Etiket: Zeynel kete

  • DAD, Kete’nin HDP’den milletvekili aday adaylığını açıkladı: Taleplerimizle siyasete dahil olmalıyız-VİDEO

    DAD, Kete’nin HDP’den milletvekili aday adaylığını açıkladı: Taleplerimizle siyasete dahil olmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) 24 Haziran’da yapılacak seçimlerde DAD Adana Şube Başkanı Pir Zeynel Kete’nin HDP’den milletvekili aday adaylığını açıkladı. Açıklamada, Kete’nin kurumsal rızalıkla aday aday olduğu belirtildi.  
    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) 24 Haziran seçimlerine dair ‘Alevilik-Siyaset İlişkisi ve Seçime Yaklaşımımız’ başlıklı basın açıklaması yaptı.
    Nergiz Güzel, Selda Güneş ve Mehmet Taş’ın hazır bulunduğu açıklamayı, DAD Eyüp Şube Eş Başkanı Nergiz Güzel okudu. Açıklamada, Alevilerin toplumsal sorunları ve taleplerinin demokratik güçlerle ve siyasal partilerle kabul görülerek deklare edilip mücadele verilmesi şartına bağlı olarak HDP’nin destekleneceği belirtilerek, DAD Adana Şube Başkanı Pir Zeynel Kete’nin kurumsal rızalıkla milletvekilliğine aday aday olduğu kaydedildi.
    Açıklamada, “Sistemsel kaotik bir süreçte ‘İmdat Seçimi’ olarak tanımladığımız 24 Haziran seçimlerinde Hakk Yol Alevi halklarına, Türkiye halklarına, inançlara, farklılıklara, yönetimsel yaklaşımlarına ve yurttaşlık kavramına yaklaşımını önemsediğimiz siyasal organizasyon olan HDP ile HDK sürecinde izlediğimiz ortaklaşma sürecini güçlendirerek HDP’ye ve şahsında Sayın Selahattin Demirtaş’a destek vermeyi ve bu yönüyle kurumsal olarak Reya Heq / Raa Heqi, Hakk Yol Alevileri güçlü temsil edeceğine inandığımız Adana DAD şube başkanımız Sayın Pir Zeynel Kete’nin kurumsal rızalığımızla milletvekilliği aday adaylığını da açıklıyoruz” denildi.
    Demokratik Alevi Dernekleri’nin açıklamasının tamamı şöyle:
    “DEMOKRATİK VE YAŞANABİLİR GELECEK İNŞASI İÇİN ORTAK MÜCADELEYE”
    Bir bütün olarak ülkenin geleceğinde belirleyici bir önemi olan ve baskın biçimde dayatılan yeni bir seçim dönemine girmiş bulunuyoruz. 24 Haziran 2018’de gerçekleştirilecek ve yaşadığımız ülkede en az bir yüz yılı belirleyecek olan bu seçimlerin sonuçları, ülkenin toplumsal gerçekliklerinden biri olan biz Aleviler açısından da yaşamsal bir öneme sahiptir. Hak Yol-Alevilik, düşünsel-toplumsal bir sistem olduğundan yaşamın her alanına dair düşünme ve algı biçimi; buna bağlı olarak ta söylenmiş sözü, çözüm önerisi vardır. Bu bağlamda yaşanan siyasal sürece dair kendi toplumsal ufkumuzdan perspektif sunmak, toplumsal varlığımızın savunulmasına ve halklarımızın ortak yaşam alanı olan ülkeye dair özgürlükçü, eşitlikçi bir geleceğe katkı sağlamak sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Toplumsal varlığımızı yaşayabilmemiz, yaşatıp geleceğe taşıyabilmemiz ise kendi toplumsal hakikatimizle yeniden buluşarak, “iradeleşmiş bir toplumsal gerçekliğe” ulaşabilmemiz ile mümkündür. Bu anlamda mevcut siyasal süreci kendi gerçekliğimizle buluşarak netleşme, iradeleşme ve bu temelde bütün ötekileştirilenlerle beraber demokratik ve daha yaşanabilir bir gelecek inşası için ortak mücadele süreci olarak değerlendirmeliyiz.
    “SİYASET ALANINA YAKLAŞIMIMIZ NASIL OLMALI SORUSUNU CEVAPLAMALIYIZ”
    Bilindiği gibi siyasal partiler bir ülkenin iç-dış olmak üzere bütün demokratik, siyasal, sosyal, ekonomik, ekolojik vb. sorunlarına dair çözüm önerileriyle topluma seslenir ve destek talep eder. Bütün toplumsal grup ve renkler, cinsler, emekçiler siyasal süreçlere toplumsal ya da sınıfsal talepleri üzerinden katılmakta, ülkeyi yönetmeye talip olan siyasi partilere desteklerini ise kendi sorunlarının da sahiplenilip çözüm önerileri sunulması, dile getirilmesi ve takip edilmesi şartına bağlamaktadırlar.Aleviler, kendilerine; sürece ve bir bütün olarak siyaset alanına yaklaşımımız, tutumumuz nasıl olmalıdır? Sorusunu sorabilmeli ve cevaplamalı, duruşlarını buradan hareketle belirlemelidirler.
    “TOPLUMSAL İRADE VE TALEPLERİMİZLE SİYASETE DAHİL OLMALIYIZ”
    Öncelikle temel bir tespitten yola çıkmamız gerekir. Alevilik derken, tarihsel-toplumsal bir gerçeklikten söz ederiz. Yani Alevilik-Hakk Yol, bizi insan kılan-karakterize eden inançsal – düşünsel-toplumsal gerçekliğin adıdır. Alevilik aynı zamanda bir toplumsal örgütlenme modelidir.Alevilerin sorunlarından bahsederken gerçekte“toplumsal bir sorundan” bahsederiz. O halde siyaset alanıyla ilişkilenme biçimimizi de “toplumsal taleplerimiz” üzerinden belirlemek zorundayız. Toplumsal taleplerimizi ise “toplumsal sorunlarımızdan” hareketle belirleyebiliriz.
    Böyle bir yaklaşım ise, “iradeleşmiş bir toplumsal gerçeklik” olarak duruş kazanmamız anlamına gelecektir ki bu durumda toplumsal varlığımızı savunmanın ve geleceğe taşımanın en temel adımlarından birini atmış oluruz.
    Şu temel ayrımı da özellikle vurgulamak gerekir ki, esas mesele Alevi inancını içselleştirmiş ruhsal ve bedensel ikrarlaşmasını tamamlamış kimi canlarımızın şu ya da bu partiden milletvekili olarak parlamentoya girmesiyle sınırlı olmayıp toplumsal irade ve toplumsal taleplerimizle siyasete, süreçlere dahil olmamız, temsil edilmemizdir.
    Kalıcı bir şekilde herhangi bir siyasal çizgiye yada partiye irademizi teslim etmemiz söz konusu olamayacağı gibi, toplumsal taleplerimize ve kendi Hakk Yol temsiliyetimize verilecek olumlu karşılık üzerine ” Yol cümleden uludur” düsturundan hareketle yolun kemaletini cümle cana göstermektir.
    “TEMEL KRİTERLERİMİZİ HAK YOL ALEVİLİK ÖĞRETİSİ ÜZERİNDEN BELİRLERİZ”
    Kendi toplumsal irade ve gerçekliğimizle ittifaklara kapıyı açık tutar ve arayışlara girerken ise temel kriterlerimizi Hakk Yol-Alevilik öğretisi üzerinden belirler, onun Rızalık-Razılık esası üzerine kurulan ve ”kâinatı yar eylemeyi” temel yaşamsal ilke olarak ele alırız. Bundan hareketle kadın mürşidi kâmilullahtır hakikatinden hareketle “Kadın özgürlükçü bir yaşam”, ”Cem erkaninda ki gibi” toplumsal eşitlikçi, doğrudan demokrasi”, müsahiplik ve kirvelikten hareketle “Toplumsal dayanışma ve paylasimcilik”. Hava , şu, ateş ve toprağa ikrarlık ve rizalik esas alınarak” ekolojik model”, 72 millete bir nazardan bakarak “evrensel eşitlik ve barış”,aslını inkâr eden haramzededir diyerek ” kendine ait dil, kültür, tarih, yurt gibi toplumsal değerleri koruma, Ocak örgütlenmesi ile “kendi kendini yönetme”gibi ahlaki ve politik toplum değerlerini esas alırız. Bu manada, yukarıda ifade edilen perspektifimizden hareketle gerçekleştirdiğimiz ittifaklara toplumsal irade ve taleplerimizin temsilcileri olarak kendi adaylarımızla süreçlere katılırız. Yani Alevileri değil Aleviliği esas alırız.
