Etiket: Zeynel kete

  • DAD ‘Alevi Soykırımı’ paneli düzenledi: Bir toplumu hafızasız bırakmak tarihsizliktir!-VİDEO

    DAD ‘Alevi Soykırımı’ paneli düzenledi: Bir toplumu hafızasız bırakmak tarihsizliktir!-VİDEO

    PİRHA-DAD, “Kefensiz Canlarımızı Anıyoruz” başlığı altında Dersim ve Suriye’de katledilen Alevilere ilişkin panel düzenlendi.

    Ankara Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), ‘Kefensiz Canlarımızı Anıyoruz’ şiarıyla Tüm Belediye Sendikaları (Tüm Bel-Sen) Ankara Şubesi’nde panel düzenledi. Panelde, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Yardımcısı ve Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Yüksel Mutlu ve Araştırmacı Yazar Hamide Rencüs konuşmacı olarak yer aldı. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise moderatörlüğünü yaptı.

    Panelde Zeynel Kete, ‘Dersim Katliamında İnançsal ve Kültürel Soykırımı’, Yüksel Mutlu, ‘Dersim Katliamı’nın Kadın Boyutu’, Hamide Rencüs ise ‘Suriye’deki Gelişmeler, Alevi Soykırımı’ konularını ele aldı.

    Panel öncesinde Zeynel Kete, çerağ uyandırdı, devamında Zazaca ve Türkçe deyişler okundu.

    “CUMHURİYET OSMANLI’NIN DÜŞÜNCE KODLARI ÜZERİNE İNŞA EDİLDİ”

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, düzenlenen panelde ilk sözü aldı. Osmanlı’dan cumhuriyet geçiş sürecinde Osmanlı’nın kodları üzerine kurulan cumhuriyet hakkında şu konuşmayı yaptı:

    “Bir ön yargı var, yıllardır Osmanlı zulmü altında inim inim inleyen farklı inançlardaki merkezi inancın dışında farklı inancı yaşayanlar Cumhuriyet modernitesi sürecine geldiğinde hep ders kitaplarında bize şu anlatıldı. Mesela ‘çağdaş, uygar, modernist’, iyi bir nefes aldık gibi ders kitaplarında böyle bir bakış açısı oldu. Görünürde yeni bir rejim olan Cumhuriyet modernitesi aslında birçok yönüyle Osmanlı’nın son bakiyesi ve onun kodları üzerinde inşa edildi. Çok teferruata girmeden şu cümleyi kurabiliriz. Cumhuriyet modernitesinin bütün kurucu kadroları, çoğu askeri kökenliydi. Subayları ve bürokratları Osmanlı’nın tedrisatından geçmişti. Bu yönüyle de iki önemli durumu bilmek lazım. Osmanlı’da Müslüman olmayan kesimler için kullanılan bir kavram vardı: Millet-i Mahkûm. Osmanlı’nın kendisi de Millet-i Hakimeydi. Müslüman olmayanlar Millet-i Mahkûmeydi. Mahkum edilmeye uygun topluluklar. Kendileri ise Millet-i Hakimeydi, hakim milletti.”

    “ALEVİ OCAKLARI O DÖNEMDE BİR ÜST AKLA İHTİYAÇ DUYMAMIŞTIR”

    Dersim katliamının öncesinde bölgede birçok Alevi ocağının sınırlarının belli olduğu, cumhuriyet kuruluşundan sonra dağıldığını söylen Kete, “O dönemdeki geniş bir modelden bahsediyor. Şimdi ocak örgütlemesi hemen hemen hepiniz ya bir ocak talibisiniz ya da ocak evladısınız. Fazla değil. 100-200 yıl önceki Dersim haritalarını incelediğimde o dönemdeki yapıya baktığımda demografik yapı hareketli olmadığında bakıyorum ki adeta her ocak belirli bir coğrafyayla sınırlıdır. Neredeyse ocakların haritalarını çizebiliriz. Kureyşanlar belli bir coğrafyadadır. Baba Mansurlar belli bir coğrafyadadır. Devriş Cemaller Sarı Saltuklar, Seyyid abunlar, Şeyh Çobanlar, Ağuçanlar aşiretlerin adeta sınırları belli. Kısacası Ocak sistemi demokratik özerk bir yönetimdir. Bu toplum binlerce yıldır iktidara, üst akla, eril zihniyete, tecrit zihniyete karşı gelmiş. Pir, mürşit, rayber, talip topluluğuyla ikrarlı bir yaşamla özerk bir yaşamı bugüne kadar savunmuş. Böyle yaşamıştır. Ocağın beslenmesi, barınması, öz savunması, kültürü, eğitimi Ocak bileşenleri, Pir, Mürşit, Rayber ve Talip topluluklarının sorunlarını çözmesi kendi içindedir. Bir üst akla iktidarcı anlayışa ihtiyaç duymuyor” diye konuştu.

    “BİR TOPLUMU HAFIZASIZ BIRAKMAK TARİHSİZLİKTİR”

    Bir toplumu tarihsiz bırakmanın, ocaksız bırakmamın o halkın tarihini yok etmek anlamı taşıdığın işaret eden Kete, “Mezar kutsallarınız, ocaklarınız, dergahlarınız bir toplumun hafızasıdır. Tarihsel değeridir. Bir toplumu mezarsız, hafızasız, kültürsüz, ocaksız, mekansız bırakmak tarihsizliktir, tarihsiz bırakmaktır. Bir mezar taşına sahip olmak, geri gelmek, bir kültüre Bir aidiyete sahip olmaktır, boşuna değildir. Sadece Reya Hak, Alevilerin değil, Şeyh Saitlerin de ve Cumhuriyet döneminde dönem dönem uyuşup dönem dönem muhalif olan birçok Kürt kesiminin de uluslararası düzeyde enternasyonal birçok devrimcinin mezarlarının olmaması boşuna değildir. Mezar bir toprak parçası değildir. Bir tarihsel hafızadır. Bu yönüyle Dersim katliamının tarihsel kültürel boyutu olduğu için inanç boyutu, özel olması, kendi diliyle yaşaması, üst akla ihtiyaç duymaması, kadını merkeze koymasından kaynaklı olarak resmi ideolojiye uymuyordu ve katliamın inanç boyutu bu yönüyle vardı ve bunu İhsan Sabri Çağlayan anılarında çok net olarak anlatıyor. Bu katliam bir şekilde hala kültürel inançsal olarak devam ediyor. Ocaklarımız bugün yok edilmeye çalışılıyor. Dersim’de atama usulüyle ocaklarımıza kayyumlar atanarak bu inanç yok ediliyor diyorum” diye konuştu.

    “PLANLI BİR ŞEY, İSYAN YOK, KALKIŞMA YOK”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ‘Dersim Katliamı’nın Kadın Boyutu’ konusunda konuşma yaptı. Mutlu, Dersim’de cumhuriyete karşı herhangi bir direnişin, kalkışmanın olmadığını, devletin tek dil, tek din, tek ulus adı altında farklı inançtan olduğu için böyle bir saldırı gerçekleştirdiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Yani planlı bir şey, orada bir isyan yok, bir kalkışma yok. İşte rahat coğrafyası dediğimiz bu coğrafyada insanlar kendi ürettikleriyle kendi içlerinde rızalaşarak hayat sürüyorlar ve 1923 Cumhuriyet sonrası ve öncesi başlayan bir plan ulus devlet tek ulus tek devlet tek bayrak tek inanç… Yani Dersim Sadece Kürt değil, aynı zamanda Alevi aynı zamanda Kürt. Dünyada bir katliam, bir soykırım yapmak için 4 Mayıs 1937’de bakanlar kurulup kararı alınmış. Başka bir örnek yok tarihte. Sonra zaten güvenlik güçlerine havale ediliyor. Askerler orada katliam gerçekleştiriyor. Bunun kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde alınıyor olmasının çok önemli olduğunu kırmızı kalemle çizmek istiyorum.”

    Mutlu, katliamın olduğu yıllarda kaçırılan kız çocukları için de şunları ifade etti:

    “Sanırım dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Küçük kız çocuklarını ganimet olarak görmek, Türkleştirmek, onları yok etmek, imha etmek…”

    “HAFIZA OLUŞTURULMALI, OLUŞTURMAZSAK KAYBEDERİZ”

    Panele katılan genç sayısının az olduğuna değinen Mutlu, “Nerede gençler?” diyerek şunları ifade etti:

    “Şu konuda eksiğiz değerli arkadaşlar, bugün buradasınız. Nerede Dersimli gençler? Mücadele edenleri var, cezaevinde olanları var. Ben bunları dışında tutuyorum. Şöyle bir hafıza oluşturamıyoruz mesela. Bir hafızamızın olması lazım. Yoksa tertele kaybolur gider. Bunun kaybolmaması lazım, unutmamak lazım, unutturmamak lazım. Mesela diasporadaki Dersimliler Türkiye’nin yargılanması için mücadele ediyorlar, kendileri aralarında dernekler, vakıflar, çalışmalar yürütüyorlar. Bu konu biraz özeleştirel bakalım kendimize. Yani biz zayıfız bu konuda. Hafıza oluşturmalı, oluşturmazsak kaybederiz, unuturuz.”

    “SADECE ALEVİLER SES ÇIKARDI”

    Araştırmacı-Yazar Hamide Rencüs, ‘Suriye’deki Gelişmeler, Alevi Soykırımı’ başlığı altında Suriye’de Alevilere dönük gerçekleştirilen saldırılardan bahsetti. Rencüs, katliama ses çıkaranların sadece Aleviler olduğunu ve buna karşın ciddi bir sessizliğin hakim olduğunu ifade etti. Rencüs, konuşmasında şu sözleri sarf etti:

    “Evet orada bir katliam var ama El Şara mı, yoksa kontrolsüz gruplar mı? Ona bakalım denilip bir heyet gönderildi nihayetinde. Bunun açığa çıkmasını sağlayan orada sürekli uluslararası koruma talep eden Suriyeliler ve onların sesini duyurmaya çalışan dışarıdaki Alevilerdir. Gerçekten bu Alevi soykırımında başından itibaren şunu gördük ki sadece Alevi örgütleri ses çıkardı. Türkiye’de, Avrupa’da, dünyanın her yerinde Aleviler var; örgütlü Aleviler, federasyonlar, konfederasyonlar. Sadece bunlar ses çıkardı. Sonra biraz bir hani Alevi dostları diyeceğimiz bir örgütlülüğe dahil olanların sesini çıkardığı bir tepki oldu. Birleşmiş Milletler harekete geçiren budur ama henüz koruma sağlayamadık.”

    “ABD COLANİ’DEN NE BEKLİYORSA ONU YAPACAK”

    Colani’nin ABD ve Türkiye’de terör listesinden çıkarılmadığının altını çizen Rencüs, Colani’yi kullanabilecekleri kadar kullanacaklar dedi. ABD projesi olan Colani’den ne bekliyorsa onu yapacaktır diyen Rencüs, “Türkiye’nin 2018’de terör listesine aldığı, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle terör listesine aldığı bu Colani’ye Türkiye’nin Forum düzenlediği Antalya’da kucaklaması kadar çelişkili abes bir şey yoktur. Ama bu emperyalist kafalar için her şey gayet normalleştirilebiliyor. Peki ne bekleniyor? ABD onu meşru olarak kabul etmiyor. ABD bizzat kendisinin var ettiği tıpkı IŞİD gibi ABD’nin proje ürünü olan Colani’den ne bekleniyorsa onu yapacak ama arkasında tutulmuş gibi görünüyor. Hala ödülü kaldırmış değil ABD. Hala Türkiye’de dahil terör listesinden çıkarmış değiller ama hepsi kucaklaştı. ABD de tanımıyorum, benim nezdimde meşru değil dedi. Yani burada ABD herkesin Suriye üzerinden beklentisini ne olduğunu taksimatını yaptıktan sonra muhtemelen bunu indirecek ya da çok böyle defacto bir Şam devletinde onu tutacak, belki de İdlib’e gönderecek. Yani kullanışlı olduğu kadar kullanacak onu. Bu ABD’de hepinizin ağabeysiyim. Hepinizin öncüsüyüm, hepinizin önünü ben açarım. İstersem oturturum, istersem kaldırırım sinyali vermekten başka bir şey değildir” diye ifade etti.

    Panel, soru-cevap ile sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • DAD’tan Malatya Katliamı’nın 47. yılında anma: Unutmadık, affetmeyeceğiz-VİDEO

    DAD’tan Malatya Katliamı’nın 47. yılında anma: Unutmadık, affetmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Malatya Katliamı’nın 47. yılında yaşamını yitirenleri anarak katliam zihniyetinin günümüzde de devam ettiğini vurguladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi, Malatya Katliamı’nın 47. yılında basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını DAD Malatya Şube Eş Başkanı Gökan İmer okudu. Açıklamada ‘Malatya Katliamı’nı unutmadık’ pankartı açıldı. Açıklamaya DAD Eş Genel Başkanları Zeynel Kete ve Kadriye Doğan ile Malatya’daki siyasi parti ve Demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri de destek verdi.

    Basın açıklamasından önce Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu’nun okuduğu gülbeng ile çerağlar uyandırıldı.

    “UNUTMADIK, AFFETMEYECEĞİZ”

    Malatya Katliamı ile Maraş Katliamı’nın provasının yapıldığını belirten Gökan İmer, “Malatya’da yaşananlar farklı halkların, inançların ve kültürlerin beşiği Rea Haq topraklarında görülen ve dinmeyen acılardan sadece biridir. Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Elbistan, Kırıkhan, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları da aynı zihniyetin sonuçlarıdır. Zihniyet değişmemiştir ancak bizler bir daha benzer acıların yaşanmaması için mücadele etmeye kararlıyız. Unutmadık, affetmeyeceğiz” dedi.

    “DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA EDEBİLİRİZ”

    Katliamlar coğrafyası Türkiye’de geçmişten bugüne kadar birçok katliam yaşadığını ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Artık demokratik toplumu inşa edebiliriz ve tüm halklar, inançlar bir arada yaşayabilir. Geçmişi unutmayalım, gelecek güzel günleri beraber kuralım” diye belirtti.

    “GEÇMİŞTE BİZİM COĞRAFYAMIZDA YAŞANAN KATLİAM BUGÜN SURİYE’DE YAŞANIYOR”

    Halkların demokratik zeminde talepkâr olmaya başlayınca birçok katliam yaşadığını vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Ortak vatanda eşit ve özgür bir şekilde yaşamanın bir imkânı vardır. Dünya bu sorunu çözmüştür ve yaşanan katliamlarla ilgili özürler dilenmiştir. Madem Esad Suriye’de yaşananlardan sorumluysa Esad gittikten sonra neden katliam devam ediyor? Zamanında bu coğrafyada yaşanan katliamın aynısı bugün Suriye’de yaşanıyor. 47 yıl önce Malatya’da yaşanan katliamın zihniyetin bugün de halen devam ediyor.

    PİRHA/MALATYA

  • Pir Zeynel Kete: Ana dili yasaklamak, ana kadının kemaletini, bilgeliğini, yasaklamaktır!

    Pir Zeynel Kete: Ana dili yasaklamak, ana kadının kemaletini, bilgeliğini, yasaklamaktır!

    PİRHA- Şıh Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, farklı dillerin varlığına ikrar vermek, binbir süreyi esas almak anlamına geldiğinin altını çizerek, “Ana dili yasaklamak, temelinde ana kadının kemaletini, bilgeliğini, yasaklamaktır. Aleviliğin tarihsel olarak maruz kaldığı baskıları da göz önüne alırsak, ana dil hakkı mücadelesi, inanç özgürlüğü mücadelesinin de bir parçasıdır” dedi.

     

    UNESCO tarafından 1999 yılında 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü olarak ilan edildi. Ana dillerin varlığının korunması ve sürdürülmesi için teşvikler yapılsa da günümüzde küreselleşme, göçler, ulus devlet anlayışıyla yönetilen ülkelerdeki tekçi politikalar, ana dillerin konuşulmayarak günden güne kaybolmasında büyük bir rol oynuyor.

    UNESCO’nun dil bilimcilerine göre insanlığın varoluşundan bu yana yaklaşık 30 bin farklı dil konuşulurken, sadece 7 bin dilin günümüze kadar gelebildiği belirtiliyor. UNESCO’nun verileri dünya genelinde 2 bin, Türkiye’de ise 18 dilin yok olma tehlikesi altında olduğunu gösteriyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı, Şıh Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’ne dair değerlendirmede bulundu.

    Kete, dilin kültürün en başat ögesi olduğunun altını çizerek, “Dile kavuşmuş bir toplum, bir kültüre, hafızaya ve kimliğe kavuşmuş demektir. Alevi inancında” dile nazar etmek” en önemli ilkelerden biridir. Farklı dillerin varlığına ikrar vermek, binbir süreyi esas almak anlamına geliyor. Her sürek kendi ritüeli, geleneği, tarihsel hafızası, dili ile zaman ve mekanda iz bırakmıştır. Bu mana ile: “Eşrefoğlu al haberi bahçe biziz gül bizdendir./ Bizde Mevlanın kuluyuz 72 dil bizdedir” denmektedir” dedi.

    Her dilin Hakk’ın varlığının delili olduğunu belirten Kete, “Bu yönü ile Alevi inanç kimliğinde tekçilik reddedilmiştir. Alevi inanç kimliğinden her sürek kendi dili ile Hakk’a varır. Her dilden Hak kelami dile getirilir, her dil farklı süreğin kimlikleridir. Özellikle cumhuriyet modernitesinin tekçilik üzerinde kendisini inşaa etmesi ağırlıklı olarak Kürt Alevi toplumunun kendi anadilleriyle ibadet etmeleri baskı altına alınmıştır. Fiziki katliamlarla üstesinden gelemeyen Kürt Alevi toplumu kültürel olarak asimile edilmiş, dili yasaklanmış, ana dilleri ile cem bağlamaları yasaklanmıştır. Milyonlarca Reya-Heq Kürt Alevi süreği kendi ana dili ile eğitim görmediği gibi ibadet de edememiştir. Cem Erkan’ı yürüttüklerinde kapıya bir gözcü hizmeti koymaları bu nehak zihniyetten korunmak amaçlıdır. Özellikle Şark ıslahat planı ile beraber Fırat havzası, icm Toroslar, Dersim merkezli Reya -Heq Alevi setleri yoğun bir şekilde asimilasyona uğramışlardır” diye ifade etti.

    “ANA DİL CÜMLE CANAN ANASININ DİLİDİR”

    DAD Eş Genel Başkanı Kete, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Özellikle Dersim bölgesindedeki Aleviler “Zimane me zimane Xizire” diyerek dillerinin hızırın dili olduğunu söylerler. Hızır inancı zorda darda olanın, iyiliğin, yardımlaşmanın, dayanışmanın, yeniden doğuşun sembolüdür. Bu yönü ile çok kültürlüülüğün ikrarlı yaşamını ifade eder. Hızır’ın dili demek cümle cana farklılıklara rıza göstermek demektir.
    Şark Islahat Planı, Takrir-i Sükün yasası ve öncesinde 1924 anayasası ile bu topraklarda yaşayan farklı etnik yapıların, kültürlerin dilleri yasaklanmıştır. Kürt halkına ait medreselerin kapatılması, dergahların, ocakların kapatılması, eğitim alanında ve inanç alanında ana dilin yok edilmesi manasına gelir. Ana dil cümle canan anasının dilidir. Doğum kapısı ile görünür olan her camın anasının konuştuğu dil ana dilidir. Ana dili yasaklamak, temelinde ana kadının kemaletini, bilgeliğini, yasaklamaktır. Aslında ulus-devletlerin muteber olmayan vatandaş tanımına sıkıştırılan farklılıkların dilinin yasaklanması demek, kadın özgürlükçü bir zihniyetin yasaklanması manasına gelir.

    “ALEVİ NEFESLERİ VE DEYİŞLERİ İNANÇSAL VE KÜLTÜREL VARLIĞINI SÜRDÜRMESİNE KATKI SUNMUŞTUR”

    Alevilik, insanı merkeze alan, eşitliği ve hakikati savunan bir inanç sistemi olarak, dil ve kültürel çeşitliliğe saygıyı da özünde barındırır. “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” düsturu, Aleviliğin dil, din, ırk ayrımı yapmadan tüm insanları eşit görmesini ifade eder. Bu bakış açısı, Dünya Ana Dil Günü’nün ruhuyla örtüşmektedir.

    Ana dil, bireylerin kendini ifade edebilmesi, kültürel belleğini koruyabilmesi ve inançlarını özgürce yaşayabilmesi için temel bir unsurdur. Milyonlarca Alevinin Kürt, Türkmen, Arap ve diğer halklardan olduğu gerçeği, Aleviliğin çokdilli bir toplumsal yapıya sahip olduğunu gösterir. Alevi nefesleri ve deyişleri, Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça, gibi birçok dilde söylenmiş ve halkların inançsal ve kültürel varlığını sürdürmesine katkı sunmuştur.

    DİLİMİZ İNANCIMIZDIR

    Dünya Ana Dil Günü bağlamında Alevilik, “Cümle can ile ikrarlı” yani tüm varlıklarla uyum içinde bir yaşam felsefesini savunduğu için, her halkın ve inanç topluluğunun ana dilinde kendini ifade edebilmesini bir hak olarak görmelidir. Ana dilin baskı altında olduğu toplumlarda, inançsal öğretilerin aktarımı da zorlaşır. Bu nedenle, Aleviliğin tarihsel olarak maruz kaldığı baskıları da göz önüne alırsak, ana dil hakkı mücadelesi, inanç özgürlüğü mücadelesinin de bir parçasıdır.

    Özetle, Aleviliğin insana verdiği değer, dil çeşitliliğinin korunmasını ve herkesin ana dilinde kendini ifade edebilmesini desteklemeyi gerektirir. Dünya Ana Dil Günü, Aleviliğin bu evrensel değerleriyle örtüşen, halkların kültürel mirasını yaşatma ve eşitlik mücadelesinin önemli bir parçasıdır. Dilimiz inancımızdır.”

    PİRHA/ADANA

  • Mersin’de Xizir Cemi yürütüldü- VİDEO

    Mersin’de Xizir Cemi yürütüldü- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bulunan Adıyaman Bulam ve Çevre Köyleri Derneği’nde Xızır cemi yürütüldü. Cemde yapılan muhabbette dayanışma ve mücadele vurgusu öne çıkarıldı.

    Adıyaman Bulam ve Çevre Köyleri Derneği tarafından Xızır ayı sebebiyle Xızır Cemi yürütüldü. Ceme, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi kurum temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Pirlerin gülbengleriyle ve Cem sohbetiyle başlayan Xızır Cemi, Hızır aşkına yakılan çerağlar ve Semahlarla devam etti.

    Burada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Xızır ayının önemine vurgu yaparak tarihsel sürecine değindi. Kete, “Hızır inancı aynı zamanda toplumsal dayanışma inancıdır. Bugün Suriye’de Arap Alevi süreği zamanın yezitleri tarafından baskıya uğruyor. Yıllar önce bizim Riya Haq coğrafyasında yaşadığımızı bugün Suriye’de Arap Alevi canlarımız yaşıyor. Zaman, bu sürekle ikrarlaşarak onların Hızır’ı olma zamanıdır. Bulunduğumuz her yerde, açıklamalarla, demokratik yöntemlerle bu süreğe sahip çıkıp buradaki katliamı görünür kılmak zorundayız. Bu zulme karşı durmak Hızır olmaktır” şekline konuştu.

    Xızır Cemi, semah dönülmesinin ardından lokmaların pay edilmesiyle son buldu.

    PİRHA/ MERSİN

  • DAD Mersin Şubesinde Xizir lokmaları paylaşıldı- VİDEO

    DAD Mersin Şubesinde Xizir lokmaları paylaşıldı- VİDEO

    PİRHA- DAD Mersin Şubesi, dernek binasında yaptığı Xizir muhabettinde lokmalar pay edildi. Burada yapılan konuşmalarda Xizir ayının önemine vurgu yapılarak dayanışma mesajı verildi.

    Alevi inancında önemli bir yeri olan Xizir ayı, birçok yerde tutulan oruçlar sonrasında lokmaların paylaşılması ile devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi de Xizir ayı vesilesiyle dernek binasında Xizir muhabbeti yaparak lokmaları pay etti. İlk olarak DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete’nin okuduğu gülbeng ile çerağlar uyandırıldı.

    DAD Mersin Eş Başkanı Hüsniye Çelik, Xizir aynının önemine ilişkin konuşma yaptı. Ardından Musa Kulu, Suriye’de Alevilere dönük şiddet saldırılarına dikkat çekerek, “Eğer halklar ve inançlar yan yana gelmezse, birbirinin xiziri olmazsa bu günlerden çıkmak kolay olamayacak” dedi.

    Son olarak konuşan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Xizirin birçok inançta yeri olduğunu kaydederek, bu aya ilişkin bilgiler verdi. Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına ve Türkiye’deki kayyım olaylarına da değinen Kete, “Baskıya uğrayan bir iradeye elimizi atıp hak ettiği şekilde yaşaması için mücadele edersek bu Xizirdir” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/ MERSİN

  • İzmir’de ana dilde Xızır Cemi tutuldu-VİDEO

    İzmir’de ana dilde Xızır Cemi tutuldu-VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Şubesi’nin Xızır Cemi’nde, Xızır’ın haneden köye, toplumdan kâinata kadar iç barış olduğuna vurgu yapılarak, Xızır’ın barış aklı olduğuna işaret edildi. Devlet aklının Alevileri kontrol altına almaya çalışıldığına dikkat çekilen cemde, Xızır kültünün yaşatılmasının toplumsal dayanışma ile güçleneceği belirtildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Xızır ayı vesilesiyle Yamanlar Cemevi’nde Xızır Cemi tuttu.

    Cemi Baba Mansur Ocağından Ana Rukiye Hurustan, Kureyşan Ocağı’ndan İsmail Alkan ve ayrıca DAD Eş Genel Başkanı olan Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete yürüttü.

    Gelen canlardan rızalık alınması, gülbenk verilmesi ve delil uyandırmayla başlayan cemde, ana ve pirler Kırmancki (Zazaki), Kurmanci ve Türkçe Xızır üzerine muhabbet gerçekleştirdi.

    Pir Zeynel Kete’nin Kurmanci gülbengi ile açılan cem meydanında, çerağlar uyandırıldı.

    ANA HURUSTAN: XIZIR BAYRAM HAVASINDA KARŞILANIYORDU

    Xızır aylarının geleneksel ritüellerine Kımancki olarak değinen Baba Mansur Ocağı’ndan Rukiye Hurustan, “Bizde eski cemlerde 3 kişi semaha kalkıyordu. O 3 kişi ise ateşin etrafına konulan taşlardan oluşan 3 sac ayağını temsil ediyordu. Xızır bayram havasında karşılanıyordu. Yolunuzu bırakmayın, Xızır lokmalarını pişirin, çerağlarınızı yakın. Xızır hayırlısıyla gelsin. Söz ve ikrar yere düşmesin. Eskiden annem sabah kalkar, ‘Ya hak ciğer acısını dağ başındaki kurda da, bize de verme’ diye dua ederdi. Hak yine de aşkını ve niyazını gençlerin içerisinden çıkarmasın. Gençlerimizi yolunu sürsün” diyerek inanca sahip çıkılması çağrısında bulundu.

    ALKAN: XIZIR ALEVİLİKTE EN GÜZEL İBADET ŞEKLİDİR

    Xızır inancının Alevilikteki en güzel olgu ve ibadet şekli olduğunu ifade eden Kureyşan Ocağı pirlerinden İsmail Alkan, “Xızır dediğinizde hoşgörü, paylaşım, sevgi, beraberlik gibi bütün komünal yaşamı içerisine alan bir işleyiş vardır. Xızır’ın anlamı yeşertmek, olgunlaştırmak, kimseyi darda zorda bırakmamak, düşeni kaldırmaktır. Xızır’ın yetişmesi anlamında güncelde ise bizlerin birinin Xızır’ı olup, birilerinin de bizlerin Xızır’ı olması anlamında getirebilmemiz önemli. Darda, zorda olan bütün canlarımızla hasbihal olabilmek için kurumlara gelerek buraların toplumsal boyuta evrilmesini sağlayabilmeliyiz” dedi.

    KETE: XIZIR BARIŞ VE DİRENİŞ AKLIDIR

    Xızır’ın toplumun tarihsel hafızası olduğunu ifade eden Şıx Çoban Ocağı’dan Zeynel Kete, “Bütün toplumların kutsalları var. İnsanlık var olduğundan beri hakikat ve özgürlük mücadelesini bugüne getirmişler. Zulüm görmüşler ama ona karşı kutsallarına sığınmışlardır. Ya Xızır birlik demektir. Xızır bu toplumun hafızasıdır. Bütün kâinat sürekli doğum halindedir. Evren çarkı pervaz halindedir. İşte bu Xızır aklıdır. Bir toplumun düşünün; iktidar aracı olan karakolu, hapishane yok ama birliğini devam ettirmiştir” diye konuştu.

    “KENDİ İÇ BARIŞIMIZI SAĞLAMALIYIZ”

    Kete, Alevi toplumunun içinden geçtiği sürecin katliamın tehlikesi barındırdığına işaret ederek, “Xızır bir barıştır. Haneden köye, toplumdan kâinata kadar iç barıştır. Xızır, toplumun kendini yöneterek hem hal olması, hem de toplumsallığı bozana karşı erkanıyla onu dışarda bırakmasıdır. Bu toplum tüm saldırılara karşı Xızır ile korunmuştur. Xızır’ı bize unutturmaya çalışıyorlar. Önemli bir süreçten geçiyoruz. Her zamankinden daha çok birliğe ihtiyacımız var. Katliamla karşı karşıya olduğumuz bir dönemden geçiyoruz. İnancımız, itikatimiz yok ediliyor. Hepimizin önce kendi iç barışını sağlaması lazım. Bu toplum asla ve asla umutsuzluğu kabul etmemiştir. Xızır bir direniş aklıdır. Xızır ayı toplumsal barışa vesile olsun” ifadelerini kullandı.

    Hizmetlerin yürütüldüğü cemde deyişler okundu, semahlar dönüldü. Cemin ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Kete: Aleviler olarak, halkın iradesine ket vuran kayyımı kabul etmiyoruz- VİDEO

    Kete: Aleviler olarak, halkın iradesine ket vuran kayyımı kabul etmiyoruz- VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Belediyesi önündeki kayyım protestosunda konuşan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, kayyımın ‘düşkünlük’ olduğunu söyledi. Kete, “Bizim kendi erkanımızda halkın tercihi tecelli etmedikçe onun adı gasptır, kayyımdır. Aleviler olarak kimden gelirse gelsin halkın iradesine ket vuran bu zihniyeti kabul etmiyoruz” dedi.

