Müfredat Dışı Tiyatro, Murat Muslu’nun yazıp yönettiği ‘Karıma İnat Yaşasın Hayat’ adlı 2 perdelik komedi türündeki oyunu, 19 Ekim 2018 günü saat 20.30’da tiyatroseverlerin beğenisine sunuyor.
Müfredat Dışı Tiyatro, Murat Muslu’nun yazıp yönettiği ‘Karıma İnat Yaşasın Hayat’ adlı 2 perdelik komedi türündeki oyunu, 19 Ekim 2018 günü saat 20.30’da tiyatroseverlerin beğenisine sunuyor. Oyunda Murat Muslu, Oğuz Tabak, Seda Elhan ve Neriman Uysal rol alıyor.
Müfredat Dışı Tiyatro’nun sahneleyeceği ‘Karıma İnat Yaşasın Hayat’ adlı 2 perdelik komedi türündeki oyun seyircisiyle ilk kez buluşacak.
19 Ekim Cuma günü saat 20.30’da Ataşehir Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde prömiyer yapacak olan oyunun yazarı ve yönetmeni Murat Muslu. Oynayanlar ise Murat Muslu, Oğuz Tabak, Seda Elhan ve Neriman Uysal. Oyunun, sahne ve giysi tasarımı Murat Muslu’ya, ışık tasarımı Hasan Demir’e, dekor realizasyonu Metin Avdaç’a, ışık ve ses operatörlüğü Zabit Erol’a, özgün müziği Onur Karabiber’e ve afiş tasarımı Murat Akkan’a ait.
Oyunun yapımını ise Sabahattin Ali ile ilgili çektiği Sabah Yıldızı adlı belgesel filmle tanınan yönetmen Metin Avdaç’ın şirketi SineMAnus Prodüksiyon üstleniyor.
Provaları halen süren ‘Karıma İnat Yaşasın Hayat’ adlı oyunun konusu ise özetle şöyle:
Bahtiyar Bayram Mutlu, çocukken Yeşilçam’da oyunculuk kariyeri yapmayı planlamış ancak bunun çocuk arabeskçiler furyası yüzünden gerçekleşmeyeceğini gördüğü anda rotasını siyasete kırmış biridir. Yıllar sonra ünlü bir Yeşilçam yıldızı olamamıştır ama fırıldaklıklarıyla ünlü bir siyaset yıldızı olmuştur. Artık ünlü bir belediye başkanıdır. Bu ününü kendinden önceki solcu başkana kurduğu kaset kumpasından seçmenlerine verdiği yalan vaadlere kadar uzanan bir dizi icraata borçludur. Ancak siyasetteki kariyer hedefi sadece belediye başkanlığıyla sınırlı değildir elbette. İlerde başbakan, başkan, kral, padişah vb. olabilmeyi planlamaktadır. Ama bu planı karısı Kibriye’nin bir darbesi ile bozulur. Bu öyle bir darbedir ki Bahtiyar’ı gece vakti kendi yaptırdığı Hödüksoyar Viyadükü’nde intiharın eşiğine getirir. Ancak viyadükte intihara gelen sadece kendisi değildir. Sevgilisi Okşan’ın kocası Şaduman da oradadır. Bu gece karısını yüzünü göremediği bir erkekle basmış ve bunu onuruna yediremediği için viyadükte intihara gelmiştir.
Oyunun biletleri tiyatrolar.com.tr ve mobilet.com üzerinden online olarak alınabilecek. Ayrıca isteyen tiyatroseverler Ataşehir Mustafa Saffet Kültür Merkezi gişesinden de biletleri edinebilecekler.
Gişe tel: 0216 570 5000 / Dahili: 2200-2201-2202
Ayrıntılı bilgi için iletişim: 0542 596 6464
PİRHA- Tiyatro sahne tasarımcısı ve iç mimar Erkan Sağanc, tiyatro alanında yaşanan sorun ve sıkıntıları PİRHA’ya anlattı. Sağanc, günümüzde tiyatro sanatçılarının ve sanatın mevcut iktidarın etkisinde kaldığını belirterek, “İnsanlar sanatını icra edemiyor bunu anlayış ile karşılıyorum. Ancak sanatçılar sanatını icra edemeyecek kadar bu süreçte korkak oldular” dedi.
