PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile partinin merkez yürütme kurulundan (MYK) oluşan bir heyet, İstanbul Büyükşehir Belediyesini (İBB) ziyaret edecek.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları başkanlığında Diyarbakır İl Örgütü’nde Olağanüstü Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı yapıldı. MYK ardından Tülay Hatimoğulları, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Hatimoğulları, açıklamasında “Bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı Ekrem İmamoğlu ile beraber yüzü aşkın bir isim olduğunu, çok sayıda kişinin gözaltına alındığını öğrendik. Bu durumu Newroz alanında tepkimizi ortaya koyduk. MYK’yı olağanüstü toplantıya çağırdık. Bu yaşanan süreci asla kabul etmediğimizi, yargı eliyle gerçekleşen bir siyasi darbe olduğunu bir kez daha çiziyoruz. Yarın benim de içinde bulunduğum MYK üyelerimiz ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret edeceğiz” dedi.
“KENT UZLAŞISININ KRİMİNALİZE EDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”
Kent uzlaşısının hedef alınmasına dair soruya da Tülay Hatimoğulları, “Bu süreç Esenyurt Belediye başkanına yapılan operasyon ve tutuklanması süreciyle başladı. Akabinde kent uzlaşısı kapsamında çok sayıda insanımıza HDK dosyası açılarak, tutuklandığını biliyoruz. İçinde belediye meclis üyelerinin olduğu çok sayıda insan, bunu kabul etmek mümkün değil. Kent uzlaşısı seçimler de sağlanmış bir uzlaşıdır. Kent uzlaşısı bir kentte bütün dinamiklerin bir araya gelerek, ortak bir şekilde oluşturdukları uzlaşıdır. Bu uzlaşıya orada bir Kürt kendini temsil edemez, bir Diyarbakırlı, Vanlı kent uzlaşısında yer alamaz, yaklaşımını asla kabul etmiyoruz. Kent uzlaşısı hedeflenerek, sayın İmamoğlu ile ilgili açılan dosyaların buraya bağlanmak istendiğini de bugün savcılığın yaptığı açıklamada gördük. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bir kent uzlaşısına dava açıldığını ilk kez görüyoruz. Hem Türkiye’de hem de dünyada uzlaşmaya dava açıldığını görüyoruz. Uzlaşmaya dava açan bir anlayış asla demokrasiyi temsil edemez. Böyle bir yargının demokratik ve bağımsız olduğundan bahsedilemez, bunu kabul etmiyoruz. Bunun karşısında olduğumuzu, olacağımızı mücadelemizi vereceğimizi ifade edelim.”
“ÖCALAN’IN ÇAĞRISI 85 MİLYON YURTTAŞ İÇİNDİR”
Sanal medya hesaplarında DEM Parti’ye yönelik “süreçten etkilenir mi” tartışmaları sorusuna da Tülay Hatimoğulları, “DEM Parti, Sayın İmamoğlu’nun dün diploma iptali ve bugün gözaltına alınmasına dair tepkisini ortaya koymuştur. Sizin söylediğiniz çelişki olsaydı; biz tepkilerimizi ortaya koymamış olurduk. Bu soru sorulmaması gereken bir sorudur. Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı ve kendisinin biz İmralı’da iken; bizlere bu çağrının ne anlama geldiğini ifade ettiğinde bu çağrı; ‘En başta barışı, toplumsal barışı hedefler’ dedi. ‘85 milyon yurttaşımızı ilgilendirir’ dedi. ‘Kürde demokrasi başkasına ‘demokrasi yok’ diye bir anlayışı asla kabul etmem’ dedi. Bugün Kürde gelecek demokrasi, Rum’a da, Türk’e de bütün farklı inançlardan insanlara da demokrasi anlamını taşır. Bu çağrının anlamını yine Sayın Öcalan’ın kendi ifadesiyle söylüyorum; 85 milyon yurttaşımızın demokratik bir Türkiye’de yaşaması için, şu anda yaşanan antidemokratik uygulamaların son bulması ve demokratik bir toplumu inşa etmenin kapılarını açmayı hedefleyen bir çağrıdır. O nedenle biz ilkesel olarak, biz her daim demokrasi mücadelesinin sadece dayanışmacısı değil, içinde olduk, kalbinde olduk olmaya da devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Suriye’deki Alevi katliamının ‘terörle mücadele’ gibi bütün dünya kamuoyunu anlatmaya çalışıldığına işaret ederek, “Bu terörle mücadele değil bu resmen bir Alevi kıyımıdır. Suriye’yi Alevsiz bir Suriye haline getirmek istiyorlar, izin vermeyeceğiz” dedi. Öcalan’la İmralı’da yaptıkları görüşmenin detaylarını da paylaşan Hatimoğulları, “Sayın Öcalan, demokratik toplumu inşa etmenin yolunun ’72 millete aynı nazarla bakmak’tan geçtiğinin vurgusunu yaptı” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, gündemdeki gelişmelere dair ajansımıza konuştu.
“KATLİAM MEŞRULAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”
PİRHA: Suriye’de Alevi Katliamı yaşanıyor. Buna dair ne söylersiniz?
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Suriye’de yaşanan katliam hakikaten çok elim acı bir katliam ve Alevilerin tarihleri boyunca yaşadıkları en büyük katliamlardan biri. Ölümle ilgili telaffuz edilen rakamlar korkunç rakamlar, binlerle ifade edilen rakamlar ve hala devam ediyor. Bunu kabullenmek mümkün değil normal görmek mümkün değil. Bugün Suriye’de özellikle kıyı kenarındaki Lazkiye’de Tatrus’ta ayrıca Hama, Humus civarındaki Alevilere dönük çoluk çocuk demeden bir katliam gerçekleşiyor. İnsanların kapıları çalınıyor ve kim çıksa aynı şekilde katlediliyor. Bunu bir ‘terörle mücadele’ gibi bütün dünya kamuoyunu anlatmaya çalışıyorlar. Bu terörle mücadele değil bu resmen bir Alevi kıyımı ve de bir Alevi katliamındır.
Bugün bütün Alevilere ‘Esad artığı’ söylemiyle Alevilerin hepsini potansiyel bir suçlu gibi göstermeye çalışarak dünya kamuoyuna bu katliam meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Biz şunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz; Aleviler hiç kimsenin artığı değildir. Aleviler, Alevidir.
Yavuz Sultan Selim döneminde Lazkiye’den Mersin’e kadar varan bütün o kıyı hattındaki Alevilere dönük zaten çok büyük bir katliam gerçekleşmişti. Geçmiş zamanda Yavuz Sultan Selim’in kılıcından geçmişti Aleviler. Şimdi de benzer bir katliamı yaşamaktayız.
DEZENFORMASYONU ENGELLEMELİYİZ
Şunun altını çizmek isteri; hiçbir zaman Aleviler Suriye’yi tam anlamıyla yönetmiş değildir. Esat ailesinin Alevi olması bütün BAAS parti rejiminin Alevi olduğu anlamına gelmez. Orayı bilenler bilir. Suriye ağırlıklı olarak Sünni Arapların yönetiminde ve etkisinde olan bir yer. Alevi olan bir tek Esat ailesidir, devletin bütün mekanizmalarından ağırlıklı olarak Sünni Araplar vardır. Bunu neden açıklama gereği duydum; bu dezenformasyonu gerekçe haline getirmeye çalışanlara dönük vermemiz gereken bir yanıttır.
KATLİAMIN YAPILMASINI ASLA VE HİÇ KİMSE KABUL EDEMEZ
Ne olursa olsun bu kadar büyük bir insan dramı bu kadar büyük bir katliamın yapılmasını asla ve hiç kime kabul edemez, hiç kimse bunu savunamaz. Bir kısmı HTŞ rejimine bağlı, bir kısmının da SMO’ya bağlı olduğu ifade edilen kimi örgütlerin bu katliamı ciddi bir biçimde gerçekleştirdiklerinin bilgileri var. Bu katliamla çoluk çocuk demeden, kadın erkek ayırmadan herkes katledildi. Bugüne kadar Aleviler hiç kimseye zarar vermemiştir. Aleviler herkesi insan olarak kabul eden ve yaratılan bütün varlıklara eşit nazardan bakan bir toplumdur.
SURİYE’Yİ ALEVSİZ BİR SURİYE HALİNE GETİRMEK İSTİYORLAR
Aleviler bu coğrafyada Gazi’de, Sivas’ta, Çorum’da katledildi. Bunun evveliyatında Dersim Katliamı, Koçgiri Katliamı gerçekleşti. Bu coğrafya ne yazık ki Alevilerin yaşadığı katliamların acılarıyla yoğrulmuş bir coğrafya ve şimdi 21. yüzyılda bu kadar bütün dünyanın gözü önünde orada Aleviler katlediliyor. Bu katliamı gerçekleşmesinin en önemli nedenlerinden biri de oradaki demografik yapıyı değiştirmek olduğunu çok iyi biliyoruz. Bugün Alevilerin çoğu Lazkiye’den koparılmak isteniyor. Evini terk etmeyen katlediliyor ya da kalanlar göçe zorlanmaktadırlar. Onların evlerine başkalarını getirip yerleştirmek istiyorlar. Yani Suriye’yi Alevsiz bir Suriye haline getirmek istiyorlar. Bu katliamın arkasında olan bütün güçlerin böyle bir hedefi olduğunu bizler de farkındayız bunu asla kabul etmiyoruz ve yaşanan Alevi katliamının en şiddetli şekilde DEM Parti olarak kınadık, kınamaya da devam edeceğiz. Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, Avrupa’nın dört bir yanında gücümüzün yettiği her yerde bizler Alevi katliamını durdurmak için çağrılarımızı yaptık, yapmaya devam edeceğiz.
ALEVİLERİ SAHİPLENMEYE ÇAĞIRIYORUZ
DEM Parti olarak diplomatik faaliyetlerimizi de sürdürdük. Bir yandan alanlarda, meydanlarda Alevi canlarımıza sahip çıktık, öte yandan da Alevi canlarımıza yönelik gerçekleşen tarihin görebileceği en büyük soykırımlarından birinin acilen durdurulması için gerek HTŞ’ye etki edebilecek güçler, gerekse bağlı olan diğer örgütlere etki edecek bütün güçlerle elimizden geldiğince görüşmeler de yaptık. Türkiye hükümeti de, Suriye’deki güçler de Avrupa’daki hükümetler de buna dahildir. Biz her kesimi Alevileri sahiplenmeye, aynı zamanda da HTŞ üzerinde ve oradaki örgütler üzerinde etkili olan bütün hükümetleri görev ve sorumluluklarını da yerine getirmeye çağırıyoruz.
ALEVİLERİN BULUNDUKLARI HER ALANDA DAHA FAZLA ÖRGÜTLENMESİNE İHTİYAÇ VAR
Ama aslı şudur, bunu hiçbir zaman unutmayalım; biz Aleviler daha çok örgütlenmeliyiz. Daha çok öz örgütlenmemize önem vermeliyiz. Bugün Suriye’de bizler çok daha fazla örgütlü olsaydık belki bu kadar büyük bir kıyımla karşılaşmayacak, daha güçlü bir mücadele yürütecektik. O yüzden gerek Türkiye’deki Aleviler, gerekse Suriye’deki Aleviler ya da diasporadaki her kesimin çok daha güçlü bir biçimde örgütlenmesi, toplumsal bilinç yaratması ve kendimizi savunabileceğimiz bir örgütlü bilince ve duruşa sahip bir mücadeleyi yürütmemiz gerekiyor.
“HER YERDEN BİR ATEŞKESİN GERÇEKLEŞMESİ VE KATLİAMLARIN DURDURULMASINI HEDEFLEYEN BİR ANLAŞMA”
Demokratik Suriye Güçleri ile Suriye Geçici Hükümeti arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Esad’tan sonra HTŞ’nin, Şam yönetimini ele geçirdiği günden bugüne kadar zaten SDG ile HTŞ arasında bir görüşme vardı. Ben öncelikle şunu belirteyim Kürt halkı oradan güçlü bir örgütlenmeye sahip olmasaydı bugün HTŞ ve benzeri örgütler ya da IŞİD artığı olarak anımlayacağımız örgütler Alevilere yaptığının çok daha fazlasını Kürt halkına yapacaktı. Ama orada Kürt halkının örgütlü duruşu, Kürt halkının IŞİD’e, El-Nüsra ve uzantısı örgütlere karşı verdikleri güçlü mücadeleyle orada güçlü bir öz yönetim oluşturdular. Bu öz yönetim sayesinde de gerçekten Kürt halkı şu anda kendi haklarını güçlü bir biçimde korumaktalar ve ayrıca demokratik Suriye’nin inşası için de önemli bir inisiyatif almaya çalışmaktadırlar.
Bu anlaşma elbette Alevi dünyasında, özellikle Alevi katliamlarının o kadar yoğun yaşandığı günlerde gerçekleşmesine dönük Alevi dünyasında tabii ki kimi eleştirileri var ve aynı biçimde 6’ncı maddeye dönük kimi eleştirilen var. Alevilerin bu eleştirilerini elbette çok iyi anlamaktayız. Yani Aleviler büyük bir katliamla karşı karşıyalar, büyük bir acı içindeler. Alevilerin yürekleri çok ciddi bir biçimde yanıyor. Ancak ben açıklamayla ilgili ayrıca şunu belirtmeliyim; anlaşmanın diğer maddeleri özellikle 1’inci ve 3’ncü maddesi Suriye’de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların yeni oluşacak Suriye’de demokratik bir zeminde haklarına sahip olacakları bir şekilde yaşamasını öngören bir maddelerdir. Aynı zamanda bu anlaşmada sadece Kuzey Doğu Suriye üzerinde değil, Suriye’nin tamamı buna Lazkiye, Hama, Humus bütün kesimler dahildir. Her yerden bir ateşkesin gerçekleşmesi ve katliamların durdurulmasını hedefleyen bir anlaşma aynı zamanda.
ANLAŞMANIN ÇERÇEVESİ KONUŞULDU
Ben Alevi canlarımızın bütün eleştirilerini anlamakla hepsinin farkında olmakla beraber anlaşmanın bu diğer boyutlarına bakmalarını önemle rica ediyorum. PYD’den Alevi canlarımızla ilgili yapılan açıklamaları önemli buluyoruz. Bu anlaşma imzalanmadan önce hem Dürzilerle, hem Hristiyanlarla hem de o bölgede yaşayan Alevilerle bu anlaşmanın çerçevesinin konuşulduğu bilgisi kamuoyuna verildi.
ANLAŞMA BİR BAŞLANGIÇ
Yine aynı şekilde PYD’den, Kuzey Doğu Suriye’nin siyasi temsilcilerinden doğru yapılan açıklamalara dönüp baktığımızda, aslında bunun bir başlangıç olduğunu, bu süreçteki amaçlarının Hristiyanlara, Alevilere, Dürzilere dönük gerçekleşen bütün baskıların ve katliamların durdurulması olduğunu belirttiler.
SURİYE’DEKİ BÜTÜN HALKLAR VE İNANÇLAR ÖZGÜRCE YAŞAYACAK
Bugün Suriye’de HTŞ’nin, ÖSO’ nun El-Nusra ve El Kaide uzantısı örgütlerin inisiyatif aldığı bölgeler var, bu doğrudur. Ancak özellikle Kuzey Doğu Suriye’deki özerk yönetimin’in atmak istediği çok önemli adımlar var. Bunların en önemlisi Suriye’de yaşayan bütün farklı halklar ve inançların eşit yurttaşlık hakkı temelinde, hem can güvenliklerini, hem mal güvenliklerini, hem de inançlarını özgürce yaşayabilmelerini garanti altına alınmasını hedeflemesidir.
KÜRT HALKININ DEMOKRATİK, KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ YAKLAŞIMLARI ÖNEMLİ
Bugün özellikle işte HTŞ gibi IŞİD artığı örgütlere ve IŞİD’in bizatihi kendisinin Suriye’de bir siyasi egemenlik kurmaya çalıştığı bir dönemde burada Kürt halkının demokratik özgürlükçü, kadın özgürlükçü yaklaşımları önemli. En önemlisi de seküler yaklaşımlardır. Bunun altını özel olarak çizmek istiyorum. Bugün Kuzey Doğu Suriye’de Kürt halkının yaratmış olduğu özerk yönetimin kendi toplumsal mutabakatın maddelerine baktığımızda bütün farklılıkları içermektedir. Sadece Kürtleri değil, Arapları, Alevileri, Dürzileri, Ezidileri, orada kim yaşıyorsa hepsini kapsamaktadır.
HALKLAR ARASI DAYANIŞMAYI ÖRGÜTLEMELİYİZ
Ben de Alevi canlarımıza bu taraftan bakmalarını rica ediyorum. Bu sürecin bitmediğini, kırılgan bir süreç olduğunu, bir anlaşmanın her şeye bir şifa olmayacağının hepimiz farkındayız. Mühim olan bundan sonraki süreçte halklar arası dayanışmayı örgütlemek, bundan sonra da yol almak.