    “ALEVİLİK KİMLİK EREZYONU, KÜLTÜREL VE FİZİKİ SOYKIRIM TEHDİDİ ALTINDA”
    Aleviler, yüzyıllardır katliam, göçertme ve asimilasyon sacayaklarından oluşan bir şiddet sarmalında ciddi biçimde darbelenmiş, ulus devlet süreciyle ise tektipleştirmeyi esas alan politikalar nedeniyle Alevi toplumsallığı tarihinin en vahim çözülme sürecine sokulmuştur. Aleviler belki de hiç bir zaman günümüzdeki kadar kurum sahibi olmadılar ama hiç bir zamanda günümüzdeki kadar asimile olmadılar. Alevi inancıyla ilgili kimlik erezyonu, kültürel ve fiziki soykırım tehdidi devam etmektedir.Baha Sait ile başlayan ittihatçı çizgi günümüzde farklı araçlarla devam etmektedir. Eskiden “mülhit, zındık, kâfir ” denilerek katliamlar meşrulaştırılırdı. Günümüzde ise” Ya din dışıdır yada dinselleşeceksin” denilerek tartışma sürdürülmektedir.İradesi kırılan, toplumsal gerçekliğinden koparılan Aleviler siyaset alanıyla kendi toplumsal gerçeklikleri üzerinden ilişkilenememiş, asimilasyoncu yaklaşımları gögüsleyememiştir. Türkiye’de siyaset alanı, Alevilerle ilişkilenme biçimini Alevi tarihsel-toplumsal gerçekliğini tanıyan, kabul edip gereklerini yerine getiren bir anlayışla gerçekleşmemiştir. Başta resmi ideolojiyi esas alan siyasal partiler olmak üzere, geniş bir siyasal yelpazede Aleviliği asimile eden, toplumsal gerçekliğinden kopararak kendi toplumsal tabanı olarak değerlendiren bir zihniyet hakim olmuştur. Bu yaklaşım demokratik örgütlülükleri dahi etkisi altına aldığı gibi halihazırda da tamamen aşılabilmiş değildir.
    Aleviler olarak bu durumu bilince çıkarıp iradeleşmeyi, irademizi hiç kimseye teslim etmemeyi esas almalıyız. İrade teslimi değil, ikrarlı birliktelik esas yaklaşımımızdır.
    Toplumsal Sorunlarımız:
    a) Toplumsal kimliğimiz kesintisiz ve sistematik biçimde sürdürülen katliam, göçertme, asimilasyondan oluşan yoğun şiddet sarmalı altında yok oluşun sınırlarına sürüklenmiştir.
    b) İnanç kimliğimiz, bağlı olarak toplumsal varlığımız, kimliğimiz anayasal düzeyde kabul görmemektedir.
    c) Tektipleştirme politikası nedeniyle yoğun bir asimilasyon süreci işletildiğinden öğretimiz yeni nesillere aktarılamamakta, düşünsel kopuş süreklileştirilmektedir
    e) Toplumsal yapımızın ve yolumuzun temel kurumları (Musahiplik, Rayberlik, Pirlik, Mürşidlik) işlevsiz hale sokulmuştur.
    f) Tarihsel yaşam alanlarımızdan göçertilme nedeniyle kültürel kesinti yaşanmakta ve bin yılların birikimleri yeni nesillere aktarılamamaktadır.
    g) Aleviler şiddet ve yoksullaştırma politikalarıyla göçertilirken, tarihsel yaşam alanlarımıza yabancı nüfus aktarılarak demografik yapı sistematik biçimde değiştirilmektedir.
    h) Diyanet işleri başkanlığı tektipçi politikaların temel kurumlarından biri olup hakikatından koparılıp siyasallaştırılmış, hegomon odakların saltanatının devamlılığı için araçsallaştırılmış bir sünni-hanefi inancını Alevilere ve diğer inanç topluluklarına dayatmaktadır.
    i) İmam hatip okulları aracılığıyla toplum manipüle edilmekte; gençler sorgulamayan, kayıtsız şartsız biat eden kuşaklar olarak yetiştirilmek istenmekte, Alevi çocuklarıda bu okullara zorlanmaktadır.
    j) Alevi köylerine hizmet götürülmemekte, hizmet cami inşa edilmesi şartına bağlanmaktadır.
    k) Başta devlet kurumları olmak üzere işe alımlarda Aleviler ayrımcılığa uğramakta, işe alınmamaktadırlar.
    l) Bilimsel, laik, Demokratik, kamusal Anadilinden eğitim halkımız engellenmektedir.
    Taleplerimiz:
    a) Hakk Yol Alevi Halkların İnanç kimliği Anayasal güvenceye alınmalıdır.
    b) Diyanet İşleri Başkanlığı Yeniden Tanımlanmalı Türkiye Halklarının İnanç temsiliyetleri eşit yaklaşacak, nüfusa göre temsiliyetin açığa çıkacağı bağımsız bir kuruluşa dönüşmeli.
    c) Anadilde ibadet, anadilde eğitim ve İnanç kavramlarının Anadilde ifadesi sağlanmalıdır.
    d) İnanç merkezlerimiz olan Cemevlerinin Anayasal olarak tanınması.
    e) Alevi Halkların inanç eğitiminin kendi bağımsız organizasyonları ile yapılması ve Anayasal olarak da düzenlenmesi.
    f) Devlet inancımızı tanımlamamalı ancak yurttaş olmamızdan kaynaklı Anayasalar haklarımız esas alınarak inancımız tanınmalıdır.
    g) Alevi inancının özgün ve farklılıkları yok edilerek dinselleştirmek istenmektedir. Cami cemevi projesi
    h) Diyanet işleri başkanlığında bir Alevi Dairesinin oluşturulması. Alevi cemlerini gösteriye dönüştüren yaklaşımlar. Pir yetiştirmek için pir eğitim okullarının açılması. Pirlerimize maaş verilsin talepleri gibi saldırılar ve yolumuzun edep erkanına uymayan talepler bizim kabulumuz değildir. Çünkü Alevilik sadece bir inanç değil aynı zamanda güçlü bir sosyal hareket , kültürel ve sosyal bir yaşam manifestosu dur. Bu baskılarla , asimilasyonla Alevilik büyük bir daralma ile karşı karşıyadır. Özcesi Rıza şehri hakikatinden oldukça uzağa düşmüş bir yaşamla karşı karşıya bırakılmak istenmekteyiz. Milyonlarca Alevi inancında sorunlarını sadece mekânlar açma, ekonomik ihtiyaçlarını karşılama, cemevi giderlerini devlete ödettirme, gibi isteklerle sınırlanamaz.
    “DEMOKRATİK GÜÇLERLE TOPLUMSAL TALEPLERİMİZE DAİR  İTTİFAK YAPACAĞIZ”
    Bu mana ile; iradeleşmiş bir toplumsal gerçeklik olarak irademizi hiçbir siyasal partiye teslim etmediğimiz gibi, sorunlarımızın çözümünüde kimseye havale etmiyoruz. Siyaset alanında faaliyet gösteren parti vs. yapılara olan mesafemizi toplumsal kimliğimize irademize ve toplumsal sorunlarımıza gösterdiği yaklaşım belirler. Hak yol-Alevi örgütlülüğü olarak irademizi teslim etmediğimiz gibi mücadele alanlarındayız, demokratik güçlerle ve siyasal partilerle toplumsal taleplerimizin kabul görmesi, deklare edilip mücadele verilmesi şartına bağlı olarak “dönemsel ittifaklar” yapabiliriz. Sistemsel kautik bir süreçte “İMDAT SEÇİMİ” olarak tanımladığımız 24 Haziran seçimlerinde Hakk Yol Alevi halklarına, Türkiye halklarına, inançlara, farklılıklara, yönetişimsel yaklaşımlarına ve yurttaşlık kavramına yaklaşımını önemsediğimiz Siyasal organizasyon olan HDP ile HDK sürecinde izlediğimiz ortaklaşma sürecini güçlendirerek HDP’ye ve şahsında Sayın Selahattin Demirtaş’a destek vermeyi anlamlı ve Türkiye demokrasi mücadelesi açısından kaosları halkların yararına değerlendiren bir hatta yürümeye karar vermiş bulunmaktayız. Bu yönüyle kurumsal olarak Reya Heq / Raa Heqi, Hakk Yol Alevileri güçlü temsil edeceğine inandığımız Adana DAD şube başkanımız Sayın Pir Zeynel Kete’nin kurumsal rızalığımızla milletvekilliği aday adaylığını da açıklıyoruz. Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız olsun.
    (HABER MERKEZİ)
  • DAD Adana Eş Başkanı Kete, HDP’ye aday adaylığı için başvuru yaptı