    Mersin’in Akdeniz ilçesinde belediyeye kayyım atanmasına karşı eylemler 8’nci gününde sürüyor. Belediye önünde yapılan nöbet eylemine Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Ahmet Asena, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Öznur Bartın, Mahmut Dindar, Perihan Koca ve Ali Bozan ile demokratik kitle örgütleri katıldı.

    “ALEVİLER OLARAK KAYYIM ZİHNİYETİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    Nöbet eyleminde konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, kayyımı “düşkünlük” olarak yorumlayarak, şunları söyledi:

    “Bizim kendi erkanımızda halkın tercihi tecelli etmedikçe onun adı gasptır, kayyımdır, kabul etmiyoruz. Bizler Aleviler olarak kimden gelirse gelsin halkın iradesine ket vuran bu zihniyeti kabul etmediğimizi belirtiriz. Bu kentte bir ruh var, o ruhu öldürmeye çalışıyorlar. Bize diyorlar ki; siz kendinizi yönetemezsiniz, iradenizi kıracağız. Biz de diyoruz ki direnmek yaşamanın başka bir adıdır inancımızda. Biz bu Hüseyini duruşu Kerbela’dan, Nesimi’den, Pir Sultan’dan, Hacı Bektaş’tan aldık. Hep beraber demokratik toplumu inşa etmek için nehak anlayışın karşısında ya Hızır ya Düzgün Baba diyerek duralım.”

    Alevi Bektaşi Federasyonu adına Ali Özveren, “Eş başkanların itibarsızlaştırılmasını ve kayyım atanmasını kabul etmiyoruz. Bu insanlığa, demokrasiye yapılmış bir yanlıştır” dedi.

    “KAYYIM BİR YÖNETİM BİÇİMİNE DÖNÜŞTÜ”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, kayyım zihniyetinin bir yönetim biçimi haline dönüştüğünü belirterek, “1 Ekim’den bu yana süreci yürütenler barışa dinamit koyanlardır. Bu süreci sabote edenler Mersin’de Akdeniz Belediyesi’ne kayyım atayanlardır. Halk, iktidarın kayyım tehdidine rağmen belediyeyi kazanarak, iktidarı sandığa gömdü. Muhalefete kayyıma ses çıkarma çağrısı yaptı. Ancak kendilerinin başına gelmesiyle kayyımın bir yönetim biçimi olduğunu anladılar. İktidar, kendi yalananı yaymak için ilk önce özgür basını susturuyor ve kendi medyasını oluşturup, ‘yalanı halka kabul ettirmeye’ çalışıyor. Bu topraklarda barışı ve hakikati savunmaya devam edeceğiz” sözlerini kullandı.

    Kenanoğlu, ‘Barış için 1 milyon imza’ kampanyası başlattıklarını da hatırlatarak, “Akdeniz’de, Mersin’de ve Türkiye’de bütün coğrafyada, ortak vatanda bir arada yaşamayı savunmaya devam edeceğiz. Onlara rağmen savunacağız. Çünkü onlar gidici, biz kalıcıyız” diye kaydetti.

    PİRHA/ MERSİN

  • DAD, Dersim’de Gaxan’ı kutladı: Tüm halkların ve inançların barışa ve kardeşliğe ihtiyacı var-VİDEO

    DAD, Dersim’de Gaxan’ı kutladı: Tüm halkların ve inançların barışa ve kardeşliğe ihtiyacı var-VİDEO

    PİRHA-DAD, Dersim’de Aleviler için yeni yılı temsil eden Gaxan’ı kutladı. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Gaxan kutlaması inancımızı yaşama ve yaşatma adına dirençtir” derken Gaxan’ın binlerce yıllık bir gelenek olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ise, “Gaxan toplumsallığımızı inşa ettiğimiz, iç barışımızı sağladığımız komşumuzla ve doğamızla ruhsal, zihinsel, bedensel olarak ikrarlaştığımız bir gündür” diye konuştu.

    Dersim coğrafyası ve Mezopotamya halkları tarafından kutlanan Gaxan yeni yılın gelmesini müjdeliyor. Eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılarken bolluk, bereket için lokmalar pişirilip dağıtılıyor. Köylerde yaşarken kapı kapı tüm evlerin dolaşıldığı bu gelenek şehirlere göçle birlikte şehirlerde de yaşatılmaya çalışılıyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Dersim’de Şaroğlu Otel’de Aleviler için yeni yılı temsil eden Gaxan’ı kutladı. Gaxan kutlaması öncesinde Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu gülbeng okuduktan sonra çerağlar uyandırıldı.

    “TÜM HALKLARIN VE İNANÇLARIN BARIŞA VE KARDEŞLİĞE İHTİYACI VAR”

    Gaxan kutlamasının Alevi inancının yaşaması ve yaşatılması adına direnci temsil ettiğini belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Dersim’de bugün barış için çerağ uyandırıyoruz. 3. Dünya savaşının yaşandığı şu günlerde hem ülkemizde hem de Suriye’de, Rojava’da ve Irak’ta savaşlar ile kuşatılmış durumdayız. Tüm halkların ve inançların barışa ve kardeşliğe ihtiyacı var” dedi.

    “GAXAN, İNANCIMIZI VAR EDEN KUTSAL GÜNLERİMİZDEN BİR TANESİDİR”

    Gaxan’ın binlerce yıllık bir gelenek olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ise, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Gaxan inancımızı var eden kutsal günlerimizden bir tanesidir. Geçmişte kısmen bazı değişimlere uğrasa bile aynı zamanda iç barışımızı sağladığımız komşumuzla ve doğamızla ruhsal, zihinsel, bedensel olarak ikrarlaştığımız bir gündür. Gaxan’da geçmiş yıl yeni yıl ile ikrarlaşırken aynı zamanda bir önceki yılın muhasebesini yaparız. Yeni yılı da daha sağlıklı, mutlu ve barış içerisinde geçmesi içinde yeni yıl ile niyazlaşırız.”

    Yapılan konuşmaların ardından Gaxan geleneği canlandırılıp, şiirler okunup, müzik dinletisi gerçekleştirildi. Davul zurna eşliğinde halayların çekilmesiyle Gaxan kutlaması sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Eş Genel Başkanı Kete: Suriye Alevileri HTŞ yönetimi altında güvende değil-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kete: Suriye Alevileri HTŞ yönetimi altında güvende değil-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara tepki gösteren Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” dedi. 

    Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasıyla beraber yönetime geçen Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) şeriatçı örgüt, kısa bir süre içerisinde Alevilerin yaşadığı bölgelere saldırılar gerçekleştirdi. Alevi inancına sahip yurttaşlara işkence edilirken bazıları da vahşi bir şekilde öldürüldü.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırıları değerlendirdi.

    Aleviliğin tarihten bu yana kadar iktidarcı devlet anlayışını kabul eden bir anlayış olmadığının altını çizen Kete, “Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir” diyerek şeriatçı örgütlerin farklılıkları içselleştirmeyen, kadın özgürlükçü yapıya tahammül etmeyen, toplumsal ekolojik karşıtı, kendisi gibi düşünmeyen tek tipçi bir anlayışa sahiptir” dedi.

    Kete, Suriye’de iktidarda olan HTŞ’ye dair de “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” diye konuştu.

    “100 YIL BOYUNCA ULUS DEVLETLER BÖLGEDE YAŞAYAN HALKLARA DERMAN OLAMADILAR”

    Şeriatçı örgütlerin emperyalist devletler tarafından kurulduğunu ve desteklendiğine dikkat çeken Kete, bu tür örgütlerin ulus-devlet anlayışıyla hareket ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Ortadoğu’da yaşananlar birer sonuç. Biz tarihsel perspektife baktığımızda üçe ayırıyoruz; geçmiş, gelecek ve an… An, geçmişin yükünü omuzlarında taşıyor. Bugün yaşamış olduğumuz kötü olayların hepsinin geneli geçmişte yaşanılanların birer sonucudur ve bunun sonucunda da an, kendini geleceğe taşır. 1’inci Dünya Savaşının sonucunda da Ortadoğu’da masa başında çizilen devletler vardır. 100 yıl boyunca Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde devletler kendini tekçilik üzerine inşa etmiş. Yani 100 yıl boyunca ulus devletler bu bölgelerde yaşayan halklara derman olamadılar. Aynı zamanda bu hegemonik güçler kendi elleriyle kurmuş oldukları ulus devletleri kendi sermaye birikimlerini, kendi önünde engel olacağını anladıkları anda bu devletlere yöneldiler. Bunlardan bir tanesi de Suriye’dir. Suriye coğrafyası bir çok inanç ve kimlikten oluşmuş bir şehirdir” Hegemonik güçler özellikle İŞİD üzerinden bunu yapmaya başladılar. Şimdi de HTŞ bu görevi yerine getiriyor.”

    “SURİYE’DE CİDDİ BİR ALEVİ KATLİAMI SÜRECİ SÖZ KONUSUDUR”

    Şeriatçı örgütlerin Alevilere saldırarak onları kendi kontrolleri altına almaya çalıştığını ifade eten Kete, “Alevilere yönelmesinin tarihsel arka planı vardır. Devletler kendileri için tehlike oluşturabilecek yaşam tarzlarını ilk olarak etkisiz hale getiriyorlar. Alevi süreği tarihten bu yana kadar iktidarcı, devlet anlayışını kabul eden bir anlayışta değildir. Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir. Bu devlet dışı oluşumların kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu inanç devlet dışı kaldığı taktirde kültürel direniş damarı kendini yenileyecektir. Suriye’de Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ), Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye’de katliamlar yapıyor. Onların zihinsel kodlarına göre, ‘Aleviler dinsizdir, katli vaciptir’ deniliyor. Suriye’de ciddi bir Alevi katliamı süreci söz konusudur” şeklinde konuştu.

    “ESAD YÖNETİMİNDE ALEVİ BÜROKRAT YOKTU”

    Beşar Esad’ın Alevi devleti başkanı olduğu propagandasının son zamanlarda bilinçli olarak yapıldığını vurgulayan Kete, “Türkiye’de AKP’de ve bu tekçi zihniyeti savunanlar da oradaki yönetimle ilişkilerini geliştirirken Suriye’ye bir Alevi devleti gibi baktılar. Esad yönetimi hiçbir zaman Alevi devleti olmamıştır. Bürokraside Alevi yönetici yoktu, buna rağmen orada bir Alevi katliamını meşrulaştırmak için Suriye’ye bir ‘Alevi devletidir’ diyerek katliama giriştiler. Şimdi Beşar Esad yok, eğer Esad yoksa bu kadar katliamın nedeni niye? Mesele Esad’tan ziyade Alevilere karşı gelişmiş bir katliam fikri bilinçaltında yatıyor. Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir” şeklinde ifade etti.

    “DÜNYA VE TÜRKİYE SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA KARŞI DERİN BİR SESSİZLİK İÇERİSİNDE”  

    Arap Alevilerinin kendilerini saldırılara karşı koymada yeterli olmadığını, dünyadan ve Türkiye’den desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Kete, şunları dile getirdi:

    “Arap Alevilerinde ciddi bir sessizlik vardır. Tarihsel olarak da zorlu travmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Nusayriye Dağları eteklerinde yüzlerce yıl baskılardan kaçarak o coğrafyada kendi yaşamlarını devam etmeyle uğraşmışlardır. Tarihsel arka planlarında devletçi yapılarla karşı karşıya gelip bir savunma oluşturma, direniş oluşturma kültürü olsa da bile bu kültür bugün kendini koruyabilecek çerçevede güçlü bir kültüre sahip değil. Dünya’da ve Türkiye’de, Suriye’deki Alevilere yapılan saldırılara karşı derin bir sessizlik hakim. Bu sorun sadece Alevi sorunu değil; Türkiye’de emek ve demokrasi mücadelesi veren sol sosyalist güçler başta olmak üzere üçüncü alanı oluşturan bütün toplumsal kesimlerin çok yoğun olarak bu katliamı etkinlikleriyle, panelleriyle, sınırda nöbet tutarak, perşembe günleri çerağ uyandırarak tepki göstermesi gerekiyor.”

    “ALEVİLER İKRAR VE RIZALIĞI ESAS ALAN BİR TOPLUMDUR”

    Kete, Alevi toplumunun tekçi anlayışa karşı komünal yaşamı esas aldığını belirterek, “Alevi sürekleri hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın hiçbir zaman iktidarcı, tekçi, devletçi zihniyetle uyum sağlamamıştır. Alevi inancı beslenmiş olduğu kaynaklar itibariyle güçlü bir Aryenik direnişe sahiptir. Bu direniş hala devriye halinde mücadele kültürü vardır. Aleviler ikrar ve rızayı esas alan bir toplumdur ve komünal yaşamı ele alıyor. İkrar vermek politik tutumlarını belirliyor” ifadesinde bulundu.

    “ROJAVA MODELİ ALEVİ İNANCIYLA ÖRTÜŞEN BİR PERSPEKTİFE SAHİPTİR”

    Kuzey Suriye’de ortaya koyulan demokratik modelin Alevi inancıyla örtüştüğüne dikkat çeken Kete, demokratik, komünal yaşamın emperyalist güçlerin işine gelmediğini söyledi. Kete, etnik kimlik ve inançtaki toplumların yaşam reçetesinin bu demokratik modernite ile aşılacağını ifade ederek, şunları söyledi:

    “Ortadoğu’da kapitalist güçlerin bir korkusu vardır. Ortadoğu’da bütün bu saydığımız, demokratik moderniteyi oluşturan, üçüncü alanı oluşturan devlet dışı kalan toplumların bir araya gelmesi Rojava tarzı bir model oluşturur. Alevi toplumu tek olan bir zihniyeti kabul etmiyor, bir olmayı kabul ediyor. Kısacası cem erkanı, kırklar meclisi, rıza şehri bugün Rojava’da politik bir perspektifle bir dünya nizamı haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki bölgedeki ve dünyadaki güçlerin hedefi haline gelecektir. Bu güçler aynı zamanda komin gücünü, direniş gücünü en fazla kendi içinde barındıran güçlerdir. Bundan dolayı Rojava modeli Alevi inancıyla örtüşen bir perspektife sahiptir. Bundan dolayıdır ki bütün tekçi zihniyetler, ulus devletçi anlayışında direnen bütün yapılar Rojava’daki direnişe düşmandır.”

    Kamber YILDIZ/ADANA

  • DAD Eş Genel Başkanlarından yeni yıl mesajı: Barış içerisinde yaşanacak bir yıl olsun-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanlarından yeni yıl mesajı: Barış içerisinde yaşanacak bir yıl olsun-VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, 2025 yılının barış içerisinde yaşanacak bir yıl olmasını temenni etti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, 2025 yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUM HEPİMİZİN GELECEK KAYGILARINI ÇOK ÜST SEVİYEYE ÇIKARDI”

    “2024 yılı çeperimizdeki savaşlarla ve kendi içimizdeki savaşlarla oldukça ağır geçti ve üzerimize de çok ciddi sorumluluklar yükleyerek bitti” diyen Doğan, şunları ekledi:

    “Savaş Türkiye’de bu bütçeyle halkın çok yoksullaşmasına, asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasına neden oldu. Kayyumları deneyimledik. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını inancımızı atanmış kayyum olarak değerlendirdik, asimilasyona ve kayyuma maruz kaldık. Daha da ağırlaştı sorunlarımız. Kadınlar katledildi, çocuklar suistimal edildi, emekçiler yoksullaştı, doğamız yabancı şirketler tarafında talan edildi. Savaş ortamı ve düşmanlık ortamı insanları kendi bulunduğu durumda farkındalığını erteler noktaya getirdi. Bütün bunlar yetmezmiş gibi dünyanın dört bir yanından toplanmış cihatçı çetelerin buluştuğu Suriye’de mevcut iktidar devrildi, yerine cihatçı çetelerin geçtiğini de deneyimledik. Ve şu günlerde orada farklı inançların, farklı kimliklerin, özellikle Alevilerin, Hristiyanların cihatçı çeteler tarafından katledildiğini sosyal medyadan, haberlerden görüyoruz. İçinde bulunduğumuz durum aslında hepimizin gelecekle ilgili kaygılarını çok üst seviyeye çıkarmış vaziyette.”

