PİRHA- HDP Milletvekili Zeynel Özen, böbrek nakli bekleyen diyaliz hastalarına ilişkin Meclis’e araştırma önergesi vererek, “Türkiye, böbrek nakilleri konusunda Avrupa ülkeleri arasında son sırada yer almaktadır. Gerekli toplumsal farkındalığın ve hassasiyetin sağlanması için yapılması gerekenlerin araştırılması elzemdir” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, böbrek nakli bekleyen diyaliz hastalarına ilişkin Meclis’e araştırma önergesi verdi.
Özen, Meclis’e sunduğu araştırma önergesinde ülke genelinde diyaliz hastalarının sayısının 70 bine ulaştığını belirterek ve Türkiye’nin böbrek nakilleri konusunda Avrupa ülkeleri arasında son sırada yer aldığını ifade etti.
İstatistiki verilerin de yer aldığı önergede Özen, Meclis’te konuya ilişkin Araştırma Komisyonu kurulmasını da istedi.
“TÜRKİYE, BÖBREK NAKİLLERİ KONUSUNDA AVRUPA ÜLKELERİ ARASINDA SON SIRADA”
Özen, Meclis’e sunduğu önergede şu ifadelere yer verdi:
“Böbrek nakli bekleyen diyaliz hastalarının hayati önemdeki donör bağışı eksikliğinden kaynaklı yaşadıkları sorunlara dair gerekli toplumsal farkındalığın ve duyarlılığın sağlanması için yapılması gerekenlerin araştırılması amacıyla Anayasamızın 98. ve TBMM İç Tüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.
GEREKÇE
Türk Böbrek Vakfı (TBV) verilerine göre Türkiye genelinde diyaliz hastalarının sayısı 70.000’e yaklaşmıştır. Buna göre diğer organlar için nakil bekleyen hasta sayısı, böbrek nakli bekleyenlerin %10’u oranında gerçekleşmektedir. Türkiye, böbrek nakilleri konusunda Avrupa ülkeleri arasında son sırada yer almaktadır. Ülkemizde diyaliz hastası sayısı her yıl ortalama %12 düzeyinde artış göstermekteyken, böbrek nakli yapılan hasta sayısı 2500 civarında kalmaktadır.
Ülkelere göre organ bağışlayıcısı olan donör ortalamalarının milyon nüfus başına yüzdelik oranları şu şekildedir;
İspanya %34,6
İtalya %21,1
Fransa %20,9
ABD %20,0
Almanya %13,8
İngiltere %12,3
Yunanistan %6,2
Türkiye %2,2
“HER YIL BİNLERCE BÖBREK HASTASI HAYATINI KAYBETMEKTEDİR”
18 yaşını doldurmuş, akli dengesi yerinde olan ve sistemik bir hastalığı olmayan herkes organ bağışında bulunabilmektedir. Devlet hastaneleri, sağlık müdürlükleri, organ nakli yapan merkezler, konu ile ilgili çalışma yürüten derneklerin tümü organ bağışı kabul edebilmektedirler. Fakat bu anlamda yeterli duyarlılık sağlanamadığı için her yıl binlerce böbrek hastası hayatını kaybetmektedir.
Bu anlamda ülkemizde devletin halkı organ bağışı konusunda yeterince bilinçlendirmemesi ve teşvik edici çalışmalarda bulunmaması da donör bağışındaki sıkıntıların en önemli nedenlerinden birisidir. Böbrek nakli bekleyen hastaların donör bağışı eksikliğinden kaynaklı yaşamsal sorunlarına dair gerekli toplumsal farkındalığın ve hassasiyetin sağlanması için yapılması gerekenlerin araştırılması elzemdir.”
PİRHA- HDP Milletvekili Zeynel Özen, Meclis’te yaptığı konuşmada Avusturya Devleti’nin, Alevi inancını resmi olarak tanımasını gündeme getirerek; “Bu karar, Avusturya Alevi Birlikleri’nin iradesinin zaferidir. Bu yolda bugüne kadar maddi, manevi emek veren başta AABF’yi kutluyorum” dedi.
Avusturya Devleti, Alevi inancını resmi olarak tanıyarak, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, konuyu Meclis’te gündeme getirerek Aleviliğin tanınmasını Avusturya Alevi Birlikleri’nin iradesinin zaferi olduğunu söyledi.
“BU DA TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLSUN; ALEVİLİK VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR”
HDP’li Özen Meclis’te yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:
“Türkiye’de olduğu gibi, Avusturya’da Diyanet ve uzantılarının tüm çabalarına rağmen Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 13 yıl süren hukuk mücadelesi sonucunda evrensel insan hakları ve inanç hakları çerçevesinde Alevilik, Avusturya’da kendine özgü bir inanç olarak tanınmıştır. Bu karar, Avusturya Alevi Birlikleri’nin iradesinin zaferidir.
Bu yolda bugüne kadar maddi, manevi emek veren başta Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak’a, Yönetim Kuruluna ve Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya’ya olmak üzere tüm canları, hizmetleri hak katına yazıla diyorum.
Saygıyla selamlıyorum, gönülden kutluyorum. Bu da Türkiye’ye örnek olsun; Alevilik vardır, Alevilik haktır.”
PİRHA-DİSK, KESK, TMMOB, TTB ile TDB yaptıkları ortak açıklama ile İstanbul 1 Mayıs kutlamalarının Maltepe Meydanı’nda gerçekleştirileceğini duyurdu. AKP politikalarını eleştiren DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “20 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin ve uyguladıkları politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan bu tablo artık Türkiye işçi sınıfını ve emekçileri sadece yoksullukla değil, açlıkla, hayatta kalma zorluğuyla yüz yüze bırakmıştır” dedi.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB) Beşiktaş’ta yaptıkları açıklama ile 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü, İstanbul Maltepe Meydanı’nda kutlayacaklarını duyurdu.
Beşiktaş Barbaros Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamaya DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Başkanı İlknur Birol, İstanbul Milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker de katıldı.
“1 MAYIS’I TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDA GÜÇLÜ ŞEKİLDE KUTLAYACAĞIZ”
Büyük bir krizin içerisinde olunduğunu söyleyen KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “Yaşamış olduğumuz ekonomik kriz, antidemokratik uygulamalar, baskıcı, otoriter, tek adam rejimine karşı da hep birlikte sloganlarımızı, taleplerimizi güçlü bir şekilde ifade edeceğiz. Hem ülkemizde hem dünyada kapitalist sistemin yaratmış olduğu yoğun bir kriz ile karşı karşıyayız. Ekonomik kriz, derinleşen demokrasi krizi, ekolojik kriz ve bir yönetememe kriziyle de birlikte biz emekçiler giderek daha fazla yoksullaşıyoruz. Ücretlerimiz her geçen gün enflasyon karşısında giderek eriyor. Geçinememe, barınamama, insanca yaşayamama sorunuyla karşı karşıyayız. Bir yandan da toplumsal muhalefete dönük baskı ve gözaltı süreçleriyle de iktidar kendi krizini aşmaya çabalayarak, ömrünü uzatmaya çalışıyor. Hem İstanbul’da hem de Türkiye genelinde 1 Mayıs’ı güçlü şekilde alanlarda kutlayacağız” ifadelerini kullandı.
“BİRLİKTE DEĞİŞTİRME İRADEMİZİ ALANLARDA BÜYÜTECEĞİZ”
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise AKP’nin uyguladığı politikaları eleştirirken, şöyle konuştu:
“Bu düzen iflas ettiğini ortaya koymuştur. Bu düzen ülkemizde ve tüm dünyada işçi sınıfına, emekçilere, kadınlara, gençlere, bütün dünya halklarına iyilikten, güzellikten yana hiçbir şey vaad edememektedir. Tüm dünyada savaşların, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin giderek daha fazla arttığı bir sürecin içerisindeyiz. Ülkemizde bu tabloyu daha da ağır yaşıyoruz. 20 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin ve uyguladıkları politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan bu tablo artık Türkiye işçi sınıfını ve emekçileri sadece yoksullukla değil, açlıkla, hayatta kalma zorluğuyla yüz yüze bırakmıştır.
Asgari ücretin derhal Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun tekrar toplanarak güncellenmesini, bütün ücretlerde gerekli iyileştirmelerin yapılmasını, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çekilmesini, genç, kadın ve genel işsizliği önleyecek, kalıcı istihdam yaratacak üretime dayalı bir ekonomik politikayı istiyoruz. Birlikte değiştirme irademizi, gelecek güzel günlere olan inancımızı 1 Mayıs alanlarında Türkiye’nin dört bir yanında büyüteceğiz.”
Açıklamanın ardından sendika temsilcileri, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile Beşiktaş çarşıya giderek 1 Mayıs bildirisi dağıtırken, yurttaşları 1 Mayıs kutlamalarına davet ettiler.
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen,Anayasal hükümlere rağmen halen temel eşit yurttaşlık haklarının sağlanmaması ve cemevlerine ibadethane statüsünün tanınmamasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılması için Meclis’e araştırma önergesi verdi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Birleşmiş Milletler (BM) taahhütleri, BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, ülkemizi de bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları (AİHM) ve Anayasal hükümlere rağmen halen temel eşit yurttaşlık haklarının sağlanmaması ve cemevlerine ibadethane statüsünün tanınmamasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılması için Meclis’e araştırma önergesi verdi.
Özen, verdiği önergede, Alevi inancı ve ibadethaneleri olan cemevlerinin yıllardır yok sayıldığını belirterek, Alevi yurttaşların maruz kaldığı mağduriyetlerin giderilmesi, idarenin uygulamalarından doğan sorunların önüne geçilmesi ve cemevlerinin halen yasal statüye kavuşturulmasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılmasını istedi.
“ANAYASAYA GÖRE CEMEVLERİNE DE İBADETHANE STATÜSÜ VERİLMELİDİR”
Özen’in Meclis’e sunduğu önergede şu ifadeler yer aldı:
“Anadolu, Balkanlar ve Mezopotamya coğrafyasının dolayısıyla da bu toprakların kadim inançlarından birisi olan hak ve hakikat yolundaki Alevi inancı ve ibadethaneleri olan cemevleri yıllardır yok sayılmaktadır. Hatta Alevi inancına mensup yurttaşların vergileri dahi Diyanet İşleri Başkanlığı nezdinde farklı inanca aktarılmaktadır.