Tiyatro sahne tasarımcısı ve iç mimar Erkan Sağanc günümüzde tiyatro alanında yaşanan sorun ve sıkıntılara ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
Erzurum’da tiyatro sahne tasarımcılığı ve iç mimarlık yapan Erkan Sağanc günümüzde iktidarın birçok alanı kuşattığı gibi tiyatro alanını da ele geçirdiğini sanatın ve sanatçının toplumdan koptuğunu artık iktidarın zihniyetine göre hareket ettiğini belirtti.
“İNSANLAR ARTIK BİRBİRİNE TEMAS ETMELİ”
İnsanların artık televizyon başından kalkıp birbirine temas etmesi gerektiğini belirten Sağanc, “Günümüzde ben sanatçıyı da çok eleştiriyorum, sanatçıyı yönlendiren zihniyeti de çok eleştiriyorum. İnsanlar sanatını icra edemiyor bunu anlayış ile karşılıyorum. Ancak sanatçılar sanatını icra edemeyecek kadar bu süreçte korkak oldular. Herkes inine çekildi” diye konuştu.
“HİÇBİR TEPKİ HİÇBİR ÇIĞLIK YOK”
Sağanc, “Sanatın o kadar güzel bir metodu var ki dünyanın en korkak insanı da olsan o metotla tanıştığın zaman cesaretli oluyorsun, bir şeyleri söyleme gereği hissediyorsun, bundan kaçamıyorsun. Ama bakıyorum biz o korkak kavramının çok çok altındaymışız ki hiç sesimizi çıkaramıyoruz. Ben sanatçıyı ve kendimi bu dönemde çok çok eleştiriyorum. İnimize çekilmememiz lazım. Bizi biz yapan bir şeyi söyleme gereği duyduran şeydir. Şu an devlet tiyatrolarının atamalarına baktığımızda çok komik atamalar oldu. Tiyatronun çok dışında insanlar geldi. Tüm bunlara karşı bakıyorsun hiçbir tepki ve herhangi bir çığlık yok. Demek ki durumu kabulleniyoruz. Siyasi tanımlar üzerinde kabullenmelerini anlıyorum ama sanatın buna sessiz kalmamasını istiyorum ve bir tiyatro dekor tasarımcısı olarak sesimizi çıkarmamız lazım bu duruma. Ve eylemsiz kalmamamız lazım” şeklinde konuştu.
“TİYATRONUN AMACI ELEŞTİRİ YAPMAKTIR”
Dünya tarihine bakıldığında hiçbir zaman sanatın iktidarın yanında yer alamadığına dikkat çeken Sağnac, şöyle devam etti:
“Shakespeare döneminde siyaseti tiyatronun içine alarak iktidarı eleştirmiştir, Antik Yunan döneminde Sofokles, Euripides iktidarı eleştirmiştir. Yaklaşık otuz yıl öncesine kadar da bu böyle olmuştur. Ama şu an tamamen iktidarın istediği şeyleri oynuyoruz, iktidarın verdiği yönde hareket ediyoruz. Onlar ne istiyorsa onları yapıyoruz. Bu doğru değil. Yani şu an devlet tiyatroları tamamen pasif kalmış, şehir tiyatroları ön plan çıkmış. Şehir tiyatrolarının kadrolarına baktığımız zaman amatör oyuncular ve oyunlar büyük. Bunlara baktığımızda belediyeler tarafından yönetiliyor. Devlet tiyatrolarının çok çok fazla etkin olması lazım. Devlet sanatçılarının ödeneği devlet tarafından yapılıyor ama eleştiri yapmayı bilmesi lazım. Çünkü tiyatro eleştiri yapmadıktan sonra tiyatro olmaktan çıkıyor. Tiyatronun amacı eleştiri yapmaktır. Sağı eleştirir solu eleştirir, kırmızıyı eleştirir, sarıyı eleştirir, hepsini bir bütün alır bir bütün eleştirir. Yani tarafı yoktur tarafsızdır. Ama şu an ki tiyatro çok taraflı ve iktidarın tarafında. İktidarın zaten ideolojisini biliyoruz. Bu nedenle çok sağlıklı bulmuyorum sanatımızı ve sanatçımızı da doğru bulmuyorum.”
