Etiket: Zeynel kete

  • Zeynel Kete: Alevi erkanlarının gittikçe Şiileştiğini görüyoruz – Video

    Zeynel Kete: Alevi erkanlarının gittikçe Şiileştiğini görüyoruz – Video

    PİRHA- Pir Zeynel Kete, Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’na dair “Yönetime seçilenler hak kelamını söyleyeceklerse öncelikle taliplerinden rızalık almalıdır” diyerek Alevi hakikatini yok eden hususları da ‘Şii, dernek ve tarikat hattı’ olarak sıraladı. Kete ayrıca Alevilerin kutsal mekanlarında yürütülen doğa talanına da dikkat çekti.

    Şıx Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete, Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’na yönelik eleştirilerini PİRHA ile paylaştı. Ankara’da temeli atılan kurul için “Öncelikle her canın kendi piri, talibi, mürşidi ile ikrarlaşması lazım” diyen Kete’nin ilgili aktarımları şöyle oldu:

    Alevi kurumlaşması son 30 yıl boyunca ağırlıklı olarak cemevi yaptırma ve elektrik su faturalarını ödemeye harcandı. Milyonlarca Alevinin enerjisi mevcut birçok kurum yöneticisi ile beraber buna harcandı, heba edildi. Bu kadar hakikatçi, bu kadar hak kelamı, bu kadar Xızır aklının olduğu bir inançta gelinen aşama Alevileri en aza razı etmedir. Bu bir devlet aklıdır maalesef kurumlarda bunun ortağı olmuştur. İnancımız kesindir, nettir. Aleviler dönem dönem darda, zorda olduklarında ocak pirleri bir araya gelmiş, dar cemleri yapmışlar müşkülat giderilmiştir. Eğer bir yönetim oluşturulacaksa bu ister inanç yönetimi, isterse bir dernek yönetimi olsun, öncelikle her canın kendi piri, talibi, mürsiti ile ikrarlaşması lazım. Pire, talibe, mürşite gitmeyen, erkan yürütmeyenler kentlerde adeta cemevi hocası gibi hizmet görüyor, bunlar erkan’ı asimile ediyorlar, dışardakiler değil.

    “DERNEKLER SİYASİLERİN ARKA BAHÇESİ OLDU”

    Alevi hakikatinin üç şekilde yok edildiğini söyleyen Pir Zeynel Kete “Biri; Şii hattı, biri dernek hattı, bir de tarikat hattı” diyerek şöyle devam etti:

    “Dernek hattı, kentleşmeyle beraber Alevilerin özellikle cenaze erkanlarını yürütme konusunda hizmet sunabilir. Tabiri caizse bir sosyal tesis ya da siyasilerin arka bahçesi haline getirilmiş. Biz avcıyı bile cem erkanına almayan bir gelenekten gelirken arsız, nursuz, pirsizler sırtında silahla ceme gelmeye başlamış.,

    “ALEVİLİK ADINA KONUŞANLAR YOLU ARSIZLIĞA DÜŞÜRDÜ”

    “Kendi talibini arsıza, pirsize, nursuza uğratıp, ceplerinde gri pasaportlarla gezenler, Aleviler adına söz söyleyemez” ifadelerini kullanan Kete, Alevi derneklerinin nitelik sorunu yaşadığını da şu sözlerle aktardı:

    Zaman Alevi süreklerinde hak kelamını söyleme zamandır. Sözü ibadet sayan, kelamı ibadetten gören bir gelenekten geliyoruz. Ama baktığımızda Alevilik adına söz söyleyenler, hem ciddi boyutuyla bu yola, ikrara talip olmamışlar, hem de yolu arsızlığa düşürmüşler. Yolumuzun kavramları, erkanları, inançları adeta modernizmin pençesinde kıvranmakta. Buna mevcut dernek anlayışı sebep olmuştur. Derneklerde eğer Alevi hakikati inşa edilip, her can birbirine el atsa, buralar birer akademi gibi çalışıp her talip kendi piri ile didar olsa, o zaman dernekler bir amaca hizmet ederler.”

    “ÖNCELİKLE TALİPLERİNDEN RIZALIK ALMALARI LAZIM”

    Kete, oluşturulan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun yöntemsel yanlışları olduğuna da vurgu yaptı. “İnanç kurulları sadece üç beş derneğin yönetici kadrolarının bir araya gelerek oluşturabileceği bir kurul olmamalıdır” diyen Kete sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizim söyleyeceğimiz kelam hak kelamıdır ve bütün kainatı bağlar. Bundan dolayı öncelikle taliplerinden rızalık almaları lazım. Kendilerinin pir ü pak olmaları lazım. Geçmiş tarihsel arka planlarıyla ilgili bir kem sözün olmaması lazım. Bulundukları kurumları finanse ederken hakkın sofrasına gitmemeleri lazım. O kurumları birer iktidar aracı haline getirmemeleri lazım. Eğer inanç kurulu varsa resmi ideolojinin bu kurulda filizlenmesine hizmet etmemeleri lazım. Burada masumu pakların hakkı vardır. Halk meydanı kurulur, hak kelamını söyleyenler bütün ocak mensupları o derneğe ait ne kadar talip, pir, mürşit varsa hepsi bir araya gelir, hak kelamı söylenir. Dar didar olunur. Orada gerçekten bu kemaleti yürüten arif ve derviş olanlar, zalimin zulmüne karşı dik duranlar, Xızır aklını kendine rehber edenler bunda görev alabilir. Ama bunu bir iktidar aracı haline getirip, sistemin seçimleri gibi her seçimde çeşitli siyasi parti ve kişilerin arkasından giderek, Alevilerin var etmiş olduğu değerler üzerinden sadece ve sadece Alevileri bir cemevine,  bir elektrik su parasına ikna etmek, bence Xızır aklıyla yek olmamaktır.”

    “ALEVİ ERKANLARININ GİTTİKÇE ŞİİLEŞTİĞİNİ GÖRÜYORUZ”

    Kete’nin dikkat çektiği bir diğer konu da Alevi erkanlarında Şiileşme eğilimi noktası oldu. Yeni yönetim kurulları ve dedelerin bu çaba karşısında dik durması gerektiğini söyleyen Kete şöyle devam etti:

    “Kurum yöneticileri, inanç kurulları, dedeleri, en zor şartlarda ancak ve ancak Xızır aklıyla yek olup kurtuluş yolu ararlarsa bir anlam ifade eder. Xızır; zorda, darda iken, kendi umudunu yitirmemek, zalimin zulmü yanına gitmemektir. Eğer hak edilmeyen bir lokma ile bu erkanlar yürütülüyorsa, o zaman gelinen aşamada gerçekten de Alevi erkanlarının gittikçe Şiileştiğini görüyoruz. Çok yoğun bir şekilde misyoner gibi çalışan Şii bir ekip var.”

    “İNANÇ KURULU KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR YAPI OLUŞTURMALI”

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun başta kadın özgürlükçü bir yapıyı inşa etmeleri gerektiğini, söyleyen Kete, farklılıkların bir arada yaşatılması vurgusu da yaparak şöyle devam etti:

    “Eğer, gerçekten de inanç kurulu bir hizmet görecekse, başta kadın konusunu kendisine ilke edinmelidir. Rahim olmadan hak tecelli etmez. Buradan başlayarak tekrar kadın özgürlükçü bir yapı ve ekolojik bir modeli inşa etmeleri lazım. Toplumsal bir ahlakı inşa etmeleri gerekir. Musahiplik erkan’ıyla beraber gençlik örgütlenmelerini önüne koymaları lazım. 72 millete bir nazardan bakarak bütün farklılıkların bir arada dostça yaşamalarını önlerine koymaları lazım. Eğer hak kelamını söyleyeceklerse hak meydanı kurulmalıdır. Bu halk meydanında yaşanan sorunlar Nemrut-i zihniyete karşı ruhsal ve bedensel olarak kendi ikrarlarını aşmalarını ve Hüseyini duruşu sergilerlerse Alevi aklı sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da yaşanan sorunların çözümünde perspektif olur.”

    “ALEVİ COĞRAFYASINDA KÜLTÜREL KATLİAM”

    Alevi coğrafyasının katliam tehlikesi altında olduğunu da söyleyen Kete, dergah ve kutsal yerlerin yakınlarında yakılan tahribatları da şöyle sıraladı:

    “Bu ülkede nerede bir Alevi kültür havzası varsa sadece fiziki olarak değil, kültürel olarak da katliamdadır. Antalya’da, Elmalı’da dergah var yanı başında taşocağı mevcut. Amasya’daki dergahın yanında baraj yapılıyor. Erzincan bizim için kutsal iken orada da baraj yapılıyor. Balıkesir Alevi havzasıdır ama orada da siyanürle altın aranıyor. Hani toprak hakkın görünür kılındığı mekandı, hani Ana Fatma’ydı? Bunlar bizim sorunlarımız olmalıdır.”

     Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/ANKARA

     

     

     

  • ’20 yıldır özümüzü arıyoruz’-VİDEO

    ’20 yıldır özümüzü arıyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği’nde yapılan Xızır Ceminde konuşan Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete ile Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem birlik mesajları verdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nde Xızır Cemi gerçekleştirdi. Cemi, Şıx Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete, Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem birlikte yürüttü. Cihan Çelik, Esra Yalçın, Murat Yılmaz ve Hüseyin Güngör de cemde zakir olarak yer aldı.

    “İNANCIMIZ PİRSİZE, HIRSIZA, ARSIZA DÜŞÜRÜLMÜŞ”

    Geçmiş yıllara kıyasla katılımın oldukça güçlü olduğu cemde ilk konuşmayı yapan Pir Zeynel Kete “Xızır, dar ve zor günde cümlemize yardımcı olsun” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “İnancımız pirsize, nursuza, hırsıza, arsıza düşürülmüş, yol kadınsız bırakılmış, yoldan çıkılmıştır. Tüm bunlara karşı diyorum ki; Xızır, Xızır-ı ikbal bu evliyalar, Düzgün Baba, 12 Ocağın pirleri, dervişleri, ocak mensupları, bizi pirsize, arsıza, nursuza düşürmesin. Geldiğimiz yol çok önemli ve kutsaldır. Eminim ki bütün durursak bu yol bu Xızır aklı bizi abada götürecektir. Bundan şüphe etmediğimiz müddetçe yol sahipsiz değildir. Yol kendini bulacaktır.”

    “ÖZÜMÜZÜ ARIYORUZ”

    Xızır Cemi’nin bir diğer konuşmacısı ise Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem oldu. “Kadimden bu yana yolumuz bellidir” diyen Deprem, şunları dile getirdi:

    “Enel-hak, hakkın yeryüzündeki zuhuru demişiz. Bütün canlılara buradan baktığımız zaman her şey ortada. Yolumuzu, erkanımızı son 50-60 yılda terk ettik. Fakat geldiğimiz noktada son 20 yıldır özümüzü arıyoruz. Çünkü şunu öğrendik; sen, sen olmazsan bir başkasıyla birlikte biz var olamayız.”

    Pirlerin konuşması ardından çerağlar yakıldı. Zakir Murat Yılmaz’ın deyişleriyle 12 hizmet yürütüldü, semahlar dönüldü. Ardından zakir Cihan Çelik ile Esra Yalçın, Kürtçe ve Türkçe duaz imamlar seslendirdi. Gülbengin okunmasıyla birlikte lokmalar canlara pay edildi.

    Cebrail ARSLAN-Eren Güven/ ANKARA

     

  • Alevi inancının canlı taşıyıcıları Tembur ve Zakir

    Alevi inancının canlı taşıyıcıları Tembur ve Zakir

    PİRHA – Şıx Çoban ocağına mensup Pir Zeynel Kete Alevi inancında Tembur ve Zakir kavramlarının manasını değerlendirdi. Pir Kete “Zakir ve Tembur Reya Heq Alevi inancının iki kutsalıdır” derken, “Kutsallıkları toplumsallığı devamlı inşa etmelerinden kaynaklıdır. Alevi inancının toplumsal hafızası, inancı, mana derinliği bu kelimelerde gizlidir. Bu kavramlar ve benzerleri Alevi inancının hafızasını oluşturur” tespitinde bulunuyor.

    Gazeteci Semra Turan’a konuşan Şıx Çoban ocağına mensup Pir Zeynel Kete Alevi inancında Tembur ve Zakir kavramlarının manasını değerlendirdi. Pir Kete “Zakir ve Tembur Reya Heq Alevi inancının iki kutsalıdır” değerlendirmesinde bulundu. Kutsallıklarının toplumsallığı devamlı inşa etmelerinden kaynaklı olduğunu belirten Kete, Alevi inancının toplumsal hafızasının, inancının, mana derinliğinin bu kelimelerde gizli olduğunu, Bu ve benzer kavramların Alevi inancının hafızasını oluşturduğunun altını çiziyor. 

    Kete’nin konuya ilişkin bazı tespitleri satır başlarıyla şöyle:

    Temburda bütün renkler, farklılıklar birbirine ikrar vererek bir arada yaşaya biliyor. İnsanlığın özlemini çektiği Rıza Toplumunun modeli Temburun bedeninde, zakirin dilinde mevcuttur.

    Hak ve Hakikat dili daha çok kadın dilidir. Bundan dolayı zakirlik kadının işidir diye düşünüyorum. Daha sonraları erkek merkezli olmuştur.

    Reya Heq Alevi kimliği Temburda somutlaşmıştır. Temburdaki eşik, tekne, göğüs, perdeler, teller, akort bunların hepsi inancın farklı özelliklerini temsil etmektedir. Tembur bir semboller yığınıdır. Her parçanın sembolik değeri bütününü oluşturur.

    Alevi inancında Eşik, baş koyduğumuz  yerdir, secdegahımızdır. Bir alandan başka bir alana geçişi sembolize eder.

    Temburdaki eşik ezel ve ebedi anda birleştirir. Geçmiş ve geleceğin sınırıdır, bir köprüdür. Keşfetme, buluşma, yeni doğuşlara açılan sınırdır.

    İki eşik arasındaki uzunluk hakikat yolunda yaşamı ifade eder. Bu alanda perdelerin ve seslerin çokluğu Hakikate ulaşmanın aşamalarını, zorluklarını ifade edeceği gibi, farklılığı, çok kültürlülüğü, yol bir sürek bin bir düsturunu ifade eder.

    Tembur ve Zakir gerçeğine dair Pir Zeynel Kete ile yapılan röportajı olduğu gibi veriyoruz.

    “TEMBURUN SESİ VE ZAKİRİN AVAZININ YANKILANDIĞI MEYDANLARDA BÜYÜDÜM”

    Pirim öncelikle kendinizi okuyucularımıza tanıtır mısınız? Pir Zeynel Kete kimdir?

    Dersim doğumluyum. Reya Heq Alevi inancının yoğun olarak yaşandığı bir hanede doğmuşum. Dersim’in Reya Heq Alevi ocaklarından Şıx Çoban ocağı evlatlarındanım. Axu içen ocağının talipleriyiz. İnancımızın yol uluları, pirler, Mürşitler, rayberler sürekli hanemize uğrar, cem u cıvat yürütürlerdi. Tembur sesleri, zakirlerin deyişleri, avazları, pirlerin sabahlara kadar süren felsefe, din, mitoloji, edebiyat, ve tarihin dillendirildiği muhabbetleri, sevginin saygının, hak kelamının dillendirildiği, Hakkın haklandığı, ikrar ve rızalığın esas alındığı meydanlarda büyüdüm.

    Yüzüncü yıl üniversitesi Eğitim fakültesi mezunuyum. 1995 yılında öğretmenliğe başladım. Eğitim-Sen’in örgütlü mücadelesinde çeşitli görevler aldım. Eğitim- Sen Adana şube sekreteri iken 675 nolu KHK ile ihraç edildim. 24 Haziran 2018 Genel seçimlerinde HDP’den Adana milletvekili adayı oldum. Yasal olmayan bir şekilde adaylığım YSK tarafından iptal edildi. Şu anda DAD (Demokratik Alevi Derneği) Adana şubesinin Eş Başkanlık sorumluluğunu taşımaktayım.

    “TEMBUR ADETA ÇARMIHA GERİLDİ”

    Reya Heq Alevi inancında müzik deyince bağlama ve Zakir akla gelir. Reya Heq Alevi inancında bağlama ve Zakir neyi ifade eder?

    Öncelikle kavramları yerli yerinde kullanmak önemlidir. Kavramlar bir kültürün kök hücresidir. Kelime, kavram, kuramlar bir hakikati ortaya çıkarabilecekleri gibi bir kültürü asimile de edebilirler. Özellikle devlete bulaşmamış, Ahlaki politik topluluklar (aşirler, klanlar, kabileler, mezhepler, iktidarlaşmamış inançlar ve tarikatlar) üzerinde kültürel soykırım daha fazla uygulanmaktadır. Reya Heq Alevi inancın da bir çok kavram Etimolojik kırıma, anlam yitimine uğramıştır.

    İnancımızın kök hücresi olan, kimliğimizi taşıyan kavramlarımız, maddi manevi varlığımız uzun bir sürece yayılarak kitlesel çarmıha gerilmiştir. Bu kavramlardan birisi de “Tembur- Dembur”dur. Reya Heq Alevi inancında olanlar yakın zamana kadar “Bağlama” kelimesini pek kullanmazlardı. Bağlama daha çok yeni kuşak tarafından kullanılır duruma geldi. “Tembur” adeta     can verdi, unutuldu, çarmıha gerildi.

    Tembur ve Zakir bir canın dünyaya gelişinden başlayarak hak kapısı olan doğum kapısından başlayarak, hakka yürüme anına kadar işlev gören öneme sahiptir. Bütün evren müzik ile ilişkilidir ve müzik ile hakka yakın olunur, dar-didar olunur, ikrarlık verilir, cem u civat olunur. Kısacası bütün Reya Heq Alevi süreklerinin toplumsallığı müzik ile ilişkilidir, müzik ise Tembur ve Zakir ikilisi ile ete kemiğe bürünmüş olur.

    “ZAKİR MEYDANDA DOĞUMU YAPTIRANDIR”

    Kelimelerin anlam kaybından, Etimolojik kırımdan bahsettiniz. Tembur ve Zakir kavramları nasıl tanımlaya bileceğiz? Bu kavramların asli manası nedir?

    Zakir görev olarak meydanı çağıran, meydan çağrıcısıdır. Meydan her türlü erkanın yürütüldüğü yerdir. Aynı zamanda zalimin zulmüne karşı Hakikat ve özgürlük arayışında olanların serden geçtikleri yerin ismidir. Bu manada meydan; hakkın var edildiği yerdir.

    Kürtçenin Kurmanci lehçesinde “za, zayin” doğum manasına gelir, “a” ile başlayan kelimeler doğurmak, var etmek, meydana getirmek anlamlarına gelir. “Za” doğum, “kır, kir” kelimeleri ise eylemi gerçekleştiren fildir. Dolayısıyla Zakir; meydanda doğumu yaptırandır. Meydan “rahim” anlamına gelir. Zakir ise, meydanda doğumu mana ile doğuran anlamına gelir. Yolun, inancın bütün hakikatini meydanda yeniden canlandıran, görünür kılan, doğuran, var edendir.

    “ZAKİR ANCAK TEMBUR İLE DOĞUMU VAR EDER”

    “Tembur” olmadan hak meydanında doğum kapısı açılmaz. Zakir ancak Tembur ile doğumu var eder. Her varoluş bir zamanı, dem-i davranı içinde barındırır. Bu manada “Tembur” meydana doğumu gerçekleştiren “Dem-i, zamanı” biçendir.

    Tembur, aynı zamanda ortamı tatlandırandır. Meydanda varoluşun, Hakkın kelamının doğuşuna uygun mistik bir atmosferle, bütün duygulara hitap  ederek ortamı tatlandırır. Tembur olmadan zakir hak meydanında “klam, kelam, Gotın (deyiş) doğuramaz. Tembur, doğuma ortam hazırlayan, mistik atmosfer oluşturan, manevi tat oluşturan “tam, tat” verendir. Tembur zakirin doğum kepçesidir. Meydan aşk ile hakla hak olma ortamıdır. Aşka ortam hazırlayan, ”tam, tat” veren, doğumu kolay kılan, pirlere, canlara perilere feyz veren, yeniden doğuşu gerçekleştiren, ruhsal ve bedensel ikrarlaşmayı tamamlayan zakirin elindeki doğum aracıdır.

