Etiket: tiyatro

  • Roza Kay Ma Sımayme tiyatro grubunun Kırmançki ‘Gağan’ oyunu yarın sahnelecek

    Roza Kay Ma Sımayme tiyatro grubunun Kırmançki ‘Gağan’ oyunu yarın sahnelecek

    PİRHA-Roza Kay Ma Sımayme tiyatro grubunun ‘Gağan’ isimli Kırmançki/Zazaca oyunu yarın PSAKD Alibeyköy Cemevi’nde oynanacak. 

    Fintoz Dikme tarafından dört yıl önce kurulan “Roza Kay Ma Sımayme” (Oyun Günü Biz Siziz) tiyatro grubu ‘Gağan’ isimli oyununu 21 Ocak Cumartesi günü saat 19.30’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alibeyköy Cemevi Konferans Salonu’nda oynayacak.

    Kırmançki/Zazaca dilinde oynanacak ‘Gağan’ oyunu Fintoz Dikme tarafından yazıldı ve yönetiliyor. Dikme’nin yanı sıra Düzali Külahcı ve Cemal Akbayın da oyuncular arasında yer alıyor. Ayrıca Serbülent Güzeldere de konuk oyuncu olarak sahneye çıkacak. Oyunun müziğini ise Aydın Yağan yapıyor.

    “ESKİ GELENEKLERİ ANLATAN BİR OYUN”

    Oyuna ilişkin PİRHA‘ya bilgi veren Dikme, “Dört kişi bir araya gelerek grubu kurduk. ‘Gağan’ eski gelenekleri anlatan bir oyun. İlk defa oynayacağız. Başka yerlerde de oynayacağız. Dersim’in kaybolmak üzere olan Zazaca/Kırmançki dilinde sahneleyeceğiz. Dört yıl önce grup kurulduğunda ‘Adırê Çeyi’ isimli bir oyun yazdım. Kadınlarla beraber sahneye çıkacaktık ama koronavirüs başlayınca çıkamadık. Şimdi yeni bir oyun yazdım. Daha önce hiç tiyatro yapmamış kişiler ile oynayacağız. Provalarımızı yaptık. Oyunun müziğinde Aydın Yağan var.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Retrospektif’ ve ‘Müdahil’ sanatseverlerle buluştu

    ‘Retrospektif’ ve ‘Müdahil’ sanatseverlerle buluştu

    PİRHA – Ankara’da Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi 5 sanatçının birlikte açtığı 5 sergiden oluşan “Müdahil” adlı resim sergisine, Zülfü Livaneli Kültür Merkezi ise “Retrospektif” illüstrasyon sergisine ev sahipliği yapıyor.

    Sanatçı Ahu Akkan, Şükrü Aslan, Nadir Baylan, Murat Fırat ve Hikmeti Tabiyeci, Ankara’da ortak sergide buluştu.

    Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi 5 sanatçının birlikte açtığı 5 sergiden oluşan “Müdahil” adlı resim sergisine, Zülfü Livaneli Kültür Merkezi ise “Retrospektif” illüstrasyon sergilerine ev sahipliği yapıyor.

    2021 yılında “beş sanatçı, beş ayrı bakış, beş yeni noktadan kalkış, beş yolcu, tek yerde bulunuş” diyerek yola çıkmış olan projenin ikinci sergisi, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açıldı.

    Farklı disiplinlerde eserler üreten beş ismi bir araya getiren sergi ile sanatçılar; “Bu projeyle sanata alan açmaya, özgürleşmeye, Ankara’nın kültür-sanat yaşantısında farklı bir pencere aralayarak katkı sunmaya, gerçekleştirdiğimiz işlerle kentin hafızasında yer edinmeye gönüllüyüz. Tam da bu sebeple ‘müdahil’ oluyoruz” diyorlar.

    6 Ocak’ta açılan sergi, 4 Şubat’a kadar gezilebilecek.

    FARKLI BİR SERGİ “RETROSPEKTİF”

    Sanatçı Ethem Onur Bilgiç’in “Retrospektif” adlı illüstrasyon sergisi ise Zülfü Livaneli Kültür Merkezi’nde sanatseverleri bekliyor. Tiyatro, ajans, dergi ve yayınevleri için içerik ve afiş çalışmaları olan illüstratör ve grafik tasarımcısı sanatçının bu sergisi, Ankara’da ilk olma özelliği taşıyor. Ulusal ve uluslararası festivallere de katılmış olan sanatçının sergisi 30 Ocak’a kadar açık kalacak.

    PİRHA/ANKARA

  • 2. Yenişehir Komedi Oyunları Festivali başladı-VİDEO

    2. Yenişehir Komedi Oyunları Festivali başladı-VİDEO

    PİRHA- Mersin Yenişehir Belediyesinin düzenlediği 2.Yenişehir Komedi Oyunları Festivali yoğun katılım ile başladı. Festivalin ilk gününde Tiyatro Mavra’nın ‘Biz Niye Geldik?’ oyunu tiyatroseverlerle buluştu.

    Mersin Yenişehir Belediyesi, 2.Yenişehir Komedi Oyunları Festivali ile Türkiye’nin seçkin tiyatrolarını Mersinlilerle ücretsiz olarak buluşturmaya başladı. 19 Kasım Cumartesi günü başlayan ve 26 Kasım Cumartesi gününe kadar sürecek olan 2.Yenişehir Komedi Oyunları Festivali’nin ilk gününde Tiyatro Mavra’nın ‘Biz Niye Geldik?’ oyunu tiyatroseverlere kahkaha dolu bir akşam yaşattı. Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenen oyuna her yaş grubundan tiyatrosever yoğun ilgi gösterdi. Salon ve balkon bölümleri seyirci ile doldu taştı.

    Festival kapsamında  tiyatrocu Nilgün Belgün 22 Kasım Salı günü saat 19.30’da ‘Nilgün Belgün’le Aşk’ ve ‘Komedi’ adlı oyunuyla sahne alacak. 23 Kasım Çarşamba günü ise saat 19.30’da Neslihan Arslan, Nurhan Özenen ve Salih Bademki’nin beraber tiyatro sahnesini paylaşacağı ‘Fanatik’ adlı oyun da Mersinlilerle buluşacak. Tiyatroda 22’inci yılını geride bırakan efsanevi grup Mahşeri Cümbüş 24 Kasım Perşembe günü saat 19.30’da, 25 Kasım Cuma günü saat 19.30’da Ceyhun Fersoy, Melis İşiten, Sergen Deveci’nin oynadığı ‘Baş Belası’ oyunu tiyatroseverler için perdelenecek.

    2. Yenişehir Komedi Oyunları Festivali’nin kapanışı ise 26 Kasım Cumartesi günü Yenişehir Şehir Tiyatrosu’nun ‘Ölmeye Gör’ oyunuyla yapılacak. Sahnelenecek tüm oyunlar ücretsiz olarak Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde saat 19.30’da tiyatroseverler ile buluşacak.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Ev işlerini bırakıp tiyatro sanatına yöneldiler!-VİDEO

    Ev işlerini bırakıp tiyatro sanatına yöneldiler!-VİDEO

    PİRHA- Evde çalışan, emekli olan veyahut hem iş hayatını hem de sanat faaliyetlerini birlikte yürüten Mamaklı kadınlar, ‘Özgürlük Oyunu’ adlı tiyatro çalışmasında bir araya geldi.

    Adem Atar’ın yazdığı ‘Özgürlük oyunu’ adlı senaryoyu sahneye hazırlayan Mamak’lı kadınlar, tiyatro sanatına nasıl yöneldikleri hakkında bilgi verdi.

    Çığ Kültür Sanat Akademi’de bir araya gelen kadınlar, “Evde oturmayla kimse bir şey kazanamaz” diyerek sahne sanatlarına yönelmelerindeki gerekçeleri ve tiyatronun, hayatlarına ne katıklarını anlattı.

    Mamak ilçesinin Tuzluçayır semtinde yaşayan kadınların kimi ev işçisi, kimi emekli, kimi de hem çalışıp hem de tiyatro çalışmalarında yer alıyor. Sabır Göktaş da bu grupta yer alan isimlerden birisi.

    TİYATRO ÇALIŞMASINDAN ÇIKIP EV İŞÇİLİĞİNE…

    1973 yılından beri Mamak’ta yaşadığını belirten Göktaş, ev işleriyle uğraştığını ve aynı zamanda tiyatroya katılma sürecini anlattı. Sahne sanatlarının kendisinde büyük bir mutluluk oluşturduğunu söyleyen Göktaş, duygularını şu cümlelerle anlattı:

    “Arkadaşlarımla beraber güzel bir grup oluşturduk. Böyle bir karar verdiğim için çok sevinçliyim. Genelde derneklerin kültürel faaliyetlerinde bulunuyordum ama bu tiyatroda yaklaşık 2 yıldır çalışmaktayım.
    Bu ilgi zaten içimde çoktan beri vardı. Arkadaşlarım böyle bir çalışmaya girmişlerdi ve bana da teklifte bulundular. Ardından seve seve katıldım. Gençliğimde tiyatroya çok ilgim vardı. Mesela ilkokulda kısa skeçler oynatılırdı, o dönemde dahi çok hevesliydim. Öğretmenlerimiz nedense bizi çok seçmezlerdi. O nedenle tiyatro hep içimde kalmıştı ve daha sonra tiyatrocu olurum diye hep isteğim olmuştu.
    Mahallede komşularıma tiyatro çalışması yaptığımı söylüyorum, bana diyorlar ki ‘gidiyorsun ama para veriyorlar mı?’ Neden para alayım diyorum onlara. Para için bu işi yapmadığımı söylüyorum. Keyifli ve sevdiğim bir uğraş olduğunu söylüyorum. Burada kendimi geliştiriyorum. Tabii bu çalışmalarımızı zor şartlar altında yapıyoruz. Çünkü buradan çıkıp eve gidip yemek yapıp bir de ayriyeten tiyatro metinlerine çalışmamız gerekiyor. Yani bir koşturmayla geçiyor.”

