Etiket: tiyatro

  • ‘Gölge etmemeleri dışında bir isteğimiz yoktu, onu da beceremediler’

    ‘Gölge etmemeleri dışında bir isteğimiz yoktu, onu da beceremediler’

    PİRHA-Pandeminin olumsuz etkilediği alanların başında gelen tiyatrolar bir bir kapanırken, tiyatrocular yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Bu süreçte devletten yeterli destek alamadıklarını söyleyen tiyatrocular Duygu Şahlar, Gamze Şimşek ve Levent Üzümcü, “Oyun sahnelemediğimiz sürece biz açlığa mahkûm kalıyoruz. Tiyatroların oyun saatinde, insanların tiyatroya gidebileceği saatlerde yasaklar getiriyorlar. Bize çok haksızlık yapıldı” diyerek yaşadıkları duruma tepki gösterdiler.

    Pandeminin başlamasıyla birlikte kapatılan alanların başında özel ve kamu tiyatro salonları geldi. Uzun bir süre kapalı kalan özel tiyatrolar bu zaman diliminde pek çok sıkıntıyla karşı karşıya kaldı.

    Salon sahipleri gelirleri olmadığı halde kiralarını, vergi ve prim borçlarını ödemek zorunda bırakıldılar. Tiyatro oyuncuları, dekorcular, kostümcüler ve daha pek çok tiyatro çalışanı buna bağlı olarak işsiz kaldı. Tiyatroların bir kısmı kapandı, açık kalanlar ise kapanmayla karşı karşıya.

    Tiyatrocular bu süreçte yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlatmaya devam ediyor.

    “BİZ KOŞULSUZ ŞARTSIZ DESTEK İSTİYORDUK AMA ÖYLE OLMADI”

    ‘Tiyatro Sardunya’ oyuncularından Duygu Şahlar sanat üreten insanların bu alandaki en önemli sorununun sosyal güvencesizlik olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:

    “Bağımsız tiyatroların hali ortada zaten. Bu tiyatroların içinde çalışan sanat üreten insanların hiçbir sosyal güvencesi yok. Bizler patronlu tiyatro yapmadığımız için bu durum böyle maalesef. Kolektif bir yapımız, işleyişimiz var. Desteklerle, dayanışma ile ayakta kalıyoruz, halkın sponsorluğu ile hayatta kalıyoruz. Oyun sahnelemediğimiz sürece biz açlığa mahkûm kalıyoruz. Bunun için tiyatrolara özel bir destek verilmesi gerekiyordu. 3 ayda 1000 lira gibi komik bir destek verdiler sadece. Bu insanların hiçbir ihtiyacını karşılamaz. Buna rağmen çoğu tiyatro da alamadı bunu, biz de alamadık.

    Devletten iyi bir destek alabilmek için birçok kriter vardı. Bu kriterleri herkes karşılayamıyor. Şirket olmak gerekiyordu en başta, vergi levhası olması gerekiyordu. Oysa bizim vergi verebilecek kadar bir kazancımız yok ortada. Ama yıllardır eğitimini sürdüren, bu alanda, bu sektörde çalışan birçok insan var. Bu ekipler çoğu zaman mahallelerde ya da başka yerlerde ücretsiz oyunlar sergiliyorlar. Dolayısıyla bahsedilen kriterlere uyma gibi bir şansları yok. Gerçek tiyatro yapanlar destek alamadı. Şirket adı altında toplananlar alabildi. Yani şirketlere gitti destek. Oysa bu süreçte bir sürü tiyatro maddi nedenlerden dolayı kapanmak zorunda kaldı. Bunların desteklenmesi gerekiyordu. Biz şunu istiyorduk: Koşulsuz, şartsız destek. Bütün tiyatrolara, tiyatroculara verilmeliydi ama böyle bir şey mümkün olmadı.”

    “HEP KÜÇÜK ESNAFI, KURYECİYİ, ÇALIŞANI KONUŞTUK AMA SANATÇININ DA EMEKÇİ OLDUĞUNU GÖRMEDİK”

    ‘İstanbul Düş Sahnesi’ tiyatrosu oyuncularından Gamze Şimşek ise kendisinin bu işi profesyonel anlamda yapmadığı için ek gelirinin olduğunu ancak profesyonel anlamda bu işi yapanların ekonomik olarak çok zorlandıklarını belirterek şunları aktardı:

    “Biz profesyonel bir tiyatro topluluğu değiliz, öncelikle bunu söylemek isterim. Kendi çapımızda işler yapıyoruz. Biz tiyatrodan geçimini sağlayan insanlar değiliz yani. Amatör tiyatro olduğumuz için daha çok kendimiz üzerinden, kendi olanaklarımız üzerinden sanatımızı yürütüyoruz. Çoğu zaman kendi üzerimizden para harcıyoruz. Genel olarak şunu söyleyebilirim ki tüm dünyada pandemi olumsuz etkiler yarattı ama bizim ülkemizde daha çok yarattı. Özellikle kadınları çok etkiledi. Maalesef ki hükümet, içinde bulunduğumuz olağanüstü koşulları kendince fırsata çevirdi ve bunu bir dikta yönetimine dönüştürmek için çabalıyor.

    Bir ülkede sanata verilen değer o ülkenin gelişmişliğini gösterir. Bir ülke sanatla gelişir, güzelleşir, büyür. Ancak böyle bir ortamda biz hep kapanan küçük esnafı konuştuk, kuryecileri konuştuk, tıkış tıkış otobüslerde giden çalışanları konuştuk. Ama sanatçının da emekçi olduğunu görmedik, görmek istemedik. Böyle bir haksızlık karşısında tüm zorluklara rağmen sanat yapmak isteyen arkadaşlarımıza, dostlarımıza göstermek istediğimiz vefayı gösteremedik. Aynı şey sağlık emekçileri için de geçerli. Ne yaptık onları alkışladık, ışıkları açıp kapattık hepsi bu. Onlara haklarını vermedik, vermelerini sağlayamadık. Daha fazla şeyler yapabilirdik ama yapmadık. Maalesef geldiğimiz nokta çok üzücü.”

    “GÖLGE ETMEMELERİ DIŞINDA BİR İSTEĞİMİZ YOKTU, ONU DA BECEREMEDİLER”

    Tiyatro ve sinema oyuncusu Levent üzümcü ise, ekonomik olarak yetersiz kalan en az 7-8 tiyatronun kapandığına şahit olduğunu ve tiyatrocu arkadaşlarının da ya memleketine döndüğünü ya da ailesinin yanına taşındığını söyleyerek şunları kaydetti:

    “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasasında devletin sanata ve sanatçıya destek vermesi kanunen var. Bu kanun maddesini de diğer başka, işlerine gelmeyen kanun maddelerini tanımadıkları gibi tanımıyorlar ve uygulamıyorlar. Çevresinden dolanmayı tercih ediyorlar. Sözde ‘tiyatroları kapatmadık’ diyorlar ama sokağa çıkma yasakları 19:00’da başlıyor, 21:00’de başlıyor. Tiyatroların oyun saatinde, insanların tiyatroya gidebileceği saatlerde yasaklar getiriyorlar.

    “PARTİ DEVLETİ OLDU”

    Bizim artık tiyatrocular olarak hiçbir beklentimiz yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu haliyle bir devlet değil artık, bir parti devleti. Devlet diye bir şey ortada kalmadı. Bize herhangi bir destek vereceklerini düşünmüyoruz, beklemiyoruz da. Parti devleti de kendi siyasi görüşüne göre hareket ediyor, ülkeyi böyle yönetiyorlar. Devleti kendi devletleri yaptılar.

    Asıl olarak bizim gölge etmemeleri dışında bir isteğimiz yoktu, onu da beceremediler. Birçok özel tiyatro kapanıyor. Sadece benim bildiğim 7-8 tane tiyatro kapandı son süreçte. Özellikle İstanbul’da çok kapanan oldu. Hepsi ekonomik anlamda götüremediği için kapatmak zorunda kaldılar ve bu tiyatroların bir daha açılma şansı yok. Çünkü mekânlarından oldular artık. Benim tanıdığım tiyatrocu arkadaşlarım ilk başta bir arada eve çıktılar daha sonra ekonomik anlamda yetersiz kaldıkları için ailelerinin yanına dönmek zorunda kaldılar. Memleketlerine dönmek zorunda kaldılar. Ellerindeki avuçlarındaki son paralara kadar burada tutunmaya çalıştılar, olmadı.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

  • ‘Küçük Moskova Tuzluçayır’ oyununa çağrı

    ‘Küçük Moskova Tuzluçayır’ oyununa çağrı

    PİRHA- Veli Bayrak’ın öykülerden esinlenilerek yazdığı, Serdar Doğan’ın ise sahneye taşıdığı ‘Küçük Moskova Tuzluçayır’ adlı oyun Ankara Simurg Oyuncuları’nın performansıyla seyircisiyle buluşacak.

