Etiket: Zeynel kete

  • 18. Cogi Baba Festivali’nde ‘Alevi inancımıza sahip çıkacağız’ mesajı! – VİDEO

    18. Cogi Baba Festivali’nde ‘Alevi inancımıza sahip çıkacağız’ mesajı! – VİDEO

    PİRHA- 18’inci Geleneksel Cogi Baba Kültür Festivali ‘Doğamıza, İnancımıza, Dilimize Sahip Çıkıyoruz’ şiarıyla yapıldı. Pir İbrahim Kete, konuşmasında AKP-MHP hükümetinin yürüttüğü Alevi politikasını eleştirerek “Devletten maaş almak, kimlikle dede olmayı yolumuz kabul etmez” dedi.

    Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Yünören ile Avsar köyleri arasında 18. Cogi Baba Festivali yapıldı. Festivale DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Kahraman, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Ziya Halis ile çok sayıda sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “DEVLETTEN MAAŞ ALMAYI YOL’UMUZ KABUL ETMEZ”

    Festivale Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete’nin muhabbet cemiyle açılış yapıldı. İbrahim Kete, konuşmasında “Eğer bir insan kendisine, toplumuna yabancılaşmış, hırsın, mal-mülkün esiri olmuş ise bir o insan kültürüne uyum sağlayamaz” dedi.

    Pir Kete, “Devletten maaş almak, kimlikle dede olmayı yolumuz kabul etmez” diyerek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesine giren dedeleri de eleştirdi.

    “KERBELA’DAN GEZİ’YE SOYKIRIM SÜRMEYE DEVAM EDİYOR”

    Pir Zeynel Kete, “Kerbela’dan günümüze kadar katliamlar devam ediyor. Bugünün Kerbela’sından biri de Koçgiri Katliamı’dır. Alişer Bey, Haydar Bey ve Zarife Ana bu katliamda katledildi. Şeyh Said, Koçgiri, Dersim, Maraş bu dönemin Kerbela’sıdır. Roboski’den Gazi’ye kadar soykırım hala varlığını devam ettiriyor. Alevi halkı uygulanan bu ırkçılığı, faşizmi kabul etmiyor” diye konuştu.

    “HAKLARINI VE DEĞERLERİNİ SAVUNABİLEN ALEVİLERDİR, KÜRTLERDİR”  

    Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Kahraman ise katledilişinin 87. yıldönümünde Koçgiri aşiret önderi Alişer’i de anarak şu konuşmayı yaptı:

    “Eğer bir topluluk, dilini, inancını yaşam alanlarını korumayı başaramazsa sosyal bir varlık olarak varlığını sürdüremez. Bizleri, sizleri 18. kez Cogi Baba ile bir araya getiren şey nefsi müdafaadır. Yıllardır dilimize, inancımıza, kültürümüze sahip çıkmak Cogi Baba’nın en temel şiarı olmuştur.

    Aleviler için önemli olan Muharrem Ayı’nda haklarımızın ve yaşam alanlarımızın eşitlik ve özgürlüğü için mücadelede yitirdiğimiz Alişer Efendi, Zarife Ana, Seyit Rıza ve yoldaşlarını sevgiyle, saygıyla anıyoruz.

    Tarihimiz tekçi ve otoriter türlerin örnekleriyle doludur. Özellikle İslam dairesi içinde olup çok kimlikli, çok inançlı, çok sınıflı siyasi bir sistemi ret eden Afganistan, Pakistan, İran, İsrail, bunun somut örnekleridir. Türkiye’nin giderek Şer-i İslam’a yönelmesinin karşısındaki en önemli güçler ise haklarını ve değerlerini savunabilen Aleviler ve Kürtlerdir. Bu mücadelelerin başarısız olması karşısında varılacak sonuç siyasal totalitarizm, ırkçılık, fanatik dinsel tahakküm rejimleri ve faşizmdir.”

    “BARIŞ İÇİNDE BİR YAŞAM İÇİN BURADAYIZ”

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Ziya Halis de festivalin anlam ve önemine değinerek “Çok zulümler yaşandı, çok ötekileştirildik. Sizlerin bu coğrafyada nasıl yaşamaya çalıştığınızı biliyorum. Bu ülke, çok zulümler yaşattı bu topluma. Biz, barış, kardeşlik içinde bir mücadele, bir yaşam tarzı hedefliyoruz ve bunun için buralardayız” şeklinde konuştu.

    “İKTİDAR, İNANÇ ASİMİLASYONU PEŞİNDE”

    İmranlı Derneği Başkanı Zeynel Soysal ise konuşmasında şu başlıklara değindi:

    “Cogi Baba huzurunda Alevi inancımıza sahip çıkacağız. Biz bu meydanda Alevi inançlarına bağlı kalarak cemlerimizi gerçekleştireceğiz. Türkülerimizi, deyişlerimizi söyleyip halaya duracağız. Alevi inanç kurumları ‘diyanet kapatılsın’ derken iktidar, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayarak inanç asimilasyonunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Binlerce yılın ötesinden gelen dinamik yapıdaki Alevi inancı, Sünni inanç içerisinde eritilmeye çalışılmaktadır. Maalesef ki bazı Yol düşkünlerimiz de buna alet olmakta. Bugün ÇEDES projesiyle okullar cemaatçilerin, tarikatların cirit attığı yerlere dönüşmüştür. Buna karşı tüm demokratik kitle örgütlerinin ses vermesi gerekmektedir.”

    Yapılan konuşmaların ardından Gülseven Medar, Cihan Çelik, Ayfer Düzdaş, Aşık Sinem Bacı, Binali İlgün, Taner Arslan, Kemal Atamtürk ve Ekrem Yıldırım, ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/SİVAS

     

  • Dersim’de kayyıma tepki nöbet 3. gününde: Kayyımlar bir darbedir, irade gaspıdır-VİDEO

    Dersim’de kayyıma tepki nöbet 3. gününde: Kayyımlar bir darbedir, irade gaspıdır-VİDEO

    PİRHA-Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstermek için Dersim’deki nöbet 3. gününde devam etti. Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, “Bizleri kayyımla tehdit edenlere, belediyelerimizin önünde cevap olmaya devam edeceğiz” dedi. DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de “Mazbatasını almış, halkla ikrarlaşmış, Hakkâri coğrafyasıyla beraber kenti yöneteceklerine dair toplumla rızalaşmışlardır. Kayyımlar bir darbedir, irade gaspıdır” diye konuştu. 

    Hakkâri Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıdık Akış’ın gözaltına alınması ve belediyeye kayyım atanmasının ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) belediyelerdeki nöbet 3. gününde devam etti.

    Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstermek için Dersim’de başlayan nöbet eylemine Dersim Belediyesi Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Dersim’deki siyasi parti ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “BELEDİYELER HALKINDIR, DOKUNMANIZA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

    Belediyelerin halkın olduğunu vurgulayan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, “Bizleri kayyımla tehdit edenlere, belediyelerimizin önünde cevap olmaya devam edeceğiz. Hakkâri Belediyesi halkındır, dokunmanıza müsaade etmeyeceğiz” dedi.

    “KAYYIMLAR BİR DARBEDİR, İRADE GASPIDIR”

    Halkın iradesinin gasp edildiğini söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Alevi inancında, irade politik bir yöntemdir. Kendi yasalarını kendisi çiğneyen bir sistemle karşı karşıyayız. Anayasanın 38. maddesi masumiyet karinesi ile ilgilidir. Mahkeme tarafından suçu tespit edilene kadar her can suçsuzdur. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz, rıza göstermiyoruz. Mehmet Sıddık canımız yasal süreci tamamlamış Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuştur, kabul edilmiş ve seçimlere katılmıştır. Mazbatasını almış, halkla ikrarlaşmış Hakkâri coğrafyasıyla beraber kenti yöneteceklerine dair toplumla rızalaşmışlardır. Kayyımlar bir darbedir, irade gaspıdır” diye konuştu.

    “KAYYIM GİDECEK, KAZANAN HALKLAR OLACAK”

    Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) adına konuşan SMF üyesi Hıdır Yıldız ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Yine bir baskıyla ve zulümle karşı karşıyayız. Hakkâri halkının iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Atadığı kayyımlara günlerdir direnen Hakkâri hakkına baskı, zülüm ve işkence uygulanıyor. Bizler biliyoruz onlar baskıyı, zulümü, işkenceyi ve talanı meslek edinmişlerdir. Bizler de Sosyalist Meclisler Federasyonu olarak bulunduğumuz tüm alanlarda, Kürt halkına baskı, zulüm, inkar ve seçilmişlere yönelik her türlü baskıya karşı burada Kürt halkıyla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Kayyımlar gidecek, kazanan direnen halklar olacaktır.”

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Eş Genel Başkanı Kete: Diren Keser’in Alevi haberciliği sistemi rahatsız etti- VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kete: Diren Keser’in Alevi haberciliği sistemi rahatsız etti- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, 27 Şubat’tan bu yana tutuklu bulunan muhabirimiz Diren Keser için, “Diren, ötekilerin sesi olan, Alevi süreklerini, sorunlarını görünür kılan bir gazeteci olduğundan dolayı sistemi rahatsız etti. Tutukluluğu hukuki değil, siyasidir” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Pir Zeynel Kete, özellikle tekçiliğin, baskının çok yoğun olduğu toplumlarda yaşananları görünür kılma alanında görev alan gazetecilerin, yazar çizerlerin varlığının iktidarlar tarafından kabul görmediğini belirtti.

    Gazetecilerin tutuklanması, öldürülmesi, baskıya yoğun olarak maruz kalması açısından Türkiye’nin ilk sıralarda yer aldığına işaret eden Kete, 27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) ve Can TV program yapımcısı Diren Keser’in tutukluluğunun da hukuki değil siyasi bir karar olduğunu dile getirdi.

    “DİREN, ÖTEKİLERİN SESİYDİ”

    Diren Keser’in sistemin tanımladığı makbul vatandaşın dışında biri olduğunu bu nedenle hedefte olduğunu kaydeden Zeynel Kete, “Diren canımız tekçi, ırkçı, dinci, cinsiyetçi anlayışın ötekisiydi. Üstüne üstlük özgür basında çalışan Kürt-Alevi bir kültürün içerisinden geliyor. Dolayısıyla sistemi rahatsız eden bir konumda olduğu için tamamen hedefte bir gazeteciydi” dedi.

    Keser’in ötekilerin sesi olduğunu ifade eden Kete, neredeyse 10 sene önce paylaştığı haberden dolayı tutuklanmasının kabul edilemez olduğunu ve bu tutuklamanın hukuki değil, siyasi bir karar olduğunun altını çizdi.

    “ALEVİLERİN GÖRÜNÜR KILINMASI RAHATSIZ ETTİ”

    Diren Keser ile 4 yıldan fazladır Can TV’de ‘Hak Yolu’ adlı program yapan Zeynel Kete, “Hak Yolu’nda Alevi camiasının belirli günleri, ritüelleri, erkanları, kavramları, kuramları güncelle sentezleyerek düzenli bir şekilde programımızı yapıyorduk. Diren’in programın akışı boyunca sormuş olduğu sorular, açmış olduğu çözümlemeler oldukça ufuk açıcıydı. Mütevazı, haberin peşinde koşan, görünmez olanı görünmez kılan, özgürlüğü savunan, nerede bir haksızlık varsa kamerasını oraya çeviren bununla ilgili haberler yapan bir canımız. Bu kadar baskı ve zulüm altında olan bir toplumda objektifi bu sorunlara çevirerek görünür kılıyordu. Alevi süreklerini görünür kıldı, bu çalışmalar elbette ki sistemi rahatsız etti” diye konuştu.

    Zeynel Kete, “Diren ve hakikat yolunda mücadele eden inancımızda peyik dediğimiz haberciler için zindan da birdir meydan da birdir. Diren canın yanındayız. Derhal serbest bırakılmasını istiyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • DAD İstanbul Şubesi’nin pikniğinde ‘Asimilasyona karşı direnelim’ vurgusu!-VİDEO

    DAD İstanbul Şubesi’nin pikniğinde ‘Asimilasyona karşı direnelim’ vurgusu!-VİDEO

    PİRHA – Alevi yurttaşlar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi’nin düzenlediği piknikte buluştu. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, yaptığı konuşmada “İnancımızı yaşatmayı bir görev olarak üstlenmeliyiz. Asimilasyona karşı direnelim, sesimizi olabildiğince güçlü çıkaralım. Alevilikte ‘Yol anadır’ diyoruz. El ele tutuşalım, örgütlenelim” çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi’nin düzenlediği pikniğe katılım bir hayli yoğun oldu. Eyüp Belediyesi Mesire Alanı’nda yapılan etkinlik, Pir Aziz Güler’in okuduğu gülbeng ile başladı.

    Programda DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ile Zeynel Kete de konuşma yaptı.