    Zakirin klamları, gotınları (Deyişleri) Tembur ile yeniden doğuşu (Gras Guhartin)’ı gerçekleştirir. Kısacası “za”, “zayin, Zakir, zikir,zik,” kelimeleri genelde; duygu ve düşüncelerin manevi ortamda yeniden görünür kılınması, doğması manalarına gelir. Bu doğuş eylemi de cıvat (cem) ortamında “Tembur” ile gerçekleşir. Cıvat hakkın görünür kılındığı, hak ile hak olunan ortamdır.

    “TEMBUR HAK KELAMINA SES VERENDİR”

    Zakirin Tembur ile olan ruhsal ve bedensel ilişkisi kutsal bir ilişkidir. Bu ilişki hakkı doğurur.

    Doğum anıdır, doğum anı kutsaldır. Bu ilişki cıvat (cem) ortamında en üst düzeyde görünür olur. Tembur hak kelamına ses verendir. Söylenen Hak kelamıdır.

    Yarsanîlere göre Temburun sesi insan ruhuyla özdeştir. Tembura “Hakkın sesi” anlamına gelen “Nida ül Heq” diyorlar. Ehli Hak inancına göre; Heq Ademi var ettiğinde ruh vermemişti. Ademe ruh verilmek istenmiş fakat ruh Adem’in vücuduna girmek istememiş. Cebrail Temburu eline alıp çalmaya başlamış. Eski bir makam olan” terzi makamını” çalmaya başlamış, bunu duyan ruh mest olup kendinden geçmiş ve Adem’in vücuduna girmiş.

    “OSMANLI ZAMANINDA TEMBUR SUÇ ALETİ OLARAK GÖRÜLMÜŞ”

    Temburu tanımlarken zamandan dem-i devrandan bahsettiniz. Tembur ile dönemin toplumsal hafızası arasında bir ilişkiden bahsedebilir miyiz?

    Zakirler Tembur eşliğinde her dönemin toplumsal hafızasını, Reya Heq Alevi halklarının yaşadıklarını; acılarını, direnişlerini, duygularını, telden tele dilden dile, kuşaktan kuşağa taşımışlardır. Bundan dolayı Tembur Dem’dir, zamandır, akışkandır, şahittir, görüp bilendir, aktarandır. Bu manada Zakir Kendi döneminin toplumsal hafızasını taşır. “An” da yaşananlar Tembur olmadan aktarılamaz. Tembur doğum eylemini gerçekleştiren, doğuran, Zakir ise doğumu yaptırandır. Yaşanan anın tarih olduğunun bilincine varılması, Nahak zihniyetler tarafından suç sayılmıştır. Bundan dolayıdır Tembur ve Zakir ikilisi kendi döneminin tanığı, sanığı ve mahkumu olmuşlar. Tembur’un yasaklanması ile ilgili fetvalar verilmiş, kanunlar çıkarılmıştır. Osmanlılar zamanında bir suç aracı olarak kabul edilir, hakkında yasaklama fetvaları çıkarılır.

    Bunun üzerine Hak aşığı Dert’li şu mısraları dile getirecektir.

    “Telli sazdır bunun adı.
    Ne ayet dinler ne kadı,
    Bunu çalan anlar kendi,
    Şeytan bunun neresinde”

    Bu bakımdan Tembur küfrü imana sayan tek müzik aletidir.

    “ZAKİRLER ERKAN YÜRÜTEN PİRLER KADAR BİLGİ SAHİBİDİRLER”

    Tembur ve Zakir ikilisini tanımlarken, akışkandır, duygu ve düşünceleri kuşaktan kuşağa aktarır dediniz. Alevi kültürü daha çok sözlü gelenekten beslenir. Zakirler Tembur ile sözlü geleneği bu güne kadar nasıl getirmişler. Bu konu ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

    Reya Heq Alevi inancı daha çok sözlü gelenekten beslenir. Tarihsel olaylar, yaşanmışlıklar, Zakir tarafından Tembur vasıtası ile dilden dile, gönülden gönüle, hak meydanında, erkanlarımızda dile getirilerek devriye edilmiş, bugüne kadar gelmiştir. Bu tarihsel hakikatten hareketle diyebiliriz ki zakirler aynı zamanda toplumsal hafızamızın taşıyıcılarıdır. Bu yönüyle zakirler Erkan yürüten pirler kadar bilgi sahibidirler. Çoğu zaman anlatım, coşku, canlandırma, hafıza bakımından pirlerden daha çok güçlü durumdadırlar. Bilginin aktarımı aynı zamanda bir eğitimdir. Tembur Reya Heq Alevi süreklerinde aynı zamanda bir eğitim aracıdır. Toplumsal Yaşamla ilgili bir çok şey (mitoloji, hikayeye, destan, mersiyeler, klamlar, gotınler (Deyişler),                    kasideler..vs  Tembur aracılığı ile Zakir tarafından, sürekli anlatılarak, var edilmiş, canlı tutulmuş ve bugüne getirilmiştir. Okulda yazı tahtası ve öğretmen ikilisi hangi işlevi görüyorsa, Zakir ve Tembur aynı işlevi görüyor. Binlerce yıllık Alevi süreklerinin  klamlarını (Türkü), gotınlerini bugüne getirmişlerdir..

    Zakirler sadece sözleri, şiirleri, gotın yani söz ve deyişleri, aktarmakla kalmıyor, Hak kelamının doğuşuna ebelik ediyorlar. Hak aşıklarının sözleri, zakirin dilinde, Temburun telinde şiir olmaktan çıkmış Hakk kelamı olmuştur. Tembura “Telli Kur’an” denilmesinin nedeni bu olabilir. Belki de “Telli Kur’an” denilmesinin nedeni bir savunma hattı oluşturmaktır. “Aleviler Kur’an bilmez” denilmesinin karşısında inanç boyutuyla bir savunma oluşturmaktır.

    “TEMBUR VE ZAKİR BU İNANCIN CANLI TAŞIYICILARIDIR”

    Tembur Aleviler için zalimin zulmüne karşı bir propaganda ve örgütlenme aracı olabilir mi?

    Evet belirttiğiniz gibi, Tembur aynı zamanda bir propaganda ve örgütlenme aracıdır. Nahak zihniyetlerin zulmüne karşı, hakikati dile getiren en büyük araçtır. Zakir, Alevi süreklerinin direncini, inancını, mücadelesini, bir inancın Ahlaki politik duruşunu, kavramlarını dile getirerek yeni kuşaklarda görünür, bilinir kılar. Tembur en büyük hafıza taşıyıcısıdır. Zakir hafızayı taşıyan, bu hafızayı yeni kuşaklara aktarandır. Bu yönüyle Tembur geçmişi geleceğe aktarırken anda birleştirir. Tembur küfrü imana sayan tek müzik aletidir dedik. Bir çok nahak zihniyet Temburu küfür sayarken, Reya Heq Alevi süreklerinde “iman” sayılmıştır.

    Reya Heq Alevi süreklerinde Tembur “can”dır, canlıdır. Hak  meydanında bir hizmeti  vardır, Zakir onunla erkanı yürütür. Cıvatta 12 hizmet yürütülürken, pirden sonra  çağrılan ikinci  hizmet yürütenidir. Tembura niyaz edilir, hak kıllesi kesilir, Zakir ile çark-ı pervaza girer, sesi yanıktır, bağrı, kulakları, göğsü, kolu, gövdesi vardır. Reya  Heq Alevi inancındaki bir çok özellik Temburda somutlaşmıştır. Bu manada Alevi inancının bütün özellikleri Temburda simgesel olarak mevcuttur. Alevi inancının, toplumsallığının inşa edilmesinde, örgütlenmesine hizmet eden en büyük araçtır. Zalimin zulmüne karşı, kimi zaman yasaklı olmasına rağmen, cıvatlarda bekçiler görevlendirerek, toplumun kültürel olarak en büyük savunma aracıdır. Tembur ve deyişler, stranlar, klamlar inancımızı yeniden doğurarak bugüne getirmiştir. Tambur ve Zakir bu inancın canlı taşıyıcılarıdır.

    “TEMBUR BİR SEMBOLLER YIĞINIDIR”

    Diyorsunuz ki ” Temburdaki her bölüm, simgesel olarak Reya Heq Alevi inancının özelliklerini anlatır. Tembur da birden fazla simge vardır, Alevi inancının bütün özellikleri Temburda simgesel olarak mevcuttur.” Bunu biraz açar mısınız?

    Şunu diyebilirim, Reya Heq Alevi kimliği Temburda somutlaşmıştır. Temburdaki eşik, tekne, göğüs, perdeler, teller, akort bunların hepsi inancın farklı özelliklerini temsil etmektedir. Tembur bir semboller yığınıdır. Her parçanın sembolik değeri bütününü oluşturur. Her parçanın kendine ait bir özgünlüğü mutlaka vardır ama bu özgünlükler “el ele el hakka” diyerek, birliği  oluştururlar.

    “TEMBURDAKİ EŞİK EZEL VE EBEDİ ANDA BİRLEŞTİRİR”

    Alevi inancında Eşik, baş koyduğumuz  yerdir, secdegahımızdır. Bir alandan başka bir alana geçişi sembolize eder. Bir halden, durumdan, ortamdan, meydandan başka bir hale, duruma, ortama geçişin manasıdır. Temburdaki eşik ezel ve ebedi anda birleştirir. Geçmiş ve geleceğin sınırıdır, bir köprüdür. Keşfetme, buluşma, yeni doğuşlara açılan sınırdır. Zakirin eli tele dokunduğunda ilk doğum gerçekleşir. İlk eşik doğum anıdır, doğum kapısıdır. Alt eşik ile üst eşik arası yaşam arayışını, gayreti   simgeler. Alt eşik doğum anıdır, üst eşik ise Hakka  yürüme sınırını, anını ifade eder. Alt eşik ile üst eşik arasındaki  mesafe (Temburun  sap kısmı) Alevi inancındaki Hakikat  ve özgürlük arayışını, Xızır çarkında gayrete girmeyi ifade eder, iki eşik arası yaşam alanıdır. 

    Yolumuzun canlı taşıyıcıları, pirlerimiz alt eşiğe “Şemuga Tembure” (sazın eşiği) derlermiş. Hanelerimizde de eşik kutsaldır. Pirin eşiği secdagahımızdır. Toprağı, yeri, bereketi, Ana Fatma’yı temsil eder, hak kapısıdır, hak kapısı doğum kapısıdır. Aslında  niyaz  olduğumuz eşik, kadın etrafında örgütlenen toplumsallığımızdır.

    “FARKLILIĞIN UYUMU, İKRARLIK İLİŞKİSİ AKORTLA SAĞLANIR”

    İki eşik arasındaki uzunluk hakikat yolunda yaşamı ifade eder. Bu alanda perdelerin ve seslerin çokluğu Hakikate ulaşmanın aşamalarını, zorluklarını ifade edeceği gibi, farklılığı, çok kültürlülüğü, yol bir sürek bin bir düsturunu ifade eder. Evrendeki    farklılık içinde birliktelik bu alanda ifade edilir. Seslerin ve perdelerin çeşitliliği bir birilerini yok etmiyor, aralarında bir ikrarlık ve rızalık ilişkisi vardır. Bir denge üzerine varlığını devam ettiriyorlar. Bir perdenin olmaması, veya olması gereken yerin dışında olması bütünlüğü bozar, denge sarsılır, kaos ortamı oluşur. “Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için” sözü adeta bunun için söylenmiştir. Bu armonide Holistik ve simbiyotik ilişki tarzı mevcuttur. Evrendeki her cümle can, renklilik, farklılık, ses, Hakkın emri rızasıdır. Biri ötekinin karşıtı değil, varlık nedenidir. Akort bu ikrarlık ilişkisini kuran, inşa eden kemalete, tecrübeye, bilgeliğe karşılık gelmektedir. Temburdaki farklılığın uyumu, ikrarlık ilişkisi akortla sağlanır.

    “TEKNE RAHMİ NACİYE’DİR, ANA RAHMİNE KARŞILIK GELMEKTEDİR”

    Alt eşikten üst eşiğe yola revan olurken, hak  gayreti ile Xızır çarkına girilir. “Haktan geldim Hakka gidiyorum” manasına gelir. İki eşik arası demden deme, dondan dona, çarktan çarka hareket halindedir. Anlatmakla bitmez, kısacası Temburun sapı Reya Heq inancındaki Hakikat ve özgürlük arayışını temsil eder. Teller ve perdeler Alevi Toplumunun süreklerini temsil eder. Her perdesi, teli, farklı sesi, Hakikatin farklı mekanlarda ki, coğrafyalardaki, dillerdeki karşılığıdır. ‘Yol bir sürek bin bir’dir. Temburdaki karar sesi olan “La” sesine “Şah” perdesi denilmiştir.

    Tekne, Rahmi Naciye’dir, Ana rahmine karşılık gelmektedir. Teknedeki oluk hak kapısına karşılık gelmektedir. Hak bu kapıdan tecelli eder, nur kapısıdır. Sesler rahimde canlanır, olgunlaşır, kemalet kazanır, beslenir, yola revan olur, doğum gerçekleşir. Tekne sır deryasıdır.

    Alt eşiğin dışında kalan bölüm doğum öncesi dönemdir. Doğum kapısına yakın yerdir. Sesler henüz olgunlaşmamış, hamdır, pişmesi gerek, gayret lazım. Sır deryasından beslenip, olgunlaşıp doğum kapısına gelinir. Doğum öncesi evrene karşılık gelmektedir.

    “BANA GÖRE ESKİ ZAMAN ZAKİRLERİ KADIN OLABİLİR”

    Pirim öyle bir anlattınız ki binlerce yıllık Reya Heq Alevi inancının kimliğini Temburla özdeş tuttunuz. Bir inancın bütün varlığını Temburdaki kısımlarla anlattınız. Temburdan hareketle bir toplumun yaşamını özetlediniz. Ayrıca “Rahmi Naciye”, tanımlaması ile ana rahmi benzetmesi yaptınız. Bu tanımlamayı biraz daha açar mısınız?

    Temburun özellikleri ile Hak kapısı olan, mürşidi kamilullah olan kadının özellikleri benzerdir. Temburun teknesi ana rahmidir, Hak o kapıdan var olur, doğum ile ispat olur, yoktan var olmaz, vardan mevcut bulur. Ana Rahmi sır deryasıdır, inancımız vardan doğuş üzerinedir, xweza (kendini var eden, doğuran)’dır. Xweza, Xweda, Ezda vardan doğuşu anlatan temel kavramlardır. Bu kavramlar daha çok kadın özelliklerini barındırır. Zakir, doğum yaptıran anlamına gelir dedik. Tembur ise doğum eylemini gerçekleştiren, doğum yapandır. Bana göre eski dönem zakirleri kadın olabilir. Çünkü Hakkın kelamını, dilini, evrenin dilini, en iyi kadın bilir. Evren bütün oluşumu ile kadının bedeninde mevcuttur. Kadın Hakkı bedeninde, rahminde taşıyandır. Söz söyleyen, doğum yapan, klam okuyan, stran söyleyen, dengbejlik yapan, duygu, düşünce ve pratik birlikteliğini en iyi yaşayan, ruhsal ve  bedensel ikrarlaşmayı sağlayan, evrenle en üst düzeyde yar olan kadının kendisidir. Hak ve Hakikat dili daha çok kadın dilidir. Bundan dolayı zakirlik kadının işidir diye düşünüyorum. Daha sonraları erkek merkezli olmuştur diyorum.

    “XIZIR AKLI EN ÇOK KADIN DÜŞÜNCESİ VE PRATİĞİNDE FORM BULMUŞTUR”

    Aynı zamanda toplumsallık, Ocak kültürü ilk dönemlerde kadın etrafından yaşam bulmuş, şekillenmiştir. Reya Heq Alevi kavramları, terminolojisinde kadın karakter baskındır. Kadınlar ilk zakirler, dengbejler, peygamberler, bilgeler ve filozoflardan daha çok önceleri Hakikat ve özgürlük arayışında bulunmuşlardır. Xızır aklı en çok kadın bedeninde, düşüncesinde ve pratiğinde  form kazanmıştır. Xızır aklı krizden ve kaostan kurtuluşun aklıdır, xweza sır, kendini doğuran, varlığının devamını sağlayandır. Xwe (kendi), “za”  ise “doğum” demektir “za” ile başlayan ve biten kelimelerin çoğu. “Kendini doğuran, varlığının devamını sağlayandır, var eden, doğum” manalarına gelir. Bir inancın yada toplumun dili ne kadar kadın karakterlerini barındırıyorsa o  toplumda toplumsallık ve cıvat kültürü fazladır. Toplumsallık kadın etrafından sürekli doğum hâlinde kendini inşa etmiştir. Hak  kelamı her devirde Nahakları  korkutmuştur. Nahak  zihniyet ozanları, zakirleri, şairleri, dengbejleri yasaklamış, sürgün etmiş, hapse artırmış, idam ettirmiştir. Yol ulularımız, ninelerimiz derlerdi ki ” zimanême zimanê Xızıre” tane” Dilimiz Xızır’ın dilidir.” Xızır’ın dili zulme karşı, kurtuluşun, yeniden doğuşun aklıdır, dilidir. Zakirin dili, hak kelamı toplumsallığı sürekli inşa halinde tutar. Bu manada Zakir in özellikleri, kemaleti, gayreti mana olarak kadının özelliklerine daha uygundur.

    “TEMBUR HER DİLDE SÖZ SÖYLEYEN TURNA AVAZIDIR”

    Zakir eline Temburu alınca sürekli düşünen, düşündükçe iradesini ortaya koyan, alt eşikten ( doğum anından) başlayarak ele, göze, dile, kulağa nazar eder, harekete geçirir, doğum eylemine yönelir Hak ile Hakk olur, inancın toplumsal kimliğini var eder, doğurur. Gelişkin bir dili vardır.

    Reya Heq Alevi süreklerinin dilinin gelişmişlik düzeyi, derin felsefik kavramları, Alevi toplumunun düşünsel alandaki gelişmişlik düzeyini gösterir. Tembur her dilden söz söyleyen Turna avazıdır. Zakirin dili, Alevi toplumunu kimliğidir.

    “BU KELİMELERİN HİÇBİRİ TÜRKÇE DEĞİLDİR”

    Zakirin dili Alevi toplumunun kimliğidir diyorsunuz. Reya Heq Alevi kavramları, kullanılan dil ile kimlik arasında bir ilişki mi vardır?

    Şöyle diyebiliriz, Reya Heq Alevi inancı, kozmogonisi, mitolojisi kendisinin evrenin başlangıcından beri var olduğuna inanır. Harabi bu inancı şöyle dile getirirken.

    “Daha Allah ile Cihan yok iken,
    Biz anı var edip ilan eyledik.
    Hakka hiçbir layık mekân yok iken,
    Hanemize aldık Mihman eyledik.
    Kendisinin ismi henüz yoğ idi,
    İsmi şöyle dursun cismi yok idi,
    Hiç bir kıyafeti resmi yok idi,
    Şekil verip tıpkı insan eyledik”

    Alevi inancındaki kavramlarda insanlığın toplumsallaşmaya başladığı, evrenle yar olmaya başladığı dönem kadar eskidir.

    Zakirin dilindeki kelimelere bir bakalım;

    “Heq, Xweda, Hüda, Zakir, Musahip, Devreş, Abdal, Dem, Devran, Heftemal, Gaxan, Dergah, Ziyaret, Nişangah, Rayber, Reya  Heq, Nida, Gulbang, Duaz, Niyaz, Delil, Çerağ, Mazlum, Sersal, Rahman, Rahim, Çille, Çel, Çavi, Deri, Tarikat, Marifet, Hakikat, Şeriat, Xızır, Hatem, Can, Canan, Dar, Didar, İkrar, Rıza, Cem, Cıvat, Cemal, Celal, Kelam, Kılan, Gotın, Evliya, Ozan, Herd, Roj, Rojin, Kamil, Tij, Rıza, Fuat, Vahdet, Mürşit, Star, Sır, Çar Anasır, Nar, An, Av, Ar, Hakk, Naci, Naciye, Ezdan, Tembur, Derviş, Cömert, Serdar, Şir, Şer-i Yezdan, Erkan, Çark-ı Pervaz, Bext, Zahir, Batın, Sema, Çıralık, Hakullah, Çelebi, Kurban, Avaz, Şahı  Merdan, Hû, Pençe-i  Ali Aba, Serçesme, Tevt, Peyik, Talip, Şah, Pençe, Tarık, Kirve, vs.”

    Reya Heq Alevi inancının toplumsal hafızası, inancı , mana derinliği bu kelimelerde gizlidir. Bu kavramlar ve benzerleri Alevi inancının hafızasını oluşturur. Ayrıca şu tespitte bulunmakta fayda vardır; Bu kelimelerin hiçbiri Türkçe değildir. Bu Türkçe’nin eksik veya yetersiz olduğu anlamına gelmez. Alevi kültürünün, dilinin, gelişimini, kökenini bilmek, kendi gerçekliğimizi bilmek ve geleceğimizi inşa etmek için son derece önemlidir. Nereden geldiğini bilmezsen, nereye gideceğini de bilemezsin. Zakirin dilinde, Temburun telinde bugüne kadar gelen kültürel kodlarımızı bilmek son derece önemlidir.

    “ALEVİ DİLİ ALEVİLERİN KİMLİĞİDİR”

    Dildeki kullanılan kelimeler, kelimelerin fonetik, Etimolojik kökeni o toplumun hangi zihniyet yapılanmasından olduğunu ayrıca hangi kültürel ortamdan, coğrafyadan geldiğini gösterir. Dil bir toplumun kazandığı zihniyet, ahlak, estetik duygu ve düşüncelerin toplumsal birikimidir. Bu manada Zakirin dili, Reya Heq Alevi dili Rıza toplumunun kaybolmayan hafızasıdır. Alevi dili Alevilerin kimliğidir. Zakir Tembur ile binlerce yıldır bu dili, kimliği sürekli canlı tutarak, bugünlere getirmiştir.

    “TEMBURDA BÜTÜN FARKLILIKLAR İKRAR VEREREK BİR ARADA YAŞAYABİLİYOR” 

    Son olarak neler söylemek istersiniz?

    Zakir ve Tembur Reya Heq Alevi inancının iki kutsalıdır. Kutsallıkları toplumsallığı devamlı inşa etmelerinden kaynaklıdır. Yaşadıkları her dönemde, Nahak zihniyetin zulmüne uğramış, yaşadıkları zamanın tanığı, sanığı ve mahkumu olmuşlar. Emevi İslam anlayışının temsilcileri, karşıt İslam zihniyeti, Zakirin ve Temburun mana derinliğini bilseler bir çok sorun çözülür. Temburda bütün renkler, farklılıklar birbirine ikrar vererek bir arada yaşaya biliyor. insanlığın özlemini çektiği Rıza Toplumunu modeli Temburun bedeninde, zakirin dilinde mevcuttur.

    Tembur bir kimliktir. Reya Heq Alevi toplumunun kimliği Temburda somutlaşmıştır.
    Zakirin dili susmayacak, Tembur hak kelamını doğurmaya devam edecek.
    Gerçek erenlerin demi devranına hû diyelim.

  • Adana Alevi Platformu: Maraş, taşeron faşist çetelerce kıyıma ve talana uğratıldı

    Adana Alevi Platformu: Maraş, taşeron faşist çetelerce kıyıma ve talana uğratıldı

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın yıl dönümünde bir açıklama gerçekleştiren Adana Alevi Platformu, Türkiye’nin hem toplumuyla hem de kurumlarıyla katliama suç ortaklığının yükünü taşımaya devam ettiğini belirterek, devletin bir an önce katliamla yüzleşmesi gerektiğine vurguladı.

    Adana Alevi Platformu, Maraş Katliamı’nın yıldönümü nedeniyle İsmet İnönü Parkı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. ‘Maraş katliamdır, Vicdanlarımızda yaradır, Yüzleşme ve adalet istiyoruz’ pankartının açıldığı açıklamaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP), İnsan Hakları Derneği (İHD), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), KESK, DİSK, TMMOB, Emek Partisi (EMEP), Devrimci Gençlik Dernekleri üyelerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Yapılan açıklamada, Maraş Katliamı’nın 40’ıncı yıldönümünde Türkiye’nin hem toplumuyla hem de kurumlarıyla katliama suç ortaklığının yükünü taşımaya devam ettiğini ifade edildi.

    “TEKÇİ ZİHNİYET İNANÇLARI VE ETNİK YAPILARI KIYIMA UĞRATTI”

    Açıklama öncesi kısa bir konuşma gerçekleştiren Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şube Eş başkanı ve Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, şark ıslahat fermanı ile başlayan tekçi zihniyetin bütün farklı etnik yapıları, inançları, dinleri, ve mezhepleri kültürel ve fiziki kırıma uğratığını vurguladı.

    Bunun sonucu olarak resmi ideolojinin dışındaki bütün unsurlara yönelik planlı ve programlı bir şekilde katliama yöneldiğini belirten Kete, “Aleviler bu katliamlara uğrayan bir kesimi oluşturmaktadır. Yıllardır ahlaki, politik, demokratik bir yaşam süren Aleviler hedef kitleyi oluşturuyorlardı. Çünkü Alevilerin inancı, yaşamı, birey, toplum, doğa ilişkileri tekçi zihniyeti tedirgin ediyordu. Bundan dolayı bir program dahilinde Alevilere yönelik göçertme ve katliam başlatıldı. Maraş da bu katliam dahilinde yapılmıştır. Maraş Katliamı bir Alevi Sünni yada Türk-Kürt katliamı değildir. Tekçi zihniyet ile hakikati yaşayanlar arasındadır. Hak ile Nahak arasındadır. Alevi kemaleti, hakikati Türk-Kürt veya Alevi-Sünni ayrışmasını kabul etmez. Bizi birleştirecek ortak hakikatler vardır. Koçgiri’nin hesabı sorulsaydı Dersim olmazdı. Dersim Katliamı bilince çıkarılsaydı Çorum, Maraş olmazdı. Sivas, Gazi, Gezi, ve Roboski olmazdı” diye konuştu.

    “FAŞİST ÇETELER TAŞERONLUĞUNDA KIYIM VE TALAN GERÇEKLEŞTİ”

    Platform adına açıklamayı gerçekleştiren Hasan Mansur, Maraş ve benzeri katliamların provakatif söylemler ile kışkırtıldığı ve sonrasında faşist çetelerle bir bütün kıyıma ve talana dönüştürüldüğünü belirtererek, “Maraş Katliamı Hacı Çolak ile Mustafa Yüzbaşıoğlu isimli iki sol görüşlü öğretmenin öldürüldüğü 19 Aralık 1978 pazar gününe kadar beş günlük bir şiddet ortamı gerçekleşti. Cinayetle başlayıp katliam ile biten, maskeli-silahlı faşist çetelerden oluşan kana susamış imanla ateşlenmiş bu güruh, çoluk çocuk  ve kadın yaşlı demeden 111 Alevi yurttaşın hayatını kaybetmesine ve binlerce insanın Maraş’ı terk etmesine neden olmuştur. Yine halen hafızamızda tazeliğini koruyan 6-7 Eylül 1955 günü Rumlara ve Müslüman olmayan yurttaşlarımıza da karşı bir vandallık yaşanmış ve yine unutulmayacak acılar ve görüntüler ortaya çıkmıştır. O günde provakatif söylemlerle çeteler hortlatılmış ve bu örgütlerin taşeronluğunda yağmaya ve talana destek vermiştir” diye vurguladı.

    “DEVLET KATLİAM İLE YÜZLEŞMELİ”

    Mansur, bugün vicdanları kanatmaya devam eden katliamla ilgili, dönemin Başbakan’ının yıllar sonra çekmecesinden bir kağıt çıkarıp, kıyımın arkasında Milli İstihbarat Teşkilatı elemanlarının bulunduğunu itiraf ettiğinin altını çizdi. Maraş’ta bulunan sivil toplum örgütlerinin geçen gün yaptığı açıklamayı hatırlatan Mansur, bu değerlendirmenin hakikatten uzak olduğunu dile getirdi.

    Son olarak devlete katliam ile yüzleşme çağrısında bulunan Mansur şunları söyledi:

    Bu sebeple devlet aklı bu olup bitenlere bir türlü anlam veremedi. Veremediği için de sonrasında yine ülkemizde bir dizi cinayetler, toplu kıyımlar yaşandı. Çorum, Sivas, Malatya yaşandı. Devlet yine anlamadı. Cezaevleri, Gazi, Roboski, Gezi yaşandı ve onlarca insan devlet eliyle öldürüldü. Devlet yurttaşlarına dürüst olmak zorundadır. Ülkemizde olup bitenler tesadüf değildir. Devletin hukuktan kaçışı ile ilgilidir.”

    HABER MERKEZİ

     

     

     

     

     

    kesk disk tmob baro

  • ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim ziyaretini ve Dersim’de yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme alan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, devletin yeni bir yapılanmaya giderek Aleviliği devlete bağlamak ve devşirme bir Alevilik yaratmak istediğinin altını çizdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Dersim ziyaretini ve Dersim üzerinden Alevi inancına yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme aldı. Kete, Dersim üzerinden Alevi yolunun tüm süreklerinin asimile edilip devlete bağlı devşirme bir Alevilik yaratılmak istendiğine vurgu yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete’nin yazısının tamamı şöyle:

    “DERSİM DÜŞERSE TÜM SÜREKLER DÜŞER”

    Dersim, Reya Heq itikatının ve Xızır’ın mihenk taşının da son kalesi ve Rıza şehrinin de son umut kapısıdır. Bu diğer Hak Yol süreklerini küçümsediğimiz anlamına gelmiyor. Tam tersi bu kale düşerse tüm süreklerin düşmesi ve yoldan, ikrardan kopuşu anlamına gelmektedir. Bunun için de Dersim coğrafyasıyla, jiyar ve diyarlarıyla, Xızır aklıyla direnişçi Hak Yol Kızılbaş Alevilerin önemli merkezlerinden biridir. Kadimliğiyle böyle yaşamıyla, ırmaklarıyla, dağlarıyla, surlarıyla, direngenliğiyle yola serdarlığıyla bu hakikatın özü böyle şekillenmiştir. Bu mana ile yola çıktığımızda; Diyanet’in neden Kadim Dersim’i seçtiğini daha iyi anlamakta yarar vardır. Bu geliş öyle yabana atılacak, basite alınacak bir konu değildir. Birçok Alevi süreklerin buna karşı tam seslerini yükseltmemeleri ayrı bir konudur. Bu konuda özünü dara çekmeye çağırma hakkımız olduğuna inanıyoruz. Bizden önceleri olan pirlerimiz, mürşitlerimiz, ru spilerimiz, por sipîlerimiz, ocakzadelerimiz, yol talipleri bu diyar ve jiyarlarına ikrar vererek hak yoluna kemalete sahip çıktılar. Biz Alevi toplumu olarak bu tarihe borçluyuz. Bugün bu yol ve itiqat devam ediyorsa geçmişin ikrarına olan bağlılığımızdandır.

    AMAÇ ALEVİLİĞİ DEVLETE BAĞLAMAK

    Rêya heq Alevi süreklerine karşı ciddi bir kafa karışıklığı ve zemin kayması yaşatılıyor. Bu kafa karışıklığının asıl manası ise geçmişten kopuşla alakalıdır. Bugün dünle, dün bugünle yaşatılıyor. Bizler bugünle dünün toplamı olarak varlığımızı, kimliğimizi, inancımızı ve yolumuzu sürdürüyoruz. Bundan dolayı yaşayan her insan canlı tarihtir. Bugünün aklının sahipleri ise Baha Sait çizgisi farklı araçlar ve yöntemlerle kimlik erozyonu yaratmakla güncelleştirip dayatılmaktadır. Bu aklın ürünü olarak Diyanet; Alevi inancını dinselleştirirek, ‘İslam Aleviliği’ adı altında devlete bağlamayı amaçlamaktadır. Eskiden ‘din dışıdır, kafirdir, mülhittir’ denilerek katlimize ferman çıkarılırken, günümüzde ise ‘dinselleşeceksin, Türk İslam inancının alt kültür paydasında olacaksın’ denilmektedir. Aslında Dersim’e ve Dersim şahsında Reya Heqi-Hak Yol Aleviliğine dayatılan ‘dinselleşeceksin, Türklüğü, tekçiliği, inkarcılığı’ kabul ettirme baskısı yumuşatılmış haliyle dayatılmak isteniyor.

    “AYAK DAHİ ATMAMALI”

    Bir kez Diyanet’in o coğrafyaya değil gitmesi ayak dahi atmaması gerekir. Dayatılan Baha Sait çizgisinin arka planında ‘Baha Sait zihniyetinin güncel manadaki karşılığını Sünni selefi’ olarak da okumak mümkündür. Dini en fazla istismar edenlerin başında AKP’nin devletleşen aklı, onun kurmayları gelmektedir. Bu istismarlığı yaparak, Alevilere karşı milliyetçiliği, Sünniliği, inkarcılığı, asimilasyonu dayatıp, yaratılan tekçi faşizan yönelimler perdelenmek istenmektedir. Diyanet’in Dersim’e gitmesi, Sarı Saltuk Çalıştayı’nın yapılmasını da bu politikanın bir tezahürü olarak düşünmek gerekiyor.

    KÖKE VE HAFIZAYA SALDIRI 

    Dersim bu inancın son halkasıdır. Binlerce yıldır, devlete bulaşmadan, ocak örgütlemesi ile ‘el ele el Hakka’ diyerek, demokratik özerk yaşamıştır. Dersim’in inancı etnik kimliğinden ayrı değildir. 1938 yılına kadar Dersim’deki inancın dili kendi anadili idi. Dersim hem etnik köken olarak hem de inanç bakımından cumhuriyetin ‘çağdaş, uygarlıkçı!’ ulus-devlet anlayışına uymuyordu. Cumhuriyet modernitesi din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde oldu. Din ile kara sevdalı bir ilişkisi vardı. Bu ilişki tarzı farklı yöntemlerle devam ediyor. Senaryo aynı senaryo sadece dönemsel aktörler, araçlar değişime uğruyor, yönetmen aynı yönetmendir. Araçlar değişmiş olsa da, yönetmen aynıdır. Sadece senaryonun maskesi farklı biçimler alarak, farklı araçlarla devam ettiriliyor. Bunun için de ‘Ne Türk ulus devleti Dersim’den vazgeçiyor ne de Dersim Reaya Heqi Alevileri kendi inancından, kimliğinden, varlığından, Xızır aklı ve hakikatinden vazgeçecekler. Bu kavga tarihseldir. Dersim günümüzde ciddi düzeyde hırpalanmış, zayıflamış, dağılmış olmakla birlikte kadimsel köksel hafızası canlıdır. Bu hafızadan ne vazgeçilir ne de unutulur. Asıl saldırı bu köke ve hafızaya dönüktür. Köklerinden özünden koparmaktır.

    TÜRK İSLAM ALEVİ PROJESİ HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR

    Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilerin rızasını almayan, rızasız lokma yiyen bir kurumdur. Nursuzdur, arsızdır, yüzü karadır. Ulus devlet anlayışının inancını temsil ediyor. Tekçi zihniyetin dışında kalan tüm ötekilere karşı, ideolojik bir hat oluşturmaktadır. Devletin en büyük ideolojik aygıtlarından biridir. Ayet ve hadisleri birer kurşun şeklinde ötekilere atmaktadır. Emevi İslam anlayışının, karşıt İslam anlayışının üretilmesinde en büyük görevi görmektedir. Yöresel özellikler, farklı inançlar, mezhepler, tarikatlar, klanlar, aşiretler, iktidara bulaşmamış ahlaki politik topluluklar devletin benimsemediği varlıklardır. Diyanet de ulus devlet anlayışının emrindedir. Bu kurumun temsil ettiği din anlayışı iktidarın ve devletin dinidir. Hakikatin, adaletin, mazlumun, dini ve inancı değildir. Olduğunu da düşünmek saf dillilik olacaktır. Farklılıkları yok sayan, inançları görmezlikten gelen, aşağılayan, nefret dilini her gün canlı tutan bir Diyanet’in, ‘Dersim’e tabiki imam projesi’ ile gelmekten başka bir hesabı olabilir mi? Zaten düşkün ve müşkülleri de olunca, doğallığında, ‘Dersim’e pir değil, imam’ gelmelidir. Bu yolun ‘cehennem taşlarını’ örenler de önlerinde biata dizilerek buyur etmişlerdir. Biat edenler bundan sonra ‘Bugün bize pir geldi’ beyitini ‘bugün bize imam geldi’ şeklinde söylerler herhalde. Osmanlıyla başlayıp devam eden bu ‘Türk İslam sentezi projesi’ Cumhuriyetle devam eden, ‘İttihat Terakkici’, zihniyetin bir devamı olarak sürdürülen, Sünni Emevi dinci, milliyetçi, ırkçı, iktidar temsilcileriyle devam edecektir. Bu kez de, ‘Türk İslam Alevi’ aklı ve projesi, Dersim’den hayata geçirmek istenmektedir.

    Yeni kurulan Cumhuriyet modernitesi, Osmanlı devleti ile katı bir kopuş yaşamamıştır. Osmanlı’daki kutsal kimi imgeler yeni cumhuriyette farklı isimlerle modernize edilmiştir. ‘Sultan’ imgesinin yerini ‘ulus-devlet’, padişah yerine ‘tek adam’, şeyhülislam yerine ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’ almıştır. Yeni ulus devlet arzuladığı desteği bulmak için din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde olmuştur. 3 Mart 1924’te hilafet kaldırılmış, üzerinden yirmi dört saat geçmeden, 4 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur.

    İYİ ALEVİLER VE KÖTÜ ALEVİLER

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim’de Tunceli cemevini ziyaret ederken ‘Peygamberimiz bir, kitabımız bir, devletimiz bir, Allahımız bir’ demesi sıradan bir söylem değildir. Bu söylemle Rêya Heq Alevi kültürünü bir ‘alt kültür’, bir folklorik öge olarak kabul ederek teolojik anlamda söz sahibi olmasını engellemek istemektedir. Dernek yöneticileriyle yaptıkları konuşmada dernek başkanının ‘Marjinal’ gruplardan bahsetmesi kendince Alevileri ‘iyi Aleviler ve kötü Aleviler’ diye ayırarak Sıffin Savaşında olduğu gibi hakem görevi görmesi son derece benzerdir!.

    YA İMAM YA DA KUR’ANLI, ABDESTLİ İMAM-DEDE

    Aslında Rêya Heq-Hak Yol Alevilerinin, ‘Peygamberi olmayan, kitabı olmayan, Kur’anı olmayan, devleti tanımayan, dinsiz, inançsız’ bir varlık olduğunu söyleyerek, inkarcılığı ve kültürel soykırımı daha farklı metot ve yöntemlerle devam ettirmeye çalışıldığını ortaya koyuyor. Bunun için de ‘dinden, Kur’andan koptukları için, yeniden ‘ıslah etmek’ için de ‘devletin imamı ya da cemevinin, Kur’anlı dede imamı’ olmaları şarttır demektedir. Aslında Alevilere de kabul ettikleri tuzakta buradan gelmektedir. ‘Ya imam ya da Kur’anlı, abdestli, dede-imam’ tercihine zorlamaktadır. Ya da Alevilerin bu talebi sürekli gündemde tutmalarını sağlamaktır. Aslında oynanan oyun ve tuzaklardan birisi de budur. Sürekli Alevileri ‘dede, imam, Kur’an’ tuzağına çekmek üst aklın bir oyunudur. Hak yol Aleviliği karşıtların üzerinde ortaya çıkmış bir inanç değildir. Kadimden bu yana ortaya çıkan tüm ahlaki ve politik inanç ve dinlere saygı temelinde yaklaşmış, hiçbir dayatmayı da kabul etmemiştir. Birçok inancı etkilemiş ve etkilenmiştir. Rêya Heqi-Hak yol Aleviliği eşitlikçi, paylaşımcı, insanı hak bilen bir yaşam felsefesine ve inancına sahiptir. Tarihsel ve toplumsal değerlerin yaşam bulmasında da ciddi manada da demokratik uygarlığın inşasında öncülük yapmış bir tarihsel hafızada rol oynamış kadim bir inançtır. Diyanetin Dersim’e gelişinin zihniyetin ideolojik arka planı ise bu beş bin yıllık sınıflı ve devletçi uygarlık ile demokratik komünal, toplumcu, özerk, devlet dışı hak yol arasındaki zihniyetin çatışmanın farklı araçlarla sürdürülmesidir. Sorun rıza toplumundan yana olanlar ile ondan cüda olanların mücadelesidir.

