Etiket: tarikat

  • Tan’dan tarikat örgütlenmesi tepkisi: Alevi kurumları Dersim’e sahip çıkmalı-VİDEO

    Tan’dan tarikat örgütlenmesi tepkisi: Alevi kurumları Dersim’e sahip çıkmalı-VİDEO

    PİRHA- Yazar Abbas Tan, Aleviliğin varlığın birliği ilkesini temel alan bir inanç olduğu için yüzyıllar boyunca hedef haline getirildiğinin altını çizerek, “Dersim Alevi inancının merkezidir. Asimilasyona uğratılırsa Alevilik yok olur. Alevi kurumları bir bütün olarak Dersim’e sahip çıkmalıdır” dedi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) tarikat örgütlenmesine dair saha çalışmasının ardından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Araştırmacı- Yazar Abbas Tan, tarikat yapılanmalarının Dersim’i hedef almalarının temel nedeninin Alevi inancının merkezi olmasından kaynaklı olduğunun altını çizerek, “Aleviliği ortadan kaldırmak ve asimile etmek için zaman zaman Alevileri, Alevi kanaat ve inanç önderlerinin kullandılar” dedi.

    30-40 yıldır örgütlenen Alevilerin önünü kesebilecek devletin desteğiyle cemaat örgütlenmesinin Dersim’de yeniden canlandırmak istendiğini belirten Tan, “Günümüzde hala mücadele veriyorlar. Çok başarılı olamadılar ama zaman içerisinde eğer Aleviler bu konuda duyarlı bir politika sergilemez ve Dersim’i sahiplenmezlerse söz sahibi olacaklar. Çünkü Dersim’de birçok Ocakzadeyi şu an o cemaatlerin içerisinde görüyoruz, duyuyoruz” diye konuştu.

    OCAKZADELERE DUYARLILIK ÇAĞRISI

    Munzur Üniversitesi’nin cemaat örgütlenmesinde önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Tan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu yüzden de cemaatlerin Dersimdeki çalışmaları kaygı vericidir. Yeni bir politika değil, bu geçmişte de vardı. Düşününüz 1890’larda Osmanlı’nın kurduğu aşiret mekteplerine özellikle Dersim bölgesindeki Ocakzadelerin ve aşiret reislerinin en zeki çocuklarını  en zeki çocuklarını götürdüler. Orada Türk İslamcı bir anlayışı öğrettiler. O zeki çocuklara Kur’an öğreterek müslümanlaştırma politikasını o günden başlattılar, günümüzde de bunu çok iyi bir şekilde değerlendiriyorlar. Dersimdeki Ocakzadeler halk dili ile dede çocuklarını bir şekilde bu işin içerisine çekmeye çalışıyorlar. Bunun içinde Ocakzadelerin bu konuda duyarlı olması gerekiyor.”

    “ALEVİ KUURMLARI DERSİM’İ SAHİPLENMİYORLAR”

    Alevi kurumlarının Dersim’i sahiplenmesi gerektiğini vurgulayan Tan, “Alevi kurumları Dersim’i sahiplenmiyorlar. Örgütlü Alevilerin Türkiye’de en çok söz sahibi olan Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenlerinin bu konuda yeterli olmadığını gördük. Tavır geliştiremiyorlar. Bireysel tavırlar bireysel açıklamalarda yetmiyor. Dersim’i Aleviliğin merkezi sayıyoruz. Her tepesi, dağı, taşı, kuşu, hayvanı, bitkisi, ormanı, hepsinin bir kutsiyeti vardır. Bu kutsaliyetleri bilmek ve sahiplenmek lazım. Aleviler tavır koymaz ve ciddi bir çalışma yapmazken pandemiyi bahane ederek bunu fırsat bilen cemaatler önce Dersim sonra Türkiye’nin her tarafındaki Alevi örgütlerinin içerisine girecekler. Bu kaygının aşılabilmesi için de Alevi kurumlarının bir araya gelmesi gerekir. Çözüm tabanın sesini dinleyerek, sorunlarını tespit ederek bir mücadele verilmesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Süleymancılar’a bağlı Kuran kursunda çocuklara cinsel istismar iddiası

    Süleymancılar’a bağlı Kuran kursunda çocuklara cinsel istismar iddiası

    Süleymancılar’a ait olduğu belirtilen Zümrütevler Kuran Kursu’nda çocukların cinsel istismara maruz bırakıldığı iddia edildi. Yaşananlar yargıya taşınırken suç duyurusunda kurstaki hocaların olayı gizlemeye çalıştığı belirtildi. 

