Etiket: yürüyüş

  • Mersin’de halk barış için yürüdü, iktidara adım atma çağrısında bulundu-VİDEO

    Mersin’de halk barış için yürüdü, iktidara adım atma çağrısında bulundu-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de yürüyüş yapan yüzlerce yurttaş, iktidara barış için adım atması çağrısında bulundu.

    DEM Parti öncülüğünde düzenlenen “Barış İçin Adım At” yürüyüşlerinde binlerce kişi alanlara çıktı.

    DEM Parti Mersin İl Örgütü, Akdeniz ilçesinde yaptıkları yürüyüşle iktidara “Barış için adım at” dedi.

    Yüzlerce yurttaşın katıldığı yürüyüşe Mersin Demokratik Kurumlar Platformu, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin il örgütü de destek verdi.

    Yürüyüşte “Barış için adım at” dövizleri taşınırken, yürüyüş boyunca kitle iktidara barış için adım atma çağrısında bulundu.

    Yürüyüş sonunda konuşan DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş, kadınların, gençlerin, yaşlıların, anaların barışı istediğini vurgulayarak, Öcalan’ın statüsünün ve özgür ortamda çalışmasının sağlanmasını istedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu üyesi Nejat Kılınç da, “Kiminle savaştıysanız onunlada barışırsınız. Sorunun muhatabı Abdullah Öcalan’dır. Bir yandan barış bir yandan belediyelere kayyım atamak barışta samimi değilsiniz demektir” dedi.

    Konuşmaların ardından eylem halaylarla son buldu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Engelliler onur yürüyüşü Diyarbakır’da gerçekleşti!

    Engelliler onur yürüyüşü Diyarbakır’da gerçekleşti!

    PİRHA- Diyarbakır bugün, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek engelli bireylerin hak mücadelesini meydanlara taşıyan “Engelliler Onur Yürüyüşü”ne tanıklık etti. Binlerce kişinin katıldığı yürüyüşte, engelliliğe yönelik ayrımcı ideoloji olan “sağlamcılığa” (ableism) karşı topyekûn bir duruş sergilendi.

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, Sur, Bağlar ve Kayapınar belediyelerinin desteğiyle düzenlenen yürüyüşe sadece engelli bireyler değil, toplumun her kesiminden demokratik kitle örgütleri akın etti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi, yürüyüşe katılım sağlayarak engelli haklarının bir “eşit yurttaşlık” ve “insan hakları” meselesi olduğunun altını çizdi.

    Yürüyüşe Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti milletvekilleri, ilçe belediye eş başkanları ve STK temsilcileri eşlik etti.

    “ERİŞİM YOKSA EŞİTLİK YOKTUR”

    Belediye binası önünde toplanan kitle, davul-zurna ve alkışlar eşliğinde Sümerpark Ortak Yaşam Alanı’na doğru yürüyüşe geçti. Renkli dövizlerin taşındığı yürüyüşte öne çıkan sloganlar şunlardı:

    “Sağlamcı düzen değişecek!”

    “Erişim yoksa eşitlik yoktur!”

    “Engelliler için yeni bir yaşam mümkün!”

    Sümerpark’a ulaşıldığında kurulan Serbest Kürsü, Türkiye’deki engelli politikasının yetersizliklerinin tartışıldığı bir platforma dönüştü. Kürsüde konuşan engelli bireyler ve aileleri; eğitim, sağlık ve istihdamdaki fırsat eşitsizliğini hem Türkçe hem de Kürtçe olarak dile getirdiler.

    Eş Başkan Serra Bucak yaptığı konuşmada, belediyelerde “Engelli Müdürlükleri” ve “Daire Başkanlıkları” kurarak bu meseleyi sadece bir sosyal yardım konusu değil, bir yönetim politikası haline getirdiklerini belirtti ve ekledi: Bu yürüyüş, engelli yurttaşlarımızın ‘kentdaşlık’ hukukunu tescil etme yürüyüşüdür.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Samandağ’da yürüyüş düzenlendi: Affetmek yok!-VİDEO

    Samandağ’da yürüyüş düzenlendi: Affetmek yok!-VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği ve bir çok sorunun devam ettiği kentlerden biri olan Samandağ’da yurttaşlar yürüyüş düzenleyerek “Unutmak yok, affetmek yok” dediler.

    6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Toplam 11 ilde milyonlarca yurttaşın etkilendiği depremlerde on binlerce yurttaş yaşamını yitirdi. Resmi rakamlara göre Maraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki 6 Şubat depremlerinde 53 bin 725 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.

    Bir çok sorunun devam ettiği kentlerden biri olan Samandağ’da yurttaşlar yürüyüş düzenleyerek “Unutmak yok, affetmek yok” dediler.

    Yüzlerce yurttaş ellerinde yaşamını yitirdiklierinin yakınlarını fotoğraflarını alarak, PTT önünde bir araya geldi. Samandağ Semt Pazarı’na kadar yürüyen yurttaşlar sık sık “Sesimizi duyan var mı?” diye sordu.

    Yapılan konuşmalarda geçen 3 yılda sorunların giderilmediğini aktararak, iktidarın deprem bölgelerine rant temelli yaklaştığı vurgulandı.

    Samandağ 6 Şubat Koordinasyonu, taleplerini şöyle sıraladı:

    “1- Ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti sağlansın. Sağlık emekçilerinin üzerindeki baskılar sonlandırılsın.

    2- Depreme dayanıklı, nitelikli ve ücretsiz barınma sağlansın. Konteyner kentler fiili barınma sağlandığında kaldırılsın.

    3- Deprem suçlularının adil yargılanmasının önündeki engeller kaldırılsın. Her kademedeki sorumlular, kamu da görevli olanlar dahil yargılansın.

    4- Doğamızı, yaşam alanlarımızı yok eden ve demografik yapımızı tehdit eden yağma ve rant politikaları derhal sonlandırılsın.

    5- Çiftçilere üretim için gübre, ilaç, tohum vb. girdilerde destek sağlansın, devlet ürünlere alım garantisi sağlasın.

    6- Kadınlara yönelik şiddet sarmalına karşı güvenli kentsel planlama ve 7/24 destek merkezleri; ekonomik bağımlılığa karşı mahalle kreşleri talep ediyoruz.

     

    7- Antakya’nın tarihsel hafızası olan tarihi kültürel yapılar korunsun. Koruma amaçlı imar planı iptal edilsin. Meslek odaları, bilimsel kurullar ve halkın temsilcilerinin katılımıyla yeni bir plan oluşturulsun.

    8- Günden güne gericileştirilen ve ülkü ocakları gibi faşist kurumlara alan açılan eğitim sistemine karşı okullarımızda çocuklarımız için Özgür Bilimsel Eğitim talep ediyoruz.

    9- Elektrik ihtiyacımız kesintisiz ve nitelikli şekilde sağlansın. Devlet desteği devam etsin kota yükseltilsin.

    10-Kadınlar için üretim desteği; güvencesizliğe karşı ise mesleki dönüşüm programıyla istihdam alanları, sığınma evleri ve barınma fonları gibi bütüncül politikalar hayata geçirilmelidir. Çocuklarımızın eğitim gördüğü okullarda ısınma sorunu derhal çözülsün ve depreme karşı dayanıklı hale getirilsin. Kamu kurumlarının işgal ettiği okullar en kısa zamanda öğrencilere iade edilsin.

    12-Ulaşım, nitelikli ve ücretsiz şekilde sağlansın. Bozuk olan yollar en kısa sürede onarılsın. Trafik ışıkları, levhalandırmalar, yolların ışıklandırılması derhal halledilsin.

    13-Depremde katledilenlerin gerçek sayısı açıklansın. Ölen göçmenlerin sayısı gizlenmesin. Kaç kayıp olduğu ve akıbeti belli olmayan çocuklarımızın sayısı halkla paylaşılsın. Bunun için bir araştırma komisyonu kurulsun.”

    PİRHA/SAMANDAĞ 

  • Maraş Katliamı 47. yılında Yörükselim Mahallesi’ndeki yürüyüşle lanetleniyor-CANLI

    Maraş Katliamı 47. yılında Yörükselim Mahallesi’ndeki yürüyüşle lanetleniyor-CANLI

    PİRHA- Alevi örgütleri, 47 yıl önce Maraş Katliamı’nın yaşandığı Yörükselim Mahallesi’ne yürüyerek katliamı lanetlendi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAVK), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Maraş’ta 47 yıl önce katledilenleri anmak için bir araya geldi.

    Anmaya ülkenin birçok farklı bölgesinden çok sayıda kişi katılıyor.

    Alevi kurumlarının çağrısıyla toplanan çok sayıda kişi, katliamın gerçekleştiği Yörükselim Mahallesi’ne yürüyor. Yürüyüş sırasında sık sık “Maraş’ı unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak”, “Katil devlet hesap verecek”, “Alevilik vardır, Alevilik haktır” sloganları atılıyor.

    Yürüyüşün ardından katliamın gerçekleştiği Yürükselim Mahallesi’ne ulaşacak kitle, polis ablukasına alınan Erenler Cemevi’ne  polis kontrol noktasından geçtikten sonra ulaşacak.

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • Suriye’deki Alevi soykırımı İzmir’de yürüyüşle protesto edildi-VİDEO

    Suriye’deki Alevi soykırımı İzmir’de yürüyüşle protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu, yoğun yağmur yağışına rağmen Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarını düzenlediği yürüyüşle protestosu ederek, uluslararası kurumlara sorumluların tespiti ve sivillerin korunması için zaman kaybetmeksizin harekete geçme çağrısında bulundu.

    Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de Aleviler ve diğer halklara yönelik soykırım saldırılarını yoğun yağmur yağışına rağmen yürüyüşle protesto etti.

    Karşıyaka İZBAN durağı önünden yürüyüşe geçen kitle, “Suriye’deki Alevi Katliamını Durdurun” pankartı açarak, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları ile Karşıyaka İskelesi’ne yürüdü.

    Açıklamayı kurumlar adına Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen okudu.

