PİRHA- Tiyatro Lilith tarafından “Bu oyunu kim yazdı?” adlı oyun Dersim’de sanatseverlerin karşısına çıktı.
Tiyatro Lilith tarafından “Bu oyunu kim yazdı?” adlı oyun Munzur Üniversitesi’nde sergilendi. Yönetmenliğini Duygu Çelik Burkay’ın üstlendiği oyunda, kadına yönelik şiddete ve Gülistan Doku’nun kaybedilmesine değinildi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nin organize ettiği, “Pir Sultan” adlı tiyatro oyunu sergilendi. Pir Sultan’ın yaşamını, direnişini ve halk ozanlığını anlatan iki perdelik tiyatro oyunu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nin organize ettiği ‘Pir Sultan Abdal’ tiyatro oyunu Diyarbakır’da sanatseverlerle buluştu.
Erol Toy’un kaleminden çıkan eser, yönetmen Bülent Uz öncülüğünde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi. Dost Oyuncular tiyatro ekibinin sahnelediği oyun, izleyicilerden büyük beğeni aldı ve etkinlikte salonu dolduran yurttaşlar, oyunu ilgi ve beğeniyle takip etti. Kültür ve sanatın birleştirici gücünün bir kez daha hissedildiği gecede, katılımcılar hem düşündüren hem de duygulandıran bir performansa tanıklık etti.
PİRHA – Yazan, yöneten ve oynayan Jülide Kural’ın sahneye taşıdığı “Ben Rosa Luxemburg” oyunu Dersim’de izleyiciyle buluştu. Kural, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, Rosa Luxemburg’u sahneye taşımanın “büyük bir sorumluluk” olduğunu vurgulayarak, “Rosa’nın hayatını tüm yönleriyle aktarmak istedim” dedi.
Dersim’de sahnelenen ve Ateş Tiyatrosu imzası taşıyan “Ben Rosa Luxemburg” oyunu, sosyalist hareketin simge isimlerinden Rosa Luxemburg’un yaşamını, mücadelesini ve düşünsel mirasını sahneye taşıdı. Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği’nin düzenlediği etkinlikte oyun yoğun ilgiyle karşılandı.
Tek kişilik performansla sahneye çıkan Jülide Kural, Rosa Luxemburg’un politik mücadelesini, kadın kimliğini ve insani yönlerini tarihsel bir perspektifle ele alırken, oyunu günümüzle bağ kuran bir anlatıya dönüştürdü.
“ROSA LUXEMBURG’U CANLANDIRMAK 7 YILIMI ALDI”
PİRHA’ya konuşan Jülide Kural, Rosa Luxemburg’u sahneye taşımanın kendisi için hem büyük bir onur hem de ağır bir sorumluluk olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Ben çok uzun yıllar çalıştım Rosa’yı. Çünkü bana göre de ağır bir sorumluluk. Rosa Luxemburg gibi aslında tarih içinde bundan 150 yıl önce var olmuş bir kadının o erkek eril dünyada üstelik de politik arenada tek başına çıkabilmesi ve bu konuda da olağanüstü bir mücadele vermesi bana çok büyük bir sorumluluk yüklüyordu. Çünkü yaşanmış bir hayattı. Bir taraftan o hayata asla ihanet etmemek gerekiyordu ama bir yandan onun duygularını, insan yanını, kadınlık yanını, özgürlüğe bakışını, sosyalist kimliğini, sınıf bakışını, ekonomiye bakışını hepsini beraber bir araya getirmek gerekiyordu. Ben bunu sorumluluğu anlatmak açısından söylüyorum. Tam 7 yıl boyunca çalıştım Rosa Luxemburg oyununu. Okudum, tekrar okudum, birine yazdırdım, yeniden yazdım, en sonunda ben yazdım ve 7 yılın sonunda sanırım o sorumluluğun bir göstergesi olabilir bu kadar zaman.”
Kural, bu sürecin yalnızca teknik bir hazırlık değil aynı zamanda yoğun bir içsel yolculuk olduğunu vurguladı.
“YAZARKEN DE YÖNETTİM, OYNARKEN DE ROSA BANA YARDIM ETTİ”
Oyunun yazım, yönetim ve oyunculuk süreçlerini birlikte yürüttüğünü belirten Kural, bu üçlü üretim sürecini şöyle anlattı:
“Şöyle, aslına bakarsanız tek kişilik oyunlarda yönetmen her zaman daha rahatlatıcıdır oyun için ama yazan da ben olduğum için zaten yazarken yönetiyordum. Oynayan da ben olacağım için bunların üçü aslında aynı anda kendini doğura doğura bir araya geldi. Bu bir taraftan tabii bir konfor alanı. Çünkü hepsini ben yaptığım için o alanı kendi başıma kullanabiliyorum. Ama bir yandan da çok zordur. Hem yazmak hem yönetmek hem oynamak çok zordur. Ama bütün o sıkışmalarda Rosa bana yardım etti. ‘Hadi Jülide, bir kadın dayanışması açığa çıkardık’ dedi.”
“GENÇLER ROSA’YI YENİDEN OKUMALI”
Kural, Rosa Luxemburg’un mücadelesinin bugüne taşınması gerektiğini belirterek özellikle gençlere çağrıda bulundu:
“Gençlerin Rosa’yı yeniden okumasını isterim. Yeniden ona dönmesini, onun özgürlük için, insanlar için, yoksullar için, emekçiler için verdiği mücadeleyi, bu mücadele için göze aldığı bedelleri tekrar yeniden kendi yaşamlarına da birer ayna tutarak yeniden sorgulamasını isterim ve Rosaların katledilemeyeceğini bir kez daha onlarla devam ettirmek isterim.”
Yaklaşık 70 kez sahnelenen oyunla Rosa Luxemburg’u her seferinde daha derinden kavradığını ifade eden Kural, gençlerin bu anlatıyla buluşmasının önemine dikkat çekti.
“ROSA İLE DERSİM’DE BULUŞMAK BÜYÜK BİR MUTLULUK”
Dersim’in kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirten Kural, bu kez “Rosa” ile kente dönmenin ayrı bir değer taşıdığını söyledi:
“Dersim benim için zaten çok özel bir yer. Yıllar önce festivalde sahneye çıkmıştım ve çok etkileyiciydi. Oradaki insanların duyguları ile binlerce insanla buluşmuştum. Çok etkileyicidir ve yıllarca festivale gelmek için de teklif aldım. Ama hep bir neden oldu ve gelemedim. Hep diyordum ki, Dersim’e gitmeme bir şey yol açacak. Öyle bir şey olacak ki ben Dersim’e onunla gideceğim. Bu Rosa oyunuymuş. Bu yüzden bir kez daha Dersim’de olmak, bir kez daha Rosa’nın da Dersimlilerle buluşması beni çok mutlu etti.”
Kural, ilerleyen süreçte yeni oyunlarla yeniden Dersim’de sahne almak istediğini de sözlerine ekledi.
PİRHA- Altınoluk Alevi Kültür Derneği’nin Nurhan Karadağ Tiyatrosu birimi, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nü anlamlı bir etkinlikle kutluyor. Dernek sahnesinde bu akşam “SARIKIZ’IN GERÇEK HİKAYESİ” adlı oyun tiyatroseverlerle buluşacak. Oyuna, usta yönetmen Ezel Akay da konuk olarak katılacak.
Bacıyan-ı Rum geleneği, Hacı Bektaş Veli, Kadıncık Ana ve Sarıkız efsanesi temel alınarak sahnelenen bu özel gösteri, Alevi-Bektaşi kültüründe kadınların tarihsel rolünü hatırlatıyor.
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü dolayısıyla ücretsiz olarak sahnelenecek oyun katılımcılarını bekliyor. Bugün saat 20.00’de başlayacak tiyatro oyunu, Ayhan Şahenk Kültür Merkezi’nde oynanacak.
“ANADOLU’DA ADALETİ, DÜZENİ, EŞİTLİĞİ VE HUKUKU SAĞLAYAN KADINLARIN HİKAYESİ”
Altınoluk Alevi Kültür Derneği Burhan Karadağ Tiyatrosu Sanat Yönetmeni ve aynı zamanda bugün sahnelenecek olan ‘Ulu Yolun Kadınları Sarıkız’ın Hikayesi’ adlı oyunun yazar ve yönetmenliğini yapan Haldun Çubukçu, “Bu akşam sahneleyecek oyunumuz için Altınoluk ve çevresinde yaşayan herkesi tiyatromuza bekliyoruz. Baciyan-ı Rum’un gerçek hikayesi olan Sarıkız’ın Hikayesi’ni izleyicilerimizle buluşturacağız. Sarıkız efsanesi Kaz Dağları’nın bir hikayesidir. Ama kendi bağlamından uzaklaştırılmış bir efsanedir” dedi ve Baciyan-ı Rum olayına dikkat çekti:
”Öte yandan Baciyan-ı Rum ise bu ülkenin tarihinde çok önemli bir olay. Babalılar isyanından gelen bir olay ve dünya tarihinde de benzersiz bir konumlanmayı gösteren kadın örgütlenmesinin en özgün yanlarını anlatan bir örnek olarak karşımızda duruyor” dedi ve herkesi oyunu izlemeye davet etti.
PİRHA- İzmir’de faaliyet gösteren Gimgim Tiyatro, okullardaki asimilasyonu konu alan “Veli Toplantısı” adlı oyununu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi’nde sahneledi. 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında düzenlenen gösterim, seyircilerden yoğun ilgi gördü.
İzmir’de Kirmanckî oyunlar oynayan Gimgim Tiyatro, okullardaki asimilasyonu “Veli Toplantısı” adlı oyunuyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi’nde sahneye taşıdı.
21 Şubat Dünya Anadili Günü dolayısıyla Bornova Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi tarafından organize edilen Kirmancki tiyatro büyük ilgi gördü.
İzmir’de 2016’da kurulan Gimgim Tiyatro oyunlarıyla Kürtçe’nin Kirmanckî lehçesini (Kirdkî) üzerindeki asimilasyona karşı sahnelediği oyunlarıyla dikkat çekiyor. 3 kişi ile yola çıkan, şimdi ise yaklaşık 20 kişiyle yoluna devam eden tiyatro ekibi, “Riştîkê” oyunuyla tiyatro serüvenine başladı, ardından “Yawuxa Doyî”, “Zelzele”, “Sınıf” oyunlarıyla yoluna devam etti. Ekip, şimdi son oyunları olan “Veli Toplantısı” oyunuyla çalışmalarını sürdürüyor. Tiyatro ekibi, Mûş’un Varto ilçesinde yaşanan bazı olayları ve köy yaşamını sahneye taşıyarak dilin unutulmasının önünde geçiyor.
Tiyatro ekibi, çalışmalarını hem anadilin unutulmasının önüne geçmek hem de kültürel mirası canlı tutmak amacıyla sürdürüyor.
PİRHA- Gemlik Dersimliler Derneği tarafından, kara komedi icra eden Alican Turan’ın ‘Cemile’ isimli tek kişilik oyunu gösterildi.
Gemlik Dersimliler Derneği tiyatro etkinliği düzenledi. Gemlik Dersimliler Derneği’nin düzenlediği etkinlikte Dersimli tiyatro sanatçısı Alican Turan’ın ‘Cemile’ isimli tek kişilik oyunu sergilendi.
Yoğun katılımın olduğu etkinlikte konuşan Gemlik Dersimliler Derneği Başkanı Burak Yıldırım, “Sanat toplumun duygusudur, ruhudur. Kendi geleneğimizi ve kültürümüzü yaşatmak sanatla mümkün olur. Kültürüne sahip çıkamayan toplumlar yok olmaya mahkumdur. Geleneğimize ve kültürümüze sahip çıkalım” dedi.
Gösterimin yapıldığı salonda yer kalmazken, oyun büyük bir beğeniyle izlendi.
PİRHA- Sivas Katliamı’nı belgesel tiyatro oyunu olarak sahneleyen Narlıdere Cemevi oyuncularının, ‘Yandık Yanmayı Öğrendik’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.
Narlıdere Cemevi üyelerinin 9 aydır çalıştığı ve Sivas Madımak Katliamı’nda yitirilenleri konu alan ‘Yandık Yanmayı Öğrendik’ oyunu, Narlıdere AKM’de ilk kitlesel gösterimini yaptı.
Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Cemevi üyelerinin sergilediği ve Orhan Demir yönetmenliğinde gerçekleşen, ‘Yandık Yanmayı Öğrendik’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.
Salonun dolduğu tiyatro oyununa Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun ve Alevi kurum temsilcileri katıldı.
Yaklaşık 2 saat süren tiyatro oyunu büyük beğeni toplarken, izleyicilerde duygu dolu anlar yaşattı.
Tiyatro gösterimi sonrasında Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan ve Yönetmen Orhan Demir ve Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun birer konuşma yaparak emeği geçenlere teşekkür ettiler.
Programın sonunda tiyatro gösterimine emek sunan oyuncular, yönetmenler ve sponsorlara teşekkür plaketleri sunuldu.
PİRHA-Dersim’in Geyiksuyu köyünde, madencilik projelerine karşı tiyatro, sinevizyon ve müzik etkinliği düzenlendi. Siyasi iktidarın izniyle maden şirketlerinin Dersim doğasına saldırı için dört koldan saldırı girişimleri içerisinde olduğunu belirten Geyiksuyu Çevre Köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Alişan Çelik, “Geyiksuyu’nda verilecek mücadele aynı zamanda Cevizlidere, Tağar Çayı, Sekasur’daki mücadeleyi de pekiştirecektir. Bu mücadelenin başarısı ve olmazsa olmazı örgütlü birlik ve beraberliktir” dedi.
Dersim’in Geyiksuyu köyünde, Geyiksuyu ve Çevre Köyleri Doğayı Koruma Platformu tarafından, madencilik projelerine karşı Geyiksuyu Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneği’nde ‘Geyiksuyu’nda doğa, yaşam ve tiyatro buluşması’ şiarıyla etkinlik düzenlendi.
Etkinlikten önce davul, zurna eşliğinde halaylar çekildi.
“BİZLER DOĞAYI KUTSAL, YAŞAMI HAK BİLİRİZ”
Düzenlenen etkinliğin temasının yaşam ve doğa olduğunu belirten Geyiksuyu Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneği Yöneticisi Sevgi Aydın, “Bizler doğayı kutsal, yaşamı hak biliriz. Yaşam alanlarımızı korurken, kutsal ziyaretlerimizi de korumaktayız. Bu da ibadetlerimizle ters değildir, Yol’umuzun özüne uygundur. İbadetlerimiz her daim hak ettiği saygıyla sürecek ve kültürümüz de muhabbetle yaşamaya devam edecek” dedi.
“MÜCADELENİN BAŞARISI ÖRGÜTLÜ BİRLİK VE BERABERLİKTİR”
Siyasi iktidarın izniyle maden şirketlerinin Dersim doğasına saldırı için dört koldan saldırı girişimleri içerisinde olduğunu belirten Geyiksuyu Çevre Köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Alişan Çelik, “Geyiksuyu, Sin, Cevizlidere, Tağar Çayı, Sekasur ve birçok alan ruhsatlandırılmıştır. Devlet bürokrasinin duygularımızı okşamalarına asla kanmayalım, temkinli yaklaşalım. Çünkü onlar iktidarın yereldeki uygulayıcısıdır. İhanet edenler toplumumuzda dışlanacaklardır. Elbette onurlu halkımızın bir tas çorbaya tevazu edeceğine inanmıyoruz. Aç ve açıkta kaldığımız dönemlerde de diz çökmedik, diz çökmeyeceğiz. Katil maden şirketlerinin haram lokmaları halkımız tarafından kabul görmeyecektir. Biz Dersim’de doğamızı savunurken yalnızca kendimizi değil bir bütün olarak tabiatı ve yaşam alanlarımızı bizden sonraki kuşakların haklarını da savunuyoruz. Geyiksuyu’nda verilecek mücadele aynı zamanda Cevizlidere, Tağar Çayı, Sekasur’daki mücadeleyi de pekiştirecektir. Bu mücadelenin başarısı ve olmazsa olmazı örgütlü birlik ve beraberliktir” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Arêyê Kay tiyatro grubunun oyunu, sinevizyon gösterimi ve müzik dinletisi yapıldı.
PİRHA- Altınoluk’ta Madımak Katliamının 32. yılında yapılan yürüyüşle katledilenler anıldı, katliamla yüzleşilme çağrısı yapıldı. Anmada ayrıca katliamı anlatan ‘Pervaneler Dönsün’ oyununu sahnelendi.
Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi Cemevi, Madımak Katliamının 32. yılında yaşamını yitirenleri andı, Sivas Katliamını konu alan tiyatro oyunu olan ‘Pervaneler Dönsün’ oyununu sahneledi.
Cemevi önünde toplanan kitle, sanat sokağından Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü. En önde Madımak şehitlerinin fotoğraflarının yer aldığı pankart taşındı. Yöresel kıyafetli Alevi kadınlar, bağlamalarıyla ozanlar, dernek ve siyasi parti temsilcileri kortejde yer aldı.
KALABALIK MEYDANA SIĞMADI
Yürüyüşe Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, 25-26. dönem milletvekili Mehmet Tüm, Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, DEM Parti, Emek Partisi, Sol Parti, SMF, TİP, emekli sendikaları ve çeşitli dernekler katıldı.
Yürüyüş boyunca “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Katil İsrail, işbirlikçi AKP”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya da hiçbirimiz” gibi sloganlar atıldı.
Meydana sığmayan kalabalık, çevredeki çay bahçeleri ve kaldırımlara yayıldı. Yürüyüş esnasında esnaflar da alkışlarla kitleye destek verdi. Saygı duruşuyla başlayan anmada basın açıklamasını Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan yaptı.
“KATLİAMLAR ALEVİLERİN KADERİ OLMAYACAKTIR”
Katliamla yüzleşme çağrısı yapan Veli Doğan, “Sivas’ta yakılan ateşle simgeleşen bu katliamla yüzleşmeyen hiçbir iktidar, barış ve eşit yurttaşlık iddiasında bulunamaz. Dêrsim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboskî, Ankara Gar, Gezi ve daha birçok katliam gibi, yaşanmış ve yaşanmakta olan her bir katliam, ülkemizin kara günleridir. Katliamlar, Alevilerin ve Türkiye halklarının kaderi değildir ve olmayacaktır. Pirlerimizin, yol önderlerimizin tarih boyunca sürdürdüğü hak ve hakikat mücadelesini büyüterek devam ettirecek ve sonunda kaybeden karanlık olacaktır” diye belirtti.
Veli Doğan, son olarak Alevilerin içinde olmadığı bir barışın eksik ve adaletsiz olacağını ifade ederek, ” Alevi sorunu ve hiçbir sorun, yüzleşme olmadan çözülemez. Barış’ı en çok biz Aleviler istiyoruz. Barış, Madımak’la yüzleşmekle olur. Bu ateş sönmeyecek, Madımak utanç müzesi olana kadar mücadelemiz sürecek” diye konuştu.
“UNUTMAYACAĞIZ”
Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş da “Sivas’ı unutmadık, unutturmayacağız” dedi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ise “2 Temmuz kolay söyleniyor ama insanlık tarihine geçen büyük bir utançtır. Yalnızca bedenler değil, türküler, kardeşlik ve demokrasi de yakıldı” ifadelerini kullandı.
MADIMAK’I KONU ALAN TİYATRO OYUNU SAHNELENDİ
Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi Tiyatro Grubu’nun üyelerinin sergilediği, ‘Pervaneler Dönsün’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.
Anma, semahlar ve söylenen deyiş ve nefeslerle son buldu.
