Etiket: Tunceli

  • Muhtar adayı Mencik: Erkekler hiçbir hizmet yapmadı, mahallemize kadın eli değsin -VİDEO

    Muhtar adayı Mencik: Erkekler hiçbir hizmet yapmadı, mahallemize kadın eli değsin -VİDEO

    PİRHA- Dersim’in merkezi ve en eski mahallelerinden Moğultay’ın muhtar adaylarından Aysel Mencik, burada muhtarların hep erkek olduğunu ancak mahallenin hiçbir sorununu çözmediklerini ve bu yüzden aday olduğunu söyledi. Mencik, “Mahallemize kadın eli değsin, değişim her köşeden fark edilsin. Bunu seçildiğimiz günden sonra bütün halkımız görecek” dedi.

    İşsizliğin ve ekonomik sıkıntıların çok yoğun yaşandığı Dersim’de, 31 Mart Yerel Seçimleri için en büyük yarış muhtar adayları arasında gerçekleşiyor. Kent merkezi ve ilçelerdeki mahallelerden köylere kadar sirayet eden bu yarış, belediye başkanlığı seçimlerini geride bırakacak noktada. Çünkü işsizliğin, ekonomik darboğazların ve buna bağlı olarak artan göçlerin tam merkezinde yer alan Dersim’de, muhtarlık makamı da en önemli istihdam alanlarından biri olarak görülüyor.

    DERSİM’İN EN MERKEZİ VE EN SORUNLU MAHALLESİ: MOĞULTAY

    Moğultay Mahallesi ise Mameki denilen Dersim kent merkezi ve çarşıyı kapsayan mahalledir. Alibaba Mahallesi’nden sonraki en eski mahalle olması sebebiyle sorunları da çok büyük olan bir mahalle. Turistlerin ve ziyaretçilerin de uğrak yeri olan bu mahalle, planlı bir kentleşmenin olmayışı, araç parkı sorununun çözülmeyişi, yıkık-dökük kaldırımlar ve çöp sorunu gibi birçok sorunla baş başa.

    Moğultay Mahallesi Muhtar adaylarından Aysel Mencik, 35 yıldır bu mahallede ikamet ediyor. İki çocuk annesi. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Mengiç’e mikrofon uzattık.

    “MUHTARLAR HEP ERKEK VE HİÇBİR SORUN ÇÖZÜLMÜYOR”

    Bu mahallede muhtarların genelde erkek olduğunu ancak mahallenin hiçbir sorununun çözülmediğini belirten Mengiç, “Mahallemizde hiçbir çalışmanın olmadığının farkındayım. Bunun için aday olmaya karar verdim. Moğultay Mahallesi Dersim’in en eski mahallesidir. Merkezi bir konumdadır. Çarşı merkezi buradadır. Bundan dolayı Dersim’e gelen herkesin mutlaka uğradığı bir mahalledir. Bu sebeple mahallemizin aslında daha yaşanılır, daha güzel ve modern bir mahalle olması gerekiyor ama ne yazık ki mahallemizde hiçbir çalışma yok. Bundan dolayı biz de elimizden ne gelir, onu düşünerek hareket ettik ve bunun üstesinden geleceğime de inanıyorum” diye görüş bildirdi.

    “GENÇLERİN EKONOMİK SORUNLARI VAR, YAŞLILARIMIZ YALNIZ”

    Mahalle meclisleri oluşturacaklarını, bu meclislerin içerisinde kadın ve gençlik komisyonları kuracaklarını, ayda bir toplanıp bütün mahallenin sorunlarını ortak paydada buluşarak çözeceklerini vurgulayan Mengiç, Moğultay Mahallesi’nin sorunlarını ve çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

    “Özellikle gençlerin, örneğin üniversiteye hazırlanan gençlerimiz arasında maddi durumu iyi olmayanlar var. Bunlara nasıl yardımcı olacağız? Bunu gençlikle beraber çözeceğiz. Şöyle yapacağız: Bunun belli bir kısmını muhtarlık maaşından burs sağlamayı düşünüyoruz. Bunun dışında da Avrupa’dan, Dersim derneklerinden yardım alarak. İnanıyorum ki yardımcı olabilecek iş insanlarımız çoktur. Bunlara ulaşacağız. Biz sadece aracı olacağız. Yardım etmek isteyen arkadaşlar, öğrencilerin IBAN’ını alıp direkt parayı onlara aktaracaklar.

    Mahalle çalışması yaptığımda birçok yaşlımızın yalnız yaşadığını gördüm. Bunlarla ilgili şöyle bir planımız var: Ayda bir ziyaret edip gerekli ihtiyaçlarını karşılamak. Sosyal yardımlaşmalardan destek alarak, bunların artık haftalık mı olur, aylık mı olur, ev temizliğini de yaptırmayı planlıyoruz.

    “DERSİM’İN EN BÜYÜK SORUNU SOKAK HAYVANLARI”

    Mahallemizin en büyük sorunu, aslında Dersim’in de en büyük sorunu şu anda sokak hayvanları. Herkesin ortak dileği sokak hayvanlarına bir çözüm bulmak ama sokak hayvanlarına çözüm bulmak bir mahalle ile olmuyor. Örneğin diyelim ki biz çabaladık, mahallemizin bütün hayvanlarını toplattık. Bir barınağa koyduk ama diğer mahalledeki hayvanlar gelecek bu mahalleye. Biz bunu şöyle yapacağız: Bütün mahalle muhtarlarıyla ortak noktada buluşup bu konuda gerekli yetkilileri harekete geçireceğiz. Ama bu, hayvanları toplayıp bir barınağa koymak değildir. Bu hayvanların bir de yaşam alanı olması lazım yani mesela kapalı bir barınak olabilir. Yardım etmek, hayvanları beslemek isteyenler gidip orada besleyebilirler.

    ÇÖPLER, KALDIRIMLAR, YOLLAR, SOKAK AYDINLATMALARI SORUN

    Mahallemizin en büyük sıkıntılarından biri de çöplerdir. Doğalgazdan dolayı yollarımız kazılmıştır. Ama yama yapılmıştır. Biz kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz ki halen yamalarla uğraşıyoruz. Bu konuda gerekli mercileri, örneğin belediyeyi zorlayacağız. Yapana kadar pes etmeden mücadelemize devam edeceğiz. Kaldırımlarımız artık yıkık dökük. Yani şu anda burası bir şehre benzemiyor. Bazen başka yerlerdeki köylere bakıyoruz, onlar bile belki bizim Dersim’den daha modern görünüyor.

    Mahallemizin sokak aydınlatması da sıkıntılı. Bazı sokaklarımız karanlık içerisinde. Bazı yollarımız da asfaltsız. Özellikle yaz aylarında toz, toprak içerisinde kalıyor. Bunu da gerekli yerlerle çözene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

    ÇOCUK VE ARAÇ PARKI SORUNU

    Örneğin 1 Mayıs anıtının orada ki parkın o araç gereçlerinin hepsi kırık dökük ve oradaki betondan kaynaklanan çocukların düşüp çoğu zaman bir yerlerinin kırılmasından dolayı o anıtın da özellikle parkının düzeltilmesi lazım. Bizim mahallede çocuklarımızın oynayabileceği alanlar yoktur. Mesela Cumhuriyet Ortaokulu’nun orada yıllardır yıkılan bir halı saha vardı. Neden o halı sahayı çocukların oyun yeri olarak faaliyete geçirmeyelim. Ya da Flamingo’nun yanındaki park normalde çocukların oynayabileceği bir alandı ama özelleştirildiği için çocuklar orada da oynayamıyor.

    Araç parklarından da bahsedeyim. Bir yerde bir yangın çıksa gerçekten çok büyük sorun olacak. Çünkü o kadar çok araç park ediliyor ki. Bakıyorsun dışarıda insan yok ama binlerce araç var. En önemli sorunlarından biri de araç parkıdır. Biz bu sorunun da bir an önce çözülmesi için belediye ile ittifak içinde olacağız.”

    “DERSİM’DE KADININ KİMLİĞİ ÖNEMLİ”

    Kadın muhtar adayı olarak çok olumlu tepkiler aldığını belirten Moğultay Mahallesi Muhtar adaylarından Aysel Mencik, “Şöyle bir sloganımız vardır. ‘Mahallemize kadın eli değsin, değişim her köşeden fark edilsin.’ Bunu seçildiğimiz günden sonra bütün halkımız görecek. Dersim’de kadının kimliği önemli. Dersim, tarihsel olarak baktığımız zaman kadın mücadelenin içerisinde gerçekten. Çünkü biz Dersim kadını kendimize özgüyüz. Özgürlüğümüze düşkünüz. Ve bu bundan dolayı hep mücadele ettik, bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü biz güçlüyüz ve bu gücümüzü de her zaman kanıtlıyoruz. Buradan bütün kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”

    Nuray ATMACA-Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Düztaş: Nazımiye’nin çok sorunu var; ilk olarak toplum içinde barışı sağlayacağız -VİDEO

    Düztaş: Nazımiye’nin çok sorunu var; ilk olarak toplum içinde barışı sağlayacağız -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti ve Dersim İttifakı’nın Nazimiye Belediyesi Eş Başkan Adayı Şükrü Düztaş, Nazimiye’deki sorunları ve çözüm önerilerini anlattı. İnanç merkezleri ve ibadet yerlerinin içinin boşaltıldığını belirten Düztaş, “Toplumumuz bölünmüş, barış içinde yaşamıyor. Bizim ilk yapacağımız şey, halkımızın arasında önce barışı sağlamak. Bu barışı sağlamadan buranın büyüme şansı yok” dedi.

    31 Mart Yerel Seçimlerine bir aydan daha az bir zaman kala, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Dersim’de de seçim çalışmaları devam ediyor.

    Özellikle Nazimiye ilçesinde belediye başkanlığı yarışı hızlanıyor. İlçede dört dönemdir CHP’den belediye başkanlığı yapan Cafer Kırmızıçiçek’in, bu dönem bağımsız aday olarak gireceği seçimde, Kırmızıçiçek’in yanısıra CHP, DEM Parti ve AKP yarışıyor. Bu seçimde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Dersim İttifakı’nın Nazimiye Belediyesi Eş Başkan Adayları ise Songül Sarıgül, Şükrü Düztaş olarak belirlendi.

    DEM Parti ve Dersim İttifakı’nın Nazimiye Belediyesi Eş Başkan adaylarından Şükrü Düztaş, kendi hikayesini, Nazimiye’deki sorunları, bu sorunlara yaklaşımlarını ve çözüm önerileri ile vaatlerini PİRHA’ya anlattı.

    “BİRİLERİNİN ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMASI GEREKİYORDU”

    Küçüklüğünden beri Nazimiye ilçesinde belediye başkanı adaylığına isteğinin olduğunu belirten Düztaş, politik dönemlerin yaşandığı ve artık birçok kişinin yurt dışına çıkmak zorunda kaldığı bir zamanda yurt dışında yaşamak zorunda kaldıklarını ve bu dönem içinde halkla bütünleşemediklerini ifade etti. Buna rağmen Nazimiye ile ilişkilerinin kopmadığını vurgulayan Düztaş, “Son dönemlerde belediye başkanı olanların gittikçe Nazimiye’ye hiçbir şekilde faydalı olmadığını, halkın yararına hiçbir işlem yapılmadığını, hiçbir hizmetin götürülmediğini gördüm. Durum artık öyle bir hale gelmiş ki insanlar arasındaki birlik bile bozulmuş ve insanlar kamplaşmış durumda. Bu incitiyor. Birilerinin gerçekten ortaya çıkıp elini taşın altına koyması gerekiyor. Bu halka faydalı olması gerekiyordu. Bu yüzden aday oldum” dedi.

    “NAZİMİYE’NİN NÜFUSU GİTTİKÇE AZALIYOR”

    Nazimiye’nin A’dan Z’ye kadar her türlü sorununun bulunduğunun altını çizen Düztaş, bu sorunları şöyle anlattı:

    “Birincisi işsizlik var. Halk geçmişte kendisi üretiyordu ve ürettiğini tüketebiliyordu ama şimdi halk üretmiyor, tüketiyor. Tükettiğini de ancak satın alarak yapabiliyor. Bu da hiçbir aile ferdi için gelecek vaat etmiyor. Birçok genç yoksulluk içinde yaşıyor ve artık kurtuluşu buradan kaçmakta görüyor. Bundan dolayı da Nazımiye’nin nüfusu gittikçe azalmış durumda. Benim okul çağlarımda buranın nüfusu 18 bin idi. Şimdi buranın nüfusu bin civarında, yani normalde resmi olarak ilçelikten düşmüş durumda. Fakat buradaki askeriyenin, polisin kaldırılmaması için devletin isteği doğrultusunda ilçe olarak tutuluyor.

    “YURT DIŞINA GİDENLERİN DURUMLARI ÇOK KÖTÜ”

    Gençliği buraya nasıl getireceğiz? Göç sorununu nasıl ortadan kaldıracağız? Yurt dışına gitmiş olan gençlerin sağlık, ekonomik ve siyasal durumları çok kötü. Bunlardan öyle kötü haberler alıyoruz ki, mesela kimisi geri dönmek istiyor ama dönemiyor çünkü ekonomik olanakları zayıf. Kimisi intihar ediyor. Bu sorunlar sadece ilçemizde yaşanmıyor, aynı zamanda bütün Dersim’de yaşanıyor. İntihar olayları çoğaldı. Bu konuda ne parti ne örgüt başkanları ne de çeşitli kurum ve kuruluşlar, toplumsal olarak buna eğilmediler. Eğilmedikleri için sorunları birlik, beraberlik içinde çözebilecek kişiler de çıkmadı. Belki de vardı ama gücü yetmedi ya da sorumluluk taşımak istemediler.

    “İLK YAPACAĞIMIZ ŞEY TOPLUM İÇİNDE BARIŞI SAĞLAMAK”

    Şimdi bazı aileleri dolaşıyoruz. Aile fertleri arasında o kadar derin çelişkiler var ki, bir babanın iki tane çocuğu varsa biri başka, öbürü başka bir partiye gireceğim diyor. Kendi eşiyle arasında bile o kadar derin çelişkiler yaratılmış ki, onlar bile ayrı ayrı partilere gidip oy verme isteğini dile getiriyorlar. Bu nedir? İsteyerek ya da istemeyerek aileler arası olan bir çelişkidir. Bu çelişki toplumun birliğini zaten bozmuş. Barış içinde yaşayan bir toplum değil. Bizim ilk etapta yapacağımız şey, halkımızın arasında önce barışı sağlamak istiyoruz. Bu barışı sağlamadan buranın büyüme şansı da yok.”

    “NAZIMİYE’NİN SORUNLARINI 35 MADDEDE SIRALADIM”

    Belediyeyi kazandıkları takdirde meclis üyeleri, muhtarlar ve halk ile toplantılar yaparak işe başlayacaklarını, Nazimiye halkına nefes aldıracaklarını belirten DEM Parti ve Dersim İttifakı’nın Nazimiye Belediyesi Eş Başkan Adayı Şükrü Düztaş, “Önce çevre düzenlemesi yapacağız. İkincisi, 102 afet konutları var. 30 senedir yapılmış bu afet konutlarının tapuları verilmemiş. Tapuları verilmediği için bu konutların içindekiler veya sahipleri hiçbir bakım yapmamışlar. Bakım yapmadıkları için bodrum katları bozulmuş, etrafındaki betonlar kırılmış, giriş kapıları bozulmuş. Artık oturulamayacak kadar bozulmuş durumdalar. Sonra sokak hayvanları sorunu var. Barınak yapılmamış. Nazimiye’nin sorunlarını yaklaşık 35 madde halinde sıralamışım. Gençliğin sorunları var. Kadınların sorunu var. Üretim sorunu var. Eğitim, kültürel faaliyetler sorunu var. İlçede bir kasabın ve sinemanın olmayışı da halkın şikayetler arasındadır.

