Etiket: tülay hatimoğulları

  • Hatimoğulları ve Beştaş: Madımak’la gerçek yüzleşme sağlanmadan adalet tesis edilemez-VİDEO

    Hatimoğulları ve Beştaş: Madımak’la gerçek yüzleşme sağlanmadan adalet tesis edilemez-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Madımak Katliamı’nın 33. yılında Sivas’ta yaptıkları açıklamada, Madımak’ın resmen “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi, TBMM’de Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurulması ve insanlığa karşı işlenen suçlarda cezasızlık politikasına son verilmesi çağrısında bulundu.

    Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Sivas’ta Madımak Oteli önünde yapılan anma programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, katliamla yüzleşilmeden toplumsal barışın sağlanamayacağını vurguladı.

    “TBMM HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURMALI”

    Tülay Hatimoğulları, aradan 33 yıl geçmesine rağmen katliamın acısının ilk günkü gibi canlı olduğunu belirterek, davanın zaman aşımıyla kapatılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Türkiye’nin Sivas başta olmak üzere Koçgiri, Dersim, Çorum ve Gazi gibi katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, TBMM’nin resmi bir Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurmasını istedi.

    Hatimoğulları, “Sivas Katliamı başta olmak üzere Alevilere ve insanlığa karşı işlenmiş bütün suçlarla yüzleşilmeli, devlet resmi özrünü dilemelidir” dedi.

    “MADIMAK HALKIN VİCDANINDA ZATEN BİR UTANÇ MÜZESİ”

    Madımak Oteli’nin yıllardır “Utanç Müzesi” yapılması talebinin karşılanmadığını belirten Hatimoğulları, Alevi kurumlarının anma günü otelin duvarına “Madımak Utanç Müzesi” tabelası asmasının önemli bir irade beyanı olduğunu söyledi.

    Hatimoğulları, “Olması gereken bunun devlet eliyle yapılmasıydı. Ancak Alevi toplumunun vicdanında burası zaten bir Utanç Müzesi’dir” ifadelerini kullandı.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, bu nedenle zaman aşımının uygulanamayacağını belirtti.

    Katliam hükümlülerinden bazılarının Cumhurbaşkanı affıyla tahliye edilmesini de eleştiren Hatimoğulları, bunun adalet duygusunu zedelediğini söyledi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILAR SÜRÜYOR”

    Konuşmasında Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinen Hatimoğulları, Lazkiye, Hama, Humus ve diğer bölgelerde Alevilerin hedef alınmaya devam ettiğini ifade etti.

    Alevi kadınların kaçırıldığı ve inanç değiştirmeye zorlandığı yönündeki iddialara dikkat çeken Hatimoğulları, uluslararası insan hakları örgütleri ile Alevi kurumlarına dayanışma çağrısı yaptı.

    Hatimoğulları, bu coğrafyada en ağır bedelleri ödeyen toplumsal kesimlerden ikisinin Kürtler ve Aleviler olduğunu belirterek, barış ve demokratik toplumun inşasında ortak mücadele çağrısında bulundu.

    Farklı halkların ve inançların eşit yurttaşlık temelinde yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet hedefini savunduklarını söyleyen Hatimoğulları, “33 canımızı unutmadık, unutturmayacağız” dedi.

    BEŞTAŞ: CEZASIZLIK YENİ KATLİAMLARIN ÖNÜNÜ AÇIYOR

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Türkiye’de katliamlarla yüzleşilmediği sürece demokratik bir geleceğin kurulamayacağını söyledi.

    Madımak Katliamı’nın cezasız bırakılmasının yeni katliamların önünü açtığını belirten Beştaş, “Katilleri koruyan her karar, her cezasızlık politikası yeni katliamlara davetiye çıkarmaktadır” dedi.

    “MADIMAK HEPİMİZ İÇİN BİR UTANÇ SAYFASIDIR”

    Madımak’ın hala Utanç Müzesi yapılmamasını eleştiren Beştaş, “33 insan burada vahşice katledildi. Bunu unutturmamak hepimizin sorumluluğudur” diye konuştu.

    Alevilere yönelik ayrımcı politikaların sona ermesi gerektiğini belirten Beştaş, herkesin kendi inancını özgürce yaşayabilmesi gerektiğini ifade etti.

    Beştaş, Alevilere yönelik katliamların da Kürtlere yönelik katliamlar gibi Türkiye’nin yüzleşmesi gereken tarihsel gerçeklerinden biri olduğunu belirterek, bu mücadelede ortak dayanışmanın önemine dikkat çekti.

    PİRHA/SİVAS

  • Hatimoğulları: Barış altın tepside sunulmayacak, mücadeleyle kazanılacak-VİDEO

    Hatimoğulları: Barış altın tepside sunulmayacak, mücadeleyle kazanılacak-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Frankfurt’ta düzenlenen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’nde yaptığı konuşmada, barış sürecinin ilerleyebilmesi için çerçeve yasanın çıkarılması ve Abdullah Öcalan’ın statüsünün netleştirilmesi gerektiğini söyledi. CHP’ye yönelik yargı operasyonlarının barış sürecini sabote ettiğini belirten Hatimoğulları, Dersim’de çeteleşme ve özel savaş politikalarına da dikkat çekti.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’nde yaptığı konuşmada Ortadoğu’daki gelişmelerden Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara, Dersim’deki özel savaş politikalarından Türkiye’de yürütülen barış sürecine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, barışın kendiliğinden gelmeyeceğini belirterek, “Barış altın tepside sunulmayacak. Barış örgütlenerek ve mücadele edilerek kazanılacak” dedi.

    SURİYE’DEKİ ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILARA TEPKİ

    Hatimoğulları, Suriye’de HTŞ yönetimi döneminde Alevilere yönelik saldırıların sürdüğünü belirterek, Lazkiye, Hama, Humus ve Şam’da yaşayan Arap Alevilerin hedef alındığını söyledi.

    Katıldığı bir kadın konferansında Alevi kadınların yaşadıkları katliamları anlattığını aktaran Hatimoğulları, “Onları dinlerken adeta Maraş’ı, Sivas’ı ve Dersim’i yeniden yaşadım” ifadelerini kullandı.

    Kaçırılan Alevi genç kadınlardan biri olan tıp öğrencisi Betül Süleyman’ın durumuna da değinen Hatimoğulları, Alevi kimliği nedeniyle baskı gördüğünü belirterek dayanışma çağrısı yaptı.

    “DERSİM’İ LABORATUVAR GİBİ KULLANIYORLAR”

    1990’lı yıllardaki köy yakma ve zorla göç politikalarının bugün farklı yöntemlerle sürdürüldüğünü söyleyen Hatimoğulları, uyuşturucu, çeteleşme ve özel savaş uygulamalarıyla özellikle gençlerin hedef alındığını ifade etti.

    “Dersim’i adeta bir laboratuvar gibi ele almışlar” diyen Hatimoğulları, gençlerin dilinden, inancından ve toplumsal değerlerinden koparılmaya çalışıldığını belirtti.

    Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarına da değinen Hatimoğulları, bu olayların aydınlatılması gerektiğini belirterek, “Bu ilişkilerin ucu nereye dayanıyorsa soruşturma derinleştirilmelidir” dedi.

    “KAYIP KADINLARI ARIYORUZ”

    Dersim’de kadınların hedef haline getirildiğini ifade eden Hatimoğulları, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş’in isimlerini anarak, “Dersim’in kayıp kızlarını arıyoruz. Kadınları farklı yöntemlerle yok etmeye çalışan anlayışa karşı kadınlar mücadele etmeye devam edecek” diye konuştu.

    “ÖCALAN’IN ÇAĞRISI YERLİ YERİNDE DURUYOR”

    Konuşmasının önemli bölümünü barış sürecine ayıran Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının halen geçerliliğini koruduğunu söyledi.

    Öcalan’ın çağrısının ardından ilgili tarafların bazı adımlar attığını belirten Hatimoğulları, şimdi hükümetin somut adımlar atması gerektiğini ifade etti.

    Hatimoğulları, “Beklenen en önemli adım çerçeve yasanın çıkarılması ve Sayın Öcalan’ın statüsünün yasal ve hukuki bir zemine kavuşturulmasıdır” dedi.

    “CHP’YE YÖNELİK OPERASYONLAR BARIŞI SABOTE EDİYOR”

    CHP’ye yönelik yargı operasyonlarını eleştiren Hatimoğulları, bu müdahalelerin demokratik siyaseti hedef aldığını belirtti.

    DEM Parti olarak bu operasyonlara karşı çıktıklarını ifade eden Hatimoğulları, “Barışın önüne set çekiliyor. Bu operasyonlar barış sürecini sabote ediyor” dedi.

    KAYYUMLARIN KALDIRILMASI VE SİYASİ TUTSAKLARIN SERBEST BIRAKILMASI ÇAĞRISI

    Hatimoğulları, kayyum uygulamalarının sona erdirilmesi, görevden alınan seçilmişlerin görevlerine iade edilmesi ve tutuklu belediye başkanlarının serbest bırakılması gerektiğini söyledi.

    Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını isteyen Hatimoğulları, Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani Davası tutuklularının serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    “BARIŞI HEP BİRLİKTE İNŞA EDECEĞİZ”

    Ortadoğu’nun zor bir dönemden geçtiğini belirten Hatimoğulları, buna rağmen barış mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini selamlayan Hatimoğulları, “Barış bekleyerek gelmeyecek. Kadınların, gençlerin, Alevilerin, farklı halk ve inançların ortak mücadelesiyle inşa edilecek. Bizler karanlığın en koyu anında aydınlığa çıkacağımıza inanıyoruz” dedi.

    PİRHA/FRANKFURT

  • Hatimoğulları: Barış adına adım atılmayan her gün bu ülkeden çalınıyor-VİDEO

    Hatimoğulları: Barış adına adım atılmayan her gün bu ülkeden çalınıyor-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini belirtti. Tülay Hatimoğulları, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenerek, “Bütün programlarınızı bir süreliğine bir kenara bırakın. Meclisin başında durun. Raporun yasallaşması için itici güç olun” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

    15 Mayıs Kürt Dili Bayramı’na değinerek konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, Hawar’la başlayan tarihsel yürüyüşün bugün Perwedeya Kurdî talebiyle sürdüğünü kaydetti. Tülay Hatimoğulları, “Bir dilin 100 yılı aşan bir mücadelesi, bir dilin kendini konuşmadaki ısrarı, bu bir onur mücadelesidir. Bir dili susturmak demek bir halkın hafızasını ortadan kaldırmak demektir. Kürtçe ve tüm anadiller bu coğrafyanın ortak mirasıdır ve anamızın sütü kadar bizlere haktır, helaldir. Kürtçe evde, okulda, hastanede, mahkemede, belediyede, mecliste her yerde yaşamalı. Eğitim hakkına kavuşmalı. Anayasal güvence altına alınmalı. Celâdet Ali Bedirhan şahsında Kürt dilinin yaşaması için emek veren, büyük bedeller ödeyerek dil mücadelesini bugünlere kadar taşıyan herkesi saygıyla anıyorum. Bütün Kürt halkının Kürt Dil Bayramı’nı kutluyorum. Cejna Zımanê Kurdî pîroz be” dedi.

    EŞBAŞKANLARA DÖNÜK CEZA VE KAYYIMLAR

    Geçtiğimiz günlerde ceza verilen Van Cezaevi’nde Hakkari Belediye Eşbaşkanı Mehmet Sıddık Akış’ı ve önceki dönem belediye eşbaşkanı Cihan Karaman’ı ziyaret ettiğini anımsatan Tülay Hatimoğulları, “2014’ten bu yana Hakkari’de seçilen her belediye eşbaşkanı ne yazık ki cezaevini gördü. Dilek Hatipoğlu, Nurullah Çiftçi, Cihan Karaman ve en son Mehmet Sıddık Akış. Geçtiğimiz günlerde Mehmet Sıddık Akış belediye eşbaşkanımıza tam 19,5 sene hapis cezası verildi. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bugünlerde bizler barışı konuşuyoruz. Bugünlerde bizler Türkiye’yi demokratikleştirmeyi konuşuyoruz. Bu verilen cezayı kabul etmek, hele de bu süreçte kabul etmek mümkün değil. Bakın her seçimden sonra halkın iradesi kelepçelendi. Mazbata yerine kayyımlar konuldu. Yıllarca cezaevi, kesintisiz zulüm ve kesintisiz kayyım. Bunlar, hele de tekrar altını özellikle çiziyorum, böylesi dönemlerde kabul edilebilecek konular değildir. Kürt meselesi sandığa Kürt’ün iradesinin cezaevine atılmasıyla sembolleşti. Hukuk bunun neresinde? Bu tastamam zulümdür. Tastamam yok saymadır. Tastamam seçimleri de yok saymaktır. Yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almaktır. Tüm tutuklu seçilmişler derhal serbest bırakılmalı. Kayyım zulmü artık bitmeli. Halkın iradesine ve sandığa saygı gösterilmeli. Bütün seçilmişler görevlerine iade edilmeli. Ve sevgili Sıddık ve Cihan eşbaşkanlarımız başta Hakkari halkı olmak üzere bütün halklarımıza selam ve sevgilerini ilettiler ve ayrıca da Amedspor’un başarısından duydukları büyük mutluluğu ifade ettiler. Onlar mesajlarını iletelim istedi. Ben burada onlar adına bir kez daha onların mesajını iletiyorum ve Amedspor’un başarısını bir kez daha hep birlikte kutluyoruz” diye belirtti.

    DOĞA TALANI

    Doğanın hızla talan edildiğini dile getiren Tülay Hatimoğulları, yaşam alanlarının sermayelere son hızla peşkeş çekildiğine vurgu yaptı. Tülay Hatimoğulları, “Talan edilen yerlerden biri Peri Vadisi. Bu vadi yıllardır kuşatma altında; baraj, HES, av turizmi derken şimdi de JES tehdidi altında. Bingöl’ün, Dersim’in, Elazığ’ın kesişimindeki bu kadim vadi, bereketli topraklarıyla, balıyla, horoz fasulyesiyle, dünyaca ünlü açan bitkileri ve çiçekleriyle çok güzel bir yer. Ve gerçekten gitmeyen, görmeyen varsa içimizde lütfen gitsin ve bu cennet parçası olan doğa harikasını görsün. Ama bu doğa harikasını şimdi zehirlemek istiyorlar. Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu yıllardır bu tehditlere karşı mücadele veriyor. Suyun şirketlere, toprağın sermayeye, doğanın talana açılmasına karşı ortak yaşamı ve temiz bir yaşamı savunuyoruz. Jeotermal, bu vadinin balına hayat veren çiçekleri zehirleyecek. Arılar çiçeğe değil, ölüme konacak. Horoz fasulyesinin kökü kurutulacak. Kalkınma, enerji, yatırım derken anlatılan bu hikâyenin bedelini şirketler değil, başta oranın insanı, köylüsü, orada yaşayan insanlar ve bütün canlılar olmak üzere bütün canlılar coğrafyamızda bunun bedelini en ağır şekilde ödüyor. Varto’nun, Karlıova’nın, Kaynarpınar’ın buna rızası yoktur” sözlerini kullandı.

    Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının satır başlıkları şöyle:

    “Geçen hafta Danıştay önemli bir karar aldı. Birçok mahkeme davasına da emsal teşkil edecek bir karar; Akbelen’de acele kamulaştırma kararındaki yürütmeyi durdurdu. Bu, hukuksuzluğun mahkemece açıkça tescil edilmesi demektir. Ve diğer davalara da örnek olmasını temenni ediyoruz. Biliyorsunuz Esra Işık, bu kürsüde çok dillendirdik Esra Işık’ın tutukluluğunu. Esra Işık hava, su, doğa için ve bütün canlılar için mücadele etti. Onların sesi, sözü oldu. Bu nedenle tutukluydu. Ve dün Esra Işık serbest bırakıldı. Kendisiyle ve değerli annesiyle dün bir telefonla görüştüm. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettim. Onun da buradan selamlarını iletmek isterim size ve gördüğü dayanışmadan dolayı da teşekkür ettiğini, duygu ve düşüncelerini bizimle paylaştı. Bizler de buradan Esra Işık’a bir kez daha aramıza hoş geldin diyoruz. Mücadeleye de kaldığımız yerden hep beraber devam edeceğiz.

    YAŞAMI SAVUNANLAR KAZANACAK

    Akbelen’den Peri Vadisi’ne, Giresun Sekü’den Varto’ya, Karlıova’ya, Besta’ya bu mücadeleler artık birbirinin sesi olmuş durumda. Toplumda doğanın savunulmasıyla ilgili duyarlılık her zamankinden çok daha fazla artmış. Bu çok önemli bir şey. İşte bu parçalı olan direnişlerin bir araya gelmesi, bakışması, Türkiye’de sayısız olan çevre ve doğa savunmacılığı yapan platformların bir arada olması daha güçlü bir sinerji yaratacaktır. Bundan da eminiz. Köylüler, halk direndikçe sonuçlar aldığını da gördük. Burada Türkiye’nin dört bir yanında yaşamı savunanlar kazanacak ve talan düzeni er ya da geç kaybedecek. Bu ülkede işçiler katlediliyor. Sorumlular hesap vermiyor. Doğa talan ediliyor. İktidar ise talan ruhsatı dağıtmaya devam ediyor.

    YILIN İLK 4 AYINDA 99 KADIN KATLEDİLDİ

    Kadınlar katlediliyor. Failler ise korunuyor. Sadece geçen ay, Nisan ayında 24 kadın katledildi. 14 kadının ölümü şüpheli diye açıklandı. Bu yılın ilk 4 ayında 99 kadın katledildi erkekler tarafından. Yani neredeyse her gün en az bir kadın katlediliyor. Peki bu iktidar ne yapıyor? Bu iktidar bu katliamı, katliamları durdurmak için hangi somut adımı atıyor? Şiddet failleri için caydırıcı bir yasa mı çıkardı? Ya da mevcut olan yasaları etkin bir şekilde mi kullandı? Hayır. Hepsine hayır. Ama aile ve nüfus 10 yılı ilan etti. Geçen yıl da aile yılı ilan etmişlerdi. Sonucu ne oldu? Aile yılı ilan ettiklerinde 99 kadın katledildi. Kadınların katledilmesinin önüne geçmek için tek bir somut eylem planları yok. Alınan tek bir acil tedbir de yok. Bakanlığın adı, kadının adı bakanlıktan silindi. Yani şu anda kadının bakanlıkta adı yok. Onun yerine aile getirildi. Kadının onlardaki algısı ne biliyor musunuz? Doğuran bir makine, bir robot. Kadın insan ve eşit yurttaş değil onların algılarına göre. Ve “Kadının adı yok” diyenler, kadının adını silenler, kadını öldüren zihniyetle aynıdır. Bu anlayış kadının özgürlüğünü, emeğini, hayalini, eğitim hakkını elinden alıyor. Kadınlar şaşaalı kampanyalar istemiyor. Yaşam güvencesi istiyor. Slogan değil, bütçe istiyor. Söz değil, koruma istiyor. Bir kadın daha katledilmeden önce herkes harekete geçsin istiyor. Yeter artık. Biz kadınlar güven içinde yaşamak istiyoruz. Eşit, adil ve özgür yurttaşlar olarak ölüm tehlikesiyle her an şiddet yaşayabiliriz korkusuyla değil, özgürce bu coğrafyada yaşamak istiyoruz. Kadın, yaşam, özgürlük. İşte biz kadınların yaşam felsefesi ve mücadele felsefesi budur. Mara, haya, hürriye, jin, jiyan, azadî.

    ENFLASYONDA AVRUPA’DA BİRİNCİ, DÜNYADA 5’İNCİ SIRADA

    Biz nasıl bir Türkiye olduk. Nasıl bir Türkiye olduk ki zengine sınırsız kaynak, yoksula sonsuz açlık. Yılın ilk 4 ayında enflasyon ve vergiler nedeniyle işçi ücretleri eridi. Rakamları çarpıtan TÜİK verilerine göre bile asgari ücret yılbaşından bu yana 3 bin 585 lira erimiş durumda. Emekli maaşı ise 2 bin 554 lira değer kaybetti. TÜİK Başkanı buzdağının sadece bir kısmını gösterince hemen görevden alındı. Ey AKP, ey AKP bakın. TÜİK başkanını görevden aldığınızda tamam mı oldu yani? Bütün sorunlar halloldu mu yani? Enflasyon sorununu çözdünüz mü TÜİK başkanını görevden aldığınızda? Bu mu yoksullukla mücadele planınız? Gerçekten bu yurttaşla düpedüz alay etmektir. Düpedüz sorumluluktan kaçmaktır. Türkiye enflasyonda bakın Avrupa’da 1’inci, dünyada 5’inci sırada. Bu korkunç bir şey. Yoksulluk tanımı artık lüks kalıyor.

    AÇLIK SINIRI 35 BİN, YOKSULLUK SINIRI 113 BİN

    Ülke sefaletin dibinde, Türkiye sefaletin dibinde artık yeter, edi bese, edi bese, edi bese diyor halk. Bu tablonun sorumlusu çeyrek asırdır bu ülkeyi yöneten AKP’dir. Şimşek programı sorunları çözmedi, büyüttü. Enflasyon yüksek, enflasyon devam ediyor. Hayat pahalılığı gittikçe derinleşiyor. Açlık sınırı 35 bin, yoksulluk sınırı 113 bin. Bu sayılar gerçek. Bu sayıları yoksulun çocuğunu okula gönderirken çantasına bir ekmek, bir süt koyamamasında görüyoruz bizler. Ve buna karşın yılın ilk çeyreğinde bankaların başını çektiği 21 şirket milyarlıklarla ödüllendirildi. Milyarlarca para bu şirketlere harcandı ve bunlar ödüllendirildi. Bu aleni bir servet transferidir. Emekçinin cebinden alıp sermayenin cebine akıtan bir hortum kurmuşlar adeta. Ve şimdi de varlık barışı adıyla yeni vergi muafiyetleri getiriyorlar. Yurt dışındaki sermayeyi getireceğiz, İstanbul’u yeni Dubai yapacağız diyorlar. Bunun Türkiye’ye maliyeti çok büyük. 34 milyar TL. Peki sermayeye kıyak çeken bu 34 milyar TL’nin boşluğunu nereden dolduracak bu iktidar? Emeklinin cebinden, emekçinin, yoksulun cebinden, küçük esnafın, çiftçinin, işçinin cebinden, öğrencinin sofrasından, çocukların ekmeğinden; buradan kısarak sermayeyi daha fazla zengin etmenin peşindeler. Evet, sermaye için burayı Dubai yapmaya çalışıyorsunuz ama işçi, emekçi, yoksul, işsiz, esnaf, çiftçi kan ağlıyor. Onlar için artık bu ülkede yaşam zehre dönüşmüş.