    “SALDIRILAR SOYKIRIM HALİNE DÖNÜŞTÜ”

    Suriye’de Alevilere yönelik geçen yıl Aralık ayında başlayan saldırıların soykırım boyutu aldığına dikkat çeken Fırat Dikmen, ” 8 Aralık 2024’te Suriye’de ‘rejim değişikliği’ olarak adlandırılan bir mizansen gerçekleşmiş ve cihatçı-selefi terör örgütlerinin kırıntılarından oluşturulmuş olan HTŞ iktidara taşınmıştı. O günden bugüne geçen bir sene boyunca toplu katliamlar, suikastlar, Alevi kadınların kaçırılması ve tecavüz edilmesi, baskı ve tehditler, yerleşim yerlerinin ganimet mantığıyla talanı ve göçerttirme yönelimleri gibi birçok noktada gelişen saldırılar hiç durmadı. Sonuç olarak binlerce Alevinin katledildiği ve hala katledilmeye devam ettiği ağır bir tabloyla karşı karşıyayız” dedi.

    “HTŞ BİRİNCİ DERECE SORUMLU VE BİZZAT SANIKTIR”

    “Alevi toplumunun hedef alınması, bölgeyi kaosa sürüklemeyi amaçlayan faşizan bir siyasetin ürünüdür” diyen Fırat Dikmen, Hristiyan halklar, Kürtler ve HTŞ destekçisi olmayan Arapların da bu politikaların hedefi olduğunu söyleyerek, “Küresel güçlerin dizaynı ile iktidara taşınan HTŞ ve güncelde meşruiyet turlarına çıkan lideri Şara, Alevi toplumuna ve halklara yönelik geliştirilen katliamları “kontrol dışı güçler” gibi belirsiz ve kendi sorumluluklarını gizlemeye dönük ifadelerle izah etmeye çalışmaktadır. Ancak çok iyi bilmekteyiz ki selefi anlayışa sahip bu yapı, bir yıldır devam eden katliam saldırılarından birinci derecede sorumlu ve bizzat sanıktır!” diye belirtti.

    KATLİAMIN DURDURULMASI İÇİN ÇAĞRI

    Dikmen, Suriye’deki savaş sürecinin dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi politikalarla değil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü politikalarla dindirilebileceğini ifade ederek, “Uluslararası örgütler ve insan hakları kurumlarını, katliam saldırılarının araştırılması, sorumluların tespiti ve sivillerin korunması için zaman kaybetmeksizin harekete geçmelerini bekliyoruz. Bu vesileyle tüm dünya halklarını da Suriye’de yaşayan Alevi toplumu ile dayanışmaya, katliam karşısında birlikte olmaya ve ses çıkarmaya çağırıyoruz! Alevilere yönelik katliam saldırıları bir an önce durdurulmalıdır. Alevilerin, Kürtlerin ve Hristiyan halkların kültürel varlıkları güvence altına alınmalı sosyal ve siyasal talepleri tanınmalıdır!” çağrısında bulundu.

    Yoğun yağmur yağışı altında gerçekleşen eylem alkış ve sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’de binlerce kadın ‘Barış’ için mücadele edeceğiz’ mesajı verdi-VİDEO

    İzmir’de binlerce kadın ‘Barış’ için mücadele edeceğiz’ mesajı verdi-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam talebiyle Alsancak sokaklarını dolduran kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, emek sömürüsüne ve görünmezliğine, “Aile Yılı” ilanına karşı seslerini yükselterek “Barış için dayanışma ve mücadeleye devam” mesajı verdi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla İzmir’de alana çıkan kadınlar, şiddete, yoksulluğa, eşitsizliğe ve savaşa karşı ses çıkardı. Kadınlar, her alanda dayanışma ve mücadeleyi büyüteceklerini belirtti.

    İzmir Kadın Platformu (İKP) öncülüğünde Penguen Kitabevi önünde bir araya gelen kadınlar, Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürüdü.

    “Eşit özgür güvenceli bir yaşamdan vazgeçmiyoruz” yazılı pankartları taşıyan kadınlar sık sık “Jin jiyan azadî”, “Jin şer na wxazin aşitiye du cazin”, “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Deniz Poyraz ölümsüzdür”, “Rojin Kabaiş ölümsüzdür” sloganlarını attı.

    Yürüyüşe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk da katıldı.

    Basın açıklamasının Türkçesini Pınar Çetin, Münevver Yalınız, Mine Akbaba ve Ruken Emektar; Kürtçesini ise Ruken Yılmaz okudu.

    Kadınlar geleneksel kıyafetleri, renkleri ve zılgıtlarıyla yürüyüşe katıldı.

    “AİLE YILI İLANI, MESEM’LERLE ÇOCUK EMEĞİ SÖMÜRÜSÜ”

    Açıklamada, 12. Kalkınma Planı’nın parçası olan “Aile Vizyon Belgesi”nin, “aile ve iş yaşamının uyumu” adı altında kadınları “kutsal aile” içine kapatmayı, ucuz ve güvencesiz işlere mahkûm etmeyi amaçladığı belirtildi. İktidarların dünya genelinde kadınların görünmeyen bakım emeğinden yılda 10,8 trilyon dolar kâr elde ettiği vurgulandı. Türkiye’de “Aile Yılı” ilan edildiği hatırlatılarak, açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Eğitim Bakanlığı MESEM projeleri adı altında çocukları işçileştiriyor, güvencesiz çalıştırılan çocukların ölümüne neden oluyor. Ataerkil kapitalist sistem, neoliberal politikalarla derinleşen yoksulluğu erkek-devlet şiddeti ile yönetmeye çalışıyor. Hane gelirine destek olmak isteyen kadınların emeği, parça başı iş adı altında patronlar ve büyük şirketler tarafından sömürülüyor.”

    “SORUMLU ÇALIŞMA BAKANLIĞI”

    Kadınların açlık sınırının altında çalıştırıldığı, sendikal haklarının keyfi biçimde engellendiği, taciz, şiddet ve mobbinge maruz bırakıldığı vurgulanan açıklamada; Temel Conta, Digel, TPI, Şık Makas ve birçok işyerinde kadın işçilerin direnişlerinin sürdüğü belirtildi. Zara’nın taşeron firması olan Dilovası’ndaki bir fabrikada yaşanan patlamada 3 çocuk ve 3 kadının katledildiği hatırlatılarak şöyle denildi: “Birkaç bina ötesinde İş-Kur binası bulunan, defalarca şikâyete rağmen kapısına gidilmeyen fabrikada yaşanan bu cinayetin sorumlusu, işçilerin güvenliği için önlem almayan, denetlemeyen Çalışma Bakanlığı ve iktidardır. Eşit işe eşit ücret ve sendikalı çalışma hakkı için mücadeleyi de dayanışmamızı da büyütüyoruz.”

    “KADINA GÜNDE SADECE 51 KURUŞLUK BÜTÇE”

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın çocuk yaşta evlilikler için teşvik verirken, kadınların güçlendirilmesi için günlük yalnızca 51 kuruş ayırdığı kaydedildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Nafaka hakkımıza göz diken iktidar; Diyanet’in fetvaları ile hayatlarımızı, bedenlerimizi tahakküm altına alan politikalarını, erkek şiddetini ve çocuk istismarını meşrulaştırıyor. Medeni haklarımıza, miras hakkımıza saldırıyor.”

    “ATK RAPORU KADINLARIN MÜCADELESİYLE AÇIKLANDI”

    Gülistan Doku’nun faillerinin bulunmadığı, Narin Güran’a ne olduğunun açıklanmadığı, Rojin Kabaiş katliamının “şüpheli ölüm” denilerek kapatılmaya çalışıldığı vurgulanan açıklamada, “Kadınların mücadelesi sonucunda, Rojin’in ölümünden tam bir yıl sonra Adli Tıp Kurumu raporlarında Rojin’in üzerinde iki ayrı erkeğe ait DNA bulunduğu açıklandı” denildi.

    “ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMLERİ YÜZDE 96 ARTTI”

    “Aile Yılı” ilanının ardından 2025’in ilk on ayında 235 kadın katledildiği, 247 kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği belirtildi. Açıklamada şu bilgiler aktarıldı: “Son altı ayda şüpheli kadın ölümleri yüzde 96 arttı. Her üç günde bir 2 kadın cinayeti şüpheli olarak kayıtlara geçiyor. Şüpheli kadın ölümleri, ilk kez kadın cinayeti sayısını geçti.”

    Açıklamada, Filistin’deki soykırımın kapitalist devletlerin desteğiyle derinleştiği, iki yılda 50 binden fazla kadın ve çocuğun katledildiği belirtildi. Suriye, İran ve dünyanın dört yanında kadınlara yönelik istismar, katliam ve yerinden edilme politikalarının devam ettiği vurgulandı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Eşit ve özgür bir toplumsal yaşam için mücadele etmeye devam edileceği belirtilen açıklamada, “Bu ülkeye barış, Ekin Van’ın çıplak bedenini teşhir eden, Kürt illerinde kadınlara tecavüz edip ‘Bana bir şey olmaz’ diyen Musa Orhan’ın, asker-polis-korucu yargılanması ile mümkündür. Barış için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    “11’İNCİ YARGI PAKETİ MÜCADELE SONUCU GERİ ÇEKİLDİ”

    Açıklamada, iktidarın 11. Yargı Paketi ile kadınların ve çocukların haklarını hedef aldığı kaydedilerek, “Hiçbir kadının kirpiği yere düşmesin diye. Kimliğimiz, bedenimiz, aşkımız sizin yargı paketlerinize sığmadı, sığmayacak. Makbul kadın olmayacağız” diye belirtildi.

    Açıklamanın ardından eylem halay ve şarkılarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • GÜNCELLENDİ/Dersim’de kadınlar, 25 Kasım’da alanlara çıktı: Hayatlarımız ve haklarımız için sokaklardayız-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Dersim’de kadınlar, 25 Kasım’da alanlara çıktı: Hayatlarımız ve haklarımız için sokaklardayız-VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Dersim Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş düzenledi. Kadınlar yürüyüşte sık sık, ‘AKP Kadınlardan Elini Çek’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Koruma Failleri Yargıla’ sloganları attı.

    Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Sanat Sokağı’nda bir araya gelerek Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yaptı. Kadınlar yürüyüşte sık sık, ‘AKP Kadınlardan Elini Çek’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Koruma Failleri Yargıla’ sloganları attı.

    ‘Şiddetsiz ve özgür yaşam için tek güvencemiz mücadelemiz’ pankartının açıldığı açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan  Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ve yüzlerce kadın katıldı. Basın açıklamasını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin okudu.

    “2025 YILI KADINLARI NEFESSİZ BIRAKACAK BİR DÜZENİN HIZLA ÖRGÜTLENDİĞİ BİR YIL OLDU”

    25 Kasım’da hayatları ve hakları için sokaklarda olduklarını belirten Hümeyra Tusun Yeğin, “2025 yılı, Türkiye’de bizler için hem mücadelenin yükseldiği hem de kadınları nefessiz bırakacak yeni bir düzenin hızla örgütlendiği bir yıl oldu. ‘Aile yılı’ ilanı ile başlayan 2025 yılında, kadınlar aileye bağımlı kılınmaya çalışılırken erken evlilik ve çok çocuk ısrarı da tüm yıl boyunca gündemdeydi. Yıl boyunca kadınlara “aile yaşamı ile uyumlu iş” tanımı yapıldı. Bu süslü sözlerin anlamı; esnek, sosyal güvenceden yoksun, emeklilik hakkı olmayan, düşük ücretli çalışma oldu. Haklarımıza yönelik saldırılara her gün bir yenisi ekleniyor. Boşanmayı önleyen politikalar, nafaka hakkımızın gasp edilmeye çalışılması, miras hakkımıza göz dikilmesi ve son olarak medeni kanundan doğan haklarımızın tartışmaya açılması bizleri erkek şiddeti karşısında savunmasız bırakıyor.

    İktidarın kadın düşmanı politikaları, devletin şiddeti önleyecek mekanizmaları harekete geçirmemesi, erkek egemen yargı kararları, kriz ve artan yoksulluk sonucu kadınlar evde, işte, sokakta, kampüste her yerde şiddetin türlü biçimlerine maruz kalıyor. Kadın katillerinin, şiddet faillerinin yargılamalarında iyi hal ve haksız tahrik indirimleri uygulanırken, hayatta kalmak için öz savunma uygulamak zorunda kalan kadınlara yüksek cezalar veriliyor. Ekonomik ve sosyal güvenceden yoksun bırakılmayı, yoksullaşmayı, güvencesiz- kayıt dışı çalıştırılarak sömürülmeyi, dünyanın bakımı da dahil tüm bakım yüklerini karşılıksız olarak yüklenmek zorunda görülmeyi, şiddet tehdidi altında yaşamayı reddediyoruz. Şiddetsiz, eşit, özgür, barış içinde; emeğimizin değer gördüğü demokratik ve laik bir ülkede yaşamak istiyoruz” dedi.

    “KADIN MÜCADELESİNİ DAHA FAZLA BÜYÜTECEĞİZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Erkek egemen şiddetinin kendisi 2025 yılını aile yılı ilan ederek milliyetçi cinsiyeti politikalarını her tarafta hayata geçirdi. Elbette ki biz kadın cinayetlerini, katliamlarını sadece sayısal verilerle ele almıyoruz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki şüpheli ölümler intihar denerek kadınların erkekler tarafından katledilmesinin önü açılmakta ve cinayetlerin araştırılmasının önü engellenmektedir. Mutlaka bu ülkede kadınlar bakanlığını inşa edeceğiz. Kadınların bütçesini savaşa değil, kadınların bütçesini güvenlikçi sisteme değil, kadınların yaşamına, sağlığına, eğitimine, kadına yönelik şiddete ayırarak bu coğrafyada kadın mücadelesini daha fazla büyüteceğimizi buradan bir kere daha söylüyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de çevre mitingi düzenlendi: Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak!-VİDEO

    Dersim’de çevre mitingi düzenlendi: Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak!-VİDEO

    PİRHA- Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, “Talana ve ranta geçit vermeyeceğiz, Biz kazanacağız, yaşam kazanacak” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda miting gerçekleştirdi. Dersim’in inancına, doğasına ve kültürüne kepçe vurmak istendiğini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Dersim’de nasıl demografik yapı değiştirilmek isteniyorsa, Samandağ’da, Defne’de de aynı yöntemi uyguluyorlar. Akbelen’de, Dersim’de, Cerattepe’de, Samandağ’da direnen direne kazanacağız” dedi.

    Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu‘nun düzenlediği ve “Talana ve ranta geçit vermeyeceğiz, Biz kazanacağız, yaşam kazanacak” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda yapılacak miting öncesi yürüyüş yapılıyor.

    Sık sık, “Doğaya, yaşama sahip çık”, “Direne direne kazanacağız”, “Dersim onurdur, onuruna sahip çık”, “Dersim’de baraj istemiyoruz”, “Talana geçit vermiyoruz”, “Kent bizim toprak bizim sahip çıkıyoruz”, “Kayyım gidecek biz geleceğiz”, “Dersim sahipsiz değildir” sloganları atılırken, kadınlar zılgıtlarıyla yürüyüşteki yerini aldı.

    Mitinge DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ile Birsen Orhan, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile binlerce yurttaş katıldı.

    “DERSİM’İN DAĞLARINI, SUYUNU, ORMANINI, YAŞAMINI KİMSEYE TESLİM ETMEYECEĞİZ!”

    Miting Tertip Komitesi adına konuşan Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, Dersim coğrafyasında yaşanan her müdahale yalnızca doğaya değil, hukuka, toplumsal hafızaya, kuşaktan kuşağa taşınmış değerlere yönelik olduğunu belirterek, şunları ifade etti:

    “Hangi birini anlatalım!.. Munzur Dağları’nın tamamının maden sahası ilan edilmesini mi? Binlerce yıllık ekosistemin bir kalem darbeyle şirketlere teslim edilmesini mi? Pülümür’de arıcılığı ve canlı yaşamını yok edecek Rüzgâr Güllerini mi, elektrikte üretim diye doğayı, yaşamı sona erdiren Baraj ve Hesleri mi, göç tesisi için Sütlüce’yi mi, akıbeti belli olmayan HES’ler ve istihdam için Cevizlidere’yi mi, çöpleriyle yaşamı zehirlenmek istenen Sini’yi mi, hangisini? Biz artık ney’i anlatalım biliyor musunuz? Burada yaşananların adım adım büyük bir yaşam hakkı gaspı olduğunu anlatalım! Doğamızı, suyumuzu, toprağımızı, kutsal mekânlarımızı rantın ve şirketlerin insafına bırakıldığını anlatalım.

    Biliyoruz!.. Türkiye’de doğası en çok tahrip edilen illerin başında Dersim geliyor. Dersim’de 80’li yıllardan bu yana bölgeye onlarca baraj ve HES’in yapımı tamamlanarak, işletmeye açıldı, hemen hemen hepsi su tuttu ve bölgenin doğal yapısı ağır şekilde tahrip edildi. Bugün bölgemizde TAGAR HES diye doğayı yok eden projeye yönelik açmış olduğumuz davada yürütmenin durdurulması kararı verilmişti fakat HES’i yapmaya devam ediyorlar.

    Özellikle bölgeden başlayıp Pülümür Hel Dağları ve Bağır Dağı eteklerine kadar uzanan hat boyunca daha da kontrolsüzce ilerlemesi sağlandı. Bölgenin oksijeni, suyu ve dağlarının nasıl şirketler eliyle yok edildiği de kamuoyu tarafından bilinmektedir. Kutsal alanlarımız olan Bağır Sipi maden şirketi tarafından delik deşik edilmiş. Munzur Havzası’nda 143 bin hektarlık bir sahada da dördüncü grup madencilik planlarının olduğunu da biliyoruz. Özellikle altın, gümüş, molibden, krom madenciliği projeleri, devaasa ormanlık alanların tamamına yakınını tehdit ediyor.

    Bölgede süren doğal ve ekolojik yıkım sadece bunlarla da sınırlı değil. Bu kadim kentte aynı zamanda inanç merkezleri üzerindeki rekreasyon veya peyzaj projeleri, atık su ve atık tesislerinin bulunmaması nedeniyle sulara akıtılan atıklar, kontrolsüz turizm faaliyetleri, yabani hayvan avcılığı gibi girişimler her geçen gün kentin ekosistemine daha fazla zarar veriyor.

    Dersim kadim zamanlardan beri kutsal mekânlara, dergahlara ev sahipliği yapmıştır. Dersim’in bir inanç ve kültür coğrafyası olduğunu artık Türkiye kamuoyunun ve şirketlerin bilmesi gerekiyor. Orman Kanunu hükümlerine göre orman alanlarının hiçbir şekilde tahrip edilmesi mümkün değil. Türkiye’nin tarafı olduğu Bern Sözleşmesi’ne göre de korunan türlere, habitatlara zarar verilemez. Meşe ormanları bir habitattır. Bu habitatların korunması, Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler gereğince mutlaka zorunludur. Bu habitatlara zarar verilmesine izin vermeyeceğiz. Bu sebeple Munzur’a, Pülümür’e, Sütlüce’ye, Halvori’ye, Gole Çetu’ya, Bağır’a, Sekasur’a, Geyiksuyu’na, İksor’a, Cevizlidere’ye, Tagar’a, Aliboğazı’na yapılacak her müdahaleye en güçlü şekilde Dersim Barosu olarak cevap vereceğiz. Biz bugün buradan ilan ediyoruz: Dersim’in dağlarını, suyunu, ormanını, yaşamını kimseye teslim etmeyeceğiz! Çocuklarımıza beton değil, zehir değil, yoksulluk değil, yaşanabilir bir gelecek bırakacağız” dedi.

    “DOĞA TESLİM ALINAMAYACAK!”

    Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu tarafından hazırlanan metin Kürtçe ve Türkçe okundu. Kürtçe’nin Kırmanckî (Zazaca) dilinde müzisyen Zeynep Kılıç okurken, Türkçesini ise Munzur Çevre Derneği Dersim İl Temsilcisi Yusuf Topçu okudu.

    Yapılan açıklamada, şunlara yer verildi:

    “Hak, adalet, yaşam ve doğa mücadelesinde yan yana duran tüm  halkımız! Hepinizi Dersim’in direniş geleneğiyle, kadim dağlarıyla, özgür akan Munzur suyunun coşkusuyla selamlıyoruz! Munzur’un direnci üzerimize olsun! Bizler, Dersim Doğa, Yaşam ve Çevre Platformu olarak bugün burada, bu kadim topraklara yönelen saldırılara karşı halkın sesini, halkın iradesini büyütmek için biraradayız! Çünkü biliyoruz ki: Dersim yalnızca bir coğrafya değil, doğayla uyum içinde yaşamın, direnişin, karşı duruşun ve özgürleşmenin  adıdır! Ama bu topraklar geçmişte olduğu gibi bugün de kuşatma altındadır. Uluslararası ve yerel sermaye politikaları, AKP-MHP koalisyonu eliyle yürütülen projeler ve “kalkınma” adı altında dayatılan yağma planlarıyla Dersim alanen yok edilmek isteniyor.

    Yeraltı ve yerüstü varlıklarımız yok edilmek isteniyor. Dağlarımız vahşi madencilikle delik deşik edilmek, nadir toprak elementleri uluslararası sermayeye peşkeş çekilmek isteniyor. Derelerimiz HES’lerle kurutulmak, ormanlarımız yakılmak, meralarımız ve kutsal mekânlarımız yatırım alanı adıyla şirketlere açılmak isteniyor. Kısacası Dersim haritadan silinmek istiyor. Bu saldırılar yalnızca doğaya değil, halkın belleğine, kimliğine,geleceğine ve inancına yönelmiştir. Bu bir “kalkınma” değil, açık bir ekolojik kıyım ve asimilasyon projesidir. Su kaynaklarımız ticarileştiriliyor, halkın yaşam hakkı şirketlerin kâr hırsına teslim ediliyor. Kutsal mekânlarımız “mesire alanı” adı altında metalaştırılıyor, inancımızın taşı, suyu, sesi bile satılmak isteniyor. Av turizmi adı altında, bu topraklarda can bildiğimiz hayvanlar parası olanlara hedef gösterilip vahşice katlediliyor. Ve tüm bunların üstü “ekoturizm, doğa turizmi” ve istihdam yalanlarıyla örtülüyor. Ama biz biliyoruz ki; yaşam alanlarımızı turizm  veya istihdam değil, halkın örgütlü gücü ile koruyabiliriz.

    Dersim’in ormanı, suyu, taşı, toprağı sadece doğa değildir; inançtır, bellektir, kimliktir, halktır! Bu yüzden diyoruz ki: Doğaya saldırı, Dersim halkına saldırıdır! Maden şirketleri, enerji tekelleri, turizm sermayesi ve onları koruyan devlet politikaları karşısında halkın direnişi meşrudur!

    Biz Dersim’in dört bir yanındaki köylülerle, kadınlarla, gençlerle, inanç önderleriyle birlikte haykırıyoruz: Bu topraklarda  talan politikaları halkın örgütlü birlikteliği karşısında hayata geçemeyecektir! Munzur’a, Pülümür’e, Halvori’ye, Gole Çetu’ya, Bağır’a, Sekasur’a, Geyiksuyu’na, İksor’a, Cevizlidere’ye, Aliboğazı’na uzanan her müdahale, halkın yaşamına yöneliktir.

    Artık yeter! Topraklarımızdan defolun. Sermayenin, devletin ve çıkar gruplarının doğa üzerindeki tahakkümüne boyun eğmeyeceğiz! Çünkü bu topraklar ranta değil, yaşama aittir!

    Biz burada yalnızca bir mitingde değil, bir yaşam nöbetinde buluştuk. Bu buluşma, doğayı savunmanın aynı zamanda inancı, kültürü, halkın onurunu savunmak olduğunu haykırmaktır! Bugün Seyit Rıza Meydanı’ndan bir kez daha sesleniyoruz: “Kazdağları’ndan Diyadine, Akbelen’den İkizdereye,  Akkuyu’dan Dersim’e kadar; bu ülkede son sözü yaşamı savunanlar söyleyecek!

    Biz doğanın sesi olacağız, derelerin çığlığı olacağız, ormanların nefesi olacağız! Talana ve sömürüye karşı direnen, doğayı ve onurunu savunan halkların sesi susmayacak! 7554 sayılı torba yasa bir işgal yasasıdır! Bu yasa doğayı, emeği, yaşamı, suyu ve geleceğimizi sermayeye teslim etmenin belgesidir! Bu yasaya karşı hayatın tüm alanlarında mücadele edeceğiz!

    Dersim için haykıracağız: Munzur özgür akacak! Dersim teslim olmayacak! Doğa kazanacak, halk kazanacak! Ve buradan çağrımızı yineliyoruz: Tüm hak savunucularını, ekoloji örgütlerini, Dersimlileri ve Dersim dostlarını, doğayı, yaşamı ve geleceğimizi savunmak için omuz omuza vermeye çağırıyoruz! Gelin, sesimizi birleştirelim! Doğanın, suyun, yaşamın sesini yükseltelim! Yaşamı savunmak, direnmek demektir!

    Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak! Munzur özgür akacak, halk kazanacak! Yaşasın Dersim’in direnişi! Yaşasın doğanın özgürlüğü! Yaşasın halkların dayanışması!”

    “BARIŞ DEMEK; DİLİNE, KÜLTÜRÜNE, DOĞASINA, İNANCINA SAHİP ÇIKMAK DEMEKTİR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kapitalizmin göz dikmediği bir şeyin kalmadığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “AKP doğayı talan etmek için yasa çıkarıyorlar. Ağacımıza, toprağımıza, suyumuza göz dikmişler. Ormanlarımızı yakarak maden şirketlerine alan açıyorlar. AKP yandaşlarına alan açmaya devam ediyor. Bununla ilgili yasalar çıkararak leblebi gibi dağıtıyorlar. Bizler doğa talanına ‘Hayır’ dedik, demeye devam edeceğiz. Doğa talanı yasasının geri çekilmesi için anayasa mahkemesine başvuruda bulunduk. Bugünde aynı bilinçle buradayız. Bizler birleşe birleşe kazanacağız.

    Dersim 145 maden sahasıyla tehdit altında. Munzur tehdit altında. Kapitalizmin tehdidine karşı zılgıt ve alkışlarımızla “Munzur özgür akacak” diyelim. Dersim’in inancına, doğasına, kültürüne kepçe vurmak istiyorlar. Bu kadim inancın önüne set çekmek istiyorlar. Dersim direnmeye devam ediyor. Ey iktidar, sermaye Dersim’den elini çek.

    Cevizlidere 1938’de yakılıp, yıkıldı. Geyiksuyu 1970’li yıllardan beri direniyor. Sekasur direnişine selam olsun. İktidar işçi, emekçi, kadınlar, insan, doğa hakkı için çıkarmıyor. Yasaları bile uygulamıyor. Tam tersi rant için yasa çıkarıyor. Depremin yarasını sarmak yerine sermaye için rezerv alanı ilan ederek, tarım alanlarına el koymaya çalışıyor. Ama halk direniyor. Samandağ’dan İstanbul’a halk direniyor.

    Dersim’de nasıl demografik yapı değiştirilmek isteniyorsa, Samandağ’da, Defne’de de aynı yöntemi uyguluyorlar. Akbelen’de, Dersim’de, Cerattepe’de, Samandağ’da direnen direne kazanacağız.

    Kayyıma soruyoruz; maden şirketlerine tek kelime etmemişsin Dersimlileri kandıracağını mı sanıyorsun? Bizler bu anlayışa karşı çıkıyoruz. Bugün atanmış olan kayyım zaman kaybetmeksizin geri çekilmelidir. Dersim ve Ovacık Belediye başkanları halkın iradesidir. İrademize sahip çıkıyoruz.

    Bizler Barış ve Demokratik Toplum Sürecini yürütüyoruz. En büyük hedefimiz, barışı, adaleti, demokrasiyi tesis etmektir. Barışa en çok bizim ihtiyacımız var. Toprağı talan edilen, mezrası zorla boşaltılan, göçe mahkum edilen, çatışmanın, tankın, topun her türlü zalimliğini gören bizlerin, dünyanın barışa ihtiyacı var. Bizler barışta her zamankinden daha fazla sahip çıkacağız. Barış bizim için halkların, inançların, canlıların kendi rengiyle yaşaması demektir. Barış demek; diline, kültürüne, doğasına, inancına sahip çıkmak demektir.

    CHP’ye ve muhalefete yapılan baskılar son bulmalıdır. Birleşik mücadelemizi büyütmeliyiz.

    Kadınlar mitingin en önündeler. Kadınlar diyor ki; talan, ranta, madene izin vermeyeceğiz. Biz kazanacağız, hep beraber kazanacağız.”

    “BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Çevre mücadelesi yürüten doğa savunucuları adına konuşan kadınlar, Dersim’in inancına, doğasına, sahip çıkacağını söyledi. Sürüldüklerini, göçe zorlandıkların ancak tekrar köylerine döndüklerini belirten kadınlar, “Toprağını satanlara, peşkeş çekenlere yazıklar olsun. Madenleri istemiyoruz. Bir daldık, bin dal olduk, boyun eğmeyeceğiz” dediler.

    Miting Taylan Yıldız, Şevin ve Hozan Aram’ın söylediği şarkılarla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • GÜNCELLENDİ/Seyit Rıza ve yol arkadaşları katledilişinin 88. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Seyit Rıza ve yol arkadaşları katledilişinin 88. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-88 yıl önce katledilen Seyit Rıza ve arkadaşları için Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılıp açıklama yapıldı. 1937-1938’de Dersim’in tamamının kana bulandığını dile getiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gerçek bir yüzleşme yaşanmadığı sürece bizler bu acıları ifade etmeye, bu konuda hak talebinde bulunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dersim Tertelesiyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmeli” dedi.