    “İLÇENİN ÇEŞMESİNE LAĞIM SUYU KARIŞIYOR”

    Düztaş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çöp sorunu var, çöpler ilçenin yakınına dökülmektedir. Sokaklar düzgün değil, ara sokaklar boş. Bazı evlerin arasında sokaklar, caddeler olmadığı halde moloz yığınları var, bunlar duruyor. Yaşlıların, hastaların sorunu var, hiçbir pansiyon yok. Sonra esnafın durumu çok kötü. İlçenin tam merkezine kurulmuş olan bir park var. Bu park bazı dükkanların önünü de kapatmış ve gerçekten nefes alamayacak bir durumda. Hangi birini anlatmaya kalksan hepsi sorun. Baştan sona kadar sorun.

    Kışın iki metreye yakın kar yağdığında yollar kapanıyor, araçlar buz kesiliyor. Kapalı bir yeri yok. Kapalı bir yeri olmadığı için de bu araçları çalıştırmakta zorluk çekiliyor. Ayrıca hepimizin küçüklüğümüzden beri bilip tanıdığımız bir çeşmemiz var. Bu çeşmenin geçmişte hepimiz suyunu içiyorduk ama zamanla bu çeşmeye lağım suları karışmış ve buna bir çözüm bulunmamış. Buradan akan lağım suları da ilçenin aşağısında bulunan Dallıbahçe’ye, Bostanlı’ya kadar bütün köyleri zehirlemekte. Çünkü hayvanlar o suları içiyor, o suları içtiğinde hastalık kapıyor. İlçenin bir hayli borcu var, bunu nasıl karşılayacağız, devlet ne kadar yardım edebilecek bilmiyorum.”

    “DÜZEN PARTİLERİNİN HALKA VERECEĞİ HİÇBİR ŞEY YOK”

    Dersim’in en büyük sorununun, halkın barış içinde yaşamaması ve parçalanıp birbirinden uzaklaştırılması olduğunu vurgulayan Düztaş, “Halk bölünmüş. Aşiret ilişkileri geliştirilmeye çalışılmış, gizliden gizliye ahbap-çavuş, dost-akraba ilişkileri geliştirilmiş. Bunların hepsi büyük nedendir. Şimdi belli bir çevreyi tutuyorsun, bir başka çevreyi dışlıyorsun. Dışladığın çevre sana karşı tavır almak zorundadır. Sen bu bölünmüşlüğü kendin için bir çıkar olarak gördüğün müddetçe burada bir gelişim elbette olmayacaktır. Biri sana karşı, biri seni tutuyor. Sen de seni tutan kişiyi kayırırsan bu bir çıkar meselesine dönüşüyor. Çıkar meselesi hiçbir toplumu ileriye götürmemiş, tam tersine yıkıma götürmüştür. Biz diyoruz ki artık var olan düzen partilerinin bu halka verecekleri hiçbir şey yok” değerlendirmesinde bulundu.

    “İNANÇ MERKEZLERİ VE İBADET YERLERİMİZİN İÇİ BOŞALTILDI”

    Nazimiye Belediyesi Eş Başkan Adayı Şükrü Düztaş, şunları kaydetti:

    “Bizim inanç merkezlerimiz ve ibadet yerlerimizin içi boşaltılmıştır. İnanç yerlerimiz özüne uygun sürdürülemiyor, bir rant çevresine dönüştürülmüştür. Şayet biz kazanırsak; ibadet yerlerimizi, gelenek göreneklerimizi, geleneklerine göre uygulayacağız. İnançlarımızı, ibadetlerimizi halka açık tutacağız, yoksa bu şekilde giderse bu asimilasyonun sonucunda inançlarımızdan da olacağız.

    Nazımiye halkının sorunlarını çözmek için biz buraya geldik, çözmek için uğraşıyoruz. Halkımızın bize güvenmesini istiyoruz. Eğer yeni kuşağın, gençliğin gelecekteki umutlarını karartmak istenmiyorsa onlara bir gelecek vaat ediliyorsa bize güvensinler. Oylarını bize versinler. Biz hiçbir ayrım gözetmeksizin halkımızın yararına çalışacağız.”

    Nuray ATMACA-Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

  • Zülfü Çelikdemir’in ailesinden belediyeye yalanlama: Zülfü ölüme itildi!

    Zülfü Çelikdemir’in ailesinden belediyeye yalanlama: Zülfü ölüme itildi!

    PİRHA- Çöp kamyonundan düşüp hayatını kaybettiği belirtilen Zülfü Çelikdemir’le ilgili Dersim Belediyesi ailenin iddialarını reddetti ancak hiçbir belge göstermedi. Çelikdemir’in ailesi ise belediyenin açıklamalarına karşı, belge göstererek yeni bir açıklama yayınladı ve Belediyenin açıklamasını yalanladı. Aile yaptığı açıklamada Zülfü Çelikdemir’in göz göre göre ölüme itildiğini kaydetti. 

    Dersim Belediyesi’nde temizlik işçisi olarak çalışan Zülfü Çelikdemir, 12 Ocak’ta tutunduğu çöp kamyonunun arkasından düşerek beyin kanaması geçirdi ve yaklaşık 40 gün yoğun bakımda tedavi gördükten sonra 20 Şubat günü yaşamını yitirdi.

    Çelikdemir’in ailesi olayla ilgili ihmal olduğunu ve Zülfü Çelikdemir’in Belediye tarafından mobbinge maruz bırakıldığını belirterek, belediye yönetimine tepki göstermiş ve belediye binası ile hastane önünde bu konuda açıklama yapmıştı.

    Dersim Belediyesi de Çelikdemir’in ölümünden sonra bir açıklama yaptı, Çelikdemir’in raporunun 2023 yılında dolduğunu ve yenilenmediğini, raporda ağır ve tehlikeli işlerde çalışamayacağına dair bir ibare bulunmadığını belirtti. “Suçlamaların somut, ahlaki ve vicdani bir karşılığı yoktur” denilen açıklamada, ihmalleri dile getirenler “yargısız infaz” ile itham edildi ancak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği önlemlerinin alındığına dair herhangi bir belge paylaşılmadı.

    Aile tarafından paylaşılan raporlarda ise belediyenin iddialarının aksine Çelikdemir’in raporunun süresiz olduğu görüldü.

    “OLAYDA BAZI GERÇEKLER GİZLENİYOR”

    Zülfü Çelikdemir’in ailesinin yaptığı açıklama ve sunduğu belgeler şöyle:

    “12.01.2024 tarihinde Tunceli ilinde meydana gelen iş kazası sonucunda kardeşim Zülfü Çelikdemir vefat etmiştir. Meydana gelen olayda bazı gerçeklerin gizlenmesi sebebiyle kamuoyu bu olayın bir kazadan ibaret olduğunu düşünmektedir. Ancak meydana gelen olay basit bir kazadan ibaret olmayıp, açıkça cinayettir. Meydana gelen olayla ilgili gerçeklerin yetkililer tarafından gizlenmeye çalışılması sebebiyle konuyla ilgili basın açıklaması yapma zorunluluğu hissettim. Takdir yüce kamuoyunundur.

    Kardeşim Zülfü Çelikdemir, TUMSAŞ şirketi ve asıl işveren olan Tunceli Belediyesi Başkanlığı bünyesinde, çöp kamyonunda çöp toplayıcısı ve boşaltıcısı olarak yaklaşık 7 yıldır çalışmaktadır. 12.01.2024 tarihinde işini ifa ettiği sırada çöp kamyonunun arkasından düşerek ağır yaralanmış ve hastaneye kaldırılmıştır. Yapılan tüm müdahalelere rağmen, 20.01.2024 tarihinde hastanede vefat etmiştir.

    “YÜZDE 51 ENGELLİ OLMASINA RAĞMEN AĞIR İŞLERDE ÇALIŞMAYA ZORLANMIŞTIR”

    Kardeşimin vefat etmesinde sorumlu olan kişiler Tunceli Belediyesi Başkanlığı yetkilileridir. Çünkü engelli bir birey olan kardeşim kendisinde mevcut olan hastalıklara rağmen böylesine ağır bir işte göz göre göre çalıştırılmış ve adeta ekonomik güçsüzlüğünden faydalanılarak yapamadığı bir işi yapmaya zorlanmıştır. Tunceli Devlet Hastanesi’nin 03.12.2014 tarihli engelli sağlık kurulu raporuna göre; kardeşim Zülfü Çelikdemir’e, çölyak hastalığı, işitme kaybı, bel ağrısı, her iki diz menisküs lezyonu, L5-S1 lomber disk hernisi teşhisleriyle süreklilik arz edecek nitelikte yüzde 51 engelli raporu verilmiştir.

    “HASTALIKLARINDAN DOLAYI GÖREV DEĞİŞİKLİĞİ TALEP ETTİ ANCAK TALEBİ REDDEDİLDİ”

    Kardeşim bahsi geçen rahatsızlıklarından kaynaklı olarak işini yapamayacağını, Tunceli Belediye Başkanlığı’na çok kez bildirerek görev değişikliği talep etmiştir. Kardeşimin Belediye Başkanlığı’na yazmış olduğu görev değişikliği talebinin içeriğine birebir yer vermek gerekirse: ‘Temizlik biriminde çalışıyor bulunmaktayım. Anadolu Üniversitesi, iktisat Fakültesi, Kamu Yönetimi (4 yıllık) mezunuyum. Dilekçe ekinde sunduğum 03.12.2014 tarihli Tunceli Devlet Hastanesi’nden verilmiş olan engelli raporumda görüleceği üzere çölyak hastasıyım. Ayrıca çölyak hastalığım, her iki dizinde menisküs lezyonu, bel ağrısı, diz ağrısı, bel fıtığı hastalıkları da eşlik etmektedir. Hali hazırda temizlik biriminde çöp toplama işi yapmaktayım. Ancak otoimmun (bağışıklık sistemi ile ilgili) bir hastalık olduğu için uygun yaşam koşullarını sağlayamadığım zaman diyabet, böbrek hastalıklarına yakalanma riskim engelli olmayan bir kişiye göre çok daha fazladır. (Süregelen ishal, mide bulantısı, ürtiker beslenme zamanı, acil tuvalet ihtiyacımı karşılayamamaktadır.) Mer’i mevzuat hükümlerine ek olarak eğitimim de gözönünde bulundurularak başka bir birime ve göreve görevlendirilmemin yapılmasını taktirlerinize arz ederim’ şeklindedir.

    “PERSONEL EKSİKLİĞİ BAHANESİ BASİT BİR GEREKÇEDİR”

    Kardeşim engelli olduğunu belirterek çöp toplayıcısı olarak görevini devam ettiremeyeceğini belirtmiş; ancak buna rağmen Tunceli Belediye Başkanlığı Mali Hizmet Müdürlüğü’nün 29.05.2022 tarihli Belediye Başkan Yardımcısı Ümit Kaya’nın e-imzalı cevabı yazısında kardeşimin görev değişikliği talebi personel eksikliği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bunun gibi kardeşim 03.08.2021, 05.08.2021 ve 10.08.2021 tarihlerinde de aynı gerekçelerle görev yerinin değiştirilmesini talep etmiş, ancak Belediye Başkanlığı tarafından sürekli olarak personel eksikliği gerekçesiyle kardeşimin talebi reddedilmiştir. Sonuç olarak Tunceli Belediyesi için basit bir gerekçeden ibaret olan personel eksikliği bahanesi, kardeşimin hayatından daha önemli görülerek, bir gün gerçekleşmesi kesin son olan kaza sonucu kardeşimin ölüm neticesi, 20.01.2024 tarihinde gerçekleşmiştir.

    “KARDEŞİM GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME İTİLMİŞTİR”

    Görüleceği üzere kardeşim göz göre göre ölüme itilmiştir. Meydana gelen olay bir kazadan ibaret değildir. Çünkü bahsi geçen hastalıkları taşıyan kardeşimin bu durumu ısrarla çalıştığı kuruma bildirmesine rağmen, ilgili kurum tarafından kardeşimin hızla giden bir aracın arkasına tutunarak çalışmaya zorlanması ve hiçbir önlem alınmaması sonucu kardeşimin ölmüş olmasının kaza olarak adlandırılmasını ve yetkiliklerin gerçekleri saklayarak sorumluktan kaçınmaya çalışmasını kamuoyunun vicdanına ve takdirine bırakıyorum.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Dersim Belediyesi’nden temizlik işçisi Zülfü Çelikdemir açıklaması
    -Çöp kamyonundan düşüp ağır yaralanan engelli işçi mobbinge de maruz kalmış-VİDEO
    Çöp kamyonundan düşen işçiyle ilgili Dersim Belediyesi’nden açıklama
    -Çöp kamyonundan düşen Dersim Belediyesi işçisinin beyin ölümü gerçekleşti
    -Beyin ölümü gerçekleşen Zülfü Çelikdemir’in ailesi, Maçoğlu’nu protesto etti!-VİDEO
    Belediye işçisi Zülfü Çelikdemir, toprağa sırlandı; aileden belediyeye tepki

  • Dersim’de anma: Deprem sonrası milyonlarca insan kaderine terk edildi -VİDEO

    Dersim’de anma: Deprem sonrası milyonlarca insan kaderine terk edildi -VİDEO

    PİRHA- Dersim’de 6 Şubat depremlerinin birinci yıl dönümünde Dersim Kent Koruma Kurulu, İnsan Hakları Anıtı önünde depremde yaşamını yitirenleri andı. Kurul adına konuşan Uğur Beycan, “Aradan geçen bir yıla rağmen deprem bölgesinde hala tek bir çivinin çakılmadığı, molozların dahi kaldırılmadığı yerler var. Milyonlarca insan çadır kente dönüşmüş şehirlerde kaderine terk edilmiş durumda” dedi.

    6 Şubat’ta Maraş’ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17’de 7,7 büyüklüğünde, Elbistan ilçesinde ise saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde meydana gelen ve büyük yıkıma neden olan depremin birinci yılı. Resmi açıklamalara göre iki büyük depremde 53 binden fazla can kaybı yaşandı.

    Dersim Kent Koruma Kurulu’nun çağrısıyla anma düzenlendi. Kent merkezindeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya gelen sivil toplum örgütü ve siyasi parti üyeleri depremlerde hayatını kaybedenler için mum yaktı ve anıta karanfil bıraktı.

    Dersim Kent Koruma Kurulu adına basın açıklamasını Uğur Beycan okudu.

