yaptığımdan dolayı pişmanım” ifadelerini kullanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    >Cemaat yurdunda çocuklara şiddet uygulayan görevli tutuklandı

  • Cemaat yurdunda çocuklara şiddet uygulayan görevli tutuklandı

    Cemaat yurdunda çocuklara şiddet uygulayan görevli tutuklandı

    PİRHA-İstanbul’daki bir cemaat yurdunda çocuklara şiddet uygulayan görevli sevk edildiği hakimlik tarafından tutuklanarak, cezaevine gönderildi.  

    İstanbul Esenler’de Süleymancılara ait olduğu belirtilen yurtta, öğrencilere şiddet uygulayan görevli tutuklandı.

    Süleymancılara ait olduğu belirtilen erkek öğrenci yurdundaki bir görevli, çocuklara şiddet uyguladığı görüntülerin sosyal medyada paylaşılması üzerine gözaltına alındı.

    Şüpheli A.E. nöbetçi savcılığa verdiği ifadesinde maden mühendisi olduğunu ve dernekte evrak işleri ile uğraştığını iddia ederek, “Sayısalım iyi olduğu için bazen çocuklara derslerinde yardım ediyordum. Videodaki görüntülerde çocuklar sınavlarına çalışıyorlardı. Ben çocuklara yardımcı olabilmek için etüde girmiştim. Ben çocukları sürekli konuşmamaları yönünde ikaz etmeme rağmen konuşmaya devam ettiler. Öğrencilerden biri bana karşı alaycı tavırlarda bulundu. Diğer arkadaşlarını da bu şekilde davranarak gürültü yapmaya yönlendirdi. Bir anlık öfke ile sessizliği sağlamak için çocukların kafalarına elimle tokat attım. Yaptığımdan dolayı pişmanım. Bu olaydan önce çocuklara yönelik herhangi bir şiddet eylemim olmamıştır. Bu olaydan sonra dernekten istifa ettim, şu an işsizim” savunmasını yaptı.

    Şüpheli A.E. sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘basit yaralama’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der’den birinci dönem raporu: Okul öncesi kuran kursu eğitim ve çocuk hakkı ihlalidir

    Veli-Der’den birinci dönem raporu: Okul öncesi kuran kursu eğitim ve çocuk hakkı ihlalidir

    PİRHA-2021-2022 Eğitim-Öğretim yılının bugün tamamlanan birinci dönemine dair bir rapor hazırlayan Veli-Der, salgın döneminde gerekli önlemlerin alınmadığını belirtti. 4-6 yaş grubundaki çocuklara verilmek istenen din eğitimine de tepki gösteren Veli-Der, raporunda “Çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normların da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir” ifadelerine yer verdi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılının bugün tamamlanan ilk dönemine ilişkin kaynaklarından aldığı verilere göre hazırladığı değerlendirme raporunu açıkladı. “Bir dönem bitti sorunlar bitmedi” başlıklı raporda Veli-Der, Covid-19 salgını sürecinde gerekli önlemlerin alınmadığını belirtirken, yapılan yüz yüze eğitimde en az 27 eğitimcinin hayatını kaybettiğini kaydetti.

    “SALGIN DÖNEMİNDE GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMADI”

    Sunulan raporda öne çıkan bilgiler şöyle:

    “Salgında yüz yüze eğitim salgın öncesi koşullarla açıldı ve sürdürüldü. Gerekli önlemler alınmadı. Öğrenci Veli Derneği olarak 6 Eylül’den beri ifade ediyoruz. Destek personelin takviyesi konusunda okullara bütçe gönderilmesi, dersliklerin havalandırılması, sınıfların seyreltilmesi, hijyen koşullarının iyileştirilmesi ve aşı oranlarının artırılmasına dair taleplerimiz vardı. Birçoğunun gerçekleşmediğini görüyoruz.

    Kış mevsimine girdik okulların cam ve kapıları doğal olarak kapalı tutulmakta, haliyle 30-40 kişilik dersliklerde yayılım daha hızlı olmakta. MEB verileri ile yalnızca yüz yüze eğitimin (Ocak ayı verilerini baz alırsak) bir gününde 1524 sınıfın karantinaya alınması bilgisi dahi verilerin şeffaf açıklanmamasına rağmen yaşanılan sorunların vahametini göstermektedir.

    2020-21 eğitim-öğretim yılında okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı %24,8 azalarak 1 milyon 225 bin 981 oldu. Zorunlu eğitim kapsamına alınması planlanan 5 yaşta ise okulöncesi eğitim net okullaşma oranı %71,2’den %56,9’a düştü.

    “LAİK, KAMUSAL, BİLİMSEL OKUL ÖNCESİ EĞİTİM HER ÇEOCUĞUN HAKKIDIR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı 2021 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu ile birlikte 5 yaşındaki çocukların okulöncesi eğitimin zorunlu eğitim çerçevesinde değerlendirilmesi için MEB’le görüşmelerin başlatıldığı açıklamaları yapıldı ve şuradan kararlar çıkartıldı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sağlanan Kuran kursu eğitiminin sunduğu eğitimin müfredatı, içeriği okulöncesi eğitim kapsamında değerlendirilmesi için gerekli koşulları sağlamamaktadır. Bu kurslarda görevli kişiler Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca saptanmış pedagojik formasyon ve yüksek öğretim kriterlerini taşımamaktadır. Ayrıca çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normların da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir.

