PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın cemevlerini “kültürel tesis” olarak tanımlamasını eleştirdi. Uçarcan, yıllardır Alevilerin taleplerinin hükümet tarafından görmezden gelindiğini belirterek, “Torba yasa altında yapılan çalışmaların bizim açımızdan hiçbir hükmü ve meşruluğu yoktur. Bu tür uygulamalara karşı meşru zeminde tüm toplumsal kesimlerle ortaklaştırarak mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Bakanlığın 22 Ocak’ta yayımladığı ‘Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’ndeki değişiklikle birlikte cemevleri imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” olarak tanımlandı. Düzenlemeye Alevi kamuoyundan tepkiler gelmeye devam ediyor.
AKD Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, yönetmeliğe ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulundu.
“AKP İKTİDARI YÖNETME KABİLİYETİNİ YİTİRMİŞTİR”
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin her alanda yönetme kabiliyetini yitirdiğini savunan Uçarcan, “Torba yasa altında her şeyi birbirine karıştırarak esasta bir iki göz boyamayla, gece yarıları toplanarak tepki almamak için gündemlerine alıp torba yasayla TBMM’den geçirerek yasallaştırıyorlar” dedi.
Yapılan çalışmaların kendileri açısından herhangi bir hükmü ve meşruluğu olmadığını belirten Uçarcan, “Biz bu çalışmaları kabul etmeyiz, meşru görmeyiz. Açıkçası hükümetten Alevilere dönük olumlu bir yasa çıkarmasını bekleme gibi bir tutum içinde de olmadık, olmuyoruz” ifadelerini kullandı.
“İKTİDAR HER ŞEYİ TERSİNDEN HAYATA GEÇİRMEYE ÇALIŞIYOR”
Uçarcan, hükümetin her şeyi tersinden hayata geçirmeye çalıştığını belirterek, “Yaşama katkı sunmak için örgütlenen bu camiayı görmezden gelip onlara alternatif bir örgüt yaratma girişiminde olan bir hükümetten bahsediyoruz. Sürekli yozlaştırmaya ve asimilasyona yönelik bir yaklaşım var. Bunu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi bir kurumla zaten somutlaştırdılar” dedi.
İktidardan bir beklentilerinin olmadığını vurgulayan Uçarcan, “Buradan bir şey beklemek yerine meşru haklarımız doğrultusunda mücadele edip, kazanımlarımızı bu yolla elde etmek daha anlamlıdır. Bizim her alanda verdiğimiz bir mücadele var ve bunun farkındayız” diye konuştu.
Yıllardır Alevilerin taleplerinin hükümet tarafından görmezden gelindiğini ifade eden Kazım Uçarcan, “Sürekli taleplerimizi görmezden gelip arkadan dolanarak nasıl boşa çıkartırızın derdindeler. Biz de meşru zeminde haklı taleplerimizi dile getirmeye ve gerek kendi kitlelerimizle gerekse diğer toplumsal kesimlerle ortaklaştırarak mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Memur ve emekli maaş zamlarını da içeren torba kanun teklifinin ilk 7 maddesi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. En düşük memur maaşının 22 bin 17 liraya yükseltildiği teklife göre, emekli aylıklarına da yüzde 25 zam yapılacak.
En düşük memur maaşının 22 bin 17 liraya çıkarılmasını, emekli aylıklarına yüzde 25 zam yapılmasına yönelik düzenlemeleri içeren ve bazı vergi artışlarını öngören “6 Şubat 2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin ilk 7 maddesi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
Maraş merkezli depremler nedeniyle oluşan finansman ihtiyacı dolayısıyla tüm taşıtlarda 2023 yılı için bir defaya mahsus olarak iki katı MTV alınacak. Emekli Sandığı emeklileri, yılın 6 ayı için enflasyon farkıyla birlikte toplamda yüzde 25 zam alacak.
Kabul edilen maddeler şöyle:
EK MTV UYGULAMASI
Kabul edilen maddelere göre, 6 Şubat’taki Maraş merkezli depremlerin etkilerinin azaltılması amacıyla ortaya çıkan finansman ihtiyacının karşılanmasında kullanılmak üzere, bir defaya mahsus olmak üzere ek Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) uygulanacak.
Düzenlemenin yayımlandığı tarihte kayıt ve tescilli bulunan otomobil, otobüs, kamyon, kamyonet, uçak ve helikopterler dahil tüm taşıtlar ile 31 Aralık 2023 tarihine kadar kayıt ve tescil edilecek olan tüm taşıtlar, ek MTV kapsamında olacak. Ek MTV, 2023 yılı için tahakkuk ettirilen MTV tutarı kadar olacak.
Ek MTV iki eşit taksitte tahakkuk ettirilecek. Ek MTV’nin ilk taksiti, düzenlemenin yayımlandığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenecek. Teklifin temmuz ayı içinde kanunlaşması halinde ek MTV’nin ilk taksiti ağustos ayı sonuna kadar ödenecek; ikinci taksitinin ise kasım sonuna kadar ödenmesi gerekecek.
Örnek olarak, 1-3 yaş arası, motor hacmi 1301-1600 santimetreküp olan taşıtının ocak ayındaki birinci taksiti için 1846, temmuz ayındaki ikinci taksiti için 1846 lira ödemesi gereken mükellef, teklifin bu ay kanunlaşması halinde, ağustos ayı sonuna kadar 1846, kasım ayı sonuna kadar yine 1846 lira ek vergi ödeyecek. Örnekte verilen araç üzerinden, 2023 yılında toplamda 3 bin 692 lira ödeyecek olan mükellef, ek MTV ile toplam 7 bin 384 lira ödemiş olacak.
Kanunun yayımı tarihi ile 31 Aralık 2023 tarihleri arasında ilk defa kayıt ve tescil edilecek olan taşıtlara ilişkin ek MTV ise bu taşıtların MTV’si ile birlikte peşin ödenecek.
Ek MTV, bir defaya mahsus uygulanacak ve genel bütçe geliri olarak kaydedilecek.
Maraş merkezli depremler nedeniyle Hazine ve Maliye Bakanlığınca Vergi Usul Kanunu kapsamında “mücbir sebep hali” ilan edilen yerlerde; deprem tarihi itibarıyla kayıt ve tescilli olan taşıtlar, deprem nedeniyle yıkılan veya ağır ya da orta hasarlı hale gelen binaların maliklerine ait taşıtlar, depremlerde ağır hasar görerek kullanılamaz duruma gelen taşıtlar ile deprem nedeniyle eşi veya birinci derece kan hısımlarından birini kaybeden mükelleflere ait taşıtlar ek MTV’den müstesna olacak.
EMEKLİ SANDIĞI EMEKLİLERİNE YÜZDE 25 ZAM
Emekli Sandığı emeklileri, yılın 6 ayı için enflasyon farkı ile birlikte toplamda yüzde 25 zam alacak. Düzenleme temmuz ayından itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.
Teklifle, Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna geçici madde eklendi. Buna göre, 6 Şubat’ta meydana gelen depremler nedeniyle genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerin hak sahipliği başvurusunun yapılacağına dair duyuru, mahallinde mülki idare amirliğince ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı resmi internet sitesinde ilan edilecek.
Duyuruda, ilan tarihinden itibaren 2 ay içinde mahallinde mülki idare amirliklerine veya Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığınca belirlenen başvuru merkezlerine yazılı olarak ya da e-Devlet Kapısı üzerinden başvuru yapılabilecek. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı gerektiğinde başvurular için en fazla 1 ay ek süre verebilecek. Başvuru sonuçları, mahallinde mülki idare amirliğince, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı resmi internet sitesinde ve e-Devlet Kapısı üzerinden ilan edilecek. Hak sahibi kabul edilmeyenler, 15 gün içinde mahallinde mülki idare amirliklerine veya Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından belirlenen başvuru merkezlerine yazılı olarak ya da e-Devlet Kapısı üzerinden itiraz edebilecek.
Depremlerde binaları zarar görenler için bazı kısıtlayıcı hükümlerden muafiyet, ayrıca depremlerde binaları zarar görenler için devletin konut kredisi açma ve bina yapma yükümlülükleri ile ilgili yapılacak iş ve işlemlerde olası mağduriyetlerin giderilmesi, afetzedelere eşit ölçüde yardım eli uzatılabilmesi ve uygulama birliğinin sağlanması amacıyla bazı kısıtlayıcı hükümlerden muafiyet sağlanacak.
Uluslararası kuruluşlardan sağlanacak dış kredi ve hibelerle finanse edilecek projelerin uygulanmasına ilişkin iş ve işlemler her türlü vergi, resim, katılma payı, ücret ve harçtan müstesna tutulacak.
Ulusal ve uluslararası projeler kapsamında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığınca ithal edilen veya ettirilen malzemeler, gümrük vergisi ve bu vergi ile birlikte alınan her türlü vergi, resim, harç, fon ve diğer mali mükellefiyetlerden müstesna olacak.
YABANCI DEVLET HARP OKULLARINDA OKUTULAN ASKERİ ÖĞRENCİLER
Yabancı devlet harp okullarında okutulan askeri öğrencilerin eğitim sürelerinin, gönderilecek okulun durumuna göre yıl ve dönem bazında belirlenebilmesi, mezun olana kadar değil, belirli sürelerle yabancı devlet harp okullarına öğrenci gönderilebilmesi, yabancı devlet harp okullarında okutulan bir öğrenciye ayrılacak bütçe ile daha fazla öğrencinin kısmi süreli olarak yabancı devlet harp okullarına gönderilebilmesi, ayrıca eğitim süreleri bakımından denk olmayan ve öğrenci gönderilemeyen bazı ülkelerin harp okullarına da askeri öğrenci gönderilebilmesi düzenlendi.
Ayrıca, kısmi süreli okutulacak öğrencilerin Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılmaları halinde devletçe yapılan masraflarının tespit ve tahsiline ilişkin düzenleme yapılması, kısmi süreli okutulacak öğrencilerin nasıplarının ve sınıflandırılmalarının yabancı devlet harp okullarından mezun olacak askeri öğrenciler ile aynı usullere tabi olmasına yönelik de düzenleme yapıldı.
TAHRİP OLAN KÜLTÜR VARLIKLARININ İHYASI İÇİN GENEL BÜTÇEYE KAYNAK
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında yer alan, deprem, sel, heyelan, çığ, yangın ve benzeri doğal afetler sebebiyle tahrip olan taşınır veya taşınmaz kültür varlıklarının ihyası veya yeniden inşası amacıyla döner sermaye bütçesinden Kültür ve Turizm Bakanı’nın onayıyla genel bütçeye kaynak aktarılabilecek.
Plastik poşetlerin de yer verildiği listedeki ürünler için uygulanan geri kazanım katılım payı tutarını iki katına kadar artırmaya veya yarısına kadar indirmeye Cumhurbaşkanı yetkili olacak.
PİRHA- Büyük Alevi Kurultayı sonrasında Alevi hareketinin sahada çok daha örgütlü olarak sokağa çıkması ve iktidarın hamlelerine bir karşı koyuşu başarabilmesi gerektiğini söyleyen PSAKD Alanya Şube Yöneticisi Kemal Koldakoç, “Sokağa çıkmayan, talebini büyütmeyen, geliştirmeyen bir anlayışla bu işin olmayacağını artık anlamamız gerekiyor” dedi.
AKP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Demokratik Alevi Derneği, 25 Aralık’ta Büyük Alevi Kurultayı yaptı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şube Başkanı Yürütme Kurulu Üyesi Kemal Koldakoç, 25 Aralık’ta Alevi örgütlerinin İstanbul’da gerçekleştirdiği Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“LAİKLİK OLMADAN HİÇBİR İNANÇ İBADETİNİ ÖZGÜRCE YAPAMAZ”
Toplumun ülkedeki genel sorunları sahiplenerek ortak mücadele etmesi gerektiğini ifade eden Koldakoç, “Bir şey mücadele edilmeden kesinlikle elde edilemez, kazanılamaz. Metal işçileri yasaklanmasına rağmen direnerek kendi haklarını şu andaki mevcut durumun çok daha iyi seviyesine çıkarttılar. İyi bir ücret ve sosyal haklarını elde edebildiler. Buna sadece Alevilerin mücadelesi olarak da bakmamak gerekiyor. Yani bu ülkede yaşayan tüm halkların, tüm insanların ortaklaştırdığı bir mücadeleyi mutlaka görmek gerekiyor. Yani sadece Alevilerin sorunu olarak bakıldığı müddetçe yalnızlaşıyorsunuz, bir etkiniz olmuyor ve dolayısıyla asimile oluyorsunuz. Bizim yaşamak istediğimiz koşulları yaratma olanakları neredeyse sıfır noktasındadır. Alevilik sorunu değil, laiklik sorunudur. Laiklik olmadan hiçbir inanç grubunun kendini ifade edebilme, ibadetini yapabilme olanakları yoktur” dedi.