    “KARŞIT ALEVİLİK ÖĞRETİLİYOR”

    Bu zihniyetin, resmi devlet politikasının bilinç altında ise Rêya Heq Alevilerin kendilerine ait bir ‘teolojisinin olmadığı, kendine has ritüelleri, kutsal mekanlarının bir anlam ifade etmediği, dolayısıyla İslamiyet’in bir alt kültürü sadece folklorik bir öge olduğunu ima etmeye çalışmıştır.’ Yani Rêya Heq Alevi inancını kabul etmiyoruz, ama ‘bizim denetimimizde bizim kavramlarla buluşacak, çerçevesini bizim belirleyeceğimiz bir Aleviliğe evet’ diyoruz. Ahlaki ve politik yönü yok edilmiş, direnişçi Alevi kültürü yok edilmiş bir Alevilik. Bu anlayış ile ‘minaresiz cami’ haline getirilmiş ‘cemevlerinde Türk İslam Aleviliği veya Alevi İslam öğretisi’, karşıt Alevilik öğretilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Emevi İslam anlayışını savunan, İslam’ın demokratik değerlerini tarumar eden, milyonlarca farklı inanç mensubunun rızasını almayan bir kurumdur.

    “CEMEVİ BAŞKANI YOLUMUZU NURSUZA DÜŞÜRDÜ”

    Tunceli Cemevi yetkilileri o ziyarette bulunan ocak mensupları pirlerinden, taliplerinden, orada yaşayan ikrarlı canlardan, edep erkan ile yol süren yol evlatlarından, ocaklardan rızalık almadan görüşmeler yapmıştır, iş tutmuştur. Cemevi başkanı yolumuzu nursuza düşürmüştür. Yol ulularımız, ‘yolumuzu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza uğratma’ diye Hak meydanında Hak kelamını dile getirmişlerdir. Rızamızı almayan bir kurumda, kurumun aklı ile yaşayan imamdan medet ummak Xızırı, Şêr î Yezdan’ı bilmemektir, taliplerin lokmasına hürmet etmemektir. Aleviler kimden medet diler! Medet ya Xızır ya şer î Yezdan’ derler, ya Heq derler. Emevi İslam anlayışından, nahaktan ilahiyat okumuş talipsiz pirlerden, devletin imamından, onların öğreteceği Kuran’dan medet ummak Ocaktan, talipten vazgeçmektir. Unutulmamalıdır ki, Sıffin Savaşında ‘şer î Yezdan mızrak uçlarına takılmış Kur’an sayfaları için’ onlar kağıt parçalarıdır, Kur’an-ı Natık benim’ demiştir.

    “DERSİM’DEKİ KIZILBAŞLIK KÜRT’LÜKLE ÖZDEŞTİR”

    Bu anlayışın temsilcilerinin neden Dersim’e gittiklerini, neden Dersim’de bu kadar ısrarcı olmalarının bir hesabı vardır. Devlet hesapsız-kitapsız adım atmaz demişler. Bir hesabı var, iki ‘evdeki hesap ne kadar uyar çarşıya’ onu da görüp yaşayacağız. Akabinde kamuoyunda takip ettiğimiz kadarıyla da Sarı Saltık ile ilgili bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayda Sarı Saltık kızıl elmacı bir akılla anlatıldı. Neden Sarı Saltık, başka bir ocak değil. Dersim’deki Kızılbaşlık veya Rêya Heq Alevi inancı Kürtlükle özdeştir. Dersim raporlarında bu nettir. Bütün ocakların tarihsel arka planı bilinir. Etnik olarak bir Rêya Heq Alevi ocağı üzerinde Orta Asya ve Balkan tezi oluşturulamazdı. Bilinçli bir seçimdir. Orta Asya veya Balkan menşeli bir Türk İslam Aleviliği inşa çalışması vardır. Şüphesiz ki Sarı Saltık ocağında kemaletli, edep erkan bilen, yola bağlı canlar vardır. Yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşıyorlar. Diğer ocak mensupları ile musahip olmuşlardır. Yola ikrar vermiş Sarı Saltık evlatları ile el ele vererek bu akıl boşa çıkarılmalıdır.

    DEVŞİRME ALEVİLİK

    Sarı Saltık hakikati üzerinden, ‘Dersim’e yeniden devşirme bir Aleviliği nasıl yaratırız?’ Hesabı vardır. Hem kimliğinden hem de inancından ciddi devşirme yöntemiyle, ‘nasıl ki Hacı Bektaş Veli üzerinde Yeniçeri ocağını’ kurmak istedilerse aynısını Dersimden Sarı Saltuk üzerinden, Devşirme ocaklarla ‘başarabilir miyim’ diyerek, böylesi bir çalıştay çalışmasını yapmıştır. ‘Ya tutarsa’ hesabı uzun bir çalışmanın ürünüdür. Başta Tunceli Üniversitesi bu çalışmanın hem düşünsel hem zihinsel hem de politik mimarıdır. Bir çok akademisyen, yazar, aydın, bilim insanı, dede bu iş için hem ekonomik hem de manevi düzeyde destek vermiş ve bizzat bu işin devşirmeciliğine soyunmuşlardır.

    “EN KUTSAL ŞECERE TALİPLİKTİR”

    Özellikle dikkatten kaçmayan, çalıştaya katılanların metrelerce uzunluktaki şecere göstermeleri boşuna değildir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında, özellikle Rêya Heq Alevi coğrafyasında şecereler görünür olmaya başladı. Şecereler üzerinde bir inanç tarihsel köklerinden, toprağından, aidiyetinden, dilinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Zamanında devlet erkanı tarafından verilen şecerelerle Horasan ve Orta Asya üzerinden bir Türklük yaratılmaya çalışılıyordu. Hiçbir talip pirinden şecere sormamıştır. Şecerelerden hareketle Alevilik yapmak, inancımızı tekçi zihniyete bağlamaktır, tarihi çarpıtmaktır. Oysaki Xızır inancımızda en kutsal şecere talipliktir. Yol pir ve taliplikle var olmuştur. Bunun dışındaki bir girişim, müdahale saptırmaktan başka bir şey değildir. Buna yeltenenler varsa da müşküldürler.

    “DEVLET YENİ BİR YAPILANMAYA GİDİYOR”

    Ayrıca, Alevi hakikati biatçı, kulluğu esas alan; Hacı Bektaş Veli kemaletinden uzak, nahak anlayışa yakın olan Balım Sultan tarzına kurban edilmek istenmektedir. Aslında devlet yeni bir yapılanmaya gidiyor. Tıpkı Osmanlı’nın devletleşme dönemindeki gibi. Muhalif, rıza toplumu özelliklerini taşıyan bütün inançları, hakikatinden uzaklaştırarak kendi bekası için özgürlükçü bir Alevi anlayışı devamlı nahak için sorun olmuştur. Bunun yerine Balım Sultan Bektaşiliği üzerinden Hacıbektaş’ın yol evlatları, inancı, özgürlük arayışı torpillenerek devlet kontrolüne alınmaya çalışılıyor. Böylelikle ahlaki politik özünden uzaklaştırılıyor aynı zamanda Türkleştirilmeye çalışılıyor. Balım Sultan Bektaşiliği üzerinde Türk İslam Aleviliği, Türk İslam Bektaşiliği inşa edilme çalışmaları vardır. Ahmedi Yesevi ismi, aklı karşılık bulamayınca, Sarı Saltuk üzerinden bir inşa çalışması vardır. Her ocaktan insanlar devşirilerek devşirme ordusu oluşturulup, yol evlatlarının birbirine kırdırılma çalışması yeni bir yöntemle devam ediliyor. Eskiden, Türk’ü Kürde, Kürt’ü Aleviye kırdırma politikası ile yapardı. Şimdi de ocağı ocakzadeliğe, Aleviyi Aleviye kırdırtma kurnazlığı ve politikasını devreye koyma hesapları yapılmaktadır. Bir hatırlatmada bulunmakta fayda vardır. Sarı Saltuk yol taliplerine ‘Sarı Saltuk evlatları bilmezler mi, Sarı Saltuk Ocağı pirlerinden Seyit Seyfi başı ezilerek öldürülmüştür’. Şimdi de gelip Sarı Saltuk adına, şecereler dizmektedirler. ‘Ayıptır günahtır, zulümdür’ tek kelimeyle.

    ALEVİ İNANCI ÇARMIHA GERİLMİŞ DURUMDA

    Devletçi nahak anlayış fiziki soykırımla bir toplumu yok edemeyince onun devamı niteliğinde olan kültürel soykırımla yok etmeye çalışıyor. Gelinen aşamada Rêya Heq Alevi inancı sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel kısacası bir bütün olarak çarmıha gerilmiş durumdadır. Biliyoruz ki Hacı Bektaş, Baba İlyas, Baba İshak Ebu’l Vefa’ Kürdî’ nın halifeleridir. Hacı Bektaş Veli, Baba İshak isyanına katılmış, kardeşi orada şehit olmuş, takibata uğramış ve saklanmak zorunda kalınca Dersim’e gelmiştir. Daha sonraları 2. Beyazıt döneminde Balım Sultan tarafından Ocak Osmanlı’nın hizmetine sunulmuştur. Biatçı kişiler dergahın başına atanarak dergah ele geçirilmiş, devlet bekası için paralı asker haline getirilmiştir. O günden bugüne ocak mensupları tarafından özgürlükçü hattı savunanlar devamlı olmuştur. Ayrıca bu politikalar erkek egemen aklın politikalarıdır. Bu tip etkinliklere her nedense ocakları temsilen bıyıklı, kravatlı, Alevilik temsil ediliyor. Mürşidi Kamilullah olan kadın bu çalışmalarda kolay kolay yer almaz. Xızır ve Ana kadın aklından uzaklaştırılmak istenen bir hatla karşı karşıyayız. Aleviliğin o doğal otantik orijinal ana kadın kadimliğinin özünü erk ve devlet zihniyetli hale getirilmek istendiği de çok açıktır. İslam devletin dini haline getirilmiş, günümüzde de devletin Aleviliği yaratılmak isteniyor. Aleviliğin devletçi zihniyetten uzak yaşaması, devlete sürekli mesafeli durması, hep kendi özgün varlığı ile inancını yaşaması, devleti her zaman kaygılandırdığı için de devlet Aleviliği potansiyel tehlike olarak görmüştür. Yapılan Sarı Saltuk çalıştayının asıl amacı da bu potansiyel tehlike olarak gördüğünü hem içeriden oto asimilasyon, dışarıdan da Balım Sultan, Baba Sait, Ahmet Yesevi gibi devşirme isimlerle, Şia ve Sünni çizgi ile deforme edilerek, devletçi, Türkçü, dinselleştirilmiş bir Alevilik yaratılmaktadır. Alevilik içimizdeki yol düşkünleri vasıtasıyla Balım Sultan Bektaşiliğine kurban edilmek isteniyor.

    “REYA HEQ ALEVİLERİ HAKİKATÇİ HATTIN İZİNDEDİRLER”

    Hakikatin deryasında doğru okumayı bilmek bilgelik ve ermişlik işidir, kemalet gerektirir. Ne deryayı damlaya, ne de damlayı deryaya kurban etmeyecek kadar bilge bir akla ve vicdana sahiptir yol inancı. Baba Tahir-i Üryan’ın dediği gibi ‘Deryayı bardağa sığdıramazsınız.’ Bu ermişlikten kopmanın sonuçları olmalı ki Alevilerin yaşadığı kafa karışıklığı bunun bir sonucudur. ‘Kurdun kuzu postunda görünmesi’ bu hakikati yalın bir şekilde de dile getirmektedir. Bugün tam da başta Reya Heq-Hak yol Aleviliğine ve genel tüm Alevi süreklerine yapılmak istenen budur. Yani ‘kuzu postunda kurdu’ görmekle görmemek arasındaki farkı görebilmektir. ‘Ben yakın gölden korkarım, uzak derya bana neyler’ sözü tarihsel yaşanmışlıkların özetidir. Yol normu Xızır cevheri ve aklıyla kendi yolunu her zaman bulup, yeni bir yol açmasını bilmiş bir inançtır. Biz buna Xızır aklı ve hikmetin gayreti diyoruz. Aleviler bu gayreti gösterip, kendi hakikatçi önderlerinin göstermiş olduğu yolun izinde varlıklarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Reya Heq Alevileri bu hakikatçi hattın izindedirler.  (HABER MERKEZİ)            

  • ‘Çocuk kitabında Hızır’ın tacizci gösterilmesi inancımıza yönelik nefret suçudur’-VİDEO

    ‘Çocuk kitabında Hızır’ın tacizci gösterilmesi inancımıza yönelik nefret suçudur’-VİDEO

    PİRHA – Çocuk kitabı olarak yazılan ‘Keloğlan Ak Ülkede’ kitabında Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve çocuğun hamile kalması konusunun işlenmesine tepki çekti. Demokratik Alevi Derneği Adana Şube Eş Başkanı Zeynel Kete, “Alevi toplumunu  kültürel kodlarıyla birlikte bir bütün olarak çarmıha germeye çalışıyorlar” dedi.

    Çocuk kitabı olarak yazılan ‘Keloğlan Ak Ülkede’ kitabında Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve çocuğun hamile kalması konusunun işlenmesine tepkiler sürüyor.

    Duran Yılmaz imzalı kitapda “Hızır, baygın kızın üstüne, eğri büğrü dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle baka baka yaklaştı. Baygın kızın ırzını lekeledi. Sonra oturdu, kızın başucuna. Onun ayılmasını bekledi. Kız ayılınca da: ‘Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın,’ diyerek birden yok oldu.’ bölümü kan dondurdu. Küçük çocukların psikolojik olarak etkileneceği metinlerde ‘Artık sen benim karım oldun. Karnında bir erkek çocuğu var. Yakında doğacak” ifadeleri yer alıyor.

    Demokratik Alevi Derneği Adana Şube Eş Başkanı Zeynel Kete, çocuk kitabı olarak yazılan ‘Keloğlan Ak Ülkede’ kitabında Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması konusunun işlenmesini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Müfredat programların aynı zamanda tekçi zihniyetlerin kendilerini inşa eden programlar olduğunu belirten Kete, “Bütün sistemler kendi eğitim sistemlerini oluştururken zihinlerde bir inşa sürecine gidiyorlar. Son süreçte keloğlanla beraber gündeme gelen Hızır’ı gerçekten de çok tehlikeli adeta tacizci, tecavüzcü bir şekilde göstermeleri bizi çok derin düşündürmesi lazım” dedi.

    KELOĞLAN ANADOLU’NUN ORTAK DEĞERİ”

    Keloğlan Anadolu’da çok önemli bir karakterdir. Padişahlara, iktidarcı anlayışlara karşı kemaletiyle, duruşuyla esprisi ile onları dile getirmiş, dize getirmiş ikna etmiş bölgenin bütün hakikati zihnini, kendi bünyesinde barındıran bir masumu pak kişiliğidir Keloğlan kişiliği “diyen Zeynel Kete şöyle devam etti:

    “Bunu Keloğlanla dile getirmeleri Anadolu’daki bu kültüre karşı da ciddi bir suçtur. Başta Rehak  Alevi inancı olmak üzere iktidardan uzak olan bu inançlar kendi düşüncelerini, sistematiğini oluştururken Nevrudi zihniyetler tarafından fiziki soykırıma tabi tutulmuş. Rehak Alevi inancı sadece günümüzde değil, birçok imparatorluklar zamanında kültürel ve fiziki soykırıma uğramış. Günümüzde soykırımdan kurtulanlar bu defa kültürel olarak soykırıma tabi tutuluyor.”

    “ALEVİLER TOPLUMSAL OLARAK ÇARMIHA GERİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Alevi toplumunun kültürel kodlarıyla birlikte bir bütün olarak çarmıha gerilmeye çalışıldığına dikkat çeken Kete, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevilik Hızır’sız bırakılmaya çalışılıyor. Hızır’sız bırakılan bir Alevilik üzerinde çok rahatlıkla Şii ve İslami bir hat oluşturulabilir. Birçok İslami ekol Hızır’ı evliya mertebesine getirme anlayışına sahipken bizde böyle değildir. Biraz önce tanımladığım gibidir. Bundan dolayı biz diyoruz ki kesinlikle ve kesinlikle kutsal değerlerimizdir, bizi var eden değerlerimizdir. Sadece bize ait olan değerler değildir. Farklı coğrafyalarla farklı isimlerle adlandırılan bir Hızır kültürü vardır. Özgürlük arayışıdır, Hızır zulmünden kurtuluşun aklıdır.”

    Alevilerin kültürel olarak çarmıha gerilmeye çalışıldığını dile getiren Kete, “Mevcut tekçi zihniyet, müfredat programlarında körpe dinamiklere, masumu pak olan en rahatlıkla hakkı, kemaleti, güzelliği, kendi bünyesinde barındıran bu çocuklara karşı da bir suç işliyor. Bu kitabı o masumu paklar okuyacak ve devlet bu çocukları kendisi gibi gene masumu pak olan bir başkasına karşıda düşman olarak yetiştiriyor. Alevi inancında düşman kavramı yoktur.Bu sorun bizim sorunumuz olmaktan çıkmıştır” diye konuştu.

    “ALEVİ İNANCINA KARŞI NEFRET SUÇU İŞLENİYOR”

    İslamiyet’teki demokratik özü kendisine ilke edinen Müslüman ve Sünni kardeşlerimizin de bunu kendi sorunları olarak görmeleri gerektiğini vurgulayan Kete, “Bu karakterlerle bir toplum ötekileştiriliyor düşman hale getiriliyor. Bizden önce onların buna dur demesi lazım. Ayrıca program olarak burada suç işlenmiştir. Burada bir inanç ötekileştiriliyor, bir inanca karşı bir nefret suçu işleniyor. Hukuki olarak buna karşı çok ciddi boyutta durmak gerektiğine inanıyoruz. Hızır bizim değerimizdir, varoluşta kurtuluşumuzun ismidir” diye konuştu.

    “HIZIR BİZİM DEĞERİMİZ, KURTULUŞUMUZUN İSMİDİR”

    Kete, “Biz diyoruz ki bizi tanımlamasınlar, bizim değerlerimizi erozyona uğratmasınlar. Çünkü bu insanlığa karşı ve insanlığın ortak erdemlerine karşı bir suçtur. Rehak Alevi inancındaki hakikat anlayışı bütün kitabı dinlerdeki hak paydasının ortak ismidir. Bu çerçevede kuranda da, İncilde de, Tevrat’ta da, Zeburda da bir hak paydası vardır. Bu hak paydası kendisini Hızır kültürüyle tanıtmıştır. Bu güne kadar getirmiştir. Bizde Hızır üzerine yemin edilir. Hızır’la ilgili bütün toplumsallık bütün cem-i cevat  Hızır üzerinde inşa edilir. Aynı zamanda bir dardır. Hızır üzerine yemin edilir, sorunlar Hızır aklıyla çözülmeye çalışılır” dedi.

    “TEKÇİ ZİHNİYETE DUR DEMEK GEREK”

    Rehak inancının Alevi inancının toplumsal hafızası olduğunu belirten Kete, “Bu toplumsal hafızaya karşı çok yoğun bir şekilde müfredat programı üzerinden saldırılıyor, biz buna karşı duracağız. Kendi ocaklarımızla, kutsal değerlerimizle bir araya gelip, bundan sonra inadına daha fazla Hızır aklıyla Hızır ismiyle yek olacağız. Ve yine bu zulme karşı ancak bu topluluk Hızır aklıyla kendisini kurtuluşa ve kemalete erdirir. Bu tekçi zihniyet bugün kendisini artık çok düşürmüş gerçekten de çocukları bile karşı karşıya getirip halkları karşı karşıya getiren bir duruma gelmiştir” dedi.