    Örgün eğitim istatistiklerinde ‘’toplum temelli kurumlar’’, “Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş kurslar, belediyelerce açılan kreşler, derneklerce açılan kreşleri” kapsıyor. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı 2020 Yılı Faaliyet Raporu’nda 4-6 yaş grubuna yönelik kurslarda 181 bin 808 öğrencinin öğrenim gördüğü paylaşılmasına rağmen MEB istatistiklerine göre 2019-20 eğitim-öğretim yılında ‘’toplum temelli kurumlar’’da öğrenim gören öğrenci sayısı 113 bin 762’dir. Açıklanan resmi belgelerde dahi açıklanan veriler yaşanılan çocuk hakkı ihlallerinin boyutunu ortaya koymaktadır.

    EN AZ 700 BİN ÇOCUK ÖRGÜN EĞİTİM DIŞINA ÇIKTI

    Okullaşma oranlarında en ciddi düşüş okul öncesinde gerçekleşmiştir. 2020-2021 yılında 5 yaş grubunda kayıtlı öğrenci sayısı  %24,8 azalmıştır. 2020-2021 eğitim öğretim yılında Türkiye genelinde ilkokullarda 5 milyon 193 bin 546 çocuğun 143 bin 861’i örgün eğitim dışına çıktığı görülmüştür. Ortaokullarda ise Türkiye genelinde 5 milyon 153 bin 504 çocuğun yaklaşık 74 bin 726’sı örgün eğitimin dışına çıktığı, liselerde ise 4 milyon 948 bin 853 çocuğun 457 bin 274’ü örgün eğitimin dışında kaldığı görülmüştür.

    “EĞİTİMDE EŞİTSİZLİĞİN GELDİĞİ NOKTA ‘ÇOCUK İŞÇİLİĞİ’”

    Türkiye’de çalışan çocuklara dair güncel veriler TÜİK tarafından düzenlenen Çocuk İşgücü Anketi’ne dayanmaktadır. En son 2019’un son çeyreğinde düzenlenen ankete göre, 5-17 yaş arasındaki en az 720.000 çocuk çalıştırılmaktaydı. 15-17 yaş arasında çalıştırılan çocuk sayısı ise 574 bin idi. TÜİK verilerinin yaşanılan gerçekliği gizlemesi artık tüm kamuoyunun ortak bilgisi iken açıklanan sayılar eğitimin paralılaştırılmasının, eğitimde yaşanılan eşitsizliğin geldiği boyutun açık göstergesidir.

    “EĞİTİMİN ERİŞİLEBİLİR OLMASI TARTIŞILMAZ BİR HAKTIR”

    Açıklanan son verilerle Türkiye genelinde 1 milyon 172 bin 646 öğrenci taşımalı eğitimle eğitime ulaşmaya çalışmaktadır. Öğrencilerin %24,6’sı ilkokul, %37’si ortaokul ve %38,4’ü lise kademesinde eğitim almaktadır. Olağandışı koşullarda son yöntem olarak başvurulması gereken taşımalı eğitim rutin bir uygulama haline getirilmekte, servis yönetmeliğinde şirketlerin lehine yapılan düzenlemeler vb. nedenlerden kaynaklı çocuklarımız taşımalı eğitim sırasında yaşanan kazalarda hayatını kaybetmekte, eşitsiz koşullarda eğitim sürecine devam etmek zorunda kalmaktadır. Her çocuk için eğitime erişim en temel haktır.

    “TARİKAT YURTLARI KAMULAŞTIRILMALIDIR”

    Karaman’dan Aladağ’a, memleketin yüzlerce yerinde tarikat yurtlarında çocuklarımıza yaşatılan acılar daha sıcakken, buraları artık sadece dogmatik düşüncelerin çocukların zihinlerine boca edilerek hayatlarının çalındığı yerler değil, aynı zamanda fiziki ve psikolojik şiddetin , cinayetin, tecavüzün kısaca  her türlü vahşetin yaşandığı yerler haline gelmiştir.

    Muş’ta 12 yaşında bir çocuğumuzun Kuran kursunda tuvalet kapısında asılı olarak bulunması, Antalya’da yine bir tarikat yurdunda gencimizin boğazı kesilerek katledilmesi  ve son olarak Enes Kara’yı kaybetmemizle birlikte bir kez daha yüreğimiz parçalanmıştır. Eğitim kamusal bir haktır. Barınma hakkı da tüm çocuklarımızın en temel hakkıdır. Sosyal devlet ilkesinin temel gereği olarak ücretsiz sağlanmalıdır. Tüm tarikat yurtları ve özel yurtlar kapatılarak kamusallaştırılmalıdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir’deki emek ve meslek örgütlerinden tarikat ve cemaat tepkisi-VİDEO

    İzmir’deki emek ve meslek örgütlerinden tarikat ve cemaat tepkisi-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de emek ve meslek örgütleri, cemaat ve tarikat yurtlarında yaşanan ölüm ve cinsel istismarlara tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Dört bir yanı kaçak, izinsiz ve denetimsiz cemaat ve tarikat yurtlarıyla dolu ülkemizde; bir çocuğumuzun, bir gencimizin daha intihar etmesine, tacize uğramasına, öldürülmesine tahammülümüz kalmadı!” denildi. 

    İzmir’de bulunan emek ve meslek örgütleri, cemaat ve tarikat yurtlarında yaşanan ölüm ve cinsel istismarlarına tepki amaçlı basın açıklaması yaptı.

    Eğitim-Sen İzmir 1 Nolu Şube’de gerçekleşen ve ‘Gerici Toplum İnşa Etme Anlayışı Çocuklarımızı Öldürüyor’ pankartının asıldığı açıklamaya Devrimci İşçi Sendikası, Kamu Emekçileri Sendikası, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, İzmir Tabip Odası ve İzmir Barosu temsilcileri katıldı.