PİRHA-Dersim Belediyesi’nde kayyım tarafından işten çıkarılan işçilerin direnişi 23’üncü gününde devam ediyor. İşten atılan emekçiler arasında bulunan tiyatro sanatçısı Yılmazcan Şare, tiyatro ekibiyle birlikte anadilde Hacivat ve Karagöz oyununu sergiledi.
22 Kasım 2024 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak görevden alınmış, yerine Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu kayyım olarak atanmıştı.
Kayyım bugüne kadar toplamda 16 işçiyi işten çıkardı. İşten çıkarılan DİSK Genel İş Sendikası’nda örgütlü işçiler “Emeğimize, işimiz, geleceğimize sahip çıkacağız” diyerek direniş başlattı. İşten çıkarılan emekçiler arasında tiyatro ve bağlama eğitmeni hocalar da bulunuyordu.
Dersim Belediyesi’nde kayyım tarafından işten çıkarılan işçilerin direnişi 23’üncü gününde devam ederken, işten atılan emekçiler arasında bulunan tiyatro sanatçısı Yılmazcan Şare, tiyatro ekibiyle birlikte Hacivat ve Karagöz oyununu sergiledi. Oyun, ilk kez Kırmançki dilinde oynandı.
“TEK DERDİMİZ EKMEK VE SANAT”
Gösteri sonrası bir açıklamaya yapan Yılmazcan Şare, “Karagöz ve Hacivat, Nasreddin Hoca bunlar hepsi bizim değerlerimiz. Biz de bu oyunu ilk kez anadilimizde sergiledik. Türkçe’de bizim ortak dilimizdir. Bizim hem Türkçe grubunda tiyatro öğrencilerimiz vardı, hem de Kırmançki grubunda tiyatro öğrencilerimiz vardı. Bağlama kursları ve tiyatro kursları kötü bir şey değil. Ben ömrümü verdim tiyatroya. Çocuklar her gün soruyor “Hocam biz ne yapacağız” diye. Bir insanın elinden ekmeğini almak sadece bir kişiyi işsiz bırakmak değildir. İnsanlar ailelerini geçindiriyor. Bizim yaptığımız insancıl bir eylemdir. Tek derdimiz ekmek ve sanat” dedi.
PİRHA-Dersim’de kayyımın işten çıkardığı işçilerin direnişinin 5. gününde Arêye Kay Tiyatro Grubu’ndan İbağa ve Dıl Kırmancki tiyatro gösterimi yaptı.
Dersim Belediyesi’nde kayyım tarafından ‘personel giderlerinin yüzde 40 yasal sınırının üzerinde’ olması gerekçesiyle işten atılan dört işçi, direnişe başladı. İşçiler, işlerine geri dönmek talepleriyle her gün saat 12:00 ile 14:00 arasında Yer Altı Çarşısı üzerinde oturma eylemi yapıyor.
Direnişlerinin 5. gününde işten atılan işçilerden Yılmazcan Şare’nin olduğu Arêye Kay Tiyatro Grubu’ndan İbağa ve Dıl Kırmancki tiyatro gösterimi yaptı. Oynanan tiyatroya Dersim’deki siyasi parti ile demokratik kitle örgütlerinin temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
PİRHA- 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü dolayısıyla Arêyê Kay Tiyatro Grubu Kırmancki tiyatro oyununu İzmir’de sergiledi.
21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nde farkındalık yaratmak amacıyla İzmir’de Arêyê Kay Tiyatro Grubu’nun katılımıyla Kırmancki/Zazaca tiyatro oyunu sahnelendi.
İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin organizasyonunda gerçekleşen tiyatro oyunu Çiğli Belediyesi Konferans Salonu’nda sahnelendi.
Oyunun sergilendiği sahneye “Weşiya Xosere Ebe Zonê Maye Ra Ramîna’, ‘ Anadili Yaşamı Özgürleştir’, ‘Anadilimiz, Kültürümüz, İnancımız Varlığımızdır Sahip Çıkalım’ pankartları asıldı.
Tiyatro gösterimi öncesinde Baba Mansur Ocağından Ana Elif Hurustan’ın gülbeng vermesi ve çerağ uyandırması sonrasında Hızır lokmaları pay edildi.
“DİLİMİZ HIZIR’IN DİLİDİR, BİZE EMANETTİR”
Etkinlikte Kırmancki konuşan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, anadilin önemini vurgu yaparak, “Biz bugün anadil günü vesilesi ile bir araya geldik. Bu ay aynı zamanda Xızır ayıdır. Ana dilimiz Hızır’ın dilidir. Annelerimizden ninelerimizden emanettir bize kalan. Gerekli ki biz anadilimizi çocuklarımıza öğretelim, konuşalım. Dil insanın dünyasıdır; insan en iyi anadiliyle anlatır, konuşur. Ana dilimiz bizim için önemlidir. Bu yüzden çocuklarımızla, torunlarımızla anadilimizi konuşmalıyız, onlara dilimizi öğreterek büyütmeliyiz” dedi.
“ANA DİLİMİZ VARLIK VE YOKLUK MESELESİDİR”
Ardından Kurmanci konuşan Yasemin Elban ise anadilin varlık ve yokluk meselesi olduğunu belirterek, “Dilimiz varlığımızdır. Dünya anadil günü kutlu olsun. Dilin savunması insanlığın savunmasıdır. Anadil annemizin sütü kadar helaldir. Kimse ana dilinden koparılmamalıdır. Bir insanın ana dilinden men edilmesi dünyadaki en büyük hakarettir. Türkiye’de anadilimizi ya yok sayıyorlar, ya da yasaklıyorlar. Bizi dilsiz ve vatansız bırakıyorlar. Anadilimiz varlık ve yokluk meselesidir. Varlığımızın kabul görülmesi için anadilimiz üzerindeki baskı son bulsun” diye konuştu.
Etkinlik farklı dillerde anadili günü üzerine yapılan konuşmalar devam ederken sonrasında ise Areye Kay Tiyatro Grubu ‘Kanada’ isimli Kırmancki oyunu sergilendi.
Oyunun sahnelenmesinin ardından etkinlik son buldu.
PİRHA- 22 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında yapılacak olan 8. Mersin Uluslararası Tiyatro Festivali cuma günü perdelerini tiyatroseverler için açmaya hazırlanıyor. Mersin Tiyatro Derneği Başkanı Salih Yıldırım, “Tüm Mersin halkını ürettiğimizi tüketmeye davet ediyoruz” dedi.
Mersin Tiyatro Derneği’nin düzenlediği 8. Mersin Uluslararası Tiyatro Festivali 22 Kasım’da seyircilerle buluşmaya hazırlanıyor. Toplamda 12 oyun ve 6 atölyenin yer aldığı festival, 12 tiyatro bileşeninin ortak hareket edip koordine ettiği tek tiyatro festivali olma özelliğini taşıyor.
Mersin Tiyatro Derneği Başkanı ve Tiyatro Agon’un Genel Sanat Yönetmeni Salih Yıldırım, Türkiye’de uzun soluklu tiyatro festivallerinin çok az olduğunu belirterek, “Tiyatro festivalleri genelde ya belediyelerin ya da güçlü bir STK’nın kontrolünde yapılıyor. Ancak bizim festivalimiz öyle değil, tamamıyla gönüllülük esasıyla, sponsorlarla yürütülen bir festival” dedi.
“TASARRUF TEDBİRLERİ, SANATA ERİŞMENİN ÖNÜNDE BİR ENGEL”
13 Mayıs 2024 tarihinde yayımlanan kamuda tasarruf tedbirleri, belediyelerin kültürel faaliyetlere yaptığı katkı ve desteği durma noktasına getirdi. Bu uygulamayla halkın kültür-sanat etkinliklerine kolayca erişmesinin önüne engel konulduğunu dile getiren Yıldırım, “Tasarruf tedbirleri, sosyo kültürel anlamda belediyeler, STK’lar ve halk arasındaki bağın koparılmasınına yönelik bir çalışma. Elbette bunun sıkıntılarını ister istemez yaşıyoruz. Yalnızca biz tiyatrocular değil, birçok STK ve kurum bu mağduriyeti yaşıyor. Sanatsal anlamda insanların beslenmesini, sosyalleşmesini engellemeye dönük bir uygulama” diye konuştu.
“SANAT, GÜÇLÜ BİR SİLAH”
Yıldırım, iktidarların geçmişten bugüne sanat üzerinde sansür ve yasak mekanizmalarını işlettiğini ancak bundan karlı çıkmadıklarının altını çizerek, şunları ifade etti:
“Osmanlı’da Abdülhamit döneminde Ali Paşa’nın sadece bir oyunu beğenip Güllü Agop’un isteğiyle bütün tiyatro oyunlarını yasakladığında hemen hemen benzer sorunları, o zaman tiyatrocular da yaşadı. Ancak bu yasak orta oyununu geliştirdi ve farklı bir yol açtı. Türk tiyatrosunda orta oyunumuz var diyoruz bütün dünyaya. Dolayısıyla yasaklar yeni bir tür doğurmuştur. İktidarların alması gereken en büyük ders de budur. Tarih öncesinde de tiyatro ortaya ilk çıktığında siyasetçiler sanatın halka ulaşmasında çok güçlü bir silah olduğunu gördüklerinde bütün yatırımların sanat üzerinden yaptılar ve başarıya da o şekilde ulaştılar.”
Salih Yıldırım, sözlerini tüm Mersin halkını festivale çağırarak, “Tüm Mersin halkını ürettiğimizi tüketmeye davet ediyoruz” dedi.
PİRHA – Tiyatro ve sinema oyuncusu Genco Erkal, hayatını kaybetti.
Bir süredir kanserle mücadele eden usta tiyatrocu ve sinema oyuncusu Genco Erkal, 86 yaşında yaşamını yitirdi. Erkal’ın sanal medya hesabından, sabaha karşı Nazım Hikmet’in “hoşça kalın dostlarım” şiirinin dizeleri paylaşıldı:
“Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın!
Sizi canımda
canımın içinde,
kavgamı kafamda götürüyorum.
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın…
Resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana.
İstemez…
Tek hecesiz elveda.”
GENCO ERKAL KİMDİR?
Genco Erkal, 28 Mart 1938’de İstanbul’da dünyaya geldi. 1959 yılından itibaren birçok tiyatro topluluğunda oyuncu ve yönetmen olarak çalıştı. 1969’da Dostlar Tiyatrosu’nu kurdu.
1965’te Rus yazar Nikolay Gogol’un “Bir Delinin Hatıra Defteri” adlı öyküsünü tiyatroya uyarlayıp, Türkiye’de batılı metne dayalı sahnelenen ilk tek kişilik oyun olarak sahneledi. Yıllar boyunca 3 farklı yorumla sahnelediği bu eser, onunla özdeşleşti. Erkal, tek kişilik oyunların ustası olarak tanındı.
Erkal, Aziz Nesin’den Haldun Taner’e, Nâzım Hikmet’ten Behiç Ak’a ve Yaşar Kemal’e birçok sanatçının eserlerini tiyatroya uyarladı.
Senfonik konserlerde birçok yapıtı anlatıcı olarak seslendirdi.
Sinemada 1982’de At ve 1983’te Faize Hücum filmleri ile “En İyi Erkek Oyuncu” dalında Antalya Film Festivali’nde iki kez “Altın Portakal” aldı.
PİRHA-FİSA, Mordem ve Eğitim Sen’in düzenlediği Adıyaman Çocuk Şenlikleri’nin 4’üncü gününde çocuklar için tiyatro gösterimi düzenledi. Tiyatroya birçok çocuk ve aileleri katıldı.
Adıyaman’da 5 gün boyunca sürecek olan çocuk şenliklerinin 4’üncü gününde çocuklar için tiyatro gösterimi yapıldı. Curcunalar Sirkinde Hikayeler adlı tiyatro oyunu çocukların gösterimine sunuldu. Adıyaman Demokrasi İlkokulu önünde düzenlenen gösteriye ilgi yoğunken aileler çocuklarını yanlarına alarak tiyatroya dahil oldu. Etkinliği düzenleyen Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA), Mordem Sanat Merkezi ve Eğitim Sen Adıyaman Şubesi çocuklara unutamayacakları bir gün yaşattı.
Çocukların ilgiyle izlediği Curcunalar Sirkinde Hikayeler isimli tiyatro oyununa aileler de dahil oldu. Tiyatro bir saat boyunca çocuklara güzel anlar yaşatarak son buldu.
PİRHA-PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi’nde Çocuk Drama Öğrencileri oyun gösterisi yaptı. Geleceğin çocuklar üzerinden kurgulandığını söyleyen PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, “O yüzden çocuklara nasıl yaklaşılırsa geleceğimiz de o temellerde kurgulanır” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nde, Çocuk Drama Öğrencileri oyun gösterisi yaptı. Cemevinde drama kursuna katılan öğrencilerin sergiledikleri oyunlar mahalle halkı tarafından büyük ilgiyle karşılandı.
“SEÇME ŞANSINI ÇOCUKLARA BIRAKMAMIZ LAZIM”
‘Çocuklara zorla iş yaptırmak yerine onların alanını açmamız lazım’ diyen tiyatro eğitmeni Mostafa Poryesef, “Çocuklara her şeyi göstermemiz lazım ama onlara seçme şansı vermemiz lazım. Çocukları fazla ümitlendirirsek ileride istediği şeyi yapamazsa kendisini suçlar. Çocuklarla konuşurken kullandığımız bütün kelimelere dikkat etmemiz lazım” dedi.