    Seyit Rıza ve arkadaşları, idam edilişlerinin 88.yılında Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılıp açıklama yapılarak anıldı. Yürüyüşte “Însanê Kamılî Xo Vîr Ra Meke!” pankartı açıldı.

    Anmaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ile Cevdet Konak ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. Basın açıklamasını Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “88 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN SEYİT RIZA VE YOL ARKADAŞLARININ MEZAR YERLERİ AÇIKLANMAMIŞTIR”

    15 Kasım 1937 tarihinin bir halkın, bir kültürün ve bir inanç dünyasının sistematik olarak hedef alındığı Dersim Katliamı’nın simgesel günlerinden biri olduğu belirten Ergin Tekin, “Bugün hâlâ yüzleşilmemiş bir tarih, kapanmamış yaralar ve adaleti bekleyen bir hafıza olarak karşımızda durmaktadır. Dersim ileri gelenlerinden Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli, savunma haklarının dahi olmadığı düzmece bir mahkemede yargılanarak idam edilmiştir. Cenazeleri ise teslim edilmediği gibi bugüne kadar mezar yerleri dahi açıklanmamıştır. İdamlardan bugüne 88 yıl geçti. Bugünün iktidarı AKP, yıllar boyunca Dersim’in acısını seçim malzemesi yapmış, sözde yüzleşme söylemlerini günübirlik, politik hesaplara kurban etmiştir. Bugün ortada ne açılmış arşiv vardır ne bulunmuş kayıp çocuklar ne de gerçek bir özür.

    Aksine; Dersim’in dağları maden şirketlerine, dereleri barajlara, halkı, baskıcı politikalara teslim edilmeye çalışılmaktadır. Halkın iradesi kayyımlarla gasp edilmekte, inanç değerleri yok sayılmakta, kimliği ve kültürü sistematik biçimde baskılanmaktadır. Seyit Rıza’nın sözleri hâlâ kulağımızdadır: “Ayıptır, zulümdür, cinayettir.” Bugün bu sözlerin muhatabı yalnızca tarihin karanlık sayfaları değil; yüzleşmekten kaçınan, hakikati erteleyen günümüz siyasal yaklaşımıdır. Kürt ve Alevi kimliklerimiz nedeniyle yaşatılan nice haksızlık ve travmaların ancak nitelikli bir yüzleşme temelinde eşit yurttaşlık hukukunun tanınarak aşılabileceğine olan inancımızı bir kez daha vurguluyoruz” denildi.

    “SOYKIRIM TANINMALIDIR”

    Ergin Tekin, talepleri şu şekilde sıraladı:

    -Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerleri açıklanmalı ve cenazelerinin Dersime nakli engellenmemelidir.

    -Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.

    – Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.

    – Asimilasyon, zorunlu göç, doğa katliamı ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir.

    -Devlet tarafından açık ve resmi bir özür kamuoyu önünde ilan edilmelidir.

    -Soykırım tanınmalıdır.

    “DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK BUGÜN DE ZORLA MESCİT VE CAMİ DAYATILIYOR”

    1937-1938 Katliamı’nın Dersim’in bağrına saplanmış bir hançer olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “O gün idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarıyla birlikte Dersim’de on binlerce can katledildi. Bugün itibarıyla Dersim’de değişen nedir diye sorduğumuzda değişen hiçbir şey yok. Seyit Rıza ve yoldaşlarının boynundaki ilmik hala bizim boynumuzda durmaya devam ediyor. O gün bize medeniyet getiriyorlardı. Acaba bugün bundan vazgeçmişler mi? Bugün bunun adına ne koyuyorlar? Hala köylerimize, mezralarımıza, ilçelerimize nüfusunun %98’i Alevi olduğu halde mescitler ve camiler dayatılıyor” dedi.

    “DERSİM HALKI İLE YÜZLEŞMEK ZORUNDASINIZ”

    Siyasal iktidar ve kapitalist burjuva sisteminin geçmişten aldığı mirasla topraklarımız üzerinde inançları, kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle on binlerce insanı katlettiğini vurgulayan DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, “Geçmişte yaşanan acılar halen devam ediyor. Yıllardır Dersimliler olarak devlete yaptığımız çağrı devam ediyor. Ancak mevcut siyasal iktidar kulaklarını tıkayarak bunu görmezlikten geliyor. Elbette ki bizim devletle bu konuda hesaplaşma gibi bir niyetimiz yok. Ancak devlete açıktan çağrımız var ve diyoruz ki Dersim halkı ile yüzleşmek zorundasınız” diye belirtti.

    “SEYİT RIZA’DAN SONRA KÜRDİSTAN’IN EVLATLARI ÖZGÜRLÜK İÇİN SAVAŞTILAR”

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının kimliği, varlığı, dili ve inancını savunduğunu belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Hükümet neyi düşünüyordu? Hükümet ‘Ben bir ulus devlet kurdum, bunun içinde yaşayan herkes Türk olmalı’ diyordu. İsmet İnönü’nün bir söylemi var: ‘Bizim birinci vazifemiz Türklüğe karşı gelen, Türkçülüğü kabul etmeyen bir kişi varsa onu bu vatandan atarız.” Dersim’de hem tertele hem katliam hem de soykırım vardı. Doğamız elimizden alındı, kız çocuklarımızı kendilerine hizmetkar yaptılar. Kim onları hizmetkar yaptı? Kazım Orbay, Celal Bayar yaptı. Kadınları, yaşlıları öldürdüler. Bu topraklar, bu derviş mekanı sadece bir kent değil, bizim hafızamızdır, inancızdır geleceğimizdir. Bundan sonra bizim bu toprakların diline sahip çıkmamız gerekiyor. Toprağın özgürlüğü için mücadele edenler bu hafızayı bize bıraktılar. Bu hafızayı bir miras olarak bıraktılar. O miras bitmedi, o yol kapanmadı. Seyit Rıza’dan sonra Kürdistan’ın evlatları özgürlük için savaştılar. Geçmişlerini, hafızalarını unutmadılar, özgürlük mücadelesinden taviz vermediler. Biz diyoruz ki; eğer bir toprakta insanlar yaşıyorsa özgür olmalılar. Bizim verdiğimiz mücadelenin özü budur. Bize devredilen mirası içselleştirmişiz. Onu mücadelemizde taşımışız” şeklinde konuştu.

    “DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİ”

    1937-1938’de Dersim’in tamamının kana bulandığını dile getiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gerçek bir yüzleşme yaşanmadığı sürece bizler bu acıları ifade etmeye, bu konuda hak talebinde bulunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dersim Tertelesiyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmeli. Bugün Alevi canlarımıza tarih boyunca yaşatılan katliamlara ne yazık ki yenileri ekleniyor. Bakın 21. yüzyıldayız ve Suriye’de Alevi katliamları yaşandı. Bugün bu topraklar birçok Alevi katliamına ne yazık ki tanıklık etti. Koçgiri, Dersim, Sivas, Çorum ve Gazi. Bu katliamlarla hesaplaşılması gerekiyor. Bu acıların son bulması gerekiyor. Ama ne yazık ki  Alevi canlarımızı asimile etmek, inançlarını yok saymak, onları sünnileştirmek ve resmi ideolojiye adapte etmek için devletin oynadığı oyunlar bitmiyor. Yani Muaviye’nin oyunları bu topraklarda bitmiyor. Yenilerine yenileri ekleniyor.

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı tam da bu ülkede yaşanan bu kadar acının, bu kadar haksızlığın, tekçi, ırkçı, milliyetçi ve tek merkezci zihniyete karşı, bu topraklarda yaşayan 72 millete aynı nazardan bakan bir anlayışın, bir siyasi düzenin oluşması için yapılmış bir çağrıdır aynı zamanda. Bu çağrıda Alevi canlarımıza yer çoktur. Bu çağrımız Alevi canlarımızadır aynı zamanda. Bizler bu topraklarda eşit yurttaşlık hakkı temelinde her inançtan, her milletten insanın kendi ana diliyle konuşabilmesi ve eğitim görebilmesi ve kendi inancını bu topraklarda özgürce yaşayabilmesi için yeni bir düzen kurulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu çağrıyı aynı zamanda bu şekilde okuduğumuzu ve anladığımızı da sizlerle paylaşmak isteriz. Bizler bu topraklarda çok acı çektik. Bizler bu topraklarda dilimizden dolayı, inancımızdan dolayı çok acı çektik. Çok sayıda katliamlara maruz kaldık. Bunlara karşı bir olmak, beraber olmak ve mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yok değerli canlar. Ve bu nedenle özellikle demokratik toplum çağrısına hep beraber sahip çıkarak demokratik bir cumhuriyeti birlikte inşa etmek için elimizden gelen her türlü çaba içinde olmaya devam etmeliyiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • 16 Kasım’da Dersim’de ‘Doğa ve Yaşam Mitingi’ gerçekleştirilecek-VİDEO

    16 Kasım’da Dersim’de ‘Doğa ve Yaşam Mitingi’ gerçekleştirilecek-VİDEO

    PİRHA-Dersim Doğa, Yaşam ve Çevre Platformu, “Talana ve ranta geçit vermeyeceğiz, Biz kazanacağız, yaşam kazanacak” şiarıyla 16 Kasım’da Seyit Rıza Meydanı’nda miting gerçekleştirecek. Mitinge ilişkin yapılan açıklamada, “Bu çağrı; talana karşı direnen, sömürüye karşı duran, doğayı ve onurunu savunan herkesedir. Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak” denildi. 

    Dersim Doğa, Yaşam ve Çevre Platformu, “Talana ve ranta geçit vermeyeceğiz, Biz kazanacağız, yaşam kazanacak” şiarıyla 16 Kasım’da Seyit Rıza Meydanı’nda gerçekleştirilecek mitinge ilişkin KESK binasında basın toplantısı gerçekleştirdi.

