Etiket: Tunceli

  • 2. Dersim Tanıtım Günleri 1-4 Aralık tarihlerinde Maltepe’de gerçekleştirilecek

    2. Dersim Tanıtım Günleri 1-4 Aralık tarihlerinde Maltepe’de gerçekleştirilecek

    PİRHA-Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan ‘Dersim Tanıtım Günleri’, 1-4 Aralık 2022 tarihlerinde İstanbul Maltepe etkinlik alanında gerçekleştirilecek.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) 2. Dersim Tanıtım Günleri’nin İstanbul Maltepe etkinlik alanında 1-4 Aralık 2022 tarihlerinde gerçekleştirileceğini duyurdu. Sunuculuğunu Fintoz Dikme ile Hüseyin Tuluk‘un yapacağı programın ilk günü DEDEF Genel Başkanı Özkan Tacar, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Hozat Belediye Başkanı Seyfi Geyik, Pertek Belediye Başkanı Ruhan Alan, Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, Nazımiye Belediye Başkanı Cafer Kırmızıçiçek konuşmacı olarak yer alacak.

    1-4 Aralık tarihlerinde düzenlenecek olan programda tiyatro gösterileri, folklor oyunları, söyleşiler, yöresel yemek sunumları ve konserler yapılacak. Etkinliğe katılacak sanatçılar arasında Oğuz Aksaç, Sait Baksi, Taylan Yıldız, Enver Çelik, Hasan Ali Sezer, Mikail Aslan ile Mehmet Özcan da bulunuyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Garip Dede Dergahı’ndaki panelde Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı-VİDEO

    Garip Dede Dergahı’ndaki panelde Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı-VİDEO

    PİRHA-İdam edilişlerinin 85. yıl dönümünde Seyit Rıza ve arkadaşları Garip Dede Dergahı Vakfı ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) düzenlediği panel ile anıldı. Programda konuşan DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker, “Dersim Rae Haq inancının serçeşmesidir. Bu coğrafyanın vazgeçilmezlerinden birisidir. Dersim katliamı aynı zamanda bir Kürt katliamıdır. Kürt ve Alevi oldukları için katledilmişlerdir” dedi.

    Garip Dede Dergahı Vakfı ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), idam edilişlerinin 85. yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını Garip Dede Cemevi’nde düzenlenen “Herkesin Bildiği Sır: Dersim” başlıklı panel ile andı. Panele Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek ile tarihçi-yazar Prof. Dr. Bülent Bilmez konuşmacı olarak katıldı. Munzur Çevre Derneği üyeleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Küçükçekmece ilçe örgütü yöneticileri, gazeteci Faik Bulut ve Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş da programa katılanlar arasındaydı.

    Çerağ uyandırılması ile başlayan etkinlikte ilk olarak Dersim katliamında hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunuldu.

    “DİZ ÇÖKMEYECEK OLANLARA SAYGILAR”

    Programda ilk olarak söz alan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, katliamda yaşamını yitirenleri anarak başladığı konuşmasında “Dersim’in baş eğmeyen insanlarını anmak için buradayız. Karanlığa yenilmeyip aydınlığı bize taşıyanları saygıyla anıyorum. Dersim’i ilk gittiğimde gördüm ki, acılar hala devam ediyor. Bizler inancımızı inşa etmeye, sürdürmeye devam edeceğiz. Dün yine Kürt coğrafyasına bir saldırı başladı. Bu devlet hem bizi hem tüm özgürlük arayışçılarını imha etmek için çalışıyor. Birlik olarak hareket etmek zorundayız. Diz çökmeyecek olanlara saygılar” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM, RAE HAQ İNANCININ SERÇEŞMESİDİR”

    DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker, Dersim’e yönelik Osmanlı dönemindeki askeri harekatlara da değinerek, şunları söyledi:

    “Dersim Rae Haq inancının serçeşmesidir. Bu coğrafyanın vazgeçilmezlerinden birisidir. 1937’den öncede sayısız saldırıya maruz kalmıştır. Dersim hadisesini 1937’den başlatamazsınız. Dersim katliamı aynı zamanda bir Kürt katliamıdır. Kürt ve Alevi oldukları için katledilmişlerdir. Dersim davasını 1950’lelere kadar kimse gündeme getirmedi. Dersim meselesine şaşı bakılmıştır. Bugün hayatın her alanında beyaz asimilasyon var.”

    “DERSİM’DE YAŞANANLARI NE YAZIK Kİ ÇOK GEÇ ÖĞRENDİK”

    ADFE Genel Başkanı Celal Fırat ise Türkiye kamuoyunun Dersim katliamına ilişkin yeterli bilgiyi alamadığını belirtirken, “Dersim’de yaşananları ne yazık ki çok geç öğrendik. Kimse konuşmadı. İnsanlar hala hiçbir suç işlemeden cezalandırılmaya devam ediyor. Bir yerde zulmü engelleyemiyorsak, yaşananları ifşa etmeliyiz. Dersim katliamını unutmak ve yaşanmamış saymak utanç vericidir. Katledilen her bir canımıza karşı sorumluluğumuz var. Dersim’deki aynı zihniyet bugün de Alevileri yok etmeye, asimile etmeye çalışıyor” dedi. AKP’nin cemevlerine yönelik çalışmalarına da değinen Fırat, “Devlet, kurduğu başkanlık ile inançsal hizmetlerimize müdahale edecektir. İnanç önderlerini devlet memuru yapmak istemektedirler. Hep beraber mücadele edeceğiz. Eşit yurttaşlık hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “DERSİM, ORDUNUN PLANLI BİR EYLEMİYDİ”

    Tarihçi Prof. Dr. Bülent Bilmez de konuşmasında şunları kaydetti:

    “Alevilerin tarih boyunca yaşadıkları biliniyor. Dersim, ordunun planlı bir eylemiydi. 1935’in sonunda Tunceli vilayeti oluşturuluyor. Tam bir sömürge valiliği sistemi oluyor. Bir çıban olarak görünen meselenin çözülmesi için Abdullah Alpdoğan’ı yolluyorlar. Dersim’de yapılanın açık adı soykırımdır.”

    “KATLİAMLARIN ALTINDA YATAN ULUS DEVLET POLİTİKASIDIR”

    HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek ise şöyle konuştu:

    “Dedem, Dersim’den Bolu Gerede’ye sürgün edilmiş. Travmanın yükünü almak zorundayız. Sadece Dersim katliamı değil; şu an resmi sınırlar içerisinde onlarca katliam, soykırım ve sürgün politikalarından geçtik. Bu toplumsal bir hakikat. Katliamların temelinde ulus devlet politikası yatıyor. Dersim, sistematik bir katliam. Dersim’in acısı hep tazedir. Kötünün sıradanlığı bugün de yaşıyoruz. Bu sıradanlığa insan olarak “hayır” demek gerekiyor. Şark Islahat Planı bugün AKP tarafından Terörle Mücadele Kanunu içinde sürdürülüyor.”

    Konuşmaların ardından sanatçı Mehmet Ekici sahneye çıkarak, türkü söyledi. Çerağın sırlanmasının ardından program sona erdi. Ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA / İSTANBUL 

  • EMEP Dersim İl Örgütü’nden katı atık tesisi açıklaması: Köylülerin haklı taleplerinin yanındayız

    EMEP Dersim İl Örgütü’nden katı atık tesisi açıklaması: Köylülerin haklı taleplerinin yanındayız

    PİRHA-Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Sütlüce’de yapılmak istenen katı atık tesisi projesine dair yaptığı yazılı açıklamada “Projenin yer tespitinde yapılan hata nedeniyle köylülerimizin haklı taleplerinin yanında olduğumuzu belirtiriz” ifadelerine yer verdi.

    Dersim’de uzun süredir tartışılan konulardan biri Sütlüce’de yapılmak istenen katı atık tesisi projesi. Köylüler projenin yaşam alanlarını yok edeceği endişesiyle Sütlüce’de yapılmasını istemezken, diğer yandan katı atık projesinin Dersim’in en önemli ihtiyaçlarından biri olduğu da dile getiriliyor. Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü konuya dair yazılı bir açıklama yayımlarken, “Uzun bir süredir yapılan bütün tartışmalar ve değerlendirmeler ışığında, projenin yer tespitinde yapılan hata nedeniyle köylülerimizin haklı taleplerinin yanında olduğumuzu belirtiriz” ifadeleri kullanıldı.

    “DAHA UYGUN BİR ALAN TESPİTİ YAPILMASINI DA ÖNERDİK”

    EMEP tarafından yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “2009 yılı itibarı ile Dersim’in bir ihtiyaç projesi olarak planlanan Katı Atık Bertaraf Tesisi’nin yapılması planlanan yere dair tartışmalar boyutlanarak devam ediyor. Kırmızı Dağ Platformu adı altında örgütlenen çevre köylülerimiz uzun yıllardır vahşi depolama alanının yarattığı tahribat bir yana planlanan katı atık bertaraf tesisinin yaşam alanlarına yönelik ikinci bir tahribat yaratacağını ve birçok ekolojik değere sahip bu alanda ekolojik değerlere zarar vereceği gerekçeleriyle projenin yapılmamasını istemektedirler.

    Başından şunu da ifade edelim projenin önemli bir ihtiyaç olduğu, Kırmızı Dağ Platformu bileşen köylüleri de dâhil olmak üzere, bütün Dersim halkının kabulüdür. Partimiz, çevre köylülerimizin isteği üzerine bölgede geniş bir teknik heyetle yaptığı ilk incelemede, tarafsız ve bilimsel bir araştırmanın yapılarak sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmasını ve çıkacak sonuca herkesin saygı duymasını ifade etmiştir. Yine en başından beri olanaklar zorlanarak daha uygun bir alan tespiti yapılmasını da önermiştir. Partimiz bakımından bu projenin bir ihtiyaç olduğu ne kadar önemli ise yöre köylülerimizin yaşam alanlarını olumsuz etkileyen bu projeyi istememe tepkileri de bir o kadar önemlidir diyerek, duruma dikkat çekmiştir. Süreç içerisinde bir yanıyla yargıya taşınan ve diğer yanıyla da hazırlanan raporlara yansıyan çelişkili ifadeler bir yana, yöre halkımızın talep ve istemleri bizler bakımından esas olandır.

    “KÖYLÜLERİMİZİN HAKLI TALEPLERİNİN YANINDAYIZ”

    Kırmızı Dağ Platformu’nun partimizi ziyaretinde, Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri’nin (DER-KAB’da dahil) meseleye dair bütünlüklü bir toplantı yaparak çözümde inisiyatif almasını önermiş, önerimiz olumlu karşılanmasına rağmen bu konuda bir adım atılmamış, mesele burjuva siyasetinin çözüm istismarında aranmıştır.

    Şüphesiz ki yapılan projenin uzun vadeli sonuçları bakımından, yapım yerinde yaratacağı ekolojik tahribattan daha fazla bir doğal değere genel bütünlük içinde vesile olacaktır. Ama buna rağmen, köylülerimizin yüzyıllardır yaşadıkları topraklarını, tarihsel ve ekolojik değerlerini, önemli ölçüde olumsuz etkiliyorsa bir kez daha durumu değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Gelinen noktada, projenin ilk sahibi, son sahibi vb. gibi tartışmalar sonuç ve çözüm bakımından önemini yitirmiştir. Proje artık yapılıp yapılmama ikilemindedir. Yapılmasına izin verecek irade, rızalık kültürü gereği de o yaşam alanında yaşayan halkımızındır. Ki onlarda topyekûn bu meseledeki iradesini beyan etmişlerdir. Emek Partisi Dersim İl Örgütü olarak, uzun bir süredir yapılan bütün tartışmalar ve değerlendirmeler ışığında, projenin yer tespitinde yapılan hata nedeniyle köylülerimizin haklı taleplerinin yanında olduğumuzu belirtiriz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Hasan Şen: Dersim’de yaşam alanlarına dönük saldırılara izin vermeyeceğiz

    Hasan Şen: Dersim’de yaşam alanlarına dönük saldırılara izin vermeyeceğiz

    PİRHA-Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, doğa talanına karşı “Biz kazanacağız, yaşam alanlarını savunuyoruz” şiarıyla Dersim’de yapılacak mitinge çağrıda bulundu. Şen, “Dersim’de yaşam alanlarına dönük topyekun bir saldırı var. Bunun bize ulaşmaması için kendi bulunduğumuz cepheden barikat örmeyi, izin vermeyeceğimizi haykırmak için buluşacağız” dedi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, kentte devam eden doğa talanına karşı 8 Ekim Cumartesi günü “Biz kazanacağız, yaşam alanlarını savunuyoruz” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda miting yapacak.

    Dersim Dernekleri Federasyonu’na (DEDEF) bağlı Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen de PİRHA‘ya yaptığı açıklamada mitinge çağrı yaptı.

    “DERSİM’DE YAŞAM ALANLARINA DÖNÜK TOPYEKUN SALDIRI VAR”

    Dersim’in ekolojik sorunlarını sıralayan Şen, düzenlenecek miting ile sorunlara karşı ortak mücadele edeceklerini haykıracaklarını söyledi.

    Şen, şöyle konuştu:

    “Dersim ağır ekolojik sorunlar ile karşı karşıya. Baraj, HES’ler, madenler, ormanların talan edilmesi, spor diye tabir edilen avcılık ile doğal yaşamı tehdit eden bir sorun var. Su kaynakları üzerinde yoğun bir insan baskısı var. İnanç yerlerini mesire alanına çevirme projeleri var. Dersim’de yaşam alanlarına dönük topyekun bir saldırı var. Miting her ne kadar sadece madenlere karşı yapılıyormuş gibi hissedilse de aslında katı atık projesi de dahil olmak üzere bütün bu sorunlara karşı gerçekleştiriliyor. En yakın tehlike en büyük tehlikedir.”

    Hasan Şen, Dersim’de çevre örgütleri, siyasi partiler, yerel yönetimler, muhtarlar ve odalar ile ortak bir açıklama yapılacağını belirterek, “20 yıldan fazladır baraj ve HES’lere karşı büyük bir direniş var. Özellikle Munzur ve Pülümür Vadisi’nde herhangi bir çalışmaya izin vermedi Dersim halkı. Cumartesi günü yapılacak mitingde de madenciliğe karşı topyekun seferber halinde olduğumuzu göstermek için bir araya geleceğiz. Madencilik sadece ilimizde değil, ülkemizde her yeri sarmış durumda. Büyük bir saldırı var. Bunun bize ulaşmaması için kendi bulunduğumuz cepheden barikat örmeyi, izin vermeyeceğimizi haykırmak için buluşacağız” dedi.

    Barış KOP/ İSTANBUL

  • Şen: Tunceli Cemevi, Diyanet’in şubesi gibi; Dersim’i köklerinden koparmaya çalışıyor-VİDEO

    Şen: Tunceli Cemevi, Diyanet’in şubesi gibi; Dersim’i köklerinden koparmaya çalışıyor-VİDEO

    PİRHA-Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevi ziyaretine tepki göstererek, “Dersim Cemevi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim, Tunceli şubesi gibi çalışarak, valilik, üniversite, Diyanet, birçok tarikat ve cemaatle işbirliği yaparak, Dersim’i kendi köklerinden koparmaya çalışıyor. Sert bir şekilde üstümüze geliyorlar ama Dersimler de bu konuda buna karşı dirençli olacaklar” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş bir dizi ziyaret için 10 Haziran Cuma günü Dersim’e gitti. Munzur Üniversitesi yerleşkesinde yapımı tamamlanan Hz. Ali Camii’nin açılışını gerçekleştiren Erbaş, daha sonra Hacı Bektaş Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği Tunceli Cemevi’ni ziyaret etti.

    Erbaş’ın ziyaretine dönük tepkiler sürerken, Dersim Dernekleri Federasyonu’na bağlı Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen de konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “TUNCELİ CEMEVİ, DERSİM’İ KENDİ KÖKÜNDEN KOPARMAYA ÇALIŞIYOR”

    “Herkes Diyanet İşleri Başkanı’nın geçen hafta Dersim’e yaptığı ziyareti konuşuyor” diyen Şen, Ali Erbaş’ın Dersim’e dört yıl önce de gittiğini hatırlatarak, şunları söyledi:

    “Erbaş daha önce Dersim’e gelmişti ve Dersim Cemevi’nde yaptığı toplantıda söylediği bir söz vardır. Dersim Aleviliğinin dönüştürülmesi, farklılaştırılması gerektiğini söylemişti. Aslında o günden bugünlerin işaretini vermişlerdi. Asimilasyon politikalarına karşı o gün bir mücadele başlatılmıştı. Fakat çok fazla sesimizi duyuramamıştık. Erbaş’ın dört yıl önceki ziyaretinden sonra Munzur Üniversitesi adeta tarikatların ve cemaatlerin merkezi haline geldi. Rektör eliyle Dersim’de hiç tabanı, hiçbir örgütlenmesi olmayan sadece oradaki memurlar tarafından açılan vakıflar ve cemaatlerin evleri oluşmaya başladı. Bu da yapılmak istenen bu asimilasyon politikalarıydı.

    Esasında daha sonrasında Munzur Gözeleri’nin peyzaj düzenlemesi, Halvori Gözeleri’nin turizme açılma çabaları. Ayrıca Fırat Kalkınma Ajansı’yla birçok ziyaretlerde Düzgün Baba’da, Sarı Saltık’ta, birçok yerde yapılmak istenen dönüşüm, Dersim’in tarihsel köklerinden, inancından koparılma harekatıydı. Ali Erbaş’ın son ziyareti de bunu gün yüzüne çıkarttı. Aslında devletin resmi eliyle ve tek tipleşme sürecinin devamı olarak görüyoruz. Dersimlilerin büyük çoğunluğu bu asimilasyon politikalarına karşılar ve her gün seslerini yükseltmektedirler. Ancak Dersim Cemevi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim, Tunceli şubesi gibi çalışarak valilik, üniversite, Diyanet, birçok tarikat ve cemaatle işbirliği yaparak Dersim’i kendi köklerinden koparmaya çalışıyor.”

    “DERSİM’İ HENÜZ TEK TİPLEŞTİREMEDİKLERİNİN FARKINDALAR”

    Dersimlilerin asimilasyon girişimlerine karşı direnç gösterdiğini kaydeden Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu konuda bütün Dersimlilere sorumluluklar düşüyor. Şöyle ki, bundan 25 yıl önce Fettullah Gülen cemaat örgütlenmesi yapmak istemişti. O dönem de benzer yöntemlerle gelmişlerdi. Yani 500 tane kurban göndererek kurban bayramında kesilmesini istemişlerdi. Dersimliler bunu reddettiler. Dersimliler bugün de aslında kendilerine dayatılan bu asimilasyon tektipleştirme, sünnileştirme, şiileştirme projelerine karşı bir direnç gösterecektir. Kendi köklerine sarılacaklardır. Kimsenin bundan bir kuşkusu olmasın. Burada bu asimilasyona karşı direnç gösterenleri terörist ilan edilmesi, başka yaftalamalara alınması Dersim halkının da yüreğinde derin yaralar bırakmıştır. Çıksınlar Dersim merkeze sorsunlar bakalım kaç tanesi bu politikalara “evet” diyecek. Kesinlikle hiçbir ilinde hiçbir ilçesinde, hiçbir köyünde bu asimilasyon politikalarına “evet” diyecek hiç kimse yok. Onun için eş zamanlı saldırıyorlar. Esasında bu köylerin bombalanması, yasaklanması, maden şirketlerinin önünün açılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın buraya gelmesi; kendi dillerinde ve inançlarında deyiş söyleyen birçok Dersimli sanatçının konserlerinin yasaklanması, Dersim Dernekleri Federasyonu’nun 32 yıldır İstanbul’da ve Anadolu’nun farklı illerinde yaptığı pikniklerin yasaklanması politikalarını bir bütün olarak görüyoruz. Yani henüz Dersim’i ehlîleştiremediklerini, tek tipleştiremediklerinin farkındalar. Sert bir şekilde üstümüze geliyorlar ama Dersimler de bu konuda buna karşı dirençli olacaklar. Direnç merkezi olacaklardır. Bu direnç merkezi de buradan çıkıp ülkemizin diğer bölgelerine yayılacaktır diye düşünüyorum.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • DEDEF’ten Dersim’de askeri operasyona ve Diyanet’in cemevi ziyaretine tepki-VİDEO

    DEDEF’ten Dersim’de askeri operasyona ve Diyanet’in cemevi ziyaretine tepki-VİDEO

    PİRHA-Dersim Dernekleri Federasyonu, Dersim’in Ovacık ilçesi Kakper köyü kırsalına dönük devam eden askeri operasyonlara ve Diyanet İşleri Başkanı’nın Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmesine tepki gösterdi. Bir basın açıklaması yapan federasyon, “Dersim’e ve onu var eden her şeye düşman olanlar ormanımızı yakıyor. Bilcümle geleceğimizi yakıyor. Bu beyhude çabalarınızdan vazgeçin. Elinizi ‘Harde Dewreşten’ çekin” dedi. 

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Kakper köyü kırsalına yönelik geçen hafta başlatılan askeri operasyon kapsamında gerçekleştirilen bombardımana ilişkin basın açıklaması yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlenen açıklamada ayrıca Dersim’de Alevi inancına dönük devam eden asimilasyon çalışmalarına da değinilerek, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevi’ne ziyaretine tepki gösterildi.

    “ZOR BİR COĞRAFYANIN İNSANLARI VE KURUMLARIYIZ”

    Dersim’de yaşanan sorunlara değinen Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, “Zor bir coğrafyanın insanları ve kurumlarıyız. Son dönemlerde Dersim’i bir kuşatma planı var. Ona karşı sokaklara çıkıyoruz. Bir tarafta madenler, HES’ler, barajlar, orman yakmaları diğer tarafta Diyanet aracılığıyla Dersim’in asimile edilme çabası, bir diğer tarafta ise Munzur Üniversitesi’nin bir cemaat ve tarikat merkezi haline dönüştürülmesi. 40-50 yıl önce yapılmış camilerden her gün beş vakit yüksek sesli ezan okutulması. Yaşadığımız sorunlar ile ilgili basın açıklaması yapıyoruz” dedi.

    “KAKPER KÖYÜ SAVAŞ UÇAKLARI TARAFINDAN BOMBALANIYOR”

    DEDEF Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Bilir‘in okuduğu “Dersim’de baskı ve asimilasyon saldırıları devam ediyor” başlıklı basın metninde ise şu ifadelere yer verildi:

    “Geçtiğimiz hafta Dersim’de başlatılan askeri operasyon kapsamında Hozat ve Ovacık arasında bulunan Kakper köyü kırsal alanında havadan başlatılan yoğun bombardıman devam etmektedir.  Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre Kakper köyünün etrafı savaş uçakları tarafından bombalanarak köye giriş ve çıkışlar yasaklanmıştır. Yerleşim yerlerine yakın ormanlık alanların bombalanması sonucu yükselen dumanlar, köylüler tarafından cep telefonu ile kaydedildi.

    Dersim-Ovacık-Hozat ilçeleri arasındaki Kakper, Zoğar, Tanzi, Kızıl Kilise ve Çamurek köylerinin bulunduğu bölgede operasyon köylere yakın alanda 6 gündür bombardımanla devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl askeri operasyonlardan sonra haftalarca ormanlarımız yanmış ve uzun süre müdahale edilmemişti. Bu yangınlar doğal afet değil, devlet eliyle gerçekleşen bir afettir. Geleceğimiz yakılıyor. Buna hep birlikte dur diyelim. Dersim’de ve bölge illerde “terörle mücadele” adı altında uzun yıllardır binlerce hektar orman yok oldu ve aynı düşünce yapısıyla devam ederse yok olmaya da devam edecek görünüyor. Biz Dersimliler orman yakmakla hiçbir sorun çözülmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Dersim’e ve onu var eden her şeye düşman olanlar ormanımızı yakıyor. Bilcümle geleceğimizi yakıyor. Gerekçe bildiğimiz hikaye; terör, asayiş…

    “BÖLGEDEKİ ASİMİLASYON SALDIRILARI DA HIZ KESMEDEN SÜRÜYOR”

    Ağaçlarımızı yakıyorsunuz ya, hani meşelerimizi. Sadece onları yakmıyorsunuz, umutlarımızı yakıyorsunuz mu diyeceğimizi sandınız? Asla umutlarımız hiç yok olmadı. Ağaçlarımızı yakarken onların üzerindeki börtü böceği, gölgesinde boy veren çiçeği, mantarı, sincapları, tavşanları, tilkileri, sakız yaptığımız kengerleri, kuşları ve sayısız mikro organizmayı yakıyorsunuz, topyekûn yaşam alanlarımızı bombalıyor ve yıkıyorsunuz, ne kadar baskı yapsanız da ne kadar bombalayıp yıksanız da Dersimlileri özgürlük, hak ve adalet mücadelesinden vazgeçiremezsiniz. Dersim de her ay yasaklı bölgeler oluşturulmasına ve köylülerin köylerine gitmesine izin verilmemesine rağmen, maden şirketleri Otlubahçe köyünde kolluk kuvvetlerinin kontrolünde hukuksuz ve izinsiz istedikleri çalışmaları yapmaktadırlar.

    Orman yangılarıyla, maden arama çalışmalarıyla yapılan baskıların yanında bölgedeki asimilasyon saldırıları da hız kesmeden devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Dersim’e gelerek Hz. Fatma Gençlik Merkezi, Hz. Ali Gençlik Merkezi, Ehlibeyt Kuran Kursu, hafızlık icazet merkezi adı altında asimilasyon merkezlerinin açılışını yaptı. Dersime ve Aleviliğe dair değer vermeyenler, halkın inanç değerleriyle oynayıp Alevi kutsallarını kendi inkarcı ve asimilasyoncu emellerine alet eden bir yaklaşım görüyoruz. boş camilerde yüksek sesle merkezi yayınla ezan okutulması, Alevi kutsallarını değersizleştirmeye çalışan bu yaklaşım yüz yıllardır sürmektedir. Geçmişten bugüne Alevi halkımızı sünnileştirme, olmadıysa şiileştirme çabaları aralıksız çeşitli yol ve yöntemlerle sürdürüldü ve sürdürülmektedir.

    “HARDE DEWREŞ’TEN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Bugün jaru diyarlarımızı yok sayan, Munzur Bava’yı mesire yeri yapan, her biri halkımızın yüreğini fetheden kutsallarımız olan dağlarımızı maden şirketlerine açan, Düzgün Bava’da silahlarla fotoğraf çektiren bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Alevilerin vergisinden maaş alıp, Alevileri yok sayan, cemevlerimizi inanç merkezi olarak kabul etmeyen, İslam’ı, İslamiyet’i kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kullanan bu anlayışı reddediyoruz. Bu beyhude çabalarınızdan vazgeçin. Elinizi ‘Harde Dewreşten’ çekin.”

    “TOPLUMSAL MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE İHTİYACIMIZ VAR”

    İnsan haklarına dönük gerçekleştirilen her türlü saldırıya karşı mücadele ettiklerini kaydeden İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri ise “İnsan haklarına yönelik ihlal oluşturan politikalara karşı sürekli mücadele ediyoruz. Devletin son dönemlerde güvenlikçi, savaş ve çatışma, asimilasyon politikaları insan haklarını bir bütün olarak doğasıyla birlikte tehdit ediyor. Bu uygulamaların bir an evvel sonlandırılması için çeşitli girişimlerde bulunduk. Ama toplumsal mücadelenin zorlayıcı etkiyi devleti yönetenlere yönlendirmesine olan ihtiyacı bir kere daha görüyoruz burada. Toplumsal mücadeleyi büyütmeye ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

    “DOSTLARIMIZI DERSİM’E SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    DEDEF üyesi Yusuf Ziya Demirçivi ise konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Yüzyıllardır egemenlerin özelde Dersim genelde ise Kürdistan’ın bütün coğrafyasında uygulamaya koyduğu insansızlaştırma, kıyım ve yok etme politikaları Dersim üzerinde her geçen gün artmakta. Baharın en güzel ayında insanların yöresine dönük özlemlerini gidermek, yeniden yaşam kurmak adına yönelimlerinin her dönem orman yakmaları, maden arama faaliyetleri, yasak bölge ilanları ile engellemesiyle karşı karşıyayız. Bu sistemli bir şey. Her sene aynı şeyleri yaşıyoruz. Gerçekten canımız yanıyor. Buna karşı ortak ses olmanın gerekliliğine inanıyoruz. Tüm dostlarımızı Dersim’e sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • HBVAKV’ten tepki: Diyanetin cemevi ziyareti samimiyetsiz, asimilasyon politikasıdır!

    HBVAKV’ten tepki: Diyanetin cemevi ziyareti samimiyetsiz, asimilasyon politikasıdır!

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Merkezi, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve beraberindeki heyetin Tunceli Cemevi önünde poz vermesine tepki gösterdi. Açıklamada, “Cemevine yapılan ziyaretin samimi ve yürekten olduğuna inanmıyoruz; çünkü biz Nazimiye’de cemevi önünde silahlarla gözdağı veren kaymakamı da, Cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi ‘Kırmızı Çizgimizdir’ diyen DİB sözcülerini de unutmadık” denildi.

    Dersim’e gelen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, merkezde bulunan Tunceli Cemevi’ni ziyaret etti. Erbaş’ın cemevi ziyareti sonrası sosyal medyada paylaşılan fotoğrafa Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Merkezi yazılı bir açıklama ile tepki gösterdi.

    Açıklamada, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek inanç dışında tüm inançları yok sayan ve asimile eden bir pozisyonda olduğuna vurgu yapılarak, Diyanetin Aleviler üzerindeki hak ihlalleri ve söylemleri hatırlatıldı.

    “DİYANETİN CEMEVİ ZİYARETİ SAMİMİYETSİZ; ASİMİLASYONU KABUL ETMİYORUZ”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Aleviliği tarif eden pratik ve uygulamalarının kabul edilemeyeceğinin belirtildiği açıklamada, Tunceli Cemevine gerçekleşen ziyaretin samimi olmadığı ifade edildi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın açıklaması şöyle:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğu 1924 yılından bu güne tam 98 yıldır siyasetin de etkisiyle ‘ insanların din işlerine bakmaktan çok, devletin din işlerine yön vermiş Anadolu topraklarında yaşayan insanların inançları arasında ayrımcılık yapmış, tek bir inancı kabul etmiş, yaşatma, geliştirme ve yaymak üzere bir politika izlemiş, diğer tüm inananların inançlarını ve ibadetlerini yok sayarak, asimile etmeyi görev edinerek politik bir misyon yüklenmiştir ve bunu Anayasa’nın 10 , 24 ve 136 . Maddelerini görmezden gelerek devam ettirmektedir. Laik bir devletin olmazsa olmazı hangi inanç olursa olsun finanse edilmemesi ve her inancın kendini finanse etmesidir. Ne yazıktır ki DİB Başkanlığı yapanların çoğu Alevileri yok sayarak, Aleviliği tarif ediyor. Alevilere Aleviliği öğretiyor. Aleviliğin neyin içinde, neyin dışında olduğuna, ibadet yerimizin neresi olup olmadığına kendileri karar veriyor. Alevi köylerine imam ataması yapıyor. Gri hizmet pasaportu verdiği kişileri Avrupa’ya yolluyor.

    Geçen hafta Aleviliğin kadim merkezlerinden biri olan Dersim’de Munzur Üniversitesi ile Müftülük ‘Hz. Ali Alevi Gençlik Merkezi’ adı altında bir asimilasyon merkezi kurdu ve akabinde DİB Başkanı cemevi ziyareti gerçekleştirdi. Cemevine yapılan ziyaretin samimi ve yürekten olduğuna inanmıyoruz; çünkü biz Nazimiye’de Cemevi önünde silahlarla gözdağı veren kaymakamı da, cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi ‘Kırmızı Çizgimizdir ‘ diyen DİB sözcülerini de unutmadık. Unutulmamalıdır ki Anadolu’nun kadim topluluklarından biri olan Biz Aleviler ve Alevilik DİB kurulmadan yüzyıllar önce de bu topraklarda vardık. Kendi başımıza inancımızı yaşıyor, yaşatıyor ve nesillere aktarabiliyorduk ki hala buradayız ve bir yere gitmiyoruz. DİB’in asimilasyon politikalarını kesinlikle kabul etmiyoruz ve derhal bu politikalarından vazgeçmeye davet ediyoruz  Diyanet İşleri Başkanlığı derhal kapatılmalıdır! Diyanet İşleri Başkanlığı olmadan yaşadık, gene yaşarız.

    PİRHA/İSTANBUL

  • AABF Başkanı Mat’tan, Diyanet Başkanı Erbaş’ın cemevine ziyaretine tepki

    AABF Başkanı Mat’tan, Diyanet Başkanı Erbaş’ın cemevine ziyaretine tepki

    PİRHA- AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve beraberindeki heyetin Tunceli Cemevi önünde poz vermesine , “Cemevini ibadethane olarak kabul etmeyeceksin ve sonra pişkin pişkin ziyaret edeceksin” diyerek tepki gösterdi.

    Dersim’e gelen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, merkezde bulunan Tunceli Cemevi’ni ziyaret etti. Erbaş’ın cemevi ziyareti sonrası sosyal medyada paylaşılan fotoğrafa Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat’tan tepki geldi.

    “CEMEVLERİNİ KABUL ETMEYECEKSİN, SONRA DA PİŞKİNCE ZİYARET EDECEKSİN”

    ‘Devletin Dersim üzerindeki hesapları ve oynadıkları oyunlar bitmiyor’ başlığıyla sosyal medya hesabından tepki gösteren Mat, AİHM kararlarına rağmen cemevlerini ibadethane olarak tanımayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevine ziyaretinin samimi olmadığını belirterek şunları ifade etti:

    “Cemevini ibadethane olarak kabul etmeyeceksin ve sonra pişkin pişkin ziyaret edeceksin. Bu tam anlamıyla egemen inancın, “benim dediğim gibi olacaksın, ben ne dersem onu kabul edeceksin” resmidir. Cemevini ibadethane olarak kabul etmeyen bir diyanet işleri başkanını kabul eden ve gülümseyen cemevi yöneticileri de, “teslim olduk, ne istiyorsanız onu yapacağız” pozunu veriyorlar. Bari siz de camiye gidin birkaç rekat namaz kılın bu iş tamama varsın.

    Ayrıca cemevi tabelasını indirin, burası bir ibadethane değildir, bir buluşma merkezidir ve bizim ibadethanemiz camidir deyin. Biz de sizden kurtulalım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’de gerçekleştirilen fuhuş operasyonunda 4 kişi tutuklandı

    Dersim’de gerçekleştirilen fuhuş operasyonunda 4 kişi tutuklandı

    PİRHA-Tunceli İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro ekipleri tarafından 3 aylık teknik takip ve izleme sonucu gerçekleştirilen operasyonda 4 kişilik fuhuş çetesi tutuklandı.

    Dersim’de gerçekleştirilen fuhuş operasyonunda 4 kişi tutuklandı. Tunceli İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro ekipleri tarafından 3 aylık teknik takip ve izleme sonucu gerçekleştirilen operasyonda 4 kişilik fuhuş çetesi gözaltına alındı.

    Fiziki ve teknik takip sonucu emlakçı olarak bilinen  A.C isimli şahsın, Elazığ ilinde bulunan N.E. ve S.G, Nazımiye ilçesinde bulunan D.D aracılığı ile Dersim’in Atatürk Mahallesinde bulunan bir binada fuhuş yaptırdıkları ve fuhuş için yer temininde bulundukları belirlendi. 24 Mayıs tarihinde Dersim ve Elazığ illerinde bulunan şahıslar eşzamanlı operasyon neticesinde gözaltına alındı. Şahısların üzerlerinde ve ikametlerinde yapılan aramalarda elde edilen cep telefonu ve bilgisayarlarına el konuldu.

    PİRHA / DERSİM

  • Şeker: Tertele bitmedi; dilde, inançta, kültürde asimilasyon ile sürüyor-VİDEO

    Şeker: Tertele bitmedi; dilde, inançta, kültürde asimilasyon ile sürüyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 85. yıl dönümü vesilesiyle PİRHA’ya konuşan DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker, yüzleşilme çağrısında bulundu. Şeker,  “Tertele bitmedi. Dilde, inançta, kültürde asimilasyon sürüyor. Arşivler açılsın. Katledilenlerin mezar yerleri belli değil. Dersim ismi iade edilsin. Hala dili, inancı yasak” diye konuştu.

    Dersim Tertelesi’nin 85. yıl dönümü dolayısıyla PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker, Tertele’nin devam ettiğini belirtirken, “Tertele bitmedi. Dilde, inançta, kültürde asimilasyon sürüyor” dedi. Şeker ayrıca arşivlerin açılmasını, katledilenlerin mezar yerlerinin açıklanmasını, Dersim isminin iade edilmesini, yaşananlar ile yüzleşilmesi gerektiğini kaydetti.

    “TERTELE BİTMEDİ”

    85 yıl önce yaşanan katliama ilişkin “1937-1938’de Dersim; Kürt ve Alevi, Rae Haq mensubu olduğu için vuruldu” diyen Şeker, Tertele’nin devam ettiğini söyledi.

    Şeker, şöyle konuştu:

    “Selçuklular dönemi de dahil her dönem çıban başı olarak görüldü. Dersim coğrafyası bugünkü Tunceli ile sınırlı değildir. Birçok yerde katliamlar yapıldı. Dersimliler kendi yasını tutmuyor. Kendilerine göz yaşı dökmüyor. Bu çok acı bir şey. Başkaları için göz yaşı döküyor ama kendisine dökmüyor. Kendi değerlerimize, ocaklarımıza, ziyaretlerimize, pirlerimize, doğamıza sahip çıkacağız.”

    “DERSİM’İN SÜRGÜN EDİLEN KIZ ÇOCUKLARI VAR”

    Şeker, Dersimlilerin 85 yıldır travma içinde yaşadığını belirtirken, “Dedelerimiz, nenelerimiz kendi başından geçenleri bizlere anlatmadılar. Çocukların psikolojisi bozulur, başlarına bir şey gelir diye suskun kaldılar. Ama son dönemde bu açığa çıktı. Dersim’im sürgün edilen kız çocukları var. 12 bine yakın insan batının birçok yerine sürgün edildi. 1947 affından sonra bir kısmı geri gelmiştir. 4 Mayıs 1937 mecliste Tertele kararının alındığı tarihtir. Her sene bunu lanetliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “YÜZLEŞMEK, HELALLEŞMEK İSTİYORUZ”

    “Bugün beyaz asimilasyon devam ediyor” diyen Ali Şeker, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dilde, inançta, kültürde asimilasyon sürüyor. Diğer Alevi sürekleri Dersim’e şaşı bakarlar. Bugünlerde yanımızda görmüyoruz. Bu konuda biraz sitemim var. Kendi değerlerine sahip çıkmıyorlar. Yüzleşmek gerekir. Arşivler açılsın. Katledilenlerin mezar yerleri belli değil. Dar ağacına gidenlerin mezar yerleri belli değil. Dersim ismi iade edilsin. Hala dili, inancı yasak. Cemevlerinin statüsü yok. Bu konuda sıkıntılar devam ediyor. Dersim davası çok önemli bir davadır. Başköylü Hasan Efendi diyor ki; “Ulu divan kurulsun. Dersim davası Kerbela davasından daha önce gündeme gelecektir.” Dersim’de yapılan zulmü, hakareti çok içselleştirmiştir. Yüzleşmek, helalleşmek istiyoruz.”

    Barış KOP / DERSİM

  • Doku ailesinin eylemi 17 gündür devam ediyor: Gülistan nerede?-VİDEO

    Doku ailesinin eylemi 17 gündür devam ediyor: Gülistan nerede?-VİDEO

    PİRHA-Gülistan Doku’nun ailesinin Tunceli Adliyesi önünde başlattığı oturma eylemi 17’nci gününde devam ediyor. Doku ailesi kızları Gülistan’ın akıbetini soruyor. 

    Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamayan Gülistan Doku için ailesinin, Tunceli Adliyesi önünde başlattığı oturma eylemi 17’nci gününde devam ediyor.

    Öğlen saatlerinde adliye önüne gelen aile üyeleri, kızlarının akıbetini sordu. Dersim Kadın Platformu, Emek ve Özgürlük Cephesi, İHD Dersim Şubesi, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) temsilcileri, ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, Sosyalist Kadınlar Meclisi MYK Üyesi Satiye Ok, yerine kayyım atanan Peri Belediye Eş Başkanı Orhan Çelebi aileye destek ziyaretinde bulundu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim İnşa Kongresi, ‘Tunceli Tanıtım Günlerine’ ilişkin açıklama yaptı

    Dersim İnşa Kongresi, ‘Tunceli Tanıtım Günlerine’ ilişkin açıklama yaptı

    PİRHA-İstanbul’da düzenlenen ‘Tunceli Tanıtım Günlerine’ ilişkin bir açıklama yapan Dersim İnşa Kongresi, “Devlet, Dersim’de Alevi Kürt kimliğinden arındırılmış yeni bir ‘siyaset’ ve ‘ticaret’ sınıfını egemen hale getirmek istiyor. Kürtsüz, Alevisiz bir Dersim yaratılmak isteniyor. Bu bir suçlama değil, gerçek durum tespitidir” ifadelerini kullandı. 

    Dersim İnşa Kongresi (DİK), 28 Aralık 2021 ile 2 Ocak 2022 tarihlerinde İstanbul Yenikapı’da düzenlenen “Tunceli Tanıtım Günleri” etkinliği ve sonrasındaki tartışmalara yönelik bir açıklama yayımladı. DİK, açıklamasında “Devlet, Dersim’de Alevi Kürt kimliğinden arındırılmış yeni bir ‘siyaset’ ve ‘ticaret’ sınıfını egemen hale getirmek istiyor. Kürtsüz, Alevisiz bir Dersim yaratılmak isteniyor. Bu bir suçlama değil, gerçek durum tespitidir” ifadelerine yer verdi.

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “28 Aralık 2021-2 Ocak 2022 tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Tunceli Belediyesi ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) İstanbul Yenikapı’da orijinal adıyla ‘Tunceli Tanıtım Günleri’ düzenledi. Etkinlik bitti ancak tartışma halen devam ediyor. Konuya ilişkin farklı çevreler görüşlerini açıkladılar.
    Dersim İnşa Kongresi (DİK) olarak bizde; yaşanan ve halen devam eden tartışmalar neticesinde görüşümüzü açıklamayı bir zorunluluk olarak görüyoruz.

    “DERSİM’İN DEĞERLERİNE KARŞI POLİTİKALAR SÜRMEKTEDİR”

    Karşı karşıya olduğumuz sorun bugünün meselesi değil, dünün devamıdır. Tarihsel süreç içinde yaşananlar irdelendiğinde nasıl bir gerçekle karşı karşıya olduğumuz anlaşılacaktır. Rayber Sey Rıza ve arkadaşlarını darağacına gönderen İstiklal Mahkemesi’nin savcısı Hatemi Şahanoğlu, ‘’Bu dava genç Tun(ç)eli’nin Dersim’e karşı açtığı tarihi bir davadır. Vereceğiniz karar genç Tun(ç)eli’nin ebediyen yaşamasına, çıban başı olan Dersim’in tarihin çöplüğüne atılmasına neden olacaktır.’’ diyordu.

    Devletin bugün de Dersim’e bakış açısı budur ve değişmemiştir. Bu politika, günümüzde Dersim’in temel değerlerine karşı yeni bir formatta ve sistematik bir şekilde sürdürülmektedir. Dr. Nuri Dersimi ile başlayan ve Sey Rıza ile devam eden Dersim halk önderlerini itibarsızlaştırma kampanyası sıradan bir olay değildir.

    Dersim’i kimliksizleştirmenin öncelikli yolu belleğini silmekten geçtiğini planın stratejik aklını oluşturanlar gayet iyi bilmektedir. Dil, inanç, kültür, ziyaret, coğrafya, kutsal mekanlar, Sey Rıza ve Dr. Nuri Dersim’i hedef seçmeleri tesadüf değildir. Bu değerler zayıfladığında ya da yok edildiğinde geriye “Dersim” diye bir yer kalmayacaktır. Kalsa bile o Dersim Rayber Sey Rıza’nın Dersim’i ve binlerce kefensizlerimizin uğruna can verdikleri Dersim olmayacaktır.

    “DERSİM’DEKİ SORUN DERİN VE TARİHSELDİR”

    Koçgiri’den Xınıs-Gımgım’a Dersim’in geniş değerler yelpazesi içinde; Kırmanciye, dil, Raa Heq, Düzgın Baba, Munzır Baba, Ocaklar, Rayber Sey Rıza, Use Seydi, Cıve Gej, Fındık Axa, Alişer Efendi, Sahan Ağa, Zarife Xatun, Dr. Nuri Dersimi, Sey Qaji, Sılo Qız, Dr. Şivan, Hüseyin Cevahir, Ali Haydar Yıldız, Mazlum Doğan, Sakine Cansız, Haydar Işık ve diğerleri vardır. Bunların temsil ettiği, uğruna hayatlarını verdikleri temel değerlere sahip çıkmak; mirasımız, güvencemiz ve çıkış yolumuzdur.

    Dersim’deki sorun derin ve tarihseldir. Uzlaşma, çelişki ve çatışma alanının İstanbul’da düzenlenen bir etkinlikle sınırlandırılması sorunun tamamının gözden kaçmasına neden olacaktır. Sorunun daha büyük, kapsamlı ve ideolojik olduğu açıktır. İstanbul neden değil, sonuçtur. İstanbul’da düzenlenen ‘Tunceli Tanıtım Günleri’ etkinliğinde ortaya çıkan tablo da bir yanlışlık sonucu çıkmamıştır.

    Bazı çevrelerin ‘eksiklik’ olarak gördüğü durum bize göre bilinçli bir tercihin sonucudur. Dersimli diğer kurumlar, siyasi çevreler yok sayılmış ve bu organizasyona ortak edilmemiştir. Yapılan itiraz, eleştiri ve önerilerin bu gerçeği görerek yapılmasının sağlıklı olacağına inanıyoruz. Eleştiriler, ‘’Sey Rıza’nın resmi neden afişin sonuna konuldu’’ yerine, Sey Rıza’nın inkâr edildiği yerde, ‘‘Dersim değerlerinin o afişte ne işi var’’ şeklinde olmalıdır. Dersim’in bir ticari markaya dönüştürülmesi kabul edilemez. Karşı çıkılması gereken boyutlar öncelikli olarak bunlardır.

    “ALEVİ KÜRT KİMLİĞİNDEN ARINDIRILMIŞ YENİ BİR SİYASET EGEMEN HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR”

    Sonuç olarak; bir kez daha vurguluyoruz. Devlet, Dersim’de Alevi Kürt kimliğinden arındırılmış yeni bir ‘siyaset’ ve ‘ticaret’ sınıfını egemen hale getirmek istiyor. Kürtsüz, Alevisiz bir Dersim yaratılmak isteniyor. Bu bir suçlama değil, gerçek durum tespitidir. Bu konseptin uygulama görevi ise Doğu Perinçek ve Ergenekon’a verilmiştir. Amaç Dersim ile Kürdistan’ın bağını koparmaktır. Devlet bu amaca uygun alan açıyor ve rol veriyor. Munzur Üniversitesi’ne verilen rol, Tunceli Cem Evi’nin neredeyse bir devlet kurumuna dönüştürülmesi açıklayıcı birer örnektir. Türk-İslam sentezini egemen hale getirmek istiyorlar.

    Bütün değerlerimizin, coğrafyamızın ve ziyaretlerimizin ‘turistik’ alanlara çevrilmesinin temelinde de bu amaç yatmaktadır. Burada alınması gereken tutum hangi siyasi çevre olursa olsun devletin tuzağına düşmemesidir. Dersim’in tarihsel kimliğine sahip çıkmak, korumak ve geliştirmek öncelikli görev olmalıdır. Özerk ve özgür Dersim ancak bu yolla inşa edilir.

    Dersim İnşa Kongresi olarak; yeryüzünde yaşayan bütün Dersimlilere açık çağrıda bulunuyoruz: Coğrafyamız, kutsal topraklarımız, insanlarımız, dilimiz, kültürümüz ve ziyaretlerimiz büyük bir saldırı ve kuşatma altında. Bu temelde bütün Dersimlileri devletin her türlü inkâr ve imha saldırılarına karşı ortak mücadele etmeye davet ediyoruz!

    Wesbo Kırmanciye!
    Wesbo Kurmancîye!
    Wesbo Dersim!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Şaroğlu’ndan Gülistan Doku sorusu: Gerçeğin açığa çıkmasından mı endişe ediliyor?

    Şaroğlu’ndan Gülistan Doku sorusu: Gerçeğin açığa çıkmasından mı endişe ediliyor?

    PİRHA-Adalet Bakanı Gül’ün Dersim’i ziyareti sırasında, gazetecilerin Gülistan Doku’ya ilişkin soru sormamaları yönünde uyarılmalarını Meclis gündemine taşıyan CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, “Bu antidemokratik uygulamanın altında, bir gerçeğin açığa çıkmasının endişesi mi yatmaktadır?” diye sordu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün şehri ziyareti sırasında gazetecilere Gülistan Doku ile ilgili soru sorulmaması yönünde talimat verildiği iddiasını Meclis gündemine taşıdı. Şaroğlu, Abdülhamit Gül’ün Dersim’deki programını takip eden gazetecilerin, iki yıldır kayıp olan Gülistan Doku’ya ilişkin soru sormamaları yönünde uyarıldıklarını kaydetti.

    TBMM Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde Şaroğlu, “700 günü aşkındır kendisinden haber alınamayan ve adeta sırra kadem basan bir üniversite öğrencisinin akıbetinin, ülkenin Adalet Bakanına sorulmasında nasıl bir sakınca görülmektedir? Bu antidemokratik uygulamanın altında, bir gerçeğin açığa çıkmasının endişesi mi yatmaktadır?” ifadelerini kullandı.

    “GERÇEĞİN AÇIĞA ÇIKMASINDAN MI ENDİŞE EDİLİYOR?”

    Şaroğlu, yanıtlanması istemiyle önergesinde şu sorulara yer verdi:

    “- Bir kamu görevlisinin, basın toplantısında Gülistan Doku hakkında soru sorulmaması için gazetecileri engellemeye çalıştığı iddiaları doğru mudur. Eğer doğru ise bu durum bilginiz dahilinde mi gerçekleşmiştir?

    – Kamuoyunun haber alma hakkı için mesleğinin bir gereği olan ve Anayasa’nın da hükmettiği soru sorma hakkını kullanmaya çalışan gazetecilerin, böylesi bir yasakla karşılaşmasının gerekçesi nedir?

    – Bir kamu görevlisinin, ‘keyfi’ olarak beğenmediği soruların sorulmasını engelleme ve mesleğini icra eden gazetecilere sansür uygulama hakkı var mıdır? Bu durum hem Anayasaya hem de Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerde tanımlanan ‘basın özgürlüğü’ ilkesine aykırı değil midir?

    – 700 günü aşkındır kendisinden haber alınamayan ve adeta sırra kadem basan bir üniversite öğrencisinin akıbetinin, ülkenin Adalet Bakanına sorulmasında nasıl bir sakınca görülmektedir? Bu antidemokratik uygulamanın altında, bir gerçeğin açığa çıkmasının endişesi mi yatmaktadır?

    – 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli Merkez’de kaybolan ve bir daha izine rastlanılmayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybına ilişkin etkin bir araştırma/soruşturma yürütülmemiş ve kamuoyu yeterince aydınlatılmamıştır. Ülkenin adaletinden sorumlu bir bakan olarak bu konuda bir girişimde bulunacak mısınız?”

    PİRHA/ ANKARA

  • Gülistan Doku’nun ailesi 5 Ocak’a kadar adliye önünde oturma eylemi yapacak-VİDEO

    Gülistan Doku’nun ailesi 5 Ocak’a kadar adliye önünde oturma eylemi yapacak-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de 5 Ocak 2020 günü kaybolan Gülistan Doku’nun ailesi, Tunceli Valisi ile görüşmek için gittiği valilik önünde güvenlik güçleri tarafından engellendi. Doku ailesi valiye seslenerek “Gülistan’ı bul” çağrısında bulunurken, 5 Ocak 2022 gününe kadar adliye önünde oturma eylemi yapacaklarını duyurdu.

    Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’inci sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020 tarihinden itibaren haber alınamıyor. Doku’nun Dersim’de kaybolmasının üzerinden 728 gün geçti. Doku ailesi Tunceli Valiliği önüne giderek seslerini valiye duyurmak istedi. Güvenlik güçleri tarafından engellenen aile, valilik önünde açıklama yaparak, “Vali uyuma, Gülistan’ı bul” dedi.

    Doku ailesi Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan ile görüşme talebiyle 5 Ocak tarihine kadar her gün saat 14.00 ile 15.00 arasında valilik önünde oturma eylemi yapacak.

    Gülistan’ın annesi Bedriye Doku, ablası Aygül Doku ile babası Halit Doku, kızlarının akıbeti ile ilgili olarak valiyle görüşme talebiyle Tunceli Valiliği önüne gitti. Doku ailesine destek için Dersim Kadın Platformu ve demokratik kitle örgüt temsilcileri de ailenin yanında yer aldı.

    “İKİ YILDIR GÜLİSTAN’I DAĞA, TAŞA, HAYVANA, HERKESE SORDUK”

    Doku ailesinin vali ile görüşmesini engelleyen güvenlik güçleri, valilik önünde aileyi durdurdu. Burada konuşan Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku, “Gülistan intihar etti dediler. Biz iki yıldır, dağa, taşa, demire, taşa, hayvana, herkese Gülistan’ı sorduk. Tam iki yıldır karşımızda tek bir muhatap bulamadık. Benim kız kardeşime ne olduğunu bilen dönemin valisi Tuncay Sonel diyordu ki; “Benden habersiz kuş uçmaz. Ben biliyorum, Gülistan’ı öldürmediler, Gülistan intihar etti, dediler.” Vali, “Şerefim ve iki çocuğumun üzerine yemin ederim, ben Gülistan’ı bulacağım” dedi. Tam bir yıl bizi Munzur’a kitledi” dedi.

    “VALİNİN ÖZEL KALEMİ GAZETECİLERE, ‘ADALET BAKANINA GÜLİSTAN’I SORMAYIN’, DİYOR”

    Geçtiğimiz günlerde Dersim’i ziyaret eden Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile görüşen gazetecilere “Gülistan Doku’nun sorulmaması” yönündeki talimatı hatırlatan Aygül Doku, şunları söyledi:

    “Vali’nin özel kalemi gazetecileri arayıp, diyor ki, “Gülistan Doku’yu Adalet Bakanı’na sormayacaksınız.” Bu kentin mülki amiri, Gülistan’ı bulmakla mükellef değil midir? Validen kızımızı almaya geldik. Her köşesinde mobese kameralarının, her dağında karakolların olduğu avuç kadar içi kadar kent burası. Bulmak isteyen biri araştırır bulur. Zeynel Abarakov’un karşısında da bu şekil dursaydınız. Barikatları ona kursaydınız. Sorgulayıp, yargılasaydınız bugün bu aile burada olmazdı.”

    DOKU AİLESİ 5 OCAK’A KADAR ADLİYE ÖNÜNDE OLACAK

    5 Ocak 2022 günü Gülistan’ın kaybolmasının ikinci yıl dönümü. Aygül Doku, 5 Ocak gününe kadar adliye önünde olacaklarını duyurdu. Doku, şöyle konuştu:

    “5 Ocak’ta iki yıl olacak. Aile, 5 Ocak’a kadar adliyenin önünden ayrılmayacak. Buraya gelip de “Bana Gülistan Doku sorulmasın” diyen Adalet Bakanı’na tekrar soruyorum: “Gülistan Doku’dan sen sorumlusun. Faillerinin yargılanmasından sen sorumlusun. Gülistan nerede? Onu bulmakla mükellefsin. Yarın başka çocuklarımızı bu şekilde aramamak için herkesten Gülistan’ın karanlığına sahip çıkmasını istiyoruz. İki yıldır Gülistan’ı nasıl unutmadıysak, vazgeçmediysek; “Gülistan’a ne oldu?” sorusuna cevap almadan, bize bu karanlığı yaşatanlar hesap vermeden, buradan ayrılmayacağız. İçişleri Bakanı’ndan da bunu duyurmasını talep ediyorum.”

    “YA KENDİMİ ÖLDÜRECEĞİM YA DA ZORLA GİDECEĞİM”

    Gülistan’ın babası Halit Doku‘da vali ile görüşmek istediklerini tekrar ederken, “Ya kendimi öldüreceğim ya da zorla giderim. Ben kızımı devlete, okula, yurda, polise teslim etmiştim. Ya bizi içeri alacaksınız ya da kızımı bulacaksınız” dedi.

    NE OLMUŞTU? 

    Dersim’de Munzur Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan Doku 5 Ocak 2020’de, Zaynal Abarakov ile tartıştıktan sonra bir minibüse bindiği anlar mobese kameralarına takıldı. Ancak o günden sonra Gülistan’dan bir daha haber alınamadı. Gülistan için ailesi, 6 Ocak’ta kayıp başvurusunda bulundu ve en son birlikte görüldüğü Rus asıllı Zainal Abarakov’un bu olayda baş şüpheli olduğunu iddia ederek hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Dinar Köprüsü’nden geçen bir başka aracın kamera görüntüsünde, Gülistan’a ait olduğu öne sürülen köprü korkulukları ve bariyerler arasında otururken tespit edilen bir görüntü basına yansıdı ve Gülistan’ın intihar etmiş olabileceği şüpheleri üzerinde duruldu. AFAD ve Jandarma ekipleri tarafından suda arama çalışmaları başlatıldı. Baraj gölünde farklı tarihlerde birçok arama yapıldı. Ancak bir ize rastlanmadı.

    PİRHA/DERSİM

  • Önlü, Dersim’de ‘av turizmi’ adı altında hayvanların katledilmesini Meclis’e taşıdı

    Önlü, Dersim’de ‘av turizmi’ adı altında hayvanların katledilmesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi Dersim Milletvekili Alican Önlü, “av turizmi”ne ilişkin Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Önergede, “Av turizmi ve spor adı altında masum canlıların avlanmasının yasaklanması ve bu vahşete son verilmesi adına bakanlık olarak herhangi bir çalışmanız var mıdır? Son 1 yıl içerisinde Dersim’de katledilen Dağ Keçisi sayısı kaçtır?” soruları yer aldı.

    Dersim coğrafyası, inanç merkezlerine yapılan saldırılar, barajlar, HES’ler, maden projeleri, orman yangınları ve avcılık faaliyetleri adı altında çeşitli saldırılara maruz kalıyor.

    Yaban hayvanları katletmek için Dersim’e getirilen kalabalık bir avcı grubu, Tunceli Öğretmenevi’ne yerleştirildi.

    Konuya ilişkin HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi verdi.

    “AV TURİZMİ BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Önergenin gerekçesinde şu ifadeler yer aldı:

    “Dersim Raye Haq inancı, doğayı yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak kutsallaştırır. Dersim Raye Haq inancına göre dağ keçilerinin, akarsuların, ağaçların, taşların bir ruhu olduğuna inanılır.  Harde Dewreş coğrafyasında doğa, inanç, kültür ve kimlikler iç içe geçmiştir ve birbirinden bağımsız düşünülemez. Bu yüzdendir ki Dersim halkı, doğasına yapılan bir saldırıyı inancına ve kültürüne yönelik bir saldırı olarak değerlendirmektedir.

    Özellikle son yıllarda Dersim’de “Av Turizmi” adı altıda Dağ Keçilerine ve yaban hayvanlarına, restorasyon ve düzenleme adı altında inanç mekanlarına, yatırım adı altında da doğasına yani bir bütün olarak Dersim kültürüne yönelik sistematik bir saldırı politikası gerçekleştirilmektedir. Bu saldırılardan sonuncusu dün kamuoyu gündemine yansımıştır. Av Turizmi adı altında ilimize gelen avcıların kutsal dağ keçilerini avladığına yönelik iddialar sonucu STK’lar, parti temsilcileri, doğa ve hayvan severler yoğun bir tepki göstererek açıklama yaptılar.

    Bilindiği gibi Türkiye’de avlanılmasına izin verilen yaban hayvanları, türlerine ve avlanma sürelerine göre yıldan yıla değişmektedir. Söz konusu av hayvanları Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce belirlenmektedir. Nasıl ki kaçak avcılıkla hayvanların katledilmesi kabul edilemez ise aynı şekilde bakanlığın “av turizmi” adı altında ihale açması ve bunu “popülasyon kontrolü” ile gerekçelendirmesi de asla kabul edilemez bir durumdur. Av turizmi adı altında hayvanların katledilmeleri aynı zaman da bir insanlık suçudur. Bakanlığın Türkiye faunasını belirleyecek, tür sayımını yapacak kalifiye personeli dahi yokken bu tür yasal izinlerin verilmesi geri dönüşü olmayan zararların oluşmasına ve yaban hayatın tehlikeye girmesine neden olacaktır.”

    Bu bağlamda Önlü, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye şu soruları yöneltti:

    1-Bakanlığınız “spor” ve “av turizmi” adı altında canlıların öldürülmesini sadece bir gelir kalemi olarak mı görmektedir?

    2-Av turizmi ve spor adı altında masum canlıların avlanmasının yasaklanması ve bu vahşete son verilmesi adına bakanlık olarak herhangi bir çalışmanız var mıdır?

    3-Av turizminden yılda ne kadar gelir elde edilmektedir? Bu gelir hangi amaçlar için kullanılmaktadır?

    4-Av turizmi kapsamında yılda kaç yabani hayvan öldürülmektedir? Bu hayvanların türlere göre sayısı kaçtır?

    5-Dersim ili sınırları içerisinde hangi hayvanlar için avlanma izni bulunmaktadır?

    6-Dersim’de dağ keçilerinin koruma altına alınması noktasında ne tür çalışmalar yapmaktasınız?

    7-Son 1 yıl içerisinde Dersim’de katledilen Dağ Keçisi sayısı kaçtır?

    8-Son 1 yıl içerisinde Dersim’de dağ keçisi katleden kaç kişi yakalanmıştır? Bu yakalananlar hakkında ne tür işlemler yapılmıştır?

    9-Bakanlığınıza bağlı kurum ve kuruluşlarda tür sayımı yapabilecek personel sayısı kaçtır? Bu personellerin eğitim durumu nedir? Yılda kaç yabani hayvana yönelik tür sayımı yapılmaktadır?

    10-Son 1 yıl içerisinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne bağlı bölge müdürlüklerince av turizmi adı altında kaç ihale yapılmıştır? Bu ihaleler sonucu hangi yabani hayvanların avlanacağı belirtilmiştir?

    PİRHA/ ANKARA

  • ‘Alevi inancı kimsenin reklam panosu değil’-VİDEO

    ‘Alevi inancı kimsenin reklam panosu değil’-VİDEO

    PİRHA-Dersim’deki Ana Fatma ziyaretine yönelik müdahaleyi değerlendiren DAD yöneticileri Ali Şeker ile Nergiz Güzel, “Alevi inancı kimsenin reklam panosu değil. Ana Fatma Serçeşmemizdir. Devlet ve siyasetçiler, ziyaretlerimizden, inancımızdan, itikatımızdan uzak dursunlar” diye konuştu.

    Dersim’de bulunan ve Aleviler için kutsal olan Ana Fatma ziyaretine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından yaptırılan aslan heykeli ve isminin yer aldığı mermer levhalar gelen tepkiler üzerine kaldırıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Eşbaşkanı Ali Şeker ile genel merkez yöneticisi Nergiz Güzel, Ana Fatma Ziyaretine yönelik çevre düzenlemesi adı altında yapılan müdahaleyi PİRHA‘ya değerlendirdiler.

    “Dersim’deki Ana Fatma ziyareti bizler için çok önemlidir” diyen Şeker, Dersim genelinde ziyaretler üzerindeki insan müdahalesine değinerek, şunları söyledi:

    “ZİYARETLERİMİZDEN, İNANCIMIZDAN UZAK DURUN”

    “CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Ana Fatma Ziyaretinde peyzaj ve çevre düzenlemesi adı altında bir takım işler yaptırdı. Kendi isminin olduğu levhalar ve aslan heykeli konuldu. İnsanlar tepki gösterdi. Ziyaretlerden uzak durun dediler. Erol ise haberinin olmadığını söyledi. İsminin yazılı olduğu mermer levhalar daha sonra kaldırıldı. Gürsel Erol, Dersim’deki ziyaretlere kendi isminin yazılı olduğu bankları, sandalyeleri, masaları gönderiyor zaten. Ayıptır.

    Devlet ve siyasetçiler, ziyaretlerimizden, inancımızdan, itikatımızdan uzak dursunlar. Ziyaretlerimiz eskiden nasıl ise öyle kalsın. Ana Fatma serçeşmemizdir. Oraya kimse heykel veya herhangi bir tabela asmamalı. Gerekirse o heykeller kaldırılıp Munzur Suyu’na atılmalıdır. Kimden izin alıp da böyle bir şey yapmışlar. Asimilasyona devam ediyorlar. Dilimiz, kültürümüz, inancımız sahipsiz mi? Ellerinizi çekin inancımızdan.”

    “ALEVİ İNANCI KİMSENİN REKLAM PANOSU DEĞİL”

    Nergiz Güzel ise Alevilerin, iktidar ve muhalefet tarafından asimile edilmeye çalışıldığını söyledi. “Alevi inancı kimsenin reklam panosu değil” diyen Güzel, “Bir inanca böyle yaklaşmak bir Alevi evladına yakışmayacak bir durumdur. İkrar verdiği inancına bir kere ters düşüyor. Alevilik, kadın inancıdır. “Kadın hak kapısıdır” diyen bir inancın içerisine getirip, eril bir yaklaşımla aslan heykeli konulması asla kabul edilebilir bir şey değildir. Ana Fatma Ziyareti, görsel olarak erkekleştirilen, eril bir dil içerisine hapsedilerek; ikinci bir yere konumlandırılan bir yerdir. Alevi kadınları olarak bunu asla kabul etmiyoruz. Bizim Serçeşmemiz olan bir yerde kendi ismiyle düzenleme adı altında reklam yapılması kabul edilemez.

    Biz taşa, toprağa, ateşe, havaya inanırız. Görseli güzelleştirmek gibi bir derdimiz yok. Çıplak ayaklarla yürüdüğümüz yollarda, inandığımız yerleri kimsenin rıza almadan şeklini değiştirmeye hakkı yok. Onun kaldırılmasını istiyoruz. Böyle bir şey habersiz yapılamaz. Aleviler, hem iktidar hem de muhalefet tarafından bir şekilde şekillendirilmeye çalışılıyor. Kendi Alevileri olmamızı istiyorlar. Çok tehlikeli bir durum. Yaşadığımız asimilasyonun tek taraflı olmadığını görmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • T24 Yazarı Şardan, Erdoğan’ın ‘Alevi açılımı’ için iki ismi görevlendirdiğini yazdı

    T24 Yazarı Şardan, Erdoğan’ın ‘Alevi açılımı’ için iki ismi görevlendirdiğini yazdı

    PİRHA-“Kürt açılımı olmadı, Alevi açılımı olsun” başlıklı yazısında AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi açılımı konusunda iki ismi görevlendirdiğini belirten T24 yazarı Tolga Şardan, “Aldığım bilgiye göre, bakanlık önümüzdeki dönemde yayımlayacağı mülki idare amirleri kararnamelerinde Alevi kökenli isimlere biraz daha fazla ağırlık verecek. Kürt oylarını yitirdiğini ve yeniden toparlayamayacağını öngören iktidar, Alevi oylarını bakalım nasıl alabilecek?” diye sordu. 

    “Kürt açılımı olmadı, Alevi açılımı olsun!” başlıklı bir yazı kaleme alan T24 yazarı Tolga Şardan, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Alevi açılımı konusunda iki isme görev verdiğini aktardı. Şardan, görev verilen bakanın, daha önceki hükümetler için de benzer çalışmalara imza attığını ve siyasi kimliği olan bir uzman ile çalıştığını da ekledi. Şardan yazısında, “Kürt oylarını yitirdiğini ve yeniden toparlayamayacağını öngören iktidar, Alevi oylarını bakalım nasıl alabilecek?” diye sordu.

    SOYLU’NUN DERSİM’E YÖNELİK ZİYARETİ DİKKAT ÇEKİYOR

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, geçtiğimiz aylarda il valileri, il emniyet müdürleri ve il jandarma komutanları ile video konferans sistemi üzerinden gerçekleştirdiği toplantıya değinen Şardan, “Toplantının gerçekleştiği sırada, makamından video konferans sistemine katılan üst düzey bir emniyet yöneticisini ziyaret ediyordum tesadüfen.

    Ev sahibi, bilgisayardan Soylu’nun toplantısını izlerken, ben de sohbete kulak misafiri oluyordum. Toplantı sırasında bir ara Bakan Soylu, hükûmetin Alevi toplumuna yönelik yeni çalışması olduğundan söz açtı ve yardımcısı Muhterem İnce’ye atıfta bulunarak “Muhterem Bey koordine ediyor” dedi.

    Aradan geçen zaman içinde epeyce bilgiye ulaştım. Açıkçası; gerek ülke gündeminin yoğunluğundan, gerekse süreci biraz daha takip ettiğim için yansıtamadım. Fakat Soylu’nun geçen hafta sonu Tunceli’ye yaptığı gezi sırasında kentteki Alevi dedelerini ziyaretini sosyal medyada paylaşmasıyla, elimdeki bilgilerin – şimdilik – bir bölümünü aktarma zamanı geldiğini düşündüm” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ AÇILIMI KONUSUNDA SOYLU VE DEMİRCAN’A GÖREV VERİLDİ”

    “Türkiye’de halen 58 kentte bin 550 dolayında cemevi mevcut. Sayıya bakıldığında her kentte cemevinin bulunmadığını görüyoruz” diyen Şardan, Alevi toplumunun dernekler ve vakıflar üzerinden örgütlendiğini belirtti. Şardan, yazısında şu ifadelere yer verdi:

    “Yasal açıdan dernekler İçişleri Bakanlığı’na; vakıflar ise, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı faaliyet yürütüyor. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, hükûmetin Alevi açılımı konusunda hem İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, hem de Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’a görev verdiği bilgisine ulaştım.

    Bu konuda biraz daha fazlaca İçişleri Bakanlığı’ndaki kaynaklarımı yokladım. İçişleri Bakanı Soylu bu proje çerçevesinde daha önceki hükûmetler için de benzer çalışmalara imza atan ve aynı zamanda siyasi kimliği olan bir uzmanla çalışıyor. Alevi toplumu, cemevleri, sorunları ve çözüm yolları konusunda özellikle Tansu Çiller döneminde çalışmalar yapan bu kişi, şimdilerde ülke genelindeki cemevlerini tek tek dolaşıyor. Küçük küçük raporlar hazırlıyor ve Soylu’ya teslim ediyor. Cemevlerin üzerinde yapılan çalışmanın ana teması, “sorunları neler ve ne istiyorlar?” üzerinden yoğunlaşıyor.”

    “PLANDA, ALEVİ KÖKENLİ MÜLKİ İDARE AMİRLERİNE GÖREV VERMEK VAR”

    Şardan ayrıca İçişleri Bakanlığı’nın bu süreçteki planında Alevi kökenli mülki idare amirlerine görev vermek olduğunu dile getirdi. “Ülke genelinde görev yapan eylemli valiler arasında Alevi kökenli vali yok” diyen Şardan, “Aldığım bilgiye göre, bakanlık önümüzdeki dönemde yayımlayacağı mülki idare amirleri kararnamelerinde Alevi kökenli isimlere biraz daha fazla ağırlık verecek. Valiliklere ve kaymakamlıklara “Cemevleri ve Alevi toplumunun var olan sorunlarının çözümüne yoğunlaşılması” talimatını verecek.

    İçişleri Bakanı Soylu, son dönemde yoğunlaştırdığı yurt gezilerinde programı el verdiğince Alevi toplumuyla temas etmeye çalışıyor. Önde gelen isimlerle buluşmalar gerçekleştiriyor. Diğer bir önemli detay ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıl sonunda ya da yeni yılın başlarında kamuoyuna bu konuda mesajlar verecek olması” ifadelerini kullandı.

    “AKP, ALEVİ OYLARINI BAKALIM NASIL ALABİLECEK?”

    Alevi açılımı projesini yaklaşmakta olan seçimlere yönelik bir hazırlık olarak değerlendiren Şardan son olarak şunları söyledi:

    “Alevi toplumun Türk siyasetindeki yeri malum. Ciddi oy potansiyeli var. Önemli siyasetçiler çıkardı. Alevi açılımını; Kürt seçmeni, özellikle ittifak ortağının tutumu nedeniyle bir kez daha yanına çekmekte zorlanan iktidarın, oy potansiyeli azımsanmayacak Alevi toplumu yanına almayı planlaması olarak okumak da mümkün.

    Hele ki, son dönemde söylemleri ve politikasıyla muhalefetin lokomotifi olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun etnik kimliğini hesap eden ve aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun oylarını yükselttiğini gören AKP’nin yeni bir açılıma yöneldiği gerçeğini yadsıyamayız. Kürt oylarının yitirdiğini ve yeniden toparlayamayacağını öngören iktidar, Alevi oylarını bakalım nasıl alabilecek?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tekinoğlu: Dersim’de kutsal mekanlara ziyaretler, içsel olandan biçimsele doğru yöneldi

    Tekinoğlu: Dersim’de kutsal mekanlara ziyaretler, içsel olandan biçimsele doğru yöneldi

    PİRHA-Dersim’deki kutsal ziyaret mekanlarının zaman içerisindeki değişimine dair konuşan Yönetmen Devrim Tekinoğlu, “Ziyaretler sırasında niyazın pay edilmesi, çıra uyandırılması gibi ritüeller dünden bugüne devam ediyor. Fakat bütün bu ziyaretlerin içsel olandan biçimsel olana doğru yöneldiğini söyleyebiliriz” dedi. 

    Dersim’de hemen hemen her yerde bir ziyaret var. Kimi bir akarsu, kimi bir göl. Bir ağaç da oluyor, bir taş da. İnancın, doğa ile ve onu kutsayan sıkı bir bağı var. Fakat bu bağlar, ticarileşmenin, turizmin, insan baskısı ve siyasi politikaların ağır yükü altında ya silikleşiyor ya da yok oluyor.

    Ziyaretlerin önemi, geçmişten günümüze değişimi ve son sürece ilişkin Yayıncı-Yönetmen Devrim Tekinoğlu ile konuştuk.

    PİRHA: Dersim’deki ziyaret kültürünün Alevi inancındaki yeri nedir?

    DEVRİM TEKİNOĞLU: Ziyaret mekânları ile sürdürülen ilişki Dersim inanç yolunun temelini oluşturmaktadır. Rae Haq/Alevi inancını diğer inanç kalıplarından ayıran en önemli farklılığın doğaya ve insana bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz. Nüfusun önemli kısmının köylerde yaşadığı dönemlerde Dersim inanç yolunda doğa merkezli eğilim belirgindi. Doğa merkezli bu inancın varlığını Gağan, Xızır, Hawtemal gibi ibadet takvimi döngüsü ile sürdürülmüştür. Bu belirgin öğelerin mührünü ise kutsal ziyaret yerleri oluşturmaktadır.

    Dersim’in her köyünde kutsal ziyaret mekânı vardır. Bu ziyaret mekânları su kaynakları, yüksek yerlerde bulunan bir ağaç, bir tepe, dağ vb.dir. Neredeyse her dağın mitolojik bir anlatısı vardır. Her ziyaret yerinin bir hikâyesi vardır. Kutsal kabul edilen bazı hayvanların mitolojik anlatısı vardır.

    1970’li yıllardan itibaren artan göç ile beraber doğa merkezli bu inanç değişime uğramış, kentleşme ile beraber doğa merkezli inanç, yerini insan merkezli inanca bırakmaya başlamıştı.

    1994 yılında köylülerin yerinden edilmesi ile köylüler değişik yerlerde yeniden yurtlandılar. Köylülerin bir kısmı ise ilçe merkezleri ile il merkezine yerleştiler. Bu yeni ve sert durum Dersim inanç yolunda hızlı değişime neden oldu. Rae Haq/Alevi yolunun kurumsallaşması ihtiyacının devreye girmesi sonucu ziyaret mekânlarının işlevinde önemli farklılıklar oluşmuş oldu.

    – Kutsal mekânlara yapılan ziyaretler zaman içinde değişti mi? Dünden bugüne nasıl bir değişim var sizce? Munzur Gözeleri veya başka kutsal bir mekândan örnek verebilir misiniz?

    Her şey değişiyor. Kutsal ziyaret yerleri ile ilişki bugün hayatta olmayan veya sayıları çok az kalmış yaşlılarımızın yürüttüğü gibi değil elbette. Ziyaret mekânlarını kendi canından can gören yaşlılarımız, kutsal alanın yakınına vardığında artık o evrene girer; en üst seviyede hassasiyet ile ziyaretini gerçekleştirirdi. Onlar o ziyaretler ile konuşur, muhabbet eder, onlara yakarır, sitem eder; orada kendini onarır, yarasını sağaltır nihayetinde büyük bir saygı ile oradan ayrılırdı.

    Ziyaretler sırasında niyazın pay edilmesi, çıra uyandırılması gibi ritüeller ise dünden bugüne devam ediyor. Fakat bütün bu ziyaretlerin içsel olandan biçimsel olana doğru yöneldiğini söyleyebiliriz.

    Munzur Gözeleri’nin ziyareti sırasında özellikle kadın ve yaşlı ziyaretçilerin bir kısmı henüz alana varmadan ayakkabılarını çıkarır, çıplak ayakla alana yürürlerdi. Burada hastalar, şifa arayanlar dışında kimse suya girmez, elini yüzünü yıkamaz, suyu incitecek hiçbir hareket yapmazdı. Zamanla kamu yöneticileri buraya dikkat kesildiler. 1980’li yılların sonlarına doğru bu kutsal mekâna iş makinaları girdi. Burada yol açtı, alana betondan yürüyüş yolları yapıldı. Suyun bazı bölümlerinin etrafı çevrildi ve burası beton içine alındı.

    Bir lokanta faaliyete geçti; yemek ve alkol hizmeti verdi. 2000’li yıllarda burada su fabrikası kuruldu, sonra mekânda küçük tezgâhlar açıldı ve alan inanç merkezi, kültürel miras olmaktan uzaklaştırılarak ticari bir alana döndü. Doğal bir inanç merkezi olan Munzur Gözeleri’nin üst kısmında betondan bir yapı yapıldı ve burası cemevi oldu. Bir süre sonra artan insan baskısı ile mekân piknikçilerin piknik ateşinden geçilmez hale geldi. Nihayetinde kamu yöneticileri yine buraya dikkat kesilerek yeniden müdahale ettiler ve Munzur Gözeleri adeta turistik bir yürüyüş alanına çevrildi.

    – Dersim son yıllarda ilgi odağı haline geldi. Dersim’e yönelik artan insan baskısının inanç alanlarına etkisi nasıl olmaktadır?

    İnsanın çoğaldığı her yer beraberinde problem yaratmaktadır. İnsanın kendi yaşam yeri dışındaki yerlere ziyareti çoğunlukla kendi evine gösterdiği hassasiyet gibi olmuyor ne yazık ki.

    Dersim’in muazzam güzellikteki doğası son yıllarda oldukça ilgi çekiyor. Buraya gelen misafirler çoğunlukla bu doğal güzellik alanlarının epey kısmının aynı zamanda kutsal mekânlar olduğunu veya Dersim 1938’in katliam alanları olduğunu bilmemektedir. Bu yönlü hatırlatıcı metinler, tabelalar vb. ürünler de olmadığı için gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Bazı misafirler içinse burada doğa ile sürdürülen inanç putperestlik, sapkınlık olarak algılanmaktadır.

    Dersim’e giren misafir sayısı Dersim’in altyapısının kaldıracağının çok üstündedir. Ovacık Munzur Gözeleri ile Pülümür Suyu’nun kaynağından Mameki merkeze kadar ve bu iki önemli ırmağı besleyen dere yatakları boyunca turistik kamp alanlarının tüm kirliliği doğrudan suya karışmaktadır. Buralarda herhangi bir altyapı ve koruma çalışması henüz yapılmamıştır. Suyun doğrudan kirletildiği yani suyun ölümüne giden süreç bu kontrolsüz turizm ile gerçekleşmektedir. Bu durum ziyaret kültürünü yok ettiği gibi o ziyaretin bizzat kendisini de öldürmeye giden bir cinayet süreci olmaktadır ne yazık ki.

    – Munzur ve Pülümür vadileri ile ziyaretler zaman içerisinde ticaretin, turizmin ve insan müdahalesinin sonuçlarıyla karşı karşıya. Yaratılan tahribatlara karşı atılması gereken adımları nasıl sıralarsınız?

    Munzur ve Pülümür vadileri mutlak korunacak alanlar ilan edilmeli. Yapılaşmaya kapatılmalı. Seçilmiş belli alanlarda altyapısı hazırlanarak hizmet verilmeli. Yine seçilmiş bazı alanlar dışında çadır, mangal vb. faaliyetlere kapatılmalıdır. Munzur ve Pülümür Vadisi dışındaki yerlerde de misafirler için farkındalığı artıracak yayınlar yapılmalı, tur rehberleri bilgilendirilmelidir. Hizmet mekânlarının arıtma gibi altyapı sistemi hızlıca oluşturulmalıdır. Ziyaret mekânlarına yapılan ziyaretler kontrol altına alınmalı, buralarda ticarileşmenin önüne geçilmelidir.

    Barış KOP / PİRHA

  • Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği: Kadınların yanında, tacizcilerin karşısındayız-VİDEO

    Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği: Kadınların yanında, tacizcilerin karşısındayız-VİDEO

    PİRHA-Dersim’deki kadın öğrencilerin son dönemde yaşadığı taciz ve diğer sorunlara ilişkin Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yapan Yenigün Kadın Dayanışma Derneği, “Kalacak yer bulamayınca geceyi sokakta geçirmek zorunda kalan öğrenciler çok defa tacize maruz kalmıştır. Kolluk güçlerine durumu bildirdiklerinde ise gece geç saatte sokakta oldukları için yaşadıklarını hak ettikleri ima edilmiştir” ifadelerine yer verdi.

    levitra generique

    Yenigün Kadın Dayanışma Derneği, kadın öğrencilerin son dönemde yaşadığı taciz ve diğer sorunlara ilişkin Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklama sırasında “Okulda, yurtta, sokakta tacize karşı kadınlar ayakta” yazılı pankart açıldı. Basın metnini ise Yenigün Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Çağla Yolaşan okudu. Üniversitelerin yeni öğretim yılına başlamasıyla birlikte, yurtların yetersiz olması nedeniyle öğrencilerin barınma sorununun ortaya çıktığını belirten Yolaşan, “Gerek ekonomik krizin derinleşmesi gerekse alternatif barınma koşullarının devlet tarafından sağlanamaması nedeniyle pek çok öğrenci sokakta kaldı. Munzur Üniversitesi öğrencilerinin de aynı sorunla karşı karşıya kalması neticesinde bazı öğrenciler okullarını dondurup evlerine dönmek zorunda kalırken, bazılarıysa okuyabilmek için kendilerine çözümler bulmaya çalıştılar” dedi.

    “KADIN ÖĞRENCİLER YURDA GİDERKEN TACİZ EDİLİYOR”

    Yolaşan, yalnız barınma sorunu değil aynı zamanda kadın öğrenciler açısından güvenlik sorunu olduğunu da ifade ederek; şöyle konuştu: “Derneğimize başvuran öğrencilerin aktardıklarına göre kalacak yer bulamayınca geceyi sokakta geçirmek zorunda kalan öğrenciler, çok defa tacize maruz kalmış ve kolluk güçlerine durumu bildirdiklerinde ‘gece geç saatte sokakta oldukları için yaşadıklarını hak ettikleri’ ima edilmiştir. Bazı kadın öğrenciler, geçici olarak barındıkları yerlerde yine tacize maruz kalmış ve kaldıkları yerlerdeki yetkililer bu soruna karşı kayıtsız kalmıştır. Yurtların durumu ise diğer yerlerden daha güvenli değil. Şehrin en ücra köşelerine yapılan yurtlar kadın öğrenciler için büyük bir problem. Özellikle hava karardıktan sonra daha da tekinsiz hale gelen yurt yolları, kadın öğrencilerin özgürlük ve güvenlik haklarını gasp eder hale geliyor. Endişeyle bu yolları yürümek zorunda kalan kadınlar, yurda giderken taciz ediliyor.

    “BU KENTTEKİ HİÇBİR KADIN YALNIZ DEĞİLDİR”

    Neredeyse her gün, sokaklarda tacizle mücadele etmek durumunda kalan kadın öğrencilerin haberlerini alıyoruz” diyen Yolaşan, “Güpegündüz ve şehrin en kalabalık yerlerinde alenen kadınları taciz etmekten çekinmeyen bir zorbalıkla karşı karşıyayız. Derneğimiz kurulduğu günden bu yana kadınlara yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılıkla mücadele etmiş ve etmeye devam etmektedir. Bugün kadınlar açısından kentin en görünür problemi halini almış olan taciz de kaygı vericidir. Bilinmelidir ki liseden üniversiteye, mahalleden işyerine, sokaktan eve kadar her alanda yaşanan şiddet ve ayrımcılıkta bu kentteki hiçbir kadın yalnız değildir. Her alanda derneğimiz kız kardeşlerinin yanında, tacizcilerin karşısındadır” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Tılsımını kaybeden şehir ‘Dersim’: Can çekişiyor!-VİDEO

    Tılsımını kaybeden şehir ‘Dersim’: Can çekişiyor!-VİDEO

    PİRHA-Dersim Alevi inancında önemli bir yeri olan ziyaretler, insan baskısı ve yanlış politikalar ile yok olmanın eşiğinde. “Dersim Alevi inanç sisteminin belirleyici özelliği insanların doğa ile kurduğu bağdır” diyen yazar Şükran Lılek Yılmaz, ziyaretler ve buralarla kurulan ilişkilerin zaman içerisindeki değişimini anlattı.

    Dersim’de hemen hemen her yerde bir ziyaret var. Kimi bir akarsu, kimi bir göl. Bir ağaç da oluyor, bir taş da. İnancın, doğa ile ve onu kutsayan sıkı bir bağı var. Fakat bu bağlar, ticaretleşmenin, turizmin, insan baskısı ve siyasi politikaların ağır yükü altında ya silikleşiyor ya da yok oluyor.

    Ziyaretlerin önemine, geçmişten günümüze değişimine ve son sürece ilişkin yazar Şükran Lılek Yılmaz ile konuştuk.

    “DERSİM ALEVİ İNANCININ BELİRLEYİCİ ÖZELLİĞİ DOĞA İLE KURULAN BAĞDIR”

    PİRHA: Dersim’deki ziyaretlerin, inanç ve yöre halkının yerindeki önemini nasıl tarif edersiniz?

    ŞÜKRAN LILEK YILMAZ: Dersim Alevi inanç sisteminin diğer Alevi topluluklarından farklı olduğunu biliyoruz. Bu inanç sisteminin belirleyici özelliği insanların doğa ile kurduğu bağdır. Dinsel pratiklerini gerçekleştirdikleri ziyaretler bazen bir su kaynağı, bazen bir ulu ağaç veya bir mezardır. Zazaca dilindeki karşılığı ‘jiarê’ olan bu ziyaretlerin, doğa üstü güçlere sahip, mistik varlıklar olduğuna inanılır.

    Genellikle de sağaltım ritüellerinde kullanılırlar. Çocuğu olmayan ailenin veya amansız hastalığa yakalanmış birinin geceyi Düzgün Baba’da geçirmesi gibi. Coğrafik olarak bir köyde, ilçede, bölgede bulunabilen bu kutsal mekânlara; yöre halkı belli günlerde toplu olarak veya herhangi bir zamanda bireysel olarak giderek, çıla yakmak, kurban kesmek, niyaz dağıtmak gibi dinsel ritüellerini gerçekleştirirler.

    “JİARA GİDİLECEĞİ GÜN HAZIRLIKLAR YAPILIRDI”

    – Eskiden ziyaretlere, mesela Munzur Gözeleri’ne giderken, gitmeden önce ve gittiğinizde neler yapardınız? Günler öncesinden bir hazırlık olur muydu? Oradaki ritüeller nelerdi? Unutamadığınız bir anınız var mı?

    Ailem ben 7 yaşımdayken İstanbul’a göç etti. Dolayısıyla 7 yaşıma kadar olan süreci hatırlamıyorum. Geçmişe dair hatıralarım ancak yaz tatillerinde köye geldiğimizde edindiğim deneyimlerden oluşur. Ki bu da yalnızca Munzur Dağları’ndaki ‘Jiara Bellehesen’ (Bellesen Ziyareti)’dir. Köyümüzde yayla süreci, Kırkmerdiven Vadisi’nin girişinde haziran ayında başlar, dağda havaların ısınmasına paralel olarak üçüncü ve en yüksek yaylada eylül ayında son bulur.

    Sere qocı/göç başı dediğimiz yaylalar arası göçlerde herkesin heyecanla yerine getirdiği ritüellerin başında temiz ve yeni kıyafetler giymek vardı. Kadınlar beyaz tülbent örterdi örneğin. Temmuz ortalarında ikinci yayladan üçüncü yaylaya göç edildiği gün erkekler çadırları kurana kadar kadınlar kurbanları, niyazları, çılaları (yağ ve bal mumuna batırılan bezle yapılır) hazırlardı. Kurban kesecek olanlar koç veya teke götürür, eğer kendisinde yoksa komşulardan satın alırdı.

    Sütünden faydalanmak için dişi hayvan kesilmezdi. Ayrıca dişi koyun veya keçi hamile olabilirdi bu durumda günah kabul edilirdi hem de kurban kesemeyecek durumdakiler ise helva veya pesara (yağlı ekmek) yaparlardı. Jiara gidileceği gün hazırlıklar yapıldıktan sonra yola çıkılırdı. Yayla yerinden yürüme mesafesinde ancak rakım olarak daha yüksek olduğu için (2900-3000m.) ve de yer yer kayalık taşlık olan patika yolda, öğlen sıcağında yorucu olurdu gidişimiz. Yine de heyecanla giderdik o yolu. Özellikle biz çocuklar, ilk hangimiz ulaşacak diye yarış yaptığımızı da hatırlıyorum.

    ‘Nisangı’ dediğimiz yere yaklaşınca herkes ayakkabısını çıkarır diz üstü (emekler gibi) yürüyerek devam ederdi. Nisangeye gelindiğinde yine diz üstünde üç kere etrafında dönerek yer öpülürdü. Getirilen hayvanlar dualarla kesilir, her eve bir parça olmak üzere dağıtılırdı. Helva ve pesaralar da dağıtılır, bizimle birlikte gelen köpeklerin hakkı ihmal edilmezdi. Bir başka jiarımız da köydeki Gola Huri gölüdür. Gağan’ın (aralık ayı) son perşembe günü öğleden sonra herkes niyazlarını (helva, yağlı kömbe) yapar öğleden sonra hep birlikte göle gidilir. Burada yayladakinden farklı olarak çılalar yakılır. Lokmalar dağıtılır ve eve dönülür.

    O günlerden aklımda kalan tek anı Munzur Gözeleri’ne dairdir. Bir yaz tatilinde ailece köye gelmiştik. O zamanlar büyükşehirlerden gelen misafirler Munzur Gözeleri’ne götürülürdü. Dedem de bir teke almış, minibüs kiralamış kızını (annem) ve çocuklarını gözelere götürecek. Anneannem de bizimle geldi. Her ne kadar Munzur Gözeleri özellikle bizim ziyaret yerimiz olamasa da Ovacık’taki önemli kutsal mekânlardan biridir. Gözelerin yakınındaki köyler kurbanlarını orada keserlerdi. Sabah erkenden araç geldi gözelere gittik. Sofra kuruldu dedem çantadan rakı çıkardı ve içmeye başladı. Anneannem bunu görünce dedeme kızdı ve bütün gün yüzünü asıp durdu. Bu olayı 2019 Aralık ayında Munzur Gözeleri’nin son yıllardaki durumuna dikkat çekmek üzere kaleme aldığım “Gözardı edilen kutsallık ve Munzur’u bekleyen tehlike” başlıklı makalemde de dile getirmiştim.

    “HERHANGİ BİR JİARA DENK GELDİĞİMDE EĞİLİR ÖPER, ÇILA YAKARIM”

    – Eskisi gibi ziyaretlere gidiyor musunuz? Gittiğiniz de de nasıl geçiriyorsunuz vaktinizi?

    İlk gençlik yıllarımdan itibaren kendimi Alevi ailede doğmuş bir ateist olarak tanımladım. Bu nedenle de memlekette olduğumda ailem ziyarete gidecek olursa onlara uyar, ritüelleri yerine getiririm. Ancak, özellikle ziyarete gitmek veya kurban kesmek gibi bir alışkanlığım ve de inancım yoktur. Yalnız, her Dersim’e (Tunceli il sınırları) geldiğimde farklı bir hissiyat içine girerim. İnançtan öte belki de pek çoğumuzda olduğu gibi bu topraklara ait olma duygusu ve duyulan hasretle huzur duyarım. Eğer gezilerim sırasında herhangi bir jiara denk gelirsem, çocukluğumdaki duyguyla eğilir öperim, çıla yakarım o kadar.

    “ZİYARETLER GÜN GEÇTİKÇE İNSAN BASKISINDAN ETKİLENİYOR”

    – Zaman içerisinde her yer ve her şey gibi ziyaretler de, doğa da insan baskısı ve müdahalesinden nasibini aldı. Son yıllarda popüler olan Dersim’e, il dışından hemen hemen her gün turistlik geziler düzenleniyor. Yöre halkının da etkisi unutulmamalı tabi. Şimdilerde bölgenin durumunu nasıl görüyorsunuz?

    Yıllarca insanların uzaktan korku ve endişeyle izlediği Dersim, ilk olarak festivaller, ardından çözüm süreciyle artan ilgi, son olarak 2014 yerel seçimlerinde Ovacık ilçe belediyesini Türkiye Komünist Parti’sinin kazanmasıyla iyice ilgi odağı oldu. Yalnızca ilçemiz değil tüm Dersim (Tunceli il sınırları)’e ilgi arttı. Düzgün Baba, Pülümür Vadisi, Nazımiye Dereoba Şelalesi, Hozat ilçesinde bulunan türbeler de bu ilgiden nasibini alıyor.

    Yurtiçinden ve yurtdışından geziler düzenlenmeye başladı. Hâl bu olunca kapasitesinin çok üzerinde insan ve araç sirkülasyonu olmaya başladı. Her geçen yıl bu sirkülasyon artmakta. Özellikle yöre halkı için kutsal öneme haiz Munzur Gözeleri, Düzgün Baba gibi mekânlar yoğun ilgiden fazlasıyla olumsuz etkilendi. Gün geçtikçe de etkilenmeye devam ediyor. Düşünün ki artık Munzur Gözeleri kurban kesilen yerler olmaktan çıktı. Piknik alanına dönüştürüldü. Bunda yalnızca dışarıdan gelen turistin değil, maalesef yöre halkının da katkısı çok fazla. Bununla birlikte ilçenin giriş- çıkış bağlantısını sağlayan karayolu tek karayolu Munzur Vadisi’nden dolayısıyla Munzur Milli Parkı’ndan geçiyor. Doğal olarak gerek insanların bıraktığı çöpler gerek araçların egzoz salınımı doğaya zarar veriyor. Görüntü kirliliğinin yanında bitki örtüsüne verdiği zarar da cabası.

    Barış KOP / İSTANBUL