    “TİYATROYA OLAN SEVDAM SONRADAN OLUŞTU”
    Şahturna Çolak ise 52 yaşında tiyatroya gönül veren bir diğer isim. Tiyatroya hep merakının olduğunu belirten Çolak, aynı zamanda şiir yazımı konusunda da uğraş sergiliyor. Bir bütün olarak kültür sanat faaliyetlerine ilgi duyduğunu belirten Şahturna Çolak, ilk kez dahil olduğu tiyatro çalışmasına dair şu açıklamayı yaptı:

    “Tiyatro sevdam aslında hiç yoktu, sonradan oluştu. Tiyatro izlemeye öyle çok gitmişliğim de yoktu. Ev kadınıydım ve ardından özel sektörde çalışmaya başladım. Ondan dolayı da pek tiyatroya gitmişliğim olmadı. Tiyatrocu bir akrabamızın oyununa gitmiştim yıllar önce. Sonrasında da arkadaşlarımızın oyununu izlediğimde ‘Beni de ekibinize alır mısınız?’ diye mesaj attım. Sağ olsun arkadaşlar hemen beni çağırdılar. Şu anda oyunumuz gümbür gümbür ilerliyor. Oyunda ise ‘Suçsuz’ isimli bir karakteri canlandırıyorum. Suçsuz olduğumu bir türlü mahkemelere anlatamıyorum.”

    “SANATSAL FAALİYETLER İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK DİNLENDİRİR”
    Evde çalışan kadınlara da mesaj veren Şahturna Çolak, “Tüm kadınlar sosyalleşsin, sanata her türlü etkinliğe yönelsinler. Kadınlar içine kapanmasınlar. Tiyatro, resim, güzel sanatlar gibi etkinliklere kadınların katılmasını isterim. Çünkü evde kalmak bir çözüm değil. Şu anda ben hem çalışıp hem de tiyatroda zaman geçiriyorum. Sanatsal faaliyetler insanı rahatlatır ve psikolojik olarak dinlendirir. Bunun yansıması da çevreye güzel olur. Böylesi ortamlara herkesin katılmasını isterim” şeklinde konuştu.

    “KADINLAR EVDE OTURMASINLAR”

    Kibriye Odabaşı da ev işçiliğinin yanı sıra, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin semah ekibinde de yer alıyor. Yaklaşık 50 yıldır Mamak’ta yaşadığını anlatan Odabaşı, tiyatroya olan ilgisini ise şu sözlerle anlattı:

    “Tiyatro ile ilk tanışmam, köylerde yapılan yöresel etkinlikler ile oldu. Önceden gençler heybe atıp kapı kapı dolanırlardı. Bulgur, yağ gibi şeyler toplarlardı. Erkeği gelin yapıp devenin üstünde kapı kapı dolaşıp bir tür tiyatro oynanırdı. Zaten çocukluktan beri tiyatroya ilgim var. Sosyal de bir insanım. Derneklerin semah çalışmalarında, korolarda, etkinliklerde yer alıyorum.
    Ev Kadınları da evde oturmasınlar. Eğer ‘sıkıldım, daraldım, bunaldım’ derlerse kendilerini dışarıya atsınlar. Ben de çok bunalan bir insandım. kendimi dışarıya attım ve şu an çok mutluyum.”

    “EVDE OTURMAYLA KİMSE BİR ŞEY KAZANAMAZ”
    46 Yaşındaki Şahturna Buğdaycı da 1995 yılından beri Mamak’ta yaşadığını ve aylık ‘Kadın toplantıları’ yaptıklarını belirtti. Tiyatro çalışmalarında kadına yönelik şiddet konusunun irdelendiğini belirten Budaycı’nın aktarımı ise şöyle:

    “En son toplantınızda kadınlara yönelik şiddet hakkında konuşuyorduk. ‘Bu konu üzerine ne yapabiliriz, bu şiddeti nasıl gündeme getirip çözüm üretebiliriz?’ diye toplantıda kadınlarla ilgili bir tiyatro yaparsak iyi bir ses getireceğini düşündük. ‘Kaç Bahar kaç’ isimli bir oyun oynadık. O oyunda Bahar, her türlü şiddete uğruyor. Polise, savcıya, herkese sığınıyor ancak bir türlü şiddete çözüm bulamıyordu. Biz de bunu anlattık ve çok da iyi bir ses getirmişti. 2 yıldır arkadaşlarla tiyatro çalışmaları içerisindeyiz ve bu yeni dönem oynadığımız oyun da hapishanedeki kadınların hayatları ile ilgili. Bu cezaevindeki kadınlardan kimisi iftiraya uğramış, kimisi de gerçekten bir suç işlememiş.
    Kadınlar olarak şunu dile getiriyoruz; kadınlar özgür oldukça dünya daha güzel olur. İstiyorum ki tüm kadınlarımız artık evi bırakıp dışarıya çıksın. Şu son döneme bakarsak ortaçağ karanlığına doğru gittiğimizi düşünüyorum. Kadınların bir şekilde dışarıda ses getirmelerini istiyorum. Evde oturmayla kimse bir şey kazanamaz. Aslında buradaki arkadaşlarımın da hepsinin başında bir sıkıntısı var ama buraya gelip daha çok kadınların hayatını canlandırmaya çalışıyoruz. Oysa kadınlarımız alana çıkıp, üzerlerine düşeni yapsa bence dünya daha güzel olur. Tiyatro da insanı insana insanca anlatma sanatıdır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘İktidarın susturma, sürgün ve yok saymasına karşı ortak tutum belirlemeyiz’-VİDEO

    ‘İktidarın susturma, sürgün ve yok saymasına karşı ortak tutum belirlemeyiz’-VİDEO

    PİRHA- Sanatçı Mücahit Göker, iktidarların suskun, müdahale etmeyen, itirazda bulunmayan, soru sormayan, sorgulamayan, kabullenen bir toplum istediğini, bunun için de sanatçıları susturmaya çalıştığını söyledi. Göker, “Susturmaya, sürgüne, yok saymaya karşı ortak tutum belirlemeyiz” dedi.

    Ülke genelinde ‘Kamu güvenliği ve sağlığı, toplumun huzuru, çevrenin korunması’ gerekçesiyle konserler, tiyatrolar ve festivaller yasaklanırken, sanatçılar gözaltına alınıp tutuklanıyor.

    Günden güne artan yasaklara karşı tepkiler de yükseliyor. Son dönemde pek çok kültür sanat etkinliğinin, valilikler ve kaymakamlıklarca yasaklanmasına dair sanatçı Mücahit Göker, PİRHA‘ya konuştu.

    Türkiye’de süregelen iktidarların ekonomik, eğitim, inanç, sosyal, kültürel, sanatsal, toplumsal alanlarda ideolojik hegemonyasını korumak ve güçlendirmek için baskı uyguladığını belirten Göker, “İktidarlar suskun, müdahale etmeyen, itirazda bulunmayan, soru sormayan, sorgulamayan, kabullenen bir toplum ister. Bunun için de bu politikalara zarar vereceğini düşündüğü kesimlere yönelir. Sonrasında da halkayı genişleterek en uç kesimlere kadar kendinden olmayan herkesi susturmaya ve kendi ideolojilerini kabul ettirmeye zorlarlar” dedi.

    “İKTİDAR MUHAFAZAKAR KESİMİ YANINDA TUTMAYI HEDEFLİYOR”

    İktidarın sanatçıya “Muhalif olmayacaksın, bana karşı durmayacaksın, bu şartlarda bütün yolları sana açarım. Aksi takdirde de sesini kısar, konserini, oyununu yasaklar, cezaevine atarım, sürgüne yolların” dediğini vurgulayan Göker, şöyle devam etti:

    “Son dönemde iktidarları zora düştükçe, yasakçı ve baskıcı politikalarını daha da arttırdı. Bununla ‘karşı’ tarafı susturmayı, özellikle dini argümanları kullanarak muhafazakar kesimi yanında tutmayı hedefliyor.”

    “TUTUM BELİRLEMELİYİZ”

    Sanatçıların iktidarın oyunlarına gelmeden özgürleşebilmenin yollarını bulması gerektiğinin altını çizen Sanatçı Mücahit Göker, “Daha gür sesle durabilmeli. Sadece sanatçılar değil, toplumun tüm kesimleri aynı refleks içinde hareket ederse başarılı olunacaktır. Susturmaya, sürgüne, yok saymaya karşı tutum belirlemeyiz” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ DOSYALAR

    >‘Baskının ortadan kaldırılması isteniyorsa sanatçılara sahip çıkılmalı’

    >Ahmet Özbek: İktidarın konser yasakları toplumun yaşam biçimine de müdahaledir

  • “Hayat Seni Çok Seviyorum” yarın Moda Sahnesi’nde

    “Hayat Seni Çok Seviyorum” yarın Moda Sahnesi’nde

    PİRHA-Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde tutulan hükümlü şair İlhan Sami Çomak tarafından yazılan “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun 8 Eylül seyirci karşısına çıkıyor.

    Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde tutulan hükümlü şair İlhan Sami Çomak‘ın yazdığı “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun yarın (8 Eylül) Kadıköy Moda Sahnesi’nde izleyiciyle ile buluşacak.

    Kemal Aydoğan‘ın yönettiği oyunda Gülseven Medar ile Ali Tekbaş rolleri paylaşıyor. Sahne tasarımının Bengi Günay‘a ait olan oyunun ışık tasarımını ise İrfan Varlı üstleniyor. Animasyon ve afiş tasarımında da Saeed Ensafi‘nin imzası bulunuyor.

    8-9-10 Eylül saat 20.30 ile 11 Eylül saat 16.00’da Moda Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak olan oyun, ekim ayında da oynanmaya devam edilecek.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    >‘İlhan Sami’nin adaletsiz biçimde 28 yıldır cezaevinde olması oyunu yapmaya sevk etti’

  • Gımgım Tiyatro Zonema’dan çağrı: Kırmançki’nin kaybolmaması için çabalamalıyız-VİDEO

    Gımgım Tiyatro Zonema’dan çağrı: Kırmançki’nin kaybolmaması için çabalamalıyız-VİDEO

    PİRHA-Kırmançki yok olma tehlikesi altında olan diller arasında gösteriliyor. Ana dille tiyatro oyunu sergileyen ‘Gımgım Tiyatro Zonema’ tiyatro grubu oyuncuları ana dillerine sahip çıkma çağrısı yaparak, “Ana dilimizin kaybolmaması elimizden geleni yapıyoruz ancak tiyatro oyunu sergilediğimiz için kısıtlamalarla karşılaşıyoruz” dedi. 