    BirGün’de yer alan habere göre, İstanbul Maltepe’deki Süleymancılar’a ait olduğu iddia edilen Zümrütevler Kuran Kursu’nda üç çocuğun cinsel istismara maruz bırakıldığı öne sürüldü. Kuran kursuna dört gün giden fakat yaşananları gördükten sonra ayrılan çocuğun ailesi İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    Yapılan suç duyurusundaki iddialara göre, Zümrütevler Kuran Kursu’na yeni başlayan bir öğrenci, buradaki ilk gününün akşam saatlerinde yatılı kalan öğrencilerin karınlarının ağrıdığını fark etti. Ertesi gün tekrar kursa giden bu öğrenci, orada bulunan ‘hocalara’ arkadaşlarının durumunu anlattı. Öğrenciye, hocaları tarafından “Önemli bir şeyleri yok. Sen yine de 8. sınıf öğrencilerinden uzak dur” denildi. Çocuk, kursun üçüncü gününde namaz kılmak için arkadaşıyla mescide indiği sırada 8. sınıf öğrencisi B.’nin kendinden küçük bir öğrenciyi cinsel istismara maruz bıraktığını gördü. O sırada diğer öğrencileri fark eden B., “Sıra size de gelecek” diye tehdit etti. Bunun üzerine öğrenciler, durumu ‘hocalara’ bildirdi. Hocalar ve kurs yetkilileri ise “Büyütülecek bir şey yok” yanıtını verdi.

    Dilekçede hem ‘çocuğun cinsel istismarı’ hem de ‘suçu bildirmeme’ suçlarından cezalandırma talep edildi:

    “Zümrütevler Kuran Kursu’nda uzunca süreden beri öğrencilere yönelik cinsel istismar suçu işlenmekte. Bundan dolayı suçu gizleyen ve bildirmeyen hocalara yönelik soruşturma yürütülmesini talep etmekteyiz.”

    SORUMLULAR YARGILANSIN

    Yaşananların üzerine çocuklarını kurstan alan ve kurs hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan aile, şunları söyledi:

    “Pandemide okullar uzaktan olunca çocuğum çok sıkılmıştı. Biz de bu süreci faydalı geçirmesi için Kuran kursuna verdik, kursa gittiklerinde telefonlarını hocalara teslim ederler. Kursa başladıktan dört gün sonra hocalardan gizli bizi aradı. ‘Anne burada çok kötü şeyler oluyor beni alın’ dedi, biz de çocuğumuzu almaya gittik. Geldiğinde elinde bir gofret vardı, yaşananları anlattı. Durumu yetkililere anlattın mı diye sorduğumuzda anlattığını ve ‘Büyütülecek bir şey yok’ cevabını aldığını söyledi.

    Ne yapacağımızı şaşırdık. Başımıza bir şey gelir diye de korktuk ama susamadık. İstismara uğrayan bizim çocuğumuz da olabilirdi. Kim bilir kaç çocuk bunları yaşadı ve göz yumuldu. Benim çocuğumun eline bir gofret verip sakinleştirmeye çalışmışlar. Daha önce de yaşanmış bu durumlar ama aileler çocuklarına inanmamışlar. Ben çocuğuma inanıyorum. Bunu yapanların da, göz yumanların da yargılanmasını istiyorum.”

    BUZ DAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ

    Ailenin avukatı Deniz Demirdöğen ise yaşananlar hakkında şöyle konuştu:

    “Geçen hafta içerisinde Zümrütevler Kuran Kursu’nda çocuklara yönelik cinsel istismarda bulunulduğu bilgisi tarafımıza ulaştı. Yaptığımız araştırmalarda, anlatılanların buz dağının görünen kısmı olduğunu gördük. Zümrütevler Kuran Kursu’nun aynı zamanda bir tarikat yurdunun bünyesinde bulunduğunu öğrendik. Yaşları 10–14 arasında değişen onlarca çocuk yatılı şekilde yurtta kalıyor. Süleymancılara ait olduğu belirtilen ve Müftülüğe bağlı olarak hizmet vermekte olan Zümrütevler Kuran Kursu ülkemizdeki cemaat, tarikat ve devlet ilişkisini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Sürecin takipçisi olup suçluların adalet karşısına çıkmasını için hukuk mücadelesi vereceğiz.”

  • Adıyaman HBVAKV Başkanı Tunç: Diyanet Alevileri asimile etmeye çalışıyor- VİDEO

    Adıyaman HBVAKV Başkanı Tunç: Diyanet Alevileri asimile etmeye çalışıyor- VİDEO

    PİRHA – Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuşan HBVAKV Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç, “Diyanet devlete bir din oluşturmak için kurulmuştur. Tek bir inanç şekillendirilmek isteniyor. Biz Alevileri de onun içine katmaya çalışılıyorlar. Diyanet Alevileri asimile etmeye çalışıyor” dedi.  

    Haberin videosu

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına değinerek Adıyaman’da ve genelde Diyanet eliyle yapılan uygulamalara dikkat çekti.