    Ankara Simurg Oyuncuları Tiyatrosu ‘Küçük Moskova Tuzluçayır’ adlı tek perdelik ‘Kara kızıl komedi’ diye nitelendirdikleri oyunlarını sergilemeye hazırlanıyor.

    TUZLUÇAYIR HALKININ DİRENİŞİ TİYATROYA UYARLANDI

    Oyun, yazar Veli Bayrak’ın, inancından ötürü devlet baskısı altında olan Tuzluçayır halkının direnişinin anlatıldığı öykü kitabından esinlenerek yazıldı. ‘Küçük Moskova Tuzluçayır’ adlı oyun Ankara’nın Dikmen ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda, 16 Nisan 2021’de sergilenecek.

    “ASİMİLASYON KUŞATMASINA DİRENÇ GÜLÜDÜR TUZLUÇAYIR”

    Serdar Doğan, sergilenecek olan tiyatro gösteriminde anlatılan Tuzluçayır Mahallesi için şunları söyledi:

    “Tuzluçayır, önemli bir mahalledir. Dikmen, İncirli gibi Sosyalist duruşun kalesidir. Tuzluçayır lise direnişidir. ‘İçeride çocuklarımızı öldürecekler’ diye kendini siper eden Menekşe Anadır. Feyzullah Çınar, Gülsüm Karababa, İsmail İpek, Hüseyin Çırakman, Ali Kızıltuğ, Ozan Şahturna, Mahmut Erdal, Sadık Gürbüz’dür. Ses olmuştur her evde. Muhlis – Muhibe Akarsu, Gülsün Metin, Sait Metin’dir. Madımak Ateşidir her evde. Gezi’de ağaçlar sökülüp, gençler dövülürken; ağaçtır, çadırdır, candır Tuzluçayır. Cami-Cemevi projesine karşı barikat, Fetoşun-İzzetullahın asimilasyon kuşatmasına direnç gülüdür Tuzluçayır.”

    “YOLDAŞ OLMAK İSTEYEN HERKESİ BEKLİYORUZ”

    Tuzluçayır Mahallesi’ne hakim olan değerleri, kültürü, yaşanmışlıkları bir oyunla anlatamayacaklarını aktaran Serdar Doğan, bunun kapsamlı bir belgesel ya da sinema projesiyle ele alınabileceğini kaydetti.

    Doğan, son olarak tiyatroya katılım çağrısı yaptıarak “Veli Bayrak’ın güzel öykülerinden yola çıktık. Yoldaş olmak isteyeni bekleriz.” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Yerel yönetimler sanata ve sanatçıya sahip çıkmalı’-VİDEO

    ‘Yerel yönetimler sanata ve sanatçıya sahip çıkmalı’-VİDEO

    PİRHA- Tiyatro sanatçısı Mehmet Tekkanat, pandemi sürecinde ilk darbe yiyen sanat kurumları olduğunu belirterek, “binbir türlü zorluklarla uğraştık hiç yılmadım ama koronoviris dünya gibi bizi de yerle bir etti” diyerek, yerel yönetimlerin sanatçılara sahip çıkması çağrısında bulundu.

    Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını bir taraftan milyonları sağlığından ve yaşamından ederken, diğer yandan ekonomiden sanata bir çok alanı da etkiledi.

    Ekonomik krizlerin derinleştiği Türkiye’de sanat alanında da ciddi sorunlar baş gösterdi. Bir biri ardına köklü sanat kurumları kapanırken, sanat camiasında koronavirüse yenik düşenlerin yanı sıra, ekonomik bunalımın etkisiyle intihar edenlerin oranları da arttı. Müzisyenler ise hem sokağa çıkarak, hem de sosyal medya üzerinden seslerini duyurmaya çalışıyor.

    Yönetmen, tiyatro eğitmeni ve oyuncu, Altan Erkekli Tiyatro Sahnesi Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Tekkanat pandeminin sanata etkilerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BİNBİR TÜRLÜ ZORLUKLARLA UĞRAŞTIK HİÇ YILMADIM AMA KORONOVİRİS BİZİ YERLE BİR ETTİ”

    Pandemiyi ilk başladığında geçici bir şey sandıklarını ve çalışmalarına devam ettiklerini ancak kısa bir süre sonra salgının yayıldığını belirterek, “16 yıl önce salonumu açmıştım ve 16 yıl boyunca kendi yağıyla kavrulan gençler yetiştiren, üniversiteye konservatuara hazırlayan bir salonun vardı. Mersin ilk özel tiyatro salonu ve direndim bekledim. Çünkü orada anılarım var. Sadece benim değil yüzlerce insanın anıları vardı. Fakat gelir sıfır, gider çok olunca 7 ay sonra kapatmak zorunda kaldım. Binbir türlü zorluklarla uğraştık hiç yılmadım ama koronoviris dünya gibi bizi de yerle bir etti” dedi.

    “PANDEMİ ÖYLE YA DA BÖYLE GEÇECEK, BİZ YENİDEN SIFIRDAN BAŞLAYACAĞIZ”

    Türkiye’de ilk darbe yiyen sanat kurumları olduğunu ifade eden Tekkanat, “Meryem Uzerli’den bir alıntı yaptım “Tükenmişlik sendromu nedeniyle salonu kapatıyorum” diye, Türkiye’nin her yerinden destek geldi, Mersin’den herhangi bir destek gelmedi. Ben salonu kapattım ama sadece salon kapalı. Ben kendimi kapatmadım. Hala çalışmalarıma devam ediyorum, kendimi geliştiriyorum. Bu öyle ya da böyle geçecek, biz yeniden sıfırdan başlayacağız” diye konuştu.

    “YEREL YÖNETİMLER SANATÇISINA SAHİP ÇIKMALI”

    Sosyal devletin sanatçısını en başta korumak zorunda olduğunun altını çizen Tekkanat, şunları söyledi:

    “Çünkü sanatçıyı korumazsan halkı koruyamazsın. Şu anki durum şu; muhalif olan insanlar hiçbir yere çıkamıyor. Burada belediyelere göre düşüyor. Yerel yönetimlerde dışardan gelen insanlara her türlü olanaklar sağlanıyor ancak yerelde sanat yapanlar görülmüyor. Mersin yerel sanatçılara destek verin ki Mersin’i kalkındıralım. Mersin de çok güzel şeyler yaptık, yapmaya devam ederiz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla gözaltı alınan Laz Marks serbest bırakıldı

    Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla gözaltı alınan Laz Marks serbest bırakıldı

    PİRHA- Laz Marks olarak da bilinen tiyatro sanatçısı Haldun Açıksözlü Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında savcılığa çıkarıldı. İfadesi alınan Açıksözlü daha sonra serbest bırakıldı.

    Antalya’ya girişinde dün akşam Döşemaltı ilçe jandandarma komutanlığınca gözaltına alınan tiyatro sanatçısı Haldun Açıksözlü,  sabah saatlerinde savcılığa sevk edildi.

    Açıksözlü, Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında SEGBİS aracılığıyla ifade verdi. Açıksözlü’ye sosyal medya hesabında yapılan paylaşımlar soruldu. Açıksözlü, paylaşımların kendisine ait olduğunu ve tiyatro sanatçısı Barış Atay’a destek olmak amacı taşıdığını belirterek, düşüncelerini ifade ettiğini ve bunun da suç olmayacağı cevabını verdi.

    Verdiği ifade de Cumhurbaşkanına karşı kişisel herhangi bir hakarette bulunmadığını vurgulayan Açıksözlü, suçlamaları kabul etmedi. İfadesinin alınmasının ardından Açıksözlü serbest bırakılırken, soruşturmanın süreceği bildirildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tiyatro sanatçısı Cemal Uçurman‘dan koronavirüse karşı sokakta canlı performans

    Tiyatro sanatçısı Cemal Uçurman‘dan koronavirüse karşı sokakta canlı performans

    PİRHA – Tiyatro sanatçıları Cemal Uçarman ve Emrah Demir, küresel bir tehlike haline gelen koronavirüse karşı duyarlı olunması ve yeterli tedbirlerin alınması için, İstanbul‘un Avcılar ilçesinde ‘Antivirüs Heykelleri’ performansı sergilediler. Ellerinde kolonya ve ıslak mendil olduğu halde performans sergileyen oyuncular yoğun bir ilgiyle karşılandılar.

