Etiket: alevi inancı

  • Çankaya: Ülkeyi yönetenler Alevileri ayrıştırma peşinde, saldırılar tesadüf değil-VİDEO

    Çankaya: Ülkeyi yönetenler Alevileri ayrıştırma peşinde, saldırılar tesadüf değil-VİDEO

    PİRHA-30 Temmuz’da Ankara’da cemevlerine yönelik saldırılara tepki gösteren AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, “Geçmişte Alevilere katliam yapan devlet günümüzde de aynı politikaları sürdürüyor. Saldırılar tesadüf değildir, seçimlere giderken ülkedeki diğer azınlıklara ne yaptılarsa Alevilere de onu yapacaklar” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan Karaca tutuklanırken, 2 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

    Cemevlerine yönelik düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLERİ AYRIŞTIRMA PROJESİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Devletin Alevisini yaratma projesinin olduğunu belirten AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, “Geçmişte Alevilere katliam yapan devlet günümüzde de aynı politikaları cemevlerine yapılan saldırılarla sürdürüyor. Devletin Alevilerle arasının iyi olması için uğraşan cemevleri var ve bunu gören devlet erkânı da Alevileri ayrıştıracak şekilde hangi cemevlerine saldırı yapacaklarına ilişkin bir proje ile karşı karşıyayız. Saldırılar tesadüf değildir. Seçimlere giderken ülkedeki diğer azınlıklara ne yaptılarsa Alevilere de onu yapacaklar. Seçimlere giderken Alevileri tanımayan, cemevlerini ibadethane olarak görmeyen ve Alevilere eşit yurttaşlık hakkını vermeyen bir ülkenin yöneticileri ne hikmetse bir senedir cemevlerini geziyorlar” dedi.

    Cihan BERK/PİRHA

     

  • DAD Eş Başkanı Kulu: Hüseyin Gazi Cemevi’ne ziyaret ikiyüzlülük dolu-VİDEO

    DAD Eş Başkanı Kulu: Hüseyin Gazi Cemevi’ne ziyaret ikiyüzlülük dolu-VİDEO

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevi’ne yaptığı ziyarete tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Toplumsal muhalefetin yükseldiği ve seçimin yaklaştığı bir dönemde tamamen ikiyüzlülük dolu bir ziyaretten başka bir şey değildir” dedi. Kulu, “Şu anda tek adam rejiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın A4 kâğıdına atacağı bir imzayla mümkünken hiçbirini yapmıyor” eklenmesinde bulundu. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Muharrem’in 10’uncu gününde Ankara Mamak’ta bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ne gerçekleştirdiği ziyaret sonrası tartışmalar devam ediyor. Ziyarete başta Hüseyin Gazi Derneği yönetimi ile Alevi örgütleri tepki göstermişti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevi’ne yaptığı ziyareti PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “ERDOĞAN GERÇEKTEN SAMİMİ İSE İNANCIMIZI TANISIN”

    Türkiye’de 25 milyon Alevinin yaşadığını ancak inancının kabul edilmediğini söyleyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Şu anda tek adam rejiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın A4 kâğıdına atacağı bir imzayla mümkünken hiçbirini yapmıyor” dedi.

    Kulu şöyle devam etti:

    “Kendisine biat eden cemevi yönetenlerinin davetiyle gitti. Yol’dan çıkan ve devletin gücünden faydalanmak isteyenlerin dışında hiç kimse cumhurbaşkanının ziyaretini kabul etmemiştir. Alevi toplumsallığının bu ülkede devletten talepleri var, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmediği ve inancımızın hiçbir anayasal güvencesinin olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Sistemin sıkışmışlığı, toplumsal muhalefetin yükseldiği ve seçimin yaklaştığı bir dönemde tamamen ikiyüzlülük dolu bir ziyaretten başka bir şey değildir. Bütün farklılıklar anayasal güvence altına alındığı zaman barış içinde bir arada yaşama imkânı bulabiliriz. Onun dışındaki her söz, her ziyaret günü kurtarmaktan öteye gitmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan veya sistem, Alevilere karşı gerçekten samimi ise bizim inancımızı, ibadethanemizi, ocaklarımızı, ziyaretgahlarımızı, kutsallarımızı Alevi toplumsallığına devrederek anayasal güvence altına alınması ile mümkündür.”

    PİRHA/DERSİM

  • Alevi başkanlar: İktidar Aleviler üzerinden toplumsal kaos yaratmaya çalışıyor-VİDEO

    Alevi başkanlar: İktidar Aleviler üzerinden toplumsal kaos yaratmaya çalışıyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara ve İstanbul’da Alevilere ve kurumlara yönelik düzenlenen saldırılara tepki gösteren ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, saldırıların arkasındaki gücün bulunmasını istediler. Başkanlar, “Yapılan saldırılar ilk değildi, son olmayacağını da biliyoruz. Ülkeyi yönetemez durumda olan iktidar Aleviler üzerinden toplumsal kaos yaratmaya çalışıyor” ifadelerini kullandılar. 

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan Karaca tutuklanırken, 2 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

    İstanbul’da ise Alevi Vakıfları Federasyonu 2. Başkanı ve Kartal Cemevi Başkanı Selami Sarıtaş, evinin önünde kimliği henüz belirlenmeyen kişi ya da kişilerin saldırısına uğradı. Saldırıyı gerçekleştiren şahısların adres sorma bahanesiyle Sarıtaş’a yaklaşıp saldırdıkları belirtildi. Hastanede kontrolden geçen Sarıtaş’ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.

    Cemevlerine ve Alevilere yönelik düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İKTİDAR TOPLUMSAL KAOS YARATMAYA ÇALIŞIYOR”

    Ülkeyi yönetemez durumda olan iktidarın toplumsal kaos yaratmaya çalıştığını belirten ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda yıllardır beslendikleri kaosun en uç noktası Aleviler olarak görülmüştür ve yine kendi iktidarlarının devamını sağlamak için Aleviler üzerinden toplumsal kaos yaratmaya çalışıyorlar. Aynı zamanda iktidar cemevlerini ziyaret ederek Alevi toplumunun örgütlü yapısını ayrıştırma adına geçmişte olduğu gibi bugün de çalışmalarına devam ediyor. Biz bu anlayışın ikiyüzlülüğünü, ayrıştırıcı dilini ve samimiyetsizliğini çok iyi biliyoruz. İnancı yok sayılan, cemevleri ibadethane olarak kabul edilmeyen ve Alevilerin taleplerine sağır, dilsiz kalan iktidarın bugün seçimler yaklaştıkça Alevilere hoş görünmek için cemevlerini ziyaret etmesinin altındaki ikiyüzlülüğü görmemiz gerekiyor” dedi.

    “ALEVİLERİ KONTROL ALTINA ALMAK İÇİN BASKICI VE TEKÇİ ANLAYIŞ DEVAM ETTİRİLİYOR”

    Alevileri ve muhalifleri korkutmak, kontrol altına almak isteyen devlet üst aklının baskıcı ve tekçi anlayışı devam ettirdiğini vurgulayan AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise, “Kartal Cemevi başkanına saldırı düzenlendi, muharrem oruçlarının ilk gününde Ankara’nın göbeğinde cemevlerine saldırı oldu. Bizim tarafımız çok net, diyoruz ki inancı, kimliği, dili ne olursa olsun herkes bir arada kardeşçe, eşit koşullarda yaşasın biz barıştan yanayız ama birileri kendi egemen güçlerini bizlere dayatmaya çalışıyorlar  biz buna karşı tutum sergiliyoruz. Devletin Alevilere, Kürtlere ve diğer toplumsal kesimlere uyguladığı politikaların son birkaç hafta içerisinde devam ettirileceğini görmüş olduk” ifadelerini kullandı.

    “SALDIRILAR İLK DEĞİLDİ SON DA OLMAYACAK”

    Ankara’da cemevlerine yapılan saldırının ilk olmadığını ve son da olmayacağını bildiklerini söyleyen PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe de “Çünkü siyasal iktidarlar ülkeyi yönetemediği durumlarda toplumun dikkatini başka taraflara çekebilmek adına her zaman Aleviler hedefe konulmuştur. 72 milleti aynı nazarla görürüz, şiddetten beslenmeyiz, kinden ve kibirden uzak dururuz, herkesin kardeşçe bir arada yaşamını savunuruz. O nedenle Kartal’da ve Ankara’da gerçekleşen saldırıları kınıyorum. Saldırıların arkasındaki gerçek senaristlerini ve oyuncularını istiyoruz” diye belirtti.