Devletin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğini tanımlayan Anayasa’nın 2’nci maddesi, herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti ile ibadet, dini ayin ve törenlerin serbest olduğunu belirten Anayasa’nın 24’üncü maddesi ile herkesin din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeden kanun önünde eşitliğini tanımlayan 10’ncu maddesi gereği cemevlerine de ibadethane statüsü verilmelidir.
“HERKESİN DÜŞÜNCE, VİCDAN VE DİN ÖZGÜRLÜĞÜNE HAKKI VARDIR”
Türkiye Cumhuriyeti olarak taraf olunan uluslararası nitelikteki temel hak ve özgürlüklere ilişkin hukuki metinlerde, Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 18. Maddesi’nde, ‘Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir’ düzenlenmesi yapılmıştır.
Yine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 25 Kasım 1981 tarihli kararında ‘Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayırımcılığın Kaldırılması Bildirisi’nin 6.maddesinde de herkesin düşünce, vicdan, inanç veya inançsızlık özgürlüğüne özellikle önemli vurgular yapılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü’ başlıklı 9. Maddesi’nde;
1- Herkes vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açık veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklamak özgürlüğünü de içerir.
2-Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler ve yasayla sınırlanabilir denilmektedir.
AİHM’nin 02 Aralık 2014 tarihli kararında, Türkiye’nin imzalaması nedeniyle Anayasa’nın 90. Maddesi’ne göre kanun hükmünde olan AİHS’nin 9. Maddesi’nin (din ve vicdan özgürlüğü) ve 14. Maddesi’nin (ayırımcılık yasağı) ihlal edildiğine, cemevlerinin diğer ibadethaneler gibi dini ibadet için kullanılan yerler olduğuna karar verilmiş olup, 02.12.2014 tarihli AİHM kararı, iç hukukumuzu bağlayıcı ve Anayasanın 90. Maddesi gereği uyulması gereken kanun hükmündedir. AİHS’nin 46. Maddesi’ne göre mahkeme kararları taraf ülkeleri bağlayıcıdır.
Demokratik ve laik hukuk sisteminin esas alındığı yönetimlerde; bir yerin ibadethane olup olmadığına, bir fikre, görüşe, dine, mezhebe, inanca gönül bağlayan insanların kendi özgür iradeleri ile verecekleri karar olmalıdır.
Fiili ve sosyal gerçeklik, anayasal haklar ve tamamı Alevilerin inanç özgürlüğü lehine çeşitli AİHM kararları ile birlikte değerlendirildiğinde, ülkemizin de onayladığı uluslararası sözleşmelerde yer alan ‘düşünce, vicdan ve din özgürlüğü’ hakkının halen yaşama geçirilmemesi, Alevi yurttaşların yıllardır uğradığı mağduriyetin giderilmemesi, idarenin uygulamalarından doğan sorunların önüne geçilmemesinin ve en nihayetinde cemevlerinin halen yasal statüye kavuşturulmamasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılması elzemdir.”
PİRHA-TBMM Başkanlığı, HDP Milletvekili Zeynel Özen’in, PİRHA’ya dönük erişim engeliyle ilgili soru önergesini kabul etmeyerek iade etti. İade cevabında ise “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz” hükmü işaret edildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Zeynel Özen, Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) pirha.net internet sitesine hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirilmesine tepki göstererek konuyu Meclis gündemine taşımıştı.
Özen’in önergesini kabul etmeyen Meclis Başkanlığı, yazılı bir cevap ile önergenin “aykırılık taşıdığı değerlendirilmiştir” cevabını verdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop imzası ile yazılan cevapta, Milletvekili Zeynel Özen’in “Anayasa Mahkemesinin (AYM) temel içtihat niteliğindeki haber sitelerine erişim engelinin aksine kararına rağmen, mahkemeler neden halen bu yönde kararlar vermeye devam etmektedir?” sorusunun usule aykırı olduğu öne sürüldü.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop imzalı metinde şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İçtüzüğü’nün 67’nci ve 96’ncı maddeleri uyarınca TBMM Başkanlığı’na sunulan yazılı soru önergeleri Anayasa ve İçtüzük hükümlerine uygunluk noktasında TBMM Başkanlığı’nca incelenmekte ve yapılan değerlendirme sonucunda işleme alınarak gelen kâğıtlar listesinde yayımlanmakta veya sahibine iade edilmektedir.
Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” hükmü yer almaktadır. Buna göre milletvekilleri tarafından, görülmekte olan bir dava ile ilgili olarak yargı yetkisinin kullanılmasına müdahale anlamına gelebilecek şekilde yazılı soru önergesi verilemeyeceği açıktır.
TBMM İçtüzüğü’nün “Sorulamayacak konular” başlıklı 97’nci maddesi “Aşağıdaki sorular Başkanlıkça kabul edilmez: … b) Tek amacı istişare sağlamaktan ibaret konula/’ hükmünü içermektedir, Bu maddede yazılı soru önergelerinde sadece belli bir konu hakkında istişarî amaçla sorulan soruların Başkanlıkça kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Bu çerçevede ilgide kayıtlı önergeniz incelenmiş ve önergenizin 3 numaralı sorusunun yukarıda aktarılan Anayasa’nın 138’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 97’nci maddeleri hükümlerine aykırılık taşıdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla önergeniz, söz konusu soru çıkarıldığı veya yukarıda belirtilen Anayasa ve İçtüzük hükümlerine uygun olarak yeniden düzenlendiği takdirde işleme alınabilecektir.”
“PİR HABER AJANSI’NA NEDEN ERİŞİM ENGELİ UYGULANMIŞTIR?”
HDP’li Özen, söz konusu önergede Adalet Bakanlığı’na şu soruları yöneltmişti:
“1-Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Alevi Haber Sitesi Pir Haber Ajansı’na neden erişim engeli uygulanmıştır?
2-Başta Aleviler olmak üzere ülkenin çeşitliliği olan ötekilerin sesini kesilmesinde yargının araç olarak kullanılmasının önüne geçmek için herhangi bir çalışmanız var mıdır?
3-Anayasa Mahkemesinin (AYM) temel içtihat niteliğindeki haber sitelerine erişim engelinin aksine kararına rağmen, mahkemeler neden halen bu yönde kararlar vermeye devam etmektedir?
4-AYM’nin de altını çizdiği bu hukuk garabetinin ortadan kaldırılması için gerekli yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi için TBMM’yi göreve çağırmayı düşünüyor musunuz?
PİRHA- Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantısında Alevi toplumunun sorunlarının gündeme geldi. Toplantıda söz alan HDP İstanbul Milletvekili /AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Zeynel Özen, “HDP olarak Avrupa Birliği’ne tam üyeliği desteklediğimizi fakat kâğıt üzerinde kalan bu sözde gelişmelerin gerçeği yansıtmadığını vurguladık. Buna örnek olarak Alevilerin sorunlarını hatırlattık” dedi.
Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) 4 yıl aradan sonra 79. Toplantısını Brüksel’deki Avrupa Parlamentosunda 17-19 Mart tarihleri arasında gerçekleştirdi.
HDP İstanbul Milletvekili /AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Üyesi Zeynel Özen, Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantısında Alevi toplumunun sorunlarının gündeme geldiğini bildirdi.
Yazılı bir açıklama yapan Zeynel Özen, toplantıda Anayasa Komisyonu Başkanı Yusuf Beyazıt ve Avrupa Birliğinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı’nın “İnsan Hakları Eylem Planı” ve Adalet Reformuna” dair konulara değinmeleri üzerine üzerine söz aldığını belirtti.
Milletvekili Özen “Halkların Demokratik Partisi (HDP) olarak Avrupa Birliği’ne tam üyeliği desteklediğimizi fakat kâğıt üzerinde kalan bu sözde gelişmelerin gerçeği yansıtmadığını vurguladık. Buna örnek olarak Alevilerin sorunlarını hatırlattık” dedi.
Özen şöyle devam etti:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) inanç özgürlüğü hakkını koruyan 9. Madde ve ayrımcılığı yasaklayan 14. Madde’nin ihlaline dair, Aleviler lehine başta din dersleri ve dini kamu hizmetleri olmak üzere bugüne kadar birçok kararı oldu. Bu kararların dikkate alınmaması üzerine Türkiye birçok kez uyarıldı. Türkiye iç hukukun da birçok Yargıtay ve Danıştay kararları ile aynı şekilde lehte kararlar alınmasına rağmen bunların hiçbiri uygulanmadı. Aleviler eşit yurttaşlık haklarından faydalanmadığı gibi aksine Alevilere karşı yapılan ayrımcılık, hakaret ve şiddetin cezasızlığının en fazla olduğu dönem yaşanmaktadır.
“ALEVİLERİN SORUNLARI TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK BİR ÜLKE OLMAYIŞINDAN KAYNAKLIDIR”
Alevi sorununa dair çözüm Avrupa değerlerini içselleştiren, insan hakları, demokrasi ve eşit yurttaşlık ilkelerini benimseyen bir Türkiye idealinden geçmektedir. Geçmişten günümüze Alevilerin sorunları Türkiye’nin demokratik bir ülke olmayışından kaynaklıdır. Çözüm ise; Türkiye’nin batı normlarını hedefleyen eşit yurttaşlığın sağlandığı, ileri demokrasi ve özgürlükçü laikliğin uygulandığı bir ülke olmasıyla gerçekleşebilir.”
PİRHA- HDP Milletvekili Zeynel Özen,PİRHA’nın internet sitesine hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirilmesine tepki göstererek konuyu Meclis’e taşıdı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Özen, “Başta Aleviler olmak üzere ülkenin çeşitliliği olan ötekilerin sesinin kesilmesinde yargının araç olarak kullanılmasının önüne geçecek misiniz?” diye sordu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Zeynel Özen, 2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdüren Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) internet sitesine hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirilmesine tepki göstererek konuyu Meclis gündemine taşıdı.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi veren Özen, erişim engelinin hak ihlali olduğunu vurgulayarak, bu hukuk garabetinin ortadan kaldırılması için gerekli yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesini istedi.
“AYM’NİN EMSAL KARARLARINA GÖRE BU DURUM HAK İHLALİDİR”
HDP’li Özen’in Meclis’e sunduğu soru önergesinde şu ifadelere yer verildi:
“Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olan ve ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan Pir Haber Ajansı (PİRHA), Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 08/03/2022 tarihli ve 2022/1028 sayılı kararıyla herhangi bir gerekçe gösterilmeden erişime engellendi.