    BARIŞ ANNELERİ’NİN ZİYARETİ

    Barış Anneleri geçen hafta siyasi partileri ziyaret ettiler ve siyasi parti liderlerine kenarları iğne oyasıyla işlenmiş beyaz tülbenti hediye ettiler. Bu beyaz tülbentin anlamı çok büyük. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ve buradan bir kez daha bunu hatırlatmak istiyoruz. Kürt geleneğinde kadınların kavga anında attığı tülbent sulha davettir. O tülbent bugün Mecliste barış yasasının çıkarılmasının talebidir. O tülbentlerin gösterdiği yol, barışın kapısının açılması için olan tülbentlerdir. Ve DEM Parti olarak bizler bu çağrıyı aldık ve bu çağrıya, anaların bu çağrısına asla kayıtsız kalmadık, kalmayacağız. Annelerin bize teslim ettiği beyaz tülbentleri barışın vesikası yapacağımızın sözünü veriyoruz ve acılarına rağmen, yaralarına rağmen, yaslarına rağmen barış mücadelesi vermekten bir an bile geri durmayan, barışı dillerinden düşürmeyen, barış için her an ve her yerde mücadele eden değerli Barış Annelerine buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

    SÜREÇ BİR MÜDDETTİR DURAĞAN

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci Türkiye’nin kritik gündemlerinden biri. Süreç bir müddettir durağan. Bu yavaşlama halinden mutlaka ama mutlaka çıkılmalı. Bunun bir yolu bulunmalı. İvmenin artması için de bizler DEM Parti olarak yoğun bir çaba içindeyiz ve somut önerilerimizi ortaya koyuyoruz. Bakın geçen hafta sürecin ilerletilmesi için bazı mekanizmaların kurulmasıyla ilgili çeşitli açıklamalar yaptık. Bizler de yaptık, başka siyasi partiler de yaptı. İsim tartışılabilir, içerik tartışılabilir ama bir gerçek var ki o tartışılamaz. Bakın siyaset kurumu, taraflar, aktörler ve sivil toplum arasında köprü kuracak, mekik dokuyacak bir mekanizma ihtiyaçtır ve bu hızla oluşturulmalı. Hem bugünkü tıkanıklığı giderecek hem de süreç içerisinde ileride oluşma ihtimali olan sorunları çözmek, o sorunlardan başarıyla çıkabilmek için de bu tür mekanizmalara ihtiyaç var. Önemli bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Kurulacak bu mekanizma sürecin siyasi muhataplığını da üstlenebilir pekâlâ. Bu mekanizmaya dair tartışma, komisyon raporunun yasalaşma sürecini asla geciktirmemeli. Bu iki mesele eş güdüm içerisinde birbirini tamamlayarak pekâlâ ilerleyebilir. Birini diğerinin bekletilmesi için bir gerekçe haline getirmemek lazım.

    SÜREÇ SÜRÜNCEMEDE BIRAKILAMAZ

    Bakın komisyonun yayınladığı sonuç raporunda 6’ncı bölümde, 6’ncı bölümün 1’inci başlığında şu ibare geçiyor. Hatırlatmak istiyorum. Komisyonun bir diğer önemli görevi örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal bir çerçevenin belirlenmesi. Yani açık bir şekilde adımların birlikte ifa edilmesi belirtilmiştir. Bu süreç, değerli yurttaşlarımız ve özellikle buradan yetkililere, bu sürecin muhataplarına sesleniyorum; bu süreç benim ihtiyacım, senin ihtiyacın diye sürüncemede bırakılamaz. Süreç barışın ihtiyacına göre şekillenmek durumunda. Barış adına adım atılmayan her gün bu ülkeden çalınıyor. Bu ülkenin ekonomisinden, barış umudundan, özgürlük ve demokrasi umudundan çalınıyor. Allah muhafaza bizler bu tarih fırsatını kaçıracak olursak, bu tarihi eşiği başarıyla atlayamazsak bunun hesabını kim ve nasıl verecek? Bunu hiç düşünüyor musunuz? Bakın bayram sonrası dendi. Bir dönem döndü, ikinci bayram geldi, Kurban Bayramı. Zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemeler gündeme alınmalı. Ve Sayın Kurtulmuş’a önerimiz; lütfen bütün programlarınızı bir süreliğine bir kenara bırakın. Meclisin başında durun. Raporun yasallaşması için itici güç olun. Mecliste istişare edelim hep birlikte. Olmazları sonraya bırakalım.

    ‘BARIŞ İÇİN ADIM AT’ YÜRÜYÜŞÜNE ÇAĞRI

    Olurları öne alalım ve buradan ilerleyelim. Bu tıkanıklığı aşalım. Yaz mevsimine barışın güçlü umuduyla girelim hep beraber. Bütün adımların bir anda atılamayacağını biliyoruz. Zor ve meşakkatli bir süreç olduğunu da çok iyi biliyoruz. Çok büyük emek isteyen ve cesaret isteyen bir süreç olduğunun da farkındayız. Ama bütün bu zorlukların üstesinden istersek hep birlikte gelebiliriz. Ve bizler şunu ifade ediyoruz ki zaman kaybetmeden, hemen bu hafta somut adımların atılmasıyla ilgili mutlaka bir pratik gerçekleşmeli. Ve bir yol haritası çıkarılmalı. Bu konuda sorumluluk alalım. Hep birlikte sorumluluk alalım ki memleket rahatlasın. Bakın bizler DEM Parti olarak 16 Mayıs’ta Türkiye genelinde “Barış İçin Adım At” şiarıyla Türkiye’nin, Kürdistan coğrafyasının dört bir yanında alanlarda olacağız. Meydanlarda olacağız. Ve buradan bütün halkımıza barışın sesini daha güçlü kılabilmek için, barışın toplumsallaşmasına katkı sağlayabilmek için, bu sürecin en sağlıklı şekilde ileriye adım atmasını sağlamak için 16 Mayıs’ta alanlara, meydanlara davet ediyorum. O gün hep birlikte barışın sesini en yüksek şekilde haykıralım.

    KARŞIMIZA NEGATİF PRATİKLER ÇIKIYOR

    Bu kadar güzel umutlardan bahsediyoruz ama sürekli karşımıza negatif pratikler çıkıyor. Şırnak’ta barış arayışının ruhuna aykırı bir şekilde işleyen bir mekanik var. Ve Şırnak sürekli bu kürsülerde gündem. Farkındayız değil mi hepimiz? Bu kürsülerde Şırnak sürekli gündem. Ve bu mekanik Eğitim Sen Şırnak Şube Başkanı, Eğitim Sen Şırnak Şube yöneticileri ve Şırnak Sağlık Emekçileri Sendikası üyeleri hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası istemiyle soruşturma başlattı. Peki nedir bunun gerekçesi? Cenazeye gitmişler, Fatiha okumuşlar. Suriye’de insanların öldürülmemesi için alanlara çıkmışlar, barış eylemlerine demokratik zeminde destek olmuşlar. Yani bir yurttaş olarak yasal haklarını kullanmışlar. Bir de gerekçede ceza istemi için de diyorlar ki DEM Parti’nin düzenlediği etkinliğe katılmak. Valinin imzasıyla gelen belgede bu cümle yazıyor. DEM Parti bu ülkenin en büyük 3’üncü partisidir. DEM Parti Kürt’ün, Alevi’nin, Türk’ün, Ezidi’nin ve burada şimdi sayamadığım çok sayıda farklı halkların ve inançların partisidir. DEM Parti ezilenlerin ve sömürülenlerin partisidir. DEM Parti bugün devam etmekte olan bu süreçte müzakere ve diyaloğu yürüten siyasi partidir ve bu partinin bir çağrısına, bir etkinliğine katılmayı suç addedemezsiniz. Ve buradan bizler Milli Eğitim Bakanı’na, Sağlık Bakanı’na ve İçişleri Bakanı’na apaçık çağrı yapıyoruz. Bu hatanın önüne geçin.

    ODTÜ SALDIRILARI

    ODTÜ’de ODTÜ şenlikleri köklü bir üniversitenin sadece şenliği değil. Aynı zamanda özgürlükçü, bilimsel bir üniversite kültürüdür. Bu nedenle de sıklıkla hedef alınmıştır. Buradan iktidara ve istihbarat başta olmak üzere güvenlik bürokrasisine sesleniyorum. Üniversitelerde, medyaya, tribünlerden mahkemelerin ceza yağdıran kararlarına kadar geniş bir yelpazede sürecin zehirlenmesiyle ilgili çok sayıda provokasyonla karşı karşıyayız. Hem kendi içinizdeki karşıt güçlere bakın hem de bu provokasyonları önleyin. Barışa giden yolun temizlenmesi için bu çok önemli bir pratik adım olacaktır. Bakın, bu sorumluluk iktidardadır. Bu sorumluluk devlettedir ve güvenlik güçlerindedir. ODTÜ’den Boğaziçi’ne, Hacettepe’den Türkiye’nin dört bir yanında zor ekonomik ve siyasi şartlara rağmen, eğitimin delik deşik edildiği koşullara rağmen eğitim almaya çalışan, eğitimini tamamlamaya çalışan sevgili gençler, sevgili öğrenciler. Bakın bizler haklı mücadelenizin her daim yanındayız ve ODTÜ’de yaşananları asla kabul etmiyoruz. Bu provokasyonlar mutlaka son bulmalı. Ve sevgili gençler, sizler bu ülkenin gururusunuz. Sizler bu ülkenin onurusunuz. Sizler bu ülkenin geleceği, yarınlarısınız. Bizler hep birlikte bu ülkenin yarınlarıyız. Ve buradan sözlerimi tamamlarken bütün gençleri Denizlerin, Mahirlerin, Mazlumların ruhuyla selamlıyorum. Bizler mücadele ettikçe kazanacağız, örgütlendikçe kazanacağız, mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız. Denizlerin, Mahirlerin ruhuna yakışır bir şekilde mutlaka başaracağız.

    HABER MERKEZİ

  • Tülay Hatimoğulları: Barış konusunda en net parti biziz!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Barış konusunda en net parti biziz!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti PM toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın “Partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor” sözlerine cevap vererek, “Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz biz. Bizden daha net bir parti yoktur barış konusunda. Bunun için çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da kendimize zul addederiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi (PM) toplantısı DEM Parti Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplandı.

    PM toplantısının açılış konuşmasını yapan Tülay Hatimoğulları, güncel gelişmelere dair konuştu.

    Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

    “Çoklu krizlere karşı çoklu mücadele hattı ve yol haritasını bu toplantıda şekillendirileceğiz. Gazze, Rusya-Ukrayna, Somali ve Suriye’de süren savaşların ardından çatışmaların İran’a kaymasının Ortadoğu’da yeni bir jeopolitik kırılmaya yol açtı. 28 Şubat’ta başlayan İran, İsrail, ABD savaşı şimdilik bir ateşkesle görüşmelerin başladığı bir evreye geçmiş durumda. Ateşkes ilan edildiği halde hâlâ Lübnan bombalanıyor. Bu görüşmeler bombaların gölgesinde gerçekleşecek. Bizler de bir kez daha diyoruz ki ilan edilen ateşkes geçici değil, kalıcı olmalıdır. Yani savaş değil, kalıcı bir barışın tesis edilmesi için somut adımlar atılmalıdır. Ortadoğu’nun ihtiyacı taktiksel bir barış değil, stratejik bir barıştır. Stratejik barışın boyutu aynı zamanda iç barışın sağlanmasıyla daha da güçlenecektir.

    İRAN İÇ SİYASETE DE BARIŞ İLAN ETMELİDİR!

    Savaştan çıkarılacak en önemli ders, toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır. İran yönetimi kendi halkıyla barışmak zorundadır. Ateşkesi fırsat bilerek yüzlerce kişiyi gözaltına alan rejim, tarihteki hataları yapmaktan vazgeçmelidir. Demokratik zeminde hakları için, özgürlükleri için, adalet için mücadele edenlerin avına çıkmamalı rejim. İdam kararlarını uygulamamalı ve bundan vazgeçmelidir. İran iç siyasete de barış ilan etmelidir. Emperyalizmin saldırılarına karşı kenetlenen İran halklarının değerini bilmeli ve taleplerine kulak vermelidir. Savaştan çıkarılacak en önemli ders, toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır.

    EKOLOJİK YIKIMA KARŞI DİRENİŞÇİLERİN YANINDAYIZ

    Şu bir gerçek ki Türkiye’de bu savaşın yansımalarından kaynaklı, ülkedeki zaten uzun yıllardır mevcut olan ekonomik kriz, derinleşen açlık ve yoksulluk daha da derinleşmiş durumda. Ve bugün Türkiye’de 3E krizi vardır: ekonomik, ekolojik ve enerji krizi. Sermaye uğruna doğanın talanı en acımasız şekilde hayata geçirilmiş durumdadır. Varto’da, Çorum’da, Karlıova’da, Karadeniz’de Türkiye coğrafi haritasının hangi köşesine elinizi uzatsanız orada çok büyük bir ekolojik yıkımla karşılaşırsınız. Ama bir o kadar da direnişle karşılaşıyoruz. Bizler DEM Parti olarak yerellerdeki bu güçlü direnişleri ve direnişçileri bir kez daha selamlıyoruz.

    İkizköylülerin sembol isimlerinden Esra Işık tutuklandı. Doğayı, kendisini, yaşamını ve bütün canlıların yaşamını korumak için mücadele eden Esra Işık’ın derhal serbest bırakılması gerekmektedir.

    BİR KRİZ, ENERJİ KRİZİDİR

    Esnaftan sanayiciye kadar hayatın her alanının zorlaştığı, ticaretin ve üretimin neredeyse sekteye uğrayacağı bir genel enerji krizi var. Türkiye’de de bir o kadar ciddi enerji krizi var. Hem “petrol bulduk” dediler, hem “doğalgaz bulduk” dediler; bunun propagandasını yaptılar. Bakın şimdi, bu savaştan kaynaklı petrol fiyatlarının tavan yaptığı, uçtuğu bir evrede, hani bulduğunuz gaz, hani bulduğunuz petrol? Onlar neden devreye girmiyor? Neden bu konuda mesela İspanya’yı örnek almıyorsunuz? Bugün Türkiye’de benzin fiyatı 62-64 bandını aşmış durumda. Açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama ve pahalılık yurttaşı boğmuş durumdadır. Ekonomik kriz nedeniyle yurttaş artık nefes alamaz bir hale gelmiştir. Türkiye’de İran savaşını bahane ederek yaşanan ekonomik krize kılıf bulmaya çalışan bir iktidar gerçeği var. Grup toplantılarımızda daha önce ifade ettik; İran savaşı sulhla sonuçlansa bile Türkiye ekonomisine kalıcı olumsuzluklar söz konusu olur.

    Bu zararları azaltmak için iktidar, muhalefetin önerilerini görmeli, duymalıdır. Yakıttaki KDV ve ÖTV acilen ve tamamen kaldırılmalıdır. Temel gıdadaki bütün vergi yükü kaldırılmalı; sosyal denge kapsamında her haneye, asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz bir şekilde verilmelidir.

    Geçiş için bir çerçeve yasa ihtiyacından bahsediyoruz. Şu anda Türkiye’nin temel gündemlerinden biri bu. Bu yasaya ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Bu yasayı herhangi bir şarta bağlamaya kalkmak bir akıl tutulmasıdır. Demokratik siyaset yapma isteğinin tespiti barış hakkının teyidi olur mu? Bunu kamuoyunun bilgisi ve vicdanına sunuyoruz. Dün Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bir konuşmasında bizi eleştirmiş. Demiş ki: Partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor. Biz net olmalıymışız bu süreç konusunda. Demokrasinin gelişmesi, DEM Parti’nin kamu kurumları ve devlete ödev yükleme üslubundan vazgeçmesi gerekiyormuş. Bunu DEM Parti’ye söylüyor. Biz de buradan Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına şunları ifade ediyoruz: Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz biz. Bizden daha net bir parti yoktur barış konusunda. Bunun için çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da kendimize zul addederiz.

    Sürecin başarıya ulaşması için bizler gece gündüz çalışıyoruz. Daha fazla çalışmamız gerektiğinin altını da her fırsatta çiziyoruz. Yasa yapma yeterliliği sizde, iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz. Bunu size hatırlatınca zorunuza gitmesin. Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz. Kürt sorunu olmasa da, bu ülkede bugün bir süreçten bahsediyor olmasak da, bu ülkenin bir demokrasi sorunu vardır. Cumhuriyet bu topraklarda demokratikleşmemiştir. DEM Parti olarak demokratik bir cumhuriyetin inşası için mücadele hattımızı bu temellerden kurduğumuzun altını defalarca çizdik, programımızda da net bir şekilde mevcuttur.

    Demokratik ülkelerde muhalefet, talepleri için siyaset üretir, mücadele eder ve ülkeyi yönetenler muhalefetin önerilerine kulak verir. Biz bunları ifade ettiğimizde, demokratikleşmeyle ilgili taleplerimizi sıraladığımızda karşılaştığımız bu yanıtlar gerçekten trajikomiktir. En meşru, en demokratik dayanağı arkamıza alarak; anayasa, AİHM kararı, seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere bizler bu dayanaklar üzerinden taleplerimizi her fırsatta ve her yerde ifade ettik ve ifade etmeye de devam edeceğiz. Bu sizin zorunuza gitmemeli. Sizin göreviniz bu talepleri yerine getirmektir.

    Sevgili arkadaşlar, dün Kadın Meclisimiz toplandı. Bizler kadın olarak dün şunları konuştuk: Bir yandan kendi özgün gündemlerimizi, bir yandan dünyada ve Ortadoğu’da devam eden savaşları, özel olarak İran’ı ve Rojava’yı değerlendirdik. Aynı şekilde Türkiye’de devam eden süreçte kadınların rolü ve misyonunun daha güçlü bir şekilde nasıl olabileceğini konuştuk. Yine kadın yoksulluğunu, görünmeyen emeği ve güvencesiz çalışma koşullarını değerlendirdik. Biz kadınlar için ve toplumun tamamı için çok yakıcı olan kadın cinayetlerini konuştuk, daha etkin bir mücadeleyi nasıl hayata geçirebileceğimizi değerlendirdik. Bakın, sadece Mart ayında 29 kadın erkekler tarafından katledilmiş, 22 kadın şüpheli ölüm şeklinde katledilmiş. Böyle bir katliamla karşı karşıyayız.

    Kadın cinayetlerini durdurmak için daha güçlü bir mücadele hattını örmeliyiz. Kadın örgütlülüğü ve dayanışmasını daha çok genişletmek ve derinleştirmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz olduğunu değerlendirdik. Coğrafyamızda artan savaş ve şiddete karşı, Ortadoğu başta olmak üzere uluslararası kadın dayanışma ağlarını nasıl daha fazla geliştirebileceğimizi değerlendirdik. İran’da seslerinin duyulması engellenen kadınların sesi olacağımızı tespit ettik. İran’da tutuklu bulunan Kürt kadınları, özgürlük mücadelesi verirken tutuklanan bütün farklı halklardan ve inançlardan kadınlar için verilmiş olan idam kararları ve bütün yargı kararları geri çekilmelidir. Kadınlar serbest bırakılmalıdır. Bizler, “Jin, jiyan, azadî” felsefesinin başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere bütün dünyada varlığını genişletmesi ve kalıcılaştırılması için yol haritamızda daha güçlü mücadele olanaklarını değerlendirdik.

    Bakın şöyle düşünün; Pazartesi sabahı uyanmışız, kayyımlar el çektirilmiş, seçilmişler görevlerine iade edilmiş. Bu, Türkiye’ye büyük bir nefes aldırmaz mı? Alır. AYM ve AİHM kararlarına dayanarak sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanê davası tutukluları, aynı şekilde sevgili Can Atalay ve bütün Gezi davası tutukluları serbest bırakılırsa 86 milyon böyle bir mutluluğu yaşamaz mı? Yaşar. Tutuksuz yargılama olsa, İmamoğlu görevi başına dönse, barış sürecine, demokrasiye ve geleceğe ne kadar büyük bir güven oluşturur, bunu hiç düşündünüz mü? Bizler bu adımların atılmasının toplumda yaratacağı huzur ve mutluluğun farkındayız. Bizler bu adımların atılmasının Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sunacağı katkının ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Bütün damarları tıkanmış olan demokrasiye bir dirhem nefes aldırmak için somut adımlar atılmalı ve biz bunun mücadelesini de sonuna kadar yürüteceğiz. Bu farkındalıkla hareket ediyoruz. Mücadelemizi demokrasinin tıkanan damarlarını açmaya odaklamış durumdayız.

    Biz Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye adayız. Kendimize inanıyoruz ve ülkenin, toplumun deneyimlerine, birikimlerine de son derece inanıyoruz. Onun içindir ki partisi, kimliği, inancı ne olursa olsun ezilen kim varsa bizler onun yanında duruyoruz. Üniversite öğrencileri türban hakkını savunurken bizler onların yanındaydık. KHK’lilerin hakları için onların yanındaydık. ODTÜ’lüler, Boğaziçili gençler kendi hakları için mücadele ederken bizler onların yanındaydık. Bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz.

    Uygur Türkü zulme uğradığında, Çin ile ticaret yapıyoruz, acaba sorun yaşar mıyız kaygısı gütmeden Uygur Türklerinin de haklarını savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Bizler üçüncü yolun kurucuları olarak ezilenlerin ve sömürülenlerin partisiyiz. Ezilen herkesin tek umudu ve tek adresiyiz. Bu yüzden, süreç başladı, yargı adaletsizliğine, haksızlıklara sessiz kalalım gibi bir yaklaşım ya da yolsuzluklara, ahlaksızlıklara, anti-demokratik uygulamalara, ilkesizliklere izleyici kalalım gibi bir yaklaşımımız asla olmadı. Öyle bir yaklaşıma tenezzül etmedik.

    Kimin yaptığına bakmadan yanlışa yanlış, doğruya doğru dedik. Çünkü bizi bağlayan makamlar ve anlık gelişmeler değil, ilkelerdir. Bizi bağlayan, bu ülkenin kalıcı bir demokrasiye kavuşması, demokratik bir cumhuriyetin inşası için atılacak adımlardır. Bu sebeple devletler ve iktidarlar bekle-gör politikasına tevessül edebilirler ama bizler DEM Parti olarak bekle-gör tutumuna kendimizi kaptırmıyoruz, kaptırmayacağız. Barış da demokrasi de bize altın tepsiyle sunulmayacak. Bunun en çok farkında olan bizleriz. Çünkü bizler mücadele partisiyiz. Ne kazandıysak emekle, dişimizle, tırnağımızla mücadele ede ede kazandık. Ve bizler bu sürecin yine mücadeleyle, örgütlenerek, kurucu olarak inşa ederek başaracağımızın da farkındayız. Biz barışı nasıl sağlayabiliriz biliyor musunuz? İktidarı barışa ikna edecek, zorlayacak ve barışı geniş bir şekilde toplumsallaştırmayı başardığımızda, örgütlediğimizde, barışın kurucu öğeleri ve unsurlarını arttırdığımızda, iktidar ve iktidarlar o zaman barışı tesis etmek durumunda kalırlar.

    İşte barışı milyonlara mal etmenin, tek ses olmanın, milyonlarla yüreğimizin barış, adalet ve özgürlük için atmasına imkân sağlayan bir gün var önümüzde: 1 Mayıs. 1 Mayıs, ezilenlerin ortak direniş günüdür. Hazırlıklarımız başladı ve tarihsel olan bu günün anlam ve önemine uygun bir biçimde her yerde katılım sağlayacağız. Her bir arkadaşımız, PM toplantımızın hemen akabinde 1 Mayıs alanlarını en güçlü şekilde doldurmak, en güçlü şekilde mesajlarımızı kitlelere ulaştırmak için hep birlikte çalışmalara koyuluyoruz. 1 Mayıs, işçinin ve emekçinin olduğu kadar kadınların ve LGBTİ+’ların da günüdür. Emekçinin, çiftçinin olduğu kadar Kürt’ündür, Alevi’nindir, gençlerindir. 2026 yılı 1 Mayısı’na her zamankinden daha büyük bir inanç ve güçle sarılacağız. 8 Mart ve Newroz ruhuyla 1 Mayıs alanlarını dolduracağız. ‘Ekmek, barış ve adalet’ şiarıyla Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları’ndan Barış vurgusu: Süreç pazarlık konusu olamaz-VİDEO

    Hatimoğulları’ndan Barış vurgusu: Süreç pazarlık konusu olamaz-VİDEO

    PİRHA- Augsburg’da düzenlenen “Demokrasi, Adalet ve Toplumsal Barış Konferansı’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Biz kalıcı barışı inşa etmek istiyoruz. Bu sürecin başarıya ulaşması muhalefetin vereceği destekle mümkün olacaktır” dedi. 

    Almanya’nın Augsburg kentinde “Demokrasi, Adalet ve Toplumsal Barış” başlıklı konferans düzenlendi. Augsburg Alevi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ve Augsburg Cemevi Başkanı Hüseyin Yalçın konuşmacı olarak katıldı.

    Konferansta konuşan Tülay Hatimoğulları, Türkiye’nin temel sorunları arasında Kürt sorunu ve Alevi sorununun bulunduğunu belirterek, ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları eleştirdi. Alevilerin tarih boyunca katliamlarla karşılaştığını vurgulayarak, demokratikleşme için güçlü ve birleşik mücadelenin şart olduğunu dile getirdi.

    “SÜREÇ İKTİDAR PAZARLIĞINA KURBAN EDİLEMEYECEK KADAR ÖNEMLİ”

    Kürt sorununun çözümünün, demokrasi mücadelesinin önünü açacağını ifade eden Tülay Hatimoğulları, bu sürecin yalnızca bir siyasi pazarlık konusu olamayacak kadar önemli olduğunu vurguladı ve devamında şunları söyledi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın geçtiğimiz sene 27 Şubat’ta gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte Türkiye’de bir süreç başladı. Biliyorsunuz bugüne kadar işçi sınıfı, emek-meslek örgütleri, kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları örgütlenirken Türkiye’de terör parantezi içine alınıyor. İnsanların üzerine devlet, yargı bu şekilde geliyor. Sayın Öcalan da diyor ki: “50 seneyi aşkındır Kürt özgürlük hareketinin yürüttüğü bir direniş mücadelesi var. Kürtler artık varlığını bütün dünyaya gösterdi. Şimdi siyasi, demokratik ve hukuki bir aşamaya geçmek istiyoruz”. Bu iki yanıyla değerlendirilmeli. Bir yanı doğrudan Kürt halkını ilgilendiren, Kürt halkının demokratik haklarını, eşit yurttaşlık haklarını ilgilendiren bir konu. Diğer yanıysa Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin o tıkanan damarını açmış olacağız. Devletin ve iktidarların “terör” yaftası yapıştırarak herkesi ezmeye çalışma silahını elinden almış olacağız. Türkiye ve dünyadaki bütün siyasi ve toplumsal hareketlerin bu anlamıyla bu süreci desteklenmesinin son derece önemli ve kıymetli olduğunu ifade etmek isterim.

    Alevi canlarla gerek Türkiye’de gerekse de Avrupa’nın dört bir yanında çok sayıda buluşma gerçekleştirdik. Çok fazla sorular var Alevilerin kafasında. Acaba bu süreç ne olacak? Acaba AKP iktidarı kendini yeniden dizayn etmek, güç toplamak ve yeniden kendini seçtirmek için mi bu süreci yürütüyor? Acaba Kürt halkını, Kürt kardeşlerimizi kandıracaklar mı? Bu konuya da gittiğimiz her toplantıda gücümüz yettiğince açıklık getirmeye çalışıyoruz. Şu çok net değerli arkadaşlar; bu süreç hiçbir siyasi partinin dar manada iktidar olma pazarlığına kurban edilemeyecek kadar önemli bir süreç. Bakın 100 yıldır bizim coğrafyamız kan ağlıyor. Ölen asker de oranın genci, ölen gerilla da oranın genci. Gerilla annesi de asker annesi de gözyaşları aynı akıyor. Gözyaşının ve acının rengi yok. Annelerin, ailelerin, coğrafyamızın yaşadığı acı herkesin yüreğinde.”

    Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiğini ifade eden Tülay Hatimoğulları,  “Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en temel engel Kürt sorunu. DEM Parti olarak bu süreci çok net şöyle görüyoruz: Barış demokrasiyle gelir. Demokratikleştikçe biz barışı sağlayabiliriz. Aksi takdirde barış konjonktürel olur, dönemsel olur, gelir geçer” ifadelerini kullandı.

    “ATILMASI GEREKEN SOMUT ADIMLAR”

    “Müzakere ve mücadele denklemini çok iyi tutturmaya çalıştığımız bir dönemdeyiz” diyen Tülay Hatimoğulları, atılması gereken somut adımları şöyle sıraladı:

    “ Çok somut taleplerimiz: Birincisi, yasa yapmayı gerektirmeyen somut adımların atılması. Türkiye’nin AİHM kararlarını hayata geçirmesi ve Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Kobanî tutsaklarının hepsinin serbest kalması. Bir diğeri siyasi mahpuslar, bir diğeri kayyum. Anayasanın hükümleri zaten yerine getirilirse kayyımın ortadan kalkması gerekiyor. Bu hem CHP belediyeleri için hem de DEM Parti belediyeleri için. Zaten demokratik bir zeminde atılması gereken temel adım da seçilmişlerin yargılanması gerekiyorsa tutuksuz yargılanmasıdır. Bu konuda çok netiz. Ekrem İmamoğlu’nun ve diğer belediye başkanlarının serbest kalması; Gezi tutsaklarının, Çiğdem Mater’in, Osman Kavala’nın, Can Atalay’ın, Tayfun Kahraman’ın serbest kalması. Burada da AİHM kararı var, hem de çok önemli bir karar alınmış. Bütün bunlar için zaten bir yasa yapmaya gerek yok.

    Yasa yapım sürecine gelecek olursak, silahsızlanmayı geliştirmek için bir özel yasa çıkarılması. İkincisi, TCK ve TMK’nın değişmesi, infazda eşitliğin getirilmesi. Bunlar zaten bütün toplumun temel beklentileri ve aslında demokrasinin asgari koşulu. Yerel Yönetimler Yasası kesinlikle değişmeli. Demokrasi yerelden başlar. Yerel demokratik değilse, yerel merkezin kontrolünde ise burada bir demokrasiden bahsedilemez. O yüzden demokrasinin asgari koşulu yerel yönetimlerin güçlendirilmesidir. Bu konuda da çok somut adımlar atılmalı.”

    “RADİKAL DEMOKRASİ ŞART”

    Bütün bunları yapabilmek için, demokratikleşme için reform yeter mi? Yapısal bir meselede reform bir basamaktır. Değişim ve dönüşüm genellikle tedricidir, adım adım olur. Bu tedrici adımlara reform da denilebilir kavramsal olarak. Ama gerçek değişim ve dönüşüm tek başına reformla olmaz. Köklü ve radikal bir değişime ihtiyaç var. Radikal demokrasi şarttır. Radikal bir demokratik mücadele verilmeli bu açıdan.

    Ulus-devletin olduğu yerde ne yazık ki tekçilik, ırkçılık, otoriterleşme zemini çok daha güçlü oluyor. O yüzden bu konuda elbette demokratik bir yapı hedef alınmalı. Bizim demokrasi programımız ne olmalı? Nasıl bir demokratikleşme hedefliyoruz? Kuvvetler ayrılığı kesinlikle olmak zorundadır. Bu demokrasinin olmazsa olmazıdır. Yasama, yürütme ve yargı. Ne yazık ki bunlar hiçbir zaman Türkiye’de tam anlamıyla özgür olmadı. Yargı hiçbir zaman bağımsız olmadı Türkiye’de. Ama yargı hiçbir zaman da bu kadar koltuk değneği olmadı.

    “ALEVİ İNANCINI KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞINA BAĞLAYAMAZLAR”

    Güçlü bir demokrasi nasıl sağlanır? Temel hak ve özgürlükler apaçık tanımlanmalı. Şimdi Türkiye’nin mevcut anayasasında tanımlı temel hak ve özgürlük yok mu? Tabii ki var. Şu anda ne yazık ki iktidar mevcut anayasanın çok daha gerisinde. Anayasa ayaklar altına alınıyor onlar tarafından. Ama mevcut anayasa da yeterli değildir. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili alan ardına kadar açılmalıdır. Bir Alevi “Ben Aleviyim” diye göğsünü gere gere Türkiye’de dolaşabilmeli. Alevi canlarımızın inanç yeri olan cemevlerine “cümbüş evi” diyemezler. Alevilik inancını kalkıp Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlayamazlar. Türkiye’de gerçekten hakiki bir demokrasiden bahsetmek için demokrasi paketinin içinde mutlaka güçlendirilmiş yerel yönetimler olmalı. Şu an mevcut yasa zaten işlemiyor. Üstüne kayyım yasası getirdiler. Şimdi de haberler sızdı. AKP MKYK’sına 45 sayfalık bir paket sunulmuş yerel yönetimlerle ilgili. Merkezi hükümete bağlılığını artırıyor yerel yönetimlerin. Yani daha da otoriterleşme demektir bu. Mali olarak alanını daraltıyor yerel yönetimin. Hukuki anlamdaki yetkilerini de azaltmaya çalışan bir proje içindeler. Umarız bu sızan haberler gerçek değildir.

    “YARALAR İYİLEŞTİRİLMELİ”

    Demokratikleşme paketinde olması gereken çok temel başlıklardan biri de farklı halkların ve inançların haklarının açıkça tanımlanması. Yani Alevilikse adını Alevilik koyarak açılımını yapmak. Kürt sorununa “Kürt sorunu” diyerek bunun adımını atmak, yani ismini koyarak. Demokratik ve adil bir şekilde bir adım atılmalı ve bu yaralar adı konularak iyileştirilmelidir. Demokratikleşme paketinin olmazsa olmazları kadın sorunu, kadın eşitliği, toplumsal cinsiyet meselesi. Türkiye’de bir gün içinde altı kadın katledildi. Mutlaka İstanbul Sözleşmesine dönülmesi, 6284’ün aktif bir biçimde hayata geçirilmesi paketin içinde olmalıdır. Gençlerin bir kere yaşamlarına ciddi anlamda müdahale var. Türkiye tarihinde ilk kez bu kadar büyük bir beyin göçü gerçekleşiyor. Türkiye’nin en iyi üniversitelerini bitiren gençler Türkiye’de yaşamak istemiyor. Çünkü kendini özgür ve mutlu hissetmiyor. Bu anlamıyla demokratikleşme paketinde mutlaka gençlerle ilgili çok önemli adım atılmalı. Ekolojik yıkım. Bu sadece Türkiye açısından değil, gerçekten dünyanın dört bir yanında çok büyük bir yıkımla karşı karşıyayız. Bakın bu savaşlarda az konuşulan bir konu ama çok hayati bir konu. Yarın öbür gün karşılaşmayacağımızın hiçbir garantisi yok. Nükleer silahlar dahi kullanılabilir bu savaşlarda. Gerçekten ekolojik yıkıma karşı çok güçlü bir demokratik program uygulanmalı. Ekonomik adalet olmazsa olmaz. Dünyada çok büyük bir yoksulluk var. Türkiye bunun katbekatını yaşıyor. Ekonomik adalet yoksa orada bir demokrasiden bahsetmek mümkün değil ve mutlaka bu konu da temel başlıklardan biri olmalı.

    Konferansta diğer konuşmacılar da demokrasi, toplumsal barış ve eşit yurttaşlık konularında değerlendirmelerde bulundu.

    HABER MERKEZİ

  • Tülay Hatimoğulları: Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında konuştu. Hatimoğulları, devlet vatandaş bağının inkarla değil, kabul, adalet ve onurlu barış temelinde kurulması gerektiğini belirtti.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmirmelerde bulundu.

    Tülay Hatimoğulları, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla konuşmasını anadili olan Arapça ile yaptı. Salondakileri Arapça selamlayan Tülay Hatimoğulları, anadilin insanlığın zenginliği olduğunu, birçok dilin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

    Tülay Hatimoğullar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “TÜRKİYE’DE EKONOMİ HAYATİ BİR GÜNDEM”

    “Türkiye’de ekonomi hayati bir gündem. Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 43 bin 415 lira, yoksulluk sınırının ise 105 bin lira. Eskiden tek asgari ücretle geçinen bir ailenin bugün dört asgari ücretle dahi yoksulluk sınırını aşamıyor. Açlığın, yoksulluğun idare edilebilir bir yanı yoktur, kalmamıştır. Buradan AKP iktidarına sesleniyorum; en düşük emekli maaşı ve asgari ücret en az yoksulluk sınırının yarısına denk gelecek şekilde belirlenmelidir.

    Bu çarpık düzen sadece halkın cebindeki parayı değil, nefes aldığımız doğayı da yandaşlarına aktaracak ve yandaşlarının bunu sömürmesini sağlayacak bir kaynak olarak görmektedir. Öyle ki Avrupa’da doğal alan kaybında Türkiye açık ara 1’inci sıradadır. Hava, su, toprak, doğa, deniz sizlerin kar edeceği ticari mal değildir. Bu sebeple bizler DEM Parti olarak iktidarın rant tercihleri uğruna milyonların yoksulluk içinde bırakılmasına, ormanlarımızın ve kıyılarımızın talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz.

    Bakın OECD verilerine göre bugün ülkede her dört gençten biri ne eğitimde ne de istihdamda. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) makyajlı verilerinin bile gizleyemediği yapısal işsizlik sarmalında gençlerin yüzde 70’inden fazlası geleceğini bu topraklarda değil, yurt dışında görüyor. 2025’in son çeyreğinde her beş genç kadından birinin işsiz olduğu tespit edilmiş.

    “ÖZELLİKLE GENÇ KADINLARIN HAYATINA DİJİTAL KELEPÇE VURULMAK İSTENİYOR”

    Özellikle genç kadınların hayatına dijital kelepçe vurulmak isteniyor. Reşit bir üniversite öğrencisinin yurda giriş saatinin ailesine SMS yoluyla bildirilmesi devlet eliyle kurulan patriyarkal vesayetin ta kendisidir. Yani genç kadınlar için bu tablo çok ama çok daha fazla ağır.

    “ÖNÜMÜZDE DURAN GÜNLER SIRADAN GÜNLER DEĞİL”

    Türkiye tarihin en kritik, en kırılgan ama gerçekçi bir çözüm çizgisinde de ilerlenirse umut dolu günler vadeden bir dönemden geçiyoruz. Önümüzde duran günler sıradan günler değil. 100 yıllık bir düğümün çözülüp çözülmeyeceğine karar vereceğimiz günler.

    Bu çerçevede İmralı heyetimizin 18 Şubat’ta yaptığı açıklamadaki Sayın Öcalan’ın ifadesi çok önemli, bir siyasi beyan niteliğindedir. Bu beyanda Sayın Öcalan’a ait bir cümlenin altını özellikle çizmek istiyorum. ‘Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada nasıl yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz. Evet, birlikte nasıl yaşayacağız?’ Bu soru Türkiye’nin temel sorusudur. Bu soru ve cevabı bulmak, yeni dönemin pusulasını bulmak demektir.

    Dönem şiddetin devreden çıktığı, sözün ve siyasetin konuştuğu bir demokratik bütünleşme dönemi olmalıdır. Toplumsal uzlaşıyı esas alan Meclis zeminindeki yasal güvenceler hayata geçirilmelidir.

    “KOMİSYON RAPORUNUN EKSİKLİKLERİ, YETERSİZLİKLERİ VAR”

    Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Açık söylemeliyim ki komisyon raporunun eksiklikleri, yetersizlikleri var. Toplumsal gerçeklerle uyumlu olmayan yönleri var. Raporda kullanılan dil eski ve ezberlere dayanıyor.

    Kürt sorunu terör parantezine sıkıştırılarak ancak kendinizi kandırırsınız. Kürt meselesini sadece bir güvenlik sorunu, bir terör sorunu gibi parantezler içinde sıkıştırmaya kalkmanız kabul edilebilir bir şey değildir.

    AİHM ve AYM kararlarını hayata geçirmek için bir yasal düzenlemeye gerek yok. Bu bekleme son derece keyfi bir beklemedir. Mesela Demirtaş Yüksekdağ, Kavala, Can Atalay neden hala içeride?

    Gelin bu hayırlı ayda hayırlı işleri hep beraber yapalım. İnfaz Kanunu’nu çerçeve kanun, demokratikleşme kanunu bu ay çıkaralım.

    “SOMUT YASAL ADIMLAR ATILMALI”

    Peki, bu süreçte ne yapmalı; kalıcı bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenleme ile tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç; sözde kalmamalı, Meclis çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı. Kürt’e barış Türkiye geneline ise demokrasi yaklaşımı hızlıca hayata geçirilmeli. Muhaliflere dönük soruşturmalar derhal son bulmalı. Kayım düzeni bitmelidir. Halkın iradesine ve seçilmişlere kesintisiz saygı esas alınmalıdır. Kürtlerle ilişki ‘terör’ ve güvenlik parantezinden çıkarılmalı. Eşit yurttaşlık ve demokratik ortaklık zeminine oturmalı. Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır. Siyasi barış ve toplumsal barışa ekonomik barış eşlik etmelidir. 27 Şubat’ın yıl dönümüne yaklaşırken; sadece iyi niyet beyanları değil, somut yasal adımlar atılmalı. Bizler bunları bekliyoruz.

    “GELİN BARIŞI HATIRLANAN BİR GÜN OLMAKTAN ÇIKARIP, İŞLENEN DÜZEN HALİNE GETİRELİM”

    Gelin barışı hatırlanan bir gün olmaktan çıkarıp işleyen bir düzen haline getirelim. Her daim teklifimiz budur ve bu konuda emek veriyoruz. Daha da emek vermeye hazırız. Silahların sonsuza dek sustuğu ve siyasetin konuştuğu o yeni dönemi birlikte kuralım. Demokratik siyaset dışında bir yol yok mu? Ve biz bu yolu sonuna kadar yürüyeceğiz. Çünkü bu memleket bizim. Çünkü bu memleket hepimizin. Çünkü biz bu memlekette yaşamak istiyoruz. Sevgili Nazım’ın dediği gibi; ‘Yaşamak, yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Eş Başkanları: Kürtlerin çekildiği bölgelerde IŞİD bayrağı çekiliyor, tüm dünya sessizce izliyor!-VİDEO

    DEM Parti Eş Başkanları: Kürtlerin çekildiği bölgelerde IŞİD bayrağı çekiliyor, tüm dünya sessizce izliyor!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları, hem insani hem askeri kuşatmanın ortadan kalkması gerektiğinin altını çizerken, Bakırhan’da, Kürtlerin çekildiği bölgelere IŞİD bayrağı dalgalandığını, bunu tüm dünyanın sessizce izlediğini dile getirerek, insani yardım koridorunun açılması çağrısında bulundu. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye’de HTŞ’nin saldırılarına dair değerlendirmede bulundu.

    “ASIL AMAÇ KÜRT-ARAP SAVAŞI BAŞLATMAKTI”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kuzey ve Doğu Suriye ziyaretine ilişkin yaptığı açıklamada, SDG’nin 10 Mart Mutabakatı’na uyduğunu ancak HTŞ’nin süreci bilinçli bir şekilde uzattığını, komisyonların kurulmaması için çabaladığını belirterek, şunları dile getirdi:

    “Ateşkese uymayan tarafın HTŞ güçleri olduğunu, bizzat muhataplarından dinledik. Kendileri, Halep’te başlayan saldırıların uluslararası ve bölgesel bir komplo olduğunu, asıl amacın da ‘Kürt-Arap çatışmasını başlatmak’ olduğunu söylüyorlar. SDG, Deyrizor ve Rakka’dan da bu yüzden çekildi. Direkt elektrik kesildi. İnternet ve su kesildi. Bu insanlık dramıdır. Kendi halkına bunu reva gören bir yönetim Suriye’yi nasıl yönetebilir? Yönetim iddianız var ama siz yönetimi ele geçirdiğiniz günün ertesi gününde elektriği kesiyorsunuz. Bu yurttaş size nasıl inansın ve güvensin? Hem insani hem askeri kuşatma ortadan kalkmalı. Gece – gündüz halk sokakta ve kentlerini savunuyor. Okullar, hastaneler, yaşam alanları işlevsiz. Sadece Haseke’de, Rakka’da, Kamışlı’da değil neredeyse tamamında yaşam dediğimiz şey ortadan kaldırılmış. Bir ülkenin bu şekilde bu hayatı sürdürebilmenin olasılıklarını Şam yönetimi ortadan kaldırıyor. Şam yönetimi SDG ile yapılan anlaşmanın gerekliliklerini yerine getirmeli, fiili ateşkes sürmeli. Ortak yurt olan Suriye’nin yeniden inşası için herkes görevini yerine getirmeli.

    Kürt’süz bir Suriye hedefleniyor. Öleni öldürmek, kalanı da göç ettirmek istiyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türkler, Araplar, Acemler gibi onların da bu topraklar da yaşam hakkı vardır. Bu topraklar bize ait olduğu kadar onlarındır da. Kürt’süzlük zaten fiilen yapılabilecek bir şey değil, buradan savaşı sürdürmenin anlamı yoktur. Rojava halkını yalnız bırakmayacağız.”

    “MESELE IŞİD’LE MÜCADELE DEĞİLDİR, KÜRTLERİN VARLIĞIYLA ALAKALIDIR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, Kobani’de dört (beşe yükseldi) çocuğun donarak öldüğünü ifade ederek, insani yardım koridoru açılması çağrısında bulundu.

    Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ateşin kesilmesi gerekiyordu. Sanırım ateşkes sadece Kürt’lerin ateş etmemesi olarak anlaşılıyor. Ateşkes herkes için geçerlidir. Rojava’da ateş kesilmedi, saldırılar devam ediyor. Orada IŞİD barbarlığı karşısında hayatını yitirenlerin mezar taşları harap ediliyor.Kobani kuşatma altındadır. Selefi örgütler tarafından Kürt’ler katlediliyor.

    Ciddi bir yanlış algı oluşturulduğunu izliyoruz. Yaklaşık bir haftadır bölgedeyim, izlenimlerimi paylaşmak istiyorum. Rojava’da soykırıma verecek düzeyde saldırılar olduğunu gördük. İnsanlar orada kardeşleri katledilirken burada alkış çalacak değil. Vicdanı olan herkese sesleniyorum. Katliama karşı dünyanın dört bir yanında demokratik kamuoyunun ortaya koyduğu tepkilerin anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Ateşin kesilmesi gerekiyordu. Sanırım ateşkes sadece Kürt’lerin ateş etmemesi olarak anlaşılıyor. Ateşkes herkes için geçerlidir. Rojava’da ateş kesilmedi, saldırılar devam ediyor. Orada IŞİD barbarlığı karşısında hayatını yitirenlerin mezar taşları harap ediliyor.

    Kürtler yine göç ediyor. Artık bu göç yollarındaki kayıplara başta ülkemiz olmak üzere artık tüm dünya kamuoyu olumlu bir tepki koymalı. Kobani kuşatma altındadır. Selefi örgütler tarafından Kürt’ler katlediliyor. Bu saldırıları teşvik edenleri biliyoruz. Rojava’da kimin onarıcı, yapıcı kimin çatışmacı olduğunu Kürt’ler çok iyi biliyor. Kesilen suların açılması gerekiyor. Yakıt yok. Kürtler ne kadar onurlu bir halk, yıllardır petrolü yönetiyorlar ama eşit dağıtılmış. İlacı istiflememiş, şimdi ilaçsızdır. Dört çocuk Kobani’de donarak yaşamını yitirdi. 21. yüzyıldayız!

    Kürtlerin çekildiği bölgelere IŞİD bayrağı çekiliyor. Tüm dünya sessiz izliyor. Mesele IŞİD’le mücadele değildir, Kürtlerin varlığıyla alakalıdır. İnsani koridorlar açılsın. Bir an önce bu kapıların açılması gerekiyor. Oradaki susuzluk, açlık, elektrik kesintilerine karşı çare bulunmalıdır. Temel haklar güvence altına alınmalıdır. Çözüme herkes samimi bir şekilde katkı sunmalı. Sadece konuşarak değil gücünü kullanmalıdır. Her seferinde yeni bir kirli mutabakatla karşı karşıya kalıyoruz. Demokratik kamuoyunun birlikte mücadele etmesi gerekiyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yüzlerce yurttaş Yayladağ Sınır Kapısı’ndan seslendi: Katliamı durdurun!-VİDEO

    Yüzlerce yurttaş Yayladağ Sınır Kapısı’ndan seslendi: Katliamı durdurun!-VİDEO

    PİRHA- Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar, Yayladağ Sınır Kapısı’nda, Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik saldırıları protesto etti. Eylemde yapılan konuşmalarda, “Halep’te yaşananları asla kabul etmiyoruz. Katliamcıları destekleyen politikalarınızdan vazgeçin. Katliamlara karşı birleşik mücadele şart” denildi.

    Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar, Emek ve Demokrasi Güçlerin çağrısıyla Yayladağ Sınır Kapısı’nda bir araya geldi. Yüzlerce yurttaşın katıldığı eylemde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

    “Değerli halklarımız, bugün bizler bütün dünyaya Suriye’ye, Şam’a ve her yere Suriye’nin sınırından Yayladağ Sınır Kapısı’ndan sesleniyoruz. İki hafta önce burada yine Türkiye’den gelen bütün savaş karşıtları, barış yanlıları, Alevi kurumları, demokrasi güçleri tam da burada bütün mesajlarını ilettiler ve Alevi katliamını protesto ettiler. Aradan günler geçtikten sonra Şex Maqsut’ta ve Eşrefiye’de Kürt halkına dönük bir katliam başlatıldı. Bu katliamı kabul etmek mümkün değildir.

    Bakın Suriye’de SDG güçleri ve Şam Yönetimi arasında 10 Mart Mutabakatı görüşmeleri hala devam ederken ve Halep özelinde 1 Nisan Anlaşması gerçekleşmişken ve diyalog masasında hala otururken Halep’te bu saldırıların başlatılması, Halep’teki yeni dönemin ve beklenen demokratik entegrasyonun önünde büyük engeller oluşturulmayı hedeflemiştir. Halep’te Kürt halkına yapılan saldırı, demokrasi sürecine ve barış sürecine sıkılan bir kurşundur. Asla kabul etmiyoruz. Kürt halkı ne Şam’da, ne Halep’te, ne Rojava’da, ne Suriye’nin tamamında, ne de Türkiye’de yalnız değildir.

    Suriye’de gerçekleşen bu katliamlar Kürt halkının orada kanının döken bu anlayış bütün dünyanın gözü önünde IŞİD armalarıyla oraya gelenlerin de olduğunu gösteriyor. Suriye Milli Ordusu, HTŞ, El Kaide ve El Nusra’ya bağlı paramiliter güçlerin de bu operasyonlarda yer aldığı bilgisi bütün dünya tarafından bilinmektedir. Bizler bunu kabul etmiyoruz. Hele de bir kadın savaşçıya yapılanları kabul etmiyoruz. Herkes izledi o videoları değil mi? Kadın savaşçının işkence ederek binadan aşağı atılması ne bir dinde, ne bir vicdanda, ne de kendine insanım diyen hiçbir canlının kabul edebileceği bir şey değildir. Bakın böyle bir uygulama savaş hukukunda dahi yoktur. Savaş hukuku dahi bunu reddeder. Ve buradan bir kez daha biz kadınlar olarak Rojava’da, Halep’te direnen bütün kadınlara onbinlerce kez selam olsun.

    Bugün MHP Genel Başkanı Grup toplantısında bu konuyu gündeme aldı. Bugünkü konuşmasında DEM Parti’ye dönük de kimi eleştiriler sundu. Biz buradan bir kez daha diyoruz ki; bizler Türkiye’nin iç barışını mevcut olan bütün siyasi partilerden daha fazla önemsemekteyiz. Bizler Türkiye’nin iç barışını Hatay Yayladağ Sınır Kapısı’ndan Edirne Sınır Kapısı’na kadar önemsiyoruz. Orada Kürt kanı akmadı diyorlar. Yanlış. Orada Kürdün de kanı aktı, Alevi’nin de kanı aktı, Arabın, Sünni’nin, Hristiyanın, Dürzi’nin de kanı aktı. Keşke akmasaydı. Keşke biz bu konuşmaları yapmak zorunda kalmasaydık.

    Bizler DEM Parti olarak Türkiye’deki sürecin onurlu bir barışla taçlanması için kim ne derse desin çizgimizden asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bu yaşanan provokasyonlara hükümetin sözcülerinin adeta mevcut olan katliamın önünü açan, kışkırtan, destekleyen, dayanışan mesajlarına eyvallah baş göz üstüne mi diyelim? Demeyeceğiz. Bu mesajlara karşı çıkıyoruz, yanlış buluyoruz.

    Suriye’deki çatışmalara, oradaki ateşe kimse körükle yaklaşmamalıdır.Türkiye’de mevcut olan iktidar sözcülerini oradaki savaşı ve çatışmayı kışkırtan değil tam tersi oradaki ateşi soğutacak, barışa ve diyaloğa hizmet edecek bir dil kullanmaya davet ediyoruz. Ve biz buradan soruyoruz; Bu dilin neresi sorunlu? Bizler barışa hizmet edin diyoruz. Gelin barışa hep beraber hizmet edelim diyoruz. Suriye’de yanan ateşe körükle gitmek yerine bir damla su olalım o ateşi söndürelim diyoruz. Bunun neresi iç barışa karşı yapılmış bir konuşmadır.

    Buradan bir kez daha Türkiye’deki bütün siyasi güçleri ve bütün devlet bürokrasisini bu süreçte barış ve diyaloğu tesis etmek üzere bir dil kullanmaya davet ediyorum. Ve bir kez daha diyoruz ki Halep’te yaşananları asla kabul etmiyoruz. Orada yaşamını yitiren bütün Kürt yurttaşlarımızın ailelerine, Kürt halkına ve Suriye halklarına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Ümit ediyoruz ki bizler bu sınır kapısından bir gün Suriye topraklarına güle oynaya geçebiliriz ve oraya savaşı konuşmak değil barışı o topraklarda nasıl tesis edildiğini görmek üzere ziyaretlerimizi gerçekleştirebiliriz. Mutlaka kazanacağız,  mutlaka bu topraklarda barışı hep beraber tesis edeceğiz.”

    DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır da, yaptığı konuşmada, şunları dile getirdi:

    “Bu sınır kapısı barışın kapısı olması gerekirken karanlığın kapısı oldu. Suriye Süryani’nin, Dürzi’nin, Kürdün, Alevi’nin ülkesidir.

    Bugün Halep’te DAİŞ çeteleri, bu çatışmanın merkezi Ankara’dadır. Şu anda Suriye’de sadece Kürtler direnmiyor, Aleviler, Dürziler, Süryaniler direniyor. Bütün halklar ve inanç toplulukları ortak kaderleri için mücadele ediyor. Bunların korkusunun kadınların, Kürtlerin olduğunu biliyoruz. Korkularının Kobane olduğunu biliyoruz. Direniş tarihimizin başarısını biliyorlar.

    Yüreğimiz yanıyor. Biz mücadele ederek, direnişimizi büyüterek ilerleyebiliriz. Ankara’ya söylüyoruz; kim susuyorsa bu katliamı destekliyor demektir. Katliamcıları destekleyen politikalarınızdan vazgeçin. Kürt, Süryani, Alevi bu kirli politikaları unutmayacaktır.”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise, şunları belirtti:

    “Halep Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anıyorum. Rojava Devrimi dünyada biriciktir. Bir devrim boğulmak isteniyor. Halep’le Amed’i ayıracaklarını düşünüyorlar, bu çağrıları yapıyor. Oradaki her ateş bizim yüreğimize düşüyor. Halep’te kuşatma bir etnik temizlik girişimidir. Barış eline bombalarla karşılık verilmez. Bunu kabul etmiyoruz. Halep’te yaşananlara karşı dünyanın tutumunu gördü. Kürtler haklarını, kimliğini korumak için direndi. Kürtler her zaman başımız dik, diplomasiye de, müzakereye de varız diyoruz. Baştan beri ölümlerin durmasını, barışın olmasını, bütün inançların özgürlüğünü savunuyoruz. Halep’e yönelik saldırıya sessiz kalmamızı beklemesin. Kürt halkı katliamla karşı karşıyayken tabi ki mücadele edeceğiz, sesimizi yükselteceğiz.”

    ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, saldırılara karşı umudun ve cesaretin büyük olduğunu vuruglayarak, “Cesaretimizi Büyük İnsanlığı gerçekleştirenlerden alıyoruz. Emperyalistler HTŞ Suriye’si olsun diye saldırıyorlar. Ama başaramayacaklar. Yanı başımızda, Alevilere, Dürzilere, Kürtlere sesleniyoruz; direnişiniz, direnişimizdir. Türkiye işçilerine emekçilerine çağrı yapıyoruz; bu zulme ortak olmayın. Alevilerin katliamından acı çıkar, gelin hep birlikte omuz omuza verelim. Artık halklar, emekçiler, işçiler yan yana gelmeliyiz” dedi.

    EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak da, “Milli Savunma Bakanı, Dış İşleri Bakanı HTŞ’ye saldırı için destek verdi. Biz bu iktidarı tanıyoruz. Bütün bu katliamların durması için sesimizi yükseltiyoruz. Yayladağı’ndan başlayarak işçilere, emekçilere sesleniyoruz; katliamlara sessiz kalmayalım. Suriye’de halkların geleceğini ABD, İsrail belirleyemeyecektir. Suriye’nin geleceğini Aleviler, Dürziler, Kürtler ve dostları belirleyecektir” diye konuştu.

    SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz ise, katılımcıları selamlayarak şunların altını çizdi:

    “On gün önce burdaydık. Bir yıldır HTŞ yönetimi Dürziler, Aleviler, Kürtler üzerindeki katliamı kınamak için burdaydık. 14 yıldır Rojava modeli yerle bir olsun istiyorlar. Öyle yağma yok. Halep’te gösterildi, kendilerine. Suriye’de savaş isteyenlere karşı, Suriye’nin halklarıyla dayanışmaya devam edeceğiz”

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, şunları vurguladı:

    “Rojava bir Rıza Şehri’dir. Halklar, inanç toplulukları rıza şehri inşa ediyor. Rojava’da oluşan bu sistem kelebek etkisi yaratıp her alannı saracaktır. Bundan korkuyorlar. İnsanlığın Kürtlere bir onur borcu olmalıdır. Halklar bir soykırım eşiğindedir. Kerbela’daki zihniyeti bugün Halep’te gördük.

    Halklar yeniden bir soykırım tehdidi altındadır. Bunun önüne geçmek zorundayız. Bizim savunduğumuz anlayış Hüseyin’i, Zeynep Ana’yı direnişi esas alan bir anlayıştır. Biz bunları Koçgiri’de gördük, Dersim’de gördük, Zilan’da gördük, Ağrı’da gördük. Bu zulüm hep devam etti. Bugün de sürüyor. Ama hakikat de dirençle, onurla ve kararlılıkla yoluna devam ediyor. Mücadele hala sürüyor, sürmeye de devam edecektir. Bütün Alevi toplumuna sesleniyorum: Alevilerin eşit ve özgür yaşamalarının tek şartı bu tekçi anlayışın son bulmasıdır. Bütün halkların, inanaç topluluklarını özgürlüğü birbirlerinin desteğiyle olur. Gelin canlar bir olalım.”

    Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Didem Göçer, TÖP PM üyesi İpek Karanfil, SODAP Orhan Tok, saldırılara karşı birleşik mücadele çağrısında bulundu.

    PİRHA/YAYLADAĞ

  • Tülay Hatimoğulları: Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir!-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. Suriye’deki Alevi soykırımına dikkat çeken Hatimoğulları, “Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor. Alevilere dönük bu soykırımı asla kabul etmiyoruz. Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki; Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir. Bizler burada ve dünyanın her yerinde sesiniz, soluğunuz olmaya devam edeceğiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme dair konuştu.

    Konuşmasına 1 Ocak günü yaşamını yitiren Gazeteci Hüseyin Aykol’u anarak başlayan Tülay Hatimoğulları, Aykol’un Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye Devrimci Hareketi’nin buluştuğu kesişim noktası olduğunu ifade etti.

    Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “4 Ocak 2016’da Silopiya’da katledilen Pakize Nayır, Seve Demir ve Fatma Uyar’ı da katledilişlerinin yıl dönümü dolasıyla andı. Üç kadının da Kürt kadın mücadelesinin ve özgür yaşamın korkmaz savunucusu olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları “Aydınlattıkları yolda kadın özgürlük mücadelesini, demokrasi mücadelesini daha güçlü bir biçimde yükselteceğiz.

    Cumhurbaşkanı 27 Aralık’ta Hatay’a gitti. Geçiş güzergahındaki bütün konteynerlar, bütün binalar, brandalarla ve paletlerle kapatıldı. Deprem bölgesini Hatay’ı toparladık haberleri yaptırıldı. Ama gerçeklik ne yazık ki böyle değil. İnsanlar deprem bölgesinde konteynerlarda yaşıyor. Hatay Valiliği’nin 2025 yılı sonunda yapmış olduğu açıklamaya göre 148 bin kişi hala konteynerlarda, konteyner kent dışında da bağımsız konteynerlarda yaşayan insanların sayısı dahi tespit edilemiyor. Ve onlar diyor ki: ‘Deprem bölgesini güllük gülistanlık yaptık.’ Bakın güllük gülistanlık yaptık dedikleri bölgede inanın elektrik kesintisi devam ediyor. Yılbaşında Hatay’daydım ve Hatay’da Antakya Samandağ ve Defne ilçelerindeki çok sayıda mahallede günlerce elektrik kesintisi yaşandı. Depremzedeler 2026’ya karanlıkta girdi. Şimdi her gün eylemdeler, isyandalar. Ayrıca deprem bölgesinde mücbir sebeple ilgili ciddi bir beklenti hala devam ediyor” dedi.

    Sayın Öcalan yaptığı bu çağrıyla barış için büyük bir imkan sundu. PKK de çağrıya uyarak kendini fesh etti ve silahlı mücadele yerine demokratik mücadeleyi esas alacağını bütün dünya kamuoyuna duyurdu. Dünya şahittir. Kürt halkı ve özgürlük hareketi barış iradesini çelikten bir duruşla ortaya koydu. Bu duruşu da sürdürmektedir. DEM Parti olarak bizler de tüm çabamızı barışa, rotamızı demokrasiye, umudumuzu adalet içinde bir geleceğe yönlendirdik. Mücadeleyi ve müzakereyi bu eksen etrafında yürüttük. Ve Meclis’te bütün Türkiye kamuoyunun yakından takip ettiği üzere bir komisyon kuruldu. Komisyon önemli dinlemeler gerçekleştirdi. Akabinde beklenen İmralı ziyaretini de gerçekleştirdi. Ve Kürt meselesinde tarihi bir eşikten atlandı diye ifade ettik. Evet, iktidar ve devlet 2025’teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı.

    Barışı gerçekleştireceğimize, demokrasiyi bu topraklara armağan edeceğimize yürekten inanıyoruz. Kendimize güveniyoruz ve bizler bu güvenle 2026’ya adım attık.  Bu yıl biliyoruz ki bu anlamıyla hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.  Bakın 2026’da barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütme ile karşı karşıyayız. Böyle bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Türkiye’de yaşanan temel sorun şu; barış için ortaya çıkan tarihsel imkan somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor. Süreç belirsizliklerle yönetiliyor. Zamana yayılıyor. Bu, barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz; barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil Meclis’ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketi ile ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır. Partiler komisyona raporlarını verdi. Herkes kendi penceresinden kendi raporunu yazdı.

    Komisyonun Kürt meselesini bütün boyutlarıyla çözemeyeceğinin zaten hepimiz farkındayız. Ancak Komisyon, Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve siyasi bir zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlüdür. Bunun için ilk elden PKK’ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır. Kayyım rejimi derhal son bulmalıdır. Ahmet Türk’ün beraatine rağmen hala Mardin’de kayyımın görev süresinin uzatılmış olması, bu sürecin ruhuna ters düşmektedir. Demokratik Entegrasyon Yasası çıkarılmalı. İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır.  Bu komisyon bunun için çalışmalıdır. Meclis bunun için çalışmalıdır.

    Bugün Meclis ve siyaset kurumunun önünde tarihsel bir sorumluluk duruyor. Barış, bir hükümet politikası olmanın ötesinde Türkiye’nin ortak geleceğini kurma meselesidir. Buradan hem iktidara hem muhalefete açıkça sesleniyoruz; barış, oy hesabına, seçim takvimine, anketlere, polemiklere, farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu sürece ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla süreci ilerletebilmektir. Muhalefetin sorumluluğuysa seyirci olarak izlemek değil, demokratik çözümün bir parçası olmaktır. Bakın, süreç karşıtlığı hızla örgütleniyor. Hepimiz farkındayız. ‘Süreç bölünme getirir’ diyorlar. Oysa tam tersi yani inkar ve baskı politikaları ülkeyi böler. Demokratik bir çözüm Türkiye halklarının birliğini güçlendirir. DEM Parti olarak barışı Meclis’te savunacağız, sokakta örgütleyeceğiz ve büyüteceğiz.

    Memurlar, memur emeklileri ve emeklilerin zam oranları belirlendi. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine sadece yüzde 12.19 zam yapıldı. Yanlış duymadınız. Memur ve memur emeklilerine ise yüzde 18.6 zam yapıldı. Bu memur, bu emekli ne yesin? Taş mı yesin? Taş mı kaynatsın tenceresinde? Bu sefalet zammına karşı sadece kiraları, bırakın temel gıdayı vesaire, sadece kiralardaki artışa bakalım. yüzde 34.88. Bu komik ama acımasız zamlar, TÜİK verilerine göre düzenlendi. Kamu emekçi sendikalarının deyimiyle; rakamlar sahte, yoksulluk gerçek. İktidarın milyonlarca insana mesajı net; Siz açlıkla, sefaletle, yoksullukla boğulun. Kuru ekmek yiyin, taş yiyin ama asla sesinizi çıkarmayın. İşte tam da bu nedenle bir kez daha buradan uyarıda bulunuyoruz; Türkiye ekonomisi artık siyasetin hatalı kararlarını kaldıracak eşiği çoktan aştı. Türkiye ekonomisi bir 19 Mart’ı daha, bir kayyımı daha, bir şiddet döngüsünü daha kaldıramaz. Dümeni tutanlar, bu ülkeyi karaya, bodoslama götürüyor.

    Venezuela’da yaşananlar, uyuşturucuyla mücadele ve narkoterör söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Ancak gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır. Burada hedeflenen rejim değişikliğidir. Özellikle Çin ve Rusya’nın nüfuzunu kırmak, İran’a mesaj vermek, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD’nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görmek gerekiyor. Yani hedef, bir kuşatma stratejisidir. Şimdi de ABD, Grönland’ı, Kolombiya’yı ve Küba’yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir. ABD’nin son ulusal güvenlik strateji belgesi, 200 yıl önceki Monroe Doktrini’ne dönüşü işaret etmektedir.

    Emperyalist güçlerin dünyayı üç büyük savaşa sürükleme halini durdurmanın yolu, gerçek anlamda bir enternasyonalist barış hareketini örgütleyebilmekten geçer. Halkların, işçilerin, emekçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist bir örgütlenme ve mücadele dışında bir seçeneği yoktur. Böylesi bir mücadele emperyalizmin zehrine karşı bir panzehiri olabilir.

    Ortadoğu’nun yeni yangın yeri İran. İran rejimi demokratikleşmeyi reddetti. Hakkı, hukuku sağlamıyor. Kadınlara saldırmaya devam ediyor. Milyonlarca insan açlıkla ve yok yoksullukla karşı karşıya. Bu insanlar hakkını aramak için şimdi sokaklarda, meydanlarda. Ve son protestolarda onlarca sivil katledildi. Yüzlercesi yaralı, binlercesi tutuklu. Saldırılar gittikçe yoğunlaşıyor. Daha vahimi gözaltılar sürerken, tutuklu bulunan ve hakkında idam kararı olan Kürt siyasetçiler böylesi bir atmosferde idam ediliyor. Bunu kabul etmek asla mümkün değildir. Ve emperyalist güçlerin bölgede kurdukları oyunun da farkındayız. Başta İran ve Türkiye olmak üzere oynanan bu oyunları boşa düşürmek istiyorsa; bunun için atılması gereken adımlar nettir. O da içerideki baskılara son vermek.

    Bu büyük kaos döneminde Suriye son derece kritik bir noktada duruyor. Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor. Algı yaratarak Arap Alevilerine dönük sistematik bir saldırı dalgası yürütülüyor. Alevilere dönük bu soykırımı asla kabul etmiyoruz. Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki; Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir. Bizler burada ve dünyanın her yerinde sesiniz, soluğunuz olmaya devam edeceğiz.

    Evet, bu gerçekler yaşanırken Suriye demokratik güçlerini, Kürtleri ve özerk yönetimde yaşayan halkları tehdit ediyorlar. ‘Teslim olun’  diyorlar. Biz de buradan soruyoruz; bugüne kadar hangi sorun teslimiyetçi bir anlayışla çözüldü? Mevcut geçici yönetimin tekçi, mezhepçi, ırkçı yapısının farkında değil misiniz? Orada yaşanan Dürziler’e ve Alevilere dönük bu kadar capcanlı, dipdiri hala devam eden bir katliam yaşanırken Kürtlere bu çağrıyı yapmak hangi anlayışa sığar? İşte bu gerçeklere rağmen Kürt halkına ‘teslim ol’ demek ne kardeşliktir ne eşitlikten yana olmak demektir ne de adildir. Bakın Kürtler size Rojava’dan buraya elini uzatıyor. Sınırın öte yanından gönlünü açıyor bize.

    Farklılıkları yok sayan Şara rejimini, Kürt’e karşı öne sürmekten vazgeçin. Sayın Öcalan’ın yılbaşı arifesinde Suriye’ye yönelik çözüm barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil.

    Suriye halklarının bize ihtiyacı var. Tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum; tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye’de en sağduyulu, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil.

    Geçici Şam yönetimi özerk yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmek. Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz. Ve Sayın Öcalan’ın dediği gibi Türkiye bu anlamıyla kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Ve şunu unutmayalım ki Suriye sadece Arapların değildir. Arapların, Kürtlerin, Dürzilerin, Ermenilerin ve burada sayamadığım çok farklı halklardan ve inançlardan insanlara ev sahipliği yapan bir coğrafyadır Suriye. Suriye’de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu Suriye’nin demokratikleşmesinden geçer. Türkiye’ye de düşen görev bu anlamıyla buna destek olmaktır.

    Yakın zamanda yaşadığımız çok önemli bir konunun altını çizmek istiyorum; bakın Suriye’den Türkiye’ye uzanan esas tehlike görülmeli.  Esas tehlike İŞİD’dir. Türkiye’deki ve Suriye’deki ki IŞİD tehdidini önemseyin. Lokal görmeyin. Stratejik ele alın, değerlendirin ve bu konuda gerekli tutumu alın. Türkiye’nin ve Suriye’nin başına kimse bunları bela etmesin. Ve şu bilinmeli ki, IŞİD’in panzehiri Türkiye’de ve Suriye’de adil bir kardeşlik hukukunun tesis edilmesinden geçer. Bu panzehrin formülü de Türkiye’de yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıya ulaşmasıdır. IŞİD karanlığını ancak demokrasi ışığıyla söndürebiliriz. Bu böyle bilinmeli.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Eş Genel Başkanları: Alevilere yönelik organize saldırılar durdurulmalı!

    DEM Parti Eş Genel Başkanları: Alevilere yönelik organize saldırılar durdurulmalı!

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye’nin Lazkiye kentinde Alevilere yönelik organize saldırılara ilişkin açıklama yaptı. BM, uluslararası toplum ve Türkiye’ye acil çağrı yapıldı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye’nin Lazkiye kentinde Alevilere yönelik organize saldırılara ilişkin yazılı açıklamalarda bulundu. Her iki eş genel başkan da sivillerin risk altında olduğunu vurgulayarak Birleşmiş Milletler’i, uluslararası toplumu ve Türkiye’yi acil harekete geçmeye çağırdı.

    Tülay Hatimoğulları, “Suriye’nin Lazkiye kentinde Alevilere yönelik organize saldırıların başladığı, ev ve iş yerlerinin tahrip edildiği haberlerini büyük bir endişe ile takip ediyoruz. Bu organize saldırılar acilen durdurulmalıdır! Başta BM ve uluslararası toplum olmak üzere herkesi harekete geçmeye Suriye’de yaşananlara karşı kalkan olmaya çağırıyoruz. Suriye’de yaşanacak olası katliamların önüne geçmek mümkün! Suriye’deki Alevi toplumunun sesi olalım!” dedi.

    Tuncer Bakırhan ise, geçici Şam hükümetinin gerekli önlemleri almadığını belirterek, “Suriye’nin Lazkiye kentinde Alevilere yönelik organize saldırılar başladığı yönünde bilgiler geliyor. Binlerce sivil insanın risk altında olduğu bu durumda her geçen saat kritiktir. Sivilleri korumakla yükümlü olan Geçici Şam Hükümeti’nin gerekli önlemleri almadığı görülmektedir. BM ve uluslararası toplum acilen harekete geçmeli. Türkiye siyasi ve diplomatik kanallarla devreye girmelidir. Sivil halk acil koruma altına alınmalıdır. Tüm siyasi ve toplumsal çevreleri, daha büyük katliamlar yaşanmadan üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tülay Hatimoğulları: Kayyımların ortadan kalkması lazım- VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Kayyımların ortadan kalkması lazım- VİDEO

    PİRHA- Partisinin Mersin’de düzenlediği etkinlikte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yasa yapma sürecinin başlaması gerektiğinin altını çizerek, “Kayyımcı rejimin tamamen ortadan kalkması lazım. Kayyım atanmış bütün belediyelerden kayyımlar geri çekilmeli, belediye başkanları ve belediye eş başkanları görevlerine iade edilmelidir” dedi.

    DEM Parti Mersin İl Örgütü, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın da katılımıyla, Toroslar ilçesinde bulunan bir düğün salonunda dayanışma yemeği düzenledi. Düzenlenen dayanışma yemeğine, demokratik kitle örgütleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşuyla başlayan etkinlik, DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanları Bedriye Kuş ve Reşat Aşan’ın konuşmalarıyla devam etti.

    “YASA YAPMA SÜRECİNİN BAŞLAMASINI BEKLİYORUZ”

    Akabinde söz alan Tülay Hatimoğulları, DEM Parti olarak Kürt sorununun çözümü için meclise verdikleri rapora dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının önemine işarete ederek, içinde bulunan sürecin tarihi olduğunu ifade eden Hatimoğulları, “Türkiye’de Kürt halkına ve bütün halklara, Türkiye’deki bütün ezilen ve sömürülenlere bir çağrı olarak vücut buldu, karşılık buldu. Ve bu çağrıyla birlikte, PKK bir dizi tarihi adım attı. Türkiye’de barışın gerçek anlamda inşa edilmesi için, Kürt halkının haklarının kazanılması için, artık elli seneyi bulan savaş ve çatışma sürecinin başka bir evreye, yani daha siyasi, hukuki ve yasal bir düzleme kavuşabilmesini güçlendirmek ve sağlamak için son derece tarihi adımlar attı. Mecliste bir komisyon kuruldu ve Meclis’teki bu komisyon, Türkiye’deki yurttaşlarımızın yüzde doksan beşini temsil eden zengin bir birliktelikle oluşturuldu. Bunun yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Bizler parti olarak raporumuzu en erken veren siyasi parti olduk. Bu topraklarda bütün ezilenlerin, sömürülenlerin, aynı zamanda büyük bir mücadele tarihine sahip olan bir fikir ve anlayışla raporumuzu hazırladık, sunduk. Bu rapor sadece bir kağıttan oluşmuş ve üzerinde basitçe cümlelerin yazıldığı bir rapor değil. Bu rapor, yüz yıllık Kürt sorununun hem Türkiye’de hem bölgede çözüm reçetesini sunan bir rapordur. Yasa yapma sürecinin başlamasını bekliyoruz. Türkiye’de mevcut olan yasaların dahi uygulanmadığı, anayasanın kurallarının çiğnendiği, ayaklar altına alındığı bir dönemden geçiyoruz. Böylesi bir süreçte, silahsızlanmanın hızlanmasını sağlayacak olan özel bir yasanın çıkarılmasını bekliyoruz.”

    BARIŞ EKONOMİSİNİ HAYATA GEÇİRMELİYİZ

    Bir yandan barışın bu topraklarda toplumsallaşmasını sağlamak için çalışmalarımızı devam ettirirken, bir yandan da ülkede derinleşen işsizlik, açlık, yoksulluk, geçinememe ve barınamama sorununu temel meselelerimizden biri olarak görüyoruz. Türkiye’de elli milyona yakın yurttaşımız açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Asgari ücretin belirlenmesiyle ilgili görüşmeler devam ediyor. Masada işveren var, masada devlet var ama masada işçiler yok. Bizler evimizde kaynayamayan tencereyi, çocuklarımızın beslenme çantasına bir süt, bir paket süt, bir su koyamayan sayısız milyonlarca yurttaşımızın yaşadıklarını biliyoruz.

    Barışa sahip çıkacak olan en önemli kesimlerin, bu ülkede yaşayan işsizler, yoksullar, barınamayanlar, geçinemeyenler, emekliler, kirasını ödeyemeyenler, engelliler, doğa ve insan hakları savunucularıdır. İnsanlar iş istiyor, emek istiyor. İnsanca, onurlu bir şekilde yaşayabileceği bir ücret istiyor. Silahların kalıcı bir şekilde susmasını istiyor. Ama aynı zamanda bu ülkede demokrasinin bütün örüntülerinin toplumun içinden filizlenerek büyümesini, zuhur etmesini ve bizleri birleştirmesini istiyor. Halkların eşit kardeşliğini istiyor. Büyük kardeşin küçük kardeşe hükmettiği bir ilişki kardeşlik hukuku değildir.”

    “FARKLILIKLARIMIZLA BİRLİKTE BERABER YAŞAYABİLİRİZ”

    Bu topraklarda yaşayan herkesin birlik ve beraberlikle, aynı zamanda farklılıklarıyla birlikte yaşayabileceğini ifade eden Hatimoğulları, “Herkes kendi diliyle, ana diliyle konuşacak; ana diliyle eğitim görecek; kendi inancıyla ibadet edecek; kimsenin kimsenin üzerinde tahakkümü olmayacak. İşte biz böylesi bir demokratik seviyenin hukuki bir sürece kavuşmasını istiyoruz. Bütün farklılıklarımızla Akdeniz Belediyesi’ni yerel seçimlerden kazanmış olan bizler olduk. Partimizin Akdeniz’deki başarısı, Türkiye’deki başarılara genel bir örnektir. Çünkü farklılıklarımızla kazandık. Kayyımcı anlayış ve kayyımcı zihniyet belediyemize kayyım atadı, belediye eş başkanlarımızı tutukladılar. Belediye eş başkanlarımız şuan aramızda. Yine beraberiz, yine mücadeledeyiz” dedi.

    Barış ve demokratik toplum sürecinde kayyımcı rejimin tamamen ortadan kalkması gerektiğini vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Kayyım atanmış bütün belediyelerden kayyımlar geri çekilmeli, belediye başkanları ve belediye eş başkanları görevlerine iade edilmelidir. Yine aynı şekilde Adana Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da aralarında olduğu CHP’li belediye başkanlarına yönelik gerçekleştirilen operasyonları asla kabul etmiyoruz. Bu operasyonların siyasi saiklerle yapıldığını biliyoruz. Seçme ve seçilme hakkımızı elimizden alamazsınız. O yüzden bir kez daha diyoruz ki bütün seçilmişler görevlerine iade edilmelidir. Muhalefetin üzerindeki yargı baskısı acilen son bulmalıdır. Kayyımlar görevden el çektirilmeli ve seçilmiş, yani halkın iradesi, yönetimlerin başına geri gelmelidir” diyerek, halkın kendi iradesini istediğini savundu.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK ENTEGRASYON YASALARI BİR AN ÖNCE ÇIKARILMALIDIR”

    ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecinde öncelikle atılması gereken adımları sıralayan Hatimoğulları, “Hasta mahpuslarla ilgili yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Hasta mahpuslar bu toplumun vicdanını kanatan, yaralayan, sızlatan en büyük insan hakkı ihlallerinden biridir. O yüzden hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır. Birçok cezaevinde gözlem kurulları hala infaz yakıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. İnfaz yakılmasına derhal son verilmelidir. AİHM ve AYM kararları hayata geçirilmiyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Mersin’in, Çukurova’nın topraklarından sevgili Figen Yüksekdağ’a, sevgili Selahattin Demirtaş’a ve Leyla Güven şahsında bütün mahpuslara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Anayasanın ilk dört maddesi ile ilgili birçok tartışma ve manipülasyon var. Bu manipülasyonu yapan, süreci karşıtlaştıran, şiddetten ve savaştan beslenen kesimlere buradan bir kez daha yanıtımızı veriyoruz: Şu anda anayasa, Türkiye’nin gündeminde olan bir konu değildir. Şu anda bizim bir yol temizliğine ihtiyacımız vardır. Yol temizliğini yaparken bahsettiğimiz barış ve demokratik entegrasyon yasaları öncelikle çıkarılmalıdır. ‘Bu ülkenin bölüneceğini, bu ülkenin tekçi ve ırkçı anlayışının devam etmesi’ gerektiğini söyleyen zihniyetleri buradan mahkum ediyoruz. Onlara asla pabuç bırakmayacağız” dedi ve bu topraklarda barışın ve demokrasinin kazanacağını söyledi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİNİN ÖNCÜSÜ ÖZNESİ KADINLARDIR”

    Tülay Hatimoğulları, kadınların, ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecindeki rolünün önemine dikkat çekerek konuşmasını sonunda şunları kaydetti:

    “Barış süreci kadınlar olmadan olmaz. Kadınlar barış masasının asli özneleridir. Demokratik toplumun inşa edicileridir. Bizler bunun için bugüne kadar, tarih boyunca erkek egemen anlayışa karşı beş bin yılı aşkın bir süredir kadın hareketi örgütleniyor ve mücadele veriyor. Çatışmalara, kadın cinayetlerine, erkek şiddetine, devlet şiddetine, militarizme her yerde karşı çıktık, her yerde karşı çıkmaya devam edeceğiz. Rojava’da direnen kadınları sizlerin huzurunda bir kez daha selamlıyorum. Ortadoğu feodalizmin ve siyasallaştırılmak istenen İslam’ın ağır etkisi altında, kadınlar üzerindeki baskıların ne kadar arttığını hepimiz biliyoruz. IŞİD zihniyetinin Türkiye’de de, Suriye’de de, Irak’ta da, İran’da da, Orta Doğu’nun tamamında da kadınları ezen bir zihniyetle bu toprakları yönetmeye çalıştığını biliyoruz. Kadınların Rojava’da oluşturmuş olduğu hukuk, demokratik, kadın özgürlükçü. Bütün farklı halkların eşit temsiliyetini savunan demokratik bir Suriye’nin inşasında kadınların ne kadar büyük bir rol üstlendiğinin hepimiz farkındayız. Aynı rolü bizler de Türkiye’de, demokratik bir Türkiye için, demokratik bir cumhuriyetin inşası için, barışın inşası için kadınlar olarak üstleniyoruz. Emek veriyoruz, daha da emek vermeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/MERSİN

  • Arap Alevi kurumları, DEM Parti Eş Genel Başkanlarıyla bir araya geldi!-VİDEO

    Arap Alevi kurumları, DEM Parti Eş Genel Başkanlarıyla bir araya geldi!-VİDEO

    PİRHA – Arap Alevi örgütlerinin temsilcileri, DEM Parti yönetimiyle bir araya geldi. Kurum temsilcileri, Suriye’de yapılan soykırımın önüne geçebilmek adına DEM Parti’ye talep ve önerilerini sundu.

    Suriye’de devam eden Alevi soykırımına ilişkin Ankara’da eylem yapan Arap Alevileri, Mecliste CHP grubunu ziyaret ettikten sonra DEM Partililerle de bir araya geldi. Alevi kurum temsilcilerini DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra Yüksel Mutlu, Celal Fırat, Ayten Kordu karşıladı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevi örgütlerinin yapmış olduğu protestonun çok kıymetli olduğunu vurgulayarak konuşmasına başladı. Hatimoğulları, “Bugün yaptığınız eylem çok kıymetliydi. Çok sayıda örgütün biraraya gelmesi çok önemliydi. Suriye’deki Alevi katliamı Mart ayında başladı ancak demokratik haklar inşa edilmediği sürece katliamlar devam edecektir. Bunun için daha çok örgütlenip, bir araya gelip adım atmalıyız” diye belirtti.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Alevi katliamının Türkiye’de çok gündem olmadığının altını çizdi. Gerekirse bir heyet oluşturulup Suriye’ye gidilmesi gerektiğini söyleyen Bakırhan “Alevi dünyasına da bize de önemli görevler düşüyor. Suriye’de anayasal güvenceye kavuşmak istiyorsak buradan izlemek yetmez. Yaşananların yeterince sahiplenilmediğini düşünüyorum. Bunun için hepimize görev düşüyor” dedi.

    Toplantının sonraki aşaması basına kapalı şekilde sürdürüldü.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti: Karar, demokratik birlikteliğimize ve kalıcı barışa vesile olsun!

    DEM Parti: Karar, demokratik birlikteliğimize ve kalıcı barışa vesile olsun!

    PİRHA- Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun bugün almış olduğu İmralı’ya gidiş kararına ilişkin açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Karar, 86 milyonun ortak geleceğine, demokratik birlikteliğimize ve kalıcı barışa vesile olsun” dedi.

    Mecliste kurulan komisyon, Abdullah Öcalan ile görüşmeyi oy çokluğuyla kabul etti. CHP, toplantıyı terk ederken, Öcalan’la görüşmenin hafta başında yapılması bekleniyor.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun almış olduğu İmralı’ya gidiş kararına dair açıklama yaptı.

    “Türkiye’nin demokratik olgunluğunun ve barış iradesinin en somut ifadesi olarak karşılıyoruz” denilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Gerçekleşecek İmralı ziyareti, on yıllardır yaşanan acıların kalıcı olarak sona ermesi ve toplumsal uzlaşının tesis edilmesi yolunda atılmış tarihsel bir adım olacaktır. İmralı’da kurulacak diyalog zemini ve geliştirilecek şeffaf temas kanalları, Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından eşsiz bir fırsat penceresi sunmaktadır. Komisyonun İmralı’ya gitmesi Türkiye’de yeni bir dönemin kapısını aralayacak; korku siyasetinin yerini birlikte yaşam umudu ve güven alacaktır. Bu görüşme, sürecin şeffaflığını ve samimiyetini pekiştirecek ve toplumun her kesiminin barışın inşasına katılımını güçlendirecektir.

    Sayın Öcalan ile yapılacak görüşmelerin, sürecin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesinde belirleyici bir rol oynayacağına olan inancımız tamdır. Bu ziyareti gerçekleştirecek olan Komisyon üyelerini yürekten kutluyor, Komisyon çalışmalarında yapıcı rol üstlenen tüm siyasi partilere ve Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

    Ayrıca Komisyonun kurulması, süknet içinde çalışmalarını gerçekleştirmesi, halkların barış talebini görmesi ve İmralı’ya gitme iradesini cesaretle ortaya koyması dolayısıyla siyasi sorumluluk alan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye ve ittifak partilerimiz EMEP ve TİP’e teşekkür ediyoruz.

    Siyasetin esas rolü, ülkenin ve halkların ortak çıkarını gözetmek ve çözüm üretmektir. Bugün alınan bu karar, tam da böylesi bir sorumluluğun nişanesidir. Ne var ki, bazı siyasi çevrelerin bu tarihi adıma mesafeli yaklaşımlarını da üzüntüyle karşıladığımızı belirtmeliyiz. Barış süreçlerinde cesaret ve ileri görüşlülük her zaman takdir edilmeyi hak eder. Tereddütler ve kaçınmalar toplumsal vicdanı yaralar. Demokratik siyasetin gereği, böylesi tarihsel bir süreçte halkların ortak geleceğine dair alınacak kararlarda yan yana durmak, omuz omuza yürümektir.

    Bu vesileyle, barış iradesinin güçlendirilmesinde herkesin üzerine düşen tarihi sorumluluğu bir kez daha hatırlatıyoruz. Bugün atacağımız cesur adımlar, kardeşlik hukuku içinde bir gelecek kazandıracaktır. Bu ziyaretin, 86 milyonun ortak geleceğine, demokratik özgür birlikteliğimize, eşit yurttaşlık ve kalıcı barışa vesile olmasını diliyoruz. Barışı inşa etmek hepimizin ortak görevi ve sorumluluğudur. Siyasal görüşlerimiz farklı olsa da, ortak geleceğimiz ve kalıcı barışın inşası için bu ülkenin geleceği adına sözü olan herkesi çözüm ve barış ortak paydasında buluşmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Hatimoğulları: Bu süreci oluyormuş gibi götürme şansımız yok, oldurmak zorundayız! -VİDEO

    Hatimoğulları: Bu süreci oluyormuş gibi götürme şansımız yok, oldurmak zorundayız! -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, gelinen aşamada toplumun iktidardan somut adımlar beklediğini vurgulayarak, “Bu süreç araçsallaştırılmamalı ve herhangi bir siyasi partinin dar manada çıkarlarına kurban edilmemeli. Türkiye’nin iç barışına bizim her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu süreci oluyormuş gibi götürme şansımız yok, oldurmak zorundayız” dedi.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından çok sayıda önemli adımlar atıldı. O adımlardan birisi de örgüt tarafından 26 Ekim’de yapılan “Türkiye’den çekilme” kararı oldu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış sürecine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “İKTİDARIN ATMASI GEREKEN SOMUT ADIMLAR VAR”

    -Silahlı güçler Öcalan’ın mesajı sonrası Türkiye’den çekildi. Bu çekilmenin anlamı nedir? Bundan sonra devletin üzerine düşen sorumluluklar neler? Nerden başlamalılar?

    Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının adımlarından biriydi geri çekilme. Bu çağrıya karşılık PKK’nin attığı çok somut adımlar oldu. Süleymaniye’de gerçekleşen silah yakma töreni, onun evvelinde gerçekleştirdikleri kongre, fesih kararı almaları ve silahsızlanmanın Türkiye’deki yasal düzenlemelerle birlikte hız kazanacağı mesajlarını güçlü bir şekilde vermişlerdi. En son Türkiye’den geri çekilme ile birlikte aslında süreci yeni bir aşamaya taşımış oldular. Sayın Öcalan’ın da ifade ettiği gibi artık ikinci aşamaya geçilmiş durumda. Birinci aşamayı değerlendirdiğimizde bugüne kadar iktidarın attığı somut bir tek adım oldu. O da parlamentoda komisyon kurmak. Komisyonun adaya gitmesi beklendiği halde henüz gerçekleşmedi.

    Şu anda özellikle ikinci evrede iktidarın atması gereken çok somut adımlar var. Birincisi komisyonun hızlı bir biçimde adaya gidip Sayın Öcalan’la görüşme gerçekleştirmesi. İkincisi PKK’nin silahsızlanma sürecini hızlandırması açısından PKK’ye ilişkin özel yasa beklentisi var. Bununla beraber cezaevlerinde bekleyen çok önemli sorunlar söz konusu. Bu açıdan yine acil atılması gereken adımlardan biri infaz yasasında yapılacak değişiklikler. Bu konuda hızlı bir adım atılmalı. Zaten yasal düzenlemeler bağlamında hemen akabinde yapılması gereken işler TCK ve TMK’daki değişiklikler. Bununla beraber özellikle kayyum yasasının lağvedilmesi çok önemli.

    Özellikle bu sürecin gerçekten bir barış ve demokratik toplum sürecinde atılacak en temel adımlardan biri de yerel yönetimlerin seçilmişlere bırakılması bırakılmasıdır. Çünkü Türkiye’de bugün kayyum rejimi seçimi yok sayan bir anlayış. Dolayısıyla kayyum yasası bir an önce geri çekilmeli. Tutuklu bütün belediye başkanları cezaevinden çıkarılmalı ve kayyum atanmış bütün belediyelerin belediye başkanları, eş başkanları görevlerine acilen iade edilmeli.

    Fakat bir yasal düzenleme gerektirmediği halde atılacak çok önemli hayati ve bu sürece toplumun geniş kesiminde güven arttırıcı rol oynayabilecek adımlar da var. Birincisi AİHM kararlarının hayata geçirilmesi. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve MYK üyelerimizin içinde olduğu Kobani Kumpas Davası’ndan tutuklu arkadaşların dosyasıyla ilgili AYM Büyük Daire’nin kesinleşen bir kararı var. Bu karar hayata geçmeli ve arkadaşlarımız serbest bırakılmalı. Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater ve Tayfun Kahraman’ın da içinde olduğu Gezi tutuklularıyla ilgili de bir AİHM kararı var. AİHM ve AYM kararları hayata geçmeli, bunun içinde bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok.

    “KOMİSYON EN KISA SÜREDE ADAYA GİTMELİ”

    -Komisyonun İmralı’ya gidip gitmeme tartışması var. Komisyonun İmralı’ya gitmesini sizlerde ısrarla ifade ediyorsunuz. Bunun önemi nedir?

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlamasında Sayın Abdullah Öcalan’ın çok büyük bir rolü ve misyonu var.
    Bu sürecin bugüne kadar getirilmesinde de öyle. 1 Ekim’den bugüne kadar geçen süre içerisinde Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı, PKK’nin bu çağrıya verdiği olumlu yanıtlar, bugüne kadar gelinen aşamada örgüt tarafından yapılanları sadece Abdullah Öcalan yaptırabilirdi. Sayın Öcalan Türk ve Kürt halkı başta olmak üzere bölge halklarının eşit yurttaş olarak bu topraklarda yaşaması için çok önemli bir adım attı. Bu süreç ilerletilmeye çalışılırken Sayın Öcalan’ı siyasetin yok sayma gibi bir ihtimali yoktur, olmamalıdır da. Gerçekten Türkiye’nin iç barışını istiyorsak, bu savaşın bitmesini istiyorsak Sayın Öcalan’ın muhatap alınması gerekiyor.

    Devletin zaten İmralı’da görüşmeler yaptığını biliyoruz. Aynı şekilde siyasetin de görev ve inisiyatif alması gerekiyor. Siyaset şu ana kadar komisyon kurmakla çok önemli bir adım attı. Siyaset ve Meclis’in görevi sadece dinlemeler yapmak değildir.
    Aynı zamanda bu süreci adım attıracak, süreci ilerletecek, yasal düzenlemelerin öncülüğünü yapması gereken parlamentonun görev ve sorumluluk üstlenmesi çok önemli. Dolayısıyla burada cesur davranmak lazım. Adaya gitmede tereddüt etmemek lazım. Adaya gitmenin, özellikle komisyonun çalışmalarını rahatlatması ve ilerletmesi konusunda çok önemli bir yol alacaklarına eminiz. Bu görüşme mutlaka olmalı. Komisyon mutlaka en kısa zamanda adaya gitmelidir.

    “TOPLUM, İKTİDARA GÜVENMİYOR”

    -Süreçte güven inşa ediliyor mu? Toplum olarak sürecin güvenliğinin sağlandığını nasıl anlayacağız?

    Toplum, DEM Parti’ye ve Kürt hareketine güveniyor. Ama toplum iktidara ve iktidarın izlediği yol ve yönteme yeterince güvenmiyor. Kürt yurttaşlarımızdan şöyle değerlendirmeler ve eleştiriler gelebiliyor. Bunlar bu süreci araçsallaştırmak istiyor olabilirler. Bu araçsallaştırma esnasında Kürt hareketini tasfiye etmeyi de hedefliyor olabilirler. Bu nedenle bu süreci böyle yarım ağız götürüyorlar gibi bir yaklaşım var. Türkiye solunda, CHP tabanında, sağdaki muhalif kesimlerde de şöyle yaklaşımlar var. Bu iktidar mevcut olan rejimi devam ettirebilmek için bu süreci araçsallaştırıyor yaklaşımı var. Bizimse yaklaşımımız çok net. Bu süreç araçsallaştırılmamalı ve herhangi bir siyasi partinin dar manada çıkarlarına kurban edilmemeli. Bu süreci iktidar kendi dar manada kendi iktidarını ve rejimini devam ettirmek için araçsallaştırmayı hedefliyorsa bu konuda büyük yanılır. Kimse hiçbir şeyi araçsallaştırmaya çalışmamalıdır. Türkiye’nin iç barışına bizim her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bölge derin bir kaynama içindedir. Orta Doğu derin bir kaynama içindedir. İsrail’in nüfus alanının gittikçe yayıldığı bir dönemde bizim Türkiye’de bu süreci oluyormuş gibi götürme şansımız yok. Oldurmak zorundayız.

    “DEMOKRATİK MÜCADELENİN ÖNÜNÜN AÇILMASI HER MÜCADELE DİNAMİĞİNE KATKISI OLACAK”

    -Demokratik Entegrasyon’a gelelim. Kürt, Alevi, emekçi, kadın için ne anlama geliyor?

    Demokratikleşme süreci yani silahların sustuğu, çatışmaların olmadığı bir Türkiye’de demokratik siyasetin önünün daha çok açılacağının hepimiz farkındayız. Hatta Sayın Öcalan 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği çağrısında da çok net şunu ifade ediyor. Bugüne kadar demokratik siyasetin önü hep terör parantezine alındığı için demokratik siyasetin önü devlet ve iktidar tarafından sürekli tıkandı. Demokratik mücadele kanallarının önünün açılması, bunun her alana ve her mücadele dinamiğine katkısı çok büyük olacak.

    Kadınlar gerçekten bütün bu baskı rejimine rağmen hem Türkiye’de hem dünyada en örgütlü, en diri duran hareket kadın hareketi her şeye rağmen, bütün baskılara rağmen mesela karma alanda, siyasette demokratik siyasette birçok gerileme olduğu halde yine bütün bu koşullara rağmen kadınlar hep en öndeydi. Mücadelenin öncülüğünü yürüttü bugüne kadar. Buraya olumlu yansıması güçlü olacak.

    Alevi hareketi çok daha güçlü bir şekilde Alevi toplumunun kılcal damarlarına inecek kadar derin bir örgütlenmeye gidebilir, gitmeli. O konuda elbette ki yetersizliklerimiz var. Bu anlamıyla orada örgütlü mücadelenin de önünün daha çok açılacağını düşünüyoruz. Ümit ediyoruz ki bu barış ve demokratik toplum çağrısı başarıya ulaşır. Bir neticeyle sonuçlanır. Türkiye’de gerçekten hani PKK şimdi geri çekildiğini de açıkladı. Bir seneyi aşkındır hiçbir ölüm haberi almıyoruz. Bu çok mühim bir şeydir. Çok önemli bir kazanımdır. Bu iklim ve bu atmosfer ümit ediyoruz ki devam eder. İşçi sınıfı da, işçi de, emekçi de kendi özlük hakları için açlıkla ve yoksullukla mücadele için daha örgütlü bir mücadeleyi yürütebilir, yürütsün. İşte tam da demokratik entegrasyon dediğimiz mesele böyle bir meseledir. Yani toplumun demokratik mücadelede tıkanmış bütün damarlarının açılmasını sağlamak ve Demokratik Cumhuriyet’e açılan kapının ardına kadar açılmasını sağlamak.

    “CHP GÖREV VE SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMELİ”

    -CHP’nin sürece dair tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın başladığı bir süreçte CHP’ye dönük bu kadar yoğun operasyonların gerçekleşmesi, süreci sabote ediyor. Bugün muhalefet bu toplumun en az yarısı, toplumun en az yarısının olduğu bir kesime, baskıyla, yargıyla, tutuklamalarla yaklaşılmasını kabullenmek mümkün değil ve çok geniş bir kesimin bu sürece ikircikli bakmasına neden oluyor. Barışın toplumsallaşması çok önemli. CHP’nin şu anki mevcut yönetimi çok önemli ve değerli açıklamalar yaptı sürece ilişkin. Komisyonda yer alarak tarihi görevlerini ve misyonlarını gerçekleştirmiş oldular. CHP’nin bu dönemde adaya gitme konusunda yaşanılan tereddütler, komisyondaki yani komisyonun bu konuyla ilgili kendi içindeki tereddütler burada bizim elbette ki hiçbir tereddüde yer olmadığını biz ifade ediyoruz. Mutlaka gidilmeli, cesur davranılmalı, ezberler bozulmalı. Bu konuda birinci parti konumuna gelmiş olan CHP’nin ikircikli davranmadan bu süreci bütün siyasi partilerin yapması gerektiği gibi görev ve sorumluluklarını yerine getirmeli.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI’NDA ALEVİLERİN KONUMU ÇOK BÜYÜK VE ÖNEMLİ”

    -Aleviler bu sürece dair beklentileri ve taleplerini sizlere iletiyor. Bu anlamda Alevilerin sürece katılımını nasıl görüyorsunuz?

    Alevi canlarımızla gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da çok sayıda toplantı ve buluşma gerçekleştirdik. Alevi canlarımızın doğal olarak çok önemli kaygıları var. Çünkü Alevi canlar bu topraklarda, bu coğrafyada çok büyük katliamlara maruz kaldı. Bu kadar acı bir tarih yaşanmış ve doğallığında çok inceleyip, sık dokuyan bir toplum. Öyle olması da çok normal ve öyle olması da aynı zamanda gereklidir de. Bu süreçte özellikle Türk-İslam sentezinin tekçi dayatmalarına karşı mevcut olan iktidarın bunu çok daha derin bir şekilde sürdürmesinden dolayı yoğun bir kaygı içinde Alevi canlar.

    Özellikle katliamlarla bu coğrafyada Alevi canlarımız asimile edilmeye çalışıldı. İnançları yok edilmeye çalışıldı. Şimdi ise AKP-MHP iktidarı eliyle devlet kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor. Özellikle Alevi inancını Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlaması ve orada oluşturmuş olduğu bir daireden her şeyi yönetmeye kalkması kabul edilir bir şey değil. Alevi canlarımızın kaygıyla yaklaştığı mevcut olan iktidarın ve devletin asimilasyon politikasına bir yenisini eklediğini değerlendiriyor. Bu değerlendirmeye biz de katılıyoruz ve doğallığında Alevi canlar bu iktidarın bu süreci araçsallaştırmasından çok endişeliler. Kesinlikle barışı en fazla isteyen kesim Alevi canlardır. Fakat bu sürecin bu iktidar tarafından araçsallaştırılma ihtimali, somut adımların atılmamış olması bugüne kadar, onun yarattığı güvensizlik, bütün bunlar mevcut mu derseniz hepsi mevcut ve hepsi açıkça ifade ediliyor.

    Alevi canlarımızın şunu bilmesini isteriz ki; Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda Alevilerin konumu çok büyük ve önemli. Bunu hem Sayın Öcalan da öyle görüyor hem biz DEM Parti olarak öyle görüyoruz. Bugün demokratik toplumdan en temel kasıtlardan birisi bu topraklarda yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan insanların kendi ana dilleriyle özgürce konuşabilmeleri, eğitim görebilmeleri ve kendi inançlarını ve ibadetlerini özgürce gerçekleştirebilmelerinin yolunun açılmasıdır. Cemevlerini, Kültür Turizm Bakanlığı’na bağlamak asla olmamalı. Diyanet İşleri Başkanlığı bu topraklarda gerçekten artık olmamalı. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi tek bir anlatıyla devam ediyor. Müfredat komple değişmeli. Dini içerikli bir müfredat değişmeli. Eğitim bilimsel ve anadilde olmalıdır. Bütün bunlar bizim yoğun bir biçimde mücadele ettiğimiz ve talep ettiğimiz konular. Özellikle Barış ve Demokratik Toplum çağrısında bu sürecinin inşasında bütün bunlar olmalı.

    “DEMOKRATİK BİR SURİYE’DE BÜTÜN HALKLAR VE İNANÇLARIN VARLIKLARI GÖRÜLMELİ”

    -Suriye’de çatışmalar sürüyor. Diğer taraftan da görüşmeler devam ediyor. Halklar ve inanç topluluklarının Demokratik Suriye Cumhuriyeti özlemi gerçekleşecek mi? Bunun olanakları ve önündeki engeller nelerdir?

    Suriye’de çok yeni gelişmeler var. Özellikle Suriye’de Şam yönetiminin değişmesiyle birlikte ve Şara’nın artık geçici Şam hükümetinin sorumluluğunu yürütmesiyle birlikte önemli değişim oldu.
    Bu değişimlere iki noktayı eklemek gerekiyor. Biliyorsunuz Dürziler’e dönük çok ciddi bir katliam gerçekleşti. Suriye’de ve Dürziler özerkliklerini ilan ettiler. Aynı şekilde özellikle sahil kentlerinde yaşayan Arap Alevilere dönük çok ciddi bir katliam gerçekleşti. Son yüzyılın en büyük katliamlarından biri gerçekleşti. Demokratik bir Suriye’nin inşası bölgede yaşayan bütün halklar için son derece hayatidir, önemlidir, can alıcıdır. Nasıl bir demokratik Suriye oluşacak? Öncelikle gerçekten Suriye’de Rojava’daki öz yönetim önemle incelenmeli, dikkate alınmalı herkes tarafından. Oradaki rejim bunu görmeli.

    Demokratik bir Suriye’nin oluşabilmesi için orada bulunan başta Kürtler, Araplar,  Aleviler, Dürziler ve diğer farklı halklar ve inançlar yeni inşa edilecek bir Suriye’de ve Suriye Anayasası’nda temsil edilmeli, varlıkları görülmeli. Bu temsil sembolik bir temsil olmamalıdır. Bu temsil hakiki bir temsil olmalı. Oradaki bütün farklı halkları ve inançlara saygıyı bir derecede ön plana koyan, bu saygıyı bir hukuksal güvence altına alan demokratik bir Suriye Anayasası’na ihtiyaç var. Dolayısıyla bütün bu adımlar atılınca gerçekten son derece önemli bir yol alınmış olur.
    Türkiye’nin iç barışı, Suriye’nin barışını, oradaki bir demokratikleşme süreci de Türkiye’nin iç barışını olumlu etkiler. Türkiye’nin oraya kaygıyla yaklaşmasına hiç gerek yok. Türkiye hala Suriye’ye, Rojava’ya bir güvenlikli yaklaşım içinde. Oysa bu son derece yanlış. Bizim Türkiye sınırlarına 914 km’lik sınırımız var ve bu sınırda biz Kürt halkıyla kuracağımız ortak bir barış ve kardeşlik zemini demokratik bir Suriye’de Kürt halkının oynayacağı rol ve misyon emin olalım ki Türkiye’yi yüzde yüz pozitif olarak etkileyecektir ve sınırlarımız çok daha güvenli olacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de çevre mitingi düzenlendi: Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak!-VİDEO

    Dersim’de çevre mitingi düzenlendi: Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak!-VİDEO

    PİRHA- Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, “Talana ve ranta geçit vermeyeceğiz, Biz kazanacağız, yaşam kazanacak” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda miting gerçekleştirdi. Dersim’in inancına, doğasına ve kültürüne kepçe vurmak istendiğini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Dersim’de nasıl demografik yapı değiştirilmek isteniyorsa, Samandağ’da, Defne’de de aynı yöntemi uyguluyorlar. Akbelen’de, Dersim’de, Cerattepe’de, Samandağ’da direnen direne kazanacağız” dedi.

    Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu‘nun düzenlediği ve “Talana ve ranta geçit vermeyeceğiz, Biz kazanacağız, yaşam kazanacak” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda yapılacak miting öncesi yürüyüş yapılıyor.

    Sık sık, “Doğaya, yaşama sahip çık”, “Direne direne kazanacağız”, “Dersim onurdur, onuruna sahip çık”, “Dersim’de baraj istemiyoruz”, “Talana geçit vermiyoruz”, “Kent bizim toprak bizim sahip çıkıyoruz”, “Kayyım gidecek biz geleceğiz”, “Dersim sahipsiz değildir” sloganları atılırken, kadınlar zılgıtlarıyla yürüyüşteki yerini aldı.

    Mitinge DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ile Birsen Orhan, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile binlerce yurttaş katıldı.

    “DERSİM’İN DAĞLARINI, SUYUNU, ORMANINI, YAŞAMINI KİMSEYE TESLİM ETMEYECEĞİZ!”

    Miting Tertip Komitesi adına konuşan Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, Dersim coğrafyasında yaşanan her müdahale yalnızca doğaya değil, hukuka, toplumsal hafızaya, kuşaktan kuşağa taşınmış değerlere yönelik olduğunu belirterek, şunları ifade etti:

    “Hangi birini anlatalım!.. Munzur Dağları’nın tamamının maden sahası ilan edilmesini mi? Binlerce yıllık ekosistemin bir kalem darbeyle şirketlere teslim edilmesini mi? Pülümür’de arıcılığı ve canlı yaşamını yok edecek Rüzgâr Güllerini mi, elektrikte üretim diye doğayı, yaşamı sona erdiren Baraj ve Hesleri mi, göç tesisi için Sütlüce’yi mi, akıbeti belli olmayan HES’ler ve istihdam için Cevizlidere’yi mi, çöpleriyle yaşamı zehirlenmek istenen Sini’yi mi, hangisini? Biz artık ney’i anlatalım biliyor musunuz? Burada yaşananların adım adım büyük bir yaşam hakkı gaspı olduğunu anlatalım! Doğamızı, suyumuzu, toprağımızı, kutsal mekânlarımızı rantın ve şirketlerin insafına bırakıldığını anlatalım.

    Biliyoruz!.. Türkiye’de doğası en çok tahrip edilen illerin başında Dersim geliyor. Dersim’de 80’li yıllardan bu yana bölgeye onlarca baraj ve HES’in yapımı tamamlanarak, işletmeye açıldı, hemen hemen hepsi su tuttu ve bölgenin doğal yapısı ağır şekilde tahrip edildi. Bugün bölgemizde TAGAR HES diye doğayı yok eden projeye yönelik açmış olduğumuz davada yürütmenin durdurulması kararı verilmişti fakat HES’i yapmaya devam ediyorlar.

    Özellikle bölgeden başlayıp Pülümür Hel Dağları ve Bağır Dağı eteklerine kadar uzanan hat boyunca daha da kontrolsüzce ilerlemesi sağlandı. Bölgenin oksijeni, suyu ve dağlarının nasıl şirketler eliyle yok edildiği de kamuoyu tarafından bilinmektedir. Kutsal alanlarımız olan Bağır Sipi maden şirketi tarafından delik deşik edilmiş. Munzur Havzası’nda 143 bin hektarlık bir sahada da dördüncü grup madencilik planlarının olduğunu da biliyoruz. Özellikle altın, gümüş, molibden, krom madenciliği projeleri, devaasa ormanlık alanların tamamına yakınını tehdit ediyor.

    Bölgede süren doğal ve ekolojik yıkım sadece bunlarla da sınırlı değil. Bu kadim kentte aynı zamanda inanç merkezleri üzerindeki rekreasyon veya peyzaj projeleri, atık su ve atık tesislerinin bulunmaması nedeniyle sulara akıtılan atıklar, kontrolsüz turizm faaliyetleri, yabani hayvan avcılığı gibi girişimler her geçen gün kentin ekosistemine daha fazla zarar veriyor.

    Dersim kadim zamanlardan beri kutsal mekânlara, dergahlara ev sahipliği yapmıştır. Dersim’in bir inanç ve kültür coğrafyası olduğunu artık Türkiye kamuoyunun ve şirketlerin bilmesi gerekiyor. Orman Kanunu hükümlerine göre orman alanlarının hiçbir şekilde tahrip edilmesi mümkün değil. Türkiye’nin tarafı olduğu Bern Sözleşmesi’ne göre de korunan türlere, habitatlara zarar verilemez. Meşe ormanları bir habitattır. Bu habitatların korunması, Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler gereğince mutlaka zorunludur. Bu habitatlara zarar verilmesine izin vermeyeceğiz. Bu sebeple Munzur’a, Pülümür’e, Sütlüce’ye, Halvori’ye, Gole Çetu’ya, Bağır’a, Sekasur’a, Geyiksuyu’na, İksor’a, Cevizlidere’ye, Tagar’a, Aliboğazı’na yapılacak her müdahaleye en güçlü şekilde Dersim Barosu olarak cevap vereceğiz. Biz bugün buradan ilan ediyoruz: Dersim’in dağlarını, suyunu, ormanını, yaşamını kimseye teslim etmeyeceğiz! Çocuklarımıza beton değil, zehir değil, yoksulluk değil, yaşanabilir bir gelecek bırakacağız” dedi.

    “DOĞA TESLİM ALINAMAYACAK!”

    Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu tarafından hazırlanan metin Kürtçe ve Türkçe okundu. Kürtçe’nin Kırmanckî (Zazaca) dilinde müzisyen Zeynep Kılıç okurken, Türkçesini ise Munzur Çevre Derneği Dersim İl Temsilcisi Yusuf Topçu okudu.

    Yapılan açıklamada, şunlara yer verildi:

    “Hak, adalet, yaşam ve doğa mücadelesinde yan yana duran tüm  halkımız! Hepinizi Dersim’in direniş geleneğiyle, kadim dağlarıyla, özgür akan Munzur suyunun coşkusuyla selamlıyoruz! Munzur’un direnci üzerimize olsun! Bizler, Dersim Doğa, Yaşam ve Çevre Platformu olarak bugün burada, bu kadim topraklara yönelen saldırılara karşı halkın sesini, halkın iradesini büyütmek için biraradayız! Çünkü biliyoruz ki: Dersim yalnızca bir coğrafya değil, doğayla uyum içinde yaşamın, direnişin, karşı duruşun ve özgürleşmenin  adıdır! Ama bu topraklar geçmişte olduğu gibi bugün de kuşatma altındadır. Uluslararası ve yerel sermaye politikaları, AKP-MHP koalisyonu eliyle yürütülen projeler ve “kalkınma” adı altında dayatılan yağma planlarıyla Dersim alanen yok edilmek isteniyor.

    Yeraltı ve yerüstü varlıklarımız yok edilmek isteniyor. Dağlarımız vahşi madencilikle delik deşik edilmek, nadir toprak elementleri uluslararası sermayeye peşkeş çekilmek isteniyor. Derelerimiz HES’lerle kurutulmak, ormanlarımız yakılmak, meralarımız ve kutsal mekânlarımız yatırım alanı adıyla şirketlere açılmak isteniyor. Kısacası Dersim haritadan silinmek istiyor. Bu saldırılar yalnızca doğaya değil, halkın belleğine, kimliğine,geleceğine ve inancına yönelmiştir. Bu bir “kalkınma” değil, açık bir ekolojik kıyım ve asimilasyon projesidir. Su kaynaklarımız ticarileştiriliyor, halkın yaşam hakkı şirketlerin kâr hırsına teslim ediliyor. Kutsal mekânlarımız “mesire alanı” adı altında metalaştırılıyor, inancımızın taşı, suyu, sesi bile satılmak isteniyor. Av turizmi adı altında, bu topraklarda can bildiğimiz hayvanlar parası olanlara hedef gösterilip vahşice katlediliyor. Ve tüm bunların üstü “ekoturizm, doğa turizmi” ve istihdam yalanlarıyla örtülüyor. Ama biz biliyoruz ki; yaşam alanlarımızı turizm  veya istihdam değil, halkın örgütlü gücü ile koruyabiliriz.

    Dersim’in ormanı, suyu, taşı, toprağı sadece doğa değildir; inançtır, bellektir, kimliktir, halktır! Bu yüzden diyoruz ki: Doğaya saldırı, Dersim halkına saldırıdır! Maden şirketleri, enerji tekelleri, turizm sermayesi ve onları koruyan devlet politikaları karşısında halkın direnişi meşrudur!

    Biz Dersim’in dört bir yanındaki köylülerle, kadınlarla, gençlerle, inanç önderleriyle birlikte haykırıyoruz: Bu topraklarda  talan politikaları halkın örgütlü birlikteliği karşısında hayata geçemeyecektir! Munzur’a, Pülümür’e, Halvori’ye, Gole Çetu’ya, Bağır’a, Sekasur’a, Geyiksuyu’na, İksor’a, Cevizlidere’ye, Aliboğazı’na uzanan her müdahale, halkın yaşamına yöneliktir.

    Artık yeter! Topraklarımızdan defolun. Sermayenin, devletin ve çıkar gruplarının doğa üzerindeki tahakkümüne boyun eğmeyeceğiz! Çünkü bu topraklar ranta değil, yaşama aittir!

    Biz burada yalnızca bir mitingde değil, bir yaşam nöbetinde buluştuk. Bu buluşma, doğayı savunmanın aynı zamanda inancı, kültürü, halkın onurunu savunmak olduğunu haykırmaktır! Bugün Seyit Rıza Meydanı’ndan bir kez daha sesleniyoruz: “Kazdağları’ndan Diyadine, Akbelen’den İkizdereye,  Akkuyu’dan Dersim’e kadar; bu ülkede son sözü yaşamı savunanlar söyleyecek!

    Biz doğanın sesi olacağız, derelerin çığlığı olacağız, ormanların nefesi olacağız! Talana ve sömürüye karşı direnen, doğayı ve onurunu savunan halkların sesi susmayacak! 7554 sayılı torba yasa bir işgal yasasıdır! Bu yasa doğayı, emeği, yaşamı, suyu ve geleceğimizi sermayeye teslim etmenin belgesidir! Bu yasaya karşı hayatın tüm alanlarında mücadele edeceğiz!

    Dersim için haykıracağız: Munzur özgür akacak! Dersim teslim olmayacak! Doğa kazanacak, halk kazanacak! Ve buradan çağrımızı yineliyoruz: Tüm hak savunucularını, ekoloji örgütlerini, Dersimlileri ve Dersim dostlarını, doğayı, yaşamı ve geleceğimizi savunmak için omuz omuza vermeye çağırıyoruz! Gelin, sesimizi birleştirelim! Doğanın, suyun, yaşamın sesini yükseltelim! Yaşamı savunmak, direnmek demektir!

    Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak! Munzur özgür akacak, halk kazanacak! Yaşasın Dersim’in direnişi! Yaşasın doğanın özgürlüğü! Yaşasın halkların dayanışması!”

    “BARIŞ DEMEK; DİLİNE, KÜLTÜRÜNE, DOĞASINA, İNANCINA SAHİP ÇIKMAK DEMEKTİR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kapitalizmin göz dikmediği bir şeyin kalmadığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “AKP doğayı talan etmek için yasa çıkarıyorlar. Ağacımıza, toprağımıza, suyumuza göz dikmişler. Ormanlarımızı yakarak maden şirketlerine alan açıyorlar. AKP yandaşlarına alan açmaya devam ediyor. Bununla ilgili yasalar çıkararak leblebi gibi dağıtıyorlar. Bizler doğa talanına ‘Hayır’ dedik, demeye devam edeceğiz. Doğa talanı yasasının geri çekilmesi için anayasa mahkemesine başvuruda bulunduk. Bugünde aynı bilinçle buradayız. Bizler birleşe birleşe kazanacağız.

    Dersim 145 maden sahasıyla tehdit altında. Munzur tehdit altında. Kapitalizmin tehdidine karşı zılgıt ve alkışlarımızla “Munzur özgür akacak” diyelim. Dersim’in inancına, doğasına, kültürüne kepçe vurmak istiyorlar. Bu kadim inancın önüne set çekmek istiyorlar. Dersim direnmeye devam ediyor. Ey iktidar, sermaye Dersim’den elini çek.

    Cevizlidere 1938’de yakılıp, yıkıldı. Geyiksuyu 1970’li yıllardan beri direniyor. Sekasur direnişine selam olsun. İktidar işçi, emekçi, kadınlar, insan, doğa hakkı için çıkarmıyor. Yasaları bile uygulamıyor. Tam tersi rant için yasa çıkarıyor. Depremin yarasını sarmak yerine sermaye için rezerv alanı ilan ederek, tarım alanlarına el koymaya çalışıyor. Ama halk direniyor. Samandağ’dan İstanbul’a halk direniyor.

    Dersim’de nasıl demografik yapı değiştirilmek isteniyorsa, Samandağ’da, Defne’de de aynı yöntemi uyguluyorlar. Akbelen’de, Dersim’de, Cerattepe’de, Samandağ’da direnen direne kazanacağız.

    Kayyıma soruyoruz; maden şirketlerine tek kelime etmemişsin Dersimlileri kandıracağını mı sanıyorsun? Bizler bu anlayışa karşı çıkıyoruz. Bugün atanmış olan kayyım zaman kaybetmeksizin geri çekilmelidir. Dersim ve Ovacık Belediye başkanları halkın iradesidir. İrademize sahip çıkıyoruz.

    Bizler Barış ve Demokratik Toplum Sürecini yürütüyoruz. En büyük hedefimiz, barışı, adaleti, demokrasiyi tesis etmektir. Barışa en çok bizim ihtiyacımız var. Toprağı talan edilen, mezrası zorla boşaltılan, göçe mahkum edilen, çatışmanın, tankın, topun her türlü zalimliğini gören bizlerin, dünyanın barışa ihtiyacı var. Bizler barışta her zamankinden daha fazla sahip çıkacağız. Barış bizim için halkların, inançların, canlıların kendi rengiyle yaşaması demektir. Barış demek; diline, kültürüne, doğasına, inancına sahip çıkmak demektir.

    CHP’ye ve muhalefete yapılan baskılar son bulmalıdır. Birleşik mücadelemizi büyütmeliyiz.

    Kadınlar mitingin en önündeler. Kadınlar diyor ki; talan, ranta, madene izin vermeyeceğiz. Biz kazanacağız, hep beraber kazanacağız.”

    “BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Çevre mücadelesi yürüten doğa savunucuları adına konuşan kadınlar, Dersim’in inancına, doğasına, sahip çıkacağını söyledi. Sürüldüklerini, göçe zorlandıkların ancak tekrar köylerine döndüklerini belirten kadınlar, “Toprağını satanlara, peşkeş çekenlere yazıklar olsun. Madenleri istemiyoruz. Bir daldık, bin dal olduk, boyun eğmeyeceğiz” dediler.

    Miting Taylan Yıldız, Şevin ve Hozan Aram’ın söylediği şarkılarla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • GÜNCELLENDİ/Seyit Rıza ve yol arkadaşları katledilişinin 88. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Seyit Rıza ve yol arkadaşları katledilişinin 88. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-88 yıl önce katledilen Seyit Rıza ve arkadaşları için Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılıp açıklama yapıldı. 1937-1938’de Dersim’in tamamının kana bulandığını dile getiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gerçek bir yüzleşme yaşanmadığı sürece bizler bu acıları ifade etmeye, bu konuda hak talebinde bulunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dersim Tertelesiyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmeli” dedi.

    Seyit Rıza ve arkadaşları, idam edilişlerinin 88.yılında Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılıp açıklama yapılarak anıldı. Yürüyüşte “Însanê Kamılî Xo Vîr Ra Meke!” pankartı açıldı.

    Anmaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ile Cevdet Konak ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. Basın açıklamasını Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “88 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN SEYİT RIZA VE YOL ARKADAŞLARININ MEZAR YERLERİ AÇIKLANMAMIŞTIR”

    15 Kasım 1937 tarihinin bir halkın, bir kültürün ve bir inanç dünyasının sistematik olarak hedef alındığı Dersim Katliamı’nın simgesel günlerinden biri olduğu belirten Ergin Tekin, “Bugün hâlâ yüzleşilmemiş bir tarih, kapanmamış yaralar ve adaleti bekleyen bir hafıza olarak karşımızda durmaktadır. Dersim ileri gelenlerinden Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli, savunma haklarının dahi olmadığı düzmece bir mahkemede yargılanarak idam edilmiştir. Cenazeleri ise teslim edilmediği gibi bugüne kadar mezar yerleri dahi açıklanmamıştır. İdamlardan bugüne 88 yıl geçti. Bugünün iktidarı AKP, yıllar boyunca Dersim’in acısını seçim malzemesi yapmış, sözde yüzleşme söylemlerini günübirlik, politik hesaplara kurban etmiştir. Bugün ortada ne açılmış arşiv vardır ne bulunmuş kayıp çocuklar ne de gerçek bir özür.

    Aksine; Dersim’in dağları maden şirketlerine, dereleri barajlara, halkı, baskıcı politikalara teslim edilmeye çalışılmaktadır. Halkın iradesi kayyımlarla gasp edilmekte, inanç değerleri yok sayılmakta, kimliği ve kültürü sistematik biçimde baskılanmaktadır. Seyit Rıza’nın sözleri hâlâ kulağımızdadır: “Ayıptır, zulümdür, cinayettir.” Bugün bu sözlerin muhatabı yalnızca tarihin karanlık sayfaları değil; yüzleşmekten kaçınan, hakikati erteleyen günümüz siyasal yaklaşımıdır. Kürt ve Alevi kimliklerimiz nedeniyle yaşatılan nice haksızlık ve travmaların ancak nitelikli bir yüzleşme temelinde eşit yurttaşlık hukukunun tanınarak aşılabileceğine olan inancımızı bir kez daha vurguluyoruz” denildi.

    “SOYKIRIM TANINMALIDIR”

    Ergin Tekin, talepleri şu şekilde sıraladı:

    -Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerleri açıklanmalı ve cenazelerinin Dersime nakli engellenmemelidir.

    -Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.

    – Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.

    – Asimilasyon, zorunlu göç, doğa katliamı ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir.

    -Devlet tarafından açık ve resmi bir özür kamuoyu önünde ilan edilmelidir.

    -Soykırım tanınmalıdır.

    “DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK BUGÜN DE ZORLA MESCİT VE CAMİ DAYATILIYOR”

    1937-1938 Katliamı’nın Dersim’in bağrına saplanmış bir hançer olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “O gün idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarıyla birlikte Dersim’de on binlerce can katledildi. Bugün itibarıyla Dersim’de değişen nedir diye sorduğumuzda değişen hiçbir şey yok. Seyit Rıza ve yoldaşlarının boynundaki ilmik hala bizim boynumuzda durmaya devam ediyor. O gün bize medeniyet getiriyorlardı. Acaba bugün bundan vazgeçmişler mi? Bugün bunun adına ne koyuyorlar? Hala köylerimize, mezralarımıza, ilçelerimize nüfusunun %98’i Alevi olduğu halde mescitler ve camiler dayatılıyor” dedi.

    “DERSİM HALKI İLE YÜZLEŞMEK ZORUNDASINIZ”

    Siyasal iktidar ve kapitalist burjuva sisteminin geçmişten aldığı mirasla topraklarımız üzerinde inançları, kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle on binlerce insanı katlettiğini vurgulayan DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, “Geçmişte yaşanan acılar halen devam ediyor. Yıllardır Dersimliler olarak devlete yaptığımız çağrı devam ediyor. Ancak mevcut siyasal iktidar kulaklarını tıkayarak bunu görmezlikten geliyor. Elbette ki bizim devletle bu konuda hesaplaşma gibi bir niyetimiz yok. Ancak devlete açıktan çağrımız var ve diyoruz ki Dersim halkı ile yüzleşmek zorundasınız” diye belirtti.

    “SEYİT RIZA’DAN SONRA KÜRDİSTAN’IN EVLATLARI ÖZGÜRLÜK İÇİN SAVAŞTILAR”

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının kimliği, varlığı, dili ve inancını savunduğunu belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Hükümet neyi düşünüyordu? Hükümet ‘Ben bir ulus devlet kurdum, bunun içinde yaşayan herkes Türk olmalı’ diyordu. İsmet İnönü’nün bir söylemi var: ‘Bizim birinci vazifemiz Türklüğe karşı gelen, Türkçülüğü kabul etmeyen bir kişi varsa onu bu vatandan atarız.” Dersim’de hem tertele hem katliam hem de soykırım vardı. Doğamız elimizden alındı, kız çocuklarımızı kendilerine hizmetkar yaptılar. Kim onları hizmetkar yaptı? Kazım Orbay, Celal Bayar yaptı. Kadınları, yaşlıları öldürdüler. Bu topraklar, bu derviş mekanı sadece bir kent değil, bizim hafızamızdır, inancızdır geleceğimizdir. Bundan sonra bizim bu toprakların diline sahip çıkmamız gerekiyor. Toprağın özgürlüğü için mücadele edenler bu hafızayı bize bıraktılar. Bu hafızayı bir miras olarak bıraktılar. O miras bitmedi, o yol kapanmadı. Seyit Rıza’dan sonra Kürdistan’ın evlatları özgürlük için savaştılar. Geçmişlerini, hafızalarını unutmadılar, özgürlük mücadelesinden taviz vermediler. Biz diyoruz ki; eğer bir toprakta insanlar yaşıyorsa özgür olmalılar. Bizim verdiğimiz mücadelenin özü budur. Bize devredilen mirası içselleştirmişiz. Onu mücadelemizde taşımışız” şeklinde konuştu.

    “DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİ”

    1937-1938’de Dersim’in tamamının kana bulandığını dile getiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gerçek bir yüzleşme yaşanmadığı sürece bizler bu acıları ifade etmeye, bu konuda hak talebinde bulunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dersim Tertelesiyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmeli. Bugün Alevi canlarımıza tarih boyunca yaşatılan katliamlara ne yazık ki yenileri ekleniyor. Bakın 21. yüzyıldayız ve Suriye’de Alevi katliamları yaşandı. Bugün bu topraklar birçok Alevi katliamına ne yazık ki tanıklık etti. Koçgiri, Dersim, Sivas, Çorum ve Gazi. Bu katliamlarla hesaplaşılması gerekiyor. Bu acıların son bulması gerekiyor. Ama ne yazık ki  Alevi canlarımızı asimile etmek, inançlarını yok saymak, onları sünnileştirmek ve resmi ideolojiye adapte etmek için devletin oynadığı oyunlar bitmiyor. Yani Muaviye’nin oyunları bu topraklarda bitmiyor. Yenilerine yenileri ekleniyor.

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı tam da bu ülkede yaşanan bu kadar acının, bu kadar haksızlığın, tekçi, ırkçı, milliyetçi ve tek merkezci zihniyete karşı, bu topraklarda yaşayan 72 millete aynı nazardan bakan bir anlayışın, bir siyasi düzenin oluşması için yapılmış bir çağrıdır aynı zamanda. Bu çağrıda Alevi canlarımıza yer çoktur. Bu çağrımız Alevi canlarımızadır aynı zamanda. Bizler bu topraklarda eşit yurttaşlık hakkı temelinde her inançtan, her milletten insanın kendi ana diliyle konuşabilmesi ve eğitim görebilmesi ve kendi inancını bu topraklarda özgürce yaşayabilmesi için yeni bir düzen kurulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu çağrıyı aynı zamanda bu şekilde okuduğumuzu ve anladığımızı da sizlerle paylaşmak isteriz. Bizler bu topraklarda çok acı çektik. Bizler bu topraklarda dilimizden dolayı, inancımızdan dolayı çok acı çektik. Çok sayıda katliamlara maruz kaldık. Bunlara karşı bir olmak, beraber olmak ve mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yok değerli canlar. Ve bu nedenle özellikle demokratik toplum çağrısına hep beraber sahip çıkarak demokratik bir cumhuriyeti birlikte inşa etmek için elimizden gelen her türlü çaba içinde olmaya devam etmeliyiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Hatimoğulları’ndan Kobani ve Gezi tutukluları için tahliye çağrısı!-VİDEO

    Hatimoğulları’ndan Kobani ve Gezi tutukluları için tahliye çağrısı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay ve Tayfun Kahraman ile birlikte Ekrem İmamoğlu ve diğer seçilmişlerin serbest bırakılmasını çağrısına bulundu. Hatimoğulları, Dilovası’ndaki yangında 6 kişinin yaşamını yitirmesine değinerek, ” Bu yangın kahrolası sistemin acımasızca çocukların, kadınların, bir türlü emekli edilmeyen yaşlıların, emeğinin nasıl sömürüldüğünü, can güvenliğinin nasıl hiçe sayıldığını gösteriyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “YANGIN TÜRKİYE MANZARASIDIR”

    Konuşmasına yaşamını yitiren kadın ve çocuklara değinerek başlayan Tülay Hatimoğulları, bunun bir iş kazası olmadığını belirtti. Tülay Hatimoğulları,”Ölenlerden biri emekli olması gereken 65 yaşında bir insan. İşte Türkiye’nin manzarası ne yazık ki. Bu yangın kahrolası sistemin acımasızca çocukların, kadınların, bir türlü emekli edilmeyen yaşlıların, emeğinin nasıl sömürüldüğünü, can güvenliğinin nasıl hiçe sayıldığını gösteriyor. Ya bu kapitalist sistemin dişlileri arasında öğütülmeye devam edeceğiz ya da örgütlenecek, emeğin hakkını arayacak adil, eşit bir düzeni hep beraber öreceğiz” dedi.

    “KOBANE VE GEZİ TUTUKLULARI BIRAKILMALIDIR”

    Ardından AİHM’in Selahattin Demirtaş kararına değinen Tülay Hatimoğulları, kararın derhal uygulanması için çağrı yaptı. Tülay Hatimoğulları, “Adalet Bakanı’nın bu kararlara ilişkin verdiği yanıt ve değerlendirme nasıl biliyor musunuz? Bazı davalar siyasallaştırılıyor diyor. Sizin iktidarınız değil mi ki bu davaları siyasallaştıran? Yargıyı da bu davaları da siyasallaştıran düpedüz sizsiniz. Türkiye’nin itibarını zedelemeye devam ediyorsunuz. Bir an önce bundan vazgeçin. Türkiye’yi komple bir cezaevine dönüştürdüler. Bütün harflerle cezaevleri yaptılar. S ve Y tipi yani kuyu tipi, tabut tipi hapishaneleri hala inşa etmeye devam ediyorlar ve orası mahpuslar için bir işkence haneye dönüşmüş durumda. İnfazı yakılanlar 30 sene yattığı halde infaz yakmaya devam ediyorlar. Bu konuyla ilgili devam eden açlık grevleri var. Bütün bunlar görmezden geliniyor. Hükümet AB raporunu görmezden gelmemeli. Bu durumu daha fazla sürdürmemeli” sözlerini kullandı.

    “İKİNCİ AŞAMA DEMOKRATİK SİYASET ZAMANIDIR”

    “Barışa giden yolda demokratik siyasete elbette ki çok önemli görevler düşüyor” diyen Tülay Hatimoğulları, bu süreçte iktidar, Meclis ve topluma büyük görevler düştüğünü söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Ama esas olarak barışa ruh katacak ve barışı örgütleyecek olan demokratik siyaset alanıdır. Bakın bir yılı aşkındır devam eden süreç ikinci aşamaya geçmiş durumdadır. İkinci aşama demokratik siyasetin zamanıdır. Bu aşama savaş stratejilerinin değil, barış stratejisinin konuşulması gereken bir aşama. Barış stratejisi silahların gölgesinden tamamen çıkıp demokratik siyasetin ışığına yürümektir. Bu aşama geçilecek en önemli kapının eşiğidir. Bu dönem örgütlü halk iradesinin, yerel yönetimlerin, sivil toplumun, demokratik kamuoyunun aktif rol alabileceği bir dönem. Barışın filizi kırılgandır. İhmal edilirse kurur, sulanmazsa solar. Bu dönemde daha fazla örgütlenmeli, daha fazla barışın ve demokrasinin sözünü kurmalıyız” diye konuştu.

    “BARIŞ KARŞITLIĞINDAN NEMALAMAK İSTEYENLER VAR”

    Devamında Tülay Hatimoğulları şunları belirtti: “Tarihi fırsatın önüne set çekenler, çatışma ve kutuplaşma ekonomisinden beslenenler var. Siyaseten barış karşıtlığından nemalanmak isteyenler var. İktidar içinde iktidar adına açıktan barış karşıtlığı yapan manşetler görebiliyoruz. Bu manşetler barış adına büyük bir utançtır. Barışa karşı çıkmak, gelecek nesillere karşı işlenmiş tarihi bir suçtur. Barış basitçe anketlere, memnuniyet testlerine, belirsiz kamusal araştırmalara indirgenemez. Barış ve Kürt sorununun çözümü kimi siyasi partilerin seçim hesaplarına kurban edilemez.

    “KOMİSYONUN ÖCALAN’I DİNLEMESİ TOPLUMA GÜVEN VERECEKTİR”

    Devamında Tülay Hatimoğulları şunları belirtti:

    “1 Ekim 2024’te başlayan süreçte Sayın Öcalan’ın kararlılığı çok kritik. İlk günden beri pozitif bir dil kurdu. Yapıcı öneriler yaptı. Her tıkanmada yol açtı. Tali konulara takılmadı. Toplumun önüne negatif gündemleri getirmedi. Daima sağduyuyla hareket etti. Sayın Cumhurbaşkanı ne dedi?: Şu anda İmralı bu konuyla ilgili her türlü desteği verdi, veriyor. Önemli bir tespit. Sayın Bahçeli ne söyledi bu konuda?: Meclis’te kurulan komisyondan seçilecek milletvekillerinin İmralı’ya giderek ilk ağızdan mesajları alması süreci güçlendirecektir. Son derece önemli bir vurgu.

    “2026 YILI BÜTÇESİ SEFALETTİR”

    İktidar 2026 bütçesini istikrar ve refah bütçesi olarak tanımlıyor. Bu bütçenin topluma yoksulluk ve sefalet dışında vereceği hiçbir şey yok. İktidar bu bütçeyle sermayeye, yandaşa, silahlanmaya, faiz lobilerine aktarmakta büyük bir istikrar gösteriyor. Yine bu bütçe emekçilerin sırtına yüklediği vergiyle de maşallah çok istikrarlı.  Yılbaşından bu yana asgari ücret 6 bin 328 lira eridi, uçtu, gitti. Asgari ücrette hedef enflasyona göre belirlenecek. Bu iktidarın hiçbir ekonomik hedefi tutmadı, tutmuyor zaten. Bir de kalkmış hedeflenen enflasyona göre asgari ücreti artırmak istiyorlar. DEM Parti olarak asgari ücretin hedef enflasyon oranında artırılmasını asla kabul etmiyoruz. Bu emekçilerin maaşına enflasyon aracılığıyla el koymak demektir. Asgari ücret yoksulluk sınırının en az yarısı kadar olmalı.

    “DÖNEM ELİNİ TAŞINI ALTINA KOYMA DÖNEMİDİR”

    Barış hepimizin umut ışığıdır. Bu ışığı büyütmek için bütün parti yapımıza çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Ezberimizi bozmaktan korkmayacağız. Barış ve demokrasi karşıtlarının tehditlerine asla boyun eğmeyeceğiz. Bir kapı kapandığında 10 kapıyı hep beraber çalacağız. Barışı sadece konuşmayacağız, barışı yaşayacağız. Barışı sadece savunmayacağız. Barışı hep beraber sahipleneceğiz. Bu dönem elini taşın altına koyma dönemidir. Bunu bizler hep birlikte yapabilirsek bu ülkeyi barışla, demokrasiyle, adaletle, özgürlükle taçlandırabiliriz. Ve bu bunun için hepimizi ve herkesi görev almaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Arkadaşlarımızın serbest kalması demokratik siyasetin önünün açılmasına vesile olacaktır’-VİDEO

    ‘Arkadaşlarımızın serbest kalması demokratik siyasetin önünün açılmasına vesile olacaktır’-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Edirne Cezaevi önünde konuştu. Hatimoğulları, “Bugün arkadaşlarımızın serbest kalmasıyla birlikte bu darbeden ve kumpastan vazgeçilmesiyle beraber atılacak mühim adımlar vardır ve bu Türkiye’de hem  barış sürecinin önünü hem de demokratik siyasetin önünü ardına kadar açmasına vesile olacaktır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, 4 Kasım’da aralarında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) Eş Başkanlarının da olduğu 9 HDP’li milletvekilinin tutuklanmasının yıldönümünde Edirne Cezaevi’nde tutuklu olan Selahattin Demirtaş ve önceki dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret eti.

    “ARKADAŞLARIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR”

    Ziyaretin ardından cezaevi önünde açıklama yapan Tülay Hadimoğluları, şunları söyledi:

    “Arkadaşlarımız haksız ve hukuksuz bir şekilde çoğu 10 yıla yakındır hapishanede. Ve bununla ilgili bütün Türkiye kamuoyu ve dünya kamuoyunun bildiği üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çok önemli bir kararı var. Hatta bir değil, üç tane kararı var. Birinci karar 20 Kasım 2018. 2. karar 22 Aralık 2020 ve 3. karar 8 Temmuz 2025. Bu en son yani 8 Temmuz’daki kararın itiraz süresinin son gününde Türkiye’nin bir itirazı gerçekleşti. Ama bu itiraz AİHM tarafından reddedildi. Böylece 8 Temmuz’da alınmış olan AİHM kararı artık kesinleşmiştir. Ve bununla ilgili parti avukatlarımız, sevgili Selahattin Demirtaş’ın ve diğer arkadaşlarımızın avukatları gerekli girişimlerde bulunmuşlardır ve şimdi bizler bir sonuç beklemekteyiz. Beklediğimiz sonuç Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin tarafı olan bir ülke olarak kesinleşmiş olan AİHM kararının hayata geçirilmesi ve bir saat dahi beklemeden, bir dakika dahi beklemeden sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanê Davasından tutuklu bulunan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.

    YARGI SİYASETİN SOPASI OLAMAZ

    Bu sürecin gelişebilmesi, barışın toplumsallaşması için son derece önemli bir güven sağlayacaktır. Demokratik siyaset susturulmamalıdır. 4 Kasım darbesini demokratik siyasetin susturulma aracı olarak görüyoruz. Bugün arkadaşlarımızın serbest kalmasıyla birlikte bu darbeden ve kumpastan vazgeçilmesiyle beraber atılacak mühim adımlar vardır ve bu Türkiye’de hem  barış sürecinin önünü hem de demokratik siyasetin önünü ardına kadar açmasına vesile olacaktır. Yargıyı siyasetin sopası yapmaktan vazgeçin. Yargı siyasetin sopası olamaz. Edirne Hapishanesi’nin önünden bir kez daha sesleniyoruz; Siyasete kelepçe vurulamaz. Demokratik siyaset özgür ve demokratik bir zeminde büyür, gelişir ve bütün toplumsal sorunların çözümüne katkılar sağlar. Siyasetçiler özgür olursa hapishanede değil dışarıda halkının, seçmeninin, yurttaşının yanında olursa işte o zaman biz gerçek bir demokratik siyaset zemininin oluşmaya başladığına inancımız artar. Sevgili Figen Yüksekdağ, Sevgili Selahattin Demirtaş ve şimdi ismini burada sayamadığım bütün arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.”

    DEMİRTAŞ: MİLLETVEKİLLERİ İMRALI’YA GİTMELİDİR

    Ardından Tülay Hatimoğulları tarafından Selahattin Demirtaş’ın mesajı okundu. Demirtaş gönderdiği mesajında “Öncelikle bütün değerli halklarımıza ve basın emekçilerine selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Meclis çözüm komisyonunun cesur bir karar alarak en kısa zamanda Sayın Abdullah Öcalan’la görüşmeye gitmesini umuyor, bekliyor ve diliyoruz. Çünkü 50 yıllık çatışma köklü ve kalıcı olarak bitiyor. 50 yıldır bu meselede güvenlik politikaları öncelendi. Ve bunun sonucunda ne yazık ki bu ülke on binlerce gencini canını kaybetti. Şimdi de bugüne kadar denenmeyen denenmelidir.  Milletvekilleri gerekirse siyasi riskler göze alarak barış için yeni bir sayfayı açmak için İmralı’ya gitmelidir” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/EDİRNE

     

  • DEM Parti Eş Genel Başkanları Hatimoğulları ve Bakırhan’dan süreç açıklaması-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Hatimoğulları ve Bakırhan’dan süreç açıklaması-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki son gelişmelere ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi. Bakırhan, demokrasiden ve yaşamdan yana olan herkesin emeğiyle doğan bir süreçte kritik bir eşiğin daha aşıldığını belirtirken,  Hatimoğulları, ” Bu sürecin yeni aşamasında hukuki ve siyasi adımların atılması son derece önemli olacaktır. İkitidar, toplumun sesini, barış, demokrasi talebini duymalıdır” dedi.

    Halkların Eşitklik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Kürt Özgürlük Hareketi yönetiminin güçlerini geri çekme kararını ve süreçte gelinen son aşamaya ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    “BARIŞTAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, demokrasiden ve yaşamdan yana olan herkesin emeğiyle doğan bir süreçte kritik bir eşiğin dah aşıldığını belirterek şunları ifade etti:

    “uzun bir yürüyüşün kritik bir dönemecine gelmiş bulunuyoruz. Toprağa düşen her bir canımızın acısını yüreğimizde taşıyoruz. Dün tarihi bir gelişme yaşandı. Geride bıraktığımız aylara, günlere dönüp bakalım. Bahçeli ezber bozan bir açıklama yaptı. İmralı’dan yükselen ses büyük yankı uyandırdı. Çağrı bir dönüm noktasıydı. PKK’nin kendini fes etme kararı ardından silahlar yakıldı. Son olarak PKK silahlı güçlerini sınır ötesine çekerek önemli bir kararlaşmanın en somut ifadesidir.

    21 yüzyıl barışın, ortak geleceğin, demokrasinin yüzyılı olacaktır. Geleceğe ışık tutuan bir adım olacaktır. Geçmişin acılarını tekrar etme değil, geleceğin umutlarını inşa etme zamanıdır. Artık  kucaklaşma, birleşme zamanıdır. Gelinen aşamada birinci aşama tamamlanmıştır. Şimdi çözümü başka bir yerden beklemeden kendi hikayemizi yazma zamanıdır.

    Çok daha kritik ve hayati olan hukuki ve siyasi aşamaya geçme zamanıdır. Bu Türkiye’nin barışıdır. Süreç yasalarla, haklarla, özgürlüklerle gelişmelidir. Siyaset ve demokrasi dili güçlendirilmelidir. Sayın Öcalan büyük bir kararlılık ortaya koymuştur. Bugün geldiğimiz noktada Öcalan’ın rolü belirleyicidir. Daha fazla rol oynaması için koşulları oluşturulmalıdır.

    Tüm halklar ve inançlar barış etrafında birleşme zamanıdır. Tarih kardeşliği ve güveni yeniden tesis etmek için fırsat veriyor. Meclis bu tarihi süreçte sorumluluğuna uygun davranmalıdır. Bugün Meclis bu süreci kolaylaştırmalıdır. Bunlar barışın tesisi, demokratikleşmesi için gereklidir. Bu süreçte tüm kurumlar sorumludur. Barış iradesine uygun hareket etmelidir.

    Medya barışa köprü olmalıdır. Düşmanlaştırıcı yayın yerine barışı öne çıkarmalıdır.

    Bu sürecin kazananı herkes olacaktır.

    Geçiş hukuku ve demokratik entegrasyona uygun hareketler gerekiyor. Buna karşı provakasyonlar gelişebilir. Biz barıştan asla vazgeçmeyeceğiz. İktidar, muhalefet, medya, akademisyenler bu süreçten sorumludur.”

    “MÜCADELE EDEREK BARIŞI BİRLİKTE KURALIM”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da, “Türkiye’nin siyasi tarihinde nadir anlardan birinden geçiyoruz” diyerek şunları dile getirdi:

    “Tarihi çağrıyla başlayan büreç yeni bir eşikten geçiyoruz. Bu aşamada 86 mülyon için demokrasi, özgürlük için bir kapı olmasını istiyoruz. Şimdi hepimizin görevi demokratik bir Türkiye’yi inşa etme zamanıdır. Süreç başladığından bu yana sayısız buluşma gerçekleştirdik. Hedefimiz barış umudunu büyümesi oldu. Kalıcı barışı inşa etmek için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu sürecin başarısı ortadoğuda yaşayan tüm halkların ve inanç topluluklarının da başarısı olacaktır.

    Yüzyıldır çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Artık bu ülkenin geçmişin acılarını yaşamaya zamanı yoktur. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak önümüzde görev olarak duruyor. Demokratik Cumhuriyeti inşa etmenin tarihi bir arifesindeyiz.

    Demokratik entegrasyon anlayışla barışı inşa etmek çok önemlidir. Bu aşamayı el ele vererek tamamladığımızda demokratik bir cumhuriyete yakınlaşmış olacağız.

    Bütün toplumsal kesimlere çağrımızdır; bu sürecin dışında durmayalım.

    Barışın baş mimarı biz kadınlar olmalıyız.

    Gençlerin barışı kurma sorumluluğu vardır. Sürecin sürükleyeci gücü olmalısınız.

    Bu süreç herkesinidir, hepimizindir. Tüm toplumsal bu sürece daha fazla sahiplenirsek sürecin onurlu barışa dönüşmesine yol açacağız. El ele vererek barışı inşa edebiliriz. Bu sürecin yeni aşamasında hukuki ve siyasi adımların atılması son derece önemli olacaktır. Toplumun sesi, barış, demokrasi talebi duyulmalıdır.

    Barış, ortak insanlık değerinde buluşmasının en derin yansımasıdır. Barışın kaybedeni olmaz. Gelin hep birlikte mücadele ederek barışı birlikte kuralım. Mutlaka başarcağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tülay Hatimoğulları: Nefret ekenlere karşı barışı bu topraklara getireceğiz-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Nefret ekenlere karşı barışı bu topraklara getireceğiz-VİDEO

    PİRHA- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Süreç karşıtlarını oyunlarına gelmeyeceklerini vurgulayan Hatimoğulları, “Bu ırkçı atışma sarmalına girmeyeceğiz. Onların belirlemek istediği dar alanda siyaset yapmayacağız. Enerjimizi barış ve demokratik toplumun inşasına harcayacağız. Geçim derdindeki milyonlara, adalet arayanlara, barış özlemi çekenlerin umuduna, mücadelesine güç katacağız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında değerlendirmelerde bulunuyor.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni başarıya ulaşması için bört bir koldan çalışma yürüttüklerini vurgulayarak, “Hewler’de oturumlarla katıldık. Avrupa’da Alevi canlarla buluştuk, halk toplatıları yaptık. Türkiye ve diasporadaki bütün Alevi canlar barıştan ve demokrasiden yana ama temkinli olduklarını da gözlemledik. Türkiye’de devletin yürüttüğü ‘Alevi Açılımı’nı samimiyetten uzak, tarihsel, asimilasyoncu politikanın bir devamı olarak görüyorlar. Alevilik bir inanç, cemevleri ibadethane olarak tanınmalıdır vurgusunu özellikle belirtiyorlar. Bütün halklar ve inançlar eşit yurttaşlık hakkı temelinde, eşit ve özgür yaşayacağı bir hukuk ve inşaasının ne kadar önemli olduğunu ısrarla vurguluyorlar. Kendilerinin özne olduğu, taleplerinin duyulması, başta kimlik ve inanç olmak üzere bu taleplerinin görünür olmasını özellikle altını çizdiler. Meclis’te de, toplumsal mücadelede de Alevilerin sesi ve can yoldaşı olmaya devam edeceğiz” dedi.

    KESK’in yürüyüşüne yapılan müdahaleyi kınayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “KESK ve KHK’liler yalnız değildir. Her daim yanlarında olacağız” diye konuştu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Mahpusların bu süreçten ciddi beklentileri var. Devlet, iktidar somut adımlar atmalıdır. Bizler söyledik, söylemeye devam edeceğiz; Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobani davası tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır. Tayfun Karaman, Osman Kavala, Çiğdem Mater gibi isimlerde derhal serbest bırakılmalıdır.

    CHP belediyelerine yapılan operasyolarının siyasi saiklerle yapıldığını defalarca söyledik. Tutuklu belediye başkanları tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalıdır.

    Bizler bütün siyasi tutuklular özgürleşene kadar mücadelemiz devam edecek. Türkiye’nin elinde tarihi bir fırsat var. DEM Parti olarak bu fırsatı önemsiyoruz. İktidar somut adımlar evresine ivedilikle geçmeli, güven arttırıcı adımlar atılmalı. Toplumsallaşmayan barış sonuç alamaz. Barış toplumsallaşmasının yoluysa başta kadınlar ve gençler olmak üzere, toplumun bir bütün olarak barışın mimarı haline gelmesiyle mümkündür. Komisyonuın önümüzdeki süreçte somut adımlara yoğunlaşması, tekil, özgül, bütüncül geçiş yasalarının çerçevesinin bir an önce çizilmesi 2026 bütçesi Meclis’e gelmeden yasal düzenlemelerin yapılması hem güven arttıracaktır hem de bu sürecin başarıya ulaşması için son derece ön açıcı olacaktır.

    Numan Kurtulmuş Diyarbakır’da Kürtçe konuştu. Ülke bölündü mü? Tam tersi bu ülkede yaşayan milyonlar Kürdü tanımış ana dillerine saygı göstermiş oluyor. Cumhuriyeti demokrasiyle, Kürt halkını demokratik bir cumhuriyet idealine yakınlaştırmaktan hiç kimse kaybetmez, tam tersi toplum kazanır, demokrasi kazanır. Atılmayan her adım, yaşanan her gecikme, süreç karşıtlarını cesaretlendiriyor.

    Adeta tüm tuşlara basılmışçasına sistematik olarak barış karşıtı sesler yükseliyor. Süreç bitsin, ölümler sürsün diyorlar mealen. Peki kim bunlar? Neden bu kadar ısrarcılar? Bunlar yıllarca savaş siyaseti yapanlar, siyaseti çatışmadan ibaret görenler ve bundan nemalananlardır. Şimdi barış onların tüm varlık nedenlerini ortadan kaldırıyor. Meclis’te bu savaş hamasetini yapanları çok iyi görmemiz lazım. Ama bir şeyi de unutmamak gerekiyor. Bu siyasetçilerin sesini, onların partilerine oy veren insanların sesi olarak görmeyelim, o yurttaşlarımızın sesi olarak görmeyelim. Çünkü hangi anne evladının ölmesini ister ki? Hangi baba çocuğunun cenazesini beklemek ister? Hangi kardeş kardeşini toprakta aramak ister? Hiç kimse bunu istemez. Bu topraklarda yaşayan her insan, barışın bu topraklara gelmesini, demokrasinin bu topraklarda inşa edilmesini canı gönülden ister. O Meclis kürsülerinde çığlık atanlar, kendi kapalı dünyalarında yaşayan bir avuç ayrıcalıklı azınlıktır. Onlar kendi imtiyazlı hayatları bitmesin diye Kürtlerle eşitlenmemek için bu adımları attıklarını biliyoruz. Bu sistematik provokasyonlara pabuç bırakacak değiliz. Tek sermayesi nefret olan bu kesimin ırkçı hayallerinin toplumu bölmesine izin vermeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun onurlu bir barış ve demokratik bir cumhuriyetin inşası için sonuna kadar çalışacağız, başaracağız.

    ONLARIN OYNADIĞI OYUNU İFŞA EDECEĞİZ

    Bu ırkçı atışma sarmalına girmeyeceğiz. Onların belirlemek istediği dar alanda siyaset yapmayacağız. Enerjimizi barış ve demokratik toplumun inşasına harcayacağız. Geçim derdindeki milyonlara, adalet arayanlara, barış özlemi çekenlerin umuduna, mücadelesine güç katacağız. İnsana dokunan, hayata anlam katan, somut çözümler üreten bir dille konuşacağız. Süreç karşıtlarının tahriklerine asla gelmeyeceğiz. Onların oynadığı oyunu ifşa edeceğiz.

    HUKUKA VE ADALETE EKMEK KADAR SU KADAR İHTİYACIMIZ VAR

    Yeni bir AKP taktiği ile karşı karşıyayız. Toplumun sinir uçlarını gelecek düzenlemeleri basına sızdırıp toplumun gazını almaya çalışıyorlar. Bunun son örneğini 11’inci Yargı Paketi adıyla kamuoyuna sızdırılan taslakta görüyoruz. İktidarın yargı paketleri topluma daha çok güven, çözüm, adalet insan hakları sunacağına topluma baskı, zor, daha çok ceza, daha çok denetim, gözetim ve daha çok tahakküm getiriyor. Kamuoyuna yansıyan bu taslakta toplumun adalet ve demokrasi ihtiyacını giderecek bir tek madde yok. Tam tersi antidemokratik uygulamalarda ısrar var, kadınlara, farklı cinsel kimliklerle saldırılar var. Kimin kendini nasıl tanımladığına, nasıl yaklaştığına karışmak devletin işi değildir. İnsanlara kimlik, inanç, cinsiyet, yaşam tarzı dayatmak devletin hiç işi değildir. Devletin varlık nedeni çatısı altında yaşayan her bir insanın eşit bir şekilde hukukunu korumaktır. Devletin görevi bu çeşitliliği cezalandırmak değil, güvence altına almaktır. Her yurttaş cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği, inancı, dili, kültürü ne olursa olsun eşit haklar ve onurlu bir yaşamı hak etmektedir ve buna saygı duyulmak zorundadır. Nasıl ki sizin yaşam tarzınıza hiç kimse müdahale etmiyorsa siz de başkasının yaşam tarzına müdahale edemezsiniz. Devlet otoritesi ve yargı elinizde elinizdeyse bu hakkı kendiniz de göremezsiniz. Bakın toplumun yüzde 76’sı ekonomi olumsuza gidiyor diyor. Yüzde 70’i ‘demokrasi ve yargı kötüye gidiyor’ diyor. Merkezi hükümetin görevi bu can yakıcı sorunlarla ilgilenmektir. Ama iktidar insanların yaşam tarzına müdahale eden yasaların ve algı yaratmanın peşinde, nefret suçlarının önünü açma peşinde. Çıkaracağınız yasalar yargılama etkisi yaratabilir sizlere ama toplumsal hiçbir sorunu çözmez, meşru da değil. Hukuka ve adalete ekmek kadar su kadar ihtiyacımız olan bir dönemden geçiyoruz.

    ELLER NAMLUDA BARIŞ OLUR MU?

    Irak-Suriye tezkeresi bugün genel kurula gelecek. Fesih kararı alan PKK’ye ve sivil siyasi parti olarak Suriye’nin önemli siyasi aktörlerinden PYD’ye karşı ilk defa 3 yılı kapsayan sınır ötesi operasyon tezkeresi Meclis’e sunuldu. Tezkereci anlayış güvensizliği arttırmaktan başka hiçbir sonucu açığa çıkaramaz.  Tezkere siyaseti 27 Şubat ruhuna uymuyor. Eller namluda barış olur mu? Kürtlerin, Türklerin, Arapların ve etnik dinsel kimliklerin eşit haklara sahip olduğu daha demokratik ve özgürlükçü yaklaşımlara ihtiyaç var. Bunlar tezkerelerle olacak işler değil. Bakın 21’inci yüzyılda teknolojinin, yapay zekanın, nükleer silahların geldiği boyutlara baktığımızda dönem silahların yarıştırılacağı bir dönem değil. Halkların barışını, özgürlüğünü, demokratik haklarını merkeze alan stratejiyi ve siyaset üretmenin dönemidir. Biz bu tezkereye hayır diyeceğiz ve bütün muhalefeti bu tezkereye ‘hayır’ demeye davet ediyorum.

    DEMOKRATİK CUMHURİYETİ İNŞA ETMEK BOYNUMUZUN BORCUDUR

    Bizler neler yaşanırsa yaşansın, kim hangi provokasyona tevessül ediyor olursa olsun bütün bu provokasyonları boşa çıkarma konusunda kararlılığımızın altını bir kez daha çiziyoruz. Bu ülkede onurlu bir barışı tesis etmek, bu ülkede yaşayan bütün farklı halkların ve inançların kendini eşit yurttaş olarak hissettiği bir Demokratik Cumhuriyeti inşa etmek boynumuzun borcudur. Ne olursa olsun bizler bu kararlılıkla hem müzakerelerimizi hem mücadelemizi yürütme konusunda kararlıyız.”

    PİRHA/ANKARA