    “DEVLET MAHKEME KARARLARINI UYGULAMALI”

    Nusret Tunç, Türkiye’de Alevi kelimesini kullanarak vakıf, dernek açamadıklarını hatırlatarak, devletin hala mahkeme kararlarını uygulamadığını vurgulayarak şöyle konuştu:

    “Türkiye Cumhuriyeti parlamentosunda Aleviler lehine bir kanun, bir yasa tasarısı çıkmış değil. Biz Aleviler bir takım haklar elde etmiştik. Bunu Türkiye mahkemelerinden ve Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nden elde etmiştik. 2000 yılına kadar Alevi kelimesini kullanmak yasaktı. Niçin bizim vakfımızın adı Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı. Alevi vakfı diye bir vakıf kuramıyorduk. Rahmetli Ali Doğan Genel Başkanımızdı onun öncülüğünde federasyon kuracaktık; dediler ki kurmazsınız. Alevi kelimesini Türkiye’de kullanmak yasak. Gittik mahkemeye, mahkeme kararıyla ‘Alevi kelimesini kullanmakta sakınca yoktur’ diye karar çıkarttık. 12 Eylül’ün başımıza bela ettiği zorunlu din derslerini ile ilgili yurt içi mahkemelere gittik, sonuç alamadık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gittik ve olumlu karar verdi; Alevi çocuklarına zorunlu din dersi verilemez, diye. Bu kararı Türkiye Cumhuriyeti devleti hala uygulamadı, uygulamıyor.”

    Tunç, tek din, tek inancın şekillendirilmek istendiğinin altını çizerek, Alevilerin de bunun içine katılmaya çalışıldığını belirtti. Diyanet’in bütçesine ve kadrosuna de değinen Tunç, “Bu bütçe ve 100 bini aşkın kadroyla ‘Alevileri nasıl yaparız da asimile ederiz’ çalışmaları her dönemde vardı, bugün de çok yoğun bir şekilde var” dedi.

    “ADIYAMAN’DA DİYANET’İN DAVETİNE HİÇBİRİMİZ KATILMADIK”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Cemevleri kırmızı çizgimizdir’ sözlerini hatırlatan Nusret Tunç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Diyanet İşleri Başkanı, bizim kurumlarımızı sözde ziyaret etmek istiyor. Oysa ki bizim kurumlarımızı kabul etmiyor. Yani kendi açıklaması var: ‘Cemevleri kırmızı çizgimizdir’ diyor. Müslümanların ibadet yerleri camidir diyor, cemevlerini tanımıyor. Sen o zaman cemevlerini niye ziyaret ediyorsun? Bizim oturup bunu düşünmemiz lazım. Bunun altında ne var, bunu bize açıklaması lazım.Ve biz Aleviler bu oyuna gelmeyeceğiz. Mersin’de bizim bir dedemiz bu şekilde kabul etti. Ben oyuna geldi diye değerlendiriyorum. Çünkü Hasan Kılavuz dedem bu kadar tecrübesiz bir adam değil. Ama misafirperver, belki duygusallığından kabul etti. Diyanet İşleri Başkanı uçağıyla buraya da Adıyaman’a da geldi. Ben 3, 4 yıldır hiçbir protokol tarafından hiçbir toplantıya davet edilmemişim. Diyanet İşleri Başkanı’na ben dahil bütün Alevi kurum başkanları, bütün dedeler valilik kanalıyla davet edildik. Tabii biz kendi aramızda bu daveti istişare ettik o toplantılara hiçbir dedemiz, hiçbir başkanımız gitmedi. İçimizde içinden geçirmiş olanlar olabilir. Tabii tabanın ve mahalle baskısıyla o işi boşa çıkardık.”

    “TARİKAT ÖRGÜTLENMESİ OLUMSUZ ETKİLİYOR”

    Adıyaman’daki tarikat örgütlenmelerine karşı mücadele ettiklerine dikkat çeken Tunç, Aleviler üzerindeki baskılara değindi. Tunç, ‘ Ya bizdensin, ya değilsin anlayışı’ ile Alevilerin kurumlardan tasfiye edildiğini belirterek, “Bizim aileler de çocuklarının geleceği için cemevlerine gelmekten imtina ediyorlar. Biz Adıyaman’da aşure yapacaktık. Öyle bir korku yayıldı ki İŞİD’in bombalarının patlatıldığı dönemlerde sanırım 2015-16-17 yıllarıydı. Bir dedemizin ölüm yıl döneminde on binlerce insanla anmasına gidiyorduk, orayı bile iptal ettik. Halkımıza bir zarar gelir diye, korkumuzdan iptal ettik. Böyle bir ortamda yaşıyoruz. Bütün bunlar olurken de Adıyaman halkı ile bizim bir sorunuz yok. Adıyaman’a dışarıdan müdahaleler oluyor. Karanlık eller tarafından, İŞİD adı altında, işe almama anlamında, anlatmış olduğum konulardan dolayı tarikat örgütlenmesi gibi durumlar nedeniyle olumsuzluklar oluyor. Gerçi tarikat örgütlenmesi bütün Türkiye’de var” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ADIYAMAN 

  • Yarıyıl tatili başladı, sorunlar ise devam ediyor

    Yarıyıl tatili başladı, sorunlar ise devam ediyor

    PİRHA- Okullarda 15 günlük yarıyıl tatili başladı. İkinci dönem ise 3 Şubat’ta başlayacak. Eğitim-Sen ilk yarıyılına dair değerlendirmesinde, eğitimin yıllar içinde gerilediğini, okulların dini grupların temel faaliyet alanı haline geldiğini belirtirken, Eğitim-İş, eğitimin tarikatlara teslim edildiğini belirtti.

    Eğitim’de ilk yarıyıl arası başladı. Bugün başlayıp, 3 Şubat’ta sona erecek tatil çocukları sevindirirken, eğitim camiasında sorunların devam ettiği raporları paylaşıldı.

    “ÇOK SAYIDA SORUN DEVAM EDİYOR”

    Eğitim- Sen yayınladığı ilk yarıyıl raporunda, eğitimin niteliğinde yıllar içinde yaşanan gerilemenin devam ettiğine dikkat çekilerek şunlara yer verdi:

    “Eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleşme uygulamaları, okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri, kalabalık sınıflar, ikili öğretim, taşımalı eğitim, çocukların camilere götürülmesi, dini cemaat ve vakıfların kreşlerine ve yurtlarına yönlendirilmesi, çocukların taciz ve istismara uğraması, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulamasının sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu vb gibi çok sayıda sorun eğitim sisteminin belli başlı sorunları olarak dikkat çekmektedir.

    MEB’in merkezi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, yerellerde ise İl müftülükleri başta olmak üzere, büyük çoğunluğu dini cemaatlerin uzantısı olan kimi vakıf ve derneklerle çeşitli konu başlıkları altında imzaladığı işbirliği protokolleri, okullarımızın dini grupların temel faaliyet alanları haline getirilmesine neden olmuştur. Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan ve katlanarak artan sorunlar, MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığını göstermektedir. Okullarda yaşanan yoğun dinselleşme ve eğitimi ticarileştirme uygulamaları okullarımızı eğitim yuvası olmaktan hızla uzaklaştırmaya başlamıştır. Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, milliyetçiliğin ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde eğitim ve bilim emekçileri kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini kesintisiz sürdürmeye kararlıdır.”

    Eğitim-İş ise, 2019-2020 eğitim ve öğretim döneminin ilk yarıyılına ilişkin değerlendirme raporunu açıkladı. Eğitim-İş, açıkladığı raporda Milli Eğitim Bakanlığı’nın tarikatları beslediğine dikkat çekerken, “Sözleşmeli, ücretli adı altında öğretmenlerin kategorilere bölünerek sömürülmesi 2019’da da sürdü. Mesleğine kavuşturulmayan öğretmen sayısı, yarım milyona dayanırken,  2019’da ataması yapılmayan 9 öğretmen intihar etti” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der Başkanı’ndan MEB’e tepki: Toplumu tarikat ve cemaatler kuşattı-VİDEO

    Veli-Der Başkanı’ndan MEB’e tepki: Toplumu tarikat ve cemaatler kuşattı-VİDEO

    PİRHA – MEB’in, Diyanet İşleri Başkanlığı ile imzaladığı protokollerle okul öncesi eğitim kurumları açma yetkisi vermesi ve Türkiye’nin birçok yerinde kuran kursu açılması tepki topluyor. Veli-Der Genel Başkanı Kaya, toplumun tüm alanının tarikat ve cemaatlerle kuşatıldığı uyarısında bulunarak, “MEB’in bu politikalarına karşı mücadele yürütülmesi gerekir” dedi. 

    Haberin videosu

    Milli Eğitim Bakanlığı, birçok dini vakıf, cemaat ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile protokoller imzaladı. Eğitim alanını adım adım dinci dernek ve vakıflara emanet eden Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Türkiye’nin birçok yerinde dini vakıf, cemaat ve Diyanet ile imzalanan protokollere bağlı olarak kuran kursu ve eğitim kurumları açarak okul öncesi eğitim alanına girmeye çalışıyor.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Genel Başkanı İlknur Kaya Bahadır , dini vakıf ve cemaatlerle yapılan protokollerin Cumhurbaşkanı’nın ‘kindar ve dindar nesil yetiştireceğiz’ söyleminin vücut bulmuş hali olduğunu kaydetti.

    Kaya, toplumu dinselleştirmenin bir aracı olarak müfredat ve program değişiklikleri ve bu yapılan protokollerle yetişen çocukların daha da dinsel bir ortama çekildiğini söyledi.

    MEB’in dini cemaat ve vakıflarla imzaladığı protokollerin, daha çok okullardaki ‘değerler eğitimi’ adı altında bir dinselleştirme projesi olduğunu söyleyen Kaya, Diyanet ile imzalanan protokolün daha dikkat çekici olduğunu söyledi.

    Kaya, imzalanan protokol ile okul öncesi eğitim kurumları açma yetkisinin verildiğine dikkat çekerek, Türkiye’nin her yerinde Diyanet’e bağlı okul öncesi eğitim kurumları ve kuran kursları açıldığı uyarısında bulundu.

    “ENSAR VE ALADAĞ’DAN SONRA YÖNETMELİK DEĞİŞTİRİLDİ”

    Dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi olan cemaat ve tarikat okullarının sadece okullarda olduğu yanılgısına düşülmemesi konusunda uyarıda bulunan Kaya, “Toplumun tüm alanını kuşatmış durumda tarikat ve cemaatlar” dedi.