“Anayasa Mahkemesi (AYM) 27 Ekim 2021’de internet erişim engellerine yönelik bir pilot karara imza atmış, aralarında Bir Gün, Gazete Duvar ve Diken gibi gazetelerin olduğu erişim engellemeleri için ‘hak ihlali’ demişti.
Hak ihlallerinin yapısal sorundan kaynaklandığını belirten AYM, ‘pilot karar usulü’nün uygulanmasına, ‘yapısal sorunun giderilmesi için keyfiyetin TBMM’ye bildirilmesine’ karar vermişti.
Pilot karar uyarında eğer 1 yıl içinde TBMM tarafından yeni yasal düzenleme yapılmazsa AYM tüm benzer başvurular için hak ihlali kararı vereceğini belirttiği kararında şu hukuki görüşler net bir şekilde aktarılmıştır:
– Erişim engeli usulünün kapsamı hukuki ve yeterli açıklıkta olmalı.
– Erişim engeli için acil toplumsal ihtiyaç zorunluluğu getirilmeli.
– Kamu makamların müdahale sınırı ortaya konulmalı.
– Keyfi uygulamalara yol açmayacak güvenceler oluşturulmalı.
– Erişim engelli kararları istinaf ve temyiz denetimine açılmalı.
– Sulh ceza hakimlikleri erişim engeli kararlarına son çare olarak başvurmalı.
“ALEVİLERİN SESİNİ KISMAK İÇİN YARGI BİR ARAÇ OLARAK MI KULLANILIYOR?”
Bu kapsamda Milletvekili Özen, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a şu soruları yöneltti:
1-Hatay 1. Sulh ceza hakimliği tarafından Alevi Haber Sitesi Pir Haber Ajansı’na neden erişim engeli uygulanmıştır?
2-Başta Aleviler olmak üzere ülkenin çeşitliliği olan ötekilerin sesini kesilmesinde yargının araç olarak kullanılmasının önüne geçmek için herhangi bir çalışmanız var mıdır?
3-Anayasa Mahkemesinin (AYM) temel içtihat niteliğindeki haber sitelerine erişim engelinin aksine kararına rağmen, mahkemeler neden halen bu yönde kararlar vermeye devam etmektedir?
4-AYM’nin de altını çizdiği bu hukuk garabetinin ortadan kaldırılması için gerekli yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi için TBMM’yi göreve çağırmayı düşünüyor musunuz?
PİRHA- HDP Milletvekili Zeynel Özen, Alevi toplumu için kutsal olan Ankara’daki Şah Kalender Veli Türbesi’nin camiye çevrilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi. Özen, “400 yıldır Alevi-Bektaşi inanç merkezlerinden birisi olan Şah Kalender Veli Türbesi neden camiye çevrilmiştir?” diye sordu.
Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal sayılan Şah Kalender Veli Türbesi, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından camiye çevrildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Zeynel Özen, konuyu Meclis gündemine taşıyarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi.
“ALEVİLERİN VERGİLERİYLE ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN SEFERBER OLMUŞLAR”
“Konuya ilişkin Meclis oturumunda da söz alan Özen şunları dile getirdi:
“Aleviler için kutsal olan türbe Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle restore edilip camiye çevrilmiştir. Burada sadece imam namaz kılıp ezan okuyor. Köyde yaşayan Aleviler katılmıyor. Bu türbe Alevi toplumu için tarihi öneme sahip. Bu inanç merkezi resmen gasp edilmiştir. Türbe bir an önce Alevi Bektaşi yolundaki haline döndürülmelidir. Alevilerin vergileriyle Alevileri asimile etmek için seferber olanlara ‘Artık yeter!’ diyoruz.”
“BU TARİHİ MEKÂN YENİDEN ALEVİ TOPLUMUNUN İNANCINA UYGUN HALE GETİRİLMELİDİR”
Özen, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle konuya ilişkin bir soru önergesi de verdi.
Özen’in verdiği soru önergesinde şu ifadeler yer alıyor:
“Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi bir süre önce restore edildikten sonra camiye çevrilmiştir. M.S 1646 yılına ait Mühimme Defterleri’nde kaydı çıkan ve yüzyıllarca Alevi Bektaşi inancına göre itikad ve ibadet edilen türbenin cami olarak restore edilmesinden bünyenizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı sorumlu görülmektedir.
Köyde yaşayan başta muhtar ve Alevi dedesi olmak üzere Alevi toplumunun beklentisi; sadece imamın ezan okuyup namaz kıldığı, fakat köydeki Alevilerin katılmadığı bu tarihi mekânın yeniden Alevi toplumunun inancına uygun bir şekilde teslim edilmesidir.
Anayasa’mızın 24. ve 25. maddeleri; herkesin vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu garanti altına almasına karşın inanç merkezlerinin farklı bir inanca göre dönüştürülmesi bu haktan mahrum bırakmak anlamına gelmektedir.
“ŞAH KALENDER VELİ TÜRBESİ NEDEN CAMİYE ÇEVRİLMİŞTİR?”
Bu kapsamda;
1- Ankara’nın Çubuk ilçesinin Sele Köyü’ndeki Alevi toplumu için kutsal olan yaklaşık 400 yıldır Alevi-Bektaşi inanç merkezlerinden birisi olan Şah Kalender Veli Türbesi neden camiye çevrilmiştir?
2- Alevi türbesinin camiye çevrilmesinde sorumluluğu olan kurumlar veya kişiler kimlerdir?
3- Şah Kalender Veli Türbesinin, Alevi-Bektaşi inancına uygun olarak yeniden eski haline dönmesi ve Alevi ibadetlerinin yerine getirilebilmesi için bir çalışmanız olacak mıdır?”
PİRHA-Milletvekili Zeynel Özen, Rusya’nın Ukrayna’ya dönük başlatmış olduğu askeri müdahaleye dair “Türkiye de bu savaşın bir tarafı olmamalı. İHA-SİHA satacağız diye bu savaştan sakınmalı. Diğer taraftan Montrö anlaşması esnetilmesi de eksiksiz olarak uygulanmalı” dedi.
HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 2014 yılından bu yana devam eden ve savaşın eşiğine gelen Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmaya dair Meclis’te konuştu.
HDP’li Özen, söz konusu savaşta Türkiye’nin taraf olmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Biz halkların Demokratik Partisi olarak savaşa, silahlanmaya, askeri anlaşmalara her zaman karşı olduk. Çünkü savaşın kazananı olmaz. Savaş, ölüm demek, yokluk demek, yıkım demektir. Biz bunu bölgemizde en iyi bilenlerdeniz. Onun için Rusya’nın bu saldırısı derhal durdurulmalı ve Türkiye de bu savaşın bir tarafı olmamalı. İHA-SİHA satacağız diye bu savaştan sakınmalı. Diğer taraftan Montrö Anlaşması esnetilmeden eksiksiz olarak uygulanmalı.”
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis’te yaptığı konuşmada, Alevi kurumlarının ortak taleplerini sıraladı ve iktidarın bu başlıkları hemen yerine getirmesi çağrısında bulundu. Özen, “Muhalefet partilerinin elinde bulunan belediyelerde cemevlerinin bulunduğu yerlerin tapusunu ‘ibadethane’ olarak yazmalı ve Alevi kurumlarına teslim etmelidir” diye konuştu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis’te yaptığı konuşmada, “İktidar 84 milyonu temsil ettiğini iddia etmektedir. Kürsüye çıkan iktidar vekilleri ‘Türk-Kürt, Alevi-Sünni kardeştir’ der. Bu hamasettir. Alevilerin yıllardır dile getirdiği ‘eşit yurttaşlık’ talebi görmezden geliniyor” dedi.
Özen, Alevi kurumlarının ortak taleplerini sıralayarak, iktidarın bu başlıkları hemen yerine getirmesi çağrısında bulunarak, “Muhalefet partilerinin elinde bulunan belediyelerde cemevlerinin bulunduğu yerlerin tapusunu ‘ibadethane’ olarak yazmalı ve Alevi kurumlarına teslim etmelidir” diye konuştu.
“BİR SORUNU YOK SAYARAK ÇÖZEMEZSİNİZ”
Alevi kurumlarının 27 Şubat’ta Kadıköy’de yapacağı mitinge dikkat çeken Özen, “Okullarda okutulan zorunlu din dersleri ve mevcut eğitim sistemi Aleviler için bir asimilasyondur” dedi.
Özen şöyle devam etti:
“Laik, demokratik tüm ülkelerde olduğu gibi devlet inançlardan elini çekmeli, tarafsız ve eşit mesafede olmalıdır. İnançları ve inanç merkezilerini devlet finanse etmemelidir. Devlet sadece aracı olmalıdır. Yakup Tilki dakikalarca Alevilere hakaret etti. Bu şahıs cesaretini Alevilere uygulanan nefret suçlarındaki cezasızlıktan alıyor. Nazimiye Kaymakamı’nın Düzgün Baba Cemevi’ne yönelik ‘devletin gücünü göstereceğiz’ diyerek tehdit etmesi ve ardından eli silahlı kişilerce poz vermesi hükümetin Alevilere yaklaşımının göstergesidir. Bir sorunu yok sayarak çözemezsiniz.”
PİRHA-İHD Diyarbakır Şubesi’ne yapılan polis baskınında gözaltına alınan şube üyesi Ferhat Berkpınar’ın serbest bırakılması çağrısında bulunan İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı, “Bu olay, yargı marifeti ile hak savunucularına yönelik baskının sürdürüldüğünü göstermektedir. Yargı, verdiği hukuka aykırı kararlarla hukuka aykırı işlemlere zemin hazırlamakta, böylece hak savunuculuğu engellenmeye, hak savunucuları susturulmaya çalışılmaktadır” ifadelerini kullandı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nin Yenişehir ilçesinde bulunan binasına yapılan polis baskınının ardından İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Ferhat Berkpınar gözaltına alındı.
Hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan Berkpınar Adıyaman’a götürüldü. İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı (İHSDA) polis baskınına ilişkin İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya, birçok insan hakları kurumu ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de katıldı.
“HAK SAVUNUCULARINA YÖNELİK BASKILARA SON VERİLSİN”
İHSDA adına Tarık Beyhan‘ın okuduğu açıklama ise şöyle:
“Hak savunucularına yönelik baskılara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Dernek faaliyetleri kapsamında yaptığı açıklamalar gerekçesi ile İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanlarına açılan soruşturma ve davalar devam ederken, şube faaliyetleri de suç olarak gösterilmekte, yönetici ve üyeleri üzerindeki baskı artırılmaktadır. Bu çerçevede 3 Şubat günü sabah saatlerinde İHD Diyarbakır Şubesi’ne yapılan hukuka aykırı baskın, hukuka aykırı arama ve el koyma işlemleri ve sonrasında Yönetim Kurulu Üyesi Ferhat Berkpınar’ın gözaltına alınmasına itiraz ediyoruz. Hak savunucularına yönelik baskılara son verilmesini ve Ferhat Berkpınar’ın serbest bırakılmasını istiyoruz.
İHD ve TİHV tarafından “Kurumlarımızın avukatları gerekli itiraz ve şikayetlerde derhal bulunacaklardır” denilerek yapılan açıklamaya göre; “İHD Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ferhat Berkpınar hakkında Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hakimliği kararı ile Ferhat Berkpınar’ın gözaltına alınması ve ev ve iş yerinde arama kararı verilmiştir.
İHD DİYARBAKIR ŞUBESİ, BERKPINAR’IN KİŞİSEL İŞ YERİ DEĞİLDİR
Kararda Ferhat Berkpınar’ın iş yerinin sanki İHD Diyarbakır Şube ofisiymiş gibi yazılması iyi niyetli olmayıp, insan hakları çalışmalarının suçlulaştırılmasını amaçlayan bir hukuk oyunudur. CMK’nın ilgili hükümleri gereği, bir kişi ile ilgili soruşturmada ancak ve ancak üstü, evi, işyeri ve arabası aranabilir. Bunun dışında arama kararı çıkarılması kanunun açık ihlalidir. Gönüllü olarak çalışma yürüttüğü İHD Diyarbakır Şubesi, Ferhat Berkpınar’ın kişisel iş yeri değildir.
Nitekim bu karara istinaden, İHD Diyarbakır Şubesi’nin ofisi sabah saatlerinde, şube başkanına haber verilmeden çilingir marifetiyle açtırılmış ve ofiste arama işlemi yapılmıştır. İşlem sırasında şube yönetim kurulu üyesi Ferhat Berkpınar’ın odası dışında, şube girişinde bulunan şube çalışanına ait masada da arama yapılmış ve böylece arama kararının dahi dışına çıkılmıştır. Arama başladıktan sonra şube binasına gelen şube başkanı ve dernek avukatlarının aramanın hukuka aykırı olduğu ve arama kararı dışına çıkılarak arama yapıldığına dair itirazları arama tutanağına yazılmamış ve böylece bir hukuka aykırılık daha gerçekleştirilmiştir.
FERHAT BERKPINAR SERBEST BIRAKILSIN
Bu olay, yargı marifeti ile hak savunucularına yönelik baskının sürdürüldüğünü göstermektedir. Yargı, verdiği hukuka aykırı kararlarla hukuka aykırı işlemlere zemin hazırlamakta, böylece hak savunuculuğu engellenmeye, hak savunucuları susturulmaya çalışılmaktadır.
Hukuku savunması gereken yargının iktidarın baskı politikalarına araç olması kabul edilemez, evrensel insan hakları norm ve ilkelerinin uygulanmasını, hak savunuculuğuna ve hak savunucularına yönelik baskının sonlandırılmasını, gözaltına alınan İHD Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ferhat Berkpınar’ın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.”
PİRHA-Hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için İstanbul Adli Tıp Kurumu önünde nöbet eylemine devam eden tutuklu yakınlarına polis müdahale ederken, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. Yaşananlara tepki gösteren HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, “ATK bir tıp kurumu olmaktan çıkmış, mahpuslara ölümü, baskıyı ve her türlü işkenceyi dayatan bir yer haline gelmiştir” dedi.
İstanbul Yenibosna’da bulunan Adli Tıp Kurumu (ATK) önünde “Hasta tutsaklara özgürlük” talebiyle başlatılan nöbet eylemine polis müdahale etti. Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi’nin, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla 20 Ocak 2022 günü başlattığı ve her hafta perşembe günü sürmesi planlanan nöbet eylemi devam ederken; ATK önünde açıklama yapmak isteyenlere müdahale eden polis çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.
ATK önündeki açıklamaya Birleşik Mücadele Güçleri ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Züleyha Gülüm ve Zeynel Özen de destek verdi. Yapılan polis müdahalesine tepki gösteren Özen, ATK’nin hasta tutuklular için verdiği “cezaevinde kalabilir” raporlarına değinerek, şunları söyledi:
“İDAM CEZASI PRATİKTE DEVAM EDİYOR”
“Bugün Adli Tıp önüne geldik. Fakat bu ceberut devlet, iktidar ölümlerin durması için yapılacak bir basın açıklamasına dahi tahammül edemiyor. İdam cezasını bu ceberut iktidar kaldırdı ama pratikte devam ediyor. Geçen ay cezaevlerinden yedi cenaze çıktı. Ölümler yine devam ediyor. Adli Tıp Kurumu da bu ölümlere ortak oluyor.
Aysel Tuğluk hakkında Kocaeli Adli Tıp’ta verilen raporu yok sayıldı. Yine buraya getirilip, üç hafta gözetim altında tutulacak. Bu cinayetlere ortak olmayın. Ölümlere sebebiyet vermeyin. Tek adamın iki dudağı arasındaki hakimler, mahkemeler, savcılar onların emirlerinden çıkmıyor. Ölümlerin karşısında direneceğiz.
Onlarca polis bir basın açıklamasına izin vermiyor. Bu hukuksuzluktur. Fakat şunu iyi bilsinler ki, bu ölümlerin hesabı demokratik mahkemelerin önünde sorulacak. Güvenlik güçlerine de sesleniyorum. Bu kanunsuz talimatlara uymayın. 15 Temmuz’da da gördük. FETÖ’nün polisleri suç ortaklığı yaptılar. Bugün neredeler? Cezaevindeler. Sizler de bu kanunsuz emirlere uyarak, suç işliyorsunuz. Bir gün siz de bunların hesabını vereceksiniz.”
“CEZAEVLERİ, KATLİAM EVLERİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR”
HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ise cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çekti. “Cezaevleri bir katliam evlerine dönüştü” diyen Gülüm, şu ifadeleri kullandı:
“Aslında bir kez daha siyasi iktidarın cezaevi meselesinde nasıl bir katliamcı çizgi izlediğiyle karşı karşıya kaldık. Bugün aileler burada bir açıklama yapmak istedi. “Çocuklarımız ölüyor, cezaevlerinde öldürülüyor. Bunu durdurun” demek istediler. Adli Tıp önünde açıklama yapma gerekçeleri ise özellikle bu kurumun hasta mahpuslar için sürekli “cezaevinde kalabilir” raporu vermesiydi.
Ölümü yaklaşmış, tedavisi mümkün olmayan hastalara dahi “cezaevinde kalabilir” raporu vererek, onları ölüme sürükleyen, aslında idam kararlarını veren kurumlardan birisidir Adli Tıp Kurumu. ATK bir tıp kurumu olmaktan çıkmış, bu iktidarın ideolojik zemininde hareket eden, aynı dışarıda toplumsal muhalefete yaptığı gibi içeride de mahpuslara ölümü, baskıyı ve her türlü işkenceyi dayatan bir yer haline gelmiştir.”
Gülüm, ATK’nin verdiği raporlar nedeniyle binlerce hasta tutuklunun cezaevlerinden tahliye edilemez durumda olduğunu belirterek, “Cezaevleri bir katliam evlerine dönüştü. ATK, siyasi iktidar ve kendisine bağımsız diyen ama direkt iktidara bağlı mahkemeler nedeniyle maalesef insanlar ölüme götürülüyor. Bu da yetmiyor; cezaevlerinde uygulanan baskılar ile insanlar intihara sürüklenmeye çalışılıyor. Açıklama yapmak isteyen arkadaşlarımız yakınlarına sahip çıktıkları, “Hasta mahpuslar ölmesin” dedikleri için gözaltına alındı” diye konuştu.
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis’te yaptığı konuşmada 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocuklara din dersi verilmesi kararına tepki gösterdi. Özen, “Yıllardır Alevilerin temel talepleri içerisinde yer alan ‘zorunlu din dersleri kaldırılsın’ isteği yerine getirilmediği gibi, ana sınıfındaki bebeklere de dini eğitimler dayatılması pedagojik açıdan büyük bir faciadır” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclisi’te 20. Milli Eğitim Şûrası’nda ana okullarına din dersi getirilmesi tavsiye kararına ilişkin konuştu.
Özen, 4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilmek istenmesi kararına tepki göstererek, devletin her inanca eşit mesafede durması gerektiğini vurguladı.
“Millî Eğitim Şura toplantısında okul öncesi eğitim dönemindeki bebeklere zorunlu din eğitimi tavsiye kararı alındı. Bu karar, çoğulculuğa aykırı olduğu gibi, halkların ve inançların bir arada barış içerisinde yaşamasını güçleştirmektedir. Devletin görevi her türlü inanca, inananlara ve inanmayanlara karşı eşit mesafede durmaktır.
Yıllardır Alevilerin temel talepleri içerisinde yer alan ‘zorunlu din dersleri kaldırılsın’ isteği yerine getirilmediği gibi, ana sınıfındaki bebeklere de dini eğitimler dayatılması pedagojik açıdan büyük bir faciadır.
Cemaat yurduna hapsedildiği için intihar eden Tıp öğrencisi Enes Kara, eğitimin dinselleştirilmesi ve yurtların tarikatlara bırakılması ile kindar nesil yetiştirme zulmünün kurbanı olan en acı örneklerden birisidir.
Buradan iktidara sesleniyoruz; yeter artık çocuklarımızın üzerinden ellerinizi çekiniz!”
PİRHA-HDP Milletvekili Zeynel Özen Twitter hesabından yaptığı paylaşımla Hollanda’da Adalet Bakanı seçilen Dersimli Dilan Yeşilgöz ile Belçika’nın mevcut Adalet Bakanı olan Dersimli Zuhal Demir’i tebrik etti.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Hollanda’da yeni kurulan hükümetin Güvenlik ve Adalet Bakanı seçilen Dersimli Dilan Yeşilgöz ile Belçika’nın mevcut Çevre, Turizm, Enerji ve Adalet Bakanı olan Dersimli Zuhal Demir’i tebrik etti.
Özen, “Dersimli Kürt Alevi kadınları Zuhal Demir ve Dilan Yeşilgöz biri Belçika’nın diğeri Hollanda’nın Adalet Bakanı oldu. Hukukun tek adam rejiminin rehin aracı olmadığı ileri demokrasilerde bu görevlere gelen canlarımızı tebrik eder, başarılar dilerim. Xizir alîkariya we bike” ifadelerini kullandı.
HOLLANDA KABİNESİNDE TÜRKİYELİ İKİ BAKAN
Hollanda’da Başbakan Mark Rutte başkanlığında oluşturulan 4 partili koalisyon hükümetinde Türkiye kökenli iki kadın bakan görev yapacak. Liberal sağ eğilimli Özgürlük ve Demokrasi Partisi (VVD) milletvekili Dilan Yeşilgöz, Hollanda’nın yeni Güvenlik ve Adalet Bakanı seçildi. Demokratlar 66 Partisi (D66) üyesi Günay Uslu ise Medya ve Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı görevini üstlenecek.
DERSİMLİ ZUHAL DEMİR DE BELÇİKA’DA ADALET BAKANI
Belçika’da daha önce “Yoksullukla Mücadele ve Fırsat Eşitliği” politikalardan sorumlu devlet bakanlığı yapan Dersimli Zuhal Demir 2019 yılında kurulan Flaman Hükümeti’nde ise Çevre, Turizm, Enerji ve Adalet Bakanı olmuştu.
PİRHA- Alevi örgütleri öncülüğünde yüzlerce kişi, Maraş Katliamı’nın 43’üncü yılı dolayısıyla Yörük Selim Mahallesi’nde bulunan Erenler Cemevi’ne yürüdü. ‘Maraş’ın hesabını soracağız’ diyen Aleviler, devletin Maraş ve diğer katliamlarla yüzleşmesi çağrısında bulundu.
Alevi kurumları, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında resmi açıklamalara göre 120 kişinin katledildiği, 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı, Alevilere ait 200’ün üzerinde evin yakıldığı ve 100’e yakın işyerinin tahrip edildiği Maraş Katliamı’nın 43’üncü yıldönümü nedeniyle kitlesel anma gerçekleştirdi.
Katliamın yaşandığı Maraş’ın merkez Yörük Selim Mahallesi’nde bulunan Erenler Cemevi’nde yapılan anmaya, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı İsmet Kurt, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Zeynel Özen, Kemal Bülbül, HDP Parti Meclisi üyesi Nesimi Aday’ın yanı sıra yüzlerce kişi katıldı.
Anmanın yapıldığı Yörük Selim Mahallesi anmaya saatler kala yüzlerce polis tarafından ablukaya alındı. Anmaya katılanlar 3 farklı polis kontrol noktasından geçtikten sonra Erenler Cemevi’ne ulaşabildi.
Anma Maraş Valiliği’nin “Kamu düzeni” gerekçesi ile yasaklanma kararına karşı, Erenler Cemevi’nin bulunduğu sokakta yapılan, yüzlerce kişinin katıldığı yürüyüş ile başladı. Yürüyüşte sık sık “Maraş’ı unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak”, “Maraş, Sivas Koçgiri unutulmaz hiçbiri”, “Katil devlet hesap verecek” sloganları atıldı.
Erenler Cemevi önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, katliamda yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşuna geçti. Anmanın açılış gülbengini Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz okudu. Ardından hayatını kaybedenlerin anısına semah dönüldü.
“MARAŞ’IN YARASI HALA KANIYOR”
HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özel, aradan geçen 43 yılda olumlu bir değişiklik yaşanmadığını belirterek, “AKP ve kalemşörleri her gün Alevilere saldırıyor. Toplumda da bir değişim yok. Maraş Katliamı ile yüzleşmek için biz buradayız. Bizim istismar ettiğimizi söyleyenler insanlığını kaybetmişler. Hala mezarlarımızın yeri belli değil. İnsanlar dua okuyacakları bir mezar istiyorlar. Maraş yarası hala kanıyor. Bize yapılan hiç bir katliamı unutmayacağız. Hesap soracağız. Yüzleşme olana kadar bu davanın takipçisi olacağız” diye konuştu.
Ardından kürsüye çıkan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, benzer katliamlara yaşanan cezasızlık politikalarına dikkat çekerek “Gerçek bir adalet tesis edilmeli. Bu katliamcı zihniyete karşı birlikte mücadele etmeliyiz” dedi.
“DEVLET BU KATLİAMLA YÜZLEŞMELİ; KATİLLER VE ORGANİZE EDENLER ORTAYA ÇIKARILMALI”
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal da Maraş ile yüzleşilmemesi durumunda acıların dinlemeyeceğini vurgulayarak, “Maraş, NATO, kontgerilla, MHP ve ordu eli ile gerçekleşmiştir. Katliamlar ile yüzleşilmiyor ise yeni katliamların adımı atılacak denektir. Eğer Maraş ile yüzleşilseydi Sivas, Çorum, Ankara, Suruç olmayacaktı. Bunun bedelini bizleri birbirine düşman yaparak ödetiyorlar. Bu yaranın kabuk bağlaması, birbirimizin yüzüne bakmak için utanmak gibi bir derdimiz olmalı. Katliamla yüzleşmezsek Maraş’ın acısı ve hüznü hiçbir zaman son bulmayacak. O dönemde bu kolluk kuvvetleri neredeydi? Bu tedbirlerin milyonda biri alınsaydı bu insanlar toprağa düşmeyecekti. Devlet bu katliam ile yüzleşmeli, katilleri ve organize edenleri ortaya çıkarmalı” dedi.
“İNKARLA, KATLİAMLA BİZLERİ BİTİREMEDİNİZ”
Avrupa Alevi hareketi adına konuşan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat, “Her yıl burada toplanıyoruz, yaşamını yitirenleri anıyoruz. Katliam yapanların eline ne geçti? Buradan sürdükleri Aleviler Avrupa’da inançlarını özgürleştirdi. Cemevleri Avrupa’da inanç merkezi. Bizi katlettiniz ama amacınıza ulaşamadınız. Türkiye’de kimliğimizi kabul edeceksiniz. Eşit yurttaşlık hakkını vereceksiniz. İnkar ederek bir yere varamazsınız. Bizi çembere almış polisler ama korkmuyoruz, geçen sene olduğu gibi buradayız. Biz kimliğimizi yaşamak istiyoruz. Aleviler örgütlü artık, hesap soracağız” ifadelerini kullandı.
“YÜZLEŞİLİNCEYE KADAR BURDAYIZ”
Türkiye’deki Alevi kurumları adına ise Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül konuştu. Güzelgül, Alevilerin varlığına dahi tahammül edilmediğini ifade ederek, “Yüzlerce canımızı 43 yıl önce katlettiler, binlercesini sürdüler. Maraş’ta Alevilerin sözü geçiyordu. Alevilerin varlığına tahammül edemeyenler organizeli bir katliam planladı. Biz Kerbela, Sivas ve Maraş’ı Cuma günü yaşadık. İnsanlar canice katledildi. Burada verilen mücadele mazlum ile caninin davasıydı. Bu davayı unutturmayacağız. Yüzleşme olana kadar buralardayız. Bu yolun, erkanın bir sahibi var. Mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz. Bize unutturmaya çalışıyorlar. Bunun yolları ise anmayı yasaklamak. Ama bizler bu zihniyet ile yüzleşene kadar buradayız. Maraş’ı unutmayacağız, unutturmayacağız” şeklinde konuştu.
“KATLİAMI LANETLİYORUZ”
Anma Tertip Komitesi adına konuşan Erenler Kültür Derneği Başkanı Müslüm İbili ise, 1978 yılında Maraş’ta çeşitli ölüm şekilleriyle Alevi’siyle, Sünni’siyle öldürülen canları anmak için bir arada olduklarını belirtti. Bu olayın sadece Alevi vatandaşların bir sorununun olmadığını vicdanı olan herkesin sorunu olduğunu kaydeden İbili, “İnanıyoruz ki Maraş halkı da barışı, kardeşliği ve kucaklaşmayı arzu etmektedir. Maraş’ta gerçekleştirilen katliam bir insanlık suçudur. Bu suça ortak olmak istemeyen tüm canlar, bu katliamı lanetlemeli ve kınamalıdır. Katliam hazırlıkları mahallemizde bulunan kahvehanenin taranmasıyla başladı. Ancak biz bu kadar yapılan zulme rağmen yüzyıllardır Anadolu topraklarında birlikte yaşayan Alevi’siyle, Sünni’siyle, Kürt’üyle, Türk’üyle inanç farklılığına rağmen yaşayan bir toplumuz. Bu ülkede daha mutlu olmanın yolu olan eşit yurttaşlık temelini yaratmak zorundayız. Ülkemizde barışın, huzurun ve kardeşliğin daim olmasını temenni ederek, katliamı bir kez daha lanetliyorum” dedi.
Konuşmaların ardından yaşamını yitirenlerin anısına mumlar yakılıp karanfiller bırakıldı.
PİRHA- Maraş Katliamı’nda yaşamını yitiren Mehmet Mengücek 43. yılında Aleviler tarafından mezarı başında anıldı.
Alevi örgütleri başkanları ile HDP’li vekiller, Maraş Katliamı’nın 43. yılı sebebiyle Maraş’a gitti. Gerici gruplara karşı direnerek yaşamını yitiren Mehmet Mengücek, sabah erken saatlerde Pazarcık ilçesine bağlı Yolboyu köyündeki mezarı başında okunan gülbenglerle anıldı.
Mehmet Mengücek’in mezarı başında yapılan anmada ablası, “İsmail gelip dedi ki ‘Mehmet’i vurdular’. Sonra da dünya başımıza yıkıldı. Canım kardeşim. Sen benim canımsın. Ben senin için ölürüm kardeş” sözleriyle ağıt yaktı.
Eski Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Başkanı İsrafil Erbil, yaptığı konuşmada “Mengücek, yaşamını hiçe sayarak o gün ‘bir can kurtarabilir miyim’ diyerek mücadele etti. Bugün de Mehmet Mengücek duygusuna, kavgasına, anlayışına ne kadar ihtiyacımız olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Mehmet Mengücekleri yaşatacağız, unutmayacağız, onu katledenleri de asla affetmeyeceğiz” dedi.
HDP Milletvekili Zeynel Özen ise yaptığı konuşmada, Maraş Katliamı ile yüzleşilmesi gerektiğini belirterek, “Mehmet Mengücek bizim yoldaşımızdı. Aynı zamanda köyünün muhtarıydı. Maraş’ta olaylar başlayınca, yoldaşlarımız, saldırıların o denli büyük olacağını tahmin etmiyorlar. Sonrasında çevreye haber veriyorlar. Mehmet Mengücek de köyünden gelip Maraş girişinde mevzileniyor. Üç gün boyunca katliamcıların, Alevi mahallelerine girmelerine engel oluyor. Mehmet Mengücek üç gün boyunca Maraş’ı korudu ve en sonunda yaşamını yitirdi” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Meclis Genel Kurulu’nda söz alan HDP Milletvekili Zeynel Özen, Maraş Katliamı’nın 43. yılı olduğunu hatırlatarak, Maraş Valiliği’nin anma ve etkinlikleri yasaklamasına tepki gösterdi. Özen, “Biz cemevimizde, ibadethanemizde, kaybettiğimiz canları anıyoruz, oraya gidiyoruz. Bu bir utançtır, bir ibadet merkezine insanlar gidip orada kaybettikleri için bir gülbank okuyamayacak, karanfil bırakamayacak” dedi.
Meclis Genel Kurulu’nda gündem dışı konuşma yapmak için söz alan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Maraş Katliamı’nın 43. yıl dönümü olduğunu hatırlattı.
Katliamda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Özen, katledilenlerin çoğunun mezarlarının yerinin hala bilinmediğini ve Alevilerin saldırılardan sonra Maraş’ı terk etmek zorunda kaldığını anlattı.
Katledilen canları anmak için etkinliklerin yapılmasının yasaklandığını da belirten Özen, bunun bir utanç olduğunu vurguladı.
‘Maraşlıyım, Maraş’ta doğdum, büyüdüm, ailem hala orada’ diyen Özen, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Vicdanınıza sesleniyorum; ailenizin fertlerinin katledilmesi, mezar yerlerinin belli olmaması ve her biri Türkiye’de her yere, Avrupa’ya dağılan Alevilerden bahsediyorum. Bugün ne yaşanıyor Maraş’ta? Devletin, iktidarın ne yaptığını biliyor musunuz? Maraş’ı bir çerçeveye, bir çembere alıyorlar, oraya kendi canlarını, insanlarını anmaya, bir karanfil bırakmaya, bir dua okumaya izin vermiyorlar.”
“BU BİR UTANÇTIR”
Maraş Valiliği’nin 15-28 Aralık tarihleri arasını kapsayan etkinlik yasağını da eleştiren Özen, şunları dile getirdi:
“Biz cemevimizde, ibadethanemizde, kaybettiğimiz canları anıyoruz, oraya gidiyoruz. Bu bir utançtır, bir ibadet merkezine insanlar gidip orada kaybettikleri için bir gülbank okuyamayacak, karanfil bırakamayacak. Şimdi bize söylenen şu: ‘Örtün üstünü, bu yarayı kaşımayın.’ Biz, yara kaşımıyoruz arkadaşlar, yara kanıyor. Bu yaranın tedavi edilmesi gerekiyor. Ancak yaranın kapanması yüzleşmeyle olur, o insanların acılarını paylaşmakla olur” ifadelerini kullandı.
“ARŞİVLER AÇILSIN, MEZAR YERLERİ GÖSTERİLSİN”
Maraş Katliamı’nın arşivlerinin açılmasını isteyen Özen, şu anda birkaç kişi dışında hiçbir canın mezar yerinin belli olmadığını ifade etti.
Özen son olarak; “O mezar yerleri gösterilmeli. Bu, bir insanlık görevidir. Bırak siyasi polemikleri, Aleviliği, Sünniliği, bu bir insanlık görevidir. Maalesef yapılmıyor. Yeni yeni belgeler çıkıyor. Şurada bir belge var; Ergenekon Davası’nda yeni çıktı. Veli Küçük, Maraşlı iş adamlarına mesaj gönderiyor, bilgi notu gönderiyor, diyor ki: ‘Bu hafta içinde büyük olaylar yaşanacak, orayı terk edin.’ Hiçbiri cezasını çekmedi çünkü göstermelik cezalar verildi. Rahşan affıyla bunların hiçbiri cezasını çekmeden dışarı çıktı. Eğer biz bunlarla yüzleşmezsek bu olaylar tekrar yaşanabilir. ‘Yürü bre Hızır Paşa/Senin de çarkın kırılır/Güvendiğin padişahın/O da bir gün devrilir” dedi.
PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Maraş Katliamı’nın 43. yıl dönümü dolayısıyla Meclis’te yaptığı açıklamada, Maraş Katliamı davasının yeniden açılmasını ve yargılamaların yeniden yapılması çağrısında bulundu. Özen ayrıca, “Her yıl yitirilen canları anmak için Maraş’a gittiğimizde polis saldırısıyla karşılaşıyoruz. Bundan vazgeçin. Zira biz Maraş Katliamı’nda yitirdiğimiz canları anmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Maraş Katliamı’nın 43. Yıl dönümü dolayısıyla Meclis’te HDP’li milletvekilleri ile basın toplantısı düzenledi.
Özen yaptığı konuşmada, Maraş Katliamı’nın üzerinden 43 yıl geçtiğini anımsatarak, katliamın amaçlarından birinin kentteki Alevi nüfusunu azaltmak olduğunu ifade etti. Özen konuşmasının devamında, 1978’de kent nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan Alevilerin bugün şehir merkezindeki nüfusun yüzde 1’ini oluşturduğunu söyledi. Maraş Katliamı davasının yeniden açılması gerektiğini de vurgulayan Özen, katliamla yüzleşilmesi ve yeniden yargılanmaların yapılması gerektiğini aktardı.
Her yıl yitirilen canları anmak için Maraş’a gidildiğinde polis saldırısıyla karşılaştıklarını da belirten Özen, Maraş Katliamı’nda yitirilen canları anmaktan vazgeçmeyeceklerini söyledi.
25 Aralık Cumartesi günü Yörükselim Mahallesi’ndeki Erenler Cemevinde anmalarını gerçekleştireceklerini de aktaran Özen, herkesi yapacakları anmaya davet etti.
“ALEVİLERİN TOPLUMSAL HAFIZASINDA MAHKÛM OLMAKTAN KURTULAMAYACAKSINIZ”
Özen’in yaptığı konuşmanın tamamı şu şekilde:
“Bugün üzerinden 43 yıl geçen Maraş Katliamını, katliamda yitirdiğimiz Can’ları anmak amacıyla basın toplantısı düzenlemiş bulunuyoruz. Maraş 43 yıldır hafızalarda kapanmamış bir yaradır. Bu toprakların tanık olduğu en acımasız katliamlardan biridir. Vahşetin, caniliğin, yezitliğin vücut bulmuş halidir Maraş. Birileri bu katliamı gizlemek için 43 yıldır çeşitli yalanlar uyduruyor. Maraş’ta yaşananların bir sağ-sol, Alevi-Sünni çatışması ya da karşılıklı öldürme olduğunu söyleyerek; faille mağduru eşitlemeye çalışıyorlar. Öldürülenlerin çoğunun Alevi olması, katledilenlerin büyük kısmının tümüyle savunmasız çocuk, kadın, yaşlı insanlardan oluşması iddia edilen çatışma yalanını boşa çıkaracak cinstendir.
Bir de; yaşananlar provokasyondu, dış güçlerin tahriki sonucunda gerçekleşti minvalinde ifadeler kullanarak kendi sorumluluklarını ve suçlarını gizlemeye, kamu vicdanında kendini aklamaya çalışanlar var. Başta dönemin resmi yetkilileri olmak üzere, siyasi parti görünümlü sivil faşistler ve onların uzantıları bu katliamdaki sorumluluklarını gizleyemezler. Ne kadar inkâr ederseniz edin Alevilerin toplumsal hafızasında mahkûm olmaktan kurtulamayacaksınız.
“BU FAŞİST GÜRUHUN SIRTINI BİR YERLERE DAYADIĞI AÇIKTIR”
Bu suça ortak olan, kitleler halinde işaretlenmiş Alevi evlerine saldıran, insanları öldüren, tecavüz eden, mallarını yağmalayan sivil faşist unsurlar, yaratılan düşman imajının etkili bir biçimde dolaşıma sokulmasına katkı sunmuşlardır. Bunları söylerken tabi ki Maraş’ta yaşayan bütün Sünni vatandaşlar bu katliama katıldı demiyoruz. Alevi komşularını korumak için canını ortaya koyan, katillere karşı çıkan insanlar da vardı. Onların vicdanının da bu katliamın yükü altında ezildiğini biliyoruz. Ama öte yandan, yaptıkları katliamı hala “Allah için”, “devlet için savaş” diye meşrulaştırmaya çalışanlar var. Yıl dönümünde Maraş Katliamı anması için şehre gelenleri protesto eden, saldırılar düzenleyen, katliamın anılmasına tahammülü olmayan bu güruhun amacı suçunu gizlemektir, hasıraltı etmektir. Şu çok açık ve net; bu katliamı unutturmak isteyenler bu ayıbın ortağıdırlar. Bu faşist güruhun sırtını bir yerlere dayadığı ve onlardan aldığı güçle bu saldırıları sürdürdüğü gün gibi ortadadır. Bu güruhun sırtını sıvazlayanlar, dün olduğu gibi bugün de suç işlemektedirler ve mutlaka hesap vereceklerdir.
KATLİAM SÜRECİ
Katliamın hazırlığının haftalar öncesinden yapıldığı, planlanıp organize edildiği gün gibi ortadadır. Peki katliamı planlayanların amacı neydi? Kısaca 3 başlık altında toplamaya çalışırsak:
1-Alevi, Kürtlere ve solculara bir mesaj verilmek istendiği anlaşılmaktadır. Türk-İslam kimliği dışında kimliklerin kendini ifade etmesine rejimin tahammülünün olmadığı söylenmektedir. Ya Türk-İslam kimliği içerisinde erirsiniz ya da akıbetiniz böyle olur denmektedir.
2-Türkiye’nin demokrasi, sosyalizm ve sol değerlerle buluşması engellenmek istenmektedir. Esasen katliamın gerçekleştiği tarihsel kesit, toplumsal çelişkilerin su yüzüne çıktığı bir ortama tekabül etmektedir.
3-Türkiye’de bir kaos ortamı yaratılıp, sıkıyönetim ilan edilmesine, askeri bir darbe yapılmasına zemin hazırlanmak istenmektedir.
Bu yanıyla bakıldığında, Maraş Katliamı’nın ardından sıkıyönetim ilan edilmesi, 12 Eylül faşist darbesine giden yolun en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur.
“KİTLELER HALİNDE ŞEHİRDE ALEVİ AVINA ÇIKTILAR”
Maraş Katliamı uzun süre boyunca yapılan hazırlık ve “provalar” sonrasında gerçekleştirilmiştir. Halihazırda, katliamın hazırlıklarını deşifre eden toplantı ses kayıtları da dava dosyasında bulunmaktadır. Katliamı; Kontrgerilla, dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı, Amerikan istihbaratı CIA’nın birlikte organize ettiği, sivil faşist unsurları da tetikçi olarak kullandıkları anlaşılmaktadır. Katliama ilişkin gizemini koruyan bir diğer husus da katliam öncesinde şehre gelen Milli Piyangocu kisvesi altındaki 26 kişidir. Milli Piyango Genel Müdürlüğü yaptığı açıklamada ise bu 26 kişinin kurum çalışanları olmadığını açıklamıştır. 19 Aralık’ta Çiçek sinemasına ses bombası atılarak katliamın fitili ateşleniyor. Sivil faşistleri provoke etmek için yapılan bu saldırının ardından Akın Kıraathanesi bombalanıyor. TÖB-DER’li iki sol görüşlü öğretmen öldürülüyor. İnsanlıktan nasibini almamış katiller cenazeye saldırıyor, ardından da kitleler halinde şehirde Alevi avına çıkıyorlar.
“EN VAHŞİ YÖNTEMLERLE İNSANLAR ÖLDÜRÜLDÜ”
İşaretlenmiş Alevi evleri basılıyor, kadınlara tecavüz ediliyor, mallar yağmalanıyor ve en vahşi yöntemlerle insanlar öldürülüyor. Bu anlamda Maraş Katliamı tarihin gördüğü en vahşi katliamlardan biridir. Düşünün ki, 85 yaşında tek gözü görmeyen Cennet Çimen’i yakalayan caniler grubu, diğer gözünü tornavidayla oyduğu kadını, baş aşağı bir çukura atarak öldürüyor. 11 yaşında Ali Traş’ın kolları ve bacaklarını kestikten sonra kazanda kaynatarak öldürüyor. Bu anlamda Maraş bir Kerbela’dır. Maraş Katliamı’nı gerçekleştirenler ise bugünün Yezit ve taraftarlarıdır. Maraş Katliamı, Türkiye’de rejim karakterini bütün yönleriyle ortaya koyan en tipik, en önemli olaylardan biridir. Rejimin Alevi nefretini, Kürt düşmanlığını, Solun yükselişine karşı endişesini; emekten, özgürlükten, demokrasiden ve eşitlikten korkusunu en çıplak bir şekilde gördüğümüz olaylardan biridir. Bundan dolayı bugüne kadar aydınlatılamamış, hatta katiller zaman içerisinde salıverilerek mükâfatlandırılmıştır.
“MARAŞ KATLİAMI’NIN AMAÇLARINDAN BİRİ DE ALEVİ NÜFUSUNU MARAŞ’TA AZALTMAKTI”
Nitekim, bilindiği üzere, saldırganlar kitleler halinde şehri işgal edip, Alevileri öldürürken devlet otoritesi kılını bile kıpırdatmamıştır. Maraş Katliamı’nın amaçlarından birinin Alevi nüfusu Maraş’ta azaltmak (adeta Alevisizleştirmek) olduğu bugünden geriye dönüp bakıldığında net bir şekilde anlaşılmaktadır. 1978’de Maraş’ta nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan Aleviler, bugün şehir merkezinin yüzde 1’ini ancak oluşturmamaktadır. Bunun sistemli bir iskân, demografik mühendislik politikası olduğu, yeni inşa edilen mülteci kampıyla daha bir görünür olmuştur.
Aşağı Terolar köyünün mera alanına hukuksuz bir şekilde inşa edilen mülteci kampına 27 bin civarı IŞİD ve benzeri selefi grupların sempatizanlarının yerleştirilmesi hem Alevi nüfusun azaltılması hem de gelecekte ekilmek istenen yeni çatışma tohumlarına işaret ediyor.
“MARAŞ KATLİAMI DAVASININ YENİDEN AÇILMASI VE YENİDEN YARGILANMALARIN YAPILMASI GEREKMEKTEDİR”
Bizler burada 43. yılında Maraş Katliamı’nı anarken, farklılıkların özgürce birlikte yaşadığı demokratik bir Türkiye idealini dile getiriyoruz. Bir daha Maraş benzeri katliamlar yaşanmasın istiyoruz. Bunun için yakın tarihimizin diğer karanlık sayfaları gibi Maraş Katliamı’yla yüzleşilmesini, hakikatlerin açığa çıkarılmasını istiyoruz. Gerçeklerle yüzleşilmediği, sorumluları açığa çıkarılıp yargılanmadığı sürece Maraş kanamaya devam edecektir. Bunun için Maraş Katliamı davasının yeniden açılması ve yeniden yargılanmaların yapılması gerekmektedir.
Maraş’ta yürekleri kanatan katliamların ardından acıların hatırlanıp dinmesi için bugüne kadar tüm gelişmiş demokrasilerde uygulanan iki temel yöntem vardır; birisi onarıcı adaleti tesis etmektir, bir diğeri ise tarihsel yüzleşmelerdir. Acıları hatırlamanın amacı; acıları yarıştırmak veya yeniden öfkeyi, nefreti uyandırmak değildir. Maraş Katliamı’na dair gizlenen gerçeklerin açığa çıkarılması için devlet arşivlerinin, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in arşivinde bulunan bir belgede katliamda rolü olduğu söylenen Milli İstihbarat Teşkilatı arşivinin açılmasını talep ediyoruz.
Her yıl yitirilen canları anmak için Maraş’a gittiğimizde polis engeliyle, polis saldırısıyla karşılaşmak istemiyoruz. Katliamlara seyirci kalanların mağdurları anmaya gelenlere saldırması Alevilere dönük ayrımcılığın açık ifadelerinden biridir. Bundan vazgeçin. Zira biz Maraş Katliamı’nda yitirdiğimiz canları anmaktan vazgeçmeyeceğiz.
25 Aralık Cumartesi günü Yörükselim Mahallesi’ndeki Erenler Cemevinde yapacağımız anmaya tüm canlarımızı davet ediyoruz. Maraş Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız.”
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada “Alevilerin Serçeşmesi; inanç merkezi olan Hacı Bektaş Veli Dergahının Kültür Bakanlığı’nın işgali altında olduğunu belirterek, “Derhal bu işgale son verilmeli, Alevilerin Dergahı Alevilere teslim edilmelidir” dedi.
Milletvekili Zeynel Özen, Meclis Genel Kurulu’nda devam eden Kültür Bakanlığı’nın bütçe görüşmeleri esnasında söz aldı. Milletvekili Özen, AKP’nin kültür-sanat politikalarını eleştirerek “Savaşa bütçe ayırmakta hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan bu hükümet, sanata ve kültüre neredeyse sadaka boyutunda bir bütçe ayırmaktadır” dedi.
“KÜLTÜR POLİTİKASI OLMAYAN ÜLKELERİN GELECEĞİ YOKTUR”
Zeynel Özen, siyasi iktidarın, muhalif sanatçılara dönük baskı politikalarını da eleştirerek şunları ifade etti:
“Kültür ve sanat toplumlar için ekmek ve su kadar önemlidir. Sanata ve kültüre önem vermeyen bir ülkede toplum ve bireyler, demokratik düşünemez, sorgulayamaz, muhakeme edemez. Bir kültür politikası olmayan ülkelerin geleceği yoktur. Bir ülkenin çağdaş uygarlık düzeyini ve demokrasisini anlamak için o ülkenin kültür ve sanat politikalarına bakmak yeterlidir. Fakat bu ülkede sanatın ve edebiyatın onurları olan Genco Erkal’a, Müjdat Gezen’e, Metin Akpınar’a, Fazıl Say’a ve hatta Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’a bile ‘cumhurbaşkanına hakaret’ davası açılmıştır. Dünyanın her yerinde sanatçılar muhaliftir. Bir ülkede yaşanan sorunları dile getirmeyen sanatçı olamaz. Olsa olsa anca yalaka olur.”
“BU TOPRAKLARIN KÜLTÜRÜNÜ YOK ETMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ”
Milletvekili Zeynel Özen, konuşmasında Kürt dili üzerindeki yasaklara da değindi. “Anadilin yasaklandığı bir ortamda kültür ve sanatın gelişmesi de beklenemez” diyen Özen, şöyle devam etti:
“Maalesef ülkemizde tek dil, tek din, tek millet anlayışına dayanan devletin kültür politikası, ülkenin farklı kültürlerini inkar etmiş, gelişmesine de engel olmuştur. Şu an bu tekçi iktidar, çok açık ve net sanat ve kültürün düşmanıdır. Bu anlamda tiyatro sahneleri açılırken maalesef ülkemizin tüm farklılıklarına perdeler kapalıdır. Mesela buradan sormak isterim, Kültür Bakanlığınız, Türkçe dışındaki kültür ve sanat projelerinin kaç tanesi ve ne kadarına destek verdiğini açıklayabilir mi?
Bugün Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde insanlar sanata ulaşamıyor. Özellikle kendi dillerinde sanatlarını yapamıyorlar. Kayyumların yaptığı iş; ilk gittikleri yerlerde Kürtçe tabelaları kaldırmak, Kürtçe sanat üreten kurumları kapatmak olmuştur. Ehmede Xani, Cegerxwin, Ahmet Arif ve Mehmet Uzun gibi büyük değerleri çıkaran Kürt dilini görmezden gelip baskılayarak bu toprakların kültürünü ve sanatını yok etmeye çalışıyorsunuz. Kürtçe bir atasözümüz vardır; ‘Ağaç, kökü üzerinde yeşerir. İnsan dili üzerinde yaşar ve gelişir.’ Bu anlamda ülkenin çok dilli yapısına uygun kültür ve sanat politikası olmalıdır.”
“DERHAL BU İŞGALE SON VERİLMELİ!”
Zeynel Özen, son olarak UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’a adanmasını hatırlatarak “Alevi değerleri olan Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran yılı ilan edilmesine rağmen kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz. Aksine bu değerleri manipüle ederek Alevileri asimile etmek için kullanıyorsunuz” dedi.
HDP’li Zeynel Özen “Bu toprakların değerleri özüne uygun bir şekilde yaşatmalıyız” diyerek Kültür Bakanına “Bizim, Alevilerin Serçeşmesi, inanç merkezi, dergahımız, Kültür Bakanlığı’nın işgali altındadır. Derhal bu işgale son verilmeli, Alevilerin dergahı Alevilere teslim edilmelidir” ifadelerini kullandı.
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa’daki örgütlü Alevileri hedef almasına tepki gösterdi. Meclis’te bir konuşma yapan Özen, Almanya devletinin Alevilere 30 milyon Euro vermesinin mümkün olmadığını belirterek, Erdoğan’ın iftira attığını söyledi. Erdoğan’ın Alevilere önyargılı olduğunu vurgulayan Özen, “Sizin Aleviler konusunda siciliniz bozuk. Aleviler için taş üstüne taş koymadınız. Sadece iftira atmayı, asimile etmeyi iyi bilirsiniz” dedi.
Uzun yıllar Avrupa’da Alevi hareketi içinde yer alan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, bugün Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta Siirt’te Avrupa’daki Alevi örgütlülüğünü “Ali’siz Aleviler” olmak itham etmesine ve Alman devletinin Alevilere yıllık 30 milyon Euro verdiğini iddia etmesine tepki gösterdi.
“Ben aslında bu konuşmamı Cumhurbaşkanı’nın yüzüne karşı yapmak isterdim. Fakat şu an karşımda olmadığı için yardımcısı Fuat Oktay’a yapacağım” diyen Özen,
AKP Genel Başkanı Erdoğan geçtiğimiz haftalarda Siirt’te yaptığı konuşmada, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonunu kast ederek “Almanya’da özellikle Alevilikten öte Alisiz Alevilikle, adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor. Ve ciddi de onlara para desteği veriyorlar. Bundan 2 yıl öncesi rakamla 30 milyon Euro bunlara parasal destekleri olmuştur” ifadesini kullandı. Bir cumhurbaşkanı yalan söylemez, iftira atmaz, insanları ötekileştirmez. Ama AKP genel başkanı Erdoğan; Siirt’teki konuşmasında Avrupa’daki Alevi kurumlarına iftira attı. 30 milyon avro destek aldıkları iddiası külliyen yalandır” diye konuştu.
Milletvekili Özen, Diyanete 7-8 bakanlığın bütçesine eşit pay ayırmalarından dolayı bütün diğer ülkeleri de kendileri gibi sanıyorlar. Oysaki laik-demokratik ülkelerde, devletler inançsal hizmetlere 1 kuruş vermez” hatırlatmasında bulunarak, şöyle devam etti:
“O kurumların sadece sosyal, kültürel, eğitsel çalışmalarına maddi proje destekleri sunarlar. Bunun da inanç ve dini faaliyetle uzaktan yakından alakası yoktur.
Bakın burada örnek amaçlı 2014-2017 yılları arasında, Alman resmi hükümet raporlarındaki, inançlara projeleri kapsamında aktarılan bütçeleri açıklayayım.
4 yıl içinde Erdoğan’ın bahsi geçen Alevi kurumlarına aktarılan bütçe sadece 596 bin 117 euro. Buna karşın Diyanetin Almanya temsilciliğini yapan DİTİB ve diğer 4 çatı kuruluşun projelerine aktarılan bütçe ise tam 13 katı olarak; 7.645.221 euro.”
Erdoğan’ın konuşmasında AABK Onursal Başkanı ve 25. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Turgut Öker’i kast ederek, CHP aday yapmak istedi” sözlerine de tepki gösteren Özen, “Erdoğan bir başka iftira daha attı. Oysa Turgut Öker’in hiçbir zaman CHP ile alakası olmamıştır. 7 Haziran 2015 genel seçimleri öncesinde de Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı 300 civarı cemevinin %98’nin onayıyla HDP’den aday gösterilip, Alevileri temsilen seçilmiştir.
Siirt’teki bu iftira dolu açıklamalarından da anlaşıldığı üzere; Erdoğan biz Alevilere karşı tarihsel ön yargılarından asla kopamıyor. Biz Alevileri olduğu gibi kabul etmek yerine bizlerin değerlerini manipüle edip içini boşaltmakla uğraşıyor” dedi.
“SİZİN ALEVİLER KONUSUNDA SİCİLİNİZ BOZUK”
Şu anki iktidarın düşünce kodlarının kendi gibi olmayanların yaşam tarzlarını sapkın veya hastalıklı görme alışkanlığı üzerine kurulu olduğunu ifade eden Özen, şunları kaydetti:
“Geçmişten günümüze mirasını taşıdıkları ve Alevi katliamlarıyla meşhur zihniyetlerinin tarihsel misyonlarını halen devam ettiriyorlar.
Buradan Erdoğan’a sesleniyorum; sizin Aleviler konusunda geçmişten günümüze siciliniz bozuk. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldunuz, 1 hafta sonra belediye dozerlerini Karacaahmet Cemevi önüne yığıp, 500 yıllık bir inanç merkezini yıkmaya çalıştınız. Cemevinin önünde insanlar direnmeseydi bugün Aleviler için büyük öneme sahip olan böyle bir tarihi dergâh yok olacaktı. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinizde de aynı yıkıcı tutumlarınıza devam ettiniz.
Madımak katillerinin davasının zaman aşımına uğramasını “hayırlı uğurlu olsun” diyerek, sevinçle karşıladınız. Bu katliamın avukatlarının hepsine iktidarınızda makamlar, rütbeler, ödüller verdiniz. Katliam sanıklarını özel afla salıverdiniz.
AİHM’de biz Aleviler lehine verilen kararların hiçbirini yerine getirmediniz.
Bugüne kadar Alevilerin de Cumhurbaşkanı olduğunuzu gösteren tek bir olumlu adım attınız mı?
Aleviler için bugüne kadar 1 tane bile; vali, kaymakam, emniyet müdürü ve üst düzey bir yönetici atadınız mı? Tek 1 tane somut örnek verebilir misiniz?
Aleviler için taş üstüne taş koymadınız. Siz Aleviler konusunda sadece yıkmayı, yok etmeyi, asimile etmeyi ve iftira atmayı iyi bilirsiniz.
Siz bugüne kadar Alevilerin hangi acısına veya mutluluğuna ortak oldunuz?”
“Erdoğan’ın bu ‘Alisiz Alevilik’ yaygarasının neye hizmet ettiğini biz çok iyi biliyoruz. Bu, bizleri ayrıştırmak ve birbirimize düşürmek için ortaya atılan bir tartışma” diyen Zeynel Özen, “Alevilikte esas ‘Yol bir, sürek bin birdir.’ Biz o ‘Yol’ un yaşaması ve birliği için mücadele ederken, ‘Sürek’lerimizin farklılıklarını zenginliğimiz bildik. Kimse kimseye kendi süreğini dayatmaz. Herkes istediği gibi inancını yaşar. Tüm bunları, Aleviliği sadece ‘Ali’yi sevmek’ olarak anlayan Recep Tayyip Erdoğan’ın anlamasını tabi ki beklemiyoruz” ifadelerini kullandı.
Alevileri ayrıştırmanın doğru olmadığını ifade eden HDP Milletvekili Zeynel Özen, “Sünni tarikatlar arasındaki farklara, fıkhi tartışmalara girmek bir Alevi olarak nasıl benim haddim değilse, Aleviler içindeki teolojik çeşitliliği nifak sokucu şekilde ayrıştırmakta kimsenin hakkı ve haddi değildir. Bu Tayyip Erdoğan olsa bile böyledir.
Biz biliyoruz ki burada asıl sorun Alevilerin ana vatanlarında mahrum bırakılan eşit yurttaşlık haklarını Avrupa’da yaşadıkları ülkelerde elde etmesidir. Oralarda bir inanç topluluğu olarak kabul edilmesidir” diye konuştu.
“Benim de içinde yer aldığım Avrupa Alevi örgütlenmesinin bugüne kadar kazanımları, baş eğmeyen, biat etmeyen mücadele tarzı, biat kültürüne alışık olan zihniyetlerin kimyasını bozmuştur. Ve iftiralara sığınıp, gerçek dışı algılar yaratmaktan öteye gitmemişlerdir. Alevilik, insanın yaşamını da inancına göre yürütebilmesidir. Alevilik, kadın erkek eşitliğidir, rızalıktır, hoşgörüdür, kin ve nefret taşımamaktır, barıştan yana olmaktır, haram lokma yememektir, beşikteki ile eşiktekinin eşit olmasıdır. Ve insanı, doğayı, tüm canlı ve cansız varlıkları inancın temeline koymaktır. Buradan Erdoğan’a sesleniyoruz; artık yeter! Alevilerden, Kürtlerden, Ermenilerden, Êzidîlerden, kadınlardan, emekçilerden ve tüm farklılıklardan elini ve dilini çek! Bu nefret dili, kin ve düşmanlık yaymaktan başka bir işe yaramıyor. 20 yıldır bunu yaptınız da n’oldu?
“ERDOĞAN İKTİDARINI SÜRDÜRMEK İÇİN DİNİ KULLANMAYA DEVAM EDİYOR”
Erdoğan’a bu çağrıyı yapıyoruz, ama Erdoğan’ın ruh hali bu çağrıyı duyacak durumda değil. O kendine yeni kullar yaratma arayışına devam ediyor. İktidarını sürdürebilmek için dini kullanmaya devam ediyor. Biz Aleviler olarak biliyoruz ki nefret diline en iyi cevap; bu yezit ve muaviye oyunlarına düşmemektir.
Bu topraklarda başta Kürtler-Türkler, Aleviler-Sünniler ve bütün cümle canların laik-demokratik çağdaş bir cumhuriyette barış ve kardeşlik içerisinde eşit haklar temelinde bir arada yaşamayı, Halkların Demokratik Partisi olarak er ya da geç mutlaka hayata geçireceğiz. Yaşasın halkların ve inançların kardeşliği.”