    “ÖNLENEBİLİR ÖLÜM VE YARALANMALARIN ÖNÜNE GEÇİLEMEMİŞTİR”

    11 ili doğrudan etkileyen, milyonlarca insanın yerinden olmasına neden olan depremde asrın ihmalinin sorumlularını bildiklerini vurgulayan Beycan, “Merkezi iktidarın rantçı şehirleşme anlayışı, imara açılmaması gereken alanların seçim yatırımı adına imara açılması, hiçbir mühendislik hizmeti almamış milyonlarca yapıyı imar barışıyla kamunun hizmetine sunması, depremin ilk anından itibaren büyük dayanışmanın sahibi olan Türkiye halklarının dayanışma pratiğinin engellenmesi gibi nedenler zaten çok şiddetli olan depremin yıkım gücünü daha da arttırmış ve neticesinde birçok önlenebilir ölüm ve yaralanmaların önüne geçilememiştir” dedi.

    “MİLYONLARCA İNSAN KADERİNE TERK EDİLMİŞ DURUMDA”

    Kızılay’ın çadır satmasından, yardımları zimmetine geçiren yetkililere kadar uzanan rezaletler zincirini unutmadıklarını belirten Beycan şunları kaydetti:

    “Aradan geçen bir yıla rağmen deprem bölgesinde hala tek bir çivinin çakılmadığı, molozların dahi kaldırılmadığı yerlerin olduğunu vurgulayan Beycan, “İktidara sesleniyoruz. Depremden sonra Milli Dayanışma Paketi çıkardınız. Halktan alınan KDV, ÖTV, Motorlu Taşıtlar Vergisi gibi vergileri fahiş oranda artırdınız. 2023 Temmuz’unda 762 milyar lirası depremle ilgili harcamalara ayrılmak üzere 1 trilyon 120 milyar TL’lik ek bütçe yaptınız. 2024 bütçesinde yine halktan, çalışanlardan alınan vergiler bir yıl öncesine göre ikiye katladınız. Ama aradan geçen bir yıla rağmen deprem bölgesinde hala tek bir çivinin çakılmadığı, molozların dahi kaldırılmadığı yerler var. Milyonlarca insan çadır kente dönüşmüş şehirlerde kaderine terk edilmiş durumda.”

    PİRHA/DERSİM

  • DAD: Dersim basit bir şehir ismi değil; inkarcı faşist anlayışla mücadele edeceğiz!

    DAD: Dersim basit bir şehir ismi değil; inkarcı faşist anlayışla mücadele edeceğiz!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Dersim isminin siyasi rant sağlamak adına polemik konusu yapılmasına tepki gösterdi. Yazılı açıklama yapan DAD, “Kendi milliyetçi hezeyanları ile hesaplaşamayanların ve Dersim toplumunun yaşadığı acılarla yüzleşmeye dair herhangi bir demokratik çaba içerisine giremeyenlerin, Dersim ismi ve değerlerini kullanmayı hedefleyen hiçbir pratiği bizlerin huzurunda asla kabul görmeyecektir” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçen gün Dersim’de partisinin il başkanlığında yaptığı konuşmada “Bu sefer bu güzel memlekette şanlı bayrağımızı ve CHP bayrağını Dersim Belediyesi’ne asacağımızı buradan müjdeliyorum” demişti.

    Devlet Bahçeli ise dünkü grup toplantısında Özel’i hedef alarak “CHP’nin dikişi yama tutmayan genel başkanına hatırlatmak isterim ki Türkiye’de ‘Dersim’ diye bir il yoktur. Olan ise tunç yüreklilerin yaşadığı Tunceli’dir” ifadelerini kullanmıştı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi konuya dair yaptığı yazılı açıklamada, ‘Bir kez daha Dersim isminin siyasi rant sağlamak adına polemik konusu yapıldığına şahit olmaktayız’ diyerek, Dersim coğrafyasının ve başta Seyit Rıza olmak üzere tarihsel ve toplumsal bir çok değerin kin ve nefret dili kullanılarak hedef haline getirildiğini belirtti.

    Günceldeki Dersim polemiğine aynı pencereden baktıklarını kaydeden DAD Genel Merkezi, “Dersim’in toplumsal hakikatini olduğu gibi kabul etmek adına kendi milliyetçi hezeyanları ile hesaplaşamayanların ve yine Dersim toplumunun yaşadığı acılarla yüzleşmeye dair herhangi bir demokratik çaba içerisine giremeyenlerin, Dersim ismi ve değerlerini kullanmayı hedefleyen hiçbir pratiği bizlerin huzurunda asla kabul görmeyecektir” diye belirtti.

    “İKİ YAKLAŞIMI DA AŞİNAYIZ, AYNI YERDEN BAKIYORUZ!”

    DAD Genel Merkezi’nin açıklaması şöyle:

    “Gün geçmiyor ki Hardê Dewreş coğrafyasının adı ve halkımızın başta Pir Seyit Rıza olmak üzere tarihsel ve toplumsal bir çok değeri kin ve nefret dili kullanılarak hedef haline getirilmesin. Defalarca tekrarlanarak gündem haline gelen bu durum iki yöntemle kendini dışa vurmaktadır.

    Birincisi tamamen inkar ve nefret dili ile kendini sergilemekte ve Dersim’i kimliği, inancı ve varoluşsal tüm özellikleri ile düşman görmektedir. Kısacası katliamcı zihnin güncel mirasçıları olmaktadırlar.

    İkincisi ise Dersim’in varlığını kısmi bir kabulleniş hali varmış gibi görüntü sergileyip, hemen peşi sıra Dersim’e dair bütün değerleri anlam bozumuna uğratarak asimilasyon ve oy devşirme amacında olan araçsallaştırıcı türevlerdir.

    Her iki yöntemin de birbirlerinden farkının olmadığını yaşadığımız deneyimler bizlere fazlasıyla öğretmiş durumda. Biz bu iki yaklaşıma da, 2011 yılında dönemin başbakanı Erdoğan’ın dilediği sözde “Dersim özründen” ve CHP’li Onur Öymen’in meclis kürsüsünden sarf ettiği kin ve nefret dilinden aşinayız.

    Dolayısıyla isim, rol ve partiler değişse de güncel olarak Özgür Özel ve Bahçeli arasında geçen Dersim polemiğine de aynı pencereden baktığımızın bilinmesini isteriz.

    “DERSİM’İN YAŞADIĞI ACILARLA YÜZLEŞMEYENLERİN PRATİĞİ KABUL GÖRMEZ”

    Dersim; Kürt Alevi toplumsallığının Ocak sistemi dahilinde yaşamsal kıldığı özerk sosyal ilişkiler bütünlüğüyle anlam kazanmış bir coğrafya. Yine Dersim, kimliksel aidiyetleri ve toplumsal yaşayış hali ile merkeziyetçi ve tekçi ulus devlet tarafından tehlike olarak görülmesinden kaynaklı büyük bir katliamdan geçirilen ve tarihsel olarak derin acılar yaşayan bir yerdir.

    Dersim’in toplumsal hakikatini olduğu gibi kabul etmek adına kendi milliyetçi hezeyanları ile hesaplaşamayanların ve yine Dersim toplumunun yaşadığı acılarla yüzleşmeye dair herhangi bir demokratik çaba içerisine giremeyenlerin, Dersim ismi ve değerlerini kullanmayı hedefleyen hiçbir pratiği bizlerin huzurunda asla kabul görmeyecektir.

    “DERSİM’İ BİLİNCİMİZDEN SİLMEYE KİMSENİN GÜCÜ YETMEYECEK!” 

    Dolayısıyla kurşun atanla, kurşun yiyeni aynı cümlelerde anan kurnaz pragmatist politikacı örneklerini kabul etmeyip teşhir edeceğimiz gibi, Dersim’i tüm tarihsel varoluş gerçekliğiyle inkar eden ve katliamcı zihniyetin güncel türevi olarak siyaset güden faşist anlayışların karşısında da mücadele etmeye devam edeceğimiz bilinmelidir!

    Dersim bizler için basit bir şehir ismi değildir! Tarih, toprak, kültür, inanç, dil ve toplumsallık adına kadimden beri biriktirilen tüm değerlerimizin bütünsel bir ifadesidir! Bu ifadeyi kimse siyasi rant elde etmek adına kullanamaz! Yine bu ifadeyi bilincimizden silmeye hiç kimsenin gücü yetmedi, yetmeyecek!”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • “Çocukların hayallerini ahşapla buluşturmak en büyük mutluluğum” – VİDEO

    “Çocukların hayallerini ahşapla buluşturmak en büyük mutluluğum” – VİDEO

    PİRHA- Murat Sönmez, plastik kullanmayarak tamamen doğal bir şekilde ahşaptan rüzgar gülleri yapıyor. “Mersin Rüzgarı” adını verdiği ürünlerini çocukların hayalleriyle yapan Sönmez, ürünlerini Dersim’de de sergilemek istiyor.

    Murat Sönmez, çocukluğundan bu yana merakı olan işi mesleğine dönüştürmüş durumda.

    Çalıştığı lojistik firmasından ayrılmasının ardından iş ararken oğluna yaptığı oyuncaktan yola çıkan Sönmez, kendi tasarladığı rüzgar güllerini üretmeye başladı.

    Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Baltalı köyündeki atölyesinde üretim yapan Sönmez, “Çocukluğumdan bu yana merakım vardı. Ahşapla mekaniği birleştirmek istedim ve deneme yanılmayla, yurt dışındaki arkadaşlarımdan da faydalanarak bu işi oturttum” diye konuştu.

    YÜZDE YÜZ DOĞAL VE ÇEVRECİ

    Sönmez, ürünlerini plastik kullanmayarak tamamen doğal bir şekilde ahşaptan yapıyor. Elektrik gücü de kullanmayan Sönmez, ürünlerinin sadece doğada rüzgarın etkisiyle hareket etmesini tercih ediyor.

    Yapım aşamasında çocukların da katkı sağladığını belirten Sönmez, şöyke konuştu:

    “Atölyemde düşünme aşamasından sonra yapacağım rüzgar gülünü çiziyorum, kıl testeremle kesiyorum ve son olarak da boyuyorum. Boyama ve fikir verme konusunda oğlum, yeğenlerim de bana yardımcı oluyorlar. Ayrıca Milli Eğitim Müdürlüğü’nün belirlediği okullardan hemen her hafta öğrenciler geliyor. Çocuklar burada hep görüp, öğrenip hem de eğleniyorlar. Onlar mutlu olunca ben de mutlu oluyorum”

    MERSİN RÜZGARI YURT DIŞINA AÇILIYOR

    Üretilen rengarenk rüzgar güllerine yurt dışından da talep yüksek. Hollanda’da da atölye kuran Sönmez, “Mersin Rüzgarı” adı verdiği rüzgar güllerini yılın belirli dönemlerinde orada üretip satıyor.

    Mersin Büyükşehir ve Seyhan Belediyelerinden destek gören Sönmez, Mersin Üniversitesi’nde bu alanda atölye çalışmaları da gerçekleştiriyor.

    “ÜRÜNLERİMİ DERSİM’DE SERGİLEMEK İSTİYORUM”

    Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun yaptığı işleri takdir ettiğini dile getiren Murat Sönmez, ürünlerini Dersim’de sergilemek istediğini söyledi.

    Sönmez, “Yaptığım işi çok seviyorum, bana mutluluk veriyor. El emeği çok değerli ve insanlar da bunu istiyor. Eksik de olsa, hatalı da olsa insanlar buna önem veriyor.

    Dersim Belediye Başkanı Maçoğlu’nu takdir ediyorum, çok güzel çalışmaları var. Orada da workshop yapmak istiyorum bu vesileyle hem oraları görmek hem de ürünlerim tanınsın istiyorum” sözlerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • ‘Dersim, sanayi ile kalkınmayacağına göre hizmet sektörü geliştirilmelidir’-VİDEO(2)

    ‘Dersim, sanayi ile kalkınmayacağına göre hizmet sektörü geliştirilmelidir’-VİDEO(2)

    PİRHA-Dersim’in ilçe ve köyleriyle çığ gibi büyüyen sorunlarını ve çözüm önerilerini Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis’le konuştuk. Tek başına değil birlikte hareket etmeyi öneren Halis, “Bizim en büyük sermayemiz kültürel sermayedir ama kültürel sermaye bugün elimizden alınmış vaziyette. Oysa Dersim il olmanın çok ötesinde anlamı olan bir yer. Bir vicdanı, bir geçmişi, bir hukuku, bir insan ilişkilerini, tümünü barındıran bir şehir” dedi. 

    Dersim kendine has birçok sorunu olan bir kent. Altyapının, lojistik desteğin ve kente yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarını daraltıp büyük oranda geri dönüş taleplerine rağmen kentin sağlıklı büyümesini ve gelişme potansiyelini engelliyor. Bu durum işsizliği tetiklerken zaten yoksul olan kentin ve kent halkının ekonomik açmazlarını da çoğaltıyor.

    Karayolları dışında ulaşım olanağı olmayan Dersim’e, sadece Elâzığ ve Erzincan üzerinden kurulabilen mevcut yol bağlantıları hem dışarıya açılma olanaklarını kısıtlıyor hem de ulaşım ve nakliye maliyetlerini çoğaltıyor. Bu durum kentte üretilen tüm ürünlerin girdi maliyetlerini yükselttiği için kent dışındaki pazarlarda fiyat rekabetine olumsuz yansıyor. Elazığ’da yaşanan teknik bir sorun birkaç saatte çözülebiliyorken, Dersim’de bu süre birkaç haftayı bulabiliyor.

    Doğal güzellikleri, kendine özgü farklı bir kültürel iklime ve tek Alevi kenti kimliğine sahip olması nedeniyle son yıllarda artan ilgi, altyapı yetersizliği ve plansızlık yüzünden kente gelir sağlamak yerine, doğa daha fazla tahrip oluyor ve asimilasyon ilerliyor, güvenlik odaklı devlet politikaları da kentin dışarıya yansıma şekline zarar veriyor.

    Dersim’deki yerel yönetimler, siyasi otoriteler, sivil toplum örgütleri, yöre dernekleri ve kanaat önderleri, bırakın çözüm üretmeyi tüm bu sorunları gündem bile yapmazken, çözümsüz ve çaresiz kalan halkın birlik ve dayanışma inancı günden güne azalıyor, motivasyonu düşüyor, gelecek kaygısı artıyor. Tüm bu nedenlerle Dersim, son yıllarda dışarıya çok göç veriyor. Dersim’in kendi toplumu, kendi olanaklarıyla, yeni bir bakış açısı ve yeni önermelerle ayağa kalkması gerekiyor ama nasıl?

    Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis’’in Dersim’e ilişkin açıklamalarının bugün ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

    “SANAYİ DEĞİL HİZMET SEKTÖRÜ GELİŞTİRİLMELİDİR”

    Dersim ve ilçelerinin çok katmanlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyleyen Halis, “Kent tam bir düzensiz kent. Hijyen sorunu var. Turist ve yabancı misafirlerimiz geliyor. Onların karşılanmasına ilişkin bir turizm danışması bile yoktur. Turizmden bahsedildiği zaman, aman Munzur Gözelerimiz gidiyor, çevremiz tahrip oluyor deniyor. Tamam bu endişe haklı ama hem doğamıza sahip çıkarsak hem de gelenleri örgütlü şekilde karşılarsak, gelenlerin çöplerini arkasından bıraktırmayacak yollar bulabiliriz. Bu kent sanayiyle kalkınmayacağına göre hizmet sektörü geliştirilmelidir” dedi.