    DAD Adana Eş Başkanı Kete, HDP’ye aday adaylığı için başvuru yaptı

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Adana Eş Başkanı Pir Zeynel Kete, Halkların Demokratik Partisi’nden aday adaylığı için başvuru yaptı. 

    Demokratik Alevi Derneği Adana Eş Başkanı Pir Zeynel Kete, HDP’den aday adaylık için başvuru yaptı. Kete için, DAD sosyal medyadan şu paylaşımda bulundu:

    “Hakk olanı söyleyip, hakk olanı yaşamalı. Reya Heq Alevilerin parlamentoda güçlü temsiliyetini yapacağınıza inancımız tamdır. DAD Adana Eş Başkanımız Pir Zeynel Kete HDP’den kurumsal rızalığımızla adaylık başvurusunu yapmıştır.”

     

  • Pir Zeynel Kete: Alevi siyasallığında halka yakınlık hakka yakınlıktır

    Pir Zeynel Kete: Alevi siyasallığında halka yakınlık hakka yakınlıktır

    PİRHA- Pir Zeynel Kete Peyik gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı ‘Seçimler, politika ve Aleviler’ başlıklı yazısında politika kavramını irdeleyerek 24 Haziran’daki seçimlerde Alevilerin politik tercihlerinde hangi kıstasları esas almaları gerektiğini yazdı. Pir Kete yazısında, “Alevi siyasallığında partilerdeki aktörlerden ziyade partilerin niteliğine bakmalılar” dedi. 

    “Politika kavramına baktığımızda; ayağı düşürüldüğü, anlamının boşaltıldığı gerçekliği ile karşı karşıyayız” diyen Pir Kete,  “Kapitalist modernist anlayış, Nemrut zihniyet kendisini tekçilik üzerine, nefis iktidarı üzerine oturturken; Rıza toplumu kendisini ikrarlık ve rızalık üzerine inşa eder. Bundan hareketle Nemrudi zihniyet tekçi iken, Rıza Toplumu 72 milleti esas alan, ahlaki ve politik toplum modeli esaslıdır” diye belirtti.

    Politika kavramını irdeleyen Pir Kete, yazısında devamla şunları kaydetti:

    “HER TANIM BİR ZİHNİYETİN ÜRÜNÜDÜR”

    “Politikanın ana akım tanımlarına baktığımızda:
    Bir devletle yöneticilerinin belli bir alanda uygulamaya koydukları görüşlerin tümünü ifade eder.
    Siyaset bakımından tanımlarsak:
    Hükümetlerin yönetimde izledikleri yol, yöntem, biçim olarak tanımlayabiliriz.
    Ya da bir amaca ulaşmak için karşısındakinin duygularını okşayarak, zayıf noktalarından veya anlaşmazlıklarından yararlanarak işini yürütme, istediğini elde etme manasına gelir. Her tanım bir zihniyetin ürünüdür.
    Bazen eleştiri ve suçlama konusu olarak entrikacı, demagog, Köşeyi dönen, yalancı, Hilebaz, üçkağıtçı, rüşvetçi, gibi sıfatlarla da anılır. Politikanın düşürüldüğü durum adeta “Osmanlı’da oyun çoktur” tanımlamasına denk hale gelmiştir. Bu sıfatların hiçbirisi Rıza toplumunun benimsediği sıfatlar değildir.
    Genel tanımlamalara bakıldığında devlet ve hükümet İdaresi anlaşılır.

    “SİYASET FELSEFESİ TARŞTIŞMANIN ODAĞINA DEVLER İDARESİNİ ALMIŞTIR”

    Aristo “POLİTİKA” isimli kitabına Devlet nedir? sorusu ile başlıyor.
    Siyaset sosyolojisi bilim olarak “devlet” konusunu öncelikli alır. Ne yazık ki tarihten günümüze kadar “Siyaset felsefesi” de tartışmanın odağına” devlet idaresini “almıştır.
    Bu tanımlamaların tümü son tahlilde Politik bir varlık olan toplumun Nahak zihniyetler ve onların iktidarları tarafından parçalanması durumunu anlatır. Bu manada topluma, toplumsal rızalığa ait olan, toplumun elinde olan politikayı, toplumun elinde almaktır. Gelinen aşamada yüklenen manaya ve pratiğine, yansımalarına bakıldığında politika; toplumun inkarı olarak tanımlanır hale gelmiştir.
    Kavramın tarihsel arka planına ve mânâsına bakıldığında “Grekçe” bir kelime olup “şehir yönetimi” anlamına gelmektedir. Bu yönüyle hem yönetim hem de iktidar kavramlarını çağrıştırır. “Yönetim” olgusuna yakın bir manası olmasına rağmen, yönetimle eş anlamlı değildir.
    Toplumsal manada düşünüldüğünde; toplumun bir üst akla, tahakküme ihtiyaç duymadan, kendi rızalığı ile toplumun özgürce yönetilmesi, gelişmesi; birey, toplum ve doğa ile ikrarlık ve rızalık esaslı kendini var etmesi olarak tanımlanabilir. Bu manada politika: toplumun inkar ve imhası değil, toplumun özgürlük alanının geliştirilmesi, genişletilmesi; birey, toplum ve doğa arasında Holistik ve Simbiyotik ilişki olarak tanımlamak, yorumlamak öz manasına daha yakındır.