    “İNANCIMIZIN ÇERÇEVESİNİ KİMSEYE ÇİZDİRMEYECEĞİZ”

    DAD Eş Genel Başkanı, Kadriye Doğan, yapılan etkinliğin önemine dikkat çekerek “Günümüzde büyükşehirlerde duvarlara hapsolduk. Bir arada olabilmek için artık çok olanak bulamıyoruz. Birbirimize dokunabilmenin, hissedebilmenin yolu olarak bugün bu pikniği gerçekleştiriyoruz” dedi.

    Kadriye Doğan, konuşmasında Alevi kadınlarının rolüne de vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Varlığımızı buradan tüm dünyaya haykırıyoruz; varız, buradayız, var olacağız. Biz Aleviler olarak kendi inancımızı yaşayarak var olacağız, bunun için buradayız.

    Alevi inancımız bir kıskaç altında. Sistem, bizi geçmişte fiziki asimilasyonla baş başa bırakmıştı günümüzde ise güncellenmiş bir asimilasyonla yok etmeye çalışıyor. Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile çerçevemizi çizip egemen inanç olan Sünni inancın içerisinde Aleviliği eritmeye çalışıyorlar. Bizi Türklük ve Sünnilik içerisinde yok etmeye çalışıyorlar. Demokratik Alevi Dernekleri bu asimilasyona karşı ciddi bir dirençtir. İnancımızın çerçevesini kimseye çizdirmeyeceğiz. Bizler, doğamızın katliamına, madenlerimizin uluslararası şirketlere peşkeş çekilmesine de sessiz kalmayacağız. Bugün Rêya Heq coğrafyası sistemin talanı altında. Bunun için buralar bizlerin düşüncelerini tahlil etmek ve birbirimize anlatmak adına çok önemli alanlardır.

    “DİRENELİM, SESİMİZİ OLABİLDİĞİNCE GÜÇLÜ ÇIKARALIM”

    Kadriye Doğan, AKP-MHP hükümeti döneminde eğitim alanında yapılan din baskısına da değinerek şöyle devam etti:

    “Eğitim aracılığıyla Alevi inancını can çekişir noktaya getirdiler. Çocuklarımız zoruna din derslerine maruz kaldığı gibi anaokullarından itibaren mescitlerle karşılaşıyor. ÇEDES programıyla çocuklarımız, imamların danışmanlığına maruz kalıyor. Bu ağır süreci atlatmanın yolu, kendimiz olmaya, inancımızla yaşamayı ve inancımızı yaşatmayı bir görev, sorumluluk olarak üstlenmeliyiz. Asimilasyona karşı direnelim, sesimizi olabildiğince güçlü çıkaralım.

    Alevilikte ‘Yol anadır’ diyoruz. ‘Sır ondadır, nur candadır, can ile canan ananın deryasındadır’ diyoruz. Değerli kadın canlar, Yol biziz, bu Yol’a sahip çıkmak, bu Yol’u örgütlemek, bu Yol’u geleceğe taşımak biz kadın canların omuzlarında olmalı. Gelin birlikte olalım, gelin birbirimizi anlayıp, hissedelim, el ele tutuşalım, örgütlenelim.”

    “BİZİM HAKİKATİMİZ VARDIR”

    DAD Eş Genel Başkanın Pir Zeynel Kete ise konuşmasını Kürtçe yaparak “Yol’umuz Rêya Heq yoludur” diye vurguladı. Pir Kete, Alevi toplumunun yüzyıllardır maruz kaldığı katliamlara da değinerek şunları söyledi:

    “Özellikle son 100 yıldır bize ait olan tarihsel, kültürsel, inançsal, dilimiz ve itikatımızla yaşamamız suç kabul edilmiş. Bu uğurda fiziki ve kültürel soykırımlar eksik edilmemiş. Bu mücadeleye karşı durduğumuzda da zindanlarla, sürgünlerle, taciz ve tecavüzlerle karşı karşıya kalmışız. Bizim için zindan da birdir meydanda birdir, bu böyle bilinsin. Mansur’dan, Nesimi’den, Baba Tahir’den, Ali Şer’den, Ana Sakine’den, Ana Naciye’den, Bese Ana’dan bugüne kadar devriye edilen bu hakikat ve özgürlük yürüyüşünü devam ettireceğiz. Bulunduğumuz zamanda an yoktur ki çocuklarımızın kanları topraklara düşmesin. An yoktur ki analarımızın havarları gök kubbeye ulaşmasın.

    “YEREL YÖNETİMLER ADETA DİYANET GİBİ ÇALIŞIYOR”

    Biz asla ve asla iktidarcı, tekçi, militarist, dinci anlayışların hiçbir oluruna Rıza vermemişiz. Bugün de bizleri kontrolü altına almaya çalışıyorlar. Buna karşı Koçgiri’den başlayıp Şeyh Sait ile devam edip ve bugüne kadar devam eden bütün bu katliamlara karşı asla ve asla rıza göstermeyeceğimizi belirtiyor ve diyoruz ki bizim hakikatimiz vardır! Son dönemlerde kültürel soykırımla okullardaki müfredat programları, sistemin yeniden inşası için, özellikle cumhuriyetin 2. yüzyılında ulus devletin kendisini yeniden inşa ettiği bir dönemde müfredat programıyla yeni bir insan tipi yaratılmaya çalışılıyor. Başta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı olmak üzere son dönemlerde ÇEDES projesi ve Alevi kurumlarına maaş bağlamak, kurumları elektrik ve su paralarına muhtaç etmek anlayışını buradan reddediyoruz. ‘Kabul edenler bu meydanda düşkündür’ diyoruz. Binlerce yıldır ne talip, pirini maaşa muhtaç etti ne de pir, talibini sisteme muhtaç etti. Açık ve net olarak diyoruz, Demokratik Alevi Dernekleri olarak teklif edilenler kesinlikle ve kesinlikle kabul edeceğimiz bir şey değildir. Bizi Alevi İslam anlayışıyla kontrole alamayınca son dönemlerde belediyeler üzerinden, her bir yerel yönetim adeta Diyanet gibi çalışıyor, Aleviler üzerinden tahakküm kuruyorlar. Sonuç itibariyle diyoruz ki bir araya gelirsek lokmalarımızla, Hakk aşkıyla, Hızır gayretiyle nasıl ki binlerce yıldır bu Yol kimseye muhtaç olmadıysa en zor anda bile kendi ocaklarına, kutsal mekanlarına sığındıysa, yine el ele vererek ocaklarımıza, pirlerimize, tarihsel hafızamıza sarılarak kendi sorunlarımızı çözebiliriz.”

    Piknik, müzisyen Cihan Çelik’in seslendirdiği ezgilerin ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Eş Genel Başkanları PİRHA ve CANTV’yi ziyaret etti-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanları PİRHA ve CANTV’yi ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete PİRHA ve CANTV’yi ziyaret etti. Ziyarette konuşan Kadriye Doğan, 27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen muhabirimiz Diren Keser’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu belirterek, “Esaretsiz bir dünyanın mücadelesini verirken bir an evvel Diren canımızın da aramızda olmasını bekliyoruz” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, PİRHA ve CAN TV’yi ziyaret etti.

    “BİR AN EVVEL DİREN CANIMIZIN ARAMIZDA OLMASINI BEKLİYORUZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, PİRHA ve CAN TV’nin varlığının önemli olduğunu belirterek konuşmasına başladı.

    27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) Muhabiri ve CAN TV Programcısı Diren Keser’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğuna değinen Doğan, “Bizim inancımızda tutsaklık, zindan, esaret yoktur. Esaretsiz bir dünyanın mücadelesini verirken bir an evvel Diren canımızın da aramızda olmasını bekliyoruz. Biz Aleviler, sesimizi, sözümüzü kendi toplumumuza bizi tanıtmak isteyen ve bizimle ortak yaşam kurmak isteyen canlara anlatmak için yol yöntem ararken, bu yolda bizimle birlikte olan, sesimizi toplumla buluşturan, varlığıyla da kıymetli olduğunu söylüyorum” dedi.

    “DİREN, ALEVİLERİN ÇOK AZ SAYIDA YETİŞMİŞ GAZETECİLERİNDEN BİRİ”

    CAN TV Yayın Kurulu Üyesi Çilem Küçükkeleş ise şunları söyledi:

    “Diren gerçekten çok önemli gazetecilerden biri. Alevilerin çok az sayıda yetişmiş gazetecilerinden biri. 10 yıl önce sosyal medya paylaşımlarından dolayı şimdi cezaevinde. Biz de temenni ediyoruz ki bu yanlıştan bir an önce dönülür.”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 26 Mayıs Pazar günü Kemerburgaz’da Demokratik Alevi Dernekleri’nin gerçekleştireceği piknik etkinliğine de katılım çağrısı yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kete’den Alevilere çağrı: Yezid zihniyetine karşı Kobane Davası’na sahip çıkalım-VİDEO

    Kete’den Alevilere çağrı: Yezid zihniyetine karşı Kobane Davası’na sahip çıkalım-VİDEO

    PİRHA- 24’ü tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane Davası’nın karar duruşması 16 Mayıs’ta görülecek. DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, bütün Alevi kurumlarının davaya müdahil olması, katılması gerektiğini belirterek, “Aleviler kendi hakikatleri çerçevesinde bu Yezid zihniyetine karşı hayır demeleri gerekiyor” dedi.  

    IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014’te gerçekleştirilen eylemler gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 24’ü tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane Davası’nın karar duruşması 16 Mayıs’ta karara bağlanacak.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Kürtlere, Alevilere yönelik yürütülen savaşa karşı oldukları için tutuklu bulunan eski HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve beraberinde birçok siyasetçinin bulunduğu Kobane Davası’na Alevi kurumlarının sahip çıkması gerektiğini belirterek, “Bütün Alevi kurumlarının müdahil olması, katılması, kendi hakikatleri çerçevesinde bu Yezid zihniyetine karşı hayır demeleri gerekiyor” dedi.

    “6-7 EKİM OLAYI PROTESTOLARI SON DERECE DOĞALDI”

    Kete, IŞİD’in Alevi Kürt halklarına karşı başlattığı saldırıya değinerek, “Irak, İran, Suriye toprakları Alevilerin yoğun yaşadığı coğrafyalardır. Doğal olarak bu toplumlarda özgürlük ve hakikat arayışları çırağ olacaktır. Sistem dışı kalmış rıza bileşenlerinin binlerce yıldır kardeş içinde yaşadığı bir kenttir. DAİŞ başta olmak üzere dini örgütleri sürekli bu coğrafyada desteklendi. Hatta Kobane düşseydi Cuma namazı orada kılınacaktı. Daiş’in saldırılarına karşı Türkiye’deki sol, sosyalist, emek, demokrasi mücadelesi veren herkes 6-7 Ekim 2014’te demokratik haklarını kullanarak protesto ettiler. Bu son derece doğaldı. Paramiliter güçler o dönemde AKP tarafından kabul edilmedi” diye konuştu.

    “DAİŞ BAŞARILI OLSAYDI KÜRTLERE VE ALEVİLERE YÖNELECEKTİ”

    Kete, “Eğer DAİŞ bu bölgede başarılı olsaydı Kürtlere ve Alevilere yönelecekti. Çünkü Emevi İslam anlayışına karşı günümüzün Kerbela meydanına karşı bir direniş vardı. Bu güç, Kürtlere ve Alevilere çok yoğun bir şekilde yöneleceklerdi. Bu tekçi Emevî anlayışına karşı hakikati, kültürel direniş damarını bu coğrafyada devriye eden Alevi sürekleridir Aryenik damardır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN YEZİD ZİHNİYETİNE ‘HAYIR’ DEMELERİ GEREKİYOR”

    Kobane Davası’nda yargılanan siyasetçilere sahip çıkılması gerektiğini söyleyen Kete, şunalrı kaydetti:

    “Kobane Davası’na bütün Alevi kurumlarının müdahil olması, katılması, kendi hakikatleri çerçevesinde bu Yezid zihniyetine karşı hayır demeleri gerekiyor. Kobane Davası’nda hukuksuz, adaletsiz bir şekilde mahkûm edilen bu canların da bir an önce bırakılması gerektiğine inanıyorum.”

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Dersim Tertelesi’nin 87. yılında, Gola Xızır Ziyaretgâhı’nda anma yapıldı-VİDEO

    Dersim Tertelesi’nin 87. yılında, Gola Xızır Ziyaretgâhı’nda anma yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 87. yılında katliam yeri olan Gola Xızır Ziyaretgâhı’nda anma yapıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu ülke kurulduğu günden bu yana kadar tekçi zihniyet, ırkçı anlayışıyla birlikte birçok katliam gerçekleştirdi” dedi.

    Dersim Tertelesi’nin 87. yılında katliam yeri olan Gola Hızır Ziyaretgâhı’nda anma yapıldı. Anmaya DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanları Zeynel Kete ve Kadriye Doğan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve Nevin Kamilağaoğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Dersim’deki sivil toplum ve siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    Anma, çerağların uyandırılmasının ardından yaşamını yitirenler için tutulan saygı duruşuyla başladı.