    Kaya, diğer yandan cemaat ve tarikatların açtığı yurtlara da dikkat çekti. Ortaöğretim seviyesinde devlet dışında özel kurumların  yurt açma yetkisinin olmadığını söyleyen Kaya, Ensar Vakfı ve Aldağ’da yaşanan olaylardan sonra devletin yönetmeliği değiştirdiğini söyledi.

    “SOSYAL DAYANIŞMA AĞLARI KURARAK AİLELERİ CEMAATLERİN ELİNDEN KURTARABİLİRİZ”

    İlknur Kaya Bahadır, tarikat ve cemaatlerin okullar dışında birçok yerde şube açtıklarını belirterek buna karşı yapılması gerekenleri şöyle açıkladı:

    “Toplumun en geniş ve en alt gelir seviyesine sahip olan aileler çaresizlikten çocuklarını bu yurtlara göndermek zorunda kaldılar. Asıl buralara dikkat çekmek gerekiyor. Bu vakıflar ve cemaatler bütün okullara girdi ama hiç ummadığımız yerlerde şubelerini görüyorsunuz. Aslında okullarla sınırlı olmayan tarikatlar ve cemaatlerin toplumun tamamını kuşattığına tanık oluyoruz. Bu yüzden bu alana dair Alevi yurttaşlar, gayri müslüm yurttaşlar başka inanca mensup olanlar ya da seküler bir yaşamı benimsemiş olan insanlar için bu farkındalık çok daha değerli bir farkındalık olacak. Okulda görüyor, çocuğunu alarak başka bir okula götürerek oradan kurtardığını zannediyor ama öyle olmadığını görüyoruz. Çünkü mahallede başka bir faaliyette çocuğu başka bir şekilde o alana yakalanmış oluyor. Bu yüzden farkındalık çok daha önemli. Tabi bunu engellemek için şuna dikkat etmemiz gerekiyor: Dernek olarak mağdur ailelerle görüşüyoruz tecavüze uğrayan ailelerin davalarını takip etmeye çalışıyoruz ya da Aladağdaki gibi çocukların aileleriyle görüşüyoruz. En çok karşımıza çıkan sosyal kültürel ekonomik durumlarına baktığımızda çaresiz aileler. Ya ekonomik desteğe ihtiyacı olan ya da sosyal desteğe ihtiyacı olan aileler. Bize düşen görev, bu sosyal ve maddi destek ihtiyacını karşılayacak sosyal dayanışma ağlarını oluşturmak. İnsanların bunlara mahkum olmadığını göstermemiz gerekiyor.”

    “OKULLARDA CİNSİYETÇİ EĞİTİMLER VERİLİYOR” 

    Pedagojik açıdan çocuklarda din eğitiminin 12 yaşından itibaren verilmesi gerektiği üzerinde duran İlknur Kaya Bahadır, daha öncesinde verilen din eğitimlerinin çocuğun gelişmesine olumsuz etki yaptığını belirterek şunları kaydetti:

    “Zaten çocuk 11-12 yaşından itibaren soyut kavramları anlamlandırabiliyor, onun öncesinde soyut kavramları anlamlandıramıyor. Bu da zihninin gelişiminde negatif sonuçlar doğurabiliyor. Bu anlamıyla biz doğru bulmuyoruz okul öncesindeki ya da 12 yaşından önce verilmiş her türlü dini eğitimi. Bu sadece ailelerin kendi dini inançlarına göre hangi inancı benimsemiş olurlarsa olsunlar o yaşa kadar çocuklarına kendi evinde inançları çerçevesinde öğretebilecekleri şeylerle bu kültürel yaşama adapta olmalı. Ama bunu siz devlet olarak alır okul öncesi eğitimden başlayarak çocuğu bu kodlarla yetiştirirseniz ki bu sadece din de değil çok cinsiyetçi bir şekilde de bu eğitimler ortaya konuluyor. Basına da yansımıştı. Bir anaokulunda kız çocuklarına erkek çocuklarının ayakları yıkatıldı. Son derece cinsiyetçi. Biz çocuklarda özellikle cinsiyet eşitliği için mücadele vermeye çalışırken, okul öncesinden başlayarak birde böyle bir cinsiyetçi tarafını görüyoruz. Buna şiddetle karşıyız.”

    MÜCADELE YÜRÜTME ÇAĞRISI 

    Ailelere protokoller çerçevesinde okullarında yapılan çalışmalarda kendi rızaları dışında çocuklarının katılmalarını engellemek için okullarına dilekçeler vermelerini sağladıklarını söyleyen Kaya, MEB’in bu politikalarına karşı bütün topluma mücadele yürütme çağrısında bulundu. Kaya, sınıfsal mücadeleye de dikkat çekti.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Resmi plakalı tarikat aracına tepki-VİDEO

    Resmi plakalı tarikat aracına tepki-VİDEO

    PİRHA- Cübbeli Ahmet’in onursal başkanlığını yaptığı Hayder Aşevi’ne ait bir araçta resmi plaka görülmesi tepkilere neden oldu. DAD Genel Sekreteri Murat Işık, “AKP, kamu kaynaklarını bu selefi gruplar ile tarikatlara dağıtarak iktidarını büyütme çabası yürütüyor.” dedi. Işık, “Yaşananlarda biz Aleviler de dahil hiçbir toplumsal kesimin rızası yoktur.” diye de ekledi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait resmi plakalı bir araçta İsmailağa Cemaati’ne bağlı ‘Hayder Aşevi’ yazısının görülmesi kamuoyunda büyük tepkiye neden oldu.