     “BARAJLARI SULAMA AMAÇLI KULLANABİLİRİZ”

    “Artık iklimi değiştiler. Doğamızı, sularımızı tahrip ettikleri için akan bir Munzur artık yok” diyen Halis, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Buraya göle bakmaya gelmedik. Akan su artık yoksa o zaman bu göller belki sulama amaçlı kullanılabilir. Birleşerek seracılığı geliştirilebiliriz. Çünkü Mazgirt’te hemen hemen tüm köyleri gezdik. Hepsinin ortak önerisi şu: Çarsancak Ovası ve üst köylerinin tümü Uzunçayır veya Tatar Barajı’ndan kademeli olarak sulansın. Şeker pancarı ekebilelim, sulu tarım yapabilelim, kıraç alanlarda yapabileceklerimiz tarımdan farklı. Doğamız daha yeşillenir. Kozmetik endüstriyel bitkiler geliştirelim. Bu arıcılığı da geliştirir. Mesela lavanta ekimini yaparsanız ekstradan bir ay daha nektar bulabilirsiniz”

    “PÜLÜMÜR YA DA PALU’DAN DERSİM’E DEMİRYOLU BAĞLANABİLİR”

    Kentin en büyük sorununun ulaşım, nakliye, lojistik konusunda olduğunu ve bunun maliyetleri yükselttiğini ifade eden Halis, “Kuzeyde Pülümür sınırlarının öbür ucunda demiryolu var. Bu tarafta Kovancılar’a yakın Palu’da bölgesel demir yolu var. Eğer kentte ortak bir hukuk, ortak bir dayanışma oluşursa Dersim’e demiryolu bağlantısı sağlanabilir. Bütün bunları isteyebilmek için arkanızda bir siyasi iradenin olması lazım” dedi ve bu konudaki yaklaşımlarını şöyle dile getirdi:

    “Siz arkanıza bir siyasi iradeyi parçalı koyduğunuz zaman kamuda söz dinletemiyorsunuz. Hangi belediyemiz gelmişse kamu tarafından hakir görülmüş ya borçlandırılmış yahut da kapana kıstırılarak sesi çıkmaz hale gelmiş. Anlamlı sonuçlar elde edilememiş. Ama tıpkı kooperatifte olduğu gibi kişilerin ya da bir siyasetin tek başına yapamayacağı bir süreci daha üst bir evreye taşıyarak birlikte yol alınabilir. Bu da yeni dönemde belki de Dersim’in yeni yüzyılının, Dersimlilerin eliyle büyütülmesinin ve geleceğe taşınmasının yolunu açabilir. Hangi partiden olursa olsun Dersimlilerin ortak bir ruh hali var çünkü.”

    “KÜRT KİMLİĞİNİN TANINMASI VE TALEPLERİN KARŞILANMASI GEREKİR”

    Halis, Dersim’in temel kimlik ve kültürel sorunlarına da değinerek, “Temel sorunlarımız belli. Kürt sorunu kaynaklı problemlerimiz var. Bu kimliğin tanınması, demokratik bir yapının kurulması ve taleplerin karşılanması. Diğeri de bizim coğrafyamızın ve ana dilimizin tahrip edilmesi. Bizim en büyük sermayemiz kültürel sermayedir ama kültürel sermaye bugün elimizden alınmış vaziyette. Dersim’in özelliği çoğulcu dilleri, çoğulcu kültürleri barındıran, tarihsel arka planı olan bir bölgeyken bugün darala darala tırnak içinde ‘devletin bir ili’ haline gelmiş durumda. Oysa bizim nazarımızda Dersim il olmanın çok ötesinde anlamı olan bir yer. Bir vicdanı, bir geçmişi, bir hukuku, bir insan ilişkilerini, tümünü barındıran bir şehir. Dilerim ve umarım ki Dersim’de artık selfie turizmiyle bir yere varılamayacağını gördük. Bu çizgi anlamlı bir sonuç vermiyor. Verilen mevcut imaj Dersim’i bir yere taşımıyor. Bu devamı ve sonu gelmeyecek bir şey” dedi.

    “YURTDIŞINDAN GELENLERİN GÖZÜNE DEĞİL CÜZDANINA BAKIYORUZ”

    Dersim’in sistem partileri dışındaki bütün güçlerinin bu konuda büyük bir sorumluluk ve vebal altında olduğunu belirten Halis, “Dersimin ayak altına alınmış çevresi, doğası ve yıpratılmış ilişkilerinin tümünü ayağa kaldırmak, dar bir yapı ya da çevrenin tek başına altından kalkabileceği bir şey değil. Oysa dışarıda da çok büyük gücümüz var. Bunlar bizim kıymetli gücümüz. Çünkü buraya yurt dışından gelenler mevcut kenttekilerden ileri bir kültüre sahipler. Daha ileri bir toplumun insanlarıdır. Onların sürece dahil edilmesi belediyenin görevidir. Onlar bizim bir parçamız. Buradaki en önemli yanlışlardan biri de kente yazın gelenlerin gözüne bakmak yerine cüzdanına bakma eğilimi çok öne geçmiştir. Bu da yürütülemeyen konulardan biridir. Onlar bizim cebindeki paraya gözünü diktiğimiz, taksiye biniyorsa uzun yoldan dolandırıp nasıl olsa bunlarda Euro var, Mark var diye fazla parasını harcayan insanlar değil. Paramızın değeri düşüktür ama bu suç onların değil” diye konuştu.

    “DERSİM ANCAK KENDİ DEĞERLERİYLE YÜKSELEBİLİR”

    Kentleşme sorunlarına da değinen Halis, problemler ve çözümü noktasında, devamla şunları kaydetti:

    “Kent içi bir düzenden bahsetmek mümkün değil. Seyit Rıza Meydanı’nda fotoğraf çekmek için bir seyir terası bile yok. Bizim sokaklarımız hayvandan geçilmiyor. Bu hayvanseverlikle açıklanabilir mi bir kent için. Yabancılar geliyor. Yazın misafirlerimiz geliyor. Nüfusumuz artıyor. Çocuklar var. Çocuklar bu toplumun hayvansever olduğunu, bu köpeklerin de hayvanseverliğin karşılığı olarak bizi ısırmayacağının bir güvencesi var mı. Oysa onlar kısırlaştırılabilir. Dersim asla başka yere özenmemeli. Kendi değerlerimizle yükselebiliriz. Buraya AVM şart değil. Gerekmez. Ama küçük pazar yerleri gerekir. Herkesin yerel ürünlere, el işine ulaşabildiği, folklorik değerlerin oluşabildiği, şirin bir kent haline gelir. Bunun için büyük sermaye de gerekmez. Küçük ama bizim Dersimimiz olur. Sağlıklı büyümenin yolu budur.

    “ESNAF ESNAFLIĞINI KAYBETTİ”

    Bugün tümüyle kendini frenlemeyen bir yapı var. Esnaf esnaf özelliğini kaybetmiş. Belediye zabıta özelliği olmayan, denetlemeyen, toplumla bağ kurmayan ve eğitmeyen bir konumda. Hijyen sertifikası yoksa bir restoran açılamaz. Buranın en eski kebapçısıyım diyen bir firmanın tuvaletine gittiğiniz zaman yediğiniz yemek içinize sinmiyor. Servis, insana değer vermenin bir parçasıdır. Aslında Dersim’de neye el atsanız problem. Çözülemez mi? Çözülebilir. Ama bu parçalanmış ruh haliyle değil.

    “DERSİM’İN MARKA DEĞERİ OLUŞTU”

    Marka değeri oluştu Dersim’in. Gelip görmek için herkes hevesleniyor. Buranın suyu, havası ve toprağı başka. Terlemeden yattığımız yerdir. Nemi düşüktür. İnsanları problemli olmakla beraber hala geçmiş değerlerimizi taşıyor. Çünkü ne feodal kültürün izleri var bugün toplumumuzda ne de gelişkin değerleri olan çağdaş formlara erişmiş bir Dersim var.

    “YALNIZLAŞTIRILDIĞIMIZ, ABLUKAYA ALINDIĞIMIZ BU ÇEMBERİ NASIL KIRABİLİRİZ”

    Yerel yönetim dönemi geliyor. Niye bu tartışmalar başlamasın? Niye bunlar konuşulmasın? Yerel yönetim demek halkın katıldığı süreçler demek. Nasıl bir yerel yönetim istiyoruz? Nasıl daha iyi bir kent yaratabiliriz? Güvenlik endişeleri nedeniyle yalnızlaştırıldığımız, ablukaya alındığımız bu çemberi nasıl kırabiliriz? Rahat dolaşabildiğimiz, konuklarımızın endişesiz, gelenlerin hakkımızdaki izlenimlerinin daha pozitif olduğu bir süreci nasıl yaratabiliriz? Bunlar birleşmekle olur. Siyasi irade sadece bir siyasetin iradesi demek değildir. Ortak iradedir. Yetmiyoruz. Hiç kimse tek başına yetmiyor. Bu bizim tarihsel kaderimiz. Sorunları çok ama aynı zamanda bu sorunları çözebilme kabiliyeti olan bir toplumuz. Çünkü nerede bir Dersimli varsa muhalefetin önderidir.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    ‘Dersim’e çok yönlü saldırı var; güçlerimizi birleştirmeli, kooperatifçiliği geliştirmeliyiz’-VİDEO

    -‘Topraklarımıza sahip çıkalım, 7 bin kişi göç etti, 7 bin kişi geldi; kim bunlar?-VİDEO

  • ‘Dersim’e çok yönlü saldırı var; güçlerimizi birleştirmeli, kooperatifçiliği geliştirmeliyiz’-VİDEO(1)

    ‘Dersim’e çok yönlü saldırı var; güçlerimizi birleştirmeli, kooperatifçiliği geliştirmeliyiz’-VİDEO(1)

    PİRHA-Dersim’in ilçe ve köyleriyle çığ gibi büyüyen ve çözümsüz kalan sorunlarını Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis’le konuştuk. “Dersim’de kabul gören fikir; doğaya, çevreye, toprağa, oranın iklimine, klimasına uygun, tarımsal kalkınma temelli bir yaklaşımdır” diyen Halis, kentte kooperatifçiliğin geliştirilmesini öneriyor.

    Dersim kendine has birçok sorunu olan bir kent. Altyapının, lojistik desteğin ve kente yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarını daraltıp büyük oranda geri dönüş taleplerine rağmen kentin sağlıklı büyümesini ve gelişme potansiyelini engelliyor. Bu durum işsizliği tetiklerken zaten yoksul olan kentin ve kent halkının ekonomik açmazlarını da çoğaltıyor.

    DERSİM: DÖRT DAĞIN İÇİNDE YALNIZ BİR KENT

    Karayolları dışında ulaşım olanağı olmayan Dersim’e, sadece Elâzığ ve Erzincan üzerinden kurulabilen mevcut yol bağlantıları hem dışarıya açılma olanaklarını kısıtlıyor hem de ulaşım ve nakliye maliyetlerini çoğaltıyor. Örneğin kentin doğru dürüst tek sanayi yatırımı olan Munzur Su’yun toplam giderlerinin yaklaşık yüzde 35’ini sadece nakliye giderleri oluşturuyor ve bu durum kentte üretilen tüm ürünlerin girdi maliyetlerini yükselttiği için kent dışındaki pazarlarda fiyat rekabetine olumsuz yansıyor. Elazığ’da yaşanan teknik bir sorun birkaç saatte çözülebiliyorken, Dersim’de bu süre birkaç haftayı bulabiliyor.

    Doğal güzellikleri, kendine özgü farklı bir kültürel iklime ve tek Alevi kenti kimliğine sahip olması nedeniyle son yıllarda artan ilgi, altyapı yetersizliği ve plansızlık yüzünden kente gelir sağlamak yerine, doğa daha fazla tahrip oluyor ve asimilasyon ilerliyor, güvenlik odaklı devlet politikaları da kentin dışarıya yansıma şekline zarar veriyor.

    Dersim’deki yerel yönetimler, siyasi otoriteler, sivil toplum örgütleri, yöre dernekleri ve kanaat önderleri, bırakın çözüm üretmeyi tüm bu sorunları gündem bile yapmazken, çözümsüz ve çaresiz kalan halkın birlik ve dayanışma inancı günden güne azalıyor, motivasyonu düşüyor, gelecek kaygısı artıyor.

    YERLİ NÜFUS GÖÇ EDİYOR, YABANCILAR GELİYOR

    Tüm bu nedenlerle Dersim, son yıllarda dışarıya çok göç veriyor ama aynı oranda bir nüfus da kente yerleşiyor ve bunların çoğu Dersimli değil. Halkın elinden alınan köy meraları ve hazine arazileri, Kovancılar gibi yakın mesafelerden gelen sermayeye satılıyor. Bu durum kentte, haklı olarak demografi değişimi endişesi de uyandırıyor.

    Dersim’in kendi olanakları ve kendi toplumuyla, sadece kendi gücüne güvenerek, yeni bir bakış açısı ve yeni önermelerle ayağa kalkması gerekiyor ama nasıl?

    PİRHA olarak, uzun yıllarını sendikal hareket ve sivil toplum örgütlerinde geçirmiş, son yıllarda Dersim’de kooperatif ve tarımsal kalkınma çalışmalarına katılmış, 1951 Mazgirt Kurkurik (Aktarla) köyü doğumlu, Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis’le bu konuları görüştük.

    Doğan Halis, Mazgirt’ten başlayarak yaşadığı deneyimleri, Dersim’in sorunlarını ve bunlara dair önerilerini anlattı.

    “MAZGİRT ÜRETİMSİZ BİR KENT, ÇOK YOĞUN GÖÇ VERMİŞ”

    Mazgirt’in yaşadığı sorunları çok kişinin bildiğini ama bu sorunlara kimsenin derinlemesine nüfuz edemediği bir süreç yaşandığını belirten Halis, “Üretimsiz bir kent. Çok yoğun göç vermiş. 1962-65 arasında ilçelerle beraber 26.500 nüfusu varken, bugün o nüfus 7.800 dolayına gerilemiştir. İlçe merkezi nüfusu o zaman 7.600 dolayında iken şimdi 1.300 civarı rakamlar telaffuz ediliyor. Sadece 1992-2002 yılları arasında 10 binin üzerinde göç vermiş bir ilçe. Bu tabii Dersim için kimsenin yabancı olmadığı bir süreç. İnsansızlaşmış, üretimden kopmuş, her şeyin ilçeden köylere taşındığı bir süreç yaşanıyordu. Bu, halen devam ediyor. Ekmek, yumurta, yoğurt gibi temel gıda ürünleri, sebze üretenler de pek yaygın değil” dedi.

    Tüm bu nedenlerle ilçenin tekrar ayağa kalkabilmesinin yolunun, üretime dayalı yeni bir yapılanma olduğunu ifade eden Halis, bu amaçla biri Çarsancak (Akpazar), dördü ilçe merkezi olmak üzere, tarımsal kalkınma amaçlı kooperatifçilik konusunda paneller düzenlediklerini, bu panellere alanında uzman, tarımı, gıdayı, kooperatifçiliği bilen kişi ve kurumları kattıklarını, bu konularda üniversite, Ziraat Mühendisleri Odası ve Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’yla birlikte çalıştıklarını belirtti.