    Cihan BERK/PİRHA

  • ‘Cemevlerine ve Alevilere saldırılarda politikacıların kullandığı dilin de payı var’-VİDEO

    ‘Cemevlerine ve Alevilere saldırılarda politikacıların kullandığı dilin de payı var’-VİDEO

    PİRHA- Ankara ve İstanbul’da Alevilere ve kurumlarına yönelik düzenlenen saldırılara tepki gösteren yurttaşlar, Alevi inancına yönelik saldırılarda politikacıların kullandığı dilinde payı olduğuna dikkat çekerek, Alevilere yönelik saldırılar geçmişten beri devam eden bir politika olduğunu belirtti.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan K, tutuklanırken, 2 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

    İstanbul’da ise Alevi Vakıfları Federasyonu 2. Başkanı ve Kartal Cemevi Başkanı Selami Sarıtaş, evinin önünde kimliği henüz belirlenmeyen kişi ya da kişilerin saldırısına uğradı. Saldırıyı gerçekleştiren şahısların adres sorma bahanesiyle Sarıtaş’a yaklaşıp saldırdıkları belirtildi. Hastanede kontrolden geçen Sarıtaş’ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.

    Cemevlerine ve Alevilere yönelik düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor. Erzincan’da yurttaşlar saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “CEMEVLERİNE SALDIRAN KİŞİLERE TALİMAT VERİLMİŞ”

    Cemevlerine yapılan saldırıyı insanları birbirine düşürmek için yapıldığını söyleyen Kenan Düzgünkaya, “Aleviler olarak devletin inancımızı tanımaması nedeniyle zorluklarla karşı karşıyayız. Cemevlerine saldıran kişiler Ankara dışından geldiği için kendilerine talimat verilmiş. Alevi inancına yönelik saldırılarda politikacıların kullandığı dilinde payı var” dedi.

    “SALDIRGANLAR BİR MERKEZ TARAFINDAN MAŞA OLARAK KULLANILIYOR”

    Türkiye’de ezilen halklar ve inançlar arasında yaratılmak istenen çatışmanın birilerinin eliyle yapıldığına dikkat çeken Önder Turan, “Ülkedeki gerçeklikleri gözden kaçırmak için yok sayılanlar ve ezilenler arasında bir çatışma ortamı yaratılıyor. Maşa olarak kullanılan saldırganları kontrol eden bir merkez var, oraya dikkat çekmek gerekiyor” diye belirtti.

    “ALEVİLERE RAHAT VERMEK İSTEMİYORLAR”

    Alevilere yönelik yıllardır baskıların olduğunu vurgulayan Haşim Fırat, “Aleviler bu ülkenin vatandaşı olarak görülmedi, her zaman bir kenara itilmiş. Alevilere rahat vermek istemiyorlar bunu da ülkenin başındaki insanlar yapıyor. Maraş’ta, Sivas’ta ve Çorum’da katledildik o yüzden bu saldırılar geçmişten beri devam eden bir politika. Alevilere sizin bu memlekette yaşama hakkınız yok diyorlar” diye konuştu.

    Cihan BERK/ERZİNCAN

  • Ağuçan anma etkinliği 13 Ağustos’ta; anmaya katılım çağrısı -VİDEO

    Ağuçan anma etkinliği 13 Ağustos’ta; anmaya katılım çağrısı -VİDEO

    PİRHA-Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, 13 Ağustos Cumartesi günü Ağuçan anma etkinliği gerçekleştirecek. Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Başkanı İnanç Dolu, “Ağuçan Ocağı’nda yapılacak anma etkinliği ve diğer Alevi etkinlikleri son saldırılarla birlikte daha da önem kazanmış durumda. Halkımızı bu tür etkinlikleri sahiplenmeye çağırıyoruz” dedi.

    Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, Ağuçan anma etkinliği gerçekleştirecek. 13 Ağustos’ta Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Karabakır (Bargini) Köyü’nde düzenlenecek olan etkinlikte kahvaltı, panel, lokma dağıtımı ve müzik dinletisi olacak.

    08.00-11.00 arası kahvaltı ile başlayacak olan etkinlik panel ve konuşmalar ile devam edecek. ‘Ağuçan Ocağı ve Tarih Belgeleri’ konulu panele yazar Hamza Aksüt panelist olarak katılacak. Aşure yapılıp pay edildikten sonra etkinlik müzik dinletisiyle sona erecek. Etkinliğe sanatçılar Ayfer Düzdaş, Dertli Divani, Hüseyin Korkankorkmaz ve Ali Eren Yüksel katılacak.

    Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Başkanı İnanç Dolu, Ağuçan anma etkinliğinin önemine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SON SALDIRILARLA BİRLİKTE ALEVİ ETKİNLİKLERİ DAHA DA ÖNEM KAZANDI”

    Ağuçan Ocağı’nda yapılacak anma etkinliği ve diğer Alevi etkinliklerinin son saldırılarla birlikte daha da önem kazandığını belirten Dolu, “Halkımızı bu tür etkinlikleri sahiplenmeye çağırıyoruz. Alevi toplumuna yapılan saldırılardan sonra yapılan etkinlikler daha anlamlı hale geldi, katılımın yüksek olması bu yüzden oldukça önemlidir. Muharrem oruçlarının ardından aşurelerimizi Ağuçan anma etkinliğinde yapacağız. Aşurelerimizi barış ve ezilen halklar için yapacağız” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Pir İnanç Dolu: Seçimlerin konuşulduğu dönemde cemevlerine saldırı tesadüf değil-VİDEO

    Pir İnanç Dolu: Seçimlerin konuşulduğu dönemde cemevlerine saldırı tesadüf değil-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da cemevlerine yapılan saldırının tesadüf olmadığını vurgulayan Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Geçmişte cuma günü camiden çıkıp Sivas’ta insanları yaktılar. Seçimlerin konuşulduğu bir dönemde Alevi toplumunun kurumlarına saldırıların olması düşündürücüdür” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan K, tutuklanırken, 2 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Cemevlerine düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan eş zamanlı saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLERİN EN BÜYÜK SORUNU YASA ÖNÜNDE EŞİT YURTTAŞ OLMAMASI”

    30 Temmuz’da cemevlerine yapılan saldırının tesadüf olmadığını vurgulayan İnanç Dolu, “Seçimlerin konuşulmaya başlanması, Hacıbektaş’ta gençlik kampının yapılacak olması, cemevlerine yasal statü tartışmalarının yapılması ve Diyanet İşleri Başkanı’nın cemevlerine yaptığı ziyaretlerden sonra cemevlerine eş zamanlı saldırıların düzenlenmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Daha önce de cuma günü camiden çıktılar Sivas’ta insanları yaktılar, yine cuma günü camiden çıkıp Maraş ve Çorum katliamlarını yaptılar. Seçimlerin konuşulduğu bir dönemde Alevi toplumunun kurumlarına saldırıların olması düşündürücüdür. Alevi toplumunu en büyük sorunu yasa önünde eşit yurttaş olmaması ve cemevlerine yasal statünün verilmemesidir” dedi.

    “MUHARREM ORUÇLARINDA SALDIRININ OLMASI MANİDARDIR”

    Cemevlerine yapılan saldırıyı düzenleyenlere verilen cezaları eleştiren Dolu, “Bu kadar kolay olmamalı. Bugün cemevlerine girip saldıranlar yarın cemevlerini yakabilirler. Saldırılara karşı dikkatli olmamız lazım ve Alevi kurumlarının yapılan saldırılara artık birlik, beraberlik içerisinde tepki göstermesi gerekiyor. Cemevlerine yapılan saldırının Muharrem oruçlarının birinci gününe gelmesi de manidardır” diye konuştu.

    Cihan BERK/ELAZIĞ

  • Kulu: Cemevlerine saldırı toplumun refleksini ölçme amacı taşıyor-VİDEO

    Kulu: Cemevlerine saldırı toplumun refleksini ölçme amacı taşıyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da cemevlerine yapılan saldırıya tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Ankara’da cemevlerine yapılan saldırı toplumun refleksini ölçme amacıyla yapıldı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığınız zaman bu tür denemeler yapılmış ve arkasından katliamlar gelmiştir” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Cemevlerine düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan eş zamanlı saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “AKP-MHP İKTİDARININ ASIL PROJESİ İSLAM’IN VE TÜRK’ÜN DIŞINDA KİMSEYE YAŞAM HAKKI TANIMAMAKTIR”

    Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında farklı olan kimlik ve inançların ortadan kaldırılma projesinin bugüne kadar devam ettiğini vurgulayan Kulu, “Ankara’da cemevlerine yapılan saldırı toplumun refleksini ölçme amacıyla yapıldı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığınız zaman bu tür denemeler yapılmış ve arkasından katliamlar gelmiştir. İktidarı elinde tutan AKP-MHP’nin asıl projesi İslam’ın ve Türk’ün dışında kimseye yaşam hakkı tanımamaktır. Eğer bu ülkede insanca, demokrasi içinde yaşanılacaksa her farklı inancın ve kimliğin mutlaka anayasal güvence altına alınması gerekiyor” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Kaya: İktidarını sağlamlaştırmak isteyenler Alevilere yönelik saldırılar planlıyor-VİDEO

    Kaya: İktidarını sağlamlaştırmak isteyenler Alevilere yönelik saldırılar planlıyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da cemevlerine saldırıya tepki gösteren PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “İktidarını sağlamlaştırmaya çalışan AKP-MHP hükümeti Alevilere yönelik saldırılar planlıyor” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Cemevlerine düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    “AKP-MHP HÜKÜMETİ ALEVİLERE DÖNÜK SALDIRILAR PLANLIYOR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan eş zamanlı saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Saldırıların karanlık odaklar tarafından organize edildiğinin farkında olduklarını söyleyen Kaya, “Artık varlığını sürdüremez hale gelmiş iktidar, kendi varlığını sürdürmek için karanlık odakları devreye koymuş durumda. Alevilere dönük kışkırtmalar yapılıyor çünkü bu ülkede iktidarları elinde tutmanın en kolay yolu Türk-Kürt çatışması ya da Sünni-Alevi çatışması yaratmaktan geçiyor. İktidarını sağlamlaştırmaya çalışan AKP-MHP hükümeti Alevilere yönelik saldırılar planlıyor. Aleviler nasıl bütün azınlıklara sahip çıkıyorsa, azınlıkların da Alevi toplumuna sahip çıkması lazım. Eşit yurttaşlık ve ortak yaşam paydasında bütün inançların ve halkların birleşerek birlikte mücadele etmesi gerekiyor” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Ana Elif Doğan: Muharrem orucunda inancımıza ve yasımıza sahip çıkalım-VİDEO

    Ana Elif Doğan: Muharrem orucunda inancımıza ve yasımıza sahip çıkalım-VİDEO

    PİRHA-Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuşan Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Elif Doğan, “Muharrem orucunda aynaya bakılmaz, banyo yapılmaz, soğan kesilmez, yumurta kırılmaz, et yenilmez. Hep beraber orucumuzu tutarsak inancımızı gençlerimize de aşılamış oluruz, o yüzden yasımıza sahip çıkalım” dedi.

    Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.

    Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Elif Doğan, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “HERKES İNANCINA SAHİP ÇIKSIN”

    Muharrem ayı geldiği zaman büyüklerinin üç gün önceden Masum-u Pakt orucu tuttuğunu söyleyen Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Elif Doğan, “Muharrem orucunda aynaya bakılmaz, banyo yapılmaz, soğan kesilmez, yumurta kırılmaz, et yenilmez. Oruç zamanında kimse saate bakmazdı gün batımında herkes orucunu açardı. Eski saygı kalmamış. Ben oruçluysam benim yanımda yemek yiyen de var. Bütün gençlerimizi bu saygıya davet ediyorum, herkes inancına sahip çıksın. Hep beraber orucumuzu tutarsak inancımızı gençlerimize de aşılamış oluruz o yüzden yasımıza sahip çıkalım” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Muharrem Orucu bugün başladı

    Muharrem Orucu bugün başladı

    PİRHA-Aleviler, Muharrem Orucu’nu (Yası Kerbela) bugün itibariye tutmaya başladı.

    Kerbela’da Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 insan için tutulan Muharrem Orucu (Yası Kerbela) Orucu bugün başladı. 12 gün oruç süresince su içilmezken eğlenceden de uzak durulur. Oruç açma saatleri ise güneşin batışına denk gelir.

    Muhammed Mustafa’nın torunu Hz. Hüseyin ve akrabalarının da aralarında bulunduğu 72 kişi, Hicri takvime göre 10 Muharrem 61’de (10 Ekim 680) halifelikte hak iddia eden Yezid’in ordusu tarafından Kerbela Çölü’nde katledilmiş, kadın ve çocuklar ise esir alınmıştı.

    SAHUR YAPILMAZ, ORUÇ GÜNEŞE GÖRE AYARLANIR

    Alevilerde sahur olmadığı gibi oruç açarken belirlenmiş bir saat de yoktur. Ne yenirse gece yarısından önce yenir. Aleviler oruç açarken top sesi, ezan sesi gibi işaretler beklemezler, güneş batınca oruçlarını açarlar. Görkemli sofralar da kurulmaz.

    Oruç süresince de (12 gün boyunca) düğün, nişan, sünnet ve benzer törenler/etkinlikler yapılmaz, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez (Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay, kahve, meşrubat, meyve suyu, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.)

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Muharrem Orucu insanların daha iyiye ve güzele yönelmesine davettir’

    ‘Muharrem Orucu insanların daha iyiye ve güzele yönelmesine davettir’

    PİRHA- Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım, Muharrem Orucu dolayısıyla bir yazı kaleme aldı. Yıldırım “Muharrem orucu,  insanın kendi iç benliğine yönelmesi, yanlışlarını-doğrularını, eksilerini-artılarını hesaplaması ve bütün bunların sonucunda daha iyiye, doğruya, güzele yönelmesine davettir” dedi.

    Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım, Kerbela ve Muharrem Orucu’na ilişkin bir yazı kaleme aldı.

    “Kerbela, dava insanlık davası” başlıklı yazısında, Kerbela ve Muharrem Orucu’na ilişkin bilgiler veren Yıldırım, “Biz Aleviler için Adem peygamberden başlayarak bütün peygamberlerin yerine getirdikleri bir ibadettir. Bunun yanı sıra başta Hz. Hüseyin olmak üzere On İki İmamların şahadetleri ve tüm ezilen mazlumlar adına çekilen bir yas’tır. Bundan dolayıdır ki Muharrem orucunun diğer bir adı da Yas-ı Matemdir” dedi.

    Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım’ın yazısı şöyle:

    “Kerbela Hüseyin’in sahrasıdır

    Özgürlük Hüseyin’in kavgasıdır

    Mertlik, yiğitlik Hüseyin’in dehasıdır

    Dava insanlık davasıdır.

    Kerbela;

    Irak’ın 100 km. güneybatısında, yaklaşık 300.000 civarında nüfusa sahip bir yerleşim merkezidir. Ancak Kerbela coğrafyasıyla değil kanlı bir insanlık faciası ile bilinir ve anılır.

    Kerbela denilince akla acı gelir, zulüm gelir, keder ve elem gelir. Kerbela denilince bir keder, bir hüzün alır götürür bizi.

    Geçmişi inkâr edebilirsiniz. Geçmişe karşı çıkabilirsiniz ama geçmişi yok edemezsiniz. Eğer geçmişi yok ederseniz, geleceğinizi iyi kuramazsınız,

    Çünkü geçmiş geleceğin ibretidir. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir. Bu nedenle Kerbelayı anmak insanlığın gereği olmalıdır. Kerbela’da İmam Hüseyin bir insanlık abidesidir.

    İmam Hüseyin Kerbela’da ileri sosyal demokrasi öncüsü ve şehididir. Kerbela’yı anarken; İmam Hüseyin’in şahsında bütün mazlumlar anılır, Yezid’in şahsiyetsizliğinde bütün zalimler lanetlenir, kınanır.

    Kerbela; zalimin dört günlük dünya saltanatı uğruna işlediği faciadır. Kerbela, hırsın, nefsin, ihtirasın ve doyumsuzluğun yol açtığı bir insanlık utancıdır. Kerbela, Yezid zulmüyle eyleme dönüşmüş bir vahşet örneğidir.

    Muharrem orucu;

    Biz Aleviler için Adem peygamberden başlayarak bütün peygamberlerin yerine getirdikleri bir ibadettir. Bunun yanı sıra başta Hz. Hüseyin olmak üzere On İki İmamların şahadetlerinden dolayı aynı zamanda bir yastır. Bundan dolayıdır ki Muharrem Orucu’nun diğer bir adı da Yas-ı Matemdir.

    Muharrem Orucu, insanın kendi iç benliğine yönelmesi, yanlışlarını, doğrularını, eksilerini, artılarını hesaplaması ve bütün bunların sonucunda daha iyiye, doğruya, güzele yönelmesine davettir. Nefsini terbiyeye, Hacı Bektaş Veli’nin de buyurduğu gibi nefsini bilmeye vesiledir oruç.

    “YEZİD’DE SEMBOLLEŞEN BÜTÜN KÖTÜLÜKLERE LANET EDİYORUZ”

    Aleviler olarak Muharrem Orucu ile Hz. Adem’den günümüze gelen bir ibadeti yerine getirirken aynı zamanda Hz. Hüseyin’in şahsında Ehlibeyt’e, Ehlibeyt’te temsilini bulan insanlık değerlerine bağlılığımızı yineliyoruz. Yezid’e ve Yezid’de sembolleşen bütün kötülüklere lanet ediyoruz. Mazlumların yad edildiği, zalime/zulüme boyun eğilmediği, haksızlıklara karşı haykırış ayı.

    “YOLUN TALİBİ OLMAK DIŞINDA BİR ŞANSIMIZ YOK”

    Bizler, Alevi inancına, yoluna, kimliğine sahip çıkan bireyler olarak, çok net ve Zeynep Ana kadar cesur olmamız gereken zamanlardan geçiyoruz. Yezid gibi açık düşmanlardan başka, Mervan gibi sinsi düşmanların ortalıkta cirit attığı, Hızır paşaların küçük çıkarları uğruna işbirliğine hazır beklediği, Yoluna sıtk-ı sadakatle bağlı yurttaşların sindirilmeye çalışıldığı, içeriden işbirlikçilerle manipüle edildiği bir dönem yaşıyoruz. Hala Muaviye’nin bıraktığı kötülük ateşi, semalarda kol geziyor. İşte tam bugünlerde, biz Ali’ye Selman olanlar; fikirlerimiz net, duruşumuz net olmalı. Hiçbir konuda şüpheye düşmeden, korkmadan; bu yolun talibi olmak dışında bir şansımız yok.

    Bu yol ki; Kal-u Beladan beri bizim yaşam kanunumuzdur. ELİMİZİN, DİLİMİZİN, BELİMİZİN KİLİDİDİR. İçtiğimiz suyun gözesi, paylaştığımız lokmamızın zerresidir.

    “YOLA SAHİP ÇIKALIM”

    Bu yola sahip çıkalım canlar, çıkalım ki; Hakk da bize bu zor zamanlar geçirdiğimiz dünyada sahip çıksın, Hızır carımıza yetişsin.

    Hz. Hüseyin gibi yiğit, Zeynep Ana gibi dik durup insanlık onuruna gururuna davasına sahip çıkmak için tüm canları Muharrem ayında 12 imamlar aşkına Kerbela’da şehit olan imamlar aşkına bu davaya sahip çıkmaya ve inancımızı hep birlikte yaşamaya davet ediyorum.”

    BAĞCILAR CEMEVİNDE AKŞAM MUHABBET VE LOKMA PAYLAŞIMI

    Eren Yıldırım Dede, 12 gün boyunca Okmeydanı Cemevi yemekhanesinde; 20.30’da oruç açma lokması, 21.15’de lokma paylaşımı olacağını belirterek, “Tutacağımız Muharrem orucu, çektiğimiz Kerbela ve mazlumların yası hak katında kabul ola” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Yazar Dalkılıç: Tamamı Alevi olan Kırmızıköprü’de ezan okutulması inancımıza saygısızlıktır-VİDEO

    Yazar Dalkılıç: Tamamı Alevi olan Kırmızıköprü’de ezan okutulması inancımıza saygısızlıktır-VİDEO

    PİRHA-Devletin Dersim’de Alevi inancına yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuşan Yazar Rıza Dalkılıç, Alevi inancı üzerindeki baskı ve asimilasyon politikalarına son verilmesini istedi. Dalkılıç, Kırmızıköprü’de kapalı olan camide Ramazan ayından beri günde 5 vakit ezan okutuluyor, bu bir topluma saygısızlıktır” dedi.

    Dersim’de inanca, kültüre, doğaya, dile yönelik asimilasyon ve yok sayma politikaları uzun süreden beri devam ediyor. 1937-1938’de Dersim Katliamı, 1994 köy boşaltmaları, barajlar, maden ocakları, inanç merkezlerine yapılan peyzaj projeleri, Alevi köylerine cami yapılması ve karakollardan hoparlörle ezan okutulması gibi uygulanan birçok asimilasyon politikası var.

    Tunceli Müftülüğü’nün, Munzur Üniversitesi’nde ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açmasına tepkiler artarken, Dersim’in Pülümür İlçesi, Kırmızıköprü Beldesi’nde 12 Eylül döneminde yapılan ve kullanılmayan camiden merkezi sistemle günde 5 defa ezan sesi verilmeye başlandı.

    Yazar Rıza Dalkılıç, devletin Dersim’de Alevi inancına yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SÜNNİLERİN YAŞAMADIĞI KIRMIZIKÖPRÜ’DE EZAN OKUTULMASI ALEVİLERE SAYGISIZLIKTIR”

    Alevi inancı üzerinde asimilasyon politikalarının çok sıkı bir şekilde uygulandığını ifade eden Yazar Rıza Dalkılıç, “İnancımızı yaşatmak istiyoruz, başka inançlara saygısızlık yapmayız ama bizim inancımıza da saygı gösterilmesini istiyoruz” dedi.

    Dalkılıç, “Biz sadece eşit yurttaşlık istiyoruz başka inanca ne haklar veriliyorsa bize de o haklar verilsin” diyerek şöyle devam etti:

    “Bugün günümüzde bile hala inancımız üzerinde asimilasyon politikası çok sıkı bir şekilde uygulanıyor. 12 Eylül döneminde Türkiye’nin genelinde Alevi köylerine zorla cami yaptırıldı. Sünni vatandaşların yaşamadığı, imamın, cemaatin olmadığı Kırmızıköprü’de (Belde) kapalı camide Ramazan ayından itibaren günde 5 vakit yüksek sesle ezan okutuluyor. Kırmızıköprü’de yapılan, bir topluma saygısızlıktır. O yüzden inancımız üzerinde uygulanan asimilasyon politikalarına son verilsin.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Mehmet Turan: Alevilik kendine özgüdür, semavi dinlerle hiçbir alakası yoktur- VİDEO

    Mehmet Turan: Alevilik kendine özgüdür, semavi dinlerle hiçbir alakası yoktur- VİDEO

    PİRHA- Avusturya Devleti’nin, Aleviliğin kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etmesine ilişkin konuşan Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol hizmetkârı Mehmet Turan, “Alevilik kendisine özgü bir inançsa Aleviliğin şu andaki İslami anlayışla ya da diğer semavi dinlerle hiçbir alakası ve ilgisi yoktur” dedi.

    Avusturya Devleti, geçen aylar Alevi inancını resmen tanıdı. Avusturya, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti.

    Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol hizmetkârı Mehmet Turan, Avusturya Devleti’nin, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etmesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİ İNANCINDA TAPMA ANLAYIŞI YOKTUR”

    Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu, İbrahim’i, semavi dinlerle bir alakasının olmadığını belirten Turan, “Alevilik kendisine özgü bir inançtır ama bu inancın bu şekilde kabul edilmesine Avusturya’daki bazı Alevi kurumları, Türkiye’deki bazı Aleviler karşı çıkmaya kalkıştılar ve ‘Alevilik İslam’la ilintilidir, İslam’ın içerisinde onla beraberdir’ gibi sözlerle anlatmaya çalıştılar. Alevilik kendisine özgü bir inançsa Aleviliğin şu andaki İslami anlayışla ya da diğer semavi dinlerle hiçbir alakası ve ilgisi yoktur. Bunu tekrar tekrar söylüyorum, Alevilik kendisine özgü bir inançtır, bu inancı içerisinde hiçbir zaman tapma anlayışı yoktur, yaratılış anlayışı yoktur. Aleviler kesin ve kesin varoluş anlayışına, bir vardan varoluşa inanırlar ve o varın özü ve kökü evrenin binlerce yıl, milyonlarca yıl geçmişinden gelen bir anlayışın içindedir” dedi.

    “ALEVİLİKTE CENNET VE CEHENNEM ANLAYIŞI YOKTUR”

    Alevilik artık kendi içeresindeki gerçeklerle buluşması gerektiğini ifade eden Mehmet Turan Dede, şöyle devam etti:

    “Kendi içerisindeki gerçekler bir tek yerde buluşur. Varoluş anlayışı tapınmayı gerektirmez, varoluş anlayışı değişik kimliklerin önünde eğilmeyi gerektirmez, varoluş anlayışı değişik kimliklere sırtını yaslayarak onlardan himmet ve minnet duyarak cennete gitme amacı gütmez. Çünkü Alevilikte cennet ve cehennem anlayışı yoktur, cennet ve cehennem bu alemdedir. Aleviler dünyayı cennete gitmek için cehenneme çevirenlerin yanında değil, bulundukları yeri cennete çevirmeye çalışan insanların yanındadır” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • ‘Önemli olan asimilasyonun farkında olmak ve ona karşı mücadele edebilmektir’-VİDEO

    ‘Önemli olan asimilasyonun farkında olmak ve ona karşı mücadele edebilmektir’-VİDEO

    PİRHA-Munzur Üniversitesi’nde Tunceli Müftülüğü’nce açılan “Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi” ile ilgili olarak konuşan PSAKD Malatya Şubesi Başkanı Latife Ulutaş ile HBVAKV Çiğli Şubesi Başkanı Hüseyin Han, atılan adımı asimilasyon politikasının parçası olarak değerlendirdi. Han, konuya ilişkin, “Önemli olan asimilasyonun farkında olmak ve ona karşı mücadele edebilmek” dedi.

    Tunceli Müftülüğü tarafından Munzur Üniversitesi’nde “Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi” açılmasına yönelik PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı ve Doğu ve Güneydoğu Şubelerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Latife Ulutaş ile Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çiğli Şube Başkanı Hüseyin Han müftülüğün girişimine tepki gösterdi.

    “YAPILANLAR ASİMİLASYONUN BİR PARÇASI”

    PSAKD Malatya Şubesi Başkanı Latife Ulutaş ​​Tunceli Müftülüğü’nün adımını asimilasyonun bir parçası olarak yorumlarken, şunları kaydetti:

    “O kadar çok asimilasyon, katliam yaşıyoruz ki; bu da bunun bir parçası. Dersim gibi bir bölge yıllardır bedel ödemiş, oradaki Alevi halkına yapılmadık zulüm kalmamış. Bu ülkedeki her türlü katliamdan payını almış bir bölge olarak şu an orada yapılanlar asimilasyonun bir parçası maalesef çok üzücü. Biliyoruz ki Alevileri böl, parçala, yönet ya da devletin Alevisi olma yönünde atılan adımlardan bir tanesi. Dersim’i seçmeleri tabii ki ayrıca manidar. O anlamda tüm Alevi halkına ve Alevi kurumlarına çağrı yapmak istiyorum. Sahip çıksınlar. Müftülüğün böyle bir anlayışı olamaz. Bunu da getirip Dersim gibi bir bölgeye dayatamaz. Oradaki belediye başkanına, halka ve Alevi kurumlarına seslenmek istiyorum. Böyle bir şeye izin vermemeleri gerekiyor. Çünkü bizim adımıza karar vermesinler. Artık yeter, diyoruz.”

    “ASİMİLASYONUN FARKINDA OLMALI VE MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çiğli Şube Başkanı Hüseyin Han ise Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından açılan ‘Alevi’ isimli dernekleri hatırlatarak, “Sistemin asimilasyon politikası, Alevi toplumunun merkezi dediğimiz Dersim bölgesinde yüzyıllardır sürüyor. Günümüzde de bunu yapması çok doğal geliyor. Daha kötü şeyler de yapabilirler orada. Oradaki yerel halkın da bunun karşısında olduğunu biliyoruz aslında. Ama sonuçta oradaki merkezi hükümete bağlı yöneticiler kendilerince böyle bir şey yapıyorlar. Kabul etmemiz mümkün değil. Yok sayıyoruz. Örneğin İzmir’de Fethullahçılar tarafından on tane Alevi derneği kurulmuştu. Yani ismi ‘Alevi’ derneği, üyeleri ‘Aleviler’ ama asimilasyon her yerde devam ediyor. Önemli olan asimilasyonun farkında olmak ve ona karşı mücadele edebilmek. Tabii ki bunların işi bu. Bütün asimilasyonlara karşı her zaman mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.

     Barış KOP – Berfin YILDIZ / İZMİR

  • ‘Alevilikte Yol, kök birdir ama Sürek, dal, kol bin birdir’-VİDEO

    ‘Alevilikte Yol, kök birdir ama Sürek, dal, kol bin birdir’-VİDEO

    PİRHA – Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, Alevi inancındaki “Yol bir, Sürek bin bir” anlayışını anlattı. Toplumların gelenek ve düşüncelerinin yörelerine göre şekil aldığına işaret eden Turan, “İnsanların erkanları farklı olsa dahi varmak istedikleri kök aynıdır. Yani kök birdir ama sürek, dal, kol bin birdir” dedi. Turan ekledi: Alevilik kendisine özgü bir inanç ise Aleviler hiçbir zaman Müslüman, Hristiyan anlayışın içinde değildir. 

    Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol hizmetkârı Mehmet Turan, Alevilik inancında “Yol bir, Sürek bin bir” sözünün ne anlam ifade ettiğini yorumladı. Aleviliğin, Anadolu coğrafyası için temel kültür niteliği taşıdığını belirten Mehmet Turan Dede, Yol inancını ‘Ağaç, dal ve kök’ metaforu üzerinden tarif etti.

    “ERKANLAR FARKLI OLABİLİR AMA ULAŞMAK İSTENİLEN YER TEK”

    Alevi dünyasının tümünde yürütülen Yol’un tek olduğunu belirten Mehmet Turan Dede, süreklerin ise çeşitlilik gösterebileceğini söyleyerek şunları aktardı:

    Yol bir, Yol kesinlikle ve kesinlikle tek. Alevi Bektaşi Kızılbaş yolunda giden bütün insanların bir tek amacı var. Ulaşmak istedikleri İnsan-i Kâmil yolu. Ama Sürek bin bir. Ne demek sürek bin bir? O yolda giden bütün insanların kendi ocaklarından, kendi anlayışlarından o yola varışları bir anlamına geliyor. Şöyle düşünün: Bizler mevcut bir ağacı sadece ağaç gibi görüyoruz. Ağacın bin bir dalı var. Her dalın ince ve kalın kolları var. Ama hepsi toplanıyor ve hepsinin toplandığı yer kökte buluşup o kökten bir yere gidiyor. Bu şekilde anladığımızda Anadolu’nun ana kültürü olan Aleviliğin, Anadolu’nun dışına da taşmış olan insanlar Avrupa’da, büyük şehirlerin pek çok yerinde ve dünyanın pek çok ülkesinde halen bu Yol anlayışını kendilerine özgü bildikleri çizgilerle yürütmeye çalışıyorlar. Her birinin belki düşünceleri, yemekleri, semahları farklı. Yol’a erkan olarak baktıkları çizgi farklı ama sonunda ulaşmak istedikleri yer tek. Nedir o? Hakk ile hak olma anlayışında Hakk’ın özüne ermek; yani varoluş anlayışına gitmek. Biz bunu bu şekilde anladığımızdan Anadolu’nun ve dünyanın pek çok yerindeki Alevi canların her türlü düşünce ve yollarından aldığı düsturlarla varmak istedikleri anlayışı bir yola varmaya çalışan düşünce olarak görüyor ve diyoruz ki bizim yolumuzda Yol birdir. Yani kök birdir ama Sürek, dal, kol bin birdir.”

    “ALEVİLER HİÇBİR ZAMAN MÜSLÜMAN ANLAYIŞININ İÇİNDE DEĞİLDİR”

    Mehmet Turan Dede, Alevi inancında gidilecek tek Yol’un Alevi düşünce ve felsefesine aykırı olmaması gerektiğinin altını çizdi. Aleviliğin “kendi özünü kendisinde bulan” bir inanç olduğunu söyleyen Mehmet Turan Dede şu cümlelerle devam etti:

    “Bazı yerlerde şöyle anlaşılıyor: Biz istediğimiz yoldan gideriz efendim. Bu ne demektir? Aleviliğin insanlığı güzelliğe götürmeye çalışan yolu tektir. Yani kökü tekdir. O kök mutlaka toprakla buluştuğunda bütün dünya ile buluşur. Ama dalları ve budakları farklı çiçekler açan ağaçlar gibi değildir. Değişik dalları değişik kolları olabilir.

    Bütün insanların, değişik adet, gelenek ve düşünceleri yörelerine göre şekil alıyor olsa bile; yiyecekleri, aşları değişik olsa dahi varmak istedikleri kök aynıdır. Alevilikteki Yol bir, Sürek bin bir anlayışı budur. Yoksa gel bir ‘Ben hem Hristiyan olurum hem Alevi olurum hem İslam olurum hem Alevi olurum hem Budist olurum; yok böyle bir şey. Alevilik kendi özünü kendisinde bulan ve bütün insanların aynı yolda gittiği çizginin adıdır. ‘Hristiyan’ım’ eyvallah… Yolu kendisine özgüdür, ibadeti kilise anlayışıdır.

    ‘Müslümanım’ eyvallah… İbadet yeri camidir. Camide beş vakit namazını kılar ve kendisine göre ibadet yapar. Hiçbir şekilde bir Hristiyan, bir Müslüman, bir Budist’in ‘benim inancım Alevilikle şöyle buluşur, şöyle birleşir’ deme hakkına sahip değildir. Bunu hiç kimse unutmasın. Bilhassa Aleviler unutmasın. Alevilik kendisine özgü bir inanç ise Aleviler hiçbir zaman Müslüman anlayışının içinde değildir, Hristiyan anlayışın içinde değildir, başka İsevi, Musevi ve İbrahim’i dinlerin içinde de değildir. Çünkü kendisine özgü olup yollarını kendileri yürütürler. Bu gerçeği bütün insanların anlaması lazım. Alevilik vardır, Aleviler vardır, Alevilik haktır. Aşk ile…”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • PSAKD Dersim Şube Başkanı Kaya: İnancımız üzerinde asimilasyon kabul edilemez-VİDEO

    PSAKD Dersim Şube Başkanı Kaya: İnancımız üzerinde asimilasyon kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA-Munzur Üniversitesi’nde Tunceli Müftülüğü’nün ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açmasına tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Alevi inancındaki değerlerimiz üzerinden asimilasyon politikası uygulanması kabul edilemez” dedi.

    Dersim’de uygulanan asimilasyon politikaları her geçen gün artarak devam ediyor. İnanca, Dersim kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikaları uzun süreden beri sürüyor. 1937-1938’de Dersim Katliamı, 1994 köy boşaltmaları, barajlar, maden ocakları, inanç merkezlerine yapılan peyzaj projeleri, Alevi köylerine cami yapılması ve karakollardan hoparlörle ezan okutulması gibi uygulanan birçok asimilasyon politikası var.

    Son olarak Tunceli Müftülüğü’nün, Munzur Üniversitesi’nde ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açmasına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, tepki gösterdi.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARI GEÇMİŞTE DE UYGULANDI”

    Uzun yıllardır Alevi inancını asimile etme çabalarının devam ettiğini söyleyen Ekber Kaya, “Yüzlerce yıldır yapılan asimilasyon politikaları karşılık görmedi, eğer yapılan politikalar karşılık görmediyse Şeyh Bedrettin, Pir Sultan ve Hallacı Mansur gibi önderlerimiz bu politikalara karşı mücadele ettiler ve bu uğurda canlarını verdiler. Ama ne yazık ki günümüzde de bu beyhude çabalar farklı versiyonlarda devam ediyor. Bugün uygulanan politikalar 80’lerde, 90’larda, köy boşaltmalarında, çocuklarımızın imam hatip okullarına gönderilmesi, köylere camiler yapılması gibi asimilasyon politikaları uygulandı ama hiçbir şekilde sonuç vermedi. Bu politikalar en başta İslam inancına zarar veriyor, İslam inancı başka inançlar üzerinde hegemonya kurup onları değiştirip dönüştürmek değil” dedi.

    “HALKIMIZIN DEĞERLERİYLE KİMSENİN OYNAMA HAKKI YOK”

    Munzur Üniversitesi’nin Diyanetin ve müftülüğün dayatma politikalarını kentte uygulayan başlıca kurumlardan biri haline geldiğini vurgulayan Kaya, şunları kaydetti:

    “Alevi inancındaki değerlerimiz üzerinden asimilasyon politikası uygulanması kabul edilemez. Sanki Dersim’in demografik yapısının değiştirilme kararı alınmış ve bu doğrultudaki planlar valiler, kurumlar ve üniversite üzerinden hayata geçiriliyor. Halkımızın değerleriyle kimsenin oynamaya hakkı yok, Dersim coğrafyası kutsal topraklardır ve her inanca mensup insan özgürce yaşam hakkı bulabilir. Artık birileri bizim inancımızı değiştirmeye çalışmasın ve kutsallarımızı kullanmasınlar.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    -Bir asimilasyon politikası: Dersim’de ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açıldı-VİDEO
    -Önlü: Dersim’de bulunan devlet kurumları asimilasyonun yürütücüsü konumundadır
    -Erkan’dan, Dersim’de Diyanet faaliyetlerine tepki: Hükümet Anayasaya uymak zorunda-VİDEO
    -HDP Dersim İl Eşbaşkanı Yıldız: Tunceli Müftülüğü Alevileri asimile etmek istiyor-VİDEO
    -Nesimi Genlik: Aleviliğe yapılan zulmün bir örneğidir-VİDEO

  • ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    PİRHA- Pir Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temeli olan ‘Varlığın Birliği’ konusunu değerlendirerek “Her varlık, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edinmesinin sebebi Hakk’ın, insanın özü içerisinde saklı olduğunun inancından dolayıdır. Bu nedenle cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir” dedi.

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temellerinden ‘Varlığın Birliği’ konusunda bilgi verdi. Her varlık, nesne ve oluşun, tanrının bir sıfatı olduğunu, tüm varlıkların da bütünlük içerisinde “Bir” olduğunu ifade eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ söyleminin ‘Vahdet-i Vücut’ ve ‘Vahdet-i Mevcut’ başlıkları ile bağlantılı olduğunu belirtti.

    “VAHDEDİ MEVCUDİYET, HAKK OLMAKTIR”

    Pir Seyfettin Elaldı, varlıkların, doğada elementler olarak bulunduğunu ve Alevi inancının ise bunu “18 bin alem” diye tariflediğini söyledi. Elaldı, değerlendirmesinde, evrendeki her varlıkta Hakk’ın özüne de ulaşılabileceğini ifade ederek şu yorumda bulundu:

    “Varlığın Birliği, bir diğer tanımlama ile Vahdeti Vücut olarak tanımlanır. Alevi inancında, günümüz çağdaş toplumu tarafından ‘Varlığın Birliği’ olarak tanımlanırken tarih sürecinde ise Vahdedi Vücut olarak bilinir. Tarihte, özellikle Ortaçağ döneminde ya da daha sonraki Osmanlı-Selçuklu dönemindeki tanımlamalarda ‘Vahdeti Vücut’ olarak adlandırılır. ‘Vahdet’ kelime olarak Arapça’da ‘Birlik’ demektir. ‘Vücut’ ise oluşum demektir. Yani ikisini bir araya getirirsek birliğin oluşumu yani Hakk ile olan birliğin oluşumudur. Bu nedenden dolayı insan en güzel şekilde yaratılmış ise bu Hakk ile Hakk olmanın birliği içerisindeki oluşundandır. Kainatta her nesnede Hakk’ın sıfatı vardır.

    Mesela biz de şunu söylerler: ‘Hakkın 90 bin kelamı 18 bin alemde mevcuttur’. ’18 bin alem’ dediğimiz, kainattaki varlıkların değişik görünümüdür. 18 bin alemin içerisinde 6 bini nebattan, 6 bini hayvanat, diğer 6 bini ise insandan mevcuttur. Yani diyebilirim ki çevremizdeki her oluşumun üçte biri insanda mevcuttur. Bu nedenden dolayı Alevi inancı der ki ‘İnsan Hakk’tır, birdir’. Yani Hakkın bir özüdür ve bir parçasıdır. O nedenden dolayı gayri bir varlık olarak görmüyor. Beden içerisinde can, canın içerisinde de cemal vardır.

    Kimisi ‘Can’ tanımlamasını farklı bir boyutta anlatırken kimisi ise ‘Can’ı sadece ‘Ruh’ olarak tarifler. İşte o ruhun alternatifi yoktur. Her nesnenin zıttı vardır ancak ruhun alternatifine bir cümle bulamazsınız. Bu nedenle can, yani ruh kavramı Alevilerin inancına göre Hakkın özünün ta kendisidir. Evrendeki her varlığın bir miskali insan vücudunda mevcuttur. Bu nedenden dolayı insan evrendeki tanrının bir küçük modelidir. Ama tanrının ta kendisi midir bu konuda Aleviler arasında da farklı görüşler mevcut. Bir kesim der ki ‘Tanrının özüdür’ diğer bir kesim ise ‘Hayır sadece sıfatıdır’ der. Bu bir çatışma hali değildir ancak bunu genelde son dönemlerde sosyolojik bilimlerin gelişmesi ile tanrının maddesel olarak ele alınması söz konusudur. Şimdi tam da bu noktada, devriye yaşanırken de tanrının özünden, Hakk’ın insana bağışladığı bu Vahdedi Birliği’nin başka şeylere yansıması; yani diyelim ki siz devriye yaşıyorsanız bitki ya da ağaç olursunuz. Alevi inancında işte bu Vahdet-i Vücudun en son aşaması Vahdedi Mevcudiyettir. Vahdedi mevcudiyet Hakk olmaktır.”

    “HER OLUŞ, TANRININ BİR SIFATIDIR” 

    Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ kavramına Alevi inancının her aşamasında rastlanabileceğine vurgu yaptı. Ulu ozanların, Vahdeti Mevcudiyet konusuna özel bir ilgi gösterdiklerini belirten Seyfettin Elaldı, “Vahdeti Mevcudiyette ‘sen, ben’ yoktur. Hatta ‘biz’ de yoktur. ‘O’ vardır” diyerek şöyle devam etti:

    “Vahdeti Vücudun aşamasına gelebilmek için kişi önce kendine bir yol belirlemeli. Yolda kendisini eğittikten sonra da bir marifet basamağından geçer. O basamaktan geçtikten sonra kendi özünüzü bulmaya çalışırsınız. Alevilik’te şu söylenir ‘Hakk, insanı var etti, ondan sonra da kendini sır alemi içerisinde sır eyledi’. Aslında o bir tür saklanma değildir, bedenin içerisine girmiştir. Bedenin içerisinde siz Hakk’ı göremezseniz o, sizin için her zaman sır kalır. Ama bedeniniz içerisindeki Hakk’ın cemalini görebilirseniz ona o zaman ermenin yollarına gidebilirsiniz. Yoksa o sizin için her zaman sır aleminde kalır.

    Bazı mitolojik anlatımlarda derler ki ‘Peygamber Musa, tanrı ile görüşmeye giderken arada bir perde ile görüştü’. Halbuki Hakk’ın cemalini her dönemde görebiliriz. Yeter ki can gözünüz açık olsun, arada perdede olmaz. Hakk kendini gizleyen, saklayan, görünmesinden korkan bir var değildir.
    Her varlık ve nesne, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edilmesinin sebebi Hakk’ın, insanın kendi özünün içerisinde saklı olduğu inancından dolayıdır. Bu nedenden dolayı cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir. Kişinin kendisi, yani beden bir tür emanettir. Eğer emanet olmasaydı insan Hakk ile Hakk olduğu zaman beden çürüyüp kokmazdı.
    Reya Heq kapısına vardığımız zaman artık Hak ile Hakk olmanın bir aşamasını yaşarız. İşte bu temelde miraç da bu anlamdadır. Miracın Vahdedi Vücut ile ilgisi vardır. Bu konuyla ilgili Kaygusuz Abdal şunu söyler:

    ‘Evvel benem ahir benem
    Canlara can olan benem
    Azıp yolda kalmışlara
    Hazır medet eden benem

    Halk içinde dirlik düzen
    Dört kitabı doğru yazan
    Ak üstüne kara dizen
    Ol yazdığı Kur’an benem’

    Yani buradaki tanrının, insanın kendi cemali içerisinde de aynı özellikleri taşıdığını ve aynı yapıda insan bedeninde var olduğunu söyler. Yani insanın her aşamada Hakk ile Hakk olduğu, Vahdedi Vücut olduğu dörtlüklerde ifade edilir.

    Mesela bütün dinlerdeki tanrının kendi başına değil de kimi aracılar, yani melekleri kullanırken bile yine insandan yansımıştır. Alevilerin bu konudaki söylemlerinden birisi de şudur: ‘Cebrail topraktır. Nefes müminin ağzıdır. İsrafil yeldir. Mikail sudur. Azrail ise ateştir. Ve bunların hepsi insanda mevcuttur’ diye bir tanımlama yapılmaktadır.
    Kaygusuz Abdal ve Yunus Emre gibi isimler de Vahdet-i Vücudu, yani Varlığın Birliği kavramını çok iyi şekilde işlemişlerdir.”

    Kainattaki canlı-cansız tüm varlıkların bütünlüğüne işaret eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ konusunu verdiği şu örneklerle detaylandırdı:

    “Trakya bölgesindeki Trak toplumu, pek bilinmezler ancak Alevi toplumunun bir parçasıdırlar ve ayçiçeğini kutsal sayarlar. Tanıdığım bir Trak, insanoğlunun, ayçiçeği gibi olduğunu bana söylemişti. Nedenini sorduğumda, ‘Ayçiçeği sabahleyin güneşe bakar ve onunla birlikte döner. Ne zamanki çekirdekle dolar, artık başını eğer ve bir daha kalkmaz. İnsan da böyledir’ demişti.
    Aleviler turna kuşunu boşuna mı kutsal sayarlar? Çünkü turna tek eşlidir. Eşi öldüğü zaman ya intihar eder ya da bir daha eş kabul etmez. Gökte dönerken eşi aşağıda ise dönerek gelir ve iner. Başlarını birbirine geçirerek niyaz olurlar. Yani doğadaki her varlık da Vahdeti Vücudun bir aynası olmasının özelliğidir.
    İnsanın dünyadan çekilip Hakk ile Hakk olma zamanından en son aşamasına Vahdedi Mevcudiyet diyoruz. Vahdedi Vücut bittiği zaman Vahdedi Mevcudiyet başlar. Yani ‘Varlığın bütünlüğü’ anlamındadır. Nasıl ki Varlığın Birliği var ise aynı zamanda varlığın bütünlüğü de vardır. Mevcudiyet dediğimiz kavram odur.
    Ozanların konuya dair şu sözü var:

    ‘Daha Allah ile Cihan yok iken
    Biz ani var edip ilan eyledik
    Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
    Hanemize aldık, mihman eyledik

    Kendisinin ismi henüz yok idi
    İsmi şöyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
    Şekil verip tıpkı insan Eyledik’

    Alevi öğretisinin Varlığın Birliği kavramındaki temel dörtlük işte burada yatar.”

    ALEVİ İNANCINDA ÇAR ANASIRIN ÖNEMİ

    Pir Seyfettin Elaldı son olarak Alevi inancında ‘Çar Anasır’ ve ‘Şeş Cihet’ kavramlarına vurgu yaptı. Söz konusu öğretilerin Varlığın Birliği’ni tarif ettiğini söyleyen Elaldı, şunları kaydetti:

    “Okunacak en büyük insan kitaptır. Çar Anasır ve Şeş Cihet, Alevi öğretisinin temel öğretilerindendir. ‘Yolumuz Çar Anasır, Şeş Cihed üzerinde kurulmuştur’ denilip sıralama yapılırdı. İnsan bedeninde 5’in kutsal olmasının temel özelliklerinden birisi de budur. Toprak, hava, ateş ve su haricinde beşincisi de Hakk’ın özüdür. Bundan dolayı Alevilerde kainatın Çar Anasır üzerinde kurulduğu söylenir.

    Alevilerin sabah kalkıp, elini güneşe açıp dua etmesinin sebebi budur. Ocaktaki ateşi kutsal saymasındaki sebep budur. Diz çöküp elini alnına vererek suyu içmesinin sebebi budur. ‘Senden geldik, sana dönüyoruz. Topraktan gelip toprağa dönüyoruz, Hakk ile Hakk olup toprağına kabul eyle. Anadan geldik anaya dönüyoruz’ denmesinin sebebi budur. Hızır ise yeldir. Yani her yerde hazır ve nazırdır. Aleviler çok eski tarihten beri Çar Anasırı kutsal sayarlar. Cemlerimizde de bunu uygularız. Önce semaya döneriz. Bu da Varlığın Birliği’ni ifade eden bir özelliktir. Bundan dolayı Varlığın Birliği Alevi inancının temel öğretilerinden biridir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’
    2-‘Bütün kozmik bilgilerimiz gülbenglerimizde, nefeslerimizde saklıdır’

  • PSAKD: Avusturya’da Aleviliğin kabul edilmesi asimilasyoncu zihniyetlere karşı duruştur

    PSAKD: Avusturya’da Aleviliğin kabul edilmesi asimilasyoncu zihniyetlere karşı duruştur

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Aleviliğin Avusturya Devleti tarafından özgün bir inanç olarak tanınmasının önemine işaret ederek, “Bu kazanım, inkarcı asimilasyoncu zihniyetlere karşı duruşun bir ürünüdür. Tarih boyunca Pir Sultan Abdal’ın, Şah Kalender’in, Hamdullah Çelebi’nin ve nice yol önderlerimizin kimliğinden vazgeçip inkar etmesi nasıl istenmiş ise bugün de aynı zihniyet devam ediyor” dedi. 

    Avusturya’da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun çabasıyla, Aleviliğin bağımsız, özgün bir inanç olduğunun resmen tanınmasının ardından Alevi kurumlarından destek açıklamaları gelmeye devam ediyor.

    Aleviliğin Avusturya Devleti tarafından özgün bir inanç olarak tanınmasına ilişkin yazılı açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), “Müsahip kurumlarımızdan Avusturya Alevi Federasyonu’nun kazanımını selamlıyoruz” dedi.

    “AVUSTURYA ALEVİ FEDERASYONU’NUN KAZANIMINI SELAMLIYORUZ”

    Yapılan açıklamada, “Bu kazanım, inkarcı asimilasyoncu zihniyetlere karşı duruşun bir ürünüdür. Tarih boyunca Pir Sultan Abdalın, Şah Kalenderin, Hamdullah Çelebinin ve nice yol önderlerimizin kimliğinden vazgeçip inkar etmesi nasıl istenmiş ise, bugün de aynı zihniyet devam ediyor. Alevi örgütleri bir bir hak kazanımlarına imza atarken, Pir Sultana gül atan düşkünler başta olmak üzere, bir çok çevre rahatsız oluyor. Şimdilerde bizi inkarın adı; Alisiz Aleviler söylemidir. İstisnasız tüm cemevlerimizde, evlerimizin duvarlarında Hz Ali’nin temsili resmi asılıyken, Alevi kurumlarına üye milyonlarca insan saygı ve sevgide sınır tanımıyorken bu söylemin amacı bellidir. Biz sadece Alevi olduğumuzu ve farklı olduğumuzu ifade ediyoruz. Komşu inançlara alternatif olmak gibi bir niyetimiz yokken, yıllarca mücadele edip kazandığımız hakları itibarsızlaştırmak adına algı yaratılıyor. Bir sözümüz de, Alevi olduğu halde bu kazanıma karşı çıkan canlara; Akit ve Aydınlık gazetelerinin konuyla ilgili attığı  manşetlere bakıp kararınızı bir kez daha gözden geçirin lütfen. Alevilik diğer tüm inançlardan farklıdır ve bu farklılık bir başka inancın alternatifi de değildir. Pir Sultan Abdal örgütlülüğü olarak Avusturya Alevi Federasyonu’nun kazanımını selamlıyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aşık Beçare: Zakirler ve aşıklar Alevi inancının taşıyıcılarıdır-VİDEO

    Aşık Beçare: Zakirler ve aşıklar Alevi inancının taşıyıcılarıdır-VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Toroslar Şubesi’nde hizmet yürüten Aşık Beçare (Tamer Açıkalın), yeni zakirler yetiştirmek için çaba içinde olduklarını belirterek, zakirliği genç nesillere aktarmak için çalışmalarına devam ettiğini belirtti.

    Alevi inancının geçmişten günümüze taşıyıcılarından olan aşıklar ve zakirler, günümüzde cemevlerinde inancın nefesini taşımaya devam ediyor. Mersin Toroslar’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Toroslar Şubesi’nde hizmet yürüten Aşık Beçare (Tamer Açıkalın), yeni zakirler yetiştirmek üzere kolları sıvadı.

    “ZAKİR VE AŞIKLAR ALEVİ İNANCININ TAŞIYICILARIDIR”

    Yıllardır zakirlik yapan ve aşıklık geleneğinden gelen Aşık Beçare, zakir ve aşıkların Alevi inancının taşıyıcıları olduğunu ve günümüze kadar ulaşmasında önemli bir rol üstlendiklerini ifade etti.

    “ZAKİRLİK GENÇ NESİLLERE AKTARILMALIDIR”

    Zakirliğin genç nesillere aktarılmasının Alevi inancı için çok önemli olduğunu belirten Aşık Beçare, “Bizler de bir çalışma yaparak, onun üstünde canımızla yol çıktık. Deyiş, nefes ve Duaz-i İmamları Alevi toplumuyla buluşturacağız” dedi.

    Şehirleşme ile birlikte Alevilerin cemevleri aracılığıyla sürdürdükleri cem ibadetinde zakirlik hizmetini yürütecek gençlerin cemevlerine gitmeleri çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Dersimliler, Kara Çarşamba’nın son gününde Gola Çetu Ziyaretinde -VİDEO

    Dersimliler, Kara Çarşamba’nın son gününde Gola Çetu Ziyaretinde -VİDEO

    PİRHA-Aleviler için kutsal olan Kara Çarşamba son günü nedeniyle yurttaşlar Dersim’de bulunan Gola Çetu Ziyaretgahına gelerek çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.

    Dersim’de Alevilerin inanışına göre, “Xızır Ayı” olarak da bilinen Şubat ayının arkasından gelen Mart ayının ilk üç çarşambası “Kara Çarşamba” olarak kabul edilir.

    Yüzyıllardır devam eden bir gelenek olan “Kara Çarşamba” aynı zamanda baharın başlangıcı sayılıyor. Bugünlerde evlerde ve kutsal mekanlarda çıralar yakılır, kurbanlar kesilir ve lokmalar dağıtılır. Dersimliler bu ritüellerle yılın iyi geçmesini ve kötülüklerin defedilmesini diler.

    Dersim’de Pülümür ile Munzur Çayı’nın birleştiği yer olan ve Dersim’de kutsal kabul edilen Gola Çetu Ziyareti, Kara Çarşamba’nın (Çarseme Şiya) son gününde çok sayıda yurttaş çerağ uyandırıp, lokmalarını pay etti.

    PİRHA/DERSİM