“GÜZELLİKLERİ ORTAYA ÇIKARMAK İÇİN ÇABA SARF EDİYORUZ”
Geleceğin çocuklar üzerinden kurgulandığını söyleyen PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, “O yüzden çocuklara nasıl yaklaşılırsa geleceğimiz de o temellerde kurgulanır. Alevilik inancında doğa, çocuk ve kadın var. Alevi inancı güzel olan her şeyi içinde barındırmış o yüzden bizlerin de bunu ortaya çıkarmamız lazım. Çocukları doğru amaçlar için kullanırsan güzellikler ortaya çıkar. Gericilik ülkenin her tarafını sarmışken, bizlerde o güzellikleri ortaya çıkarmak için çaba sarf ediyoruz. Cemevlerinin sadece cenaze ve lokma dağıtmanın olduğu bir yer olmadığını göstermek istiyoruz” diye konuştu.
PİRHA- Kadıköy Halk Tiyatrosu, Madımak Katliamı’nı sahneye taşıdı. “Sivas’a Ağıt” oyunun yazarı ve yönetmeni Ali Yalçıner, “Hayatım boyunca unutamayacağım bir travma benim için. Televizyonun başında insanların canlı canlı yakılmasını, boğularak ölmesini izledim. Nasıl unutturacağım bunu, ben unutamıyorum ki!” dedi.
Sivas Katliamı’nın üzerinden 30 yıl geçti. Madımak Oteli’nde katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçının katilleri ya zaman aşımı gerekçesiyle beraat ettirildi ya da yurt dışına kaçarak mahkeme salonuna dahi getirilmedi. Bu katliamın acıları ise yüreklerde hala çok yeni.
Kadıköy Halk Tiyatrosu katliamın 30. Yılında Sivas’ı unutturmamak şiarıyla yola çıkarak yaşananları tiyatro sahnesine taşıdı.
Ali Yalçıner’in yazıp yönettiği “Sivas’a Ağıt” oyunun başrollerini Ayşegül Yalçıner,Onur Can Kaplan ve Arda Yükselener paylaştı.
“SİVAS’A AĞIT”
Başrol oyuncularından Ayşegül Yalçıner’in rüyasında Madımak Otel’inde katliama tanık olmasıyla kurgulanan oyunda, Alevi yurttaşların 30 yıldır mücadele ettiği ‘Madımak Otel’i utanç müzesi olsun’ talebine pek çok kez yer verilmiş.
PİRHA’nın sorularını yanıtlayan oyunculardan Ayşegül Yalçınerr, oyunun sahnelenmesine giden süreci şöyle anlattı:
“Ali Bey ile beraber Kadıköy Halk Tiyatrosu’nu kurduk. Her sezon yeni oyun yapıyoruz ve yaptığımız oyunlar genelde toplumsal değeri olan oyunlar. Yani komedi oyunu çıkardığımızda dahi yine söyleyeceğimiz sözü söylüyoruz, hiç sakınmıyoruz. 30 yıl dolayısıyla ben de Sivaslı olduğum için Sivas’a Ağıt’ı çıkaralım dedik. İsim annesi de benim oyunun. Araştırdık, bir takım insanlarla görüştük, röportaj yaptık, okuduk.. Mazlum Çimen’le görüştük mesela, o beni çok etkilemişti. Konuşurken o ana gitmesi, o gün yaşadığı duygular hala taze. 31. seneye girdik ama benzer acılar yaşanıyor. Korkunç bir ülke, korkunç bir zaman biz de sesimizi çıkarmak için böyle bir oyun yapmaya karar verdik”
Oyunculardan Onur Can Kaplan Sivas’a Ağıt’ın hem kendileri hem de seyirciler için bir hafıza oluşturduğunun altını çizerek, “Belli bir süre sonra insanın kulağı ister istemez duruma alışıyor gibi geliyor oynuyorken ama hala bu cümleleri duyuyor olmak, Sivas’ı oynayacağımız gün sahneye geldiğimiz zaman bunları hatırlatıyor olması ve en önemlisi bence seyirciye bunları hatırlatıyor olması bizim için değerli” dedi.
“DEPREM SÜRECİYLE BENZER ACILAR YAŞADIK”
Deprem süreciyle beraber oyun çıkarırken benzer acılar yaşadıklarını ifade eden oyuncu Ayşegül Yalçıner “Nasıl orada insanlar yakıldı, Hatay’da da insanlar enkaz altında donarak öldüler. Arama kurtarma ekipleri günler sonra gitti. Çok zorlu bir süreç, bir oyuncu olarak. Dert hepimizin, acı hepimizin. Bunu böyle iliğinle, kemiğinle hissederek bir oyun çıkarmaya çalışmak hakikaten çok zor ama sözümüzü söylememiz lazım. Hep bunun için mücadele ediyoruz işte. Orayı utanç müzesinden önce restaurant yaptılar, orada yemek yedi insanlar. Böyle bir saçmalık olabilir mi, bunlar kabul edilebilir şeyler değil” diye konuştu.
“BÖYLE BİR KATLİAMA KARŞI ÇIKMAK İÇİN SADECE İNSAN OLMAK GEREKİYOR”
Oyunun yazarı ve yönetmeni Ali Yalçıner ise katliamı unutturmamak için mücadele edeceğini belirterek şunları dile getirdi:
“30 yıl geçmiş üzerinden toplum olarak herkes kulağının üstüne yatıyor. Halk da öyle politikacılar da öyle. Bir insanın böyle bir katliama karşı çıkması için, bundan acı duyması için mutlaka Alevi, Sünni ya da solcu olması gerekmiyor sadece insan olmak gerekiyor. Bizim derdimiz acının altını çizip insanları üzmek değil. Oyunun belgesel bir tarafı var. O zamanki orijinal sesleri, konuşmaları kullanıyoruz. Oyundaki karakterler Süleyman Demirel şapkası takıyorlar. Kocaman bir tane asker şapkası, imam şapkaları var.
“80 YAŞINDA DA UNUTTURMAMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİM”
Bizim amacımız bunu unutturmamak. 30 sene daha yaşarsam 80 yaşında da bunu unutturmamak için mücadele edeceğim, çünkü üstü kapatıldı. Cumhurbaşkanı kararıyla geçtiğimiz sene faillerden bir tanesi yaşlı diye cezaevinden salındı. Bu insanların acıları ne olacak? Burada katledilen insanların aileleri ne olacak? Babanızın bir yerde yakıldığını düşünün. Ben o zamanlar lise öğrencisiydim. Hayatım boyunca unutamayacağım bir travma benim için. Televizyonun başında insanların canlı canlı yakılmasını, boğularak ölmesini izledim. Nasıl unutturacağım bunu ben unutamıyorum ki!”