    “KOOPERATİF KURARSANIZ SİZE İNEK VERECEĞİZ”

    Tekin Türkel’in belediye başkanlığı zamanında bazı adımların atıldığını, Mazgirt merkezde çiftlik üreticilerini desteklemek amaçlı bir pazaryeri kurulduğunu ama pek başarı sağlanamadığını ve üretimin de kayda değer bir sonuca ulaşamadığını belirten Halis, “2000’li yılların başında kurulmuş bir kooperatif vardı, sonradan ismi Elmalı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi olmuştu. Mazgirt Merkez ile 18 mahalle ve köyü kapsayan, 118 ortaklı bir kooperatifti. Oraya çok emek verdik” dedi ve kooperatifin hikayesini şöyle anlattı:

    “Bu önemliydi ama kooperatif bilgisi ve kooperatifçilik konusunda altyapısı olmayan insanlara, AKP’nin Dersim’de ilişkilerini geliştirmek, yumuşatmak için daha önce Fetullahçıların yürüttüğü, köylere buzdolabı vermenin bir yansıması gibi, ilçe merkezinde ‘eğer bir kooperatif kurarsanız size inek vereceğiz’ demişler. Sonuçta inekleri de dağıtmışlar. Ama bir üreticiliği olan insanlar var, bir de yeşil kartlı olanlar var. Yeşil kartlıların çoğu inekleri iç etmiş. Öbürleri bir üretim yapmış, emek vermiş, ürün almışlar.”

    “DOĞAYA, İKLİME UYGUN TARIMSAL KALKINMA”

    Sonuçta dayanışmanın neredeyse sıfırlandığı ve hiçbir altyapısı olmadığı için kooperatif fikrinin ne olduğunu bilmeyen bir toplumda, köydeki kalkınmanın ilçeye yansımasının nasıl olacağının da bilinmediğini anlatan Halis, “Gündemimizdeki esas konu kooperatiftir ama kooperatifi Mazgirt’in yeni dönemiyle birlikte değerlendiriyoruz” dedi ve Mazgirt’in yeni dönemine ilişkin önerilerini ise şöyle ifade etti:

    “Hem Mazgirt hem de Dersim’in bütününe ilişkin aynı görüşteyiz. Dersim’de kabul gören fikir; doğaya, çevreye, toprağa, oranın iklimine, klimasına uygun, tarımsal kalkınma temelli bir yaklaşımdır. Bunun için dağlık bölgelerde hayvancılık, düz, susuz alanlarda tarım, daha sulu alanlarda ise sulu tarıma uygun bir çaba gerekir. Bütün bunlardan katma değerli ürün elde etmek için bu ürünlerin işleneceği küçük tesisler lazım. Örneğin süt ve et ürünleri ile sebze meyve kurutmak için tesisler. Nohut, mercimek gibi bakliyat ürünlerinin paketlenebileceği birimler gibi. Böyle bir süreç izlenirse ve ihtiyaçtan fazla ürünler toplanır artarsa kooperatif yoluyla bunları satmak, pazarlamak ve köylere gelir sağlamak mümkün olur.

    “ÇİFTÇİLER SORUNLARIYLA BAŞ BAŞA”

    Yine merkezde, merkez ve yakın köyleri daha çok kadın emeği üzerinden üretime dahil eden bir çalışma yürütülebilir. Bir de dağ köyleri dediğimiz eskiden beldemiz olan Muxundu (Darıkent) ve Xıran köyleri var. Buralarda da keçi tarımı, keçi hayvancılığı yapılabilir ve süt işletmeleri kurulabilir. Çünkü mevcut kooperatifimizin içinde 320 metrekarelik bir alanı var. Altı buçuk tona yakın bir süt soğutma tesisi var, kapalı alanı var. 14 dönüm de açık alanı var. Fakat bugüne kadar kimse elinden tutmamış. İlçe Tarım Müdürlüğü dahi sürece ilgisiz, sadece evrak doldurmakla yetiniyorlar. Çiftçiler sorunlarıyla baş başa. Muhtarlara bir maaş ödendiği için çoğu maaşın baskısıyla, sorumluluklarının bilincinde olsalar bile hareket edemiyorlar. Bu da bizi çok üzüyor. Çünkü köylerde bir hareket olması için, orada yerel önderlerimizin olması lazım.”

    “BELEDİYEYİ TEKRAR AKP’YE VERMEMEK İÇİN GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİRMELİYİZ”

    Üç sol partinin (CHP, HDP, DHF) ayrı adaylarla girmesinden dolayı AKP’nin aradan sıyrılarak belediye başkanlığını kazandığı 2019 seçimlerini hatırlatan Halis, “Benzerinin tekrar edilmemesi için, arada yaşanan olumsuzlukları bir tarafa bırakıp tek aday üzerinde birleşmek, tek belediye başkanlığını gündeme getirmek lazım ama sadece bu yetmez. Ortak program, ortak meclis üyelikleri ve bütün siyasi güçlerin birleşerek ilçenin dokusuna nüfuz ettiği bir ortaklık gerekiyor. Böylece köylerdeki kalkınmayı sağlamak, onların ürünlerini merkezlere taşımak ve ihtiyaç fazlası olanları da mevzuata uygun şekilde diğer yerlere, dost tüketicilere iletmek mümkün olur” dedi.

    Ancak bütün bunların tek başına Mazgirt’teki yapıyla sağlamanın kolay olmayacağının altını çizen Halis, “Biz bunu Dersim’in tümüne öneriyoruz. Daha doğrusu Dersim için bizim düşündüğümüz bir Dersim Dayanışma Kurulu, ittifakı, ne derseniz, olması lazım. Bu beklenilen veyahut temenni edilen bir önerinin ötesinde, benzeri öneriler geçmişte yaşanmış. Ama bugün gerçekten yüzünü birbirine daha fazla dönen, merkezdeki enerjiyi de ilçelere dağıtan bir ittifak lazım” dedi.

    “GİDİN YAPIN DEĞİL BERABER YAPALIM DEMEK LAZIM”

    İşçiler için işçi sınıfının sendikal hareketi neyse küçük çiftçiler için de örgütlenmelerinin aracı olan kooperatifin de o olduğunu dile getiren Halis, “Eğer büyük sermayeniz varsa zaten ticari şirket kurmuş olanlar için sorun yok. Şirketini kurar, ürün alır, programını yapar, satar ama küçük çiftçi, üretici olsa bile pazarlamaya ulaşamıyor. Eğitim verilmediği için mevzuat bilmiyor. Kaymakamlığın, Tarım Müdürlüğü’nün, İl Özel İdaresi’nin karşısında hep negatif konumda kalıyor. Böyle bir sorunla karşı karşıyayız. Öz güveni problemse o zaman bizim yapacağımız, her aşamada eğitim ile desteklenmiş bir kooperatif hareketini ilçelerimizde yaygınlaştırmak ve eğitimi her aşamada verip yanlarında olmak. Gidin yapın değil ‘beraber yapalım’ demek lazım” dedi.

    “İLLER BANKASINA AVUÇ AÇMAKLA İLÇEYİ AYAĞA KALDIRAMAZSINIZ”

    Aşağıdan, köylerden gelen bir hareketle ilçe merkezlerinin üretim temelli olarak güçlendirilmesi gerektiğini belirten Halis, “Mazgirt’te mevcut güçlerimiz birleştikleri takdirde belediye yönetimini bir biçimde alabilirler ama almak yetmiyor. Geçmişte de yönetimlerimiz vardı. Farklı partilerden, sol sosyalist partilerden aday olundu ama ilçede beklenen hareket yaratılamadı. Çünkü seçilen başkanın kişiliğiyle anılan, başkan ve meclis üyeleri gibi yönetimler oluştu. Hayır, o dönem kapanmıştır” dedi.

    Artık her aşamada konuyla ilgilenmek gerektiğini, çünkü enerji ve kaynak sorunu olduğunu belirten Halis, yerel yönetimlerle ilgili olarak, “Siz İller Bankası’ndan gelecek sınırlı bir kaynağa avuç açmakla o ilçeyi ayağa kaldıramazsınız. Personel maaşlarını bile ödeyemezsiniz” dedi.

    Halis, Mazgirt Belediyesi’ni AKP’nin kazanmasını ise şöyle anlattı:

    “AKP’den seçilen başkan, daha önceden oraya dispanser görevlisi olarak gelmiş biri. Üç adayın yarıştığını görünce, oradaki idari makamlar birleşerek ‘Ya biz burayı zaten idare ediyoruz idari olarak, bir de belediyeyi alalım. Yerel yönetimi de alalım’ demişler. Dolayısıyla belediyeyi alarak halkın sahasına da geçmiş oldular.”

    “OCAK MERKEZİMİZİN TEPESİNDE BEŞ VAKİT EZAN OKUNUYOR”

    “Biz dernek yöneticileri olarak, her aşamada söylediğimiz programın içinde olmak istiyoruz. Kırsal kalkınma ve köye dönüş meselelerimiz var. Barışçı bir toplum yaratma sorunumuz var. Kültürel değerlerimizin tümü erozyona uğramış. Alevi toplumun yaşadığı eski ocak merkezimiz olan Muxundu, yeni ismiyle Darıkent’in tepesinde beş vakit ezan elektronik olarak köylere de bölgeye de sunulmaktadır. Bu, oradaki güvenlik kuvvetlerinin namaz kılmasıyla ilgili değil, yine namaz kılabilirler. Açar radyosunu oradan dinleyebilir, veyahut da hoparlörü kendi alanına verebilir.

    Biz çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıyayız. Dersim’i tarif et derseniz, Dersim küçük ama özgül ağırlığı büyük bir şehirdir, küçük ama sorunları büyük bir şehirdir. Çok yönlü saldırılar mevcuttur.”

    (2. Bölüm Cuma günü)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

    İLGİLİ HABERLER:

    -‘Dersim, sanayi ile kalkınmayacağına göre hizmet sektörü geliştirilmelidir’-VİDEO

    -‘Topraklarımıza sahip çıkalım, 7 bin kişi göç etti, 7 bin kişi geldi; kim bunlar?-VİDEO

     

  • Naci Görür Dersim için uyardı: Malatya ve Ovacık faylarında deprem daha erken olabilir-VİDEO

    Naci Görür Dersim için uyardı: Malatya ve Ovacık faylarında deprem daha erken olabilir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Kent Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Naci Görür, önemli uyarılarda bulundu. Dersim ve çevresindeki deprem riskine dikkat çeken Görür, “Maraş’taki depremler, önemli miktarda stresi Malatya ve Ovacık faylarının içine transfer etmiş olabilir. Eğer öyle olursa beklenenden daha erken deprem olabilir. Bu işin şakası yok. Önlem alalım. Önlem, bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol” dedi.

    Dersim Kent Koruma Kurulu ve TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu ortaklığında düzenlenen Dersim Kent Sempozyumu’na Prof. Dr. Naci Görür, konuşmacı olarak katıldı.

    “HALK İLE YÜZLEŞMEYE GELDİK”

    Özellikle 6 Şubat depremlerinde on binlerce insanı kaybettikten sonra hak ettiği farkındalığı bulan ve önemli gündem maddesi olan deprem gerçeğini, bugün de Tunceli’ye gelip anlatmak istediklerini belirten Bilim Akademisi Kurucu Üyesi, Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, “Bilim insanları olarak bizler de halk ile yüzleşmeye, insanlarımıza sorunu anlatmaya karar verdik. Çok enderdir ki herhangi bir kent deprem tehdidi altında olmasın. Hangi fay dolmuş, kayaları kırma gücüne erişmişse çat diye kırılır. Orada deprem üretir. Deprem dediğimiz de budur” dedi ve olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üç fay zonunu tek tek anlattı.

    “TUNCELİ, NAZİMİYE FAY ZONUNUN İÇİNDE”

    Dersim’in, Bingöl Karlıova’dan başlayıp Hatay’a kadar giden Doğu Anadolu Fayı’na yakın olduğunu ve Nazimiye, Ovacık, Malatya faylarının etkisinde olduğunu söyleyen Görür, şunları aktardı:

    “Bakın Tunceli çok güzel, cennet gibi bir yer. Buraya gelirken ben Elazığlı olarak Dersim türküsünü de söyledim; ‘Dersim’i hak saklasın, bir yarim var içinde.’ Burası hepimizin gönlünde ama unutmayın bu bölge Türkiye’nin tektonik yönden en hareketli olabileceği, zamanı gelince en tehlikeli olabileceği bir yer. Nedenini de söyleyeyim. Tunceli’nin kendisi Nazımiye dediğimiz fay zonunun içinde. Nazımiye Fayı Kuzeybatı-Güneydoğu yönlüdür. Güneydoğu yönüne doğru gelir. Karakoçan fayıyla birleşir. Bu birinci fay.

    Şimdi bu fayın bir özelliği var. Bu düşey hareketleri daha fazla bunun. Ama bu fay hakkında bugüne kadar tarihi dönemde bu deprem, şu fayın üzerindedir diye doğru dürüst bilmiyoruz. Ve bu fayın deprem üretme periyodu da yeterince bilinmiyor. Yani ne kadar zaman aralıklarla deprem üretir? Bilmiyoruz.”

    “OVACIK FAYININ ETKİSİ İNANILMAZ FAZLA OLUR”

    Deprem durumunda önemli etkileri olabilecek ikinci fayın, Dersim’in batı ve kuzeybatısında yer alan Ovacık Fayı olduğunu ve bunun da Erzincan’ın batısında Kuzey Anadolu Fayı’yla birleştiğini ifade eden Görür, bu fayın incelendiğini ve yılda 1,4 milimetre hareket hızı olduğunu, bu hız 2 milim olsa bile, bunun bin yılda 2 metre harekete tekabül ettiğini, bu durumun da 7 büyüklüğünde bir deprem üretebileceğini söyledikten sonra Ovacık Fayı ile ilgili şu bilgilerin altını çizdi:

    “Yani Ovacık Fayı her 2500 senede bir 7 ve üzeri deprem üretebilir. Bu fay 3-4 koldan ibaret ve bu kollardan biri üzerinde çalışmalar yapıldı. Orada 6 bin senede 3 tane deprem tespit edildi. Demek ki Ovacık fayı çok yavaş hareket eden bir fay. 7’nin üzerinde deprem üretmesi için 2000-2500 seneye ihtiyaç var. En son deprem milattan sonra 54 yılında oluşmuş. 2023 yılında olduğumuza göre demek ki bu fay üzerinde yeni bir deprem olabilmesi için birkaç yüz sene ya var ya yok. Bu fayın Tunceli’ye etkisi çok inanılmaz şekilde fazla olur.”

    “MALATYA VE OVACIK FAYLARINDA DEPREM DAHA ERKEN OLABİLİR”

    Olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üçüncü fayın, Dersim’in batısı ve güneybatısında yer alan Malatya Fayı olduğunu söyleyen Görür, “Malatya fayı daha yavaş. Yılda yaklaşık bir milimetre hareket ediyor, onun da tekerrür periyodu 2000-2500 sene oluyor. Çünkü orada yapılan araştırmada 10 bin sene içerisinde 4 tane deprem bilimsel olarak tespit edilmiş. Bu da büyük bir deprem üretebilir. Fakat bir şey var dikkat etmemiz gereken. Faylar böyle düzenli olarak dolmaz. Yani stres doldu doldu illa da 2500 sene geçince de hemen deprem üretir diye düşünürsünüz. Bu doğru değil. Çok hızlı, daha erken doldurulabilir ve deprem öne çekilebilir” dedi.

    Antep ve Maraş’ta olan 7.7 ve 7.6 gibi depremlerin önemli miktarda stresi Malatya fayının içine enjekte etmiş, transfer etmiş olabileceğini ve hatta Ovacık fayına da bu transferin gerçekleşmiş olabileceğini vurgulana Görür, “Eğer öyle olursa o fay deprem üretmek için tekerrür periyodunun dolmasını beklemeden deprem üretebilir” diyerek uyardı ve Malatya Fayı’la ilgili şu önemli notu düştü:

    “Şimdi bir de Malatya Fayı’nın bir özelliği var. En son deprem milattan önce 900-500 yılları arasında olmuş. Yani milattan önce 500 yıl geçmiş. 2023 yıl da şimdi geçmiş, yani son depremden beri, en az 2500 yıl geçmiş. Malatya fayının deprem üretme periyodu ise 2475 yıldır. Bu durum beni endişelendirdi.”

    “NE KADAR FAZLA YIKIM VE ÖLÜM OLURSA BİLİN Kİ TOPLUM O KADAR BOZULMUŞTUR”

    “Bu ülkenin bilim insanları olarak öngörülerimiz doğrultusunda bir uyarı yapıyoruz. Yani illa şu olacak bu olacak gibi bir iddiamız da yok ama uyarıyoruz. E siz de bu uyarıları, bilimin bu uyarılarını dikkate alıp önlem alın diye uyarıyoruz” diyen Prof. Dr. Naci Görür konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ne kadar fazla yıkım ve ölüm olursa, bilin ki o toplum o kadar tefessüh etmiştir. O kadar bozulmuştur. Ahlak dışı birtakım hareketler o kadar yaygındır. Yani bu gerçekten öyle. Güneydoğu’da deprem büyüktü tamam. Çok doğru. Yerbilimci olarak biz biliyoruz. Ama bu kadar ölüm ve yıkımın nedeni, orada yapılan hırsızlık, arsızlık, demirden, çimentodan, şundan bundan çarpma ve olmayacak yerlere bina yapmaktır. Rant uğruna yapılmayacak şeyleri yapmış olmaktır. Herkes bunu biliyor. Bütün dünya da biliyor.

    Tuncelilinin cennet gibi ülkesi var. Zemini sağlam. Yapısını, temelini bütün bu tehlike analizlerini, parametrelerini bu zemine uygun çıkartıp ona göre de hayatını idame ettirsin. Deprem geldiği zaman minimum zarar verir. Ama siz hazırlanmazsanız olmaz. O zaman hepimiz çok üzülürüz. Bu işin şakası yok. Yani bunu yapalım, önlem alalım. Önlem de bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

  • Dersim halkı: İşçilerin hakları verilsin, elektrik sorunu son bulsun-VİDEO

    Dersim halkı: İşçilerin hakları verilsin, elektrik sorunu son bulsun-VİDEO

    PİRHA- 9 Ağustos’tan beri eylemde olan ve 32’si işten çıkarılan FEDAŞ işçilerinin eylemi, yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle kentte ve özellikle köylerde yaşamı olumsuz etkiliyor. Ciddi bir soruna dönüşmeye başlayan konuyu Dersim halkına sorduk. Halk hem işçilerin haklı mücadelesini destekliyor hem de mağduriyetini dile getirerek, sorunun çözülmesini talep ediyor.

    Dersim’de çalışma koşulları ve ücretlerinin iyileştirilmesi talebiyle 9 Ağustos’tan beri eylemde olan ve 32’si işten çıkarılan FEDAŞ işçilerinin eylemi, yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle kentte yaşamı olumsuz etkiliyor. Halk, anlaşma sağlanmasını ve mağduriyetlerinin giderilmesini beklerken FEDAŞ ise işçilerle halkı karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Kentte ciddi bir soruna dönüşmeye başlayan konuyu Dersim halkına sorduk.

    “HAKLARI VERİLENE KADAR DİRENİŞE DEVAM ETSİNLER”

    “İşçilerin yanında olmayacağız da kimin yanında olacağız” diyerek söze başlayan köylü Ali Haydar Kurban, “İşçiler haklıdır, biz devamlı işçilerin yanındayız fakat elektriklerimiz kesiliyor, biz de zor durumda kalıyoruz. İşçiler haklarını istiyorlar, haklarına ve emeğe saygımız var. Hakları verilene kadar direnişe devam etsinler. Elektrikler çok kesilirse isyan başlar. Buzdolabı, şu bu var, elektrik olmayınca hiçbir şey yapamayız ki. Zararlı yine köylüler çıkacak. Köylüler bilinçli olsa, işçinin yanında olsa belki bu sorun daha erken çözülür ama köylüler o bilince sahip değil” dedi.

    Sonuna kadar işçilerin yanında olacaklarını ve yapılması gereken ne varsa yapacaklarını belirten Nail Çağdaş, “Geçenlerde bizim köyde elektrikler gitmişti, askeri denetim altında bir tane vatandaşı getirmişlerdi. Sonra eylemde olan işçi arkadaşlar gelip orda protestolara başladılar. Ben de onlara bir destek alkışı çaldım. İşçi arkadaşların emeğine saygı duyuyorum, onların eylemine de can-ı gönülden katılıyorum. Nerde bir sömürü düzeni varsa o düzene karşıyız. Elektrik mi gidiyor, bidon da sütün mü var. Valiye kadar çıksınlar. Sütünü oraya döküp çıksınlar. Sürekli işçinin yanında dursunlar” diye konuştu.

    “İŞÇİLER PERİŞAN OLUYOR, VATANDAŞLAR DA SIKINTIYA GİRİYOR”

    İşçileri desteklediğini çünkü asgari ücretle geçinmenin çok zor olduğunu söyleyen Abdullah Alaçam, “Adamlar sabahtan akşama kadar çalışıyorlar, perişan oluyorlar. Bence işçiler haklarını sonuna kadar savunsunlar. Elektrik işçileri kendi işlerini yapamadığı zaman vatandaşlar da sıkıntıya giriyor. Devletin buna bir çare bulması lazım. Yani en azından haklarını verseler işçiler de eylem yapmazlar zaten. İşçi kendi hakkını savunmak için greve gidiyor. Greve gitmemesi için devlet işçiyle beraber işverene gidecek ve ‘kardeşim sen bunun hakkını vereceksin’ diyecek. Böylece vatandaşını mağdur etmesinler” şeklide ifade etti.

    İşçinin hakkının ve emeğinin verilmesi gerektiğini, verilmediği zaman hizmet alınamayacağını ifade eden Kamer Bakır, “İşçiler çok kötü şartlarda çalışıyorlar. Kış aylarında gece saat 12-1’lere ya da sabahlara kadar çalıştıkları oluyor. Emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Hak ettikleri ücretin verilmesi gerekiyor. Atatürk (Sihenk) mahallesinde kiralar 10-12 bin lira. Bir de öğrenci okutuyor, doğalgazı var bunun. 10-15 bin liraya geçinemiyorlar, işçilerin maaşlarının iyileştirilmesini bekliyoruz” diye belirtti.

    “İŞÇİ DE BENİM GİBİ FAKİR, NE DİYEBİLİRİM Kİ”

    İsmini vermek istemeyen yurttaş, “Hak neyse yerini bulsun, benim elimden ne gelir ki. Kodamanlar, büyükler var. Biz bir şey diyemeyiz ki, biz çöp kutusuyuz. Zaten 3 aydır elektriğimiz yok, sokak lambaları yok. İşçi de benim gibi fakir, ne diyebilirim ki. Tabii ki fakir fukaraya hakkını versinler, yazıktır” dedi.

    Türkiye’nin ekonomik koşullarında işçilerin 13-14 bin liraya çalışmasının insani ve ahlaki olmadığını belirten Hasan Yüksel, “İşverenlerin kendi sermaye çıkarları için işçileri köle olarak çalıştırması kabul edilecek bir durum değildir. Buna devletin de müdahale etmesi lazım. Dışardan işçilerin getirilmesi sağlıklı değil, hukuki de değil, yasal da değil. İşçileri destekliyoruz. En azından insanca yaşayabilecekleri bir ücretin ve daha iyi koşullarda çalışma haklarının sağlanması gerek” ifadelerine yer verdi.

    “BAZI KÖYLERDE ÜÇ HAFTADIR ELEKTRİK YOK”

    FEDAŞ’ı ve sekreterini arayıp konuştuklarını, kendilerine ‘işçilerin haklarını verin’ dediklerini dile getiren Talip Çakıcı, “Köyde elektriğimiz yok, bostanımızı sulayamıyoruz, mağdur olmuşuz. İşçilerin haklarını versinler. Asgari ücretle insan direğe çıkarttırılmaz, mağdur edilmez. Bu iş gerçekten ağır bir iştir. Bir de az sayıda eleman çalıştırıyorlar” dedi.

    İşçilerin haklı olduğunu ve haklarını savunduğunu, çünkü kiraların ve hayat pahalılığının arttığını ifade eden Metin Çoğan, “Elektrik özelleştirildiği için bu da şirketin sorunu. Bazı köyler var ki üç haftadır elektrik yok. Doğru dürüst gelip arızalara bakmıyorlar. O zaman şirket işçilerin hakkını versin, çalışıp hakkettikleri parayı versin. Asgari ücretle adam mı çalıştırılır bu dönemde” diyerek işçilerin yanında olduğunu söyledi.

    Buzdolabı ve televizyonlarının gittiğini, elektrik olmadığı için zor durumda kaldıklarını söyleyen Xeycan Gündüz, “Bir an evvel elektriğimiz gelsin istiyoruz. Bir geliyor elektrik, bir kesiyorlar. İşçiler de haklı, ne yapsalar zam verilmiyor. Haksızlığı kabul etmiyoruz” diye belirtti.

    “DEVLETİN ARABULUCU OLMASI LAZIM”

    İşçilerin adil bir ücret talebiyle başlattıkları ve greve dönüştürdükleri eylemi sonuna kadar desteklediklerini ve şu anda manzaranın gerçekten içler acısı olduğunu belirten Haydar Çetinkaya, “İlimiz dahilinde kurulu 6-7 tane baraj var ama köylerimizde, il merkezimizde, ilçelerimizde, sokaklarımızda, her tarafta elektrik kesintileri var. Şu anda emekçilerin yaptıkları grev dolayısıyla işten atılmaları diktatörce bir tavırdır. Böyle bir şey olamaz. Bunu da çok kaba ve çirkin buluyorum. Buna derhal son verilmelidir. İnsanları işten atmak yerine gerek valilik gerek Fedaş, Aksa olsun, önce işçilerin haklarını bir değerlendirmeleri lazım. Tarafların bir an önce masaya oturmasını kentimiz açısından faydalı buluyorum. Aksi halde yani elektriklerimiz bu kadar sık kesilmeye devam ederse bizim yapacağımız tek şey Fedaş’a yürümek olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

    “YARA BİR YERDE DEĞİL HER YERDE VAR”

    Her zaman işçilerin, ezilenlerin yanında olduklarını tekrarlayan Hasan Kıray, “Milleti ne hale koydular görüyorsunuz. Cebimizde çay parası yok ki gidip bir çay içelim. Zavallı işçiler ne yapsın” derken, Zeynel Doğan, “Grev yapsınlar, haklarıdır, tabi ki destekliyorum” dedi.

    Bu ülkede hiçbir şeyin çözümü olmadığını ifade eden Hıdır Kaş ise şunları söyledi:

    “Direnmek iyi bir şey değil, devlete karşı gelmektir. Biz hiçbir zaman devletin yanında yer almadık, hep devlete karşı geldik. Bu direnişin de haklı yönleri var ama sonuçta mutlu olacaklarını sanmıyorum. Bu direnişe hak vermek doğrudur, işçilerin maaşları düşüktür. 15 milyon emekli var, bunların 9 milyonu 7500 lira maaş alıyor. Bu maaşla nasıl kira ödesin, nasıl geçinsin. Direniş iyidir ama sonuçta bir şey olmaz.

    Köylerde askeriyeye yakın yerlerde elektrik var, diğerlerinde yok. Direnişe toplum olarak destek vermek lazım. Yüz kişinin içinde ben hastayım dedin mi olmuyor, hepsi birlikte hastayım diyecek. Yara bir yerde değil her yerde var”

    EYÜP HANOĞLU-CİHAN BERK/DERSİM

  • ‘Gelecekte bizi bekleyen en ciddi tehlike maden ruhsatlarının hayata geçirilmesidir’-VİDEO

    ‘Gelecekte bizi bekleyen en ciddi tehlike maden ruhsatlarının hayata geçirilmesidir’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Baro Başkanı Avukat Fatma Kalsen, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, daha önce tam koruma altında olan alanların bu statüsünün düşürüldüğünü ve bununla Dersim coğrafyası ve yaşam alanlarının risk altına girebileceğini ifade ediyor.

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini Dersim Baro Başkanı Avukat Fatma Kalsen’e sorduk.

    “KORUMA ALTINA ALINAN ALANLAR ÇOK SINIRLI”

    Munzur Vadisi, Pülümür ve merkezin nehir kısımlarını kapsayan alanların kesin korunması gereken hassas alan olarak belirlendiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, basına düşünce Dersim kamuoyu tarafından büyük bir sevinçle karşılandığını ancak işin aslının böyle olmadığının altını çizen Kalsen, “Dersim coğrafyasının öteden beri devam edegelen sorunları noktasında Dersim halkının bir mücadelesi vardı. Ovacık ve Pülümür vadilerinde yapımı planlanan baraj ve HES (Hidroelektrik Santrali) projelerinin iptalini sağlamaya yönelik mücadelelerle bugüne kadar gelindi. Son kararname ile birlikte hem Ovacık hem Pülümür vadilerinin korunmasına dair kararnamenin çıkarılması, halk nezdinde verilen bu mücadelenin bir sonucu olarak da algılandı. Ancak kararname ekinde gösterilen krokiler incelendiğinde, koruma altına alınan alanların çok sınırlı kaldığı, sadece vadi tabanlarını kapsayan ve ikinci derece koruma sağlayan bir kararname olduğu ortaya çıktı” dedi.

    Munzur Vadisinin daha önce Munzur Gözelerini de kapsayan birinci derece SİT alanı olarak belirlendiğini ve buraya birinci derecede mutlak korunması gereken alan statüsü verildiğini ancak yayımlanan son kararname ile bu statünün sadece gözelerin üst kısımlarını kapsadığını, Munzur Gözeleri alanı da dahil tüm diğer alanların bu statüden çıkarıldığını vurgulayan Kalsen, ilerleyen süreçte bu kararnameyle koruma altına alınan alanlarla ilgili pratiklere bakıp Dersim Barosu olarak gerekli hukuksal değerlendirme ve çalışmaları yapacaklarını ifade etti.

    “COĞRAFYA VE YAŞAM ALANLARIMIZ CİDDİ BİR RİSK ALTINA GİREBİLİR”

    Kalsen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kararname ile birlikte koruma altına alınan alanların çok sınırlı kaldığını, Dersim coğrafyasının bitki örtüsüyle, florası faunasıyla, endemik bitki türleriyle, yaban hayatıyla bir bütün olarak korunması gereken özgün bir alan olduğunu düşünüyoruz. Gelecekte bizi bekleyen en ciddi tehlikelerden biri de verilen birçok maden ruhsatının hayata geçirilmesi durumunda, coğrafya ve yaşam alanlarının ciddi bir risk altına gireceği yönünde ortaya çıkan kaygıdır.

    Yayımlanan bu kararname aslında Dersim coğrafyasının bu özgünlüğünü koruyan bir kararname değil. Çünkü sadece vadi tabanlarını ikinci derece koruma altına alıyor ama bu da tam bir koruma statüsü değil. İlerleyen süreçte madencilik faaliyetlerinin hayata geçirilmesi durumunda, bir altın arama faaliyetinin yürütülmesi esnasında kullanılacak siyanürün Munzur’a, Pülümür nehrine karışmasını engelleyen bir koruma kararı olmadığı için, bunun yetersiz bir koruma statüsü olduğunu ifade etmek istiyoruz.”

     “DERSİM COĞRAFYASININ BİR BÜTÜN OLARAK KORUNMAYA ALINMASI LAZIM”

    Her ne kadar buralarda madencilik faaliyetleri yapılamayacak ise de aslında doğal suların kullanımı konusunda da herhangi bir engelin söz konusu olmadığını dile getiren Kalsen, “ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) sürecine bağlı olarak alınacak raporlarla, idari izinlerle, ortaya konan ilke kararları ve uygulanan pratiklerle birlikte, her iki vadinin nehir tabanları üzerinde birtakım faaliyetlerin yapılabileceğini maalesef görebiliyoruz. Bizce koruma altına alınması gereken bu alanların genişletilmesi ve bir bütün olarak Dersim coğrafyasını korumaya yönelik, hakikaten buradaki doğal yaşamı, endemik bitkileri, yaban hayatı ve inanç merkezlerini birlikte korumayı sağlayan bir kararnameyle idari tasarrufun yapılması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Eyüp Hanoğlu-Cihan Berk/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    – Munzur Ve Pülümür Vadileri ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ Ilan Edildi
    ‘Vadilerimiz Sadece Ekolojik Olarak Değil Inanç Merkezi Oldukları Için De Korunmalıdır’
    “Bu Karar Yürürlükte Kalırsa Coğrafyamızı Kaybederiz”
    ‘Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip olumlu bir karardır’
    Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum
    – ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’

  • ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’-VİDEO

    ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’-VİDEO

     PİRHA- TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Munzur Vadisinin birinci derece sit alanı olmaktan çıkarıldığını ve bu kararla yapılaşmanın önünün açılacağını ifade ediyor.

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan’a sorduk.

    “NİTELİKLİ KORUMA ALANLARINDA BAŞKA FAALİYETLER DE YÜRÜTÜLEBİLİYOR”

    Konuyla ilgili 28 Ağustos’ta bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandığını ve bu kararnameyle Munzur ve Pülümür Vadilerinin hassas koruma alanları ilan edildiğini söyleyen Beycan, “Bu topluma, kamuoyuna, vadilerin tamamının birinci derece Sit alanı ilan edilmiş gibi yansıdı ama biraz teknik veya yasal-hukuki boyutuna girdiğimiz zaman, daha önceden Türkiye’de sit alanları birinci, ikinci ve üçüncü derece diye nitelendiriliyordu. Sonra yapılan bir değişiklikle birinci derece sit alanları, ‘hassas koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor. İkinci derece sit alanları ‘nitelikli koruma alanları’, üçüncü derece sit alanları ise ‘sürdürülebilir koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor” dedi.

    Üç dereceli bu koruma sistemiyle ilgili detayları ise Beycan şöyle açıklıyor:

    “Hassas koruma alanları, üzerinde herhangi bir beşeri faaliyetin yürütülemediği, bir yapılaşmanın geliştirilemediği, turizm, madencilik faaliyetlerinin yürütülemediği, insan baskısından ve beşeri yapılaşmadan tamamen izole edilen, tabiri caizse çivi çakılmayan, doğanın, ekolojinin korunması üzerine şekillendirilmiş alanlardır. Nitelikli koruma alanlarında da bir koruma alanı mevcut ama bu koruma alanı içinde yürütmek istediğiniz faaliyetler bakanlık düzeyinde bir kurulun iznine tabi tutulmak zorunda. Nitelikli koruma alanlarında HES’ler (Hidroelektrik santralleri), baraj gölleri, GES’ler (Güneş enerjisi santrali), maden faaliyetleri yürütülebiliyor. Geçen sene yapılan bir düzenleme ile hidroelektrik santralleri ve barajlar bu kapsamdan çıkarıldı ama diğer faaliyetler hala yürütülebiliyor.”

    “MUNZUR GÖZELERİ BİRİNCİ DERECE SİT ALANINDAN ÇIKARILMIŞ OLDU”

    Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilgili olarak da, yekünüyle ele alındığı zaman olumsuzlanacak bir durum olmadığını belirten Beycan, “Munzur Gözeleri daha önce birinci derece sit alanı içindeydi. Bu kararname ile Munzur Gözeleri birinci derece sit alanı içerisinden çıkartıldı ve ikinci derece yani nitelikli koruma alanı statüsüne dahil edildi. Hassas ve birinci derece dediğimiz koruma alanları ise Munzur Gözelerinin çıktığı üst kotları kapsıyor. Gözelerin üst tarafında bir çıplak dağ var. O alanı kapsıyor. Çap olarak vermek gerekirse Ziyaret, Yeşilyazı (Zeranik), Koyungölü (Kedek) bölgesinin üst kotlarını kapsıyor” şeklinde konuştu.

    “KARARNAME MADENCİLİK VE TURİZM FAALİYETLERİNİ ENGELLEMİYOR”

    Kararnameyle ortaya çıkan yeni durumu hem toplumsal hem de TMMOB olarak değerlendirdiklerini ifade eden Beycan, şunları aktardı:

    “Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, şu anda ikinci derece olarak nitelendirdiğimiz, nitelikli koruma alanı statüsüne alınmıştır. Bu, şu anlama geliyor: Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, bu hat boyunca burada HES yapamazsınız ama GES yapabilirsiniz. Günübirlik tesisler yapabilirsiniz. Buralar insan baskısına açılabilir. Turizm işletmeciliğine açılabilir. Bunların yapılabilmesi bakanlık ve kurul onaylarına tabi ama bu kararname, bunun önünü açan bir yasal düzenlemedir. Pülümür nehri ilk defa bir yasal statü kazanıyor. Bu anlamda önem arzediyor ama bu yasal statü ile nehir tabanından ziyade kapsamının daha da genişletilmesi uygun olacaktır. Munzur nehrinin tabanı hakeza ikinci derece koruma alanını kapsıyor ve bu madencilik, GES, turizm faaliyetlerini engelleyen bir nitelik taşımıyor. Buranın da çapının genişletilmesi, hatta her iki nehrin tamamının birinci derece hassas koruma alanları kapsamına alınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü oradaki ekolojik flora ve faunadan tutun da oradaki canlı yaşamına, endemik türünden tabiat parklarına kadar; kesinlikle insan baskısından uzaklaştırılması, beşeri yapılaşmaya kapatılması gerekiyor. Burası Türkiye’nin en büyük, dünyanın da sayılı milli parklarından biri ve çok ciddi korunması gerekiyor ve bu korumanın devletin statüsüyle yapılması gerekiyor.”

    Eyüp Hanoğlu-Cihan Berk/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    – Munzur Ve Pülümür Vadileri ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ Ilan Edildi
    ‘Vadilerimiz Sadece Ekolojik Olarak Değil Inanç Merkezi Oldukları Için De Korunmalıdır’
    “Bu Karar Yürürlükte Kalırsa Coğrafyamızı Kaybederiz”
    ‘Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip olumlu bir karardır’
    Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum
    – ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’

  • Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum-VİDEO

    Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum-VİDEO

    PİRHA- Önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararını, faydalı ve doğru olarak nitelendirdi. Şaroğlu, “İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir” dedi. 

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu’na sorduk.

    “SEVİNÇLE KARŞILIYORUM”

    Kararın oldukça olumlu olduğunu ifade eden Şaroğlu, “Sürecin böyle sonuçlanması Tunceli açısından, bizim açımızdan çok faydalı ve çok doğru. Sevinçle karşılıyorum. Burası bizim için önemli. Buraya yalnızca bir doğa olarak bakmayın, yalnızca bir toprak ya da gelir kaynağı olarak bakmayın. Alevi toplumu, doğaya inancı gereği, doğadan geldiğine, doğadan varolduğuna inandığı için, asla ve asla bu toprakların taşına toprağına kimseyi dokundurtmayacak bir inanca sahip. Bu vadinin her kilometresinde bir ziyaret, adak kesme yeri var. İnsanların gerek yurtiçinden gerek yurtdışından gelip buralarda inancını yaşadığını, dua ettiğini, adaklarını kestiğini biliyoruz” dedi.

    “DEVLETİN BİZİ ANLAMASINI İSTİYORUZ”

    Baraj ya da madencilik bahane edilerek doğanın ve inanç yerlerinin yok edilmek istendiğini belirten Şaroğlu, “Biz de toplum olarak buna sürekli karşı geleceğimizi, devletle çatışma içinde olmak istemediğimizi ama devletin de bizi anlaması gerektiğini söylüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “YERÜSTÜ ZENGİNLİKLERİ YERALTI ZENGİNLİKLERİNDEN DAHA DEĞERLİDİR”

    Alınan kararın tüm Dersim coğrafyasına yayılarak her bölgenin bu şekilde hassas korunması gerektiğini söyleyen Şaroğlu, “Ama en azından bu da güzel bir sonuç. İnşallah önümüzdeki süreçte, belki bizim iktidarımız döneminde, bu toprağı tamamen kesin koruma altına alarak doğamızı koruruz. Çünkü biz şuna inanıyoruz. Yeraltı zenginliklerimiz yerüstü zenginliklerinden daha değerli değil. Yeraltı zenginliği bir anlıktır, alırsınız, biter ama yerüstü zenginliklerimiz bitmeyecek, nesilden nesile devam edecek ve her şeye gelir olarak baktığınız zaman bile, yerüstü zenginlikleri sürekli kazandıran bir şey” diye belirtti.

    Doğasıyla, yaşam tarzıyla, insana ömür vermesiyle özel olan Dersim coğrafyasının mutlak korunması gerektiğinin altını çizen Şaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Düşünün ki bugün bir maden çalışması yapıldığı andan itibaren, yer altı dengelerinin, su yataklarının yapısının bozulması ve kaynakların kaybolmasıyla hayat bitecek. Oysa doğayı bu haliyle koruduğumuz zaman sürekli gezilip görülebilen, yaşamı devam ettiren, ömre ömür katan bir coğrafya sağlayacağız. O yüzden biz her zaman diyoruz ki yerüstü zenginliklerimiz yeraltı zenginliklerinden kat be kat daha kıymetlidir. Ve biz bunun böyle kalması için, halkla ve doğaseverlerle birlikte sonuna kadar mücadele edeceğiz. Tabi ki ihtiyaç varsa, o ihtiyaç doğrultusunda coğrafyaya, o toprağa, o doğaya yakışır bir şekilde istihdam da yaratılabilir. Biz ‘çarşı her şeye karşı’ mantığıyla bakmıyoruz. İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir.”

    Eyüp HHANOĞLU-Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    – Munzur Ve Pülümür Vadileri ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ Ilan Edildi
    ‘Vadilerimiz Sadece Ekolojik Olarak Değil Inanç Merkezi Oldukları Için De Korunmalıdır’
    “Bu Karar Yürürlükte Kalırsa Coğrafyamızı Kaybederiz”
    ‘Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip olumlu bir karardır’

  • Dersim Katliamı’nda hayatını kaybedenler İstanbul’da anıldı-VİDEO

    Dersim Katliamı’nda hayatını kaybedenler İstanbul’da anıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Katliamı’nın 86. yılında İstanbul Kadıköy’de anma etkinliği düzenlendi. Anmada konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Alevilerin inançları, yaşadığı bütün mekanlar bizim açımızdan hak ve hakikate tekabül ediyor. Yok etmek istedikleri, bu hak ve hakikatin kendisiydi. Geldiğimiz aşamada başaramadıklarını söylemek gerekiyor” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 86. yılında hayatını kaybedenler İstanbul Kadıköy’de anıldı. Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) ortaklaşa düzenlediği anma etkinliğine Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ile İstanbul Milletvekili adayları Turgut Öker, Cemil Güngören, Hasan Cemal‘in yanı sıra Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Munzur Çevre Derneği (MÇD) de katıldı.

    “DERSİMLİLERİN KARA GÜNÜ”

    Kurumlar adına ortak basın açıklamasını DEDEF’ten Sebahat Babayiğit okudu. Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Xo vira meke! Unutma! 4 Mayıs Dersim 1937-1938 Tertelesi’nde hayatını kaybeden kendilerine bir kefen ve mezar yeri nasip olmayan on binlerce canımızı anma günüdür, Dersimlilerin kara günüdür.

    Bildiğiniz üzere, Türkiye cumhuriyeti bakanlar kurulu 4 Mayıs’ta çıkardığı kanunun neticesinde 1937-1938 yıllarında Dersim’de tedip ve tenkil harekatı yapılmış, çoluk-çocuk, genç, yaşlı on binlerce masum sivil katledilmiş, yine on binlercesi ailelerinden koparılarak Anadolu’nun değişik illerine sürgün edilmiştir. Ayrıca, binlercesi de hapishanelerde, dağlarda ve mağaralarda ölüme terk edilmiş, küçük kızlar zorla alı konulmuş, inanç ve gelenekler yasaklanarak Dersim coğrafyası tarumar edilmiştir. Bu acıların üzerinden tam 86. yıl geçmiştir. Tüm bu yaşananlardan dolayı biz Dersim Halkı olarak 4 Mayıs’ları Tertele Dersim günü olarak anmaktayız.

    1937-38 Dersim Tertelesi Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti, Dersim toplumunu sürekli bir biçimde bünyesi içinde yabancı bir varlık olarak görmüş Dersim’in kendine özgü yaşam tarzını, siyasi, sosyal ve kültürel kimliğini ortadan kaldırmak istemiş ve nihayetinde Tunceli tenkil harekatı ile bunu fiilen gerçekleştirmiştir.

    “YALAN VE HİLEYLE ÖRTBAS EDİLMEK İSTENDİ”

    ”Dersim 37-38” resmi tarihin yazdığı ”birlik-beraberliğimizi nasıl kurduk” hikayesinin en kanlı sayfasıdır. Ve şimdi bu sayfada unutulmayan, unutturulamayan acı, bütün zamanların baskılarına, yasaklarına galebe çalmış bir gerçek olarak kendisini bize hatırlatıyor. Gerçek bir ”birlik ve beraberlik”, Dersim 37/38 acısı ile yüzleşmeden, bu yarayı onarmadan mümkün değildir.

    Bu nedenle Dersim 37/38 sadece Dersimlilerin değil, ülkemizde ve dünyada yaşayan herkesin meselesi ve derdi olmalıdır. Bu sebeple Dersim’de devlet eliyle yaşatılan bu tertele, bugüne kadar yine yalan ve hileyle üstü örtbas edilmek istendi. Bu yalan perdesini yırtıp atmak Türkiye halklarının ortak çabasıyla ancak mümkündür.

    Devletin olanaklarını elinde bulunduran bugünkü siyasilerin ”ileri demokrasi” adına yapacağı en büyük iyilik Dersim dosyasını siyasi malzeme olarak tutmadan tarihimizin en önemli kara kutusu olan dosyasının açılmasını sağlamasıdır. Bir kez daha sesleniyoruz, dünya devletleri ve insanlık ailesi de Dersimlilerin bu çığlığına kulak vermelidir. Dersim Tertelesi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devleti evvela hiçbir günahı ve suçu olmadığı halde buna maruz kalan Dersimlilerden, sonra Türkiye toplumundan ve insanlık ailesinden resmi olarak özür dilemelidir.

    “HİÇBİR ŞEYİ UNUTMADIK”

    Dünyada pek çok örneği vardır; bu sebeple kurumsal olarak TBMM geçmişte yaptığı bu büyük hatayı bir kanunla düzeltmeli ve çıkarılacak bu yeni kanunla aşağıdaki taleplerimizi yerine getirmelidir:

    Biz Dersimliler, hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik. Arşivler açılsın. Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından resmi olarak özür dilensin. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listeleri açıklasın. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın. Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın. Dersim’de doğanın talanına yol açacak projeler iptal edilsin!”

    “ALEVİLERİN İNANÇLARI HAK VE HAKİKATE TEKABÜL EDİYOR”

    Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ise Zazaca olarak başladığı konuşmasının devamında “Alevilerin inançları, Alevilerin yaşadığı bütün mekanlar bizim açımızdan hak ve hakikate tekabül ediyor. Yok etmek istedikleri bu hak ve hakikatin kendisiydi. Geldiğimiz aşamada başaramadıklarını söylemek gerekiyor. Sizin mücadeleniz bugün bütün Türkiye toplumu tarafından sahipleniyor. Dersim’in hakkı ve hakikati yerini buluncaya kadar da bu devam edecek” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Dersim Katliamı’nın 86. yılında İstanbul’da yapılacak anmaya katılım çağrısı

    Dersim Katliamı’nın 86. yılında İstanbul’da yapılacak anmaya katılım çağrısı

    PİRHA-Dersim Katliamı’nın 86. yılında İstanbul Kadıköy ve Gazi Mahallesi’nde 4 Mayıs’ta saat: 19.37/38’de anma etkinlikleri düzenlenecek. Dersim dernekleri, tüm Dersimlileri ve Dersimlilerin dostlarını anmaya davet etti. 

    Dersim Katliamı’nın 86. yılında Türkiye ve dünyanın birçok yerinde anma programları düzenlenecek. İstanbul’daki anma etkinlikleri ise Kadıköy ve Gazi Mahallesi’nde gerçekleştirilecek.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) 4 Mayıs 2023 günü Kadıköy’e çağrı yaparken, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Gazi Cemevi önünde anma programı yapacağını duyurdu.

    “KOCA BİR NESİL ANASIZ-BABASIZ BIRAKILDI”

    DEDEF, ADEF ve DAM tarafından yapılan çağrı şöyle:

    “Tunceli tenkil harekatı’ adıyla bilinen Dersim halkına yönelik soykırım, imha kararı 4 Mayıs 1937’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında alınmıştır. Aynı gün Dersim toprakları bombalanarak; yüzlerce, kadın, erkek, yaşlı, genç, çoluk çocuk demeden halktan binlerce insan öldürülmüştür.

    Askeri operasyon yaklaşık iki yıl sürmüş ve bu operasyonlarda on binlerce Dersimli katledilmiş, bir o kadarı da bilinmedik yerlere sürgün edilmiş, aileler parçalanarak, tek tek köylere, ilçe ve vilayetlere dağıtılmıştır. Zorla sürgün edilmişlerdir.

    Dersim 38 Katliamı ile koca bir nesil anasız-babasız bırakıldı. Çok sayıda Dersimli yakın akrabasını tanıma olanağından mahrum edildiler. Çoğumuz dede, nene, hala, kardeş, amca, dayı, duygusundan yoksun büyüdüler.
    Bir insanın annesiz, babasız, yakın akrabasız yaşamasının ne demek olduğunu belki de Dersimliler kadar kimse bilemez. Bu duyguyu ancak benzeri soykırımlara uğramış topluluklar bilir ve anlarlar.

    Bu yaraların bir nebze iyileştirilmesi ve toplumsal barışın sağlanması için 4 Mayıs’ın (Roza Şae/ Kara Gün) Dersim 38 Tertelesi’nin anma günü olarak kabulu gerekmektedir.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersimde katledilen on binlerce masum insanı anmak ve başka 4 Mayısların yaşanmaması için 4 Mayıs 2023 (Saat: 19.37/38 ) Kadıköy Rıhtımda Buluşuyoruz. Anmaya (Roza Şae / Kara Gün ) tüm Dersimli ve Dersim Dostlarını bekliyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Munzur Nehri’ne otomobil uçtu: 3 kişi kayıp

    Munzur Nehri’ne otomobil uçtu: 3 kişi kayıp

    PİRHA-Dersim-Ovacık kara yolunun 40’ıncı kilometresinde içinde 3 kişinin bulunduğu otomobilin Munzur Nehri’ne uçtuğu ihbarı üzerine, bölgede helikopter destekli arama kurtarma çalışması başlatıldı. Otomobildeki 2 kişinin araçtan çıktığı ancak daha sonra akıntıya kapılarak gözden kaybolduğu belirtildi.

    Diyarbakır’dan Ovacık’a seyir halinde olan iki otomobilden biri sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesiyle Munzur Çayı’na uçtu. Kaza, öğlen saatlerinde Dersim- Ovacık kara yolunun 40’ıncı kilometresinde meydana geldi.

    Mehmetcan Demiral (22), Baran Aslantaş (22) ve Azad Demiral’ın (21) bulunduğu plakası öğrenilemeyen otomobilin çaya uçtuğunu gören diğer otomobildekilerin ihbarı üzerine bölgeye AFAD, UMKE, Jandarma Su Altı Arama Kurtarma Timi, Munzur Arama Kurtarma (MUDAK) ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Şubesi ekiplerinden oluşan 50 kişi sevk edildi. Kar sularının erimesi ve sağanak yağış nedeniyle debisi yükselen Munzur çayına, girilmesi riskli olduğu için skorsky helikopter de havadan ekiplere destek veriyor.

    PİRHA/DERSİM

  • KESK Haber- Sen Dersim Temsilciliği: Tunceli PTT Müdürlüğü ve lojmanları depreme dayanıksız-VİDEO

    KESK Haber- Sen Dersim Temsilciliği: Tunceli PTT Müdürlüğü ve lojmanları depreme dayanıksız-VİDEO

    PİRHA-Tunceli PTT Müdürlüğü ve lojman binasının depreme karşı dayanıksız olması ve hakkında güçlendirme kararı verilmesine rağmen hiçbir adım atılmamasına tepki gösteren KESK Haber- Sen Dersim Temsilciliği binanın boşaltılmasını istedi.

    KESK Haber- Sen Dersim Temsilciliği düzenlediği bir basın toplantısı ile kentte bulunan ve depreme karşı dayanıksız olması nedeniyle güçlendirilmesine dönük karar verilen fakat hiçbir adım atılmayan PTT Başmüdürlüğü binasının boşaltılmasını istedi.

    “HİÇBİR EMEKÇİ GÜVENDE DEĞİL”

    Temsilcilik tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “06.02.2023 Tarihinde 10 ilimizde yoğun bir şekilde yıkıma neden olan ve on binlerce can kaybı yaşadığımız deprem nedeni ile Haber-Sen Dersim temsilciği olarak bütün halklarımıza geçmiş olsun diyoruz. Yaşamını yitiren canların ruhu şad olsun. Ailelerimize sabırlar diliyoruz.

    Yaşadığımız bu acı olay nedeni ile burada var olan bir olumsuz durum hakkında bütün Dersim halkına ve kamuoyuna bir bilgi sunmak istiyoruz. Tunceli PTT Başmüdürlüğü, Tunceli PTT Müdürlüğü ve lojmanların bulunduğu ve mülkiyeti PTT’ye ait olan bina daha önce PTT Genel Müdürlüğü tarafından özel bir şirkete yaptırılan analizler sonucunda PTT Genel Müdürlüğünce güçlendirilmesi yönünde karar verilmiş olmasına rağmen herhangi somut bir çalışma yapılmamıştır. Deprem sonrasında lojmanlarda ikamet eden arkadaşlarımız kendi istekleri ile lojmanları boşaltmış ancak PTT’ye ait tüm hizmetler bu binada vatandaşa verilmeye devam etmektedir.

    Güçlendirme kararı verilen bu binada çalışan hiçbir emekçi güvende değildir. Bu bağlamda Tunceli PTT Başmüdürlüğü ve PTT Genel Müdürlüğü derhal bu binayı boşaltma kararı almalıdır. Nitelikli ve güvenilir kamusal hizmetin bu şartlar altında vatandaşa verilmesi imkansız hale gelmiştir. Vatandaşa hizmet noktasında, can güvenliği olmayan PTT emekçisini güçlendirme kararı bulunan bir binaya koymak tamamı ile Dersim halkına ve emekçiye zulümdür. ‘’ İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’’ kavramını dilinden düşürmeyen yöneticilerin derhal yeni ve depreme dayanıklı bir çalışma alanı yaratması gerekmektedir.

    Buradan basın aracılığı ile Dersim halkına bu bilgiyi vermek sendikamızın temel görevidir. Yönetenlere sesleniyoruz: kâr hırsınız nedeniyle tek bir vatandaşımızın veya emekçinin buru dahi kanasa bütün sorumluluk PTT yönetiminde olacaktır. Unutulmamalıdır ki deprem değil ihmal öldürür.

    06.02.2023 Tarihinde yaşanan deprem bize bir daha gösterdi ki, deprem değil bina öldürür. Bu gerçekten hareketle Tunceli’de PTT hizmetlerinin daha güvenli bir ortamda yapılması için acil olarak yeni bir binanın temin edilmesi ve Tunceli PTT Başmüdürlüğü ve Tunceli PTT Müdürlüğünün acil olarak boşaltılması talep ediyoruz. Çünkü hizmet üretirken ölmek istemiyoruz.”

    PİRHA / DERSİM

  • Maçoğlu Maraş’ta: Asıl mesele devletin görevini yerine getirmemesidir-VİDEO

    Maçoğlu Maraş’ta: Asıl mesele devletin görevini yerine getirmemesidir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğu, Maraş’ın Pazarcık ilçesinde PİRHA’ya konuştu. Maçoğlu, “Birinci günden itibaren buradayız. Ama asıl mesele devletin görevini yerine getirmemesidir. Buradaki insanların barınma hakkını sağlayacak, beslenme, sağlık, eğitim gibi bütün temel ihtiyaçları karşılayacak bir anlayış ve programın olması gerekiyor. Maalesef şu an için bunu göremiyoruz” dedi.

    Türkiye’de 10 ili etkileyen depremlerin merkez üssü Maraş’ta, depremzedeler için dayanışma çalışmaları sürüyor. Depremin olduğu ilk günden itibaren bölgede bulunan Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, bölgedeki izlenimlerini ve yapılması gerekenleri PİRHA‘ya anlattı.

    “ASIL MESELE DEVLETİN GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEMESİDİR”

    Türkiye’nin birçok bölgesinden insanların bölgeye dayanışma amacıyla gelmelerinin önemine vurgu yapan Maçoğlu şunları söyledi:

    “Birinci günden itibaren buradayız. Herkes buraya odaklandı. Dayanışmada bulunuyorlar. Ama asıl mesele devletin görevini yerine getirmemesidir. Buradaki insanların barınma hakkını sağlayacak, beslenme, sağlık, eğitim gibi bütün temel ihtiyaçları karşılayacak bir anlayış ve programın olması gerekiyor. Maalesef şu an için bunu göremiyoruz. Bizim örgütlenerek bir araya gelmemiz lazım. Önümüzdeki süreç sıkıntılı. Çünkü hastalıkların ortaya çıkması muhtemel. Eğitim, barınma sorunu var. Devlet denilen mekanizmanın bu dönemde olması gerekiyor. Sadece ‘Bize oy verin, vergi verin, askere gidin’ demek ile olmuyor. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamaları gerek. İnsanlar yakınlarını, evlerini kaybetti.”

    PİRHA/ MARAŞ

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu deprem bölgesine gıda yardımı yolladı-VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu deprem bölgesine gıda yardımı yolladı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından deprem bölgesine gönderilmek üzere toplanan gıda yardımları yola çıktı.

    Maraş Pazarcık ve Elbistan merkezli dün 7,7 ve 7,6 şiddetinde gerçekleşen ve 10 ili etkileyen iki depremin ardından Türkiye’nin birçok noktasından deprem bölgesindeki insanlar için destek haberleri geliyor.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu da deprem bölgesine gönderilmek üzere gıda yardımı topluyor. Toplanan yardımlar Dersim Belediyesi’nden bölgeye gönderilmek üzere araçlara yüklendi.

    PAZARCIK’TA DERSİM BELEDİYESİ DAYANIŞMA MUTFAĞI OLUŞTURULDU

    Depremin ardından bölgeye giden Dersim Belediyesi Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Maraş Pazarcık’ta Dersim Belediyesi Dayanışma Mutfağı’nın oluşturulduğunu duyurdu.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Munzur Vadisi’ndeki son baraj projesi hakkında iptal kararı verildi

    Munzur Vadisi’ndeki son baraj projesi hakkında iptal kararı verildi

    PİRHA-Munzur Vadisi’ne yapımı düşünülen en büyük baraj projesi olan Konaktepe HES ve baraj projesine karşı yıllardır süren davada kararını açıklayan Ankara 10. İdare Mahkemesi, hukuken yürürlükte olan son baraj projesini iptal etti.

    Ankara 10. İdare Mahkemesi, Munzur Vadisi Konaktepe HES ve baraj projesine ilişkin kararını verdi. Mahkeme, hukuken yürürlükte olan son ve Munzur Vadisi’ne yapımı düşünülen en büyük baraj projesini iptal etti. Kararda şu ifadelere yer verildi:

    MAHKEME PROJESİ İPTAL ETTİ

    “Milli park sayılan yerlerde tabii kaynakların işletilmesinin ancak kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk doğması durumunda mümkün olabildiği ve Munzur Vadisi Milli Parkı’nın Mutlak Koruma Zonu’nda inşa edilmesi planlanan Baraj ve HES Projelerinin yapılması hususunda ‘kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk’ bulunduğuna ilişkin 18/04/2011 tarihli Çevre ve Orman Bakanlığı işleminin iptal edildiği ve milli park alanında kalan dava konusu proje için alınması gereken ‘kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk’ kararı açısından tamamlanması gereken ÇED sürecinin tamamlanmadığı anlaşıldığından dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.”

    “MADENCİLİĞE KARŞI DA GEREKLİ GİRİŞİMLERİ YAPACAĞIZ”

    Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin verdiği karar sonrası Dersim’de basın açıklaması yapılırken; Dersim Barosu Başkanı Avukat Fatma Kalsen, “Artık Dersim coğrafyası açısından HES ve baraj projeleri bir tehdit konusu değil ancak madencilik faaliyetleri noktasında ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu noktada ilerleyen süreçlerde hem baromuz hem de halkımızla birlikte gerekli hukuksal girişimleri yapacağız. Ve umuyoruz ki artık Dersim coğrafyası kendi doğallığı içerisinde varlığını sürdürecektir” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)