    “POLİTİKADA YÖNTEM ÇOK ÖNEMLİDİR”

    Politikanın gerçek mânâsına uygun bir pratik ve karşılığı geliştirilirse, çok rahatlıkla şunu diyebiliriz: “Ne kadar çok politika o kadar çok özgürlük.” Çünkü politika aynı zamanda özgürlükle özdeştir. Politik olmak hakikat ve özgürlük arayışında olmaktır. Bu arayış iktidar karşıtı bir arayıştır, bu arayışta Hızır aklı olmadan Kemalet sahibi olunmaz. Bu arayışta Hızır aklı yoksa aslına ermede sorun yaşanılır. Bütün evliyalar, enbiyalar, resuller, nebiler, dervişler, yol uluları, peygamberlerliksel çıkışların hepsi xızır hakikati ile buluşmuşlar. Hızır aklına ulaşmadan hakikat ve özgürlük arayışına girmemişlerdir. Hızır’ın dergahına uğramadan, boyasına boyanmadan, Hakikat ve özgürlük arayışı olmaz.
    iktidar politikaya karşıdır. Politikasiz kalmış toplum ya içten yada dıştan iktidar odakları tarafından sömürülür, parçalanır; baskıdan, zulümden, kültürel ve fiziki soykırımdan kendini kurtaramaz, sürekli toplum kırıma uğrar.
    Politikada yöntem çok önemlidir.

    “ALEVİLER YAŞADIKLARI ŞEHRİN YÖNETİMİNE KATILMALI”

    Amaçlar kadar araçlar da ahlaki olmalıdır. Politik araçlar eğer gelişme, özgürleşme ,kendini ifade etme, iradeyi esas alma, özgürlük alanını genişletme, bireyselleşme, rızalığı esas alma gibi değerlere hizmet ederse ahlaki ve politik olur.
    insanlar kentsiz, şehirsiz, devletsiz yaşayabilir ama Politik Ahlak olmadan yaşayamazlar.Aleviler binlerce yıldır farklı coğrafyalarda farklı isimlerle adlandırılarak, iktidara bulaşmadan, deryaya yakın devletten uzak yaşayarak bugüne kadar gelmişlerdir. Aleviler devlete karşı olmaktan ziyade, devlete rağmen bugüne kadar kültürlerini yaşatmışlar. Bunun en büyük nedeni Ahlaki ve Politik toplum olmalarıdır.Devletten dur(uzak), derya toplumunda ısrar etmeleridir.
    Seçimlerin arefesindeyiz. Aleviler yaşadıkları bütün mekânlarda, şehirlerde kentin yönetimine doğrudan katılmalı, bunun araçlarını oluşturmalıdır. Bir kentin yönetiminde güvenlik, Adalet, barınma, beslenme, üretim, belirleyici sorunlar haline gelmiştir. Önemli olan seçimlere giren partilerin, politikacıların bu sorunları hangi yöntemle çözmeye çalıştıklarıdır. Rıza şehri modeli, Kırklar Meclisi İslami literatürde Şura ya da Halk Meclisi esas alınmalıdır.

    “POLİTİKACILARIN ALEVİLERLE DEĞİL, ALEVİLİKLE İLİŞKİLENMELERİ ESAS ALMALILAR”

    Hakyol Alevi inancında, politikada, katılım temsili değil doğrudan katılımı gerektirir.planlama kararlarlaşma ve uygulama Cem erkanında hep beraber doğrudan katılımla kararlaştırılır. Bu manada politikacıların Alevilerle değil, Alevilikle ilişkilenmeleri esas almalılar. Planlama, tartışma, kararlaşma Cemde ki bütün canların özgür iradeleri ile alınır. Cem erkanında pir, talip, rehber, Mürşit, kadın erkek eşittir. Cümlesi candır.Bu Alevi siyasallığının politik ve ahlaki yönüdür.
    Aleviler seçim süreçlerinde; Ahlaki yaklaşım ve politikanın uygulanış süreçlerine bakmalılar. Kişilere endeksli, pragmatik, kişisel çıkarlara hizmet eden sonuçlarına bakmak yanlıştır. Aleviler Hakkın Emri Rızasını esas alan inançlarla çok rahatlıkla politikada ortaklaşabilirler.Bu aynı zamanda Alevilerin barış anlayışıdır.Alevi inancında her can yaşamak için doğar ölmek için değil. Bir can öldürüldüğünde Hakkın cemalinde bir parça yok edilir. Öldürdüğünüz kadar ölürsünüz. Barışı bu kapsayıcılıkta kabullenen, barışı haykıran anlayışlarla bir araya gelmeliler.

    “YAŞAMDA İKRARLIK VE RIZALIĞIN ESAS ALINIP ALINMADIĞINA BAKILMALIDIR”

    Bir araya gelip tartıştığı, katılımın çok olduğu, kararların ortak alındığı, uygulamaların gözden geçirildiği, Cem, Cıvat, Cami, kilise, şapel, Sinagog gibi alanlar iktidara bulaşmadığı müddetçe toplumsal alanlardır.iktidarcı anlayışlar bu alanları hegemonyasını güçlendirmek kulluğu dayatmak ve özünden, politikadan uzaklaştırma alanları haline getirmiştir. Günümüzde bu mekanlar hakikatin görünür kılındığı mekanlar olmaktan çıkmış, kula kulluğun esas alındığı mekanlar haline getirilmiştir.
    Alevi siyasallığında partilerdeki aktörlerden ziyade partilerin niteliğine bakmalılar. Aktörler, siyasi figürler Alevi de olsalar hakka yakınlıkları, yola talip oluşları, ruhsal ve bedensel ikrarlaşmalarına bakılmalıdır. Alevi siyasallığında halka yakınlık hakka yakınlıktır. Bir partinin birey, toplum ve doğa anlayışı, parti programı, tüzüğü, bunu harekete geçirecek kadroların ahlaki ve politik duruşları önemlidir. Yaşamda ikrarlık ve rızalığın esas alınıp alınmadığına bakılmalıdır.

    “HAKİKAT XIZIR CEVHERİDİR”

    Aleviler, 72 millete bir nazardan bakarlar. Çeşitlilik renklilik hakkın varlığının en büyük delilidir. Kâinattaki her varlık hakkın cemalidir.Kadını mürşidi kâmilullah olarak kabul ederler. Bu düsturu esas alan siyasi anlayışlarla çok rahatlıkla bir araya gelebilmeliler. Bu hakikat esas alınırsa vicdanla bütünleşir, vicdanı esas alan özgürlüğü esas alır. Bu çerçevede siyaset anlayışı inşa edilirse parti içi demokrasi, seçilme yöntemi, bileşenlerinin ortak rızalığı, ahlaki ve politikliği esas alınırsa; hangi dinden, inançtan, mezhepten, dünya görüşünden olursa olsun Alevilerin rızalığını hak eder. Bu manada Emevi İslam anlayışından uzak duran farklı etnik yapılardaki Mümin yurttaşlarla da bir araya gelebilirler.
    Hakikat xızır cevheridir. Bu cevher insanda mevcuttur. Hak bu cevher de gizlidir. Xızır cevherini içselleştiren bütün oluşumlarla bir araya gelerek rıza toplumu inşa edilebilir. Bundan hareketle zulmat deryasına karşı, Nur deryası inşa edilebilir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Akşener Dersim’e gelmeden önce kendi özüyle yüzleşmeliydi-VİDEO

    ‘Akşener Dersim’e gelmeden önce kendi özüyle yüzleşmeliydi-VİDEO

    PİRHA – Pir Zeynel Kete ve Demokratik Alevi Derneği temsilcileri Meral Akşener’in Dersim’i ve cemevini ziyaret etmesiyle ilgili PİRHA’ya konuştular. Kurum temsilcileri “Akşener, ‘daha önce İçişleri Bakanlığı yaptım, bu topluma doğru yaklaşmadım, artık doğru yaklaşıp anlamak istiyorum’ deseydi, daha önce nehakı posta oturtmuş bir anlayıştan plaket almaktan çok toplumumuzdan takdir alabilirdi” ifadelerini kullandı.