    Basın metnini Munzur Çevre Derneği Dersim İl Temsilcisi Yusuf Topçu’nun okuduğu açıklamaya yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri katıldı.

    Dersim Doğa, Yaşam ve Çevre Platformu, KESK Dersim Dersim’deki doğa talanına tepki göstermek için 16 Kasım’da Seyit Rıza Meydanı’nda miting yapılacağını duyurdu.

    “DAĞLARIMIZ MADENCİLİKLE DELİK DEŞİK EDİLİYOR”

    Dersim coğrafyasının yağma planlarıyla kuşatma altına alındığını belirten Yusuf Topçu, “Dağlarımız madencilikle delik deşik ediliyor, derelerimiz HES’lerle kurutuluyor, ormanlarımız yakılıyor, meralarımız, kutsal mekânlarımız, köylerimiz “yatırım alanı” ilan ediliyor. Bu politikalar, yaşam alanlarımızı yok eden, halkı topraksız ve kimliksiz bırakmayı hedefleyen bir ekolojik yıkım ve asimilasyon projesidir. Su kaynaklarımız ticarileştiriliyor; halkın yaşam hakkı, şirketlerin kâr hırsına teslim ediliyor. Kutsal mekânlarımız “mesire alanı” adı altında metalaştırılıyor, inancımızın taşı ve suyu bile satılmak isteniyor. Halkın ortak kullanımındaki araziler, endüstriyel tarım adıyla şirketlere peşkeş çekiliyor. Av turizmi maskesiyle, bu topraklarda can bildiğimiz hayvanlar parası olanlara hedef gösteriliyor” dedi.

    “DERSİM’İN SESİ SUSMAYACAK, DOĞA TESLİM ALINAMAYACAK”

    Doğaya saldırının Dersim halkına saldırı olduğunu dile getiren Topçu, “Maden şirketleri, enerji tekelleri, turizm sermayesi ve onları koruyan politikalar karşısında halkın direnişi meşrudur. Bizler, Dersim Doğa, Yaşam ve Çevre Platformu olarak, tüm kurumlarımızla, köylerimizle, kadınlarla, gençlerle ve inanç önderleriyle birlikte diyoruz; Bu topraklarda artık hiçbir proje halkın rızası olmadan hayata geçemeyecek. Sermayenin, devletin ve çıkar gruplarının doğa üzerindeki tahakkümüne boyun eğmeyeceğiz. Bu topraklar ranta değil, yaşama aittir. 16 Kasım’da Seyit Rıza Meydanı’nda buluşuyoruz. Yaşamı savunmak için, suyun özgürlüğü, dağın onuru, halkın geleceği için yürüyoruz. Bu çağrı; talana karşı direnen, sömürüye karşı duran, doğayı ve onurunu savunan herkesedir. Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • KESK’liler Ankara’dan seslendi: KHK’ler iptal edilsin!-VİDEO

    KESK’liler Ankara’dan seslendi: KHK’ler iptal edilsin!-VİDEO

    PİRHA-KHK ile kamu görevlerinden ihraç edilenlerin görevlerine dönmesi talebiyle Ankara’ya yürüyen KESK üyelerinin Meclis’e yürümesine izin verilmezken, KESK’liler Madenci Parkı’nda oturma eylemi başlattı.

    Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kamu görevinden ihraç edilenlerin işlerine iadesi için Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından 14 Ekim’de Diyarbakır’dan Ankara’ya başlatılan yürüyüş dün tamamlandı. Ankara’ya ulaşan KESK’liler, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Merkezi’nin önünde toplanarak Meclis’e yürümek istedi. KESK’liler, polis tarafından abluka altına alındı.

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Ablukaya ve gazetecilerin görüntü almasına tepki gösteren ve kendisi de ablukada kalan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “15 Temmuz 2016 yılında OHAL’de KHK’yle ihraç edilen kamu emekçileri, aradan 9 yıl geçmesine rağmen hala görevlerine iadesi edilmediler. Neden iade edilmediklerini ise arkadaşlarımız hala bilmiyor. Son arkadaşımız görevine dönünceye kadar bu mücadeleye devam edeceğiz” dedi. Yapılan görüşmelerin ardından abluka kaldırıldı.

    “NİYE İHRAÇ EDİLDİLER?”

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, darbe girişimi sonrası bu ülkede 125 bin kamu emekçisi ihraç edildiğini hatırlatarak, şunları dile getirdi:

    “Hiçbir darbe döneminde, darbelerini başarılı olduğu dönemlerde dahi bu kadar kamu emekçisi ihraç edilmemişti. Darbe süreçlerinde kimse bu kadar etkilenmemişti. Hiçbir darbe süreci 10 sene boyunca kurumların kapatılmasıyla devam etmemişti. 125 bin kamu emekçisi ihraç edildi. Niye ihraç edildiler? İhraç sebepleri, bu ülkede emekçinin hakkını almak için yapmış olduğumuz eylemlere katılmaktı. Bu ülkede barışın tesis edilmesini talep etmekti. 8 Mart’larda kadına yönelik şiddetin son bulmasını talep etmekti. Nitelikli anadilde eğitim talebiydi.

    Barışın inşa edilmesi, o ülkede yaşayan halkların, emekçilerin ortak yaşamı ve gönüllü birlikteliğiyle kurgulanabilir. Bunun için demokratik uygulamaların tekrar tesis edilmesini gerekir. KHK ihraçları dönemi sonrasında bu ülkede seçilmiş belediyelere kayyumlar atandı. KHK ihraçlarıyla başlayan hukuksuzluk kayyumla da durmadı. Dergiler, gazeteler televizyonlar kapatıldı. Haber alma hakkımız ortadan kaldırıldı. Torba yasalarla emeklilik haklarımız elimizden alındı. Bugün emekli olamayışımız tesadüf değil. Bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılarak kadına yönelik şiddet meşrutiyet kazandı.”

    Açıklamanın ardından oturma eylemine geçen kitle, eylemlerini saat 17.00’a kadar sürdürecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’deki basın emekçileri, Hakan Tosun için yürüdü: Gerçeğin sesi susturulamayacak-VİDEO

    Dersim’deki basın emekçileri, Hakan Tosun için yürüdü: Gerçeğin sesi susturulamayacak-VİDEO

    PİRHA-Gazeteci Hakan Tosun’un katledilmesine ilişkin açıklama gerçekleştiren Dersim’deki basın emekçileri, gerçeğin sesinin susturulamayacağını ifade ederek sürecin şeffaf yürütülmesi çağrısında bulundu.

    Dersim’deki basın emekçileri, İstanbul’un Esenyurt ilçesinde 10 Ekim’de evine giderken saldırıya uğrayan ve 13 Ekim’de hayatını kaybeden gazeteci, ekolojist ve yönetmen Hakan Tosun’un katledilmesine ilişkin yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleşirdi.

    Açıklamaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Ayten Kordu, yerlerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri katıldı.

    “Özgür basın susturulamaz”, “ Hakan Tosun için adalet” ve “ Koruma aklama failleri yargıla” sloganlarının atıldığı açıklamada, “Gazeteci Hakan Tosun’a ne oldu” pankartı açıldı. Basın açıklamasını PİRHA muhabiri Cihan Berk okudu.

    ‘SALDIRI TOPLUMUN HABER ALMA HAKKINA YÖNELİK‘

    Açıklama metnini okuyan Cihan Berk, Hakan Tosun’un, evine giderken uğradığı saldırı sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdiğini hatırlatarak bu saldırının,

    Hakan Tosun’un katledilmesinin Türkiye’de basın emekçilerine yönelik şiddetin ve cezasızlık anlayışının en vahim örneklerinden biri olduğunu söyleyen Cihan Berk, “Hakan Tosun, yıllardır ekoloji, kent mücadeleleri ve toplumsal olaylar üzerine yaptığı haberlerle tanınan, halkın doğru ve güvenilir bilgiye erişmesi için görev üstlenen bir gazeteciydi. Onun uğradığı bu saldırı, yalnızca bir gazeteciye yönelmiş bir saldırı değildir; toplumun haber alma hakkına, basın özgürlüğüne yapılmış sistematik bir müdahaledir. Geçmişten günümüze, Metin Göktepe, Musa Anter, Hrant Dink ve çok sayıda gazeteci, hakikati savundukları için katledilmiştir. Bugün Hakan Tosun’un katledilmesi de bu karanlık ve süreklilik gösteren saldırı zincirinin yeni bir halkasıdır” dedi.

    ‘DAYANIŞMAYI BÜYÜTECEĞİZ’

    Berk, olay sonrası yürütülen soruşturma sürecinde hastane müdahalesi, kimlik tespiti, delillerin toplanması ve güvenliğinin sağlanması aşamalarında ortaya çıkan ihmallerin, kamuoyunda ciddi kaygılara yol açtığını ifade etti. JİNNEWS muhabiri Rabia Önver’in DAİŞ- Hizbullah yapılanmasına ilişkin yapılan haberin ardından tehdit edildiğini hatırlatan Berk, bu tehditlerin karşısında dayanışmayı güçlendireceklerini belirtti. Dosyayı takip eden gazeteci Umut Taştan’ın tehdit edilmesinin, basın üzerindeki baskıların ne boyutta olduğunu ve saldırıların yalnızca hedef gazeteciyi değil, tüm habercilik alanını etkilediğini gösterdiğini kaydetti.

    GERÇEĞİN SESİ SUSTURULAMAYACAK’

    Gerçeğin sesinin susturulamayacağını ifade eden Berk, taleplerini şu şekilde sıraladı:

    “-Kolluk kuvvetleri, hastane yönetimi ve ilgili tüm kurumların süreç boyunca denetlenmesi,

    -Kamera kayıtlarının ve diğer delillerin orijinal hallerine, mahkeme kararıyla avukatlar ve bağımsız uzmanların erişiminin sağlanması, kimlik tespit sürecindeki gecikmeler ve ihmaller hakkında resmi bir açıklama yayımlanması,

    -Hakan Tosun’un ailesiyle doğrudan iletişim kurulması, sürecin düzenli olarak aileye ve meslektaşlara bildirilmesi, hukuki destek sağlanması.