“MÜCADELE ALANINA DÖNÜŞMESİ GEREKİYOR”
Büyük Alevi Kurultayı’nın bu gücünün mutlak bir mücadele hattına evrilmesi gerektiğine vurgu yapan Koldakoç, “Büyük Alevi Kurultayı için benim algıladığım şuydu: Bürokratik bir yapıya dönüşmüş temsilciler boyutu, sadece siyasi partilerle diplomatik görüşmeler yapan bir durum vardı. Bunun ötesinde sokağa çıkmayan, sokakta talebinin büyütmeyen, geliştirmeyen bir anlayışla bu işin olmayacağını artık anlamamız gerekiyor. Görüşme elbette ki olmalıdır, o bir diplomasidir. Diplomasinin ötesinde arkasında durabileceğin bir kitleyi de hazırlamak zorundasın. Fiili olarak kesinlikle bir mücadele alanına dönüştürmesi gerekiyor. Yenikapı kurultayının ve bölge toplantıların ardından, demokratik kitle örgütleri ile ortak mücadele edilmesi gerekir. Mutlaka meşru bir alana dönük olarak ne yapılması gerekiyor tartışılmalı. Belki günlerce belki aylarca sürebilecek bir mücadeleyi yaratmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“KABUL ETMİYORUZ”
Kemal Koldakoç, şunları dile getirdi:
“Şimdi seçim dönemine giriyoruz. Aleviliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlamak gibi yok sayan asimilasyoncu bir anlayışı getiriliyor. Alevilerin sorunu sadece elektrik borcunun ödenmesi, kirasının ödenmesi, bakım onarım gibi ve hatta daha ileriye giderek dedelere maaş bağlamak değildir. Buna onay veren Alevileri, dedeleri protesto ederek düşkün ilan etmemiz gerekiyor. İlan edildi ama yetmez söylemek de yetmez ne yapmak gerekiyor? Sokağa da bunu yansıtmak gerekiyordu. Orada cemevlerine ibadethane ve cemi de bir ibadet olarak anlamayan ve ancak bir torba yasayla birtakım ihtiyaçları karşılama biçimi ile ‘sizin sorununuzu da çözdük pozisyonu yaratmalarını kesinlikle reddediyoruz. Böyle bir anlayışı kabul etmiyoruz.”
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevini Başkanlığı’nı da kapsayan torba yasanın iptaline karşı AYM’ye dilekçe verilmediğini belirtti. Son başvuru tarihinin 8 Ocak olduğunu hatırlatan Kenanoğlu, Alevi kamuoyuna bir an önce harekete geçmesi çağrısında bulundu.
AKP-MHP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı Alevi toplumu ‘Büyük Alevi Kurultayı’ ile cevap verirken, meclisten geçen torba yasaya karşı itiraz süresi dolmak üzere. 8 Ocak’ta dolacak süreye dair 121 milletvekilinin itiraz dilekçesine ihtiyaç var.
CAN TV’de Veli Haydar Güleç’in sunduğu Can’dan Bakış programına Gazeteci Çilem Küçükkeleş ile birlikte katılan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP ‘li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevini Başkanlığı ve Meclisten geçen torba yasanın iptaline karşı Anayasa Mahkemesi’ne halen dilekçe verilmediğini kaydederek, bu durumun Aleviler açısından büyük tehlike arz ettiğini söyledi.
HDP’li Kenanoğlu Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilecek vekil yeterliliği sayısının ancak CHP’nin meclis grubunda olduğunun altını çizerek, CHP’nin bu konuda bir adım atmamasını eleştirdi. Kenanoğlu, ayrıca Alevi kurumlarına çağrı yaparak torba yasaya karşı görüştükleri siyasi partilerin bu taleplerini görmezden gelmesine karşı tutum almaya çağırdı.
“İTİRAZ İÇİN YETERLİ VEKİL SAYISI OLAN TEK PARTİ CHP”
Kenanoğlu, torba yasanının iptaline dair yapılacak başvuru için 121 vekil sayısına sahip tek partinin CHP olduğuna işaret etti. 8 Ocak tarihinde son bulacak başvuruya dahil halen bir adımın atılmadığını söyleyen Kenanoğlu, “Devlet referanslı bir ‘Alevi Diyaneti! kuruluyor. Bugüne kadar o daireye kimseyi atayamadılar. Atamalar için Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe verilip verilmeyeceğini bekliyor olabilirler. Torba yasa ile birlikte Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na dair yapılacak itirazın süresi 8 Ocak’ta bitiyor. Halen dilekçe verilmiş değil. Alevi kurumlarının gözlerinin, kulaklarının orada olduğunu biliyoruz. Bu itiraz dilekçesini verecek tek bir parti var; oda CHP’dir. HDP olarak bizim 121 vekilimiz yok” dedi.
CHP’nin torba yasanın iptali için karşı AYM’ye itiraz edeceğini Alevi kurumlarına aktardığı bilgisini paylaşan Kenanoğlu, Alevi kamuoyunu uyararak bir an önce son başvuru sürecinin takibinin yapılması gerektiğine vurgu yaparak şöyle devam etti:
“Alevi kurumları bizleri ve mecliste bulunan diğer siyasi partileri de ziyarete ederek bu torba yasanın Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesini istediler. Bunu Anayasa Mahkemesi’ne götürebilecek tek parti CHP idi ve milletvekilliği sayısı yetiyordu. CHP, Alevi kurumları ile görüşmesinde bu torba yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini söylemişti. 8 Ocak tarihinde saat 17.00′ ya kadar AYM’ye dilekçe verilmediği takdirde torba yasaya dair bir itiraz olamayacak, geçmiş olsun diyebiliriz. İtiraz için var olan 2 aylık süreç dolmuş olacak. Buna dair Alevi kamuoyundan ses çıkmıyor. Alevi kamuoyu bu konuda uyararak son başvuru tarihini hatırlatmalı. Yarın öbür gün süreyi takip etmedikleri için bu konuda Alevi kurumları suçlanacak. Alevi kurumları torba yasanın iptalinin yapılacak başvuruya dair CHP ile yaptıkları görüşmelere dair kamuoyuna bilgi vermesi gerekiyor. Muhalefetin söz verdiklerini yapmadıkları durumda ise ‘Bu konuyu kamuoyuna açıklamıştık ama yapmadılar’ diye çıkıp söylemeliler. ”
NE OLMUŞTU?
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yaptığı açıklamada Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulacağını açıklamıştı.
Alevi dedelerine maaş bağlanması, cemevlerinin bakım ve giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden karşılanması öngörülen yasa teklifi TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda tartışmalar eşliğinde AKP ve MHP oylarıyla kabul edilmişti.
Hazırlanan kanun teklifinin yetersiz olduğunu savunan Alevi çatı örgütlerini genel başkanları cemevleri ile ilgili yasa değişikliği teklifi görüşmeleri öncesi ve sonrasında mecliste grubu bulunan muhalefet partilerini ziyaret ederek torba yasanın geri çekilmesi ve Anayasa Mahkemesi’ne taşınması talebinde bulunmuşlardı.
PİRHA -Yedi Alevi çatı örgütünün imzası ile Büyük Alevi Kurultayı’nın sonuç bildirgesi kamuoyuna duyuruldu. Verilen ortak mesajda “Eşit yurttaşlık” vurgusu yapılırken “Asimilasyon ve yok etme politikalarına karşı, Seyit Nesimi’nin dediği gibi iki cihana sığmayan bizler, Kültür Bakanlığına da torba yasaya da sığmayız” denildi. Bildirgede talepler sıralandı.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) “Laik ve demokratik Türkiye için“şiarıyla düzenledikleri ‘Büyük Alevi Kurultayı’ İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde yapıldı.
AKP-MHP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı binlerce Alevi yurttaş, İstanbul Yenikapı’da bir kez daha itirazlarını dile getirdi.
Büyük Alevi Kurultayı’ndaki konuşmacıların ortak mesajı “Aleviliğin, siyasal iktidarlar tarafınca yönlendirilemeyeceği ve inancın resmi olarak tanınması” yönünde oldu.
Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Derneği imzası ile okunan sonuç bildirgesinde “Eşit Yurttaşlık” vurgusu yer aldı.
“BİZ ALEVİLER, HALKLARI EŞİT VE KARDEŞ GÖRÜRÜZ”
Dilek Odabaş tarafından okunan sonuç bildirgesinde, “Biz Aleviler bu tarihsel süreçte, karşı karşıya kaldığımız bütün kıyım ve saldırılara rağmen aydınlıktan yana durmaktan asla geri durmadık” denilerek şu ifadelere yer verildi:
“Yaşadığımız çağda çok büyük sosyal, teknolojik, ekonomik ve siyasal gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak bu gelişmelerin her zaman iyi yönde olduğunu söylemek mümkün değildir. Haksızlıklar, sömürü, açlık, sefalet, savaş ve doğanın tahribatı her gün daha da artmaktadır. Farklı kültürel ve toplumsal cinsiyet kimlikleri, farklı etno-dinsel ve yaşam tarzları devamlı baskı altında tutulmaya devam edilmektedir.
Ülkemizde de bu sorunların fazlasıyla yaşandığına tanık olmaktayız. Türkiye’de tekçi, Türk-İslam sentezci uygulamalar hayatın her alanında kendini hissettirmekte ve iktidarın kurduğu sosyal ve politik baskı mekanizmalarıyla daha da kurumsallaştırılmaktadır. Zorunlu din derslerini kaldırmak bir yana eğitim daha da dinselleştirilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı hayatımızın her alanına müdahale eden ‘fetva’larına devam etmektedir. Cemaat ve tarikatların önü açılarak yoksul halk yığınları kimliksizleştirilmekte ve her türlü istismara açık bırakılarak kullanılmaktadır. Kız çocukları ‘evlilik’ adı altında sistemli cinsel istismara maruz bırakılmakta ve sorumlular cezasız kalmaktadır. Toplumsal yaşam, başta kadınlar olmak üzere her türlü şiddete ve cinayete açık hale getirilmektedir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ile toplumun büyük bir kesimi her gün daha da yoksullaştırılmaktadır. Başta Kürt sorunu olmak üzere red, inkâr ve çatışmalar yüzünden insanlarımız hayatını kaybetmeye devam etmektedir. Baskı ve asimilasyon politikaları sonucunda halklar, inançlar ve kültürler mozaiği olan bu topraklar gittikçe çoraklaşmaktadır. Temel insan hakları yok sayılmakta, yeni yasaklamalar ve keyfi uygulamalarla ülkemiz bir hapishaneye dönüştürülmüştür.
Laiklik, demokrasi, temel insan hakları, ifade özgürlüğü ve eşit yurttaşlık konularında ülkemiz her gün biraz daha kötüye gitmekte, mevcut anayasa bile uygulanamaz hale getirilmektedir.
Rızalık toplumuna inanan bizler için, bu ülkede yaşayan, ayrımsız herkesin temel insan haklarından yararlanmasını ve eşit yurttaşlık temelinde bütün kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri laik ve demokratik bir anayasa, bizim açımızdan kaçınılmaz bir zaruriyettir.
Yetmiş iki millete bir nazarla bakan biz Aleviler, halkları eşit ve kardeş görürüz. Her Alevi bilir ki Kürt de Ermeni de Laz da Rum da Arap da ve devletin inkâr ettiği her kimlik bizim açımızdan tartışmaya açılamayacak bir hakikattir. Bizim gözümüz halklar arasına sınır çizen devletin gözü değil, ermişin, dervişin, abdalın, seyidin, pirin, mürşidin, talibin ve cümle canların gözüdür.
Geçmişe baktığımızda, herkes gibi biz de kıyımlardan geçmiş, asimilasyona uğramış ve inancını gizlice yaşamak zorunda kalmış bir topluluğuz. Bu gerçekliğin farkında olarak, toplumsal yüzleşme kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Ocaklarımızın bin yılı aşkın süredir, bin bir emekle bu günlere taşıdığı Alevilik, kentleş-meyle birlikte vakıf, dernek ve Cemevlerimizin kurulmasıyla yeni bir boyut kazanmış, daha görünür olmuş ve hak temelli mücadelesini geliştirmiştir. Bütün bunlar emekle ve tırnakla kazınarak elde edilmiştir. Devlet Alevilerin bu gelişme sürecine kayıtsız kalamamıştır. Bu sebeple, çalıştaylar düzenleyerek ve farklı biçimlerde ilişkiler kurarak sorunları çözmek yerine, yeni sorunlar yaratarak toplumu yanıltma yolunu seçmiştir.”