    Haberin videosu

    Pir Zeynel Kete ve Demokratik Alevi Derneği temsilcileri Bülent Felekoğlu ile Sümbül Beltir, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Dersim’e gelmesi ve burada cemevine gitmesini değerlendirdiler.

    Pir Zeynel Kete, “Dersim Rea Heq inancının serçeşmesidir. Burası bizim toplumsal beynimizdir. Biz geçmişte Meral Akşener’in yaşattıklarını, içerisinde bulunduğu ideolojiyi ve konumlandığı ortamı biliyoruz” dedi ve şöyle devam etti:

    “Şunu söyleriz; eğer gerçekten de bu zaman zarfı içerisinde yaptıklarını süzgeçten geçirmiş, gözden geçirmiş, kendi yeniden doğuşunu yaşamış ve der ki; “Belediyenize kayyum atanmış, ocaklarınız ve dergahlarınız kapanmış, sizin iradeniz olanlar bir şekilde derdest edilmiş ben buna karşı geliyorum. Bu yapılan zulmü kabul etmiyorum, ben sizin hakikatinizi gördüm. Bu hakikatler Türkiye’nin bütün etnik yapıların, bütün ideolojilerin, bütün inançların kurtuluş hakikatidir. Ben de İslamiyet içerisinde bu hakikat paydayı temsil ediyorum. Gelin beraber konuşalım, bu zulme beraber karşı çıkalım” dese amenna deriz kabul ederiz. Deriz ki; yeni bir oluşum yakalamış gelmiş, bizim hakikatimizi kabul ediyor.”

    ZÜLFİKAR’IN SİYASİ SEMBOL HALİNE GETİRİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ

    Kete, “Gelinen aşamada direk cemevine gitmesi, cemevi kayyum tarafından yönetiliyor, oraya resmi memurlar atanmış, Alevi anlayışından tutun Şii bir İslam anlayışına göre kendi hakikatinden uzaklaşanlar adledildi. Kendisine Zülfikar hediye edildi. Bizim inancımızın sembolüdür. Sembol çok önemlidir. Bu hakikati dile getirmeden siyasi bir sembol haline getirilmesini kabul etmiyoruz” dedi.

    Kete, kadının inanca göre nasıl ifade edildiğini ise şöyle vurguladı:

    “Ayrıca kadın olmasından dolayı şunu beklerdik kendisinden; bu coğrafyada kadınlar her gün katlediliyor. Kadın bizim inancımıza göre Ana Fatma’yı temsil ediyor. Hakkın varlık kapısıdır. Biyolojik olarak kadın olması bir anlam ifade etmiyor. Duygu dünyasında, ruh ve beden ikrarlaşmasında eğer gerçekten bir kadınsa bu coğrafyada yapılan, bu KHK’lerden OHAL’e kadar halkın iradesine ket vurulan bütün politikalara karşı çıksaydı daha anlamlı ve yerinde olurdu diye düşünüyorum.”

    MERAL AKŞENER ERKEK EGEMEN AKLIN YAKLAŞIMINDA BİR SİYASETÇİ

    DAD Temsilcisi Sümbül Beltir ise Meral Akşener’in Dersim’e gelmesiyle ilgili şunları ifade etti:

    “Siyasetçiler bütün illeri gezebilirler bunda bir sıkıntı yok ama Meral Akşener’i tanıyoruz. Geçmişten beri siyasetle uğraşan erkek zihniyeti taşıyan bir kadın siyasetçidir. Kadın aklıyla değil de devletin erkek egemen aklıyla yaklaşımı olan bir siyasetçi. Dersim’e gelmeden önce kendi özüyle yüzleşmesi gerekiyordu. Biz Dersim halkına neler yaptık demesi gerekiyordu. Dersim halkı mazlum bir halktır. Bu coğrafyada çok acılar yaşandı hala da yaşanıyor. Meral Akşener’in cemevini ziyaret etmesi siyasi çıkarlardandır.”

    BİZİM DEĞERLERİMİZİ KULLANMAK KISA VADELİ BİR İŞTİR

    DAD Temsilcisi Bülent Felekoğlu, “Meral Akşener buraya gelmiş niyaz olmuşsa, dağlarımızdan ziyaretlerimizden düstur aldıysa ondan sonraki eylemleri açığa çıkar. Yoksa gelip bizim değerlerimizi kullanıp kendisini ifade etmek kısa vadeli bir şeydir” diyerek şöyle devam etti:

    “Eğer bu toplumun hepsine niyaz olarak gelseydi, toplumumuzdaki kurumlarla, tarihle yüzleşme olarak gelseydi daha anlamlı olurdu. Daha önce hata yaptım, içişleri bakanlığı yaptım, bu topluma doğru yaklaşmadım. Doğru yaklaşıp anlamak istiyorum, bununla ilgili siyasete yeni başladım. Bu siyasette yaptığım pratiklerde hata var. Bu toprakların evladı olarak hakikatli bir iş yapmak istiyorum gibi bir demeçle gelir olsaydı sadece nehakı posta oturtmuş anlayıştan plaket yerine toplumumuzdan takdir alabilirdi. Coğrafyamız zulme her şeyiyle, ağacıyla, kurdu kuşuyla direnmiştir. Bu saatten sonra zulme ortak olmayacaksa buyursun bu halkın birçok alanda temsilcileri var onlardan rıza dilesin. Bu sadece Meral Akşener şahsında değil, siyasi argümanlarla yürüyen şahısların hepsinedir.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • ‘Okullarda yoğun şekilde kültürel soykırım uygulanmıştır’

    ‘Okullarda yoğun şekilde kültürel soykırım uygulanmıştır’

    PİRHA- Arap Halkı Alevileri Derneği (AHAD-DER) tarafından düzenlenen “Türkiye’de Eğitim sistemi” konulu panelde konuşan Öğretim Üyesi Adnan Gümüş, bugünkü imam hatiplerin vahabi bir anlayışa göre dizayn edildiğini belirtti. Eğitimci Pir Zeynel Kete ise, “Eğitimdeki yeniden yapılandırma, ötekilerin tasfiyesi üzerine kuruludur” diyerek “yeni resmi ideolojinin tedrisatında dün olmayanlar bugünde yoktur” ifadesini kullandı. 

    Arap Halkı Alevileri Derneği’nin (AHAD-DER) düzenlediği “Türkiye’de Eğitim sistemi, Müfredat programlarının Asimilasyondaki etkisi, yeni müfredat programı, nasıl bir Eğitim” konulu panel düzenledi. Panelde Çukurova üniversitesi Eğitim fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş ile eğitimci Pir Zeynel Kete katıldı.