    Kurumlar adına açıklamayı okuyan KESK İzmir Platformu Dönem Sözcüsü Veysel Beyazadam, daha önce birçok tarikat yurdunda yaşanan, ölümler, cinsel istismarlar konusunda sesiz kalan, “bir kereden bir şey olmaz” diyen zihniyetin politik uygulamalarına yeter diyerek, cemaat, tarikat ve vakıf yurtlarının derhal kamulaştırılması çağrısında bulundu.

    “CEMAATLER, SIRTINI İKTİDARA DAYAMIŞ DURUMDA”

    Cemaat ve tarikatları ülkenin içine sokulduğu sosyal, ekonomik, siyasal krizleri  fırsat bilerek ve sırtını iktidara dayayarak  giderek güçlenmeye çalıştığına vurguda bulunan Beyazadam, “Kamusal ve Laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşan iktidarın, gerici toplum inşa etme politikaların sonucunda cemaatlerin ve tarikatların eğitim üzerindeki ağırlığı giderek artmıştır. Geçilmeyen köprülere, uçulmayan hava alanlarına milyarlar harcayan iktidar, eğitime, öğrencilerin barınma burs gibi gereksinimlerine yeterli yatırımı yapmamış, çaresiz vatandaşlar için tarikat ve cemaatler zorunlu adres durumuna sokulmuştur” dedi.

    “BİRÇOK YURTTA YAŞANANLAR TOPLUM HAFIZASINDA YERİNİ KORUYOR”

    Beyazadam, geçtiğimiz günlerde ailesinin baskısıyla kaldığı cemaat yurdunda yaşadığı baskıları ve gelecek kaygısını anlatıp yaşamına son veren Enes Kara’yı hatırlatarak, “Ne acı ki Enes ilk değildi. Ülkenin her tarafı bir kısmı  izinli ama çoğunluğu kaçak ve izinsiz cemaat ve tarikat yurtları ile dolu. Aladağ’ da, Karaman’da, Kaimder’de, Alimder’de ve daha birçok yurtta yaşanan acı olaylar toplum hafızasında yerini korurken, Enes Kara’nın haberi hepimizin yüreğini burktu. Kamusal ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşan iktidarın gerici toplum inşa etme politikaları sonucunda gençler, bu yurtlarda intihar ediyor, tacize uğruyor ve öldürülüyor. Türgev, Tügva, Ensar, Semerkand, ve İlim Yayma Cemiyetleri gibi vakıflara ait beş yüzün üzerinde yurt bulunurken, izinsiz ve kaçak yurt sayıları on binlerle anılmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “TARİKAT, CEMAAT VE VAKIF YURTLARI DERHAL KAMULAŞTIRILMALI”

    Cemaat ve tarikatların eğitimin herhangi bir aşamasına, herhangi bir biçimde dahil olmasının engellenmesi ve mevcut cemaat, tarikat ve vakıf yurtlarının derhal kamulaştırılması çağrısında bulunan Beyazadam, şöyle konuştu:

    “Dört bir yanı kaçak, izinsiz ve denetimsiz cemaat ve tarikat yurtlarıyla dolu olan ülkede, bir çocuğu ve gencin daha intihar etmesine, tacize uğramasına, öldürülmesine tahammülümüz kalmadı! Okul öncesinden yüksek öğretime kadar her aşamada eğitim ücretsiz, nitelikli ve laik bir kamusal hizmet olarak sunulmalıdır. Öğrencilerin eğitim, öğretim ve barınma ihtiyaçları kamusal kaynaklar tarafından karşılanmalıdır Cemaat ve tarikatların eğitimin herhangi bir aşamasına, herhangi bir biçimde dahil olması engellenmelidir. Mevcut cemaat, tarikat ve vakıf yurtları derhal kamulaştırılmalıdır. Okullardaki dinselleştirme politikalarına son verilmeli, müfredattaki tüm dinci-gerici unsurlar kaldırılarak, eğitim-öğretim bilimsel ve laik temelde şekillendirilmelidir. Daha önce birçok tarikat yurdunda yaşanan, ölümler, cinsel istismarlar konusunda sesiz kalan, “bir kereden bir şey olmaz” diyen zihniyetin çocuklarımızın hayatını yok eden gerici politik uygulamalarına artık yeter. Bu ölüm ve istismarları kanıksamayacağız, susmayacağız. Kamusal, laik, demokratik, eşit, bilimsel, anadilinde yürütülen ve cins ayrımcı olmayan bir eğitimin inşa edilmesi için mücadeleye devam edeceğiz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Bülbül: Tarikat, cemaat yurtlarında AKP militanı yetiştiriliyor-VİDEO

    Bülbül: Tarikat, cemaat yurtlarında AKP militanı yetiştiriliyor-VİDEO

    PİRHA-Elazığ Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara, kaldığı cemaat yurdunda, baskılar nedeniyle yaşamına son verdi. Enes Kara’nın intihar haberi Türkiye’nin gündemine oturdu. HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Bu yurtlarda dindar değil, sistem ve AKP militanı yetiştiriliyor. Bu münafıkların, tüccarların dayattığı ve insanların giderek bulanıma soktuğu, intihara sürüklediği insan hakları ihlalinden başka bir şey değildir” dedi.

     

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında anasınıflarına din dersinin zorunlu hale getirilmesi, Enes Kara’nın tarikat yurdunda hayatına son vermesi ve İBB belediye meclis üyesi Muhammet Kaynar’ın Bektaşilere ilişkin hakaret söylemlerine ilişkin açıklama yaptı.