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

    Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin anadili olan Kırmançki (Zazaca) yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

    2016 yılında İzmir’de kurulan ‘Gımgım Tiyatro Zonema’ tiyatro grubu skeçlerinin tamamını Kırmançki’ce oynayarak dillerini yaşatmaya çalışıyorlar.

    ‘Gımgım Tiyatro Zonema’ tiyatro grubu oyuncuları Dünya Şanıkan ve Mehmet Yoran, ana dille tiyatro yapmalarının nedenini ve ana dille tiyatro oyunu sergiledikleri için yaşadıkları zorlukları PİRHA‘ya anlattı.

    “ELİMİZDEN GELEN HER ŞEYİ YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Ana dille tiyatro yaptıkları için kısıtlamalarla karşılaştıklarını söyleyen Dünya Şanıkan, “Zazaca kaybolacak diller arasında ama biz dilimiz kaybolmasın diye elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Dilimizin kaybolmaya yüz tutmasında devletin uyguladığı baskıların önemli bir etken olduğunu söyleyebiliriz ancak kimse evimize gelip çocuklarımızla ana dilimizle konuşmamızı engellemiyor. Çocuklarımıza Aleviliği anlatalım, dilimizi konuşalım ve kültürümüzü paylaşalım” dedi.

    “DİLİMİZİN KAYBOLMAMASI İÇİN ÇABA GÖSTERMELİYİZ”

    2016 yılından itibaren ana dille tiyatro oyunu sergilediklerini ifade eden Mehmet Yoran ise, “Zazaca kaybolmaya yüz tutmuş bir dil olduğu için amacımız insanlara ana dilimizi duyurmak. Dilimizin kaybolmaması için çaba göstermeliyiz, aileler çocuklarına kendi ana dillerini öğretmemeliler ki dilimiz yaşasın” diye konuştu.

    PİRHA/MUŞ

  • ‘İlhan Sami’nin adaletsiz biçimde 28 yıldır cezaevinde olması oyunu yapmaya sevk etti’-VİDEO

    ‘İlhan Sami’nin adaletsiz biçimde 28 yıldır cezaevinde olması oyunu yapmaya sevk etti’-VİDEO

    PİRHA-Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde bulunan hükümlü şair İlhan Sami Çomak tarafından yazılan “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan ile oyuncuları Gülseven Medar ve Ali Tekbaş PİRHA’ya konuştu. Aydoğan, “İlhan Sami’nin adaletsiz bir biçimde 28 yıldır cezaevinde olması beni bu oyunu yapmaya sevk eden temel unsur” dedi.

    Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde tutulan hükümlü şair İlhan Sami Çomak‘ın yazdığı “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun 8 Eylül günü Kadıköy Moda Sahnesi’nde izleyicileri ile buluşacak. Kemal Aydoğan‘ın yönettiği oyunda Gülseven Medar ile Ali Tekbaş rolleri paylaşıyor. Sahne tasarımının Bengi Günay‘a ait olan oyunun ışık tasarımını ise İrfan Varlı üstleniyor. Animasyon ve afiş tasarımında da Saeed Ensafi‘nin imzası bulunuyor.

    Moda Sahnesi, oyunun tanımında ise “Umutsuzluğun ağır karanlığını tartmak, kalbe ve akla çöken sessizliğin çoraklığını dağıtmak, hayatı derli toplu tutmak için umut hep yanımda oldu veya ondan uzaklaşmadım” ifadelerine yer veriyor. “Hayat Seni Çok Seviyorum” oyununun yönetmeni ve oyuncuları ile şair İlhan Sami Çomak’a, oyuna ve provalara dair konuştuk.

    Yönetmen Kemal Aydoğan, oyunu yapmaya sevk eden motivasyonu “İlhan Sami’nin adaletsiz bir biçimde 28 yıldır cezaevinde olması beni bu oyunu yapmaya sevk eden temel unsur” şeklinde açıklarken, Çomak’a ait “Karınca Yuvasını Dağıtmamak” isimli otobiyografisine değindi. Aydoğan şunları söyledi:

    “BAŞINA GELEN FELAKETİ KENDİ BAŞIMA GELMİŞ GİBİ HİSSEDİYORUM”

    “İlhan Sami’nin adaletsiz bir biçimde 28 yıldır cezaevinde olması beni bu oyunu yapmaya sevk eden temel unsur. Çünkü bu adaletsizlik sadece İlhan Sami’nin değil aslında hepimizin başına gelmiş bir adaletsizlik. Kimsenin bu tür adaletsiz bir cezalandırmayla özgürlüğü elinden alınamaz. Bu insan haklarına aykırı bir durum. Bunu kendi adıma bir sorumluluk olarak sayıyorum ve gündeme getirmenin gündemde tutmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. İlhan Sami’yi aslında 7-8 senedir takip ediyorum. Başına gelen felaketi bir tür kendi başıma gelmiş gibi de hissediyorum. Bu sadece İlhan Sami’ye değil aslında tüm adaletsizliğe uğramış herkes için geçerli. İlhan Sami’nin avantajı tabii şiir yazıyor ve o şiirlerden bir oyun yapma imkanı var mı diye de düşündürtüyordu.

    Fakat en son “Karınca Yuvasını Dağıtmamak” diye bir biyografisi çıktı İletişim Yayınları’ndan. Ondan sonra oyun yapma düşüncesi daha mümkün hale geldi. Çünkü şiirdense otobiyografi aslında daha sahneye taşınır bir şeydi. Çok güçlü bir otobiyografi. “Karınca Yuvasını Dağıtmamak” hem İlhan Sami’yi, hem coğrafyayı, hem yaşadığı adaletsizliği çok derinlemesine ayrıntılı bir biçimde anlatıyordu. Ben o kitaptan bazı bölümleri seçtim oyun yapmak üzere. Sonra vasisi İpek Özel’le birlikte konuşurken, “Acaba bu seçtiğim bölümlerden İlhan Sami bir oyun yapar mı? Yeniden bir oyun yazar mı?” diye bir fikir gelişti. Hem de mahpusta belki zamanı onun adına kolay geçmesini sağlarız diye. İlhan Sami de sağ olsun kabul etti bu fikri. Bir ay içinde oyun yazıldı. Sonra da Gülseren ve Ali’yle buluştuk. Bu oyunu okudular, çok sevdiler. O günden beri de işte oyunu yapmak, sahneye taşımak üzere birlikte çalışıyoruz.”

    “21 YAŞINDAN BERİ CEZAEVİNDE OLDUĞUMU DÜŞÜNEMİYORUM”

    Çomak’ın uzun tutukluluk durumunu hatırlatan Gülseven Medar ise oyunda rol aldığı için heyecanlı olduğunu belirtti. Medar, şöyle konuştu:

    “Tabii zor bir hayat. İlhan Sami de diyor ya “Bilseydim bu kadar uzun süreceğini bu tutukluluğun baştan herhalde çıldırırdım.” O biraz bize de böyle dile kolay gelen ama gerçekte o yılları düşündüğümüzde kendimi şöyle şu an 40 yaşındayım ve 21 yaşından beridir bu yaşıma kadar yani cezaevinde olduğumu düşünemiyorum aslında. Düşünmek istemiyorum. Ama şimdi biz İlhan Sami Çomak’ın o heybesinde biriktirdiği, doldurduğu o çocukluk heyecanı, yaşam sevinciyle, hapishane yıllarında o dayanma halini anlamaya, görmeye, onu okumaya çalışıyoruz. Kendi yaşantımızdaki referanslara da zaman zaman başvuruyoruz.

    Bu oyunu ilk okuduğumda bu tutukluluk halinin, eminim ki depresyonla geçmiş olabilecek bu süreci “Nasıl canlandıracağız?” ile ilgili kafamda çok soru işareti vardı. Fakat eseri elime aldığımda oradan bir ışık fışkırdığını, oradan bir yaşam hatta kendi yaşamımı, çocukluğumu, gençliğimi hayatla kurduğum ve unuttuğum o bağlantıları tekrar canlandırdığını gördüm. Eserin gücünü gördüm. Bu beni çok heyecanlandırdı. Daha önce müzikal oyunculuğu yaptım ve müzisyenim. Tiyatroyu bu şekilde biraz replik, monolog sürecinde götürebileceğimi aslında Kemal abiyle deneyimleyerek yürütmeye çalışıyorum. Bir bilinmezliğe de attım kendimi. Benim için de çok heyecanlı ve beni büyüten bir şey oldu şimdiye kadarki süreçte. Bundan sonrası için de ben de gerçekten de merak içerisinde bekliyorum. Hem seyirciler, hem Kemal abi gibi.”

    “ÇOMAK’IN HAYATINI, DUYGULARINI, İZLEYİCİ İLE PAYLAŞMAYA ÇALIŞACAĞIZ”

    Ali Tekbaş da oyunun sahnesine çağrıda bulunurken, “Bendeki heyecan ve bu projeye ya da bu oyunda olma isteğim ya da şu an burada olma nedenim biraz da hepimizin de söylediği gibi çocukluğuna dair izleri taşıyor olması. Çünkü teksti aldığımızda, kitabı okuduğumda yaşadığım şeyleri orada görebildim. Bundan dolayı duygulandığım çoğu yerde kızdığım gibi de oldu, gerildim. Yani tuhaf duygulara girdik okumalarda. Şimdi buradayız ve Eylül’ün 8’ine kadar provalarımız var. Tam olarak ortaya nasıl bir şey çıkacağını heyecan ve merakla bekliyoruz. Ama İlhan Sami Çomak’ın hayatını, çocukluğunu, gençliğini, başından geçen o yaşadığı zorlu dönemleri ve şu anki duygularını, hislerini gelecek, dinleyecek, izleyecek olan kişilerle, seyirciyle paylaşmaya çalışacağız. Bundan dolayı çok heyecanlıyız ve aynı zamanda da o günü bekliyoruz açıkçası” ifadelerini kullandı.

    “Hayat Seni Çok Seviyorum” oyunu 8-9-10-11 Eylül 2022 tarihlerinde Kadıköy’de bulunan Moda Sahnesi’nde izleyicileri ile buluşacak.

    İlhan Sami Çomak, şu an Silivri 5 Nolu Cezaevi’nde tutuluyor. Çomak’ın 2 yıl sonra tahliye olması bekleniyor.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Konyaaltı Cemevi Anneler Tiyatro topluluğu, ‘Gelin Adayları’ oyununu oynadı-VİDEO

    Konyaaltı Cemevi Anneler Tiyatro topluluğu, ‘Gelin Adayları’ oyununu oynadı-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde bir araya gelen kadınların oluşturduğu Anneler Tiyatro topluluğu, İtalyan oyun yazarı Dario Fo‘nun kadınlar üzerine yazdığı eserlerinden biri olan ‘Emekçi Kadınlar’ oyunundan sonra, ikinci oyunları bir orta oyun olan ‘Gelin Adayları’ oyununu sergiledi.

    Antalya’da Konyaaltı Cemevinde kadınlar oluşturduğu Anneler Tiyatro Grubu kültürel faaliyetlerde yeni başarılara imza atıyor. İkinci oyunları olan ‘Gelin Adayları’ oyununun sergilenmesi büyük ilgi topladı.

    Anneler Tiyatro Grubu oluşumlarına ve çalışmalarına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “ÖZEL BİR GRUBA YÖNELİK OYUN”

    Oyunun yönetmenliğini üstlenen Cafer Yelsalı, 1 aydan fazla bu oyunun çalışmalarını yürüttüklerini belirterek, “İkinci oyunumuz çıkıyor bugün ilk defa oynayacağız. “Gelin Adayları” bir orta oyunu. Türk geleneksel tiyatrosundan gelme bir tarzda oynayacağız. Oyunun uyarlaması ve yönetmenliği bana ait. Oyuncu arkadaşlarımızın katkılarıyla son halini aldı. Yaklaşık 5 aydır bu oyunun çalışmasını yapıyorduk, bugün de artık o çalışmaların sonucunu alacağız. Bu grubumuz özel bir grup, yani özel bir gruba yönelik bir oyun bu. Zaten farklı kültürler, cinsiyetler, etnik kökenlerle iletişim halinde karmaşık oyun tarzları benimseyecek bir oluşum içerisindeyiz. Ama şu anki grubumuz özel bir grup ve artık Anneler Grubu dedik. Hepsi birer anne, emekli olmuş ev kadınlığı yapan insanlar. Tiyatroya gönül verdiler ve bu isteklerini daha da yüceltmeye çalışıyoruz” dedi.

    “CEMEVLERİNİN KATKISI BÜYÜK”

    Yelsalı, kadınların evden çıkarak sosyalleşmesinin onlar üzerinde olumlu etkisine işaret etti. Cemevlerinin bu kültürel faaliyetlerin büyümesinde önemli bir yerde olduğunu kaydeden Yelsalı, “Özellikle ev kadınları için genel problem evden çıkamamak, sosyal aktivite olmamasıdır. Bu iş sonradan kötü oluyor ve depresyona yol açıyor. Öncelikle bir dışarı çıksınlar, bir baksınlar ne yapabiliriz, ne edebiliriz. İlla sanat olması gerekmiyor. Kendi istekleri hangi yönde iyi ise o yönde ilerlemelerini iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü kapanınca hep kötü hal alınıyor, artık evin dışında olma zamanı. Cemevleri aslında biraz hani kültür merkezi olarak işliyor. Siyasi yapıların veya derneklerin de bir etkinliği olduğunda ilk başvurduğu yerler. Ama biz Aleviler olarak cemevlerini az kullanıyoruz. Etkinlikler olduğunda aslında iyi dönüşler oluyor. Bende ne konuda ne olursa elimden ne geliyorsa yapmaya her zaman devam edeceğim” şeklinde konuştu.

    “ERKEKLER KADAR BİZLER DE VARIZ”

    Emekli ve amatör tiyatro oyuncusu Sevil Demir, ilk tiyatro oyununa çıktığını ifade ederek, şunları söyledi:

    “Çok heyecan verici bir oyun olacak önce bunu söylemek istiyorum. Bildiğim kadarıyla bu orta oyun bizim aldığımız eğitimler doğrultusunda orta oyunu erkekler oynuyormuş. Biz kadınlar olarak oynayacağız, bu nasıl karşılanacak artık onu merak ediyoruz. Aynı zamanda benim arkadaşlarla beraber ilk oyunum. Tabii ki önceki oyunumuz okumaydı, bu tamamen ezberden olacak. 2 ay boyunca gerçekten çok güzel çalışmalarımız, eğitimlerimiz oldu. Tiyatroyu bilmediğimiz için eğitimle pekiştirdik. Kadınlar kendilerini kapatmasınlar, ötekileştirmesinler. Erkekler kadar bizlerde varız, bunu zaten göstereceğiz. Cemevinin katkılarına da çok teşekkür ederiz. Çok büyük katkıları oldu bize, kapılarını açtı çok teşekkür ederiz.”

    “KADINLAR OLARAK ORTAOYUNU OYNADIK, BU BİR GÖNDERMEYDİ”

    Bir diğer amatör tiyatro oyuncusu Serime Karataş da, cemevinde tiyatrodan semaha, resimden müziğe kadar birçok kültürel etkinlik ile iç içe olduklarını söyleyerek, “Cemevinde 2 aydır falan tiyatro çalışmalarımızı yapıyoruz. Oyunumuzun adı “Gelin Adayları.” Çok keyifli, çalışırken çok güldük, çok eğlendik. Bunun yanı sıra birçok şey de öğrendik. Orta oyununu sadece erkekler oynayabiliyordu. Kadınlar olarak bunu yaptık, biz biraz da buna gönderme yaptık. Pandemi dolayısıyla eve kendisini kapamış olan kadınlar kendilerine faydalı işler yapabilirlerdi. Cemevi pandemiden dolayı kapalıydı. Konyaaltı Cemevi diğer cemevlerinden daha fazla sanata ağırlık veriyor. Tiyatro zaten en güzeli ve bambaşka bir şey. Farklı  hayatları, farklı kişilikleri canlandırıyorsun. İster 7 yaşında olsun ister 70 yaşında olsun herkes cemevine gelsin buradaki aktiviteleri öğrensin” diye konuştu.

    Anneler Grubu tiyatro üyesi Hülya Uçar ise amatörce bir çalışmadan bugüne kadar birçok emekle yol yüründüğü belirterek, “Torunumla beraber geliyorum buraya, onun da tiyatro çalışmaları var. Tiyatro çalışmasından büyük keyif alıyoruz. Yaş ne olursa olsun öğrenmek mutluluk verici. Evde oturmayın buraya cemevine gelin, harika bir yer. Yönetimin hepsi bize kucak açıyor, çok iyi davranıyorlar. Biz burada her şeyi öğreniyoruz, burası bizim ikinci evimiz oldu.

    SEYİRCİLERİN OYUN SONRASI YORUMLARI

    Yapılan konuşmaların ardından oyuncular, hocaları Cafer Yelsalı’ya hazırladıkları plaketi verdi. Oyun sonrasında mikrofon uzattığımız seyircilerin oyuna ilişkin yorumları ise şöyle:

    Amatör Tiyatro oyuncusu İbrahim Söylemez: Oyun çok keyifliydi, keyif alarak izledim. Çok güzel, kahkahası da olan bir oyundu. Kadınlarımızın da bu konuda başarısı çok güzeldi tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum.

    Tekin Yılmaz: Öncelikle böyle bir oyunun cemevi gibi kurumda olmasından dolayı özellikle cemevi yönetimine çok teşekkür ediyorum. Oyuncular amatör olmalarına rağmen profesyonelce oyun çıkartmaları çok güzel bir olay. Hepsini tek tek kutluyorum. Tabi ufak tefek şeyler vardı giriş çıkışlar biraz amatörceydi. Emek verilmiş. Çok güzeldi, hepsine ve emeği geçen arkadaşlara tek tek teşekkür ediyorum, önümüzdeki oynanacak oyunlarında başarılar diliyorum.

    Cebrail ARSLAN /ANTALYA

     

  • Mersin’de Kürtçe tiyatro oyunu yasaklandı

    Mersin’de Kürtçe tiyatro oyunu yasaklandı

    PİRHA- Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Güvenlik Şube Müdürlüğü, “Tartuffe” adlı Kürtçe oyunu yasakladı. 

    Konser ve tiyatro yasakları devam ediyor. Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda oynanması beklenen “Tartuffe” adlı Kürtçe oyun, Adana Valiliği tarafından yasaklanmasının ardından Mersin’de de yasaklandı.

    Seyirciyle buluşmasına saatler kala Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Güvenlik Şube Müdürlüğü “uygun görülmemiştir” diyerek, yasakladı.

    Yasaklamaya ilişkin açıklama yapan Amed Şehir Tiyatrosu, keyfi bir yasaklama ile karşı karşıya kaldıklarını belirterek, CHP’li belediyelerin tutumu da eleştirdi.

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “5 Haziran günü Adana ‘da bugün (6 Haziran) ise Mersin’de ‘Tartuffe’ oyunumuzu seyirciyle buluşturmak üzere turne organizasyonunu planladık. Salon kiralamak için Adana ve Mersin Büyükşehir belediyelerine başvuruda bulunduk. Maalesef her iki belediyenin de kültür bürokratları yasada olmamasına rağmen bizden “valilik izni” istediler.

    Belediye salonlarının kendi güvenlik görevlilerinin bulunması nedeniyle “valilik izni” almamızın doğru olmadığı konusunda kültür bürokratlarını bir türlü ikna edemedik. Buna rağmen valiliklere “bildirim”de bulunduk.

    Oyunumuzun içeriği ile ilgili yasal açıdan hiçbir sorun olmamasına rağmen Adana ve Mersin valiliği “kamu güvenliği” nedeniyle oyunumuzun gösterimine izin vermediler.

    Özellikle Mersin’de oyuna 20 saat kala 5 Haziran Pazar gecesi saat 23.00 civarında arayıp. oyuna izin verilmediğini bildirmeleri, bu durumun keyfi bir yasaklama olduğunu apaçık ortaya koymaktır.

    Son günlerde Kürt ve muhalif sanata yapılan faşizan yasaklamaların hızla devam edeceği kaygısını taşıyoruz. İktidarın Kürt sanatına, kültürüne, diline, siyasetine ve yaşam alanına uyguladığı faşizan tutumun yanında Adana ve Mersin CHP belediyelerinin de yasal olmayan fiili tutumu kabullenişi ve ısrarla bizden “izin belgesi” istemesi durumu asimilasyoncu politikaların karşısında cesaretli davranmadıklarını göstermektedir.