    “MEVCUT MÜFREDATLAR FARABİ, ARİSTO EĞİTİM ANLAYIŞININ ÇOK GERİSİNDE”

    Panelde konuşan Prof. Dr. Adnan Gümüş, değerler eğitiminin, uluslararası sermayenin önce kendi toplumunda denediği, sonra ülkemize gönderdiği uluslararası bir proje olduğuna dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Mevcut müfredatlar bir yıl önceki müfredattan çok daha geridedir. Farabi’nin de, Aristo’nun da, İbn-i Sina’nın da eğitim anlayışının çok çok gerisindedir. Laiklikte asıl olan zümre, kültür, inanç ayrımı yapmamaktadır. Laikliği sadece din ekseninde anlamak eksik olur. Gerçek laiklikte Kürt, Türk, Fars v.s ayrımını, dil ayrımını yapamazsın. Hukuki olarak ayrım yapamazsın. Sınavlar eşit olamayan bireyleri ayırır, ayrıştırır. Ha Sünni, Alevi ayrımı yapılmış, ha başarılı, başarısız ayrımı yapmışsınız. Mahalle mektepleri ile şehirde üst düzeyde sınıfsal ayrımcılık en üst düzeyde yapılmaktadır.”

    “İMAM HATİPLİSELERİ OSMANLI’NIN MEDRESELERİNDEN DAHA GERİCİDİR”

    Gümüş, “Nitelik olarak eğitim içeriklerini düzenlemeliyiz” diyerek şunları belirtti:

    “Sınavsız sistemde, her öğrencinin istediği okula gitme hakkı vardır. Her gencin istediği üniversiteye gitme hakkı vardır. Lise ve üniversitelerde bir baraj olabilir. Bütün eğitim sistemiyle yüzleşmeliyiz. Diploma ayrıştırıyor. Ayrıştırarak değil, genel akademik eğitim verilmeli. Bugünkü ortaokul ve liseler Osmanlı’nın medreseleridir. Bugünkü imam hatipler Osmanlı’nın medreselerinden daha gericidir. Vahabi bir imam hatip anlayışı vardır. Bizim ortaokul ve liselerdeki derslerimiz, Suudi Arabistan’da şeriat dersleri olarak okutuluyor. Suudi Arabistan bile bu yapıda dönüşümü düşünürken, biz geriliyoruz. Dubai bile PİSA sınavlarında bizden ilerdedir. İmam hatip liselerinde zorunlu Din Kültürü ve Ahlak dersi kaldırıldı. Niye kaldırıldı? Kültür sözünü kaldırıp din ve ahlak bilgisi olarak değiştirildi. Zorunlu grupta hiçbir fen dersi yok. Matematik zorunlu değil. Okullardaki müfredat bir ideolojiyi içselleştirmek ve meşrulaştırmak için görev görür. Çok güçlü bir içsel meşruluk olmazsa günde beş vakit namaz kılınır mı?”

    “TOPLUMSALLIK YÜKLÜ BİLGİYİ ÜRETMEK ZORUNDAYIZ”

    Eğitimci Pir Zeynel Kete de, eğitim sisteminin bireyi mekanikleştirip amaca uygun hareket etmeleri için programlar oluşturmak olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Bilgi bu amaca uygun verilir. Bilgelik ve kemaletten ziyade, bilgi iktidar oluşturmak için verilir. Bilgi iktidarlaştıkça bireyciliği, tekelciliği, kar hırsını, rekabetçiliği, cinsiyetçiliği, tekçiliği, son kertede Nemrudi anlayışların elinde eşitsizliği besleyen konumdadır. Buna karşın anlam ve toplumsallık yüklü bilgiyi üretmek zorundayız. Çünkü bütün ideolojiler, felsefeler, disiplinle kendilerini eğitim yoluyla kurumsallaştırmaktadır. Ulus devlet sürecinde tekçi zihniyet, çağdaş kavramlarla süslenerek kabul görülmenin bütün araçlarını oluşturmuştur. Bunu için önce anaokullarına, ilkokullara yöneldiler. Asıl hedef toplumu nahak anlayışın kurallarına göre şekillendirme, bundan hareketle eğitim alanıyla dini alanı iç içe geçirmektir. AKP hükümeti iktidara geldiği günden bugüne kadar belki de en fazla eğitim ve öğretimde değişiklik yaptı. Gelinen aşamada nemrudi zihniyete uyumlu bir müfredat programı oluşturmakla işe başladı. Aslında başlı başına bir toplumsal mühendislik projesi ile karşı karşıyayız.”

    “OKULLARDA KÜLTÜREK SOYKIRIM UYGULANIYOR”

    Pir Kete, “Cumhuriyet modernitesi tekçi zihniyet dışındaki unsurların (özellikle etnik köken olarak Kürtler, inanç alanında da reyahaq Alevi süreklerinin) hak ve adalet taleplerinin nedenlerini yerleşik hayata geçememek, cahil olmak, medenileşmemek ve Türkçe bilmemek olarak tanımlayarak, okullarda yoğun bir şekilde kültürel soykırım uygulamıştır” diye konuştu.

    Kete “Yeni müfredat programında da paralel bir mantık yürütülmüştür” diyerek şunları ekledi:

    “Özellikle Ankara Katliamı’yla başlayan öldürme süreci, görevden el çektirme, uzaklaştırma, sürgün, gözaltı ve hapis cezalarıyla devam etmektedir. Sonuç olarak eğitimdeki yeniden yapılandırma, ötekilerin tasfiyesi üzerine kuruludur. Yeni resmi ideolojinin tedrisatında dün olmayanlar bugün de yoktur.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Sivas Katliamı’nı gerçekleştirenler Sarıgazi’de de lanetlendi – Video

    Sivas Katliamı’nı gerçekleştirenler Sarıgazi’de de lanetlendi – Video

    PİRHA –  İstanbul Sultangazi’de Sivas şehitleri anıldı. Anmada konuşan Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, “Madımak Katlimı’nı doğru analiz etmek gerekir. Bu nahak zihniyetin, kendinden başka  kimseyi düşünmeyen  bu nemrudi sarhoşluğun halklara, inançlara, kültürlere, doğaya, kadına bütün dünyaya hükümdar olmaya çalıştığı dönemlerdeyiz” dedi.  

    Haberin Videosu

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas Katliamı’nda 33 canın yakılarak katledilmesinin 24. yılı. Türkiye’nin bir çok yerinde anma etkinlikleri devam ediyor.

    İstanbul Sarıgazi’de Vatan İlköğretim Okulu’ndan festival alanına kadar gerçekleşen yürüyüş ile 2 Temmuz Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı.

    Anmada Sivas şehitleri anısına saygı duruşu yapıldı.  Anmaya, BDP, DHF, Partizan, TKP, HDP, Halkevleri, Mücadele Birliği, AKADER ve DAD katıldı.

    “ZOR ZAMANLARDAYIZ AMA UMUTSUZ DEĞİLİZ”

    Anmaya katılan Sıx Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete Sivas katliamının nedenlerini, diğer katliamlarla benzerliğine ve farklı yönlerine değinerek şunları kaydetti:

    Bugün günlerden 2 temmuz. Alevi siyasal tarihinde hakikat ve özgürlük arayışında bedenlerini iradelerine çerağ yaparak zalim yezit aklına karşı delil uyandıran, Semaha durarak, çarkı pervaz ederek hakka yürüdükleri gündür. Hakikat ve özgürlük arayışında olanları ateşe atarak cezalandırmak (ihrak-ı Binnar), tarihin en eski yöntemlerinden biridir.

    Zamanı doğru kavramak bundan hareketle geleceğe yön vermek, öngörüde bulunmak Alevi yol siyasallığı bakımından bizlere tarihi sorumluluklar yüklemektedir. Bu manada Sivas madımak katliamını doğru kavramak, iyi analiz etmek bilimsel, adaletli bir tarihi perspektifle irdelemek lazım.

