Etiket: Tunceli

  • Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklandı!

    Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklandı!

    PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasında dönemin Tunceli Valisi ve Mülkiye Başmüfettişi Tuncay Sonel, yürütülen soruşturma kapsamında sevk edildiği mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Adliyeye kelepçesiz getirilmesiyle kamuoyunda büyük tepki toplayan Sonel, tutuklama kararının ardından  cezaevine nakledildi.

    SAVCILIK SORGUSUNDA “HATIRLAMIYORUM” SAVUNMASI

    Emniyetteki 3 günlük gözaltı süresince susma hakkını kullanan Sonel, savcılıkta çarpıcı iddialarla karşı karşıya kaldı.

    Savcılık, Gülistan Doku’ya ait SİM kartın neden resmi kanallar yerine illegal yollarla eski bir polise (Gökhan Ertok) gönderildiğini sordu. Sonel, kartı sadece “yer tespiti” için gönderdiğini iddia etse de, kartın teslim edildiği yer konusundaki çelişkili ifadeler tutanağa geçti.

    Köprüye bakan kameraların silinmesi ve kayıtların alınmaması konusundaki sorulara Sonel, “bilgim yok” ve “talimat vermedim” yanıtını verdi.

    Sabah saatlerinde adliyeye “protokol” eşliğinde ve kelepçesiz getirilmesi toplumda “ayrıcalıklı muamele” tepkisine neden olmuştu. Mahkemenin tutuklama kararı sonrası Sonel’in cezaevine kelepçeli sevk edilmesi dikkat çekti.

    5 AYRI SUÇTAN TUTUKLAMA

    Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, Tuncay Sonel’in aşağıdaki suç maddeleri kapsamında tutuklanmasına karar verdi:

    Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme.

    Sistemi engelleme, bozma ve verileri yok etme.

    Özel hayatın gizliliğini ihlal.

    Kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme.

    Resmi belgeyi bozmak veya yok etmek.

    PİRHA/DERSİM

  • EMEP Dersim İl Örgütü: Tekbıyıkoğlu, işçileri işten atmasıyla, irade gasbıyla hatırlanacak

    EMEP Dersim İl Örgütü: Tekbıyıkoğlu, işçileri işten atmasıyla, irade gasbıyla hatırlanacak

    PİRHA- Emek Partisi Dersim İl Örgütü, Tunceli valisiyken kayyım olarak atanan Tekbıyıkoğlu’na dair açıklama yaparak, “Kahraman ilan edilen kayyımcı, işçileri işten atmasıyla, irade gasbıyla hatırlanacak” dedi.

    Emek Partisi Dersim İl Örgütü, Tunceli valisiyken kayyım olarak atanan Bülent Tekbıyıkoğlu’na dair açıklama yaptı. “Tekbıyıkoğlu’nu halk iradesine çöken bir kayyımcı olarak hatırlayacağız” denilen açıklamada, “Dersim’in kayyım valisinden kahraman çıkarmaya çalışan ulusalcıları da Tekbıyıkoğlu’nu da iyi tanırız” denildi.

    EMEP Dersim İl Örgütünün açıklaması şöyle:

    “ALDIĞI TUTUM BARIŞIN KONUŞULMASINA KARŞI BİR ANLAYIŞTIR”

    “Tunceli Valisi’yken, PKK üyeleri Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun’u anmak için yapılan anmaya izin verip, vermeme tartışması üzerine, gündeme oturan ve bir kısım ‘ulusalcı’ çevre tarafından kahramanlaştırılıp ‘ilkeli duruş’ sıfatı kendisine yapıştırılan Bülent Tekbıyıkoğlu, 2024 yılının Kasım ayında halk iradesine çökülürken kayyım olarak atandı.

    Anma törenine izin vermek istememesi elbette ki ulusalcı çevreler tarafından alkışlarla karşılandı. Barış karşıtı, ulusalcı çevrelerin kahramanlık mertebesine ulaştırdığı Tekbıyıkoğlu’nun aldığı bu tutum, silahların susmasına da barışın konuşulmasına karşı bir anlayıştır.”

    “İŞÇİLERİ İŞTEN ATTI, ZORLA EMEKLİ ETTİRDİ”

    “Tunceli Valisi olarak kente geldiği ilk günden itibaren Dersim’i, ‘Anadolu’nun Horasan’ı’ yapmak için çok uğraştı! Yüz yıldır devam eden asimilasyon politikalarının devamcısıydı Tekbıyıkoğlu! Tekbıyıkoğlu, kayyım olarak atandıktan sonra, bir kısım belediye işçisini zorla emekli ettirdi, 9 işçiyi de işten attı.

    Biz Tekbıyıkoğlu’nu iyi tanırız: Bugünlerde ‘ilkeli duruşlu’ olarak lanse edilse de halk iradesi gasbedilip, seçilmişlerin yerine belediyeye kayyım olarak atandığında ‘ilkeli bir duruş’ göstermediğini çok iyi biliyoruz!

    Bir anma eylemine izin verilmesini kabul etmeyip merkeze çekilen Dersim’in kayyım valisinden kahraman çıkarmaya çalışan ulusalcılar tanımaz Tekbıyıkoğlu’nu, biz tanırız, Dersim halkı tanır!

    Dersim halkı onu, halkın iradesine çöken, halkın belediyesini gasbeden bir kayyımcı olarak hatırlamaya devam edecek!”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Sanatçı Pınar Aydınlar serbest bırakıldı

    Sanatçı Pınar Aydınlar serbest bırakıldı

    PİRHA- Sanatçı Pınar Aydınlar, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 

    İstanbul’da gerçekleştirilen bir buluşmada “Tunceli değil, bizim için Dersim” ifadelerini kullanan ve Seyit Rıza’nın fotoğrafını taşıyan sanatçı Pınar Aydınlar, dün gözaltına alınmıştı.

    “Suçu ve suçluyu övme” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Pınar Aydınlar, savcılık ifadesinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Pınar Aydınlar’a sanal medya paylaşımlarının da sorulduğu belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Munzur Baba’nın taşına toprağına, suyuna hiç kimse dokunamaz’ -VİDEO

    ‘Munzur Baba’nın taşına toprağına, suyuna hiç kimse dokunamaz’ -VİDEO

    PİRHA- Dersim Ovacık’taki Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesine tepkiler sürerken, verilen bu kararı Munzur Gözeleri’nin merkezinde köylülere ve ziyaretçilere sorduk. Bu kararın rant amaçlı verildiğini vurgulayan yurttaşlar, Munzur Gözeleri’nin bir inanç merkezi olduğunu ve bu şekilde korunması gerektiğini söylediler.

    2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescillenen Dersim’in Ovacık ilçesindeki Munzur Gözeleri, 28 Temmuz 2023’te statüsü düşürülerek, ‘Nitelikli Doğal Koruma alanı’ olarak ilan edilmişti.

    Dersim Alevileri için kutsal sayılan en önemli yerlerden birisi olup son yıllarda doğal güzellikleri nedeniyle turizme de açılan Munzur Gözeleri’nin 1. Derece doğal Sit alanı olmaktan çıkarılıp, statüsünün 2’nci dereceye düşürülmesine karşı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu, bu kararının iptali yönünde Erzincan İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Açılan bu dava kapsamında mahkeme heyeti, 1 Kasım’da Munzur Gözelerinde keşif yaptı.

    Kamuoyunda ciddi tepkilere yol açan bu kararı Munzur Gözelerinde köylülere ve gözeleri ziyarete gelen yurttaşlara sorduk. Ağırlıklı görüş bu kararla birlikte Munzur Gözelerinin ranta açılacağı yönünde. Talep olarak da buranın bir inanç merkezi olduğu ve bu şekilde korunması gerektiği vurgulandı.

    “BÖLGE HALKININ YÜZYILLARDIR KUTSAL SAYDIĞI BİR MEKAN KORUNMALIDIR”

    Verilen bu kararla birlikte şok olduklarını belirten Ovacık Mıkıkan (Tepsili) köyünden Emin Artut, “Neyi amaçladıkları pek bilinmemekle beraber çok olumlu baktığımız bir olay değil. Böyle bir yer sit alanındaysa, böyle bir basit bir şekilde sit alanı olmaktan çıkarılmamalı. Burası bölge halkının, yılların, yüzyılların getirdiği inançla birlikte kutsal saydığı bir mekan. Doğal haliyle korunmasından yanayız. Sit alanı olarak dokunulmazlık özelliği nedeniyle bu şekilde kalmalı diye düşünüyorum” dedi.

    Munzur Gözeleri’nin sit alanı olmaktan çıkarılmasının altında, özel yapılaşmaya doğru bir adım olduğuna dair kuşkuları olduğunun altını çizen Artut, “Bugüne kadar burayı bu noktaya getiren bölge halkıdır. Burada yaşayan genci, yaşlısı, canlısı, hayvanı, kuşu, kedisi, köpeği, dağı, yılanı, hepsi buranın bu hale gelmesinde payı olan canlarımızdır” diye görüş belirtti.

    “MUNZUR BABA’NIN OCAĞINA KİMSE KARIŞAMAZ”

    Gözelerde çıra satarak geçimini sağlayan kadınlardan biri tepkisini, “Munzur Baba herkesin ibadet yeridir, Cenab-ı Allah fırsat vermesin” diyerek dile getirdi.

    Bu karara kesinlikle karşı olduğunu ve kabul etmeyeceğini söyleyen ve yine Gözelerde çıra satan Birgül Ağdoğan, “Burası 1’inci derece sit alanı olarak kalacak. Burası korunacak. Burada bizim ziyaretlerimiz var. Burada bizim lokma dağıttığımız, dua ettiğimiz, çıra yaktığımız yerlerimiz var. Munzur Baba’nın taşına toprağına hiç kimse dokunamaz, karışamaz. Burası bizim inanç ve ibadet yerimiz. Munzur Baba’nın ocağı var burada. Munzur Baba’nın ocağına kimse karışamaz” dedi.

    “GECE GÜNDÜZ DURMAZ ÇAĞLAR SUYUN”

    Gözelerde dedelik yapan Ali Baba, Munzur’un sularının senede bir ay bembeyaz aktığını ve o ayın bu ay olduğuna dikkat çekerek tepkisini dörtlüklerle dile getirdi ve herkesi Munzur Baba’ya davet etti:

    “Her derde dermanmış alabalığın
    Dilerim mevladan şenlensin dağın.
    Gece gündüz durmaz çağlar suyun.
    Hiç mi kesilmiyor senin soluğun.
    Pir Sultan Abdal’ım Ali’dir Munzur,
    Nerede çağırsan orada hazır.
    Onun 366 gözesi nazır,
    Cemali nurdandır ya Munzur Baba.”

    “BİRLİKTE HAREKET EDERSEK MUNZUR KURTULUR”

    Kırmancki konuşan köylü bir kadın da, “Buranın kaderi ve Munzur’un akıbeti insanlarımızın elindedir. Eğer insanlarımız birlikte hareket ederlerse Munzur kurtulur. O kadar gazeteci geliyor, konuşuyor ama bir şey değişiyor mu? Hayır. Ancak birlikte arkasında durursak değişir” değerlendirmesinde bulundu.

    “KORUMA STATÜSÜ ALEVİLERİN İNANÇ MERKEZİ OLDUĞU İÇİN DÜŞÜRÜLÜYOR”

    Kaz Dağları ziyaretinden sonra babasıyla birlikte Munzur Gözelerini görmeye gelen Malatya Arguvanlı İnan Karaca ise, kararı yanlış bulduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:

    “Zaten cemevlerinin ibadethane sayılmaması da buranın birinci derecede sorunu. Dersim dediğimiz yer, çoğunlukla Alevilerin yerleşik olarak yaşadığı bir yer. Durumu böyle değerlendirirsek bu ziyaretler, Munzur Baba, Düzgün Baba buralar daha çok Alevi yurttaşların inanışları doğrultusunda biçim alan yerler. Buranın 1’inci derece sit alanlarından çıkartılmasını ben tamamen buna bağlıyorum.

    Balıkesir’den, Kaz Dağları’ndan geliyorum. Ora gayet güzel korunuyor. Orada da aynı buradaki gibi doğal kaynak suyu var ama orada bir inanç yeri yok. Ora bu şekilde korunurken, ben buranın bir inanç merkezi olması sebebiyle tamamen bilinçli bir şekilde 1’inci derece koruma statüsünden çıkartıldığını düşünüyorum.”

    Bektaş Karaca da kararı doğru bulmadığını belirterek şunları ekledi: “Buraya ilk defa geldim. Bu kararın doğru olmadığının farkındayım. Aslında tüm insanların da bunun farkında olduğunu biliyorum. Buranın koruma statüsünün rant için düşürüldüğüne inanıyorum.”

    “GÖZELERİN DOĞALLIĞININ VE GÜZELLİĞİNİN BOZULMAMASI GEREKİR”

    Yüzyıllardır bedel ödediklerini ve bu bedeli de ödeyeceklerini söyleyen Ziyaret köyünden Huri Ağdoğan, “Munzur’umuza hiçbir zaman dokunamazlar. Munzur’umuz hep özgür akacaktır. Rica ediyoruz. Buralarda sit alanı falan istemiyoruz. Zaten Munzur suyunu kaldırırlarsa buralarda gerçekten yaşanılmaz” şeklinde görüş belirtti.

    Gözeleri turistik olarak ziyarete gelen İbrahim Sarı, Munzur Gözeleri’nin doğallığının, güzelliğinin bozulmaması ve insanların yaşamına müdahale edilmemesi gerektiğini vurguladı.

    “BÖYLE BİR DOĞAL GÜZELLİK BAŞKA HİÇBİR YERDE YOK”

    Böyle bir doğal güzelliğin başka hiçbir yerde bulunmadığını ifade eden Gazeteci Serdar Duman, “Burası Munzur’un ana kaynağı. Tam tersine her zaman 1’inci derece sit alanı olarak korunması ve üzerinde daha da durulması gerekiyor. Hatta sadece buranın değil Munzur Vadisi’nin, vadisiyle, dağlarıyla birlikte çok iyi bir şekilde korunması gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki, buradaki bitki çeşitliliği ve florasına baktığımız zaman çok zengin bir coğrafya” dedi ve şunları ekledi:

    “Hatta burası üzerinde daha ciddi çalışmaların yapılması gerekiyor. Çünkü çok eksikliklerin olduğunu görebiliyoruz.  Mesela hiçbir şekilde piknik yapılmaması gerekiyor. Burada endemik bitki çeşitliliği çok fazla. Onların fotoğraflanıp üzerine isimlerinin yazılması ve açıklamalarının yapılması, tabelalar konularak insanların da bunlara bakarak onların korunması gerektiğini anlamaları gerekiyor.”