PİRHA – Ethos Ankara Uluslararası Tiyatro Festivali 15. yılında 12 – 22 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. Konferans, panel, sergi ve canlı performans gösterilerinin de yer alacağı festivalde, 23 oyun sahnelenecek.
Kültür Sanat ve Göç Etkinlikleri Merkezi Derneği’nin koordine ettiği 15. Ethos Ankara Uluslararası Tiyatro Festivali, 12 – 22 Ekim tarihleri arasında yeniden “perde” diyecek.
Ethos Tiyatro Festivali’nin bu yılki merkezi teması, “Gelenekten Geleceğe” olarak belirlendi. Festival ile bu yıl da tiyatro sanatının bütün toplumsal katmanlara ulaştırılması hedefleniyor. Birbirinden farklı tiyatro ekollerinin Başkent Ankara’da karşılaşmasına zemin yaratan festival süresince tüm etkinliklere Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi ve Yaşar Kemal Kültür Merkezi ev sahipliği yapacak.
Festival boyuna sanatçılar ile söyleşi, panel, konferans, müzik dinletisi ve atölye çalışmaları sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Festival bu yıl özel tiyatroların yanı sıra, Ankara dışından katılacak belediye tiyatrolarını da ağırlayacak.
Festival kapsamında bu yıl Ethos Onur Ödülü tiyatro sanatına katkılarından dolayı oyuncu, yönetmen, sanat yönetmeni ve yazar Tamer Levent’e verilecek. Bu yıl ki Akademik Hizmet Ödülü’nün sahibi ise Prof. Dr. Ömer Adıgüzel olacak.
PİRHA – Opera sanatçısı ve Şair Ali Yılmaz, uzun bir aranın ardından üç kitap ile okurlarının karşısına çıktı. Roman, hikaye ve aforizmalar türünde kitaplar kaleme alan Yılmaz, oğlu Ali Deniz ile birlikte hazırladıkları ‘Gizemli kuyu’ adlı çocuk kitabının ayrı bir yerde durduğunu ifade etti. Yılmaz, genel anlamda okur düzeyine de değinerek, “Genel anlamda okuma çıtamız maalesef yüksek değil” dedi.
Şair Ali Yılmaz,Barış Kitap imzasıyla üç farklı türdeki yazım çalışmasını okuyucuların beğenisine sundu. Yılmaz, pandemi sürecinin başlamasıyla birlikte taslak halinde olan çalışmalarını hikaye, roman ve aforizmalar alanında üç farklı kitap olarak edebiyat dünyasına kazandırdı.
Ali Yılmaz, çocuklara yönelik kaleme aldığı ‘Gizemli Kuyu’ kitabını oğlu Ali Deniz ile birlikte hazırladıklarını belirtti. Kitap içerisinde yer alan resimlerin oğluna ait olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Ali Deniz, resimleri yaptığında 11 yaşındaydı. Çocuğuma ‘Bu kitabın satışının hepsini sana vereceğim’ dedim ve daha da bir heveslendi. Yani baba oğulun ortak bir çalışması oldu” notunu düştü.
Yılmaz, pandemi dönemindeki kapanma sürecini kitaplar için bir tür odaklanmaya dönüştürdüğünü de söyleyerek, “O süreç içerisinde zamanı değerlendirmek istedim ve çalışma içerisine girdim. Sonra editörler ve yayınevim ile görüştüm. Tabii kağıtlara gelen zamlardan dolayı maliyetler de yükseldi. Artık hata mı yapıldı doğru mu bilmiyorum ama 3 kitabı yayınlama kararı aldık” diye konuştu.
SU TULUMBASINDAN ÇIKAN HİKAYE
Üç kitap içerisinden ‘Gizemli Kuyu’ adlı eserinin ayrı bir önemi olduğunu vurgulayan Yılmaz, hikayenin detaylarını da anlattı. Ali Yılmaz, çocukluğunda yaşadığı mahalledeki su kuyularından yola çıktığını belirterek şöyle devam etti:
“O yıllarda her evde su olmadığı için mahallemizdeki o tulumbalardan, kuyulardan yola çıktım. Bir gün siteler tarafına gittim, genelde betonlaşmanın fazla olduğu şehirlerde yeşil alan görmek mümkün değil. Bir gecekondu bahçesi içerisinde tulumba gördüm ve bir anda kafamda şimşekler çaktı. Bu tulumba ile ilgili ‘Ne yazabilirim?’ düşüncesi oluştu. Sonrasında ise yaşamış olduğum olayları bir araya getirerek kitap meydana çıktı. Kitap, 8 yaş üzeri çocuklara uygun tek bir hikayeden oluşmakta. Tamamen çocuk hayal dünyasını anlatan bir kitap oldu.”
“ÖYKÜLERİMİ ÖNCE ÇOCUĞUMA OKUTTURUYORUM”
Ali Yılmaz, ‘Gizemli Kuyu’ kitabının çocuklarda bir heyecan uyandıracağını ifade ederek şöyle devam etti:
“Bu kitabı yazarken oğlumu hep baz aldım. Oğlumdan bahsediyorum ama çocukların bütün olarak hayal dünyası inanılmaz. Mesela yazdığım öykülerim birçok yerde yayınlanıyor ama önce bunları oğluma okutturuyorum. Beni o kadar güzel yönlendiriyor ki çünkü onların hayal dünyası enteresan. Bazen diyorum ki bu herhalde çocuk değil, içinde büyük bir adam var! Oğlum Ali Deniz ile bazı konularda sohbet ederken beni bilgilendiriyor da mesela ‘Baba, şu cümleyi kullanma, bizim yaş grubu sevmez’ diyebiliyor. ‘Bunun yerine ne yazayım?’ diyorum, ‘Şunları şunları yaz’ diyebiliyor. Hayal dünyalarını aslında biraz da olsa yakaladım diye düşünebiliyorum.”
ROMAN VE AFORİZMALAR TÜRÜNDE YENİ ÇALIŞMALAR
Ali Yılmaz’ın yayınladığı bir diğer yeni kitabı ise ‘Hadi canım Haziran’ isimli Roman türündeki çalışması oldu. Bir çift arasında geçen ‘Yaz aşkı serüveni’ni konu edindiğini belirten Yılmaz, ilk kez roman türünde bir kitap kaleme aldığını da ekledi.