    “ORTAK MÜCADELE VERİLMELİDİR”
    Dersim Tertelesinin 87. yıl dönümünde katliamı kınamak için toplandıklarını ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Birçok temsilcimiz ve canlarımızla ‘Roja Reş’in’ 87. yıldönümünde katledilen canlarımızı anmak için buradayız. Amacımız bu katliamı unutturmamak gelecek nesillere aktarmak ve bir gün mutlaka yüzleşilmesi için tüm toplumsal kesimlerin ortak mücadele vermesi içindir. Hepiniz hoş geldiniz iyi ki varsınız. Birlikteliğimiz gücümüzdür, direncimiz geleceğe olan inancımızdır” ifadelerini kullandı.

    “SOYKIRIMI HATIRLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat, Dersim soykırımının sadece Dersimlilerin sorunu olmadığını, bu sorunun tüm dünyanın sorunu olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “87 yıl önce yaşanan soykırımda birçok canımızı kaybettik. Binlercesi sürgüne gönderildi maalesef. Acılar hala tazeliğini koruyor. Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz. Bu acıyı asla unutmadık ve unutturmamak adına da Dersim’de bir araya gelerek, soykırımın yapıldığı bu topraklara her geldiğinizde bu soykırımı hatırlatmayı bir görev biliyoruz. Dersim Soykırımı sadece Alevilerin, Dersim toplumunun değil, Türkiye’nin, hatta dünyanın bir sorunu olduğunun altını özellikle çiziyoruz.”

    “YAŞANAN KATLİAMLARIN HESABI VERİLECEK”
    Devlet eliyle yürütülen asimilasyon politikalarını tanınmayacaklarını belirten Mat, “Bizler Avrupa’da da Dersim soykırımın tanınması adına birçok çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmaları yürütürken her Dersim’e geldiğimizde görüyoruz ki resmi devlet ideolojisi ya da devlet üst aklı buna ne denilirse Dersim soykırımıyla yüzleşmek ya da bunun hesabını verebilmek adına adım atmak yerine inkarcı asimilasyoncu politikalarını devam ettiriyor. Şu anda Dersim’de kendi dilini konuşamaz, kendi dilini konuşamaz, kendi inancını yaşayamaz yapamaz hale gelmesi adına devlet birçok projeyi hayata geçiriyor. üniversitesi bilime ışık tutmak yerine asimilasyon merkezi olarak çalışıyor. Beş projeleriyle doğamız tahrip ediliyor. Dergahlarımız ocaklarımız buraların su altında kalabilmesi adına her türlü politika ısrarla uygulanmaya devam ediliyor. Şunu herkes bilmeli ne Dersim’liler günü Dersim’lileri ne de aleviler dünün alevileri artık örgütlüdür. dünyanın her yerinde örgütsel yapılarını kurmuşlardır. devlet er geç Dersim’den bugüne kadar yaşanan bütün soykırım katliam sürgünlerin hesabını verecek yüzleşecek. bunun dışında asla hiçbir çözüm önerisini kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

    “ONLARIN YOLU, YOLUMUZDUR”
    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ise, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Bu halk için bazı günler vardır. ‘Kara gün’ ve ‘bayram’ olarak adlandırılan… Dersim’de 4 Mayıs 1937’de bu halk için ‘Roja Reş’ (kara gün) olarak adlandırılan bir gün. Doğasından tutun da yaşayan bütün canlılar katliama uğradı. 1937’de çıkarılan kanunla katliamın fermanı verildi. Bizler diyoruz ki bu bölgede özgür bir gün, hakikat yolculuğunda Hakk’a yürüyüp, şehit düştüler. Onların yolu yolumuzdur. Katledilenleri hiçbir zaman unutmayacağız.”

    “KATLİAMLAR DİZİSİNİN YAŞANDIĞI COĞRAFYA”
    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Dersim Tertelesi… Adeta düğmeye basılırcasına zamana yayılmış bir katliam dizisinin yaşandığı coğrafyadayız. Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitiren bütün canları saygıyla anıyorum. Bizler Alevi toplumu başta olmak üzere bu ülkede yaşayan bütün farklı halklar ve inançlardan insanlar olarak yüreği insaniyetten, haktan yana atan bütün insanlar olarak Dersim Katliamı’nı asla unutmadık, unutturmayacağız.

    Neden unutturmayacağız? Katliamların yenileri yaşanmasın diye unutturmak istemedik. Acıların üzerine acılar eklenmesin diye unutturmak istemedik. Ama ne yazık ki bu ülke kurulduğu günden bu yana kadar tekçi, ırkçı zihniyeti anlayışı ırkçı resmi ideoloji ondan sonra da bir sürü katliam gerçekleştirdi. Bu topraklarda; Maraş, Çorum, Gazi, Sivas ve sınırın öte yanında Suriye topraklarında yine buradaki resmi ideolojinin emri ile istibra katliamı gerçekleşti. Bizler bu katliamlarda yaşamını yitiren bütün canlarımızı bir kez daha anıyoruz ve onları asla unutturmayacağız. Ve şu gerçeğin altını her fırsatta çizmeye devam edeceğiz, bugün Türkiye’deki resmi ideoloji bu ülkede yaşayan Aleviler olmak üzere farklı inançlara öteki muamelesi yapmaktan vaz geçene kadar, bu ülkede yaşayan başta Aleviler olmak üzere bütün farklı inançtan halkların eşit yurttaşlık hakkı temelindeki bütün hakları Anayasal güvence altına alınıncaya kadar bizler mücadelemize devam edeceğiz. Biz bu sözleri sarf ederken ne yazık ki daha yakın zamanda Çukurova’da, Ege’de, İstanbul’da Alevi canlarımızın evleri işaretlenmeye devam etti, bizler asla bunu kabul etmedik kabul etmeyeceğiz.”

    “DERELERDEN OLUK OLUK KAN AKTI”

    Yaşanan katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, son olarak şunları söyledi:

    “Bu coğrafya da 72 milletten insan birlikte yaşıyoruz ve biz 72 millete aynı nazardan bakmayı bilen bir felsefenin insanları olarak bir kez daha diyoruz ki bu katliamlarla yüzleşmek zorundayız. Bu katliamların açığa çıkarılması hakikatle yüzleşmek, bunun için komisyonlar kurmak ve özür dilenmesi gerek. Bütün bunlar gerçekleşene dek mücadelemiz devam edecek. Bu coğrafya hepimizin, burası hepimize yeter. Bu coğrafyanın katliamlar tarihine tanıklık etmiş olması buradaki dağlar taşlar ağaçlar, Munzur deresi ve ona bağlı olan buradaki bütün dereler ne yazık ki bu katliama tanıklık etti. Kanlar aktı bu derelerden. Munzur’dan oluk oluk kan aktı. Artık yeter. Hakikatle yüzleşmek için buradan çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.”

    Anma etkinliği, köprü üzerinden Munzur’a atılan karanfillerle son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Tertelesi’nin 87. yılında Seyit Rıza’nın köyü Ağdat’ta 40 fidan dikildi-VİDEO

    Dersim Tertelesi’nin 87. yılında Seyit Rıza’nın köyü Ağdat’ta 40 fidan dikildi-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 87. yılında Seyit Rıza’nın anısına köyü Ağdat’ta 40 fidan dikildi. Tekçi anlayışların rıza toplumuna ait mekânları yok ettiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “İnancımız, dilimiz ve kimliğimiz resmi ideolojiye uymadığı için katliama uğradık” dedi.

    4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu, Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu özel kararnameyle Dersim’de başlatılan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.

    Dersim Tertelesi’nin 87. yılında Seyit Rıza’nın anısına köyü Ağdat’ta 40 fidan dikildi.

    “UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ”

    Tekçi anlayışların rıza toplumuna ait mekânları yok ettiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Mezarlar bizim hafızamızdır, o yüzden bizim pirlerimizin mekânlarını yok ettiler. Ulus devleti kendi tekçi anlayışına uymayan raporlar oluşturuldu. Bu raporların ortak noktası inancı, dili ve kimliği resmi ideolojiye uymadığı için katliama uğradık. Dersim Katliamı’nda yitirdiklerimizi unutmadık unutmayacağız” dedi.

    “MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    4 Mayıs’ta Dersim’de çok büyük bir katliam yaşandığını söyleyen PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Bulunduğumuz mekân Seyit Rıza’nın mekânıdır. 70 bine yakın insanımız katledildi. Devlet özür dilesin, devleti arşivleri açılsın ve şehitlerimizin mezar yerleri açıklansın. Biz bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.

    “BU COĞRAFYADA HALEN BASKILAR DEVAM EDİYOR”

    4 Mayıs’ın dünya tarihindeki en büyük örgütlü kötülük olduğunu vurgulayan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu da “Bize yaşatılan örgütlü kötülüğe karşı örgütlü bir direniş ortaya koymamız gerekiyor. Bu coğrafyada halen baskılar devam ediyor. Planlanmış bir şekilde toplumun yok edilmesi bir soykırımdır. Unutmayacağız ve unutturmayacağız” diye ifade etti.

    “KATLİAMI LANETLİYORUZ”

    Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bu topraklar, binlerce değeri kefensiz toprağa düşen topraklar. Bu mekanların bizlerin hafıza mekanı olduğunu belirterek bize yaşatılan katliamı lanetliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor’ kampanyasının startı Almanya’da verildi-VİDEO

    ‘Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor’ kampanyasının startı Almanya’da verildi-VİDEO

    PİRHA-Rıza Şehri Akademisi, “Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” şiarı ile düzenledikleri ansiklopedi yazılım kampanyası Almanya’nın Dortmund kentinde başladı. Alevi inancı açısından önemli bir günü yaşadıklarını belirten Yazar Hasan Hayri Ateş, “Aleviler kendi tarihini kendileri yazmalıdır. Bu çalışma ile inancımızı gelecek kuşaklara taşıma amacındayız. Hep birlikte ansiklopedimizi yapalım ve geleceğe kalıcı bir adım atalım” dedi.

    Rıza Şehri Akademisi, “Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” şiarı ile düzenledikleri kampanyanın startını bir etkinlikle verdi. Almanya’nın Dortmund kentinde gerçekleştirilen etkinlik Derviş Cemal Ocağı Pirlerinden Rıza Yağmur’un verdiği gulbang ile başladı. Rıza Yağmur, “Son 50 yıl Aleviler açısından çok korkunç bir süreçti. İnşallah Aleviler bu süreçten direnerek çıkar” diye belirtti.

    “ALEVİLER KENDİ TARİHİNİ KENDİLERİ YAZMALIDIR”

    Moderatörlüğünü Elif Sonzamancı‘nın yaptığı etkinlikte ilk olarak Yazar Hasan Hayri Ateş söz aldı. Ateş kampanyanın amaçlarına yönelik bilgiler verdi. Alevi inancı açısından önemli bir günü yaşadıklarını belirten Yazar Hasan Hayri Ateş, “Bugün Alevi toplumunun birçok sorunla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Aleviler kendi inançlarını ve kültürlerini geleceğe taşıma noktasında ciddi sorunlar yaşıyor. Türkiye gibi ülkelerde Alevi inancı yasaklı olmasından dolayı Alevilerin kendi tarihini yazması zorunluluktur. Sözlü tarihle yıllardır taşıdığımız inancımızı ve kültürümüzü gelecek kuşaklara artık başka yollarla taşımamız lazım. Alevi Ansiklopedisi fikri böyle bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmıştır. Türkiye devleti kadim Alevi hafızasını bir yandan ortadan kaldırmaya çalışırken bir yandan da Alevilere yeni bir bellek oluşturmaya çalışıyor. Ya bize dayatılan tarihe teslim olacağız ya da Alevi inancını biz yazacağız. Aleviler kendi tarihini kendileri yazmalıdır. Bu çalışma ile inancımız gelecek kuşaklara taşıma amacındayız. Alevi Ansiklopedisi çalışması tüm Alevilerin destek vermesi halinde başarıya ulaşacaktır” dedi.

    “YAPILAN ÇALIŞMA ÇOK DEĞERLİ”

    Ateş’in ardından 27. Dönem HDP milletvekili Kemal Bülbül söz aldı.Yapılan çalışmanın çok değerli olduğunu söyleyen Bülbül, “Türkiye’nin, Avrupa’nın, Ortadoğu ve Alevilerin gündemi çok yoğun. Dünyanın her tarafında yoğun bir biçimde Alevilerin olmasına rağmen inancımız halen yasak. Yol yola girilerek öğrenilir, yol devam ediyor ama yolcu yok. Asıl mesele gündemlerimizi ortak yürütebilmekte. Yayınlanan yeni müfredatta Alevi inancı yok. Bizim en büyük görevimiz inancımızı ve kültürümüzü kendi çocuklarımıza aktarmak. O yüzden Alevi Ansiklopedisi çalışmasına her türlü desteği vereceğim” diye ifade etti.