    “2024’ÜN BİZE BIRAKTIĞI AĞIR YÜKÜ ANCAK YENİDEN BİRLENEREK AŞABİLİRİZ”

    Kadriye Doğan çözümün demokrasi, barış, laiklik gibi talepleri olanların bir araya gelmesi olduğunu söylerek, “Demokrasi talebi olanların, insanca yaşam talebi olanların, laik yaşam talebi olanların birlikte barışın da umudunun doğduğu şu günlerde barıştan yana, demokrasiden yana tavır almaları ve kendi taleplerini de yüksek şekilde dillendirerek, özellikle Alevilerin bu noktada durdukları yeri çok iyi tespit edip, yaşam yerimizin laik, demokratik, özgür, tüm haklarla birlikte bir yaşam olduğunu yüksek sesle deklare etmemiz gereken bir zamandan geçiyoruz. 2024’ün bize bıraktığı ağır yükü ancak ve ancak yeniden birlenerek; kadınlarla, emekçilerle, Kürtlerle, Alevilerle ortaklaşarak, mücadelemizi yükselterek, demokrasiyi inşa ederek, barışı inşa ederek bir geleceği kurabiliriz. Bunun farkındalığını yaşayacağımız ve bunu başaracağımız bir yıl olması temennisiyle 2025’e hoş geldin demek istiyorum” dedi.

    KETE:CÜMLE CANIN YENİ YILINI KUTLARIM

    Zeynel Kete 2025 yılına ilişkin şu mesajı verdi:

    “İnsanlık onurunun çiğnenmediği, kimsenin inancından, kültüründen, dilinden, kimliğinden, tercihinden dolayı ötekileştirilmediği, soruşturmalara tabi tutulmadığı, zindanlara atılmadığı, savaşların son bulduğu, yaşadığımız ülkede, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşama umudumuzun gerçekleştirildiği, bütün farklılıklarla ikrarlı bir şekilde hak meydanında birlenerek, barış içerisinde yaşanacağı bir yıl olması dileğiyle cümle canın yeni yılını kutlarım.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • DAD Eş Genel Başkanı Kete: Alevi Ansiklopedisi, hafızayı gelecek kuşaklara taşıyacak-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kete: Alevi Ansiklopedisi, hafızayı gelecek kuşaklara taşıyacak-VİDEO

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, ‘Alevi Ansiklopedisi’ çalışmasının Alevi süreklerine ait toplumsal hafızanın gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir misyonu tamamlayacağını söyledi. Kete, “Alevi Ansiklopedisi çalışmasını ciddiye alıyoruz, değer veriyoruz. Bütün Alevi süreklerini bu çalışmanın içine katmaları son derece önemlidir” dedi.

    Almanya’nın Dortmund kentinde Rıza Şehri Akademisi tarafından organize edilen Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu yoğun katılımla gerçekleşti. Sempozyuma katkı sunan katılımcılardan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Ansiklopedisi çalışmasının kültürel asimilasyona karşı önemli bir eksikliği gidereceğini kaydetti.

    “ALEVİ ANSİKLOPEDİSİNİ CİDDİYE ALIYORUZ, DEĞER VERİYORUZ”

    Tüm Alevi süreklerini içine alan bir ansiklopedi çalışmasının bir hafızayı da gelecek kuşaklara taşıma misyonunu üstleneceğini ifade eden Kete, “Ansiklopedi baskılı bir kağıt olarak yıllarca bir kültüre, topluma, tarihe ait bütün bilgileri içinde bulunduran bir hafıza olarak düşünülüyordu. Dünyada sayılı ansiklopediler vardı. Bir araştırma, inceleme yapıldığında gidip oraya başvuruluyordu. Dönem dönem reddedilen halklar, inançlar tarihsel araştırmalarda kendi varlıklarını kaynaklara dayanarak ispat ettikleri zamanda başvurdukları önemli bir belgeydi. Bu çerçevede düşünüldüğünde Alevi Ansiklopedisi’nin yazılması, bütün Alevi süreklerine ait kavram ve kuramlarının bir dijital ortamda bir araya getirilmesi toplumsal hafızanın gelecek kuşaklara aktarılması anlamına geliyor. Toplumun inanç ve inanç kimliği toplumun en önemli varlık kimliğidir. Binlerce yıldır toplum inanç kimliğiyle kendini bugüne kadar getirmiştir. Bu anlamda Alevi Ansiklopedisi çalışmasını ciddiye alıyoruz, değer veriyoruz. Bütün Alevi süreklerini bu çalışmanın içine katmaları son derece önemlidir. Gelecek kuşaklar dijital ortama girdiklerinde kendi inanç kimliklerine ait ritüelleri, erkanları, kavramları, kuramları tarihsel hakikatleriyle bulabilecekler” dedi.

    “MODERNİST GÜÇLER KAVRAMLARLA SÜREKLİ OYNAMIŞLARDIR”

    Kete, sistemin kavramlarla oynayarak asimilasyon aracı hale getirdiğine işaret ederek, “Şöyle bir risk vardır. Bu risk Alevi Ansiklopedisi’nin yazılışıyla ilgili değildir. Modernist güçler sürekli kavramlarla oynamışlardır. Bir kavramın anlamını boşaltmak bir tarihi, kültürü, coğrafyayı yok etmektir. Çünkü her kavram, her kelime ve her ritüel bizi tarihsel bir mekana götürür. Bu yönüyle de kavramlar toplumu özgürleştirebileceği, hakikatiyle buluşturabileceği gibi, toplumu asimilasyona uğratıp hakikatinden uzaklaştırabilir de” diye belirtti.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN ANSİKLOPEDİSİ KÜLTÜREL ASİMİLASYONA YOL AÇAR”

    AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ilahiyatçılar eliyle hazırlatacağı ansiklopedinin kültürel asimilasyona hizmet edeceğini belirten Kete, şunları kaydetti:

    “Bu son derece önemli bir çalışmadır. Bu alanla ilgili yazıp çizen, bilim iktidarını ve pozitivist bakış açısını reddeden, hem Alevi olup hem de Alevice düşünerek katkı sunan canlarımız vardı. Ayrıca erkanlara katılmış, toplumsal hafızayı diri tutarak gelecek kuşaklara aktarmış pirler ve analar var. Bu da son derece tarihsel bir çalışmadır. Onların yani Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yazdığı ansiklopedi bahsettiğimiz çok güçlü kültürel asimilasyona yol açacaktır. Bu kurum ayrıca devletin en güçlü ideolojik aygıtıdır. Bize ait kavram ve kuramların anlamını boşaltıp, hakikatinden uzaklaştıran bir yaklaşım sergileyecek. Ayrıca orada çalışanların çoğunun mevcut Türk-İslam inancını savunan ilahiyatçı ve akademisyenlerin olması da apayrı bir dünyadır. Ben toplumda büyük bir karşılık gördüklerine inanmıyorum.”

    PİRHA/ALMANYA

  • Munzur Gözeleri’nde keşif yapıldı; Dersimlilerden tepki: Karar hukuka aykırı, iptali zorunludur -VİDEO

    Munzur Gözeleri’nde keşif yapıldı; Dersimlilerden tepki: Karar hukuka aykırı, iptali zorunludur -VİDEO

    PİRHA- Dersim Ovacık’taki Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesine karşı TMMOB tarafından açılan dava kapsamında bugün yapılan keşif öncesi Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada karara tepki gösterilerek, bu kararla kutsal bir mekanın tahribatına izin verileceği belirtildi. Ayrıca Bakanlık kararının hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesinin zorunlu olduğu belirtildi. 

    2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescillenen Dersim’in Ovacık ilçesindeki Munzur Gözeleri, 28 Temmuz 2023’te statüsü düşürülerek, ‘Nitelikli Doğal Koruma alanı’ olarak ilan edilmişti.

    Dersim Alevileri için kutsal sayılan en önemli yerlerden birisi olup son yıllarda doğal güzellikleri nedeniyle turizme de açılan Munzur Gözeleri’nin 1. Derece doğal Sit alanı olmaktan çıkarılıp, statüsünün 2’nci dereceye düşürülmesine karşı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının iptali yönünde Erzincan İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Davada tescil edilen alanlardan yalnızca Munzur Gözelerine ilişkin kısmın yürütmesinin durdurulması ve iptali istendi.

    Açılan bu dava kapsamında bugün mahkeme heyeti Munzur Gözelerinde keşif yaptı. Keşfin heyetinin gelişinden önce Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, gözelerin girişinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklama öncesinde çerağ uyandırıldı. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim Barosu, Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası, TMMOB Dersim İl Koordinasyonu, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim Dernekleri Federasyonu, Munzur Çevre Derneği, Ovacık Belediyesi Başkanı Mustafa Sarıgül, Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya ile siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Keşfin hemen öncesinde Gözelerin girişinde toplanan kalabalık, buradan göze alanına yürüdü. Yürüyüşten sonra Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına yapılan açıklamayı Erdal Kınaş okudu.

    “MUNZUR GÖZELERİ BÖLGE İNSANININ KİMLİĞİNİN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR”

    Dersim’in doğal ve kültürel zenginlikleri yalnızca yerel halk için değil, tüm insanlık için büyük bir değer taşıdığını belirten Kınaş, “Bu zenginlikler, özgün coğrafyası, eşsiz ekosistemi ve derin tarihi ile bölge insanının kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Dersim halkının sorumluluk bilinciyle koruduğu bu miras, 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsü sayesinde bugüne dek varlığını sürdürmüştür. Ancak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 18 Temmuz 2023 tarihli kararı, bu mirasa ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Munzur ve Pülümür Vadileri’nin ‘Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ ve ‘Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescili, ekolojik değerlerimizi ve halkın iradesini hiçe sayarak bölgede yapılaşma ve doğal kaynakların talan edilmesine zemin hazırlamaktadır” dedi.

    “BU KARAR GERİ DÖNÜLMEZ BİR TAHRİBATA YOL AÇACAKTIR”

    Kınaş, bu alanın, ender bulunan özellikleri nedeniyle bilimsel çalışmalar dışında her türlü yapılaşmadan uzak tutulması gereken bir bölge olarak değerlendirildiğini ancak buna rağmen, Munzur Gözeleri’ni yapılaşmaya açmayı hedefleyen projelerin uzun yıllardır gündeme geldiğini vurguladı.

    Kınaş, şunları kaydetti:

    “Bakanlığın bu alana ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ statüsü vermesi, yalnızca koruma derecesini düşürmekle kalmamış, aynı zamanda bölgede gerçekleştirilebilecek faaliyetlerin kapsamını da genişletmiştir. Munzur Nehri’nin 65 kilometrelik sağ ve sol kıyılarının koruma statüsünden çıkarılmasıyla birlikte yöremiz balıkçılık, taş, kum ve çakıl ocakları gibi şantiye faaliyetlerine açılmaktadır. Bunun yanında yüzlerce maden şirketinin ruhsat sahibi olduğu ilimizde bu düzenleme, maden arama ve çıkarma faaliyetlerini, güneş enerjisi santrali kurulmasını ve turizm yatırımlarını kolaylaştırmaktadır. Tüm bu ticari faaliyetler, Munzur’un doğal dengesini bozarak geri dönülmez bir tahribata yol açacaktır.

    “KORUMA STATÜSÜNÜN KALDIRILMASI RANT UĞRUNA YOK EDİLMESİNE ZEMİN HAZIRLIYOR”

    Koruma statüsünün kaldırılması, Munzur’un doğasının rant uğruna yok edilmesine zemin hazırlayan bir karar niteliğindedir. Bu durum, korunması gereken alanların yapılaşmaya açılmasına, doğal dengenin bozulmasına ve kültürel ile ekolojik değerlerin zarar görmesine yol açacaktır. Koruma-kullanma dengesini, Anayasa’yı, uluslararası sözleşmeleri, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nu ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nu hiçe sayan bu kararın kamu yararı ile hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Bakanlık kararı hukuka uygun değildir ve iptali zorunludur.

    “EKOLOJİK VE KÜLTÜREL YAPIYI TEHLİKEYE SOKAN BİR KARAR”

    Platformun ardından TMMOB üyesi Uğur Beycan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Ovacık Belediyesi Başkanı Mustafa Sarıgül ve Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilcisi Yusuf Topçu da birer konuşma yaparak karara tepki gösterdiler.

    TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu üyesi (İKK) Uğur Beycan, Munzur Gözeleri gibi bölgelerin ‘hassas koruma alanı’ statüsünden çıkarılmasının ekolojik ve kültürel yapıyı tehlikeye sokabileceğine dikkat çekti. Beycan, özellikle maden ve inşaat faaliyetlerinin çevreye olası zararlarına vurgu yaparak, bu kararın Munzur Nehri’nin çevresine de olumsuz etkileri olabileceğini belirtti.

    “BURADA YAPILACAK BİR FAALİYETİN BÜTÜNLÜĞÜ BOZUCU ETKİSİ VAR”

    Konuşma ve protestolarından ardından Erzincan İdare Mahkemesi heyeti, aralarında çevre mühendisi, hidrojeoloji mühendisi, jeomorfolog, ekolog ve peyzaj mühendisinin de bulunduğu uzman bilirkişiler ile birlikte, jandar ekipleri gözetiminde keşif yaptı. Keşifi kalabalık bir yurttaş topluluğu da izledi.

    Davayı açan TMMOB adına alanda bulunan TMMOB Hukuk Müşaviri Ferhat Çelepkolu keşif heyetine bir sunum yaptı. Bilimde sınırların keskin hatlarla çizilemeyeceğini, bir bölgede belli bir alanı kesin korunacak hassas alan ilan edip suyun çıktığı gözeleri farklı bir koruma statüsüyle korumanın mümkün olmayacağına vurgu yapan Çelepkolu, “Burada yapılacak bir faaliyetin bütünlüğü bozucu etkisini takdirinize bırakıyoruz. Hazırlayacağınız rapor iki şeyi tespit etmiş olacak; birincisi bu alanın özellikleri nelerdir? Bu alanın önemi nelerdir? Bunun tespitine yaramış olacak, ikincisi de bu alanda hangi faaliyetlere izin verilebilir; bunu görmüş olacağız. Söylemiş olduğumuz gibi kesin korunacak alanlar ile nitelikli doğal koruma alanlarında birtakım farklılıklar mevcut. Kesin korunacak alanlarda yapı yasağı bulunmakta ancak nitelikli doğal koruma alanı ilan edilmesiyle burada yapılaşma faaliyetleri söz konusu olacak” değerlendirmesinde bulundu.

    “HUKUK TOPLUMUN HASSASİYETLERİNE GÖRE KARAR VERMELİDİR”
    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de keşif heyetine, Munzur Gözeleri ve bu toprakların binlerce yıldır kutsalları olduğunun altını çizerek, “Bu topraklar Raya Haq diye tanımladığımız Alevi inancımızda adeta bizim genetik şifremizdir. Asırlardır burada insanlarımız ibadetlerini yerine getirmiştir. Büyüklerimiz burada sigara dahi içmezdi havası kirlenir diye. Bura bizim kimliğimizdir ve kendi doğal haliyle kalmalıdır. Hukukun da toplumumuzun hassasiyetini göz önüne alarak bir karar vermesi gerektiğine inanıyorum.”