Yılmaz’ın yeni çıkarttığı bir diğer kitabı ise “Yasal uyarı, kimseye alışmayın” isimli mizah türündeki kitap oldu. Ali Yılmaz, bu kitapta yer alan içeriklerin, günlük hayatta kullandığı özlü sözlerden oluştuğunu da belirtti.
“OKUMA ÇITAMIZ MAALESEF YÜKSEK DEĞİL”
Yılmaz, 3 kitap içerisinde en çok ‘Gizemli kuyu’ eserinin bir karşılık bulmasının mutluluk vereceğini söyleyerek, çocuklara okuma alışkanlığının nasıl verilmesi gerektiğine de değindi. Yazar Ali Yılmaz “Anne, babanın evde model olması çok önemli. Eğer büyükler, kitap alışkanlığını edinmişse çocuk da bir şekilde etkileniyor. Sizi karşısında okur görürse çocuk da ister istemez okumak istiyor. Genel anlamda okuma çıtamız maalesef yüksek değil” diye konuştu.
Kitaplarını yazarken kızı ve eşine de birçok konuda danıştığını anlatan Ali Yılmaz “Eşim çok titiz olduğu için ona yazdıklarımı çok göstermemeye çalışıyorum. Bir sayfayı bir haftada düzeltebiliyor. O yüzden eşimle çok yüzleşmiyorum (gülüyor) ama birçok konuda beni yönlendiren kişidir. Edebiyat konusunda ailece beraber çalışma yapıyoruz” dedi.
Yılmaz, sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“Çocuğunuzun yanında ne kadar edebiyatla, sanatın herhangi bir dalıyla ilgiliyseniz o bir şekilde çocuğunuza yansıyor. Çocuğu sıkmadan, kendi zevkleriniz için değil, çocuğunuzun zevkleri için; mesela baba. ‘Oğlum bak şu şeyi al hoşuna gidecek’… Hayır, işte öyle değil. Bırakın çocuk seçsin. En kötü şeyi seçse bile bırakın o seçsin. Hani maymun iştahlı deniliyor ya çocuk da deneye deneye öğrenecek, sonuçta çocuk. O yüzden suyu da çocukları da akarına bırakacaksınız. Çok sert alacağınız önlemler maalesef geri teper. ‘Hadi oku, hadi müzik yap’ bunlar boş şeyler. Bırakın çocuk deneylesin, görsün. Özellikle anne ve babadan görsün ki o yolda güzel yol kat etsin diye düşünüyorum.”
EDEBİYATLA BİRLİKTE 34 YILLIK OPERA SERÜVENİ
Aynı zamanda opera sanatçısı olan Ali Yılmaz, sanat çalışmalarının da yoğun devam ettiğini anlattı. Sahne çalışmalarının haricinde ayrıca Ankara’da mütevazı bir mekanda da müzik yapan Ali Yılmaz, “Müzik yaptığım kafeye gelenler de bana destek oluyor. Ama asıl olarak devlet opera balesinde koro sanatçısı olarak görev yapıyorum, tenorum. Bundan bir hafta önce Antalya’da Uluslararası Aspendos festivalindeydik. Aida ve Tosca operasının açılışını yaptık. Devlet Opera balesi’nde 34 yıldır çalışıyorum. Emekli olup 65 yaşında herhalde bitireceğiz ama müzik yaşantım hep devam edecek.”
“OPERADA VAHİM BİR DURUMDA DEĞİLİZ”
Sanatçı Yılmaz, opera sanatının günümüzde ne derece karşılık bulduğunu da anlattı. Ankara’da yeterli salon bulamadıklarını söyleyen Yılmaz, şöyle devam etti:
“Son yıllarda inanılmaz derecede seyirci patlaması yaşadık. Balede, tiyatroda, operada… İnsanlar kesinlikle bilet bulamıyor. Üzüntümüz şu şekilde var; yeteri kadar salonumuz olmadığı için seyircimize destek olamıyoruz. Şu anda Ankara Büyük Tiyatro’da 500 kişilik bir yerimiz var. Zaman zaman büyük prodüksiyonlarda Congressium’u kullanıyoruz. Öyle bilindiği gibi vahim bir durumda değiliz, tam tersine artık insanlar, gidecekleri gün kimin baş sanatçı olduğuna bakarak operada tercih yapıyor.”
“HER GEÇEN GÜN SEYİRCİ KAPASİTEMİZ DAHA DA İYİYE GİDİYOR”
Ali Yılmaz, opera ve bale sanatının daha geniş çevrelerde karşılık bulabileceğini ancak buna devlet politikasının yön verebileceğini de ifade etti. Yılmaz, şunları söyledi:
“Bu biraz devlet politikası ile ilgili ne kadar önem verirseniz o kadar çok çevreniz de geniş olur. Türkiye’de tabii ki İtalya, Fransa, Almanya, Rusya gibi çok büyük kitlelere oynuyoruz diyemeyiz. Bizim zaten seyirci kapasitemiz belli ama her geçen gün daha da iyiye gidiyoruz. Şu an zaten Tan Sağtürk, genel müdürümüz oldu. Çok yetenekli, işini güzel yapan bir arkadaşımız. Güneydoğu’da birçok ilde baleyi sevdiren bir genel müdürle karşı karşıyayız. Belki güzel şeyleri göreceğiz ben bundan umutluyum. Diğer ülkeler 500 yıldır bu sanatın içindeler. Bizler ise 80 yıldır devlet opera balesini halkımıza tanıtmaya çalışıyoruz.
Şimdi yeni gelen gençler çok başarılılar. 30 yıl önce biz başladığımızda seviye çok farklıydı. Gelen jenerasyon biraz daha sesi ön planda tutmaya gayret ediyor ancak sahne çok önemli. İlk konservatuara girdiğimde Serap Sezer hocam ‘hadi bakayım sahnenin bu başından o başına bir yürü’ demişti. Yürüyememiştik, ayağımız, elimiz birbirine dolanmıştı. Yani sanatın bir de öyle ağırlığı var aslında. Gençlerimiz de bu konuda birazcık daha gayretli olurlarsa o altın günleri yakalarız.”
PİRHA- Tiyatrocu Hamit Demir, depremden etkilenen Antakya’da çadırda kalan çocukları hayata bağlamaya çalışıyor.
Depremin ardından bölgeye yardıma gidenler ellerinden geldiğince depremzedeleri hayatta tutmaya, onlara yardımcı olmaya, yaralarını sarmaya, dayanışmaya çalışıyor.
Tiyatrocu Hamit Demir, depremden sonra Antakya’ya giderek çadırda kalan çocukları hayata bağlamaya çalışıyor. Demir, çocuklara tiyatro yapıyor, oyunlar oynatıyor, güldürüyor. Depremzede çocukların bir nebze olsun yaşadıkları travmalardan uzaklaşmasına neden oluyor.