    -Olayın bağımsız basın ve kamu denetimi altında yürütülmesi, kamuoyuna açık ve düzenli bilgilendirme yapılmasını talep ediyoruz.

    -Bu talepler, yalnızca Hakan Tosun’un adalet mücadelesi için değil, Türkiye’de basın özgürlüğü ve meslek dayanışmasının korunması için de hayati önemdedir.

    -Gazetecilik suç değildir; gerçeği yazmak suç değildir. Cezasızlık, benzer saldırıların önünü açacak ve basın üzerindeki korku iklimini derinleştirecektir. Yetkililer, Hakan Tosun’un katledilmesine yol açan bu saldırının tüm boyutlarını titizlikle araştırmak ve sorumluları yargı önüne çıkarmakla yükümlüdür.”

    ÖZGÜR BASIN HİÇBİR ZAMAN SUSMADI”

    DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, “Çürümüş bir düzen ve politikalarla karşı karşıyayız. Hakan arkadaşımız da bu çürümüş düzenin bu çürümüş sistemin aslında sonucu üzerine katledildi. Biz adaleti arayan, adaletin inşa edilmesi için mücadele eden insanlarız, demokratik toplum örgütleri olarak hepimiz buradayız. Özgür Basın, tarihinde hiçbir zaman susmadı, kalemi hiçbir zaman yere düşmedi” dedi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Munzur Üniversitesi öğrencilerinin, Rojin Kabaiş için yapmak istediği yürüyüşe polis engeli-VİDEO

    Munzur Üniversitesi öğrencilerinin, Rojin Kabaiş için yapmak istediği yürüyüşe polis engeli-VİDEO

    PİRHA-Munzur Üniversitesi öğrencileri, Rojin Kabaiş için açıklama yaptı. Açıklamadan sonra öğrencilerin, rektörlük önüne yapmak istediği yürüyüş ise polis tarafından engellendi. 

    Munzur Özgür Öğrenci Derneği öncülüğünde Munzur Üniversitesi öğrencileri, Rojin Kabaiş için Mühendislik Fakültesi önünde açıklama yaptı. Açıklamadan sonra öğrencilerin, Munzur Üniversitesi Rektörlüğü önüne kadar yapmak istediği yürüyüş ise polis tarafından engellendi. Öğrenciler ise sık sık ‘Rojin için adalet’ sloganları attı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de kadınlar Rojin Kabaiş için yürüdü-VİDEO

    Dersim’de kadınlar Rojin Kabaiş için yürüdü-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de kadınlar, Rojin Kabaiş için Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüdü. Kitle yürüyüşte sık sık, ‘İntihar değil bu bir cinayet’ , ‘Kadın cinayetleri politiktir’ , ‘Rojin için adalet’ sloganları atıldı. 

    Dersim Kadın Platformu öncülüğünde yüzlerce kadın, Rojin Kabaiş için Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüdü. ‘Rojin Kabaiş’e ne oldu, Gülistan Doku nerede’ yazılı pankartın taşındığı yürüyüşte kadınlar tarafından sık sık ‘İntihar değil bu bir cinayet’ , ‘Kadın cinayetleri politiktir’ , ‘Rojin için adalet’ sloganları atıldı. Basın açıklamasını Dersim Kadın Platformu adına Eylül Yantemur okudu.

    “ROJİN İÇİN ADALET ARIYORUZ”

    Rojin Kabaiş’in cinsel saldırıya uğramış olduğuna dair kuvvetli bir şüphe söz konusuyken ATK tarafından 1 yıl buyunca delillerin saklandığını belirten Eylül Yantemur, “Kadınlar evlerinde, kaldıkları yurtların önünde, iş yerlerinde, sokakta öldürülüyor. Katiller cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Tıpkı Rojin’in ve Gülistan’ın ailesinde olduğu gibi acılı aileler adalet mücadelesi vermekten yas tutmaya zaman bulamıyor. Tüm bunlar olurken bilimsel bir kuruluş olan Adli Tıp Kurumu dahi cinsel saldırı ve cinayet şüphesinin olduğu ve toplum vicdanını böylesine derinden sarsmış bir hadisede bile delil saklayabiliyor. Yargı, bilim, siyaset el birliğiyle kadın cinayetlerinin üzerini örtmeye çalışıyor. Ailelerinin bin bir emekle yetiştirdiği, yetiştirirken gözünden sakındığı genç kadınların erkek şiddetine ve faili meçhul cinayetlere kurban gitmesine isyan ediyoruz. Kadına yönelik her türlü şiddet politiktir. Rojin Kabaiş dosyasında faillerin açığa çıkmaması için gösterilen bu çaba da münferit değil, sistematik fail koruyuculuktur. “Gülistan Doku Nerede” diyenler olarak Rojin için adalet arıyoruz. Katiller açığa çıkarılıp cezalandırılıncaya kadar susmayacağız” dedi.

    “SOKAKLARI TERK ETMEYECEĞİZ”

    ‘Toplumda her gün kadın cinayetleri işlenirken kadın böyle bir ülkede nasıl güvende olabilir’ diye sorarak sözlerine başlayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Kadınların bu ülkede güvende olmadığını her gün işlenen kadın cinayetlerinden biliyoruz. Ataerkil sistem, kadının mücadelesini evlere kapatmak istiyor. Erkek egemen ideolojinin aklı da ataerkil sistem de şunu bilsin ki kadınlar mücadelesini savunmaya devam edecek. Sokakları terk etmeyeceğiz, kadınlar olarak mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 104 kişi İzmir’de anıldı: Barışta hala ısrarcıyız!-VİDEO

    104 kişi İzmir’de anıldı: Barışta hala ısrarcıyız!-VİDEO

    PİRHA- İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden 104 kişiyi andı. Alsancak Garı önünde gerçekleşen kitlesel anma sonrasında yapılan yürüyüş sonrasında denize karanfiller bırakıldı.

    Ankara Gar Meydanı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen “Barış ve Demokrasi” mitingine katılanlara yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısının üzerinden 10 yıl geçti.

    İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde IŞİD saldırısı sonucu katledilenleri anmak için Alsancak Garı önünde 10 Ekim Barış Derneği “10 Ekim’i unutmayacağız, unutturmayacağız” pankartını açtı. Sık sık “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Amed, Suruç Ankara katil sarayda”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.

    Katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişinin katıldığı anmada yaşamını yitirenlerin isimleri okunarak bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

     “ADALET ARAYIŞINDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    “10 Ekim baskıya, zora karşı demokrasi ve özgürlüklerin savunulmasının adıdır” diyen Mustafa Özdağ, “Tarifi mümkün olmayan acılarla yaşamak, yaralara alışamadan katlanmak zorundayız. Bu yüzden 10. yılında ilk günkü öfkemizle, yasımızla ve kararlılığımızla buradayız: korkmuyoruz, yılmadık ve vazgeçmeyeceğiz. Emek, demokrasi, özgürlük ve barışı her zaman haykırarak savunmaya devam edeceğiz. 10 Ekim, iyileşmeyecek yürek yaralarımızın, parçalanmış bedenlerimizin ve emekten yana duruşumuzun adıdır; kadınlara, çocuklara yönelik şiddete karşı duruşumuzun, yaşam alanlarımızı savunuşumuzun adıdır. Baskıya, zora karşı demokrasi ve özgürlüklerin savunulmasının adıdır” diye konuştu.

    Katilleri tanıdıklarını belirten Özdağ, katliamdan sonra “Oylarımız arttı diye sırıtanlar”, “400 vekili verin bu iş bitsin” diyenler ve barış isteyen akademisyenlere tahammülsüzlük gösterenlerin asıl katiller olduğunu kaydederek, hakikatler ortaya çıkana ve sorumlular yargılanana kadar adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    “SİYASİ BİR CİNAYETTİR”

    Ardından söz alan katliamda yitirilen Mesut Mak’ın eşi Evrim Mak, katliamın yalnızca IŞİD’in değil, devletin ihmaliyle gerçekleşen “derin bir siyasi cinayet” olduğunu ifade etti. Barış isteyen on binlerce insanın, devletin koruması olmadan adeta bir hedef tahtasına dönüştürüldüğünü dile getiren Evrim Mak şöyle konuştu:

    “Aramızdan koparılan o insanlar ne bir savaş çağrısı yapmışlardı ne de bir çatışmanın tarafıydılar. Onlar sadece emek, demokrasi ve barış diye haykırmak için Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelmişlerdi. İnsani olan bu talepler neden birilerini bu kadar rahatsız etti? Çünkü barışın sesi, savaştan beslenenlerin kulağını tırmalıyordu. O gün patlayan bombalar yalnızca bedenlerimizi parçalamadı; devletin en temel görevi olan yurttaşlarının can güvenliğini sağlama yükümlülüğünü de yerle bir etti. Bu katliam sadece IŞİD militanlarının parmak izini taşıyan bir terör eylemi değildir. Aynı zamanda derin bir devlet zafiyetinin, kamu görevlilerinin ihmalinin, hatta bilinçli ihmali sonucu işlenmiş siyasi bir cinayettir. Barış isteyen on binlerce insan, devletin koruması olmadan adeta bir hedef tahtasına dönüştürüldü.”

    “ORGANİZE KATLİAM”

    Ardından konuşan 10 Ekim yaralısı Murat Akçalı, Gar katliamında yaşananları “bilerek ve isteyerek organize edilmiş bir katliam” olarak nitelendirerek, “Gar katliamının ardından bazıları için ‘oh oldu’ dediler; sonra statlarda yuhalananları hatırlarsınız. Bombalar patladığında can çekişirken, yanımda ölü insanlar yatarken, üzerimizde müdahale edenler olurken aynı zamanda atılan gazla insanların refleksle uzaklaştığını gördük; atılan gaz sıradan değildi. Burada söyleyecek çok şey var ama en önemlisi şu: katilleri biliyoruz. İki farklı hakime defalarca söyledim; burada ‘ihmal’ ya da ‘göz yumma’ gibi hafif ifadeler söz konusu değildir. Bence burada bilerek ve isteyerek organize edilmiş bir katliam var” diye belirtti.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • GÜNCELLENDİ/Dersim’de 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yürüyüş yapıldı-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Dersim’de 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yürüyüş yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapıldı. Kitle yürüyüşte sık sık, ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi’ sloganını attı.