    “UMARIM BUNDAN SONRA İNANCIMIZI BİZ YAZARIZ”

    Ağuçan Ocağı evladı Cemal Cenan ise, “Pirlerimiz tüm zorluklara karşı inancımızı bugünlere getirdi. Bizim inancımızı hep başkaları yazdı umarım bundan sonra inancımızı biz yazarız” dedi. Pir Hüseyin Bildik Alevi inancının yaşatılmasının önemine dikkat çekti.

    ‘Aleviler kendi ansiklopedisini yazıyor’ kampanyasının başlangıç etkinliğine videolu mesaj gönderen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete , “Bu kampanyaya destek verilmesi gerekiyor. Alevi Ansiklopedisi kampanyası Aleviler açısından tarihi bir sorumluluktadır” diye ifade etti.

    “DEVLET KENDİ ALEVİSİNİ YARATMAYA ÇALIŞIYOR”

    Alevi inancının bugüne kadar devlet tarafından reddedildiğini ifade eden DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Türkiye’de Alevilerin inancı reddedilip devlet kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor. O yüzden Alevi Ansiklopedisi çalışması çok değerli. Bundan sonra da zulme karşı direnmeye devam edeceğiz” diye belirtti.

    “DEVLET VE SERMAYE GÜCÜ OLMAMASI DEĞERLİDİR”

    Aleviler olarak en zor şartlarda inançlarını yerine getirmeye çalıştıklarını vurgulayan DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “AKP’nin kendi Alevisini yaratmaya çalıştığı bu dönemde Rıza Şehri Akademisi’nin başlattığı Alevi Ansiklopedisi çalışması çok önemli. Gelin canlar bir olalım, inancımızı gelecek kuşaklara aktarmak için elimizden geleni yapalım” diye ifade etti.

    Alevi Ansiklopedisi hazırlığının kendisini heyecanlandırdığını belirten Kalcımık Sinemili Ocağı Evladı Hasan Erkişi, ansiklopedinin tamamlanmasının elzem olduğunu ifade ederek, “Bugün burada bir adım atıyoruz önemli olan bunu sonlandırmak ve ansiklopediyi yayınlamak. Alevilik esas olarak sözlü geleneğe dayanıyor. Alevi ansiklopedisinin yanında Alevi sözlüğü eksikliği var” dedi.

    Alevi inancını bugünlere kadar yaşatan sözlü tarih geleneğinin önemine değinen Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Demir Çelik, “Ancak inancımızı ve kültürümüzü yarınlara taşımamız gerekiyor. Bu kampanyanın arkasında herhangi bir devlet veya sermaye güçlerinin olmaması bizim için çok daha değerlidir. Tam da bizim arzuladığımız kirlenmemiş ve kirletilmemiş toplumsal ve tarihsel hakikatimizin bugünden yarına vücut bulması anlamıyla değerli ve kıymetlidir” diye konuştu.

    PİRHA/ALMANYA

     

     

     

  • DAD Eş Genel Başkanı Kete: Ermenilerin bu coğrafyada yok edilmeleri amaçlandı-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kete: Ermenilerin bu coğrafyada yok edilmeleri amaçlandı-VİDEO

    PİRHA-İttihat Terakki’nin tekçi anlayışının bir sonucu olarak Ermeniler’in katliama tabi tutulduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Cumhuriyet dönemi modernitesi ve İttihat Terakki’nin başlatmış olduğu Türkçülük Sözleşmesi’nin önünde engel olan Ermenileri katliama tabi tuttular” dedi.

    24 Nisan 1915’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin örgütü Teşkilat-ı Mahsusa tarafından 250 Ermeni aydın ve siyasetçi evlerinden alınarak zorla sürgüne gönderildi ve katledildi. Bu tarih, Ermeni Soykırımı’nın başladığı gün oldu, Ermeni halkının katledildiği ve Anadolu’nun Hristiyansızlaştırıldığı tarihtir.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Ermeni Soykırımı’nın 109. yılında PİRHA‘ya konuştu.

    “21. YÜZYILIN EN BÜYÜK JENOSİTİDİR”

    Osmanlı İmparatorluğu’nun ırkçılık ve milliyetçiliğe dayalı siyaset anlayışıyla birlikte Ermenilerin bu coğrafyada yok edilmelerinin amaçlandığını belirten Zeynel Kete, “21. yüzyılın en büyük jenositi olarak tarif edilen ve İttihat Terakki’nin faşist, tekçi anlayışının bir sonucu olarak Ermeniler katliama tabi tutuldu. Her ne kadar resmi tarihçiler bu süreci bir demografik yapının bir yerden başka bir yere götürülmesi olarak tanımlasa da binlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan bir toplumu kendi rızalığı olmadan devletin zor aygıtlarını kullanarak açlığa, susuzluğa ve yerinden yurdundan edilmesinin hiçbir gerekçesi olamaz” dedi.

    “YAŞANAN BU ZULMÜ ASLA KABUL ETMİYORUZ”

    1.2 milyon Ermeni’nin yerinden yurdundan edilip ölüme mahkûm edildiğini vurgulayan Kete, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Bizler bu zulmü asla kabul etmiyoruz. Maalesef en büyük planlı soykırım ve katliamlar ulus devlet aşamasında geldi. Cumhuriyet döneminin ilk kadroları Ermeni Soykırımı’nı yapan İttihat Terakki kadrolarıydı. Ermenilere uygulanan soykırımın ardından sıranın Kürtlere geleceği belliydi. Dünyada bu katliamı yapanların yanlarına kâr kalmaması gerekiyor. En üst düzeyde tarihçiler ve bilim insanları tarafından konuyla ilgili sempozyumlar yapılarak farkındalıkların yaratılması gerekiyor. Bu coğrafyadan alınıp sürgün adı altında ölüme mahkum edilen Ermenilerin anılarının önünde darda olduğumu belirtmek istiyorum. Ermeniler bizim için asla öteki değillerdi ve binlerce yıl beraber yol yürüdük. Ancak Cumhuriyet dönemi modernitesi ve İttihat Terakki’nin başlatmış olduğu Türkçülük Sözleşmesi’nin önünde engel olan Ermenileri katliama tabi tuttular.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Doğan ve Kete: Aleviler ve Kürtler gidişatı durdurmak için CHP’ye oy verdi-VİDEO

    Doğan ve Kete: Aleviler ve Kürtler gidişatı durdurmak için CHP’ye oy verdi-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete seçim sonucunu değerlendirdiler. Doğan, Alevilerin ve Kürtlerin gidişatı durdurmak için CHP’ye oy verdiklerini belirtirken, Kete, “Başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçleri, AKP -MHP ittifakının dinci, ırkçı, cinsiyetçi ve savaş politikalarına onay vermedi” dedi.

    31 Mart’ta yapılan Yerel Seçim süreci sona erdi. Türkiye genelinde CHP yüzde 37.8, AKP yüzde 35.5, Yeniden Refah Partisi yüzde 6.2, DEM Parti yüzde 5.7, MHP yüzde 5, İYİ Parti ise yüzde 3.8 oy aldı. Başta büyükşehirler olmak üzere ekonomik krizden olumsuz etkilenen seçmen iktidara, yerel seçimde faturayı kesti.

    CHP, elindeki Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya’nın yanı sıra Bursa’yı da kazanarak, Türkiye’nin en büyük 5 ilinde yerelde iktidar oldu. DEM Parti ise Doğu ve Güneydoğu’da, kayyuma devredilen belediyelerini büyük ölçüde yeniden kazandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete seçim sonuçlarını değerlendirdi. Başkanlar, sonuçların Aleviler açısından ne anlama geldiğini PİRHA’ya anlattılar.

    “ALEVİLER VE KÜRTLER ANA MUHALEFET PARTİSİNE ÇOK YOĞUN OY VERDİLER”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Yüksek oy alan ana muhalefet partisinin (CHP) bu oyu alabilecek kadar mevcut uygulamalara ne kadar itirazı vardı? Mevcut savaş haline, yeni bir anayasaya, eğitimin dinselleşmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık talebi, Kürt halkının ana dil ve ulusal kimlik talepleri çok açık ve ortadayken bunlara ne kadar karşı çıktı da oy aldı?” diye sordu.

    CHP’nin Kürt sorununun çözümüne karşı olumlu bir tepkisinin olmadığını da söyleyen Doğan, “Buna rağmen halk gidişata itiraz noktasında mevcut ana muhalefet partisine oy verdiğini, Alevilerin çok yoğun oy verdiğini, batı metropollerinde Kürtlerin de yoğun olarak yine mevcut ana muhalefet partisine yönelerek oy verdiğini çok net bir şekilde söyleyebilirim. Bunu biliyoruz hatta kendi içimizde böyle bir yönelmeye zorlanmış durumdayız. Çünkü başkanlık sisteminden dolayı kötünün iyisi diyerek mevcuta yönelme söz konusu oldu” diye konuştu.

    “BU SEÇİMDEN GERİYE KALAN EN AĞIR MİRAS ‘TAŞIMALI SEÇMEN’”

    Kürt illerinde yapılan taşımalı seçmen meselesine de değinen Doğan, konuya ilişkin şu yorumda bulundu:

    “Tarihsel olarak ve insanlığın hafızalarında kalacak olan en önemli olaylardan birisi de Kürdistan bölgesindeki taşımalı seçmen meselesiydi. İktidar insanların iradesine direkt ipotek koydu. Bu kabul edilebilir değildir. Buna karşı da ben herhangi bir kesimden veya herhangi bir partiden itiraz da duymadım. Bu bence bu seçimden geriye kalan en ağır miras.”

    “TALEPLERİMİZİ DAHA CANLI BİR ŞEKİLDE ORTAYA KOYMAMIZ GEREKİYOR”

    Ana muhalefet partisinden Aleviler ve Kürtler üzerine iktidarın uyguladığı politikalara karşı herhangi bir itiraz göremediğini ifade eden Doğan, şunları söyledi:

    “Ben bir kadın, bir Kürt, bir Alevi olarak açıkcası beklentim çok da yüksek değil. Son tahlilde yine bu enerjinin belli çevrelerin potasında eritileceği kaygısını yaşıyorum. Çünkü bugün zindanlar muhaliflerle dolu ve zindanlarda açlık grevleri var, barış anneleri dışarıda bunun temsilini yürütmeye çalışıyorlar ve iktidarın ağzında yeni bir savaş konsepti gündemde biz buna itirazı çok da duymuyoruz. Özellikle Alevilerin ÇEDES programı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Başkanlığı’nın oluşturulmasına karşı da bir itiraz göremiyoruz. Toplumda gidişata bir hayır var. Bu ‘hayır’ ı çok güzel dillendirdiler. Ama bu neye evrilecek? Bizim için gözlenmesi gereken, hassas olan bir yerde duruyor. Hak ve hakikat mücadelesi verenlerin örgütlenmede ve mücadelede mevcut duruma karşı teslimiyet değil hassasiyet geliştirmemiz gerekiyor. Taleplerimizi daha canlı bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.”

    TAŞIMALI ASKER VE POLİS GÜÇLERİ İLE ADALETSİZ BİR SEÇİM SÜRECİ TAMAMLANDI

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ise seçim sonuçlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “AKP -MHP ittifakı devletin her türlü zor ve ideolojik aygıtlarını kullandığı, ayrıca her türlü maddi imkanları seferber ederek, baskı, sindirme, tehdit gibi sindirme yöntemlerini kullandığı, taşımalı asker ve polis güçleri ile adaletsiz bir seçim süreci tamamlandı. Bütün bunlara rağmen DEM Parti’nin kayyum belediyelerini geri alması, kazandığı belediye sayısını arttırması önemli bir başarıydı. Türkiye metropollerinde kent uzlaşısının birçok yerde karşılık bulması, HÜDA-PAR anlayışının karşılık bulamaması çok önemliydi. Başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçleri AKP-MHP ittifakının dinci, ırkçı, cinsiyetçi ve savaş politikalarına onay vermedi. Ayrıca bu mana ile Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının da kabul edilmediği anlamına geldi.”

    Devrim FINDIK-Eren GÜVEN/PİRHA

  • Kete: Alevi öğrenciye ırkçı saldırı özel savaş politikasının uygulaması-VİDEO

    Kete: Alevi öğrenciye ırkçı saldırı özel savaş politikasının uygulaması-VİDEO

    PİRHA- Koç Üniversitesi yurdunda Alevi öğrenciye yönelik ırkçı saldırı ve söyleme tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Cumhuriyet modernitesinin kurucu aklının, resmi ideolojinin, bir öğrenci şahsında güncellenmesi halidir. Asla kabul etmiyoruz. Bir mücadele hattı oluşturulmadığı ve bir araya gelinmediği sürece, Yolda birlik sağlanmadığı müddetçe bu saldırılar artacaktır” dedi.

    Koç Üniversitesi’nin öğrenci yurdunda TÜBİTAK birincilik ödülü alan üniversiteli F. B.’nin, aynı odayı paylaştığı Hasan Ege Karanfil ve Arda D. tarafından Kürt ve Alevi olduğu gerekçesiyle saldırıya maruz kalmasına yönelik tepkiler sürüyor.

    Alevi-Kürt olduğu için ırkçı saldırıya uğrayan F.B ile saldıran öğrenciler arasındaki ses kayıtları soruşturma dosyasına girdi. Saldıranların “Kürt olduğu yetmezmiş gibi adam bir de Alevi ya” dedikleri kayıtlara yansıdı.

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, saldırıyı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır” diyen Mahmut Esat Bozkurt’un sözlerini hatırlatan Kete, AKP-MHP ittifakının ve resmi ideolojinin de üniversitelerden başlayarak bütün kamusal alanı dincilik, ırkçılık ve cinsiyetçilik üzerinden inşa etmek istediğini kaydetti.

    1921 ANAYASASI HATIRLATMASI

    Yeni yılda da Alevilere yönelik ırkçı söylemlerin ve saldırıların devam ettiğini söyleyen Kete, “2024 yılına girerken bütün Alevi kurumları olarak Türkiye’de çokluğun teklik üzerine değil ikrarlı ve rızalı bir şekilde bir konsensüs ilkesiyle beraber bu vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamamız konusunda temennilerimizi söyledik. Bu yeni yüzyıla girerken 1921 Anayasası’nda belirlenen konsensüs ilkesi çerçevesinde bütün farklılıkların, etnik yapıların beraber yaşayacağı bir durumu temenni etmiştik. İnancımızın zihniyet yapısı da bu konuda buna meydan açmaktadır. 72 millete bir bakma ilkemiz bir konsensüs ilkesidir. Fakat gördüğümüz gerçeklik buna uygun olmadı. Koç Üniversitesi’nde yaşanan süreçle söylenen söylemler büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun ifadesidir” dedi.

    “MAHMUT ESAT BOZKURT’UN RUHU ADETA DEVREDİLDİ”

    Kete, Alevi öğrenciye yönelik saldırının resmi ideolojinin yansıması olduğuna vurgu yaparak, “Cumhuriyetin kurucu ideologlarından olan Mahmut Esat Bozkurt’un, ‘bu ülkede Türk olmayanların bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır’ söylemi Koç Üniversite’nde mağdur olan öğrenciye yönelik de söylemlerdi. Mahmut Esat Bozkurt’un ruhunun adeta yeniden devriye edildiği bir süreç yaşandı. Öğrencinin kendi kimliği, inancı, kültürü, yönelimleri doğrultusunda bir yaşam inşa etmesi en doğal hakkıdır. Bunun üzerinden yok edilmesi adeta itlaf edilmesi gibi söylemler ırkçı, faşist söylemlerdir. Bu bir kişinin fevri söylemleri değil, cumhuriyet modernitesinin kurucu aklının, resmi ideolojinin bir öğrenci şahsında güncellenmesi halidir. Asla ve asla kabul edebileceğimiz bir durum değildir” diye konuştu.

    “ÖZEL SAVAŞ POLİTALARININ KÜRDE VE ALEVİYE YÖNELİK UYGULAMASI”

    Zeynel Kete, AKP-MHP ittifakının ve resmi ideolojinin üniversitelerden başlayarak bütün kamusal alanı dincilik, ırkçılık ve cinsiyetçilik üzerinden inşa etmek istediğini ifade etti.

    Alevi öğrenciye saldırının özel savaş politikalarının Alevi ve Kürt’e yönelik uygulamaları olduğuna işaret eden Kete şöyle deva etti:

    “Bu söylem sadece Alevilere yönelik değil, sistem dışı kalan, mücadele eden demokrasi güçleridir. Bu öğrencinin karşı karşıya kaldığı zulüm ve linç edilme hali eğer bu toplumda kabul görürse, demokrasi güçleri bu konuyla ilgili bir araya gelmezse ve özelde Alevi demokratik hareketi bir bütünen yolda birliği sağlamazsa, çözüm alıcı müdahalelerde bulunmazsa bunlarla çok karşılaşacağız. Yaşam alanlarımızı daraltmaya benzer zulmün, linçin bundan sonrada olabileceğinin benzer ifadesidir. Bu tarz söylemler ve söylemde bulunanlar yargılanmaz ve hak ettikleri ceza ile karşılaşmazlar iseler güven kazanacaklar. Yaptıkları kendilerine kar kalacaktır. Özel savaş politikalarının Kürt’e ve Aleviye yönelik uygulamalarıdır. Biz Alevi kurum temsilcileri ve ocakzadeler olarak bu söylemlere asla ve asla rızalık göstermeyiz.”

    “MÜCADELE HATTI OLUŞMAZSA SALDIRILAR ARTAR”

    Resmi ideolojinin saldırı ve söylemlerine maruz kalan farklı kimlik ve inançların ortak bir mücadele hattı oluşturmaması durumunda saldırıların artacağına vurgu yapan Zeynel Kete, “Nasıl ki 1921 Anayasası’nda bir konsensüs ilkesi sağlanarak bütün farklılıklar bir araya geldiyse yaşadığımız an itibariyle ülkenin yine böyle bir duruma ihtiyacı vardır. Bir rıza anayasası ile eşit ve özgür yurttaş olarak hep beraber sorunları çözebilecek bir pratik geliştirmemiz gerekiyor. Bu tarz söylemler, gayretler demokratik siyaset ve cumhuriyetin demokratikleşmesi ile ilgili adımlar arttığı müddetçe elbette birilerinin alanları daralacaktır” dedi.

    Kete, Alevilerin sorununun sadece Alevilerle çözülebilecek bir sorun olmadığını belirterek, “Aleviliğin değil Alevilerin bir sorunu var. Alevilerin sorunu da demokrasi mücadelesi veren, Kürtlerle, emekçilerle birlikte çözülür. Bunların bir araya gelmesi elzemdir, olmazsa olmazdır. Bir mücadele hattı oluşturulmadığı ve bir araya gelinmediği sürece, yolda birlik sağlanmadığı müddetçe bu yaptırımlar artacaktır. Bu tip baskının, dinciliğin, ırkçılığın önüne geçmenin en büyük yolu Yolda ikrarlı birliktir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • DAD, 4. Olağan Kongresi’ni Dersim’de gerçekleştirdi-VİDEO

    DAD, 4. Olağan Kongresi’ni Dersim’de gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği 4. Olağan Kongresi’ni Dersim’de yaptı. Türk- İslam sentezinin dışında kalan herkesin kendi dilinden, inancından ve hakikatinden koparıldığını belirten Musa Kulu, “Ama bizim kendi dilimiz, kültürümüz ve tarihsel hafızamızla yaşamı yeniden korkusuzca inşa etmek gibi bir ahlaki, vicdani ve politik bir sorumluluğumuz var” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)  4. Olağan Kongresi’ni Dersim’de Sinema62 salonunda yaptı. Salonun tamamen dolduğu kongreye, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DEM Parti MYK üyesi ve Halklar ve İnançlar Meclisi Eşbaşkanı Yüksel Mutlu’nun yanı sıra Dersim’de bulunan sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri katıldı.

    Divan seçimiyle başlayan kongrede ilk önce pirler, analar çerağ uyandırdı. Gulbanglar, dualar verildi. Zakirler sahne alarak üç dilden deyişler, kılamlar söylediler. Ardından konuşmalara geçildi. Konuşmalarda genellikle barışa vurgu yapılırken, inanca ve kimliğe yönelik saldırılar ile devletin Aleviliğe yönelik yürüttüğü asimilasyon politikalarına karşı birlik olunması gerektiği dile getirildi.

    “DERSİM COĞRAFYASINDAKİ BU İNANCI YAŞATMAK DURUŞUMUZDUR”

    Sahneye ilk olarak DAD Eşbaşkanları Kadriye Doğan ve Musa Kulu çıktılar.

    DAD’ın, “İnancımızla örgütlenip hakikatimizle yaşayacağız. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir” şiarını hatırlatarak konuşmasına başlayan Kadriye Doğan, “Dersim’deki, Raya Haq coğrafyasındaki bu inancı yaşatmak duruşumuzdur” dedi.

    “YÜZ YILLIK CUMHURİYETİN BİZE BIRAKTIĞI ÖLÜM, İNKAR VE ASİMİLASYONDUR”

    Maraş Katliamı’nın yıl dönümünü hatırlatarak konuşmasına başlayan Musa Kulu ise, “Yüz yıllık cumhuriyetin bize bıraktığı ölüm, kan, inkar ve asimilasyondur. Hiçbir öteki, Türk ve İslam’ın dışında bu topraklarda yaşayan Kürdü, Alevisi, Hristiyanı, Ezidisi, Arabı, Çerkezi, Lazı kendi dilinden inancından hakikatinden koparıldı. Ama bizim kendi dilimiz, kültürümüz ve tarihsel hafızamızla yaşamı yeniden korkusuzca inşa etmek gibi bir ahlaki, vicdani ve politik bir sorumluluğumuz var” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM TOPRAKLARI OCAKLARIN DİYARIDIR”

    Kendisine, çevresine, toplumuna yabancılaşmış bir insanın kültürüne asla uyum sağlayamayacağını belirten Şıx Çoban Ocağı pirlerinden İbrahim Kete, “Dersim toprakları evliyaların, enbiyaların, gerçeklerin, sadıkların, mürsellerin toprağıdır. Ocakların diyarıdır. Bugün cemal cemale gelmek, cemalleri nur saçan siz değerli canların da aşkın, muhabbetin tadına da asla doyum olmaz” dedi.

    Yapılan kongre sonucunda DAD’ın yeni Eş Başkanları Zeynel Kete ile Kadriye Doğan oldu.

    PİRHA/DERSİM

     

  • “Resmi kurumlar inancımızı temsil edemez; yeni Balım Sultanlar kabulümüz değildir”

    “Resmi kurumlar inancımızı temsil edemez; yeni Balım Sultanlar kabulümüz değildir”

    PİRHA- Ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’in Cemevi Başkanlığı’na atanmasını değerlendiren Pir Zeynel Kete, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesi ikinci yüzyılda Alevi süreklerini kontrol ve denetim altına alma, inançtaki kültürel direniş hattını yok etme, bütün sürekleri Türk – Müslüman Aleviliği hattına dahil etmektir. Doğal olarak da bu ideolojiye uygun Yeni Baha Sait, Sükrü Kaya’ların ruhunu canlandıracak kadrolarının görev alması devlet mantığının doğası gereğidir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen gece yarısı kararnamesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı müdürlüklere çok sayıda atama yaptı. Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eski danışmanı Ali Arif Özzeybek’in başkanı olduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ise ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir atandı.

    MHP destekli AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Alevi toplumu açısından tartışmalı bir isim olan ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi tepkileri iyice alevlendirdi.

    Aleviler ve örgütlü oldukları Alevi kurumları, maaşlı dedeler arayışına giren Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon merkezi haline geleceğini başından beri vurguluyor.

    Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, konuya ilişkin PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    “DEVLET ALEVİ SÜREKLERİ ÜZERİNDE BELİRLEYİCİ OLMAK İSTİYOR”

    PİRHA: Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevi toplumu açısından tartışmalı bir noktada duruyor. Devletin bu hamlesinin tarihsel arka planı var mı?

    ZEYNEL KETE: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesinin hangi gerekçeden kaynaklandığını, bilinen amacının dışında gizli müfredatının neye hizmet ettiğini bilmek için Alevilere yönelik geçmiş projelere kısaca göz atmakta fayda vardır. Cumhuriyet modernitesinin kurucu kadrolarının hemen hemen tamamı Osmanlı’nın tedrisatından geçmiş, yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı’ yı kurtarma siyaseti karşılık bulamayınca cumhuriyeti kurdular. Devlet kurumları üzerinde söz sahibi olan kişilerin yüzyıldır bazı konularda fikir birliği halindedirler. Başka bir ifade ile resmi ideoloji partiler üstü olup adeta yeni sistemin modern dini haline geldi.

    Türkiye’de yaşayan farklı etnik yapılara ki bütün Müslümanları Türk – İslam anlayışının paydasında birleştirmek, Türkleştirmek, Hanefi fukuhasını esas alma konusunda bir konsensus her dönem resmi anlayış oldu. Söz konusu Reya Heq Alevi sürekleri olunca İttihat Terakki’den başlayarak, Baha Sait anlayışı günümüze kadar güncellenmiş durumdadır. İttihatçı kadrolar cumhuriyet modernitesinin kurucu kadroları olarak, yeni devletin ideolojik şekillenmesinde, yol haritasının belirlenmesinde, kurumlar üzerinde iktidar kurmada ve Alevi süreklerine yönelik de belirleyici oldular.

    Bu asimilasyon politikalarında 1938 yılında İçişleri Bakanı olan Şükrü Kaya da resmi ideolojinin dışında kalan kesimlere yönelik araştırmalar, raporlar, öneriler geliştirerek Yeni cumhuriyetin ideolojik şekillenmesinde önemli bir siyasi kadroydu. Şükrü Kaya, Dersim Katliamı’nda, özellikle katliam sonrası asimilasyon politikalarında önemli görevler almış biri olarak, Horasan kökenli Türk olan Dersim halkının Farsça’dan bozma Kırmanç denilen bir dili konuşan insanlarla yakın ilişkide bulundukları için zamanla ana dillerini ve Türk kimliklerini unuttuklarını söylemektedir. Niye böyle bir giriş yaptım. Dikkat edilirse mevcut sistemde kriz ve kaos halinin derinleştiği dönemlerde Alevi süreklerine yönelik katliamlar, asimilasyon politikaları, dergahları ele geçirme, kayyım atama, kapatma durumu söz konusudur. Benzer bir durum Hace Bektaş Veli Dergahı için de söz konusudur. Hace Bektaş Veli Dergahı’na 16. yüzyılın ilk çeyreğinde Balım Sultan kayyım olarak atanır. İç ve dış iktidar odaklarının çalışmaları sonucunda Bektaşi toplumunda ayrışmalar, birbirine düşme, parçalanma, bölünme, güçten düşme, önder kadrolarının öldürülmesi durumu söz konusudur. Bu dönemde Osmanlı yine zor durumdaydı. Kısacası benzer durumlar tekerrür ediyor.

    “ŞÜKRÜ KAYALARIN RUHUNU TEKRAR CANLANDIRMAK İSTİYORLAR”

    PİRHA: Cumhuriyetin ikinci yüzyılı da bu mantıkla mı karşılanıyor? Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın misyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Cumhuriyetin ikinci yüzyılında devlet yeniden bir yapılanmanın içine girerken, Alevi süreklerine yönelik de yeni bir konseptle karşı karşıyayız. Üzücü olan Aleviler adına söz kuranların, dernek hattının yeteri kadar bu durumun farkında olmamasıdır. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesi ikinci yüzyılda Alevi süreklerini kontrol ve denetim altına alma, inançtaki kültürel direniş hattını yok etme, bütün sürekleri Türk – Müslüman Aleviliği hattına dahil etmektir. Doğal olarak da bu ideolojiye uygun Yeni Baha Sait, Sükrü Kayaların ruhunu canlandıracak kadrolarının görev alması devlet mantığının doğası gereğidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın projeyi ‘cumhuriyet tarihinin en önemli adımı’ olarak tanımlaması boşuna değildir. Aslında cumhuriyetin ikinci yüzyılında Aleviliğe yönelik projeyi dile getiriyor.

    “POLİTİKALARI “KÜRTTEN ALEVİ OLMAZ” ÜZERİNEDİR”

    PİRHA: Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir’in atanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Sistem kendini yenilemeye çalışırken en güçlü muhalif damarın Alevi sürekleri olduğunun farkında. Alevi inancının toplumsal gerçekliği, hakikati, kemaleti, rıza toplumu perspektifi; tekçiliği, mezhepçiliği, ırkçılığı asla kabul etmez. Bu hakikati ‘bizler ırkçı değil kırkçıyız’ şeklinde dile getirirler. Kuruma yeni atanan Ali Rıza Özdemir’in kitaplarına, konuşmalarına baktığımızda Aleviliği Türklükle, Türk-Müslümanlığı ile özdeş tutan, Aleviliği Türk -Müslümanlığının bir kolu, kültürü olarak kabul eden, buna ek olarak da Kürt Alevi süreğini kabul etmeyen bir görüşün sahibi olduğunu biliyoruz.

    Bu zihniyet aklıma şunu getiriyor: Yeni inşa sürecinde Aleviliğin en güçlü kültürel direniş hattının aryenik damar olduğunu, bu damar kontrol altına alınırsa diğer süreklerin çok rahatlıkla etkisiz hale getirileceği gerçekliği. Çünkü bugüne kadar benzer projelerde görev alanlar, üniversitelerde tez hazırlayanlar, profesör olanlar ‘Kürtten Alevi olmaz’ üzerinedir. Düşünsenize ‘Kürtler asimile olmuş, anadilini unutmuş Türklerdir. Alevilik öz be öz Türk kültürüdür, ya da köy İslamiyetidir, Ahmet Yesevî üzerinden Orta Asya’ya bağlama’ konularıyla ilgili yüzlerce tez hazırlamış ne yazık ki profesör olmuşlardır. Bir halkı, kültürü, inancı, süreği, tarihi akademi üzerinden yok saymak, buna karşılık akademik ünvana sahip olmak, ne hazin bir durum. Özellikle sosyal bilimlerin ulus devlet formunda geldiği durum içler acısıdır.

    “BÜTÜN KATLİAMLARA, ASİMİLASYONLARA RAĞMEN HAKİKATİ YAŞAYANLAR VAR

    PİRHA: Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı özellikle ocak evlatlarına dönük bir ‘maaş’ hamlesinde bulundu. Ocaklar üzerinden yürütülen bu hamleyi nasıl okuyorsunuz?

    Bu projenin bir başka amacı da Alevi süreklerindeki ocak sistemini ortadan kaldırmaktır. Ocak sistemi toplumsal hafızamızdır; inanç, itikat, direniş, yönetim, arsızdan, hırsızdan, nursuzdan uzak durma, yolun kemaletine boyama, zulme karşı ikrarlı birliğe ulaşarak toplumun birliğini koruma ocak sisteminin olmazsa olmazıdır. Ocak sistemi eskisi gibi olmayabilir, dağılabilir, bazı Alevi kurumları, kişiler, Hınzır Paşalar hakikati ters yüz edebilirler, Türk-Müslüman Aleviliğine rıza gösterebilirler, dincilik, milliyetçilik yapabilirler ama biliyoruz ki hakikat yok edilemez, hakikat nerede kaybedilmişse orada aranır. “Ara bul” kelamı bu arayışı dile getirir. Bütün katliamlara, asimilasyonlara rağmen ikrarından dönmeyen, inancından asla taviz vermeyen bir kesim hala bu hakikati yaşıyor.

    Alevi toplumsal gerçekliğinin nasıl olması gerektiği, hakikatinin nasıl olması gerektiği şu kelamla dile getirilmiştir: “Mekan rızasız, Yol pirsiz, ana ocaksız, talip ikrarsız değildir.”
    Alevi inancına ikrar verenler, ikrarına daim ve kaim olanlar kılavuzsuz, pirsiz, öncüsüz, kelamsız, inançsız, delîlsiz değillerdir. Bu inancın hangi zaman ve mekan içerisinde şelillendiği biliniyor. Bütün mesele mazlumu çaresiz inancın zaman ve mekanını yok etmek, değiştirmek üzerine kurulmuştur. Alevilikte direnen aryenik damar Mansur’un, Nesimi’nin, Bawa İshak, Bawa İlyas, Hace Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Şeyh Bedrettin damarıdır. Bu damar mekansız, çaresiz, zamansız değildir. Sürekli devriye halindedir. Cihana mal olmuş öncülerimiz, mürşitlerimiz, analarımız, pirlerimiz vardır. Bunların ruhu da devriye halindedir. Bütün mesele bu devriyeyi durdurmak, baskılamak, denetim altına almaktır. Çünkü cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik siyasetin öznesi olacaklar bellidir.

    “ALEVİ SÜREKLERİ ÖZ KÜLTÜRLERİNE DÖNMELİDİR”

    PİRHA: Son olarak mesajınız nedir?

    Alevi inancında toplumu temsil edenler biliniyor. Geçmişten gelen bir gelenekle her can, her talip; pirini, mürşidini, rayberini bilir. Temsiliyet ikrar ve rızalığı esas üzerinde ocak sistemi merkezlidir. Her ocağın talip topluluğu ve piri gelenekten geliyor. Resmi kurumlar inancımızı temsil edemez. Kurumlar, kurum yöneticileri devlet memuru olabilirler ama inancımızı temsil edemezler. Yol’a bağlılık sembolik ya da idari bir kurumla olmaz. Ruhsal, zihinsel ve bedensel ikrarlaşma ile olur. Kuruma yeni atanan kişi pirinden, mürşidinden, varsa talibinden, Mansurların, Nesimilerin, Hace Bektaş Velilerin, Pir Sultanların manevi huzurunda rızalık almış mıdır? Alevi inancı ocak sistemi yerine kurum temsiliyetini, atamayı, ırkçılığı, eril zihniyeti, inkarı kabul etmez. Yeni Balım Sultanlar kabulümüz degildir. Sadece Alevilik değil, tüm dinler ve inançlar kapitalist modernist sistemin saldırısı altındadır. Alevi sürekleri bütün bu yaşananlara karşı kendi öz kültürlerine dönerek, Yol’da birlenerek varlığını devam ettirebilirler.

    PİRHA/ADANA

    İLGİLİ HABERLER

    >Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir getirildi

    > ‘Özdemir, ülkücü faşist bir gelenekten geliyor; Alevilere vereceği bir şey yok’- VİDEO

    >‘Aleviler olarak ne kadar büyük bir tehlikenin içerisindeyiz, hatırlatıyorum!’-VİDEO

  • Pertek’te ‘Doğamızın Büyüsü İle İnancımız’ paneli: Alevilik ekolojik bir inançtır-VİDEO

    Pertek’te ‘Doğamızın Büyüsü İle İnancımız’ paneli: Alevilik ekolojik bir inançtır-VİDEO

    PİRHA- “Doğamızın Büyüsü İle İnancımız” konulu panelde yapılan konuşmalarda, Alevi inancının doğayla kurduğu ilişkiye dikkat çekilerek, doğanın korunmasının inançla ilişkisine değinildi. Ayrıca Aleviliğin bir ekolojik inanç olduğu vurgulandı. 

    21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Pertek Belediyesi önünde, “Doğamızın Büyüsü İle İnancımız” konulu panel yapıldı. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın yaptığı panele Araştırmacı-Yazar Pir Zeynel Kete, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ve Şair, Araştırmacı-Yazar Nesimi Aday katıldı.

    “ALEVİLER DOĞAYA DA İNSANA DA ZARAR VERMEZ”

    Açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Şükrü Aslan, doğa-inanç ilişkisine değinerek, “Bu ilişkiyi birçok şeyde görebiliriz” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Alevilerin katliam yaptığına dair bir bilgi yoktur. Aleviler doğaya da insana da zarar vermezler, katletmezler. Tersine doğayı, insanı ve yaşamı koruyan bir inançtır. Biz kendi içimizde bilerek ya da bilmeyerek bazen pirlerimize, geleneğimize ağır sözler söyleriz. Eleştiri yapılabilir elbette ama bunu yaparken bazı şeyleri de es geçmemeliyiz. Mesela bu geleneğin doğanın korunması konusundaki duruşu unutulmamalıdır. Alevilik ekolojik bir inançtır.”

    “SUYU ATEŞE DÖKMÜYORUZ ÇÜNKÜ SUYUN CANI VAR”

    Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Alevilik’te doğa-inanç ilişkisini kutsallar üzerinden şöyle anlattı:

    “Bizde toprak mülk değildir. ‘Hardê Dewreşi’ diyerek bir kutsallık atfederiz. Biz suyu ateşe dökmüyoruz çünkü suyun canı var. Ateşe döktüğümüzde canı yanar. Su kutsaldır çünkü arınma getirir. Ateş kutsaldır, adaletle ilişkilendirilir. Canlı-cansız herşey kutsaldır ve kutsal gördüğünüz bir şeye zarar veremezsiniz. Kainatı var eden bu kutsallıktır. Bir toplumu zihinsel, bedensel, ruhsal olarak ayakta tutan da budur. Çünkü bizim toplumumuz binlerce yıldır iyi ve mutlu günlerinde de olumsuz günlerde de kutsal mekanlara giderek dar didar olmuştur. En olumsuz durumlarda bile ‘Ya Xızır’ diyerek direnmiştir, kötümser olmamıştır. Bu toplumun bir üst akla ihtiyacı yoktur. Kutsalları yeterlidir. Biz toplum olarak insanı merkeze koymuyoruz, cümle canı koyuyoruz.”

    Kete, doğa inanç ilişkisini, “Doğanın kutsallığı sadece Alevilere ait bir gelenek değildir. Bu kültür, bu kutsallık bugün hala iktidarlaşmamış, hala erilleşmemiş, sorunlarını üst akılla değil kendi geleneksel aklıyla çözen toplumların hepsinde vardır. Nil ve Ganj nehirleri de hala kutsaldır. Munzur da kutsaldır” sözleriyle değerlendirdi.

    “MUNZUR’U CANLI VARLIK STATÜSÜNE ALMAMIZ LAZIM”

    Araştırmacı-Yazar Nesimi Aday, insanın doğaya kötü davranması sonucu olarak küresel ısınmayla boyveren iklim sorunlarının yaşandığına dikkat çekerek, “Dünya küresel ısınmayı geçti, kaynıyor. Dünya kuruyor, yeni bir devri daim sürecine giriyor. Bizim de sularımızı korumamız, Munzur’u canlı varlık statüsüne almamız lazım” dedi.

    “BU SAVAŞI ENİNDE SONUNDA DOĞA KAZANACAK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise doğa talanına karşı verilen mücadeledeki eşitsizliklere değinerek, şunları söyledi:

    “Dersim dağları yanarken batıdaki çevreci dostlarımızın kıllarını kıpırdatmayışı gözümüzden kaçmadı. Kaz dağları, Antalya yanarken sesi çıkanlar, Cudi yanarken susuyorlar. Peki niçin batıda gösterilen duyarlılığın aynısı burada gösterilmiyor! Niçin bu derelerin, bu ırmakların kurutulmasına bu kadar göz yumuluyor! Biz acılar arasında köprü kurmalıyız. Birini diğerinden daha önemsiz saymadan ölçü kurmalıyız. Bizim inancımız da bunu diyor. Akbelen’de o ağaçlara sarılan, o ağaçlar kesilirken hüngür hüngür ağlayan, Rodos’ta bir orman yanarken üzerine su dökmeye giden herkesin çabasını kutsal buluyoruz. Ama Cudi yanarken oraya bir bardak su taşımayı da kutsal buluyoruz. Kürt anasının acısıyla, Türk anasının açsını birleştirmek zorundayız. Rodos’ta yanan ormanla Cudi’de yanan ormanın acısını birleştirmek zorundayız. Doğa ve inanç arasındaki ilişki konusunda, şunu belirtmek gerekiyor. Bu savaşı eninde sonunda doğa kazanacak.”

    Pertek Belediyesi önünde yapılan panelde konuşmaların ardından sorular yanıtlandı.

    Panelin sonunda söz alan bir köylü, “Hozat Boydaş köyü ormanları kesiliyor ve yakılıp kömür olarak satılıyor” dedi. Bu konunun hiç gündeme getirilmediğinden ve kimsenin ilgilenmediğinden şikayet etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Pir Zeynel Kete: Xızır aklı ve gayretiyle yeniden inşaa sürecini başlatalım-VİDEO

    Pir Zeynel Kete: Xızır aklı ve gayretiyle yeniden inşaa sürecini başlatalım-VİDEO

    PİRHA-Deprem felaketine ilişkin değerlendirmede bulunan DAD Genel Merkez Yöneticisi Pir Zeynel Kete, yaşanan sürecin bir katliama dönüştüğünü vurguladı. Kete, “Eğer biz birbirimizin darına durarak, birbirimizin Xızır’ı olursak, kendi coğrafyalarımızdan, mekanlarımızda yeniden inşaa sürecini sadece ekonomik değil, kültürel, tarihi, toplumsal olarak inşa edersek, köylerimize geri dönersek, yerlerimizi terk etmezsek süreci atlatacağız” dedi.

    Maraş Elbistan, Pazarcık ve Hatay merkezli yaşanan deprem felaketinde 13.5 milyon yurttaş etkilenirken, onbinlerce yurttaş hayatını kaybetti ve 100 bini aşkın yurttaş da yaralandı. Mersin, Ankara, Antalya gibi kentlere büyük göç yaşanırken, deprem bölgesinde kalan yurttaşların gıda, barınma ve hijyen koşulları sağlanabilmiş değil.

    Alevi kurumları ve cemevleri, bulundukları her alanda deprem felaketinden etkilenen yurttaşlar için seferber olmuş durumda. Alevi kurumları ve deprem bölgesindeki yurttaşların ihtiyaçlarını karşılamak için çadır kentler kurup, yardımları organize ediyor.

    DAD Genel Merkez Yöneticisi ve Şıx Çoban Ocağı evladı Zeynel Kete, Maraş Pazarcık, Elbistan ve Hatay merkezli yaşanan deprem felaketine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Kete, depremlerin doğanın bir işleyiş kanunu olduğunu ifade ederek, “Binlerce yıldır da özellikle Rıza Topumu doğanın işleyiş kanunlarını bildiğinden buna göre kendisini inşa etmiştir. Barınmasını, beslenmesini, korunmasını, savunmasını, varlığını, birliğini, dirliğini devam ettirmesini buna göre yapmıştır. Doğayla da ikrarlı bir yaşamın bir ifadesidir” şeklinde konuştu.

    “YAŞANAN SÜRECİ KATLİAM OLARAK DEĞERLENDİREBİLİRİZ”

    Toplumsal bir çöküşle karşı karşıya olunan bir sürecin yaşandığını vurgulayan Kete, “Rızasız toplumun en sistemli hali olan bu kapitalist sistemin şekillendirdiği iktidarcı anlayışlar, devletler, gerici rejimler yaşanan bu sorunların çözüm gücü değil, meydana gelen sorunların asıl nedenidirler. Depreme de böyle bakılmalıdır. Bilim insanlarının sesine iktidarlar hiçbir zaman kulak vermedi. Bundan dolayıdır ki bu yaşanan süreci biz bir katliam olarak değerlendirebiliriz. Doğanın kendi işleyiş kanunlarının sonuçlarını meydana gelebilecek sonuçları aza indirme konusunda bir bakış açısının olmaması süreciyle de karşı karşıyayız. Şimdi böyle bir şey olur mu? Bu affedilecek bir şey değildir” dedi.

    Geleneksel mimarinin yok edilmesi, köylerin boşaltılması, buna paralel olarak kentleşmenin rant haline dönüşmesinin depremi felakete dönüştürdüğüne dikkat çeken Kete, “Eğer insanlar yaşadıkları mekanlarda ve coğrafyalarda kendi kendine binlerce yıldır yetiyorlardı. Bunun önüne geçilmeseydi ve bunun imkanları güçlendirilebilseydi, insanlar kendi mekanlarında geleneksel mimarileriyle yaşamlarını devam ettirebilirlerdi. Bu süreçte köy ve tarım kültürünün önemini gördük” diye konuştu.

    “SÜREÇ KIRKLAR MECLİSİ KOMİNAL ZİHNİYETİYLE AŞILIR”

    Kete, katliama dönüşen deprem felaketine karşı halkın el ele verdiğini dile getirerek, şunları söyledi:

    “Halk el ele verdi, gelin canlar bir olalım dediler, yüreğinin sesine doğru koştular. Ayrım yapmadan Edirne’den Kars’a, Hakkari’den Şırnak’a kadar deprem bölgelerine gençler, kadınlar alanında yetkin olanlar koşarak gittiler. Dertlere derman olmaya çalıştılar. Bir yaşamın iktidara bulaşmadan bir rıza toplumunu nasıl olması gerektiği, bir zorluk yaşadığında nasıl el uzatılması gerektiğiyle ilgili bir akıl meydana geldi. Demek ki toplum çaresiz değilmiş. Çünkü, en zor anda çözümsüz olmamak yenilmek üzereyken, mecalsiz durumdayken çare bulmak, teslim olmamak bizim inancımızda Xızır aklıdır. En zor anda dahi bile dertlere derman hastalara şifa olma mantığıdır. Bu yönüyle de halk birbirinin Xızır’ı oldu. Yetmiş iki alem bir araya gelerek zelzelenin tertele haline gelmesini isteyenlere karşı bir araya geldiler. Birbirlerinin darına durdular, dildar oldular.

    Başta Alevi kurumları, siyasi partiler, sosyalist güçler, sendikalar, odalar, sivil toplum örgütleri, gönüllü kuruluşlar, bireyler, uluslararası yardım kuruluşları kriz merkezi oluşturdular. Bu kuruluşlar gerçekten de el uzattılar, gönül bağı kurdular. Bu komün olma, muhannete muhtaç olmama, kendi kendine yetme, kendi derdine derman olma halidir. İkrar ve rızalıkla, ahlakla, adaletle, demokratik siyasetle kendi kendine yetmenin modeli oluştu. Bu model zihinlerde vardı. Deprem sürecinde bu biraz daha somutlaştı. En üst düzeyde empati kurulmuştu. Sadece canlı insanla değil oradaki kediyle de, köpekle de, bir çiçekle de empati kuruldu ve onu da kurtarmaya çalıştılar.

    Bu deprem bize şunu gösterdi ki, halk örgütlemesinin, dar bir koordinasyon kurulu tarafından merkezileşmesini aşmak lazım. Bu nasıl aşılır? Alevi inancındaki Kırklar Meclisi kominal zihniyetiyle aşılır. Bu mecliste kararlılık vardır, direngenlik vardır, Xızır aklı vardır. Ahlak, adalet, korunma, ruhsal ve zihinsel birliktelik, dokunma ve enerji vardır. Eksik iktidarcı, yanlış gidişata yol açacak söylemler, eğilimler Xızır rehberliğiyle aşılır. Bu yönüyle bu depremde bütün canlar birbirlerinin Xızır’ı olmuştur. Birbirlerine delil olmuşlar. Bu komün gücünün özgür bireylerinin, örgütlülüğün Xızır lokmasının, dertlere derman olmanın, kamu yönetimi yerine halkın kendi kendisini yönetmesi kavramının her ne şartlar altında olursa olsun canlılığın, halkın bireyin korunmasının ve komünal demokrasinin önemi bu süreçte kendini net olarak göstermiştir.”

    “DERSİM KAYIP KIZLARI SÜRECİ YAŞANMASIN

    İktidarın halkın yardımlarının toplandığı ve gönüllülerin dağıtımını yaptığı Pazarcık Cemevi’ne kayyum atamasına da değinen Kete, “Kurumlarımıza kayyum atamışlar, not tutmuşlar, seyyar Kur’an kursları açarak kriz dönemlerinde ve evlat edindirilecek kızlarla ilgili “evlat edindirdiğinizle evlenebilirsiniz” demesi eril bir zihniyettir. Evlat edindirmekten ziyade çocuk evliliğidir. Bu asla ve asla kabul edilecek bir durum değildir. Ayrıca kayıplar vardır. Tekrar Dersim kayıp kızları süreci yaşanmasın diyorum” diye belirtti.

    “DERTLERE DERMAN OLMAYA, DELİL OLMAYA ÇAĞIRIYORUM”

    Kurumlara, ocaklara ve Alevi toplumuna seslenen Zeynel Kete, “Bu toplum büyük acılar, büyük travmalar, büyük katliamlar yaşadı. Eğer biz birbirimizin darına durarak, birbirimizin Xızır’ı olursak, lokmalarımızı bu dönemde bu afet bölgesindeki canlara verirsek kendi coğrafyalarımızdan, mekanlarımızda yeniden inşaa sürecini sadece ekonomik olarak değil, kültürel, tarihi, toplumsal olarak inşa edersek, kendi kutsallarımıza mezar taşlarımıza gider sarılırsak, köylerimize geri dönersek, yerlerimizi terk etmezsek süreci atlatacağız. Kadim dönemden bugüne kadar bu toplum buna benzer süreçleri ancak bu şekilde atlatmıştır. Geçici bir nefes almak için yer değişikliği olabilir. Ama asla ve asla umutsuzluk olunmamalıdır. Herkesi bu yaşanan sürece, bu krize, bu dara, lokma vermeye, dertlere derman olmaya, delil olmaya çağırıyorum” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin’deki Alevi yurttaşlar dayanışma kahvaltısında buluştu

    Mersin’deki Alevi yurttaşlar dayanışma kahvaltısında buluştu

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi, dayanışma kahvaltısı düzenledi.

    Mersin’de yaşayan Alevi yurttaşlar, DAD tarafından düzenlenen dayanışma kahvaltısında buluştu. Demokratik kitle örgütü temsilcilerinin de katıldığı kahvaltıda Şix Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete tarafından okunan gülbeng ile lokmalar paylaşıldı.

    Aynı zamanda DAD Genel Merkez Yöneticisi olan Pir Zeynel Kete, Meclis’ten geçen torba yasa ile Alevilerin denetim altına alınmak istendiğine dikkat çekti. Zeynel Kete, yaptığı konuşmada AKP’nin Alevi politikalarını eleştirerek, “Alevi inancı sizin torba yasanıza sığmaz” vurgusunu yaptı.

    PİRHA/MERSİN

  • Kete: İktidar ‘Kararnameli Aleviler’ yaratmak istiyor-VİDEO

    Kete: İktidar ‘Kararnameli Aleviler’ yaratmak istiyor-VİDEO

    PİRHA-AKP’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’kurulmasına ilişkin yayınlanan kararname ve Meclis’e gönderilen torba kanun teklifine ilişkin Şeyh Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, değerlendirmelerde bulunarak, iktidarın ‘Kararnameli Aleviler’ yaratmak istediğine dikkat çekti.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasının ve kararname imzalamasının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda cemevleri ile ilgili düzenlemelerin de yer aldığı torba kanun teklifinin ilk 8 maddesi kabul edildi. Düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’ndan geçmesi durumunda belediyeler imar planlarken, bölgenin şartları ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak cemevleri için yer ayıracak. Ayrıca cemevi inşası için kaymakam veya validen de izin alınması gerekecek. İsteyen dedelere ise kadro verilerek, maaş bağlanacak.

    Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasına ve tasarının yasalaştırılmak istenmesine tepkiler gelmeye devam ederken, Alevi kurumlarının çağrısıyla Aleviler 8 Kasım tarihinde Meclis önünde bir araya gelecek.

    “KARARNAMELİ ALEVİLER’ YARATILIYOR”

    Şeyh Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, PİRHA’Ya yaptığı değerlendirmede, çıkartılan kararname ile iktidarın Alevi inancını ve toplumunu nerede gördüğünü bir kez daha ortaya çıktığını belirterek, “Aslında devletin ve hükümetin Alevileri ne kadar ciddiye almadığının bir göstergesidir. Kararnamelerle, yani bir kişinin imzasıyla anılan kararla inşa edilen bir sistem ve Alevi inancı Hanefi, Sünni kültürüne bağlı
    bir daire haline getirilmek isteniyor. Kontrol ve denetim altına alınmak istenen bir Alevilikle karşı karşıyayız. Bir nevi ‘Kararnameli Aleviler’ yaratılıyor” dedi.

    “TOPLUMDA HAKİKAT ARAYIŞI HALA GÜÇLÜDÜR VE CANLIDIR”

    “Aleviliğin bir sorunu yoktur, Alevilerin sorunu vardır” diyen Kete, şunları ifade etti:
    “Alevi toplumunun sorunu belki bir çok toplumun sorunlarında farklıdır yani. Bu normaldir. Özgün bir yapısı vardır. Biraz daha ağır bir sorundur. Çünkü hem imparatorluklar döneminde hem de cumhuriyet döneminde kabul edilmeyen, zındık, mülhit denilerek katli vacip denen, cumhuriyetle beraber de bu egemen tekçi ulus anlayışının, tekçi zihniyetine bağımlı hale getirilmek istenen buna biat ettirilmek istenen bir topluluk söz konusu. Böyle olunca sorunları daha ağır ve derinliklidir.

    Evet Alevi toplumu canlıdır. Alevi inancı canlıdır. Toplum dağılabilir, toplumda aykırı uçlar çıkabilir, toplum bir dönem kendi hakikatinden de uzaklaşabilir. Bu tarihsel süreç içerisinde yaşanmış  gerçekliklerdir. Ama her şeye rağmen inanç yerindedir. enerjiktir, akışkandır. Toplumda hakikat arayışı hala güçlüdür ve canlıdır. Asla ve asla bunun önüne geçemezler.”

    Bir dönem secereler üzerinden Alevilik denetim altına alınmaya çalışıldığını hatırlatan Kete, “Secere üzerinden Alevilik, özellikle Hakk yolu Alevilik kendi tarihsel hafızasında, coğrafyasından uzaklaştırmaya çalışıldı. Sadece bir yazılı metin üzerinden yol inşa edilmeye çalışıldı. Bu tutmadı. Çünkü Alevi toplumunda pirin seceresi taliptir. Talibi varsa, talibe gidiyorsa pirdir. Secere pir-talip ilişkisidir. Şimdi de kararnameler üzerinden dizayn etme süreci var. Yani artık secereyle, kararname beraber çalışacak. Artık günümüzde yeni secereler kararnamelerdir” ifadelerine yer verdi.

    “ALEVİ BEKTAŞİ DİYANETİ OLUŞTURULUYOR”

    Kete, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında devletin makbul Alevi’sini kararnamelerle ödüllendirileceğine dikkat çekerek, “Orada bir yürütme oluşturulacak, atamalar yapılacak. Tabiri caizse Alevi toplumunun bir bütünen, ekonomik, sosyal, kültürel yapısından tutun kendi erkanına varıncaya kadar belirli günlerine varıncaya kadar, bu günlerin nasıl olacağı, bu erkanları nasıl yürüteceğiyle ilgili bu atanmışlar karar verecek. Bir nevi Alevi Bektaşi Diyaneti oluşturuluyor” diye konuştu.

    “ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMU KARŞIT HALE GETİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR

    Alevi toplumunun bölünmeye çalışıldığını vurgulayan Kete, şunları dile getirdi:

    “Alevi Bektaşi toplumu karşıt hale getirilmeye çalışılıyor. Kendi iç karşıtlığını oluşturuyor. Alevilerin ‘Kültür’ kavramıyla da çok derinlikli bir bütünleşip savunma hattını biraz da bunun üzerinde oturtmak lazım. Bu kültür dairesi bizim kültürümüz değildir.

    Türkiye’de yasalar çıkarılırken ister yasa olsun, ister kanun hükmünde kararname olsun, ister işte benzeri hukuk formları olsun, hangi yasa çıkarılırsa çıkarılsın egemenler tarafından ve tekçi zihniyetin varlığını, birliğini mutlaka ve mutlaka kontrol, denetimi, garanti altına alınarak yasalar çıkarılır.
    Toplumsal muhalefet ne kadar güçlü olursa devletin demokratik tamirlere esnek hale getirilmesi de o kadar güçlü olur. O kadar bu zemin yaratılmış olur.

    Kaygusuz Abdal’ın “Bu adem dedikleri el, ayak baş değil. Adem manaya derler suretiyle kaş değil” sözünü harılamakta fayda var. Burada mana bu toplumun hakikatidir, özgürlüğüdür, var oluşudur. Aleviler ‘var olasın’ derler. Var olmak demek ne demektir? Kendi hakikatine, tarihine, coğrafyana özgürlük arayışına bağlı kalarak yaşayasın anlamına geliyor. Şimdi ister yerel yönetimler, ister merkezi yönetim olsun, Aleviliğin manasını yok edip sadece el, ayak, suretiyle, kaş haline getirilmeye çalışıyor.”

    PİRHA/ADANA

  • Kete: Biyolojik Alevilerin konumlanmasına hizmet eden paralel ‘Alevi Diyaneti’ kuruluyor

    Kete: Biyolojik Alevilerin konumlanmasına hizmet eden paralel ‘Alevi Diyaneti’ kuruluyor

    PİRHA- Erdoğan’ın cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanacağını açıklamasını köşesine taşıyan Yeni Yaşam Gazetesi yazarı Zeynel Kete, “Aleviliği bir alt kültür olarak tanımlamak, Alevi inancındaki kültürel direniş hattına ve özgür yaşam kültürüne karşı bir saldırıdır; kontrol ve denetim altına almaktır” dedi. 

    Yeni Yaşam Gazetesi köşe yazarı Zeynel Kete, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Şahkulu Sultan Dergahı’nda temel atma ve toplu açılış töreninde, “Kültür ve Turizm Bakanlığımız kendi bünyesinde kuracağımız Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile muhtarlara, derneklere, federasyonlara bağlı cemevlerinin tamamının yönetimini yürütecektir” açıklamasına dair yazı kaleme aldı.

    Zeynel Kete, “Cumhuriyetin 2. Yüzyılında Alevilik” başlıklı yazısında, Erdoğan’ın “Cemevi” kavramını diline almaktan imtina ettiğine dikkat çekerek, “Alevilerin taleplerine ne kadar hakikatçi yaklaşır!” diye sordu.

    “ALEVİLİĞİ BİR ALT KÜLTÜR OLARAK TANIMLAMAK, KONTROL VE DENETİM ALTINA ALMAKTIR”

    Kete, yazının devamında şunları dile getirdi:

    “Osmanlı’dan Cumhuriyet modernitesine devriye olan egemen devlet aklının ajandasında Aleviler “Makbul olmayan” topluluğu oluşturdu, bu bakış açısı hala devam ediyor. Egemen devlet aklında bu bakış açısı sistemin muhalefet ve iktidar partileri açısından devamlılık gösteren hakim anlayış durumundadır.

    Özünde bir kültürel direniş olan Alevi kültürünü “Alevi Bektaşî Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na” bağlamak paralel bir “Alevi Bektaşi-Diyanet İşleri Başkanlığı” oluşturmaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlamaktan bir farkı yoktur. Alevilerin Diyanet’e karşı olan reflekslerini gizlemekten öte bir şey değildir. Biyolojik Alevilerin konumlanmasına hizmet eden paralel bir Alevi Diyaneti kuruluyor. Bu hamle bir devlet projesidir.

    Alevi toplumu, yaşadığı sorunları aşmanın yolunun resmi zihniyeti aşmaktan geçtiğini bilmelidir. Bir sistemi zihniyetten aşmak demek bu zihniyetin kirinden, pasından, kültüründen kurtulmak demektir. Aleviler “rıza toplumu perspektifini” alternatif hale getirmezlerse kriz ve kaos halini yaşamaktan kurtulamazlar.

    Elit, bürokratik, çıkarcı orta sınıfın temsil ettiği bir anlayışın kadroları ile Alevilerin sorunları çözülemez. Düşkünlüğün modernleşmiş alanını genişletilerek Alevilerin sorunları çözülmez. Aslında bu alanda anlamsızlaşmış bir bedenleşme durumu yaşanıyor, bu durumun adı çürümedir…

    Aleviliği bir alt kültür olarak tanımlamak, Alevi inancındaki kültürel direniş hattına ve özgür yaşam kültürüne karşı bir saldırıdır; kontrol ve denetim altına almaktır. İktidar İslamının dışında kalan toplumsal kesimi oluşturan Alevi sürekleri Nahak zihniyetin zihin kodlarından uzak durdukları sürece verdikleri ikrara sadık kalırlar, ahlaki ve politik yönlerini korurlar.

    Binlerce yıldır iktidarcı anlayışların baskı ve zulmüne rağmen Alevi kültürü bugünlere nasıl gelmiştir?  Bunca katliamlara rağmen toplumsallığını nasıl inşa etmiştir? Dilini, kimliğini, kültürünü, kavramlarını nasıl korumuştur? “Yok edilme” haline karşı, “var olma” halini nasıl inşa etmiştir? Gelinen aşamada Alevilerin “Diyanet kapatılsın” söyleminin bir süre sonra “Cemevleri kapatılsın” şekline dönüşmesi süreci çok uzak değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kete: AKP Alevileri en aza razı etmeye çalışıyor, buna razı olmamalıyız-VİDEO

    Kete: AKP Alevileri en aza razı etmeye çalışıyor, buna razı olmamalıyız-VİDEO

    PİRHA-DAD Genel Merkez Yöneticisi Zeynel Kete, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahına gidecek olmasına ve grup toplantısındaki sözlerine ilişkin değerlendirmede bulunarak, “AKP’nin Alevileri en aza razı edip, kontrol ve denetim altına alma girişimine karşı olmalıyız” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bugün İstanbul Kadıköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahına gidecek olmasına ve bu haftaki grup toplantısında, “Önümüzdeki hafta cuma günü Alevi vatandaşlarımız için adım atacağız” sözlerinin Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Zeynel Kete değerlendirdi.

    Kete, devletin Alevilere partiler üstü bir bakış açısıyla baktığını belirterek, “Aleviler bunu çok iyi bilmesi gerekir. Devlet Alevilere tekçi ulus anlayışı içinde baktı, bakmaya da devam ediyor. Bunu çalıştaylar sürecinde de gördük. Devlet bu tür politikalarla Alevileri denetim altına almaya çalıştı. AKP döneminde de üç bakanın bu konuda görevlendirilmesi üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken bir noktadır. Biri yasa, biri güvenlik, biri de kültürel asimilasyon kullanarak Alevileri himayeleri altına almak istiyor” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu’ya gidişinin de bu politikalarının bir parçası olduğunu ifade eden Kete, “Hüseyin Gazi Cemevinde bunu gördük. Bu gidiş AKP ve devletin Aleviliğe bakış açısını ele vermiştir. Alevilerin mekanına giderken orayı dizayn etti ve posta oturdu. Bunu kabul etmek mümkün değil. Post Alevilerde Nesimi’nin, Pir Sultan’ın, Hallac-ı Mansur’un, serdengeçtilerin, hakikati ve özgürlüğün arayışçılarının postudur” diye belirtti.

    “AKP ALEVİLERİ EN AZA RAZI ETMEYE ÇALIŞIYOR” 

    Aleviliğin değil, Alevilerin sorunu olduğunu vurgulayan Zeynel Kete, “Bu sorun tek başına çözülecek bir sorun değildir. Alevi sorunu aynı zamanda, emek, demokrasi, insan hakları sorunudur. Sistemsel bir değişimle Alevilerin sorunları çözülecektir. Eğer Aleviler siyasal taleplerde bulunmayıp, sadece cemevlerinin elektrik, su paralarına kadar taleplerini indirirlerse, bu çok rahatlıkla çözülecek sorunlardır. Ama Alevilerin siyasal talepleri vardır. Bugün bu gidişlerin nedeni de budur. Alevilerin siyasal talepleri olmasın, geri kalanı hallederiz anlayışı AKP tarafından empoze edilmeye çalışılıyor. AKP’nin Alevileri en aza razı edip, kontrol ve denetim altına alma girişimine karşı olmayız” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/ADANA