    “ANASINIFINA DİN DERSİ BİR HAK İHLALİDİR”

    Milletvekili Kemal Bülbül, “Milli eğitim şurasının tavsiye kararlarından biri anasınıfına din dersi, bu da yetmedi Diyanet buna Kur’an kursunu eklendi” ifadelerini kullandı. Milletvekili Bülbül, “Burada Diyanet’in ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın eleştirilmesi gerekirken buna karşı çıkan politikacılar, insan hakları savunucuları, demokratik laik anadilde eğitim hakkı savunucuları suçlanıyor. Anasınıfında din dersinin ve kuran kursunun pedagojik, insan hak ve özgürlükleri ve çocuk hakları açısından laik ve demokratik bir eğitim açısından ciddi bir hak ihlalidir” şeklinde konuştu.

    “TARİKAT YURTLARI AKP MİLİTANI YETİŞTİRİYOR”

    Tarikat yurdunda intihar eden Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’ya ilişkin de açıklama yapan Bülbül, “Tarikat yurdunda bir video yayınlayarak tüyler ürpertici insanları iliklerine kadar sarsıcı bir duygusallıkla yaşamına son verdi. Bu anlaşılır bir şey değil, maalesef hükümetin politik ve sistematik uygulamaları ve tarikatlar üzerinde mahalle baskısı denen ama aslında bir devlet ve hükümet baskısı yönlendirmesine dönüşen tarikatların tek tip insan yetiştirme politikasıdır. Bunlar dindar falan değil. Burada dindar yetiştirilmiyor. Burada sistem ve AKP militanı yetiştiriliyor. Sabahın köründe tüm sorumluluğu tıp fakültesi bitirmek için uğraşan bir gencin sabah saat 5’te kaldırılarak namaz kılmaya dini kitapları okumaya zorlanmasının İslam dininin hakikatiyle ve kurallarıyla hiçbir alakası yoktur. Bu AKP’nin damıttığı devlet dinidir. Bu münafıkların, kendinden menkul din tasvir edenlerin ortaya koyduğu ve dayattığı insanların bunalıma ve giderek intihara sürüklendiği bir insan hakkı ihlalinden başka bir şey değildir. Bu anlamda bütün tarikatlar denetimden geçilerek bu yurtlardan kalan öğrencilerin koşulları, gözden geçirilmeli ve insan hakları savunucularının denetimine açılmalı diye düşünüyorum” dedi.

    “AKP’Lİ KADROLAR NEFRET SUÇU İŞLEMEYE DEVAM EDİYOR”

    Milletvekili Kemal Bülbül, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesinin, Bektaşilere dönük sözlerini de eleştirerek şöyle devam etti:

    “Bu belediye meclis üyesinin, bilinç altındaki nefret suçunun dışavurumudur. Sen kimsin Bektaşileri aşağılayacak Yezit soylu münafık. Kültürümüzü inancımızı her fırsatta aşağılayan ötekileştirenler Madımak ve benzeri katliamların arkasındaki zihniyetin dışavurumudur. Bu bir nefret suçudur. Bu kişi derhal görevinden istifa etmeli ve savcılar bu kişi hakkında nefret suçu bağlamında derhal gerekeni yapmalıdır. Kendi politik dinginsizliklerini Aleviler, Bektaşiler ve ötekiler üzerinde bir teste çevirmeye çalışan önlenemez ırkçılıklarını nefret suçlarını sürekli üzerimizde test eden bu zihniyeti kınıyorum. Alevi kurumlarını da bu zihniyeti kınamaya ve bu zihniyete karşı hukuki süreci başlatıp mahkemeye başvurmaya davet ediyorum. Biz de gerekeni yapacağız

    Biz Aleviler ve Bektaşiler olarak bu ülkede tüm inançlarla beraber eşit yurttaşlık ilişkisi içerisinde tüm inançlara saygı duyarak ve kendi inancımıza saygı duyulan bir ortamda yaşamak istiyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bu konuda da haklıyız.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGLİ HABERLER

    >Cemaat yurdunda kalan öğrenci yaşamına son verdi: Baskılara artık dayanamıyorum
    >Enes Kara’nın arkadaşları: Daha kaç canımızı kaybetmemiz gerekiyor?
    >HKP, Enes Kara’nın cemaat yurdunda yaşamına son vermesini yargıya taşıdı

  • Tarikat yurdundaki tecavüzcü ve onu koruyan değil, Gazeteci Hoş yargılanacak!

    Tarikat yurdundaki tecavüzcü ve onu koruyan değil, Gazeteci Hoş yargılanacak!

    PİRHA- Denizli’nin Çivril ilçesinde Süleymancılar tarikatında bir erkek çocuğa tecavüz eden şahsı koruduğu için yurt sorumlusunu eleştiren Gazeteci Mustafa Hoş hakkında bir dava daha açıldı. Hoş, “10’a yakın hakkımda dava var. Ama en çok canımı yakan bu oldu. Çocuğa tecavüz eden, koruyan adli makamlardan kaçıran onlar, ama ben yargılanacağım. Baskıyla, tehditle susturmak için her şeyi yapıyorlar” dedi. 