    “HIZIR’LA YEK OLMAK, HIZIR’LA BÜTÜNLEŞMEK GEREK”

    “Bunların özü eğri ve içimizdeki Hızır paşalardan da destek alarak  cemevlerimizin içi Hızırsız bırakılmaya çalışılıyor” diyen Kete sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bir Rehak Alevi, ocak mensubu olarak diyorum ki Hızır’la bütünleşilir, Hızır’la yek olunursa, bu tekçi zihniyete karşı gelinir. Bütün canlar, bütün Rehak Alevi mensupları, ahlaki politik bütün güçler, emek, barış, demokrasi mücadelesi veren bütün canlar ve İslamiyet’in demokratik çizgisini savunan bütün Sünni canlarla beraber bu nefret suçuna karşı bu ötekileştirme suçuna karşı bizim kültürel kodlarımızı tacizci ve tecavüzcü olarak gören anlayışa karşı dur demek gerektiğine inanıyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği’nin düzenlediği “Kuşatılmış Alevilik” panelinde cemevlerinin asmilasyonun kıskacında olduğu, bu tekçi zihniyet karşısında direnişçi yapıya uygun bir örgütlenme modeli oluşturmak gerektiği vurgulandı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi tarafından, “Kuşatılmış Alevilik” konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Serpil Köksal’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş katıldı.

    Panele DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Murat Işık, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube üyeleri,  HDP Mamak ilçe temsilcileri, HDK Mamak Yürütmesi ve Tuzluçayır halkı katıldı.

    Süleyman Deprem’in gülbangıyla birlikte çerağ uyandırılarak başlayan panelde açılış konuşmasını DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun yaptı.

    HÜSEYNİ DURUŞ VE DİRENİŞÇİ YAPIYA UYGUN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ

    Alevi inancına ve değerlerine çok yoğun saldırıların olduğu bir dönemden geçildiğini vurgulayan Altun, “İnancımız üzerinde süre gelen inkar, red ve asimilasyon gibi tüm tahribatlara, yıkımlara karşı bireysel ve kurumsal olarak kendimizi dara çekmezsek, var olan sorunların çözümüne kalıcı, ileriye taşıyan bir çözüm üretemeyiz. Ancak doğru bir tarz, doğru bir üslup ve doğru bir temelde yaratacağımız örgütlülüklerle dost ve musahip kurumlarla koordinasyon içerisinde kolektif bir çalışmayla ifade ettiğimiz sorunları aşabiliriz. Öncelikle bütün kurumsal ilişkilerimizde birbirimize destek ve güç veren bir anlayışı oturtmalıyız. Bu zulümatın tekçi, katliamcı (fiziki ve kültürel), asimilasyon politikalarının önüne geçmenin yolu; bu öğretinin özüne, Hüseyni duruş ve direnişçi yapısına uygun bir örgütlenme modelini önümüze koymaktır” şeklinde konuştu.

    “HER İKTİDAR KENDİ ÖTEKİSİNİ YARATTI”

    Altun’dan sonra söz alan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, bu ülkede kadın olmanın başlı başına sorun olduğunu, Kürt Alevi kadın olmanın ise sorunun katmerleşerek devam etmesini beraberinde getirdiğini kaydetti. Her iktidarın kendisini var etmek için bir öteki yarattığını belirten Güneş, halklar arasındaki farklılıkların olmasının yaradılış esası olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Hepimiz doğduğumuz haneyi seçemeyiz, doğduğumuz hanenin dilini seçemeyiz, doğduğumuz hanenin inancını seçemeyiz. Bunların her bir tanesi bizim doğuştan getirdiğimiz haklardır. Bunlar tartışma konusu değildir aslında. Tıpkı ceylanın hakikati gibi, tıpkı tırtılın hakikati gibi, tıpkı bir çamın hakikati gibidir bu. İnsanın hakikati de insanın doğduğu coğrafyayla, doğduğu toprakla, bir hak yasası olma halidir. Ama ne yazık ki iktidarlar kimlik adı altında kendilerini var etmek adı altında da işte bu farklılıkları öteden beri kaşıyor, bir öteki kavramı üzerinden halkları birbirine kırdırıyor. Öngördükleri, kendilerinin belirledikleri anlayış çerçevesinde de yaratmak istedikleri toplum modeline uygun insan yetiştirmek istiyorlar.”

    “HANELERİMİZ PİR GÖRMEZ OLDU”

    Türkiye’de yaşayan Kürt Aleviler olarak bu coğrafyanın en ötekisi olduklarını kaydeden Güneş, “Defalarca katliamlardan geçirildik, defalarca toprağımızdan edildik, yaşadığımız coğrafyalardan sürüldük. Her şeye rağmen bugün Ankara’da Mamak’ta bir apartmanın giriş katında gene cem olmayı becerebiliyoruz” dedi. Kentleşme ve göçlerle birlikte yaşanılan asimilasyon sonucu Aleviliğin olmazsa olmazı olan talip-pir-rehber ilişkisinin ortadan kalktığına vurgu yapan Güneş, “Hanelerimiz rehber görmez oldu, hanelerimiz pir görmez oldu. Yolumuzu nasıl yaşayacağımıza dair rehbersiz kaldık” diye ifade etti.

    “KENTLER BİR HAFIZASIZLAŞTIRMA TOPLUMU”

    Kente geldikten sonra yolun yegane yürütücüsü olan kadının kent hayatı içerisinde kendisini var etme, hane kültürünü geçmişten getirdiği tarihsel birikimi aktarma konusunda bir hafıza kırılması yaşadığını belirten Güneş, kentleri bir hafızasızlaştırma toplumu olarak tanımladığını ekledi.

    “İKRARLAŞMA VE RIZALIĞA BAĞLI BİR İLİŞKİ”

    Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de Alevi inancında her klan, kabile ve aşiretinin bir ocağa bağlı olduğun belirtti. İlişkilerde ikrarlaşma ve rızalığın olduğuna dikkat çeken Kete, şöyle devam etti:

    “İlk kavim dönemlerde insanoğlu sapiens olup ayakları üzerine kalkıp alet kullandı, doğayı tanımaya başladı, kendi kendine kemalete erdi, doğayı tanıdı, kendini tanımaya başladığından itibaren bireyle, evrenle ve doğayla ilişki geliştirdi. Bu ilişki tahakküme bağlı, zora bağlı, baskı altına almaya bağlı, bir ilişki tarzı değil, ikrarlaşmak ve rızalığa bağlı bir ilişki. Toprakla da rızalık ve ikrarlık vardı, bitki ile de ilişkiye geçerken tarzı buydu.”

    “HİYERARŞİ VE İKTİDAR YOK” 

    Bu örgütlenme tarzının ana kadın etrafında oluştuğunu söyleyen Kete, “Gelişen süreç içerisinde her aşiret mutlaka bir ocağa bağlıdır. Bazı aşiretler Alevi aşiretleridir ve bir ocağa bağlılar. Bir ocağa niyaz etmişler. O ocağın bir piri var, bir mürşidi var, bir rehberi var. Rehber Kızılbaş Alevi inancında babadan oğula devam ediyor. Ama bu değildir ki ne olursa olsun pirin oğlu da posta oturacak, böyle bir şey yok. Yol buna bir çare bulmuş ve yol demiş ki ‘Yol taliple başlar. Talip hak kapısıdır. Aynı zamanda talip odur ki pirini ateşin içinden alır.’ O ocak içerisinde herhangi bir aile erkan yürütüyorsa, pir postuna oturmuşsa yanlış yaptığında o ocaktan başka birine niyaz edilir. Bu yönüyle pirler dokunulmaz değildir. Yanlış yaptığında çok rahatlıkla talibi pirini dara kaldırabilir. Niye? Pirin de piri var, o da mürşittir. Pir de ona taliptir. Sonuç itibariyle bu üçü yola taliptir. Biz buna el ele el hakka diyoruz. Kimse kimseden üstün değildir. Bu ilişki tarzında bir hiyerarşi ve iktidar yoktur” şeklinde konuştu.

    Ocakların devlet ve iktidar dışı oluşumlar olduğunu kaydeden Kete, gelinen aşamada Alevi ocaklarının bitirilmeye çalışıldığını belirtti. Ayrıca Kete, Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim Cemevi’ne gitmesini de eleştirdi.

    “DÖRT DUVARA SIKIŞTIRILMIŞ BİR İBADET MEKANI YOK”

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem ise 20-30 yıla yakındır ülkede yaşanan kaos ortamıyla birlikte talan, sürgün, imha ve inkar politikalarının dayatılması sonucu mülteci konumuna düşen Alevilerin ülkenin varoşlarına sığınarak yaşamlarını sürdürmeye başladıklarını ancak inançlarını yaşama noktasında sıkıntılar çektiklerini kaydetti. Alevilerin şehirlerde inançlarını sürdürebilmek için devletten ve yerel yönetimlerden cem yapabilecekleri alanlar istediklerini ifade eden Deprem, “Gerçek anlamda kadim Alevilikte statü olarak cemevi diye bir ev yoktur. Cami gibi, kilise gibi, havra gibi kutsanmış dört duvara sıkıştırılmış bir ibadet mekanı Alevilerde yoktur” dedi.

    “CEMEVLERİ ASİMİLASYONUN KISKACINDA”

    Alevilerin ibadet mekanının bütün yeryüzü olduğunu söyleyen Deprem, şöyle devam etti:

    “Günün 24 saati ve dünyanın her yeri bir Alevi’nin hakla hak olabilmesi, hakkın huzurunda ikrar verebilmesi, hakkın huzurunda özünü dara çekebilmesi için her yer ve her saat müsait. Bu anlamda statü olarak bir cemevine ihtiyacı yoktur. Ancak toplumsal olarak bir araya gelmek için bir alana ihtiyacı vardır. Buradan kaynaklı olarak devletin kendisine vermiş olduğu dünya insan haklarının da imza altına aldığı ilkeler doğrultusunda hakkı olan bir toplanma alanı talep etmiştir. Ancak bu talep resmi olarak verilmemiş son dönemde Alevlerin kendileri kendi paralarıyla  köylerinde ve kendi mahallelerinde yaptıkları cemevlerini cemevi olarak isimlendirmelerine müsaade edilmemiş, kültür evi adı altında bunlara izin de verilmemiş, ses çıkartılmamış. Ancak devlet boş durmamış cemevi dediğimiz yerlere el altından pir ya da dede kılığında imam göndermiştir. Şu anda bütün cemevleri bu anlamda bir asimilasyonun kıskacındadır.”

    Panelin ardından Yoldaşça Türküler grubunun katıldığı bir müzik dinletisi gerçekleştirildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Demokratik Alevi Derneği, Dersim’de aşure lokması pay etti-VİDEO

    Demokratik Alevi Derneği, Dersim’de aşure lokması pay etti-VİDEO

    PİRHA-Yas-ı Muharrem oruçlarının bitmesinin ardından Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkezi Dersim’de aşure lokması pay etti. Yapılan konuşmalarda Kerbela’ların bitmediğine ve gri pasaportlu dedelere dikkat çekildi.  

    Yas-ı Muharrem orucunun bitmesiyle beraber Türkiye ve dünyanın dört bir yanında aşure kazanları kaynamaya ve lokmalar pay edilmeye başlandı. Bu vesile ile Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkezi Dersim’de aşure lokmalarını pay etti.

    Lokmaya Dersim’de yaşayan yurttaşların yanı sıra pirler, analar, ocak mensupları, Demokratik Alevi Derneği’nin Ankara, Mersin, Adana, İstanbul şubelerinden temsilciler katıldı. Aşure Dersim merkezde bulunan Sanat Sokağı’nda canlara pay edildi.

    Şıh Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete’nin dar duasını vermesinin ardından Derweş Cemal Ocağı Anası Menşure Doğan da lokma duasını verdi. Dualar Kırmançki ve Türkçe verildi. Duanın ardından DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Kırmançki ve Türkçe konuşmalar yaptı. Kulu, konuşmasında Kerbela’nın unutulmayacağını ifade etti.

    “BUGÜN YAŞANILAN KERBELA’DIR”

    Kulu, “Dünya halklarının ortak paylaştığı aşure gününde bile kutsallarımız olan ocaklarımız, ziyaretlerimiz, nişangâhlarımız bombalanmakta. Bizim hak olarak tanımladığımız ağacımız, suyumuz, toprağımız cayır cayır yanmaktadır” sözleriyle üç aydır yanmakta olan Dersim’in ormanlarına dikkat çekti.

    Kerbelaların yüzyıllardır bitmediğini vurgulayan Kulu, “Bugün kurduyla, kuşuyla ağacıyla ateşe verilen ve yaşanılan Kerbela’dır. Kerbela’nın yad edildiği yassı matemde Muaviye sofrasında oturanlar bilmelidir ki; Hüseyin’in eli onların iki yakasındadır. Bu aşure lokmamızı reya hak Alevi inancının serçeşmesi olan bu kutsal topraklarda harde dewreşte zalimin zulmüne uğrayan cümle canlara adıyoruz” dedi.

    “BU İNANCA VERECEK HESABINIZ VAR”

    Arkasından söz alan Şıh Çoban Ocağı Piri ve DAD Adana Şube Eş Başkanı Zeynel Kete, iki gündür Dersim’in ocaklarını, ziyaretlerini, nişangahlarını gezerek, onlara niyaz edip rızalık istediklerini ifade etti.

    Alevi inancının binlerce yıldır kendi toplumsallığını koruduğunu belirten Kete, şöyle konuştu:

    “Bu inanç binlerce yıldır cemini, civatını, hakkını, darını, didarını, adaletini bu nişangahlar üzerinde yapmış, ikrarını bu nişangahlar üzerinde vermiştir. Bugüne kadar ne pir kendi talibini devletin mahkemesine göndermiş, ne talip pirini devletin vereceği iki kuruş maaşa muhtaç etmiştir. Hak rızasından kaynaklı pir ile talibin hakikat için yapmış olduğu bu rıza lokmasını bugüne kadar getirmişler. Ve diyoruz ki bugün bu rıza lokmasının içini boşaltıp yolu nehak anlayışa götürenlere burada diyoruz pirlerimiz diyorlardı yolumuzu nursuza, arsıza, pirsize, hırsıza uğratmayın. Yolumuzu hırsıza, arsıza, nursuza, pirsize uğratanlar gri pasaportlular bu yolu götürüp nehakın sofrasına oturup hak lokması yemeyi bir iftar etkinliği haline getirenlere bu kutsal topraklarda pirlerin huzurunda diyoruz ki bu topluma, bu inanca verecek hesabınız var. Biz ceza vermiyoruz, reya hak Alevi inancında dar var eza yoktur. Bir an önce herkes kendi pirinin, mürşidinin darına durup bu yoldan vazgeçmelidir diyorum.”

    PİRHA/DERSİM

  • Pir Kete: Tekçi zihniyetin temsilcileri cemevine mihman sayılmaz

    Pir Kete: Tekçi zihniyetin temsilcileri cemevine mihman sayılmaz

    PİRHA- Dersim’de Aşure lokması vermek için Valilik ve müftülükle ortak program yapan cemevi yönetimine Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete tepki gösterdi. Kete, “Sorun Aşureyi ve Kerbela’yı nasıl andıkları değildir. Alevilerin hakikat hattına karşı, içimizdeki Hınzır paşalar eliyle Alevilik ahlaki ve politik özünden uzaklaştırılıyor. Alevilik egemenlerin elinde bir araca dönüşmüştür. Dersim’deki Reya Heq Alevi toplumunun duyguları istismar edilmiştir” dedi. 

    Tunceli Valiliği, müftülüğü ve cemevinin ortaklaşa düzenlediği “Aşure, Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anma” programına tepki gösteren Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete  Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Dersim’de yaşananın karşıt Alevilik olduğunu belirten Kete, “Aleviler binlerce yıldır Yass-ı Muharrem orucunu tutarlar. Özellikle Mezopotamya ve Ortadoğu’da krizden ve kaostan kurtuluştan sonra Ana Mêzin ( Büyük Ana Doğa)’ya bir minnet borcu olarak şükran aşını pişirirler. Kerbela ile beraber Hz. Hüseyin ve kendine inananlar katledildiler. İmam Zeynel Abidin’in hayatta kalmasından dolayı, bir şükranda bulunmak için 12 gün oruçtan sonra, Aşure pişirilir ve pay edilir” diyen Kete şöyle devam etti:

    “Alevi inancında yas; tarihle bütünleşme, yüzleşme, unutmama, yaşanan anın tarih olduğu bilincine varma, geçmişe dönmek, hissetme, hafızayı tazeleme, nefis iktidarını yenme, ruhsal ve bedensel ikrarlaşmayı tamamlama, zalimin zulmünü ve zalimi bilince çıkarma, içe bakış yöntemi ile ” kimlik” yenileme, tarih bilincini geliştirme manalarına gelir. Bu yönüyle bakılırsa “yas” bir kimlik edinmedir. Hz. Hüseyin’in duruşu bir hakikat ve özgürlük arayışıdır. Her hakikat arayışı bir duruştur. İlk tavır çok önemlidir. “Yanlış hayat doğru yaşanmaz” sözü Hz Hüseyin’in şahsında bir daha görünür kılınmıştır. Yezit tarafından dayatılan ikrarsız ve rızasız yaşamı reddetmiştir. Hz. Hüseyin zihin olarak İslamiyetteki hakikat paydasını görünür kılmaya çalışmıştır. Bundan dolayı Emevi İslam anlayışının temsilcileri ile bir kopuş yaşamıştır. Her hakikat yürüyüşü Nehak zihniyetten kopuşu gerektirir. Hz. Hüseyin bu kopuşun sonunda serden geçerek pir olmuştur.”

    “AŞURE VE KERBELA KAVRAMLARININ İÇİ BOŞALTILMIŞTIR”

    Dersim’de valiliğin, müftülüğün ve cemevi yetkililerinin ortaklaşa düzenledikleri  aşure programının, Hz. Hüseyin’i ve Kerbela şehitlerini anma ve lokma erkanından ziyade bir merasim olarak tanımlanması gerektiğini ifade eden Kete, şunları kaydetti:

    “Aşure ve Kerbela kavramlarının içi boşaltılmıştır. Alevi kavramlarına Marifet gözüyle bakmak lazım. Gelinen aşamada yaşananlar sadece Dersim ile sınırlı değildir. Alevilik ikrarsızların elinde bir araç haline gelmiştir. Alevileri bekleyen tehlike büyüktür.” Karşıt Alevilik” kurumsallaştırılıyor. Nasıl ki ” Yezit” şahsında somutlaşan Emevi İslam anlayışı; İslamiyet’i demokratik, ahlaki politik özünden kopardıysa, İslamiyeti,, sömürünün, iki yüzlülüğün, yalanın, hilenin üstünü örten bir araç haline getirdiyse, arsız, pirsiz nursuzların eliyle Rêya Heq Alevi inancı özünden koparılarak, iktidarın hizmetine sunularak Hızır aklından uzaklaştırılıp ” karşıt Alevilik” inşa edildiği bilinmelidir.  Alevilik devletle bir çatışma ve uzlaşma değil, devlet zihniyetinden uzak, deryada ısrar etmektir. Alevi inancında otoriteye rıza gösterilmez. Mesele otoriteyi tanıma ve karşı olma değil; nehaka rağmen yola talip olup, rızalığı esas alma vardır.”

    “ALEVİLİK AHLAKİ VE POLİTİK YÖNÜNDEN UZAKLAŞTIRILIYOR”

    Kete, sorun Aşureyi ve Kerbela’yı nasıl andıkları değildir. Alevilerin hakikat hattına karşı, içimizdeki Hınzır paşalar eliyle Alevilik ahlaki ve politik özünden uzaklaştırılıyor. Alevilik egemenlerin elinde bir araca dönüşmüştür. Dersim’deki Reya Heq Alevi toplumunun duyguları istismar edilmiştir. Cemevleri araç haline getirilerek, binlerce yıllık iktidara bulaşmayan Alevi hakikati minaresiz cami haline gelen cemevlerine sıkıştırılıyor. Nasıl ki Yezit ile beraber İslam’ın demokratik yönü Kerbela’da toprağa gömüldüyse, üzerine tuz ekildi ise, günümüzde ise Reya Heq Alevi inancının Serçeşmesi olan Dersim’de, hêrda devreşte, mekanê Duzgun’da ” “küfe Ruhunu” temsil edenlerle Alevi hakikati toprağa gömülmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

    “AŞURE KAZANI BİRİ BİN YAPAR”

    “Cemevlerinin ve dernekleşmenin araç haline gelmesiyle inancımızın ne hale getirildiği görülmektedir “diyen Kete şunları kaydetti:

    “Dersim’de yaşanan aslında Alevi inancının, toplumsallığının çarmıha gerilmesidir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında HES’lerin yapılması, maden ocaklarının açılması boşuna değildir. Aşure Alevi inancında hakkın emri rızasını savunan farklılıkların birbirlerine hakimiyet kurmadan birarada yaşamanın adıdır aynı zamanda. Aşure kazanı biri bin yapar. Kazanın kendisi ‘Rıza toplumunu’ temsil eder, ruhsal ve bedensel ikrarlaşmayı sağlamayanlar bu tadı bozar. Kerbela’ yı bilince çıkarmayanlar, yolu nursuza, arsıza düşüren cemevi yöneticileri ve pir olduğunu söyleyenler ancak ikrarından dönenlerdir. Aşure’deki tamlar çeşitlilik içinde birlikteliği temsil eder. Birinin varlığı ötekinin varlığı ile anlam bulur. Mülki erkanın Dersim’de yapmaya çalıştığı ise tek tipleştirerek inancı özünden uzaklaştırmaktır.”

    “ALEVİ İNANCINI DEVLET AKLI İLE BÜTÜNLEŞTİRİP ÖZÜNDEN KOPARIYORLAR”

    Bütün Aleviler bilmeliler ki, mevcut dernekleşme ve cemevi anlayışı Alevi hakikatini görünür kılmıyor. Muhammed Mustafa’yı peygamberlik sıfatı ile ceme almayan bir gelenekten geliyoruz. Haneye alınmaması sadece fakirliği dile getirmesi ile ilgili değildir. Xızır aklı ile bütünleşmesidir. Dersim ve bir çok yerde erkan yürüten, posta oturanların “ikrarsızları” ceme almaları bir üst aklın sonucudur. Bir projedir. Alevi inancını devlet aklı ile bütünleştirip, tektipleştirerek özünden koparmaya çalışıyorlar. Son dönemlerde Alevi – Bektaşi havzalarına yönelmesinin nedeni de budur”” diyen Kete şöyle devam etti:

    “TEKÇİ ZİHNİYET BİZİM İÇİN MİHMAN SAYILMAZ”

    “Daha önceleri Erzincan’da, Adıyaman’da, Ankara’da ve bir çok yerde cem erkanı sırasında, erkana ara verilerek mülki erkan ceme alınmış, posta oturtulmuştur. Erkana uymayan bu davranış ” mihman” kavramıyla savunulmuştur. Alevilikte ” Mihman” haneye nur taşıyandır. Nur taşımayana ” bexer (Hayırsız) denilmektedir. Yolu arsıza düşüren, ikrarsız olan, hakkın rızasını bilmeyen, Nehak zihniyete biat eden, bütün tekçi zihniyetlerin temsilcileri bizim için mihman sayılmaz. Nursuz olan doğal olarak düşkündür.”

    “ALEVİ TOPLUMSALLIĞI DAĞITILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Zeynel Kete, “Nahak zihniyeti ve Hınzır paşalar ile Alevi toplumsallığının dağıtılmaya çalışıldığına vurgu yapan Kete, “Alevi aklı ile bakıldığında ilk varoluş nedeni topraktır. Toprak inancımızda mülk değildir, hêrda devreştir. Bizler toprakla yâr olmuşuz. Turab olma bir makamdır. Alevilikte kutsal olan aynı zamanda toplumsaldır. Başta cem erkanlarımız olmak üzere bütün kutsallarımız tarihsel ve kültürel değerleri ile birlikte çarmıha geriliyor. Yaşanan sorunu kişilere indirgemek, müftülüğü mesul tutmak, karşıtlık oluşturarak dillendirmek istenen şeydir” diye belirtti.

    “ALEVİLER HER TÜRLÜ NEFİS İKTİDARINDAN ARINMALI”

    Kete son olarak şunları ifade etti:

    “Bizim inancımızda mazlum çaresiz, zaman sahipsiz değildir. Zor aklı bu çarkın içinde bütün yol hakikatlerinin doğumunu gerçekleştirecektir. Hak için söz söyleyeceğiz. Alevilerin bu kutsal ayda, Hüseyni nuru, gayreti, kemaletin, ikrarlı duruşu için kutsallarına karşı özünü dara alıp, çerağ uyandırarak, darı didar olmaları lazım. Aleviler her türlü nefis iktidarından aklen, ruhen ve bedenen arınması lazım. Buna kendini bilmek denir. Zihni pak, aklı pak, nuru pak, yola ikrar veren, darı didar olan Alevi pirleri ve dernek yöneticileri yolun devamını sağlar. Kendini bilen yolu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza düşürmez.”

    PİRHA/İSTANBUL
    .

  • Öğretmen Zeynel Kete: Her can evini bir eğitimhane haline getirmeli-VİDEO

    Öğretmen Zeynel Kete: Her can evini bir eğitimhane haline getirmeli-VİDEO

    PİRHA-KHK ile işinden ihraç edilen Şıh Çoban Ocağı mensubu öğretmen Zeynel Kete, eğitim müfredatının toplumu karşıtlaştırmak üzerine kurulduğunu söyledi. Kete, “Her can kendi evini bir eğitimhane haline getirip kültürünü çocuğuna vermelidir” dedi. 

    Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte eğitimin dinselleştirilmesinin daha da artmasına ve eğitimin kalitesizleştirilmesine yönelik tepkiler de gelmeye devam ediyor.

    KHK ile işinden ihraç edilmiş olan Şıh Çoban Ocağı pirlerinden öğretmen Zeynel Kete, eğitim müfredatının toplumu karşıtlaştırmak üzerine kurulduğunu kaydetti.

    “ASİMİLASYON VE SOYKIRIM SÜRECİ”

    Müfredatta eğitimin “Bireyde istendik davranış değişikliği meydana getirme süreci” olarak tanımlandığını ifade eden Kete, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu tanım son derece mekanik, kendi içerisinde son derece dar ve belirli amaçlara hizmet den bir eğitim anlayışıdır. Neye göre istendik davranış, kime göre istendik davranış. Hangi öğrencinin ruh yapısına, kültürel yapısına, tarihsel arka planına göre istendik davranış? Yani bu bireyi makine haline getirip robotlaştırdıktan sonra buna belirli bir format atıp egemenlerin kendi çıkarları doğrultusunda bir davranış değişikliği meydana getirme sürecidir. Eğer bu sürece göre eğitim tanımlanırsa başlı başına bir asimilasyon ve soykırım sürecidir.”

    “BACASI OLMAYAN BİR FABRİKA”

    Alevi inancında eğitimin temelinde bilgelik olduğunu, bilgeliğin ise evrenle, bireyle ve toplumla yar olmak olduğunu kaydeden Kete, şunları ifade etti:

    “90 yıllık devlet anlayışına baktığımızda özellikle 1924 anayasasında 88’inci madde çok önemli bir maddedir. Bu madde makul vatandaşı tanımlamış. Bu maddeye göre makul vatandaş Türkçe konuşan, Türk olan, mezhebi Hanefi. Bütün müfredat bunun üzerine yoğunlaştırılmıştır. Devlet bütün ideolojik ve zor aygıtlarını bu tekçi zihniyet üzerinde oluşturmuş, bu yönüyle eğitim bir nevi devletin bu tekçi zihniyetini, ulus devlet anlayışını ayakta tutan bir karakol görevi görmektedir. Bu çerçevede eğitimde bireyde bir özgürlük arayışının meydana getirilmesi, farklı dillerin kültürlerin görünür kılınmasından ziyade toplumu karşıtlaştıran bir eğitim anlayışı vardır Türkiye’de. Böyle bir süreçle karşı karşıyayız. Çok kültürlü, bilimsel, sorgulayan aynı zamanda bu ülkenin çok kültürlü sosyoekonomik yapısını oluşturan insanların barışla birbirlerini kabul edebilecek bir ortamda yaşamı devam ettirebilecek bir eğitim anlayışı yoktur. Eğitim piyasalaştırılmıştır. Müfredat programı da bu piyasalaştırılma şeklinde oluşturulmuş ders kitapları, eğitim araç gereçleri bir bütün olarak şirket haline getirilmiş, piyasalaştırılmıştır. Bacası olmayan bir fabrikadır eğitim. Bu yönüyle ciddi bir maliyeti de vardır. Bu çerçevede belirli kişilerin elinde piyasalaştırılmış okullar özelleştirilmiş, öğretmen alımında kadrolaşma bitmiştir.”

    “BERABER YAŞAYAN CANLAR EĞİTİM SİSTEMİYLE DÜŞMAN HALİNE GETİRİLDİ”

    İmam hatiplerin Türkiye’de İslamiyetin içerisindeki demokratik İslam anlayışını yok ettiğine de değinen Kete, şunları dile getirdi:

    “İmam hatipler Türkiye’de İslamiyetin içerisindeki demokratik İslam anlayışını, islamiyetteki demokratik çizgiyi, toplumsal çizgiyi, muhalif çizgiyi görünür kılmaktan ziyade din nasıl egemenlerin elinde bir araç haline getirilir, egemenlerin kötülüklerini, iktidarını nasıl gizler bir hale getirilir bu yönüyle bir eğitim sistemine doğru gidildi. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı imam hatipler ve eğitim kurumları bu ülkede bilimsellikten ziyade karşıtı nasıl keskinleştiririz haline getirildi. Bu eğitim sistemiyle beraber yıllardır bu toplumda beraber yaşayan canlar birbirlerinin düşmanı haline getirildi. Eğitim sisteminde iflas ettiklerinin en büyük örneği buydu. Kimse çocuklarını imam hatiplere göndermedi bu kesin. Ben yıllarca öğretmenlik yapmış ve sendika temsilciliği yapmış bir can olarak şunu söyleyebilirim ki imam hatiplere halk çocuğunu göndermiyor. Ama çocuklarını imam hatibe göndermek için sistemi ona göre ayarladılar. Bir seviye belirleme sınavı getirdiler, bir not aralığı getirdiler. Bu alınan not aralığının alt kısmında kalan öğrencilere tırnak içinde söylüyorum ‘onların ölçme değerlendirmesine göre çok akıllı olmayan öğrencilerdir’ ki biz öyle düşünmüyoruz bunları meslek liselerine gönderdiler. Meslek liselerinde amaç da imam hatip liseleridir.”

    “PİYASALAŞTIRILAN EKONOMİK ANLAYIŞA KARŞI ÖRGÜTLENİLMELİ”

    Kete, eğitim sistemine karşı emek, demokrasi, barış, insan hakları ve özgürlük mücadelesi veren bütün bileşenlerin bir araya gelip bu ülkede karşıtlık değil ülkenin çok kültürlü yapısını koruyan bir müfredat çerçevesinde mücadele etmeleri gerektiğini ifade etti.

    “Kendi çocuklarını bu tip eğitim kurumlarına gönderirken çocuklarını gözetlemeleri, kontrol etmeleri ve o piyasalaştırılan ekonomik anlayışa karşı ailelerin, aile birliklerinin, velilerin biraraya gelip örgütlenmeleri lazım” diyen Kete, sendikal tarzda okul aile birliklerinin ve veli derneklerini kurulup piyasalaştırmaya karşı yaşamın her alanında örgütlenmeleri gerektiğini vurguladı.

    “HER CAN EVİNİ BİR EĞİTİMHANE HALİNE GETİRMELİ”

    Alevilerin yıllardır temel hedeflerinin ortak vatanda eşit yurttaş olarak yaşamak olduğunu belirten Kete,  “Biz istiyoruz ki doğuştan kaynaklı haklarımız bize verilsin. Bu haklar şunlardır: Anadilde eğitim. Anadilde eğitim herhangi birisinden talep edilen bir hak değildir. Verilmesi gereken bir şey değildir. Doğuştan gelen bir haktır. Çünkü inancımıza göre farklılık Hakk’ın varlığının en büyük delilidir. Eğitimin piyasalaştırılmaması ve parasız olması gerekiyor. Bu yönüyle sosyal devlet anlayışı itibariyle bir haktır. Kamusal, bilimsel, laik, anadilde eğitimin olması lazım. Kamu emekçileri, bu ülkenin bütün demokratları Ankara Kızılay Meydanı’na, Ankara patlaması diye tarihe geçen o gar patlamasına ne için gittiler bilimsel, laik, demokratik, parasız, anadilde eğitim için gittiler. Bu sistemi zorlayacaktı. Ötekilerin talepleriydi. Bunu dillendirdik. Bunu sadece öğretmenler olarak değil ilk defa Türkiye’de seydası, piri, mürşidi, rayberi, şıhı bütün kesimler bu şiar etrafında birleşip Ankara’ya gittiler. Bu söylemlerimiz Ankara’da ölümle, zulümle, katliamla karşılık buldu. Ama mutlaka ve mutlaka çocuklarımıza kendi kültürleriyle, dilleriyle, inançlarıyla bir eğitimi bu kurumlarda zorlamalıyız. Bu olmuyorsa en azından her can kendi evini bir eğitimhane haline getirip bu kültürü çocuğuna vermelidir.”

    PİRHA/ADANA

  • Pir Zeynel Kete dünden bugüne Muharrem’i anlatıyor-VİDEO

    Pir Zeynel Kete dünden bugüne Muharrem’i anlatıyor-VİDEO

    PİRHA- İkrarlaşma ile başlayan Muharrem orucuna ilişkin konuşan Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete,”Matem ayında bütün evren ile yar olunur oruca öyle başlanır. Biz Reya Hak Alevileri olarak Muharrem Ayı orucunu ‘Rociya Dev du İmamen’ diye adlandırırız. 12 günlük bu oruç Alevilikte aslında çok eski çok kadim bir oruçtur” dedi .

    Tarihten günümüze Alevilerin matem ayı olarak da bilinen Muharrem ayına ilişkin Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete PİRHA’ya konuştu.

    “Eskiden bütün analar, pirler Muharrem orucuna başlamadan bir gün önce kendisi ile  ailesiyle, eşiyle dostuyla çevresi ile yar ve ikrar olur sonra rızalık isterlerdi” diyen Kete, “ikrarlaşmadan, yani barışı sağlamadan oruç tutulmadığını” söyledi.

    REA HAK HAKİKAT VE ÖZGÜRLÜK IRMAĞIDIR

    Kete, “Bütün evren ile yar olunur oruca öyle başlanırdı. Biz Reya Hak Alevileri olarak Muharrem Ayı orucunu ‘Rociya Devdu İmamen’ diye adlandırırdık. 12 günlük bu oruç Alevilikte aslında çok eski çok kadim bir oruçtur. Bu Kerbela ile başlayan bir oruç değildir. Hakikat ve özgürlük ırmağıdır Rea Hak inancı. Rea Hak Alevileri kaç bin yıldır bu orucu tutuyorlar. Çünkü bu oruç yaşadığımız coğrafyada başta Nuh-u Nebi ile başlamak üzere daha evveliyatı da var” dedi.

    TOPRAK ANAYA BİR ŞÜKRANDIR

    Muharrem orucunun en temel özelliğinin ortaklaşma ve dayanışma olduğunu belirten Kete şöyle konuştu:

    “Kadim rıza toplumunun ve her canın evinde ne varsa getirip ortaklaşa oluşturdukları aştır. Bu çerçevede baktığımızda krizden, kaostan kurtuluşun coğrafi olarak da zorlukta ve yoklukta kurtuluş olarak ‘Ana Mezın’ diye olarak tanımladığımız toprak anaya bir şükrandır. Bundan dolayı ismi Yass-ı Matem’dir. Rea Hak Alevi inancında hakikat ve özgürlük arayışında Kerbela bunun bir damlasıdır.”

    MUHARREM ORUCU KERBELA’DAN ÇOK DAHA ESKİ

    Kete, Kerbela’da Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 kişi için tutulduğuna inanılan 12 İmamlar Orucu’nun (Muharrem) çok daha eskilere dayandığını söyledi.

    Kete, “Bunu sadece 12 İmamlar üzerinden tanımlarsak ilk imam olan İmam Ali ile Mehti arasında 250 yıllık bir zaman vardı. Her İmamın hakka yürümesi ile oruç sayısı artmış ise Rea Hak Alevi mensupları, Alevi halklar ve Alevi sürekleri bu 250 yıl boyunca oruç tutmadılar mı? Hani sadece Kerbela’dan dolayı olsaydı Kerbela’da 72 can hakka yürüdü. O zaman 72 gün tutarlardı. Demek ki oruç Kerbela’dan çok önce kadim tarihlerde önce tabiatın ve insanın krizden kurtuluşu için şükran borcudur. Muharrem orucunu sadece Şii ve Aleviler tutuyor. Şiiler sadece 10 gün tutuyor. ‘Aşure’ onuncu gün anlamına geldiği için Muharrem orucunu 10 gün tutuyorlar. Ancak Şiiler Ramazan orucunu da tutuyorlar” dedi.

    KERBELA HAK İLE NEHAKKIN ÇATIŞMASIDIR

    Kerbela’da ikrarlılar ve ikrarsızlar duruşu olduğunu söyleyen Kete sözlerine şöyle devam etti:

    “Hakikat ve özgürlük arayışı içinde olanlar ile nehakkın yanında olanlar var. Kerbela aynı zamanda Hak ile Nehakkkın arasındaki çatışmadır. Bu nedenle Nehakkın zalimine, zulüm eden iktidar anlayışına ve zamanın yezidine karşı duran bir Hüseyini duruş vardır. Hüseyini duruş ikrarından dönmemektir. Rea Hak Alevileri Kerbela’da Hüseyni bir motif ve sadece bir kişi olarak değil. Nasıl ki yezid Nehakkın kurumunu temsil ediyorsa Hüseyin’de bir kurumdur kişi değildir. Çünkü sonuna kadar direndi ve biat etmedi. Bu nedenle zalimin zulmü altında kalan her coğrafya Kerbela’dır. Yezide karşı hakikat ve özgürlük anlayışında duran boyun eğmeyen, biat etmeyen, rızalığı esas alan her canda Hüseyini duruşu temsil eder.”

    MUHARREM ANA FATMA ORUCU İLE KARŞILANIR

    Muharrem orucunun ilk gününün Ana Fatma orucu olarak karşılandığını ifade eden Kete, “Bu aslında Rea Hak Alevi inancındaki ana kültürünün Mürşidi kamili lav olan var oluş kapısının devriye yolu ile Ana Fatma üzerinde temsil edilmesi anlamına gelir. Bütün inançlar İslam alemi ve diğerleri erkeklerden şefahat beklerken Rea Hak Alevi kadınları bir kadından şefahat bekliyor. Ana Fatmadan. Ana Fatma bir koruyucu, bir star, İştar Kültürünün bugüne kadar belki de gelmesidir” dedi.

    MASUMU PAKLAR

    Muharrem ayında en fazla masumu paklara yani çocuklara değer ve önem verildiğinin de altını çizen Kete, “Çocukları mutlu etmeye ve üzmemeye çalışılır. Ve oruçlar açılırken önce çocukların başına niyaz edilir. Bunun nedeni Kerbela’da şehit edilen İmam Hüseyin’in başına oradaki masumu pakların başına onun haklı davasına olan niyazdır” ifadelerini kullandı.

    MÜTEVAZİ HAK LOKMALARI

    Oruçların mütefazi bir şekilde tutulduğunu ve adına ‘Roci’ dendiğini söyleyen Kete, orucun bir gününü şöyle özetledi:

    “Çok şatafatlı çok lüks oruç açma, toplu halde iftar açma gibi bir anlayış Rea Hak Alevi inancında ve süreklerinde yoktur. Rea Hak Alevileri gece 12’den sonra yeni güne girerler bundan dolayı da savura da kalkmazlar. Mümkün mertebe çok az bir lokma ile idare etmeye çalışırlar. Ne savur ne toplu iftar nede şatafatlı bir şekilde oruç açarlar. Mütevazi bir şekilde oruçlarını açar ve oruç açmadan önce hane halkı bir araya gelir ellerini yüzlerini yıkar birbirlerine niyaz olurlar. Niyazlaşmadan sonrada mütevazi bir şekilde hazırladıkları o hak lokmalarını yiyerek oruçlarını açarlar.”

    YAS 12 GÜN BOYUNCA SÜRER

    Alevilerin 12 gün boyunca tuttuğu oruçtan tam bir yas ortamı oluştuğunu belirten Kete, “Bu ayda toplumun eğlence kültüründe uzak durulur. Hayvanlar ve canlıların kesilmesinde öldürülmesinde bu ayda özellikle kaçınılır ve dikkat edilir. Daha çok topraktan gelen tahıllarla, gıdalarla ve süt, peynir gibi hayvansal ürünler yenilir. Bu dönemde eğlence, düğün yapılmaz. Oruç ayının 13 günü aşure kazanı kurulur, bütün canlar gider banyolarını yapar temiz elbiselerini giyer, traşlarını yaparlar köyde önce aile olmak üzere bütün herkes birbiri ile niyazlaşır ve yas olur. Bölgede bir pir veya mürşit var ise gelir dua verir” ifadelerini kullandı.

    AŞUREDE HİÇBİR TAT KENDİ DOĞAL YAPISINI RENGİNİ KAYBETMEZ

    Kete, Muharrem orucunun ardından Aşure’ye ilişkin de şu bilgileri verdi:

    “Çok özel bir erkanla kadınlar kazanları kurar. Çünkü kutsal şükran aşı temelinde ana kadın kültürünün özelliklerini taşır. Ocağa kazanı kadın koyar. Buna ‘Orucun tadı’ derler. Yaş odunu kesip kazanın altına koymazlar, baş ve kelle kesme anlamına geldiğinden soğanın, sarımsağın başı kesilmez. Kutsal yerlerden sular getirilerek 12 tat oluşturulmaya çalışılır. Kazan özel dualar ile ocağın üzerine indirilir.

    Çünkü 12 İmam yani Matem ayında Reya Hak Alevi inancında çeşitlilik içerisinde birlikteliği de temsil eder. Her tat ayrı ayrıdır, pişerken bile hiçbir tat kendi tadını varlığını doğal yapısını, rengini kaybetmez. Sonsuz çeşitlik içerisinde birlikteliği temsil eder. Bu aynı zamanda evrenin dilidir. 72 millete karşılık gelir. Kurulan kazanların ateşi, suyu, toprağı ve havası vardır. Dört unsur kadın tarafından bir araya getiriliyor ve orada hak tecelli ediliyor. Kazan piştikten sonra dualar ile indirilerek herkese eşit şekilde pay edilir.

    Ancak öncelikle hasta, hamile, yaşlı ve o erkana gelemeyecekler var ise önce onlar göz önüne alınır. Çünkü onlar darda olanlardır. Ve kazan kurulmadan önce varsa küskün dargın mutlaka yan yana gelir birbirlerinin omuzlarında niyazlaşarak barışılır.”

    KUTSAL GÜNLER İŞLER BİTTİKTEN SONRA BAŞLAR

    Rea Hak inancında kutsal günlerin belirli takvimlere göre olduğunu söyleyen Kete, “Bütün Alevi halkının ve canların tarımdan kaynaklı olarak kendi işlerini bitirdikten sonra hemen başlar. Muharrem Ayı, Hızır Ayı, Heftamal hepsi peş peşe gelir. Artık üretimden kendini kurtarmışsın. Rea Hak Alevi ibadeti üretime engel değildir. Üretim bittikten sonra başlıyor. (HABER MERKEZİ)

  • Kulu ve Kete’den Dersim’de orman yangınının söndürülmemesine sert tepki-VİDEO

    Kulu ve Kete’den Dersim’de orman yangınının söndürülmemesine sert tepki-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de günlerdir süren orman yangınlarına ilişkin PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu ve Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Dersim’deki orman yangınlarının söndürülmemesine tepki gösterdiler. 

    Dersim’de Hozat İlçesi Aliboğazı, Bozan Yaylası, Zogar, Dereköy, Kozluca, Zengi ve Değirmendere bölgesinde başlayan orman yangını, rüzgarın da etkisiyle yayılarak devam ediyor. 3 gündür süren yangınlara bölgenin yasak olması nedeniyle müdahale edilemiyor.

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan DAD Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, “Dünyanın her yerinde devletlerin kendi yasalarında, kurdukları bakanlıklarında ormanları koruma, coğrafyayı koruma, o ekolojik sistemi koruma gibi yasal bir sorumluluğu var. Ancak ne acıdır ki bu ülkede ne orman bakanlığı ne kültür bakanlığı ne de sorumluluk sahibi olan cumhurbaşkanından diğer bakanlıklara kadar bu konuda hiçbir söylemleri yok. Ancak Ege, Akdeniz veya Türkiye’nin başka bir bölgesinde yangın olduğu zaman haber konusu olan bu tür şeyler ne yazık ki Dersim’de haber konusu bile olmuyor. Sosyal medyanın bile sağır ve dilsiz olması bile düşündürücüdür” diye konuştu.

    “YANAN SADECE ORMANLAR DEĞİL; TARİHİMİZ, KÜLTÜRÜMÜZ, ZİYARETLERİMİZDİR”

    “Coğrafyamızda yanan sadece ormanlar değildir; tarihimizdir, kültürümüzdür, geçmişimizdir, ocaklarımızdır, ziyaretgahlarımızdır” diyen  Kulu, “Bunu insanlık dışı, vahşet olarak değerlendirdiğimizi belirtiyor, özellikle Avrupa’da ve metropollerde yaşayan canların, bütün insanların sesini çıkarması gerektiğine inanıyoruz. Umarım o ses gelir, bu topraklarda bu yangının sönme sebebi olur” ifadelerini kullandı.

    Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete ise, “Reya Haq Alevi inancına göre toplum ve doğanın aralarında bir ikrar ve rızalık ilişkisi vardır. Birbirlerinden ayrı değiller. Şu anda yanan sıradan bir ağaç değil, toplumsal hafızamız yanıyor. Çünkü inancımıza göre evren, Hakkın görünür kılındığı mekandır. Bugün yanan da bu mekanlardır” dedi.

    “YAKILAN TOPLUMSAL HAFIZAMIZDIR”

    “Reya Haq Alevileri yıllarca soykırım eşiğine getirildi. Bir bütün olarak çarmıha gerilen bir kültürle karşı karşıyayız. Bizler ocaklarımız, nişangahlarımız, ziyaretgahlarımız, sularımız, mekanlarımız üzerinden toplumsallığımızı inşa etmişiz. Çünkü inancımızda kutsal olan şey aynı zamanda toplumsaldır. Reya Haq Alevi inancında toprak mülk değildir” diye konuşan Pir Kete, şunları kaydetti:

    “Ormanların yakılmasının tek nedeni; bölgenin insansızlaştırılması, bizim ziyaretlerle olan kutsal ilişkimizin canlandırılmasının önüne geçilmesi amacıdır. Yakılan bir kültürdür, toplumsal hafızadır. İkrarımız yanıyor. İkrarına sadık çıkanlar, bu coğrafyanın nefesini alanların ikrarını tazeleyip tekrar pratik sergilemeleri gerektiğine inanıyorum.”

    DERSİM/PİRHA

  • Hubyar’dan Dersim’e bir gönül köprüsü oluştu

    Hubyar’dan Dersim’e bir gönül köprüsü oluştu

    PİRHA- Hubyar Kültür Vakfı Kadın Kollarının düzenlediği “Hubyar Sultan’dan Dersim evliyalarına ziyaret” gezisi Dersim’de gerçekleştirildi. 

    Hubyar Kültür Vakfı Kadın Kolları, “Hubyar Sultan’dan Dersim evliyalarına ziyaret” gezisi düzenledi.

    Tokat’ın Almus ilçesi Hubyar köyünden başlayan gezi Dersim’in Ovacık Munzur gözeleri Düzgün Baba ziyaretleri ile devam etti.

    Hubyar Kültür Vakfı kadın kollarının düzenlediği geziyi, kadın kolları başkanı Narin Kabak organize etti. 19 kişilik bir kafile Dersim’de Şıx Çoban Ocağı pirlerinden İbrahim Kete, oğlu Zeynel Kete, Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez yöneticilerinden Dursun Demirtaş tarafından karşılandılar.

    Munzur gözeleri ziyaretinden sonra Demokratik Alevi Dernekleri Genel merkezinde mihman oldular.
    Bugün de Pir Zeynel Kete rehberliğinde Düzgün Baba Cemevi’ne gidildi. Cemevi Başkanı Habib Açıkgöz, Başkan yardımcısı Sinan Kırmızıçiçek, dernek yönetiminden Hakkı Aradağ ve dernekte pir hizmetini yürüten Kureyş Baba Ocağı pirlerinden Cemal Can tarafından gülbanglarla karşılandılar.

    Dernek yöneticileri “Hubyar’dan Düzgün Babaya bir gönül köprüsü oluşmuş. Bu ziyaret bizim için çok önemlidir. Mihman bizim için Xızırdır, kutsal mekanlarımız bizi cemal cemale getiriyor. Hubyar Sultana aşk ı niyazlarımızı sunuyoruz. Çok memnun olduk. Birimiz hepimiz hepimiz birimiziz” ifadelerini kullandılar.

    Başkan yardımcısı Sinan Kırmızıçiçek ve Pir Zeynel Kete rehberliğinde Düzgün Baba dağının zirvesinde bulunan Düzgün Baba mekanına gittiler. Çilehaneyi gezerek, Düzgün Baba mekanında yaşanabilir güzel bir ortam ve kardeşlik için çerağ uyandırdılar.

    “HUBYAR’DAN MUNZUR’A NİYAZ GETİRDİK”

    Cemevi dönüşünde Hubyar Kültür Vakfı Kadın Kolları Başkanı Narin Kabak yaptığı konuşmada, “Hubyar’dan Dersim evliyalarına bir hakikat yürüyüşü yaptık. Alevilerin bütün evliyaları zalimin zulmünde yüksek mekanlara sığınmışlardır. Hubyar Sultan’da yüksek bir mekandadır. Doğamız aynı, inanç dilimiz aynı, kültürümüz aynı, kaderimiz de aynıdır. Kutsal değerlerimizden güç alarak bir birimizi var edeceğiz. Bu mekanlara mihman olmaktan son derece mutlu olduk. Bu yüksek mekanların alçak gönüllü canları ile tanışmak bizi birbirimize daha da yakın etti. Hubyar Sultan’dan Munzur Babaya, Düzgün Babaya niyaz getirdik. Bu ziyaretimizi çocuklarımıza anlatacağız. Bir daha çocuklarımızla geleceğiz” dedi.

    “TARİHİ BİR ANDIR”

    Pir Zeynel Kete, “Yolumuz bir süreklerimiz bir bindir. Farklı coğrafyalarda da yaşasak eş düşünebiliyoruz. 16. yüzyılda yaşamış zamanın muktedirine biat etmemiş Hubyar Sultan dedeye aşk ı niyazlarımızı sunuyoruz. İnsanı hak bilen, mihmandarlık Xızır bilen bir inancın taşıyıcılarıyız. Bu kutsal mekanlarda Hubyar Sultan’ın evlatları ile beraber olmak, gönülleri birlemek her zamankinden daha önemlidir. Bizi cemal cemale getiren gayreti aşk ı niyazla selamlıyorum. İçimizdeki hak aşkı olmasaydı bu gayret olmazdı. Bu ziyaretlerin devamı gelmeli, Aleviler birbirlerine niyaz olmalılar. Yaşadığımız bu an bizim için tarihi bir andır. Bu gayreti çocuklarımıza aktarmalıyız” ifadesini kullandı.

    Hazırlanan lokmalar yenildikten sonra Tokat’a doğru yola çıkıldı.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Düzgün Baba Cemevi panelinde Ana ve Pirler konuştu-VİDEO

    Düzgün Baba Cemevi panelinde Ana ve Pirler konuştu-VİDEO

    PİRHA- Düzgün Baba Cemevi, Düzgün Baba mekanında ‘Alevi İnancında Kutsal Mekanlar ve Ocak Örgütlenmesi’ adlı  panel düzenledi. 

    Dersim Nazimiye’de bulunan Düzgün Baba ziyareti  mekanında düzenlenen panele Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Kureyşan Ocağı pirlerinden Cemal Can, Rahime Kızılkan Ana ve Cemevi Derneği Başkanı Habip Açıkgöz’ün yanı sıra Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yönetim kurulu, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Panele katılan sanatçı Şenol Akdağ deyişler seslendirdi. Çerağ yakılması ve lokma duasının ardından niyazlar pay edildi.

    PİRHA / DERSİM

  • FEDA’dan YSK kararına tepki: Karar hukuki değil, Kanuni bir karardır

    FEDA’dan YSK kararına tepki: Karar hukuki değil, Kanuni bir karardır

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) HDP adayları Turgut Öker ve Pir Zeynel Kete’nin adaylıklarının YSK tarafından reddedilmesini kınadı.

    “Bu hukuki değil, Kanuni bir karardır.  Hukuk Kanuni zihniyetin oyununa gelmiştir” denilen açıklamada devamla,  “Yolumuzun temel düsturu Rızalık ile zalimlerin zulmüne karşı hakikat mücadelesinde birer nefer olarak Rızalık toplumu inşaasında milletvekili adayı olan Turgut Öker ve Zeynel Kete canlarımızın yanındayız” diye belirtildi.

    Kararın ” Alevi inanç topluluklarının ortak iradesine karşı yapılan  Na-hak zihniyetin modern darbesi” şeklinde tanımlandığı açıklamada, “Bizler Demokratik Alevi Federasyonu olarak; Hak ve  Hakikat desturuna inanmış, bu uğurda zalimlere karşı  mücadeleyi hak bilme vasfıyla başta Hak yol Pirimiz Zeynel Kete ve Turgut Öker canlarımızın yanında olduğumuzu bir kez daha söylemek istiyoruz…Zalimin zulmüne rağmen Rızalık toplumu inşaası için  bir kez daha HDP diyoruz. Alevi inanç topluluklarının bu haksız/ keyfi ve yanlı karara karşı doğrudan ve eşitlikçi demokrasiyi esas alan HDP’yi sahipleneceklerine ve destekleyeceklerine olan inancımız tamdır” ifadelerine yer verildi.

    “Asimilasyoncu politikalara karşı, Seyid Rıza, Bese ve Zarifelerden aldığımız güçle onurlu ve dik duruşumuzu her yerde sürdürmeye devam edeceğiz” denilen açıklamada Alevilerin Hak ve hakikat mücadelesini sürdürecekleri belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Adaylığı reddedilen Öker: Bizim derdimiz milletvekilliğinin şanı şöhreti değil-VİDEO

    Adaylığı reddedilen Öker: Bizim derdimiz milletvekilliğinin şanı şöhreti değil-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran seçimlerinde İstanbul 3’ncü bölgede HDP’den 1’nci sıra milletvekili adayı olarak gösterilen AABK Onursal Başkanı Turgut Öker adaylığının YSK tarafından kabul edilmemesine tepki gösterdi. Öker, “Bizim derdimiz sevdamız milletvekilliğinin şanı, şöhreti değil. Biz milletvekilliğini 30 yıldır bu topluma ettiğimiz hizmetin, mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz” dedi.

    24 Haziran’da yapılacak seçimler için İstanbul 3’ncü bölgede HDP’den 1’nci sıra milletvekili adayı olarak gösterilen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker’in adaylığı iki sene önce Maraş’ta söylediği “Tayyip Erdoğan, günümüzün yezidi” sözleri gerekçe gösterilerek YSK tarafından kabul edilmedi.

    Öker, 2 yıl önce Maraş’ta yaptığı konuşma nedeniyle YSK tarafından milletvekilliği adaylığının reddedilmesine ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    Öker, milletvekilliği adaylığının reddedilmesine neden olan konuşmasından dolayı 11 ay 20 gün hapis cezası aldığını hatırlatarak “Ben o konuşmada 30 yıldır Avrupa’da Türkiye’de gittiğim her platformda Aleviler’in temel sorunları ile ilgili ne söylediysem orada da aynı şeyi söyledim” dedi.

    “ECDADINIZ YEZİT İNSANLIK TARAFINDAN LANETLENİYOR”

    Maraş’ta yaptığı konuşmadan alıntılar yapan Öker, şunları ifade etti:

    “Orada ne söyledim? ‘Bir karanfil koymamıza bile müsaade etmeyenlere dedim ki sizin bu yaptığınız bir barbarlıktır. Siz aynı Yezit’in Hz. Hüseyin’in yolunu kestiği gibi bizim de Maraş’a girişimizde yollarımızı kesiyorsunuz. Ne elde ettiniz? Sizin ecdadınız yezit bugün insanlık tarafından lanetleniyor. Hz. Hüseyin ise tüm insanlığın yüreğinde yaşıyor. Sizin de bu yaptığınız zorbalık ve zulümdür. Aynen Yezit gibi lanetlenecektir’. Söylediğim söz bu. Bundan dolayı 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldım. Bunu gerekçe göstererek engellediler milletvekilliğimi. Benim umurumda değil milletvekilliği. Bizim derdimiz sevdamız milletvekilliğinin şanı, şöhreti değil. Biz milletvekilliğini 30 yıldır bu topluma ettiğimiz hizmetin, mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz. Bu anlamda da milletvekili olup olmamak bizim açımızdan belirleyici değil. Biz her koşulda davamıza, yolumuza hizmet etmeye devam edeceğiz.”

    “BİZLERİ HUKUK DIŞI KURALLAR İLE DEVRE DIŞI BIRAKMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    HDP Adana Milletvekili adayı Demokratik Alevi Derneği Adana Eş Başkanı Pir Zeynel Kete’nin, milletvilliği adaylığının YSK tarafından reddedilmesine de tepki gösteren Öker şunları kaydetti:

    “Cumhurbaşkanına hakaret deniliyor. Ama biz doğru söylüyoruz. Yezit bugün iktidarı elinde bulunduranların arkasından gidenlerdir. Biz Pir Sultan’ın arkasında gitmeyi kabul ederiz. Ben anlamakta zorlanıyorum Yezit olmaktan niye rahatsızlar? Çünkü bugüne kadar Yezit’e saygı göstermiş, onların arkasından gitmiş insanlardır. Genel anlamda Alevi hareketi ile mazlumların, sosyalistlerin, devrimcilerin, Kürtler’in, kadınların, emekçilerin birleşmesinden korktukları için bizleri özel olarak hukuk dışı kurallar ile devre dışında bırakmaya çalışıyorlar.”

    “SEÇİM ÇALIŞMALARIMI SÜRDÜRECEĞİM”

    Seçim çalışmalarında devam edeceğini belirten AABK Onursal Başkanı Öker son olarak şunları söyledi:

    “Ben normalde aday olduğumda ne planladıysam onu sonuna kadar sürdüreceğim. Hatta iki misli çalışma yürüteceğim. Önümüzdeki dönemde normalde planlamamızda olmayan şeyleri de yapmaya devam edeceğiz. Devam ettirmek zorundayız. Çünkü bu diktatörlük egemenliğini sürdürdüğü sürece en çok zulmü, baskıyı, katliamı Alevi toplumuna reva göreceğini adımız gibi biliyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Cezası onaylanan Pir Zeynel Kete’nin milletvekili adaylığı düşürüldü

    Cezası onaylanan Pir Zeynel Kete’nin milletvekili adaylığı düşürüldü

    PİRHA- HDP Adana Milletvekili adayı Demokratik Alevi Derneği Adana Eş Başkanı Pir Zeynel Kete’nin, Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla verilen hapis cezası onaylandı. Turgut Öker’den sonra cezası ertelenen Zeynel Kete’nin mahkemenin hak yoksunluğu kararı olmamasına rağmen milletvekili adaylığı düşürüldü. 

    Eğitim Sen Adana Şube sekreteri olduğu dönemde 10 Ekim Ankara Katiam’ından iki gün sonra 12 Ekim’de Adana’da yaptığı konuşma esas alınarak Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan “TCK’ nın 299/1 maddesi uyarınca kovuşturma yapılmasına, suçun işleniş şekli dikkate alındığında sanığın tadiren 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahkemedeki durumu göz önüne alındığında,ve sanığın daha önce suç işlemediği görüldüğünden dolayı 11 ay 20 gün ile cezalandırılmasına” karar verildi.

    Gaziantep istinaf mahkemesi tarafından onaylanan cezası ertelendi. Mahkeme kararında “sanık hakkında verilen kısa süreli hapis cezası ertelenmiş olduğundan TCK nin 53/4 maddesi gereğince 53/1 maddesinde ön görülen hak yoksunluklarının uygulanmasına yer olmadığına” kararını vermesine rağmen Demokratik Alevi Derneklerinin kurumsal rızalığını alarak HDP’den Adana Milletvekilli adayı olan Pir Zeynel Kete’nin milletvekili adaylığına YSK tarafından reddedildi.

    24 Haziran’da yapılacak seçimler için İstanbul 3’ncü bölgede HDP’den 1’nci sıra adayı olarak gösterileren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker’in de adaylığı iki sene önce Maraş’ta söylediği “Tayyip Erdoğan, günümüzün yezidi” sözleri gerekçe gösterilerek YSK tarafından kabul edilmemişti. (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi adaylar HDP listesinde yerini aldı

    Alevi adaylar HDP listesinde yerini aldı

    PİRHA- HDP’nin akşam saatlerinde YSK’ye sunulacak olan listesinde kritik bölgelerdeki adaylar belirlendi. HDP listesinde çok sayıda Alevi aday göze çarpıyor.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 24 Haziran milletvekili seçimleri için adaylık listesi kesinleşti. Listedeki isimlerde farklı halk, inanç grupları başta olmak üzere Türkiye sol ve sosyalist hareketlerinden temsilciler, kadın mücadelesinde öne çıkan isimler, KHK mağduru akademisyen ve emekçiler, gazeteci ve sanatçılar yer aldı.

    Listede çok sayıda Alevi aday da yerini aldı.

    İşte HDP’nin Alevi adayları:

    Turgut Öker-İstanbul

    Ali Kenanoğlu-İstanbul

    Kemal Bülbül-Antalya

    Ferhat Tunç-Aydın

    Alican Önlü-Dersim

    Meral Hambayat-Dersim

    Hasan Basri Yorulmaz-Adıyaman

     

    Zeynel Kete-Adana

     

  • DAD, Genel Merkez Kongresi’nde Eş Başkanlığa Selda Güneş ve Musa Kulu seçildi-VİDEO

    DAD, Genel Merkez Kongresi’nde Eş Başkanlığa Selda Güneş ve Musa Kulu seçildi-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Genel Merkez Kongresi’ni gerçekleştirdi. Pirlerin çerağları yakması ve meydan duasıyla başlayan kongreye DAD şube yöneticileri ve üyeleri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Seçimde demokratik, toplumcu, özgürlükçü anlayışa oy verileceği belirtilen kongrede, yeni eş genel başkanlar Selda Güneş ve Musa Kulu oldu.

    Demokratik Alevi Dernekleri, genel merkez kongresini Dersim’de gerçekleştirdi.

    Ağuçan Ocağı piri Hasan Genç ve Derviş Cemal Ocağı piri Hayri Şanlı’nın çerağ yakması ve meydan duaları ve dar duruşu ile başlayan kongrede birlik, barış ve demokrasi mesajları verildi.

    Kongreye dernek şube yönetici ve üyeleri, Alevi ocak pirleri, HDP, DBP, DTK ve Demokratik İslam Kongresi temsilcileri, sendika temsilcileri katıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Pir Hasan Kılavuz’un kongreye yönelik gönderdiği mesajlar okundu.

    Kongrenin açılış konuşmasını yapan Pir Zeynel Kete, Rızkımızı adalet ile paylaşan bir adaletten geliyoruz” diyerek şunları kaydetti:

    “Reya Haq coğrafyası, Ana Fatma’nın mekanı Nemrudi zihniyetler tarafından talan edilmek isteniyor. Biz buna rıza göstermeyeceğiz. Kadın inancımızda var oluş kapısıdır. Kadın mürşid-i kamilullahtır. Yol kadınla başlar. Reya Haq mensubu farklı coğrafyalarda farklı isimlerle adlandırılmış fakat yol bir sürek binbir deriz.Hakikat ve özgürlük ırmağına derya diyoruz.”

    Kete, daha sonra gelen canlara aşkı niyazlarını sunarak konuşmasını noktaladı.

    “REYA HAQ COĞRAFYASINDA ZULÜM KATMERLEŞEREK DEVAM EDİYOR”

    DAD Genel Merkez Eşbaşkanı Dursun Demirtaş ise şunları belirtti:

    “Zorlu ve zulümatlı bir dönemde olduğumuzu görüyor ve yaşıyoruz. Yezit ve nemrudi bir zihniyet dünyayı ve bölgemizi zifiri karanlığa gömmüş, insan-insanlık, can-canlılık ne varsa yok etme eşiğine getirilmiştir.

    Başta Ortadoğu olmak üzere birçok coğrafyada ve Reya Haq Alevi coğrafyasında zulüm katmerleşerek devam ediyor. İktidara bulaşmayan ahlaki ve politik yaşayan tüm aşirlerin, Halkların, İnançların, Mezheplerin, Komların, Mazlumların, Mağdurların, rıskını gayretle kazanıp hakça pay etmek isteyenlerin, Ana kadını ganimet sayan zihniyetle karşı karşıyayız. Yaşanan bir üçüncü dünya savaşıdır. Rıza Şehri Afrin’i yakıp yıkanların Filistine döktükleri gözyaşları riyakar ve samimiyetten uzaktır. Cümle mazlum halklara Reya Haq Serçeşmesinden dayanışma duygularımızı ve Aşkı Niyazlarımızı sunuyoruz.”

    Yapılan konuşmaların ve okunan raporların ardından Selda Güneş ve Musa Kulu Eş Genel Başkanlığa seçildi. Yeni seçilen yönetim kurulu üyeleri, birlik, beraberlik ve mücadele çağrısı yaparak görevlerini can yoldaşı, yol yoldaşı olarak yerine getireceklerini belirttiler.

    DERSİM/PİRHA

  • HDP Milletvekili aday adayı Kete: HDP, yeni yaşam umudu olanların partisidir-VİDEO

    HDP Milletvekili aday adayı Kete: HDP, yeni yaşam umudu olanların partisidir-VİDEO

    PİRHA –  HDP Milletvekili aday adayı olan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi yöneticilerinden Zeynel Kete, “HDP, farklı etnik yapıların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin ve yeni bir yaşam umudu olanların partisi olduğu için HDP’den aday adayı oldum” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği Adana Şubesi yöneticilerinden Zeynel Kete, HDP’den milletvekili aday adayı olmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Kete, “Bir Alevi piri olarak, Reya Haq yoluna talip olan bir can olarak HDP’de Demokratik Alevi Dernekleri’nin bütün canlarının toplumsal, kurumsal rızalığını alarak aday adayı oldum. Çünkü HDP’yi, farklı etnik yapıların, halkların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin, emek, barış, demokrasi mücadelesi verenlerin bütün olarak yeni bir yaşam umudu olanların partisi olarak düşündük. Çünkü HDP, farklı halklar ve inançları tanımlamaktan ziyade onları tanır bir durumdadır. Onları kendi ikrarlığı, rızalığı, yaşam alanlarını, tarzlarını esas aldığından dolayı orada aday adayı oldum” ifadelerini kullandı.

    Kete, Pir Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı.

    -Neden HDP’den milletvekili aday adayı oldunuz?

    Başta Ortadoğu ve Mezopotamya olmak üzere ülkemizde de birçok coğrafyada savaş yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Zulüm, katmerleşerek devam etmektedir. Reya Haq Alevi inancının mensupları olarak şunu diyebiliyoruz: İnancımızın ahlaki ve politik bir inanç olmasından kaynaklı olarak bu saydığımız coğrafyalarda bütün mazlumların, farklı inançta olanların, farklı etnik yapıda olanların rızkını gayretle kazanmaya çalışanların yoğun bir şekilde baskı altında olduğu, zulüm gördüğü bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreçte de ülkemizde ani bir baskın seçim gündem oldu. Öncelikli olarak şu soruyu sormakta fayda var: Devletin baskıcı ideoloji aygıtları hükümetin elindeyken, her istediğini yaptırırken neden erken seçim?

    Şunu net olarak görüyoruz ki; çok derinlikli bir kriz yaşanıyor. Yönetememe krizi en üst düzeydedir. Bu krize karşı da bizlerin hem bir Alevi piri olarak Reya Haq yoluna talip olan bir can olarak, HDP’den Demokratik Alevi Dernekleri’nin bütün canlarının toplumsal, kurumsal rızalığını alarak aday adayı oldum. Çünkü HDP’nin, farklı etnik yapıların, halkların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin, emek, barış, demokrasi mücadelesi verenlerin bütün olarak yeni bir yaşam umudu olanların partisi olarak düşündük. Çünkü HDP farklı halklar ve inançları tanımlamaktan ziyade onları tanır bir durumdadır. Onları kendi ikrarlığı, rızalığı, yaşam alanlarını, tarzlarını esas aldığından dolayı orada aday adayı oldum. Bizim inancımızın temel dinamikleri; ahlaki, politik ilkeleri, gelinen aşamada HDP’nin yaşam alanına uygun ve yakın olduğunu biliyoruz. İnancımızla, toplumsallığımızla HDP’nin içerisinde temsil edileceğimize inanıyoruz. HDP’de bir kadın özgürlükçü yapı olduğuna inanıyoruz. Reya Haq inancında ocak örgütlenmesi, toplum ve bileşenlerinin bir üst akla ihtiyaç duymadan kendi rızalıklarıyla yönettikleri bir süreç vardır, böyle özerk bir inançtır. Bunun HDP’de olduğuna inanıyoruz. 72 millete bir nazardan bakarak farklı halkların demokratik bir şekilde kendilerini yönettiklerini ve var ettikleri bir inanç olarak inanıyoruz. Bu inancın da HDP ve bileşenlerinin de 72 millete bir nazardan baktığına inanıyoruz. Ulus-devlet anlayışının dışında her etnik yapının kendisini özgürce ifade edeceğine inanıyoruz. İnancımızın önemli bir mihenk taşı olan cem erkanında her canın kendisini doğrudan diliyle, kültürüyle yaşattığı bir inançtan geldiğimiz için doğrudan bir demokrasi kültürünün olduğuna inandığımızdan dolayı HDP’de aday oldum. Sadece bir partinin, bir zümre ve inancın değil; çeşitlilik olan bir niteliği, bir başka inancı baskı aracı haline getirmeden bütün halkları, kültürlerin, kadınların kendini özgürce ifade edebileceği düşüncesinden dolayı HDP’den aday adayı oldum.

    Harde Dewreş dediğimiz coğrafyada; Ana Sakine’nin, Ana Fatma’nın, Ana Zarife’nin mekanında onların direncinden var olduk. Kültürel ve fiziki soykırım eşiğine uğramış bir halkın inancından bahsediyoruz. Dilimiz yok edilmek üzeredir. Ekolojimiz bir bütün olarak HES’lerle, çeşitli yöntemlerle yok ediliyor. Bu çerçevede hem kendi dilimizi hem de inancımızı HDP’nin içerisinde yaşayacağımıza inanıyoruz. Asimilasyondan uzak bir biçimde kendimizi ifade edebileceğimize inanıyoruz.
    Bugüne kadar mevcut siyasi partiler, Alevilerle ilişkilendiler ve Aleviliği tekçi zihniyet içerisinde asimile ederek ya Türk-İslam ya da Şii Aleviliğine götürüp bağladılar.

    “HDP ÜÇÜNCÜ BİR İTTİFAK”

    -Partiler arasında ‘Milli İttifak’ ve ‘Millet İttifakı’ oluşturuldu. Ancak HDP bu ittifakların dışında bırakıldı, buna yönelik ne düşünüyorsunuz?

    Alevi inancı iktidarlaşmadığı için ve devlete rağmen bugüne kadar geldi. İttifakla kimlerin bir araya geldiğinden ziyade hangi inancın hangi zihniyetin kime hizmet ettiği bizim için esastır. Gelinen aşamada mevcut ittifaklar arasında bahsettiğimiz MHP ve AKP bileşenleri olarak düşündüğümüzde yıllardır Türk-İslam sentezi inancı bu ülkeyi bir şekilde yönetiyordu. Bu 16 yılık süreçte yönetemediklerini ve yönetememe krizinin derinleştiğini seçime gitmek istemeleri ile görünür oldu. Bunlar hiçbir şekilde bizi temsil edemez. Bunu açık ve net olarak biliyoruz. Yine CHP’nin de içinde bulunduğu diğer ittifaklara da baktığımızda çok üst düzeyde ahlaki ve politik ittifaklar olmaktan ziyade süreci kurtarmaya yönelik ve kişilere yönelik karşıtlıktan oluşan bir ittifaktır. Biz de kişilere yönelik karşıtlıktan ziyade ikrarlık ve rızalığı inşa eden bir kültürden geliyoruz. Bu yönü ile HDP’nin üçüncü bir ittifak olduğunu Emek, barış, demokrasi blokunu temsil ettiğini düşünüyorum. Genele hitap eden kişilerden ziyade sistemsel düşünen ve bütüne hitap ettiği için üçüncü bir ittifak olduğunu düşünüyoruz. Bütün Alevilerin bu yönü ile bu ittifaka destek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Gelinen aşamada kilit konumunda bir ittifaktır. Çünkü HDP’nin bileşenleri vardır. HDP tek başına değildir. Türkiyeleşme projesi vardır. Emek, barış, demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren bu mücadelenin hem sanığı hem tanığı hem mahkumu olan Türkiye’nin geneline yönelik yaşanabilir bir ülke olması için mücadele veren bir ittifaktır.

    Zaten bu ittifak olmadan da mevcut kriz aşılmaz. Durum onu gösteriyor. Bu yönüyle de çok üst düzeyde karşıtlık oluşturmaktan ziyade HDP kilit konumundadır, tarihin değişik dönemlerinde emekçiler, Kürtler, Aleviler ülke sorunlarında ciddi görevler almışlardır. Tarihi sorumluluk vardır. Ahlaki politik sorumlulukları vardır. Bu ittifak olmadan bu ittifakın söyledikleri, hakikati ülkeyi kapsadığından dolayı bu görülmeden ülkenin krizi aşılmaz. Kişiler değişebilir ama sorun sadece kişi karşıtlığına indirgeniyorsa mevcut ittifaklar da sorunu çözemez. Böyle düşünüyoruz.

    “BÜTÜN YURTTAŞLARLA HAKİKATI İNŞA EDECEĞİZ”  

    -Eğer milletvekili seçilirseniz nasıl çalışmalarınız olacak? İddianız nedir?

    Bir Reya Haq Alevi inanç mensubu, piri olarak yola ikrar vermiş bir can olarak eğer halkımızın da iradesiyle vekil olursam tabi ki sadece Alevilere yönelik bir projemiz olmayacak. Bugüne kadar çeşitli partilerde biyolojik olarak Alevi olanlar oldu. Ama biz diyoruz ki; sorun Alevilerle değil Alevilikle. Bu çerçevede Aleviliği, mezhep karşıtlığı, din karşıtlığı, kaba materyalist bir anlayış, indirgemeci pozitif bir anlayıştan kurtarmak lazım. Eğer seçilirsek milletvekili olarak söylemlerimiz şu olacak: Hakikat tek yüzlüdür, ortak paydadır. Biz öyle bir hakikat pratiği sergilemeliyiz ki, ülkemizin bir tarafında iktidara bulaşmamış mümin yurttaşlarımızla da bir araya gelebilelim. Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir diyen bir İslami düsturu bize de uyar, bu da hakikattir. Sadece Aleviler değil, bütün inançlarda olan canların ortak hakikati vardır, tek yüzlüdür hakikat. Bu yönüyle kapitalist-modernist anlayış hakikati iki yüzlü yapmıştır. Söylemlerimiz genele yönelik olacak.

    Bir Kürt olmamdan kaynaklı olarak ve bu sorunun içine doğmuş birisi olarak Kürt sorununu iyi biliyoruz. Bir emekçi olarak yıllarca emek, sendika örgütlenmesi içinde mücadele eden ihraç edilen eğitim emekçisi olarak eğitim sorununu iyi biliyoruz, içindeyiz. Hem de bir Reya Haq mensubu olarak ülkenin en önemli sorunu olana Alevi sorununu da içinde olduğumuzdan iyi biliyoruz. Bu yönüyle etnik, emek ve inanç alanında yoğun çalışmalarımız olacak. Karşıtlıktan ziyade bütün mağdurların bir araya gelmesine yönelik çalışmalarımız olacak. İnancımızın tanınmasına yönelik çalışmalarımız olacak. Herkesin düşünce ve kanaat hürriyeti çerçevesinde kendisini ifade edebileceği yine Alevilerin tarihten beri el konulan dergah, ziyaret ve kutsal mekanlarının geri verilmesi konusunda ciddi mücadelelerimiz olacak.

    Bir öğretmen olmaktan kaynaklı tek tipçi, ulusalcı bir eğitim anlayışının dışında bütün farklılıkların ifade edilebileceği demokratik bir eğitim anlayışı ile ilgili çalışmalarımız olacak.

    Daha da önemlisi; ayrıştırarak, bölerek yönetilen bir tarzdan ziyade bütün mağdurların birleşerek, bir araya gelerek ortak bir hat oluşturmaya yönelik çalışmalarımız olacak.

    Kendi yol erkanlarımızın olmazsa olmazı olan cemlerimizin, cıvatlarımızın kendi anadilimizle olması gerektiğine inanıyoruz. Herkesin kendi anadiliyle ibadetini yapması gerektiğine inanıyoruz. Demokratik, laik, bilimsel, anadilde eğitim ile ilgili mücadelemiz olacak. Özgürlükçü bir laiklik anlayışıyla ilgili çalışmalarımız olacak.

    Türkiye genelinde yoğun bir şekilde parçalanan coğrafyalar, ihaleler, HES’ler, ekolojik alanların tahrip edilmesi anlamında çalışmalarımız olacak.

    Kadın özgürlüğü ve temsiliyeti ile ilgili çalışmalarımız olacak. Alevi inancının hakikatçi hattını görünür kılmak zorundayız. Ülkemizde Tahtacı, Çepni, Reya Haq mensubu, Kızılbaş, Bektaşi Alevilerine ve İslamiyet’in demokratik ve toplumcu yönü olan bütün yurttaşlarla hakikati inşa etmeyle ilgili çalışmalarımız olacaktır.

    “SEÇMENLER İRADELERİNİ ÇOK İYİ KULLANMALIDIR”

    Seçmenlere mesajınız nedir?

    Seçmenlere buradan mesajım bir oy denilmesin çünkü bir oyla çok yaşam değişebilir. Ve seçmenlerin öncelikle kendi iradelerini çok iyi kullanması gerekiyor. Bugün tekelleşen bir medya ile karşı karşıyayız. Seçimlerin propagandası eşit bir zeminde yapılmıyor. HDP’nin eş başkanı bir şekilde zindandadır. Merkez medya propagandası dışında derinlikli düşünmelidirler, kendi oylarına sahip çıkmaları gerekiyor ve mutlaka ama mutlaka oylarını kullanmaları lazım. Oylarını kullanırken kime oy vermemeleri gerektiğini, bundan önce yaşanan süreçleri, kendilerine yaşatılanları çok iyi anlamaları lazım. Çünkü iddialar bitmiş, coşku bitmiş ve ülkede yeni bir yaşamın inşa sürecidir. Emek, barış, demokrasi ve hakikat blokuna verilen her bir oy bu ülkenin kendisini yeniden inşa edip zulümden kurtulmak için verilen bir oydur. Bu nedenle oylarına sahip çıkarak mutlaka sandığa gidip oy kullansınlar.

    H. Yaşar SEZGİN-İsmet SEFER