Şu an da en mühim ve acil olanı Suriye’de sahil bölgesinde yaşayan Alevilerin üzerindeki katliamın bir an önce, bir dakika bile kaybetmeksizin durdurulmasının sağlanması gerekiyor.
“BU ÇAĞRI ALEVİ CANLARIMIZI DA KAPSAMAKTADIR”
Türkiye’de İmralı merkezli süren bir barış süreci var. Sizde giden heyet içindeydiniz. O görüşmede neler konuşuldu, Alevi toplumunun beklentilerine dair bir değerlendirme oldu mu?
Elbette bugün sayın Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu çağrı tarihi öneme sahip bir çağrı. Türkiye’de yaşanan çatışmalar ve bugüne kadar 10 yıllardır devam eden Kürt sorununun çözümüne ışık tutan bir yaklaşım. Bu çağrı Türkiye’deki demokratik zeminin geliştirilmesi ve örgütlenmesi bakımından çok önemli bir çağrı. Bu çağrı gerçek bir demokratik toplum çağrısı. Bu çağrı Alevilere de, Rumlara da, Türkiye’de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların kendi öz örgütlenmelerini yaratmasının çağrısıdır. Demokratik zeminde bir öz örgütlenmesini yaratmasının çağrısıdır. Sayın Öcalan, bu vurguyu çok fazla ifade etti. Bizler de 1 Ekim’den bu yana gerek Türkiye’de, gerek Avrupa’da hem demokrasi güçleriyle, sosyalist bileşenlerle ittifak yaptığımız güçlerle ve parlamentoda temsili bulunan partilerle, Alevi canlarımız da dahil çok büyük buluşmalar gerçekleştirdik.
ALEVİLERİN TALEPLERİNİ İLETTİK
Özellikle ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ adı altında Türkiye’de, Londra’da, Frankfurt’ta çok önemli toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantılarda Alevi kurumlarının büyük bir temsiliyeti vardı. Bu toplantılarda onların bir mesajı vardı. İmralı’ya dediler ki yapacağı çağrının içinde Alevilerin eşit yurttaşlık hakları olacak mı? Bunu kendisine lütfen iletir misiniz dediler. Bizler de heyette yer aldığımız için, doğrudan ben ve Tuncer eş başkanımıza söylenen bu sözleri sayın Öcalan’a ilettik.
Sayın Öcalan’ın bu konudaki yaklaşımı tam olarak şöyle oldu; biz demokratik toplum çağrısı yapıyoruz. Lütfen bunu bütün Alevi dünyasına anlatın dedi. Alevilere dönük ‘Biz demokrasiyi sadece bir kesim için istemiyoruz, bu çağrı tek başına Kürtlerin demokratik haklarını alması çağrısı değil, Türkiye’nin topyekûn demokratikleşme toplumun topyekûn bir demokratik örgütlenme zeminini güçlendirme çağrısıdır. O nedenle bu çağrı Alevi canlarımızı da kapsamaktadır’ dedi. Ve ayrıca bizlerin çok önemsediği ve bizim ana paradigmamız olan Demokratik Cumhuriyet yaklaşımımız tezimiz, paradigmamız var. Burada zaten demokratik bir cumhuriyeti inşa etme hedefiyle mücadele yürütüyoruz.
TOPYEKÛN BİR TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM ÇAĞRISIDIR
Haklı olarak bütün bileşenleri bizimle beraber ve Demokratik Cumhuriyeti inşa ederken başta Aleviler olmak üzere Türkiye’de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların, eşit yurttaşlık hakkı temelinde haklarının tamamının alınması konusunda ısrarımız yüksekti ve böyle kalacaktır. Hiç kimse bu çağırıyı salt dar manada Kürt halkının dar manadaki talepleri gibi okumasın. Bu topyekûn bir toplumsal değişim ve dönüşüm çağrısıdır.
Sayın Abdullah Öcalan ayrıca çağrısındaki asıl olan metninde şunları da ifade etmektedir. Her sosyal ve kültürel yapı her inanç kendi demokratik zemindeki öz örgütlenmesini hayata geçirmelidir demokratik topluma giden yol buradan geçmektedir. Bunun bugüne kadar Türkiye’de ağzını açan özgürlük talep eden, demokrasi talep eden herkes hapishanelere konuyor. Bunun en büyük gerekçesi olarak da “terörle iltisaklı” diyerek bunu yapmaktadırlar. Sayın Öcalan ‘PKK’ye yaptığım çağrıyla devletin özgürlükleri kısıtlamak, demokratik mücadelenin önünü tıkayan yaklaşımında kullandığı silah olan “terörü” elinden almak istiyorum’ dedi. Çok önemli, tarihi bir tespit. Alevi canlarımızla çok ama çok önemli ve derin görüşmeler toplantılar, buluşmalar yaptık. Biz bu mesajları Alevi canlarımızla paylaştık. Ben buradan sizler aracılığıyla bu çağrının Alevi dünyası açısından öneminin altını bir kez daha çizmek isterim.
“ADIMLARI ATACAK OLAN AKP HÜKÜMETİDİR”
Son olarak Erdoğan’la görüşme için randevu talep edilidi. Erdoğan’da talep gelirse olumlu cevap vereceğini aktardı. Bu görüşmede neler konuşacaksınız?
Tabii bu görüşmenin olması çok önemli. Biz Türkiye’deki bütün partilerle, parlamento temsili olan bütün siyasi partilerle, sol sosyalist bütün güçlerle, demokrasi güçleriyle, emek meslek örgütleriyle, sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yaptık, inanç topluluklarıyla buluşmalar gerçekleştirdik. Şimdi ikinci etabını gerçekleştiriyoruz. Bizler DEM Parti olarak kiminle görüştüysek herkes şunu söyledi; Türkiye’yi de Suriye’yi de kastederek coğrafyamızın barışa ihtiyacı var. Bu çağrının barışa hizmet edeceğine canı gönülden inanıyoruz dediler. Aynı şekilde biliyorsunuz dünya ölçeğinde bu çağrı çok önemli destek mesajları aldı hem devletler hem hükümetler düzeyinde, hem insan hakları kurumları nezdinde, dünyanın her yerinden Suudi Arabistan’a kadar ise Avrupa ülkelerine, Amerika’ya her kesimden destek açıklamaları geldi. Şimdi bütün bu kadar destek oluşmuşken en geniş yelpazede bir mutabakat varken bu barış ve çağrıyla, barışın tesis edilmesiyle ilgili şimdi hiç konuşmayan ya da çok az konuşan kimdir sayın cumhurbaşkanı. Bugüne kadar daha AKP’den doğru henüz yeterince bir açıklama gelmedi, belli başlı iyi niyet mesajları dışında. Fakat bu süreç hayata geçecekse şayet sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısının hayata geçmesi sağlanacaksa, burada pratik adımları atacak ve örgütleyecek olan kimdir, icra makamı kimdir? AKP hükümetidir. Çünkü icra makamı onlar. Bugün devlet adına atılacak adımları icra makamı yapar ve AKP yapmalıdır.
CUMHURBAŞKANI NEDEN BİR ULUSA SESLENİŞ YAPMIYOR?
Bugüne kadar bu konuyla ilgili net bir açıklama yapmamış olmaları, bir zemini güçlendirecek somut adımları atmamış olmaları elbette toplumda kaygı vericidir. Ziyaret ettiğimiz bütün siyasi parti temsilcilerinin hem bizim yaptığımız basına kapalı görüşmede hem de basına açık bölümde şunu ifade ettiler. Hatta bunu gurup toplantılarında parlamentoda grup toplantılarında kürsülerinden de ifade ettiler. Herkesin hazır olduğu bir yerde Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı neden yeterince konuşmuyor, neden ne olacağına dair bir fikir belirtmiyor? Mesela siyasi partilerden biri ‘neden bir ulusa seslenişi yapmıyor?’ diye söylemişti. Bu konuda bütün dünyanın ve Türkiye’nin bir beklentisi var. O bakımdan biz tabii bu görüşme başvurumuz da oldu DEM Parti heyetinin bir başvurusu oldu. Bu görüşme gerçekleşirken elbette bütün bunları kendileriyle de müzakere edeceğiz. Tabii bütün kamuoyu bilgisi dahilindedir. Aslında bu anlaşmanın altyapısını uzun zamandan beri örülmeye çalışılıyordu.
Demokratik barış ve demokratik toplum çağrısı Türkiye’de yaşayan bütün faklı halkları ve inançları içeren bir çağrı. Kürt halkı bugüne kadar çok önemli bir mücadele yürüttü ve siyasi özne olmayı başarabildi. Kürt halkı kendi taleplerini bir siyasal ve toplumsal talebe dönüştürmeyi başarabildi, sesini de bütün dünyaya duyurdu.
KÜRT SORUNUNUN ÇATIŞMA VE ŞİDDETTEN ARINDIRILMASIDIR
Bu bağlamda Türkiye’de de sayın Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu çağrı evet bir yandan Kürt halkının haklarının kazanımıyla ilgili ama çok daha kapsayıcı bir şey. PKK’ye kendini dönüştür diye bir çağrı yaparken, Kürt halkının demokratik siyasete daha büyük bir katılım sağlamasını talep etti ve Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak yasal, hukuki, demokratik bir zeminde çözülmesinin kapılarının aralanmasını istedi.
DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA ETMENİN YOLUNUN ’72 MİLLETE AYNI NAZARLA BAKMAKTAN GEÇTİĞİNİN VURGUSU YAPILMIŞTIR”
Öcalan’ın paylaştığı ‘Barış ve Demokratik Çözüm Çağrısı’ Aleviler için ne ifade ediyor?
Biz 100 yıllık Türkiye tarihine dönüp baktığımızda Aleviler bu coğrafyada 100 yıldır katledilmektedir. Biraz önce yaşadığımız katliamları tek tek sıraladık hala katledilmekteyiz. Hâlâ Türkiye’de bu koşullarda evleri işaretlenen Aleviler var. Bunun son bulması gerekiyor.
Aslında bu çağrı Alevilerin çok önemli felsefesi olan “bizler 72 millete aynı nazarda bakanlarız”ın ana fikrini içermektedir. Bu çağrıda demokratik toplumu inşa etmenin yolunun ’72 millete aynı nazarla bakmaktan geçtiğinin vurgusu yapılmıştır. Bunları sayın Abdullah Öcalan kendisine Alevilerin bu konudaki görüş ve önerilerini sunduğumuzda, bunları ifade etti. Bu anlamıyla da kendisinin yaklaşımı Alevi inancını özgürce yaşayacağı, hiç kimsenin Alevilerin inanç merkezlerine cümbüş evi diyemeyeceği, Alevilerin evlerini işaretlemeyeceği ve katletmeyeceği üzerinedir. Herkesin öz haklarına kavuşmuş oldukları bir demokratik cumhuriyetin inşasının kapılarını açıyorum diyor bu çağrıda.
“SAYIN ÖCALAN’IN BU ÇAĞRISI AYNI ZAMANDA BU VAHŞETİ, BU KATLİAMLARI BİTİRME ÇAĞRISIDIR”
Son olarak ne söylemek istersiniz?
Gerek Türkiye’de, gerek Avrupa’da, gerekse Ortadoğu’da yaşayan bütün Alevi canlarımıza şu çağrıda bulunmak isterim; sayın Abdullah Öcalan’ın toplumu demokratikleştirmeyi hedefleyen barış çağrısına hep birlikte sahip çıkalım. Bu çağrı önemli bir çağrıdır. Bu çağrı bizim coğrafyamızın bu kanayan yarası olan savaş ve çatışmaların, kanayan yarası olan din ve mezhep çatışmalarının bitirilmesi için oldukça önemli bir çağrı.
Bu çağrıya bizler gerçekten Alevi canlar olarak güçlü bir destek vermeyi başarabilirsek, sahiplenmeyi başarabilirsek, biz hem Türkiye’de hem Suriye’de Alevi canlarımızın görmüş olduğu bu muameleye, yaşamış olunan bu acı dolu katliamların son bulması için önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz.
Lazkiye’deki canlarımızı unutmayalım. Alevi katliamına karşı nerede olursak olalım sesimizi demokratik zemin içinde mücadelemizi en güçlü şekilde, hep birlikte sergileyelim. Alevi canlarımıza her yerde ve her şekilde sahip çıkmaya çalışalım. Şunu unutmayalım ki sayın Öcalan’ın bu çağrısı aynı zamanda bu vahşeti, bu katliamları bitirme çağrısı da.
PİRHA-Samandağ’da Aleviler, Suriye’deki katliamı protesto etti. Aleviler olarak onlarca katliam yaşadıklarını vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye bağlantısı olan her kesime bir kez daha çağrımızı yineliyoruz; bu katliamı durdurun” diye konuştu.
Suriye’de Aleviler katlediliyor ve Suriye’de katliama dur de şiarlarıyla Hatay’ın Samandağ ilçesinde miting düzenlendi. Mitinge DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Dernekleri Genel Başkanı Ercan Geçmez, Türkiye Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay, katıldı.
Binlerce yurttaşın katıldığı protesto eyleminde kitle sık sık ‘Susma haykır, katliama hayır’ , ‘Katil HTŞ Suriye’den defol’ , ‘Alevi halkı yalnız değildir’ sloganları atıldı.
“COLANİ, AZILI BİR TERÖRİST”
Terörist Colani’nin Suriye ulusal diyalog konferansı düzenlediğini ancak konferansta Aleviler, Dürziler ve Kürtler’in olmadığını söyleyen Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay, “Alevisiz, Dürzisiz, Kürtsüz Suriye toprakları susuz, çiçekli, güneşsiz çorak topraklardır. İsrail’e tek taş atmayan Colani’den toprak bütünlüğünü öğrenmeyeceğiz. Colani’nin yaptığı katliamları çok iyi biliyoruz siz ne kadar Colani’yi aklamaya çalışsanız da biz onun kim olduğunu biliyoruz o azılı bir terörist” diye belirtti.
“BU KATLİAMI DURDURUN”
Aleviler olarak onlarca katliam yaşadıklarını vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Alevi kurumlarıyla birlikte diplomasi yürüttük. Suriye bağlantısı olan her kesime bir kez daha çağrımızı yineliyoruz; bu katliamı durdurun. Suriye’de herkes eşit yurttaş olana kadar mücadelemiz devam edecek. Alevinin, Kürdün, Hristiyan’ın, Sünni’nin kardeşçe yaşadığını bütün dünyaya gösterdik. Emperyalist güçlerin bizleri parçalamasına, bölmesine asla izin vermeyeceğiz. Egemenlere inat bu coğrafyada Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar, Dürziler kazanacak. Ali’nin bilgeliği ve cesaretiyle, Hüseyin’in dirençli mücadelesiyle, Seyit Rıza’nın diz çökmeyen duruşuyla direnmeye, bir birimize can olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“BU TOPRAKLARDAN NİCE COLANİLER GEÇTİ”
Emperyalist ülkelerin yanında yer alıp ellerindeki silahlarla halkların teslim almaya çalışanların büyük bir yanılgı içerisinde olduğunu belirten İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, “Biz binlerce yıldır Colani gibilerin ağa babalarına karşı dünyanın her tarafında direne direne yaşamayı öğrenmiş bir topluluğuz. Dünün teröristi şimdi ise ABD tarafından boynuna kravat takınca Mr. Colani denilen kişi bilsin ki bu topraklardan nice Colaniler geçti ama halklar binlerce yıldır var olmaya devam ediyor” dedi.
“SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMA SESSİZ KALANLARI UNUTMAYACAĞIZ”
Suriye’de Alevileri katledenlerin Gazi’de ve Sivas’ta yine kendilerini katlettiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Bizi katledenleri unutmayacağız ve affetmeyeceğiz. Biz Aleviler hüseyni bir duruş göstermemiz lazım. Bugün bizim yanımızda gibi görünüp Suriye’de yaşanan katliama sessiz kalanları da unutmayacağız. Nefesimiz yezitlerin boynunda zülfikar olduğunu unutmasınlar” diye ifade etti.
“ALEVİLER ARTIK YALNIZ DEĞİL”
Alevilerin artık dünyanın her tarafında yaşadığını dile getiren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Aleviler yaşadığı her yerde aynı acıları yaşıyorlar. Aleviler neden bize sürekli zulüm uyguluyorlar ama artık Aleviler dünün Alevisi değiller, artık yalnız değiliz. Artık kimseden korkmuyoruz Kerbela’da Hz. Hüseyiniz, Dersim’de Seyit Rızayız, yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği diye Denizleriz. Haklı ve onurlu mücadelemizden bir gram geri adım atmadan yolumuza devam edeceğiz” dedi.
“BU COĞRAFYADA YEZİTLER VARSA HÜSEYİNLERİN RUHLARI DA DEVRİYEDİR”
En yakındakilerin kendilerini öldürdüğünü vurgulayan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Bizler 72 millete aynı nazarlardan baktığımız için tarihte hep katliamlara uğramamıza yol açmıştır. Bu coğrafyada nemrutlar, yezitler varsa Hüseyinlerin ruhları da devriyedir. Ben inanıyorum ki Suriye’de bu ruh bugün ayaktadır ve asla teslim olmayacaktır” diye söyledi.
“ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNİN ÖNÜNÜ AÇIYORLAR”
Suriye’nin birçok yerinde Alevilerin katledildiğini belirten Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Alevileri katleden cihatçıları Samandağ’dan lanetliyorum. Emperyalist ülkelerin kravat takıp, takım elbise giydirdiği katilin gerçek yüzü açığa çıktı. Kobane düşsün diye çetelerin önünü açanlar bugün de Alevilerin katledilmesinin önünün açıyorlar.”
PİRHA- Almanya’da düzenlenen ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “2013 sürecinde muhalefet barış sürecinin içerisinde etkin olarak yer almadı. Aynı şekilde toplumsal dinamikler barışı tartışmadı. Bizimde o dönemin özeleştirisi verdiğimiz eksiklerden biri buydu. Bu dönemde açık ve şeffaf olarak konuşan, tartışan bir çalışma yürütmek istedik” dedi.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Demokratik Alevi Federasyonu ve Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı düzenledi.
Gustavsburg Cemevinin ev sahipliğini yaptığı konferansa DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Demokratik Alevi Federasyonu Eş Başkanı Demir Çelik, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Genel Başkanı Serhat Süleyman Narlı ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat konuşmacı olarak katıldı.
Açılış konuşması yapan Hessen Bölge Başkanı İhsan Dilber ve Gustavsburg Cemevi Başkanı Müslüm Aktar katılımcıları selamladı.
“ARAP ALEVİLER OLARAK MAZLUMDUK VE KATLİAMA MARUZ KALDIK”
Konferansta, ilk sözü alan Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Genel Başkanı Serhat Süleyman Narlı, Arap Alevilerin sürekli bir hedef halinde olduğunu belirterek, “Tarihin her döneminde Aleviler ve felsefeleri hedef haline getirilmiştir. Biz Arap Alevileri bu tarihi süreçte mazlumduk ve katliamlara maruz kaldık. Alevilere yönelik bu nefret söylemleri 14. Yüzyıl fetvalarında da görülmüştür. Bizler tek bir Alevi çatısı altında birleştiğimiz bu ideoloji bizim birliğimizdir. Bizler de Arap Alevileri olarak lokmalarımızı kardeşlerimizle paylaşma kültürümüz var. Hristiyan, Sünni, Asuri canlarla lokmalarımızı paylaşırdık. Bizler sorgulayıcı bir felsefeye sahibiz. Otorite olarak kabul ettiğimiz bir yapı yoktur. Arap Alevileri olarak bu zulme karlı örgütlü bir yapıyı oluşturmayı tartışmalıyız” dedi.
Narlı, Baas rejimi üzerinden Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekerek, Baas rejiminin yıllardır Alevi örgütlenmesinin önünü kestiğini söyledi. Narlı, “Suriye’de Esad rejimi ile bağdaştırmış Aleviler. Sanki Esad tarafından desteklenen bir Alevi devleti varmış gibi algı yaratılıyor. Suriye’de yaşadığımız dönemde Alevi olduğumuz söylenmezdi. Baas rejimi orada Alevi örgütlenmesinin önünü sürekli kesti. Bu rejim fakir, mazlum olanı kendinden görmez. Ama Aleviler hedef haline getirildi. Bir köyde 58 kişi katledilmiş, çok sayıda kişi gözaltında kaybedilmiştir. Sebep ise Alevi olduklarını sorduklarında Alevi olduklarını kabul etmeleriydi. Çokça aile göçertildi, kadınalar baş örtüsü zorunluluğu getirildi. Suriye’de 5 milyon Alevi yaşamakta. Yaşam alanlarında açık bir temizlik yapılıyor” diye konuştu.
FIRAT: ALEVİLERİN VE DİĞER HALKLARIN SORUNLARI DA ÇÖZÜME KAVUŞACAK
Kürt sorununun çözümü ile birlikte Aleviler ve diğer halkların sorunlarının da çözüme kavuşturulması için mücadele ettiklerini söyleyen DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, “Bu kadar Alevi nüfusu varken bizler neden katliama maruz kalıyoruz. Bu kadar katliama uğramış, yakılmış olan biz Aleviler neden hala bir olamıyoruzu sormak lazım. Biz örgütlenirsek özgürleşiriz, bunun mevcut koşulu budur. Suriye’de Aleviler bir katliamla karşı karşıya. İnsanlığa karşı büyük bir vahşet var. Ama bizler ise hala birbirimiz ile uğraşıyoruz. Sözümüzü daha güçlü kurmak lazım. Alevilere dayattıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi ucube bir kurum var. Kirli bir propaganda yürütüyorlar, Alevi pirlerine ise cemevi uzmanı diyorlar. Kürt sorunu Türkiye’nin büyük bir yarasıdır. Daha kaç insan ölecek, bu kanın durması lazım. Her kesimin yan yana gelerek beraber mücadele etme koşullarını bulmamız lazım. Aleviler yalnız mı bırakılıyor gibisinden bir kaygı yaratılıyor. Sadece Kürt sorunun değil Alevilerin ve diğer sorunların çözüme kavuşturulması ve eşit yurttaşlık hakkına kavuşması için birlikte mücadele ediyoruz ve bunu sonuca kavuşturacağız” ifadelerini kullandı.
ÇELİK: ALEVİLER SON 100 YILIN AĞIR TRAVMASINI YAŞIYOR
Demokratik Alevi Federasyonu Eş Başkanı Demir Çelik, Alevilerin son 100 yılın en ağır travmasını yaşadığını dile getirerek, “Barışı kutsaldır; herkesten çok biz Alevilerin dillendirmesi ve sahip çıktığı bir kutsallıktır. Savaşın yıkıcılığı, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere toplum kırını deşifre etmek, karşısında pozisyon almak ve dolayısıyla barışı dillendirmek herkesten çok kendisine Alevi diyenin görevi olmalıdır. Biz Alevilerin yaşadığımız katliamların bizde en ağır olan travmasını son 100 yıldır yaşıyoruz. Ağır bir sosyal, siyasal travmayı yaşıyoruz. Nerede kaybettik, nasıl bulabiliriz sorularına yanıt bulmadan eriniyoruz. Biz kendi hakikatimiz olan devlet ve iktidar dışılığı yaşatamadığımız için büyük kaybettik ve kaybediyoruz” şeklinde konuştu.
“YAN YANA GELEMEZDEK BİZİ BÖLENLER YİNE KAZANACAKLARDIR”
Aleviler ve diğer mazlum halkların bir araya gelememesi durumunda iktidarların yeniden kazanacağına vurgu yapan Çelik, “Savaşa karşı barışın pratik adımlarını da örmemiz gerekiyor. Büyük risklerin yanında büyük olanaklar ve imkanlarda var. Buna erişebilmenin yolu örgütlenmektir, öz gücüne dayanmaktır. Çıkaracağımız temel ders; savaşa karlı barışın savunucusu, kendine güvenmekten, mazlum halklarla ortak yaşamı inşa etmekten geçiyor. Biz mazlumlar ve mağdurlar savaşa karşı omuz omuza mücadeleyi büyütemezsek , demokrasi asgari müştereğinde Aleviler olarak yan yana gelemezsek bizi bölenler yine kazanacaklardır” diye belirtti.
MAT: ALEVİLER 2. YÜZYILDA AYNI ŞEYLERİ YAŞAMAK İSTEMİYOR
“35 yıllık Alevi mücadelesi bize şunu gösterdi ki; örgütlenmeyen toplumların geleceğini inşa etme şansı ve hakkı da olamaz” diyen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise “Alevi inancının temel öğesi, kutsalı insandır, yaşam hakkıdır. Barış tabi ki Alevilerin de öncülük edeceği, üstüne düşeni ivedilikle yerine getireceği bir şey. Alevilerin nefes alacağının söylendiği cumhuriyet tarihi Osmanlı’dan daha çok Alevilere zulüm etmiştir. Birinci yüzyılında resmi devlet ideolojisinin Alevilere yapmadığı kalmadı. Aleviler cumhuriyetin birinci yüzyılında yaşadığını ikinci yüzyılda artık yaşamamalı. 35 yıllık mücadele gösterdi ki Aleviler cumhuriyetin demokratikleşmesine müthiş katkı sunuyor” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLER ONURLU BİR BARIŞIN YANINDA AMASIZ YER ALACAKTIR”
Alevilerin şeffaf yürütülecek bir sürece destek vereceği ve rol üsteleneceğini söyleyen Mat, “Türkiye’nin demokratikleşmesi sadece Diyarbakır’dan değil aynı zamanda Dersim’den ve Hacıbektaş’tan geçer. Bizde bu vesileyle bu şeffaf ve demokratik olarak yürütülecek bir sürecin ortak paydaşı olmak istiyoruz. Biz Türkiye’nin demokratik, laik, seküler bir şemsiyesinin altında ortak barış sağlanabilir. Barışa dair tespitimiz, arzumuz budur. Aleviler amasız, fakatsız onurlu bir barışın yanında yer alacaktır” diye ekledi.
HATİMOĞULLARI: İÇ BARIŞI TARTIŞMAYI GEREKTİREN KOŞULLARIN OLUŞTUĞUNA DAİR DEĞERLENDİRMELER VAR
Konferansın son konuşmacısı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Parti (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kürt sorununun çözümüne dair gelişen sürece dair kimi aktarımlarda bulundu. Hatimoğulları, “Ortadoğu tam bir savaş alanı olduğunu ve savaşın artık batıya geldiğini Ukrayna-Rusya savaşında gördük. Küresel sermaye çok ciddi bir krizin içerisinde, buradan çıkmak içinde Ortadoğu’da savaşlar var. Suriye’deki son gelişmeleri de bu tablonun içerisinde önemli bir fotoğraf karesi olarak görüyoruz. Hindistan’dan Avrupa’ya kadar gelecek olan enerji koridorunun içerisinde Türkiye yok. Dolayısıyla Türkiye’de başka bir stratejik bir yönelime girilmesine dair kuvvetle muhtemel devletin bir kanadı böyle çalışıyor. Buradan bir hareketin Türkiye’de bir iç barışı tartışmayı gerektiren objektif koşulların oluştuğuna dair önemli değerlendirmeler var. Sadece bu mudur, tabi ki değildir. Kürt halkının güçlü bir örgütlenmesi olmamış, Suriye’de öz yönetimler kendisini koruyabilmiş olmasaydı sizi kimse muhatap almazdı” diye konuştu.
“2013 SÜRECİNE ÖZELEŞTİRİ OLARAK SÜRECİ TARTIŞAN BİR ÇALIŞMA YÜRÜTTÜK”
Hatimoğulları, 2013 yılındaki müzakere sürecinin bir özeleştirisi olarak toplumsal dinamiklerle süreci tartıştıklarını dile getirerek, “Sürecin başlamasıyla birlikte ikinci görüşme sonrasında siyasi partilerle, demokratik kitle örgütleriyle, Alevilerle, kadın, ekoloji hareketleriyle merkezi düzeyde görüşmeler gerçekleştirdik. Başta ana muhalefet partisi olmak üzere tüm partilerle Sayın Öcalan’ın şu vurgusunu paylaştık. 2013 sürecinde muhalefet barış sürecinin içerisinde etkin olarak yer almadı. Aynı şekilde toplumsal dinamikler barışı tartışmadı. Bizimde o dönemin özeleştirisi verdiğimiz eksiklerden biri buydu. Bu dönemde açık ve şeffaf olarak konuşan, tartışan bir çalışma yürütmek istedik” dedi.
ANA MUHALEFET PARTİLERİNE GÖNDERİLEN MESAJ
Hatimoğulları şöyle devam etti:
Toplumun nabzını tutan bütün toplumsal kesimlerle yaptığımız görüşmelerin tamamı pozitif geçti. Sayın Öcalan ana muhalefet partisi başta olmak üzere tüm partilere şu mesajı yolladı; ‘Siz bu dönemin kurucu öznesi, Türkiye’de barışın inşa edilmesinde özne olmazsanız bu iktidar her şeyi kendine yontar.’ Alevi canlarda kaygıların olduğunu hepimiz biliyoruz. Yaptığımız tüm toplantılarda bunu açıkça dile getirdiler. Bu hassasiyeti gören bir yerden bu kaygıların giderilmesi için Alevi örgütlerine doğrudan bilgi vermemiz gerekiyor ise istenilen yerde veririz dedik.
ÖCALAN’IN ÇAĞRISI NE OLACAK?
Sayın Öcalan’ın yakın bir zamanda açıklama yapmasını bekliyoruz. Bunun Şubat sonu ve Mart başına yetişeceği bilgisini verdik. Diğer önemli bir soru bu açıklamanın mahiyeti ne olacak? Tabi ki içeriğini cümle cümle bilmiyoruz. Ama ana fikrini biliyoruz. Ana fikri şudur; Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak demokratik ve hukuki bir zeminde çözülmesini sağlamak çağrısı olacak bu çağrı. Bahsettiğimiz tüm toplumsal kesimlerin bu çağrıyı heyecanla beklediğini biliyoruz.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla, Ankara Güven Park’ta atanan kayyımlara karşı basın açıklaması yapıldı. Tülay Hatimoğulları, iktidar barışı provoke etmeye çalışsa da DEM Parti olarak barış mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini ifade ederken, Tuncer Bakırhan’da, “Kayyımcı anlayış barışa sabotajdır” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanların Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile belediye eşbaşkanları, meclis üyeleri, görevden alınan eş başkanları, milletvekilleri ve partililer, kayyım atamasına tepki göstermek amacıyla Güven Park’ta eylem yaptı.
“BARIŞ DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Eylemde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kayyım sistemi olarak tanımlayarak, halkın seçme seçilme hakkının elinden alındığını ifade etti.
“BU BİR İŞKENCEDİR”
Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasının tarihi olarak 15 Şubat seçilmesinin iktidarın rövanşist anlayışının sonucu olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları, “Kayyımcı anlayış bir darbeci zihniyetinin sonucunun yanında maddi kaynakların üzerine çökmektir. Kayyımlar bir ton borçla bıraktı. Belediye Eş Başkanları bu borçları azaltmak için faaliyet yürüttüler. Kürdü asli yurttaş olarak görmüyorsunuz. Hizmet yürütülecek yurttaşlar olarak görmüyorlar. Bu bir işkencedir” dedi.
Kayyım rejimini batıya taşındığını aktaran Tülay Hatimoğulları, “Bizler Türkiye’nin her yerinde kentin bütün dinamikleri ile, halklarımız ile demokrasi mücadelesi vereceğiz. Bizlere karşı gerçekleşen kayyımlarla, tutuklamalarla tarih boyunca geri adım atmadık” diye konuştu.
Kent Uzlaşısı’nın yargı eliyle suç sayılmaya çalışıldığını vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Halkların uzlaşısına ket vuramazsınız. HDK’ye yapılan operasyonu asla kabul etmiyoruz. Gözaltına alınan arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın. Bu iktidar barışı provoke etmeye çalışsa da biz DEM Parti olarak barış mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz. Barış demeye hep beraber devam edeceğiz” diye belirtti.
“TÜRKİYE HALKLARINA SORUYORUZ KİM BARIŞTAN YANA?”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kayyım atamaya sebep olanlara seslerini duyurmak için Ankara’da olduklarını dile getirerek, ” Kayyım hırsızlıktır. İktidarı uyarıyoruz; hırsızlıktan vazgeçin. Vazgeçmezseniz tabela partisi olacaksınız. Biz barıştan, halkın iradesinden yanayız. İktidarın masasında Kürt inkarı, asimilasyonu var. Biz çözüm konuşurken, iktidar kayyımı konuşuyormuş. Şimdi Türkiye halklarına soruyoruz kim barıştan yana? Seçilmişlerimizle birlikte çözüme davet ediyoruz” şeklinde konuştu.
“KAYYIM TÜRKİYE’NİN SORUNUDUR”
Tuncer Bakırhan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Türkiye halkları bu haksızlığa ses çıkarmalıdır. Bu kayyımcı karanlık anlayışın son bulmasını istiyoruz. Bir denklem oluşturulmuş, bu denklemde Kürtler yok, Aleviler yok, halklar yok. Kayyım sadece Kürtlere değil herkesedir. Bu siyasal darbe yapan anlayışa karşı hep birlikte mücadele edilmelidir. Kayyım Türkiye’nin sorunudur. Kayyımcı anlayış barışa sabotajdır. Masanıza artık barışı koyun. Sizin bu suskunluğunuzun cevabı kayyım mıdır? Bunu mu anlamalıyız. Bu iktidara rağmen onurlu bir barışı getirmek için seçilmiş arkadaşlarımız ile elimizden gerekeni yapacağız. Dayanışma içinde olursak bu kayyımcı anlayışından kurtulacağız.”
Konuşmaların ardından seçilmişler Güven Park’ta halay çekip, kayyımlara karşı slogan atarken, daha sonra Meclis’e yürüdü.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın da katılımıyla Van’da kayyıma karşı kitlesel yürüyüş yapıldı.
Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanması üzerine kentte kitlesel yürüyüş yapıldı. Yürüyüşe, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Dönem Sözcüsü Juliana Gözen, Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Naci Sönmez, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkan Yardımcısı Senem Deniz Kural, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Yürütme Kurulu üyesi Orhan Kök, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Genel Başkanı Feray Mertoğlu, milletvekilleri ve belediye eş başkanları katıldı.
Alkış ve sloganlarla yürüyüşe destek vermek isteyen kitlenin kitlenin eş genel başkanlarla bir araya gelmesine izin vermeyen polis, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.
BAKIRHAN: BU BİR İŞGAL DEĞİL DE NE?
Yürüyüş sonrası ilk olarak konuşan Tuncer Bakırhan, polisin halka dönük saldırısına tepki göstererek, Türkiye’nin tüm kentlerinden polislerin Van’a getirildiğini vurguladı. Bakırhan, “Şu an alınan önlemlere, TOMA’lara Türkiye’nin dört bir yanından buraya yığılan kolluğa bakılırsa bu ülkede demokrasi olduğunu söyler misiniz? Van bu ülkenin bir kentidir der misiniz? Bu bir işgal değil de nedir. Böyle bir görüntü Türkiye’nin başka bir yerinde var mı? Bu sömürge hukuku değil de nedir? Gençlerin işkenceyle gözümüzün önünde gözaltına alındığı, insanların bizimle buluşmasının engellendiği, Van halkıyla bizim aramıza bariyer kalkan koymaya çalışan bu aklı kınıyorum” dedi.
Van halkının iradesine sonuna kadar sahip çıkacağının altını çizen Bakırhan, “Van halkı 14-14 yaparak size en büyük cevabı verdi. Van halkı, ‘Bekir Kaya’yı alırsınız, belediyeyi gasp edersiniz ama ben de sandıkta hesabı 14-0 ile sorarım’ dedi. Sizler buradan ders çıkarma yerine 3 dönemdir Kürt halkının iradesine kayyım atayarak, bu halkı durduracağınızı, kıracağınızı davasından, kimliğinden vazgeçireceğinizi mi düşünüyorsunuz. Van yiğitlerin, barış annelerinin onurluca mücadele eden yılmayan kadınların kentidir. Van umudun, özgürlüğün, demokrasinin peşinde konuşan gençlerin kentidir. Van yenilmez, pes etmez, gaspçı, hırsız kayyımlara asla onay vermez. 14-0 bizim için bir künye sizin de alnınıza yazılmış kara bir lekedir. Ama lekeden utanır mısınız onu bilmem” sözlerini kullandı.
“VAN HALKI TARİH YAZDI”
Tülay Hatimoğulları da, 31 Mart yerel seçimlerinde Van’ın oy oranıyla tarih yazdığını belirterek, “Sizler 31 Mart’ta bu haksızlığa ‘dur’ dediğiniz için bugün rövanş almak istediler. Bu halktan öç almak isteyen bir yaklaşımdır. Van halkının 14-0 başarısını hazmedemeyen bu iktidarın uygulamasıdır. İsrail Filistinlilere nasıl davranıyorsa; o belediyeye sabaha karşı girişleri aynı fotoğraftır. Adeta başka bir ülkeyi işgale gider gibi kenti işgal etmiş durumdalar” diye konuştu.
İktidarın kent uzlaşısı ile kazanılmış belediyelere de saldırdığını söyleyen Hatimoğulları, “Bugün sadece Kürtlerin seçtiği belediyelere değil sadece Kürt halkının ittifak kurduğu belediyelere değil aynı zamanda ‘Kent Uzlaşısı’ ile seçilmişlere dönük de operasyonlar hız kesmiyor. Bugün etekleri o kadar tutuşmuş ki iktidarı kaybetme korkusu onlara o kadar sinmiş ki İstanbul’da ‘Kent Uzlaşısı’ yapılmış yerlere de operasyonlar gerçekleştirdiler ve birkaç gün önce çok sayıda insanı tutukladılar. Bu faşizan ve otoriter uygulamalar devam ettikçe bizler halkımızla beraber bu ülkede yaşayan bütün farklı halklar ve inançlarla beraber daha büyük ‘Kent Uzlaşıları’ kuracağız. Çok daha büyük demokrasi mücadelesi yürüteceğiz” dedi.
“EŞ BAŞKANLARIMIZ SEÇİLDİKLERİ İÇİN TUTUKLU”
Çiğdem Kılıçgün Uçar ise kayyıma çağrı yaparak, şunları söyledi:
“O koltuk eş başkanlarımıza, Van halkına iade etmelidir. Onların yeri orası değil. Eş başkanlarımız suçlu oldukları için değil seçildikleri için tutuklanıyorlar. Van çok büyük acılar çekti, bunu büyük bir direniş kültürüne dönüştürdü. Bu bitmeyen bir direniş, bitmeyen bir mücadele. Kürt halkı belediyeleri kazanarak, parlamentoda yer alarak bir şey anlatıyor devlet aklına, diyor ki; Kürt sorunu artık çözülmelidir. Bu sorunun çözümü de sayın Abdullah Öcalan’dır. Hepimizin yüreği, gözü, kulağı sayın Öcalan’ın açıklamasındadır. Dolayısıyla bu direnişin Öcalan’ın yapacağı tarihi açıklamayla buluşacağına inanıyorum. Kayyıma karşı mücadelemiz yarın da, diğer günlerde de devam edecek.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, parti genel merkezinde ‘Süreç ve Kayyım’ konusuna ilişkin açıklama yaptı. İktidara seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz?” diye sorarken, Tuncer Bakırhan da, “Van’da iradesine sahip çıkan halkımız gibi mücadele edeceğiz, direneceğiz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, Kürt sorununun çözümüne dair devam eden tartışmalara ve kayyım atamalarına ilişkin partilerinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Kayyımı, “Darbe” olarak nitelendiren ve her gün devletin ve iktidarın şiddeti ile karşı karşıya geldiklerini belirten Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:
“Bugün sabaha karşı Van Büyükşehir Belediyemiz’e kayyım atandı. Bugün günlerden 15 Şubat. 15 Şubat Sayın Öcalan’ın uluslararası bir komplo ile Türkiye’ye getirildiği gündür. Siz değerli basın emekçileri bizi her gördüğünüzde bize şu soruyu sordunuz; Sayın Öcalan’dan beklenen açıklama acaba böylesi sembolik bir günde yani 15 Şubatta mı gerçekleşecek diye. Bizde hazırlıklar yetişirse olabilir ama kuvvetle muhtemel hazırlıklar yetişmeyecek sonrasına bırakılacak demiştik. İşte böyle sembolik bir günde ve Van gibi başarılı ve halkın direnişinde sembolleşen bir ilimizin büyük şehir belediyesine böyle bir günde kayyım atandı.
Biz bugüne kadar AKP’nin sarayın nasıl çalıştığını çok iyi biliyoruz. Bu sembolik günlere kendisinin nasıl önem atfettiğini çok iyi biliyoruz. Buradan sizler aracılığıyla Saraya ve doğrudan Erdoğan’a soruyoruz; Siz bugün Van’a kayyım atayarak ne yapmaya çalışıyorsunuz? Siz bugün Van’a kayyım atayarak var olan diyalog süreci dinamitlemek mi hedefliyorsunuz? Barış sürecinin konuşulduğu ve toplumun umutlandığı bir dönemde bu diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz?”
“SAMİMİYETE DAVET EDİYORUZ. AMACINIZ NEDİR?”
Tuncer Bakırhan da, İçişleri Bakanı talimatıyla halkın iradesine kayyum atandığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“Bunu kabul etmek, buna itiraz etmemek bizim defterimizde yazmaz. Bizim mücadele geleneğimiz, gaspa ve antidemokratik uygulamalara karşı mücadele eden bir gelenektir. Sandıkta yenişemeyeceksin, 14’te 14 yapacak Wan halkı, sana kayyımcu politikalarına büyük bir ders verecek.
Hiç olmamış bir suçu, yargı eliyle bir suçmuş gibi gösterip ceza vereceksin. Korsanvari bir şekilde, çetevari bir şekilde gecenin saat ikisinde gaz bombalarıyla, plastik mermilerle Wan Belediyesini basacaksın. Gazetecileri, orada iradesine sahip çıkan halkı gözaltına alacaksın, ters kelepçe vuracaksın. Emin olun, bu kötülüğü, bu düşmanlığı kimse unutmaz. Bu kötülük, bu düşmanlık yargının verdiği kumpas bir kararla örtülemez. 14’te 14 yapan onurlu Van halkı kendi iradesine sahip çıkacaktır.
Bakın sabah akşam terör ha terör. Allah aşkına sizin huzurlarınızda Türkiye halklarına seslenmek istiyorum; sandıkta iradesini seçen halkın iradesine sahip çıkması mı terördür? Sayın Recep Tayyip Erdoğan 3 günlük yurtdışı gezisinde çözüm, demokrasi deyip nutuklar atıyordu. Tam da Türkiye’ye indiği saatlerde ayağının tozuyla kayyım atandı. Kim inanır dışarıdaki nutuklara. İnsanlar iradesi gasp edilen Wan halkının iradesine atanan kayyımlara bakarak sizin notunuzu verebilir.
Samimiyete davet ediyoruz. Amacınız nedir? Siz Kürt sorunu denilince ne anlıyorsunuz, ne yapmaya çalışıyorsunuz? Gerçekten bir çözümden mi yanasınız bu tartışmaların bir çözüme evrilmesinden mi yanasınız yoksa bunları da gerekçe yaparak halkların iradesini gasp etmeye mi çalışıyorsunuz. Biraz net olun, mertçe cevabını verin. Biz mertçe bir kez daha çözümden barıştan demokrasiden müzakereden yanayız diyoruz. Şimdi soruyoruz; iktidara yürütme erkine siz neden yanasınız? Siz ne istiyorsunuz ve siz bu gaspçı anlayışınızı nereye kadar devam ettireceksiniz? Bir taraftan bu gaspçı çetevari yaklaşımlar diğer taraftan çözüm olmaz!
Bu yol yol değil. Bu yol sandıkta halkın iradesine çarpar. Wan’da olduğu gibi 14’te 14 olur, tabela partisi olur. Biz eş başkanımızla birlikte MYK üyelerimizle birlikte birazdan Van’a geçeceğiz. Wan’da iradesine sahip çıkan halkımızla birlikte olacağız. Onlar gibi mücadele edeceğiz direneceğiz. Bu gaspı bu siyasi darbeyi kabul etmeyeceğiz. İktidarı bu gaspçı anlayıştan vazgeçirene kadar da mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz.”
PİRHA – Garip Dede Dergahı Vakfı’nda Hızır lokmaları paylaşılarak cem olundu. DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları lokma paylaşımı öncesinde yaptığı konuşmada “Her zamankinden daha fazla bir arada olmalıyız. Çünkü bizler Hacı Bektaş’ın, Pir Sultan’ın, Seyit Rıza’nın bilgeliği, cesaretiyle var olduk, var olacağız” dedi.
Çok sayıda yurttaş, Xızır ayı vesilesiyle İstanbul’un Küçükçekmece İlçesindeki Garip Dede Dergahı Vakfı’nda bir araya geldi.
Xızır ayının son günü vesilesiyle yapılan buluşmada lokma paylaşımı öncesi DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, konuşma yaptı.
“TAHAMMÜLSÜZLÜKLE BİR YERE VARILMAZ”
GADEV Başkanı Fırat, konuşmasında Hızır’ın manasına değinerek şunları söyledi:
“Bugün birçok yerde Bozatlı Hızır aşkına lokmalar pişirdiniz, kurbanlar verdiniz. Hakk herkesin niyetini kabul eylesin. Umut ediyoruz ki yeryüzünde sevgi egemen olsun, herkesin gönlünde ne dileği varsa Bozatlı Hızır kabul eylesin. Bizler birbirimizin ellerinden tutarsak Hızır da bizim elimizden tutar. Bizler birbirimize sevgi ile bakarsak Hızır, evlerimize güzelliklerini nasip eyler. Büyüklerimiz bizlere hep şunları söylerdi; ‘Birbirinizi Hızır gibi görün ki Hızır, size mihman olsun’. Pirin cemalini gördüğümüzde Hızır’ın cemalini görmüş gibi olurduk. Umuyoruz ki ülkemizde Alevi, Sünni, Türk, Kürt, inananı inanmayanıyla beraber bütün halkların kardeşçe yaşadığı, herkesin birbirinin değerlerine kimliklerine saygı gösterdiği bir zaman olur. Bütün halklar kendini nasıl özgür hissediyorsa; pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli diyor ya ‘ırkı, dili, dini ne olursa olsun iyiler iyidir’. Onun için kimse, tahammülsüzlükle bir yere varamaz. Yunus derki ‘Bizim dinimiz sevgimizdir’. Umut ediyoruz ki her yerde sevgi egemen olur. Evlerinizden Bozatlı Hızır’ın güzelliği hiçbir zaman eksik olmasın. Hakk, Muhammed, Ali, tuttuğunuz oruçları kabul eylesin.”
“BİZ ALEVİLER HER ZAMAN BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLDUK”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da Garip Dede Dergahında yapılan Hızır lokması programına katıldı. Hatimoğulları yaptığı konuşmada “Hızır, kendi içimizde büyüttüğümüz, darda kaldığımızda ‘Yetiş ya Hızır’ dediğimizdir” diye belirtti.
Hatimoğulları, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Biz Aleviler, bu zamana kadar birbirimizin Hızır’ı olduk ve devam edeceğiz. Hakk’a ve hakikate çok ihtiyacımız olan bir dönemden geçiyoruz. Açlık, yoksulluk etrafımızı sarıp sarmalamış. Yoksulluk ne yazık ki herkesin etrafını çevirmiş. Bunlarla birlikte Esenyurt’tan Hakkari’ye kadar kayyumlar atanıyor. Van Büyükşehir Belediye başkanımız hakkında ceza verildi, İstanbul’da 9 belediyeye operasyon gerçekleşti. Biz bütün farklı halklar olarak İstanbul’da kent uzlaşısı ile seçimler yaptık. Bizler haksızlıklara her zaman karşı durduk. Biz Aleviler, sürekli haksızlığa uğrayanların yanında olacağız. Bizler çok acı çektik, sayısız katliamlara maruz kaldık. Şimdi de Suriye’de yaşayan Arap Aleviler katlediliyor. HTŞ isimli bir yapı katliamlar yapıyor. Buradaki Alevi canlarımızın yüreği Suriye’deki canlar için atıyor biliyorum. Demokratik bir Suriye’nin inşa edilmesinin altını önemle çiziyoruz. Ama bizler korkmayacağız, tarih boyunca korkmadığımız gibi. İnançla ve dirençle direneceğiz. Demokratik bir cumhuriyet gibi çok esaslı bir mücadelemiz var.
72 milletten canımızın, kendi diliyle, inancıyla yaşaması için çaba sarf edeceğiz. Katliamlarla başaramadıklarını asimilasyonla başarmak istiyorlar. Ama biz bu politikalara hiç yol vermedik, vermeyeceğiz. İnsan sevgisini yüreğimizin en derininde hissederek bugüne geldik. Onların zalimliğine karşı büyük bir direnç gösterdik yine göstereceğiz. Her zamankinden daha fazla bir arada olmalıyız. Çünkü bizler Hacı Bektaş’ın, Pir Sultan’ın, Seyit Rıza’nın bilgeliği, cesaretiyle var olduk, var olacağız. Hızır hepimizin yar ve yardımcısı olsun.”
Yapılan konuşmalar ardından lokmalar paylaşıldı ve ardından cem tutuldu.
PİRHA-Ortadoğu’da ezilen halkların, inançların, kimliklerin büyük bir baskı ve şiddet altında olduğunu belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Kürtleri Alevileri, Dürzileri ve diğer halkları yok sayarak bir gelecek kurulamaz. Suriye’nin istikrar ve huzuru herkesin kendini ait hissedebileceği yeni yapılanma modeliyle, bir demokratik Suriye ile mümkündür” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
Tülay Hatimoğulları’nın konuşması öncesinde Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin yıl dönümüne dair hazırlanan sinevizyon gösterimi yapıldı.
“DEPREMZEDELER YALNIZ BIRAKILDI”
6 Şubat depremlerinin ardından depremzedelerin yalnız bırakıldıklarını hatırlatarak sözlerine başlayan Tülay Hatimoğulları, depremzedelerin sorunları çözülene, yaralar sarılana kadar depremzedelerin yanında olmaya devam edeceğiz. Acımız gerçekten çok büyük. Acımız o kadar büyük ki kelimelerle tarif edilemez. Ama acıya acı katan şeylerden biri de hala 600 binin üzerinde yurttaşımızın 21 metrekarelik o konteynerlere 2 senedir yaşamlarını sığdırmış olmaları. ‘Depremin yarası sardık’ diyen iktidara sesleniyorum; gidin o konteynerlerin içini görün. Sadece 201 bin konut yapılıp teslim edilmiş. Bunların çoğu da bölgesel ayrımcılık da yaptı bu iktidar. Birçok yerde de hala konut inşaatı başlatmamış bu iktidar. Bunlardan biri Adıyaman ve Malatya’nın bazı yerleri Antakya, İskenderun, Defne, Samandağ ve daha oralara doğru düzgün toplu konut yapılmadı yurttaşla kavga ediyorlar, rezerv alan ilan ediyorlar. Türkiye’nin 85 milyon yurttaşı ödediği vergilerle bunun finansmanını zaten sağlamış ama bunlar kalkıp ne yaptılar. Deprem vergisi adı altında topladıkları vergileri hatta depremden sonra topladıkları hem Türkiye’nin içinden hem de yurt dışından toplanan yardımları kendi 5’li çetesine peşkeş çekmek için uğraşmaktalar” dedi.
“TÜRKİYE HALKLARI, EKONOMİK OLARAK BÜYÜK BİR FELAKETLE KARŞI KARŞIYA”
Türkiye halklarının ekonomik olarak büyük bir felaket ile karşı karşıya olduğuna belirten Tülay Hatimoğulları, “Bu iktidar gerçekten emek düşmanı, emekçi düşmanı bir iktidardır. AKP döneminde sendikalaşma oranı düşürüldü. Grevler yasaklandı. Emekçilerin milli gelirden aldığı pay yüzde 26’ların altılarına kadar düşürüldü ve şimdi işçi sınıfı bu adaletsizliğe itiraz ediyor. Her gün Türkiye’de irili ufaklı çok sayıda işçi, direnişleri ve grevler var. İşçi direnişi bizim de direnişimizdir. Eşitsizliğe karşı bizler işçilerle, emekçilerle birlikte dayanışmaya devam edeceğiz. Buradan biz iktidara sesleniyoruz. Gerçekten kendinizle ne kadar övünseniz az. Dünya tarihi çok fazla ekonomik krizlere tanıklık etti. Pişkince çıkıp bu krizin sanki müsebbibi ve Türkiye’de bu şekilde yansımasının sebebi siz değilmişsiniz gibi siyaset yapabiliyorsunuz. 2028’de ekonomiyi düzelteceğiz diyebiliyorsunuz. 22 senedir bu iktidarda olduğunuz halde” diye belirtti.
“DEMOKRATİK SURİYE CUMHURİYETİNİ İNŞA ETMEK MÜMKÜNDÜR”
Ortadoğu’da Suriye’den Filistin’e kadar her yerin yangın yerine döndüğünü vurgulayan Hatimoğulları, “Ortadoğu’da ezilen halklar, inançlar ve kimlikler büyük bir baskı ve şiddet altında. Ortadoğu’da yine halkların yok sayıldığı yönetimlere şahitlik ediyoruz. En son Suriye’de bunun örneğine tanıklık ediyoruz. Suriye’de Kürtleri Alevileri, Dürzileri ve diğer halkları yok sayarak bir gelecek kurulamaz. Zorla kurulan düzenler er ya da geç çatırdamak durumundadır. Suriye’de halkların kaderi kapalı kapılar ardında değil hep birlikte adil ve eşit bir şekilde belirlenmelidir. Suriye’nin istikrar ve huzuru herkesin kendini ait hissedebileceği yeni yapılanma modeliyle, bir demokratik Suriye ile mümkündür. Herhangi bir etnik ve dini sınıfa bağlı olmadan demokratik Suriye cumhuriyetini inşa etmekle mümkündür” diye ifade etti.
“FİLİSTİN HALKININ, TALEPLERİ KARŞILANMALIDIR”
Ortadoğu’da egemenlerin isminin değiştiğini ancak halk düşmanlığının asla değişmediğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Küresel güçler Gazze’de yeni bir etnik temizlik yapıyorlar. 50 binden fazla insan katledildi 7 Ekim’den bugüne kadar. Gazze’nin yüzde 70’i yok edildi. Şimdi de orada tatil beldesi yapmak için hayal kurarlar var. ‘Orayı ben satın alabilirim’ diyenler var. Sanki çarşıdan turşu satın alıyorlar. Filistin halkı Nekba’yı unutmadı. Milyonlarca insanın evlerinden sürüldüğü o kara günü hiç kimse ama hiç kimse unutmadı. Tarih bunu bize acı acı hatırlatıyor. Bugün Gazze’de de yeni bir Nekba planlanıyor. Bu plan sadece Filistinliler için değil bölgedeki bütün halklar için felaket demektir. Filistin topraklarından elini çekmelidir İsrail ve yerleşimci sömürgeciliğe son vermelidir, Filistin halkının talepleri karşılanmalıdır. Biz halkların barış içerisinde yaşadığı adil ve eşit bir Ortadoğu istiyoruz. Savaşla talanla işgalle bu coğrafya huzur gelmez” diye konuştu.
“VAN HALKINA CEZA VERİLMEK İSTENDİ”
Bütün toplumsal dinamiklerle bir arada olmaya devam edeceklerini dile getiren Hatimoğulları, “Bu iktidar bu sabah Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Abdullah Zeydan’a 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Bu karar 14-0 ile kazanmış olduğumuz Van halkının iradesini tanımama kararıdır. Bakın AKP-MHP ya da başka hangi parti sadece bir ilde büyükşehir dahil olmak üzere 14’e 14 yapmış, yok. Van’da biz tarihi bir başarıya imza atmışız. Bu verilen ceza, Van halkına verilen cezadır. Halkın iradesini gasp etmektir. İktidar bu uygulamalarınla Van Belediyemize yönelik bu cezalandırma sisteminle sen diyalogdan dönmek için bahane mi arıyorsun? Bizler bu sahte bahaneleri çok iyi tanıyoruz. Ne irademizi teslim ederiz ne de barış mücadelemizden bir milim dahi geri adım atmayacağız. Size rağmen barışı inşa etmek için mücadelemiz devam edecek” dedi.
“YAPTIĞIMIZ GÖRÜŞMELERDE, KÜRT SORUNU BARIŞÇIL YÖNTEMLE ÇÖZÜLMELİ GÖRÜŞÜ ORTAYA ÇIKTI”
DEM Parti olarak Abdullah Öcalan’ın yapacağı çağrı öncesi Türkiye’nin ve Kürdistan’ın dört bir tarafında toplumsal kesimlerle buluşmalar gerçekleştirdiklerini söyleyen Hatimoğulları, konuşmasının devamında şunları ifade etti:
“İstanbul, Diyarbakır ve Mersin’de üç miting gerçekleştirdik. 42 merkezde halk buluşmaları gerçekleştirdik. Alevi canlarımızla buluştuk mütedeyyin kardeşlerimizle buluşacağız. Bu ülkenin aydınları, yazarları, gazetecileriyle buluşacağız. Kadın hareketiyle, insan hakları ve doğa hakları savunucularıyla buluşacağız. Bu çalışmalarımızı bu süreçte devam ettiriyoruz. Biz barışı aynı zamanda merkezi olarak yürütülen görüşme ve diyalogun yanı sıra halkla birlikte toplumsallaştırmak için DEM Parti olarak her türlü çabayı harcamaya devam edeceğiz. Bu emeği sarf etmeye devam edeceğiz. Bu görüşmelerden, iktidarın çizmeye çalıştığı bu kara tabloya rağmen biz umutluyuz. Yaptığımız bu kadar görüşmede ortaya çıkan tablodan dolayı umutluyuz. Bu ülkedeki bütün farklı kesimler, bütün toplumsal dinamikler ve muhalefetteki birçok kesimle yaptığımız görüşmede evet barış olmalı dediler. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmeli dediler ve bu demokrasi mücadelesinin büyütüleceğinin göstergesi olarak görüyoruz.”
DEM Parti İmralı Heyetinin bu hafta sonu Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bir ziyaret gerçekleştireceğini dile getiren Hatimoğulları, “Bu ziyaret çerçevesinde Kürt halkının çok önemli liderlerinden biri olan Sayın Mesut Barzani ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirecek. Görüşmede; Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yollarla çözümü, bölgesel istikrar konusunda Sayın Barzani’nin görüş ve önerileri alınacak. Heyetimiz ayrıca Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Sayın Bafil Talabani ve Başbakan Yardımcısı Sayın Kubat Talabani ile bir dizi görüşme ve temaslar gerçekleştirecek. Bu görüşmelerde Kürt halkının ortak geleceğine dair önemli meseleler ele alınacak ve çözüm ile işbirliği olanakları değerlendirilecek. Heyetimiz bu temaslar sonucunda edineceği görüş ve önerileri Abdullah Öcalan ile paylaşacak. DEM Parti olarak bu ziyaretin Kürt sorununun çözümüne ve bölgesel barışın güçlenmesine anlamlı katkılar sağlayacağına yürekten umut ediyoruz” diye konuştu.
PİRHA- Mersin’de düzenlenen “Barış için Özgürlük” mitingine katılan onbinlerce yurttaşa seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, onurlu bir barış için herkesin daha fazla çaba içinde olması gerektiğini belirtti. Alevilerle barışı konuşmaya devam edeceklerini de sözlerine ekleyen Hatimoğulları, “Barıştan bahsederken, bütün halkların ve inançların ortak zeminde yaşamalarından bahsediyoruz. Eşit yurttaşlık hakkı için mücadele ediyoruz. Bu nedenle Alevi canlarımız barışa her zamankinden daha fazla sahip çıkmanın tam da zamanıdır” diye belirtti.
Mersin’de Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) öncülüğünde, “Barış İçin Özgürlük” mitingi, düzenlendi.
Kadınların ve gençlerin yoğunlukta olduğu mitinge onbinlerce yurttaşın yanı sıra siyasi parti, sivil toplum örgütleri, Barış Anneleri Meclisi üyeleri, Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivistleri, DEM Parti milletvekilleri ve CHP heyeti katıldı.
“BARIŞIN SESİNİ ANKARA’YA DUYURACAĞIZ”
Miting, saygı duruşunun ardından sanatçı Kadir Çat’ın sahne almasıyla başladı. Daha sonra Miting Tertip Komitesi adına konuşan Emrullah Şam, amaçlarının barış ve özgürlüğü dile getirmek olduğunu ifade ederken, DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş da, barışın sesini Ankara’ya duyuracaklarını söyledi.
TJA adına konuşan DBP Kadın Meclisi Sözcüsü Berivan Bahçeci , barışın konuşulduğu bir dönemde , kadın, çocuk ve Kürtlerin haklarının tanınması gerektiğini ifade ederek, Kadın özgür olmadan, toplum özgür olamaz diyoruz. Jin, jiyan, azadi” dedi.
“ÖZGÜRLÜK VE BARIŞ TALEBİMİZİ HER YERE YAYACAĞIZ”
DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, Kürtçe yaptığı konuşmada, iktidarın Kürdün iradesini tanıımadığını dile getirerek, şunları ifade etti:
“Özgürlük ve barış için bir araya geldik. Burada bulunan herkes özgürlüğe aşık, bu meydan özgürlük meydanı. Yaşasın özgürlük ve barış savunucuları. Direnişimiz 10 yıllardır büyük bir zorluklarla önemli bir eşiğe ulaştı. Bugün her zamankinden çözüme yakınız. Ortadoğu’da birçok diktatör gidiyor, devletler yıkılıyor. Bugün yıkılmayan sadece Kürt halkı ve onun mücadelesidir. İktidarlar, zalimler Kürtleri statüsüz, dilsiz bırakmak istediler. Ancak bu iktidar ve zalimler bir bir gitti ve yıkıldı. Bugün bütün dünya Kürt halkı ve dostlarının mücadelesini konuşuyor. Bu mücadele mazlumların mücadelesi, hakikat mücadelesidir. Önümüzde zafer dışında bir yol yok. İnanın zafer yakındır. Statü sahibi olacağız ve özgürlüğe erişeceğiz. Her zaman sokakta olacağız ve direneceğiz. Özgürlük ve barış talebimizi her yere yayacağız. Her yerde barış ve özgürlük iradesini örgütleyeceğiz. Gün özgürlük günüdür.”
Mitingde son olarak konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da, Akdeniz Belediyesi’ne atanan kayyıma tepki göstererek, “Halkların ve inançların iradesine kayyım atadılar. Bunu kabul etmiyoruz. Halkın iradesini çalanlara sesleniyoruz; Halk iradesine sahip çıktı ve kayyımı kabul etmedi” dedi.
“BARIŞ İSTİYORUZ”
Barış demekten asla vazgeçmediklerini vurgulayan Hatimoğulları, “Türkiye halkları ‘barış olursa nasıl olacak?’ diye soruyorlar. Biz kadınlar barış demekten vazgeçmeyeceğiz. Kazanımlarımızın yok edilemsini istemiyoruz. İşte bu nedenle biz kadınlar ‘Jin, Jiyan, Azadi’ diyerek barış istiyoruz. Barış istiyoruz, çünkü göç bitsin diye. Doğanun hakkı sağlansın diye barış istiyoruz. İşçiler haklarını alsın diye, savaşa ayrılan bütçe barışa, işçiye, kadına, çocuğa, gence ayrılsın diye barış istiyoruz. Gazeteciler, tutuklanmasın, katledilmesin diye barış istiyoruz. El ele verelim, barışı sağlayalım” diye konuştu.
“EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”
Alevilerle barışı konuşmaya devam edeceklerini belirten Hatimoğulları, “Barıştan bahsederken, bütün halkların ve inançların ortak zeminde yaşamalarından bahsediyoruz. Eşit yurttaşlık hakkı için mücadele ediyoruz. Bu nedenle Alevi canlarımız barışa her zamankinden daha fazla sahip çıkmanın tam da zamanıdır” diye belirtti.
“SÜRECİN BARIŞA EVRİLMESİ İÇİN DAHA FAZLA KATILIM SAĞLAYALIM”
Tülay Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizler barışı evimizde oturarak beklemedik. Hep barış için mücadele ettik. Sayın Öcalan’ın yapacağı çağrıyla yol alacağımızı düşüyoruz. Ama bizler barışı inşa etmek için 10 gün boyunca seferberlik içinde hareket ediyoruz. Bu sürecin barışa evrilmesi için daha fazla katılım sağlayalım.
Dünyanın içinden geçtiği karmaşa, Suriye’nin Ortadoğu’nun içinde bulunduğu karmaşada uzatılan barış eli tarihi bir öneme sahiptir. Bizler 21. yüzyılı barışla taçlandırabiliriz. Kürt sorununun çatışam zemininden barışçıl ve demokratik zemine çekilmesi için her yerde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu süreç bekleme süreci değil. Beklersek onurlu bir barışı elde edemeyiz. Mücadele ettikçe, barışın sesi gür bir şekilde çıktıkça onurlu barışa ulaşırız. DEM Parti, Kürt halkı, Aleviler, muhalefet barışı istiyoru. Ey iktidar sen ne istiyorsun? Bu sorunun yanıtını çık ver.”
PİRHA- Esenyurt’ta gerçekleştirilen mitingde Kürt sorununun çözümüne dair somut adımların atılması gerektiğine vurgu yapılarak, barışa olan inancın ancak bu adımların atılmasıyla mümkün olacağına işaret edildi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bulunan Cumhuriyet Meydanı’na “Özgürlüğü örgütlüyoruz” şiarıyla “Özgürlük için ekmek, adalet ve barış” mitingi düzenledi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın katıldığı mitinge sabahın erken saatlerinde yurttaşlar akın etti. Mitinge çok sayıda siyasi parti, kurum, kuruluş, sendika, platform temsilcisi de katılım sağladı.
“BARIŞIN ZAMANI GELDİ”
Mitingde ilk olarak DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Gonca Yangöz, mitingi “barış talebiyle” gerçekleştireceklerini belirterek, mücadelelerine devam edeceklerinin mesajını verdi.
Tarihi günlerden geçtiklerini belirten DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Murat Kalmaz, barış için üstlerine düşecek olan her göreve hazır olduklarını söyledi. Murat Kalmaz, mücadele çizgilerini güçlendireceklerini belirtti.
Barış Anneleri adına Rewşan Güler de halkı selamlayarak, yıllardır savaşın devam ettiğini ve artık barışın zamanının geldiğini belirtti. Rewşan Güler, barışın herkese kazandıracağını söyledi.
Ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, bugün barış için buluştuklarını söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Bugün adalet, barış, özgürlükleri talep etmek için geldik. Bugün biz toplanırken, toplanmamızı engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Barikatları görüyorsunuz. Bu barikatlar barışa karşı kurulmuştur. Bizler barış için tüm bedelleri verenler olarak bu barikatları çoktan yıkmışız. On yılardır mücadelemiz devam ediyor. Bu mücadelede şehit düşen bütün yoldaşlarımızı buradan bir kez daha minnetle anıyorum. Bu mücadele de gözaltına alınan, tutuklanan, siyasi rehine olarak tutulan bütün arkadaşlarımıza selamlarımızı gönderiyoruz. Mücadelemiz hapishanedeki demir parmakları kırmak, İmralı tecridini kırmak, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve adını sayamadığım binlerce arkadaşlarımızın içindir” dedi.
“SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINI KABUL ETMİYORUZ”
Orta Doğu ve dünyada yeni küresel bir sistemin dizayn edildiğini belirten Tülay Hatimoğulları, yaptıkları mitinglerin ölümleri durdurmak için olduğunu ifade etti. Hatimoğulları, “Bu mitingler Suriye’de Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da, Orta Doğu bölgesinde devam eden savaşı durmak içindir. Bugün Suriye ‘de rejim değişikliği olduktan sonra Kuzey ve Doğu Suriye’de Rojava’da bin bir mücadele ile oluşan özyönetimin bir statü kazanmasını engellemeye çalışıyorlar. Buradan bir kez daha diyoruz ki Rojava’dan elinizi çekin. Kuzey ve Doğu Suriye’den elinizi çekin. Bırakın Suriye halkları Kürt’üyle Türkmeniyle Arabıyla Dürzisiyle Alevisiyle Sujnisiyle özgürce kendi iradesini ortaya koyabilecek bir demokratik Suriye’yi inşa edebilsin. Elinizi çekin. Elinizi oradaki Kürt halkının üzerinden çekin, elinizi Alevilerin üzerinden çekin. Suriye ve Lazkiye’de gerçekleşen Hama’da Humus’ta gerçekleşen Alevi katliamını asla kabul etmiyoruz. Oluşturduğu özyönetim ile bütün Orta Doğu’ya model olan bir demokratik toplumsal yönetimi sağlamıştır. Rojava’da mevcut olan bütün farklı halklar ve inançlar orada kendilerini temsil etmektedir. Kadınlar Orta Doğu’nun karanlığında boğulmak istenen kadınlar Rojava’da eş başkanlık ve eşit temsiliyet ile siyasette kamusal alanda toplumsal alanda yaşamın her alanında kadınlar var” ifadelerini kullandı.
İMRALI GÖRÜŞMELERİ VE MESAJLAR
Ülkenin ağır ekonomik sorunlar yaşadığının altını çizen Tülay Hatimoğulları, iktidarın emekçilerin yan yana gelip örgütlenmesini engellediğini söyledi. Tülay Hatimoğulları, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“İmralı görüşmelerini bu meydanı dolduran siz değerli halklarımız çok merak ediyorsunuz. Bunu iyi biliyoruz. Ama şundan emin olun ki Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımız şuan İmralı’daki görüşmelerin nasıl geçtiğini ve nasıl sonuçlanacağını dört gözle izlemektedir, merak etmektedir. Öncelikle şunu söylemeliyim. Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık durumu oldukça iyi ve sizlere selamlarını getirdim. Selamlarını iletiyorum size. Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza verdiği mesajı şudur: Türkiye’yi demokratikleştirdikçe Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülecektir demiştir. Barışın toplumsallaşması için sadece iktidar sadece DEM Parti değil, Türkiye’deki bütün siyasi partiler bütün muhalefet partileri, bütün kurumlar bütün toplumsal dinamikler mutlaka ve mutlaka bu sürecin bir parçası olmalıdır, yürütücüsü olmalıdır. Yürütücüsü olmalıdır ki kalıcı bir barışı hep beraber sağlayalım.
“BİR YANDAN BARIŞ, BİR YANDAN KAYYIM”
Kanın her yerde aktığı bir dönemde barışa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Türkiye oldukça karanlık bir dönemden geçiyor. Bakın kendi belediyeniz ve burada halkın ortak iradesiyle seçilmiş olan değerli Ahmet Özer şu an cezaevinde ve Esenyurt’a kayyım atandı. Bununla kalınmadı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) hakkında açmış oldukları davalarla onu mahkeme koridorlarına göndermeye çalıştılar. Bu irade bir gaspıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. HDP’nin belediyelerinde geçmiş dönemde iki kez şimdi de DEM Parti’nin belediyelerine kayyım atıyorlar. Bir yandan barış diyorlar öte yandan kayyım atıyorlar. Bunun kabul edebilir miyiz değerli halklarımız. Siirt’te yeni kayyım atandı. Biraz önce kayyım atanmış belediyeleri değerli yoldaşımı tek tek saydı. Bizler bir ellerinde sopa bir ellerine havuçla barışın olamayacağını haykırmak istiyoruz. Barış istiyorsanız, biz çok istiyoruz DEM Parti olarak, Kürt halkı barışı istiyor, Türkiye’nin bütün demokrasi güçleri barışı istiyor. Bir yandan barış diyeceksiniz sonra kayyım atayacaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz şu arkada gördüğünüz barikatları barışın mitinginin içinde kuracaksanız. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Biri yandan barış diyecekseniz gazetecileri tutuklayacaksınız bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri İHA ve SİHA’yla vuracaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz biryandan Rojava’ya bombalar yağdıracak, İHA ve SİHA’larla suikastler düzenleyeceksiniz. Değerli halkımıza sormak istiyorum böyle bir barış olur mu? Umuyorum ki saray bizi izliyor, iktidar bizi takip ediyor. Halkın duygu ve düşüncesini siyasini görüşünü, toplumsal duruşunu görüyordur.
“BARIŞI KENDİ ELLERİMİZLE GETİRECEĞİZ”
Bizler çok önemli bir görev düşüyor. Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz. Mücadele ederek onurlu bir barışı ve demokratik çözümü hep beraber kazanacağız. İşte biz burada yaptığımız miting gibi Mersin’de de Amed’de de mitinglerimizi gerçekleştireceğiz. Sadece bu mu hayır değil. Türkiye’de muhalefeti, herkesi, her kurumu tek tek dolaşacağız. İl il çalışma yapacağız barış için. Buradan bütün il ve ilçe örgütlerimize ve değerli halklarımıza elbette çok önemli görev ve sorumluluk düşmektedir. Bizler 10 Şubat’a kadar 42 merkezde halk toplantıları yapacağız. Bu halk toplantılarında barışın ve onurlu bir barışın nasıl tesis edilebileceğini hep birlikte konuşacağız. İmralı görüşmelerinin bilgisini siz değerli halkımızla paylaşacağız. İstanbul’da da 3 bölgede bu toplantılarımız gerçekleşecek. Bizim bu çalışmadaki en büyük amacımız evimizde oturarak barışın gelmeyeceğini bildiğimiz için barış mücadelemizi daha çok büyütmek için yollara koyulduk. Nasılsa barış olacak nasılsa çözüm var deyip sizden ricam hiç kimse evinde oturmasın. Barışa bu kadar yaklaştığımız bir dönemde barışı 4 elle tutabilmek için yapmamız gereken şey daha çok çalışmaktır. Alanlara mitinglere gelirken 3 kişi geliyorken 10 kişi gelmektir. Alanlara yüzbinleri doldurmaktır. Newroz için şimdiden büyük bir hazırlığın içine girmektir. Gençleri kadınları örgütlemektir. Ancak bizler bu şekilde barışa kavuşabiliriz.
BEŞTAŞ: BUNA KİM İNANIR
HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise kayyım atmalarına vurgu yaparak, “İktidar şiddet bitsin derken, şiddet uygulamaya devam ediyor. Geçenlerde 15 gazeteci tutuklandı, bileşen partimiz ESP operasyon yapıldı, Sêrt’e kayyım atandı. Orada havaya ateş açıldı. Halkın üzerine mermi sıkıldı. Birileri ‘onların sizin tarafınızdan getirilmediğini nereden bilelim’ diyorlar. Ama birbirlerinden haberi yok. Onların vekili bunu söylerken, başka bir vekil ‘saldırı vardı, o yüzden kolluk güçlerimiz havaya ateş açtı’ dedi. İşte bu kadar iki yüzlüler. Onlar binalarından çıkamayacaklar, binalara kayyım atıyorlar. İsimliğine Belediye Başkanvekili yazmış. Hadi ordan sen kayyımsın! Üç defa kayyım atayacaksın sonra şiddet bitsin diyeceksin, buna kim inanır. Bu halkın iradesine el koymaktan daha büyük bir şiddet var mı? Kürtler bu ülkenin yurttaşı değil mi? Buradaki tüm halklar ve farklılıklarla birlikte burası bizim ortak vatanımız. Biz buraya misafir olarak gelmedik. Biz birlikte burada yaşıyoruz. Bu yüzden Cumhuriyeti Demokrasi ile buluşturacağız. Biz barış mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz ama şiddeti de sinmeyeceğiz. Buna direneceğiz. Barış demek teslimiyet değildir” ifadelerini kullandı.
“Kendini muhalefet olarak gösteren bazı kesimler sanki biz hiç baskı görmedik, sanki ittifak yapıyoruz gibi saçma sapan yorumlar yapıyorlar. Kürt halkı bugüne kadar dostlarıyla mücadele ettiği partilerle hep birlikte oldu ve asla arkasını dönmedi. Eğer bir masaya oturulacaksa herkesin sözünün olmasını istiyoruz. Biz evet kurtuluş yok tek başına dedik, birileri bunu yeni hatırlamış. Ama olsun birlikte mücadele etmek lazım. Mesela sadece silahların bitmesi değil, mesele konuşmak, adaleti getirmek, demokrasiyi sağlamaktır. Bu nedenle barış halkların buluşması, hakikatlerin ortaya çıkması, adil yargılamaların olmasıdır. Sürecin arkasında olduğunu söyleyenler saygısını koruyunuz. Bunun karşısında milyonlarca insan direndi. Barış istiyoruz diye saldırılara karşı susmadık, susmayacağız. Bu kayyım ve gasp yöntemleri son bulmalı.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Öcalan’ın İmralı’da son görüşmede söylediklerini aktardı. Hatimoğulları, Öcalan’ın “Bu üst üste binen kriz döneminde Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili oyalama, zaman kazanma, bekle gör politikalarına tevessül etmek Türkiye halklarına yapılacak en büyük kötülük olur” dediğini belirtti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında açıklamalarda bulundu.
Konuşmasına Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’a yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesine tepki gösteren Hatimoğulları, “Bu ceza halkın iradesine apaçık bir saldırıdır. Apaçık bir darbedir. Belediye asbaşkanlarımızı hedef alan bu saldırılarla ve barış arayışının bu şekilde baltalanması asla kabul etmiyoruz. Bir yandan barış konuşulurken öte yandan belediye eşbaşkanlarımıza dönük bir ceza sistemi uygulanmasını doğru bulmuyoruz. Bu karar bir kez daha yargının bütün muhalefete karşı saldırısının göstergesidir. Cezaevleri, baskılar, siyasi soykırım operasyonlarıyla bugüne kadar bir tek adımı geri atmadık. Bizler bu siyasi soykırım operasyonlarına karşı asla diz çökmeyeceğiz, aman dilemeyeceğiz” dedi.
KARTALKAYA YANGIN FACİASI
Kartalkaya yangın faciasına ilişkin de konuşan Hatimoğulları, “Bu felaketlerin sebebi ‘Biz devleti şirket gibi yöneteceğiz’ diyerek yurttaşı müşteri olarak gören, canını değersiz bir eşyaymış gibi gören iktidarın ta kendisidir. Bir haftadır, yitirdiğimiz canları, ihmaller dizisini konuşuyoruz. İktidar ise ne bir özür diliyor ne de istifa kelimesini ağzına alıyor. Sadece tüm gücüyle sorumluları acaba nasıl korurum diye bir çalışmanın içine girmiş durumda. Bu felakete kapı aralayanlar, sermaye kazansın diye denetim yapmayanlardır” ifadelerini kullandı.
İMAMOĞLU’NA SORUŞTURMA
Ekrem İmamoğlu’na soruşturma açılmasına ilişkin konuşan Hatimoğulları, “Kimse karnından konuşmasın. Olası rakiplerini yargı yoluyla yarışın dışına bırakmaya çalışmak hukuksuzluktur. Yakında insanlar konuşmaya başlamadan daha düşünürken mi soruşturma açacaksınız. Zira size göre düşünen ve konuşan her insan tehlikelidir” dedi.
İMRALI GÖRÜŞMELERİ VE ÖCALAN’IN ÇAĞRISI
Tülay Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın ikinci görüşmede söylediklerini şöyle aktardı:
“İmralı görüşmesinde neler konuşuldu. İmralı görüşmesinden çıkan yol haritası elbette bu ülkede yaşayan Türklerin Kürtlerin ve bütün halkların merakla beklediği bir konudur. Ben öncelikle bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiye geçmeden önce Sayın Öcalan’ın bütün yurttaşlara gönderdiği selamı buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Öcalan görüşmede şunları ifade etmiş. Çalışmalarıma devam ediyorum demiş. Kamuoyunda meraklı beklediği görüşmeye ilişkin Türkiye toplumunu ilgilendiren bazı önemli hususları da şu şekilde sizlerle paylaşmak isterim. Sayın Öcalan küresel, bölgesel ve ulusal krizlerin üst üste bindiği tarihsel bir dönemden geçtiğimizi değerlendirmiştir. Bu üst üste binen kriz döneminde Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili oyalama, zaman kazanma, bekle gör politikalarına tevessül etmek Türkiye halklarına yapılacak en büyük kötülük olur demiş. Yaşanan krizlere karşı Türkiye toplumunu ve bölge halklarını korumanın yolu bellidir. Sayın Öcalan’ın çağrısı nettir.
ŞİDDETSİZ DEMOKRATİK ZEMİNDE ÇÖZÜM
Türkiye’yi demokrasi zeminine çekmek, krizlerden kurtarmanın tek çaresidir. Bu kapsamda Sayın Öcalan meseleyi şiddet ve çatışma zemininden demokratik hukuk ve demokratik siyaset zemine çekmeyi hedeflediğini bir kez daha bu görüşmede de ısrarla vurgulamıştır. Sayın Öcalan’ın son görüşmede vurguladığı gibi tarihin kritik dönemeçlerinde sağlanan ortaklaşmalar sorunların çözümüne önemli katkılar sağlar. 22 Ocak tarihindeki görüşmede Sayın Öcalan mevcut sorunların ancak demokratik hukuk yoluyla kökten çözümünün mümkün olduğunu önemle vurgulamış. Sayın Öcalan’ın şu hususların altını çizdiğini ifade etmeliyim.
KRİZDEN ÇIKIŞIN YOL HARİTASINI SUNMAYA HAZIR
Sürekli beka kaygısı üreterek, işçi ve emekçinin alın terini güvenlik politikalarına harcandığı, yoksulluğun derinleştiği, hukuksuzlukların sıradanlaştığı, sömürünün yaygınlaştığı, kadın ve çocuk düşmanlığının arttığı bu kısır döngüden çıkmanın yol haritasını sunmaya hazır olduğunu ifade etmiş.
BAHÇELİ’NİN ÇIKIŞI DEĞERLENDİRMESİ
Evet biz de diyoruz ki tarihin bu önemli kırılma dönemlerinde Türkiye tüm prangalarını atmalı, yüzyıllık ezberden ve kısır döngüden kurtulmalıdır. Ayrıca Sayın Öcalan son görüşmede heyetimize Bahçeli’nin yaklaşımının devlet aklıyla buluşması halinde barışa hizmet edecek tarihsel bir çıkışa vesile olacağını belirtmiştir. Özellikle tarihe not düşerek altını çiziyoruz. Bizler de DEM Parti olarak bu konuda iktidar da artık güven artırıcı somut adımlar atmalıdır diyoruz. Güçlü bir çözümün iradesi ortaya konulmaldır. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için iktidar tarafından toplumun tümünü kapsayan ve demokrasiyi esas alan güven verici adımlar acilen atılmalıdır.”
PİRHA- Sosyalist siyasetçi-yazar, SYKP kurucularından ve DEM Parti PM üyesi Bereket Kar, akciğer enfeksiyonu nedeniyle yaşamını yitirdi. Bereket, cenaze töreninin ardından memleketi Antakya’ya uğurlandı.
Bereket Kar, yakalandığı akciğer enfeksiyonu nedeniyle Ankara’da 6 Ocak’ta kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. DEM Parti ve SYKP, Kar için İnşaat Mühendisleri Odası Konferans Salonu’nda tören düzenledi.
Törende konuşan SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, “Bugün burada hangi sosyalist örgüt Ortadoğu’da çalışmak istemişse o kapıyı aralamış olan yoldaşımızı, Ortadoğu’ya açılan kapımızın yüzü suyu hürmetine buradayız. Filistinli ve Lübnanlı savaşçıların, Suriyeli ilericilerin, Arap Alevilerinin ellerinde ve Mahmut Derviş’in dizelerinde bereket yoldaşın sürdüğü yaşam sonsuza dek yaşamaya devam edecek” dedi.
“YÜREĞİMİZDEN BİR PARÇA KOPTU”
DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları da, Bereket Kar ile ilgili şunları belirtti:
“Hatay’da SYKP’den çok uzun yıllar önce tanıştık. Ortadoğu’ya ilgi duymama katkı sağladı. Benim bu alana ilgimi bilirdi ve sürekli Lübnan’da, Ürdün’de davetler var diye beni çağırırdı. Filistin Halk Kurtuluş Örgütü (FHKÖ) davetlerine birlikte giderdik. Bereket, Türkiye’de devrimci mücadele yürüten herkesin değdiği bir isimdir. Kim Filistin ve Ortadoğu’ya ilişkin bir çalışma yapacaksa Bereket abiye danışırdı. Türkiye’nin Suriye’de sıfır politika uyguladığı dönemde edebiyatçılardan ve sosyalistlerden her kesim oralara gitti. Hepsinin organizasyonunda Bereket abi vardı. Fırsat buldukça ben de yanlarında oldum. İşte bizim Bereket abi ile hikayemiz böyle bir şey. Çok kıymetliydi yüreğimizden bir parça koptu.
“FEDAKARLIĞINI ASLA UNUTMAYACAĞIZ”
Hiçbir zaman halkların özgürlüğünden ve kardeşliğinden asla geri adım atmadı. HDP Ortadoğu Masası’nda 5 yıl birlikte çalıştık. Zaman zaman moralimiz bozulurdu ama kendisi hiç bıkamadan, iyi gitmeyen işleri yeniden ve ısrarla yapmaktan geri durmadı. O emekçi yanını asla unutmayacağız. Hepimize nasip olur inşallah bu kadar fedakarlık, kıt imkanlarla çalışma yürütme çabası. O bir komünist, sosyalist ve emektardı. ‘Kürdistan, Kürt sorunu, Filistin sorunu Ortadoğu’nun en önemli iki sorunu’ derdi. ‘Kanayan iki sorun çözülmeden hiçbir sorun çözülmez’ derdi. Bugün de bu düşünceleri güncelliğini koruyor. Son yıllarda Ortadoğu’ya gitmenin tam zamanıydı ama ne yazık ki son dönemlerini hastanede geçirdi. Onu, emeğini, fedakarlığını asla unutmayacağız. Hepimizin başı sağ olsun ruhu şad olsun onu mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz. En büyük hayali olan HDP’de zuhur bulan demokratik cumhuriyet, birlikte yaşam çabalarını hiçbir zaman unutmayacağız.”
Konuşmaların ardından Kar’ın cenazesi, memleketi Hatay’ın Antakya ilçesine uğurlandı.
PİRHA-HDK Kadın Meclisi “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadın buluşması gerçekleştirdi. Özgür bir yaşam için kadınlar olarak mücadele edeceklerini vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, barışın, kadın katliamlarının sona ermesi, kadın düşmanı politikaların terk edilmesi olduğunu ve kadınların barış için iradelerini ortaya koymaktan geri durmayacaklarının altını çizdi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, “Dünyada her kesimin üzerine düşen görev ve sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu buradan bakarak bilince çıkarmak ve ona göre adımlar atmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Kadın Meclisi, HDK’nin barışın toplumsallaşması amacıyla başlattığı “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadınlar bileşenleriyle bir araya geldi. Kadın Meclisi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın katılımıyla, Beyoğlu’nda bulunan HDK Genel Merkezi’nde bir araya geldi.
Özgür bir yaşam için kadınlar olarak mücadele edeceklerini vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Barış, kadın özgürlükçü bir toplumdur. Barış, kadın katliamlarının sona ermesi, kadın düşmanı politikaların terk edilmesidir. Kadınlar barışı yalnızca istemekle kalmadılar, kalmayacaklar. Kadınlar adil, özgür ve çoğulcu bir toplumun inşası için mücadele eden en kıymetli öznelerdir. Kadınlar Türkiye’de barış için iradelerini ortaya koymaktan geri durmayacaklar. Kadın olmak bu ülkede başlı başına mücadele sebebiyken; bir de mülteci kadın olmak, işçi kadın olmak, Kürt kadın olmak, sosyalist bir kadın olmak, barış annesi olmak, hapishanede bir kadın olmak yani özcesi muhalif bir kadın olmak bizleri acı ve mücadele içinde pişirdi. Barış ve uzlaşma süreçlerine kadınların anlamlı katılımını teşvik etme ve toplumsal cinsiyet perspektifini müzakerelere dahil etme çabalarının çok şeyi değiştireceği şüphesizdir. Bizler yeni bir hikaye yazabilir ve dünyanın gidişatını barış üzerinden şekillendirebiliriz” dedi.
“BARIŞ, KADINLARIN ELLERİNDE GELECEKTİR”
Bütün dünyanın bir savaş eşiğinde olduğunu belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu coğrafyada ve dünyada barışa her zamankinden daha çok ihtiyaç olan bir dönemden geçiyoruz. Barış biz kadınların elleriyle gelecektir. Hakiki tarihsel bir yüzleşme sağlayabilenler barışabilir. Biz kadınlar barışa olan inancımızla gerçeklerle yüzleşmek, barışı bu coğrafyada tesis etmek için elimizden gelen her türlü çabayı ve çalışmayı sürdüreceğiz. Bu anlamıyla HDK’nin başlattığı imza kampanyası çok önemli ve değerlidir. Buradan bütün Türkiyeli kadınlara seslenmek istiyorum; sevgili kadınlar demokratik bir ülkede yaşayabilmek için, kanın akmasını engellemek için, barışa huzura ve adalete kapıların açılması için lütfen hiç üşenmeyin ve barış için sizler de bir imza atın” diye konuştu.
“MÜCADELE DE ORTAKLAŞMAK ÇOK ÖNEMLİ”
“Çok uzun süredir baskı politikalarının Türkiye’de işçilerin ve emekçilerin hayatını çok derinden etkilediğini belirten Emek Partisi’nden Hazal İlik ise, “Bütün bu politikalar Kürt halkının üzerindeki baskılara karşı çıkmak, savaşa karşı çıkmak halkların hayatlarından çaldıkları yaşamlarına karşı çıkmaktır. Türkiye’de bütçenin yarısı savaşa ayrılıyor. Savaş politikaları en çok kadınların yaşamlarından çalıyor. Baskıya, sömürüye karşı hep birlikte çıkmak ve mücadelenin bir parçası olmak, birleşik bir mücadele de ortaklaşmak bu yüzden çok önemli. Biz de burada Emek Partisi olarak bu mücadelenin sözünü veriyoruz” dedi.
“SAVAŞIN KARŞISINDA, BARIŞIN YANINDAYIZ”
Barış için bir arada olduklarını söyleyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Savaş ortamları en çok kadınları, çocukları LGBT’lileri etkiliyor. Tüm dünya halklarının eşit ve özgür bir şekilde yaşaması için barışın şart olduğunu söylemek istiyoruz. Hala halkın seçmiş olduğu belediye başkanları görevden alınıyor ve hala kayyım atanıyor. Bütün coğrafyalarda olduğu gibi bu gün daha çok ölüyorsak daha çok sömürülüyorsak bundan dolayı barış şart. Kadınlar olarak, hepimizin hayatını etkiliyor. Savaşın karşısında barışın yanındayız. Eşit yurttaşlık ve tam kardeşlik için birlikte güçlü bir mücadelede etmek için buradayız. Buradan da imza atarak bu mücadeleye ortak oluyoruz” diye ifade etti.
“KADINLAR OLARAK BARIŞI GELİŞTİRECEK GÜCÜMÜZ VAR”
Türkiye’nin iki basın emekçisini katlettiğini söyleyerek sözlerine başlayan siyasetçi Sebahat Tuncel ise şunları dile getirdi:
“Onların cenazesi bile verilmedi ailelere. Bugün hala gözaltında tutulan özgür basın emekçileri var. Bu saldırılara karşı ses çıkarttıkları için bugün basın emekçileri gözaltında ve tutuklanarak cezaevine gönderiyorlar. Tişrîn Barajı’na karşı saldırılar devam ediyor. Oradaki halklar canlı kalkan oldular. İnsanlar direniyor. Buna karşı da direniyorlar. Bizler bu yaşam hakkına karşı yapılan saldırıları kabul edemeyiz. Böylesi bir durumda bir barıştan bahsedemeyiz. Türkiye halklarının barışa ihtiyacı var. Barışı toplumsallaştırmak bizim açımızdan da bir fırsat. Kadınlar olarak ta savaşı durduracak ve barışı geliştirecek gücümüz var.”
“ONURLU BARIŞIN OLMASI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Kürt halkının kolektif haklarının tanınması sadece yapılacak mücadele ile mümkün olabileceğini ifade eden Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Sözcüsü Tanya Kara da, “AKP-MHP iktidarının saldırılarıyla karşı karşıyayız. Bizi seçeneksiz bırakmaya çalışıyorlar ama biz bunu biliyoruz başka bir çare var. Saldırılar karşısında mücadelemiz ve direnişimiz var. Biz kadınlar olarak adil onurlu bir mücadelenin öncüleri olarak onurlu bir barışın olması için mücadele edeceğiz” dedi.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında yaptığı konuşmada “Sayın Öcalan kendisiyle yapılan görüşmede barışın aciliyetine önemli vurgular ve uyarılar yapmıştır” dedi. Hatimoğulları emekçilerin, yoksulların açlığa mahkum edildiğine de dikkat çekti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Tülay Hatimoğulları, katledilen gazeteci Metin Göktepe’nin ölüm yıl dönümünün yarın olduğuna işaret ederek, gazetecilere dönük saldırıların hiçbir zaman bitmediğini söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Metin Göktepe ve onun şahsında katledilen bütün basın emekçileri, Nazım Daştan’ı, Cihan Bilgin’i saygıyla anıyorum” dedi.
“MÜCADELEMİZİ DEVAM ETTİRECEĞİZ”
Tülay Hatimoğulları, “Evet, yeni yılın ilk toplantısını gerçekleştiriyoruz. Ve bizler mücadeleyle dolu bir seneyi geride bıraktık. Özgürlük, eşitlik, barış, ekmek ve adalet dedik. Dün olduğu gibi bugün de emeği ve eşitliği esas alan mücadelemizi devam ettireceğiz. Türkiye, Ortadoğu ve dünyada halklar, işçiler, emekçiler, kadınlar, doğa ve insan hakları savunucuları ezcümle bütün ezilenler ve sömürülenler çok bedel ödedi. Ama hiçbir zaman pes etmedik. Hep ayakta kaldık. Dimdik ayakta durduk ve direndik. Mücadelemizi büyüterek yeni bir yıla geçtik. Başarı ufkumuzu zorladık. 2025 yılına mücadelenin ve barışın kazanması için bizler mücadele kararlılığıyla girdik. Bizler 2025 yılının adalet, eşitlik ve barış yılı olmasını istiyoruz ve bunun için çalışacağız. Bu vesileyle siz değerli halkımızın yeni yılını bir kez daha kutluyorum. Umut dolu, mücadele ve kazanımlarla dolu bir sene diliyorum” dedi.
ZAM YAĞMURU YENİ YILDA FIRTINAYA DÖNÜŞTÜ
Hatimoğulları konuşmasına şöyle devam etti:
“Halkın cebine abanmak için bekleyen büyük zamlar ve vergiler peşpeşe açıklandı. Başlayan zam yağmuru yılın ilk ayında bile fırtınalara sebep oldu. Çünkü iğneden ipliğe aklımıza gelen her şeye zam yaptılar. Otoyol köprü geçişleri ücretler, emlak vergileri, Motorlu Taşıtlar Vergisi, ehliyet ve kimlik ücreti, trafik cezaları, pasaport harçları. Tam yüzde 44 oranında artırılmış durumda. Yeni yıl ile birlikte harçlar cezalar vergi ödemeleri yaklaşık yüzde 50, ev kiraları ise yüzde 60 oranında arttı. Ev kiralarına baktığımızda zaten bu fırtınanın ne kadar büyük olduğunu hep birlikte görüyoruz. 2025 yılının ocak ayında ev kiralarının artış oranları yüzde 58,1 oranında belirlendi. Yani 20 bin lira kira ödeyenler bu sene yaklaşık 32 bin lira kira ödeyecekler.
“EMEKÇİ, YOKSUL AÇLIĞA MAHKUM EDİLDİ”
Peki her şeye zam gelmeye devam ederken emekçinin payına ne düştü bu süreçte. Emekçinin payına yoksulluk sefalet düştü. 2024 yılını emekliler yılı ilan ettiler etmez olaydılar. Bir emekli yıl sonunda şunu söyledi: Allah bir kez daha emekliler yılı yaşatmasın! Emekliler emekli olalı böyle zulüm görmedi. Erdoğan çıkmış diyor ki ‘2025 daha iyi olacak.’ Biz de Sayın Erdoğan’a buradan soruyoruz. Hangi konu bakımından acaba daha iyi olacak? AKP ve yandaş sermaye yılı olması bakımından mı? Zam ve vergi bakımından mı?
Bu iktidar 2025 yılı boyunca kişi başına yaklaşık olarak 150 bin lira vergi toplayacak. Bu mudur bahsi edilen 2025 yılının iyi olacağı? 2025 yılı bütçesindeki vergi hedefi 12 trilyon 651 milyon lira. 2025 yılı içerisinde yeniden değerlenme oranı % 44 olarak belirlendi. Bu demek oluyor ki harçlar, cezalar, vergi ödemeleri geçen seneye göreye yarı yarıya artmış olacak. AKP ve MHP iktidarı öyle bir hesap makinası icat etmiş ki bu hesap makinasıyla hesapladıkları rakamlarda işçi, emekçi, yoksul açlığa mahkum ama kendi yandaş sermayeleri ise kazanmak üzere koşullanmış durumda.
“ASGARİ ÜCRET, AÇLIK ÜCRETİ, SEFALET ÜCRETİDİR”
Bir de asgari ücret meselemiz var. 2025 yılı asgari ücretini 22 bin 104 lira olarak belirlediler. Oysa 2024 yılının Aralık ayı için açlık sınırı 21 bin lira. Yoksulluk sınırı ise 69 bin TL olarak belirlenmiş. Düşünün ki açlık ve yoksulluk sınırının oranları böyleyken; 2025’te belirlenen asgari ücret 22 bin 104 lira. Asgari ücretli bunu nereye ödesin? Bunu soruyoruz ve sormaya devam edeceğiz. Asgari ücretliler bu parayla ne yapsınlar? Bir maaşla bir ay boyunca bir aile bir asgari ücretle nasıl geçinebilir? İktidar çıkıp bunu açıklasın. Memleket adeta survivor’a dönüşmüş durumda. Herkes hayatta kalmaya çalışıyor ama ödülü zenginler alıyor. Belirlenen asgari ücret açlık ücreti sefalet ücretidir. Biz bunu asla kabul etmiyoruz.
DEM Parti olarak ‘Asgari ücret 35 bin TL olmalıdır’ dedik ve sene içerisinde enflasyon artış oranı göz önünde bulundurarak asgari ücretin dört kez artırılması gerektiğini ifade ettik. Memur maaşlarının artış oranına baktığımızda da orada büyük bir haksızlık var. Zam artış oranı 6 ay içinde 11,54, ev kirası yüzde 58,51. Buradaki artış oranına bakın ve kıyası varın siz yapın. Maaşa yüzde 11, kiraya yüzde 60. Bu işin içinden nasıl çıkacaksınız.
AKP iktidarı yurttaşa ‘Ne halin varsa gör’ diyor ve ‘Fahiş fiyatları boykot edin’ diyorlar. İnsanın aklıyla alay edercesine diyorlar ki fahiş fiyatları boykot edin. Merak etmeyin ey saraylılar zaten yurttaş doğal boykotta. Çünkü alım gücü kalmamıştır. Emekçiler insanca ücret ve vergide adalet istiyor. Bu ülkenin işçileri, emekçileri, yoksulları, sendikaları, emek meslek örgütleri hep beraber bizler güçlü bir ses çıkarmazsak 2025 yılı 2024’ten kat be kat daha kötü geçecek. DEM Parti olarak üzerimize düşeni sonuna kadar yapmaya hazırız.
AİLE HEKİMLERİNİN İŞ BIRAKMASI
Aile hekimleri ‘Üretimden gelen gücümüzü kullanıyoruz’ diyerek üçüncü kez iş bırakma eyleminde. Eziyet yönetmeliği olarak niteledikleri Ekim 2024 tarihli yönetmeliğe karşı 6-10 ocak tarihlerinde üç kez aile hekimleri 8 Ocakta ise tüm sağlık emekçileri iş bırakıyor. Bu eziyet yönetmeliği derhal geri çekilmelidir. Bunun için parlamentoda gerekli girişimleri biz DEM Parti olarak da yapacağız. Aile sağlık merkezleri ticarethane, hastalar müşteri, sağlık emekçileri ise köle değildir. Bu şiarla mücadele eden aile hekimlerinin sonuna kadar yanındayız. Sağlık emekçilerinin grevinin ardından buradan 6 aydır direniş sürdüren ve dün kazanımla taçlandıran polonez işçilerini de buradan zafer ve başarılarını selamlıyoruz.
SURİYE’DE KADINLARIN İNFAZ EDİLMESİ
Suriye savaşın başladığı günden bugüne Üçüncü Yol Siyaseti’nden ısrarımızı devam ettiriyoruz. Ne yazık ki, şuanda ortaya çıkan tabloyu sizinle kısaca paylaşmak istiyoruz. Bizler Üçüncü Yol’u, yani kadın özgürlükçü, bütün halkların ve inançların eşit yaşadığı demokratik bir Suriye’yi savunmaya devam edeceğiz. Suriye’de ne yazık ki Adalet Bakanı olarak atanan kişinin huzurunda kadınlar alenen infaz edildi. Bunu kabul etmek mümkün değildir.
“SURİYE’DE TEK REÇETE DEMOKRATİKLEŞMEDİR”
2023 Irak daha sonra Libya’da olanları hatırlayalım. Tarih derslerle kendini zaten hatırlatıyor. Şunu çok iyi bilmeli çok iyi idrak etmeliyiz; bunun hayata geçmesi için çok büyük çabalar harcamalıyız. Suriye’deki tek reçete demokratikleşmedir. Suriye’deki tek reçete demokratik ulusun inşasıdır. Bugün Suriye’de bir tarafta kadın özgürlüğü var ama öteki tarafta kadınları açık alenen infaz eden bir anlayış var. Ve sadece bu değil aynı zamanda Kobanî’ye dönük tehditler durmuyor. Tişrin ve Karakozak Köprüsü’nde SMO ve farklı isimlerle ortaya çıkan kimi çete örgütler saldırılarını devam ettiriyorlar. Kobanî’ye dönük saldırıları asla kabul etmiyoruz. Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları asla kabul etmiyoruz.
Suruç’ta, Nusaybin’de halklar nöbette. Neden nöbette biliyor musunuz? Çünkü sınırın öte yanında soydaşlarının, akrabalarının katledilmesini istemiyorlar. Çünkü sınırın öte yanında İHA’ların, SİHA’ların patlatılmasını istemiyor. Çünkü sınırın öte yanında demokratik bir Suriye’nin inşa edilmesini istiyorlar. Çünkü sınırın öte yanında barış istiyorlar. O nedenle Nusaybin’de ve Suruç’ta nöbet tutan bütün halkımıza buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum.
“ROJAVA’DA SAVAŞ, TÜRKİYE’DE BARIŞ OLABİLİR Mİ?”
Rojava’da savaş, Türkiye’de barış olabilir mi? Sınırın bir tarafına bomba diğer tarafına gül atılabilir mi? Bütün bunları detaylı bir şekilde düşünmeye ve idrak etmeye ihtiyacımız var. Yine Suriye’de hepimizin takip ettiği üzere farklı halklar ve inançlardan kesimlere saldırılar artmış durumda. Özellikle Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’taki Arap Alevilerine yönelik saldırı ve katliamlar hız kesmiyor. Aynı şekilde Hristiyan ve Durzilere yönelik saldırılarda devam ediyor. Bizler de 2-3 gün önce değerli Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ile birlikte Hatay Samandağ’da Hz. Hızır Türbesi’nden yakılan Xesêdin Turbesi’ne bir mesaj göndermiş olduk. Mesajımız şudur; demokratik bir Suriye istiyoruz. Alevisiz, Kürtsüz, Hristiyansız, Dursizsiz, Türkmensiz, Arapsız Suriye olmaz.
“HEPİMİZİN SORUMLULUĞU ÇOK BÜYÜK”
Her şeyin çok hızlı geliştiği bir siyasal iklimde DEM Parti İmralı heyetimizin Sayın Öcalan ile görüşmesi oldu. Bu görüşmenin ardından yapılan açıklamada herkese büyük bir sorumluluk yüklenmiş oldu. Hepimizin sorumluluğu çok büyük. Ve heyetimiz şu an parlamentoda temsili bulunan siyasi partilerle görüşmelerini sürdürmeye devam ediyor. Yoğun bir mesai harcıyor. Ve bu görüşmelerin bitiminde heyetimiz zaten kamuoyuna geniş bir açıklama yapacaktır.
Sayın Öcalan’ın İmralı kapılarını biraz da olsa aralayarak bütün dünyaya duyurduğu tarihi mesajınının arkasındayız. Bu dönem sürece doğru yaklaşarak tarih yazma sürecidir. Görkemli bir çıkış bizlerin elindedir. DEM Parti olarak barışın tesis edilmesi için üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları bu sürecin bir öznesi olarak yürütmeye hazırız.
“ÖCALAN BARIŞIN ACİLİYETİNE VURGU YAPMIŞTIR”
Sayın Öcalan’ın gönderdiği mesaj; sadece siyasilere değil, bu çağrı barışın taraftarlarını çoğaltmak için bütün toplumsal kesimleredir aynı zamanda. Bizler bunun için yoğun bir biçimde çalışacağız. Sayın Öcalan kendisiyle yapılan görüşmede barışın aciliyetine önemli vurgular ve uyarılar yapmıştır. Bu uyarıların en önemlisi de uluslararası hukukun bittiği, hiçbir kuralın işlemediği ve Ortadoğu’da insanlığın sıfır noktası haline geldiği Gazze’ye dönüktür. Gazze’de olanlar savaşın 21’inci yüzyılda yarattığı yıkım ve insanlık krizinin en somut sonucudur.
Küresel sistemin savaş ve yıkım politikaları her yeri Gazze’ye dönüştürmek istemektedir. Bugün Ortadoğu’da heryer Gazze’ye dönme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Henüz gündeme gelmese de kuzey hattından Kızıldeniz, daha güneyde ise Doğu Akdeniz sahasında Kıbrıs’a varacak büyük bir gerilim hattı mevcuttur. Bu gerilim her an patlayabilir. Bu nedenle iç barışın sağlanması gerekiyor. Açıklamasında da ifade edildiği üzere bütün karanlık senaryolara küresel güçler de dahil olmak üzere onların yerli işbirlikçileri de dahil olmak üzere bütün karalık senaryolara karşı dikkatli olunmalıdır uyarısı yapmıştır.
DİYARBAKIR’DA YAPTIĞIM AÇIKLAMAM ÇARPITILDI
Geçtiğimiz gün Diyarbakır’da bu minvalde yaptığım açıklama bazı kaynaklarca çarpıtılarak bu şekilde servis edilmiştir. Belli ki barış istemeyen bazı kaynakların bu tarz dezenformansları devam edecek. Bu konuyu burada bir kez daha açmamın nedeni budur. Bu kaynaklara bizler diyoruz ki savaşı körükleyecek, barış karşıtı hareketlere hiçbir biçimde girilmemelidir. Bu süreçte aynı ezber ve provokasyonlarla ortaya çıkan ve yabancısı olmadığımız bu kaynaklar bilmelidir ki hiç kimsenin gücü bizlerin barış ısrarı ve sözünü çarpıtmaya asla ama asla yetmeyecektir. Bunu da böyle bilsinler.
PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır’da yaptığı konuşmanın “Tehdit” olarak basına yansıtılmasının ardından kamuoyuna açıklama yaptı. Hatimoğulları, “Tüm çabamız onurlu bir barış içindir. Nokta.” ifadelerini kullandı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın 5 Ocak’taki Diyarbakır konuşmasının “tehdit gibi sözler” şeklinde yorumlanmasının ardından Hatimoğulları yazılı bir açıklama yaptı.
Hatimoğulları, söz konusu konuşmasında “Ya pozitif bir şekilde kırılma gerçekleşecek barışı inşa edeceğiz ya negatif yönde kırılmalar gerçekleşecek ve her yer Gazze olacak. O nedenle devlet aklına seslenmek istiyoruz. İmralı’da gerçekleşen bu görüşme yetmez, İmralı kapıları açılmalıdır” demişti.
“TEHDİT İLE ÇÖZÜM ELDE EDİLEMEYECEĞİNİ BİLEN BİR PARTİYİZ”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yazılı yaptığı açıklamada şu cümlelere yer verdi:
“Son söyleyeceğimi öne alarak başlamak istiyorum: Hiç kimsenin gücü bizlerin barış ısrarını ve sözünü çarpıtmaya yetmeyecektir. Tüm çabamız onurlu bir barış içindir. Nokta.
Dün Diyarbakır’da yaptığım bir konuşmada söylediğim sözler, kimi medya organlarında ve sosyal medya mecralarında çarpıtılmış, anlamından uzaklaştırılarak “tehdit” amaçlı kullandığım iddia edilmiştir.
Bu tanım ve yaklaşım ile söylediklerimin en ufak bir ilgisi yoktur. Bu kadar kritik ve önemli bir dönemde tam anlamıyla sorumlu ve özenli yaklaştığımızın bilinmesi gerekir.
Bugün olması gereken, hem Türkiye sınırları içinde hem de Ortadoğu’da Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümünün sağlanmasıdır. Sadece yerel değil aynı zamanda bölgesel bir mesele olan Kürt sorununun çözümü için parti olarak elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu her konuşmamızda belirtiyoruz. Barışçı çözüm her türlü yıkımdan da kaçınmanın tek yoludur. Vurgulamak istediğim de bu konudur.
Böyle bir dönemde tepki veya tehdit dili ile herhangi bir çözüm elde edilemeyeceğini tecrübelerle bilen bir partiyiz. Esas meselemiz, en sağlıklı şekilde barışçı ve demokratik çözümün gerçekleşmesi için adımlar atılmasıdır. Kamuoyuna saygılarımla sunarım.”
PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, yeni yıl mesajı paylaşarak, “2025’i barış ve kardeşlik yılı yapmaya kararlıyız” dediler.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, yeni yıl mesaj paylaştılar. Yazılı yapılan açıklamada “Barış vurgusu yapan DEM Parti Eş Genel Başkanları şu ifadelere yer verdi:
“2025’i barış ve kardeşlik yılı yapmaya kararlıyız: Halklarımızın yeni yılı kutlu olsun!
Dünya, Ortadoğu ve Türkiye’de halkların özgürlük, eşitlik, ekmek ve adalet için büyük bedeller ödediği, ancak dayanışmayı ve mücadeleyi de büyüttüğü bir yılı geride bıraktık. Tecrit, savaş, ekonomik kriz ve eşitsizliklere karşı kararlılıkla mücadele ettik ve insanca yaşam talebimizi her koşulda savunduk.
2025 yılına umutla giriyoruz. Emeği, eşitliği ve dayanışmayı esas alan siyasetimizle savaşsız ve adil bir gelecek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Başta Kürt sorununun çözümü olmak üzere her alanda diyalog ve müzakereyi esas alacak; ezilenlerin, gençlerin, kadınların ve emekçilerin sesi olmayı sürdüreceğiz.
2025 yılını umudun ve barışın yılı yapmaya kararlıyız. Devir, Türkiye ve bölge için barış, demokrasi ve kardeşlik devridir. Bunu başaracağımıza inancımız da tamdır. Tüm halklarımızın yeni yılını kutluyor; barış, özgürlük ve refah dolu bir yıl diliyoruz.”
PİRHA- Hatay’ın Defne ilçesinde, Suriye’de yaşanan katliamlara karşı Sevgi ve Hoşgörü Platformu tarafından bir miting düzenlendi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın da katıldığı mitingde, Suriye’de Alevilere, Hristiyanlara ve diğer topluluklara karşı yapılan katliamlar protesto edildi.
Hatay’ın Defne ilçesinde, Suriye’de yaşanan katliamlara karşı Sevgi ve Hoşgörü Platformu tarafından bir miting düzenlendi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları’nın da katıldığı mitingde, ‘Suriye’de emperyalizm, Siyonizm ve onların taşeron örgütleri insanlığı katlediyor’ yazılı pankart taşındı, Suriye’de yapılan katliamlar protesto edildi.
Tülay Hatimoğlulları, sosyal medya hesabından mitingle ilgili şu açıklamayı paylaştı:
“Bugün Hatay Defne’de Suriye’de yaşanan katliamlara ses çıkarmak için bir araya geldik. Bir kez daha söylüyoruz! Suriye’de yaşayan Alevilerin, Hristiyanların; Dürzîlerin, Süryanilerin, Kürtlerin, Arapların ve Türkmenlerin hakları ve yaşamları ancak demokratik bir Suriye’nin inşasıyla garanti altına alınabilir.”
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları, Öcalan ile yapılan görüşme sonrası, “İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’ın çözüm ve barış odaklı değerlendirmeleri, tarihi bir sorumluluğa işaret ediyor” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan İmralı’da DEM parti heyeti ile Abdullah Öcalan arasında gerçekleşen görüşme ardından sosyal medya hesaplarından paylaşım yaptı.
Hatimoğulları, “Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan yaptığı değerlendirmeler, Türkiye’nin ve bölgenin kaderini değiştirebilecek tarihi bir çağrıdır. Türk-Kürt ittifakını güçlendirmek ve demokratik bir barış sürecini başlatmak artık ertelenemez bir sorumluluk haline gelmiştir” dedi.
“TARİHİ BİR FIRSATIN EŞİĞİNDEYİZ”
Hatimoğulları mesajında şunları söyledi:
“İçinden geçtiğimiz bu kritik süreçte, çözüm için tüm siyasi çevrelerin yapıcı ve cesur adımlar atması gerekiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi(TBMM), bu sürecin en önemli zeminidir. Barışa, demokrasiye ve kardeşliğe giden yol; birlikte atılacak cesur adımlardan geçiyor. Bu noktada DEM Parti olarak üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirecek, pozitif çözüm önerilerini büyüteceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Tarihi bir fırsatın eşiğindeyiz, geleceği hep birlikte aydınlatabiliriz.”
“DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM İMKANININ ARİFESİNDEYİZ”
Bakırhan ise yaptığı paylaşımda, “İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’ın çözüm ve barış odaklı değerlendirmeleri, tarihi bir sorumluluğa işaret ediyor: Türk-Kürt ilişkilerini demokratik bir zemine çekmek ve Türkiye’de onurlu barışı tesis etmek. Bu çağrı, yalnızca bir çözüm önerisi değil, aynı zamanda ortak bir geleceğin inşası için tarihi bir fırsattır. Bu süreçte başta tüm siyasi çevreler olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) büyük sorumluluk düştüğü açıktır. Gazze ve Suriye’deki gelişmeler, ertelemeye tahammülü olmayan bir çözüm ihtiyacını gözler önüne seriyor. Barış, demokrasi ve kardeşlik çağrısına hep birlikte yanıt verelim. Türkiye ve bölge için demokratik dönüşüm imkanın arifesindeyiz. Şimdi onurlu barış için cesaret ve feraset zamanı” dedi.
PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, 2025 yılında uygulanacak asgari ücretin 22 bin 104 TL olarak belirlenmesine tepki gösterdi. Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Hani halkı enflasyona yedirmeyecektiniz? Bir gün olsun bir sözünüzde duramaz mısınız” diye sordu.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Bakırhan ve Hatimoğulları, sosyal medya hesaplarından 2025 yılında uygulanacak asgari ücretin 22 bin 104 TL olarak belirlenmesine tepki gösterdi.
“İNSAN ONURUNA YARAŞIR BİR ÜCRET BELİRLENMELİ”
“Açıklanan asgari ücret, 2025 yılına girmeden gelen açlık, yoksulluk müjdesidir. AKP iktidarı bir kez daha emekçi düşmanlığını ve yaşamla-toplumla arasında tek bir bağ kalmadığını göstermiştir” diyen Bakırhan, şunları kaydetti:
“Kiraların 20 bin TL üstü olduğu, yoksulluk sınırının 70 bin TL’yi aştığı, vergilere yüzde 43,93 zam yapıldığı bu düzende milyonlarca asgari ücretli için belirlenen bu ücret; iktidarın halka dayattığı yoksulluk ve açlık ısrarının en net mesajıdır. Halkın çiğneyecek kelimesi kalmadı, ödeyecek kirası, pazara uğrayacak mecali kalmadı. Bu ücret halkı göz göre göre sefalete kabul ettirme girişimidir. Savaşa, ranta geçit ücretidir. Belirlenen asgari ücreti reddediyoruz. Milyonlarca asgari ücretli ve emeğin-yaşamın yanında olan herkesle birlikte bu asgari ücrete karşı insan onuruna yaraşır bir ücret belirlenmesini talep ediyoruz.”
Hatimoğulları da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmiş açıklamalarını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Asgari ücret sefaletin ve açlığın ücretidir! Asgari ücret 22.104 TL miktarında ‘millete hayırlı olsun’ denilerek açıklandı… Bu işte bir hayır yok! Bu ücrette halk yok. İşçiler yok. Yoksulluk sınırı 70 bin TL üzeri iken bu asgari ücret sefalet ücretidir. Hani halkı enflasyona yedirmeyecektiniz? Bir gün olsun bir sözünüzde duramaz mısınız? Yıllar önce, bir konuşmasında ‘Evin kirasını kim ödeyecek? Elektrik, su parasını kim ödeyecek? Bu zalim yönetim, bu aziz millete bir bardak çayla simidi bile çok görüyor’ diyen Erdoğan’a bugünkü Erdoğan çıkıp cevap versin. Zira kiraya bile yetmeyen asgari ücret belirlenmiştir.”