    26 Aralık 2019’da Denizli’nin Çivril ilçesinin Akpınar mahallesinde bulunan Süleymancılar tarikatına ait Kervansaray Erkek Öğrenci Yurdu’nda 12 yaşındaki bir öğrenciye belletmen Emre T. Tarafından defalarca tecavüz edildiği ortaya çıkmıştı. Cinsel saldırı, çocuğun hazırladığı intihar notunun bulunmasıyla öğrenilirken, Emre T. gözaltına alınmış, olayı kapatmaya çalıştığı ortaya çıkan yurt müdürü Murat Ç. hakkında da soruşturma başlatılmıştı.

    “ELEŞTİRDİĞİM YURT SORUMLUSU  BENİ ŞİKAYET ETTİ”

    Bu tecavüz olayının üzerine giden, sorumluları eleştiren Gazeteci Mustafa Hoş hedef alındı. Hoş hakkında yeni bir dava daha açıldı.

    Mustafa Hoş, facebook sayfasında yayınladığı mesajında, “Denizli Çivril tarikat yurdunda çocuğa tecavüz edeni adli makamlara teslim etmeyen, ‘bunu unut’ deyip kaçmasına yardım eden yurt sorumlusu beni şikayet etti. Tecavüz edeni koruduğu için eleştirdiğim tarikatçının şikayeti üzerine dava açıldı” dedi.

    “HAKKIMDA 10 DAVA VAR AMA EN ÇOK CANIMI YAKAN BU OLDU”

    Gazeteci Hoş şunları kaydetti:

    “10’a yakın hakkımda dava var. Ama en çok canımı yakan bu oldu. Çocuğa tecavüz eden, koruyan adli makamlardan kaçıran onlar, ama ben yargılanacağım. Hem de halkı kin ve düşmanlığa tahrik, özel hayatın gizliliği, iftira suçlarından.
    Yetmedi bugün de saçma sapan bir soruşturma için ifadeye çağrıldım. Baskıyla, tehditle susturmak için her şeyi yapıyorlar.”


    PİRHA/ İSTANBUL 

  • İsviçre FEDA’dan tarikat tepkisi: Hardê Dewrêş’e sefer olur, ama zafer olmaz!

    İsviçre FEDA’dan tarikat tepkisi: Hardê Dewrêş’e sefer olur, ama zafer olmaz!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu FEDA İsviçre Temsilcisi Songül Çelik, Dersim’deki tarikat örgütlenmesine ve asimilasyon çalışmalarına tepki göstererek,  “Hardê Dewrêş’e sefer olur, ama zafer olmaz” dedi. 

    Demokratik Alevi Federasyonu FEDA İsviçre Temsilcisi Songül Çelik, yazılı bir yazı kaleme alarak, “Hardê Dewrêş’e sefer olur, ama zafer olmaz” dedi.

    “Harde dewreşîn Jiyarları, Ocaxları, Pir û Raywerleri, Duzgun Bawa û Munzur Bawa, Bonê Xiziri, Înîye Munzurî, Kemerê Duzgunî birbirine ikrar vererek kadimden bu yana yaşayıp geldikleri yerdir” denilen yazıda Dersim’de ve Alevi süreklerinin yaşandığı bölgelerdeki asimilasyona dikkat çekildi.

    “YAVUZ’UN VE KUYUCU MURAT’IN KATLİAM VE SÜRGÜNLERİ DE BAŞARAMADI”

    Yazıda şunlar ifade edildi:

    “Çeno û Laje Harde Dewreşî, tarihin hiç bir döneminde zalimin zulmünü kabül etmemiş, verdikleri ikrardan dönmemişlerdir. Bu günde özelde Raya Heqî 12 Ocax’ın mekanı Dersim’de ve bir bütün Alevi süreklerinin yaşadığı bölgelerde asimilasyonun doruk noktasına ulaştığı bir dönemden geçiyoruz.
    Biz çok iyi biliyoruz ki, bu durum bugünün projesi de değildir. Selçuklunun sahte şecerelerle ocaxlarımızın içini boşaltmaya ve Alevî katliamlarıyla neredeyse yetişkinlerin kalmadığı o zulmat dönemlerinde, Alevi kadınlarının dağlara sığınarak dergahlarını kurduğu, cem ve cıvatları üzerinden yolunu sürdürüp kaybolmaması için canını siper edip bu günlere kadar taşımışlardır. Osmanlı dönemi Yavuz ve kuyucu Murat gibi kasapların katliam ve sürgünleri de başaramadı.

    “TÜRKİYE’DE NEDEN ALEVİ DERGAHLARI KAPATILDI?”

    Son yüzyılda da Selçuklu ve Osmanlı mirasçısı Türkiye cumhuriyeti üç ayak üzerine kurulur. 1-Türklük 2-İslam, 3- Laiklik. Göstermelik ve şekilci laiklikle Alevileri kendine yedekleyerek, bu günlere getirmeyi başardılar. Peki laik olan bir devlette neden Alevinin dergahları kapatılıyor, cemleri yasaklanıyor, dilleri ve gülbengleri yasaklanıyor, Pirleri cezaevlerine ve darağaçlarına gönderiliyor? Pir’e dede, Dayêye anne, bawoya baba, nona ekmek, axue su, Dersim, Hardê Dewrêşê oluyor Tünceli. Cumhuriyetin işgal ettiği bölgelerin her karışına cami yapan ve Kuran kursları açan Türk devleti, ülkede yaşayan tüm halkları, dilleri, inançları Türk ve Müslümanlaştırmak için bütçeden en büyük payı Diyanete veren devlet nasıl laik olabilir? Farklı dinlerden ve inançtan insanları asimle etmek amacıyla Diyanet Genel Başkanlığı’nı kuran bir devlet asla laik değildir, olamaz.
    Adım adım bu günlere kadar geldiler ve artık finale oynamak istiyorlar.