“YAPTIĞIM HER HATAYI SANATIMA AKTARIYORUM”
Sanatçının her zaman kendini yaptığı trajik hatalardan beslediğini belirten Sağanc, şunları kaydetti:
“Ben yaptığım her hatayı sanatıma aktarıyorum. Ben bunu bilmesem de bu her zaman böyle oluyor. Sanat her zaman açlıktan, yoksulluktan, hatalardan ve istemediğimiz olaylardan beslenir. Dolayısı ile biz bunu kullanmalıyız. Ama bir bakıyorum sanatçı tamamen burjuvazi sınıfından çıkıyor. Bu imkansız bir şey. Bütün sanatçıların hayatına bakın belli bir süreden sonra büyük travmalar yaşamışlar. Bunun nedeni bu işte. O kadar acı çeken bir insan ki belli bir süreden sonra bunu insan olarak kaldıramıyor. Bu yüzden belli bir süre sonra ya intihar girişimi ya da kendi canına bir şekilde acı verme durumu ile karşı karşıya kalıyor.”
“İNSANLAR ARTIK FARKLI SESLERE İHTİYAÇ DUYMALI”
Şu an ki sanatçılara bakıyorsun hepsinin tuzu kuru. Hepsi iyi bir aileden geliyor. Yaşam standartları çok iyi. Dolayısı ile yaptıkları şeye sanat deseler de ben bunu sanat olarak kabul etmiyorum. Gerçek sanatçılar hayatın içinden gelen, acıyı bilen, acıyı nüfus eden insanlardır” diyen Sağanc, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bence insanlar artık halkın içine girmelidirler. Halkla iç içe olmalılar, tek bir insanın ağzından bir şey öğrenmemeliler. Ben 7 kardeşli bir ailede büyüdüm, hepimizin çok farklı düşünceleri vardı. Ben çoğu yerde çok eksik olduğumu düşünürdüm. Onlar da birçok konuda bana ihtiyaç duyarlardı. Bu tezatlık bizi nereye getirdi. Hepimiz çok farklı alanlardayız ama ortak noktalarda çok başarılı oluyoruz. İktidar da böyle bir şey. Tek bir adamın ağzına ne kadar bakarsak bakalım tek bir düşünce olduğu için bence genel anlamda bir başarıyı yakalayamayacağımız anlamına geliyor. İnsanlar da artık farklı seslere farklı simalara ihtiyaç duymalı. Artık farklı siyasetleri farklı ideolojileri bence görmeli destek vermeliler. Ben bu bölgenin insanı olduğum için bu bölgeyi lütufla ön tarafa sunmuyorum. Ama bu bölgeyi de gelip bir görsünler. Bugüne kadar bütün liderler Karadeniz’den çıktı biraz da doğudaki insana şans versinler.”
PİRHA- Ankara Devinim Tiyatro 8. sanat yılına Zeynep Kaçar’ın yazdığı “İd-ego ve süper kahraman” adlı oyunuyla başlıyor.
Ankara’da sanat hayatını yeni, özgün, toplumsal ve evrensel konulara değinen oyun repertuarı ile canlı tutmaya çalışan Devinim Tiyatro 8. Sanat hayatına, Zeynep Kaçar’ın yazdığı “İD – EGO VE SÜPER KAHRAMAN” adlı oyunla merhaba diyor.
2010 yılından bu yana her sezon izleyici karşısında olan Devinim Tiyatro, toplumcu sanat anlayışı içinde belirlemiş olduğu oyun repertuarına bu sezon bir yenisini daha ekledi. Zeynep Kaçar’ın yazdığı, Ahmet Yapar’ın yönettiği ve Hüseyin Oçan’ın oynadığı oyun, 22 Eylül 2018 Cumartesi günü Saat 20:30 da CerModern Açıkhava Sahnesinde prömiyer yapacak.
OYUNDA KADIN GÖZÜYLE ERKEK DÜNYASINA BAKIYOR
Oyunun yazarı Zeynep Kaçar bu oyununda kadın gözüyle erkeklerin dünyasına bakıyor ve çağımızın en büyük sorunlarından birine, cinsiyetçiliğe, eril ve feodal düzene mizahi bir dille ve soyut bir durumla değiniyor. “Batman”in İstanbul’da çekilecek filmi için oyuncu seçmelerine katılan “oyuncu” cast odasında kilitli, kostümün içine de sıkışıp kalır. Tüm çağrıları cevapsız kalır. Zaman geçtikçe daha da sinirlenen ve içindeki diğer kişiyi “ego” yu dışarı çıkaran “oyuncu” bilinçaltından geçenleri anlatmaya başlar. O konuştukça (ya da oynadıkça!) bizler de sorular sorarız; erkek gerçekten rahat, egemen ve özgür müdür, yoksa köşeli, zorba ve çıkışı olmayan bir dünyaya mı hapsolmuştur? Erkek olmak bir üstünlük müdür? Oyunun kahramanı az homofobik, epey maço, biraz aktör, biraz soytarı, çokça şişirilmiş bir erkeklik yalanı ile çağımızın süper kahramanı mıdır? Freud; ego şahlanmış bir at üzerindeki şövalye gibidir, der. Freud’a göre “id” ya da “alt bilinç” içimizdeki doyumsuz hayvandır. Yani “id” için, yalnızca ihtiyaçlarını karşılamaya odaklı, düşünmeyen, güdüsel, o andaki tatmin duygusundan başka bir şey göremeyen hayvani tarafımızdır, diyebiliriz. Peki bir “Süper Kahraman” olarak “Batman” in “ego”ları doyuma ulaşmazsa?
Ankara Devinim Tiyatro’nun farklı biçim ve anlatım ile sahnelediği “İD – EGO VE SÜPER KAHRAMAN” adlı oyun sezon boyunca izleyici karşısında olacak. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Hatay’da Arapça oynadıkları tiyatro oyunlarıyla anadillerini yaşatan ve halkı sanatla buluşturan Çağdaş Sanat Atölyesi eğitmeni Gülizar Işık, “Arapça ve Türkçe gruplarımız da var. Ama bizim asıl hedefimiz uygulanan asimilasyona karşı anadilde eğitim ve sanat yapmaktır. Çocuklarımız Arapçayı unutmuş ve neredeyse hiç tanıyamaz hale gelmiş. Arapça diye bir dillin olduğunun bile farkında değiller” dedi.
Hatay’da yaklaşık 30 yıl önce kurulan Çağdaş Sanat Atölyesi (ÇSA) anadilde skeçler ve müzik olmak üzere bir çok alanda çalışmalar yürütüyor. Dönemin koşullarına göre bazen kapatılan ve çalışmalarını durduran ÇSA, 2016 yılında tekrar açılarak Gülizar Işık ve Hasan Gölbol’un verdiği eğitimlerle yeniden çalışmalarına devam ediyor.
Bugün de her yaşta insana açtıkları atölyelerle eğitim vermeye devam eden ÇSA çalışanları salonlarda ve açık alanda oynadıkları Arapça skeçler ve tiyatro oyunları ile binlerce izleyicinin karşına çıkarak hem anadillerini yaşatıyor, hem de Hatay merkez ilçeleri ve beldeleri olmak üzere oynadıkları oyunlarla da sanatı halkın ayağına götürüyor.
“ANADİLDE SANAT YAPARAK ARAPÇAYI YAŞATMAYA ÇALIŞIYORUZ”
tiyatro eğitmeni ve eğitimci Gülizar Işık, “Çağdaş Sanat Atölyesi’ni 2016 yılında kurduk aslında çok daha öncesine dayanan bir dernek. Yaklaşık 30 yıl önce kurulan dernek anadilde sanat ve müzik üretimi çalışmaları yürütmüş bir dernek fakat belli aralarla kapatılmış ve çalışmalar yürütülememiş” dedi.
Işık şöyle devam etti:
“Bizde bunu devam ettirmek istedik. Çağdaş Sanat Atölyesi anadilin yasaklandığı, anadilde sanatın yasaklandığı bir süreçte bizden önceki arkadaşlarımız bu çalışmaları yürütmüş biz de bugün bu geleneği sürdürmeye çalışıyoruz. Yaptığımız çalışmaların ve etkinliğin özü anadile dayanıyor. Biz anadilde sanat ve müzik yaparak Arapçayı yaşatmayı istiyoruz ve çocuklarımıza öğretiyoruz. Biz ÇSA’nın içinde yer alan gruplardan biri olarak Arapça olan anadilimizle tiyatro ve müzik yapıyoruz.”
“ANADİLİMİZİN YOK OLMAMASI İÇİN ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜYORUZ”
“Arapça ve Türkçe gruplarımız da var. Ama bizim asıl hedefimiz uygulanan asimilasyona karşı anadilde eğitim ve sanat yapmaktır. Her yaşta öğrencilerimiz var” ifadelerini kullanan Işık şunları kaydetti:
“6 yaşından tuttun 50’lili yaşlarda öğrencilerimiz var. Yaş ortalaması değişebiliyor. Çünkü biz; geldi, eğimini ve sertifikasını aldı olarak bakmıyoruz. Politik bir sanat yapıyoruz. Asimilasyonlarla karşı karşıya olduğumuz için çocuklarımız Arapçayı unutmuş ve neredeyse hiç tanıyamaz hale gelmiş Arapça diye bir dilin olduğunun bile farkında değiller. Burada dolayısıyla hem kendi çocuklarımıza Arapça’nın varlığını hissettirmek, hem de dilimizin yok olmaması için bir çalışma yürütüyoruz. Dolayısıyla bu ailelerin de çok hoşuna gidiyor. Televizyonlarda ve sosyal medya alanlarında Türkçe dışında bir şey yok. Çocuklarımızla Arapça konuşsak da bu bir şeyi değiştirmiyor. Televizyonlardan ve çevresinden etkilenerek dillerini unutabiliyorlar.”
“SANATI HALKIN AYAĞINA GÖTÜRÜYORUZ”
“Çocuklarımız Arapça’da tiyatro yapılabiliniyor, öyle bir dil var, diyebilecek durumdalar şu an. Biz de bundan dolayı çok mutluyuz. Bizim üç tane ilkemiz var. Arapça olacak, ezilmiş ötekileştirilmiş ve kadın bakış açısıyla olacak. Yerel kültürde Arapça ama evrensel konuları işliyoruz” diyen Işık şunlara vurgu yaptı:
“Kadın, yoksulluk, siyaset ve en önemlisi de savaş sorununu işliyoruz. Günlük hayattaki sorunlar ne ise bunların tamamını işliyoruz. Oyunlarımıza halkın ilgisi oldukça iyi. Biz sadece salonlarda değil açık alanda da oyunlar oynuyoruz. Festivallerde binlerce kişiye oynadığımız oyunlarımız var. Hatay merkez ilçe ve beldelerinde tiyatroyu, sanatı halkın ayağına götürerek izlemesini sağlıyoruz. Sadece salonlarda oynadığınız zaman sadece belli bir kesimin izlemesini sağlıyorsunuz. Biz sadece bunu istemiyoruz. Halkımızın kendi dilinde esprilerini, deyimlerini ve atasözlerini duymasını istiyoruz. Dolayısıyla sanatımızı üretip halkımızın kapısın önüne götürüyoruz.”
“ARAPÇA ÇOK ZENGİN BİR DİL”
“Sadece dil ile ilgili değil, aslında çok yönlü bir çalışma yapıyoruz. Anadilinizi konuşun, çocuklarınıza öğretinle olmuyor. Bunun içinde olmak ve bunun öncelikle bilincini vermek gerekiyor” diyen tiyatro eğitmeni ve eğitimci Gülizar Işık, “Bizimle iletişime giren aileler bu durumun aslında çok zor olduğunu ama yapılacak bir durum olduğunu anlayabiliyor. Çoğu Arapça bildiği halde konuşamıyor, çünkü o bilince sahip değil. Böyle bir dil yok diyor. Yozlaşmış, Türkçe ile Arapça karışımı tarzanca bile diyenler var. Bu bizim kimliğimize ve anadilimize yapılmış büyük bir haksızlıktır. Bu da bizi çok üzüyor. Arapça çok zengin bir dil, asimalasyonlardan dolayı Türkçe karışmış ama bunun için mücadele edebilirsek kesinlikle üstesinden gelebiliriz. Eğitim dili olmadığı için yazamıyoruz ama yaşayan dili konuşuyoruz. Adana, Mersin ve Hatay’da konuşulan farklı lehçeleri var. Bu yüzden çok zengin bir dil ve bu anlamda çok değerlidir. Ailelere çağrımız çocuklarına anadillerini öğretsinler. Bizim atölyelere göndersinler hem sanatla iç içe tiyatro yaparak anadillerini yaşatsınlar” diye konuştu.