    ‘Cübbeli Ahmet Hoca’ olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün onursal başkanlığını yaptığı derneğe kim, ne tür bir anlaşma sonucu araç tahsis etti henüz bilinmiyor.

    Duruma tepki gösteren kesimlerin başında ise Alevi örgütleri geliyor. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Sekreteri Murat Işık, “Tarikatlar meselesini AKP’nin ideolojik arka planı olarak değerlendirmek gerekir” diyerek kamu kaynaklarının benzer çevrelere nasıl dağıtıldığına da işaret etti.

    “KAMU KAYNAKLARI RIZAMIZ OLMADAN TARİKATLARA DAĞITILIYOR”

    Işık’ın açıklaması şöyle:

    “Tarikatlar meselesi sadece Türkiye’de ilişkilendikleri tarikatlarla sınırlı değil. AKP’nin uluslararası faaliyet gösteren DAİŞ dahi selefi gruplarla ilişkilenmesi aslında tarikatlarla ilişkisinin daha derinlikli değerlendirmesini gerektiren bir meseledir. Kamu kaynaklarının bir şekilde bu selefi gruplar ile tarikatlara dağıtılarak aslında iktidarını büyütme çabası var. AKP’nin 20 yıldır halka yönelik yürüttüğü politika bu biçimde gelişmiştir. Yani sosyal devlet, kamusal hak ve hizmetler bir şekilde heba edilerek sadaka ekonomisi yürütülüyor. Yardımlarla, tarikat ilişkisi ile toplumsal kesimlerin var olan itirazlarını bastırmak için bu kesimlere para aktarma ve bunlarla ilişki yürütme çabaları var. Yapılanlar modern devlet anlayışına uymadığı gibi antidemokratiktir, faşizandır gericidir. Bu yaşananlarda biz Aleviler de dahil hiçbir toplumsal kesimin rızası yoktur. Alevilerin vergileri ile kamusal kaynaklar çeşitli tarikat ve cemaatlere rızamız olmadan dağıtılıyor. Öteden beri itirazlarımızı dile getiriyoruz; devlet dinsel alandan elini çekmelidir.”

    “ALEVİLER OLARAK HAKKIMIZIN YENİLDİĞİNİ GÖRÜYORUZ”

    Murat Işık, belediyelerin AKP döneminde ‘talan merkezi’ haline getirildiğinin de altını çizdi. Yolsuzlukların sadece İstanbul Belediyesi ile sınırlı olmadığını söyleyen Işık, sözlerine şöyle sürdürdü:

    “Ankara’da da yolsuzluklar ayyuka çıktı. Artık mızrak çuvala sığmadığı için kendi siyasetçileri, yol arkadaşları bile bu yolsuzlukların kabul edilemez olduğunu söylemiştir. Kayyumlar eliyle Kürt illerindeki yapılanlar da tam bir talancı politikadır. Birçok belediye yolsuzluk batağındadır. ‘AKP bunları neden yapıyor?’ diye sormak lazım. Öncelikle iktidarlarını sürdürmek için bu kesimlerin neye ihtiyacı olduğunu bilerek rantı dağıtmak zorunda. Bir diğer neden ise; yoksulluğun bastırılması için ‘sadaka ekonomisi’ dediğimiz pirinç, bulgur, makarna dağıtarak toplumsal kesimleri açılıkla, ölmeyecek kadar yaşamalarını sağlayacak bir ekonomik destek sunmaktadır. İşçiden, emekliden, yoksul kesimlerden alarak kendi yandaşlarına kamu kaynaklarını peşkeş çekiyor. Bu konuyu sadece belediyeler üzerinden tartışamayız. Devletin birçok kurumu bugün bu tarikatlara peşkeş çekilmiştir.

    İstanbul Belediyesinde Ensar Vakfı gibi gerici, tecavüzcü diyebileceğimiz vakıflar mevcut. Ve bu vakıflara çok ciddi paralar aktarıldı. Kamu kaynakları bunlar aracılığıyla israf edildi. İstanbul halkına verilmesi gereken hizmetler bu çevrelere dağıtıldı. Biz Aleviler buna Rıza göstermiyoruz. Yetimin hakkının bu kesimlere dağıtılması konusunda hesap sorulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu sebeple bir genel seçim olsa iktidarı kaybedecekleri de büyük gerçektir. Aleviler olarak hakkımızın yenildiğini, vergilerimizin çarçur edildiğini, yoksullaştırıldığımızı ve bu cihadist, gerici güçlere her türlü kaynakların aktarıldığını görüyor ve bunu reddediyoruz.”