    “ARAÇLAR VE DİL FARKLI OLABİLİR, AMA AMAÇ AYNIYDI”

    Her fırsatta, çağdaş uygarlık diye tanımlanan uygarlık tarihi, savaşlar ve katliamlar tarihidir. Savaştan, yalandan, zulümden, göz yaşından, tacizden tecavüzden, şiddetten, ölümden bağımsız bir çağdaş uygarlık tarihi olabilir mi? Yada ulus devlet anlayışı bunları yapmadan Bir ulus devleti inşa edebilir mı? Cumhuriyetle beraber yaşanılanları anlamak için, Osmanlı’dan cumhuriyete geçiş sürecine bakmakta fayda vardır. Reya Heq Alevi halklar, hakikat arayışçıları, Osmanlı’dan günümüze benzer yöntemlerle yok edildiler. Araçlar farklı olabilir, dil farklı olabilir, ama amaç aynıydı. Farklı olanı susturmak, hizaya getirmek, etkisizleştirmek,biat ettirmek, olmadıysa kültürel ve fiziksel olarak soykırıma uğratmak. Osmanlı demek Alevi için; ağır vergi, yıllarca askerlik, kafir, zındık, mülhit, katli vacip, angarya, baskı, zulüm demekti.

    “AMAÇ HERKESİ TEKÇİ ZİHNİYETE İNANDIRMAKTI”

    Osmanlı yıkıldı yerine Cumhuriyet kuruldu. Anayasal süreçlere geçildi. 1921 anayasası hariç, diğer tüm anayasalar Tekçi ulus devlet anlayışının ideolojisini koruyan anayasalar oldu. Cumhuriyet demek, demokrasi, özgürlük, kendi kendini yönetme, söz karar yetki sahibi olma anlamına geliyor. Algı böyle oluşturuldu. Aleviler ve bütün ötekilerden destek gördü. Buna karşı yaşatılan gerçeklik; tek din, tek mezhep, tek dil, tek ideoloji oldu. Herkesi yeni kimliğe inandırmak zorundaydı. Bütün farklılıklar, tutum davranış tarzları, düşünüş yaşayış biçimi, dili, dini, mezhebi, maddi ve tinsel dünyayla kurduğu ilişki biçimini potasında tekleştiren eriten bir değirmen misaliydi. Cumhuriyeti kuran elit kesimin dili, dini, inancı, mezhebi ne ise halkın dini, dili, inancı, mezhebi de o olmalıydı. Buna uymayanları ise, sürgün, katliam, yok etme, ateşe atma bekliyordu. Sivas’ta yaşatılan da buydu. Farklı itikat, etnik yapılar, farklı düşünce mensupları sistematik bir program dahilinde etkisiz hale getiriliyordu. Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Gezi’de, Sivas’ta yaşatılan; siyasal ve sosyal alanda homojen bir cemaat yaratma siyasetiydi.

    Reya Heq inancı tekçiliğin her türlüsüne karşıdır. Tekçiliğe karşı Alevi siyasallığının renkliliğini yaşatmaya çalışan, bu uğurda bedenlerini iradelerine çerağ yaparak ateşte çark  pervaz Edip hakla hak olanların mücadelelerinin önünde saygıyla eğiliyorum. Devriniz daim olsun diyorum. Bizce, farklı renkler, diller, kültürler, itikatlar, aşirler, hakkın delili, kerameti ve kemalettin nişanesidir.

    “AKTÖRLER DEĞİŞTİ AMAÇ DEĞİŞMEDİ”

    Sivas Madımak katliamı üzerinden çeyrek asır geçti. Ne o yangın söndü, ne de zalimin zulmü dindi. Nahak aklın senaristliği ve yönetmenliğinde gerçekleşti. Dehşetin acıları hala devam ediyor.

    Sivas Madımak katliamını, yaşanılanları, amacını çok boyutlu irdeleyip, bilimsel, arifane ve dervişane bir ruhla, analitik irdeleyerek, Xızır kemaletiyle bilinçle çıkarmak zorundayız. Aslolan umutsuz, ufuksuz ütopyasız kalmamaktır. Bunun için olay ve olguları iyi irdelemek lazım.

    Sivas katliamının diğer katliamlardan bazı özgünlükleri vardı nedenleri açısından.

    -Bölgede Reya Heq Alevi süreği, kendi tarihi, kökleri, kültürel değerleri ile kendi hakikatleri ile bütünleşme arayışına girmişlerdi.

    -Sivas, Maraş, Malatya, Adıyaman hattında Reya Heq Alevileri kendileri ile ulus devlet anlayışı arasındaki ilişkiler tartışılmaya başlanmıştı.

    -Uluslararası güçlerin bölgesel hesapları sonucu ılımlı İslam’a alan açılması çalışmaları söz konusuydu.

    -Cumhuriyete bekçilik yapan, laikliğin teminatı olarak algı oluşturulan Aleviler! Var olan durumu tartışmaya başlamışlardı. Bu tartışmanın büyümesini engellemek, önüne geçmek için de tertiplenmişti. Kısacası kimler, nasıl görev alırsa alsın, hangi aktörler tarafından yapılırsa yapılsın, katliam devletin gözü önünde yapıldı.

    “KATLİAM DEVLETİN GÖZÜ ÖNÜNDE YAPILDI”

    -Sivas katliamı sonrasında mahkeme boyunca Aleviler yine öğrenilmiş çaresizliğe kurban oldular. Modernist bir bakış açısıyla; ilerici-gerici, laik-antilaik, Cumhuriyet düşmanları, yobazlar, şeriatçılar, şeklinde bir okuma ve savunma oluşturuldu. Tamda istenen buydu. Sivas’ta yakılanlar gerçekti. Hasretlerin, Akarsuların bir daha saz çalmayacağı, yanan şairlerin bir daha şiir yazmayacağı gerçekti. Ama Alevilerin ve mahkemelerde ilerici-gerici, laik-antilaik gibi karşıtlıklar üzerinde okuması gerçek değildi. Gerçek failin istediği ve yıllardır yaptığı buydu. Katliam devletin gözü önünde yapıldı ama 70 yıllık tekçi zihniyet sanık sandalyesine oturtulamadı.

    Yıllarca Alevilerin cumhuriyetin bekçisi olduğu, Alevilerin şeriatın dalga kıranı olduğu söylemleri Alevileri iktidar İslamının karşıtı haline getirdi. Sanki bu ülkede laiklik sadece Alevilere lazımmış algısı oluşturuldu ve “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganı ne  yazık ki en fazla Alevilerce artırıldı!

    “ALEVİ TOPLUMSALLIĞININ AKLI ÇIKIŞ YOLUDUR”

    Halbuki reya Heq Alevi süreği olarak diyoruz ki; iktidara bulaşmamış bütün itikatlarda, dinlerde, inançlarda hakikat paydası vardır. İslamiyetin içerisinde de bir hakikat paydası vardır. Muhammedi hakikat (Hak yol İslam’ı), Ebuzer Gafari, Suhreverdi, Muhittin Arabi, Şex Bedrettin, Muhammet el Ceziri, Hamdan Bin Karmet, Mansure Hallaç, Ahmede Xane, Melaye Çiziri, Hüseyni duruş ve daha niceleri. İslamdaki yüzlerce komün hareketi ve söylemler bu uğurda yakılanlar, asılanlar ve anti kapitalist Müslümanlar. Aleviler uğradıkları katliamları irdelerken, analitik irdeleyen, yerine göre duygusal düşünen, ruhsal inanan, sezgisel yaşayan, akılda bilimsel ve öğrenilmiş çaresizlikten kurtulmaları lazım. Başkasının aklıyla değil, binlerce yıllık Alevi toplumsallığının aklıyla kendilerini var edebilirler.