“ÇOCUKLAR ÇSA’DA HAYATI ÖĞRENİYOR”
“Çağdaş Sanat Atölyesi bir çok şeye ev sahipliği yapıyor. İnsanların burada kendini geliştirebilmesi için hocalarıyla hizmet veren bir yer” diyen eğitimen Hasan Gölbol, “Ben burada çocuklara drama dersi veriyorum. Ama çocuklar burada sadece dramayı öğrenmiyor. Medya okur yazarlığı kazanıyor, müziğe karşı sempati kazanıyorlar. Tiyatroya ilgi duyuyor, izlemeyi öğreniyorlar. Dönemimizde bir çok bilgisayar oyunları oynanmasına rağmen bunu yapmak yerine zamanların büyük bir kısmını burada geçirerek sanata yöneliyorlar. Burada aldıkları eğitim ve oynadıkları skeçlerle hayatı öğreniyorlar. Bunun bir parçası olmak beni çok mutlu ediyor. Buradan ailelere çağrıda bulunuyorum. Çocuklarınızı böyle yerlere kayıt ettirerek ve haberdar olarak siz de elinizden geleni yapabilirsiniz” dedi.
PİRHA – Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF) 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle Alibeyköy Cemevi’nde Zazaca tiyatro ve müzik dinletisi etkinliği gerçekleştirecek.
21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF) Alibeyköy Cemevi konferans salonunda Zazaca tiyatro ve müzik dinletisi etkinliği düzenliyor.
Anadil’e dikkat çekmek için Yılmaz Arıkan’ın yazıp yönettiği Zazaca ‘Çerçi’ tiyatro gösterimi yapılacak. Öte yandan müzik dinletisi de olacak.
Etkinlik, 24 Şubat Cumartesi günü saat 18.00’de Alibeyköy Cemevi’nde yapılacak.
PİRHA – Bir çocuğun özgürlüğe olan yolculuğunu anlatan bir oyun Gûstêrk. Ateş böceğinin yolcuğunda yerinden yurdundan edilmiş, savaşın içinden çıkmış, kendine yeni bir yaşam alanı yaratmaya çalışan binlerce çocuk, binlerce aile ve ölümü göze almış bir çok insan. Tiyatro oyuncusu Yasemin Karadağ’ın mahallelerde sergilediği bu oyun ile çocuklar belki de hayatlarında ilk defa tiyatro ile karşılaştılar.
Haberin Videosu
Tiyatro oyuncusu Yasemin Karadağ çocuklar için Kürtçe yazdığı Gûstêrk (Ateş Böceği ) oyununa yönelik PİRHA’ya konuştu.
Dokuz Eylül Üniversitesi Şehir Bölge Planlama mezunu Tiyatro oyuncusu Yasemin Karadağ’ın okulda başlayan tiyatro hayatı İstanbul’da devam etti. Mezopotamya Kültür Merkezi’nde 6 yıldır Jiyan ekibi ile Kürtçe tiyatro yapan Karadağ, hem yetişkinler hem de çocuklar için Kürtçe tiyatro yaparak aslında yasaklı olan bir dilin sanatla var olmasını sağlıyor.
Bir yandan başka bir işte çalışıp bir yandan da Kürtçe tiyatro yapmaya çalışan Karadağ, kayyumlar ile birlikte Kürt halkına yönelik başlayan baskıcı politikanın Kürt sanatını da olumsuz etkilediğini söylüyor. Karadağ, birçok alanda sanatsal faaliyetleri için sahne verilmediğini vurguluyor.
“ANADİLİ YASAKLANMIŞ BİR HALK VAR”
Kürt kültürünün yayılması ve bir yere ulaşması için sanata soyunduklarını belirten Karadağ, böylece tiyatroyla uğraşmaya başlamış.”Çünkü ezilmiş ve kendi anadili ile konuşması yasaklanmış bir halk var. Ve biz Kürt kültürünü devam ettirmek için tiyatroyla uğraşıyoruz. Yetişkinler için ‘Dario Fo’nun Klaksonlar, borozanlar, bırtlar’ diye Kürtçeye çevrilmiş iki perdelik Berü oyunu, bir de benim yazdığım ve 9 kişilik arkadaş grubu ile beraber çalıştığımız Gûstêrk (Ateş Böceği) çocuk oyunu var” diyor.