    Adana ve Mersin CHP yönetimi ve belediye bürokratları, yaşanan bu durum karşısında tutundukları aciz tavırla, asimilasyoncu bilinçaltı ve korkuyla mı Türkiye’de demokratik bir zemin yaratacak?

    Mersin seyircilerimizden geç bilgilendirme yaptığımız için özür dileriz. Oyun ekibi olarak, buradaydık ve oyunu oynamakta ısrarcı davranıp bütün gün müzakerelerde bulunduk ama sonuç alamadık. Özgür sahnelerde buluşma dileğiyle…”

    PİRHA/MERSİN

  • Melek Mosso: Şarkılarımızı söylemeye, kadın dayanışmasını büyütmeye devam edeceğiz-VİDEO

    Melek Mosso: Şarkılarımızı söylemeye, kadın dayanışmasını büyütmeye devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- 20. Mersin Uluslararası Müzik Festivali kapsamında Mersin’de sahne alan Melek Mosso, konser yasaklarına tepki gösterirken, kadınlara yönelik ayrımcı politikalara, kadın dayanışmasıyla karşı çıkacaklarını belirtti.

    Son günlerde konser ve tiyatrolar ardı ardına iptal ediliyor. Son olarak Adana’da Amed Şehir Tiyatrosu’nun Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda oynanması beklenen “Tartuffe” adlı Kürtçe oyunu Adana Valiliği tarafından yasaklandı.

    Melek Mosso da, konseri yasaklanan sanatçılar arasında. Isparta Belediyesi tarafından konseri ‘ugun görülmeyerek’ yasaklanan Melek Mosso, 20. Mersin Uluslararası Müzik Festivali çerçevesinde Mersin’de sahne aldı.

    Mezitli Belediyesi Amfi Tiyatrosu’nda çoğunluğu kadınlardan oluşan binlerce yurttaşın katıldığı konserde Melek Mosso, şarkılarını seslendirirken, iktidar yetkililerin kadınlara yönelik ayrımcı söylemine tepki göstererek, kadın dayanışmasının büyütülmesi çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

  • Fransa Cluses AKM’de Kırmancki oyun Zeyiye’nin gösterimi yapıldı-VİDEO

    Fransa Cluses AKM’de Kırmancki oyun Zeyiye’nin gösterimi yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Fransa Annecy kentinde bulunan Cluses Alevi Kültür Merkezi’nin daveti üzerine Arêye Kây (Oyun Değirmeni) Tiyatrosu tarafından Zeyiye(Görümce) oyununun gösterimi yapıldı.

    Fransa Annecy kentinde bulunan Cluses Alevi Kültür Merkezinin daveti üzerine Arêye Kây (Oyun Değirmeni) Tiyatrosu yönetmeni Yılmazcan Şare’nin yazdığı Zeyiye(Görümce) oyununun gösterimi yapıldı.

    “KAYBOLMAYA YÜZ TUTMUŞ DİLİMİZ VAR”

    Tiyatro gösterimi öncesinde konuşan, Cluses Alevi Kültür Merkezi Eşit Başkanı Haydar Tüzün, anadilde tiyatro gösterimleri yapan Arêye Kây grubuna teşekkür ederek, “Pandemi nedeniyle uzun süre bir araya gelemedik. Bazı canlar Hakk’a yürüdü, onları toprağa sırladık. Gösteriyle bir araya gelerek biraz sevinmek istedik. Güzel emeklerinden dolayı tiyatro grubumuza teşekkür ediyoruz. Bizim kaybolmaya yüz tutmuş bir anadilimiz var. Onu yaşatmak istiyoruz. Bu anlamda Arêye Kay’a yanımızda oldukları için teşekkür ediyoruz. Dersim ozanlarından Serdar’ın çok güzel bir sözü var. O der ki, “Ben, bir gün kendi dilimde klamlarımı, türkülerimi, ağıtlarımı söylemediğim zaman o gün benim ölüm günümdür.” Biz de istiyoruz ki bu dili yaşatalım” dedi.

    “KIRMANCKİYİ KONUŞMAKTAN UTANMAYIN, SAHİP ÇIKIN”

    Oyunun yönetmeni Yılmazcan Şare ise Kırmancki’ye sahip çıkma çağrısında bulunarak, “Kırmancki için, yolumuz için itikatimiz için yollara düşüyoruz. Anadilimize sahip çıkıyoruz. Jiyar-u diyarlarımıza, kültürümüze, inancımıza sahip çıkıyoruz. Sizden ricam evde çocuklarınızla kendi anadilinizde konuşun. Evde, işte, telefonda anadilinizle konuşun. Bu dili konuşmaktan utanmayın. Çünkü insanın anadili insanın tuzudur, ekmeğidir. Dil kaybolursa Kırmancki de ortadan kalkar. Dersimli bir kadının çok güzel bir sözü var. O diyor ki, “Yol yolak dağlarımıza, okullar köylerimize, radyo teyp evimize girince sahibi de şairi de unuttuk.” Bizler ne sahibi ne şairi ne de jar-u diyarlarımızla Kırmancki’yi unutalım” diye konuştu.

    PİRHA/FRANSA

  • Kadınlar cemevinde tiyatro topluluğu kurdular: Ufkumuz genişledi, özgüvenimiz arttı-VİDEO

    Kadınlar cemevinde tiyatro topluluğu kurdular: Ufkumuz genişledi, özgüvenimiz arttı-VİDEO

    PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde bir araya gelerek tiyatro topluluğu kuran kadınlar, “Kadınların artık yemek yapmaktan, ev temizlemekten çıkmaları gerekiyor. Cemevi bizlere çok güzel imkanlar sunuyor ama kadınlarımızda girişkenlik çok fazla yok. Tiyatroda çok kısa da olsa oynamak bize çok şeyler kazandırdı. Ufkumuz genişledi, özgüvenimiz arttı” dedi.

     Antalya’da bulunan Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde bir araya gelen kadınlar tiyatro topluluğu kurdu.

    Kısa süre önce tiyatro topluluğu oluşturan ve çalışmalara başlayan kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İtalyan Oyun Yazarı Dario Fo‘nun kadınlar üzerine yazdığı eserlerinden birini sergiledi.

    Cemevlerinin sadece ibadethane olmadığını söyleyen kadınlar, cemevinde tiyatro eğitimi alarak sanat alanında kendilerini geliştirdiklerini ve özgüven kazandıklarını belirttiler.

    Tiyatronun dinlerle ilişkili olduğunu söyleyen tiyatro hocası Cafer Yelsalı ise özellikle Alevi gençlerin bu tür sanatsal faaliyetlere yönelmesi gerektiğinin altını çizdi. Tüm cemevlerine çağrı yapan tiyatro hocası, cemevlerinin sanatsal etkinliklerle ilgili eğitimler, kurslar vermesi gerektiğini söyledi.

    “CEMEVİ YÖNETİMİNDEKİ İNSANLARIN TEŞVİKİYLE TİYATROYA BAŞLADIK”

    Çorum’a bağlı Merzifon Köyü’nden olduğunu söyleyen Serime Karataş yaptıkları tiyatro çalışmalarına ilişkin şunları aktardı:

    “Turizm sektöründen emekliyim. Aleviyim. Alevi olduğum için de yolum bir şekilde cemevi ile birleşti. Burada cemevi yönetimindeki insanların teşviki ile Cafer hocamızla tanıştık. Hocamız (Cafer Yelsalı) bize böyle bir imkân sundu. Bizler de böyle bir etkinliğin içinde yer aldık. Güzel bir oyun oldu. Çok fazla çalışamadık. Ezberden konuşmamız gerekiyordu. Süremiz kısıtlı olduğu için okuma tiyatrosu yaptık, katılım da çok iyiydi. Cemevinde böyle sanatsal etkinliklerin olması ve tiyatroya önem verilmesi çok güzel. Sık sık yapılmasını istiyoruz. Bundan sonra da yeni bir oyunumuz var. Sonraki etkinliklerde de bir aksilik olmazsa yine beraber olacağız.”

    “CEMEVİ KADINLARA ÇOK GÜZEL İMKANLAR SUNUYOR”

    Konuşmasının devamında zamanını daha çok evde geçiren kadınlara seslenen Karataş, “Genelde kadınlarımız özellikle de Alevi kadınlarımız maalesef bu tip sanatsal etkinliklere karşı çok fazla duyarlı değiller. Artık mutfaktan, yemek yapmaktan, ev temizlemekten çıkmaları gerekiyor. Bu sistemde kadınlar haklarını arayamıyor. Kadınların sanatsal etkinliklere kesinlikle girmesi lazım. Cemevi bizlere çok güzel imkanlar sunuyor ama kadınlarımızda bu girişkenlik çok fazla yok. Burada resim, koro, müzik aletlerinin kursları koşulsuz veriliyor ve her türlü imkân sağlanıyor. Çevremizdeki insanları teşvik etmemiz gerekiyor. Cemevine katkıları olsun, katılımları olsun istiyoruz. Pir Haber Ajansı olarak bize bu imkanı verdiğiniz için size de çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ DEĞİLİM AMA BURAYA KOŞA KOŞA GELİYORUM”

    Emekli ebe olan Hülya Uçar da cemevinde yaptıkları etkinlikleri aktararak; “Emekli olduktan sonra bazı yerlerde çalıştım. Torunlarım var. Evimiz buraya yakın. Burası harika bir yer. Ben aslında Alevi değilim ama Aleviler mükemmel insanlar. Herkes tanısın, dünyada tanısın. Çok iyi ve hoş görülü insanlar. Ben burada çok mutluyum. Burası sanki benim bir evim, bir ailem gibi. Rahatlıkla seve seve, koşa koşa geliyorum. İnanır mısın bazen buraya 1-2 gün gelmesem özlüyorum. Burayı o kadar çok seviyorum ki. Aslında hiç mikrofona konuşmadım, toplumun da içerisinde hiç konuşmadım ama burada öyle bir güven geldi ki bak tiyatroya çıktık. Hocamız çok iyi. Bizleri çok güzel eğitiyorlar. Torunum da geliyor buraya, o da bazı şeyler öğrendi. Ben torunumu hiçbir yere göndermiyorum, çocuk direkt buraya geliyor. Bütün kadınlar gelsin. Burada Alevi-Sünni diye bir şey yok. Sadece insanız. Kadınlar evde durmasınlar, gelsinler ufukları genişler”

    “KISA SÜREDE ÇOK ŞEY ÖĞRENDİK”

    Tiyatro oyununda görev alan kadınlardan Saadet Çelik ise şunları dile getirdi:

    “Ben aynı zamanda kostümcüyüm. Bir arkadaşım sayesinde buradakilerle tanıştım. İyi ki de tanışmışım. Hayata bakış açım değişti. Tiyatroda çok kısa da olsa oynamak bize o kadar çok şeyler kazandırdı ki ufkum daha çok gelişti. Herkese çok teşekkür ederim bize böyle bir imkan sundukları için. Kadınlar isterse her şeyi yapabilir. Yeter ki istesinler, yeter ki emek göstersinler, çaba harcasınlar. Evde oturmakla hiçbir şey olmaz.

    “CEMEVLERİ SADECE İBADETHANE DEĞİLDİR”

    Emekli memur olan Sevil Demir ise, “Benim çevremde cemevi dendiğinde sadece ibadethane şeklinde düşünülüyor. Ben tiyatroya burada başladığım zaman çok şaşırdı arkadaşlarım. Tiyatroya davet ettiğimde çok şaşırdılar ve gerçekten algıyı kırdığımızı düşünüyorum. Yönetimde bulunan arkadaşların bize bu imkânı sunmaları çok faydalı oldu. Emekli bir kadın olarak buraya 3 yıldır geliyorum. 2 yılı pandemi ile geçti. Pandemide bu tür aktiviteler olmadı. Pandemi sonrası bizim için çok iyi oldu. Gerçekten ben burada kendimi buldum. Tiyatroyla ilgili hiçbir eğitimim yoktu. Hocanın katkı sunması ve verdiği eğitimleri ile çok şey yaptık. Ben açıkçası çok mutluyum öncelikle kendimi yeniden buldum. Sürekli çalıştığım için bu hayatıma bir anlam kazandırdı” ifadelerini kullandı.

    “SADECE KADINLAR DEĞİL TÜM KİTLEYE HİTAP EDECEK ETKİNLİKLER VAR”

    Tiyatrolara önceden izleyici olarak katıldığını ve çok sevdiği bir sanat dalı olduğunu söyleyen Demir sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Cemevinin bunu bize sunması gerçekten algıları kıran bir durum. Ben devam etmesini isterim. Kadın canlarımız cemevinde sadece tiyatro var diye düşünmesinler. Ben ilk önce semahla başlamıştım. Sadece semah var diye düşünmesinler. Vakitlerini geçirebileceği bir ortam, arkadaşlık ortamı var. Mesela resim kursları, saz kursları, gitar kursları vb. gibi kurslar da var. Bunları değerlendirsinler. Ayrıca çocuklarını da buraya getirebilirler. Çocuklar için de burada aynı zamanda etkinliklerimiz var. Sadece kadınlara değil tüm kitleye hitap eden aktiviteler var. Ben Manisalıyım. Manisa’da da Cemevlerine gidiyorum. Orada bu tür etkinlikler değil de yardımlar ve kadınlar günü etkinliği var. Ama burada gerçekten birçok etkinlik sunulmakta. Evde boş boş oturup TV dizilerini izleyeceklerine cemevlerine gelerek kendilerini geliştirmelerini tavsiye ederim.”

    “TİYATRONUN KÖKENİ DİNLERE DAYANIR”

    Cemevinde tiyatro yapmanın Aleviliğin felsefi boyutu ile alakalı olduğunu belirten Tiyatro Hocası Cafer Yelsalı da, “Bütün canların sanatla ilgilenmesi gerekir. Çünkü mesela Aleviliğin bir ritüeli olan semahın tiyatrosal bir gösteri olduğunu biliyoruz. Çünkü tiyatronun kökeni dinlere dayanır. Hatta daha eskiye. Ateşin etrafında avını nasıl avladığını anlatmaya dayanır. Haliyle de Alevilik ve tiyatro aslında birbirini tamamlayan, birbiriyle bütün bir sanat dalı olma özelliği de yürütebiliyor. Az çok görüyoruz, izliyoruz. Tiyatro metinlerine bakarsanız ya Türkiye’deki Alevilik inancı ile bağdaşık metinler olduğunu ya da Pir Sultan Abdal oyunu ya da bu tarz Alevi dede, Abdal önderlerin oyunlarının yapıldığını görürsünüz. Onun dışında da Avrupa formlarına bakınca da Aleviliğe yakın olan mezheplerle birlikte iş yapıldığını görürsünüz” dedi.

    “CEMEVLERİMİZ ALEVİLERİN EĞİTİM MERKEZİDİR”

    Tiyatronun fiziksel görünmesine karşın daha çok felsefi boyutu olan bir sanat olduğunu vurgulayan Yelsalı şunları ifade etti:

    “Bütün vücut ve beş duyu organı kullanılır tiyatroda. Tiyatroda Alevilik inancıyla ters düşecek hiçbir şey yoktur. O yüzden de en rahat cemevlerinde tiyatro yapılabileceğini düşünüyorum. Burada öncelikle cemevlerimiz Alevilerin eğitim merkezleridir. Aynı zamanda sanatsal faaliyet gösterecekleri yerlerdir. Cemlerin yapıldığı kadar bunlara da önem verdiğimiz aşikâr. Böyle bir durum varken de burada bir tiyatro eğitimi vermek önemli oluyor. Burada insanlara tiyatroyu öğretmek, tiyatronun neden önemli olduğunu anlatmak önemli. Burada da bir oyun çıkarmak istedik ve gayet başarılı bir oyun çıkardık. Oyunumuz aslında bir defaya mahsus oynandı. Kısa bir sürede hazırlanan bir oyundu. Kısa bir sürede çok kısa bir eğitimle direk sahneye çıkıp ve o sahnedeki minimal de olsa gereksinimlerin hepsinin yapabilmeleri büyük bir başarıdır. Bunun altını çizmek lazım.”

    “TİYATRO AYNI ZAMANDA POLİTİK BİR SANATTIR”

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne hitaben İtalyan Oyun Yazarı Dario Fo’nun kadın oyunlarından bir uyarlamayı sahnelediklerini söyleyen Yelsalı, “Okuma tiyatrosu adıyla yaptık ama aslında orada cidden bir oyun oynandı. Kadınların hikayeleri anlatıldı ve kadınların yaşadığı sorunlara değinildi. Çünkü tiyatro aynı zamanda politik bir sanattır. Şimdi başka bir proje hazırlıyoruz. Onun yazımını ben yapıyorum. Yine kadınlar üzerine kadın temalı bir oyun. Buradan tüm Türkiye’ye çağrım cemevlerinde tiyatroyu özendirici işler yapsınlar. Tiyatro Alevilik inancıyla çok uç ve ayrı noktalarda değil. Felsefi olarak neredeyse aynı özellikleri taşıyan durumlar var. Oyunları da okumalarını öneririm herkese. Özellikle bizim Alevi gençlerinin daha fazla tiyatroyla bağdaşık olmaları ve izlemeleri gerekiyor” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • Munzur Üniversitesi öğrencileri 8 Mart’ı tiyatro oyunu, şiir ve halaylarla karşıladı-VİDEO

    Munzur Üniversitesi öğrencileri 8 Mart’ı tiyatro oyunu, şiir ve halaylarla karşıladı-VİDEO

    PİRHA- Munzur Üniversitesi’nden kadın öğrenciler, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü tiyatro oyunu, şiirler ve halaylarla karşıladı.

    Munzur Üniversitesi’nde öğrenciler 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin program düzenledi. Programda kadın cinayetlerine ilişkin bir tiyatro oyunu oynandıktan sonra katledilen kadınlar için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    Kadın öğrenciler Türkçe ve Kürtçe şiir okudu. Erbane ile türkü söyleyen öğrenciler halaylar çektikten sonra program sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Kırmancki oyun ‘Halê Ma’ sahne aldı

    Kırmancki oyun ‘Halê Ma’ sahne aldı

    Gımgım Tiyatro Zonema’nın Kürtçe’nin Kırmançki lehçesinde yazdığı tek perdelik ‘Halê Ma’ adlı oyun seyirci ile buluştu.

    İzmir Varto Derneği bünyesinde yer alan ‘Gımgım Tiyatro Zonema’nın’ tek perdelik ‘Halê Ma’ adlı Kürtçe’nin Kırmançki lehçesinde yazılmış oyunu Çiğli belediyesi Fakir Baykurt Salonunda sahnelendi. Kadim Tan tarafından yazılan ve tamamına yakını amatör oyunculardan oluşan oyuna yoğun ilgi gösterildi.

    OYUNUN KONUSU

    Oyun, üç ayrı hali yansıtıyor. İki aynı köyde yaşamış ancak geçen zaman içinde Almanya’ya taşınan bir aile ile köyde kalan bir aile arasında geçen bir kız isteme töreni ele alınıyor. İkinci oyun ise bir hastanede geçiyor. Burada en temel insan hakkı olan yaşam hakkının bürokrasi nedeniyle sağlanamayışı anlatılırken, üçüncü oyun ise köy hayatının bir parçası olan çobanlığı, çoban kültürü içindeki insan ilişkilerini anlatıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Amed Şehir Tiyatrosu ‘Don kixot’ oyunu ile Ankara’ya geliyor!

    Amed Şehir Tiyatrosu ‘Don kixot’ oyunu ile Ankara’ya geliyor!

    PİRHA- Amed Şehir Tiyatrosu’nun “Don kixot” adlı oyunu Ankaralı sanatseverlerle buluşacak. 23 Aralık’taki tiyatro eseri Nazım Hikmet Kültür Merkezi Genco Erkal Salonu’nda sahnelenecek.

    Amed Şehir Tiyatrosu, uzun bir aradan sonra “Don kixot” oyunu ile Ankara’da olacak. Miguel De Cervantes’in eserini Kürtçe’ye uyarlayan Amed Şehir Tiyatrosu, 23 Aralık saat 20:00’de Ankaralı sanatseverlerle bir araya gelecek.

    Yenimahalle Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde sergilenecek oyunun biletleri Destar Cafe, Narin Cafe ve Bahar Cafe Restorant’tan temin edilebilecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’in değerlerine saygı performansı-VİDEO

    Dersim’in değerlerine saygı performansı-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in değerlerinden olan Cemal Süreya, Sılo Qız, Baba Bertal ve Şeyh Uşen, Seyit Rıza Meydanı’nda düzenlenen canlı heykel performansıyla anıldı.

    Dersim Belediyesi Şehir Tiyatrosu sanatçıları, Dersim’in değerlerinden olan Cemal Süreya, Sılo Qız, Baba Bertal ve Şeyh Uşen’i canlı heykel performansıyla andı.

    Seyit Rıza Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte konuşan tiyatro sanatçısı Yılmaz Can Şare, Dersim’in değerlerini anmak istediklerini belirterek, “Kentte sanat etkinlikleri yok denecek düzeyde. Sanatla uğraşanlar olarak bir hareketlilik katmak istiyoruz. Zazaca yok olmakta olan bir dil. Yitip giden bir dile sahip çıkılması için çalışıyoruz” dedi.

    Etkinliğe yurttaşların ilgisi yoğun oldu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Bizimkiler dizisinin Cemil’i yaşamını yitirdi

    Bizimkiler dizisinin Cemil’i yaşamını yitirdi

    PİRHA-Ülke televizyon tarihine damga vuran “Bizimkiler” dizisinde canlandırdığı “Cemil” karakteriyle bilinen Uğurtan Sayıner İzmir’de hayatını kaybetti.

    Uğurtan Sayıner, kaldığı evde rahatsızlanması üzerine 112 Acil Sağlık ekiplerine haber verildi. Eve gelen sağlık ekiplerince yapılan kontrolde sanatçının hayatını kaybettiği belirlendi.

    77 yaşındaki Sayıner’in bir süredir hastanede tedavi gördüğü ve bir hafta önce taburcu edildiği bildirildi.

    UĞURTAN SAYINER KİMDİR?

    Tiyatro oyuncusu Uğurtan Sayıner, 16 Eylül 1944’te Samsun’da doğdu. İktisat fakültesi mezunu olan Sayıner, 1962 yılında sanat hayatına tiyatro ile başladı. Pek çok tiyatro oyunu ve sinema filminin yanı sıra Perihan Abla, Bizimkiler ve Yazlıkçılar gibi ünlü dizilerde de rol alan sanatçı, 1989- 2002 yılları arasında yayınlanan ‘Bizimkiler’ dizisinde canlandırdığı “Cemil” karakteriyle ün kazandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ali Galip’in ‘Kadıncık Ana–Hacı Bektaş’ın Vedası’ isimli kitabı çıktı!

    Ali Galip’in ‘Kadıncık Ana–Hacı Bektaş’ın Vedası’ isimli kitabı çıktı!

    PİRHA-Ali Galip Kabasakaloğlu’nun “Kadıncık Ana – Hacı Bektaş’ın Vedası” isimli kitabı yayınlandı.

    Yazar Ali Galip Kabasakaloğlu’nun, “Kadıncık Ana – Hacı Bektaş’ın Vedası” isimli kitabı Klaros Yayınları’ndan çıktı.

    Alevi Bektaşi kültüründe kadın rolünü simgeleyen Kadıncık Ana, bu eserle birlikte ilk kez edebi bir esere de taşınmış oldu.

    “ANLATILANLAR DOĞRU MUYDU DİYE HAKİKATİ ARAYANLARA…”

    Kitabın tanıtım metninde ise şu sunuma yer verildi:

    “Elinizde tuttuğunuz bu eser bu dönem Anadolu’sunun filizlenen bir kültürünü gün ışığına çıkarmaya çalışıyor. Kadıncık Ana, Hacı Bektaş’ın Vedası adlı bu dramatik eserle A. Galip ilk defa tarihi şiire, şiiri edebiyata, edebiyatı oyuna taşıyor. Fark edileceği gibi bu oyun aynı zamanda müzikal yapısı (içerdiği zengin deyişler, semahlar, ağıtlar ve halaylarla), ile dikkat çekiyor. Ayrıcı ilk defa Ehlibeyt ve Şehzade Avcıları gibi gizli, kanlı, derin devlet teşkilatlarıyla devletlerin süregelen ve değişmeyen iç yüzünü de deşifre ediyor. Bu yönüyle de belki, Türk Tiyatro’sunun ilk polisiye oyunu olma özelliğini taşıyor. Bu oyun, ancak, tarihi yaşandığı gibi görmek isteyenlere yazıldı.

    Bize anlatılanlar doğru muydu diye hakikati arayanlara sunuluyor…”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘İnşaatta çalışan tiyatrocular var; Tiyatro Yasası’nın çıkmasını istiyoruz’

    ‘İnşaatta çalışan tiyatrocular var; Tiyatro Yasası’nın çıkmasını istiyoruz’

    PİRHA-Pandeminin olumsuz etkilediği alanların başında gelen tiyatrolar devletten yeterli destek alamadıkları için bir bir kapanırken tiyatrocular yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Bu süreçte örgütlenme ve haklarını savunma noktasında çok eksik kaldıklarını söyleyen tiyatrocular Hasan Tanay, Rugeş Kırıcı ve Selim Kaliç, “Pandemi döneminde çeşitli tiyatro oluşumlarının girişimleriyle birlikte Bakanlıkla görüşmeler yapıldı ama tiyatrolar açısından laf kalabalığından başka somut bir şey elde edilemedi” dedi.

    Pandeminin başlamasıyla birlikte kapatılan alanların başında özel ve kamu tiyatro salonları geldi. Uzun bir süre kapalı kalan özel tiyatrolar bu zaman diliminde pek çok sıkıntıyla karşı karşıya kaldı.

    Salon sahipleri gelirleri olmadığı halde kiralarını, vergi ve prim borçlarını ödemek zorunda bırakıldılar. Tiyatro oyuncuları, dekorcular, kostümcüler ve daha pek çok tiyatro çalışanı buna bağlı olarak işsiz kaldı. Tiyatroların bir kısmı kapandı, açık kalanlar ise kapanmayla karşı karşıya. Tiyatrocular bu süreçte yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlatmaya devam ediyor.

    “TİYATROCULAR BAŞKA İŞLER YAPIYOR ARTIK, İNŞAATTA ÇALIŞAN VAR”

    Aktif olarak tiyatro eğitimlerinde yönetmenlik ve oyunculuk yapan Hasan Tanay aynı zamanda Tiyatro Üreticileri ve Yapımcıları Derneği’nin de başkanlığını yürütüyor. Tanay şu dönemde faaliyetlerini pandemiden dolayı sahne üzerinde aktif olarak yapamadıklarını belirterek şunları aktardı:

    “Üretimlerimiz yasaklardan kaynaklı durmuş durumda, var olan üretimleri de seyirciyle buluşturmak konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Şu an sadece dijital ortamlarda çalışabiliyoruz. Ödenekli tiyatrolar, devlet tiyatroları, şehir ve belediyelere bağlı tiyatrolar gibi bir şekliyle bu tür alanlarda çalışan emekçiler, ekonomik veya sosyal güvenceyle geçimlerini sağlayabiliyorlar. Ama özellikle bağımsız – özel tiyatrolar adına söylemek gerekirse, seyircilerin almış olduğu bilet gelirlerinden hem geçimlerini hem de sosyal güvencelerini sağlayan bağımsız tiyatro emekçileri, bu noktada sıkıntılar yaşadılar. Buna dair devlet tarafından da herhangi bir önlem alınmadığı için ya da bununla ilgili herhangi bir planlama yapılmadığı ve hazırlıklı olunmadığı için ortada kaldılar.

    Bütün bunlarla beraber devletin veya yerel destek noktaları olmadığı için salonu olan bir sürü tiyatro salonunu kapandı. Çünkü bu bir yük,  kirası stopajı derken elde bir gelir kalmıyor dolayısıyla bu salonları kapatmak zorunda kalıyorlar. Zaten tiyatro oyuncusuna para ödemek, sigortasını karşılamak gibi ülkemizde sanat alanında özellikle bağımsız tiyatrolarda böyle bir gerçeklik yok. Bütün bunlar üst üste biriktiği zaman vergiler, stopajlar, kiralar, oyuncu giderleri vs. dendiğinde tiyatrolar yavaş yavaş  salonlarını kapatmak zorunda kalıyorlar. Salonu olmayan tiyatrolarda vergilerinden dolayı şirketlerini durdurmak zorunda kalanlar oldu, kredi çekenler oldu, ekstra üretimleri zaten durdu ama başka başka işler yapma noktasına geldiler. Bağımsız oyuncular dersek kafelerde çalışıyorlardı ki kafelerde pandemiden kaynaklı kapandı. Oralarda da çalışamaz oldular, inşaatta çalışan oyuncular var, ailesine sığınanlar var buna benzer sorunlar çok. Bunlar sürekli gündeme geliyor. Hala bir örgütlenme sorunumuz var, hala ortak mücadele etme konusunda sıkıntılarımız var. Derdimizi anlatmak ya da dertlerimizin çözümü konusunda muhatap kişilerle görüşme konusunda sıkıntıları hala yaşıyoruz.

    “KAZANILAN HER HAK KAZANILMIŞTIR, VERİLMEMİŞTİR! ÖRGÜTLENMELİYİZ”

    Aydınlanan bir toplumda biat kültürü ortadan kalkar bu da doğal olarak iktidarların istemeyeceği şeylerdir ki bu yüzden destek verilmiyor. Ufak tefek yardımlar da sus payı diyebileceğimiz katkılar. Kültür sanat alanında ki vergilerin tamamıyla ortadan kalkması gerekiyor. Ayrıca bütün kültür sanat alanında ki çalışanlarının sosyal güvencesini bu tür kriz anlarında devlet tarafından karşılanması gerekir. Kültür sanat alanı ticari bir alan olarak görülemez. Ticari bir alan olarak düşünülürse bu durumda sanat olamaz.

    Toplumsal, kamusal bir hizmet yapılıyor bu toplumsal ve kamusal hizmetinde ücretsiz ve yönetenlerinde devlet tarafında desteklenmesi gerekiyor. Beklentimiz kültür sanat alanında ki bütün herkese şunu söyleyebilirim: Bütün kültür sanat emekçileri, tiyatrocuları birlikte örgütlenmeliler, haklarını alıncaya kadar mücadele etmeliler ve bundan sonra yaşanacak olan krizlerde bu vermiş oldukları mücadelelerden yarınlarını kurtarabilirler. Bu mücadeleyi vermezsek devlet veya iktidarlar bu hakkı bize vermeyecekler. Kazanılan her hak kazanılmıştır, verilmemiştir. Bu örgütlü mücadele ile gerçekleşecek bir şeydir.”

    “SEYİRCİYLE BULUŞAMAMA HALİ ZATEN ZOR OLAN KOŞULLARI YOK OLUŞA DOĞRU GÖTÜRDÜ”

     ‘Tiyatro Jiyana Nu’ oyuncusu Rugeş Kırıcı ise genel anlamda bakıldığında da Türkiye’de tiyatroların pandemiden önce de sıkıntı içerisinde olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti:

     “Ama en azından herkes seyircilerine ulaşmanın bir yolunu buluyordu. Fakat pandemiyle beraber nerdeyse hiçbir şekilde hiçbir destek alamayan alan oldu. Bütün sanat alanları için bu geçerli ama tiyatro bundan en çok etkilenen alan oldu. Çünkü tiyatro seyircisiyle yüz yüze gelmesi gereken ve gişeyle varlığını koruyan, seyircisine satabildiği biletle ayakta kalmaya çalışan bir sanat alanı. Dolayısıyla seyircisiyle de buluşamama hali zaten zor olan koşullarını yok oluşa doğru götürdü.

    “YETER Kİ ENGELLEMESİNLER”

    Bütün dünya ülkelerinde pandemi döneminde birçok sanat oluşumlarına, sanat alanlarına, tiyatrolara destekler sunuldu fakat bizim ülkemizde bırakın destek sunmayı hala tiyatrolar vergi ödesin mi ödemesin mi veya vergisini şu kadar ödesin gibi durumlar tartışılıyor. Tiyatro ticari bir alan değildir ama şu anda tiyatrocular bunun mücadelesini veriyor. Dolayısıyla tiyatrolar tek tek kapanıyor. Mekânları olanlar kirasını ödeyemiyor, çalışanını tutamıyor kısacası ayakta kalamıyor. Bizlerde tabi bundan etkilenen bir oluşumuz. Ayrıca Kürtçe tiyatro yapan bir ekip olduğumuz için bunun dezavantajını iki kat daha fazla yaşıyoruz. Hatta tiyatro yapma konusunda engelleniyoruz. Biz destek olmalarını da istemiyoruz yeter ki engellenmesinler.

     “DESTEK İÇİN BİR SÜRÜ KRİTER ÖNE SÜRÜYORLAR, ALABİLEN TİYATRO SAYISI ÇOK AZ”

     Kültür Bakanlığının hiçbir tiyatro alanında şu anda bir katkısı yok belki. Pandemi döneminde tiyatro platformlarının ve kooperatiflerinin, çeşitli tiyatro oluşumlarının girişimleriyle birlikte görüşmeler yapıldı elbette ama tiyatrolar açısından laf kalabalığından başka somut olan hiçbir şey yok. Zira dijital anlamda satın almaya yönelik bir vaatte bulundu ama onun da daha önce testleri, metinleri inceleyeceğiz vurgusu çıktı. Zaten başvuran tiyatro oluşumları için vergi borcu olmayacak vb. bir sürü detay koyuyor. İşin içinde telif hakları, şunlar, bunlar var derken yüzlerce tiyatro oluşumundan yararlanabilen tiyatrolar bir elin parmağını geçmeyecek kadar vardır. Bütün tiyatro oluşumları için durum bu. Bizler böyle bir başvuruda bulunmadık bile çünkü biz böyle bir desteğin çıkmayacağını da uzun yıllardır deneyimledik. Aksine çoğu zaman oyunlarımız yasaklandı.

    “HİÇ BİR TİYATROCU ARKADAŞIMIZIN KENDİ İHTİYACINI KARŞILAYACAK GELİRİ YOK”

    Bu dönemde oyun açısından bir araya gelmekte sıkıntı yaşıyoruz. Provalarımızı çevrimiçi zeminlerde gerçekleştirerek yürütmeye çalışıyoruz. Devamlılığımızı korumamız gerekiyor çünkü önümüzdeki sezonlarda belki kapanmalar açılır ve seyircilerimizle buluşuruz diye temenni ediyoruz. Bu bağı koparmadan bir şekilde yürütmeye çalışıyoruz. Şu anda hiçbir tiyatrocu arkadaşımızın kendi ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak kadar gelir elde edemediğini belirtmek isterim.”

    Ankara Tiyatro Yapımcılar Meslek Birliği  (ANTİYAP) üyesi ve Ankara Tiyatro Kooperatifi ortağı Selim Kaliç, tiyatroların ekonomik çıkar elde etmek için var olan yapılar olmadığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Tiyatrolar normal süreçte de zaten kendilerini anca var edebiliyorlardı. Ancak pandemi süreciyle birlikte kapanan ilk sanat kurumları oldular. Dolayısıyla özellikle geçimini oyunculukla sağlayan ve başka işi olmayan arkadaşlarımız ortada kaldılar.  Özellikle özel tiyatrolar sigortalı çalıştıramama sorunundan kaynaklı devletin sağladığı ek ödeneklerden de faydalanamadılar. Dolayısıyla bu sene içerisinde dayanışmayla ayakta kaldılar.

    Bakanlığın irili ufaklı dijital platformlar üzerinden destekleri oldu. Fakat yapılan bu destekler sadece ayakta kalabilecek nitelikte oldu. Tiyatronun almış olduğu 10-15 bin TL’lik desteği hem kendisi hem yanında çalışan oyuncu arkadaşları açısından paylaşması ne kadar hayatta kalıcı bir önem kazanıyor tartışılır. Çünkü verilen destekler de hibe değil yine içinden vergisini alıyor, dolayısıyla dışarıdan 15 bin TL diye lanse ettiği destek aslında vergisiyle, KDV’si, stopajıyla birlikte yarısı yine devlete geri dönüyor. Zaten tiyatro almış olduğu parayı alıp cebine atamıyor. O da devlete olan borcunu ödüyor. Böyle bir kısır döngü içerisinde bir destek süreci geçirdik. En son Kültür Bakanlığının proje yardımı güç destek oldu. Orada da insanlar oyunlarını sergileyemediler, yönetmelik de oyunların belli bir sayıda sergileme zorunluluğu vardı. Bu son süreçte o sayı zorunluluğu kalktı. Sadece oyunun hazırlandığına dair bir kayıtla projeyi tamamlayabilirsiniz noktasında bu sezon böyle bir kolaylık getirdiler.

     “TİYATRO YASASININ ÇIKMASINI İSTİYORUZ”

    Biz tiyatroların dayanışmasıyla, oyuncu arkadaşlar için askıda bilet destek kampanyaları, büyük şehir belediyelerinin yaptığı gibi hayırsever kurumlarla oyuncu arkadaşlarımızı buluşturan kampanyalar düzenledik derken bu süreç böyle geçti. Dolayısıyla gerçekçi bir süreç gerçekleştiremedik. Bir tarafıyla sorunlarımızı doğru dürüst ifade edebilme ve yasa talebimizin olmaması buna en büyük etkendir. Asıl sorunumuz bir sanat yasamızın olmamasıdır. Bu keyfe keder ve kuralsız bir alan haline gelmesi, devletin de bundan yararlanması, tıpkı bazı tiyatro yapımcıların yararlanması gibi… Şimdi bunları ifade etme olanağı bulduk. Küçük küçük adımlarla bu açıklarımızı kapatmaya, mayınlı olan tarlamızı temizlemeye çalışıyoruz. En nihayetinde asıl mücadelemiz sanat yasasının bir an önce çıkarılması bu konuda da özellikle sanat kurumlarımızın geliştirdiği üzerine çalıştığı taslaklar var. Bunun üzerinden bakanlık nezdinde tiyatro sanat yasasının çıkarılması noktasında bir baskı unsuru oluşturacağız. Bir tarafıyla çalışma bakanlığının üzerinde de ayrı bir iş kolu olarak örgütlenmesini isteyeceğiz.

    “KÜLTÜR SANAT AYRI BİR İŞ KOLU OLMALI”

    Kültür sanat ayrı bir iş kolu olarak değerlendirilmesini istiyoruz. Oyuncular sendikasının başvurusuyla oyunculuk mesleği işçi statüsüne girdi ama buradaki iş kolu da, büro işçileriyle, noterlerle, büro içerisinde çalışan herkesle bir tutuldu, böyle bir iş kolu içerisine atılmış oldu. Yani noterde çalışan biri oyuncular sendikasına da üye olabilir çünkü aynı iş kolu sonuçta. Dolayısıyla bunun da ayrı bir iş koluna ayrılmasını istiyoruz. Devletin bizden yararlanmaya çalıştığı kayıt dışı, kuralsızlıklardan bir an önce bizim koyacağımız kurallarla bu süreci tamamlamaya çalışacağız. Çünkü pandemi sürecinde en büyük eksikliğimiz bu oldu. Birçok insan sigortalı çalıştığı için işten çıkarılamayıp, ek ödenek almasına rağmen bizim tiyatro alanında bu destekten yararlanan oyuncu sayımız 100’ü bulmaz.

     “KÜLTÜR BAKANLIĞI İLE DESTEK OLMALARI KONUSUNDA GÖRÜŞÜYORUZ”

    Beklentilerimiz diğer insanların beklentilerinden pek farklı değil çünkü pandemi sürecini hep beraber yaşıyoruz. Ancak bizim şöyle bir dezavantajımız var. Biz eninde sonunda insanlarla buluşursak yapabileceğimiz bir iş alanındayız. İnsanlarla buluşamayınca tiyatro olmuyor. Tiyatronun en önemli iki unsuru oyuncu ve seyircilerdir. İkisi olmadan tiyatro olmaz. Önümüzdeki sezon 15 Haziran’dan itibaren Kültür Bakanlığına salonu olan tiyatrolara ayrıca bir salon verme desteği noktasında bir anlaşma sağlandı. Bu bile yeterli değil ama başlangıç olarak salonu olan tiyatrolara ilk kez hatta 7 bin artı koltuk başına 100’er lira şeklinde bir planlama şeklinde gidecekler. Bu en azından salonların kapanmasını engelleyecek küçük bir adım.”

    Melis CİDDİOĞLU-Pınar AKYÜZ/PİRHA