“GERÇEK SORUNLARININ ÜSTÜ ÖRTÜLMEYE ÇALIŞILMAKTA, ASİMİLASYON POLİTİKASI SÜRÜYOR”
Alevilerin içinde kendi Alevisini yaratma çabalarını sürdürmüş, tarihsel belleğinde olumsuz yer bulan tarihsel kişilikler öne çıkarılmıştır. Başta okullar olmak üzere kamu kurumları ve hayatın her alanında iktidar eliyle ayrımcılık hız kesmeden devam etmiş, ayrımcı uygulamalar ve nefret söylemleri bizzat iktidarın en yetkilileri tarafından ifade edilmiştir.
İktidar, Diyanet İşleri Başkanlığı ve diğer kamu kurumlarının eliyle asimilasyon politikalarına hız kesmeden devam etmektedir.
Son dönemde Alevilere yönelik çalışmalar hızlandırılarak birçok yeni uygulama hayata geçirilmiştir. İçişleri Bakanlığı eliyle Alevi toplumunun içinde çalışmalar yapılmakta ve Alevilerin sorunları maddi sorunlara indirgenerek Alevilerin gerçek sorunlarının üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Alevilerin gerçek sorunları, doğrudan negatif ayrımcı esaslara ve siyasal rejimin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış ve kronik hale gelen sorunlardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yine her zaman yaptığı gibi Alevilerin kendi öz örgütlerini yok sayarak, çevresinde toplayabildiği kimi göstermelik, muhataplarıyla, sanki tüm Alevi toplumu ve örgütleri kendi arkasındaymış gibi, bir fotoğrafın önünde Alevilere sözüm ona müjde adı altında sözde demokratik bir reform paketini açıklamıştır.
Mecliste geçirilen torba yasa ve resmi gazetede ilan edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ne demokratiktir, ne de müjdedir. Aksine bunlar Aleviliğin şimdiye kadar devlet gücüyle soluksuz bırakılmasının yeni bir aşamasıdır. Ancak, Alevi, toplumunda bunun bir karşılığı yoktur, beyhude bir çabadır.
Bir inanç olarak, Aleviliği tüm yönleriyle kabul etmek yerine, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ kurarak bizi hem inkâr etmekte hem de bir kültürel bir öğeye indirgeme çabası içine girmektedirler.
Aynı zamanda Alevilerin sorunlarını, 17/18 Eylül 2022 ‘deki Hacı Bektaş deklarasyonunda ifade ettiğimiz üzere, Cemevlerinin elektrik, su sorunu, imar sorunu, dedelerimize ulufe diye dağıtılacak maaş sorununa indirgemektedirler.
Bir taraftan da bizzat Cumhurbaşkanı ve devlet yetkilileri Aleviliği kendilerine göre tanım-lama çabalarına devam etmekte, Alevileri kendi içinde, İslam içi İslam dışı, Ali’li Ali’siz diyerek, hedef tahtasına koyma, kutuplaştırma ve bölme girişimleri yürütmektedirler.”
“NE İSTEDİĞİMİZ DAHA İYİ BİLİNSİN DİYE…”
“Anayasada Türkiye’nin laik, demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir. Ancak bütün uygulamalar laikliğin olmadığını göstermektedir. Biz Alevilerin, haklarını talep ederken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın karşısında bir Alevi Diyaneti talep etmiyoruz. İstediğimiz laikliktir. Devletin tüm inançlardan elini çekmesi, laikliğe aykırı olan kurumların kapatılarak gerekli yasal ve anayasal düzenlemelerin yeniden yapılması ve toplumsal ilişkilerin dinsel temalardan arındırılması gerekmektedir.
İnsanlığın büyük ilerlemeler kaydederek geldiği bu çağda, yaşadığımız ülkede geriye dönüp baktığımızda, yok sayılmayı ve büyük acılarla karşı karşıya bırakılmayı görüyoruz. Ancak biz Aleviler, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi geçmişimizden aldığımız mirasla, tüm farklı toplumsal kesimlerle birlikte eşit, özgür, laik, demokratik ve hakça bölüşümün olduğu bir ülkede yaşama isteğidir.
Bugüne kadar, Alevi toplumunun meşru kurumları, farklı zamanlarda ve değişik zeminlerde, kendi içinde, akademik çevrelerle, devletin ve iktidarın yetkili organlarıyla, siyasi partilerle, sivil demokratik çevreler ve kurumlarıyla defalarca, kongreler, sempozyumlar, çalıştaylar, toplantılar, görüşmeler gibi çok sayıda çalışmalar yaparak ne istediklerini çok açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Ne istediğimiz daha iyi bilinsin diye, defalarca açıklamalar, mitingler, yürüyüşler ve benzeri etkinlikler gerçekleştirdik. Bu çalışmalarımızın büyük bir bölümünü tüm kurumlar ya birlikte gerçekleştirdik ya da her birimiz farklı platformlarda ama aynı şeyleri ortaya koyarak gerçekleştirdik. İşte, bu sonuç bildirgesiyle ortaya koyduğumuz talepler, bütün bu çalışmaların birikimi olarak ortaya çıkmıştır. Zaten, herkesçe bilindiğini düşündüğümüz haklarımızı ve taleplerimizi bir kez daha açıkça ifade etmiş oluyoruz.”
TALEPLER
“Alevi toplumumuzun meşru kurumlarının, ocaklarının, süreklerinin ve cümle canlarımızın bu kurultayda ortaya koydukları temel talepleri bir kez daha kamuoyuna ilan ediyoruz:
1) Cemevlerinin ibadethane statüsünün kabul edilerek, bu statünün gerektirdiği tüm hakların tanınması, el konulmuş dergahlarımızın ve mekanlarımızın geri iade edilmesi ve aleyhimize düzenlenmiş olan yasal düzenlemelerin geri çekilmesi,
2) Toplumun tüm kesimlerine bir deli gömleği gibi giydirilen, zorunlu din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, toplumun tümüyle çağın gerisine savrulmasına neden olan eğitimin dinselleştirilmesinden vazgeçilmesi,
3) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, toplumun tümünü domine etmeye yönelik girişimlerden bir an önce elini çekerek, temel siyasal sorunlarımız konusunda bir referans mercii olmaktan uzaklaştırılması ve nihayet tasfiyesine dönük adımların atılmaya başlanması,
4) Gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, başta Aleviler olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimler aleyhine sürdürülen negatif ayrımcılığa derhal son verilmesi,
5) Madımak’ın utanç müzesi yapılması,
6) Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması,
7) Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi,
8) Kutsal mekanlarımıza ve coğrafyamıza yönelik yağma, talan ve el koyma girişimlerine son verilmesi,
9) Alevi yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirilmesinden vazgeçilmesi ve değiştirilen yerlerin isimlerinin iade edilmesi,
10) Alevi inancında özel yeri olan günlerin resmi tatil edilmesi,
Ve uzun sözün özü, EŞİT YURTTAŞLIĞI da içeren yeni bir anayasanın yapılması, taleplerini bir kez daha buradan ilan ediyoruz.
Kurultayımız, eşitsizliklerin derinleştiği, demokrasinin ve temel insan haklarının rafa kaldırıldığı, laiklikten giderek uzaklaşıldığı, ayrımcılık ve şiddetin arttığı, politik gerilimlerin yükseldiği ve Alevilerin daha da ağır sorunlar yaşadığı bir dönemde yapıldığından daha da önem kazanmaktadır. Biz Aleviler geçmişte olduğu gibi bugün de birlikte yaşamanın sorumluluğunu bilerek yeniden yaşanabilecek bir ülke özlemini gerçekleştirmek için üzerimize düşen sorumluluğu son bir evimiz kalsa dahi yerine getirmekte kararlıyız. Ülkemizin geleceğinin konuşulduğu bugünlerde biz Aleviler, herkesin kendisini temsil ettiği demokratik parlamenter sistemden yana olduğumuzu bu kurultayda beyan ediyoruz.
Bu kurultayda bir araya gelen bizler, laik, eşit ve özgür bir yaşamın sadece Alevilerin ihtiyacı değil, bu ülkede yaşayan herkesin ihtiyacı olduğunun bilincindeyiz. O yüzden ne isti-yorsak, herkes için istiyoruz. Ne yapacaksak hep birlikte yapacağız.
Tekrar söylüyoruz, asimilasyon ve yok etme politikalarına karşı, Seyit Nesimi’nin dediği gibi iki cihana sığmayan bizler, Kültür Bakanlığına da torba yasaya da sığmayız.
PİRHA- PSAKD Antalya Altınova Cemevi dedesi Hüseyin Moğultay, Alevi inancının torbaya sığmayacağını belirterek, AKP hükümetine tepki gösterdi. Moğultay, “Bize Yol-Erkan öğretmesinler” dedi.
AKP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlama kararına tepkiler sürüyor.
Baba Mansur Ocağı’na bağlı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Altınova Cemevi dedesi Hüseyin Moğultay, Alevi inancının kültür olarak tanımlanmasına ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmasını eleştirdi.
Moğultay, Aleviliğe müdahale eden iktidara tepki göstererek, şöyle devam etti:
“Ulu ozanlarımızdan biri, Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam” diyor. Bir cihana sığmayan yol erkan bir torbaya sığmaz. Evet kültür vardır. Giyim bir kültürdür, halay çekersin, horon tepersin bir kültürdür. Geleneklerimiz, göreneklerimiz örf adetlerimiz bunlar birer kültürdür arkeolojik çalışmalar bir kültürdür. Roma kültürü, Bizans kültürü gibi kültürler farklıdır, yol erken farklıdır. Çünkü inanç bizim ruhani dünyamızdır. Hakk ve hakikati bir arada görmektir, hak ve hakikati bir edip Hakk’a vermektir. Aleviliğe kültür demek mümkün değil. Onun için bu konuda bize ders vermeye çalışanlara yine Seyyit Nesimi’nin lafıyla söylüyorum “Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam.” Biz cihana sığmıyoruz, senin torbanda olamayız. Bize Yol-Erkan öğretmesinler. Daha doğrusu onların yol erkandan haberi yok, bize yol göstermesinler. Zamanında vatandaşın biri diyordu ki Ali’yi sevmek Alevilikse ben Aleviyim. Ali’yi sevmek ne kadar kolay öyle! Semah dönenler yandılar (Sivas Katliamı). Mahkeme sonuçlanınca Ali’yi seven o vatandaş, ‘adalet yerini buldu’ dedi. Madem öyle Maraş Katliamı’nın baş sorumlusu olan Ökkeş Şendilleri ne diye getirdin milletvekili yaptın?”
Alevilerin kimseyi incitmediğini belirten Moğultay, “Biz kurdu kuşu, hiçbir şeyi incitmeyiz. Hz. Ali’yel Mürteza diyor ki, dünyanın bütün makamları için ben karıncanın ağzındaki buğdayı alamam, incitemem. O ulu kişi bize bunu diyor, nasıl kalkar da başkasını incitiriz. Onun için bizi kültüre bağlamasın. Bıraksınlar bizi kendi halimize ne istiyorlar bizden?” diye sordu.
“TALEPLERİMİZİ YERİNE GETİRSİNLER”
Hükümetin Alevilerin taleplerini yerine getirmediğini belirten Hüseyin Moğultay, şöyle devam etti:
“Bizim onlardan bir şey istediğimiz yok. Biz sadece 3-4 tane talebimizin yerine getirilmesini istedik. Yapabiliyorlarsa onu yapsınlar. Bir kürek çimento, bir tane tuğla onların olsun, istemiyoruz. Biz eşit yurttaşlık istemişiz. Cemevlerimizi ibadethane olarak yasal statüye kavuşturun istemişiz, ibadetimizin tanınmasını istemişiz. Sivas’taki Madımak otelinin utanç müzesi olmasını istemişiz. Hangi kitapta yazar bir insanı yakmak? Hangi din bunu kabul eder? Sen nereden bildin benim dinsiz olduğumu bre kafir, sen nereden bildin benim imansız olduğumu bre kafir. Cenabı Hakk diyor ki, bir insana kıyanı bütün insana kıymış sayarım.”