    Keşifte ayrıca Türkiye Barolar Birliği Kent ve Hukuk Komisyonu Üyesi avukat Barış Yıldırım da söz alarak heyete sunum yaptı.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Aleviler, onurlu, toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almalılar’-VİDEO

    ‘Aleviler, onurlu, toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almalılar’-VİDEO

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Kürt sorunu ve Alevilerin sorunlarının çözümü siyasetin demokratikleşmesi ile birebir ilşkili olduğunu vurgulayarak, “Alevi toplumu böyle sıtratejik bir sürece susarak, bekleyerek, sonuçlar üzerinden cümle kurarak cevap olamazlar. Başından itibaren onurlu toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almaları gerekiyor. Bütün Alevi kurumları, pirler, mürşitler, rayberler, ozanlar, analar, yazarlar toplumu bu sürece hazırlamaları tarihsel görevdir” dedi.

    22 Ekim Salı günü Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Meclis’te konuşma yapmasını, silahların bırakılması, müzakere yoluna gidilmesini, söyledi.

    Devlet, Devlet Bahçeli üzerinden bir tartışma başlattı. Neyi amaçladılar? Hegemonik güçler bu süreçte nasıl konumlanacaklar? Devlet aklı Kürt siyasetçileri birbirine bırakarak, ayrıştırma yaparak asıl muhatabı görünmez mi kılacak? Kürtleri en aza razı edip siyaset olarak etkisiz hale mi getirecek? Yaşanan süreç Türkiye için sıtratejik bir hamle midir yoksa konjoktörel bir planlama mıdır? Sistemsel krizi kısa süreliğine atlatıp AKP – MHP ittikının ömrünü mü uzatacak? 3. Dünya savaşının etkilerini Türkiye’yi olumsuz etkilemesini engellemek için, sahadaki gelişmeleri okuyarak demokratik siyasetin önünü mü açacak? Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Kürtlerle ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesini esas alacak bir çözüme mi gidecek? Bütün bunları sahada ki gelişmeler ve atılacak adımların niteliği belirleyecek.

    Biz de tüm bu gelişmeleri Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ile konuştuk.

    “BARIŞ SÜRECİNİN DERİNLİKLİ VE KAPSAMLI OLMASI GEREKİYOR”

    PİRHA:Bir tarafta Ortadoğu’da savaşın dozajı yükselirken, Türkiye’de “barış” konuşulmaya başlandı. PKK Lideri Abdullah Öcalan, 43 ayın ardındna Ömer Öcalan’la aile görüşmesi gerçekleştirirken, AKP-MHP kanadındna açıklamalar gelmeye devam ediyor. Ardı ardına yaşanan bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Zeynel KETE: Çoklu kayıpların ve kazanımların yoğunca yaşandığı bir dem-i davrandı yaşıyoruz. An geçmişin yükünü omzunda taşır. Yaşanan her anın tarih olduğu realitesi tecrübeyle sabittir. Yaşadığımız an geçmişin yükünü omzunda taşır. Bu hakikatle olaylara yaklaşmak, çözüm odaklı yaklaşımdır. Kürt Sorunu cumhuriyet tarihinde devletin ulus yaratırken tekçiliği esas almasından kaynaklı yaratılan bir sorundur. Sorun Kürtlerin kendisinden kaynaklı değildir. Kapsama alanı çok geniş, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, tarihsel boyutu olan bir sorun. Sorunun çok kapsamlı olması “barış sürecinin” de derinlikli ve kapsamlı olmasını gerektiriyor. Elbette ki dünyada ki gelişmeler Türkiye yi derinlikli etkikemekte. 3. Dünya savaşının etkilerinin Türkiye yi çoklu boyut ile etkilediği günümüzde barış söylemini iyi değerlendirmek gerekiyor.

    Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. İsrail sadece kendine güç değildir aynı zamanda hegemonik ABD gücü demektir. Enerji hatlarının yeniden dizaynı söz konusudur. Güçler dengesi kendini yenilemektedir; ittifaklar yenileniyor,çatışmalar derinleşiyor. Özellikle iç barışını sağlamayan Ortadoğu’daki tekçi ulus devletler, kapitalist modernist güçler için sorun teşkil etmektedir. Egemenlerin çıkarı için ulus devletlerin yeniden inşası söz konusudur. Türkiye, İran, Irak, Suriye bunların başında gelmektedir. Ortadoğu’da yaşanan savaş sadece İsrail, Hamas ve Hizbullah ile sınırlı değildir, yayılma alanı genişleyen Güney Lübnan ve Gazze ile içine alan Yemen, Suriye, Türkiye, Irak ve İran’ı ciddi etkileyen bir süreç söz konusudur. Neredeyse Ortadoğu’nun tamamı bu savaşın içindedir. özellikle İsrail yetkililerinin dile getirdikleri “7 Ekim öncesi ile 7 ekim sonrası aynı olmayacak” sözü bölgedeki meydana gelen değişimlerin somut bir ifadesidir. Ortadoğu’da İsrail, Filistin, Lübnan, Suriye İran savaşı bölgesel bir düzeye geldiği, savaşın derinleşmesi ile bölgenin kapitalist modernist güçler tarafından dizayn edilmesi doğru orantılıdır. ABD, İsrail Avrupa’nın İran’a tehtidleri, müdahalesi Basra Körfezi’nde başlayan ve bir bütün olarak Akdeniz’i etkileyecek Kürt jeopolitiği gerçekliği ortada duruyor.

    “100 YILLIK İNKAR SİYASETİ SIKIŞMIŞ DURUMDADIR

    -Tüm bu gelişmeler Türkiye’yi de yeniden konumlanmayı itiyor?

    Kesinlikle. Türkiye iç siyasetinde her boyutuyla sistemsel krizin derinlemesine yaşanması, çaresizliğin her alanda görünür olması, toplumsal çürümenin gizlenecek düzeyde olmaması, bir çöküşün yaşanmasıyla beraber, uluslararası konjonktürde oyun kuranların Türkiye’yi konsepte dahil etmemesi gibi faktörler belirleyicidir.

    Uluslararası dengeler ve Türkiye’deki egemen siyaset Kürtleri içeride parçalama, yanında tutma, en aza razı etme çalışması yürütmektedir. Bu pazarda milli muhalefet ve milli iktidar aynı mantıkla hareket etmektedir. Gelinen aşamada 100 yıllık inkar siyaseti sıkışmış durumdadır. Bu sıkışmışlığı aşmak için bir yöntem bulmaları gerekiyor. Halkın beklentilerini, acılarını, özlemlerini, istemlerini, sahadaki gelişmeleri, uluslararası konjektörü görmezden gelerek toplumun umutlarıyla oynama sahte bir oyun halidir telafisi imkansız sonuçlara yol açacaktır.

    Kürtlerin, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesini esas alınması, toplumsal barışın inşa edilmesi için barış mücadelesi potansiyelleri yüksektir. Geçmişteki pratikler, sahada yaşananlara sıtratejik yaklaşılması, demokratik siyaset anlayışı çerçevesinde sürece cevap olma konusunda teorik ve pratik olarak güçlü katkılar sunarlar.

    ALEVİ TOPLUMU SITRATEJİK BİR SÜRECE SUSARAK, BEKLEYEREK CEVAP OLAMAZLAR”

    -İfade ettiğiniz ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesi, Alevilerin de temel hak mücadelesi. Bu süreçte ortak mücadele hattı barışın tesisi bağlamında ne anlam taşıyor?

    Türkiye’de inşa edilecek onurlu bir barış iklimi nihayetinde Alevi toplumu açısından da olumlu olacaktır. Tekçilik esas alınarak inşa edilen ulus devlet anlayışının en önemli iki topluluğu Kürtler ve Alevilerdir. Bu bakımdan onurlu bir barış Alevi toplumun zihin kodlarına uygundur. Yüzyıldır Alevi sürekleri yaşanan savaş ikliminde en çok etkilenen inanç kesimini oluşturmaktadır.

    Barış mücadelesi vermek Aleviler açısından ibadetten sayılır. Hakikat ve özgürlük arayışı aynı zamanda toplumsal barış mücadelesi demektir. Tarihsel hakikatlerinden aldıkları güç ile, yaşadıkları fiziksel ve kültürel soykırım süreçleri göz önüne alındığında sürece sıtratejik bir çerçevede okumaları toplumsal çıkarlarına uygun olur.

    Alevi toplumu sürecin olgunlaşması ile paralel olarak söz söyleme, pratik geliştirme lemaletleri vardır. Barış her halükarda Alevileri ilgilendirir. Yüzyıllık cumhuriyet modernitesi döneminde Kürtlerle beraber “muteber vatandaş” olmadılar. Kaldı ki Alevilerin büyük bir çoğunluğu Kürt idiler. Bundan dolayı hem inançlarından hem de etnik yapılarından dolayı çifte baskı gördüler.

    Alevi toplumu böyle sıtratejik bir sürece susarak, bekleyerek, sonuçlar üzerinden cümle kurarak cevap olamazlar. Başından itibaren onurlu toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almaları gerekiyor. Bütün Alevi kurumları, pirler, mürşitler, rayberler, ozanlar, analar, yazarlar toplumu bu sürece hazırlamaları tarihsel görevdir.

    Kürt sorunu ve Alevilerin sorunlarının çözümü siyasetin demokratikleşmesi ile birebir ilşkilidir. Bu mana ile Kürt sorunun demokratik bir çerçevede çözülmesi gerekiyor. Alevilerin barışı savunurken ilkesel davranmaları gerekiyor. Mazlum kimdir? Sorunun kaynağı neresidir? Doğru barış savunuculuğu nedir? Sistemin iyisi ve kötüsüne rıza göstermeden üçüncü göz (Gönül gözü) mensupları kimlerdir? Barışı anlamlı kılmak, inşa etmek aslında tarihi de anlamlı kılmaktır. Aleviler toplumsal bilinçleri, farklılıkların ikrarlı birliği ilkesini esas alarak güncel ihtiyaçları ile bütünleştirmeleri gerekiyor. Aleviler demokratik siyasetin ve barış sürecinin öznesi olmalılar. Demokratik ve özgür bir yaşam için özne olmaları tarihsel hakikatlerinin gereğidir. Özne olmadan özgürlük olmaz. Parçalı duruş esaret ve yoksulluk demektir. Birlik, hakikat meydanında cümle can ile ikrarlı bir yaşam ve birlik özgürlüğe ve var olmaya götürür. Sürecin durumuna göre Aleviler mutlaka görev almalı. Üçüncü göz olmaları olumlu bir hava yaratır.

    Barış dönemlerinde toplumu harekete geçiren manevi güçler vardır. Alevi pirler, Seydalar, Analar, kültürel İslamı yaşayanlar, komün güçleri, pirler, bilgeler, kanaat önderleri barış talebini toplumsallaştırmalıdır, bu potansiyelleri yüksektir.

    “HALKIN İRADE, BİLİNÇ VE KARAR GÜCÜ OLMASI İLE BARIŞ İNŞA EDİLİR”

    -Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Sonuç olarak barışın anlamı silikleştirilmemeli, ulaşılmaz kılınmamalı. Barışın anlamı yitikleşmemeli. Barışın anlamı yitikleşirse hakikatte yok olur, yitikleşir. Barışın anlamı derinleştirilmelidir. Varoluşun asıl amacı bütünselliktir. Bundan dolayıdır Aleviler “cümle can” kavramını kullanıyor. Görüşmeleri yürütecek taraflar bu mana derinliğini göz önüne almaları, sorunun çözümünü kolaylaştırır. Tarihsel okumalar bize şöyle bir hakikati de göstermiştir. Hakikat ve özgürlük arayışı yürüten hiç bir kurum, örgüt veya lider kendi kaderi ile ilgili belirsizliği kabul etmez. Bu barış için önemli bir tespittir.

    Üçüncü dünya savaşında kartlar yeniden karılırken Kürtlerin Ortadoğu ve Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleme konusunda kilit bir konuma geldikleri gerçekliği inkar edilmez. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik siyaset perspektifi ile toplum politikleşir, politikleşen toplum özgürleşir ve toplumsal barışını inşa eder. Siyaset sorunları ortak irade ile çözme, birlikte karar alma, ikrar ve rızalığı esas alama, bunun için Hak meydanını açma sanatıdır. Halkın irade, bilinç ve karar gücü olması ile barış inşa edilir. Gelinen aşamada taraflar imkansızı yapmazlarsa, olanaksız olanla karşı karşıya kalırlar. Barış için mücadele eden, cümle canı Hakk’ın varlık deryası olarak gören bu konuda pratik geliştiren cümle canlara aşk olsun.

    PİRHA/ADANA

  • Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, hükümetin Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” eleştirerek, “Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır” dedi. Kete bunun çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu sözlerine ekledi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, yapılacak sempozyumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK HORASAN’I TÜRKLEŞTİREN BİR TEZDİR”

    Zeynel Kete, sempozyumların kültürel soykırıma hizmet ettiğini anlamak ve bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından,  kurucu kodlara gitmek gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Gerçekten de kavram ve kuramların anlamını yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Theodor W. Adorno’nun (Alman Felsefeci) belirlediği gibi günümüzün en büyük sorunu, anlam yitimi. Bir kavramın, bir değerin anlamı yitirildiği zaman tarihsel kök de uzaklaşır. Çok rahatlıkla bir yabancı yönetim, o topluma hakim olabiliyor. Son dönemlerde Dersim’de Munzur üniversitesi, Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı ve Dersim’deki halihazırdaki cemevi ve bunun arkasında Diyanet bir sempozyum yapıyor. Horasan’la ilgili bir sempozyum. Aslında bu sempozyumların, ötekilerine yönelik yapılan sempozyumların nasıl bir kültürel soykırıma hizmet ettiğini, bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından biraz daha geriye gitmek lazım. O kurucu kodlara gitmek lazım. Çünkü Osmanlı’nın son yıllarında daha doğrusu Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının Osmanlı ve İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiyi ve ötekilerine karşı bakış açılarını biraz daha açığa çıkarmak lazım. Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle Osmanlı subayları, “aydınları” diyebileceğimiz daha sonra Cumhuriyetin de kurucuları durumuna gelen birçok kesimin Alman emperyalistleriyle ciddi bir ilişki içerisinde olan bir İttihat Terakki anlayışı vardır. Bu dönemde aynı zamanda Türkçülük ve Turancılığın da fikrinin çok yoğun olduğu bir dönemdir. Ziya Gökalp, Halide Edip Adıvar, Ömer Seyfettin bu dönemin çeşitli dergilerinde edebi yazılar, hikayeler, makaleler yazarlar. Bu tezi geliştirdiler. Turancılık tezinin temeli Türklerin ana yurdu Orta Asya’dadır, Horasan’dır. Merkezi bir Türk tarih tezine dayanan, Horasan’ı da Türkleştiren bir tezdir. İttihat ve Terakki döneminden beri gelen bir tezdir. Nihayetinde bu Türkçü ve Turancı tez kendisini biraz daha böyle ütopik, Ergenekoncu, kızıl elmacı zihniyet olarak kendisine göründü. Bir coğrafya üzerinden hakimiyet kurma, bir coğrafyayı ele geçirme ve o coğrafyaya bir kimlik biçme durumu söz konusuydu.

    “KÜRTLER, ALEVİLER VE RA HEQ TOPLUMUNUN VARLIĞI, KÜLTÜRÜ YATSINDI”

    Nihayetinde Cumhuriyet’in kurucu kadroları da Osman son döneminde yetişmiş çoğu asker kökenli ve İttihat ve Terakkici bir zihniyetin taşıyıcılarıdır. Doğal olarak bu ilk kurucular İttihat Terakki’de almış oldukları toplum modelini, ötekine bakışı, kadına bakışı, doğaya bakışı, topluma bakışını da alıp buraya entegre ettiler. Ve bunun en somut belgesiyse daha sonra 1924 Anayasasıyla egemen ulus olmanın hukuk metnini oluşturdular. Cumhuriyet’in ulus devlet anlayışı ya da devletin ulus yaratma politikaları Cumhuriyet’in merkezileşmesi ve toplumsal ilişkiler devletin aygıtları üzerine çok yoğun bir şekilde görünür olmaya başladı. Özellikle okullar, camiler, hastaneler, kışlalar, hapishaneler, kültür merkezleri, açılan ocaklar, Türk yurdu dergileri benzeri kurumlar üzerinden bu tek dil, tek din, tek mezhep, tek kültür, teklik üzerinde ulus model tanrılaştırıldı. Kültürel ve fiziki soykırım söz konusuydu çünkü ötekiler bu anayasayı kabul etmedikleri zaman doğal olarak kendi hakikatlerinden gelen, doğal olan kendi varlıklarını, birliklerini, dirliklerini devam ettirme süreci başlıyordu ve bu sürece hayır diyen, demokratik haklarını en iyi şekilde, 21 Anayasasına verilen sözlerin yerine getirilmesiyle ilgili talepkârlıklar meydana geldiğinde topluma yönelik planlı programlı katliamlar süreci başladı. En yoğun olarak Kürtler, Aleviler ve Ra Heq toplumunun varlığı, kültürü yatsındı, kabul edilmedi. Toplumun kültür ve geleneğinin hepsi götürülüp Orta Asya ve Horasan’a dayandırıldı.”

    “ORTAK AMAÇ RA HEQ TOPLUMUNUN VAROLUŞUNU YOK ETMEKTİR”

    Özellikle seksenli dönemlerde Dersim’de yaşayan Kürt Alevilerini Türkleştirme, Alevileri ise Sünnileştirme anlayışının güçlü bir anlayış olduğunu belirten Kete, “Eğer asimilasyon had safhadaysa ve bugün Dersim’de Diyanet, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim’deki cemevi, sempozyumlarla Dersim’e yöneliyorsa hala şu vardır: Dersim’de o öze dönüşün devriye halinde olduğunu biliyor. Hakikatin orada tekrar bir daha ayağa kalkacağını biliyor, hakikat kaybedildiği yerden aranıyor” dedi.

    “DERSİM’DE GENÇLİĞE YÖNELİK ÖZEL YÖNTEMLERLE ÇÖKTÜRME PLANI SÖZ KONUSU”

    Zeynel Kete ayrıca Dersim’de gençliğe yönelik çok özel yöntemlerle çökertme planı söz konusu olduğunu belirterek “Yani gençlik toplumdan koparılıyor, kendi tarihsel kültüründen koparılıyor. Adına özgürlük denilen sosyolojik olarak çürüme, psikolojik olarak çökme durumu söz konusudur. Böyle olunca da toplumu anlamsızlığa itiyor. Toplum anlamsızlığa itildiği zaman ise bu toplumun bitişi demektir. Doğal olarak Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır.
    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yapan kişinin, devletin ideolojik aygıtlarının ortak amacı Ra Heq toplumunun varoluşunu yok etmektir, tarihsel dinamiklerini ortadan kaldırmaktır” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’E YÖNELİK ÇOK CİDDİ BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM SÖZ KONUSU”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevinin el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planı içinde olduğunun altını çizen Zeynel Kete,  “Alevi inancının örgütlüğü ocak sistemidir. Ocak sistemi ise özgür, özerk yaşamın formudur. Devlet dışı kalmış rıza toplumunun formudur. Şimdi bu form kendine yaşam alanı bulduğunda bu defa yabancı yönetime karşı direnişini de geliştirir. Sorunları kendi içinde var eder. Kadın özgürlükçü bir sistemdir. Doğal olarak da cinsiyetçi bu eril epistemoloji, böyle bir sistemden ileride kendisine zarar gelebileceğinin bilincindedir. Ocak sistemi demopolitik bir sistemdir. Demopolitik demek demokrasi, politik ve etik. Bu çerçevede düşünüldüğünde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girdiğimizde Ra heq coğrafyasına, Alevi süreklerine yönelik ama özelde de Kürt Alevilerine veya Ra Heq Alevilerinin serçeşmesi olan Dersim’e yönelik çok ciddi bir kültürel soykırım söz konusudur. Dersim’deki üniversite, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevi el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planıdır” diye konuştu.

    “KÜLTÜREL ASİMİLASYON POLİTİKASIDIR”

    Dersim’de yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Kete şöyle devam etti:

    “Bu resmi ideoloji, bu İttihat ve Terakki’nin modern mantığı 1915’te Ermenileri sürme konusunda Enver ve Talat Paşa’nın bir Harput ziyareti var ve Enver ve Talat Paşa Harput’u ziyaret ederken o dönemin postnişiyle de görüşmeler yapılıyor. Arguvan’ın Mineyik (Kuyudere) köyünde kırkın üzerinde ocak mensubuyla bir meclis oluşturuluyor, dedeler kurultayı yapılıyor. O dönemde de aynı mantık, bu kurultay sempozyumlarının tarihsel arka planı vardır. Benzeri yine Dersim’de yapıldı. Dersim’de bir dedeler meclisi kendini ilan etti. Ve o dedeler meclisindekilerin hemen hemen çoğu daha önce Ali Ekber Yurt’un yanındaydı. Büyük bir kesimi çeşitli dönemlerde Kerbela’ya götürülüp getirilmiş, resmi ideolojiyle ilişki halindedir.

    Hatta Mart 2025 yılında da Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde bir sempozyum yapma çalışmaları vardır. Bu yıl Dersim’de meydana gelen festivalde Horasan konusunu özellikle son 5-6 yıl içerisinde adaletli bilim insanları Dersim ve Horasan arasındaki ilişkiyi incelediler. Masa başı değil, alana gidip Mezopotamya’daki kültürel, arkeolojik, etimolojik öğeleri, oradaki klan, kabile ve aşiret yapısını, dil bilimsel olarak da orada kullanılan lehçelerin etimolojik olarak çözümlemesini yaptıklarında şununla karşılaştılar; Evet, Dersim’den Horasan’a gidişler vardır. Bunu belgeler ile ispatladılar. Tekrar geri dönüşler de olmuştur ama Dersim’den oraya gidişler vardır. Çünkü Dersim’deki mevcut aşiret yapısının aynısını bir benzeri Horasan’da da vardır ve bu akademi konusudur ama bu konuda netleşildi. Dersim’den oraya gidişler olmuştur bu bir şekilde netleşti. Kısacası bu çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikasıdır.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

     

  • DAD, Olağanüstü Kongre yaptı: İnancımıza yönelik katliamlar devam ediyor-VİDEO

    DAD, Olağanüstü Kongre yaptı: İnancımıza yönelik katliamlar devam ediyor-VİDEO

    PİRHA-DAD Genel Merkezi, şubeleşme çalışmaları kapsamında olağanüstü kongre yaptı. Olağanüstü kongrenin hukuki bir eksiklikten kaynaklandığını belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Birkaç yerde şubeleşme çalışması yaptık fakat genel kurulda şubeleşmeyle ilgili karar alınması gerektiği söylendi. Dersim’de kutsal topraklardayız. Bu inanca ve halka binlerce yıldır uygulanan katliamlar devam ediyor. İnancımıza, dilimize ve kültürümüze yönelik katliamlar devam ediyor” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, şubeleşme çalışmaları nedeniyle Dersim’de olağanüstü kongre yaptı. Kongre, Diyarbakır’da katledilen Narin Güran ve tüm musumu pak çocuklara ithaf edildi.

    Kongre Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete’nin okuduğu gülbengle başlayıp, DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete’nin yaptığı açılış konuşmasıyla devam etti.

    “İNANCIMIZIN ÖZÜYLE KALMASI İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    Kürtlerin ve Alevilerin oldukça zorlu günler geçirdiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Kendi varlığımızı, inancımızı, kimliğimizi ve dilimizi inşa etmek için bir mücadele içerisindeyiz. Dünyanın yeniden dizayn edildiği bu süreçte inancımızın özüyle kalması, görevimiz oldukça ağır ve önemli. Bu sorumluluk bilinciyle bu kongrenin akabinde bir örgütlenme ve güçlü bir çalışma seferberliğinin startını vererek kongremize böyle bir anlam vermek istiyoruz” dedi.

    “OCAK KÜLTÜRÜMÜZ ORTADAN KALDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Olağanüstü kongrenin hukuki bir eksiklikten kaynaklandığını belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Birkaç yerde şubeleşme çalışması yaptık fakat genel kurulda şubeleşmeyle ilgili karar alınması gerektiği söylendi. Dersim’de kutsal topraklardayız. Bu inanca ve halka binlerce yıldır uygulanan katliamlar devam ediyor. İnancımıza, dilimize ve kültürümüze yönelik katliamlar devam ediyor. Dersim’de ocak kültürünü ortadan kaldırmaya çalıştılar ve son zamanlarda burada Pirler Meclisi oluşturuldu. Eğer Alevilerin bir meclisi varsa bu 40’lar Meclisi’dir, bu cem meclisidir. Bizim kararlarımız kendi cemlerimizde alınır ve bu mecliste ikrar ve rızalık esastır. Bu tip oluşumlarla inancımıza ait kavramların altı boşaltılıyor, ocak kültürümüz ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bütün baskılara, katliamlara ve soykırımlara rağmen yok edilemeyen bu direniş damarı kültürel soykırım politikalarıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor” diye konuştu.

    YÖNETİM LİSTESİ

    DAD Genel Merkez’in yönetim listesi ise şu şekilde:

    -Zeynel Kete

    -Kadriye Doğan

    -İnanç Dolu

    -Nadide Yallı

    -Asil Benler

    -Meral Gökokuş

    -Emirali Genç

    -Fethiye Yıldırım

    -Ahmet Güden

    Kibar Köse

    -Hüseyin Ozan

    PİRHA/DERSİM

  • Kete: Aleviler artık okulların önünde demokratik haklarını kullanmalılar-VİDEO

    Kete: Aleviler artık okulların önünde demokratik haklarını kullanmalılar-VİDEO

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi kurumlarının kendi sorunlarını dile getirirken basın açıklaması yapmanın ötesine geçemediğini söyleyerek, “ÇEDES ve yeni müfredata ilişkin Alevilerin sokak gücünü harekete geçirmeleri lazım. Eğitim öğretim döneminin başından itibaren okulların önünde demokratik haklarını çeşitli eylemlerle dile getirmeleri lazım” dedi.

    AKP iktidarında eğitim-öğretim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihleri görmezden gelinerek, dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.

    AKP iktidarı, zorunlu din dersleri, ÇEDES projesi ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredatla Alevilerin, velilerin ve eğitim sendikalarının tepkilerine rağmen eğitim sistemini dincileştirmeyi sürdürüyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “SİVİL İTAATSİZLİK EYLEMLERİ YAPILMASI LAZIM”

    Eğitim öğretim yılı her açıldığında Türkiye’deki sendikalar ve Alevi kurumlarının basın açıklamaları yaparak taleplerini dile getirdiklerini ifade eden Zeynel Kete, “Alevi kurumsal hattı bu konuda basın açıklaması yapmanın ötesine geçemiyor. Mekân ve iktidar arasında bir ilişki vardır o nedenle egemen kesimler mekâna sahip olduklarında iktidarı kendi eline geçirebiliyorlar. Alevi kurumları, net bir şekilde birden çok dil, resmi dil olsun diyemiyorlar. Birden çok resmi dil olduğunda ülkede demokrasi kültürü gelişecek ve Alevilerde kendi taleplerini gerçekleştirecek. ÇEDES ve yeni müfredata ilişkin sadece basın açıklamaları değil Alevilerin sokak gücünü harekete geçirmeleri lazım. Alevilerin Türkiye’deki demokrasi güçleri, veli dernekleri, sendikalar ile alanda ciddi mücadele etmeleri lazım. Eğitim öğretim döneminin başından itibaren bir hafta boyunca okulların önünde demokratik haklarını çeşitli eylemlerle dile getirerek sokak eylemleri ya da sivil itaatsizlik eylemleri yapmaları lazım” dedi.

    “MİLYONLARCA KÜRT’ÜN ANA DİLİNİN RESMİ DİL OLMAMASI SADECE KÜRTLERİN SORUNU OLMAMALI”

    Bütün Alevi kurumlarının halka hesap vermeleri gerektiğini vurgulayan Kete, “Mevcut Alevi dernek hattı sistemin ret ve kabul ölçüleri içerisinde kendisini örgütlediğinden dolayı üçüncü bir yolla ilgili söylem üretmekten çekiniyorlar. Bu ciddi bir sorundur. Aksi halde sistem de Alevilerin sorununu ciddiye almaz ve Aleviler de sistem içerisinde bir çözüm üretemezler” diye belirtti.

    Kete, Alevi dernek hattının öncelikle kendi talepleri konusunda kendi arasında birleşmesi gerektiğini belirterek, “Eğer Aleviler demokratik siyasetin bir öznesi olabilselerdi ülkenin daha demokratik olmasında yol açıcı olabilirlerdi. ÇEDES ve yeni müfredat gibi projeler siyasi partilerin programları değil devlet projeleridir. Bu çerçevede Alevi demokratik hattı cumhuriyet modernitesinin tekçi zihniyetiyle ciddi boyutuyla hesaplaşmalıdır. Yeni eğitim-öğretim döneminde sorunlarını dile getirebilmesi için taleplerini uzun süre öncesinden bir araya gelerek konferanslar, paneller yaparak bunu örgütleyebilir. Kendi arasında birlik sağlamayan yapıların talepleri de karşılanmaz. Milyonlarca Kürt’ün ana dilinin resmi dil olmaması sadece Kürtlerin sorunu olmamalıdır. Böyle talepler öncelikler Aleviler tarafından gündeme getirilmelidir” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER TÜRKİYE’DEKİ VELİLER VE DERNEKLERLE BİR ARAYA GELMELİ”

    Alevilere çok önemli işler düştüğünü söyleyen Zeynel Kete, sözlerinin devamında şunları dile getirdi:

    “Aleviler artık basın açıklamalarından kurtulup Türkiye’deki veliler ve derneklerle bir araya gelmeli. Aleviler öncelikle kendileriyle ilgili taleplerini güçlü bir şekilde alanda görünür kılmaları lazım. Resmi ideolojiyle hesaplaşmayan bir Alevi dernek hattının söylemlerinin kabul göreceğini düşünmüyorum. Alevilerin, cumhuriyetin daha demokratik bir zemine taşınmasının yolunu açabilecek bütün kesimlerle bir araya gelmeleri gerekiyor. Alevilerin talepleri de retleri de net olması gerekiyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • Çorum’da ana dilde Abdal Musa Birlik Cemi yürütülecek-VİDEO

    Çorum’da ana dilde Abdal Musa Birlik Cemi yürütülecek-VİDEO

    PİRHA-Nesimi Keşlik Köyü Halk Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği ile Demokratik Alevi Dernekleri, 7 Eylül’de Çorum’da Abdal Musa Birlik Cemi yürütecek. Şıx Çoban Ocağı evladı Zeynel Kete, “Bizler pirlerimizle beraber ana dilimizde cem erkanı yürüteceğiz. Bütün canlarımızı çağrımızdır, kendi kültürleri ve inançları için bir arada olalım” dedi.

    Nesimi Keşlik Köyü Halk Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği ile Demokratik Alevi Dernekleri, 7 Eylül’de saat 18.00’de Çorum’un Alaca Büyük (Nesimi) Keşlik köyünde Abdal Musa Birlik Cemi yürütecek.

    Cem erkanını Ağuçan Ocağından Şehriban Kete, İnanç Dolu ve Şıx Çoban Ocağı’ndan İbrahim Kete, Zeynel Kete ve Karip Aygün yürütecek.

    Şıx Çoban Ocağı evladı Zeynel Kete, 7 Eylül’de yapılacak cem erkanına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “ANA DİLİMİZLE CEM ERKANI YÜRÜTECEĞİZ”

    Yüzyıl öncesinde Dersim’den Çorum’a giden Şıx Çoban evlatlarından Pir Nesimi’nin köyünde cem erkanı yürüteceklerini ifade eden Zeynel Kete, “Nesimi Keşlik Köyü Halk Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği ile Demokratik Alevi Dernekleri olarak 7 Eylül’de Pir Nesimi’nin türbesinin bulunduğu köyde birlik cemi yürüteceğiz. Bizler pirlerimizle beraber ana dilimizde cem erkanı yürüteceğiz. Bütün canlarımızı çağrımızdır, kendi kültürleri ve inançları için bir arada olalım” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Kete: Cemevi Başkanlığı, Alevi süreklerini Türk İslam Bektaşiliği içerisinde eritmek amacıyla kuruldu

    Kete: Cemevi Başkanlığı, Alevi süreklerini Türk İslam Bektaşiliği içerisinde eritmek amacıyla kuruldu

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi süreklerini Türk İslam Bektaşiliği içerisinde eritmek amacıyla kurulduğunu vurguladı. Kete, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ağırlıklı olarak Kürt Alevi coğrafyasındaki ocak sistemine yönelmesi ve çalışmalarını bu alanlarda yapması boşuna değildir. Devlet, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Aleviliğin kültürel direniş damarı olan ocak sistemini yok ederek Alevi toplumunun toplumsallığını parçalamayı esas almaktadır” dedi.

    AKP tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilik inancından uzak faaliyetleri sebebiyle toplumda tepki görüyor. Alevi toplumunun kesin olarak reddettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi inancını asimile etmek, dejenerasyon yaratmak için birçok yerde etkinlikler yapmaya devam ediyor. Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurulması, dedelere maaş teklif edilmesi, Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’ne müdahale edilmesi, başkanlık tarafından düzenlenen Hacı Bektaş Gençlik Kampı’nda bir gencin bozkurt işareti yapması ve bu fotoğrafın resmi sitede paylaşılması gibi olaylar kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bu tür faaliyetler, Alevileri asimile etme ve iktidarın ‘kendi Alevisini’ yaratma projeleri olarak adlandırılıyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ile AKP iktidarının/devletin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurma nedeni, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kürt Alevi bölgesindeki ocak sistemine yönelmesi ve cumhuriyetin ikinci yüzyılında Alevilerin ne yapması gerektiğini konuştuk.

    “CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINDA ALEVİ SÜREKLERİ ETKİSİZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR”

    PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Alevilere verilmek istenen mesaj nedir?

    ZEYNEL KETE: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, isimlendirilmesinin kendisi devlet eksenli siyaset anlayışının ürünüdür. Kavramlar, anlamlar dünyasının dayandığı yapının aynası durumundadır. İsimlendirme, kavramlardaki anlam, değer değişikliği düşünce ve anlam dünyasındaki değişiminde göstergesi durumundadır. Bu mana ile söz konusu başkanlık Aleviliği, devletin resmi Türk İslam Bektaşiliği ile eşitleyen, her iki süreği cemevine sığdıran, kontrol ve denetim altına alan, egemen kültür ile özdeş tutan bir resmi akıl söz konusudur. Her ne kadar AKP-MHP ittifakı döneminde kurulmuş olsa da sonuç itibariyle bir devlet aklıdır. Esasında bu kuruma karşı olduğunu söyleyen muhalefet partilerinin hepsi Alevi süreklerini “Türk İslam Aleviliği ya da Türk İslam Bektaşiliği” içerisinde eritme konusunda hem fikirler. Başka bir ifade ile resmi ideoloji ile birleşen tüm partilerin, kurumların “ötekilere” ait tüm değerleri tahakküme ve devletçi ideolojiye dayalı politika anlayışı söz konusudur. Bu yönü ile söz konusu kurum bir iktidar alanı olarak rıza toplumu politikasının inkârı üzerine kuruludur.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Alevi süreklerini, özellikle Kürt Alevi ocak sistemini etkisiz hale getirme, sistem içileştirme, karşıt Aleviliği oluşturma amacıyla kurulmuş bir devlet kurumudur. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kendisini yöneten, Alevileri ise “yönetilen” ikilemi içerisinde ele almaktadır. Söz konusu “kültür” kavramı ise inançlardaki demokratik kültürden ziyade erkek egemen esaslar üzerinde kurulu olan milliyetçi, dinci, cinsiyetçi bir kültürü esas almaktadır. Ayrıca her biri özerk, özgün sürek olan ve zaman, mekan içerisinde özgünlükleri olan süreklerin hepsini Türk İslam Bektaşiliği içerisinde eritmek esas alınmıştır. Reya Heq, Nusayri, Tahtacı, Çepni vb. sürekleri ve bu süreklere ait toplumsal hafızayı, kültürel mirası, özgür yaşam iradesini büyük bir kırıma uğratmak amacı söz konusudur.

    “FARKLI İNANÇLAR VE KİMLİKLER YA YOK EDİLMEYE ÇALIŞILDI YA DA KÜLTÜREL SOYKIRIMA UĞRADI”

    -Alevi kurumları, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı Alevi diyaneti olarak tanımlıyor. Böyle bir tanımlamanın tarihsel arka planında neler var?

    Birçok Alevi kurumu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kayyum olarak ya da Alevi diyaneti olarak tanımladı. Bu tanımlamaların tarihsel arka planına bakmak gerekiyor. Özellikle 16. yüzyılda Hacı Bektaş Veli Dergahı, zamanın Osmanlı iktidarına muhalif halifeler, dervişler yetiştirince Balım Sultan bu dergaha kayyum olarak atandı. Alevi dernek hattının, Balım Sultan ve kayyum ilişkisini bu topluma anlatması lazım. Dergahlar toplumsal dayanışma, birlik, beraberlik, komünal yaşam temelinde var olan, devlet dışı ahlaki, politik kurumlardır. Daha sonraları bu manevi kurumlar sistem içileşerek bu hakikatten uzaklaşmışlar, devletin imtiyazlı kurumları haline gelmişlerdir. Kanuni döneminde kentlerdeki Bektaşi kurumlarına kayyum atanması söz konusudur. 2. Mahmut döneminde başlayan Bektaşi ve Alevi katliamı, Abdülhamit döneminde özellikle Kürt Alevi ocaklarına yönelik bir asimilasyon, kontrol ve denetim altına alma, asimile etme, Dersim bölgesine asimilatörlerin gönderilmesi, misyoner çalışmalarının yapılması, devletin kendi kızılbaşını yaratma siyaseti söz konusudur.

    İmparatorluklar döneminde başlayan bu resmi anlayış, daha sistemli bir şekilde ulus devlet döneminde devam etti. Ulus devletin hakim bir etnisite, din, mezhep veya başka bir grupsal olguya dayanarak toplumu, ulusu homojenleştirme sürecinde “öteki” dinler, inançlar, kültürler, mezhepler, kimlikler yok edilmeye çalışıldı. Cumhuriyet Modernitesi’nin ulus devlet anlayışı içerdiği dinci, milliyetçi, cinsiyetçi anlayışına karşı direnenler katliamlara uğradı. Farklı inançlar, kimlikler ya yok edilmeye çalışıldı ya da asimile edilip kültürel soykırıma uğradı. Birçok resmi kurum ideolojik aygıt görevi görerek bu amaca hizmet etti. Alevi sürekleri de bu süreklerin yaşadığı mekânlar ve halklar bu katliamlardan nasibini aldı. 1924 yılındaki anayasa ile devlet resmi dinini ve muteber vatandaşını tanımladı. 1924 Anayasası ile resmi ideoloji hukuki hale gelmiş ve o günden bu güne kadar toplumu tekleştirme anlayışı bir kayyum anlayışıdır diyebiliriz. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu zihniyetin devamıdır. Alevi kurumları, Cumhuriyetin tekçi anlayışına, resmi ideolojiye karşı olmadıkları müddetçe, Cumhuriyetin demokratikleşmesi mücadelesinin öznesi olmadıkları sürece bu kuruma karşı olduklarını söylemelerinin bir karşılığı olmaz.

    “ESKİDEN ALEVİLER YOK SAYILIYORDU, ŞİMDİ İSE ALEVİLİK YOK EDİLİYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın daha çok Kürt Alevi bölgesindeki ocak sistemine yönelmesinin nedeni sizce nedir?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ağırlıklı olarak Kürt Alevi coğrafyasındaki ocak sistemine yönelmesi, çalışmalarını bu alanlarda yapması boşuna değildir. Alevi kurumlarının bu anlayışı görmeleri gerekiyor. Bu kuruma bağlı resmi, gayri resmi görev yapanlar Balım Sultan’dan Abdülhamit ve İttihat Terakki’den devriye olan anlayışın günümüzdeki izdüşümleridir. Bugünkü iktidar din, mezhep ve milliyetçilik adına görev yapmaktadır. İmparatorluklardan başlayan Müslümanlık adına hüküm süren bir devlet geleneği söz konusudur. Din ve mezhep hiçbir zaman siyaset aracı olmaktan çıkmamıştır. Cumhuriyet Modernitesi söylem boyutunda laik ve seküler olduğunu söylese de kullanılan argümanlar tekçilik üzerinedir. Alevi kurumlarının bu zihniyet ile hesaplaşması asimile olmalarını önleyecek en önemli duruştur. Cumhuriyet olma sevdası batıda laiklik üzerinde dil oluştururken, cami açmazken, Kürtlerin yaşadığı kentlerde şeriat propagandası, cami ve kuran kursu, tekke ve tarikatları açma, uçak ve helikopterlerle ayet ve hadislerin yazılı olduğu bildirilerin atılması çalışmalarının nedenini, nasılını bilmek gerekiyor. Başta Dersim olmak üzere Alevi çocuklarının laikliği savunanlarca Kuran kurslarına gönderilmesi, laikliği savunanların buna ses çıkarmamaları bilinmelidir. Dersim’e vali olarak atanan Korgeneral Kenan Güven’in Dersimlilere “Gerçek Türk, gerçek Müslüman sizsiniz. Aslen horasandan geldiniz. Soy olarak Ahmet Yesevi’ye bağlısınız” demesi son derece önemlidir.

    Söz konusu Kürtlerin ve Alevilerin demokratik talepleri olunca sistemin seküleri, laikliği savunanı ile dinci olanı el ele vermektedir. Aynı mantık günümüzde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden Kürt Alevi toplumuna yapılmaktadır. Bu kurum daha çok Kürt Alevi toplumunu ve ocaklarını esas almaktadır. Mekan olarak da daha çok Dersim merkezli Fırat havzasını ve Maraş merkezli İç Toroslar havzasını esas alması boşuna değildir. Bu havzalar Kürt Alevi inancının kadim mekânlarıdır. Binlerce yıldır ocak sisteminin varlığını devam ettirdiği, hakikat ve özgürlük arayışının devriye halinde olduğu mekânlardır. Bu mekânlarda Kürt Alevi hakikatinin kültürel direniş damarı hala devriye halindedir. Bütün asimilasyona rağmen direnen kültürel fay hattı aktiftir. Bu sürek yok edilirse diğer sürekler çok rahatlıkla kontrol altına alınır, bu gerçeklik biliniyor.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’i hedef aldığı bilinmelidir. Son günlerde mülki amirlerle Dersim’de çalışmalar yapması, Sarı Saltuk Türbesinde vali ile beraber cem erkanına katılması bunun en somut örneğidir. Yaşananlardan hareketle şunu diyebiliriz; Alevilik tarih boyunca günümüzdeki kadar asimile edilmemiştir. Eskiden Aleviler yok sayılıyordu şimdi ise Alevilik yok ediliyor. Dersim’deki cemevinin çalışmaları, burada görev yapanların icraatları, ocaklara yönelik ele geçirme çalışmaları, seçim döneminde Hüda-Par adayının kendisini Alevilerin temsilcisi sayması bu kurumun anlayışının bir sonucudur. Bir taraftan Türklük üzerinden inşa edilen bir Alevilik, bir yandan Müslümanlığın alt kültürü olarak tanımlanan bir Alevilik, bir taraftan da İran üzerinden ilişki sağlanan bir İran Şiiliği. Son dönemlerde Dersim’den İran’a ocak evlatlarının gezi seferleri, eğitim almaları resmi bir anlayışın ürünüdür. Dersimli kendi hakikati ile ikrarlaşmasını isterse Humeynici olsun fark etmiyor. Kendisi olmasın ne olursa olsun. Bir çok ocak evladı adeta birer misyoner gibi çalışmaktadır. Bu çalışmalar için özel bir bütçe hazırlandığı muhakkaktır.

    “İÇİ BOŞALTILMIŞ BİR REYA HEQ İNANCI HEDEF ALINMAKTADIR”

    -Devletin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı olarak Kürt ve Alevi olan birini seçmesinin altında yatan neden nedir?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı’nın Kürt, Erzincanlı ve bir ocak mensubu olduğunun söylenmesi boşuna değildir. Yazdığı kitaplar, makaleler, üniversite ortamına ve savunduğu düşüncelere bakıldığında hedefinin ne olduğu hakkında bir fikrimiz oluşur. Hemen hemen bütün kitaplarında Alevi yol ulularını Türkleştirmesi, Alevi süreklerini Türklük üzerinden tanımlaması hedef kitlesinin Kürt Alevi toplumu olduğu netleşir. Ayrıca Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve dünya görüşünü Türk-İslam anlayışı üzerinden tanımlaması amacının ne olduğunun ifadesidir. 1925 yılında gizlice hazırlanıp uygulamaya konulan Şark Islahat Planı’nın “Kızılbaş Kürtlerin öncelikle asimilasyona tabi tutulması” fikrinin aleni olarak uygulanmasını esas almaktadır. İttihat Terakki ile başlayan “Alevi-Bektaşi tetkikleri-raporları”, Fuat Köprülü’ nün Alevi-Bektaşilere yönelik tarih tezinin yeniden uygulanmasıdır.

    Süleyman Soylu’nun 1558 Alevi kurumunu gezdiğini, bu kurumlardaki raporların esas alındığını, bu çerçevede çalışmaların planlandığını söylemesi, İttihat Terakki raporlarının yenilendiği anlamına geliyor. Bu raporlar doğrultusunda oluşturulan çalışmalar ve kurumlaşma ile Cumhuriyetin ikinci yüzyılında çerçevesi çizilmiş, içi boşaltılmış Reya Heq inancı hedef alınmaktadır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında tekçi anlayışın tekrar egemen ulus olması için diğer halkların, inançların, kültürel kimliklerin kontrol ve denetim altına alınması gerekiyor. Demokratik siyasetin öznesi olma potansiyeli güçlü olan Reya Heq süreğinin kontrole alınması bu açıdan çok önemlidir.

    “ALEVİLİĞİN DİRENİŞ DAMARI OLAN OCAK SİSTEMİ YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanının cemevlerini gezmesi, cem erkanlarına katılması ve cemevi açılışlarını yapmasını nasıl yorumlamalıyız? 

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanının devletin mülki amirleri ile beraber cemevlerini gezmeleri, cem erkanlarını katılmaları, her ocaktan kendine bağımlı kişilerin olması bir iktidar alanının söz konusu olduğu manasına gelir. Bir plan dahilinde her türlü rıza imalatı yapılarak bu inanca ait rıza toplumu değerleri ve ocak sisteminin yok edilmesi esas alınmıştır. Alevi dernek hattının ocak sisteminden çok dernek sistemini esas alması bu kurumun çalışmalarını kolaylaştırmıştır. Ayrıca Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı olduğunu söyleyen bir çok kurumun onlarca derneğinin, cemevinin, vakfının, dergâhının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan hizmet alması son derece düşündürücüdür, Alevi dernek sisteminin bu kurumla nasıl iş yaptığının resmi belgesidir. Ocak sistemi ve pirlik kurumunun binlerce yıldır yarattığı komünal değerlerle ayakta durmuştur. Tekçi, iktidarcı, dinci, milliyetçi, cinsiyetçi anlayışlara karşı farklılıkların ikrarlı birliğine, kadın mürşidi kamilullahtır anlayışına, ahlaki politik toplum modelini esas almaktadır.

    Ocak sistemi, devlet dışı ya da devlete rağmen varlığını devam ettiren talip topluluğunun toplumsal yaşam formudur. Bu anlayış Cumhuriyetin ikinci yüzyılında egemen olmak isteyen sınıfın önünde engel teşkil edecek potansiyele sahiptir, bu biliniyor. Bu hakikatin önüne geçmek için, uzun vadede rahat etmek için, yüzyıllık bir proje söz konusudur. Aleviliği reddetmektense içi boşaltılmış bir Alevilik çok rahatlıkla kontrole alınır. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’deki bazı Alevi kutsal mekânlarını vali ile ziyaret etmesi, cem erkânına katılmaları, Sarı Saltuk Türbesi’nde cemevi açılışına katılması buna örnektir. Biyolojik Alevilerle “Türk İslam Aleviliğini, Karşıt İslam Aleviliğini” inşa etme çalışmasıdır. Devlet, mülki amirler, rızasız lokma yiyen ocak evlatları, siyasi partiler, üniversiteler, parlamento hepsi Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Aleviliğin kültürel direniş damarını, ocak sistemini yok ederek, bu toplumun toplumsallığını parçalamayı esas almaktadır.

    “ALEVİLERİN BUGÜN YAŞADIKLARI SORUNLAR TEKÇİ ANLAYIŞTAN KAYNAKLANMAKTADIR”

    -Alevilerin, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ne yapması gerekiyor?

    Alevi toplumunun Cumhuriyetin demokratikleşmesi ile ilgili söz kurması, karar gücü haline gelmesi, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında katliamlara uğramaması, kendi eylem dilini oluşturması, demokratik siyasetin öznesi olması için bir karar vermesi gerekiyor. Sorunların çözümünde engel olan, sorunun kendisi olan, toplum üstü bir yapılanma olan, toplumu homojenleştiren sistemin iyisi ile mi yoksa Aleviliğin hakikatini esas alarak, arsızdan, hırsızdan, nursuzdan uzak durarak resmi ideoloji ile zihinsel olarak hesaplaşarak demokratik siyaseti mi esas alacak. Alevilik için asıl önemli olan anlamlı yaşama ikrar vermektir. Alevi sürekleri her dönemin hakikatına ikrar vermişlerdir. Aleviliğin anlamlı yaşam arayışı tarihseldir. Arsızdan, hırsızdan, nursuzdan, pirsizden uzak yaşam anlamlı yaşamdır, bu yaşam inancın toplumsal özüdür. Hakikat ise bu anlamlı yaşamın ifadeye kavuşmuş biçimidir.

    “ALEVİ DERNEK SİSTEMİ, YOLDA BİRLİK ESAS ALINMALIDIR”

    Bu bakımdan Alevi dernek sistemi, bu sistemin inşacıları anlamlı yaşam için dernekte değil “yolda birliği” esas almalılar. Alevi inancının bir doğrultusu, yönü ve hakikati vardır. Kendi hakikatini ve doğrultusunu esas almayan bir dernek sisteminin yaratacağı sonuçlar ne olacak, nelere yol açacak? Soruları acilen cevap bekleyen sorulardır. Aleviler, ‘Alevilerin kıyameti nedir?’ sorusuna cevap vermeliler. Bu sorunun sağlıklı bir cevaba kavuşması, Alevilerin Cumhuriyetin ikinci yüzyılında katliamlara uğramaması için, hakikat çalışmaları yapmaları gerekiyor. Bu minvaldeki çalışmalar başta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın etkisiz hale gelmesini ve diğer asimilasyon çalışmalarının önünü alacaktır.

    Son dönemlerde bazı Alevi kurumlarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na radikal eleştiri yaptığı halde elektrik ve su paralarının bu kurum tarafında karşılanması kabul ve ret ölçülerinde Alevi hakikatını esas almadıklarının ifadesidir. Ayrıca bu kuruma karşı olduğunu söyleyen bir çok Alevi kurumunun yerelde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile birlik içinde olarak etkinlik yapmaları, panellere katılmaları, aşure dağıtmaları, cem erkânına katılmaları da toplumun gözünden kaçmamaktadır. Alevi kurumları söylemleri, pratikleri, ilişki ağları ile toplumsal hakikatten, Alevi kimliğinden, tarihsel hafızadan, yaratılan değerlerden, pirlerin kelamından, rıza toplumu perspektifinden kopmamalıdır. Kapitalist modernitenin, nehak anlayışın zor ve rıza aygıtları ile toplumsal hakikati, yaşamın büyüsünü bozduğu, toplumu parçaladığı bir demi devranda Alevilerin demokratik siyaset için mücadele veren Adorno’nun “düzen kurucu faaliyeti” olarak tanımladığı ideolojik duruşu esas alan, bunun mücadelesini veren demokrasi güçleri ile ikrarlaşmalıdır. Unutulmamalıdır ki an geçmişin yükünü omzunda taşır. Alevilerin bugün yaşadıkları sorunlar Cumhuriyetin birinci yüzyılındaki tekçi anlayıştan kaynaklanmaktadır.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Munzur Festivali’nde ‘Alevi inancı ve güncel sorunları’ konuşuldu- VİDEO

    Munzur Festivali’nde ‘Alevi inancı ve güncel sorunları’ konuşuldu- VİDEO

    PİRHA- 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde “Alevi inancı ve güncel sorunları” konulu panel düzenlendi. Devletin Alevi inancını tekleştirip bir kalıba sığdırmaya çalıştığını dile getiren ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, ” Yüzyıllardır bu topraklarda Alevileri sürgün, katliam, soykırım politikalarıyla inançlarından vazgeçirmeye çalıştılar, ama başarılı olamadılar” dedi.

    Dersim’de düzenlenen 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 2. gününde Sanat Sokağı’nda “Alevi inancı ve güncel sorunları” konulu panel gerçekleştirildi.

    Moderatörlüğünü PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya’nın yaptığı panele Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Kayseri Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Cemevi Başkanı Abbas Tan ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu konuşmacı olarak katıldı.

    “OCAK KÜLTÜRÜ EN ÖNEMLİ ÖRGÜTLENME MODELİDİR”

    Ocak kültürünün toplumun en önemli sipergahı olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Ocak kültürü aynı zamanda en güçlü örgütlenme modelidir. Ocak kültürü, dikey bir örgütlenme değil çember şeklinde bir örgütlenmedir. İnancımızın toplumsal hafızasıdır ancak günümüzde dernek örgütlenmesine alternatif olarak düşünülüyor. Bu tarzı kabul etmiyorum. Rea Haq coğrafyasındaki katliamlara baktığımızda önce ocaklara yönelinmiş. Ocak kültürü toplumun varlığını, birliğini, beraberliğini devam ettirilmesi halidir” diye belirtti.

    “ALEVİLERİN EN ÖNEMLİ SORUNU ASİMİLASYON POLİTİKALARI”

    Alevilerin en önemli sorununun asimilasyon olduğunu vurgulayan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Eğer asimilasyon politikalarıyla mücadele etmezsek sadece kırdan kente göç eden Alevilerin oluşturduğu cemevlerinde cenaze kaldırmaktan öteye geçemeyiz. Alevilerin mücadele etmesi gereken en önemli konuların başında asimilasyon geliyor. Çünkü Alevi inancı büyük bir baskı altında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının temel nedeni de bu” dedi.

    “DEVLET, ALEVİLERİ TESLİM ALMAK İSTİYOR”

    Devletin Alevi inancını tekleştirip bir kalıba sığdırmaya çalıştığını dile getiren ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Devlet Alevileri dönüştürerek teslim almak istiyor. Devlet bizim inancımıza elbise biçmeye çalışıyor ama biz bu politikayı kabul etmiyoruz ve mücadele edeceğiz. Yüzyıllardır bu topraklarda Alevileri sürgün, katliam, soykırım politikalarıyla inançlarından vazgeçirmeye çalıştılar ama başarılı olamadılar” diye ifade etti.

    “VERDİĞİMİZ MÜCADELE YETERLİ DEĞİL”

    Alevilerin verdikleri mücadelenin yeterli olmadığını belirten Kayseri HBVAKV Cemevi Başkanı Abbas Tan, “Başarılı olmamızın tek yolu cemevlerini sadece bir ibadethane olarak görmememiz gerekiyor. Cemevleri eğitim merkezi olmalı, çocuklarımız cemevlerinde Alevi inancını öğrenmesi gerekiyor. Çünkü ocak sistemi çökme noktasına geldi. Ocak sisteminin yerine artık dernek başkanlığı sistemi geldi. O yüzden ocak sisteminin yeniden güçlenerek oluşturulması gerekiyor. Çünkü inancımızı biz anlatmazsak başkaları bizim yerimize kendi istediği gibi anlatıyor” diye konuştu.

    Panel soru-cevap bölümüyle sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali coşkuyla başladı -VİDEO

    22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali coşkuyla başladı -VİDEO

    PİRHA- 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali, coşkulu halaylar ve konuşmalarla başladı. Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, açılış konuşmasında, “Munzur Festivali, bu coğrafyayı kimliğimizi, tarihimizi yok sayan anlayışa karşıdır” dedi.

    22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin açılışı yapıldı. Dört gün sürecek olan festivalin açılışı Belediye Yeraltı Çarşısı üstünde Grup Varvara’nın Dersim yöresel oyunları ile yapıldı. Festival alanına “Doğamızın ve irademizin gaspına izin vermeyeceğiz” pankartı asıldı.

    Festival tertip komitesi, sivil toplum örgütleri ve halkın katıldığı festival açılış konuşmasını Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak yaptı.

    “LOZAN ANTLAŞMASI’YLA KÜLTÜRÜMÜZE, TARİHİMİZE KAYYUM ATANDI”

    Lozan Anlaşması’na vurgu yapan Konak, “Kimliğimizin, kültürümüzün, tarihimizin, değerlerimizin, coğrafyamızın, Kürtlüğümüzün, Aleviliğimizin yok sayıldığı Lozan Antlaşması’nın yapıldığı gün 24 Temmuz 1923’tür. İşte o tarihte dilimize, kültürümüze, tarihimize kayyum atandı” dedi.

    “MUNZUR FESTİVALİ BİZİ YOK SAYAN ANLAYIŞA KARŞIDIR”

    101 yıldır kimlik, kültür ve tarih için mücadele verdiklerini söyleyen Konak, şunları kaydetti:

    “İşte Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin doğuşunun temelinde 1924 Anayasasında bizi yok sayan anlayışa karşıdır. Seksenli yıllarda faşist darbeyle bu coğrafyayı, kimliğimizi, tarihimizi yok sayan anlayışa karşıdır. 1994 yılında beş yüz tane köyümüzü boşaltan, on binlerce insanımızı coğrafyasından, yaşam alanlarından kopararak farklı bölgelere sürgün eden zihniyete karşıdır. 1999 yılında bütün bu doksan yıllık süreci tartışan aydınlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız ve yüreği Dersim için, bu topraklar için çarpan tüm canlarımız bir karar verdiler. Olağanüstü hal koşullarında verdiler bu kararı. ‘Kimliğimi, tarihimi, kültürümü yok sayamazsın. Ben doğama sahip çıkacağım. İnançlarımı, kimliğimi özgürce yaşayacağım’ diye o tarihte arkadaşlar festival kararı aldılar. Bu yılki festivali de ‘Doğamızın ve irademizin gaspına izin vermeyeceğiz’ şiarıyla başlatmış bulunmaktayız.”

    “BU ÜLKEDE BÜTÜN HALKLAR KARDEŞÇE YAŞAMINI SÜRDÜRSÜN”

    Cevdet Konak’ın ardından söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, yüz yıldır yaşamlarını sürdürdükleri bu topraklarda son 20 yıldır şirketlerin, kültür ve mekanlarını işgal ettiklerini söyleyerek, bunu istemediklerini vurguladı. Dersim kültürünün bir kimlik olduğunu sözlerine ekleyen Kete, “Bu kentin dili olsaydı… Ölüm, zulüm, korku, zindan, asimilasyon, yüz yıldır bu topraklarda sürüyor. Katliamlarda bu toplumda sürgün, ölüm, hastalık eksik olmamış. Çocuklar annelerinin önünde öldürülmüş. Muharrem ayındayız. Alevi’nin inancında bu ay direnişin sembolüdür. Aşure, katliama karşı büyük bir semboldür. Bu ülkede bütün halklar kardeşçe, toplumsal bir şekilde yaşamını sürdürsün. Doğru yol barıştır. Dilinizi, tarihinizi unutmayın. Dil varlığımızdır. Dilimiz Xızır’ın dilidir. Xızır’ın diline sahip çıkın” çağrısında bulundu.

    “AMACIMIZ KÜLTÜRÜMÜZÜ BU COĞRAFYADA YAŞAMSAL KILMAKTIR”

    Festivalin sürdürülmesi için emek harcayanlara teşekkür ederek konuşmasına başlayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, “İnkarın, imhanın, talanın, asimilasyonun her boyutunu biz halk olarak yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz” dedi.

    Kordu, 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali ile ilgili şunları kaydetti:

    “Bu festivallerdeki amacımız inkara, imhaya dayalı politikalara karşı dostlarımızla, halkımızla, bileşenlerimizle, kurumlarımızla bir araya gelip herkese Dersim’in kültürünü, inancını, dilini ifade etmek ve kendi kültürümüzü bu coğrafyada yaşamsal kılmaktır. Onun için bir aradayız. Onun için festivaller çok önemlidir. Bu festivalde de biz Dersim halkı olarak, inancımıza, kültürümüze, doğamıza ve irademize karşı her yerde sesimizi yükselteceğiz, sözümüzü kuracağız, kültürümüzü yaşamsal kılmak için bu meydanlarda, bu sokaklarda olmaya devam edeceğiz.”

    Festival Mameki Parkı’nda düzenlenecek konser etkinliğiyle devam edecek. Ayrıca Yeraltı Çarşısı üstünde yönetmenliğini Ender Atıcı’nın yaptığı “Mollaköy Kum Ocağı Kapatılsın” belgeselinin gösterimi yapılacak.

    PİRHA/DERSİM