“ATEŞ BÖCEĞİNİN YOLCULUĞU”
Yıllardır anadilleri ile eğitim alamayan Kürt çocukların asimilasyonla karşı karşıya bırakıldığını dile getiren Karadağ, Kürtçe yazdığı ve oynadığı Gûstêrk (Ateş Böceği) oyunun içeriğine ilişkin şunları söylüyor:
“Bir çocuğun özgürlüğe olan yolculuğunu anlatan bir oyun. Bir ateş böceğinin yolculuğu aslında. Çok yabancı olduğumuz bir konu değil. Yerinden yurdundan edilmiş, savaşın içinden çıkmış, kendine yeni bir yaşam alanı yaratmaya çalışan binlerce çocuk, binlerce aile ve ölümü göze almış bir çok insan. Çocuklar da her zaman bunun bir parçasıydı. Bir denizi veya bir okyanusu aşmak için yolculuğa çıkıp ölen bir sürü insan ve bir sürü çocuk oldu. Onların amacı aslında daha güzel ve özgürce bir yaşamdı. Bu oyun aslında biraz da onu anlatıyor.”
Çocuklar için hazırladıkları Kürtçe Güsterk’i Okmeydanı ve Pendik’te oynayan Karadağ, “Çocuklar Kürt olmalarına rağmen eksikliklerini hissettiler. Bunu hem aileler hem de çocuklar gördü ve bireysel olarak kendi öz eleştirilerini verdiler. ‘Ben bir Kürt’üm, Kürtçe bir oyun oynanıyor ve ben bunu anlamıyorum’ diye düşünmeye başladılar. Aslında biz bunun sorusunu sorduk yetişkinlere ve çocuklara. Güzel bir şeye ulaştığına inanıyorum. Çünkü boş bir arayış değil. Aslında o yaramaz ateş böceğinin amacıydı. Belki her çocuk kendine böyle bir amaç edinmeli ve her anne baba bunu teşvik edecek ya da buna yardım edebilecek şeyler yapabilmelidir” diyor.
“KAYYUMLA SAHNELERİMİZ KAPATILDI”
Kürt sanatına yönelik baskıların da giderek yoğunlaştığına dikkat çeken Karadağ yaşadıkları sorunları ise şöyle sıralıyor:
“Kayyumla birlikte bölgelerde sahnelerin hepsi kapandı. Bunun üzerine arkadaşlar kendilerine alternatif sahneler yarattılar. Ancak kendi bütçesiyle bir şeyler ortaya koymak zaten böyle bir süreçte zor. Tabi aynı zorluğu biz de burada yaşıyoruz. Uzun zaman sahnesiz bir yerde oynadık. Sahne vermediler ve oynayamadık birçok kere. Hedeflediğimiz şeyleri başaramadık. Ama bu engel değil tabi. Asıl amacımız tiyatroyu halka götürmek, dolayısıyla dört duvar arsında çıkıp sokağa ya da oynayabileceğimiz herhangi bir yere götürüp bunu halka ulaştırmak. Ve bir adım attığımızı düşünüyorum. Geçen hafta Pendik’te, Van Erciş Derneği’nde bir düğün salonunda oynadık. Düğün salonunun bir köşesini sahne gibi düzenledik. Ve güzel tepkilerle karşılaştık. Hem çocuklar hem de büyükler çok mutlu oldular. Ve tiyatronun buralarda yapılması gerektiği kanaatine vararak, büyük bir eksiklik olduğunu onlar da gördü.”
“TİYATRO VE SANAT PARA KAZANDIRMIYOR”
Amaçlarının daha çok insana ve daha çok çocuğa ulaşmak olduğunu vurgulayan Karadağ, “Keşke daha çok kişiye ulaşabilseydik. Ama maddi koşullardan kaynaklı tiyatronun, sanatın para kazandıran bir meslek olmadığını biz de biliyoruz. O yüzden mecburen başka işler yapıyoruz. Ve orada arta kalan zamanlarda tiyatroyu yürütmeye çalışıyoruz. Çok yeterli değil ancak az da olsa işin ucundan tutup bir yerlere götürmeye çalıştık” diye konuştu.
Tiyatronun diğer sanat dallarından farklı olduğunu düşünen Karadağ, “Çocukların tiyatroda oyunculara dokunuyor olması, birebir onlarla temas içinde olması ve konuşabiliyor olması başka bir şey yarattı çocuklarda. ‘Yapabilirim, özgür yaşayabilirim, amaçladığım şeye ulaşmak için çabalayabilirim’ duygusunun oluştuğuna inanıyorum” dedi.
“TİYATROYU SAHNEDEN SOKAĞA TAŞIMAK İSTİYORUZ”
Tiyatroyu sahneden çıkarıp sokağa taşıyan Karadağ, tiyatro ile tanışmamış mahallelere girmeyi hedefliyor:
“Hiç tiyatroyla tanışmamış, sanat adına herhangi bir çalışmanın gitmediği yerlere gitmek ve varoşlara, sokaklara her şeyden bihaber olan çocuklara ulaşmayı amaçlıyoruz. Bir adım attık ve devamının geleceğini düşünüyoruz. Bir diğer amacımız ise Kürt tiyatrosu ile Kürtlerin dilini, kültürünü ve sanatını o çocuklara taşımak ve bir amaç edindirmek. Böyle bir şey de yapılıyormuş, böyle bir şey de varmış ve biz bu kültürü devam ettirmek için böyle bir şeye de girebiliriz duygusunu yaratabilmeyi amaçlıyoruz.”
PİRHA- Sanatı toplumla buluşturmak amacıyla Mersin, iki ayrı etkinliğe ev sahipliği yapacak. Bu hafta Mersin’de 12. Uluslararası İşçi Filmleri ve 3. Mersin Uluslararası Tiyatro Festivali düzenleniyor. Festivallere ilişkin açıklama yapan tiyatro festivali “Dünya, sanatla daha güzel ve yaşanılır. O halde açılsın perdeler! Oynansın oyunlar” derken, İşçi filmleri festivali yetkilileri ise “Sinema dünyasında sosyal gerçekçilik akımının yeniden değer bulmasına katkı sunmak için haydi sinemaya” dedi.
12. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali başlıyor.
Mersin’de 17-18-19 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek olan “Uluslararası İşçi Filmleri Festivali”ne ilişkin düzenleme komitesinin düzenlemiş olduğu basın açıklamasında konuşan Ahmet Usneker, “Esas beklentimiz işçilerin hem ülke içinde hem de ülke dışındaki kendi sınıfından insanlarıyla iletişim kurmalarını sağlamak. Bu festivali düzenlerken gerçekleşmesini istediğimiz diğer bir konu da sinema dünyasında sosyal gerçekçilik akımının yeniden değer bulmasına katkı sunmak” dedi.
Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin Mersin Programı şöyle:
17 Kasım Cuma saat 18.30’da Yenişehir Belediyesi Nikah Salonu’nda Açılış Gecesi Yılmaz Güney’i anlatan Belgesel Filmi, 18 Kasım Cumartesi Özgün Sanat Atölyesi’nde saat 11.00-17.20 arasında gösterimler ve grup permiyen müzik dinletisi, 19 Kasım Pazar Özgün Sanat Atölyesi’nde 11.00 19.30 arasında gösterimler ve ardından Grup Permiyen ve Ot Dergisi Yazarı ve Senarist Birol Tezcan ile Sansur ve toplum ilişkisi üzerine söyleşi, 19 Kasım Pazar Mezitli Kent Konseyi’nde 11.00-18.40 arası gösterimler…
3.Mersin Uluslararası Tiyatro Festivali de başlıyor
Mersin Tiyatro Derneği tarafından 18-26 Kasım 2017 tarihleri arasında 3’üncüsü düzenlenecek olan ‘Mersin Uluslararası Tiyatro Festivali’ne ilişkin konuşan Salih Yıldırım, “Amacımız aynı: şehrimizde tiyatral çalışmalar oluşturarak yeni nesillerle Türk tiyatrosunu geleceğe taşımak, kaliteli çalışmaları şehrimize getirerek iyi bir izleyici kitlesi oluşturmak ve genç tiyatro sanatçılarının yetişmesine aracı olmak. Kültür ve düşünce hayatımızı şekillendiren tiyatroyu bütün renkleriyle kucaklayarak önce şehrimize sonra ülke insanımıza tanıtmak; tarih, toplum, dil ve kültür üzerinde bu denli etkili olan tiyatronun yetiştirmiş olduğu insanları bu kapsamda ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımını yapmaktır. Tiyatroyu unutursak hayatı, insanı ve insanca olanı unuturuz… Dünya, sanatla daha güzel ve yaşanılır. O halde açılsın perdeler! Oynansın oyunlar” diye konuştu.