    “DERSİM TERTELESİ’NDE YOK EDEMEDİLER ÇÜNKÜ HERKES BİRBİRİNE İKRARLIYDI”

    Dersim Tertelesi’ne giderken Selçuklu ve Osmanlı döneminde yapılanları katbe kat aşan katliam, soykırım ve beyaz asimilasyon için yollar, okullar, kışlalar yapılır. Dağlarımızın, köylerimizin, her karış kutsallarımızın isimlerini değiştire, değiştire bu günlere kadar gelindi. Bu vahşi kültür kırımı ve insan terletesi her şeye rağmen Hardê Dewrêş’te yaşayan canlı cansız hiçbir şeyi yok edemediler. Çünkü cümle can birbirine ikrarlıydı o coğrafyada. Zalimlere karşı olduğu kadar barbarlığa karşı uygarlıktan yana, haksızlıklara karşı hak ve adaletten canlı, cansız varlıklar ikrarlıydı.

    “SAZ ÇALSIN DİYE ÖLDÜRMEDİKLERİ SILO QİJ HARDE DEWRWŞ’İN SESİ, DİLİ, TARİHİ”

    Pir Firik’in tarih olan sözlerini kuşaktan kuşağa aktarırsak haramzadeler bir saniye bile Harde Dewreşte barınamazlar. Pirimiz derki; “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Haram sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi jiyarlarımız, evliya ve embiyalarımız kabul etmediler. Bize küstüler, ne haliniz varsa görün dediler. Karanlıklar peşimizi bırakmadı. Bilki oğul karanlıklar kötüdür. Ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bilki ışıkta leke yoktur” der pirimiz.
    Ve yine Dersim Tertelesi’nde tüm ailesini öldürdükleri Sılo Qıj beş yaşındadır ve o yaşta kemane çalmayı biliyor.
    TC. askerleri bu çocuk bize saz çalsın, eylendirsin diye öldürmedikleri Sılo Qij daha sonra sazıyla, sözüyle, kılamlarıyla Harde Dewreş’in sesi, kültürü, dili, tarihi, oluyor.

    “NEREDE OLURSAK OLALIM YÜZÜMÜZÜ HARDE DEWREŞ’E DÖNELİM” 

    Ve yine Pirimiz Sey Qazinin TC’nin mahkemelerinde hakim ve savcının Türkçe sorularına cevap vermez. Onlar sorularını tekrarlayınca, Pir Şey Qazî mübaşire döner; “ Sen onlara deki, her kuş kendi dilinde öter. Her ot kendi kökünde biter. Burası Hardê Dewreş’tır. Onun da bir dili vardır. Onların dili geçmez buralarda” der. Onun için değil üniversite eliyle tarikat evleri açma, Hardê Dewreş’in her karışına birer külliye de dikseler yine de başaramayacaklardır. Pirin talibe, talibin Hardê Dewrêş’e, musahipin musahibe ikrarı vardır. Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de
    haramzadelerin sofrasındaki düşkünler başaramayacaklardır. Yeterki bizler nerede olusak olalım, yüzümüzü Hardê Dewreş’e dönelim. Ve sabahın şafağında güneşe yüzünü dönerek; “Ya tija homete, to niheqa Hardê Dewrêşra azo, uze mara dûrî berê” diyen her sabaha gülbeng okuyan annelerimizi unutmayalım.

    “ÇOCUKLARIMIZ KENDİ TARİHİNİ İYİ BİLMELİ”

    Herkes anne baba toprağında bir kulübe bile olsa yapmalı, yılda bir gün de olsa jiyarlarımıza yüzümüzü sürmeliyiz. Dersimde bir çok can çağrılar yapıyor. Onlara ses verelim, can olalımki haramzadelerin barınağı olmasın. Bunu da bilelim hakikat yerin yedi kat dibinde de olsa filizlenip çıkar, Heqîqat bine hawt tebaqî hardîra zîldana vejîna.
    Erenlerimiz bu nedenle, Hardê Dewreş’e sefer olur, ancak zafer olmaz demişlerdir. Bizde bu sözü tarihi hafızamıza ve bilincimize yazarak kuşaktan kuşağa aktarmalıyız. Bu sayede geleceğimiz olan çocuklarımız kendi tarihini iyi bilmeli ki, kedilerini tüm tehlike ve risklere karşı savunabilsinler. Binlerce yıldır ana kadından bize kalan dilimize, kimliğimize, inancımıza ve kültürümüze, dolayısıyla Hardê Dewreş’ bu sayede sahip çıkabilsinler.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kızartıcı: Demokratik muhalefet Dersim’deki tarikat kuşatmasını kırmalıdır-VİDEO

    Kızartıcı: Demokratik muhalefet Dersim’deki tarikat kuşatmasını kırmalıdır-VİDEO

    PİRHA- HDP PM üyesi Bayram Kızartıcı, Dersim’in tarihten bu yana hem inancın hem de özgürlüğün merkezi işlevi gördüğünün altını çizerek, Dersim’in ideolojik kuşatma altında olduğunu söyledi. Kızartıcı, “Dersim’e karşı geliştirilen kuşatmayı yarmak için demokratik muhalefeti sadece Dersim’de değil Dersim dışında da ortaya çıkarmak gerekiyor” dedi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersim’de tarikatların örgütlenmesine dair geçen ay saha çalışması yaptı. Söz konusu çalışmaya ilişkin açıklama yapan DAM, tahminlerinin ötesinde bir tarikat örgütlenmesiyle karşılaştıklarını duyurmuştu. Dersim’de tarikat örgütlenmesine dair saha çalışmasının ardından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclis (PM) üyesi Bayram Kızartıcı, Dersim’in tarihten bu yana hem inancın hem de özgürlüğün merkezi işlevi gördüğünü, egemenlerin bunu tehdit olarak değerlendirdiğini söyledi.