    Çalışmalarını Çığlık Sanat Merkezi’nde yürüten oyuncu ve yönetmen Cemal Uçurman, farklı zamanlarda gündemde olan sorunlara dair sokak performansları da sergilediklerini belirterek, “Bugün koronavirüs salgını gündemde ve biz de buna ilişkin duyarlılığı arttırmak için hem gösteri yapıyoruz hem de sokakta gösterimizi izleyenlere kolonya ve ıslak mendil tutuyoruz“ dedi.

    Savaşlar, salgınlar ve doğal afetlerin her zaman olabileceğini, önemli olanın ise bunlara karşı hurafeler yerine, bilimsel tedbirlerin alınması gerektiğini söyleyen Uçurman, bu durumlarda tüm tedbirlerin yanında paniğe kapılmadan, normal yaşama devam edilmesi gerektiği mesajını da vermek istediklerini söyledi. Bu tür olağanüstü durumları fırsata çevirip maddi çıkar elde etmek isteyenlerin olduğunu, bunların ise virüsten daha tehlikeli olduğunu sözlerine ekledi.

    “ALEVİLİĞİ HURAFELERLE DEĞİL TARİHSEL DİLİ İLE ANLATIYORUZ”

    Çalışmalarıyla ilgili PİRHA’ya bilgi veren Uçurman, şunları söyledi:

    “Çığlık Sanat Merkezi olarak toplumun ortak duyarlılığına duyarlılık gösteriyor, bunu en büyük enstrüman ile yani sanatla anlatıyoruz. Nerede bir haksızlık var, biz onu sahneye taşıyoruz. Sahne ve sokak sanatı ile hayatın her alanında inat ile var oluyoruz. İnanç bazlı karşılıklı ön yargıları ”ÖTEKİ” oyunu ile gündeme getiriyoruz. Kadına şiddet sorununu ”ATE-MA” oyunu ile anlatıyoruz. Alevilerin tartışmasına, ”KOCA HAYDAR” oyunu ile ışık tutuyor, Aleviliği, hurafelerle değil, tarihsel bilimsel dili ile anlatıyoruz. Toplumsal kabul gören değil, tarihsel gerçek olan yüzünü gösteriyoruz. Deprem sorunu, mülteci sorunu, adalet, bilim gibi meseleleri sokak sanatı ile anlatıyoruz. Bütün meselelere bir Alevi aileden gelmiş olmanın erdemi ile yaklaşıyoruz. Oyunlarımızı sergilemek için baş vurduğumuz CHP’nin yönetimindeki bir çok belediyede bile ciddi sorunlar yaşıyoruz ki zaten AKP’nin yönetimindeki belediyelerin tutumunu söylememe bile gerek yok. Aslında direnerek var oluyoruz. Son olarak bir örnek vereyim; Pir Sultan Abdal ve Rodrigo heykel çalışmam Bakırköy Özgürlük Meydan’ında polis ve zabıta ortak müdahalesine maruz kaldı. Meydanın adı ”özgürlük” ama Pir Sultan‘a hala yasak. Binlerce örnek yaşıyoruz böyle.”

  • Sivas’ta yakılarak katledilen Hasret Gültekin’in hayatı sahneye taşınıyor

    Sivas’ta yakılarak katledilen Hasret Gültekin’in hayatı sahneye taşınıyor

    PİRHA – 1993 yılında Sivas’ta Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen ozan Hasret Gültekin’in yaşamı, “Hasret-Hasret Gültekin Türkü Müzikali” ile sahneye taşınıyor.

    1993 yılında Sivas’ta Madımak Oteli’nde 34 kişiyle birlikte yakılarak katledilen ozan Hasret Gültekin’in yaşamı, “Hasret-Hasret Gültekin Türkü Müzikali”yle sahneye taşınıyor.

    Berlin merkezli Theater28’in ilk Türkiye prodüksiyonu olan oyun, Mart ayından itibaren Türkiye ve Avrupa’da sahnelenecek.

    Şirin Aktemur’un senaryosunu yazdığı ve yönettiği oyunda Hasret Gültekin’e Devrim Evin hayat veriyor. Sahnede ona bağlamasıyla Deniz Türkan eşlik ediyor.

    Üç yıllık uzun bir araştırmanın ardından kaleme alınan oyunda 22 yaşında hayatını kaybeden Hasret Gültekin’in bilinmeyen yönleriyle birlikte ailesinin verdiği bilgiler ışığında bugüne dek bilinmeyen değerleri de anlatılacak. Ozanın bugüne kadar seslendirdiği türküler de sahnede canlı olarak çalınıp söylenecek.

    Madımak Katliamı’nın unutulmamasının ve adının katliam olarak tanımlanabilmesinin önemine değinen yönetmen Şirin Aktemur, müzikalle ilgili olarak “Katillerin cezalandırılmaması ama kimsenin de intikam duygusu taşımaması, bugün de benzer şekilde hayatların yarım bırakılması ve hasretlik… Aslında sanatın hep gerçek olanla ilgilendiğini söyleyebilirim. Gerçeklik ne kadar samimiyetle anlatılırsa seyirci anlatılanı o denli yüreğine alır” dedi.

    Sahne programı şöyle:

    15 Mart, Ankara Yılmaz Güney Sahnesi

    20 Mart, Berlin Tiyatro Festivali kapsamında Akademie der Künste

    28 Mart, İzmir Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi

    29 Mart, İzmir Menemen – Kubilay Kültür Merkezi

    5 Nisan, Kenter Tiyatrosu

    8 Nisan, MOİ Sahne

    15 Nisan, İzmir Narlıdere Kültür Merkezi’nde

    16 Nisan, İzmir Torbalı Belediye Kültür Merkezi

    3 Mayıs, Londra Millfield Theatre

  • ‘Xewna Şevek Havînê’ adlı oyun seyirciyle buluştu-VİDEO

    ‘Xewna Şevek Havînê’ adlı oyun seyirciyle buluştu-VİDEO

    PİRHA-Amed Şehir Tiyatrosu “xewna şeveke havînê” adlı oyunu sahneledi.

    Haberin videosu

    Amed Şehir Tiyatrosu, William Shakespeare’in yazar Kawa Nemir tarafından Kürtçeye çevrilen “Xewna Şevek Havînê (Bir Yaz Gecesi Rüyası)” oyunu sahneye taşıdı. Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşan oyun büyük beğeni aldı.

    Bugün Adana Yaşar Kemal Kültür Merkezinde sahnelenecek oyun iki perdeden oluşuyor. Aşk – komedi türünde olan oyun bir saat 40 dakika sürüyor. Oyunda Batı ve Doğu müziğinin yanı sıra Kürtçe şarkılar da yer alıyor.

    PİRHA/MERSİN

  • Amed Şehir Tiyatrosu Salı akşamı Mersin’de-VİDEO

    Amed Şehir Tiyatrosu Salı akşamı Mersin’de-VİDEO

    PİRHA-Amed Şehir Tiyatrosu “xewna şeveke havînê” adlı oyunu 11 Şubat Salı günü saat 20:00’da Mersinli tiyatroseverlerle buluşacak. 

    Haberin videosu;

    Amed Şehir Tiyatrosu, William Shakespeare’nin yazar Kawa Nemir’in Kürtçeye çevirdiği “Xewna Şevek Havînê (Bir Yaz Gecesi Rüyası)” olarak sahneye taşıdı.

    İstanbul, Ankara gibi birçok kentte sahnelenen oyun 11 Şubat Salı akşamı saat 20:00’da Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

    14 kişilik oyuncu kadrosunun sahnelediği oyunun yönetmen koltuğunda Ferhad Feqî  bulunuyor. İki perdeden oluşan aşk – komedi türünde olan oyun bir saat 40 dakika sürüyor. Oyunda Batı ve Doğu müziğinin yanı sıra Kürtçe şarkılarda yer alıyor.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Demirtaş’ın kaleme aldığı ‘Devran’ sahneye taşındı

    Demirtaş’ın kaleme aldığı ‘Devran’ sahneye taşındı

    HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kaleme aldığı “Devran” kitabı kitabı oyuncu Jülide Kural ve Ömer Şahin tarafından okuma tiyatrosu olarak sahneye taşındı.

    Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Devran” isimli kitabı, Jülide Kural ve Ömer Şahin tarafından İstanbul Harbiye’de bulunan Kenter Tiyatrosu’nda okuma tiyatrosu olarak sahnelendi. Kitabın bölümlerini Jülide Kural ve Ömer Şahin canlandırdı.

    Talat Yeşil ve Cemal Özkan’ın enstrümanlarıyla eşlik ettiği oyun yoğun katılımla gerçekleşti. Oyunu, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, HDP eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu, Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül ve sanatçı Kadir İnanır da izledi.

    Okunan öykülerden sonra sahneye davet edilen Başak Demirtaş duygularını “Dayanışma her koşulda umut verir, güç verir, moral verir ama sanatla olunca çok değişik duygular yaşattı bana” sözleriyle anlattı ve “Benim de size bir süprizim var” dedi. Sürpriz, Selahattin Demirtaş’ın izleyenlere selamlarını gönderdiği sesti. Demirtaş, “Salonda bulunan, bulunamayan bütün dostlara ayrı ayrı çok selamlarımı ilet. Hepsinin eline, emeğine sağlık. Sağ olsunlar” dedi. Salondakiler bu sese alkışla yanıt verdi.

     

  • Demirtaş’ın ‘Devran’ı’ sahneye taşınıyor

    Demirtaş’ın ‘Devran’ı’ sahneye taşınıyor

    PİRHA –Tiyatro sanatçısı Ömer Şahin ve Jülide Kural, HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde yazdığı “Devran” kitabını sahneye taşıyor.

    Bianet’ten Evrim Kepenek’in paylaştığı haberde; Jülide Kural, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yazdığı Devran kitabını Ömer Şahin ile birlikte oyuna uyarlıyor. Talat Yeşil ve Cemal Özkan’ın enstrümanları ile eşlik edeceği tiyatro oyunu, 11 Ocak Cumartesi günü Kenter Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

    “DAYANIŞMAMI SANATLA YAPABİLİRDİM”

    Jülide Kural, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Devran kitabı okurla buluşunca, okuma tiyatrosunu bu kez Devran’la gerçekleştirme kararı aldıklarını ifade etti. Demirtaş’ın özellikle sağlık sorunları nedeniyle moral desteğine ihtiyacı olduğunu belirten Kural “Bir sanatçı olarak dayanışmamı da ancak yine sanatla yapabilirdim” dedi.

    HDP İSTANBUL ÖRGÜTÜNDEN DESTEK

    HDP İstanbul il Örgütü de okuma tiyatrosu için Kural’a destek oldu. Ayrıca tutuklu siyasetçi Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ın da desteğini aldığını ifade eden Kural, “Bu sadece bir parti meselesi değil. Ben bir sanatçıyım. Tavırları olan bir sanatçı olarak bunun bir dayanışma alanı olmasını istiyorum. En çok ihtiyacımız olan şey dayanışma, demokrasi, barış. Böylesi bir dönemde yan yana olmanın, şarkılar söyleyerek, bir arada olmamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Batıkent Kültür Sanat Festivali yarın başlıyor

    Batıkent Kültür Sanat Festivali yarın başlıyor

    PİRHA – Bu yıl ilki yapılacak olan Batıkent Kültür Sanat Festivali (BATIFEST) 8 Eylül’de ‘Sahnelere İz Bırakanlar’ paneliyle başlayacak. Festivalin son günü olan 13 Eylül’de ise İlkay Akkaya, Ali Asker ve İlknur Yakupoğlu’nun yer alacağı açık hava konseri düzenlenecek.

    Halkevleri öncülüğünde Ankara’nın Batıkent semtinde bu yıl ilki yapılacak olan BATIFEST 8 Eylül’de başlıyor. Yapılan duyuruda “Sanatın halkla iç içe bir dayanışmaya doğru yol alması amaçlıyor” denilirken “Semtine iz bırak” çağrısı ile tüm yurttaşlar festivale davet edildi.

    Halkevleri, festivalin geleneksel hale getirilmesini amaçladıklarını duyururken hazırlanan programın ise şu şekilde olacağını paylaştı:

    8 Eylül 19.30 – Sahneye İz Bırakanlar

    Tiyatrocu Cengiz Sezgin, Hakan Salınmış ve Aylin Saraç’ın katılacağı ve Deniz Büyükuysal Lişesivdin’in moderasyonda olacağı Sahneye İz Bırakanlar etkinliği Batıkent Meydan AVM Sinan Bengier Salonu’nda gerçekleşecek.

    9 Eylül 19.30 – Themis’in İzinde Adaletin Peşinde

    Anayasa Hukuku Profesörü ve İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu’nun katılacağı ve eski Ankara Milletvekili Kamil Ateşoğulları’nın moderasyonda olacağı Themis’in İzinde Adaletin Peşinde etkinliği Batıkent Meydan AVM Sinan Bengier Salonu’nda gerçekleşecek.

    10 Eylül 19.30 – Batıkent Batık Kent Olmasın – Semtin İzlerini Sürüyoruz 

    Semtimiz Batıkent’in kuruluş sürecinden bugüne kadar canlı tanıklarıyla ve kent alanında çalışan uzmanlarla Batıkent’in dününü, bugününü, yarınını konuşacağız. Etkinlikte Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Candan Karakuş, Gazeteci Sedat Bozkurt ve Batıkent’in planlanma sürecinde rol almış Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Eski Yardımcısı Fehmi Toptaş konuşmacı olarak yer alacak. Etkinlik Batıkent Meydan AVM Sinan Bengier Salonu’nda gerçekleşecek.

    11 Eylül 19.30 – İşçilerin Ayak İzleri

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, OSTİM işçileri etkinliğin konuşmacıları olacak. Batıkent Meydan AVM Sinan Bengier Salonu

     12 Eylül

    16.00 – Edebiyatta Kadın İzleri

    Kültür ve sanat alanında kadınların görünmez kılındığı, yok sayıldığı, ikincilleştirildiği bugünlerde kadın yazarların katıldığı imza günü düzenlenecek. Günebakanlar Kadın Kooperatifi’nde gerçekleşecek etkinliğe Ayşe Düzkan, Arzu Eylem, Ayten Kaya Görgün, Banu Bülbül, Funda Şenol Cantek, Güven Tunç, Hatice Günday, İlknur Üstün, Reyhan Saygın, Sofya Kurban, Şenay Eroğlu Aksoy, Şükran Eken katılıp kitaplarını imzalayacak.

    18.30 – Siyasette Kadın İzleri

    Kadınların yaşamın her alanındaki eşitlik mücadelesi festivale taşınıyor. Halkevleri Eski Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un, İzmir Eski Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın, İzmit Belediye Başkanı Fatma Hürriyet Kaplan ve CHP PM üyesi Gaye Usluer’in konuşmacı olarak yer alacağı etkinlik Günebakanlar Kadın Kooperatifi’nde gerçekleşecek.

    13 Eylül 19.00 – Açık Hava Konseri*

    Festivalin kapanışında ise İlkay Akkaya, Ali Asker ve İlknur Yakupoğlu’nun yer alacağı açık hava konseri yapılacak. Ancak Ankara Valiliği’nin konsere izin vermemesi üzerine hukuki sürecin başlatıldığı duyuruldu. İdare Mahkemesi’nin kararına bağlı olarak konser yeri ve tarihi netleşecek.

    PİRHA / ANKARA

  • Cemevi’nde tiyatro eğitmeni; ‘İnsana insanca yaklaşmayı öğretiyoruz’-VİDEO

    Cemevi’nde tiyatro eğitmeni; ‘İnsana insanca yaklaşmayı öğretiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Tiyatro çalışmalarının sürdürüldüğü cemevlerinden biri de İstanbul’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı Alibeyköy Cemevi. Cemevinde gönüllü tiyatro eğitmenliği yapan Ozan Ali Doğu Arat, “Burada bir mücadele aracını örmeye çalışıyoruz aslında. İnsana insanla ve insanca yaklaşmayı öğretmek istiyoruz ve bu Aleviliğin felsefesinde de var” diyor. 

    Cemevlerinde ibadetin yanı sıra kültür sanat çalışmaları da devam ediyor. Çocuklar, gençler ve kadınlar olmak pek çok Alevi yurttaş cemevlerinde semah dönmeyi, bağlama çalmayı öğrenirken aynı zamanda tiyatro da oldukça ilgi gösterilen önemli etkinliklerden biri.

    Tiyatro çalışmalarının sürdürüldüğü cemevlerinden biri de İstanbul’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı Alibeyköy Cemevi.

    Cemevi üyelerinden, aynı zamanda gönüllü tiyatro eğitmenliği yapan Ozan Ali Doğu Arat konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    İki yıldır çeşitli kurumlarda profesyonel olarak eğitim verdiğini söyleyen Arat, son bir yıldır Alibeyköy Cemevi’nde tiyatro eğitimi veriyor.

    Birinci yılında dördüncü oyunu çıkartmaya hazırlandıklarını belirten Arat, bu süreçte kendisini de ayrıca eğittiğini söylüyor. Tiyatroya çok küçük yaşlarda başladığını belirterek birçok dalda eğitim gördüğünü ve hala eğitimlerinin sürdüğünü de ekliyor.

    “BURADAKİ ASIL AMACIMIZ İYİ BİR TİYATRO İZLEYİCİSİ YARATMAK” 

    Kendi yaşadıkları semt ve çevresindeki insanların daha demokrat ve aydın insanlar olmasına rağmen bölgedeki kültür-sanat faaliyetlerinin eksikliğini dile getiren Arat, asıl amaçlarının oradaki bu boşluğu doldurmak olduğunu ifade ederek ekliyor, “Buradaki asıl amacımız iyi bir tiyatro izleyicisi yaratmak.”

    Alibeyköy Cemevi yönetiminin yıllardır bu tür etkinliklere destek verdiğini söyleyen Ozan Arat, bunu gözönünde bulundurarak cemeviyle görüştüğünü ve bir yıldır da burada hem öğrenci hem öğretmen olarak çalışmalar yaptığını belirtiyor. 50’ye yakın gencin bugüne kadar çıkan oyunların bir parçası olduğunu belirten Arat, bunun sevindirici olduğunu ifade ediyor.

    “İNSANA İNSANLA VE İNSANCA YAKLAŞMAYI ÖĞRETİYORUZ” 

    Arat, etkinliklerinin diğer cemevleri tarafından da görünür olduğunu belirtiyor ancak yine de imkanların kısıtlı ve dar olduğunu söylüyor. Cemevlerinin halen ibadethane statüsünde olmadığını, kültür dernekleri olarak geçtiğini ve bu sebeple belediyelerden bu atölye çalışmaları ve etkinlikler için ödenek alamadığını ifade eden Arat, “Yine de en asgari şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Burada bir mücadele aracını örmeye çalışıyoruz aslında. İnsana insanla ve insanca yaklaşmayı öğretmek istiyoruz ve bu Aleviliğin felsefesinde de var” diyor.

    Ayrıca kısa film senaryoları yazdığını da kaydeden Arat, önümüzdeki günlerde yine cemevi bünyesinde pedofili sorununa dikkat çekmek istedikleri bir kısa film çekmek istediklerini, diğer yandan bu ayın sonunda sahneleyecekleri Sivas Katliamı’nı farklı bir şekilde ele alan oyunlarının provasını yaptıklarını belirtiyor.

    Ozan Ali Doğu Arat, kadın, genç ve işçilerle bir platform kurup gelecekteki faaliyetlerini Alibeyköy Cemevi’nde sürdürmek istiyor.

    Arat, daha önce iki oyunu sahneleme imkanı bulduklarını ve bu ay sonunda Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anacakları oyunun ardından Muzaffer İzgü’nün “Sınır” adlı oyununu sahneleyecekleri bilgisini de veriyor. Arat, İzgü’nün “Sınır” adlı oyunuyla Ortadoğu coğrafyasında sürüp giden savaşlara dikkat çekmek istediklerini ifade ediyor.

    “33 İNSANIN YANMASINA SEBEP OLAN DEVLET SİSTEMİNİ ELE ALACAĞIZ”

    Haziran sonunda sahneleyecekleri Sivas oyunuyla katliamın başka bir yönüne dikkat çekeceklerini, katliama sebep olan güçlere odaklanacaklarını, mücadele ruhunu canlı tutan öğretici bir oyun olacağı bilgisini veren Arat, “2 Temmuz’da yanan 33 aydın dışında onların yanmasına sebep olan devlet sistemini ele alacağız. O gün valilik, bakanlıklar, mit ve bürokrasinin ne yaptığını işleyerek farklı bir pencereden ele alacağız” diyor.

    30 Haziran’da Alibeyköy PSAKD Cemevi’nde Sivas’ı anmak adına konser ve tiyatro etkinliği yapacaklarını söyleyen Arat, etkinliğe katılım çağrısında da bulundu.

    Eylem BABAYİĞİT- Mennan YILMAZ/İSTANBUL

  • ‘Dersim’ adlı tiyatro oyunu Ankara’da gösterilecek

    ‘Dersim’ adlı tiyatro oyunu Ankara’da gösterilecek

    PİRHA – Dersim Tertelesi’nin yıl dönümü olan 4 Mayıs’ta ‘Dersim’ adlı tiyatro oyunu Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ali Doğan sahnesinde gösterilecek. 

    PSAKD, Dersim Tertelesi’ne dikkat çekmek amacıyla Ankara’da ‘Dersim’ adlı tiyatro oyununu gösterecek. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin düzenlediği, Ankara Simurg Oyuncuları tarafından hazırlanan ve ıslah, tenkil, sürgün üçgeninde Dersim halkına yaşatılan acıları ve zulümleri anlatan “Dersim” adlı tiyatro oyunu 4 Mayıs Cumartesi günü saat 19.30’da Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ali Doğan Sahnesi’nde gösterilecek.

    Oyun için biletler PSAKD Genel Merkezi’nden ve şubelerinden temin edebilir. (HABER MERKEZİ)

     

  • Tiyatrocu Aylin Yüksel: Arap Alevilerde de kadın ikinci planda-VİDEO

    Tiyatrocu Aylin Yüksel: Arap Alevilerde de kadın ikinci planda-VİDEO

    PİRHA – Arap Alevisi Aylin Yüksel, asimilasyona uğrayan dilini korumak için Arapça tiyatro yapıyor. Çalışmalarını anlatan Yüksel, Arap Alevilerde de dinin etkisiyle kadının ikinci planda olduğuna vurgu yaptı. 

    Türkiye’de inançlara, kültürlere ve dillere karşı asimilasyon her geçen gün artarak devam ediyor. Arap Alevisi ve tiyatrocu Aylin Yüksel, Arap Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını değerlendirdi.

    Arkeloji mezunu ancak işsiz olan Aylin Yüksel, uzun süredir Arapça tiyatro yapıyor. Ana dillerine yönelik asimilasyonun önüne geçmek için tiyatrolarını Arapça yaptıklarını kaydeden Yüksel, “Yaşadığımız bölgede çoğunluk itibari ile asimilasyona uğramış durumda dilimiz. Bu noktada özellikle tiyatromuzu Arapça yapıyoruz. Eğitim Türkçe, kendi dilimizi de çok konuşamıyoruz. Asimilasyon bu noktada çok fazla” diyor.

    Yüksel, “Çoğu ülkenin yapmaya çalıştığı şey bu. Daha çok o insanları kendi özgünlüklerinden yok edip, bir bütün oluşturma, renkleri yok etme adına çalışmalar bunlar. Bizim de orada daha çok kendi kimliğimizi yok edip daha çok bütünleşmemiz adına tek dil, tek cinsiyet, tek ırk adına yaptıkları bir çalışmadır” ifadelerini kullandı.

    Arap Alevilerde de kadının daha demokrat ama ikinci konumda olduğunu söyleyen Aylin Yüksel, “Toplumsal olarak baktığımızda kadınların eğitimden, toplumsal cinsiyetten ve  yargılardan, algılardan dolayı ikinci konumda olduğunu görüyoruz. Buna yönelik çalışmalar yapılıyor” diye konuştu.

    Yüksel, Mor Dayanışma ile kadın çalışması yürüttüklerini de vurguladı.

    “KADINLAR GÖRÜNÜRDE YOKLAR”

    Tiyatroda cinsiyetçi söylemlerden arındırılmış, kadınların daha hayatın içinde olduğu çalışmalar yürüttüklerinin ve kadın bilincini ortaya koymaya çalıştıklarının altını çizen Aylin Yüksel,  konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Toplumsal hayata baktığımızda aslında kadınlar her yerde. Ama görünürde yoklar. Temsil anlamda baktığımızda yoklar. Ama işi yürüten olarak çoğu noktada kadınları görüyoruz. Hayatın içinde de her noktadalar aslında. Ama var olan ata erkil sistem ve dini yapılardan dolayı kadınlar ikinci planda.”

    “ARAP ALEVİLERDE İNANCI ERKEKLER SÜRDÜRÜYOR”  

    Arap Alevilerde inancı daha çok erkeklerin sürdürdüğünü belirten Yüksel, “Ergenlik dönemine gelen erkek dini inancı öğrenmek için dini bilen kişinin yanına gidip öğreniyor. Kadınlar bu noktada onu bilmiyor. Kadınlar dini noktada biraz daha geri planda” dedi.

    Ehliddar Kültür Merkezi’nin çalışmalarını da değerlendiren Yüksel, ana dillerinde tiyatro yapmak çalışma için yürüttükleri, bunu da asimilasyona karşı yaptıklarını kaydetti.

    Yüksel, “Kendi dilimizi, kültürümüzü yaşatmak, farklı renklerin bir arada olması çok önemli. Bunlar bizim kimliğimiz. Kendi kimliğimizi yaşatmak önemli. Biz bu noktada kendi dilimizi yaşatmak ve tabi ki cinsiyetçi söylemlerden arınarak yaşatmaktan yanayız” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Hilal Nesin, hayatında hiç tiyatroya gitmemiş insanlarla oyun çalışıyor-VİDEO

    Hilal Nesin, hayatında hiç tiyatroya gitmemiş insanlarla oyun çalışıyor-VİDEO

    PİRHA-Tiyatro eğitmeni Hilal Nesin amatörlerle çalışma yapmayı tercih ediyor. Nesin,  “Yani yaşamının hiçbir alanında sahneye çıkmamış, belki hayatında hiçbir tiyatro oyununu izlememiş ya da hiç tiyatroya gitmemiş insanlarla çalışmak istedim. Sanatın onlara dokunmasını istedim” diyor.

    Almanya’nın Bergisch Gladbach kentinde genelde Koçgirililerin yoğun olduğu Bergisch Gladbach Eğitim ve Kültür Merkezi bünyesinde yapılan tiyatro provasına mihman olduk. İçeri girdiğimizde coşkulu bir kadın grubu karşılıyor bizi. Neşeleri bizi de sarıyor. Hummalı bir şekilde 10 Mart tarihinde sergileyecekleri oyuna hazırlanıyorlar.

    Tiyatro oyununun ismi, “Söylemesi ayıp değil.”  Oyunun yönetmeni ise Hilal Nesin.

    Hilal Nesin Sivas’ın Divriği İlçesi Çamşıhı köyünden bir pir kızı. Antalya Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Sürarslan Konservatuvarı’nda Türk Halk Müziği Bölümü’nden mezun . Aynı zamanda Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde de tiyatro eğitimi almış.

    Kadın sorunlarını sahneye aktaran Nesin, yazmayı çok sevdiğini söylüyor:

    “Dilim sivri, hayatın kendisi sivri zaten. Yazarken bir çok insan uyardı beni; yazma, konuşma söyleme, işine bak gibi. Bir tiyatrocu gözlemlemeden nasıl oynayabilir. Lay lay lom ile sanat yapamazsınız. Halkın sesini vermeniz için halkla yaşamanız gerekiyor. Ben devletle yaşamıyorum. 551 çeşit yemek yiyen bir insanın nesini anlatayım, zengin olmuş daha çok zengin olmak isteyen insanın nesini anlatayım.”

    “AMATÖRLERLE ÇALIŞMAYI TERCİH ETTİM”

    Nesin Bergisch Gladbach Eğitim ve Kültür Merkezi’nde de aynı amaçla  bir süredir tiyatro eğitmenliği yapıyor.

    Nesin amatörlerle çalışma yapmayı tercih ettiğini belirtiyor ve ekliyor, “Yani yaşamının hiçbir alanında sahneye çıkmamış, belki hayatında hiçbir tiyatro oyununu izlememiş ya da hiç tiyatroya gitmemiş insanlarla çalışmak istedim. Sanatın onlara dokunmasını istedim.”

    Bir süredir Fransa’da yaşayan Nesin koşullardan dolayı çalışmalarına ara vermiş. O nedenle böyle bir teklif geldiğinde çok sevindiği dile getiriyor:

    “Buraya geldim, içeri girdim. O kadar sıcak bir insan topluluğu ile karşılaştım ki. Kadınların gözleri parlıyor dolu dolu. Hiç bir şey konuşmadım. 5 dakika sonra dedim ki, “haftaya rolleri dağıtıyorum”. Tiyatroya başlayan insanlara 3 ay kurs verirsiniz normalde. Diyafram çalışması ile başladık. Herkesin rollerini dağıttım. Beni şaşırttılar. Daha okumayı yazmayı sonradan öğrenmiş bir kadın vardı. Bu beni çok duygulandırdı. Gözümün önünde büyüyorlar. Bende bugüne kadar yaptığım çalışmalarda bunu gözlemledim. İçeri çekinerek giren, ondan sonra sahnede devleşenler var. Bunu yaşamayı çok sevdim.”

    “İLK SAHNEYE ÇIKAN İNSANLARIN AYAKTA ALKIŞLANDIĞINI HATIRLIYORUM”

    Nesin, sanat ile uğraşmanın özellikle kadınlara iyi geldiğini ifade ediyor ve tiyatronun önemli oranda gözlemleme yeteneğini arttırdığını kaydediyor:

    “Bakkalı, manavı, kasabı, doktoru insanları gözlemlersiniz onları sahneye taşırsınız. Tiyatro’nun özeti insanı insana anlatma sanatı. Belki bugüne kadar bir otobüs şoförüne dikkat etmedik. Çiçek satan insanın psikolojisini, zengin olanları hep mutlu zannettik, fakir olanları mutsuz.

    Özellikle Türkiye’deki öğrencilerim, gözlemleyip gelip bana anlatırlardı. Biz profesyonel tiyatrocular bazı şeyleri gözlemleyemiyoruz. Biz bu işin mektebini okuduk, bu işi biliyoruz. Ama amatör tiyatrocular bu işi öğrenelim dedikleri için duygularını daha çok katıyorlar. Kendine güven bazen tiyatro izleyenleri bağlamıyor. İlk sahneye çıkan insanları ağlayarak ayakta alkışlandığını hatırlıyorum.”

    “BİZ YARALARI OLAN BİR TOPLUMUZ”

    Sürekli halkla çalıştığını  ve halkın yaptığı işlere saygı duyduğunu belirten Nesin, “Hep halkla çalışmak istedim. Halk tiyatrosu, meddahlık. Bizim insanlarımız zaten kendileri yaşamlarında bir tiyatro sahnesi oluştururlar. Bizim oyuncalara sadece onu sahneye taşımak kalıyor.

    Çeşnibahar’daki kadınların ayakta alkışlandığını gördüm. Kumluca’daki öğrencilerimin ayakta alkışlandığını gördüm. O amatör ruhu sahneye veren insanların verdiği tad çok farklı” diyor.

    Nesin Antalya’da kadınları sosyal hayatın içine almayı amaçlayarak, Çeşnibahar Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Orada kadınlarla çalışma fırsatı da bulan Nesin, “Siz hayatın içine girdiğiniz zaman bir şeye kendinizi dahil ettiğiniz zaman dünyada sizi yoran ekonomik kriz, yalnızlık gibi çağın bütün hastalıklarından arındığınızı duyuyorsunuz” diyor ve bir öğrencisinin deprasan ilaçlarını nasıl bıraktığını şöyle anlatıyor:

    “O COĞRAFYADAN GELEN YARASIZ BİR KADIN YOK”

    “Bir öğrencim vardı. Psikolojik sorunları vardı. Bu öğrencileri de seçtim en çok. 3 hafta sonra sesini kullandı, sahneyi kullandı. Oyunu bittirdik, turnelere gittik. Bir gün geldi “haplarımı almayı unutmuşum” dedi. Ama iyi olduğunu söyledi. Bir süre ilaç kullandığını bile fark etmemişti. Bu çok sevindirici. Bunu cezaevindeki kadınlarla görüştüğüm zaman, hayat kadınları ile görüştüğüm zaman da hissettim. Biz yaraları olan bir toplumuz. O coğrafyadan gelen yarasız bir kadın yoktur.”

    “KADINA ŞİDDETİ NORMALLEŞTİRMEMEK LAZIM”

    Bergisch Gladbach’ta kadınlarla oynamaktan büyük zevk aldığını anlatan Nesin’in 8 Mart vesilesi ile oynayacağı oyun, “Söylemesi ayıp değil” kadın sorunlarına parmak basan bir sürü hikayeden oluşuyor. Nesin gerisini ise şöyle anlatıyor:

    “Hakkını Amerika’da fabrikalarda arayan kadınların acısıyla başlar. Bu oyunun içerisinde hepsi var. Çalışan, emeğini kocasının elinden almaya çalışan bir kadın var. Sürekli kendisine eziyet eden kocasının cenazesinde ağlama var, geline edilen eziyet var. Yaşamın içerisinde ne varsa 45 dakikaya sığdırmaya çalıştık.

    Kadın sorunu elbette yazmakla bitmez. Bazı hikayeler dinliyorum.Gerçekten çok trajik. Avrupa’nın göbeğinde mi bunlar olmuş diyeceğin hikayeler var. Cehalet yeni bir cehaleti doğurur. Bunu gelecek nesillere aktarmak lazım. Şiddeti normalleştirmemek lazım.”

    ELİF SONZAMANCI/KÖLN

     

  • ‘Kırmançki Xızır’ın dilidir; dilinize sahip çıkın’- VİDEO

    ‘Kırmançki Xızır’ın dilidir; dilinize sahip çıkın’- VİDEO

    PİRHA- 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Kırmançki’yi (Zazaca) yaşatma gayretinde olan İzmir’deki Gımgım Tiyatro Ekibi de dil üzerindeki asimilasyona dikkat çeken skeçler ile izleyicileri hem güldürüyor hem düşündürüyor.

    Diller üzerindeki baskılara dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü olarak ilan edildi. UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

    Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin anadili olan Kırmançki (Zazaca) yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

    İzmir’deki bir tiyatro ekibi de oyunlarının tamamını Kırmançki’çe oynayarak dillerini yaşatmaya çalışıyorlar.

    Varto- Der tarafından 2016’da kurulan İzmir Gımgım Tiyatro Grubu skeçlerini İzmir Çiğli Belediye binasında sergiliyor.

    Provalarında görüştüğümüz tiyatro ekibinin ilk skeci ‘Sınıf‘, 1970’lerde okullarda yaşanan hikayeleri konu ediniyor. Özellikle Türkçe dışında dillerin konuşulduğu bölgelerdeki okullarda öğretmenler aracılığı ile dile yönelik baskıya konu edindikleri ‘Sınıf’ adlı skeçte, asimilasyona dikkat çekiyorlar.

    Bu sınıfta öğretmeni canlandıran ve 10 yıldır tiyatro ile ilgilenen Tuncay Akdeniz, kendisinin de okul dönemi ile birlikte anadilinin yok olmaya başladığını söylüyor.

    Akdeniz sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Okul başlayınca dilimiz yavaş yavaş unutuluyor. Geç kalmış olabiliriz ama önemli olan fark edip bu yola girmektir. Tek istediğimiz bu dile bu kültüre sahip çıkılması. İnsanların bize destek vermesi çünkü çok zor şartlar altında bu grubu bir yere getirmeye bu dili yaşatmaya çalışıyoruz. Dil üzerinden kendi kültürlerini kendi dillerini yaşatmalılar.”

    “DİLDE ASİMİLASYON AİLEDE BAŞLIYOR”

    Asimilasyonun batıya göç ile başladığını düşünen Akdeniz, “Çünkü dili yok edenler de biziz. ‘Dilinizi konuşmayın ayıptır’ söylemleriyle dillerini ve kültürlerini öğretmek yerine bu dili öğrenip ne yapacağız. Aslında ailelerde başlıyor asimilasyon. Tabi korkudan da konuşulmamış olabilir. Bu dili artık sadece anne ve babalarımız konuşuyor. Bu dili yaşatmak hepimizin borcudur. Burada en çok görev ailelere düşüyor” diye konuştu.

    “ANNEM VARTO DEPREMİNİN TRAVMALARINI HEP YAŞADI”

    60 yaşındaki Ümit Fatma Fırat da, tiyatroya kısa bir süre önce anadili olan Kırmançki’nin gelişmesine katkı sağlamak için başlamış. Bu tiyatro grubunda kendi kitabında esinlenerek sergilenen oyunda Varto depreminde torunlarını ve çocuklarını kaybeden bir anayı canlandıran Fırat, şunları söylüyor:

    “Proje benim dışımda gelişti. Benim kitabımda 1966 yılında yazdığım bir bölümünü yani depremle ilgili bölümünü sahnelemek istemişler; o anlamda ben de dahil oldum. Kitapta bahsettiğim şey sadece deprem değildi, kendi yaşadığım coğrafyada kendi kültürümü kendi yaşam şeklimi anlatmak istedim. Depremde bunun bir parçasıydı.

    Benim annem acılı bir kadındı. Tabi o depremin travmalarını yaşadım, annemin o acılı anlarının travmalarını da yaşadım. Çünkü annem her zaman bir orman kıyısında ya da bir taşın arkasında ağlarken görmek kardeşlerimin o kanlı elbiselerini yıllarca sandıkta sakladığını görmek bana acı veriyordu.”

    “ÇOCUKLARIMIZA ANA DİLİMİZİ ÖĞRETMEK ZORUNDAYIZ”

    Oyun ve sohbetimiz boyunca anadili Kırmancki konuşan Fırat, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dil üzerindeki asimilasyona da dikkat çekiyor.

    “Genel anlamda da yasaklı olarak gelen bir dil olduğu için de günümüzde de bu sıkıntılarla devam ediyor. Bunun için annelere büyük görev düşüyor. Çocuklarımıza ana dilimizi öğretmek durumundayız. Anneler çocuklarına öğretirse bu dil yaşar. Dilin yaşatılması için de kendinizi zorlamanız gerekiyor. Zorlama nedir; alan bulduğunuz yerde dilimizi yaşatmak için birilerine öğretmek, kendi çocuğunuza öğretmek, oyunlarla, başka kültürel etkinliklerle öğretmek gerekiyor.”

    “SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Dile önem verilmediği için bu halde olduğunu söyleyen Fırat, ana dilin yasaklanmasının da insanda travma yarattığına dikkat çekiyor.

    “Size ait olan öğrendiğiniz bir şeyi biri size bunu ‘konuşma’ diyor. Bu kolay bir şey değildir. Kendimize ait olan bu dilimizi yaşatmak anlamında ona sahip çıkmalarını gönülden istiyorum. Dilimizi bilmemiz gerekiyor, bugün dilimizi konuşmazsak yarına bu dil kalmaz. Bundan sonra dilin peşine düşemeyiz o dil gitti mi gider” diyen dile tiyatro aracılığıyla sahip çıkmaya çalışıyor.

    “BİZİM DİLİMİZ XIZIR’IN DİLİDİR”

    Tiyatro’da Danış Turan ve Kadir Özdemir de Pule ve Kadriye adıyla Varto ve çevresindeki kadınların kendi aralarındaki olağan sohbetlerini sergiliyor. Bir o kadar komik bu sohbeti bizimle de paylaştıktan sonra konuşan Danış Turan iki yıldır kendi dilinde tiyatro yapıyor. “İstiyoruz ki dilimizi duyuralım. Dilimizi konuşmamız gerekir ki unutulmasın.” diyen Turan da herkesi diline sahip çıkmaya çağırıyor.

    Kadir Özdemir ise, “Türkiye’de bizim dilimize önem vermiyorlar. Dilimizi öteden beri kimse istemiyor. Biz de köyde büyümeseydik belki şu anda dilimizi bilmezdik. Bizim dilimiz Xızır’ın dilidir. Herkes dilimizi konuşsun. İnsanın dili insanın onurudur” ifadelerini kullanıyor.

    “ÇOCUKLAR ANA DİLİNİZE SAHİP ÇIKIN”

    Ekibin en küçüğü 9 yaşındaki Bejan Şanıkan. Varto depreminde küçük bir çocuğu canlandıran Şanıkan, “Ana dilimde tiyatro yapmak çok güzel bir şey hissettiriyor. Annemi az çok anlıyorum. Sahneye çıkarken kendimi gerçekten o yerdeymişim gibi hissediyorum. Ben dilimi tanımak ve öğrenmek istiyorum o sebeple bu kursa geldim” diyor. Annesi ile birlikte tiyatro grubunda yer alan Şanıkan, yaşıtlarına da çağrı yapıyor: “Çocuklar ana dilinize sahip çıkın. Dilinizi unutmayın.”

    “ÇOCUĞUMUN ZAZACA’DAN BİR KAÇ KELİME BİLMESİ KIYMETLİ”

    Bejan’ın annesi Dünya Şanıkan da 20-25 sene Kürt halk oyunlarında yer almış. Anne Şanıkan, “Kaybolmakta olan Zazaca’dan çocuğumun birkaç kelime öğrenmesi bile kıymetli bir şey. Ben istiyorum diğer çocuklar da Bejan’ı örnek alsınlar gelsinler” diyor.

    “DİLİN UNUTULMASINDA BİZ DE SUÇLUYUZ”

    Şanıkan, dilin yok olmasında sistem kadar ailelerin de rol oynadığını düşünüyor:

    “Ülke buna bir zemin açtı ama bizler de bu dilin unutulmasında suçluyuz. Çünkü biz konuşurken çocuklarımıza öğretemedik. Sistem öyle ama biz de sisteme mal ettik. Onların bize yaşatmak istediğini kabullenip kendi çocuklarımıza öğretmedik. Bu bizim eksikliğimiz. Devlet evimizin içindeki düzene karışamaz ama ben çocuğuma öğretemedim. Dilin kaybolduğuna inanmak istemiyorum. Çünkü çok üzülüyorum. Bir kelime dahi birine aktarmak bizim için büyük bir kazanç. Dilimizi konuşalım, dilimizi unutmayalım.”

    “DİLİMİ BİLMEMENİN EKSİKLİĞİNİ YAŞIYORUM”

    İkiz kardeşler Seda ve Eda Han da hem dili hem de kültürlerini öğrenmek için tiyatroya geliyorlar. Ana dilleri olan Kırmançki’yi bilmemenin eksikliğini yaşadıklarını söyleyen Han kardeşler, “Ana dilimiz biz nereye gidersek oraya geliyor unutmamak gerekiyor. Biz öğrendikçe çevremiz de öğrenecek. Dilimiz unutulan diller arasına girmek üzere. Belki de unutulmuş. Benim buraya gelmemin tek amacı dili öğrenmek” diyor.

    Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

    İZMİR

  • ‘Mahzuni Şerif’ oyunu 10 Şubat’ta İstanbul’da gösterilecek

    ‘Mahzuni Şerif’ oyunu 10 Şubat’ta İstanbul’da gösterilecek

    PİRHA – İstanbul Performans ve Ankara Birlik Tiyatrosu’nun ortak yapımı olan Aşık Mahzuni Şerif ‘in yaşamından kesitler, canlı müzik eşliğinde türküler sergilenen “Mahzuni Şerif” oyunu Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nde gösterilecek. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Avcılar Şubesi, İstanbul Performans ve Ankara Birlik Tiyatrosu’nun ortak yapımı olan Aşık Mahzuni Şerif ‘in yaşamından kesitler ve canlı müzik eşliğinde türküler sergilenen ‘Mahzuni Şerif’ oyunu 10 Şubat Pazar günü saat 18.00’de Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nde gösterilecek.

    “MAHZUNİ ŞERİF’İN BİLİNMEYEN YANLARI ANLATILDI” 

    Ali Öztunç’un “Devr-i Mahzuni” adlı kitabından Hakan Güneri’nin uyarladığı oyun Devlet Tiyatroları rejisörlerinden Murat Sarı tarafından yönetiliyor. Oyun, ozanın köyünden başlayarak fırtınalarla dolu yaşamını, tutukevinde Yılmaz Güney ile yolunun kesişmesini, çevresini dönüştürmesini, onun bu ülke halkının yüreğine yerleştiren güzel türküleri eşliğinde anlatıyor, bilinmeyen yanlarını, halktan yana yaşam felsefesini aktarıyor.

    Aşık Mahzuni Şerif oyunu, zor zamanların hepimize dayattığı birlik olma, bir arada durma gereği ile Ankara Birlik Tiyatro ve Performans İstanbul’da kolektif projesi olarak hazırlandı.

    Ozan Serhat Paşa’nın türküleri yorumladığı oyunda, video zapping tekniği ile görsel dekoru ve dinamik oyunculuklarıyla, kaybettiğimiz değerleri yeniden hatırlatmayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mahzuni Şerif tiyatro oyunu 10 Şubat’da gösterilecek

    Mahzuni Şerif tiyatro oyunu 10 Şubat’da gösterilecek

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Avcılar Şubesi’nin öncülüğünde, 10 Şubat’da Barış Manço Kültür Merkezi’nde Aşık Mahzuni Şerif’in tiyatro oyunu gösterilecek. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Avcılar Şubesi’nin organize etmesiyle, Ankara Birlik Tiyatrosu’nun oynadığı Mahzuni Şerif tiyatro oyunu yapılacak. 10 Şubat Pazar günü İstanbul Barış Manço Kültür Merkezi’nde yapılacak müzikli oyun saat 18.00’de başlayacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Levent Üzümcü: Oyunumuz İskenderun’da baskılar nedeniyle iptal edildi

    Levent Üzümcü: Oyunumuz İskenderun’da baskılar nedeniyle iptal edildi

    Tiyatro oyuncusu Levent Üzümcü, 10 Ocak’ta Hatay İskenderun’da sergileyecekleri oyunun baskılar nedeniyle iptal edilmek zorunda kaldığını duyurdu. 

    Sosyal medya hesabından yayınladığı bir video ile iptali duyuran Üzümcü, oyunu sergileyecek koleje baskı yapıldığını belirterek  “Sanatın ve sanatçının hiç olmadığı kadar özgür, demokrasinin hiç olmadığı kadar ileride olduğu şu günlerde İskenderun’da oynayacağımız oyunun kolejin sahnesi, yapılan baskılar nedeniyle elimizden alındı” dedi.

  • Yol Erenleri İzmir’de Maraş Katliamı’nda hayatını kaybedenleri andı- VİDEO

    Yol Erenleri İzmir’de Maraş Katliamı’nda hayatını kaybedenleri andı- VİDEO

    PİRHA- İzmir Çiğli Güzeltepe Mahallesi’nde bulunan Yol Erenleri, Maraş’ın 40. yılında mahallelinin katılımıyla anma gerçekleştirdi. Anmada Yol Erenleri adına konuşan Erkan Batmaz, Maraş Katliamı’nı yapanları unutmadıklarını belirterek asla affetmeyeceklerini söyledi. 

    İzmir Çiğli Güzeltepe Mahallesi’nde Güzeltepe Kültür Evi’nde Yol Erenleri, Maraş Katliamı’nda hayatını kaybedenleri andı. Salona ‘Maraş Katliamını unutmadık, affetmeyeceğiz’ yazılı broşürleri asıldı. Çok sayıda kişinin katıldığı anmada Menemen Dersimliler Derneği tiyatro gurubu da Maraş Katliamı’nı canlandırdı.

    “KATİLLER ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan anmada ilk olarak Yol Erenleri adına Erkan Batmaz kısa bir konuşma yaptı. Aralık ayında birçok Alevi ve devrimcinin katledildiğini söyleyen Batmaz, bu katliamın başlıca sorumlularının hukuksal süreçlerinin tamamlanmadığının ve bu katliamı gerçekleştirenlerin  daha sonra milletvekili olarak ödüllendirildiğinin altını çizdi.

    “BASKI VE ASİMİLASYON DEVLET ELİYLE DEVAM EDİYOR”

    Maraş’da erkek, kadın, çocuk, demeden büyük bir katliamın yaşandığını belirten Batmaz, Aleviler olarak bu katliamlara bir ses olabilmek için mücadelelerine devam edeceklerini söyledi.

    Alevilere, Maraş Katliamı’nın unutturulmak istendiğini söyleyen Batmaz, baskıların, asimilasyon politikaların devlet eliyle devam ettiğine dikkat çekti. Katliamların devlet eliyle organze edildiğinin kaydeden Erkan Batmaz, “Maraş’ı asla unutmadık, affetmeyeceğiz” dedi.

    Son olarak Batmaz,  mücadele vurgusu yaptı.

    Batmaz’ın konuşmasının ardından Menemen Dersimliler Derneği’nin tiyatro grubu Maraş Katliamı’nı canlandırdı. Tiyatro sırasında izleyiciler de olduğu kadar tiyatro oynayanlar da duygusal anlar yaşadı.

    Tiyatrodan sonra Maraş Katliamı’na ilişkin belgesel gösterimi yapıldı. Daha sonra muhabbetle anma son buldu.

    İZMİR /PİRHA