    “DEVLET İLE CEMAAT İÇ İÇE GEÇTİ”

    Devlet kurumlarının tarikat ve cemaatlerin sarmalında olduğunu ifade eden Işık,

    “Devlet ile cemaatler kesinlikle iç içe geçmiştir. Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat oluştururken bu tarikatlar eliyle yaptığı çalışmalar, sözleşmeler olduğu biliniyor. Her türlü kamusal hizmeti tarikatlara teslim etmiş durumdalar. Devletin kamusal hizmet anlayışı kalmamıştır. Bununla birlikte sosyal güvenlik de ortadan kaldırılmıştır. Söz konusu kaynakların hepsi çarçur edilmektedir” yorumunu yaptı.

    Adana Aladağ yurt yangını davasında çıkan kararı da değerlendiren Murat Işık “Orada hizmet verenlerin ne kadar sağlıklı eğitim sunacaklarını varın siz düşünün. Yurtlarda çocuklar tamamen denetimsiz durumdalar. Çocuklar tecavüze uğruyorlar. Nehakk anlayışlar buralarda açığa çıkıyor. Bu Nemrudi zihniyetten bir an önce Türkiye’nin kurtulması gerekiyor” diye konuştu.

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Okullara ‘İsmailağa Kur’an kursunu tanıtın’ talimatı!

    Okullara ‘İsmailağa Kur’an kursunu tanıtın’ talimatı!

    PİRHA- CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, İstanbul Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerini cemaate ve tarikatlara yönlendirdiği iddiası ile ilgili Meclis Başkanlığı’na soru önergesi verdi.

    CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, İstanbul Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerini cemaate ve tarikatlara yönlendirmesiyle ilgili Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından yanıtlanması için TBMM Başkanlığına soru önergesi verdi.

    Kaya, “Çocuklarımızın cemaat ve tarikatlarla ilişkili yapıların eline teslim edilmesi görevi kötüye kullanmak değil midir?” diyerek soru önergesinin devamında şu noktalara dikkat çekti:

    “‘Fatih Kaymakamlığı Fatih İlçe Müftülüğüne bağlı yatılı olarak Hafızlık Eğitimine devam eden İsmailağa Kur’an Kursunun tanıtımını ve öğrenci kayıtları ile ilgili Broşürlerin İlçemizdeki İlkokul, Ortaokul, İmam Hatip Ortaokulu ve İmam Hatip Liselerine duyurulması, ilan tahtalarına asılması ve el broşürlerinin ise dağıtılması ile ilgili, ilgi yazı ekindeki broşürler ekte gönderilmiştir. Okul Müdürlüğünüzce Öğretmenlere, Personellere, Velilere ve Öğrencilere duyurulmasını, ekte gönderilen el broşürlerin çıktıları alınarak ve Müdürlüğümüze teslim edilen broşürlerin Müdürlüğümüz posta evrak odasından teslim alınarak dağıtılmasını, Broşürlerin görünür yerlere asılması hususunda; Bilgileriniz ve gereğini rica ederim’ denilmektedir.

    Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, eğitimle ilgili olmayan bir kurum olan Fatih İlçe Müftülüğü’nün taleplerini, hangi yetkiyi kullanarak okullara göndermiş ve gereğinin yapılması için talimat vermiştir?

    Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün, çocuklarımızı ‘İsmailağa Kur’an Kursu’ adı altında faaliyet yürüten, cemaat ve tarikatlarla ilişkili yapılara yönlendirmesi suç değil midir?

    Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olan Müftülüklerin faaliyetlerini, Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla okullarımızda yürütmesindeki amaç nedir?

    Bu olay istisna mıdır? Türkiye genelinde uygulanmakta mıdır?

    Milli Eğitim Bakanlığımız sorumlular hakkında bugüne kadar bir işlem yapmış mıdır? Yapmamışsa, bir işlem yapacak mıdır?”

    PİRHA / ANKARA

     

     

  • Üsküdar’da 400 metrelik tarikat tüneli

    Üsküdar’da 400 metrelik tarikat tüneli

    İstanbul Üsküdar’da evlerinin altından bir tünel geçtiğini tesadüfen fark eden mahalleli büyük panik yaşadı. İhbar üzerine olay yerine gelen ekipler ise içinden bir insanın geçebileceği genişlikte, 400 metre uzunluğunda bir tünel tespit etti. Tünelin bir tarikat yurduna ait olduğu belirlendi.

    Üsküdar’a bağlı Bahçelievler Mahallesi’nde önceki sabah işe gitmek için evinden çıkan bir vatandaşın aracının arka tekeri bir göçüğe saplandı. Komşularının yardımıyla aracını kurtaran vatandaş, bir anda ortaya çıkan göçüğün sebebini araştırmaya başladı. Göçüğün; evlerinin altından geçen bir tünele ait olduğunu tespit eden vatandaş durumu hemen polis ekiplerine haber verdi.

    400 METRE UZUNLUĞUNDA TÜNEL

    Sözcü’den Tugay Saday’ın haberine göre, ihbar üzerine olay yerine çok sayıda polis ve belediye ekibi sevk edildi. Ekiplerin yaptığı çalışmalarda vatandaşları tedirgin eden tünelin, yaklaşık 400 metre uzunluğunda olduğu belirlendi. Tünelin yakın zamanda yapımına başlanan Süleymancılar tarikatına ait Çengelköy Sultan Murat Kur’an Kursu Talebe Yurdu’na ait olduğu tespit edildi.