    Kızartıcı, “Farklı yol ve yöntemlerle direnişi, özgürlüğü, inanç özgürlüğünü burada yok etmeye, bunu zaman zaman askeri yöntemler ve fiziki soykırımlarla, zaman zamanda beyaz soykırım diye nitelendirdiğimiz asimilasyon politikasını ön plana çıkararak yapmaya çalışmıştır” dedi.

    “DERSİM, TARİKATLARIN İDEOLOJİK KUŞATMASI ALTINDA”

    İktidarın kendi paradigması çerçevesinde Dersimle özdeşleşen Alevilik inancını ortadan kaldırmak için farklı tarikatlara her türlü desteği vererek gerçekleştirmeye çalıştığının altını çizen Kızartıcı, “Burada amaçlanan bir yandan Aleviliğin özü ile oynamak, diğer yandan Sünni, Türk-İslam sentezini Dersim’de egemen hale getirmektir. Bunu çok farklı yöntemlerle yapıyor. Bir yandan tarikatların ideolojik kuşatması altına alınırken, diğer yandan farklı toplumsal kesimleri satın alarak, aynı zamanda ekonomik yokluğu ve yoksulluğu da Dersim halkına karşı kullanarak gerçekleştirmeye çalışıyor” diye konuştu.

    “DEMOKRATİK MUHALEFET DERSİM’E SAHİP ÇIKMALIDIR”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclis (PM) üyesi Bayram Kızartıcı, siyasal partilere, demokratik muhalefete ve demokratik kitle örgütlerine düşen görev Dersim’de tarihten bu yana var olan Alevilik inancını ve kültürünü yaşatmak olduğunu ifade ederek, şunları dile getirdi:

    “Elbette bu destek sadece sözle olmaz. Dersim’de tarikatların ideolojik etkinliğini ortadan kaldırmak için demokratik muhalefetin Alevi inancının da kendisini bu mezheplere tarikatlara karşı örgütleyerek egemenlik alanını kısıtlamaya çalışmak lazım. Demokratik muhalefet geri çekildikçe orada iktidar eliyle yerleştirilmeye çalışılan mezheplerin tarikatların yaşam alanı genişleyecek. Dolayısıyla ideolojik bombardımana karşı bir yandan Alevilik inancı orada yaşamsal kılmak, diğer yandan da Dersim’e karşı geliştirilen kuşatmayı yarmak için demokratik muhalefeti sadece Dersim’de değil Dersim dışında da ortaya çıkarmak gerekiyor.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Mutlu: Tarikat yapılanması gibi saldırılara karşı yol haritası belirlenmeli-VİDEO

    Mutlu: Tarikat yapılanması gibi saldırılara karşı yol haritası belirlenmeli-VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Belediyesi önceki dönem Belediye Eş Başkanı Yüksel Mutlu, Dersim’deki tarikat yapılanmasına karşı Alevi kurumlarının inisiyatif alması gerektiğini söyledi. Mutlu, “Alevi kurumları, inanç önderleri başta olmak üzere bütün kesimler bir araya gelmeli ve bir yol haritası hazırlamalıdır” dedi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersim’de tarikatların örgütlenmesine dair geçen ay saha çalışması yaptı.

    Söz konusu çalışmaya ilişkin açıklama yapan DAM, tahminlerinin ötesinde bir tarikat örgütlenmesiyle karşılaştıklarını duyurmuştu.

    Dersim’de tarikat örgütlenmesine dair saha çalışmasının ardından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Akdeniz Belediyesi önceki dönem Belediye Eş Başkanı Yüksel Mutlu, Dersim’deki tarikat yapılanmasına, Alevi kurumlarının bu yapılanmaya karşı nasıl bir refleks içinde olmasına dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Dersim’e yönelimin ilk olmadığını ve son olmayacağının altını çizen Mutlu, “Sorun çözülüp demokratik bir cumhuriyet inşa edilene kadar bu saldırılar türlü biçimlerde devam edecektir” dedi.

    “GÜÇLÜ BİR POLİTİKA OLUŞTURAMADIK”

    Tek dil tek din tek ırk yaratma üzerine kurulu bir zihniyetin yüz yıldır var olduğuna, bugün de mevcut iktidar tarafından bu anlayışın sürdürüldüğüne dikkat çeken Mutlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dersim gibi bir kentte bir üniversite kurulacak ve o üniversite boş duracak, iktidara çalışmayacak. Şimdi bir kere böyle düşünmek bile safdilliktir. Çünkü nereden biliyoruz? İlk kurulduğu yıllarda oradaki cemevine müdahale edişiyle, sözde Zazacaya sahip çıkıyormuş görüntüsü verilerek ayrımcılığı arttıran, inceltilmiş bir politika ile başladı. Munzur Üniversitesi’nin Reya Haq inancını geliştirmesini bekleyemezsiniz. Çünkü iktidara, devletin resmi ideolojisine hizmet ediyor. Buna karşı ne yaptık? Bence burada kendimize bir eksik koymamız gerekiyor. Biz burada yetersiz kaldık ve güçlü bir politika oluşturamadık, güçlü bir karşı duruş sergileyemedik.”

    “DERSİM’E TARİKATLAR AKP TARAFINDAN TEŞVİK EDİLDİ”

    “Asimilasyoncu politikalarla kim mücadele edecek?” diye soran Mutlu, “Aslında bununla hepimiz mücadele edeceğiz. Sadece Dersim’dekiler, kadınlar, gençler değil, bugün bu sisteme muhalif olan tüm kesimlerin ortak bir mücadele yürütmesi gerekiyor. Bu iktidar ve bundan önceki iktidarlar da dahil olmak üzere Dersim’e sürekli bir yönelim hali mevcuttur. Bu yönelim halini bilelim ve ona göre de tutum alalım, mücadele edelim ve duruşumuzu da ona göre geliştirelim. Bu ülkede tarikatlar var bunu biliyoruz bu tarikatlarına AKP iktidarı döneminde nasıl teşvik edildiğini nasıl kışkırtıldığını, nasıl sınırsız ve sonsuz olanaklarla donatıldığını ve müthiş bir para güçlerinin olduğunu da biliyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİ İNANCINA SAHİP HERKES TEHDİT ALTINDA”

    Tüm bunlara karşı bir direnişin olduğunu ancak Alevi kurumlarının duruşunun zayıflığını ve yetersizliğini vurgulayan Mutlu, şunları dile getirdi:

    “Bu sadece Dersim meselesi değil. Bugün Türkiye’de yaşayan bu topraklarda bu coğrafyada yaşayan, Alevi inancına sahip herkes bu tehdit altındadır. Egemen bunu yapar. Buna karşı tüm Alevi kurumlarının temsilcilerinin üyelerinin dahil olmak üzere güçlü bir refleks göstermesi lazım. Bu karşı duruşu daha güçlü hale getirmenin yollarına bakmamız lazım.”

    ALEVİ PİRLERİNE ÇAĞRI

    Akdeniz Belediyesi önceki dönem Belediye Eş Başkanı Yüksel Mutlu, Türkiye’deki tüm sivil toplum örgütleri, tüm inanç ve kanaat önderleri tüm Alevi pirlerine seslenerek, “Hepsinin ortak bir karar alıp Dersim’de bunu masaya yatırıp, kadınların da öznesi olduğu çalıştay, konferans vb. çalışma yapılarak bir yol haritası belirlenebilir” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

     

     

     

  • ‘Alevi kurumları gerici örgütlenmelere karşı mücadeleyi yoğunlaştırmalı’-VİDEO

    ‘Alevi kurumları gerici örgütlenmelere karşı mücadeleyi yoğunlaştırmalı’-VİDEO

    PİRHA- AKD Mezitli Şube Başkanı Ferdi Koç, Dersim’in Alevi inancını en derinden yaşadığını ve tarih boyunca da dik duruşunu koruduğunu belirterek, “Eğer Dersim düşerse Alevi dünyası da yok olur” dedi. Koç, tarikat örgütlenmesine karşı Alevi kurumlarının mücadelesini yoğunlaştırması gerektiğini kaydetti. 

    Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) tarikat örgütlenmesine dair saha çalışmasının ardından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Şube Başkanı Ferdi Koç, Dersim’in seçilmesinin nedeninin tarihsel süreç içerisinde Alevi yaşam biçiminin en yoğun yaşadığı bir bölge olması olduğunu belirterek, “Bir taraftan Sünni tarikat ve cemaatler, diğer taraftan Şiacılar tarafından hedef haline getirildi” dedi.

    “DERSİM’E YÖNELİK ASİMİLASYON POLİTİKASI HIZLI BİR ŞEKİLDE DEVAM EDİYOR”

    Alevi kurumlarının Dersim’i yeterince önemsemediğini ifade eden Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde Dersim’e yönelik bir asimilasyon politikası çok derinlemesine ve hızlı bir şekilde devam etmekteydi. 12 Eylül sonrası da yoğunlaşarak Dersimli gençleri imam hatiplere göndererek asimilasyon politikalarını hayata geçirmek için çok rahat bir çalışma içerisine girdiler. Federasyon ve federasyona bağlı kurumlar bu konularda hiçbir zaman cesareti ortaya koymamışlardır. Alevi örgütlerinin ve inanç kurullarının Dersim’e gitmeleri ve bu tür gerici örgütlenmelerin karşısında dimdik ayakta durmalıdır.”

    “DERSİM HEP DİK DURDURDUĞU İÇİN ALEVİLİK GÜNÜMÜZE KADAR GELMİŞTİR”

    Yeterli karşı duruş olmadığı için tarikatların istedikleri şeyi yapmaya çalıştığını vurgulayan Koç, “Dersim coğrafyası tarihsel süreç içerisinde hiçbir zaman bu kadar asimilasyona uğramamıştır. Dersim hep dik durmuştur, dik durdurduğu için de dedelerimiz, rehberlerimiz, pirlerimiz Alevi yaşam biçimini günümüze kadar taşımışlardır” diye konuştu.

    “DERSİM DÜŞERSE ALEVİ DÜNYASI DA YOK OLUR”

    “Dersim’e gidildiğinde suyuna, toprağına, göllerine, dağlarına niyaz ederiz” diyen Koç, “Eğer Dersim düşerse Alevi dünyası da yok olur. Yani bizim açımızdan Anadolu Aleviliği de bir noktada asimilasyona uğrayacaktır ve gerçekten çok büyük bir yara alacaktır. Tüm kurumlara sesleniyorum. Gerici örgütlenmelere karşı tüm Alevi örgütleri dik durmalıdır. İnanıyorum ki önümüzdeki süreçte gereken tavırlar ve mücadeleler verilecektir” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN