Etiket: tülay hatimoğulları

  • Tülay Hatimoğulları: İktidar ve devlet barış için ne zaman eyleme geçecek?-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: İktidar ve devlet barış için ne zaman eyleme geçecek?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İktidar ve devlet barış için ne zaman eyleme geçecek?” diye sorarak, “Artık siyasi ve hukuki eşiği atlama zamanı gelmiştir. Demokratik entegrasyon için demokratik yasaları yapmak lazım. Komisyon zaman kaybetmeksizin Sayın Öcalan’ı dinlemeli” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu. Toplantıya Diyarbakır’dan Ankara’ya yürüyen Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri de katıldı.  Salonda “Jın, jıyan, azadi” sloganları atıldı.

    Tülay Hatimoğulları, “’Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz’ şiarıyla 1 Ekim’de Diyarbakır’dan yola çıkan ve bugün Meclis önünde taleplerini dile getirip, grup toplantısına katılan kadınları selamladı.

    Savaşın yarattığı acıyı en iyi bilen ve yaşayanların kadınlar olduğunu vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Barışa neden ihtiyaç duyduğumuzu bugün de Ankara’da sizler güçlü mesajlarınızla ifade ettiniz. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Bir haftalık yürüyüşün finalinde buradasınız. Meclis, siyaset ve bütün toplumun, kadınların, barış özgürlük ve eşitlik mücadelesini duysun. Selam olsun bu yürüyüşü gerçekleştirenlere, selam olsun her kente mücadelesini sizlerle birleştirerek sizleri karşılayan bütün kadınlara, selam olsun mücadeleden bir an olsun geri durmayan kadınlara” dedi.

    “SİYASETE DÜŞEN GÖREV, ÜLKENİN VE TOPLUMUN BÜTÜN DÜĞÜMLERİNİ TEK TEK ÇÖZMEKTİR”

    “Yeni yasama döneminin barışa ve demokrasiye vesile olmasını diliyoruz” diyen Tülay Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

    “Türkiye çoklu krizlerle, her alanda çözüm bekleyen sorunlarla karşı karşıya. Adaletsiz yargı, kayyım rejimi, muhalefet belediyelerine saldırılar; dil, kültür, sanat ve yaşam tarzlarımız üzerindeki baskılar, derin yoksulluk hali, kadın cinayetleri, genç işsizliği, deprem kentlerinin bitmeyen bekleyişleri, tarımın bitişi, doğanın ve suyun feryadı yankılanıyor. Bu yaraları görmeyen bir Meclis, kendi varlık nedenini unutmuş demektir. Türkiye belirsizliklerle dolu ve ne yazık ki her şey son derece kırılgan. Siyasete düşen görev, ülkenin ve toplumun bütün düğümlerini tek tek çözmektir.

    BARIŞ TOPLUMUN ONURUDUR

    Ekonomik geçim, adalet, barış, demokrasi ve özgürlük. Bu yıl Meclis tarihi sorumluluğunu yerine getirmelidir. 86 milyon yurttaşımızın beklentisi olan, hayati ihtiyaçlar olan bu beş şeyin topluma verilmesi ve sağlanması için gece gündüz demeden Meclis çalışmalıdır. Biz biliyoruz ki barış toplumun onurudur ve cumhuriyetin 2. yüzyılında verilecek en büyük armağandır. Demokratik Cumhuriyetin inşasının kapılarını ardına kadar açacak olan barıştır. Demokrasi bir yönetim işi değil. Birlikte eşit ve ortak yaşamın inşasının ta kendisidir. Ekonomi sadece kuru rakamlardan ibaret değildir. Sofrasında ekmeği eksilenin, işsiz kalan gencin, emeği görünmeyen kadının bizatihi hayatının kendisidir. Okul masraflarını karşılayamayan velinin, bastıran soğuklarda doğalgaz ve elektrik faturasını ödeyemeyen yurttaşın, geçinemeyen emeklinin, barınamayan öğrencinin hayatının ta kendisidir.

    TOPLUM ARTIK SOMUT ADIMLAR BEKLİYOR

    Geçen bir yıl içinde Kürt meselesinin çözülmesine ilişkin Sayın Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı gerçekleşmiştir. Bu çağrının akabinde PKK kongresini topladı ve bir fesih kararı açıkladı. Yine onun akabinde 11 Temmuz’da Süleymaniye’de 30 kişilik bir PKK’li grup silah yakma töreni gerçekleştirerek, barışın tesis edilmesi için güçlü bir mesajı bu şekilde şeklinde verdi. Ve geçen bir yılda karşılıklı çatışmanın yok denecek bir seviyeye gelmesi, partilerin birbiriyle daha sıkı bir diyalog içinde olması, barışın aciliyetine olan ihtiyaç, bunun bilince çıkması bizler açısından elbette ki önemli bir kazançtır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Barış Komisyonu çok kıymetli çalışmalara imza attı. Doğrudur. Fakat toplum artık somut adımlar bekliyor. Durgun suyu daha çok bulandırmak isteyenlere fırsat vermemeliyiz hep beraber.

    BARIŞI HERKES CANI GÖNÜLDEN İSTİYOR

    Yaptığımız binlerce halk buluşmasında emek meslek örgütü, siyasi parti, sivil toplum örgütü, demokratik kitle örgütü, kadın hareketi, doğa ve insan hakları savunucuları, Aleviler, bütün farklı halklardan ve inançlardan insanlarla yaptığımız bütün toplantılarda çok temel bir mesaj ortaya çıktı. Barışı herkes canı gönülden istiyor. Ama somut adım atılmadığı için bu sürece ilişkin toplumda yeterince bir güvenin oluşamadığının hepimiz farkındayız ve bu toplantı halk bunu, toplum bunu bu netlikle bizlere ifade ediyor. Çözüm konusunda adımlar atıldıkça soru işaretleri kesinlikle ortadan kalkacaktır. Güven artacaktır. Toplum sürece çok daha fazla sahip çıkacaktır. Süreçte güven azaltan noktalardan biri de ana muhalefet partisine ve belediyelerine dönük gerçekleşen yargı operasyonu. Bizler hem demokrasinin gereği olarak hem de barışın daha da toplumsallaşabilmesi için bu operasyonların derhal son bulmasını talep ediyoruz. Muhalefeti barış için daha fazla sorumluluk ve inisiyatif almaya davet ediyoruz.

    İKTİDAR VE DEVLET BARIŞ İÇİN NE ZAMAN EYLEME GEÇECEK?  

    Meclis’te oluşan Barış Komisyonu 13 toplantı gerçekleştirdi. Sayısız insanı bu toplantılarda dinledi. Dinlenenlerin çoğu Kürt meselesi amasız, fakatsız çözülmelidir dedi. Demokratik haklar ve eşit yurttaşlık konusunda hukuki adımlar mutlaka atılmalıdır dedi. Esas soru artık şudur; iktidar ve devlet barış için ne zaman eyleme geçecek?  En kritik en can alıcı soru bu süreçle ilgili şu anda budur. Unutmamak gerekir ki, Sayın Öcalan ve hareketi attıkları adımlarla büyük bir eşiğin aşılmasını sağladılar. Komisyonun kurulmasıyla beraber aslında bir eşik daha aşılmış oldu. Artık siyasi ve hukuki eşiği atlama zamanı gelmiştir. Demokratik entegrasyon için demokratik yasaları yapmak lazım. Komisyon zaman kaybetmeksizin Sayın Öcalan’ı dinlemeli.

    SİYASET KURUMU KARARLI OLDUKÇA TOPLUM ÇÖZÜME DAHA ÇOK İNANIR

    Nitekim Sayın Öcalan, ‘Komisyon gelirse demokratik müzakere sürecini başlatacağım’ demiştir. Barışın anahtarı muhatapta baş aktör de odur. Dünyadaki çözüm örneklerinde de görüldüğü gibi İmralı’ya uzanacak doğrudan diyalog, silahları susturup hukuki zemini kuracak en bağlayıcı adım olabilir. Bunun için Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un inisiyatif kullanmasını bekliyoruz. Bu kişisel bir tercih değil, barışın ciddiyetinin ve devlet aklının kurumsallığının gereğidir. Komisyonun Sayın Öcalan’la görüşerek önemli bir eşiğin daha aşılmasına katkı sunmasını bekliyoruz. Siyaset kurumu kararlı oldukça toplum çözüme daha çok inanır, daha çok destek verir.

    ÖMÜR BOYU KAPIYI KİLİTLEYİP ANAHTARI DENİZE ATAMAZSINIZ

    İki gün sonra Sayın Öcalan’a geliştirilen uluslararası komplonun 27. yılına giriyoruz. 27 Şubat çağrısı, 9 Ekim komplosunu boşa çıkarmanın en güçlü adımı oldu. Sayın Öcalan 27 yıldır kesintisiz bir biçimde halkları karşı karşıya getirmeye çalışanlara karşı çözümü ve barışı inatla savundu, savunmaya devam ediyor. Sayın Öcalan’ın umut hakkı mutlaka tanınmalıdır.  Umut hakkı sıradan bir hukuk maddesi değildir. Evrensel hukukun merkezindeki ilkelerden biridir. 17 Eylül’de Avrupa Bakanlar Komitesi umut hakkıyla ilgili kararını açıklamıştır. Komisyondan Meclis’ten bu konudaki beklentilerini ifade etmiştir. Bu çok önemli bir karardır ve bu beklentiye mutlaka ciddi bir biçimde yanıt verilmelidir. Ömür boyu kapıyı kilitleyip anahtarı denize atamazsınız. Toplumsal barış süreçleri yeniden düşünme, yeniden düzenleme ve bu perspektife sahip çıkmakla sağlanır. Umut hakkı düzenlemesi mutlaka acil bir biçimde gündeme alınmalıdır.

    DEMİRTAŞ, YÜKSEKDAĞ VE BÜTÜN KOBANE TUTSAKLARI DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR

    6-8 Ekim’i gerekçe göstererek Kobane Kumpas Davası açıldı. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın içinde olduğu çok sayıdaki arkadaşımız Kobane Kumpas Davasında yargılandı ve toplamda yüzlerce seneye mahkum edildiler. Bu dava bir hukuk garabeti olarak tarihe geçmiştir. Bütün toplumun vicdanını derinden yaralamıştır. 8 Temmuz’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. kez karar açıkladı ve dedi ki: ‘Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalıdır.’ Bu karar 8 Ekim’de kesinleşecek. Bu karar barışa ve demokrasiye bir şans vermektir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobane tutsakları derhal serbest bırakılmalıdır. Siyasete kelepçe vurulamaz. AİHM kararının gereklilikleri yerine getirilerek bu sürecin rahatlatılmasını hep birlikte bekliyoruz. Siyasete asla kelepçe vurulamaz. Cezaevlerinde bulunan bütün tutsaklara, kadınlara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Hepsi özgür olana dek mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğimizin sözünü burada bir kez daha herkesin huzurunda veriyoruz.

    KÜRTLERLE ÇATIŞMA DEĞİL MÜZAKERE ŞARTTIR

    Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bölgeyi kasıp kavuran otoriterliğe, merkeziyetçiliğe ataerkilliğe karşı yaşayan bir alternatif bir umut oldu. Kadın özgürlüğü, sekülerlik, çok halklı, çok kültürlü, ortak yaşam modeli sadece Suriye’de bir model değil, aynı zamanda bütün bölgenin o kötü kaderini değiştirecek bir model olarak da görülmeli, incelenmeli, desteklenmeli ve hayata geçirilmelidir. Bizler bunları konuşurken dün başlayan Halep’teki olayları sanırım hepiniz izlediniz, takip ettiniz. Halep’in Kürt mahallelerinde siviller şu an saldırı altında. Eşrefiye, Şeyh Maksut mahallelerinde geçici Şam yönetimi grupları tarafından kuşatılmış ve orada sivil halka yönelik saldırılar sürdüğü bilgisini almıştık. Biraz önce yepyeni bir bilgi daha paylaşıldı. Şimdi Şam geçici yönetimi ablukayı kaldırmamış olmakla birlikte bir ateşkesin olduğu bilgisi az önce bizlere intikal etti. Bu gelişmeler, büyük bir provokasyon. Şam hükümet grupları bu saldırıları ve ablukayı derhal durdurmalı ve geri çekmelidir. Suriye’deki kırılgan dengeyi daha fazla bozmamalılar. Kürtlerle çatışma değil müzakere şarttır. Uzlaşma Suriye’ye kazandırır, çatışmaları, savaşı, kanı ve gözyaşını bitirir. Provokasyonlara, saldırılara derhal son verilmelidir.

    Kuzey ve Doğu Suriye Türkiye için hiçbir zaman bir tehlike olmadı. Hiçbir zaman da tehlike olarak görülmemelidir. Tam tersi barışın ve kardeşliğin gelişeceği topraklar gözüyle bakmalıyız oraya. Rojava halkı karşılıklı saygı, diyalog ve yerel demokrasi diyor. Bu Türkiye halklarını güçlendirecek demokratik bir toplum modelidir. Bundan dolayı Türkiye’nin sivil hayatı koruyan, barışı önceleyen, Kuzey ve Doğu Suriye ile diyaloğu kurumsallaştıran bir çizgiyi izlemesi herkese pozitif olarak yansır, herkese kazandırır.

    UMUT HAKKI UYGULANMALI

    7 gündür devam eden ‘Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz’ eyleminizin finalini dün Sincan Hapishanesi önünde bir açıklamayla ve bugün Ankara’nın merkezinde Güven Park’ta gerçekleştirdiniz. Atılan her adım özgürlük için, barış için ve eşitlik için atıldı. Kadınların katledilmediği, yoksullaştırılmadığı, emeğinin sömürülmediği, dilinin yasaklanmadığı bir dünya için atıldı. Bu ülkede onurlu barışın önündeki engellerin kaldırılması için atıldı. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin baş aktörü olan Sayın Öcalan için umut hakkının uygulanması ve Sayın Öcalan’ın özgür ve eşit koşullarda bu süreçte rol oynayabilmesi için atıldı.”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın ardından “’Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz’ şiarıyla 1 Ekim’de Diyarbakır’dan yola çıkan kadınlar adına Yüksel Genç, konuşma yaptı. Yüksel Genç İmralı kapılarının açılması gerektiğini ifade ederek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınların mücadelesiyle başarıya ulaşacağını söyledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Samandağ’da ‘Topraklarımızı Savunuyoruz’ mitingi: Bu topraklar bizim!

    Samandağ’da ‘Topraklarımızı Savunuyoruz’ mitingi: Bu topraklar bizim!

    PİRHA- Samandağ’da “Topraklarımızı Savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu topraklardan bizi kovmalarına asla izin vermeyeceğiz” dedi.

    Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Kurtderesi Mahallesi’nde köylüler, deprem sonrası başlatılan “acele kamulaştırma” uygulamalarına karşı, Topraklarımızı Savunuyoruz İnsiyatifi ismiyle, “Tapulu arazilerimiz, doğamızı, yaşam alanlarımızı koruyoruz! Narenciye ağaçları ve zeytinliklerimizin yok edilmesine karşı sesimizi yükseltiyoruz” diyerek miting gerçekleştirdi. Zeytinliklerin, narenciye bahçelerinin ve tarım arazilerinin “yeniden inşa” gerekçesiyle ellerinden alınmasına tepki gösteren köylüler, “Bu topraklar, bu ağaçlar bizim; geleceğimizdir” diyerek kararların durdurulmasını istedi. Yapılan mitinge, TİP, TÖP, SYKP, DEM Parti, EMEP, Kaldıraç, CHP; Antakya, Erzin, Samandağ, Dörtyol ilçelerinden çok sayıda çevre örgütü de köylülerin eylemine destek verdi.

    Miting, 5. Etap TOKİ projesi için kamulaştırılan zeytinlik ve narenciye bahçelerinin içinde yapıldı. Köylüler bahçelerin arasından yürüyerek miting alanına ulaştı. Kurtderesi’nin yanı sıra Vakıflı, Kapısuyu, Mağaracık ve Tekebaşı köylerinde de benzer şekilde acele kamulaştırma kararlarının alındığı, birçok arazinin sahiplerinin haberi dahi olmadan TOKİ’ye devredildiği vurgulandı. Yerel halk ve çevre örgütleri, yargı süreçleri tamamlanmadan ve çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan alınan bu kararların tarımsal üretimi, ekolojik dengeyi ve kültürel mirası tehdit ettiğini dile getirdi.

    ‘KAMU ARAZİLERİNE YAPILSIN’

    Tertip komitesi adına yapılan açıklamada, “Bu topraklar, bu ağaçlar bizim. Onlar sadece gelir kaynağı değil, kimliğimiz ve geleceğimizdir. Derhal kamulaştırmalar durdurulsun” denildi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, mitingde yaptığı konuşmada, 6 Şubat depreminin ardından Hatay’ın devlet desteğinden yeterince yararlanamadığının altını çizerek, şunları dile getirdi:

    “Hatay oldu olası iktidarlar tarafından üvey evlat muamelesi gördü. Bu iktidar döneminde de bir fabrika açılmadı, bir yatırım yapılmadı. Halk kendi emeğiyle, alın teriyle ayakta kaldı” dedi. Deprem bölgesinde yapılan rezerv alan ilanlarına dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Hiçbir yerde bu kadar toprağa el konulmadı, bu kadar rezerv alan ilanı yapılmadı. Amaç Hatay’ın demografik yapısını değiştirmek ve halkın toprağı üzerinden ticaret yapmak.

    Bu alan mandalina bahçeleri ve zeytinliklerle dolu. Halk hem geçimini hem kültürünü bu topraklardan sağlıyor. Bu nedenle TOKİ’nin 5. etap projesi derhal başka bir alana kaydırılmalı. Halkın talebini duymak zorundasınız. Selam olsun toprakları için direnen analara, Samandağlılara. Bu topraklardan bizi kovmalarına asla izin vermeyeceğiz.”

    “SELAM OLSUN KURTDERESİ DİRENİŞİNE, SAMANDAĞ’IN DİK DURUŞUNA!” 

    Kazdağları’ndan Karadeniz’e kadar süren ekoloji direnişlerine de selam gönderiyorum. Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine toprağına, suyuna sahip çıkan herkesle omuz omuzayız. Bu mücadele hepimizin ortak geleceği için. Hem Samandağ’da hem şehir merkezinde bulunan taş ocakları sağlığa zararlıdır, bizi kanser ediyor. Derhal kapatılmalıdır” çağrısında bulundu. Konuşmasının sonunda dayanışma vurgusu yapan Tülay Hatimoğulları, “Bizler dayanışma ve mücadeleyle başaracağız. Selam olsun Kurtderesi direnişine, Samandağ’ın dik duruşuna!”

    “VATANDAŞIN TAPUSUNA ÇÖKME!”

    TÖP Sözcüler Kurulu üyesi ve DEM Parti Milletvekili Perihan Koca, iktidarın depremi sermaye projelerine çevirdiğini belirterek, “Depremi bir fırsat kapısı gibi görüp Hatay’ı yağlı projelerin laboratuvarına dönüştürdüler. Afet yasası, maden yasası… Hepsi memleketin kaynaklarını şirketlere peşkeş çekmenin aracı. Biz bu yağmaya karşı memleketi savunmaya geldik” dedi. TİP PM Üyesi İrfan Değirmenci, Can Atalay’ın fotoğrafı ile çıktığı kürsüde yurttaşların mağduriyetini belirterek “Yıllarca yurtdışında çalışıp alın teriyle alınan tapuları tanımıyorlar. Vatandaş ev istemiyor mu? İstiyor. Ama kamu arazilerine yapın diyor. Vatandaşın tapusuna çökme!” diye konuştu.

    Mitingde sanatçılar İlkay Akkaya ve Cevdet Bağca birer eser seslendirerek, direnişteki köylülerin yanında olduklarının mesajını verdi.

    PİRHA/SAMANDAĞ

     

  • Tülay Hatimoğulları: Komisyonun Abdullah Öcalan ile görüşmesi gerekiyor-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Komisyonun Abdullah Öcalan ile görüşmesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-İzmir’deki “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamındaki programda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Ağır bedeller ödedik, ödüyoruz ve ödemeye de devam ederiz. Yeter ki bu ülkeye onurlu bir barış gelsin. Yeter ki Kürt sorunu demokratik ve barışçıl yollarla çözülsün” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir İl Örgütü, Tepekule Kongre Merkezi Akdeniz Salonu’nda “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında halk buluşması gerçekleştirdi. Buluşmaya DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. 

    “BARIŞ, ALTIN TEPSİDE SUNULMAYACAK”

    Türkiye’deki her kesimle bir araya gelip barışı konuştuklarını belirten Tülay Hatimoğulları, “Barış bize altın tepsiyle sunulmayacak. Hiç kimse durup dururken gelin barışalım demeyeceğine göre bize, Türkiye ve Ortadoğu’daki, özellikle Suriye’deki gelişmelerin bir dayatması sonucu Kürt sorunun çözümüyle ilgili bir stratejik değişikliğe gidiyorsa bu devlet, bu savaşın ve çatışmanın diğer bir kesimi olan PKK ise Kürt halkıysa bir bunun tarafı, masaya oturmalı, konuşmalı ve Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri, demokratikleşmenin önünün açılması için, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesine azami katkıyı hep birlikte nasıl gösterebiliriz, barışı nasıl toplumsallaştırabiliriz diye çok ciddi ve derin bir şekilde müzakere ettik” dedi.

    “KOMİSYON, ABDULLAH ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELİ”

    Komisyonun Abdullah Öcalan ile görüşmesi gerektiğini ifade eden Tülay Hatimoğulları, “Abdullah Öcalan, bu sürecin sadece baş müzakerecisi değil aynı zamanda bu sürecin baş aktörüdür. Bu nedenle kendisiyle bu komisyonun acil bir biçimde görüşmenin altını buradan bir kez daha çiziyoruz. Yine bu komisyonun hazırlaması gereken öneri taslakları şunlar olmalı; PKK’lileri kapsayacak bir özel yasa çıkarılmalı. Silahlarını yakan insanların, Türkiye’ye gelip demokratik siyasete katılımlarının önünü açacak bir özel yasa çıkmalı. İkincisi de infaz yasası. Biliyorsunuz, siyasi tutsakların çoğu tırnak içerisinde terör yaftasıyla tutuklandıkları ve ceza aldıkları için onların infazları uzun sürüyor. Dolayısıyla bizler infaz yasasının acil bir biçimde gündeme gelmesi ve cezaevinde haksız ve hukuksuz yere yatan, binlerce siyasi tutsağın özgürlüğünü talep ediyoruz.

    “BARIŞA YÜREKTEN İNANIYORUZ”

    Barışa yürekten inandıklarını vurgulayan Hatimoğulları, “Ağır bedeller ödedik, ödüyoruz ve ödemeye de devam ederiz. Yeter ki bu ülkeye onurlu bir barış gelsin. Yeter ki Kürt sorunu demokratik ve barışçıl yollarla çözülsün. Yeter ki kadınlar bu ülkede katledilmesin, özgürce yaşayabilsin. Bu ülkede ve Suriye’de kazanılmış haklarımızı, kadınlar olarak hiç kimseye yedirmedik, yedirmeyeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Özel’e ziyaret: Mücadelemiz sürecek!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Özel’e ziyaret: Mücadelemiz sürecek!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, CHP İl Başkanlığı’na kayyım atanması sonrası ‘Genel Başkanlık Çalışma Ofisi’ne dönüştürülen binada CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i ziyaret etti. Ziyaret sonrası açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz demokrasinin yanında olacağız. Sessiz kalmayacağız. İktidar, seçilmiş irade ve belediyelerle uğraşmaktan vazgeçmelidir” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de, “Dimdik ayaktayız. Zulümle duruşumuzu değiştiremezler. Onların bize çizdiği yere mahkum kalmayız. Milletvekillerine bariyer çekersiniz ama CHP’nin çizgisine bariyer çekemezsiniz” diyerek, mücadele vurgusunda bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan beraberindeki heyetle birlikte, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i İstanbul’da ziyaret etti.

    İstanbul’un Sarıyer ilçesinde bulunan şu anda da Özel’in çalışma ofisi olarak kullandığı CHP eski İstanbul İl Başkanlığı’na gelen heyet Özel beraberindeki parti yöneticileri tarafından karşılandı.

    Karşılamanın ardından DEM Parti ve CHP heyeti, Özgür Özel’in çalışma ofisine geçti. Görüşme sonrası Özel ve DEM Parti Eş Genel Başkanları  kameraların karşısına geçti.

    “BU UYGULAMALAR DEMOKRASİYE KARŞI DURUŞTUR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yapılan ziyaretin nezaket ziyareti olmadığının altını çizerek, şunları dile getirdi:

    “Bu hukuksuzluğa ortak bir irade göstermenin ziyaretidir. Siz de izliyorsunuz halkın seçmiş olduğu iradeler yargı eliyle işlevsizleştiriliyor. Maalesef iktidar tarafından kayyum uygulamaları sadece siyasi partilerle sınırlı olmadan Türkiye’nin dört bir yanına yayıldı. Biz bu hukuksuzluklara karşıyız. Biz bu hukuksuzluklara karşı CHP’nin yanında olacağımızı buradan duyuruyoruz. Bizler yıllardır demokrasi mücadelesi yürütüyoruz. Bu uygulamalar demokrasiye karşı duruştur” dedi.

    Siyasi iradenin gasp edilmesi, kayyım atanması da hukuksuzluktur. Biz demokrasinin yanında olacağız. Sessiz kalmayacağız. İktidar, seçilmiş irade ve belediyelerle uğraşmaktan vazgeçmelidir. Demokrasi ile Ortadoğu’ya örnek bir model olabiliriz ama yapay gündemleler halkımızı yormaya çalışıyoruz. Bu topraklar üzerinde demokrasi ve adalet istiyoruz. Demokratik olmayan rejim bugün CHP için risk oluşturuyor ama yarın AKP için de risk oluşturacaktır. Bir an önce bu hukuksuzluğun ortadan kaldırılması gerektiğini belirtiyoruz.”

    “NİYETİMİZ SOKAĞI KARIŞTIRMAK DEĞİL HANEYE TECAVÜZE MANİ OLMAK”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel de, DEM Parti Eş Genel Başkanlarının gerçekleştirdikleri ziyaret için teşekkür ederek şunları ifade etti:

    “Büyük bir hukuksuzluğun karşısındayız. Bu bina kazanan binaya dönüştü. Bu bina İstanbul’u kazandı. İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazandığı gerçeğiyle bu bina hedef haline geldi. Seçim kazanıyoruz baş eğmiyoruz diye bunlar oluyor. Bundan 2 saat önce bu bina işgal altındaydı. Her yerinde polisler vardı. İstanbul’daki CHP bir bütün olarak kayyuma itiraz etti. ‘Biz kayyuma karşı olağanüstü kongre istiyoruz’ denmiş. Seçilmiş iradenin yerine geçmeye çalışıldı. Biz baba evine davette bulunduk. 5 bin polisle gelindi. Bina ablukaya alındı. Bu ablukanın benzeri Ankara’daki gar katliamında alınsaydı 104 canımız gitmezdi. Orada alınması gereken tedbirin 50 katını burada aldılar. Bir kayyum partisine karşı suç işlemiş 30 kişi ile geldi. Bizim niyetimiz sokağı karıştırmak değil haneye tecavüze mani olmak.

    DEMOKRASİNİN OLMADIĞI YERDE HAYATI DURDURURUZ 

    Bina bizim binamız. Polislerimizin hepsi vatan evladı ama burada hukuksuzluğa alet ediliyorlar. Bugün işgal sonlandı. Sayın Bahçeli’nin ifadelerinde var ‘sokakları mı karıştıracaksınız? diyor. Erdoğan ‘kimsenin sokakları karıştırmasına izin vermeyiz’ diyor. Bizim niyetimiz sokakları karıştırmak değil; haneye tecavüze engel olmakdtır. Buradaki direnişin hukuktaki adı ‘meşru müdafaadır. AKP’lilere soralım birileri sizin seçtiğiniz kişilerin yerine kayyum atanmış ve birileri kendi kafasına göre birilerini koymaya çalışıyor. Ne yapacaksınız? Elinizde çiçekle mi karşılayacaksınız?  Evet biz demokrasinin olmadığı yerde hayatı durdururuz.

    DİMDİK AYAKTAYIZ

    Bundan sonra da buradayız. Dimdik ayaktayız. Zulümle duruşumuzu değiştiremezler. Onların bize çizdiği yere mahkum kalmayız. Milletvekillerine bariyer çekersiniz ama CHP’nin çigisine bariyer çekemezsiniz. Mücadelemiz sürecek. Hepinize gayretleriniz için teşekkür ederiz. Bundan sonra da hem il başkanlığında hem buradaki ofisimizde görevimizi yapmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tülay Hatimoğulları: Barış dışında hiçbir yolumuz yok-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Barış dışında hiçbir yolumuz yok-VİDEO

    PİRHA- Adana’daki halk buluşmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Komisyon zaman kaybetmeden Sayın Abdullah Öcalan’la acilen görüşmelidir” dedi. Hatimoğulları, ayrıca barışın kalıcılaştırılmasının önemine vurgu yaptı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Adana’da halk buluşması gerçekleştirdi.

    DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları’nın katıldığı buluşma, Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Saygı duruşundan sonra “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları”nı konu alan sinevizyon gösterimi yapıldı.

    “TARİHİ TANIKLIĞI YAŞAMIŞ OLMAKTAN BÜYÜK BİR ONUR DUYUYORUM”

    “Bugün burada, bu salonda oturan siz değerli halklarımız, bu mücadelede en çok bedel ödeyen kesimler oldunuz”diyen Tülay Hatimoğullları, şunları belirtti:

    “Başta Barış Anneleri olmak üzere çocukları katledilen, acı çeken, hapishanelerde olan sizler; köyleri yakıldığı için Çukurova’ya göç etmek zorunda kalan siz değerli Kürt aileleri. Gerçekten tarih boyunca çok bedeller ödediniz. Barış Anneleri’ne buradan sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çünkü onlar verdikleri ağır bedellere rağmen ‘barış’ demekten asla vazgeçmediler. Bugün barışı konuşabiliyorsak, bugün İmralı’dan bu çağrı gerçekleştiyse bilmeliyiz ki bunda analarımızın beyaz tülbentleriyle yıllardır sürdürdükleri mücadelenin çok büyük bir önemi vardır.

    1 Ekim’den bu yana Türkiye’de yeni bir süreç var. 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, bu süreç açısından büyük bir öneme sahiptir. İmralı Heyeti’nde ben de vardım. Saatlerce süren görüşmemizde Sayın Öcalan, bu çağrıyı neden yaptığını, bu çağrının tarihi önemini, toplumun tamamıyla paylaşılmasının ve sabitlenmesinin ne kadar önemli olduğunu özellikle vurguladı. Bizler bunu bizzat dinledik, tanığı olduk. Bu önemli tarihi tanıklığı yaşamış olmaktan büyük bir onur duyuyorum. PKK kongresini gerçekleştirdi ve bir karar aldı. Burada bir şeyleri bitirmek değil, tam tersine demokratik mücadelenin yasal ve hukuki zeminde haklarımızın kabul edilmesi için vereceğimiz mücadelenin çok önemli olduğunu söylediler. Bugüne kadar ‘Kürt halkı yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur, sadece Türk vardır’ diyenler, gelinen noktada Türkiye’de verilen demokratik mücadeleyle çok önemli bir seviyeye gelindiğini kabul etmek zorunda kaldılar.”

    “TEMEL DERDİMİZ BARIŞI KALICILAŞTIRMAKTIR”

    Abdullah Öcalan’ın özellikle barışı kalıcılaştırmayı vurguladığını belirten Hatimoğulları,“’Sayın Öcalan, ‘Şimdi sıra, siyasi ve hukuki zeminde Kürt sorununun çözülmesindedir’ dedi. Demokratik olmayan bir Türkiye’de, Kürt de, Arap da, Ermeni de, Laz da, Çerkes de hiçbir halk hakkını alamaz. Hiçbir barış kalıcı olamaz. Geçici barış süreçleri olabilir ama bizim bu süreçteki temel derdimiz, Sayın Öcalan’ın özellikle vurguladığı gibi barışı kalıcılaştırmaktır. Bunun için de Türkiye’nin topyekûn bir demokratikleşme sürecine girmesi şarttır. Yine çok defa kendisinin ifade ettiği gibi bu çağrı, aynı zamanda Türkiye’nin emekçilerine, yoksullarına, işçilerine, emeklilerine yöneliktir. Biliyorsunuz, şu anda toplu sözleşme görüşmeleri var. Hangi kesimden olursa olsun tüm emekçiler tek yürek oldu; eylemlerde, alanlarda birlikte yürüdü ve biz buradan, Adana’nın Çukurova’nın sarı sıcağından, toplu iş sözleşmesi sürecinde alanları ve meydanları dolduran, grevleriyle Türkiye’de en önemli adımları atan kamu emekçilerine selamlarımızı iletiyoruz”dedi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI’NIN EN ÖNEMLİ ÖZNESİ KADINLARDIR”

    “‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın en önemli öznesi kadınlardır” diye vurgulayan Tülay Hatimoğulları şunları kaydetti:

    “Sayın Öcalan görüşmedeki her konuşmasında kadın özgürlüğüne vurgu yaptı. Savaş ve çatışmaların en ağır bedelini kadınlar ödüyor. Adana’dan baktığımızda çok iyi görüyoruz. Ne yazık ki kadın cinayetlerinin en çok yaşandığı kentlerden biri burasıdır. Kadınların en ağır bedelleri ödediği kentlerden biri yine burası. Diyoruz ki; barışın ve demokratikleşmenin öncüsü kadınlar olacak. ‘Jin, jiyan, azadî’ diyerek mücadele etmeye devam edeceğiz. ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı daha önce köylerdeki konuşmalarımızda, halk toplantılarında, demokrasi güçleriyle, emek-meslek örgütleriyle, kadın hareketiyle, insan hakları savunucularıyla, doğa savunucularıyla, her kesimle yaptığımız görüşmelerde çokça ifade ettik. Bütün siyasal ve toplumsal alanlarda, bütün dinamiklere, bütün çevrelere düşen en temel görev; hep birlikte barışı kendi kulvarlarımızdan, kendi cümlelerimizle, kendi özgünlüğümüzle yükseltmektir. Bizlere düşen en önemli görev, bu seslerin birleşerek güçlü bir biçimde toplumsal bir örgütlülüğe evrilmesi, kalıcı çözümler üretecek bir güce dönüşmesidir. İşte bu nedenle bu döneme ‘örgütlenme, dönüştürme ve yepyeni bir inşa süreci’ diyoruz.

    CHP’YE YÖNELİK OPERASYONLARA TEPKİ

    Bugün Türkiye’nin önceki dönemlerde de acısını çokça yaşadığımız baskıcı zihniyetini görüyoruz. Yerel yönetimlere operasyonlar yapılması, seçilmişlere el çektirilmesi, milletvekillerinin gözaltına alınması, tutuklanması, dokunulmazlıklarının kaldırılması. Bizler bunun acısını yüreğimizin derinliklerinde hisseden bir partiyiz. Ama bütün bu baskılara karşı yılmadık, boyun eğmedik, mücadele ettik; dimdik ayakta kalarak bugüne geldik. Şimdi benzer operasyonlar, ana muhalefet partisinin belediyelerine yönelmiş durumda. Burada, Adana’da bulunduğumuz kentte, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Zeydan Karalar dahil olmak üzere iki ilçe belediye başkanı şu anda tutuklu. Türkiye genelinde de çok sayıda belediye başkanı tutuklu. Bizler bu konudaki tutumumuzu her yerde apaçık ifade ettik. Diyarbakır’da demokrasiye sahip çıkıyorsak, İstanbul’da da baskıya karşı çıkmak görevimizdir. Bu operasyonların bir an önce durdurulması, sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından çok önemlidir. Çünkü bu operasyonlar süreci sabote etmektedir. Türkiye nüfusunun yarısının temsil edildiği muhalefetin bu sürece adapte olmasının önünde engel teşkil etmektedir.

    “BARIŞ HERKES TARAFINDAN KABUL EDİLMELİDİR”

    ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ partiler üstü bir meseledir. Bizim en temel yaklaşımımız şudur; barış toplumsallaşmalı, barış herkes tarafından kabul edilmelidir. Bu süreç A partisi, B partisi ya da C partisi meselesi değildir. Siyasi partileri aşan bir süreçtir. Türkiye’nin yüz yıllık sorununu çözmeye talip olduğumuz bir süreçtir. O yüzden iktidara, devlete, muhalefete ve bütün kesimlere çağrımızdır; Mecliste bir komisyon oluşturulsun. Hangi partinin mensubu olduğuna bakılmaksızın bütün belediyeler incelensin. Eğer gerçekten bir yolsuzluk varsa açığa çıkarılsın. Ama bu bütün belediyeler için yapılmalıdır. Muhalefet belediyelerini hedef almak Türkiye demokrasisine, barış ve demokratik toplum sürecine zarar vermektedir. Bundan derhal vazgeçilmelidir. Örneğin, AİHM kararlarının uygulanması; Sevgili Can Atalay’ın serbest bırakılması, Osman Kavala’nın, Figen Yüksekdağ’ın, sevgili Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşması sağlanmalıdır. Bilinmelidir ki bu adımlar sürecin ruhuna, sürecin tarihsel önemine hizmet edecek adımlardır.

    “KOMİSYON ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELİ”

    Devletin bu sürece adım atmasının en temel nedenlerinden biri; bölgedeki gelişmeler olduğunu hepimiz görüyoruz. Hele ki Birleşmiş Milletler Gazze için kıtlık ilan etmişken, İsrail Gazze’yi bütünüyle ele geçirmek üzere çok ciddi bir askeri hazırlık içindeyken, Türkiye’nin kendi iç barışını kurması, demokrasisini inşa etmesi ve tahkim etmesi hem içeride hem bölgede kritik öneme sahiptir. Bu komisyon, dünya, bölge ve iç siyaseti birlikte değerlendirerek sorumluluğunun farkında olmalı, somut adımları zamana yaymadan atmalıdır. Hiç kimse bu süreci oyalama zemini haline getirmemelidir. Toplumun bu komisyondan beklentileri büyüktür ve bu beklentilerin karşılanması acildir. Halk toplantılarında yurttaşlarımızın bize yönelttiği sorular hep aynıdır: ‘Barış gerçekten sağlanacak mı? İktidar bu konuda samimi mi? Somut adımlar atılacak mı? Barış kalıcı olacak mı? Kürtler ve bu ülkede yaşayan bütün halklar ile inançlar, kendilerini demokratik bir ülkede eşit yurttaş olarak hissedebilecek mi?’ Bunlar sadece bizim değil, halkın en temel sorularıdır. Bu sorulara güçlü, net yanıtlar vermek siyaset kurumunun ve devletin bütün mekanizmalarının sorumluluğudur. Bir aydır Sayın Abdullah Öcalan’la hiçbir görüşme gerçekleşmedi. Oysa toplumun beklentisi, sistematik görüşmelerin yapılması, Sayın Öcalan’ın özgürce çalışabileceği ve düşüncelerini paylaşabileceği koşulların oluşturulmasıydı. Bu hala gerçekleşmedi. Sayın Öcalan’ın özgür çalışabileceği, özgürce ifade edebileceği koşullar acilen sağlanmalıdır. Aydınların, yazarların, gazetecilerin, sanatçıların, hukukçuların ve siyasetçilerin ortak talebi budur. Oluşturulan komisyon, zaman kaybetmeden Sayın Abdullah Öcalan’la acilen görüşmelidir. Kendisi, görüşmelerin başladığı ilk andan itibaren parlamentoda böyle bir komisyonun kurulmasının önemini vurgulamıştır.

    “CESUR OLALIM”

    Çözüm süreçlerinin başarıya ulaşmasında baş müzakereciyle yürütülen şeffaf ve doğrudan görüşmeler kritik önemdedir. Türkiye’de de bu sürecin muhatabı ve baş müzakerecisi Sayın Öcalan’dır. Öcalan ile görüşülmemesi veya görüşmelerin geciktirilmesi sürecin tıkanması demektir. Bu da, Türkiye halklarının istemeyeceği bir durumdur. O nedenle bu görüşmeler derhal başlatılmalıdır. Sayın Bahçeli, yaptığı bir konuşmada ‘Öcalan gelsin, Meclis’te konuşsun’ demişti. İşte şimdi tam da toplumun beklediği şey budur. Açık, şeffaf, çözüm odaklı bir süreç. Toplumun komisyondan beklentileri büyüktür. Bu beklentilerin başında da demokratik entegrasyon yasaları, özgürlük yasaları, infaz yasasının yeniden düzenlenmesi ve özel bir barış yasasının çıkarılması gelmektedir. Bütün bunlar acilen bu komisyonun gündemine alınmalıdır. İktidarıyla, devletiyle, muhalefetiyle bu süreçte ezber bozalım. Cesur olalım. Hep birlikte büyük barışa ikna olalım. Çünkü barış dışında hiçbir yolumuz yoktur. Bu topraklarda barışı kuracağız. Buna, mücadelemize olan inancımızdan dolayı inanıyoruz. Toplumun iradesine, sabrına ve gücüne olan inancımızdan dolayı inanıyoruz ve bütün kesimlerin bu duygularla hareket etmesini önemsiyoruz.

    “BARIŞ MÜCADELESİNİN SİMGESİ OLAN ANNELER KENDİ ANA DİLLERİNDE KONUŞAMIYOR”

    Kürt sorununun barışçıl çözümü için bir komisyon kuruluyor, ancak barış mücadelesinin simgesi olan anneler kendi ana dillerinde konuşamıyor ve Türkçe konuşmaya zorlanıyorlar. Bu kabul edilemez ve iyi niyet göstergesiyle bağdaşmaz. Komisyon derhal bu yanlıştan dönmelidir. Muhalefetin bu süreçte her pozisyonda yer almasını ve toplumsal barış sürecini güçlendirmesini çok önemsiyoruz. Çünkü barış herkese kazandırır, barış kimseye zarar vermez. Bu süreç sadece Ankara’da ya da İmralı’da yürütülen görüşmelerden ibaret değildir. Biz ne kadar çok toplantı yaparsak, bu düşünceleri işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere, Alevilere, Hristiyanlara, toplumun her kesimine ne kadar çok ulaştırırsak, mücadelemiz o kadar güçlü olur. Unutmayalım; halkla buluştuğumuz oranda bu süreci kalıcılaştırabiliriz. Bu dönem yeni bir dönemdir. Yepyeni bir değişim ve dönüşüm dönemindeyiz. Fikrimizle, emeğimizle, çalışmalarımızla atak yapmamız gereken bir dönemdir. Yaşar Kemal’in dediği gibi, ‘Her bahar bir gül bahçesidir.’ Adana bunun en güzel örneğidir. Bizler halkların kardeşliğini büyüterek, bunu yönetim sistemine dönüştürerek başarabiliriz. Bu bizim zenginliğimizdir. Çeşitliliğimiz bizi zayıflatmaz, bilakis güçlendirir. Bu inançla, bu umutla mücadeleye devam edeceğiz. Mutlaka ve mutlaka barış kazanacak. Mutlaka ve mutlaka demokratik toplumu ve demokratik cumhuriyeti siz değerli halklarımızla birlikte inşa edeceğiz.”

    Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının ardından etkinlik basına kapalı devam etti.

    PİRHA/ADANA

     

  • Hatimoğulları: Alevi canlarımızın sürece dair kaygısını boşa çıkaracağız-VİDEO

    Hatimoğulları: Alevi canlarımızın sürece dair kaygısını boşa çıkaracağız-VİDEO

    PİRHA- Ankara’daki aşure lokması paylaşımında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ”Barış ve demokratik toplum sürecinden geçiyoruz. Alevi canlarımızın bu sürece ilişkin kaygıları büyük. Biz bunun farkındayız, bundan emin olun. Bu kaygılarınızın hepsini boşa çıkaracağız. Eşit yurttaşlık hakkı tanımlanana dek bu mücadelemiz ortaktır” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından Ankara’da aşure lokmaları paylaşıldı. Lokma paylaşımına katılan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları burada bir konuşma yaptı.

     “6 BİN ALEVİ CANIMIZ SURİYE’E KATLEDİLDİ”

    Ortadoğu coğrafyasının tarih boyunca neredeyse gün yüzü görmediğini söyleyen Tülay Hatimoğulları 21’inci yüzyılda hala Alevilere yönelik katliamların sürdüğünü ifade etti. Tülay Hatimoğulları, “Evet, bugün Suriye’de Alevi canlarımız son altı yüzyılın en büyük katliamlarından birini yaşadılar. Süleymaniye’de bir kadın konferansına katılmıştım. Oraya Suriye’den gelen Alevi kadın delegelerle bir arada olduk ve yaşanan katliamları onların ağzından dinledim. Resmi rakamlara göre 6 bin Alevi canımız Suriye’de katledildi.

    Kadın delegeler bunun en az iki katı olduğunu söyledi. O canlarımız işkenceyle katledildi ve bitmedi. Bakın, şimdi Dürzilerin üzerinden bir oyun oynanıyor ve çok büyük bir katliamın kapıları açıldı. İşte tarih boyunca bu acılara tanıklık eden, yaşayan, iliklerine kadar hisseden biz Aleviler artık bu emperyalist sistemin oyunlarına hep beraber dur demeliyiz. Bizleri bölüp parçalayan, bizleri katleden, birbirimize kırdırtan, halkları birbirine düşman eden politikaların son bulması için birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmalıyız” sözlerini kullandı.

    EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI İÇİN MÜCADELE

    “Aşurenin çok önemli bir anlamı var” diyen Tülay Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı:

    “Farklı malzemeler bir tencerenin içine giriyor, pişiyor. Hiçbiri kendi rengini, tadını kaybetmiyor ama ortaya yepyeni bir tat, bir lezzet çıkıyor. Bu bize gösteriyor ki Alevi canların bugüne kadar inandıkları inanç ve savundukları felsefe işte tam da budur. Farklı renklerden, farklı halklardan, farklı inançlardan insanların bir arada ve ortak yaşamının sembolüdür. Aşure bizim için aynı zamanda direnişin sembolüdür. Biz bu direnişin çocukları olarak, insanların bir beraber ama eşit ve kardeşçe yaşamasını savunmak durumundayız. Bizler bunu yapabiliriz. Bizler gerçekten korkuyu Kerbela’da bırakanlarız.

    Bizler ‘Enel Hak’ diyen Hallacı Mansur’un, Pir Sultanların, Baba İshakların ve direnen canların torunlarıyız. Bizler Seyid Rızaların torunlarıyız ve onlardan öğrendiğimiz öğretiyle direnmeye devam edeceğiz. Mücadele etmeye, bir olmaya, beraber olmaya devam edeceğiz. Eşit yurttaşlık hakkının bu coğrafyada tesis edilmesi için elimizden gelen her türlü çabayı sarf etmeye devam edeceğiz.”

    “BİR OLACAĞIZ BERABER OLACAĞIZ”

    Sürece ilişkin ise Tülay Hatimoğulları şunları belirtti:

    “Barış ve Demokratik Toplum Sürecinden geçiyoruz. Alevi canlarımızın bu sürece ilişkin kaygıları büyük. Biz bunun farkındayız, bundan emin olun. Bu kaygılarınızın hepsini boşa çıkaracağız. Gerçekten bir barış, gerçekten bir eşitlik, gerçekten bir kardeşlik sağlanan dek ve başta Aleviler olmak üzere bu topraklarda yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan insanların eşit yurttaşlık hakkı temelinde bütün hakları tanımlanana dek bu mücadelemiz ortaktır. Bir olacağız, beraber olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Eş Genel Başkanlar Demirtaş ve Mızraklı’yı ziyaret etti: Sürece destek vermelerinin yolu açılmalı-VİDEO

    Eş Genel Başkanlar Demirtaş ve Mızraklı’yı ziyaret etti: Sürece destek vermelerinin yolu açılmalı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları Edirne Cezaevi’ne gerçekleştirdikleri ziyaretin ardından yaptıkları açıklamada, “Hazır bir süreç başlamışken, hazır Türkiye’de büyük bir destek varken ve bu destek her geçen gün büyüyorken, bunu onurlu bir barışa evriltmemiz için arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor” dediler. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, dün Kocaeli’nde bulunan Kandıra Cezaevi’de Figen Yüksekdağ ve Semra Güzel’le görüşme gerçekleştirmişti.

    Eş Başkanlar bugün ise Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Selçuk Mızraklı ile Edirne Cezaevi’nde görüştü.

    Eş Genel Başkanlar görüşme sonrası Edirne Cezaevi açıklama yaptı.

    “ARKADAŞLARIMIZIN BU SÜREÇTE BİZİM YANIMIZDA OLMALARI GEREKİYOR”

    Tuncer Bakırhan, şunları ifade etti:

    “En başta şunu belirteyim; bu yürüttüğümüz süreci içeriden çok iyi takip ediyorlar, destekliyorlar. Bu sürecin onurlu bir barışla, çözümle taçlanmasını onlar da umut ediyorlar. Çalışıyorlar, kafa yoruyorlar. Dünya kadar tartıştık, önerilerini ve eleştirilerini aldık. Çok kıymetli önerilerde bulundular. Bu sürecin ilerlemesi için de üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getireceklerini belirttiler. Onlar dile getiremediler ama biz dile getiriyoruz. Barışı tartıştığımız, silahların törenle bırakıldığı böylesi bir süreçte, Kobanî Kumpas Davası ile yargılananların; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer arkadaşlarımızın bu süreçte bizim yanımızda olmaları gerekiyor. Bu süreci yürütmek için onlara ihtiyacımız var. Bugün cezaevlerinde önemli bir birikim ve deneyim var. Ortada da bir AİHM kararı var. Bu sürecin gereklerinin yerine getirilmesi için bir şeylerin yapılması gerekiyor. Onun için Edirne Cezaevi önünden yetkililere de bir çağrımızdır. Bu sürecin daha nitelikli, daha iyi bir şekilde yürümesi için en son AİHM’in vermiş olduğu kararı da dikkate alarak Kobanî Kumpas Davasında yargılanan arkadaşlarımızın serbest bırakılması gerekiyor.

    Bu süreci daha derli toplu yürütmemiz için onların katkılarına ihtiyacımız var. Hazır bir süreç başlamışken, hazır Türkiye’de büyük bir destek varken ve bu destek her geçen gün büyüyorken, bunu onurlu bir barışa evriltmemiz için arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor. AİHM’in Demirtaş ile ilgili verdiği ihlal kararı ortada. Umarım yakın zamanda bu süreci arkadaşlarımızla birlikte götürdüğümüz günlere şahitlik ederiz.”

    “KARAR GEREĞİ DIŞARIDA OLMALILAR”

    Tülay Hatimoğulları ise şunları dile getirdi:

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve kısa zaman içerisinde sonuca varabilmesi için kendileri en güçlü şekilde destek sunduklarını, tamamen bu süreci sahiplenen bir yerde olduklarını ifade ettiler. Çok kıymetli ve önemli gelişmeler bunlar. Türkiye’de şu anda içinde bulunduğumuz gelişmeler çok önemli. Ortada AİHM Büyük Dairenin çok önemli bir kararı var. Çıkan karar, geçmiş kararlarla kıyasladığımızda son derece kapsamlı. Bu karar gereği arkadaşlarımızın bir dakika bile içeride kalmamaları ve bir an önce dışarıda olmaları gerekiyor.

    Biz bu süreci konuşuyor olmasak da hem Türkiye’nin kendi yasaları gereği hem de AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararının bağlayıcılığı gereği arkadaşlarımız dışarıda olmalıdır. Bütün bunların yanı sıra, bir de barışın ve demokratik toplumun inşasını konuştuğumuz bu süreçteyiz. Silahların sustuğu, barışın dilinin yükseldiği bu dönemde elbette biz böyle bir sonucun acilen hayata geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye toplumunu; Türk, Kürt, Laz, Çerkes, ezcümle 72 milletten insanımızı son derece mutlu edecektir. Bu sürece olan inancın daha da büyümesine ve derinleşmesine çok büyük katkı sunacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • GÜNCELLENDİ-DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Barışın eşiğindeyiz-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Barışın eşiğindeyiz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis‘teki Grup Toplantısında konuştu. Kadınların Meclis’i hukuki ve yasal bir zeminde çözüm için göreve çağırdığına dikkat çeken DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis kapanmadan Barış ve Demokratik Toplum Komisyonu’nun acil bir biçimde kurulması çağrısında bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) bu haftaki Meclis grup toplantısında Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları konuştu. Toplantıya Barış Anneleri ve Türkiye ile Kürdistan kentlerinden Ankara’ya yürüyen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyeleri, Ahmet Türk ve pek çok kişi de toplantıya katıldı.

    Tülay Hatimoğulları, Federe Kürdistan Bölgesi’nde metan gazı sonucu yaşamını yitiren 12 askerin ailelere baş sağlığı diledi. Tülay Hatimoğulları, “Toplumsal barış ve demokratik çözümü geliştirerek yaşam hakkını tesis etmeyi en önemli hedefimiz olarak görüyoruz. Barış sürecinin başarıya ulaştırılması her şeyden önce yitirdiğimiz on binlerce karşı olan tarihsel sorumluluğumuzdur” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye yanıyor. Bazen mecazen kullanılır bu söz ama gerçekten yanıyor. Cudi’den İzmir’e, Bursa’dan Hatay’a ormanlarımız cayır cayır yanıyor. İhmal ateşiyle kavruluyoruz. Bakan açıklama yapıyor diyor ki; sebep elektrik hatları. Biz bu açıklamayı yapan yetkililere ve Bakan’a buradan bir kez daha soruyoruz. Elektrik şebekelerini özelleştiren kim? Bu tellerle ilgili denetlemeyi yapmayan kim? Bütün bu ihmalleri baş müsebbibi kim? Kesinlikle sizsiniz. Yaz dönemi başladığı için vekillerimiz çok sayıda soru önergesi verdi. Bütün önergelerimiz cevapsız kaldı. Bu konudaki ihmallerin sonucu Türkiye’nin dört bir yanında ne yazık ki ormanlar cayır cayır yanıyor. Sizin yüzünüzden canlarımızı yitirdik ormanlarımızı yitirdik. Kılınızı bile kıpırdatmadınız. İş bu ülkeyi maden şirketlerine peşkeş çekmeye gelince hiç erinmediniz. Gece gündüz çalıştınız parlamantoda bu kararları çıkarmak için. Ama mevzu bir felaket olunca ona seyirci kalmakla yetindiniz ve kesinlikle bu felaketin sorumlusu bu iktidarın uyguladığı politikaların ta kendisidir.

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte sürecin asli özneleri olan her türlü baskıya şiddete rağmen barış mücadelesini yürütmekten bir an olsun geri durmadı kadınlar. Dünyanın neresinde olursa olsun savaş ve çatışmaların en ağır bedelini biz kadınlar ödüyoruz. Savaşın yarattığı yoksulluğu şiddeti işsizliği sömürüyü tacizi tecavüzü iliklerine kadar biz kadınlar hissediyoruz. Bu yüzdendir ki biz kadınların özgürlük mücadelesi aynı zamanda barışta ısrarcı olmamızın mücadelesidir. Bugün farklı kentlerde yüzlerce kilometre yol kat ederek farklı mücadele zeminlerinden ortak bir amaç için binlerce kadın Ankara’da meydanlardaydı. Buradan bir kez daha grubumuzdan bu barış mücadelesi yürütücüsü kadınlara, onurlu kadınlara bir kez daha buradan gelemeyenlere de selam ve sevgilerimizi iletiyoruz.

    Evet, sevgili kadınlar Kürt sorununda demokratik çözüm diyerek sorunu hukuki ve yasal bir zeminde çözülmesi için Meclis’i göreve çağırdınız. Şimdi siyasete düşen görev, kadınların bu taleplerine kulak vermektir. Bu talepleri yerine getirmektir. Demokrasinin önündeki engelleri kaldırarak barış içinde yaşamın önünü açmak kadınların sesine ses vermektir. Haklarımız, hayatlarımız ve kazanımlarımız her yerde ve her alanda çok yoğun saldırı altında. İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak çekilmenin üzerinden 4 yıl geçti. Sadece 2024 yılında 315 kadın erkekler tarafından katledildi. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır diyerek eylem yapan kadınlar gözaltına alındı, tutuklandı.

    Sevgili kadınlar, Kürt kadınlar üzerinden özel savaş politikaları yürütüldüğünü her an ve her yerde görüyoruz. Bir yandan çözüm ve müzakere süreci konuşulurken diğer yandan kadınların haklarına ve kazanımlarına yönelik saldırıların devam etmesi çok büyük bir çelişkidir. Barış şiddetle inşa edilemez. Barış silahların susmasının yanı sıra eşitsizliklerin ayrımcılığın cinsiyetçiliğini son bulduğu bir demokratik zeminin inşa edilmesiyle gerçek anlamda barışı tesis edebiliriz.

    KADINLAR KOMİSYONDA YER ALMALI

    Meclis çatısı altında kurulacak komisyonda kadınların yer alması, deneyimlerini ve çözüm perspektiflerini paylaşmaları hayati öneme sahiptir. Bugün barış konuşuluyorsa bu uğurda ağır bedeller ödenmesine rağmen barış demekten asla vazgeçmeyen Cumartesi Anenleleri’nin, Barış Anneleri’nin, kadın hareketinin emeği çok büyüktür. Dünya kadınları, savaşın katliamların sömürünün sona ermesi ve bölge barışının tesis edilmesi talebiyle etkinlikler düzenleyecek.

    Türkiye’nin dört bir yanında DEM Parti olarak çalışmalarımızı en yoğun bir şekilde sürdürüyoruz. Merkezi komisyonlarımız, il ve ilçe komisyonlarımız gece gündüz demeden sahadalar.  Hane hane dolaşıyorlar. Ve barışı,  demokratik süreci anlatıyorlar.  Bu süreci başarıya ulaştırmak için Türkiye’nin sokaklarından, meydanlarından Ankara’nın siyasi koridorlarına uzanan köprüleri inşa ediyoruz.

    Demokratik toplumu inşa ederek, özgürlükçü laikliğe, demokrasiye ve hukuka dayanan demokratik bir cumhuriyet istiyoruz. Bu vesileyle, bir kez daha Barış ve Demokratik Toplum Komisyonu’nun Meclis kapanmadan acil bir biçimde kurulması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu komisyon, yaz boyunca, önümüzdeki yasama dönemi başlayana kadar gece gündüz çalışarak bu konudaki hazırlıkları olgunlaştırmak için emek vermelidir. Parlamento artık rant adına doğayı, zeytinlikleri talan eden; maden ve inşaat şirketleri için çalışmamalıdır.

    DEM Parti İmralı Heyetimiz silahsızlanma ile gelişmeleri ve bölgemizde yaşanan kritik gelişmeleri Sayın Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşmede değerlendirmiştir. Bu vesile ile heyetimizin bizlere ulaştırdığı Sayın Abdullah Öcalan’ın selam ve sevgilerini, kadınlara, gençlere ve bütün haklara iletiyoruz. Süreç kapsamında atılacak adımlarla birlikte Türkiye’nin genel demokratikleşmesine ve barışına ulaşması için hepimize çok büyük görev ve sorumluluk düşüyor. Sayın Öcalan, bu görüşmede bunun altını özellikle çizmiştir. Biz de bu sürecin başarıya ulaşmasıyla Türkiye’de demokratik dönüşümü, hukuk ve özgürlüklerin kapısının ardına kadar açılması gerektiğini düşünüyoruz.

    İmralı heyetimiz dün Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde tarihi bir haftaya girdik. Heyetimiz ziyaretinde sürecin bugüne kadar geldiği aşamayı ve bundan sonra yapılması gerekenleri Sayın Cumhurbaşkanı ile karşılıklı bir şekilde istişare etmiştir. Bu tarihi haftanın en iyi şekilde geçmesi ile Türkiye’nin siyasi ve hukuki engellerinin kalkmasının demokratik dönüşüm ve barışın kapılarının ardına kadar açılmasını canı gönülden istiyoruz. Türkiye halklarının bu sürece desteği ve umudu her zamankinden daha büyük. Bunun farkındayız. Fakat bu destek ve umuda dest düşecek şekilde güveni artırmak şarttır. Bu tarihi günler tali günlere dönüştürülmemelidir. Biz DEM Parti olarak; bunun için elimizden gelen her türlü çaba içindeyiz ve bu çabamızı sürdüreceğiz. Bu anlamda daha fazla çalışacağız.

    Barış ve Demokratik Toplum sürecinde en kritik haftaların birindeyiz. 27 Şubat çağrısı, 12 Mayıs kongre kararı ile başlayan süreçte, önümüzdeki 100 yılın kaderini çizecek anlardan biri geldi çattı. Bu an, hepimizin özlemini duyduğu barışın merasimi olacak. Gazeteciler, siyasi partiler, emek ve demokrasi güçleri, kadın örgütleri; hepsi bu tarihi anı izleyecek. Hepimiz bu tarihe tanıklık edeceğiz.

    Bu tarihi an, zafer ya da yenilgi; kazanma ya da kaybetme değildir. Bu başarı, 86 milyon yurttaşımızın tarihi başarısıdır. Büyük başarısıdır. Demokratik bir ülkede, halkların ve inançların ilişkilerinin eşitlik temelinde güncellenmesi, Türkiye’nin barışının sigortasıdır. Tarihi günlerin şafağındayız, hepimiz bunun farkındayız. Bu konuda kendimize güveniyoruz. Kendimize, barışa olan inancımızdan dolayı güveniyoruz.

    Barışın eşiğindeyiz. Barışı demokratik bir zeminde inşa etmeli, kalıcılaştırmalıyız. Böylece herkesin gerçek barışını sağlamış oluruz. İzleyen, dar manada çıkar bekleyen değil, Türkiye halklarının geleceği için barış zeminini kuran özneler olmalıyız. Bu görev ve sorumluluk herkesindir. Barışın ve demokrasinin yolu açıktır.  Yeter ki biz mücadele etmekten inanmaktan vazgeçmeyelim. Yeter ki özellikle bu hafta gerçekleşecek silah bırakma merasimi ve sonrasında süreçte bu ülkeyi gerçek anlamda barışla buluşturmak, bir onurla bir barışla buluşturmak, gerçek manada Türkiye’nin demokratikleşmesi için somut adımlar atmak, bunlara ihtiyaç var. Bu adımlar bir yanıyla toplumsal ayağı olduğu gibi öte yanıyla önemli bir ayağı var ki o da parlamentonun alacağı kararlardır. Demokratikleşmeyle ilgili alınacak kararlardır. Bu konuda ciddi bir biçimde yol yürüyebileceğimiz bir evreye geçtiğimizi düşünüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Aleviler örgütlenirse kalıcı barış sağlanır- VİDEO

    Hatimoğulları: Aleviler örgütlenirse kalıcı barış sağlanır- VİDEO

    PİRHA- ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Altınoluk’ta Alevi kurumlarıyla bir araya gelen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Aleviler örgütlenir, sesini yükseltirse bu topraklarda kalıcı barışı tesis edebiliriz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu, ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde Alevi buluşması düzenledi. Ayhan Şahenk Kültür Merkezi’nde yapılan buluşmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu konuşmacı olarak yer aldı.

    “ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”

    Buluşmada ilk olarak konuşan Yüksel Mutlu, Türkiye’de demokratikleşmenin en temel araçlarından birisinin Kürt sorununun çözülmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin yerine getirilmesi olduğunu söyledi. Alevilelere yönelik asimilasyon politikalarının yoğun bir biçimde sürdüğüne dikkat çeken Mutlu, “Hep birlikte çok sesli Çok renkli, farklı inançların, kültürlerin bir arada yaşadığı demokrasi çerçevesinde demokratik bir toplumun inşası için bugüne kadar mücadele ettik Dem Parti olarak. Bundan sonra mücadelemizi bu kapsamda devam edeceğiz. Aleviler açısından bakacak olursak bugün Alevilerin karşı karşıya kaldığı ayrımcılık ve nefret söylemleri halihazırda devam ediyor. İşte Kültür Bakanlığı’na bağlanan Kültür Bakanlığı Daire Başkanlığı asimilasyonun en temel organlarından birisidir. Yine Alevi köylerine yapılan camiler, yine zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilere dönük ayrımcılığın en temel sebeplerinden birisidir ve Aleviler bu ülkenin en kadim inancı olmasına rağmen bugün aslında Kerbela’da direnen Hüseyni Duruş’un bugün de devam etmesi gerektiğine inanıyoruz ve Aleviler bu Hüseyni duruşu bugüne kadar getirmiştir” ifadelerini kullandı.

    “YARIN MYK’MIZI OLAĞANÜSTÜ TOPLAYACAĞIZ”

    Sözlerine ilk olarak CHP’li belediyelere yapılan baskın operasyonlarına değinerek başlayan Tülay Hatimoğulları, halkın iradesini yok sayan bu anlayışı kınadığını belirtti. Konuya ilişkin tüm programlarını iptal ettiklerini ve yarın parti MYK’sının olağanüstü bir şekilde toplanacağını duyuran Hatimoğulları, “Geçmiş dönemde bizlerin başına gelen, yoğun bir biçimde neredeyse her sabah bir şafak operasyonuyla arkadaşlarımızın gözaltına alındığı, tutuklandığı bir dönemin ne yazık ki benzeri devam ediyor. Bugün sabah Antalya, Adana, Adıyaman Belediye Başkanları ve beraberindeki arkadaşları gözaltına alındılar. DEM Parti olarak yaşanan bu operasyonların, seçilmişlere dönük, onları ve halkın iradesini yok sayan bu anlayışı kınadığımızın altını çizmek isterim. Bu operasyonları asla kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bize yapıldı, başkasına yapılsın asla kabul etmeyiz, istemiyoruz da bunu. Yarın Bursa’da programım vardı. Ancak ben ve Sayın Eş Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan bütün programlarımızı iptal ettik, yarın Ankara’da MYK’mızı bu gündemle ilgili olağanüstü bir şekilde toplayacağız ve bu gözaltılara karşı dayanışmamızı ve dayanışma mesajlarımızı en güçlü şekilde iletmeye devam edeceğiz” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ CANLARIMIZ YALNIZ DEĞİLDİR”

    Hatimoğulları, son birkaç yüzyılın en büyük Alevi katliamının Suriye’de yaşandığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Bakın katledilen Alevi canlarımız ve yine Şam yönetimi değiştikten sonra HTŞ’nin bir başka versiyonu ki şimdi Colani’nin isim değiştirmiş halinin Şam yönetimine gelmesiyle birlikte ne yazık ki içinde Sultan Murat Turgaylarının olduğu da söylenen bu kesimlerce desteklenen çok büyük bir Alevi katliamı gerçekleşti. Bakın son birkaç yüzyılın en büyük Alevi katliamı Suriye’de, Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Tartus’ta yaşandı. Suriye’de kadınlar çocuklarını mutfak dolaplarının tencere konan yerlerini boşaltıp oralara saklamışlar. Ve birçok ailenin çocuğu o mutfak tezgahlarının içinde katledildi. Onlardaki resmi rakama göre bu rakam 6 bin ama kadınların bize anlattığı onun iki katı. Suriye’de yaşanan bu katliamı asla kabul etmiyoruz. Türkiye’de bir dayanışma sergiledik, Avrupa Alevi Federasyonları çok önemli bir dayanışma sergiledi ama daha güçlü bir dayanışmaya ihtiyacımız var. Biz buradan bir kez daha ifade ediyoruz, Suriye’deki canlarımız yalnız değildir, yaşamını yitiren bütün canlarımızın önünde saygıyla eğiliyoruz. Onları asla ve asla yalnız bırakmayacağız.

    “ALEVİ İNANCI RESMİ OLARAK TANINMALI”

    Alevilere dönük baskı ve asimilasyon politikaları ne yazık ki tarih boyunca katliamlar şeklinde oldu, gözaltı, tutuklamalar şeklinde oldu, Cemevine cümbüş evi diyerek oldu. En son bu iktidarın bu süreci getirdiği nokta ne oldu? Aleviliği Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın bir dairesine dönüştürdüler. Biz bunu kabul etmiyoruz, Aleviler bunu kabul etmiyor. Bizler Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın oyuncağı falan değiliz. Alevilik bir inançtır, Cemevleri bir inanç merkezidir. Ve bu resmi olarak böyle kabul edilmek zorundadır, başka çaresi yoktur bunun. Bakın Milli Eğitim’de müfredetta yapılan değişikliklere. ÇEDES projesiyle, maarif programıyla neler yapılmaya çalışılıyor? Alevilere dönük asimilasyon politikasını derinleştirmek istiyorlar. Bizleri inancımızdan uzaklaştırmak, öğretimizden ve felsefemizden uzaklaştırmak istiyorlar. Şuna inanalım ki değerli canlar, bu projeler ve bu yaklaşım fiili, gerçekleşmiş bir katliam kadar bizler için tehlikelidir. Bunun karşısında örgütlenmek, güçlü bir biçimde durmak dışında da bizlerin bir seçeneği yoktur.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI’NDA ALEVİLERİN HAKKI VAR”

    Bugün Sayın Öcalan’ın İmralı’da gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda Alevi canlarımızın hakkı ve hukuku var. Türkiye’de yaşayan 72 milletin hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği var. Bugüne kadar neredeyse her Allah’ın günü katledilen ve şiddet gören kadınların özgürlüğü ve eşitliği var. Geleceksiz bırakılmış olan gençlerin geleceği var bu çağrıda. Bu çağrıda işçinin, emekçinin, alın teri döktüğü halde evine bir sıcak ekmek götüremeyen o emekçilerin hakkı ve hukuku var. Bizler bu çağrıyı yalnızca Kürt halkı için yapılmış bir çağrı olarak asla görmeyelim. Bu çağrının sahibi, İmralı’dan verilen mesajda da bunu çok net ifade etti. “Biz bir toplum olarak bütünen örgütlenemezsek, bütünen herkes öz örgütlenmesini sağlayan mücadele alanlarının içine girmezse biz bu toplumu demokratikleştiremeyiz” diyor. Bunun için de şunu söylüyor, bizler evet silahları bırakın çağrısını yaptık, PKK buna karşılık verdi, silahları bırakıyorlar. Bir fesih kongresi gerçekleştirdiler ve bir silah bırakma süreci yaşanacak.

    “BARIŞI HEP BİRLİKTE ÖRGÜTLEYELİM”

    Biz biliyoruz ki biz toplum olarak örgütlenirsek, bir araya gelirsek, Alevi canlar örgütlenirse, barış ve demokrasiyle ilgili sesini daha da yükseltirse, kadın arkadaşlarımız aynı şeyi yaparsa, farklı halklar ve inançlardan insanlar aynı şeyi yaparsa işte biz o zaman gerçek ve kalıcı bir barışı bu topraklarda tesis edebiliriz.Bizler bugün bu süreci devam ettirirken önümüzdeki günlerde oluşturulacak olan bir komisyon var. Bu komisyonun çok acil bir biçimde oluşması, Türkiye’de barışın ve demokratikleşmenin tesis edilmesi için adımların atılması çok önemli. Biz bu adımları devletten ve iktidardan bekliyoruz ama aynı zamanda bizler müzakereyi en güçlü şekildeki bir mücadeleyle desteklemek zorundayız. Mücadele yürütmezsek barışı ve demokrasiyi hiç kimse bize altın tepsiyle sunmayacak. Bakın bu süreç oturulmuş masa başında madde madde anlaşmanın sağlandığı bir süreç değil. Tüm dünya deneyimlerinden son derece farklı bir süreç. O yüzden mücadelenin müzakereyi güçlendirmesi gereken bir süreç. Burada ben bütün canlarımıza, bütün değerli halklarımıza; kadınlara, gençlere, işçilere, emekçilere, insan hakları savunucularına buradan çağrımızı bir kez daha yineliyorum. Gelin barış ve demokratikleşme sürecini hep birlikte örgütleyelim. Hep birlikte kendi öz örgütlenmemizi güçlendirelim, hep birlikte öz örgütlememizi barış ve demokratikleşmeyle bağlarını kurarak bu hattı güçlendirelim. Gelin ikinci yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’ni demokrasiyle buluşturalım, demokratik cumhuriyeti hep beraber inşa edelim. Bunun için örgütlenelim ve mücadele edelim.”

    PİRHA/ BALIKESİR

  • ‘Üçüncü dünya savaşının arifesindeyiz, enternasyonalist barış hareketine ihtiyacımız var’-VİDEO

    ‘Üçüncü dünya savaşının arifesindeyiz, enternasyonalist barış hareketine ihtiyacımız var’-VİDEO

    PİRHA-Hatay’ın Samandağ ilçesinde düzenlenen kitap fuarında “Zamanların en iyisinde, zamanların en kötüsünde” başlığıyla panel düzenlendi. Üçüncü dünya savaşının arifesinde olduklarını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Böylesi bir zamanda bizim sınırları tanımayan, sınırları görmeyen enternasyonalist, güçlü bir barış hareketine ihtiyacımız olduğunun altını özellikle çiziyoruz” dedi.

    Hatay’ın Samandağ ilçesinde düzenlenen kitap fuarında “Zamanların en iyisinde, zamanların en kötüsünde” başlığıyla yapılan panele; Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Türkiye İşçi Parti (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ve DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca konuşmacı olarak katıldı.

    “GÜÇLÜ BİR BARIŞ HAREKETİNE İHTİYACIMIZ VAR”

    Üçüncü dünya savaşının arifesinde olduklarını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Kocaman bir bölgenin, birçok ülkenin etkileneceğini biliyoruz. Böylesi bir zamanda bizim sınırları tanımayan, sınırları görmeyen enternasyonalist, güçlü bir barış hareketine ihtiyacımız olduğunun altını özellikle çiziyoruz. Bu mücadeleyi kendi ülkemizin sınırlarından başlatmak durumundayız. Türkiye’nin her anlamıyla halklar arasında birlik, beraberlik ve dayanışmayı güçlendirmesi 86 milyon yurttaşımızın eşit yurttaşlık hakkı temelinde Türkiye’de yaşam yaşayabilmesi demek, Türkiye’nin her anlamda Türkiye halklarının önünün açık olması demek” dedi.

    “YARGI BAĞIMSIZ DEĞİL”

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş da Türkiye’de en zengin 108 kişinin servetine işaret ederek, halkın bunlara çalıştığını ve giderek daha da yoksullaştığını vurguladı. AKP’yi “yabancı” olarak tabir eden Baş, ülkede yaşanan hukuksuzluklara değindi ve yargının bağımsız olmadığını sözlerine ekleyerek, “Bu zamanların en kötüsü hep beraber bitireceğiz” diye belirtti.

    “FAŞİZMİ İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nde memleketin bir karanlık tarafı var. Bize faşizme boyun eğdirmeye çalışıyorlar. Diğer tarafıyla da memleketin aydınlık bir yüzü de var. İşte çıkış orada. Dünyada ateş çemberinin, ölüm çemberinin tam ortasında bulunuyoruz. Bu kanlı savaştan Türkiye siyasi iktidarı da azade değil. Siyasi iktidar faşizmi tahkim etmeye çalışırken, alt emperyal güç olmaya çalışıyor. Suriye’de aktör olmaya çalışıyorlar. Siyasi iktidar toplumun rızası olmamasına rağmen bütün kurumlarıyla faşizmi inşa etmeye çalışıyor. Şu anda bir yasasızlık hükmü içerisindeyiz. Devletin kaynaklarını kullanarak muhalefeti dizayn etmeye çalışıyorlar.”

    PİRHA/HATAY

  • GÜNCELLENDİ-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Meclis kapanmasın, sorunlarımızı çözelim!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Meclis kapanmasın, sorunlarımızı çözelim!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM‘deki Grup Toplantısında konuştu. Meclisin kapanmaması çağrısında bulunan Hatimoğulları, “Kimse tatil yapmasın. Gerekirse Meclis 7/24 çalışsın. Meclis yaşadığımız bu sorunların üstesinden gelmek için acilen 10 adım için gelsin çalışsın. Bu 10 adımı sıralayacağım ama altını çizmek istiyorum. Meclis bu yaz tatile girmesin gece gündüz çalışsın ve gerçek anlamda sorunlarımızın çözümüne odaklanan bir çalışma yürütelim” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin grup toplantısına gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Suriye’de kiliseye yapılan saldırıyı kınayan Tülay Hatimoğulları, bu saldırılara karşı önlem alınması çağrısında bulundu.

    Bu sabah saatlerinde ateşkesin ilan edildiği ancak karşılıklı saldırıların sürdüğü İsrail-İran çatışmasına değinen Tülay Hatimoğulları, “Ne yazık ki küresel nabız barış ritmiyle değil savaşın çılgın temposuyla atıyor. İşte bütün bunlar güç dengelerinin ticaret savaşlarının etnik ve mezhepsel gerilimlerin yeniden yeniden bir çatışma sebebi olmasının önünü açıyor” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor ve savaşı körüklüyor. G-7 Zirvesi’nde ve NATO’nun artan savaş harcamaları taleplerinde bizlere neyi gösteriyor? Sadece Türkiye değil, Ortadoğu değil, bütün dünya ülkelerini yakından ilgilendiren gelişmeler bunlar. Ahmed’in, Fatima’nın, Rojda’nın, Hans’ın, Robert’in, yani bütün dünya yurttaşlarının, insanlarının doğrudan emeğini sömürmek üzerine kurgulanmış ve bu emeğin sömürüsü ile yaşam hakkının sömürüsü üzerine kurgulanmış bir savaşlar silsilesi ile karşı karşıyayız. Her şeye güvenlik gözlüğünden bakılıyor. Oysa bunun anlamı; daha fazla sosyal, siyasal felaket ve daha fazla açlık ile huzursuzluktur. ‘Güvenlik’ denilerek savaşın dehşeti bizlerin gözünde sıradanlaştırılmaya çalışılıyor.

    BU BİR TUZAK

    Bu çatışma iki devlet arasında basit bir kavga değil. Emperyalizmin paylaşım savaşında bölge yeniden dizayn edilmek isteniyor. Soğuk savaş sonrasında bir yeni dünya düzeni kurulmuştu. Ancak şu an 3. Dünya savaşına gebe olan yaşadığımız bu süreç bize yeni dünya düzeninin yıkılmaya başlandığını ve yeni bir dünya düzeninin inşa edilmeye çalışıldığını gösteriyor. Bütün bunlar, Emperyalist güçlerin jeopolitik satranç tahtasında oynadıkları acımasız oyunla yapılıyor. Ve bunların en ağır bedelini halklar ödüyor.

    Ulusal güvenlik diyorlar. Bu bir tuzak. Ulus devletler kendi halklarına güvenlik sunamazken dışarıdan mutlak bir düşman yaratarak kendi içlerindeki anti demokratik uygulamaları da meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bu sözüm bir devlete ilişkin değildir. Ulus devlet anlayışıyla kendisini inşa etmiş her ülke için geçerlidir.

    İRAN DEMOKRATİKLEŞMELİDİR

    Demokratik muhalefet bastırılıyor, sivil toplum susturuluyor. Bakın İran’daki anti demokratik uygulamalara, despotik yaklaşımlara ve yönetim biçimine ilişkin şunu çok net olarak ifade ediyoruz. İran demokratikleşmelidir. Ama bunun panzehiri İsrail’in oraya saldırısı değildir. İsrail’in oraya saldırısına da hayır. İran-İsrail savaşına net olarak hayır diyoruz.

    Ama elbette ki her ülkenin kendi iç demokrasisini inşa etmek gibi bir zorunluluğu vardır. Ve bunu hiç kimse unutmamalıdır ki en önemli güvenlik iç barışı sağlamak, demokratikleşmeyi sağlamak, kendi halkın arasında ayrı gayrı gütmemek, ortak bir hukukla o ülkeyi yönetmekten geçer. Bütün ülkeler bunu idrak etmek durumundadır.

    Bu karanlık tünelden ışığı görebiliriz. Bunun panzehiri emperyalizme karşı güçlü bir direniştir. Yaşam hakkımız başta olmak; üzere özgürlüklerimize, ekmeğimize, kardeşliğimize ve barışa göz dikenlere karşı ortak mücadele yürütmekten geçer. Bir avuç küresel sermayedar için nükleer silahların kullanılması ile karşı karşıya kaldık. Nükleer silah kullanılabilirdi. Hala bu olasılık ortadan kalkmış değil. Bu ne demek biliyor musunuz? Dünyanın tamamının yerkürenin ortadan kalkması, bütün canlıların ölmesi demektir. Çernobillerin bir tanesinin değil, onlarca, yüzlerce çernobil olması demektir.

    DEMOKRATİK ULUS VURGUSU

    İçerideki demokrasi eksikliği, dışarıdaki düşmanlıklardan çok daha tehlikelidir. Eşit yurttaşlığı kutsayan; hak eşitliğini, adaleti ve özgürlüğü temel alan bir siyaset, tüm bu olumsuzlukların panzehiridir. Bu anlayışı benimsediğimiz takdirde hem iç hem de dış barışı birlikte sağlayabiliriz. Demokratik ulus çözümü silahta, kanda aramaz. Demokratik ulus; çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderlerini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir. Bizleri, Ortadoğu’yu ve tüm dünyayı kurtaracak olan da bu projenin ve anlayışın yaşama geçmesidir.

    Savaş bir oyun değil. Erasmus 500 yıl önce söylemiş. ‘Tatlı gelir yaşamayana savaş.’ Savaşı yaşamayan insanlar klavye başında oturuyor, şu füze şu savaş uçağı diye oyun konsoluyla oynuyor gibiler. Halklar arası düşmanlığı tetikliyorlar. Savaş bir oyun değildir. Ellerdeki silahlar konsol değil gerçek. Elle tutulan, gözle görülen, isabet edince yakan, yıkan, öldüren oyuncak değil bunlar gerçek füze, bomba.

    BARIŞI HAYKIRALIM

    İran’dan İsrail’den yükselen dumanlar sadece ve sadece geleceği karartır. Savaşın ateşiyle ısınmaya kalkanlar sonunda kendi evlerini küle çevirirler. Ve burada çağrım başta Amerika İsrail İran olmak üzere onların halklarına ve bütün dünya halklarına bu ülkelerin yönetimlerinin savaş oyunu oynamalarına izin vermeyin. Buna ilk önce karşı çıkması gereken Amerika halkıdır, İsrail halkıdır, İran halkıdır, bölge halklarıdır. Buradan çağrımızı yineliyoruz. Gelin bu savaşı ciddi bir biçimde bitirmek için halklar olarak inisiyatif alalım, barışı haykıralım.

    Bildiğiniz üzere, en sıcak gündemlerden biri Türkiye’deki barış süreci. Bu dönemde halkların faydasına olan bu gelişmeler sürüncemede bırakılamaz. Hiçbir şeyi oluruna bırakamayız. Bazen şöyle anlayışlar gelişiyor: ‘Hele bir bakalım, İran-İsrail savaşı nasıl sonuçlanacak? Hele bir bakalım, Suriye’de neler olacak? Suriye’deki düzen kendini inşa edebilecek mi? Orada Kürtlerin, diğer halkların durumu ne olacak? Ve Türkiye’deki diyalog sürecine acaba bunların etkileri ne olacak?’ diye herkes bir bekleme içinde.

    Tarihin fırsatları bizlere bekleme şansı vermez, vermeyecektir de. Yüz yıllık bekleyişin tortusunu omuzlarımızdan atmak istiyoruz. Tarih bize ‘beklemeyin, yol alın’ diyor. Bekledikçe kaybettik, yaralar derinleşti, fırsatlar uçup gitti. İran-İsrail savaşı bizlere barışın ne kadar kritik önemde olduğunu gösterdi. Türkiye, barışı komşu coğrafyada yükselen ateşi söndürmeye öncülük edebilir.

    Sayın Bahçeli’nin sürecin hızlı ve dikkatli gitmesine dair uyarıları çok önemli. Bir kez daha anlıyoruz ki kendi iç demokrasisini kurumsallaştırmayan ülkeler, küresel fırtınalardan çok ağır yara alır. Bu yakın tarihte yaşadığımız deneyimle sabittir. Ancak toplum haklı olarak ‘bizim kaygılarımız kulak ardı ediliyor’ diyor. Siyaset kurumu iktidar devlet, toplumun kaygısını görmüyor. Görmeli diyor. Manisa Turgutlu’da bir lise öğrencisi ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganını attığı için tutuklandı. Bu yeni oldu. Barışı konuşurken oldu. Jin Jiyan Azadî sloganı Kürt kadınlarının Türkiye kadın hareketiyle birlikte verdikleri ortak mücadelenin bütün dünya tarafından sahiplenilmesini sağlayan çok önemli bir şiar.

    BARIŞIN YOLU CESARETLE KARARLILIKLA SAMİMİYETLE AŞILIR

    Sayın Öcalan’ın da bizlerin de her kesimin de ortak bir talebi vardı. O da parlamentoda bir komisyonun oluşturulması. Bu komisyon hala oluşturulmadı.  Bu komisyon ne zaman oluşturulacak? Oluşursa nasıl bir nitelikte oluşacak?  Yasal anlamda bir komisyon mu kurulacak yoksa bir araştırma komisyonu mu olacak? Kim nasıl temsil edilecek, nasıl çalışacak? DTK ve STK’leri kadın hareketi başta olmak üzere bütün siyasal ve toplumsal dinamikleri içerecek mi onlarla iletişim kuracak mı. Bütün bunlar yanıt bekleyen sorular. Şuan bizdeki bilgi bugün Sayın Numan Kurtulmuş Meclis Başkanı olarak parlamentoda grubu bulunan bütün siyasi partilerin grup başkanvekilleriyle bu konuyu görüşmek üzere bir toplantı gerçekleştirecek. Bu gerçekten çok olumlu. Ümit ediyoruz ki bugün bu toplantıda somut sonuçlarla çıkılabilir. Barışın yolu cesaretle kararlılıkla samimiyetle aşılır. Adalet ve demokrasiyi biz tesis ettikçe o zaman barıştan daha çok konuşuruz, o zaman çatışmalar biter silahlar susar.

    SAYIN ÖCALAN İLE KESİNTİSİZ BİR DİYALOGUN SAĞLANMASIDIR

    Bu süreçle ilgili önemli noktalardan birisi, gerçekleşmesinin bu süreci hızlandıracağına dair inancımızın perçinlendiği noktalardan biri Sayın Öcalan ile kesintisiz bir diyalogun sağlanmasıdır. Herkes kendisiyle görüşmek istiyor. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında, ‘Sayın Öcalan ile görüşmek istiyoruz’ şeklinde yürütülen kampanyalar ve çalışmalar olduğunu da biliyoruz. Önümüzdeki günlerde, kendisiyle görüşmek isteyen Avrupa’dan çok sayıda, kalabalık bir heyetin geleceğini biliyoruz.

    İMRALI KAPILARI BARIŞA AÇILIRSA GERÇEK BARIŞIN İMKANI DOĞAR

    Bu görüşmelerin kapısının açılmasının önemini biz ısrarla vurguladık. Bakın, Sayın Öcalan kendisi de istiyor. ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın toplumda daha güçlü karşılık bulması ve bu sürecin inşa edilebilmesi için Sayın Öcalan, hem Türkiye hem Avrupa hem Ortadoğu, yani dünyanın dört bir yanından aydınlarla, yazarlarla, hukukçularla, akademisyenlerle, siyasetçilerle, her kesimle görüşmeyi talep ediyor. Bizler diyoruz ki; İmralı kapıları barışa açılırsa gerçek barışın imkanı doğar. O kapılar kilit değil, köprü olmalı. Oradan ülkeye, özgürlüğe, demokrasiye, adalete, kardeşliğe dair çözüm fikirleri akmalıdır.

    Bizler diyoruz ki İmralı kapıları barışa açılırsa gerçek barışın imkanı doğar. O kapılar kilit değil köprü olmalı. Oradan ülkeye özgürlüğe demokrasiye adalete kardeşliğe dair çözüm fikirleri akmalıdır. Buradan bir kez daha İmralı’ya selamlarımızı gönderiyorum.

    DEM Parti olarak parlamentoya bir teklifimiz var. Diyoruz ki Meclis kapanmasın, kimse tatil yapmasın. Gerekirse Meclis 7/24 çalışsın. Meclis yaşadığımız bu sorunların üstesinden gelmek için acilen 10 adım için gelsin çalışsın. Bu 10 adımı sıralayacağım ama altınız çizmek istiyorum. Meclis bu yaz tatile girmesin gece gündüz çalışsın ve gerçek anlamda sorunlarımızın çözümüne odaklanan bir çalışma yürütelim.

    SİYASİ ETİK KURULU’NU ÇIKARARAK AKÇELİ KARANLIK İŞLERİ BİTİRELİM

    Emekçilere, asgari ücretlilere, emeklilere ara zam yapalım. Yoksulluğu azaltalım. Vergi mevzuatını değiştirip, yoksula yönelik vergi soygununa son verelim. Azdan az, çoktan çok vergi sistemini hayata geçirelim. Vergide adaleti sağlayalım. Belli gelirin altındaki hanelerin kredilerini kamu bütçesinden ödeyelim. Küçük çiftçilerin borç ve faizlerini silelim, çiftçilere son başvuru ödemelerini kanunda belirlenen oranda yapalım. Açlıkla mücadele eden milyonlarca çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayalım. Faiz lobisini sevindiren faizleri düşürelim, vatandaşı sevindirelim. Türkiye’yi faiz-enflasyon kıskacından kurtaralım. KOBİ’lerin üzerindeki faiz yükünü azaltalım, hatta ortadan kaldıralım. Kamu İhale Kanunu başta olmak üzere bu anlamdaki birçok yasaya düzenleme getirelim ve bu kanunu sermayenin değil, halkın çıkarlarını gözeten bir hale çevirelim. Siyaseti ekonomik kazanç kapısı olmaktan çıkaralım. Siyasi Etik Kurulu’nu çıkararak akçeli karanlık işleri bitirelim.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti heyeti, sürece ilişkin tutuklu siyasetçilerle görüşmek üzere Silivri’de-VİDEO

    DEM Parti heyeti, sürece ilişkin tutuklu siyasetçilerle görüşmek üzere Silivri’de-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, Marmara Cezaevi’nde olan tutuklularla sürece ilişkin görüşmeler yapacak.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Eş Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki’den oluşan DEM Parti heyeti, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü gündemiyle Silivri’deki Marmara Cezaevi’ndeki tutuklu siyasetçi ve gazetecilerle görüşecek.

    Heyet, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Van önceki dönem Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay, gazeteci Ercüment Akdeniz siyasetçiler Halil Aksoy, Nesimi Aday ve Ahmet Saymadi ile görüşecek.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Eş Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki’den oluşan DEM Parti heyeti görüşmelerini gerçekleştirmek üzere cezaevine giriş yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DEM Parti ile Alevi kurum yöneticileri arasında önemli toplantı!

    DEM Parti ile Alevi kurum yöneticileri arasında önemli toplantı!

    PİRHA- DEM Parti eş genel başkanları ile Alevi çatı örgütlerinin başkanları Meclis’te bir araya gelerek sürece dair toplantı yaptı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Alevi kurum başkanlarıyla toplantı yaptı.

    1,5 saat süren toplantıda DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın yanı sıra Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz yer aldı.

    DEM Parti ve Alevi kurumları arasında yapılan toplantıda “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na dair görüş alış verişinde bulunulduğu öğrenildi.

    Basına kapalı yapılan görüşmede, Suriye’de devam eden Alevi soykırımı hakkında da değerlendirmeler yapıldığı bilgisi alındı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hatimoğulları: Meclis tarihi rolünü oynamalı, ertelenen adımlar için hiçbir gerekçe kalmadı-VİDEO

    Hatimoğulları: Meclis tarihi rolünü oynamalı, ertelenen adımlar için hiçbir gerekçe kalmadı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yeni süreçte çözümün adresi olacağını kaydettiği Meclisin tarihi rolünü oynaması gerektiğine işaret etti. Hatimoğulları, “Şiddet ve çatışma gerekçesi ile ertelenen adımlar için artık hiçbir gerekçe kalmamıştır. Hukuksuzluklar barış sürecine gölge düşürüyor” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Tülay Hatimoğulları, Çerkez Soykırımı’nın yıl dönümüne işaret ederek, zorla sürgün edilen ve yaşamını yitiren binlerce Çerkes’i andı. Tülay Hatimoğulları, soykırıma dair “yüzleşme” çağrısında bulundu.  Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine de değinen Tülay Hatimoğulları, “Bu adalet yolundan asla dönmeyeceğiz” dedi.

    “50 YILLIK ÇATIŞMAYI BİTİRMEK İÇİN EŞSİZ BİR FIRSAT”

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na dikkati çeken Tülay Hatimoğulları, “Yaptığı çağrı; bir yüz yıl açısından değerlendirdiğimizde asrın çağrısıdır. Tarihin çok önemli bir sayfasıdır. Bu çağrı, ülkemizde 50 yıllık çatışmayı bitirmek için eşsiz bir fırsattır. PKK, 12 Mayıs tarihinde kongre kararını duyurarak bir devri kapatıp yeni bir çağı açtığını açıkladı” diye konuştu.

    Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “PKK’nin 12 Mayıs açıklaması da bir milattır. Demokratikleşme ve barış ortamı için alınmış en önemli karardır. Bu, bütün Türkiye halkları ve Ortadoğu halkları için de büyük bir şanstır. Şimdi herkes merakla elbette şu soruları soruyor; Bizler, yaptığımız halk toplantılarında, ziyaret ettiğimiz kurumlardan ve partilerden bu soruları duyuyoruz. Neydi bu sorular? Türkiye’de demokrasi nasıl gelişecek? Kürtlerin hakkı ve hukuku ne olacak? Bütün kimlikler ve inançlar nasıl eşit ve özgürce yaşayacak? Bu soruları yanıtını bulmak elbette çözümün kendisidir.

    “ERTELENEN ADIMLAR İÇİN HERHANGİ BİR ENGEL KALMADI”

    Bunu bulabilmek için daha fazla ortak paydada yan yana gelmeye ihtiyacımız var. Çözümün, barışın ve demokrasinin kapısını ardına kadar açarsak; biz bu soruların yanıtını bulmuş oluruz. Şiddet ve çatışma gerekçesi ile ertelenen adımlar için artık herhangi bir engel kalmamıştır. Bakın 86 milyon yurttaşımızın geleceği için hükümetin pratik adımları atması, artık tarihi bir anlam taşımaktadır. Hukuki, siyasi, kültürel adımlar atılmalıdır. Türkiye klasik güvenlikçi aklın kelepçesinden mutlaka ama mutlaka kurtulmalıdır. İşte şimdi onurlu bir barışı hep birlikte inşa etmenin vaktidir. Yarım asırdır şiddet ve kanla yazılan sayfaları kapatmanın tam da vaktidir.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYETİN TAM VAKTİ”

    Ortak vatanda, eşit yaşamı inşa etme ve Demokratik Cumhuriyet ile taçlandırmanın tam vaktidir. Bu ülkenin her köşesinde, her dağında ve ovasında adalet ve özgürlük için barışın bembeyaz sayfasını, özgürlüğün masmavi mürekkebiyle yazmanın tam vaktidir. Kaybedecek vakit yok. Vakit barışın vaktidir. Vakit demokrasinin vaktidir. Vakit adaletin vaktidir.”

    “BEDELİNİ EKSİLEN LOKMALARIMIZDA, YOKSULLUĞUMUZDA GÖRDÜK”

    Barış ve çözümü konuştuğumuz için gerçekten çok mutluyuz ve umutluyuz. Ama öte yandan halkımız aç ve mutsuz. Halkı düşünen yok. Halk için çalışan bir iktidar anlayışı yok çünkü. Bakın, 2 yıldır Şimşek programı var. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyorlar. Ama sonuç her seferinde daha beter bir şekilde neticelenmektedir. İnsanlar açlıktan, yoksulluktan kan ağlıyor. Şimdi barış süreciyle birlikte ekonomide yeni sözler söylemeye ihtiyacımız var. Bu sözleri de cesurca söylemeliyiz. Çatışmaların bedelini eksilen lokmalarımızda, küçülen ekmeğimizde, yoksulluğumuzda gördük.

    “AYDA FAİZE 725 MİLYAR LİRA ÖDENDİ”

    En son Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bu sürecin maliyetini 2 trilyon dolar olarak açıkladı. Bu çok büyük bir rakam. Eğer bu rakam savaşa, güvenlikçi politikalara, İHA’lara, SİHA’lara, mermilere harcanmamış; işçinin, emekçinin yoksulluğuyla mücadele için harcanmış olsaydı, şu an bizler bu kadar açlık ve yoksulluk çekiyor olmazdık. Bu ekonomik kaybın bedelini ne yazık ki toplum bir bütün olarak ödüyor. Her komşumuzun yaklaşık sekizi borçla yaşamını idame ettiriyor. Bakın, sadece dört ayda faize ödenen para 725 milyar lira.

    “BARIŞ EKONOMİSİ KURTARICIDIR”

    En yoksul ve en az yaşayan emekçiler için bu denge değişir. Bu denge, daha az çalışarak, dengeli bir dağılım sistemiyle herkese işi ve adaletli bir gelir dağılımıyla çok daha iyi bir düzeye getirilebilir. Bakın, yılın ilk dört ayında 885 milyar lira açık veren bir ekonomi çöküntü içindeyiz. Ve şimdi Hazine ve Maliye Bakanı ülke ülke gezerek borç para bulmaya çalışıyor. Bu borç, doğmamış çocuklarımızın hanesine yazılacak borçların ta kendisidir. DEM Parti olarak diyoruz ki; barış ekonomisi kurtarıcıdır, barış ekonomisi mutlaka hayata geçirilmelidir.

    TUTUKLU SİYASETÇİLER

    Bakın, yine Kobane kumpas davasında hala tutuklu bulunan arkadaşlarımız için bir yıldır gerekçeli karar yazılmadı. Bekliyoruz. Zeynep Karaman, Dilek Yağlı, Pervin Oduncu, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Bülent Parmaksız, Nazmi Gür, İsmail Şengül, Günay Kubilay, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş… Onlar da bunu bekliyor. Onların şahsında, hapishanede bulunan bütün siyasi tutsaklara, bütün mahpuslara buradan hep birlikte selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

    “SÖZ EYLEME DÖNÜŞMELİ”

    Bakın değerli halklarımız, Sayın Erdoğan ‘Barış ve Demokratik Toplum sürecinin arkasındayım’ dedi. Bu çok önemli. Meclisteki partiler de bu sürece oldukça güçlü bir destek veriyor. Bu da çok önemli. Sıra yasama, yürütme ve yargı erkinin sözünü eyleme dönüştürmesindedir.

    MECLİS’E ROLÜNÜ OYNAMA ÇAĞRISI

    Sayın Öcalan’ın kısa mesajında vurguladığı üzere, kalıcı ve köklü bir barış için büyük emekler vermemiz gereken bir dönemdeyiz. Bizler de son gelişmeler üzerine siyasi parti ziyaretlerimizin dördüncü turuna başladık. Dün DEVA ve Saadet Partisi ile görüştük. Bugün grup toplantımızın bitiminden sonra CHP ve Yeniden Refah Partisi ile görüşeceğiz. Devamında AKP, MHP dahil diğer siyasi partilerle görüşmeye devam edeceğiz.

    Bu ziyaretlerde artık barışa dair net bir projeksiyon üzerinde görüş alışverişinde bulunuyoruz. Meclisin neden önemli olduğunu, tarihinin rolünü neden oynaması gerektiğini üzerinde oldukça verimli istişareler yapıyoruz. Bu kapsamda görüşmelerimizde de gündemde olan ve Sayın Bahçeli’nin açıkladığı komisyon önerisini son derece değerli buluyoruz. Yeni sürecin çözüm adresi Meclis’tir.

    “BARIŞ İÇİN KOŞULLAR SON DERECE ELVERİŞLİ”

    Bu komisyon hızlı ve etkin çalışabilmeli, ortak paydalar üzerinden kararlar alarak yasal zeminler üzerinde bu kararları hayata geçirmelidir. Bu komisyon hem ‘Barış ve Demokratik Toplum’ için yasal zeminler oluşturabilir, hem de bu sürecin ilerleyen aşamalarını takip edebilir, tanıklık edebilir. Türkiye’de barış ve demokratikleşme için halk hazır, uluslararası ve bölgesel koşullar son derece elverişlidir. Aydınlar, yazarlar, akademisyenler, meslek örgütleri, hak örgütleri hep birlikte bir araya gelebilir. Barışı hep beraber daha güçlü bir biçimde toplumsallaştırmak için elbette hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Bakın toplumsal mutabakat platformlarını yerellerden merkezlere kadar her yerde oluşturabiliriz. Artık boşa harcayacak tek saatimiz bile yok.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Tülay Hatimoğulları: Sorumluluk iktidarda; somut ve güven verici irade ortaya koymalı!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Sorumluluk iktidarda; somut ve güven verici irade ortaya koymalı!-VİDEO

    PİRHA- Meclis Grup Toplantısı’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, iktidara somut ve güven verici bir irade ortaya koyarak adım atma çağrısında bulunarak, “Toplumun barış talebine kulak verin, sorumluluk artık iktidarda. Başka bir seçenek yok” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere ilişkin konuştu.

    İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’e geçmiş olsun dilekleriyle konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, dün Sırrı Süreyya Önder’in doktorlarının yaptığı açıklamayı anımsatarak umutlarını yitirmediklerini kaydetti. Tülay Hatimoğulları, “Barışın aktörü olarak bugüne kadar verdiği bütün mücadeleleri başarıya ulaştırmaya ramak kalmışken, bir kez daha diyoruz ki: Aramıza geri dön ve yarım bıraktığın işi gel hep birlikte tamamlayalım. Buradan sizler adına, bu parlamentoda emek veren biri olarak Sırrı Süreyya Önder’e hepimiz adına geçmiş olsun dileklerimizi bir kez daha iletiyorum” dedi.

    “6 ŞUBAT DEPREMİNDEN DERS ÇIKARILMADI”

    İstanbul’da geçtiğimiz günlerde gerçekleşen depremlere değinen Tülay Hatimoğulları, 6 Şubat depreminden bir ders alınmadığını vurguladı. Hatimoğulları,  “Hatay depreminin üzerinden iki yıl geçti ama hâlâ insanlar konteynerlerde yaşamak zorunda. İktidar, rant için depremzedeye adeta bir müşteri gibi davranmaya devam ediyor. Sağlam iş yerlerinin ve konutların olduğu yerlerde istimlak siyaseti yürütmeye devam ediyorlar. Antakyalılar, Defneliler, Samandağlılar bundan rahatsız. İnsanlar kendilerini iş makinelerinin önüne atıyor. Her gün orada bir eylem var, her gün bir itiraz var. Ama ‘rezerv alan’ adı altında istimlak politikaları sürüyor. Oradaki insanlar; ‘Defneli, Samandağlı ve Antakyalı, sesimi duyan var mı?’ diyor. Tıpkı enkaz altında dedikleri gibi, şimdi de aynı şeyi söylüyorlar.

    Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki: Bizler sizin sesinizi duyuyoruz. Sizin sesi, soluğu olarak, taleplerinizi alanlarda ve meydanlarda yürüttüğümüz mücadelede yanınızdayız; parlamentoda da bu kürsülerden dile getirmeye devam edeceğiz. Buradan bir kez daha diyoruz ki: Bu istimlak politikalarından, bu rezerv alan uygulamalarından derhal vazgeçin. Makul çerçevede konut yapımını hızlandırın. İstanbul’da yaşanacak bir depremde Hatay’dan, Maraş’tan hatırlayacağız ki Türkiye çok büyük bir etki yaşadı. Türkiye, bu enkazın altında kalır. İstanbul’da yaşanacak bir depreme ‘geçti’ diyemez hiç kimse. Geçmedi. Tehlike devam ediyor ve önlem alınmak zorunda” ifadelerini kullandı.

    “BELEDİYELERİMİZDEN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Merkezi hükümete düşen görevin yerel yönetimleri kayyım anlayışıyla yıpratmak değil, tam tersine yerel yönetimlerle koordineli bir şekilde bu süreci yürütmek olduğunu vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Bakın, biz bu konuyu konuşurken aklıma Van Büyükşehir Belediyemizin bir icraatı geldi. Açılışına ben katılmıştım, AKOM’un, Doğal Afetle Mücadele Koordinasyon Merkezi’nin. Ve o açılışı Van Belediyemiz gerçekleştirirken, inanın, belediye eşbaşkanlarımız da, AKOM’un personeli de, oradaki kadrolar da bayramlık çocuklar gibi sevinçliydiler. Çünkü öyle bir kurum ortaya çıkarmışlardı ki sadece Van’a değil, deprem bölgesi olan bütün o muhite hizmet edecek büyüklükte ve ölçekte bir kurumu oluşturmuşlardı ve bunu halkın hizmetine sunmuşlardı.

    Ama bu iktidar ne yaptı? Bu kadar çalışkan belediye eş başkanlarımızı görevden alarak kayyım atadı. Oysa onlar bu ve benzeri çok sayıda projeye imza atmak, daha fazla kente ve halka hizmet etmek için seçildiler. Buradan bir kez daha bu iktidara sesleniyoruz: Bütün kayyım atamalarından derhal vazgeçin. Seçilmiş belediye eş başkanlarımızı ve belediye başkanlarını acilen görevlerine iade edin. Başta doğal afetler olmak üzere, kent hizmeti bakımından merkezi hükümet, acil şekilde yerel yönetimlerle koordineli çalışmalıdır. Belediyelerimizden elinizi çekin” sözlerini kullandı.

    1 MAYIS ÇAĞRISI

    Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının satır başlıkları şöyle:

    “DEM Parti olarak emeğin özgürlüğü ve demokratik toplum için, 1 Mayıs şiarıyla Türkiye’nin her yerinde alanlarda, meydanlarda olacağız. Sayın Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı, yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır. Bu çağrı; ekmeği, barışı ve demokrasiyi büyütme çağrısıdır. Barış, emekçiler için ekmek kadar hayatidir. Barış dönemlerinde ekmek mücadelesi daha etkili ve sonuç alıcı olur. Demokratik toplum, işçinin ve ezilenlerin yaşam güvencesidir. Emek barışla nefes alır, barış emekle. Barış olmadan refah olmaz. Kaynaklar savaşa değil, insanca yaşama aktarılmalıdır.

    Örgütlü emek, barışla güçlenmelidir.

    Bu yıl hem Kürt illerinde hem de batıda güçlü bir 1 Mayıs için hep birlikte hazırlanıyoruz. Biz biliyoruz ki Kürt halkının özgürlük mücadelesi, işçilerin emek mücadelesi içindir. İşçilerin birliği, halkların kardeşliği sadece bir temenni değildir. Türk işçi, Kürt işçi kardeşiyle kaderinin aynı olduğunu fark edip elini tutmasıdır. Kürt anne, Türk anneye ‘Acımız aynı, o halde barış için el ele verelim’ demesi ve el ele tutuşmasıdır. İşte o zaman işçiler birlik, halklar kardeş olur. Ekmek, barış ve özgürlük için tüm emekçileri ve halkları 1 Mayıs’ta alanlara çağırıyoruz. Zamlara, hayat pahalılığına, yoksulluğa, savaşa ve sömürüye karşı hep beraber alanlarda olacağız. 8 Mart’ın cesareti ve Newroz’un coşkusuyla, 1 Mayıs’ta emeğin özgürlüğü için alanlarda olacağız. 1 Mayıs’ta atılan her slogan zulme karşı bir çığlık olacaktır. Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği! Yaşasın 1 Mayıs! Biji yek Gulan!

    İŞÇİ KATLİAMI

    Bugün sermayenin yüzlerce yıldır topluma karşı sürdürdüğü savaşın en zorba dönemlerinden birini yaşıyoruz. 2025 yılı 1 Mayıs’ı, işçiler ve ezilenler tarafından karanlığın en zifiri olduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Sistem sadece bir kâr aracı değil, büyük bir ölüm makinesi gibi çalışıyor. Diyar Kişoğlu, Van’dan kalkıp Maraş’a çalışmaya gidiyor. Geçtiğimiz gün, bu genç işçi şantiyesinin yatakhanesinde yaşamına son veriyor. Bu fotoğrafa hep beraber iyi bakalım. Bu fotoğraf da 14 yaşındaki Abdurrahman’ın fotoğrafı. Yine geçtiğimiz aylarda, Niğde’nin Bor ilçesindeki Organize Sanayi Bölgesi’nde kolunu makineye kaptırıyor ve hayatını kaybediyor. 14 yaşında bir çocuk işçi. Afganistanlı göçmen işçi Vezir Muhammed Nurtani, Zonguldak’ta ruhsatsız bir maden ocağında çalışırken hayatını kaybediyor.  Delilleri ortadan kaldırmak için bedeni ateşe veriliyor. Bununla ilgili yargılananlar ise ne yazık ki adaletsiz bir yargılama sonucu cezasız kalıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bakın sevgili Muhammed, 3 çocuk babasıydı ve ona dair var olan tek şey bu fotoğraf. Geriye ona dair hiçbir şey kalmamış. Onun eşi şunu söylüyor: ‘Benim çocuklarım çocuk değil mi? Eşim eş değil mi?’ Ne yazık ki Türkiye’de bu iktidarın işçilere reva gördüğü yaşam budur.”

    “KADIN YOKSULLUĞU SON BULMALI”

    Kadın yoksulluğu son bulmalıdır. Geliri olmayan kişilere belli şartlar altında temel yurttaşlık geliri sağlanmalıdır. Biz, güvencesiz çalışmanın sona ermesi, kadınların iş yaşamında eşit ve güvenli koşullarda çalışabilmesi, çocuk işçiliğinin ve iş cinayetlerinin son bulması için mücadele ediyoruz. Bizler mücadele ederken, bu mücadeleye destek çıkan; Türkiye’nin dört bir yanından devrimciler, sosyalistler bu haklı davanın sonuna kadar yanında oldular. Bugün yine sabah bir şafak operasyonuna uyandık. İşçinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin, yoksulun ve siz burada bulunan birçok iş kolundan olan değerli işçi, emekçi kardeşlerimin hakkını savunan çok sayıdaki solcu, sosyalist, devrimci yoldaşımız, arkadaşımız bu sabah gözaltına alındı. Bu gözaltılar bizleri yıldıramaz. Bu gözaltılar derhal sona ermelidir. 1 Mayıs’a dönük gerçekleştirilen bu operasyonları asla kabul etmiyoruz. Buradan gözaltındaki gençlerle dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyor, derhal aramıza serbest olarak bırakılmalarını talep ediyoruz.”

    “ELİNİZİ BEDENİMİZDEN ÇEKİN”

    Sağlık Bakanlığı eliyle uygulamaya konan ‘Normal Doğum Eylem Planı’ ve 19 Nisan’da yürürlüğe giren ‘Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkındaki Yönetmelik’te hayata geçirilmek istenen de tam anlamıyla böyle bir uygulamadır. Kadınların doğurup doğurmayacağına, kaç çocuk doğuracağına kadınlar kendileri karar verir. Kadınlar nasıl doğum yapacaklarına siyasi iktidarla müzakere ederek değil; doktorlarıyla birlikte karar verir. İktidara düşense bu kararlara saygı duymak ve kadın sağlığını koruyacak politikaları hayata geçirmektir. Geçtiğimiz hafta sonu Van’da toplanan 58 kadın örgütünün yeniden gündeme taşıdığı Rojin Kabaiş’in akıbeti nedir?Gülistan Doku nerede?

    Bu soruların yanıtını bekliyoruz.

    İktidara düşen görev, bu sorulara yanıt vermektir; şiddetle etkin bir biçimde mücadele etmektir. Ayrıca, farklı cinsiyet kimliklerine ve cinsel yönelimlere karşı nefret suçlarını körükleyen kanun teklifinin sunulması da yine bu erkek aklın, eril anlayışın bir eseridir. Dayatılan erkek egemen politikalara biz kadınlar, ‘Eh ne yapalım, boynumuz kıldan incedir, bu devran böyle gelmiş, böyle gider’ demedik, demeyeceğiz. Elinizi bedenimizden, emeğimizden, kimliğimizden derhal çekin. Bizler; Jin, jiyan, azadî şiarıyla mücadele eden kadınlarız ve öyle olmaya devam edeceğiz.

    “HEDEFİMİZ 3 MİLYON HANE”

    Halklarımızın barış ve demokratik çözüm talebi inanılmaz derecede hızlı büyüyor. Bu bize çok büyük umut veriyor. Barış arayışımızı çok yönlü bir mücadeleyle sürdürüyoruz. Sadece siyasi temaslarla sınırlı kalmadık; halklarımızla doğrudan buluşarak barış talebini büyütüyoruz, sokağın ve toplumun her kesimine taşıyoruz. 10 Nisan’dan bu yana her yerde ev ziyaretleri, mahalle toplantıları, kent kent ziyaretleri sürdürüyoruz, sürdürmeye devam edeceğiz. Ev ev gezerek halkın beklentilerini, önerilerini, eleştirilerini alıyoruz. Ayrıca süreç hakkında değerli halklarımızı bilgilendiriyoruz. Bu çalışmada biz eş başkanların gönderdiği mektuplar değerli halklarımızla paylaşılıyor. Hedefimiz: 3 milyon hane. Ziyaret ettiğimiz her ev, barış ve demokratik toplum mücadelesini büyütüyor. Bizler, barışın milyonları içerecek şekilde toplumsallaştırılabileceği inancındayız. Gittiğimiz her evde, çaldığımız her kapıda, yaptığımız her toplantıda barış için dualar, dilekler, temenniler alıyoruz.

    “BARIŞTAN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK”

    Bakın Gülizar Yaşar bir Kürt kadın, bir barış annesi. Çatışmalı süreçte abisi, kızı ve oğlu dahil 19 yakınını kaybetmiş bir Kürt anne. Bu anne diyor ki, hem Türk hem Kürt annelere seslenerek: ‘Herkes bu sürece sahip çıkmalıdır. Sahip çıkmalıdır ki ne bir Türk annenin gözyaşı aksın, ne bir Kürt annenin gözyaşı aksın.’ Biz de buradan Gülizar annemize diyoruz ki: Senin bu haklı talebinin, bütün ödenmiş bedellerle beraber, sonuna kadar arkasındayız. Bu sebeple, başta iktidar ve ana muhalefet partisi olmak üzere herkese sesleniyoruz: Elinizi taşın altına koyun. Toplumun taleplerine kulak verin. Bu toplum artık barış istiyor. Onurlu bir yaşam istiyor. Milyonlar duysun bu sesi: Bir tek yolumuz var. Bir tek yolumuz: Gülizar annenin ve burada ismini sayamadığım birçok Türk, Kürt, Arap annenin haykırışı: Ya barış, ya barış, ya barış. Başka seçeneğimiz yoktur.

    “ÇÖZÜM, EN GENİŞ MUTABAKATA DAYANARAK SÜRDÜRÜLMELİDİR”

    Barış ve demokratik toplum ancak herkesin siyasi iradesine saygı duyulmasıyla gerçekleşir. Bugün İstanbul’dan Van’a, Şişli’den Halfeti’ye kadar halk iradesini yargı darbeleriyle ortadan kaldırmaya çalışmak, barış sürecine çok büyük zararlar vermektedir. Demokratik geleceğin umudunu baltalamaktadır. Çözüm, en geniş mutabakata dayanarak sürdürülmelidir. Ana muhalefet başta olmak üzere, muhalefet bu mutabakat sürecinin dışında tutulmamalıdır. Bu sürecin dışında tutulması hedeflenir ve benzer adımlar atılırsa, ne yazık ki bu süreçler akamete uğrar. Tarihte bunun çok örneğini gördük.

    Barışla ortaya çıkacak demokratikleşmeyi yok saymak, siyasi rekabet üzerinden galip gelme arzusuyla süreci ele almak, bu sürece büyük kaybettirir. Siyaset yapma hakkının da, barışın da güvencesi hukuka dönmek, hukuku işletmek ve demokratikleşmektir. Gelin barışı hukukla kuralım. Demokrasiyle görkemli bir hale getirip, bu ülkenin geleceğine hep beraber armağan edelim.

    “BARIŞA İNANIYORUZ”

    Bu görüşmede, barış ve çözümün zemininin oluşması için partimizin önerilerini, halkın beklentilerini net bir şekilde ifade etti heyetimiz. Başta Sayın Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma özgürlüğü olmak üzere, atılması gereken adımlarla ilgili top artık iktidarın sahasındadır. Sorumluluk artık onlardadır. Bu sorumluluğa göre hareket etmelerini bekliyoruz. Demokratik çözüm için siyasi irade göstermek kaçınılmazdır. Bu siyasi iradeyi göstermek, cesaret işidir; demokratikleşmeye olan bağlılığın göstergesidir. Bu kapsamda iktidarı, halkın barış çağrılarına kulak vermeye; çözüm için somut ve güven verici bir irade ortaya koymaya davet ediyoruz. DEM Parti olarak barış ve çözüm süreci için topyekûn bir seferberlik içindeyiz.

    Çünkü biz barışa inanıyoruz. Çünkü biz, barışın bu coğrafyaya gelmesi gerektiğine kalben, yürekten inanıyoruz. Çekilen acıların, akan gözyaşlarının, şimdiye kadar akmış olan kanın son bulması için; demokratik bir zeminde, herkesin kendini ifade edebildiği, eşit, özgür ve demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek için hepimizin yüreği 7/24 atmaya devam ediyor. Biz DEM Parti olarak, bu anlamda bütün görev ve sorumluluklarımızı fazlasıyla yerine getirmeye çalışıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hatimoğulları: Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor; bizler bu büyük utancı görüyoruz!-VİDEO

    Hatimoğulları: Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor; bizler bu büyük utancı görüyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarının devam ettiğini hatırlatarak, Alevi kadınlara yönelik şiddete ve kaçırmalara tepki gösterdi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis grup toplantısında konuştu.

    Ticaret savaşlarının Orta Doğu’da, İran merkezli gerilimlerin tırmanması ve bölgesel savaş risklerini ciddi bir biçimde büyüttüğünü söyleyen Tülay Hatimoğulları, Asya Pasifik’te dinmeyen hesaplamaların, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları koridorunun giderek artan bir krize dönüştüğünü kaydetti.

    “ALEVİ CANLARIMIZIN YANINDAYIZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Suriye’de halklar ve inançlar yok sayılıyor. Geçici hükümet kuruluyor 5 yıllık bir anayasa hazırlanıyor ama bu anayasada ne yazık ki Suriye’de yaşayan farklı halklar ve inançlar yok, Kürtler yok, Aleviler yok. Bu anayasada kadınlar yok. Ve ben buradan bir kez daha altını çizmek istiyorum. Alevi katliamı Suriye’de devam ediyor. Lazkiye’de ve kıyı şeridinde yaşayan Suriyeli ve Arap Alevilerin üzerindeki katliam kimilerine göre bitti kimilerine göre azaldı dense de gerçekler öyle değil, oradan bizlere gelen haberler öyle değil. Aleviler orada ciddi bir biçimde sistematik bir katliama maruz bırakılmış, yerinden yurdundan topraklarından edilmeye devam ediliyor. Ve burada HTŞ ile iletişim içinde olan başta Türkiye hükümeti olmak üzere bütün hükümetlere, bu ilişkiyi sürdüren bütün kesimlere buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. Alevi katliamının son bulması için herkes gerekli girişimleri yapmak durumundadır.

    Şu bilinsin ki biz DEM Parti olarak orada yaşayan Alevi canlarımızın yanındayız, yanında olmaya devam ediyoruz, onlar için mücadele etmeye onların Türkiye ve bütün dünyada sesi soluğu olmaya devam edeceğiz. Bugün Orta Doğu’daki baskıcı rejimlerin önünde iki seçenek var. Ya halkların taleplerine direnecekler ve krizlerle boğuşacaklar ya da gerçek anlamda demokratikleşme ve iç barışın sağlanması için adım atacaklar. Bizim her  daim önerimiz başta Türkiye olmak üzere Orta Doğu’daki bütün bölge ülkelerinin tamamının demokrasiyi, tamamının özgürlükleri seçmesidir. Aksi takdirde buradaki bu gelişmelere baktığımızda bölgenin halkları çok daha fazla zarar görecek.

    FİLİSTİN’E YÖNELİK SALDIRILAR

    Filistin meselesi sıcaklığını hala korumaktadır. Netenyahu’nun başlatmış olduğu katliamda 50 bini aşkın Filistinli insan yaşamını kaybetti. Sözüm ona anlaşmalar yapıldı ama anlaşmaların gereklilikleri yerine getirilmediği için oradaki katliam ve yerinden yurdundan etme  politikaları hala devam ediyor. Şimdi kimisi bunu yumuşatmak için Filistinliler  için diyor ki hicret etmek. Hayır bunun adı tehcirdir, bunun adı zorla sürgündür bunun adı katliamdır. Tarihte Yahudilere yapılan zulmün aynısı şimdi Filistinlilere yapılıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu insanlığın en güncel ayıbıdır en çıplak en yalın utancıdır. Geçici çözümlerle saldırıların durdurulamayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Filistin’de yaşananlar bunun en canlı örneğidir. Filistin halkının meşru ve demokratik talepleri tanınmadan, kalıcı bir çözümü inşa etmek mümkün değildir.

    TÜRKİYE DEMOKRASİ ADINA OLUMLU BİR ADIM ATMADI

    27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı asrın çağrısından bu yana geçen sürede ne yazık ki Türkiye’de demokrasi adına bırakın olumlu bir adım atılmasını daha iç karartıcı bir tablo ile karşı karşıyayız. İktidar bu süreçte iyi bir sınav vermedi. Tarihi çağrı bir metinden ibaret değildi. Bunu her fırsatta söyledik. Bu tarihi çağrı Türkiye’de yaşayan 85 milyon yurttaşımızın adil demokratik bir toplumda yaşaması için yapılmış bir çağrıdır ve bu demokratik toplumun dönüşüm davetidir. Ama iktidar bu çağrının ruhunu yok saydıkça gereğini yapmadıkça ülkede demokratikleşmenin yolu açılamaz. Bu tıkanıklığın patlak verdiği son olayları hatırlayacak olursak birisi HDK ve Kent Uzlaşısın a dönük gerçekleşen operasyon, diğeri 19 Mart sürecidir. Bakın 19 Mart’tan bu yana Türkiye  halklarının yükselen sesi sadece sıradan bir tepki değildi, sadece bir şahsın özgürlüğü için değildi. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu tepkiler eşit, adil, özgür ve demokratik bir yaşamı talep etmek için ortaya çıkan tepkilerdir. Gençler, öğrenciler hep bir ağızdan haykırıyor. Bu ülke bizim, bugün bu ülke bugün de bizim, yarın da bizim, gelecekte de bizim diyor gençler.

    İŞKENCEYE ÖDÜL

    İktidar yükselen bu seslere karşı ne yapıyor bu sesleri duymazdan gelerek baskılarını artırıyor. Öğrencilere sokak ortasında işkence yapılıyor. Hepimiz izledik televizyonlarda ya da katıldığımız eylemlerde. O öğrencilere ve gençlere jopla vuran ve gaz sıkan polislere her birine 10 bin TL ödül verdiniz. Siz kaç ülke bilirsiniz ki yeryüzünde işkenceye ödül veriyor apaçık. Ama ne yazık ki kendi ülkemizde buna kötü bir biçimde tanıklık ettik. İşkenceye prim vererek iç barış sağlanamaz. Aksine toplumsal barışa zarar verir, ortak yaşamı zehirler. Siz batıda gençleri joplayanlara bu şekilde prim verirseniz Kağızman’da bir uzman çavuş cafede yan baktın diye bir insanı herkesin gözü önünde katleder. Bu cesaretin kaynağı cezasızlık politikası ve iktidarın açık korumasıdır. Üstelik üzerine de ödül veriyorsunuz. Yani teşvik ediyorsunuz şiddete. Bu apayrı bir suçtur, bunu biliyor musunuz. Evet suç işliyorsunuz. Bu apayrı bir suçtur, suça teşvik etmek de suçtur, suçluyu ödüllendirmekte suçtur. Bunu bizler asla kabul etmiyoruz. Bu antidemokratik uygulamalar bitmiyor. Şöyle bir ara vermek, bir nefeslenmek bile gelmiyor akıllarına. Yine bu zorlayıcı gündemleri sürdürüyorlar. Bakın iktidar tüm bunların dışında okullarda öğretmen avında. Proje okullarında öğretmenlere dönük siyasi tasfiyeye girmiş durumda. Buradan milli eğitim bakanına sesleniyorum, öğretmen atamaları, yönetici görevlendirmeleri, tayinler şeffaf, denetlenebilir ve liyakat esaslı olmalıdır. Öğretmenlere dönük bu siyasi operasyon sadece öğretmene dönük değildir. Bilime, bu ülkenin demokratik geleceğine dönük de bir müdahaledir, bir operasyondur. Ayrıca mülakat mağduru öğretmenler bugün Milli Eğitim Bakanlığı önünde toplandılar, eylem gerçekleştiriyorlar. Alenen hukuksuzlukla karşı karşıya kalmış öğretmenlerimizin ve onlara sahip çıkan öğrencilerimizin yanındayız, yanında olmaya devam ediyoruz.

    BARIŞ DEMOKRASİYLE OLUR

    Hakkı, hukuku yok sayan hiçbir politika meşru değildir. Demokrasi karşıtıdır, topluma zarar verir, barışa hizmet etmez. Bu ülkede sahici bir barış olacaksa bu ancak demokratik bir dönüşümle mümkündür. Barış demokrasiyle olur. Bunun altını bizler her fırsatta çizmeye devam edeceğiz. Unutmayalım, bu süreçte atılacak önemli adımlar vardır. Bu adımlarda en önemli sorumluluk devlete ve iktidara düşmektedir. Doğru, ama aynı zamanda bu talepler etrafında örgütlenen bütün kesimlere yani hepimize yani alanları meydanları dolduran gençlere kadınlara, toplumsal muhalefetin öncüsü olan bütün kesimlere de görev ve sorumluluk düşmektedir. Hep birlikte bizler elimizi taşın altına koyarsak biz bu ülkede ciddi bir değişim ve dönüşümü hep birlikte inşa edebiliriz. Şairin dediği gibi; ‘hangi yangın bir başına söndürülebilir’. Bütün toplumu yakan yangını birlikte söndüreceğiz. Bu karanlıktan birlikte el ele vererek çıkabiliriz, çıkmalıyız. Başka çaremiz yok. Kendimize güveniyoruz, gençlere güveniyoruz, kadınlara inanıyoruz. Bizler başaracağımıza inanıyoruz. Mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız.

    “KADINLAR KAÇIRILIYOR, BU BÜYÜK UTANCI GÖRÜYORUZ

    Sevgili kadınlar barış bizim için çok önemlidir. En temel gündemlerimizden birisidir. Savaşları çıkaran erkek egemen zihniyete karşı biz kadınlar barışta ısrarcıyız. Savaşın yarattığı şiddet, tacizi, tecavüzü, yoksulluğu, işsizliği sömürüyü en derinden biz kadınlar yaşıyoruz. Bakın savaşın en ağır bedelini biz kadınlar ruhumuzda tenimizde, bedenimizde hissediyoruz. Yakın zamanda çıkan savaşlarda Ezidi kadınların çeteler tarafından nasıl kaçırıldığını, küçük Ezidi kız çocuklarının nasıl kaçırıldığını ve Ankara’nın göbeğinde dahi onların satıldığını gayet iyi biliyoruz. Şimdi aynı uygulama Suriye’de Arap Alevi kadınlar üzerinden gerçekleşiyor. Arap alevi kadınlar, kız çocukları küçük yaştaki çocuklar kaçırılıyor ve bizler büyük bir utancı görüyoruz hep birlikte. 21. yüzyılda kız çocukları ve kadınlar adeta köle pazarında satılır gibi satılıyorlar. İşte biz o yüzden savaşın bütün negatifliğini bedenimizde, tenimizde, ruhumuzda o yüzden hissediyoruz. Bakın bununla ilgili mücadele eden dünyada çok önemi örnekler var. Siyahi kadınlar Filistinli kadınların kurduğu barış için kadın koalisyonu İrlandalı kadınların kadın destek ağı, Kolombiyalı kadınların güzel rotası, Kürt barış anneleri barış için kadın girişimi. Bu dünya deneyimlerinin ortak noktası var. O ortak nokta şudur. Kadınlar barış istiyor.

    EKONOMİK KRİZ

    Şimdi bütün bu yoksulluğun içerisinde bu krizin içerisinde sıcaklığın aniden düşmesiyle çiftçilerin tarladaki ürünü zarar gördü. Meyvecilikle geçimini sağlayan bölgeler özellikle büyük bir darbe aldı. Yaşanan don olayları yüzünden üreticiler yüzde 80 oranında rekolte kaybı yaşadı. Tarım Bakanlığı derhal harekete geçmelidir. Üreticilerin zararları derhal giderilmelidir. Üreticiler olmadan soframıza ulaşacak ürün de olmaz. İktidar çiftçilerin üzerindeki yükü hafifletilecek tedbirleri zaten almalıdır. Ama şu anda yaşanmış doğal afet karşısında mevcut olan iktidar ve ilgili bakanlık acilen devreye girmelidir. AKP iktidarında demiştik ki yoksulluk, kriz daha da derinleşiyor. İnsanlar barınamıyor. İnsanlar kira ödeyemez bir hale gelmiş durumdalar. Mart ayında enflasyon yüzde 38 olarak açıklandı. Ancak nisan ayı kira artış oranı yüzde 51 olarak belirlendi. Asgari ücrete sene başında sadece yüzde 30 emekli maaşında yüzde 15. 75, memur maaşına ise yüzde 11.54 oranında zam yapıldı. Yurttaş ne yiyecek, yurttaş ne içecek? Yurttaş nasıl geçinecek?

    1O BİNLERCE BARIŞ GÖNÜLLÜSÜYLE EV ZİYARETLERİNE BAŞLIYORUZ

    1 Ekim’de başlayan 27 Şubatta sayın Öcalan’ın tarihi çağrısı ile taçlanan Barış ve Demokratik Toplum süreci üzerinden tam 6 ay geçti. Bu 6 ay boyunca bir gün bile yerimizde durmadık. Asya’dan Okyanusya’ya oradan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir yanını dolaştık. Her yerde heyetlerimiz bu süreci dünya ülkeleriyle paylaştı. Bir çok ülkenin temsilcisiyle elçilikleri ve kurumlarıyla bir araya geldik. Heyetlerimizle bu süreci anlattık ve çözümü tartıştık. Türkiye’nin dört bir yanında il il ilçe ilçe dolaştık. Halklarımızla barışı konuştuk. 100 bine yakın yurttaşımızla barış için açık ve şeffaf haliyle toplantılar gerçekleştirdik. Şimdi 10 binlerce barış gönüllüsüyle tek tek ev ziyaretlerine başlıyoruz. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında 10 binin üzerinde barış elçisiyle, arkadaşımız ve yoldaşımla tek tek evleri ziyarete başladık. Yetişemediğimiz yerlere milyonlarca mektup yollayacağız. Online toplantılar yapacağız. Bugüne kadar yaptığımız onca çalışmanın bize gösterdiği tek gerçeklik var ki o da çok önemli. Toplum barış istiyor, halk barış istiyor. Herkes buna hazır. Barışı esnetin, uzatın yaklaşımına da toplum karşı. Barış istiyoruz, acil ve hemen diyorlar. Geçtiğimiz her yer konuştuğumuz herkes bu süreci canı gönülden destekliyor.

    ERDOĞAN VE DEM PARTİ GÖRÜŞMESİ

    En son Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile DEM Parti İmralı Heyetimiz bir görüşme gerçekleştirdi. Daha önce de kamuoyu ile paylaşıldığı gibi görüşme olumlu geçti Heyetimiz toplumun kafasındaki soru işaretlerini gözlemlerimizi ve önerilerimizi Sayın Erdoğan’a aktardı. Beklenti bu görüşmenin barış sürecine hız kazandırması ve çözümün kapısının aralanmasıdır. Elimizde büyük bir fırsat var, tarih yapma ve tarihe geçme fırsatı. Ama açık konuşalım ki aradan 2 ay geçmesine rağmen çağrıya denk düşen bir adım adım ve iradeyi henüz göremedik. Toplum net konuşuyor son derece makul konuşuyor son derece rasyonel ifade ediyor. Diyor ki iktidar neden adım atmıyor, bu süreç neden tek taraflı ilerliyor bir oyalamı mı var. Biz de buradan yürütme erkine soruyoruz. Tecrit sürerken bir tek somut adım atılmazken, tam tersine hergün yeni anti demokratik uygulamalar devreye girerken kayyımlar devam ederken sizce biz bu yurttaşlara ne cevap verelim. Bunlar çok büyük soru işareti olarak toplumun kafasında duruyor. Güven sadece güzel sözlerle değil pratik ve güven verici somut bir zeminin tesis edilmesiyle olur. Bu zemin nasıl sağlanır? Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim özgürlüğünün sağlanmasıyla mesela. Meclisin silahsızlandırma süreci için bir yasa çıkarmasıyla örneğin. Demokratik dönüşüm ve barış teklifinin hazırlanmasıyla. Bu kanunu meclisten hep beraber çıkarmakla. İlk adım olarak bunları yaparsak tüm Türkiye rahat bir nefes alır ve toplumun kafasındaki bu soru işaretleri az da olsa yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar. Mücadelemizle güncel, somut ve acil ihtiyaçlarımızın altını çizmeye devam edeceğiz.

    HASTA MAHPUSLAR VURGUSU

    Mahir Polat’ın tahliyesi hepimizi çok mutlu etti. Ve şimdi daha iyi koşullarda tedavi edileceğine inanıyoruz. Buradan da kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. İçerde onun gibi yüzlerce ağır hasta tutsak var. Özge Özbek, Hatice Yıldız, Soydan Akan, Server Yıldırım, Hatice Öneren gibi daha burada sayamayacağım yüzlerce insan hapishanelerde hem hapishane koşullarıyla hem de hastalıklarıyla boğuşmak zorunda. İktidara ve meclis başkanlığına sesleniyorum. Güven artırıcı adımlar atabilirsiniz. İnsani ve hukuki olan bu meselede cesur davranabilirsiniz. Toplum hasta tutsaklarla, infazı keyfekeder bir şekilde yakılan mahpuslarla ilgili atılacak adımları beklemektedir.

    “GÜN BARIŞI ERTELEME DEĞİL, BARIŞI BİRLİKTE KURMA GÜNÜDÜR”

    Barış ve Demokratik Toplum için bizleri ayrıştırmasına izin vermeden daha güçlü bir biçimde ortak ses çıkarmaya devam etmeliyiz. Bunun için cesurca mücadele etmeye devam etmeliyiz. Bizler bu tarihi sürecin sonuna kadar arkasındayız. Elimizden gelenin fazlasını yapmak için yoğun bir çaba içindeyiz. Zamanın daraldığının farkındayız. Küresel krizlerin uzandığı bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde barış ve çözüm asla ertelenemez. Biz buradan bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz, toplumun beklentisi yürütme erkinin başı olan Sayın Erdoğan’ın zamanın ruhuna uygun bir şekilde cesurca adım atması ve tarihsel bir meseleye dair tarihi bir sorumlulukla yaklaşmasıdır. Halk çözümden yana kararlı bir duruş sergilemektedir ve somut bir adım beklemektedir. Türkiye’deki bütün halklar için emekçiler için işçiler için yoksullar için kadınlar, gençler için 85 milyon yurttaşımız için gerekli adımlar atılmalıdır. Gün barışı erteleme değil barışı birlikte kurma günüdür. Türkiye hazır Kürtler hazır DEM Parti hazır muhalefet hazır, en önemlisi de toplum hazır. Artık barış için harekete geçmenin tam vaktidir. Toplumun yüreği barış için atıyor. Rüzgar hiç olmadığı kadar barıştan yana. Konuşmamı Mevla’nın bir sözü ile tamamlayacağız. Mevlana der ki; insan aradığı şey ile ölçülür. Biz barışı arıyoruz, demokrasiyi arıyoruz. Bizim ölçümüz barıştır demokrasidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti Eş Genel Başkanları’ndan Mahir Polat’ın cezaevi koşullarına tepki

    DEM Parti Eş Genel Başkanları’ndan Mahir Polat’ın cezaevi koşullarına tepki

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, hasta tutsaklar ve Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın sağlık durumu hakkında sosyal medya hesabından tepki gösterdi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, hasta tutsaklar ve Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın sağlık durumu hakkında sosyal medya hesaplarından paylaşım yaptı.

    “TÜRKİYE, HASTA MAHPUS SAYISI VE CEZAEVLERİNDEKİ ÖLÜMLERLE DÜNYADA İLK SIRALARDA YER ALIYOR”

    Hatimoğulları, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ağır hasta haliyle, tüm açık raporlarıyla göz göre göre cezalandırılıyor” diyerek şu ifadeleri kullandı:

    “Mahir Polat zaten suçsuzken tutuklanmıştır. Yetmemiş şimdi hastalığı üzerinden bedel ödettiriliyor. Bu ahlaki ve vicdani durumdan, bu ayıptan artık kurtulmalıdır iktidar. Geçtiğimiz son iki yılda cezaevinde yaşamını yitiren hasta tutsak sayısı yüz kadardı. Hasta tutukluların temel hukuki hakları başta olmak üzere tüm yaşam hakları ihlal edilmeye devam ediliyor. Türkiye, hasta mahpus sayısı ve cezaevlerindeki ölümlerle dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Siyasi iktidar; cezaevlerini muhalifler için ölüm evlerine çevirmekten vazgeçmeli, ağır hasta tutsakların tahliyesini bir an önce sağlamalıdır. Tüm siyasi tutsaklar derhal tahliye edilmelidir. Sağlık ve tedavi hakları sağlanmalıdır.”

    “AĞIR HASTA VE DURUMU GÖZLER ÖNÜNDE OLAN TÜM TUTUKLULARIN TEDAVİYE ERİŞİMİ SAĞLANMALIDIR”

    Bakırhan da paylaşımında şunları kaydetti:

    “Halil Güneş, Güler Zere, İsmet Çardak, Sabri Kaya, Abdülhalim Kırtay, Cemal Tanhan, Yıldırım Han, Reber Soydan, Ercan Çakar, Ergün Akdoğan ve Şefik Esen, Nebi İlhan…Hangi birini sayalım bilmiyorum. Bu isimler, kısa süre önce tedavileri yapılmadığı için, insanlık dışı şartlarda kalmak zorunda kaldıkları için kaybettiğimiz ağır hasta tutsaklar. Hasta tutsaklar bu ülkenin ciddi bir meselesidir. Siyasi iktidar, hasta tutsakların sağlığa erişim hakkını insan onuruna yakışır hale getirmek ve ağır hasta tutsakların durumuna ilişkin çözüm sağlamak yükümlülüğü altındadır. Günlerdir ağır hasta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın durumunu izliyoruz. Hastaneden cezaevine, cezaevinden hastaneye sevk edilip durmaktadır. Bu duruma son verilmeli ve en uygun şartlarda tedavisi yapılmak üzere tahliye edilmelidir. Ağır hasta ve durumu gözler önünde olan tüm tutukluların tedaviye erişimi sağlanmalıdır. Gerekli prosedürler hayata geçirilmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Latifecilerin anmasına katılan Tülay Hatimoğulları’ndan ortak mücadele çağrısı!

    Latifecilerin anmasına katılan Tülay Hatimoğulları’ndan ortak mücadele çağrısı!

    PİRHA- Mehmet Latifeci ve Yahya Latifeci’yi ölümlerinin 30. yılında mezarları başında anan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ortak mücadele çağrısı yaparak “Suriye’de Alevi canlarımız katledilmesin diye, Sivas’ta, Çorum’da, Gazi’de katledildikleri gibi yeniden yeniden katledilmesinler diye Latifecilerin mücadelesini yürütmekteyiz. Ortak mücadele için her kesim birleşmeli” dedi.

    Samandağ Sutaşı beldesinde 1995’te evlerinde uğradıkları silahlı saldırı sonucu yaşamlarını yitiren Arap Alevi olan Samandağ DEP eski ilçe başkanı ve Samandağ Halkevi kurucusu Mehmet Latifeci ve babası Yahya Latifeci ölümlerinin 30. yılında mezarları başında anıldı.

    Samandağ Sutaşı Köyü Mezarlığı’ndaki anmaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticilerinin yanı sıra Latifeci’nin ailesi ve mücadele arkadaşları ile kentteki siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    “ARAP ALEVİLERİN KİMLİK MÜCADELESİNDE EMEK VEREN BİRİYDİ”

    Burada konuşan Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 30 Mart’ın aynı zamanda Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledilişinin yıldönümü olduğunu ifade ederek iktidar ve egemenler tarafından Mart’ın kanlı bir aya dönüştürüldüğünü söyledi. Hatimoğulları Mehmet Latifeci’nin Arap Alevilerin kimlik mücadelesinde çok fazla emeği olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Mehmet Latifeci bu toprakların yetiştirdiği önemli siyasi figürlerden, önemli devrimcilerden birisidir. Mensubu olduğu siyasi yapıyla birlikte DEP ilçe başkanlığı yaparak, DEP’te önemli görevler üstlenerek Kürt özgürlük hareketiyle Türkiye halklarının tarihsel ittifakı bağlamında çok önemli olacağını bildiriyor. Aynı zamanda Kürt özgürlük hareketiyle Türkiye’deki sol sosyalist yapıların tarihsel ittifakının köklerinin gelişmesine büyük katkılar vermiştir. İşte Mehmet Latifeci’nin katledilme sebebi budur. Mehmet Latifeci bu topraklarda yaşayan Mersin’den Lazkiye’ye, Lübnan’a kadar yaşayan bütün Arap Alevilerin kimlik mücadelesi konusunda yoğun emek vermiş, bu bilinci bizlere aşılamış olan bir devrimcidir. Asimilasyon politikalarına karşı kültürel değerlerimizi, geleneklerimizi korumak maksadıyla yürütülmesi ve korunması gerektiğini en iyi bilen devrimcilerden birisiydi.

    MÜCADELE ÇAĞRISI

    Latifecilere ve Mahir Çayanlara, Deniz Gezmişlere ve yol arkadaşlarına, katledilen Alevi canlarımıza, Suriye’de Lazkiye’de hala katledilmekte olan Alevi canlarına sahip çıkmak, Latifecilere sahip çıkmak demektir. Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı temelinde haklarını kazanmaları içindir. İşçilerin, emekçilerin karnı doysun diye, adil bir gelir dağılımı olsun diye bu topraklarda bizler bu mücadeleyi yürütmekteyiz. Lazkiye’de, Banyas’ta, Hama’da, Humus’ta, Alevi canlarımız katledilmesin diye, Sivas’ta, Çorum’da, Gazi’de katledildikleri gibi yeniden yeniden katledilmesinler diye bunun mücadelesini yürütmekteyiz.

    Bugün de üniversite öğrencileri boykot eylemlerinde. Alanlar, meydanlar, mitingler, Newroz alanları, Maltepe mitingleri doldu taştı. Antidemokratik uygulamalara karşı, faşizan uygulamalara karşı Türkiye Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Arabıyla, Çerkesiyle, doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle, öğrencileriyle, gençleriyle, kadınlarıyla alanları, meydanları doldurdu Mart ayı boyunca. İktidar ve rejim şunu bilmeli ve anlamak ki halkın bu talepleri haklı taleplerdir. Halkın bu talepleri demokratikleşme talebidir. Buna kulak vermeyen herkes kaybetmeye mahkumdur. Türkiye’deki bütün sol, sosyalist ve devrimci güçler Türkiye’de adaletten, barıştan yana olan her kesimin bu cepheyi daha kalıcı, ileriye taşıyan bir zeminde mücadeleye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Grup Toplantısı-CANLI

    DEM Parti Grup Toplantısı-CANLI

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında konuşuyor.

  • DEM Parti Eş Genel Başkanları: Kimsenin halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!

    DEM Parti Eş Genel Başkanları: Kimsenin halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına tepki göstererek, “Kimsenin kendi çıkarı uğruna yargıyı kullanarak 85 milyon insanın aleyhine halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına tepki gösterdi.

    “KİMSENİN HALK İRADESİNE MÜDAHALE ETMEYE HAKKI YOKTUR!”

    Tülay Hatimoğulları, tutuklamaları adalete ve demokrasiye vurulmuş darbe olarak yorumlarayak, şunları ifade etti:

    “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve arkadaşlarının iktidar talimatlı yargı tarafından tutuklanması adalet ve demokrasiye dönük darbedir. Şimdiden kara bir leke olarak tarihe geçmiştir. Sayın İmamoğlu’nun tutuklanmasını en güçlü şekilde kınıyoruz. İstanbul, Türkiye’nin tamamı demektir. Bu kentin seçilmiş iradesine yönelik tamamen siyasi saiklerle verilen tutuklama kararı bu iktidarın utancı olacaktır. ‘Biz sivil darbelerden çok çektik, haksızlık ve hukuksuzluğa çok uğradık’ diyerek siyasi kariyer yapanların bugün vardıkları liman hukuksuzluklar silsilesi olmuştur. Tarihe en büyük kumpasçılar ve iktidarları uğruna 85 milyonun hayatıyla oynayanlar olarak geçecekler. Sayın İmamoğlu ile ilgili bu kararın gözden geçirilmesi ve kendisiyle birlikte tutuklanan herkesin bir an önce serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz. Kimsenin kendi çıkarı uğruna yargıyı kullanarak 85 milyon insanın aleyhine halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!”

    “HAKKÂRİ’DEN İSTANBUL’A UZANAN İRADE GASPLARINA KARŞI MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ!”

    Tuncer Bakırhan ise, sanal medya hesabından şu tepkide bulundu:

    “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun uydurma gerekçeler ve siyasi saiklerle tutuklanmasını en güçlü şekilde reddediyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla, milyonlarca yurttaşın iradesine siyasi müdahale yapılmıştır. Türkiye’de günlerdir gerilimi arttıran ve toplumu huzursuzluğa sürükleyen bu anlayış, Türkiye’nin iç barışına en büyük zararı vermeye devam ediyor. 16 milyonun iradesine darbe yapılması Türkiye’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal gerilimleri daha fazla tetiklenmiştir. İstanbul halkının seçme-seçilme hakkını hiçe sayan, yargıyı siyasi bir müdahale aracına dönüştüren bu hukuksuzluğu en güçlü şekilde kınıyorum. Bu karardan hızlı şekilde dönülmesi çağrısı yapıyorum. Hakkâri’den İstanbul’a uzanan irade gasplarına karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!”

    PİRHA/ANKARA