    YURT YETKİLİLERİNE VE MÜTEAHHİTE ULAŞILDI

    Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri yurt yetkililerine ve yurdun yapımını üstlenen müteahhitte ulaştı. 4 ay önce gizlice yapımına başlanan 400 metrelik tünel için tarikat mensupları “Atık su gideri için yaptık” savunması yaptı. Tünelin kaçak ve usulsüz bir şekilde ana kanalizasyon hattına bağlandığı öğrenildi. Ancak inşaat halindeki yurda neden ‘gizli atık su giderine’ ihtiyaç duyulduğu ise aydınlatılamadı.

    TÜNEL KAPATILDI

    Yurt yetkilileri, mahalleliyi tedirgin eden 400 metrelik tünelin usulsüz yapıldığını itiraf ettiler. Belediye ekipleri de iş makineleriyle tüneli kapattı.

    EVİ SU BASIYOR

    Kaçak döşenen boru hattı sebebiyle evini sık sık su bastığını belirten Sezgin Çakmak isimli mahalle sakini “Yaptıkları yurda kaçak bir şekilde atık su gideri döşemişler. Evlerin altından geçen borular yüzünden evimi su basıyor. Borular kapandı ama ağızları hâlâ açık duruyor. Evlerin altı boş olduğu için göçmeler yaşanıyor” dedi.

    DUYULAN MATKAP SESLERİ   

    Tünel kazılırken kendilerinin bilgilendirilmediğini söyleyen Çakmak, “Bazen matkap sesleri duyuyorduk. Seslerin inşaattan geldiğini düşünerek üzerinde durmadık. Araç geçerken oluşan çukurla ortaya çıktı. Yurt yetkilileri tüneli kapatacaklarını söylediler. Bizde kapatılmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

    Belediyenin yurt yetkilileri hakkında şikayette bulunduğu, polisin de olayla ilgili soruşturma başlattığı bildirildi.

  • Türkiye’de 1 milyon yoksul çocuk tarikatların elinde

    Türkiye’de 1 milyon yoksul çocuk tarikatların elinde

    2017’de ‘Eğitimde tarikatların etkisini’ araştıran Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı, 1 yıl süren araştırmanın sonucunun vahim olduğunu söyledi. Balcı: 1 milyon öğrenci tarikatların elinde. Sadece İstanbul’da 445 tarikat ve kolu faaliyet gösteriyor. Aileler, yoksulluk ve sahipsizlikten çocuğunu tarikatlara teslim etmiş halde” dedi. 

    Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibi yaklaşık bir yıl boyunca sahada çalıştı. “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği, 1 Milyon Öğrenci Tarikatların Elinde” başlıklı bir rapor yayımladı. 2017 yılında hazırlanan raporda, Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin eğitim sistemindeki etkileri ortaya konuldu.

    “TÜRKİYE’DE 2.6 MİLYON KİŞİNİN TARİKATLA ORGANİK BAĞI VAR”

    Rapora göre Türkiye’de 2.6 milyon kişinin bir tarikatla organik bağı bulunuyor. Tarikat üyesi olan ya da faaliyetlerine katılan kişi sayısı ise 1.1 milyon. Sadece İstanbul’da 445 tarikat ve kolunun medrese ya da Kuran kursu adı altında binlerce çocuğa eğitim verdiği tespit edildi. Üstelik bu çocukların bir kısmı okul çağında bile değil…

    Rapordan çıkan sonuçları SÖZCÜ’ye değerlendiren Prof. Esergül Balcı, “Sonuçlar karşısında biz de hayrete düştük” ifadelerini kullandı. Balcı, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “CİDDİ ULUSAL GÜVENLİK SORUNU”

    “Taşrada durum aslında daha vahim. Devlet eğitimden kademe kademe çekilmiş. Bazı bölgelerde okullar kapatılmış. Yoksulluk ve sahipsizlik nedeniyle aileler çocuklarını tarikatlara teslim etmiş durumda. Yarın bu çocukların hangi amaç için, nasıl kullanılacağı meçhul. Her türlü istismara açıklar. Bu durum terör kadar ciddi bir ulusal güvenlik sorunudur.”

    Prof. Balcı,  “Doğu ve Güneydoğu’daki medreseler Irak, İran ve Suriye gibi sorunlu ülkelerdeki benzer yapılarla irtibat halinde. Biz bunun için Tarikat Erasmusu ifadesini kullandık” diyerek bu araştırmayı yapma fikrinin nasıl ortaya çıktığını ise şöyle anlatıyor:

    “Fikir Rusya’da olduğum dönemde başladı. FETÖ, burada yayılmıştı. Ruslar bunu bir tehdit olarak görüyorlardı. ABD’ye gittiğimde koruyup kollandıklarını gördüm. Bu yapının Türkiye için ne kadar büyük bir tehdit olduğuna şahit oldum. Üstelik tüm altyapılarını eğitim üzerine kurmuş bir yapıdan söz ediyoruz. Bu konudaki çalışmalar ise çok sığ.”