    Sadece Munzur Gözeleri’nin değil Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden, güneyine her taraf ranta açıldığını vurgulayan Duman, “Anadolu coğrafyasının, Trakya’nın, Ege’den Karadeniz’e, yaşadığımız coğrafyaya kadar her tarafında muazzam zenginlikler var. Bunların korunması gerekiyor. Her şeyi ranta peşkeş çekmek doğru bir şey değil. Buraları atalarımızdan miras aldık. Çocuklarımıza, torunlarımıza kesinlikle miras bırakmamız gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİLERİN KUTSİYET ATFETTİĞİ BU ALANIN TALANINA İZİN VERMEMELİYİZ”

    Hasan Şadoğlu adlı yurttaş, “Munzur’un sit alanından çıkarılmasına ve bazılarına peşkeş çekilmesine karşıyız. Haklarımızı sonuna kadar savunacağız” dedi.

    Gözelerin statüsünün ikinci dereceye düşürülmesinin kesinlikle ranta açılması anlamına geleceğini belirten insan hakları savunucusu Gönül Sonbahar, “Bu talan, bu yağma rantı destekleyecektir. Turizmi destekleyecektir. Burada taş ocakları kurulması, belki ihaleye açılıp Munzur Su dışında başka firmalara verilerek tekrar suyun ticarileştirilmesi söz konusu olacaktır. Biz Dersim’de yaşayanlar olarak, buranın, özellikle Dersim Alevilerinin kutsiyet atfettiği bu alanın asla talanına, yağmasına izin vermemeliyiz, vermeyeceğiz de. Bu alanlar kapitalist sistemin ranta çevireceği alanlar değildir. Türkiye’nin dört bir tarafı, doğası talan edilmekte, kapitalist işletmelere peşkeş çekilmektedir. Munzur Gözeleri’nde de amaçlanan budur. Bunu asla kabul etmeyeceğiz” tespitinde bulundu.

    Gözelerin bulunduğu Ziyaret köyünden Nuray Aydoğan ise, “Ben birlik beraberlik olmamızı istiyorum ama onu yapmıyoruz. Burası eski düzenine gelsin. Sit alanından çıksın, tekrar ibadet yeri olsun. Böyle bir şey olamaz. Böyle giderse biz yarın, öbür gün burada dışarı da çıkamayacağız” diyerek tepkisini gösterdi.

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı

    FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), hükümetin ve Munzur Üniversitesi ile birlikte “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” düzenlemesini Dersim’e yönelik saldırı politikalarının devamı olarak değerlendirdi. FEDA, “Devlet, Alevilere bir kez daha, ‘sizi, dilinizi, inancınızı, kültürünüzü, tarihinizi, Dersim’in Kürt kimliğini ve Reya Haq inancının merkezi olma özelliğini ve tüm varlığınızı yok sayıyoruz demektedir” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi tarafından 16-17 Ekim’de yapılacak “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu”na tepki göstererek yazılı bir açıklama yayınladı.

    Açıklamada Diyanet tarafından Dersim’e yönelik sistematik şekilde sürdürülen katliam ve asimilasyon politikalarına ve Alevilik inancına yönelik saldırılara vurgu yapıldı.

    “SOYKIRIMCI SALDIRI”

    Devlet, Munzur Üniversitesi, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle yeni bir saldırının geliştirildiğine vurgu yapılan açıklamada, “Türk devleti, Dersim’in Kürt kimliğini ve Reya Haq süreğinin merkezi olma özelliğini yok etmek için yeni bir saldırı geliştirmiştir. Devletin Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Munzur Üniversitesi ve Alevi- Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, birleşerek “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” adlı bu iki günlük soykırımcı saldırıyı planlamışlardır” denildi.

    “UĞURSUZ FAALİYET”

    Yapılması planlanan sempozyumun inkar ve asimilasyona hizmet edeceğini ifade eden FEDA, “Ancak tek cümle ile ve hiç tereddüt etmeden, devletin bu uğursuz “faaliyetinin” soykırımcı-kontra bir saldırı olduğunu söylemekten hiçbir beis yoktur. Bu saldırı, Dersim’e, Kürt kimliğine, Reya Hak inancına ve bu sürek üzerinde bir bütün olarak Aleviliğe yapılmaktadır. Sözde “sempozyum”un adı, dili ve içeriği, bu etkinliğin soykırımcı politikaların gereği olarak planlandığını ve bu amaca hizmet edeceğini açıkça göstermektedir” ifadelerini kullandı.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ KARARGÂH HALİNE GELMİŞTİR”

    Munzur Üniversitesi’nin asimilasyon politikalarının karargahı haline geldiğine işaret edilen açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    “Görülen o ki devlet, Munzur Üniversitesi’ni karargah yaparak, Alevi- Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da koçbaşı olarak kullanarak bu soykırımcı amacını gerçekleştirmek istiyor. Aleviliği bir bütün olarak yok etmek isteyen devletin bu soykırımcı saldırısının hafife alınmaması gerekiyor. Devlet, Dersim’in Reya Haq inancının Ser Çeşme olma özgünlüğünü doğrudan hedef aldığı bu saldırısıyla, Alevilere yönelik asimilasyon saldırılarıyla, Kürtlere yönelik olarak sürdürülen savaşı birleştirme amacını gütmektedir. Dolayısıyla devletin birçok kurumunun işbirliğiyle Dersim’e saldırması, Kürt kimliğinin ve Alevi kimliğinin yok edilmek istenmesindeki ısrarını göstermektedir.

    “HACI BEKTAŞ ETKİNLİKLERİNE MÜDAHALE”

    Devletin Dersim’e yapmaya hazırlandığı bu saldırı, Hacı Bektaş etkinliklerine yaptığı müdahale ve “ırkçı ve dinci” nesil yetiştirmek için  ÇEDES ve yeni müfredat uygulamalarıyla birlikte düşünüldüğünde, devletin, Alevi düşmanlığını vardırmak istediği noktanın vahametini görmek mümkün olacaktır. Dersim’e yapılan bu saldırı ile devlet, Alevilere bir kez daha, sizi, dilinizi, inancınızı, kültürünüzü, tarihinizi, Dersim’in Kürt kimliğini ve Reya Haq inancının merkezi olma özelliğini ve tüm varlığınızı yok sayıyoruz demektedir.

    SEYİT RIZA’NIN SÖZLERİ HATIRLATILDI

    Dersim, dün olduğu gibi  bugün de inancını, dilini ve kültürünü göz bebeği gibi koruyacaktır. Çünkü, “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun” diyen Seyit Rıza’nın torunları, artık dedelerinin derdine çare olacak güce ve imkana sahiptirler. Örgütlü ve inançlı güçleriyle “sizin yalan ve hilelerinizle baş edecek.” Sizleri bütün hilelerinizle baş başa bırakacaklardır.

    “KATILMAYALIM, TEŞHİR EDELİM”

    FEDA olarak zalimin zulmüne boyun eğmemiş olan, fedakar ve direngen Dersimliler, her sürekten Aleviler, asrın ve tarihin en görkemli direnişini sergileyen Kürt halkı ve bütün demokratik kamuoyu, devletin bu saldırısını bulunduğumuz her ortamda protesto edelim, katılmayalım, katılanları teşhir edelim diyoruz. Nasıl ki Ağustos ayında Hacı Bektaş etkinliklerinde devlet başarısız olduysa, bu saldırıdan da başarısız olmasını sağlamak bizim ellerimizdedir. Devlet, Dersim’den, Alevilikten ve Reya Haq inancından elini çek!”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

  • AABK Eşit Başkanı Mat: Devletin Alevilere camiyi dayatması zulümdür, faşizmdir!

    AABK Eşit Başkanı Mat: Devletin Alevilere camiyi dayatması zulümdür, faşizmdir!

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’nda cami temeli atma görüntülerini ve sözlerini ‘açık bir zulüm ve faşizm’ olarak değerlendirdi. Mat, “Bir halkı, inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamak, devlet imkanlarıyla yapılmaması gereken bir baskıdır. Ancak bilinmelidir ki, Dersim halkı bu dayatmacı politikaları asla kabul etmez” dedi. 

    Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’ndaki caminin temelini atma törenine katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, buradaki konuşmasında “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir. İnşallah burada bizim hocalarımız, lojmanlarda oturan kardeşlerimizin ya da bu bölgede oturan kardeşlerimizin çocuklarına ders verecekler” ifadesini kullanmıştı.

    Yaşanılan duruma sanal medya hesabından tepki gösteren Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, ‘Devletin Dersim üzerinde oynadığı asimilasyon politikaları bitmiyor’ başlığıyla kaleme aldığı yazısında, “Alevi köylerine cami yapıp imam atamak yetmezmiş gibi, şimdi de Dersim’de yeni bir cami temeli atılıyor” dedi.

    Mat, devletin; bir halkın inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamasının açık bir zulüm, faşizm olduğunu kaydederek, Dersim halkının bu dayatmayı kabul etmeyeceğini söyledi.

    “DERSİM’DE ASİMİLASYON POLİTİKALARI BİTMİYOR”

    Mat’ın yaptığı açıklama şöyle:

    “Devletin Dersim üzerinde oynadığı asimilasyon politikaları bitmiyor…

    Alevi köylerine cami yapıp imam atamak yetmezmiş gibi, şimdi de Dersim’de yeni bir cami temeli atılıyor.

    Dersim’de yaşayan halkın neredeyse tamamı Alevi, resmi görevliler (asker, polis, memur) dışında. Ancak bu demografik yapıya rağmen, şehir sınırları içerisinde 117, Dersim merkezinde ise 5 cami bulunurken, sadece bir cemevi var. O cemevi de ne yazık ki devletin bir karakolu gibi işlev görüyor. Yani, Dersim şehir merkezinde halka ait bir cemevi bulunmuyor.

    Tüm bunlar yetmezmiş gibi, şimdi de yeni bir cami temeli atıldı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Tunceli’de asker ve polislerin katılımıyla tek başına cami temeli attı. Açılışta halktan kimse yoktu; sadece resmi görevliler vardı.

    “AÇIK ZULUM VE FAŞİZMDİR; DERSİM HALKI KABUL ETMEZ!”

    Aleviler defalarca dile getirdi. ‘Bizim ibadethanemiz cemevidir.’ Ancak devlet, camiyi zorla dayatmaya devam ediyor. Bu, açık bir zulüm ve faşizmdir. Bir halkı, inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamak, devlet imkanlarıyla yapılmaması gereken bir baskıdır.

    Ancak bilinmelidir ki, Dersim halkı bu dayatmacı politikaları asla kabul etmez. Onlar, ocaklarına, pirlerine ve kutsal mekanlarına olan ikrarlarını koruyarak yaşamaya devam edeceklerdir.

    Bu zulüm ve faşizm karşısında susanlar, bu zulmü yapanlar kadar suçludur. Sessizlik, zulmün sürmesine ortak olmaktır. Haksızlık karşısında sessiz kalmak, adaleti engellemek demektir. Bozatlı Hızır, Düzgün Baba, ocaklarımız, dergahlarımız hepimizin yardımcısı olsun.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Savaş rüzgarlarının estiği dünyada, Dersimliler ‘barış’ istedi -VİDEO

    Savaş rüzgarlarının estiği dünyada, Dersimliler ‘barış’ istedi -VİDEO

    PİRHA-  Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada barış talebini yineledi. Ortadoğu’da yaşanan çatışmalı sürece dikkat çekilen açıklamada savaş rüzgarlarının estiği dünyada Dersim halkı barış istedi. Dersim’deki Barış Günü etkinliğine Ovacık’ta yaşanan olaylar damgasını vurdu.

    Dersim Emek ve Barış Platformu, Dersim’deki kurumlarla birlikte 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliği düzenledi. Etkinlik için Sanat Sokağı’nda toplanan kitle, ‘Barış, halkların vicdanı, iradesi ve umududur. Barış hemen şimdi’ pankartının arkasında toplanarak Seyit Rıza Meydanı’na yürüdü ve burada platform adına hazırlanan basın açıklaması okundu ve ardından Dersim Milletvekili Ayten Kordu bir konuşma yaptı.

    OVACIK’TA YAŞANANLAR BARIŞ GÜNÜNE DAMGASINI VURDU

    Ovacık’ta özel harekat polislerinin bir kafeyi basıp zorla gözaltı yapmaları ve gözaltına karşı koyan halka karşı saldırması, şiddet kullanarak havaya ateş açması; Dersim’deki Dünya Barış Günü etkinliğine damgasını vurdu. Sık sık ‘Ovacık halkı yalnız değildir’ sloganlarının atıldığı etkinlikte bu konu konuşmacılar tarafından da dile getirildi.

    Seyit Rıza Meydanı’nda Dersim Emek ve Barış Platformu’nun hazırladığı bildiriyi platform adına İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz okudu.

    Ortak basın açıklamasından önce, Ovacık’ta yaşananların münferit bir olay olarak kayda geçirileceğini çünkü cezasızlık politikasının devrede olduğunu belirten Solmaz, bu konunun takipçisi olacaklarını vurguladı.

    Barış Hakkı İnsan Hakkıdır!

    “DÜNYANIN BİRÇOK YERİNDE SAVAŞ VE ÇATIŞMALAR DEVAM EDİYOR”

    Barış gününü kutladığımız bugün Dünyanın birçok yerinde bölgesel ve yerel savaşlar ile çatışmaların devam ettiğinin altını çizen Solmaz, “İsrail-Filistin savaşı, Rusya’nın Ukrayna işgali ile devam eden savaş, Sudan, Myanmar, Burkina Faso, Mali, Libya’da süren savaşlar/çatışmalı ortam ve Suriye iç savaşı ile Rojava’ya yönelik İşgal Saldırıları binlerce sivil ölüme neden olmuştur. Birleşmiş Milletler raporlarında ağır silah kullanımının giderek arttığı, ayrım gözetmeyen orantısız saldırılar sonucunda sivil ölümlerinin beşte birinin kadın ölümleri olduğu belirtilmektedir” dedi.

    “EN TEMEL İNSAN HAKLARI SÜREKLİ İHLAL EDİLMİŞTİR”

    Savaş ve yıkımların neden olduğu zorunlu göçlerin, yaşadığımız çoklu krizler çağında temel haklara erişim sorunlarına ve ağır yaşam hakkı ihlallerine neden olduğunu belirten Solmaz, “Türkiye, Kürt meselesini aşırı güvenlikçi politikalarla çözme ısrarını 1990’lardaki köy boşaltma ve yakmaları yerine günümüzde güvenlik politikaları adı altında sınır duvarları, güvenlik barajları, kalekol ve karakol inşaatları, ekonomik ve ekolojik talanın savaş aracı olarak kullanılması ile devam ettirmektedir. 40 yıldır devam eden çatışmalı süreçte başta yaşam hakkı olmak üzere en temel insan hakları sürekli ve sistematik olarak ihlal edilmiştir” değerlendirmesinde bulundu.

    “FARKLI ETNİK, DİNİ VE CİNSİYET GRUPLARI DIŞLANMIŞTIR”

    İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu tarihten bu yana geçen bir asırlık süre zarfında başta Kürtler olmak üzere toplumun tüm farklı etnik, dini ve cinsiyet gruplarını dışlayıcı politikalar izlemektedir. Bu politikalar sonucu ne yazık ki toplumsal barışını tesis edememiş bir ülke olmayı sürdürmektedir.

    Dersim Emek Ve Demokrasi Platformu olarak son yıllarda herkesin yaşamını doğrudan etkileyen çatışma ortamına karşı barışçıl çözümler üretmemize ve taleplerde bulunmamıza rağmen, siyasi iktidar çözümsüzlükteki tavrını devam ettirmektedir. Maalesef ki devletin sürekli öne sürdüğü çatışma, çözümsüzlük ve savaş ortamı toplum üzerindeki baskıyı da beraberinde getirmiştir. Örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü büyük baskı altındadır. İnsanlar sadece fikirlerini açıkladıkları için devletin yargı ve zor mekanizmalarıyla sindirilmeye çalışılmaktadır.

    “BARIŞ ANCAK HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLERLE SAĞLANABİLİR”

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak benimsediğimiz temel yaklaşım, barışın, insan hakları ve özgürlüklere dayalı oluşudur. İnsanlar arasındaki her türden eşitsizlik, hakların ve özgürlüklerin tanınmayışı, savaşların ve çatışmaların temel sebebidir. Bu nedenle platform olarak her şart altında coğrafyamızda ve dünyanın neresinde olursa olsun barışın, ha(l)klara ve özgürlüklere dayalı olarak sağlanabileceğini düşünmekteyiz.

    “TOPLUMSAL İLİŞKİLERDE HİYERARŞİ VE BİAT KÜLTÜRÜ DAYATILMAKTADIR”

    Türkiye’de yerleşik otoriter rejimin ayrımcı ve ötekileştirici dili, toplumsal ilişkilerde de hiyerarşi ve biat kültürü dayatmaktadır. Nefret söylemini beslemektedir, bu durumun da toplumun giderek daha da militarize olmasına, ırkçılık ve milliyetçiliğin yükselmesine yol açtığını görmekteyiz. İktidarın kullandığı bu dil, başta kadınlar, LGBTİ+lar, sığınmacılar, çocuklar ve hayvanlar olmak üzere ötekileştirilen gruplara, canlılara şiddet olarak geri dönmektedir. Ayrımcı uygulamalar ile şiddet politikalarının ürettiği sınırsız-sayısız ihlal gerçeğinin çözümü ve tek seçeneği barışa dayalı politikalardır.

    “NEFRET DİLİ SON BULMALIDIR”

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle bir kez daha barış isteğimizi yüksek sesle dile getiriyoruz. Topluma dayatılan tekçilik, ırkçılık, milliyetçilik, ötekileştirmenin ve nefret dilinin son bulması için iktidarı insan haklarına dayalı barışçıl politikaları uygulamaya ve Türkiye’nin toplumsal barışına engel teşkil eden tecrit politikasından vazgeçmeye çağırıyoruz. Platform olarak barışın tesis edileceği ana kadar mücadele etmeye devam edeceğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz.”

    Ardından söz alan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’da Ovacık’taki olayları ve Gülistan Doku’yu hatırlatarak barışın önemine vurgu yaptı.

    PİRHA/DERSİM

  • Kureyşan Ocağında iki dilli cem: Sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık -VİDEO

    Kureyşan Ocağında iki dilli cem: Sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık -VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı, Dersim’in Nazımiye İlçesine bağlı Bostanlı Köyü’nde toplandı. Buluşma, sohbet ve müziğin yanısıra Türkçe ve Kırmancki olarak cem erkanı düzenlendi. Sanatçı Kemal Kahraman sözlü aktarımın önemini vurgularken, Pir Hasan Ali İşlek, “Dersim’deki ulularımızın ve ocaklarımızın sayesinde sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık. Hakimin karşısına çıkmadık” dedi.

    Kureyşan Ocağı, Dersim’in Nazımiye İlçesine bağlı Bostanlı Köyü’nde (Dewa Kuresu, Zevê) 9-10 Ağustos tarihlerinde bir araya geldi. Pir Kureyş Baba İstişare Meclisi tarafından organize edilen buluşmanın bu yıl 8’incisi gerçekleştirildi.

    İki gün süren etkinliklerin ilk gününde, ‘Muhabbet meydanında cemal cemale buluşma’ etkinliği düzenlendi. İkinci günde ise Metin & Kemal Kahraman’ın katıldığı bir sohbet ve dinleti etkinliği düzenlendi. Aynı günün akşamında ise iki dilde (Kırmancki/Zazaca ve Türkçe) Cem erkanı yürütüldü, semah dönüldü. Lokmalar pay edildi.

    “CEMEVLERİYLE YAŞANAN KURUMSALLAŞMA SÜRECİ BİR ŞEYLERİMİZİ GÖTÜRÜYOR”

    ‘Metin & Kemal Kahraman sohbet ve müzik dinletisi’ etkinliğinde konuşan Kemal Kahraman, Dersim Kırmanc Alevi kültüründe sözlü gelenek ve aktarımın önemine vurgu yaparak, İslam yazılı kaynaklarından aktarımlarla güncellenen ritüel ve ibadetlerin, sözlü aktarımla kuşaklar boyu gelen ve mana aleminde farklı karşılıkları olan gerçek ritüel ve ibadetlerde bozulmalara yol açtığını belirtti.

    “Bizde söz ikrardır” diyen Kahraman, “Hakikat hep bu söz üzerinden devredilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. Bu anlamda biz aslında her şeyden önce kendi gerçeğimizi anlamak istiyorsak, Aleviliğimizi anlamak istiyorsak ilk önce bize aktarılmış sözlü hafızadan bakmayı kabul etmemiz lazım. Bugün mesela Avrupa’nın ve Türkiye’nin de birçok şehrinde, bu göç süreçleriyle beraber tabii ki Cemevleri kuruluyor. Hepsi iyi niyetle yapılmış çalışmalardır fakat bu kurumsallaşma süreci bir şeylerimizi götürüyor. Tam adını koyamadığımız bir şey var” değerlendirmesinde bulundu.

     “BİZ DAĞA TAŞA TAPMIYORUZ”

    Aleviliği anlatırken sözlü aktarımları dikkate aldıklarını ifade eden Kahraman, şunları kaydetti:

    “Alevi diyor ki kendini bil Hakk’ı bilirsin. Yani bütün alem vahdet-i vücut içindedir. ‘İnsan, 18 bin alem sende’ diyor seyit Süleyman Şahin. Bu tabii ki Alevi öğretisinin bir düsturudur. Diyor ki Allah 18 bin alemi yarattı Adem için, Adem’i yarattı kendi için. Bu anlamda Hakk da sende, şeytan da sende. Sen eğer kendindeki Hakkı takip edersen, Hakk burada, o hiçteki var olarak Hakk burada tecelli eder. Sen kendindeki hırsı nefsi takip edersen, şeytan burada tecelli eder.

    Hakk 18 bin alemi Xızır eliyle yapmış. Yani Xızır yaradılışın başında da o hiçteki varın eli, ayağı ustasıdır. Bütün bu alemi çekip çevirendir. Andaki tecellidir. Yani hem zamanın sahibidir hem de mekanın sahibidir.

    Biz dağa taşa tapmıyoruz. Biz güneşe de tapmıyoruz. Bunların hepsi Hakk’ın varlığının ispatı…”

    İKİ DİLDE CEM YAPILDI, KIRMANCKİ SEMAH DÖNÜLDÜ

    Metin & Kemal Kahraman sohbet ve müzik dinletisi etkinliğinin ardından dergahın önündeki açık alanda, büyük bir katılımla Türkçe ve Kırmancki olarak cem erkanı yürütüldü ve Kırmancki semah dönüldü. Erkanı ocak mensubu pirler ve analar; Hüseyin Altınışık, Murat Dündar, Ali Kızılkan, Fatime Özcan, Ahmet Demir, Ali Ulucan, Hasan Ali İçmek, Ali Tamaç, Aliyar Özcan, İbrahim Doğan, Gülüzar Tonkuş, Bakı Ķumaş, Hacer Güzel ve Düzgün Dağ yürüttü.

    “BU KAPIDAN RIZAYLA GİRMEK İSTEDİK, RIZAYLA ÇIKMAK İSTİYORUZ”

    Bu yolun razılık ve rızalık, ikrar ve itikat yolu olduğunu belirterek Cem erkanının açılışını yapan Pir Hasan Ali İşlek, “Bu kapıdan rızayla, ceddimizin kapısından girmek istedik. Rızayla çıkmak istiyoruz. Olur ya birisi bizle küskünse, birisi bize dargınsa, birisi bizden alacaklıysa, müşkülü varsa, hali varsa, bu Pir meydanında ceddimizin huzurunda hesabımızı vermeye hazırız. Bizlerden Hak Muhammed Ali aşkıyla istekli olan can var ise bu meydanda özünü dar eylesin. Halini hal eylesin. Dilini dil eylesin. Gönül kırmadan, incitmeden, döktüğümüzü dolduralım, küstürdüğümüzü barıştıralım ve biz de hak yoluna gönül birliğiyle, gönlümüzü bağlayıp can baş ile teslim olmaya hazırız” diyerek öncelikle cemaatten rızalık istedi.

    “SORUNLARIMIZI ASLA DEVLET KAPISINA TAŞIMADIK”

    İnsanların yeri geldiği zaman dünya malı için birbiriyle belki de hoşnut olmayan durumlar içerisine girdiklerini vurgulayan Pir Hasan Ali İşlek, şunların altını çizdi:

    “Ama tüm bunlara rağmen biz yüzyıllarca ceddimizin ve pirlerimizin sayesinde, Dersim’deki ulularımızın ve ocaklarımızın sayesinde sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık. Hakimin karşısına çıkmadık. Savcı bizim hakkımızda mutalaa tutmadı. Devletin sistemi yerine kendi Hakk ve hakikat sistemimizle yönümüzü primimize çevirdik. Dost cemali önünde sorunlarımızı hallettik.

    “DERSİM İNANCINDA İSTİSNAİ OLARAK BİZE YAKIŞMAYAN HAL VE HAREKETLER YAŞANDI”

    Bu nedenden dolayı istisnalar hariç Alevi Kızılbaş inanç toplumunda, hele hele Dersim inancında çok istisna olarak insana yakışmayan hal ve hareketler, davranışlar müşkülatlar yaşandı. Ve bu müşkülatların ağır suçlarına da inancın gereği bedelleri ödendi. Ve bu nedenden dolayı da bizler ecdadımızın sürmüş olduğu o yolun kutsallığı temelinde bugün buradayız. Pirimizle, talibimizle.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

     

  • Dersimli yaylacılar dertli: Böyle giderse 10 yıl sonra bu dağlarda kimseyi göremezsiniz -VİDEO

    Dersimli yaylacılar dertli: Böyle giderse 10 yıl sonra bu dağlarda kimseyi göremezsiniz -VİDEO

    PİRHA – Pülümür’ün 3000 rakımlı Hel Dağı’nda yaylacılara konuk olduk. PİRHA’ya konuşan yaylacılardan Zeki Çelebi, “Pertek’te 20’ye yakın aile hayvancılığı bıraktı. Bu iş gittikçe bitecek. Böyle giderse, emin olun ki 10 yıl sonra siz bu dağlarda hiç kimseyi göremeyeceksiniz. Kimse hayvancılık yapmayacak artık” dedi.

    Mevsim ilkbaharı gösterdiğinde, ekserisi Çemişkezek’ten, az bir kısmı da Hozat’tan olmak üzere Dersim’deki yaylacılar, koyun sürüleriyle birlikte yollara düşerler. Uzun yolculuklardan sonra yüksek rakımlı yayla yerlerine ulaşırlar. Geçici evleri olan çadırlarını ve düzenlerini kurarak buralarda 4-5 ay konaklayıp sürülerine otlak ararlar. Ancak giderek zorlaşan hayat koşulları, verilen desteklerin azalması ve ürünlerini tüccarlara piyasa fiyatının çok altında bir değere satmak zorunda kalmaları Dersim dağlarında yaylacığın geleceğini tehdit ediyor.

    Dersim’in yüksek rakımlı yaylalarından Hel Dağı’nda yaylacılara konuk olduk. Pülümür sınırları içinde bulunan ve Ovacık sınırına yakın bulunan 3000 rakımlı Hel Dağı’ndaki yaylacılardan 37 yaşındaki Zeki Çelebi, öğretmen ancak yaz aylarında ailesine yardım etmek için yaylaya geliyor.

    ŞAVAKLI İSMİNİN HİKAYESİ

    Dersim bölgesindeki tüm yaylalarda hayvancılık işiyle uğraşanların tamamına Şavaklı dendiğini ve bu sıfatın eskiden beri geldiğini belirten Zeki Çelebi, “Bu isim ilk zamanlarda belli bir gurubu temsil ediyordu. Sadece Sunni kesime verilen bir isimdi Şavaklı. Alevilerin tarihten gelen hem yoksulluk hem ezilmişlik hem de kimlik inanç meselesi var. Bu nedenlerle zaten Alevilerin ellerinde hiçbir zaman onlar kadar hayvan sayısı da olmamış geçmişten bugüne. Alevi kısma daha çok Koçer diyorlarmış. Siirt’teki Koçerlerle de bir ortaklık var. Onların da aynı yaşam kültürü var fakat siyasi nedenlerden dolayı devlet Koçer ismini çok kullanmayı tercih etmemiş ve bu işle uğraşan herkese Şavaklı demiş” değerlendirmesini yaptı.

    “MEŞHUR TULUM PEYNİRİ BURALARDAN ÇIKIYOR”

    Şavaklı’nın bir aşiret ismi olmadığını ekleyen Çelebi, “Bu işle yani hayvancılıkla uğraşan, yaylaya çıkan, yazın yaylada kalan kışın da kışla kendi köyüne geri dönen insanlara verilen bir sıfat. Bu insanların hayvancılıkla uğraşıyor olmaları, peynir üretiyor olmaları, et için de kuzu üretip ilkbahar ve sonbaharda satıyor olmaları ortak özellikleridir.  Bunun dışında Türkiye’de herkesin bildiği o meşhur tulum peyniri buralardan çıkıyor. Tulum peynirin belki de ham maddesinin üretildiği yer Munzur sıra dağlarının tamamıdır. Yalnız yine siyasi nedenlerle tulum peynirinin patenti Erzincan’a geçmiş durumda. Son yıllarda biraz da Elazığ’a dönmüş durumda peynir üretimi. İmalat kısmı, son tüketiciye ulaşan kısmı Elazığ üzerinden yürüyor.  Maalesef Dersim çok bunun ekmeğini yiyememiş” şeklinde konuştu.

    “DEVLETTEN ALDIĞIMIZ DESTEK 200-300 KİLO PEYNİRE DENK GELİYOR”

    Fakat Dersim’de hayvan sayısının da üretici sayısının da çok ciddi boyutlarda olduğunun altını çizen yaylacı Zeki Çelebi, yaşadıkları zorlukları ve yönetim erkinden beklentilerini şu şekilde dile getirdi:

    “Dersim coğrafyasında çok tarım arazisi yok. Daha çok bozkır sarp bir arazi. Şu anda bulunduğumuz arazi de sarp. 3200 metredeyiz.  Yaklaşık Buyer Gölü seviyesindeyiz.  Hava çok soğuk. İnsanların şartları da ağır ama başka geçim kaynakları yok. Eskiden beri bu böyle gelmiş. Şartlarda çok bir iyileşme yok.  Tek iyileşme şöyle. Eskiden hayvanlarla at katır sırtında eşyalarını taşıyorlarmış. Şimdi daha çok traktörle ve arabayla. Fakat geldiğimiz yollar gene bozuk. Hayvancılığa destek anlamında da pek bir şey yok.  Devletten hayvancılık adına aldığımız tek bir çoban parası alıyoruz, bir de hayvanların kulaklarında bulunan sarı küpelerden dolayı bir sarı küpe parası alıyoruz. Yalnız o aldığımız miktarlar da bizim hayvanlara totalde alacağımız 3-5 ton yemin maliyetini ancak karşılıyor. Onun dışında çok bir katkısı yok bize. Hani olmasa da olur. Bize çobanlık ve küpe parasını ödemeseler biz çok bir şey kaybetmeyiz yani. 200-300 kilo peynir satmamış gibi hissederiz en fazla.

    “BİRLİĞİMİZ VAR AMA TEMEL PROBLEMLERİMİZLE İLGİLENMİYOR”

    Bu anlamda daha fazla destek bekliyoruz hem şehrin yerel yöneticilerinden hem de Tarım Bakanlığı’ndan. Tulum peynirinin üretimi zorlu, çok muazzam bir emek veriliyor ama ortada bir de muazzam bir emek sömürüsü var. Türkiye’nin tüm üreticileri gibi peynir üreticisi de bu şartlardan nasibini alıyor. Bu yıl mesela peynirin kilogram fiyatı daha belli değil. Peynir alan, ticaretiyle uğraşan insanlar var. Yalnız peynirin kilogram fiyatı belli değil. Fakat marketlerde gözlemlediğimiz kadarıyla peynir pazarlarında peynirin kilosu 300-600 lira arasında değişiyor mesela. Bu anlamda devletin fındık ve diğer ürünlerde belirlemeye çalıştığı taban fiyatı bura için de geçerli olabilir.

    Buradaki üreticilerin üye olduğu bir Damızlık Koyun Keçi Birliği var ama bu birlik isim olarak var.  İnsanların belki belli problemleriyle ilgileniyor ama temel problemleriyle ilgilenmiyor. Bizim maliyetimiz, girdilerimiz belli. Bizim yem maliyetimiz var, ilaç maliyetimiz var, çoban maliyetimiz var. Köyümüzden yükleyip buraya gelirken kamyon maliyetimiz var. Ev eşyasını yüklerken kullandığımız küçük araçlar var. Onların maliyeti var.

    “MALİYETLERİMİZ YÜZDE 100-200 ARTIYOR AMA AYNI ARTIŞ ÜRÜN FİYATINDA YOK”

    Bizim her yıl, maliyetlerimiz bir önceki yıla göre yüzde 100-200 artıyor ama ürettiğimiz ürün aynı oranda artmıyor. Geçen yıl çobana 30 bin lira ödüyorduk. Yemesi içmesi artı bu da buna dahil ama sigortaları yok. Bu yıl minimum çoban maaşı 60 bin lira.  Tunceli bölgesindeki tüm yaylalarda benzer problemler var. Geçen yıl 85 liraya sattığımız yaş peyniri bu yıl 100 liraya satmada zorlanıyoruz.

    Bu şehri yönetenler, özellikle belediye başkanından tutun da diğer STK’lara kadar insanların bu şehrin geçim kaynağı neyse onun üzerinden bir şeyler planlaması lazım. Bu şehirde sanayi yok. Fabrika yok.  Belki Ovacık bölgesinde bir yaz turizmi, bir de kayak merkezi var. Ama Pülümür bölgesinde hiçbir şey yok. Kışın burada 6-7 ay kış yaşanıyor ve insanların hiçbir geçim kaynağı yok.  Sadece hizmet sektörü, memur, asker, polis var. Market bir şey satabildiyse satar, onun dışında insanlar işsiz. Biz buraya gelince bu ilçenin ekonomisine katkı sunuyoruz.

    “PANDEMİDE DURMAYAN TEK İŞ KOLU HAYVANCILIKTI”

    Şunu görmüyorlar, biz yakın dönemde pandemi sürecinden geçtik. Fark ettiyseniz tüm meslek grupları neredeyse eve kapandı. Sokağa çıkma yasağı oldu. Ne için söylüyorum? Durmayan bir iş kolu vardı; hayvancılık. Hayvancılık dinamo demek ki ve şunu gördük. Siz muazzam teknolojiye sahip olabilirsiniz ama gıdı olmadığı zaman, gıda, su temel besin kaynaklarında kriz olduğu zaman o ülkenin teknolojisi çok da bir işe yaramıyor.”

    “ÜRETİCİ ÜRETTİĞİ ÜRÜNÜN FİYATI KONUSUNDA SÖZ SAHİBİ DEĞİL”

    Yaylacı Zeki Çelebi, şunları kaydetti:

    “Bizim bir problemimiz var. Damızlık Koyun Keçi Birliği’ne üye insanların temel beklentisi, birlik yönetiminin peynirin fiyatına dair bir tavır ortaya koyması fakat o tavrı görmüyorlar. Herkes birbirini suçluyor. Çözüm odaklı değil. Herkes birbirinin penceresinden bakıyor.

    Birlik yönetiminden temel beklentimiz şudur: Biz daha peynir sezonuna girmeden önce Türkiye’deki enflasyona, matematiksel verilere paralel bir ürün fiyat talep ediyoruz.

    Burada peynir fiyat toplantısı oldu. Birlik yönetimi toplantıya, üreticiyi de çağırdı, tüccarı da çağırdı. Önceden üreticiye ‘sizin fiyat beklentiniz nedir’ diye sorulmadı. Üstelik birlik yönetimi de zaten temelde hayvanları olan, hayvancılıkla uğraşan insanlar.  Fiyat toplantısına tüccarı çağırıyorlar. Ürünün sahibinin ürününün fiyatını tüccar belirlemeye çalışıyor. Üretici kendi ürettiği ürünün fiyatı konusunda fikir hakkına sahip değil. Bir şey söyleyemiyor. Söylediği zaman da toplantı dağılıp gidiyor.  Bu hem ironidir hem de şapkayı önüne koyup ağlayacaksak buradan ağlamaya başlayacağız.

    “GENÇLER ARTIK YAYLACILIK YAPMAK İSTEMİYOR”

    Bakın bu ilkbahar Pertek ilçesinde 20’ye yakın aile hayvanlarını elinden çıkarmış. Bu iş gittikçe bitecek. Yaşlılardan geçtik artık gençler bu işi yapmamaya başladı.

    Adam işsiz ama bu işi yapmak istemiyor. Onun için bu özellikle peynir fiyatına, yayla problemlerine dair hem devletin hem de şehir yönetiminin ciddi bir çalışma yapması gerekiyor. Şehrin belediye başkanı da, ki bizzat akrabaları bildiğim kadarıyla hayvancılıkla uğraşıyor. Şehrin belediye başkanının da buna dair çok ciddi katkı sunması gerekiyor. Buna değinmesi lazım. Çünkü bu şehirdeki temel geçim kaynağı hayvancılık. Bunun için ciddi bir şey yapmaları gerekiyor. Yapmazlarsa emin olun ki 10 yıl sonra siz bu dağlarda hiç kimseyi görmeyeceksiniz. Kimse hayvancılık yapmayacak artık.”

    Nuray ATMACA/Eyüp HANOĞLU-DERSİM

     

  • Hozat’ta festival polis bariyerlerinin arkasında başladı, esnaf tepki gösterdi! -VİDEO

    Hozat’ta festival polis bariyerlerinin arkasında başladı, esnaf tepki gösterdi! -VİDEO

    PİRHA- Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında bugün başlayan Hozat programı, festival alanı ile esnafın arasına bariyerler kurulması nedeniyle gecikmeli başlayabildi. Esnaf uygulamaya tepki gösterip kepenk kapatmak isterken, 22 yıldır böyle bir uygulama olmadığını belirten Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya, “Bu neyin önlemidir” diyerek tepki gösterdi.

    Bu yıl 22.’si düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Hozat Festivali’nin açılışı yapıldı. Saat 11’de başlaması gereken açılış esnafın ve halkın yolların bariyerlerle kapatılmasına tepki göstermesi nedeniyle gecikmeli olarak yapıldı. Programın bir kısmının iptal edildiği açılış, yöresel Hozal klarneti ve davul eşliğinde çekilen halaylarla yapıldı.

    Daha önceki festivallerin hiçbirinde festival alanının, bariyerlerle kapatılmadığı Hozat’ta, bu yıl esnafla sokaklar arasına bariyerler döşendi. Bu uygulamaya tepki olarak uzun süre festival alanına kimsenin gelmediği görüldü. Hozat esnafı da tepki olarak festivalin süreceği iki gün boyunca kepenk kapatmak istedi.

    “KÜLTÜRÜMÜZ YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    Gazeteci Veli Haydar Güleç’e konuşan Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya’da festival alanıyla dükkan ve kaldırımların arasının bariyerlerle kapatılmasına tepki gösterdi.

    Kültürün yok edilmek istendiğini, halkın gelenek ve göreneklerinden koparılmak istendiğini belirten Kaya, “Onun için biz bu kültürü yaşatmak için, bu doğamızı korumak için yurtiçi ve yurtdışındaki tüm halkımıza bir çağrımızdır. Duyarlı olan tüm dostlarımızı bu mücadelede yanımızda görmek istiyoruz” dedi.

    “22 YILDIR İLK DEFA SOKAKLAR BARİYERLERLE KAPATILIYOR”

    Onlarca yıldır bir güvenlik politikası uygulandığını, kente girerken ve köylerdeki arama noktalarının 90’lı yılları aratmayan uygulamalar olduğuna değinen Kaya, “Kaymakam ile görüştüm. Dedim ki 22 yıldır yapılmayan, 22 yıldır hiç olmayan bir şey. Bunu neden yapıyorsunuz? Şunu söylediler; güvenlik önlemi. Oysa en kötü dönemde bile önlem alınmamıştı. Ama bugün işte görüyorsunuz, esnaf da tepkili. Dükkanları kapatıp gideceğiz diyorlar. Kaymakam Bey’i bekliyoruz. Kaymakam Bey gelecek, bakacak. Ben elimden geleni yapacağım dedi. Onu bekliyoruz. Bu alanı kapatmak neyin önlemidir” diye belirtti.

    “HALKIN İRADESİNE KAYYIMLARLA İPOTEK KONULAMAZ”

    Türkiye’de kayyımlarla ilgili büyük sorunlar olduğuna vurgu yapan Kaya, “Yani seçilmişi bile hazmedemeyen, sürekli tehditlerle bizi en azından hiçbir şey yapmayın diye bağlamak isteyen bir devlet var. Sistem var. Ama biz yine buna rağmen biz diyoruz ki halkın iradesine hiç kimse ipotek koymamıştır. Hiç kimseyi de durduramazsın. Yani binlercesini aldılar ama yine de birileri geldi. Onun için bunun çözümü kayyım değil” diyerek tepkisini dile getirdi.

    “GENÇLERİMİZİN HEPSİ YURTDIŞINA GİTTİ ÇÜNKÜ ÜRETİM ALANLARIMIZ YOK”

    Aydın Kaya, şunları ifade etti:

    “Yokluğun yoksulluğun olduğu bir yerde siz haktan, hukuktan, adaletten bahsedemezsiniz. Onun için adeta şu anda bizim gençlerimiz hepsi gitti, Kanada’ya gitti. Yurt dışına gitti. Niye? Çünkü üretim alanlarımız yok. Sanayimiz yok. Çiftçimiz deseniz, geçen yıl yağmur yağdı bitti çiftçi. Bu yıl arıya yağmur yağdı, bitti. Bizim şu anda üç temel üretim alanımız olarak tarım, hayvancılık ve arıcılık var.

    “TC KİMLİK NO’SUNU EZBERE BİLEN TEK İL TUNCELİDİR”

    TC’sini ezbere bilen tek il Tunceli’dir. Garip biliyor musunuz? Her Tunceliliye sorun. TC’sini ezbere söyler. Neden biliyor musunuz? Eğer siz 5-10 tane aramanın arasından geçerseniz, onu zamanla ezberliyorsunuz. Biz diyoruz ki bakın en güzel dönemde bile lütfen bırakın halk üretsin. Bu halkın üretmesine yardımcı olun.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de SETKAV kuruldu

    Dersim’de SETKAV kuruldu

    PİRHA- Dersim’de Sanat, Edebiyat, Tarih ve Kültür Araştırmaları Vakfı (SETKAV) kuruluşunu gerçekleştirdi. Vakfın Kurucu Genel Başkanı araştırmacı-yazar Mesut Özcan oldu. Vakfın amacı, Türkiye’de yazılı ve sözlü tarih başta olmak üzere tarihi, sanatsal, edebi ve kültürel alanlarda araştırmalar yapmak.

    Dersim’de Sanat, Edebiyat, Tarih ve Kültür Araştırmaları Vakfı (SETKAV) kuruluşunu uzun uğraşlar sonucunda gerçekleştirdi. Vakfın Kurucu Genel Başkanı araştırmacı-yazar Mesut Özcan oldu.

    Vakfın amacı, Türkiye’de yazılı ve sözlü tarih başta olmak üzere tarihi, sanatsal, edebi ve kültürel alanlarda araştırmalar yapmak ve bunları toplumsal faydaya dönüştürmek.

    AMACI KÜLTÜR SANAT VE EDEBİ ALANLARDA ARAŞTIRMALAR YAPMAK

    Yoğun bir çabanın ve emeğin ürünü olmanın yanısıra Dersim’de bir ilk olma özelliği de taşıyan SETKAV hem Dersim’de hem de Türkiye’de bu alanda yapılan çalışmalara yeni bir soluk olma amacı taşımaktadır. Özellikle Dersim’de kültür, sanat ve tarih alanında yapılan çalışmaların eksikliğinin bilincinde olan ve bu bilinçle yola koyulan Vakıf, kuruluş amacını şu cümlelerle dile getiriyor: “Türkiye’de gerek yazılı ve gerekse sözlü tarih, kültürel, sanatsal, edebi alanlarda araştırmalar yapmak ve bunları toplumsal faydaya dönüştürmek, eğitim ve eğitim faaliyetlerini desteklemek, inanç, ibadet yerlerinin araştırılması, korunması ve yaşatılması için çalışmak.”

    GENEL MERKEZİ DERSİM’DE ANCAK ÇEŞİTLİ YERLERDE ŞUBELER AÇACAK

    Vakfın amacını gerçekleştirmek için yapacağı çalışmalardan birkaçı ise şöyle: “Tarihsel, sanatsal, edebi ve kültürel mirasımıza ait olan her türden ve her dilden basılmış olan sözlü ve yazılı, görüntülü, sesli her türlü belgeyi, kitap, broşür, bildiri, afiş, kartpostal, fotoğraf, resim, ses kaydı ve anı (hatırat), el yazması (yazma eser) her türlü eseri, çeşitli inançlara ve gruplara ait levhaları gerek temin ederek ve gerekse ödünç alarak araştırmacıların ve toplumun hizmetine sunmak, temin ettiği veya sahiplerinden ödünç alınan bu materyalleri sergilemek, bunun için kütüphaneler, müzeler, müze-kütüphaneler, enstitüler açmak.”

    Genel merkezi Dersim’de bulunan SETKAV, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde şubeler de açacak.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim’in vekil sayısı yeniden 2 oldu

    Dersim’in vekil sayısı yeniden 2 oldu

    PİRHA- Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 31 Aralık 2023 nüfus verilerine göre illerin milletvekili sayılarını belirledi. İllerin milletvekili sayıları dağılım tablosuna göre Dersim’in milletvekili sayısı yeniden 2’ye çıktı.

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Türkiye İstatistik Kurumu’nun 31 Aralık 2023 tarihli nüfus istatistiklerine göre, illerin milletvekili sayılarını yeniden belirledi.

    İSTANBUL’UN VEKİL SAYISI 2 AZALDI

    Türkiye İstatistik Kurumu’nca en son 31 Aralık 2023 nüfus bilgilerinin açıklandığı aktarılan kararda, bu kapsamda 600 milletvekilinin il ve seçim bölgelerine göre dağılımları yer aldı.
    Önceki dönemle kıyaslandığında İstanbul’un milletvekili sayısı 2, Hatay ile Kütahya’nın ise 1’er azalırken; Bursa, Eskişehir, Dersim ve Bayburt’un milletvekili sayıları ise 1’er arttı.

    PİRHA/DERSİM

  • Doğan Munzuroğlu: 4 Mayıs, Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir-VİDEO

    Doğan Munzuroğlu: 4 Mayıs, Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir-VİDEO

    PİRHA- Bugün, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen ‘Tunceli Tenkil Harekatı’nın, 87. yıldönümü. Araştırmacı-yazar Doğan Munzuroğlu, “4 Mayıs’ta yaşanan Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir. Devlet, Dersim’e sefer yaptığında, esas hedefi herhangi bir Kürdi mücadelenin oluşma tehlikesini engellemekti. Fakat bunun yanında Dersim’in Kızılbaş olması da devleti perçinliyor, motivasyonunu güçlendiriyor” dedi.

    Bugün, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen ‘Tunceli Tenkil Harekatı’nın, Dersimlilerin deyimi ile de “Tertelenin” 87. yıldönümü. O gün alınan karar sonrasında Dersim’de çok büyük bir insanlık suçu işlendi.

    1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananlar, uluslararası hukuka göre soykırım olarak adlandırılıyor. Ancak aradan 87 yıl geçmesine rağmen devlet arşivleri açılmadı, o dönemde neler yaşandığının tespiti yapılmadı. Daha da önemlisi, bu konuda tam bir yüzleşme yaşanmadı.

    Konuyla ilgili, kendisi de Dersimli olan araştırmacı, yazar Doğan Munzuroğlu PİRHA’ya konuştu.

    “DERSİM UZUN YILLAR OSMANLI DEVLETİNİN UĞRAŞTIĞI BİR COĞRAFYA”

    Dersim’in dağlık ve ormanlık yapısı nedeniyle uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin uğraştığı bir coğrafya olduğunu belirten Doğan Munzuroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Orada yaşayan halkların, daha çok isyankar, özgürlüğüne düşkün insanlar olması nedeniyle, devlet de bir türlü uzun süre bu toplumla barışık yaşayamamış. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Dersim bir çıbanbaşı olarak nitelendirilmeye devam edilmiş ve Dersim hakkında onlarca rapor hazırlanmış. Osmanlı döneminden başlayarak, Cumhuriyet dönemine kadar birçok rapor hazırlanmış. Birçoğunun fikri de ‘Dersim tedip edilmeli, tenkit edilmeli, ıslah edilmeli, sürgün edilmeli’ gibi sonuçlara varmış.

    4 Mayıs 1937’de Atatürk’ün huzurunda bir Bakanlar Kurulu kararı alınıyor. Bu defa bir sonuca varıyorlar. İsyan eden şahsiyetleri ya da ‘bizim tehlikeli olarak gördüğümüz şahsiyetleri öldürüp, gerisini yerinde bırakmak doğru değil’ diyorlar. Elden geldiğince suç işlemiş ya da devlete karşı suçlu olan kişileri yok edip geriye kalan halkı da başka bölgelere sürgün etmek gibi bir karara varıyorlar.

    “CELAL BAYAR YÖNETİMİNDE TOPTAN YOK ETME SÜRECİ BAŞLATILDI”

    Bu kararın sonunda da paraya acımaksızın içlerinde ne kadar kişi ajanlaştırılabilirse ajanlaştırılması, satın alınması kararı veriliyor. Bu karardan sonra Dersim’in fermanı imzalanmış oluyor ve daha sonra 1937’de İsmet Paşa’nın yönetiminde bir sefer düzenleniyor. Daha çok isyankar aşiretlere yönelik çeşitli müdahaleler oluyor ve savaşanlar öldürülüyor. Fakat bununla yetinilmiyor. 1938’de Celal Bayar’ın yönetiminde bu defa toptan yok etme gibi bir süreç başlatılıyor. Neredeyse canlı her varlığa ateş edilecek ya da toplu halde gaz serperek öldürme şeklinde ya da uçurumlardan atma yöntemiyle toplu katliam başlıyor. Daha sonra da sürgün süreci başlatılıyor. Geride kalan toplum, Türkiye’nin batı illerine sürgün ediliyor. Sürgünden 10 yıl sonra tekrar geriye dönüş için imkan veriliyor. Yasak kalkıyor ve geride kalan halk, tekrar coğrafyasına, dağlarına geri dönüyor.”

    “DERSİM’İN KIZILBAŞ OLMASI DEVLETİN YÖNELME MOTİVASYONUNU PERÇİNLİYOR”

    Doğan Munzuroğlu, 4 Mayıs 1937 tarihini “Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış hali” sözleriyle yorumladı. Munzuroğlu, “Devlet, Dersim’e sefer yapıp, ıslah etmek istediğinde esas hedefi, buradaki herhangi bir Kürdi mücadelenin oluşma tehlikesiydi. Fakat bunun yanında Dersim’in Kızılbaş olması da bunu daha da perçinliyor. Bu, bir saldırının ya da ıslah etme, yok etme girişiminin daha da güçlü bir motivasyona yönelmesini sağlıyor” diye belirtti.

    TÜRKTANER KÖYÜNÜN HİKAYESİ!

    Doğan Munzuroğlu, katliam sürecinde Türktaner köyünde yaşananları da hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Hozat’ın Türktaner köyünde Zeyno Bıcik isimli biri var, o köyün muhtarı. Bu Zeyno Bıcik, köyün girişine bir levha koyuyor. 1938’de devlet oraya gelmiş. Köyleri yakıyor. İnsanların bir kısmını kurşuna diziyor, geri kalanını sürgün ediyor. Zeyno Bıcik düşünmüş, taşınmış. Köyün girişine bir levha koymuş. Üzerine de ‘Türktaner’ yazmış. Yine bir tanıktan dinledim. Askerler geldiklerinde ‘Türktaner’e gider’ levhasını görüyor. ‘Burası neresi?’ diye soruyorlar. ‘Burası Türktaner’ cevabı veriliyor. Askerler diğer tarafı göstererek ‘Bu taraf nere?’ diye soruyor, ‘Orası da Kürttaner’ cevabı veriliyor. Askerler ‘O zaman bu tarafa gidiyoruz’ diyorlar. Yani Türktaner öyle kurtuluyor. O gün bugündür Türktaner Türktaner’dir. Şimdi buradan şunu anlıyoruz; yani Türk köyleri, eğer ciddi anlamda Türk köyü olduğuna kanaat getirmişse dokunulmamış. Bu örnekten şunu anlamış oluyoruz. Ha demek ki burada bir etnik, ulusal ayrımcılık durumu var. Tabii Kızılbaş olmaları onların çifte katliamdan geçmesine yol açmış, bunu kabul etmemiz lazım.”

    “DEVLETİN RAPORLARI YALAN SÖYLÜYOR”

    Dersim Katliamı’na ilişkin devlet raporları ve gazetelerde yazılanların çoğunda dezenformasyon uygulandığını ifade eden Doğan Munzuroğlu, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “1938’le ilgili anlatımlarının çoğunda şöyle diyor; ‘Şeyhler, pirler’ yani onlara göre gerici liderler, halkı ayaklandırmış ve isyan başlamış. Yani Dersim’de bir isyan olmuş. Şimdi bunu şöyle açıklamak mümkün; madem şeyhler, dede ocakları, pirler bu halkı isyan ettirdi, peki neden katliamda dede ya da pir ocaklarına ya da ‘seyit’ dediğimiz ocaklara diğer isyan eden aşiretler kadar dokunulmadı?

    Birçok yerde mesela bakıyorsunuz, Baba Mansur Ocağından Hüseyin Doğan diye biri var. Mesela Hüseyin Doğan, ciddi ciddi devletle iş birliği yapıyor ve gelip yargılamalarda, Seyit Rıza ve arkadaşlarının yargılamalarında da şahitlik yapıyor. Oğlunun yaşının büyütülmesinde de şahitlik yapıyor. Orada resmen destekliyor. Hatta çeşitli dönemlerde de gelip Dersimlileri ikna etmeye çalışıyor.

    “O GÜNDEN BUGÜNE DERSİM’DE ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ”

    Dersim’in 1937 sürecine, oradaki zihniyete, oradaki ruh haline geri dönme imkanı yok. Zaten o mümkün de değil. Çok şey değişti Dersim’de. Mesela dil değişti, kültürel yapı değişti, inanç yapısı büyük oranda dejenere oldu. Ana dilini konuşabilen insan sayısı giderek azalıyor. Yüzde 3-4’e düştü neredeyse. Ama buna rağmen Dersim şu yönünü yitirmedi; kabul etmek lazım, Dersim seküler bir alana kaydı. Türkiye’nin seküler yapısına destek olabilecek, ona kan taşıyabilecek bir kimliğe, topluma dönüştü. Aynı şekilde devlete karşı muhalif kimliğini de büyük oranda yitirmedi. Gerisi, Dersim’in geçmişle çok fazla bir bağının kaldığını düşünmüyorum.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Hozat İttifakı: Hozat’ın bütünlüğünü temsil ediyoruz -VİDEO

    Hozat İttifakı: Hozat’ın bütünlüğünü temsil ediyoruz -VİDEO

    PİRHA- Hozat İttifakı’nın düzenlediği halk konserinde bir grubun yaptığı saldırıyla ilgili konuşan SMF MYK Üyesi Mahir Gürz, “Olgunluk ve sağduyu ile provokasyonu boşa çıkardık. Gençlerimizi yozlaştıran siyasal akılla uğraşmak durumundayız. Bizim görevimiz o gençlerimizi kazanmaktır. Provokasyonun bir parçası olan gençlerimizi ötekileştiren hiçbir tutumu kabul etmiyoruz” dedi.

    Son yıllarda yerel seçimleri sürekli CHP’nin kazandığı Hozat’ta, DEM Parti, SMF (Sosyalist Meclisler Federasyonu), Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP), Hozat İttifakı oluşturarak Attila Bulut’u ittifakın ortak adayı olarak göstermişti.

    İlçede seçimlere dair sokaktaki insanların yüzlerine vuran beklentisizlik, ümitsizlik havası, Dersim İttifakı’nın seçimlerde güçlerini birleştirerek ortak aday etrafında yürüttüğü çalışmalarla bir nebze dağılmış durumdayken, iki gün önce bir provokasyon girişimi yaşandı.

    TİP amblemiyle seçimlere girecek olan Hozat İttifakı adayı Attila Bulut için Hasan Saltık Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve birçok sanatçının katıldığı halk konserinde yaşanan provokasyonda, belediye başkan adayı Attila Bulut ve etkinliğe katılanlara yönelik saldırı girişiminde, bir kişi kafasına aldığı darbeyle ağır yaralandı.

    Gerginlik yaşanmaması için ittifak üyeleri, provokasyona katılan gençlerin ailelerini ziyaret etti.

    “İTTİFAKIN KAZANMAMASI İÇİN BİLİNÇLİ BİR PROVOKASYON YAPILDI”

    Yaşanan bu saldırıyla ilgili olarak Hozat İttifakı seçim bürosunda bir açıklama yapıldı. Burada konuşan SMF MYK Üyesi Mahir Gürz, Hozat’ta seçimleri kazanacaklarını ve 31 Mart akşamı bunun ilan edileceğini belirterek, herkesi sükunete davet etti.

    Seçim çalışmaları kapsamında Hozat’ta güçlü, kitlesel, yüzlerce kişinin katıldığı ve Hozat halkının ciddi emek katıp sahiplendiği, coşkulu bir halk konseri yaptıklarını vurgulayan Gürz, “Konserde bilinçli şekilde bizim kazanmamamız noktasında irade ortaya koyan birilerinin, bildiğimiz bazı gerici güçlerin, bizim buradaki kazanımımızı provoke etmeye çalışan bazı güçlerin yönlendirilmesiyle bir provokasyon girişimi yaşandı. Bir saldırı girişimi yaşandı. Biz bunu buradan bir kez daha kınıyoruz” diyerek tepki gösterdi.

    “OLGUNLUK VE SAĞDUYU İLE PROVOKASYONU BOŞA ÇIKARDIK”

    Kendilerinin ittifak olarak emeği, aydınlığı, özgürlüğü, karşısındaki güçlerin ise gericiliği, sömürüyü, sermayeyi ve karanlığı temsil ettiğini belirten Gürz, şunları ifade etti:

    “Başta adayımız, yoldaşlarımız ve halkımızın olağanüstü olgunluğu, sağduyusu, halkımıza olan güvenimizin ve temsil ettiğimiz siyasal hareketimizin ve ittifakımızın o siyasal olgunluğu, birikimi, tecrübesine dayanarak bu provokasyon girişimini boşa çıkarmış bulunmaktayız.

    “HİÇKİMSEYİ ÖTEKİLEŞTİRMİYORUZ”

    Buradan şunu net ifade etmek istiyoruz. Biz Hozat’ta hiçbir ayrımcılık yapmadan, hiç kimseyi ötekileştirmeden, hiç kimseyi karşımıza almadan halkımız olarak görüyoruz. Birileri karşımızda. Onu biliyoruz. Kimlerin karşımızda olduğunu biliyoruz. Kimlerin bizi provoke etmeye çalıştığını biliyoruz Kimlerin bizi zayıflatmaya çalıştığını biliyoruz. Kimlerin Hozat halkının bütün olanaklarını, emeğini, birikimlerini, sermayeye rantta talana, iktidara peşkeş çektiğini biliyoruz. Ama biz Hozat’ta Hozat halkının bütünlüğünü hiç ayrımsız AKP’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi, hangi siyasal görüş olursa olsun biz halk arasında ayrım yapmıyoruz, yapmayız. Biz halkın birliğini savuna insanlarız. Dolayısıyla Hozat halkının birliğini, beraberliğini, ortak kültürünü, değerlerini zedeleyen, itibarsızlaştırmaya çalışan, halkı karşı karşıya getirmeye çalışan, halkla devrimcileri karşı karşıya getirmeye çalışan bütün anlayışlara, saldırılara dün olduğu gibi bugün de meydan vermeyeceğiz. Bu konudaki tutumumuz nettir.

    “O ÇOCUKLAR BİZİM ÇOCUKLARIMIZDIR, ONLARI KAZANMAK ZORUNDAYIZ”

    Oraya gelip provokasyonun parçası olan gençler bizim ailelerimizin çocukları, o aileler bizim ailelerimiz, gençler bizim gençlerimiz, bizim çocuklarımızdır. Buradaki bütün yoldaşlarımızdan, ailelerimizden, dostlarımızdan bu noktada olgun, soğukkanlı, birleştirici, onları kazanmaya dönük bir perspektif ve siyasetle hareket etmek zorundayız. Çünkü biz Hozat’ın bütünlüğünü temsil ediyoruz. Hozat halkının tümünü kapsayan bir siyasetle hareket ediyoruz.

    “BİZİM AÇIMIZDAN MESELE KAPANMIŞTIR”

    Dolayısıyla gençlerimizi bu duruma düşüren, yozlaştıran, çeteci pratiklerle kendi emellerine alet etmeye çalışan siyasal akılla, gerici odaklarla uğraşmak durumundayız. Bizim görevimiz o gençlerimizi kazanmaktır. Provokasyonun bir parçası olan gençlerimizi ötekileştiren hiçbir tutumu kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz. Yaşanan mesele bu saat itibariyle bizim açımızdan kapanmış durumdadır. Bunun ötesinde bunun üzerinden algı operasyonları, manipülasyonlar yapmak isteyenler olacaktır, biliyoruz. Dolayısıyla bunlara karşı uyanık olmak zorundayız.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim’de kız öğrenci yurdunda tahliyeye tepki geri adım attırdı-VİDEO

    Dersim’de kız öğrenci yurdunda tahliyeye tepki geri adım attırdı-VİDEO

    PİRHA- Dersim merkezde deprem nedeniyle yıkım kararı bulunan Ehlibeyt Kız Öğrenci Yurdu’nun tahliye edilmesi yönündeki karara tepki gösteren öğrencilerin oturma eylemi yapınca yetkililer geri adım attı. Taşınma işlemi, bayram sonrasına ertelendi. 

    Dersim merkezde yer alan ve deprem nedeniyle yıkım kararı bulunan Ehlibeyt Kız Öğrenci Yurdu’nda kalan yaklaşık 300 öğrencinin, yurdun acele tahliye edilip kentin çok uzağında yeni yapılan başka bir yurda nakledilmek istenmesi üzerine, kararı protesto eden öğrenciler oturma eylemine başladı.

    Yurtta kalan Munzur Üniversitesi öğrencileri, yurdun vize haftasında apar topar tahliye edilmesinin kendilerini mağdur edeceğini belirterek kararın geri alınmasını istediler. Deprem nedeniyle tahliye kararı alınan Ehlibeyt Kız Öğrenci Yurdu öğrencileri koşulları kötü olan başka bir yurda gitmek istemediklerini söyledi.

    Gönderildikleri yeni yurdun kötü bir yer olduğunu, ulaşım sıkıntısı bulunduğunu, ışıklandırma sistemi olmadığını, karanlıkta yabani hayvan ve taciz tehlikesi nedeniyle güvenlik sorunu yaşadıklarını, ana yola inmek için hendek üzerinden atlamak zorunda kaldıklarını belirten öğrenciler, tüm bu nedenlerle oraya gitmek istemediklerini ifade ettiler.

    Öğrenciler ayrıca yeni yurtta ödedikleri ücretin buranın iki katı olduğunu da eklediler.

    ÖĞRENCİLERİN TALEPLERİ KABUL EDİLİNCE EYLEM SON BULDU

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, İHD yöneticisi Gönül Sonbahar ve STK temsilcilerinin öğrenciler, yurt müdürleri ve emniyet yetkilileriyle yaptıkları görüşmelerin ardından, durum Vali Bülent Tekbıyıkoğlu’na iletildi.

    Öğrencilerin mağdur olmaması için taşınma işlemi bayram tatili sonrasına ertelendi. Ayrıca Spor Müdürü, Ankara’dan deprem analiz raporu olumlu gelirse, öğrencilerin bu yurtta kalabilmelerinin söz konusu olabileceğini belirtti. Öğrencilerin tüm taleplerini yazılı olarak ilgili kurumlara ileteceği bildirildi.

    Bu kararların ardından öğrenciler eylemlerini sonlandırdı.

    PİRHA/DERSİM

     

     

     

  • Munzur Vadisi, 39. sıradan Türkiye’nin en önemli 100 jeolojik mirası listesine girdi

    Munzur Vadisi, 39. sıradan Türkiye’nin en önemli 100 jeolojik mirası listesine girdi

    PİRHA- Türkiye’nin en önemli 100 jeolojik mirası ve anahtar jeolojik alanları belirlendi. Yok olduğunda bir daha asla yerine konulamayan doğal zenginlikler olarak tarif edilen jeolojik miras listesine, Munzur Vadisi de Türkiye’nin en önemli 39. jeolojik mirası olarak katıldı.

    14 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilen ‘Ulusal ve Uluslararası Görünürlük İçin Türkiye’nin En Önemli 100 Jeolojik Mirası ve Anahtar Jeolojik Alanlarının Belirlenmesi Çalıştayı’nın sonuç bildirgesi yayınlandı. Türkiye’nin en önemli jeolojik mirası ve anahtar jeolojik alanlarının belirlendiği sonuç bildirgesine göre, Munzur Vadisi de 39. sıradan Türkiye’nin ilk 100 jeolojik miras alanı içine alındı.

    JEOÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASI VE GELECEK NESİLLERE AKTARILMASI İÇİN YAPILIYOR

    2021 yılında UNESCO tarafından alınan karar çerçevesinde dünyanın sahip olduğu jeoçeşitliliğin korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla başlatılan ve ilki Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliğin (IUGS) öncülüğünde 2022 yılında açıklanan ‘Dünyanın En İyi 100 Jeolojik Miras Alanı’ seçiminden sonra, bu yıl da ikinci 100 en iyi jeolojik miras alanı ile anahtar jeolojik alanlar, Ağustos-2024 tarihinde Güney Kore’de gerçekleştirilecek olan Dünya Jeoloji Kongresinde belirlenecek.

    Bu kongrenin öncesinde, UNESCO Türk Milli Komisyonu, MTA Genel Müdürlüğü, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Jeolojik Mirası Koruma Derneği (JEMİRCO) ile Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından, 14 Mart 2024 tarihinde ortaklaşa, ‘Ulusal ve Uluslararası Görünürlük İçin Türkiye’nin En Önemli 100 Jeolojik Mirası Ve Anahtar Jeolojik Alanlarının Belirlenmesi Çalıştayı’ düzenlendi.

    ÇALIŞTAYIN AMACI DÜNYA LİSTELERİNE TÜRKİYE’DEN YENİ YERLER EKLEMEK 

    Doğaseverlerin de büyük ilgi gösterdiği çalıştaya, üniversite, kamu, özel sektörden başta jeoloji mühendisleri olmak üzere harita mühendisleri, coğrafyacılar, mimarlar, şehir plancıları, peyzaj mimarları, öğretmenler, maden mühendisleri ve profesyonel turist rehberleri katıldı.

    Çalıştayda amaç Uluslararası Yer Bilimleri Birliği’nin (IUGS) yapmış olduğu listelere Türkiye’den yeni yerler eklemekti. 2022 yılında Türkiye’den 2 bölge dünyanın 100 jeolojik mirası listesine girdi. Birincisi Kapadokya, ikincisi Pamukkale oldu. Gelecek dönemde de bu listeye girmesi muhtemel olan yerler Nemrut Dağı ve Salda Gölü.

    JEOLOJİK MİRAS: YOK OLDUĞUNDA YERİNE KONULAMAYAN DOĞAL ZENGİNLİK

    Çalıştayın sonuç bildirgesinde şu hususlar vurgulandı:

    “Jeolojik miras, yok olduğunda bir daha asla yerine konulamayan doğal zenginliklerdir. Yerkürenin geçmişini ortaya koymasının yanında doğal afetleri tanıma, iklim değişikliğine uyum gibi küresel sorunlara cevaplar taşımakta, bu yüzden UNESCO ve diğer uluslararası kurumlar tarafından desteklenmektedir. Uluslararası Yerbilimleri Birliği (IUGS) “Dünyanın En Önemli 100 Jeositi Listesi” projesini başlatmış, Kapadokya ve Pamukkale’nin içinde olduğu birinci grubu 2022’de ilan etmiş, ikinci yüzlük liste bu yıl Ağustos ayında açıklanacaktır.

    Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN), “Uluslararası Anahtar Jeolojik Alanlar”ı seçmek ve ortaya çıkacak yerleri dünyaya tanıtmak için başvuru ölçütlerini tamamlanmak üzeredir. Türkiye adı geçen uluslararası projelere uzak kalamayacağını bu çalıştay ile göstermiştir. Çabalar ve varılmak istenen sonuç, dünyanın bu önemli projelerinin parçası olmaktır. Çalıştayda ülkemizin önde gelen jeolojik zenginlikleri, “jeolojik miras” ve “anahtar jeolojik alan” olarak seçilmiş ve tercih sırasına konulmuştur. Listelerde yer alma şartı uluslararası yayınlara ve tezlere konu olmalarıdır. Anahtar Jeolojik Alanlar ile Jeolojik Miraslar birbirlerinin alternatifi değil, farklı projelere adaylık şartları gözetilerek belirlenmiştir. Yeni alanların listeye eklenmesi için çalışmalar sürdürülmelidir.

    “DOĞA KORUNDUKÇA GELECEĞE GÜVENİMİZ ARTACAKTIR”

    Çalıştayda listelerin ortaya çıkışını takiben yapılan değerlendirmeler iki husus üzerinde yoğunlaşmış olup ilgililere çağrı nitelindedir. Birincisi dar alanlardan başlayarak, kasaba, ilçe, il ve ülke düzeyinde jeolojik miras envanterlerinin ilgili kamu kuruluşları, meslek örgütleri ve sivil toplum desteği ile güvenilir şekilde ortaya çıkarılmasıdır. İkincisi ve önceki kadar değerli olan jeolojik mirasların tescili ve korunması için yerel yönetimlerin katkıları ile gerekli önlemlerin alınması ve bu konuda gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Doğa, tek tek fertlerin ve ilgili bütün tarafların katkıları ile korunur, korundukça da geleceğe güvenimiz artacaktır.”

    PİRHA/DERSİM

    JEOLOJIK-MIRAS-CALISTAYI-SONUC-BILDIRGESI.ve-ekler

  • Dersim İttifakı bileşenlerinden esnafla toplantı ve kitlesel ziyaretler -VİDEO

    Dersim İttifakı bileşenlerinden esnafla toplantı ve kitlesel ziyaretler -VİDEO

    PİRHA- Dersim İttifakı bileşenleri, DEM Parti seçim çalışmaları kapsamında Yeraltı Çarşısı esnafı ile toplantı, çarşıda kitlesel çalışma ve esnaf ziyaretleri gerçekleştirdi. DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayı Murat Çepni ve DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da Dersim’deki çalışmalara katıldı.

    31 Mart Yerel Seçimlerine sayılı günler kala seçime DEM Parti adıyla giren Dersim İttifakı bileşenleri, seçim çalışmaları kapsamında Yeraltı Çarşısı esnafı ile toplantı, çarşıda kitlesel çalışma yürüttü ve esnaf ziyaretleri gerçekleştirdi.

    Belediye Yeraltı Çarşısı’nda esnafla yapılan toplantıya DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayı Murat Çepni, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim Belediyesi Eş Başkan adayları Birsen Orhan, Cevdet Konak ve ittifak bileşenleri katıldı.

    “DERSİM İTTİFAKININ KURULMASI ÇOK DEĞERLİDİR”

    Toplantının açılış konuşmasını yapan ve Dersim’in çok özel, çok farklı bir yer olduğunu vurgulayan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Yüz yıllık inkar ve asimilasyon politikası karşısında direnişi hiç elden bırakmayan, her açıdan siyasal, sosyal ekonomik olarak direnen tarihsel bir mekandayız” dedi.

    Yerel yönetimlerden bahsederken aslında güncel hizmetlerden bahsetmediklerinin altını çizen Kılıçgün Uçar, “Biz aslında tarihsel bir hizmetten, tarihsel bir sorumluluktan bahsediyoruz. Dersim’de Dersim İttifakı kuruldu. Bu da çok kıymetlidir. Neredeyse mücadele alanlarında karşı karşıya getirilmeye çalışıldı. Birbiriyle yan yana gelmeleri engellenmeye çalışıldı. Bir dönemde burada bulunan bütün siyasi anlayışların, farklı partilerin bir araya geliyor olması çok kıymetli” değerlendirmesinde bulundu.

    BELEDİYE BİNASI VE YERALTI ÇARŞISI

    Daha sonra Belediye Yeraltı Çarşısı esnafı yaşadıkları sorunları aktardı. 2000 yılında faaliyete geçen Yeraltı Çarşısı’nda, ilgisizlik ve bakımsızlık sonucu hayat durma noktasına geldi. Çarşının üstünde yer alan belediye binası ise Mehmet Fatih Maçoğlu döneminde, depreme dayanıksız diye verilen yıkım kararının ardından boşaltılmış, buradaki belediye birimleri başka bir binaya taşınmış ancak mevcut bina bile yıkılamamıştı.
    Esnaf, mevcut yapının tamamen yıkılıp yeniden daha büyük bir proje olarak yapılabileceğini ancak bu durumda da dükkanların buradaki esnafa eşit bir şekilde verilmesi gerektiğini ifade ediyor.

    “SON 5 YIL İÇİNDE BURADA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”

    Çarşının sorunlarının katmerlenerek büyüdüğünü belirten bir esnaf, “Her gelen belediye yaparız, ederiz diyor. Kısmen bir şeyler yapıyorlar ama son 5 yıl içinde burada hiçbir şey yapılmadı. Her taraf akıyor. Elektrik sorunu var, jeneratör sorunu var. Esnaf bundan memnun değil” dedi.

    Başka bir esnaf, “Engelliler için asansör konulacaktı, konmadı. Yürüyen merdiven yapılacaktı, yapılmadı” diyerek şikayette bulundu.

    Kendilerine her zaman aynı vaatlerle gelindiğinde şikayetçi olan bir kadın esnaf da, “Biz gereken desteği her zaman sağladık ancak seçimden sonra hiçbir belediye başkanı tenezül edip buraya gelmedi. Biz burada sahipsiz kaldık. Çarşı çok güzeldi, kalabalıktı ama şu an enkaza dönüştü” şeklinde görüş bildirdi.

    “SORUNLARIMIZI BİRLİKTE TARTIŞIP BİRLİLKTE YOL YÖNTEM BULACAĞIZ”

    Esnafların dinlenmesinden sonra söz alan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise kentin sorunlarını bildiklerini, bu sorunları çözmek için Dersim İttifakı’nın kurulduğunu ancak bu sorunları çözmek için öncelikle yerel yönetimin kazanılması gerektiğini belirterek bunun için oy istedi.

    Dersim Belediye Eş Başkan Adayı Birsen Orhan, esnafın şikayetleri üzerine kendi projelerini şöyle anlattı:

    “İçinde belediyenin de yer aldığı yaklaşık 5 bin metrekarelik bir alandan bahsediyoruz. Burada 2-3 katı otopark alanı olarak düşünüyoruz. Üstünde bir alışveriş merkezi, en üstünde de bir konferans salonu şeklinde, hatta emeklilerimizin de oturabileceği bir kahve alanı planımız da var. Ama bu kısa vadede olacak bir durum değil. Esnafımızı da mağdur etmeyecek bir süreci yine birlikte oturarak, bugün nasıl buradaysak aynı şekilde birlikte tartışacağız, yol ve yöntemimizi birlikte bulacağız.”

    “KISA VADEDE MEVCUT SORUNLARI ÇÖZECEĞİZ”

    Esnafı dinledikten sonra konuşan ve kendilerine yüklemiş oldukları sorumluluklar bulunduğunu ifade eden Dersim Belediyesi Eş Başkan Adayı Cevdet Konak ise Yeraltı Çarşısı’nın akıbeti konusunda şunları kaydetti:

    “Biz ittifaklarımızla göreve geldiğimizde Dersim Belediyesi’nin envanterini çıkaracağız. Yani Dersim Belediyesi’nin menkulü-gayrimenkulü, taşınırı-taşınmazı, geliri-gideri, borcu-alacağı. Halkımız bizim teslim aldığımız belediyeyi bilmelidir. İkincisi, yine sizinle birlikte planlayacağız. Yapacağımız şey kısa vadede bu mevcut sorunların giderilmesidir.

    Su akıntılarını biz de biliyoruz, görüyoruz. Mühendis arkadaşlarla birlikte çalışma yürütülecek ve bunun önlemi alınacak. Jeneratör gibi sorunlar kısmen bu sene çözülecek.

    “ORTA VE UZUN VADEDEKİ KARARLARI HALKLA BİRLİKTE VERECEĞİZ”

    Ancak katlı otopark, çarşı, belediye binası, arkadaki bina vesaire. Bunlar biraz uzun vadeli bir projedir. Bakın bina (yıkım kararı verilen mevcut belediye binası) duruyor orada. Önce burayı temizleyeceğiz. Sonra sizlerle, kentle Dersim meclisleriyle, halk meclisimizle birlikte bu bölgenin nasıl bir iş hanı olsun? Belediye binası burada mı olsun? Burası kentin nefes aldığı bir yer. Şimdi burayı inşaata dönüştürmeden çünkü nefes aldığımız yeri elbette kapatmayı hiçbir Dersimli istemez. Tüm bunları orta vadede planlayacağız. Bunların kararını birlikte vereceğiz. Arkadaşlar burası yıkılsa da yapılsa da öncelikli olarak buradaki hak sahiplerinin bu planlamayla ilgili görüş ve önerileri esastır.”

    “DERSİM SADECE DERSİM’DEN İBARET DEĞİL”

    Toplantıda son olarak söz alan DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayı Murat Çepni ise İstanbul’dan selam getirdiğini belirterek, “İstanbul’da da biz çokça Dersimli arkadaşımızla, yoldaşımızla karşılaşıyoruz. Beraber çalışma yürütüyoruz. Dolayısıyla Dersim sadece Dersim’den ibaret değil. Dersim’deki başarı ve başarısızlık da sadece Dersim’den ibaret değil. Bu toplantıyı bu açıdan önemsiyorum. Biz aylardır demokratik halkçı, belediyeciliği anlatıyoruz. Halkla birlikte yönetmeyi anlatıyoruz. Bu toplantı bence tam olarak buna bir örnek aslında. Öncesinde sorunu tespit ediyoruz ve nasıl yapacağımızı, halkla birlikte tartışmış oluyoruz. Bunu gittiğimiz yerlerde de anlatacağız” dedi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim’de, eriyen karların arasından sümbül, kardelen ve nergisler boy verdi-VİDEO

    Dersim’de, eriyen karların arasından sümbül, kardelen ve nergisler boy verdi-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de, ilkbahar mevsiminin gelmesiyle beyazın hakimiyeti yerini farklı renklerdeki güzelliklere bırakıyor. Kış aylarının bembeyaz kar örtüsü erirken, baharın gelişini görüntüledik. 

    Kış aylarında coğrafyasının büyük kısmı karla kaplı olan Dersim’de, eriyen karların arasından boy veren sümbül, kardelen ve nergisler baharın gelişini müjdeliyor.

    Canlanmaya başlayan doğada, yüksek dağlar hariç beyazın hakimiyeti yerini farklı renklerdeki güzelliklere bırakıyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Hozat İttifak adayı Attila Bulut: ‘İnanç ve kültürümüzü yaşatmak için çalışacağız’ -VİDEO

    Hozat İttifak adayı Attila Bulut: ‘İnanç ve kültürümüzü yaşatmak için çalışacağız’ -VİDEO

    PİRHA- Hozat İttifakı Belediye Başkan Adayı Attila Bulut ilçedeki göç, anadil, inanç ve kültür sorunlarına değinerek “Burada yok edilmeye çalışılan inanç ve dilimizin tekrar geri yaşatılması büyük önem taşıyor. Bununla beraber köylerimizi yeniden yaşama açarsak hem köy kooperatifleri kuracağız hem de üretim alanında istihdam yaratarak gençlerimizin burada yaşamasını sağlayacağız”dedi.

    H0zat, Dersim’in hemen her bölgesi gibi türlü sorunlarla boğuşan en eski yerleşim yerlerinden biri. Dersim’in her dönemde genel sorunlarından biri olan göç, Hozat’ta hem yaşam dinamiğini ve enerjisini köreltiyor hem dil, inanç, kültür bağlamında bir erozyon yaratıyor hem de köylerde bacası tüten evleri oldukça azaltmış durumda.

    İlçede yaşama tutunmaya çalışanları da başta işsizlik olmak üzere pek çok sorun olumsuz etkiliyor. Su kaynaklarının yetersizliği, varolan kaynakların da çöp ve çevresel sorunlar yüzünden kirletilmesi de esaslı sorunlardan biri. Bir diğer sorun da konutların yetersizliği, kiraların yüksekliği ve mevcut konutların da eski yapılar olmasından kaynaklı olarak özellikle deprem riskine karşı yenilenme ihtiyacı.

    31 Mart Yerel Seçimlerine iki hafta kala adaylık yarışları hız kazanırken, ilçede sokaktaki insanların yüzlerine de bir beklentisizlik, ümitsizlik havası çökmüş durumda.

    HOZAT İTTİFAKI ADAYI BİR EĞİTİM EMEKÇİSİ ATTİLA BULUT

    Dersim merkez, ilçeler ve bir beldede ittifak olarak seçime giren DEM Parti, SMF (Sosyalist Meclisler Federasyonu), Emeğin Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ortak adayı olarak, SMF kontenjanından yarışan ve TİP amblemiyle seçime girecek olan Hozat Belediyesi Başkan Adayı Attila Bulut, PİRHA’ya Hozat’ın sorunlarını ve buna dönük çözüm önerilerini anlattı.

    1979 Hozat, Boydaş (Samoşi) köyü doğumlu olan Attila Bulut, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu, Munzur Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi dalında yüksek lisans yapmış. Hozat Halk Eğitim Müdürlüğü görevinde de bulunmuş bir eğitim emekçisi.

    “HOZAT 38’DEN BERİ SİSTEMATİK BİR GÖÇE TABİ TUTULUYOR”

    1938’de yaşanan katliam sonrası sürgün edilen nüfusun büyük bir kısmı geri döndüğünü ancak 70’li yıllardan itibaren sistematik bir şekilde tekrar göçe tabi tutulduğuna vurgu yapan Bulut, Hozat’ın en önemli sorunlarının başında göç meselesinin geldiğini belirterek, bu konuda şunları söyledi:

    “Bundan dolayın öncelikle Hozat’ın 30 yıldır, 94 göçünden sonra boş kalan köylerin insanlarının geri döndürülmesi, insanların tekrar burada yaşamaya başlaması gerekir. Burada yok edilmeye çalışılan inanç ve dilimizin tekrar geri yaşatılması anlamında büyük önem taşımaktadır. Bununla beraber köylerimizi yeniden yaşama açarsak hem köy kooperatifleri kuracağız hem de üretim alanında istihdam yaratarak gençlerimizin burada yaşamasını sağlayacağız.”

    “ANADİLİMİZ 94 GÖÇLERİNDEN SONRA HAYATTAN ÇEKİLDİ”

    Özellikle 1993-94 köy boşaltmalarından sonra anadillerinin günlük hayatlarından çekildiğini oysa o zamana kadar köylerde günlük hayatta çok yoğun bir şekilde kullanıldığının altını çizen Bulut, “1994 göçlerinden sonra günlük hayattan çekilen dilimiz yok olmayla karşı karşıya. Yerel yönetimlerle beraber biz burada açacağımız kültür merkezi içerisinde dili tekrar günlük hayatta çocuklarımızın ve gençlerimizin kullanabileceği bir noktaya getireceğiz. Zazaca (Kırmancki) korolar, tiyatrolar ve masal anlatımlarının yanı sıra, büyüklerimize bu dili tekrar yeniden konuşturarak, kayıt altına alarak dilin sürekliliğini sağlamaya çalışacağız” dedi.

    “İNANCIMIZ KONUSUNDA GERİYE DÖNÜŞÜ ÇOK ZOR BİR NOKTADAYIZ”

    İnanç konusunda ilçede geç kalınmış bir ortamın yaşanmakta olduğuna işaret eden Bulut, “İnançlar noktasında ağır bir tahribat yaşanmış. Geriye dönüşü çok zor olan bir noktadayız. Bu sorunun gerçek muhatapları ve halkımızla beraber, gençlerimizin istekleri doğrultusunda, hem akademik anlamda hem de geçmişten getirilen birikimler anlamında araştırılması ve bunun çalıştaylarla halkla beraber ortaya konulması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

    “KONUT VE ÇEVRE SORUNLARINI İTTİFAK GÜÇLERİMİZLE BİRLİKTE ÇÖZECEĞİZ”

    Göç, anadil ve inanç başlıklarını birincil sorun olarak belirten Attila Bulut, ilçenin diğer iki büyük sorunu olarak gördüğü konut ve çevre sorunlarıyla ilgili şunları aktardı:

    “İlçemizin en büyük sorunlarından bir tanesi şu anda konut sorunudur. Biliyoruz ki ilimiz yoğun bir deprem fay hattı içerisinde bulunmakta ve uzun yıllardan beri burada sağlam yapılar yapılmamaktadır.  İlçemizi incelediğimiz zaman konut stoğunun çok kötü bir durumda olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Bu anlamda hem depreme hazırlık hem de riskleri azaltma noktasında belediyenin mutlaka konut meselesine el atması gerekiyor.

    Bunun dışında ilçemizde çevre sorunları da çok yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Kozkozluca köyümüz ve Aliboğazı mevkii İliç’le sınır noktasında bulunmaktadır. Oradaki çevre sorunlarından şu anda ilçemiz de çok yoğun bir şekilde etkilenmektedir. Dolayısıyla burada açılmaya ve devam ettirilmeye çalışılan maden sahalarına karşı toplu bir şekilde mücadele etmemiz noktasında yerel yönetimlere çok büyük bir rol düşmektedir. Bu açıdan biz de yerel yönetimlerde belediyeyi kazandığımız zaman ittifak güçlerimizle beraber bu işte üzerimize düşeni yapacağız.

    “ÇÖPLERİMİZ KEBAN BARAJINA KADAR BÜTÜN SU HAVZASINI ZEHİRLİYOR”

    Hozat, uzun zamandan beri merkezi yönetimden hiçbir şekilde destek almamaktadır. Şu an Hozat’ın çöpleri vahşi depolama alanı dediğimiz bir alana, buradan da Hozat Deresi mevkiine dökülmekte ve direkt suya karışmaktadır. Hozat’tan Keban Barajı’na kadar olan bütün su havzasını zehirliyor. Bunun önlemini çok acil bir şekilde almamız gerekiyor. Eğer burada katı atık ve arıtma tesisleri yapılmazsa bu çöp depolama alanları hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmazsa, biz yıllar boyunca kendi derelerimizi, sularımızı kendi ellerimizle kirletmiş olacağız. Bunlarla ilgili çok acil bir şekilde projelendirmeler yapıp hem çöp alanında hem de atık su alanında çözümler bulmak zorundayız.”

    “İLÇEMİZE TURİST ÇEKMEMİZ LAZIM”

    Hozat’ın Kemaliye, Harput ve Ovacık gibi turizm kentlerinin yol güzergahı üzerinde bulunduğunu ve bunu avantaja çevirmeleri gerektiğini ifade eden Bulut, “Bundan dolayı bu yol güzergahı üzerinde olan ilçemize turistleri çekmemiz ve bunun dışarıya bir tanıtımını yapmamız gerekiyor. Bu tanıtımı da ilçemizde bulunan kiliseler, tarihi çeşmeler, köprüler ve eski hamamlar, eski evlerimiz noktasında gelişmeler sağlayarak yapabiliriz. Bunun haricinde ilçemizde tarihi ve yöresel dokumalar ile yemek kültürümüz çok farklı bir noktada. Biz bunların tanıtımını yaptığımız zaman aslında çok yoğun bir şekilde ilçemize turist çekebilir” değerlendirmesinde bulundu.

    “KADINLAR EVLERİNE KAPANMIŞ, YAŞLILAR İSE YALNIZ KALMIŞ DURUMDA”

    Yüksek lisansını yetişkin eğitimi (eğitim çağı dışına çıkmış insanlar) üzerine yaptığını ve bu konuda tez yazdığını söyleyen Bulut, kadınlar ve yaşlılarla ilgili çözümlerini şöyle anlattı:

    “İlçemizde herhangi bir istihdam alanı bulunmadığı için çok yoğun bir işsizlik bulunmaktadır. Bu işsizliğin en acı tarafını da kadınlar yaşamaktadır evlerde. Çünkü ilçemizde istihdam hayatına, çalışma hayatına girmeyen kadınlar tamamen eve kapanmış durumda. Burada üretimi tekrar canlandırırsak kadınlar da tekrar günlük hayatın içerisine girmiş olurlar. Kadınlarımızı mutlaka üretimin içerisine çekmemiz gerekiyor.

    Hozat’ta yaşanan yoğun göç sürecinden sonra evlerimizde lise öğrencilerimiz haricinde neredeyse genç bulmak mümkün değil. Yaşlılarımız burada soğuk evlerde kendi başlarına yaşamak durumunda kaldılar. Buna en kısa zamanda bir çözüm bulmamız gerekiyor. Yapacağımız yaşlı bakım evleri, onları destekleyecek, ısınma sorunu olmayan sosyal konutların içerisinde barındırabilecek ve onların her türlü öz bakımlarını giderebilecek çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bu noktada da hazırlıklarımızı yapmışız.”

    “BÜTÜN SORUNLARI HALKIMIZ VE İTTİFAK GÜÇLERİMİZLE BİRLİKTE ÇÖZECEĞİZ”

    Hozat’ın tarihi, kültürel ve siyasal sorunlarını bilen biri olarak, her soruna karşı çözüm önerisini önceden tasarlamış ve hazırlamış bir başkan adayı olduğunu vurgulayan Hozat Belediye Başkan adayı Attila bulut, son olarak şunları kaydetti:

    “Çözüm önerilerimizi en kısa sürede hayata geçireceğimizi biliyoruz. Çünkü biz ilçemizin sorunlarına hakimiz. Bu ilçede doğduk. Bu ilçede okuduk, bu ilçede büyüdük ve bu ilçenin her sorununa, her alanda sağlam bir şekilde, sağlam bir kafayla ve bunları nasıl çözeceğimizle ilgili bilgi birikimi ve ekibe de sahibiz.

    Geçmiş dönemlerde yapılan festivallerde dahi sunucumuzu ve bütün sanatçılarımızı dışarıdan getiren, burada bir tiyatro ekibi oluşturmayı beceremeyen, gençlerle ilgili herhangi bir folklor çalışması dahi yapamayan çalışmalardan ve yerel yönetimlerden farklı olarak kendi gücümüze, kendi birikimimize ve kendi altyapımıza güvenerek bütün sorunlarımızı halkımız ve ittifak güçlerimizle birlikte çözeceğiz.

    Hozat ittifakında altı tane kurum ve partiyle birlikte hareket ettik ve bu ittifakı oluşturduk. Bu partilerin ve bu kurumların tarihsel süreç içerisinde burada ödediği bedeller ve oluşturduğu birikimler var. Bundan dolayı Hozat halkını temsil edebilecek ve geçmişi geleceğe taşıyacak bu ittifak güçleridir. Bundan dolayı Hozat halkının bize oy vermesini istiyoruz.”

    Eyüp HANOĞLU-Nuray ATMACA/DERSİM

     

  • Munzur Üniversitesi öğrencileri: Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olacağız -VİDEO

    Munzur Üniversitesi öğrencileri: Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olacağız -VİDEO

    PİRHA- Munzur Üniversitesi öğrencileri yaptıkları açıklamada, “Tüm kadınların 8 Mart Mücadele Günü’nü kutluyoruz. Biz hep vardık ve yaşamın her alanında hep var olacağız. Ulusal ve sınıfsal sömürüye karşı Yaşasın 8 Mart” dedi. Arkadaşları Gülistan Doku ve Rojvelat Kızmaz’ı sormaya devam edeceklerini belirten öğrenciler, “Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olmaya ve dayatmaya çalıştığınız ataerkil zihniyetinize karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” dediler.

    Dersim’de Munzur Üniversitesi öğrencileri, Üniversiteli Genç Kadınlar (Xeta Jinê) çatısı altında 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladı. Munzur Üniversitesi kampüsünde, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Gülistan Doku Nerede’ sloganları, halaylar ve zılgıtlar eşliğinde yapılan kutlamada, yapılan açıklamayı öğrencilerden Seher Alkın okudu.

    “1857’DEN BERİ BU ATEŞ HİÇ SÖNMEDİ”

    8 Mart 1857’de tekstil işçisi kadınların 16 saatlik çalışma saatlerine, düşük ücretlere ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı greve çıkmalarının bir isyanın fitilini ateşlediğini belirten Seher Alkın, “Kadınlar artık kendilerini insanlıktan çıkaran çalışma düzenlerine razı gelmeyeceklerini söylediler. O gün, o tekstil fabrikasında çoğu kadın 129 tekstil işçisi önlerine kurulan barikatlardan ve kilitlenen kapılardan kaçamadıklarından dolayı çıkan yangın sonucu hayatlarını kaybettiler. 8 Mart o günden bu yana mücadele günü oldu” dedi.

    “JİN, JİYAN, AZADİ: ÖZGÜR KADINI GÜNEŞ GİBİ DOĞURACAĞIZ”

    O günden beri bu ateşin hiç sönmediğini, yer yer coşkulu yer yer durgun yanmaya devam ettiğini vurgulayan Algın, 8 Mart’ın önemine ilişkin şunları ifade etti:

    “Burjuva feodal düzen çeşitli yöntem ve saldırılarla kadınları zapturapt almaya çalışırken, erkek egemen sistemlerin tüm imkanlarıyla kadın kimliğine ve yaşam alanlarına yönelik saldırılara karşı, öfkeyle bilenmiş direniş ruhuyla karşılıyoruz 8 Mart’ın 167.yılını. Kadına, işçi, emekçi, başarılı kadın gözüyle bakmayı reddeden, kadını değersizleştiren ve metalaştıran zihniyetlere karşı eşitlik ve özgürlük mücadelemiz devam etmektedir. 8 Mart Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü’nü, 129 tekstil işçisinden devraldığımız direniş ruhuyla karşılıyoruz. ‘Jin jiyan azadi’ (Kadın, yaşam, özgürlük) şiarıyla özgür kadını güneş gibi doğuracağız. Kadının biçimleştirilmediği, kadın üzerine olan çirkin terminolojilerinin ortadan kaldırıldığı yarınlar için mücadele edeceğiz. Tüm kadınların 8 Mart mücadele gününü kutluyoruz. Biz hep vardık ve yaşamın her alanında hep var olacağız. Ulusal ve sınıfsal sömürüye karşı Yaşasın 8 Mart.”

    “GÜLİSTAN DOKU NEREDE DİYE SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Sözü 5 Ocak 2020’de kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan, başına ne geldiği öğrenilemeyen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya getiren Algın, “En başından beri ciddiyetsizlikle ilerleyen bu konuda Gülistan Doku’nun akıbeti sonuçlanana, fail veya failler cezalandırılana kadar, ‘Gülistan Doku nerede’ diye sormaya devam edeceğiz” dedi.

    ROJVELAT KIZMAZ’IN HİKAYESİ

    Munzur Üniversitesi öğrencilerinden Seher Alkın, Gülistan ile benzer bir akıbeti yaşayan yakın arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın hikayesi ile ilgili olarak da şunları aktardı:

    “Rojvelat’ın aramızdan ayrılmasında da yine ne kadar ciddiyetsizlikle hareket edildiğini bir kez daha gördük. Rojvelat Kızmaz, 9 Şubat’ta erken saatlerde Batman’da evinden çıktıktan sonra 3 gün boyunca kendisinden haber alınamadı ve 3 gün sonra Hasankeyf, Ilısu Barajı’nda ölü olarak bulundu. 3 gün içerisinde Rojvelat’ın ailesi, arkadaşları onu bulmak için ellerinden gelen tüm imkanları seferber ettiler. Defalarca gittikleri emniyet ve kolluk kuvvetleri, üstünde durulacağını söylenmesine rağmen hiçbir sonuca varılamadı. Her dakikası adım adım izlenen şehir merkezinde bir genç kadının nereye gittiği tespit edilemedi. Ne kadar intihar süsü verilmeye çalışılsa da biz bu durumun altında çok ciddi eksikliklerin bulunduğunu biliyoruz.

    “ROJVELAT’IN VE GÜLİSTAN’IN ÇIKARAMADIĞI SES OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Rojvelat’ın 12 Şubat’ta cansız bulunan bedeninde, otopsi raporlarından gördüğümüz gibi bir gün önce boğulma gerçekleşmiş. Yani kaybolduktan 2 gün sonra ve Rojvelat’ın Hasankeyf’te görüldüğünü bulan da yine ailesiydi. İstenilen anda, her dakika da kişinin yer tespitini yapan Mobese kameralarının ve güvenlik politikalarının biz kadınları bir kez daha nasıl görmezden geldiğini en acı bir şekilde gördük.

    Biz genç kadınlar olarak Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olmaya, katledilen, kaybettirilen, istismar edilen ve yaşamın her alanında ezilmeye, fiziksel, cinsel ve psikolojik olarak dayatmaya çalıştığınız ataerkil zihniyetinize karşı sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. İşçi emekçi devrimci kadınlardan aldığımız bu direnişi dünyanın dört bir yanında kıvılcımlarla yangına dönüştüreceğiz ve varolduğumuz sürece bu mücadelemiz devam edecektir.”

    PİRHA/DERSİM