    “HAKKA, HAKİKATE ULAŞMAK YOLA TALİP OLMAK ESASTIR”

    Sivas katliamı haber vere vere geldi. Sağır Sultan bile duydu. Katliamı özendirip görev alanlar, senaryoyu yazanlar, oyuncular, yönetmenler bellidir. Her fırsatta aydınları, farklı inanç ve itikatları, etnik farklılıkları, demokratları, sosyalistleri, farklı tüm renkleri, tekçiliğe karşı olanları etkisizleştirip, katleden, mahkum eden, sürgün eden, katliama uğratan, esir alan tekçi akıldır. Dönemsel olarak oyuncular, araçlar değişse de; azmettirenler ve amaç hiç değişmedi. Koçgiri katliamını gerçekleştiren akılla Şex Şait’i asan akıl, Sey Rıza’yı dara götürdü. Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı yaşattı. Aleviler Koçgiri’yi Dersim’i bilince çıkarsalardı, Çorum, Maraş, Sivas Madımak katliamı olmaya bildirdi. Engelleyebilirlerdi.

    Bütün bu yaşatılanlar ve Sivas madımak katliamı ile resmi ideolojinin dışında kalan tüm ötekilerin iletişim kanallarını kapatmak, dilsiz, ruhsuz, umutsuz, ütopyasız, dilsiz ve tarihsiz bırakılmak istenilmektedir.

    Aleviler için, hakka, hakikate ulaşmak ve yola talip olmak esastır. Bu da ikrarlık ve rızalık geleneği üzerinde yaşamakla olur. Alevilik iktidarla, devletle bir çatışma değil her türlü nahak, iktidarcı, devletçi anlayıştan uzak durmaları, hakikatten, kemaletten, rızalık şehrinden, derya toplumundan ısrar etmektir.

    “HAKİKAT İÇİN, ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ VE SANAT İÇİN SİVAS’A GİDİLDİ”

    Sonuç olarak, Madımak katliamı devletin gözü önünde yapıldı. Bir önceki katliamlar bilince çıkarılıp hesabı sorulmadığı için bir sonraki katliamlar yaşatıldı. Biz biliyoruz ki, devleti yıkmak için Sivas’a gidilmedi ya da din düşmanlığı yapmak için. Umut için, hakikat için, özgürlük için, demokrasi için, sanat için hak için Sivas’a gidildi semaha durup çarkı pervaz olmak için. Sivas’a gidildi. Siivas şehitlerini unutmadık, unutmayacağız. Tarih hakikat ve özgürlük arayışında olanları yazacak, zalimleri lanetleyecektir.

    Aşk ile.”

    Konuşmaların ardından semahlar dönüldü ve anma töreni son buldu. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Pir Zeynel Kete: Doğumun karşı konulamaz bir ayrıcalığı, hakikati vardır

    Pir Zeynel Kete: Doğumun karşı konulamaz bir ayrıcalığı, hakikati vardır

    PİRHA- Son yıllarda artarak devam eden ve tarihin yeniden yazılmasına neden olan arkeolojik bulgular, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasından insanlık tarihine ışık tutmaya devam ediyor. İnançların, arkeolojik bulgularla ilişkisini PİRHA’ya değerlendiren Pir Zeynel Kete, kainatla ikrarlaşarak her can kendisinin tarihin başlangıcında var olduğuna inanır diyerek “bu manada Reya Heq coğrafyası insanın varlığının başlangıç tezidir, arkeolojiye de bu manada bakmak hakikatçedir” dedi.
    Arkeolojik kazılarda elde edilen her yeni bulgu, tarih okumalarını yeniden şekillendirirken, geçmişten günümüze var olan inançların toplumsal yaşamdaki yeri ve önemini de bir daha tartışmaya yol açıyor. Özellikle Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında gün yüzüne çıkarılan kalıntılarda inancın yeri belirgin bir noktada. Dersim coğrafyasında son zamanlarda ortaya çıkan arkeolojik bulgular çok yönlü tartışmalara neden oluyor.
    “REYA HEQ MİTOLOJİSİ KENDİSİNİ ERVAHI EZELDEN BAŞLATIR”
    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Zeynel Kete, Reya Heq mitolojisi kendisini ervahı ezelden başlatır diyerek şunları belirtti;
    “Kainatın başlangıcından gizli olduğunu bütün evrenle ikrarlaşarak bugüne geldiğine, mekanda görünür kılındığına inanılır. Bu bakımdan tarih bizde gizlidir. Kainatla ikrarlaşarak her can kendisinin tarihin başlangıcından var olduğuna inanır. Bu manada Reya Heq coğrafyası insanın varlığının başlangıç tezidir. Arkeolojiye bu manada bakmak hakikatçedir.”

    “TOPRAKLARIMIZ HAKKIN CEVHER BULDUĞU MEKANLARDIR”

    Teberika zerin, mekanda düzgün olan topraklarımız hakkın zuhur ettiği mekanlardır ve insanlığa ait ilklerin görünür olduğu, Xızır sonuyla toprakta sırlandığına inanırız diyen Pir Kete, şunları ifade etti;
    “Bilimsel, adaletli ve ahlaklı bir tarih bilinci bunu inkar edemez. Bir devriye şeklinde ilkler devri daim olarak bugüne gelmiştir. Bugün görünür olan bir milyon yıl önceki hakikat Xızır donuyla sırlandığına olanın kendisini ifşa etmesidir. Bir hakikat yürüyüşünün sadece bir halkasıdır. Bizim için sürpriz değildir. Bilinenin görünür olmasıdır. Bu çarxı pervazın bir halkasıdır. Bu yönüyle topraklarımız kutsaldır. Hakkın cevher bulduğu mekanlardır. Şaşıran bu sırra vakıf olmayan, bu kemaleti ve hakikati bilmeyen rureş zihniyetin temsilcileridir.”
    “ANA FATMA’NIN MEKANI VARLIK DERYASIDIR”
    Reya Heq arkeolojisi, anasırdan bir libasa bürünen (ar û, ax û, av û, nar) haktan görünen Xızır mekanlarındaki hakikat arayışı, zaman evrenin dili, mekan ise milyarlarca yıldır bu hakikatin doğum kapısıyla olmasıdır diyen Pir Kete şunları söyledi;”Doğumun karşı konulamaz bir ayrıcalığı, hakikati vardır. Ana Fatma’nın mekanı, Teberıka Zérin (rahimdir, kadim yoldur, yüce topraktır, hakkın kutlandığı) varlık deryasıdır. Kutsal topraklarımızda zaman ve mekan zihnini, kemaletini kaybetmez. Ortaya çıkarılan bulgular, bu deryadan sadece bir damladır. Zihniyetin cemali karanlık rureş ve beçer olduğu için, topraklarımızda ki zaman ve mekanın zihnini hakikatçe okumak istemiyor. Bilinsin ki hak sırdır gizli kalmaz. Er yada geç kendisini ifşa eder.”

    “DELİL UYANDIRDIĞIMIZ TEPELER İNSANLIĞIN İLK MEKANLARIDIR”

    Pir Kete, kendi kendine yeten, hakkı kendinden gören, zaman ve mekânın sırrına vakıf olmaya çalışan, kemaletin sahibi Hemu Serpiyanlar (homoj sapiens) cümle cana teyr û tûr, dar û ber, red û ezman, nebat, hayvanat, inşaata karşı dara durarak kutsal toprak ile ikrarlaşarak hakikati bugüne getirmiştir diyerek, “delil uyandırdığımız koylar, tepeler, sular insanlığın ilk mekanlarıdır. Göbeklitepe den tutun, Dersime kadar görünür kılınan Xızır aklı ile sırlanan mekanlardır” dedi.
    Diren Keser/MERSİN