PİRHA- HBVAKV Köyceğiz Şube Başkan yardımcısı Hüseyin Tepe, cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanmasına ve torba yasaya tepki gösterdi. Aleviliğin torbaya sığmayacağını belirten Tepe, “Boyun eğmeyeceğiz, direneceğiz” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şube Başkan yardımcısı Hüseyin Tepe, cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanmasına tepki gösterdi.
Tepe, “AKP iktidarı 20 yıldır her seçimden önce bir Alevi açılımı yapmak istiyor, bu konuda da samimi değil. Zaten samimi olsaydı geçmişte de bunu yapardı günümüzde de bunu yapardı” dedi.
“AKP ne kadar oy devşiririm hesabı yapıyor” diyen Tepe, “Gerçekten samimi ise tüm Alevi örgütlerini bir araya getirerek, onların da görüşlerini alarak bir yasa çıkarırdı. Bu da torba yasa değil. Biz torba yasaya ne dün sığdık, ne bugün sığarız, ne de yarın sığarız. Geçmişten bugüne yapılan tüm katliamlara ve zulme karşı nasıl direndiysek bundan sonra da bunların zulmüne boyun eğmeyeceğiz ve de direnmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLİK KÜLTÜR DEĞİL İNANÇTIR”
Hüseyin Tepe, “Biz bir kültür değiliz, bir inancız” diyerek şöyle devam etti:
“Onun için hiçbir şekilde ne bu yasayı ne de onların yapacağı farklı yasaları kabul ediyoruz. 25 Aralık’ta kurultayda bu konu gündeme gelecek, bu konular tartışılacak. Orada değişik örgütler, değişik kurumlar olacak. Herkes özgürce fikrini söylerse ve güzel bir sonuç bildirgesi çıkarsa sonuna kadar savunuruz.”
25 Aralık Pazar günü İstanbul Yenikapı’da yapılacak olan Büyük Alevi Kurultayı’na katılmak istediklerini ancak araç ayarlanması gerektiğini, bunun için Belediye ile görüştüklerini söyleyen Hüseyin Tepe, “Bize verdikleri araç kadar biz buradan insanlar oraya taşıyabiliriz. Çünkü insanların kendi imkanlarıyla oraya gitmesi biraz zor” diye konuştu.
PİRHA – PSAKD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Mevlüt Akbal, 25 Aralık Büyük Alevi Kurultayına giden süreçte görüşlerini paylaştı. Yerellerde yapılan toplantıların önemli olduğunu vurgulayan Akbal, “Bizi terbiye etmeye, bizi tarif etmeye yönelik bir girişimi kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Marmara Bölge sorumlusu Mevlüt Akbal, 25 Aralık Büyük Alevi Kurultayı öncesi yapılan bölge toplantıları hakkında konuştu.
Mevlüt Akbal, yaptığı değerlendirmede ilk olarak tartışmalı sürecin Hüseyin Gazi Cemevi ile birlikte başladığının altını çizdi. Akbal, “Hüseyin Gazi Cemevi sürecinden önce Ankara’da cemevlerine saldırı yapıldı. Bu saldırının arkasından Hüseyin Gazi Cemevi ziyareti ve arkasından Hacı Bektaş’taki Alevi kurumlarının onaylamadığı, hatta katılanlar için düşkün ilan edildiği bir toplantı gerçekleştirildi. O toplantıya katılan Alevi dedeleri ve vatandaşların çoğu belirli bölgelerden toplanılarak götürülen ve bir kısmının da orada ne olduğunu bilmeden gittiğini biz çok iyi biliyoruz” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLERİ BÖLÜP PARÇALAMAYA DÖNÜK BİR POLİTİKA”
Mevlüt Akbal, “Bu süreç sanki önceden belirlenmiş, örülmüş bir süreç gibiydi zaten” diyerek değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:
“Hacıbektaş’taki toplantının arkasından biz de orada ‘türbelerimize, cemevimize, ibadetimize sahip çıkıyoruz’ adı altında Hacıbektaş’ta 2 gün sonra kendi anmamızı yaptık. Orada da tüm Alevi kurumlarıyla birlikte taleplerimizin ne olduğunu kamuoyu ile paylaştık. Tüm örgütlü Alevi kurumlarının içinde olduğu, bunun yanı sıra bağımsız cemevlerinden Alevi köy derneklerinden de katılımın olduğu güçlü bir fotoğraftı. Bunun arkasından Şahkulu’nda yapılan açıklama arkasından torba yasa ile birlikte Alevileri bölüp parçalamaya dönük bir politikaydı. Biz bu politikanın niye gerçekleştirildiğini çok iyi biliyoruz. Şu an Alevi kurumları geçmişten bugüne verdikleri mücadele ile bir takım kazanımlar elde ettiler. Yerel mahkemeler, Anayasa Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) cemevlerinin ibadethane olarak, cemin bir ibadet olarak kabul edildiği kararlar var. Bu kararlar peş peşe gelmeye başlayınca mevcut iktidar bu kararların önüne geçebilmek, yeni kararların da önünü alabilmek için böyle bir projeyi gerçekleştirdi.”
“ALEVİLER BU TORBAYA SIĞMAZ”
Mevlüt Akbal, yerellerde yapılan toplantıların içeriğine de değindi. Özellikle bağımsız cemevlerine ulaşmalarının büyük kazanım olduğunu ifade eden Akbal şunları söyledi:
Bu projelerin birinci ayağı ikinci ayağı ise; Alevilerin bir bütün olarak hareket etmelerine duyulan kaygıydı. Bu nasıl olacaktı? Kurumlar içerisinde örgütlü Aleviler hak ve talepler etrafında kilitlenmiş bu taleplerden vazgeçmiyor. O zaman ne yapalım örgütsüz olanlara köylerde kurulmuş muhtarlıklara bağlı cemevleri ya da herhangi bir köyde veya herhangi bir kuruma bağlı olmayan dedeler aracılığıyla Alevleri ne kadar böleriz ne kadar parçalarız.
Bu yasayı anlatırken Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve bileşenleri olarak bölgelerde toplantı yaptığımızda sadece kurumlarda örgütlü cemevleri ile dedelerle yapmıyoruz. Özellikle ‘bağımsız cemevleri’ dediğimiz herhangi bir kurumun içerisinde yer almayan cemevleri ve dedelerle bu toplantıları yapıyoruz. Geri dönüşler de çok iyi. Yani toplantılarda şunu gördük; Aleviler bu torbaya sığmaz. Aleviler bu torbaya ne girer ne de sığar. Biz orada bölge toplantıların da edindiğimiz izlenim, evet bize kum, çakıl, çimento teklif ediyorsunuz ama bir taraftan da ibadetimizi tarif ediyorsunuz. Aleviler olarak bütün bölge toplantılarında bunu dile getiriyoruz. Biz yıllardır Aleviler olarak hiç kimsenin inancını tarif etmedik, hiç kimsenin inancına müdahale etmedik. Bizim inancımıza da saygı duyulsun istedik. Yani kumunuz, çakılınız sizin olsun, Yol’umuz bizimdir. Biz Yol’umuzu kimseye tarif ettirmeyiz. Bu yolda yürümeye devam edeceğiz.
Bu yol yüzyıllardır asimile, inkâr ve imha edilmeye çalışılan bir yol. Ancak şu da biliniyor ki biz Nesimi olduk yüzüldük, Mansur olduk asıldık, Madımak’ta Koray idik yakıldık, ölmedik, dönmedik. ‘Dönen dönsün ben dönmezem’ diyen pirim koca Haydar’ın çocuklarıyız. Bu inançla mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz diyoruz ki her gönülde bir murat vardır bizim muradımız da eşit yurttaşlıktır. Biz Türkiye’de herkesle birlikte eşit, özgür, barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Biz bu muradımız hasıl oluncaya dek de mücadelemizi sürdüreceğiz.”
“BU YASAYLA MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Mevlüt Akbal, Muğla üzerinde geçen haftalar içeresinde 5 yerde cem yapıldığını da belirtti. Cem hizmetleri öncesinde Alevilerin taleplerini ve bu yasaya nasıl baktıklarını anlattıklarını belirten Akbal, şöyle devam etti:
“Bu paylaşım sırasında gördük ki bu yasa Alevilerin içinde olmadığı, Alevilerin hiçbir talebini karşılamayan bir yasadır. Sonuna kadar bu yasayla mücadelemizi sürdüreceğiz. Bizim temel taleplerimiz bellidir. İbadetimizin cem, ibadethanelerimizin cemevi olduğunun kabul edilmesini istiyoruz. Biz bir inancız. Biz Kültür Bakanlığına bağlanacak folklorik bir yapı değiliz. Bizi yasalarla, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) Yol’umuzu, inancımızı tarif etmeye kalkmanın boş olduğunu, bunun Alevilerde bir karşılığının olmadığının görülmesini istiyoruz. Bunun meclis önünde protestosunu yaptık. Bütün partilerin grup başkanvekillerine bu taleplerimizi ilettik ama karşılık bulmadı. Ama biz gönüllerde karşılık bulduğunu biliyoruz. Bu mücadelemizi sürdüreceğiz.”
“BİZİ TARİF ETMEYE YÖNELİK GİRİŞİMİ KABUL ETMİYORUZ”
Akbal, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı hakkında da konuşarak şunları söyledi:
“25 Aralık’ta da bu mücadeleyi daha da yükselteceğimizi, Alevilerin temel taleplerinin ülkemizin ikinci yüzyılında nasıl bir demokrasi, nasıl bir ülke istediğini açıklayacağımız büyük bir kurultay düzenleyeceğiz. O kurultayda hem Türkiye kamuoyuna hem dünya kamuoyuna Alevilerin ne istediğini açıklayacağız. Çok çeşitli yerlerde bölge toplantıları yaptık. Bu toplantılara katılım sadece kurumlar üzerinden bir katılım değildi. Alevi köy derneklerinin bağımsız cemevi yönetimlerinin olduğu ya da cemevinde hizmet gören, hizmet yürüten dedelerin olduğu toplantıların olmasını istiyorduk. Mesela Tokat’ta çok büyük bir toplantı yaptık. O yöredeki neredeyse bütün hizmet yürüten canların, dedelerin katıldığı bir toplantı yaptık. Yüksek katılımı olan ve farkındalığın çok yüksek olduğu toplantılar gerçekleştirdik diyebilirim.
Bazı yerlerde ‘Biz de devlete vergi veriyoruz. Sonuçta elektriği, suyu alsak ne olur?’ gibi zaman zaman bu gibi sorularla karşılaştık. ‘Niye almıyoruz? Bizim vergimiz değil mi?’ sorularına rastladık. Evet bizim hakkımız. Ama bizim hakkımızı verirken bizim inancımızın da tarif edilmesini istemiyoruz. Söylediğimiz şey; evet bu bizim hakkımız. Alacağız ama inancımızı tarif ettirmeden, var olduğu gibi dedelerimizden, analarımızdan, pirlerimizden gördüğümüz inancımızı yaşayacağımız bir şekilde alacağız. Hakkımızdan hiçbir zaman vazgeçmiyoruz. Eşit şekilde kim ne alıyorsa bizim de almamız gerekir. Bizi terbiye etmeye, bizi tarif etmeye yönelik bir girişimi de kabul etmiyoruz.”
PİRHA- 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak olan Alevi kurultayına ilişkin konuşan HBVAKV Köyceğiz Şube Başkanı Nezahat Doğan, “Benim çağrım şudur, tüm insanların duyarlı olmasını, katılmasını ve diğer sivil toplum örgütlerinden de destek bekliyoruz. Bu sadece bir Alevilik sorunu değil. Ülkede yaşanan sorunları sadece Aleviliğe indirgememek gerekir. Tüm yurttaşların sorunu diye bakarsak eğer güçlü olacağız diye düşünüyorum” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şube Başkanı Nezahat Doğan, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cemevlerine gitmesi, Meclis’ten geçen torba yasa ile 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak olan Alevi kurultayına ilişkin konuştu.
“YAŞADIKLARIMIZ SADECE ALEVİLERİN DEĞİL, TÜM YURTTAŞLARIN SORUNU”
Bölgelerindeki tüm Alevi örgütleriyle birlikte kurultaya en geniş katılımı sağlamaya çalışacaklarını ifade eden Doğan, “İstanbul’a kalabalık katılım için tüm arkadaşlarımızla yoğun çalışıyoruz. Yenikapı’da kalabalık olunması çok önemli. Benim çağrım şudur, tüm insanların duyarlı olmasını, katılmasını ve diğer sivil toplum örgütlerinden de destek bekliyoruz. Bu sadece bir Alevilik sorunu değil. Ülkede yaşanan sorunları sadece Aleviliğe indirgememek gerekir. Tüm yurttaşların sorunu diye bakarsak güçlü olacağız” dedi.
Muğla bölgesinde 5 ayrı yerde cem gerçekleştirdiklerini aktaran Doğan, “Hem bu kültürü, inancın ritüellerini, yaşam biçiminin ne kadar güzel olduğunu insanlara anlatabilmek adına ben de naçizane orada zakirlik yaptım. Tabii ki eksiklerimiz var. Bunları hep birlikte tamamlayacağız. Onun dışında hem merak edip hem bu kültürü tanımak isteyen başka inançtan vatandaşlarımız da vardı. Aslında onlar içinde bizim içinde bir kazanım oldu, olumlu eleştiriler aldık. Bu bir başlangıçtı aslında üretici de oldu. Onlarda biz de bir şeyler öğrendik. Cem başlamadan önce PSAKD bölge sorumlusu Mevlüt Akbal ceme katılan canlara Alevilerin yaşadığı sıkıntıları, İstanbul’da 25’inde yapılacak olan kurultayı anlattı” diye konuştu.
“TORBA YASAYA KARŞI DAHA GÜÇLÜ TEPKİLER VERMELİYİZ”
Hükümetin torba yasa içerisinde Meclis’ten geçirdiği cemevlerine ilişkin düzenlemeyi kesinlikle kabul etmediklerini vurgulayan Doğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu inancın bir torba yasayla sadece bir kültür olarak dayatılmasını kabul etmiyoruz. Bu torba yasaya karşı daha güçlü tepkiler verilmeli. Hükümete nasıl bir yaptırım uygulayabiliriz, bunu tartışmamız konuşmamız gerekiyor. Düşüncelerimizi harmanlayıp ortak bir fikirle hareket etmek gerekiyor. Cumhurbaşkanın Muharrem ayında oruç açmak için cemevine gitti. Orada değişiklikler yaparak, ortamda bulunan her şeyi kaldırıp bize ait olmayan bir ortam yaratıldı. Orada bulunan dedeleri ben düşkün olarak görüyorum. Bizim yolda düşkünlük gerçekten kötüdür. Düşkün olduysanız artık siz o inanç için hiçbir şey ifade etmiyorsunuzdur. Yaptığınız şeyler artık kendinizi bağlıyor, demektir.”
PİRHA- Fethiye AKD Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, torba yasa içerisinde Meclis’ten geçirilen cemevleri ile ilgili düzenlemeye tepki göstererek, “İbadethanemiz olan cemevlerine Avrupa’da olduğu gibi yasal statü verilmesini istiyoruz. Bizim cemevlerimiz inancımızın gereği ibadethanedir, bunun başka bir izah şekli yoktur” dedi.
Fethiye Alevi Kültür Derneği (AKD) Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, torba yasa içerisinde Meclis’ten geçirilen cemevleri ile ilgili düzenlemeye ilişkin konuştu.
“ALEVİLİK KÜLTÜR DEĞİL İNANÇTIR”
Aleviliğin bir kültür değil inanç olduğunu vurgulayarak sözlerine başlayan Tunca, “İnançların herhangi birinin bir dinin içeresinde olması gerekmiyor. Ama bizler ibadetlerimize başlarken ‘ya Allah ya Muhammet ya Ali’ diye başlıyoruz ve kendimizi de İslamiyet’in içinde hissediyoruz. Yoksa bir kültür olsak folklorik bazı etkinliklerle birbirimizi oyalamamız gerekir. Ama biz kadim bir inanca sahibiz. İnancımız dua etmektir ama dualarımız da Arapça değil. Cemlerimize katılan insanların anladığı dilden inancımızın gereklerini yapıyoruz. Ne söylediğimizi, Hakk’a nasıl niyaz ettiğimizi, nasıl dua ettiğimizi herkes anlıyor. Biz Sünni komşularımızın yaptığı gibi Arapça birbirimize hitap etmiyoruz. İnsanlarımızın da %98’nin anladığı bir dil değil” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLİĞİN KEDİNE HAS BİR İNANÇ OLARAK TANINMASINI İSTİYORUZ”
Aleviliğin kendine has bir inanç olduğunu ve bunun böyle kabul edilmesini istediklerini söyleyen Tunca, son olarak şunları aktardı:
“İbadethanemiz olan cemevlerine Avrupa’da olduğu gibi yasal statü verilmesini istiyoruz. Bizim cemevlerimiz inancımızın gereği ibadethanedir, bunun başka bir izah şekli yoktur. Çevremizde ve ülkemizde birçok kültür merkezi vardır. Burada sanat ve kültürün birçok dallarında her türlü etkinlikler yapılır. İbadetlerimizin dışında o tür kültürel faaliyetler bizim kendi cemevlerimizde de yapılıyor ama burası bir ibadethanedir. Biz bunu böyle kabul ediyoruz ve böyle kabul etmeye de devam edeceğiz.”
PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevilerin “Alevi Diyaneti” tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun altını çizerek, “Biz Aleviler biliyoruz ki; bizim sorunumuz çözülürse toplumun sorunu, toplumun sorunu çözülürse bizim sorunumuz çözülür. Kendi birliğimizi, mücadele ortaklığımızı sağlayıp bu anlamdaki sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevi gündemine dair değerlendirmede bulundu. Alevi toplumuna iktidar tarafından ‘yokluk’ dayatıldığını vurgulayan Kadriye Doğan, “Egemenin tarihi ile büyüdük, öğretileriyle şekillendik. Ezilenlerin, yok sayılanların tarihi, kültürü, inancı açığa çıktıkça, zihnine çarpanları sarstı. Acılar doğdu, bedeller ödendi. Acılara katlanma, bedel ödeme süreci devam ediyor. Bunu sonlandırma ve kendi gibi yaşama hakkı için mücadele etmek her zamankinden daha önemli bir dönemdeyiz” dedi.
“NEFRET SUÇU, KÜRSÜLERDE, OKULLARDA VE SOKAKTA DEVAM EDİYOR”
Alevilerin, tarih boyunca kendini inkara zorlandığını, ayrımcılığa ve nefret dilene maruz kaldığını, Alevi inancının egemenler tarafından tarif edildiği ve sınırlar çizildiğini aktaran Kadriye Doğan, “Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Hz Ali’yi Hz Muhammed’in yerine koyuyorlar. Bir kızla bir erkeğin ders dışında konuşması zinadır” diyerek, nasıl kirletilmiş bir zihin dünyasına sahip olduğuna şahit oluyorduk” örneğinde olduğu gibi nefret suçunun okullarda ve sokakta devam ettiğini ifade etti.
“ALEVİ DİYANET’İ TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
“Ya korkutulup sindirilmiş ya da karşıtlık üzerinden ötekini aşağılayan, kirletilmiş, ırkçılıkla zehirlenmiş bir zihin dünyasına sahip vatandaşlar olarak birlikte yaşamaya çalışıyoruz” diyen Kadriye Doğan, şunları söyledi:
“Binlerce örnek sıralamak mümkün. Yakılmak, yağlı urganlara asılmak, katledilmek, sürülmek, zindanlara doldurulmak, b** yedirilmek bile sıradanlaştırıldı. Eğer bir başarıdan söz edilecekse, bu davranışları sergileyen insanları yetiştiren Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, milli güvenlik kurumları oldukça başarılıdır. Türklük ve Sünni Müslümanlık üzerine inşa edilen devletin devamlılığını sağlayan, bir türlü demokrasiye evrilmeye izin vermeyen kurumlar bunlardır. Nesiller boyu zihin öğütmesi ve korku inşa ettiler. Türkiye tarihinin yüz yılı zulmat ve körlük üzerinedir.
Karanlık içinde ışık barındırır, gün yüzüne çıkacağı zamana mayalanır. Bu mayalanma Kürtleri, Alevileri, emekçileri, kadınları, tüm ötekileri eşit, özgür, adil bir yaşamın olabileceği düşüncesini ve mücadelesini doğurdu. Aleviler bugün bu sonuçların ortaya çıkmasını sağlayan sistemle hesaplaşma, çifte kavrulmuş yalancılık, sapkınlık, yok sayılmak yerine kurumlarını inşa edip, tarihini, inancını, kültürünü kendi yazıp anlattığı, kaybettiklerini almak, yeniden kurmak için çaba sarf ettiği bir dönemde tekrar devlet müdahalesi ile karşı karşıya kaldı. Alevilerin doğal hakkı mecrasından saptırılıp torba yasa hakaretine dönüştü. KHK ile Kültür ve Turizm Bakanlığında kurulacak masa; inancımızı nasıl yaşamamız gerektiğini anlatan talimatlar hazırlamak, binbir emekle var ettiğimiz kurumlarımıza kayyum atamak üzere harekete geçti. ‘Alevi Diyanet’i tehlikesiyle karşı karşıya getirdi.”
“DEMOKRASİ ARAYIŞINDA OLAN HERKESİ BİRLİK OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
“Sonuç olarak; deli gömleği giydirilmiş halklar ve inançlar hapishanesine dönüşmüş bu ülkede Aleviler, Kürtler, emekçiler, kadınlar, doğa, çocuklar, gençler, nefes alamıyor” diyen Kadriye Doğan, “Biz Aleviler biliyoruz ki; bizim sorunumuz çözülürse toplumun sorunu, toplumun sorunu çözülürse bizim sorunumuz çözülür. Kendi birliğimizi, mücadele ortaklığımızı sağlayıp bu anlamdaki sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız. Önümüzdeki süreçte seçimli meclis, kurucu anayasa, koruyucu eşit yurttaşlık talebimiz için çıktığımız yolda vereceğiniz mücadelede tüm toplum kesimlerini ortaklanmaya bekliyoruz. Türkiye genelinde alanlardayız. Demokrasi arayışında olan herkesi birlik olmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-AKP’nin TBMM’den geçirdiği torba yasaya tepki gösteren PSAKD Ortaca Şubesi Başkanı Ülkü Aydoğan, “Bizi kimse bir torbaya koyamaz. Torba yasaya sığmayız. Cemevlerimiz ibadethane olarak görülmeli, ibadetlerimizi yapmak istiyoruz. Biz de vergimizi veriyoruz. Diğer vatandaşlardan ne farkımız var? Niye bizi kabul etmiyorlar?” diye konuştu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Muğla Ortaca Şubesi Başkanı Ülkü Aydoğan, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cemevlerine gitmesi, Meclis’ten geçen torba yasa ile 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak olan Alevi kurultayına ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.
“ERDOĞAN’IN SAMİMİ OLDUĞUNA İNANMIYORUM”
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı samimi bulmadıklarını belirten Aydoğan, şöyle konuştu:
“Recep Tayyip Erdoğan samimi olsaydı, Alevileri benimseyerek gitmiş olsaydı arka platformdaki hiçbir şeyi değiştirmeden giderdi. Samimi olmadığı için Hüseyin Gazi Cemevi’nde cem salonu tamamen değiştirildi. Samimi olarak gitsin, otursun, ellerini sıksın insanların. Bir sürü koruma ordusuyla gitmesin oraya. O posta herkes oturamaz. “Önce ben sizinle uzlaşmak istiyorum ama nedir bu?” diye önce onların geleneklerini öğren. Ben samimi olduğuna inanmıyorum. O posta zaten rızalık alınmadan oturulmaz. Oraya girmenin üç kuralı var. Eline, beline, diline sahip olacaksın. Sen bunlardan hangi birine sahipsin? Sana rızalık verseler bile oraya oturmayı hak ediyor musun? Hak etmelisin ki oturabilirsin. Günümüzde en fazla çocuk tacizleri bu dönemde oldu, hırsızlıklar aldı başını gitti. Herkes birbirinin emeğini çalıyor, hırsızlık yapıyor. Taciz, tecavüz var. Bunlar ne zaman, hangi dönemde oldu?”
“DİĞER VATANDAŞLARDAN NE FARKIMIZ VAR?”
Ülkü Aydoğan, AKP’nin Meclis’ten geçirdiği torba yasaya da tepki gösterirken, “Bizi kimse bir torbaya koyamaz. Torba yasaya sığmayız. Cemevlerimiz ibadethane olarak görülmeli, ibadetlerimizi yapmak istiyoruz. Biz de vergimizi veriyoruz. Diğer vatandaşlardan ne farkımız var? Niye bizi kabul etmiyorlar?” dedi.
“Üçüncü danışma kurulu toplantımızı İstanbul’da yaptık. Çok güzel kararlar çıktı ve sonuç bildirgemizi de yayınladık. 25 Aralık’ta İstanbul’da büyük kurultay yapma kararı verildi. Kurultaya katılmak için çok sayıda kişiden talep var. Umarım oradan da iyi bir sonuç çıkacak.”
PİRHA- PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Gezilerimiz, devletin yarattığı bilgi kirliliğini, anti propagandasını kırmak açısından etkili oldu. Aleviler olarak Cumhuriyetin birinci yüzyılında uğradığımız katliamları, haksızlıkları Cumhuriyetin ikinci yüzyılında yaşamak istemiyoruz. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken de güçlü bir deklarasyonla girmek istiyoruz” dedi.
Cemevlerine ilişkin yürürlüğe konulan torba yasanın geri çekilmesi için Aleviler çalışmalarını sürdürüyor. Alevi kurumlarının ortak kararı ile Anadolu’nun dört bir yanında halk toplantıları yapılıyor. Alevi kurumları 25 Aralık’ta ise İstanbul’da Büyük Alevi Kurultayı gerçekleştirecek.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yaptıkları toplantılara ve 25 Aralık’ta İstanbul’da gerçekleştirecekleri kurultaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Gezilerin sahada toplumla, kurumlarla buluşmalarına, onlarla yüz yüze gelip fikir alışverişinde bulunmalarına olumlu yönde katkı yaptığını belirten Erçe, şunları dile getirdi:
“Meseleleri, sorunları bizzat yerinde dinlemek oldukça yararlı oldu. Devletin yarattığı bilgi kirliliğini, anti propagandasını kırmak açısından da etkili oldu. Çünkü bakanlık hızlı bir şekilde Alevi köy muhtarlarına, bir takım cemevlerine, derneklere ulaşarak çıkarılan yasanın Alevilik için önemli olduğunu pompalıyor. Bu yanlış kanaati de ortadan kaldıracak bir durum söz konusu oldu. Toplantılarımıza köy muhtarlarının katılımı çok değerliydi. Onlar aracılığıyla köylere ulaşmak çok önemli oldu bizim için. Alevi kurumları kendi tabanları ile yakın bir temas kurarak anlatma şansı yakaladı yaptığımız gezilerde.”
“TOPLANTILARIMIZA KATILIM ÇOK İYİYDİ”
Toplantılarına katılımın çok iyi olduğunu oldukça kalabalık kitlelerin katıldığını söyleyen Erçe, “Özellikle İç Anadolu ve Doğu bölgelerinde kış geldiği zaman köyler boşalır, biliyorsunuz orada yaşayanlar büyük şehirlere giderler. Endişeliydik, acaba katılım az olur mu diye ama öyle olmadı. Salonlar doldu. Amasya, Sivas, Varto, Malatya birçok yerde katılımlar çok iyiydi. Derdimizi, meramımızı anlatabildik. Oradaki canları dinledik, yorumlarını aldık, önerilerini toparladık. Bu topladığımız bilgilerle, önerilerle 25 Aralık’taki büyük kurultayımızı gerçekleştireceğiz” dedi.
“DEMOKRASİDEN, EMEKTEN, BARIŞTAN YANA OLAN TÜM KESİMLERİ KURULTAYIMIZA BEKLİYORUZ”
Yapılacak kurultaya ilişkin bilgi de veren Cuma Erçe, son olarak şunları aktardı:
“Yaptığımız geziler 25 Aralık’tan sonra da devam edecek. Önümüzde Maraş Katliamı var. Katliam’da yaşamını yitirenleri anmak için Maraş’ta olacağız. Ertesi gün de İstanbul’a kurultaya geleceğiz. Kurultaya kadar dernekleri, cemevlerini gezmeye devam edeceğiz. Sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, demokratik kitle örgütlerine, siyasi partilere, sanat camiasına, yöre derneklerine her kesime çağrı yapıyoruz. Kurultayın ana gövdesini Aleviler ve yol önderleri oluşturacak. Demokrasiden, emekten, barıştan yana olan tüm kesimleri kurultayımıza bekliyoruz. Kurultayımızı yaptıktan sonra gezilerimiz bu sıklıkla olmasa da devam edecek. Gidemediğimiz, ulaşamadığımız yerlere yoğunlaşacağız.
“KURTULUŞ SADECE ALEVİLERİN TALEPLERİNİN KARŞILANMASI İLE OLMAYACAK”
Biz Aleviler olarak Cumhuriyetin birinci yüzyılında uğradığımız katliamları, haksızlıkları Cumhuriyetin ikinci yüzyılında yaşamak istemiyoruz. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken de güçlü bir deklarasyonla girmek istiyoruz. Bizler eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz. Laik, demokratik, barış ve emek eksenli mesajlar vermek istiyoruz. Kurtuluş sadece Alevilerin taleplerinin karşılanması ile olmayacak. Yaşadığımız süreçte hepimizin midesini bulandıran bebek yaşta çocuklara yapılan tacizlerin, tecavüzlerin ortadan kalkmadığı bir Türkiye’de, Aleviler haklarını alsa ne olur, neye yarar? Bir tarafta savaş devam ediyorken bir tarafta yoksulluk, açlık, sefalet sürüyorken zorunlu din dersleri kaldırılsın, Diyanet kapatılsın demekle sınırlı bir durum değil. Laik ve demokratik bir ülke talebimizi öne çıkarmak, eşit yurttaşlık talebimizi öne çıkarmak durumundayız. Tabii ki diğer taleplerimiz bizim kırmızı çizgimizdir, vazgeçilmezimizdir ama sadece toplumun bir kesimini değil tamamını ilgilendiren meseleleri konuşmak ve deklarasyonunuza yansıtmak durumundayız.”
PİRHA-AKP’nin son süreçte Alevilere yönelik attığı adımları samimiyetsiz bulan Abdal Musa Dergahı Postnişini Hüseyin Eriş, “Alevi toplumunu ilgilendiren bu yasayı kabul etmek mümkün değil. Devletten, düzenden herhangi bir sözleşmeli veya sözleşmesiz statü ve herhangi bir ücret istemiyoruz. Bizden alınan vergileri de Diyanete helal etmiyoruz” dedi.
Abdal Musa Dergahı Postnişini Hüseyin Eriş, büyük tepkilere rağmen AKP tarafından Meclis’ten geçirilen torba yasa ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Meclis’ten geçen yasayı tanımadıklarını ifade eden Eriş, şunları söyledi:
“Gerçekten Alevi toplumunu ilgilendiren bu yasayı kabul etmek mümkün değil. Sana ne? Niye karışıyorsun bizim ibadetimize, inancımıza? Burada yapılmak istenen nedir? Her zaman söylediğim gibi samimiyet yok. Bu samimiyetsizliktir. Alevi inancını İçişleri Bakanlığına, Kültür Bakanlığına bağlı bir daireye ve Cumhurbaşkanlığına bağlamak kimsenin haddine mi? Bizim inancımızı böyle dairelere bağlamak, torbalara koymak olabilir mi? Bizimle dalga geçildiğini düşünüyorum. Gerçekten samimi olmadıklarını düşünüyorum.”
“DİYANETE HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ”
Torba yasa konusunda Alevi toplumunun da aynı şeyleri düşündüğünü söyleyen Eriş, Bu torba yasanın en çoğu, fakiri ilgilendiren tarafı, sözleşmeli babalara, dedelere maaş verilmesi konusu. Size ne? Dedelerin inancıyla yolu dizayn etmek sizin haddinize mi? Bırakın bu işleri. Bir derdiniz, oy kaygınız varsa başka yönlerden halletmeye bakın. Biz devletten, düzenden herhangi bir sözleşmeli veya sözleşmesiz statü ve herhangi bir ücret istemiyoruz. Bizimle oynamayın. Biz sizden hiçbir hak talep etmiyoruz ama şunu da söylüyoruz. Bizden alınan vergileri Diyanete hakkımızı helal etmiyoruz.”
PİRHA-ABF Genel Başkan Yardımcısı ve PSAKD Kadıköy Şubesi Başkanı İbrahim Karakaya, İnsan Hakları Haftası kapsamında Alevilerin maruz bırakıldığı hak ihlallerini PİRHA’ya değerlendirdi. Karakaya, “Sistem bu hak ihlallerine karşı bir iyileştirme değil, mevcut hakları her döneminde de gasp etmeye yönelik bir çalışma içinde olmuştur. Son olarak açılım diye hak ihlallerini biraz daha katmerleştirdiler. Aynı zamanda hak ihlalini bir de anayasal güvence altına aldılar” dedi.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul edilmesi ile birlikte insan hakları bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla, 10 Aralık tarihi “Dünya İnsan Hakları Günü”, 10 Aralık ile başlayan hafta ise ülkemizde ve bütün dünyada “İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası” olarak kutlanıyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi Başkanı İbrahim Karakaya, İnsan Hakları Haftası ile Alevilerin uğradığı hak ihlallerine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Karakaya ayrıca 25 Aralık günü İstanbul Yenikapı’da düzenlenecek Alevi kurultayına da çağrı yaptı.
“ALEVİLER EN BÜYÜK HAK İHLALİNE UĞRAYAN TOPLUMSAL KESİMLERDEN BİRİDİR”
Karakaya, Alevilerin bu ülkede en çok hak ihlaline uğrayan toplumsal kesimlerden biri olduğunu kaydetti. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) sloganını da hatırlatan Karakaya, şöyle konuştu:
“İnsan Hakları Derneği’nin, “İnsan, haklarıyla insandır” diye bir sloganı var. Bu çok doğru bir slogan aslında. İnsan olmaktan kaynaklı haklarınızı kullanamıyorsanız, hak ihlallerine uğramış sayılıyorsunuz. Grupsal anlamda yaşadığınız hak ihlallerinin bir toplumsal uzlaşısı vardır. Ama esas olan sistem, devletle olan ilişkilerinizdeki ihlal çok önemli. Devlet, yasalarla kendisini tanımlar. Dolayısıyla devletin yaptığı ihlallerdir aslında insan hakları ihlalleri noktasında bizim esas almamız gereken şey. Türkiye’de her toplumsal kesimin özellikle devletle kurduğu ilişki noktasında çok büyük mağduriyetler var.
Osmanlı dönemine gitmemek gerekir. Çünkü orası farklı bir siyasal sistem ve oradaki mağduriyetler katliamlarla sonuçlanmış. Cumhuriyet kendisini yasayla biraz daha bağlı kılan bir rejimin adı oldu ama ne yazık ki cumhuriyetle birlikte zaten kuruluş felsefesi açısından bir hak ihlali var. Çünkü Alevilik yasaklı bir inanç haline getiriliyor ve dolayısıyla o günden bugüne kadar da Aleviler sistem, devlet açısından baktığınızda en büyük hak ihlallerine uğrayan toplumsal kesimlerden bir tanesidir. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin, kiminle konuşursanız konuşun mutlaka anlatacağı bir hak ihlali hikayesi vardır. Alevi olduğunu gizlemekten tutun da kamuda kendisini saklamaktan, kendi köyüne hizmetin götürülmemesine varıncaya kadar birçok şeyi anlatır. Dolayısıyla bunlar üst üste geldiğinde Aleviler büyük hak ihlallerinin mağduru olan bir toplumsal kesim halindedir.”
“HAK İHLALLERİNİ ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALDILAR”
AKP’nin Alevilere yönelik attığı son adımları da değerlendiren Karakaya, “Şimdi yeni bir dönemde bir açılım yaptı ama bu açılım daha tehlikeli. Yani açılım diye kendilerinin ifade ettiği aslında hak ihlallerini biraz daha katmerleştirdiler” dedi.
Meclis’ten geçen torba yasa ile çıkarılan cumhurbaşkanı kararnamesini tanımadıklarını belirten Karakaya, şunları söyledi:
“Aleviler bu hak ihlallerine karşı sürekli mücadele ediyor. Özellikle 30-40 yıldır örgütleri üzerinde mücadele ediyor. Eşit haklar ve eşit yurttaşlık ile ilgili çalışma yürütüyorlar Ama sistem bu hak ihlallerine karşı bir iyileştirme değil, mevcut hakları her döneminde de gasp etmeye yönelik bir çalışma içinde olmuştur. 2009-2010 yılındaki açılıma baktığınızda da bunu görmek lazım. Çünkü orada aldığı hiçbir talebi yerine getirmeme üzerine kendisini konumlandırdı. Şimdi yeni bir dönemde bir açılım yaptı ama bu açılım daha tehlikeli. Yani açılım diye kendilerinin ifade ettiği aslında hak ihlallerini biraz daha katmerleştirdiler.
“TORBA YASA ALEVİLER AÇISINDAN YOK HÜKMÜNDEDİR”
Aynı zamanda hak ihlalini bir de anayasal güvence altına aldılar işin doğrusu. Yani bu kadar tehlikeli bir durumdayız bu noktada. Bizim mücadeleyle kazandığımız haklarımızı aldılar. Onu devletin güdümünde farklı bir konuma soktular. Yani elektrik, su faturası, imardaki değişiklikler vs. bizim kazandığımız şeylerdi. Cemevlerimizi tanımlamayarak, tanımayarak bir hak ihlali daha yaşattı bize. Aleviler açısından geride bıraktığımız yüz yıl hak ihlalleriyle dolu. İkinci yüzyılda bunları yaşamamak için bütün Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz. Torba yasası ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne karşı olduğumuzu dile getirdik. Bu yasa Aleviler açısından yok hükmündedir. Bizim açımızdan meşru değildir. Dolayısıyla bu yasayı tanımıyoruz.”
“25 ARALIK’TA ‘LAİK, DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE’ TALEBİMİZİ DİLE GETİRECEĞİZ”
İbrahim Karakaya son olarak 25 Aralık’ta İstanbul’da gerçekleştirilecek olan Alevi kurultayına da çağrıda bulundu.
Karakaya, “Bütün bunları hem halkımızla paylaşmak, Türkiye’deki bütün kamuoyuna anlatmak adına öncelikle bölge toplantıları yapılıyor. Alevi örgütleri olarak 25 Aralık’ta da bu ülkedeki bütün vicdan sahipleriyle, siyasi partilerle, sanatçılarla, yazarlarla, akademisyenlerle, meslek odaları, sendikalarla, demokratik kitle örgütleriyle, yerel derneklerle bir araya gelip, laiklik ve demokrasi için buluşacağız. Yenikapı’da büyük Alevi kurultayı yapmış olacağız. Bütün canlarımızı da bekliyoruz. Burada hem sözümüzü söyleyeceğiz hem de ikinci bir yüz yıla girerken yalnız Aleviler için değil bir arada yaşamı savunan herkes için laik, demokratik bir Türkiye talebimizi dile getireceğiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve torba yasaya tepki gösteren Alevi yurttaşlar, “Yapılmak istenen şey Alevi inancına kayyım atamaktır. Aleviler devletin tekeline girecek, biz buna karşıyız. Biz Aleviler olarak herkes gibi eşit haklar istiyoruz” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve torba yasaya yönelik Alevilerin tepkisi sürüyor.
Alevi örgütleri, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapacakları kurultay öncesinde AKP iktidarının Alevi politikalarını halka anlatmak için bölge toplantıları gerçekleştiriyor.
“CEMEVLERİNİN İBADETHANE OLARAK KABUL EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”
Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini istediğini söyleyen Alevi yurttaş Yıldırım Beyazgül, “Eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz, biz de bu ülkenin vatandaşıyız. Bütün vatandaşlık görevlerimizi yerine getiriyoruz, o yüzden devletten beklentilerimiz var. Meclisten geçirilen torba yasayı da kesinlikle kabul etmiyoruz. Devlet kendi Alevilerini yaratmak istiyor, kendi istedikleri şekilde hareket eden Alevilik istiyorlar” diye belirtti.
Alevi inancının devlet tekeline girmesine karşı olduğunu ifade eden Nurşen Akbal da, “Yapılmak istenen şey Alevi inancına kayyım atamaktır ve Aleviler devletin tekeline girecek, ben buna karşıyım. Bütün Alevilerin bu politikalara karşı çıkması lazım” dedi.
“ALEVİLER OLARAK EŞİT HAKLAR İSTİYORUZ”
Torba yasaya karşı olduğunu belirten Ali Ekber Beyazdağ ise, “Aleviler kendi inancını yerine getiriyor, zaten o yüzden biz kesinlikle torba yasa istemiyoruz. Biz Aleviler olarak herkes gibi eşit haklar istiyoruz. Dedelere maaş verilmesi, cemevlerinin elektrik ve su parasının karşılanmasına gerek yok. Biz her şeyin adaletli ve eşit olmasını istiyoruz. Sonuçta bu topraklarda Aleviler de yaşıyor” diye ifade etti.
AKP iktidarının Alevi politikalarını kaygı verici gördüğünü vurgulayan Ali Asker Güngör de şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesinin Aleviliği, hem inançsal olarak hem de kurumsal olarak tamamen devletin içerisine çekerek asimile etme politikası olarak görüyorum. Alevilik tarih boyunca hep merkezi sistem dışında, ahlaki-politik bir toplum olarak bugüne gelmiştir. 20 yıl içerisinde tükenmiş iktidarın seçim yatırımı olarak değerlendiriyorum. Bütün Alevilerin bu politikalara karşı uyanık olması gerektiğini düşünüyorum.”
PİRHA-AKP’nin torba yasa içerisinde getirdiği cemevlerine ilişkin düzenlemelere dair konuşan Ali Tanrıverdi, bu süreçte yerel yönetimler yasasına yoğunlaşılması gerektiğini belirterek, “Belediyelerin kendi asli görevlerini yapmaları konusunda önüne projeler konulursa ve bu siyasal olarak da dayatılırsa zaten yasal olarak yapmak zorundalar. Yeni bir torba yasaya ihtiyaç yoktur” dedi.
Mersin Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Ali Tanrıverdi, Alevilerin yoğun tepkilerine karşın AKP-MHP ortaklığıyla meclisten geçen ve içinde cemevlerinin elektrik, su ve imar yasasının da yer aldığı torba yasaya ilişkin PİRHA’ya konuştu.
ALEVİ TOPLUMUNUN KİŞİLİĞİYLE OYNANMAK İSTENİYOR
Alevi toplumunun 30 yıldan beri meşru bir mücadele sürdürdüğünün altını çizen Tanrıverdi, yok sayılan, inkar edilen Alevi toplumunun örgütlenmesi sonucunda kendilerini görünür duruma getirdiğini belirtti.
İktidarın Alevi toplumunu kendi inisiyatifine almak ve kendi Alevisini yaratmak gibi projeler üretmeye başladığını aktaran Tanrıverdi, “Cumhurbaşkanı Kararnamesi’yle çıkan torba yasası bir yanda Alevi toplumunun kişiliğiyle oynamak, diğer yanda kırıcı bir şekilde bir torba içerisine koyarak Aleviliği kabullenmek gibi bir yönteme başvuruldu ve bu yönteme başvurulurken de bir takım olanaklar sağlayacağını vadederek taraftar kazanmaya çalışıyor” dedi.
“DEMOKRASİ GÜÇLERİYLE DAYANIŞARAK BUNU BOŞA ÇIKARMALIDIR”
Çıkarılan yasalarda kazanılan hiçbir hakkın olmadığını vurgulayan Tanrıverdi, şunları ifade etti:
“Tam tersine bugüne kadar meşrulaşan Alevi toplumunun görünürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik olan bir projedir. Yani meşrulaşan Alevi örgütlüğünü kendi kontrolüne almak ve sistemin istediği şekilde yönetmeyi amaçlayan bir tasarıdır, bir kararnamedir. Cemevi örgütlenmelerini ve Alevilerin diğer örgütlülüklerini boşa çıkararak sistemin örgütlenmelerine doğru gidiliyor. Bu, Alevi toplumu için çok önemli bir aşamadır. Geçmişteki kazanımları bertaraf etmeye yönelik bir noktaya gelinecek. Bu senaryoya karşı Alevi toplumu örgütlüğünü güçlendirerek, gerçek taleplerini dillendirerek ve demokrasi güçleriyle dayanışma içerisinde bulunarak bunu boşa çıkarmalıdır.”
“BÖL, PARÇALA, YÖNET ANLAYIŞI DEVREDE”
Torba yasasının amacına ulaşamayacağı ama beraberinde çok sinsi bir şekilde bir tartışmayı da Alevi toplumun içerisinde yaygınlaştırmayı hedeflediğine işaret eden Tanrıverdi, “Böl, parçala, yönet anlayışı devrede. Bu süreci iktidarın bir propaganda aracına dönüştürecekler ve yanıltıcı bazı siyasi argümanlarla Alevi toplumuna ulaşmaya çalışacaklar. Siyasi bir malzeme olarak kullanacaklar” değerlendirmesinde bulundu.
“İMAR YASASINA CEMEVİNİN EKLENMESİYLE BU SORUNLARIN HEPSİ KENDİLİĞİNDEN ÇÖZÜLÜR”
Avrupa Birliği (AB) uyum yasaları çerçevesinde yerel yönetimlere dair yasa çıkarıldığını, bu yasalar çerçevesinde yerel yönetimlere, cemevlerinin gerek yapım aşamasında, gerek katkılarında, gerekse diğer ihtiyaçlarının karşılanması noktasında büyük bir yükümlülük ve sorumluluklar getirdiğini söyleyen Tanrıverdi, şunları aktardı:
“Ancak belediye başkanları ve belediye yönetimleri bunu bildikleri halde, bireysel birer lütufmuş gibi lanse ettirmeye çalışılıyor ve bu konuda siyaset yürütüyorlar. Aslında bu lütuf değil, belediye yasasının, anayasanın 127. Maddesi’nde yer alan ‘Beldenin ortak müşterek ihtiyaçlarını karşılamak için her türlü çalışmayı yapar, yürütür’ hükmüne rağmen belediyeler işlerine gelmediği için cemevleriyle ilgili olarak ‘yasal engel vardır, şu vardır, bu vardır’ demektedir. Yine imar yasasında, ibadethaneler belirtirken parantez içinde cemevinin eklenmesiyle bu sorunların hepsi kendiliğinden çözülür. Ama yapılması gereken yapılmıyor. Başka yönlere çekerek tartışma konuları yaratılmaya çalışıyor.
Kamuoyu da, bu konular üzerinde fazla yoğunlaşılmadığı için, söyleneni doğru kabul ettikleri için sıkıntılar yaşanıyor. Bunun kaynağı da örgütlenmelerimizin yetersiz olmasıdır. Aslında özellikle yerel yönetimler üzerinde yoğunlaşarak, belediyelerin kendi asli görevlerini yapmaları konusunda önüne projeler konulursa ve bu siyasal olarak da dayatılırsa zaten yasal olarak yapmak zorundalar. Yeni bir torba yasasına ihtiyaç yoktur.”
PİRHA- ‘Türkiye’de Ayrımcılık Araştırması Kasım 2022’ raporunu hazırlayan Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nin yönetim kurulu üyesi Nejat Taştan, “Ayrımcılığı önlemekle yükümlü olan devletin kendisi hiçbir şey yapmıyor. Alevilerin ibadethanesi olan cemevini, bir kültürel mekan gibi kabul etmek ve bunu bir de yasalara yazmak inanç özgürlüğünün ihlalidir” dedi.
Eşitlik İzleme Merkezi, Ankara’da düzenlediği basın toplantısıyla kuruluşunu açıkladı. Merkez, Türkiye’de ayrımcılığa uğrayanların adalete erişiminin güçlendirilmesi için ulusal ve uluslararası alanda faaliyet yürütecek.
Merkez açılışında, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nin (ESHİD) ‘Türkiye’de Ayrımcılık Araştırması Kasım 2022’ raporunu da açıkladı.
Raporda yer alan verilere göre, Türkiye’de siyasi görüşünden dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünenlerin oranı yüzde 54,3 oldu. Ankete katılanların yüzde 25,8’i etnik kökene dayalı ayrımcılığa her zaman maruz kaldığını belirtirken, yüzde 26,5’i dini inanca veya inançsızlığa dayalı ayrımcılığa, yüzde 36,6’sı da göçmen olduğu için ayrımcılığa maruz kaldığını söyledi. Cinsiyete dayalı ayrımcılığa uğradıklarını düşünenlerin oranı yüzde 36,3 oldu.
Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD) yönetim kurulu üyesi Nejat Taştan, hazırladıkları rapora ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“HER ALANDA AYRIMCILIK 2018 YILINA GÖRE ÇOK FAZLA ARTMIŞ DURUMDA”
2018 yılından bu yana ‘Ayrımcılık algısı’ üzerine her yıl rapor hazırladıklarını kaydeden Taştan, “Türkiye’de toplum ayrımcılık konusunda ne düşünüyor? Ayrımcılığın ne kadar yaygın olduğunu düşünüyor? Hangi temellerde yapıldığını düşünüyor? Ayrımcılığa uğrayan insanlar haklarını arayabiliyor mu? Raporumuzda buna bakmaya çalışıyoruz. Açıkladığımız raporun sonuçlarına göre hemen her alanda ayrımcılık 2018 yılına göre çok fazla artmış durumda. Rapor vahim bir tabloya işaret ediyor fakat buradaki tek problem ayrımcılığın artması değil” dedi.
“AYRIMCILIĞI ÖNLEMEKLE YÜKÜMLÜ OLAN DEVLETİN KENDİSİ HİÇBİR ŞEY YAPMIYOR”
Ayrımcılıkla ilgili devletin de, eşitlik kurumunun da bir şey yapmadığını belirten Taştan, “Araştırma bize bir şeyi daha gösterdi. Ayrımcılığı önlemekle yükümlü olan devletin kendisi hiçbir şey yapmıyor. Türkiye’de ayrımcılığı önlemekle yükümlü bir eşitlik kurumu var. O da kendi görevlerini yapmıyor. İnanç ayrımcılığı üzerinden baktığımızda şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz: Türkiye bütün uluslararası kuruluşlara verdiği beyanlarda, ‘Biz de ayrımcılık yok’ diyor. Ama bakıyoruz ki devlet bir veri toplamıyor. Alanda ne oluyor, bilemiyoruz. Devlet sadece bir inkar politikası yürütüyor. ‘Biz de ayrımcılık olmaz’ diyor. Türkiye’de olduğu kabul edilen ayrımcılığı, devlet kendisinin hiçbir rolü, fonksiyonu yokmuş, fail kendisi değilmiş toplumsal hayatta Ahmet, Ayşe’ye ayrımcılık yapıyormuş gibi gösteriyor. Kendi rolünü gündelik ilişkilerdeki ayrımcılığın üzerine yıkmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Hazırladıkları raporda, devlete bağlı kurumlarda yapılan ayrımcılığın özel sektöre göre daha fazla olduğunu belirten Nejat Taştan, ülkedeki farklı inançlara sahip birçok insanın eğitim, istihdam, sağlık, barınma gibi konularda çok fazla ayrımcılığa uğradığını söyledi.
Yaptıkları araştırmaya dair bilgiler vermeye devam eden Taştan, “Yine yaptığımız araştırmada insanların kendini güvende hissetmediği ortaya çıkıyor. Toplum yasaların kendisini korumadığını düşünüyor. Kurumların işlevini yerine getirmediğini söylüyorlar ve ayrımcılık yapanların cezasız kaldığını düşünüyorlar. Buna bağlı olarak da hak aramaktan da imtina ediyorlar. 2018 yılından bu yana yaptığımız 3 araştırmada da bu veriler net olarak ortaya konuluyor. Sünni İslam dışındaki bütün mezheplere, inançlara, inançsızlıklara bakıp bir tablo çıkartması gereken devlet, var olan ayrımcılığı inkar etmekle yetiniyor” şeklinde konuştu.
“DEVLET SON ÇIKARDIĞI YASAYLA, BİR İNANCI KÜLTÜREL DEĞER HALİNE GETİRDİ”
Geçtiğimiz aylarda cemevlerine yönelik yapılan saldırılara ve Meclis’e gelen torba yasa ile birlikte kurulan Alevi Bektaşi Kültür Başkanlığı birimine de değinen Taştan, sözlerine şöyle devam etti:
“İnanç mekanlarına yönelik her saldırıda devlet durumları yaptıkları açıklamada, ‘Akli dengesi yerinde olmayan biri, mahalledeki çocuklar ya da sarhoş olan birisi yapmıştır’ diyor. Alevilik konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği zorunlu din dersleri ile ilgili kararlar var. Cemevleri kararları var, ibadethane olarak tanınmalı deniyor. Alevilik bugüne kadar bir inançtı. Devlet son çıkardığı yasayla, bu inancı bir kültürel değer haline dönüştürmeye çalıştı. Yani devlet, bir inancı inanç olmaktan çıkardı bu yasayla ve hiç kimseden ses çıkmadı.
Örneğin Türkiye İnsan Hakları Ve Eşitlik Kurumu’nun (TİHEK) görevlerinden birisi Meclis’in yasa çalışmalarını izlemek ve o yasa çalışmaları ile ilgili görüş bildirmek. Yani ayrımcı bir hükmün yasalaşmasını engellemeye çalışmakla ilgili bir görevi var. Ancak bu yasa ile ilgili hiçbir görüş açıklamadı. Mahkemelere düşen Alevilere yönelik saldırı davalarının hiçbirisine görüş vermiyor. Eğer bir eşitlik kurumu bunları yapmayacaksa, farklı özelliklere, farklı kimliklere sahip insanları koruyamayacaksa bu kurumu feshetmek en doğrusu.”
“DEVLET BAŞKA BİR İNANÇ, KİMLİK YOKMUŞ GİBİ DAVRANIYOR”
Devletin Aleviler içerisinde birtakım işbirlikçiler bulduğunu ve iyi bir şey yapıyormuş gibi lanse ettiğini kaydeden Taştan, son olarak şunları kaydetti:
“Bütünsel bir yok sayma hali var. Bir başka kimlik yokmuş gibi davranılıyor. Bir Hristiyan’ın, Alevinin verdiği vergi ile Diyanet İşleri Başkanlığı Sünni anlayış için çalışmalar yapıyor. Sünniler dışındaki tüm inançlar, mezhepler yok sayılıyor. Cumhurbaşkanı, ‘Bu ülkede farklı inançlara mensup kişilerin hakkı bana ait’ diye açıklama yaptı. Hayır, böyle bir şey olamaz. Hukukun, yasaların herkesi eşit bir şekilde kapsaması gerekiyor. Yasaların herkesi eşit bir şekilde koruması gerekiyor ama Türkiye’de böyle bir ortam yok. Alevilerin ibadethanesi olan cemevini, bir kültürel mekan gibi kabul etmek ve bunu birde yasalara yazmak inanç özgürlüğünün ihlalidir.”
PİRHA-Alevi örgütleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve torba yasaya yönelik Varto’da PSAKD Varto Cemevi’nde toplantı yaptı. Toplantıda konuşan Alevi kurum başkanları devletin bir inancı tarif etmemesi gerektiğini belirttiler.
Alevi örgütleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve torba yasaya yönelik Varto’da PSAKD Varto Cemevi’nde toplantı yaptı.
Toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleşo ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Yöneticisi Binali Efe konuşmacı olarak katıldı. Toplantıya halkın da ilgisi yoğundu.
“ALEVİLER YOK SAYILMAYA DEVAM EDİLİYOR”
Alevilerin geçmişte olduğu gibi bugünde yok sayılmaya devam edildiğini söyleyen Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Cumhurbaşkanı, Hüseyin Gazi, Hacıbektaş ve Şahkulu Dergahı’nda Alevilerin sorunlarını çözeceğim diye müjde vermeye çalıştı ancak verilmek istenen müjdenin inanıcımızı ve ibadethanemizi yok saydığının müjdesiydi. Bizi yok sayan, bizi görmemezlikten gelen anlayış yetmiyormuş gibi bu kez de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Daire Başkanlığı kurarak kuşaktan kuşağa aktarılan inancımızı bir daire içine hapsederek kontrol altına almaya çalışıyorlar” diye belirtti.
“DEVLET BİR İNANCI TARİF ETMEMELİ”
Devletçi bir Alevilik yaratılmaya çalışıldığını ifade eden Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez de, “Aleviliğin kendi içerisindeki çeşitliliğini yok ederek bizlere ‘Biz devlet olarak böyle düşünüyoruz, Aleviliğin böyle olması lazım’ diyorlar biz de bu anlayışa karşı çıkıyoruz. Biz ülkenin laik ve demokratik bir yapıda olmasını istiyoruz. Devlet asla bir inancı tarif etmeye ve nasıl olması gerektiği konularında söz sahibi olmamalı. Alevi toplumu bizim ibadethanemiz cemevleridir diyorsa bu sorun burada bitmiştir kimse bunu tartışamaz” dedi.
Alevi inancını Alevi olmayanların tanımlamaya ve tarif etmeye çalıştığını vurgulayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu ise, “Aleviler kendi inancını başkalarının tarif etmesine karşı çıkıyor. Bugün devleti elinde tutanlar herkesin Türk ve Hanefi olmasını istiyor. Bu ülkede sadece Türkler yok, sadece Hanefi mezhebi de yok. Ama insanları bir kalıbın içerisine sokarsanız orada barış olmaz. Sistemler toplumu dizayn etmek için zorla ve baskıyla insanları bir kalıba koyar. Eğer bir ülkede demokrasi sorunu yaşanıyorsa bu tamamen sistemin yarattığı bir sorundur. Halkların böyle bir sorunu yoktur. Aslında sorun üreten sistemdir, herkes kendi inancını kimseye sormadan yapıyor ama devlet diyor ki sen benim istediğim gibi yapacaksın” diye konuştu.
Toplantı, katılımcıların fikirlerini ve önerilerini paylaşmasının ardından sona erdi.
PİRHA-Alevi örgütleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve torba yasaya yönelik Dersim’de Belediye Konferans Salonu’nda toplantı gerçekleştirdi. Alevilerin taleplerini yok sayan bir anlayışla karşı karşıya olduklarını belirten Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Alevilerin taleplerini yok sayan ve görmemezlikten gelen iktidar sanki Alevilerin talepleri sadece cemevlerinin elektrik, su ve bakımıymış gibi bir algı yaratmaya çalışıyor” dedi.
Alevi örgütleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve torba yasaya yönelik Dersim’de Belediye Konferans Salonu’nda toplantı gerçekleştirdi.
Toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez konuşmacı olarak katıldı. Toplantıda, ‘Alevi örgütleri bölge toplantıları, Alevi inancına yönelik yeni yasal düzenlemeler ’ pankartı açıldı.
“DEVLETİ YÖNETENLER ALEVİ İNANCINI TARİF ETMEYE ÇALIŞIYOR”
Alevilerin taleplerini yok sayan bir anlayışla karşı karşıya olduklarını belirten Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “2002 yılında iktidara geldiklerinde toplumun farklı kesimlerine demokrasiden ve özgürlüklerden bahseden AKP iktidarı her geçen gün baskı, yok sayma ve inkâr politikalarını uygulamaya devam etti. Devleti yönetenler Alevileri ve Alevi inancını tarif etmeye çalıştılar. Bizleri yok sayan, dergâhlarımızı ve ziyaretgâhlarımızı yok sayan anlayış bugünde bizlere inancımızı tarif etmeye kalkıştılar. Alevilerin taleplerini yok sayan ve görmemezlikten gelen iktidar sanki Alevilerin talepleri sadece cemevlerinin elektrik, su ve bakımıymış gibi bir algı yaratmaya çalışıyor” diye belirtti.
Sistemin herkesin Türk, Müslüman ve Hanefi olma zorunluluğunu dayattığını dile getiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu ülkede dili, inancı farklı olan herkes bu ülkenin sahibidir. Bizim talebimiz bütün inançların ve kimliklerin anayasal güvence altına alınmasıdır. Bu sistemde Türk, Müslüman ve Hanefi olmayan hiçbir inancı da kimliği de tanımıyor. Eğer bu ülkede demokrasi ve barış olacaksa her kimliğin anayasal güvenceye kavuştuğu gün ve herkesin kendi inancını, dilini, kültürünü kendinden sonraki nesillere anlattığı ve yaşattığı gün demokrasi olur. Kendisini ocak evladı, pir ve Alevi sayıp gidip Muaviye’nin sofrasından lokma yiyen asla bizden olmaz. Bugün haram lokma peşinden koşanlar kendi inancını yok etmekle görevli olanlardır” dedi.
“CEMEVLERİNİ İBADETHANE OLARAK TANIMAYAN YASA BİZİM İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR”
Avrupa’da ki Alevi örgütlerinin Alevi inancıyla ilgili kazanımlarının Türkiye’yi rahatsız ettiğini söyleyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, “AKP iktidarı sürekli Alisiz Alevilik tartışmaları yaratarak Alevilerin birbirleriyle kavga ettirmeye ve Alevilerin haklarını teolojik bir noktadan tutarak hukuksal alanlardaki kazanımlarını kaybettirip Alevileri kendi içerisinde parçalamaya çalışıyor. Konu Aleviler olunca inkarcılık hat safhada. Aleviler ciddi anlamda siyasal ve hukuksal sorunları var ve bu sorunların çözüleceği yer parlamentodur. Cemevlerinin ibadethane olup olmadığını bir hükümet belirleyemez bir topluluk nereyi ibadethane olarak gösteriyorsa devlet ona saygı göstermek zorunda. Cemevlerini ibadethane olarak tanımayan yasa ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi bizim için yok hükmündedir” diye konuştu.