    Dersim’de 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Dersim Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapıldı. Kitle yürüyüşte sık sık, ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi’ sloganını attı.

    Yürüyüşün ardından Seyit Rıza Meydanı’nda açıklama yapıldı. Açıklamayı DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş okudu. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı. Açıklamada, ‘Demokratik ve eşit bir yaşam için barışa ses ver’ pankartı açıldı.

    “TOPLUMSAL BARIŞ SAĞLANMADAN SAĞLIKLI GELECEK KURULAMAZ”

    1 Eylül Dünya Barış Günü’ne savaşların, yoksulluğun ve soykırımın gölgesinde girdiklerini belirten Özcan Ateş, “Ukrayna Rusya savaşı ve İsrail’in Gazze kıyımının sürdüğü bu günlerde barışa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Barış sadece çatışmaların, şiddetin sona erdirilmesi için değil toplumun eşit özgür birlikteliği içinde gereklidir, toplumsal barış sağlanmadan sağlıklı gelecek kurulamaz. Yaşanılan karamsar tabloya rağmen değiştirmek ve eşit özgür barışçıl bir dünyayı yaratmak mücadele ile mümkün olacaktır. Savaşsız, sömürüsüz, demokratik ve eşit bir yaşamın inşa edildiği bir dünya bizim ellerinde, dayanışma ve mücadele ile kurulacaktır” dedi.

    “BARIŞI, DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNDEN BAĞIMSIZ ELE ALMIYORUZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Türkiye’de çok uzun zamandan beri coğrafyamızda barışın tesis edilmesi için uzun yıllardır topraklarımızda verilen bir mücadele var. Biz savaşın neler getirdiğini, kendi yaşadığımız coğrafyadan, 1938 katliamından biliyoruz. Bugün bütün halkların ve inançların artık kendi varlığını inşa edebileceği yeni bir süreç başladı. Artık hepimizin omuzlarında çok büyük bir sorumluluk var. Biz coğrafyamızda barışı sağlarken demokrasi kültüründen bağımsız ele almıyoruz. Bu ülkede ancak demokratik kültür inşa edilebilirse gerçek anlamda bir barış bu topraklarda tesis edilecek.”

    PİRHA/DERSİM

  • 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle İstanbul’da on binlerin katılımıyla yürüyüş-VİDEO

    1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle İstanbul’da on binlerin katılımıyla yürüyüş-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin gerçekleştirdiği 1 Eylül mitingi öncesinde yürüyüş düzenlendi.

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Kadıköy Rıhtım Meydanı’nda “Demokratik toplum için barışa ses ver” mitingi düzenledi.

    Miting öncesi Söğütlüçeşme’de bir araya gelen onbiblerce kişi, yürüyüş düzenledi.

    Kortejler eşliğinde miting alanına yürüyen yurttaşlar, “İnfaz yakmalara son! Tutsaklara özgürlük”, “Demokratik toplum için barışa ses ver” yazılı dövizler taşıdı.

    Yaklaşık kırk dakika süren yürüyüşte Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da yer aldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Dersim’de kamu emekçileri iş bıraktı: Maaşlarımız mum gibi eriyor-VİDEO

    Dersim’de kamu emekçileri iş bıraktı: Maaşlarımız mum gibi eriyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de sefalet zammını protesto ederek iş bırakan yüzlerce kamu emekçisi, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’nda yürüdü. Kitle yürüyüşte sık sık ‘Direne direne kazanacağız’, ‘Emekçiyiz haklıyız kazanacağız’ sloganları attı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Dersim Şubeler Platformu öncülüğünde, sefalet zammını protesto ederek iş bırakan yüzlerce kamu emekçisi, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’nda yürüdü. Kitle yürüyüşte sık sık ‘Direne direne kazanacağız’, ‘Emekçiyiz haklıyız kazanacağız’ sloganları attı.

    Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını Büro Emekçileri Sendikası (BES) Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu okudu. Açıklamada, ‘TÜİK’in sahte verilerine hayır, insanca bir yaşam için hakkımız olanı istiyoruz’ pankartı açıldı.

    “ÜLKENİN TÜM YURTTAŞLARI İÇİN GREVDEYİZ”

    Ülkeyi yönetenlerin kamu emekçilerini kapı kulu olarak gördüklerini iş bıraktıklarını ifade eden Sinan Ulu, “Hepimize daha fazla yoksulluk, sefalet ve geleceksizlik dayatmaya çalışıyor. Bu ülkede kamu emekçileri olarak sadece bizlerin hakları değil, tüm vatandaşların nitelikli, ücretsiz, ulaşılabilir bir kamu hizmeti alma hakkı yıllardır yok sayılıyor. Dolayısıyla bizler bugün sadece kendimiz için değil, nitelikli, ücretsiz, ulaşılabilir kamu hizmeti hakkı yok sayılan başta dar gelirliler olmak üzere bu ülkenin tüm insanları, tüm yurttaşlar için grevdeyiz. Bizleri yok sayan bu yoksulluk, sefalet, güvencesizlik teklifine itirazımızı yükseltiyoruz. Üretimden gelen gücümüzü kullanıyor, bu daha başlangıç, mücadeleye devam diyoruz” dedi.

    Açıklamanın ardından halaylar çekildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Hozat’ta çevre yürüyüşü yapıldı: Doğama, suyuma, toprağıma dokunma-VİDEO

    Hozat’ta çevre yürüyüşü yapıldı: Doğama, suyuma, toprağıma dokunma-VİDEO

    PİRHA-23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 2. gününde Hozat’ta ‘Doğama, suyuma, toprağıma dokunma’ şiarıyla Hozat’ta yürüyüş yapıldı.

    “Dersim Yaşamdır; Doğama, İrademe, Dilime, İnancıma Dokunma” temasıyla 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali devam ediyor.

    Festivalin ikinci gününde Hozat merkezde Hozat Pertek Sekasur Çevre ve Doğa Platformu öncülüğünde, ‘Doğama, suyuma, toprağıma dokunma’ şiarıyla yürüyüş yapıldı.

    “Doğama, suyuma, toprağıma dokunma” pankartının açıldığı yürüyüşte kitle sık sık “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Sekasor kutsaldır kutsal kalacak”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Geyiksuyu’nda madenciliğe karşı yürüyüş: Dersim’de maden istemiyoruz-VİDEO

    Geyiksuyu’nda madenciliğe karşı yürüyüş: Dersim’de maden istemiyoruz-VİDEO

    PİRHA- 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 2. gününde Geyiksuyu’nda madencilik projesine tepki göstermek için yürüyüş yapıldı.

    “Dersim Yaşamdır; Doğama, İrademe, Dilime, İnancıma Dokunma” temasıyla 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali devam ediyor.

    Festivalin ikinci gününde Dersim merkeze bağlı Deşt (Geyiksuyu) köyünde madencilik projesine tepki göstermek için yürüyüş yapıldı. ‘Doğana sahip çık, madene geçit verme’ pankartının açıldığı yürüyüşte sık sık ‘Dersim’de maden istemiyoruz’ , ‘Doğama, havama, suyuma dokunma’ sloganları atıldı.

    Yürüyüşün ardından Geyiksuyu ve Çevre Köyleri Doğayı Koruma Platformu ve çevre dernekleri ile siyasi parti temsilcileri konuşma yaptı.

    “YAŞAM ALANLARIMIZI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Dersim coğrafyasında binlerce hektarlık alanın madencilik projeleri için ruhsatlandırıldığını belirten Geyiksuyu ve Çevre Köyleri Doğayı Koruma Platformu Sözcüsü Hıdır Yıldız, “Maden şirketleri, pusuda beklemektedir ancak bizler de nöbette olacağız. Doğamızın kıyımına izin vermemeye kararlıyız. Yaşam alanlarımızı savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    “MADEN ŞİRKETLERİNE ENGEL OLMAZSAK DERSİM DİYE BİR YER KALMAYACAK”

    Dersim coğrafyasının birçok noktasının tehlike altında olduğuna dikkat çeken Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, “Eğer biz maden şirketlerine engel olmazsak Dersim diye bir yer olmayacak. Birlikte mücadele edersek mutlaka maden şirketlerini engelleriz. Sekasur, Geyiksuyu ve Cevizlidere tek başına bir şey kazanamaz, parçalı bir şekilde mücadele edersek maden şirketleri başarılı olur” diye belirtti.

    “MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Polen Ekoloji Kollektifi’nden Umut Şener, “Bu saldırıları püskürtene kadar doğanın ve yaşamımızın hakkını koruyana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    “MADEN PROJELERİ YAŞAMIMIZA ZARAR VERECEKTİR”

    Madencilik projeleri uygulanırsa coğrafyalarının yok olacağını söyleyen CHP Dersim İl Başkanı Kemal Özcan, “Son zamanlarda Dersim’de kanser vakaları arttı. Maden projeleri yaşamımıza zararı verecektir” diye ifade etti.

    “MÜCADELEYİ BİRLİKTE ÖRERSEK KAZANIRIZ”

    Sermayenin her şeye düşman olduğunu vurgulayan Munzur Çevre Derneği Dersim İl Temsilcisi Yusuf Topçu, “Elbette ki hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz ama en önemli şey örgütlenmektir. Bizler Sekasur’da, Geyiksuyu’nda, Cevizlidere’de mücadeleyi birlikte örersek kazanırız” dedi.

    “DERSİM HALKI, MADENLER İÇİN MÜCADELESİNİ BAŞLATMIŞTIR”

    Kürdistan coğrafyasının %70’inin maden sahası ilan edildiğini söyleyen ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, “Türkiye’nin her tarafında maden çalışması var. Dersim’in %57’si de maden sahası ilan edildi. Dersim halkı madenlere karşı mücadelesini başlatmıştır ve madenlere geçit vermeyecektir” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM