PİRHA-Avupa Alevi Düşünce Derneği tarafından İzmir’de düzenlenen panelde yerel yönetimlerde sol düşünce ve anayasa değişikliği konuşuldu.
Avrupa Alevi Düşünce Derneği tarafından İzmir Konak’taki Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelde yerel yönetimlerde sol düşünce ve anayasa değişikliği konuşuldu. Panele CHP Genel Sekreteri Kamil Okyay Sındır’ın yanı sıra 23. ve 24. dönem Milletvekili Durdu Özbolat, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, Menemen Belediye Başkanı Tahir Şahin ile Hozat Belediye Başkanı Celalettin Polat katıldı.
“DEMOKRASİ MÜCADELESİ VERMELİYİZ”
CHP Genel Sekreteri Kamil Okyay Sındır, çoğunluk diktatörlüğünün yasal hale geldiği bir rejim değişikliğine herkesin karşı mücadele etmesi gerektiğini belirterek “Bu mücadele 16 Nisan’a kadar olan bir mücadele değil, bu demokrasi mücadelesini ömrümüzün sonuna kadar vermemiz gerekiyor. Eğer bir gün bir an bu mücadelede boşluk yaratırsanız karşı devrim hareketi orayı dolduracaktır” şeklinde ifade etti. Referanduma 10 günden az bir süre kaldığını söyleyen Sındır “temel hak ve özgürlükleri yitirdiğimiz, özellikle hukuk devleti ilkesinden uzaklaşan tek adam rejimine yönelik bir Anayasa değişiklik teklifine karşı 1 saniye bile kaybetmeden çalışmalıyız. Millet egemenliğini yok sayan rejim değişikliğiyle barış, huzur, özgürlük gelmeyecek. Otoriter yönetimlerde barıştan, özgürlüklerden ve demokrasiden söz edilemez. Bütün yetkiler tek bir adama devredilemez” dedi.
“DEMOKRASİNİN OLMAZSA OLMASI, ÇOĞULCULUK”
Konuşmasında sosyal demokrasinin önemine dikkat çeken sındır “Sosyal demokrasi dediğimiz kavram; sosyal adaleti, adil bir paylaşımı, dengeli gelir dağılımını gerçekleştirmektir. Emeğin sömürülmesini, işsizliği ve yoksulluğu önlemektir. Hiçbir insanı devlete ya da bir başka güce ezdirmemektir. Üretim artışını sağlayacak etkin ekonomi politikalarını geliştirebilmektir. Özgürlükleri, insan haklarının sınırlarını geliştirmektir” şeklinde ifade etti.
şu an ülkede hukuk devleti anlayışının olmadığını ve parti devleti getirilmek istendiğini vurgulayan Sındır “Demokrasinin olmazsa olmaz ilkesi çoğulculuktur. Çoğulculuk ilkesi bugün azınlık düşüncede olanların da yarın bir gün iktidara gelebilmesinin önünün açık olmasıdır. Eğer o kanalları kapatıyorsanız onun adı çoğunluk diktatörlüğüdür. Buna izin vermeyeceğiz” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Türkiye’nin önde gelen Gazeteci, yazar, aydın, müzisyen, sanatçı, oyuncu ve yönetmenleri ‘Hayır’ için bir araya geldi. “Bir Ağaç gibi Tek ve Hür ve Bir orman gibi kardeşçesine yaşamak için Hayır” sözlerinin altına imza atarak referandum kararlarını açıkladılar.
İstanbul Point Otel’de bir araya gelen, aralarında Rutkay Aziz, Iraz Yöntem, Pelin Batu, Nur Sürer, Orhan Alkaya, Orhan Aydın, Füsün Demirel, Halil Ergün, Muharrem Şaşkın’ın da bulunduğu 250 aydın, sanatçı, oyuncu, yazar 16 Nisan’da yapılacak olan referandum seçiminde ‘HAYIR’ oyu kullanacaklarını açıkladılar.
Açılışı Nazım Hikmet’in, “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan, bu memleket, bizim. Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak, ve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim…. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…” şiiri ile başlayan Oyuncu Orhan Alkaya, açılış konuşması yaptı.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana ilk defa böyle radikal bir tartışmanın eşiğinde olduğunu belirten Alkaya, Toplumda ciddi bir kutuplaşmanın söz konusu olduğunu, mevcut polikaların toplumu zehirlemeyi belli ölçülerde de olsa başardığını söyledi.
Alkaya,”Bu anayasa taslağı halkın kararı ile yasalaşmaz. Yasama yetkisi, Türk milleti adına TBMM’de ve bu yetki asla devredilemez. Söz konusu yasada ise yetki tek başına Cumhurbaşkanına verilecek. ‘Hayır’ cephesi diye bir şey yok. ‘Hayır’ diyenler var. Bu bir parti meselesi değil memleket meselesidir” diye konuştu.
“KORKUNUN SALTANATINA ‘HAYIR’ DİYORUZ”
Sanatçıların omuzlarında büyük bir yükün olduğunu kaydeden sanat yönetmeni Vecdi Sayar, “İfade özgürlüğü hiçbir dönemde bu kadar yoğun bu kadar karanlık olmadığına dikkat çekerek, Herkesin adalet ve demokrasi kuralları içinde, gazetecilerin tutuklanmadığı bir dünya için korkunun saltanatına ‘Hayır’ diyoruz” diye belirti.
“HAYIR KAZANACAK”
Tiyatro oyuncusu Gülriz Sururi ise, “Bu kadar cahil ve umursamaz olmalarını kabul edemeyiz. Bugün isyan ediyoruz. İkinci defa kurtuluş savaşı veriyoruz. Atatürk’ün yolunda gidenler olarak ‘Hayır’ diyoruz” ifadelerinden sonra, Hayırın kazanacağına inanıyorum dedi.
“EVRENSEL BİR TÜRKİYE İÇİN HAYIR”
“Kardeşçe yaşayabileceğimiz bir ülke istiyoruz” diyen sanatçı Edip Akbayram, “Evrensel bir Türkiye için bende ‘Hayır’ diyorum” dedi.
Bu işin 16 Nisan’la bitmeyeceğini, sonrasında büyük bir mücadele verilmesi gerektiğini kaydeden, Oyuncu Rutkay Aziz, “Biz 12 Mart’ları, 12 Eylül’leri ve koalisyon dönemlerini de gördük. Bunun için bu kavgayı nasıl sürdüreceğimiz çok önemlidir” dedi.
“Binlerce kez ‘Hayır’ diyorum” diyen Oyuncu Nur Sürer, “Demokratik bir cumhuriyet için, bütün halkların kardeşçe yaşayabileceği bir ülke için Hayır Hayır Hayır diyorum” diye konuştu.
“KÜRDİSTAN’DA SAVAŞ OLMAMASI İÇİN HAYIR”
İnsan hakları için “Hayır” dediğini kaydeden Oyuncu Mirza Metin, “Bu ülkede çocuklar anadillerinde eğitim alsın diye ‘Hayır’. Bu ülkede kardeşle, gençler birbirini öldürmesin diye ‘Hayır’. Kürdistan’da savaş olmasın diye ‘Hayır’. Özgürce sanat yapmak için ‘Hayır’ diyorum” dedi.
Konuşmacılardan Adnan Özyalçıner ise, “Benim için hayırın en önemli yanı, yoksulun daha çok yoksullaştırdığı, zenginin daha çok zenginleştirdiği bu nedenle hayır diyoruz. Yoksulun daha yoksul ve zenginin daha zengin olmaması için hayır diyorum” dedi.
“ANNELERİN KORKULARININ OLMAMASI İÇİN HAYIR”
Konuşurken gözyaşlarını tutamayan Oyuncu Pelin Batu, “Buraya gelirken fotokopiye gideceğimi söyledim anneme. Çünkü annem kızının hapse girmesinden korkuyor, sokak ortasından vurulmasından korkuyor. Annelerin korkularının olmaması için hayır”dedi.
Batu, “Kendim korktuğumdan değil ben korkmuyorum ama annem korkuyor. Ben hayır diyorum çünkü bu ülkeyi çok seviyorum” diye konuştu.
Köprüden önce son çıkış olduğunu söyleyen Oyuncu Orhan Aydın, “Orada demokrasi, özgürlük, aşk yok, orada kin, nefret ve düşmanlık var. Oysa hayır desek barış, aşk her şey için daha güzel bir kapı aralayabiliriz” dedi.
Sinema sanatçısı Defne Halman ise, “Bütün yetkileri ellinde toplayan bir kişinin, ne okuyacağıma, neyi oynamama karar vermesini istemiyorum hayır diyorum” dedi.
“ONURUMUZ İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”
Ak Troller tarafından linçe uğradığını söyleyen Oyuncu Füsun Demirel, “Ekonomik olarak beni gömdüler ama ayaktayız. Bir tek onurumuz kaldı bunun için mücadele ediyoruz” diye belirtti.
OHAL ile KHK’lara ile yaşanan hak ihlallerine değinen Demirel, toplumda geniş bir tarafın hayır demesini bekliyoruz. Çok büyük bir umudum var.
“AKLIMIZ, VİCDANIMIZLA HAYIR DİYORUZ”
Oyuncu Tilbe Saran ise, “Aklımız vicdanımızla hayır diyoruz” dedi.
Basın metnine imza atan sanatçı, aydın, yazar ve yönetmenlerin sırayla ‘Hayır’ kararlarını açıkladılar. Basın açıklaması “Bu memleket bizim” parçasıyla son buldu.
PİRHA- Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Başkan Yardımcısı Nihat Nalça Diyanet politikalarını eleştirerek ‘’Diyanet bir tek mezhebe hizmet ediyor. Müslüman Hanefi mezhebine. Camiler kuruyor, imamların parasını ödüyor, ama Alevilere ne bir cemevi kuruyorlar, ne de masraflarını karşılıyorlar. Bırakın ibadetini bile yapamıyor. Böyle Diyanet olmaz. Bütün halklardan toplanan vergilerin bir kesime kullanılması kul hakkı yemek değil mi? Bu da İslama terstir’’ dedi.
PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Başkan Yardımcısı Nihat Nalça, federasyon bünyesinde Avrupa’da 23’ün üzerinde dernekleri olduğunu belirterek, bu rakamın giderek büyüdüğünü kaydetti. Federasyon olarak kültürel ve inançsal bazda faaliyetler yürüttüklerini ifade eden Nalça, inançları ve kültürel değerleri gençlere iletmek sorumluluğunu taşıdıklarını söyledi. Nalça, “Tabii burada dilden de bahsediyorum. Çünkü Türkiye’deki bütün diğer diller asimilasyonun etkisindedir’’ şeklinde konuştu.
“İNSANLAR ARAP KİMLİĞİNDEN DEĞİL ALEVİ KİMLİĞİ NEDENİYLE KATLEDİLİYOR”
Arap Alevileri üzerinde yütütülen asimilasyon politikalarına da değinen Nalça, ‘’Suriye’de yapılan kıyımları, oradaki Arap Alevilere yapılan kıyımları görüyoruz. Arap kimliğine değil Alevi kimliğine bakılarak katlediliyor bu insanlar. Sırf Hatay’da yarım milyon mülteci var.
Arap Alevilerin en yoğun yaşadığı Hatay, Ortadoğu’nun İstanbul’dan sonraki en büyük şehri idi. Şimdi ticaret durmuş durumda. İşsizlik arttı, halk perişan durumda. Adana ve Mersin’de de yaşayan Arap Aleviler var. Kendi kültürlerini, dillerini öğrenemiyorlar. Bu kültürel bir kıyımdır. Bir yoketme, asimilasyon politikasıdır. Herkesin kendi kültürünü öğrenme hakkı vardır. Biz elbette çocuklar Türkçe öğrenmesin demiyoruz ama kendi dillerini kültürlerini de öğrensinler. Bugünkü rejimde bu mümkün değildir’’ diye konuştu.
“OTURMA ODASINA, YATAK ODASINA GİREN DEVLET REJİMİ OLAMAZ”
Referandum sürecine de değinen Nalça, her şeyden önce ileriye gitmek istediklerini, geriye gitmek istemediklerini söyledi. ‘’İnsanların barış içinde birarada yaşamasını istiyorsak görüşlerine saygı göstermek lazım’’ diyen Nalça, ‘’Oturma odasına, yatak odasına giren bir devlet rejimi olamaz. İnsanların giyiminden, inancına, davranışlarına kadar karışan bir devlet sistemi olamaz. İnsanlar fikirlerini özgür bir şekilde söylemeleri lazım’’ dedi.
Referanum sonrası kurulmak istenen sistemin Türkiye insanı için hayırlı olmayacağına vurgu yapan Nalça şunları belirtti:
‘’Tek kişinin karar verdiği hiç bir şey sağlıklı olmaz. Hakimleri, savcıları, milletvekillerini değiştirecek bir yetki alanı olacak. Meclisi fes edecek. Bunu da yenilemek olarak lanse ediyorlar. Mesela bir savcı cumhurbaşkanı hakkında bir suç duyurusunda bulunmak isterse, bunu nasıl yapacak bu şartlarda’’
Diyanet politikalarını da eleştiren Nalça, ‘’Türkiye’deki vergiler orada yaşayan bütün halklardan toplanan vergiler Diyanet’e veriliyor. Diyanet bir tek mezhebe hizmet ediyor. Müslüman Hanefi mezhebine. Camiler kuruyor, imamların parasını ödüyor, ama Alevilere ne bir cemevi kuruyorlar, ne de masraflarını karşılıyorlar. Bırakın ibadetini bile yapamıyor. Böyle Diyanet olmaz. Bütün halklarda toplanan vergilerin bir kesime kullanılması kul hakkı yemek değil mi? Bu da İslama terstir’’ şeklinde konuştu.
Bütün halkların barış ve kardeşlik içerisinde yaşaması gerektiğini kaydeden Nalça, tek kişilik rejime karşı olduklarını, insanların kardeşliği, barışın sağlanması, çocukların, kültürlerinin geleceği için hayır, dediklerini aktardı.
PİRHA – 16 Nisan referandum seçimine sayılı günler kala Yazar Halis Yurtsever referandum kararını PİRHA’ya değerlendirdi. Yurtsever, “16 Nisan’da attığımız her oy ile Türkiye’nin barışını inşa etmeli ve Türkiye barışının tohumu olmalıdır. Böyle bir gelecek için tabi ki barıştan, kardeşlikten, demokrasiden bahsederken de hayırlı günler için hayır hayır hayır diyorum” dedi.
Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve halkın ‘Hayır’ ve ‘Evet’ çalışmaları devem ederken, PİRHA sokağın nabzını tutmaya devam ediyor. Bingöl Karer Darebi köyünden olan Yazar Halis Yurtsever, 28 yıl öğretmenlik, 14 yıl sendikacılık görevi yapmış.
Türkiye’nin halklar mozaiği olduğunu söyleyen Yurtsever, “Bir halklar mozaiği olduğu için biz kendi içtenliklerimizle 1921 anayasasının ruhuna sahip çıkıyoruz” dedi.
“BU ANAYASA BİZİ TEMSİL EDİYOR MU DİYE SORMAK LAZIM”
“Bu anayasanın gerçek anlamda bizleri temsil ediyor mu etmiyor mu?” diye sorulması gerektiğini söyleyen Yurtsever, “Yani bir anayasaya baktığın zaman dilinle, kültürünle, kimliğinle, renginle içindeysen bu anayasa seni temsil ediyor. Oysa ki şu anda hazırlanmak istenen anayasa tekli zihniyetin anayasasıdır. Tek dil, tek millet, tek bayrak diyen bir anayasa kesinlikle bizim anayasamız değildir” diye konuştu.
Anayasanın kandırmaca olduğuna dikkat çeken Yurtsever, “Bu anayasa sistemin dediği şekilde çıkarsa bu ülkede devrimcilerin, Alevilerin yaşama şanslarının çok az olduğuna kesinlikle inanıyorum. Çünkü demokrasinin olmadığı bir yerde hoşgörü, barış ve kardeşliğin bir arada yaşama şansı yok” dedi.
“BÜTÜN HALKLARIN KENDİSİNİ İÇİNDE GÖREBİLECEĞİ BİR SİSTEM ÇABASI VAR”
Yurtsever, temennilerini ise şöyle dile getirdi;
“Biz diyoruz ki ülkemiz bir doğa güzelliğidir, doğa bahçesidir. Her rengin, her dilin, her kimliğin, her kültürün özgürce, kardeşçe yan yana yaşama şartlarının yaratılmasıdır. Biz kimseye kem gözle bakmayız. Her dilin kesinlikle bu ülkede konuşulması lazım, eğitim dili olması lazım. İnsanların, halkların ana dili onların ana sütü kadar helaldir. Türkiye’nin üçte biri Kürtler’dir, Kürtler kendi ana dilini ana sütü kadar kendine helal ettirsinler. Bu bağlamda benim şikayetim ve sitemim şu: Ben de bir eğitimciyim, 28 yıl Türkçe öğretmenliği yaptım. Zamanım olursa bir 28 yıl daha da yaparım. Bizde kesinlikle ayrım, ırk, dil, din, cinsiyet farkı yok. Hangi halk olursa olsun, hangi kimlik olursa olsun, hangi inanç olursa olsun, çoğulcu bir sistem, demokratik, laik, herkesin kendisini içinde görebileceği bir dilin, bir kimliğin, bir inancın, bir eğitim sisteminin olması çabası var.”
“SONUNA KADAR BU MÜCADELEYİ SAVUNACAĞIZ”
“Türkiye halklarının barışı, kardeşliği, demokrasiyi, insanların özgürce, kardeşçe yan yana yaşama şartlarının yaratılması için sonuna kadar bu mücadeleyi savunacağız” diyen eğitimci Yurtsever, “Bu suçsa da biz bu suçu işleyeceğiz. İşlemek zorundayız. Çünkü biz yarınlarımıza, geleceğimize, bizden sonra gelen kuşaklara huzurlu, güvenilir, demokratik, laik, insanca yaşayabilme şartlarının yaratılması için bir ortam bırakmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“SANDIKLARDA BARIŞIN ÇİÇEKLERİ VE TOHUMUNUN EKİLMESİ GEREKİR”
16 Nisan’da yapılacak referandumda halklara seslenen Yurtsever, “Ey Çerkesler siz kendinizi bu anayasanın içinde görebiliyor musunuz? Lazlar, Gürcüler, Araplar, Kürtler, Türkler, Aleviler siz kendinizi içinde görebiliyor musunuz? Türk halkının devrimcileri, sosyalistleri, aydınları şunu diyor; Bu anayasa beni temsil etmiyor. Özgürlüğün olmadığı, inanç özgürlüğünün, din özgürlüğünün, kimlik özgürlüğünün olmadığı bir anayasa özgür bir anayasa değildir” diye konuştu.
Yurtsever, “21. Yüzyılda böyle bir anayasanın inşası için Türkiye’de ne kadar kurum varsa, aydınlar, dernekler, ne kadar şahsiyetler, partiler, bilim adamları ve anayasa profesörlerinin yüzde 90’ı bu anayasa, anayasa değildir, diyor. Bu bağlamda Türkiye’nin barışı için, kardeşliği için, demokrasi için sandık başına giden bütün vatandaşların o sandıkta barışın çiçeklerini ve barışın tohumunu ekmesi gerekir” diye kaydetti.
Yazar Halis Yurtsever, “16 Nisan’da attığımız her oy, Türkiye’nin barışını inşa etmelidir. Türkiye barışının tohumu olmalıdır. Böyle bir gelecek için tabi ki barıştan, kardeşlikten, demokrasiden bahsederken de hayırlı günler için hayır hayır hayır diyorum” dedi.
PİRHA –16 Nisan tarihinde gerçekleşecek ve başkanlığı öngören referanduma sayılı günler kaldı. Halk ekonomik ve siyasi krizler nedeniyle büyük bir belirsizlik içinde olsa da referanduma kilitlenmiş durumda. Aleviler de referandumda ‘Hayır’ cephesinde yer almaya devam ediyor. Gülsuyu Cemevi Yöneticisi Yasemin Çelik, “Referandumda ‘Hayır’ demek gerekiyor” dedi.
Türkiye’de AKP ve MHP’nin oylarıyla meclisten geçirilmesinin ardından başkanlığı öngören anayasa değişikliği 16 Nisan tarihinde halk oylamasına sunulacak. “Cumhurbaşkanlığı sistemini” içeren ve kamuoyunda “tek adamlık”, “diktatörlük sistemi” gibi yorumlarla karşılanan referanduma ilişkin Yasemin Çelik PİRHA’ya konuştu.
“12 EYLÜL’DEN DAHA BETER ZAMANLAR YAŞIYORUZ”
Bu sistemden çok iyi şeyler beklemediğini söyleyen Gülsuyu Cemevi Yöneticisi ve ev kadını Yasemin Çelik, “Sistem geçmişte de bozuktu, çok iyi şeyler beklemiyorduk. Geldiğimiz koşullarda bu daha çok zorlaştı” diye konuştu.
Darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hali, 12 Eylül’e benzeten Çelik, “OHAL ile 12 Eylül’de yaşamadığımız bir durum yaşıyoruz. Daha beter bir OHAL yaşıyoruz” dedi.
“SORGUSUZ SUALSİZ GÖZALTINA ALIYORLAR”
Çelik, “Sorgusuz sualsiz, sokaktan geçen, düşünebilen bütün insanlar şu anda gözaltında, cezaevlerinde. Cezaevlerinde şuanda yer kalmadı” diye konuştu.
“Hayır demek gerekiyor” diyen Çelik, “Yetmez ama Hayır’ demesinin sebeplerini ise şöyle anlatıyor;
“Hayır olunca her şey yolunda gidecek gibi bir düşüncem yok. Düzelmeyecek. Tabi ki bu sistem böyle devam ettiği sürece bu durum da böyle gidecek. Biz böyle olduğumuz sürece. Bizler kendi haklarımıza sahip çıkmadığımız sürece. Çünkü biz bir olmayı beceremeyiz. Biz olmayı beceremiyoruz.”
PİRHA – Referandum sürecine sayılı günler kala toplumda tedirginlik artarak devam ediyor. Başkanlığı öngören anayasanın değiştirilmesi toplumun birçok kesiminde tepkiyle karşılanıyor. 15 yıllık AKP seçmeni tekstil işçisi kadın PİRHA mikrofonuna konuştu. “Bu bir parti meselesi değil Türkiye meselesi olduğu için ‘Hayır’ diyeceğim” dedi.
16 Nisan’da yapılacak olan referanduma günler kaldı. Toplumun büyük kısmı ‘Hayır’ cephesinde biraraya gelmeye devam ediyor.
Rizeli tekstil işçisi S.K, adlı kadın aslında emekli. Ancak geçim sıkıntısı nedeniyle tekstil atölyesinde çalışıyor. 15 yıllık AKP iktidarı döneminde yapılan seçimlerde oyunu AKP’ye vermiş. S.K. referandum kararını ve gerekçelerini PİRHA’ya anlattı.
“ARTIK AK PARTİ’DEN MEMNUN DEĞİLİM”
“Referandum kararım tabi ki ‘Hayır’ olacak” diyen S.K., “AK Parti açıldığından beri AK Partiliyim. Bunu inkar edemem. Ama yine AK Partiye devam edeceğim. Yaşadığım, gördüklerim yüzünden olumlu bakmıyorum şimdi” dedi. S.K, “Bu bir parti seçimi değil bu Türkiye meselesi olduğu için ‘Hayır’ oyu kullanacağım” diye konuştu.
“15 senedir AK Partiye oyumu veriyorum” diyen kadın, “AK Partinin çalışmalarından memnundum. Ama şimdi memnun değilim” diyor.
“SANKİ OSMANLI’YI YAŞAYACAKMIŞIM GİBİ GELİYOR”
AKP seçmeni kadın tedirginliklerini ise şöyle dile getiriyor;
“Seçimden sonra sanki ben Osmanlıyı yaşayacakmışım gibi geliyor bana. Küçüklüğümden beri çok film izlerdim. Osmanlı devrini çok izlerdim. Onlar beni çok etkiledi. O devre döneceğiz gibi o hisse kapılıyorum. Suriyelilerin gelmesiyle birlikte, ben kendimi Türkiye’de yaşamıyor da başka bir ülkede yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Nereye gidersem sağımda Araplar solumda Suriyeliler, ben Türk olduğumu, Müslüman olduğumu unutuyorum” dedi.
“HERKES FİKRİNİ KORKMADAN DİLE GETİRSİN”
Kadın, “Bu bir parti seçimi değil bu Türkiye meselesi olduğu için ‘Hayır’ oyu kullanacağım” diye konuştu.
AKP’li seçmen S.K,, “Ben fikrimi dile getirdim. İsterim ki herkes fikrini dile getirsin konuşsun. Ama olmuyor böyle bu cesareti hiç kimse bulamıyor. Keşke bulsalar” diye belirtti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Düsseldorf kentinde yapılan Hayır mitingine katılan Ali Kenanoğlu, ’’Bugün Türkiye’de terörist olmak için elinize silah almanız gerekmiyor. Gazeteci, akademisyen, yazar olmanız, hayır demeniz terörist olmanız için yeterli. Barış için imza atanlar terörist olarak suçlanıyor, idamları isteniyor. Bizler idamlardan korkmayan Seyid Rıza’ların torunlarıyız. Biz idamlardan korkmayan Deniz Gezmiş’in yoldaşlarıyız. Bu yüzden bu rejime hayır diyeceğiz’’ dedi.
Almanya’nın Düsseldorf kentinde Avrupa’da Hayır Platformu tarafından bir miting düzenlendi.
’Tek adam diktatörlüğüne, faşizme ve başkanlığa hayır’ mottosuyla düzenlenen etkinlik önce yürüyüşle başladı. DGB Haus önünde biraraya gelen kitle, Johhannes Rau Platz’a kadar yaklaşık 3 kilometre yürüdü. Yürüyüş sırasında sık sık, “Diktatör Erdoğan” sloganları atıldı.
Miting alanında ilk konuşmayı yapan Almanya Hayır Platformu sözcüsü Fatoş Göksungur, Almanya’da oy verme işleminin 27 Mart’ta başlayacağını hatırlatarak, 16 Nisan’da faşizmi sandığa gömeceklerini söyledi.
Göksungur’un ardından konuşan HDP’nin eski Milletvekili ve MYK Üyesi Ali Kenanoğlu ise HDP’nin baskı ve zulümlerle korkacağını zannettiklerini belirterek, “Katliamlar sindiricek, baskılar susturacak zannetiler. Oysa Newroz’da gördüler ki bütün alanları barış ve coşku havasıyla doldurdular. 2017 Newroz’u onlara cevap, bizlere de motivasyon vermiştir’’ dedi.
“PADİŞAHLIK DÖNEMİNE GERİ DÖNME REFERANDUMU”
“Anayasalar toplumların ortak yaşam sözleşmesidir’’ diyen Kenanoğlu, 16 Nisan’da anayasa değişikliğini öngören bir referandum yapılacağına dikkat çekerek şunları belirtti: ’
’Anayasalar toplumların ortak yaşam sözleşmesidir. O topraklarda yaşayan farklı kimliklerin, inançların birarada nasıl yaşayacağının belirleneceği bir sözleşmedir. Sözleşmelerin karşılıklı olarak birlikte yapılması gerekiyor. Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir anayasa karşılıklı olarak o topraklarda yaşayan halklar tarafından onların talepleri üzerine yapılmamıştır. Hepsi dayatma ile yapılmış anayasalardır ve 16 Nisan referandumunda da karşımıza sunulacak olan anayasa aynı amaçla aynı yöntemle getiriliyor, biz bu nedenle bundan önceki bütün anayasalara hayır dediğimiz gibi, bu dayatma ile karşımıza getirilen anayasaya da hayır diyoruz. Türkiye 130 yıldır parlamentoyla yönetiliyor. Parlemento padişahın yetkilerini kısıtlamak için Meşrutiyet ile birlikte kuruldu. 130 yıl sonra bu meclis ortadan kaldırılıp, padişahlık dönemine geri dönme referandumu yapılıyor.’’
“CUMHURBAŞKANI İDAM SEHPASINI VAAT EDİYOR”
Türkiye’de terörist olmak için hayır demenin yeterli olduğunu kaydeden Kenanoğlu, ”Bu anayasa değişikliğine giderken, anayasayı ve referandumu savunanlar buna ‘Evet’ diyenler bize ne öneriyorlar? Cumhurbaşkanı ve başbakanı dinlediğimiz zaman bize önerdiği tek bir şey var, diyor ki; ‘Evet derseniz 16 Nisan’dan sonra idam sehpasını kuracağız, idamı getireceğiz. Bize yeni bir yaşam, ortak bir yaşam vaat etmiyor, bize idam sehpasını vaat ediyor. Kimin için diyor: teröristler için. Bugün Türkiye’de terörist olmak için elinize silah almanız gerekmiyor. Gazeteci, akademisyen, yazar olmanız, hayır demeniz terörist olmanız için yeterli. Bugün barış için imza atanlar terörist olarak suçlanıyor, idamları isteniyor. Bizler idamlardan korkmayan Seyid Rıza’ların torunlarıyız. Biz idamlardan korkmayan Deniz Gezmiş’in yoldaşlarıyız. Bu yüzden bu rejime ‘Hayır’ diyeceğiz ve ‘Hayır’ın sesini yükselteceğiz” dedi.
Hakkari eski Belediye Eş Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu ise, “’Hayır’ için bin sebebimiz var ama tek sebebimiz dahi ‘Evet ‘için yok” diye konuştu.
Almanya Yeşiller Partisi’nden Berivan Aymaz da hayır kampanyasına Avrupa’da yaşayan bütün halkın katılması gerektiğini belirtti.
Mitingte sanatçılar İpek Rençber, Kirvem Erdal, Ercan Polat bir dinleti verdi. Miting müzik eşliğinde çekilen halaylarla son buldu.
PİRHA – Başkanlığı öngören anayasa teklifi, 16 Nisan’da referanduma götürülecek. Aziz Baba Ocağından Enver Can Dede ve Dede Kargın Ocağı Dedesi Ergül Şanlı referandum sürecini değerlendirdiler.
Türkiye’nin dört bir tarafında referandum çalışmaları devam ederken Alevi kurum başkanları, pirler ve dedeler referandum kararını PİRHA’ya değerlendirmeye devam ediyor.
“ALEVİLER ANLAYARAK OY VERECEK”
Alevilerin, anayasa değişikliğini incelediğini ve anlayarak buna oy vereceklerini söyleyen Aziz Baba Ocağından Enver Can Dede, “Bu anlamda ‘Hayır’ demelerinin gerçek manada hayırlı olacağına inanıyorum” dedi. Can, ‘Evet’ çıktığı durumda Alevi toplumunun bugünkü düzeni bile arayacağını belirtti.
Gidişatın kötüye gittiğini vurgulayan Can, “Bu manada Aleviler ‘Hayır’ cephesinde yer alacak. Böyle olması hayırlı olacak” diye konuştu.
Anadolu coğrafyasında tarih boyu çeşitli liderler çıktığını ve inanç anlamında bir yerlere taşıdığına dikkat çeken Dede Kargın Ocağı Dedesi Ergül Şanlı da, “Ama zaman zaman da iktidarlar, yönetimler, devlet erkanı çıkmış, Anadolu coğrafyasında kan, zulüm hiçbir zaman eksik olmamıştır. Kendi halkına, kendi coğrafyasındaki insanlara katliamlar yapmışlardır” dedi.
Bugünleri o günlere gebe olarak gördüğünü söyleyen Dede Şanlı, referanduma giderken toplumun, ya geriye döneceğiz ya da ileriye adım atacağız şeklinde bakması gerektiğini belirtti.
Şanlı, “Siyasi partileri boş verip, Anadolu coğrafyası halklarının tamamı parti olarak değil, geriye gitmeye ya eyvallah diyecek veya daha özgür, daha ileriye dönük özgürlüklerin sınırsız olduğu bir topluma adım atacaklar” şeklinde değerlendirdi.
“Alevi toplumu, gerek pirleri, gerek babaları, gerek anaları, gerek talipleriyle birlikte tarihini inceleyecek, bilecek ve ona göre taraf belirleyecek” diyen Dede Ergül Şanlı, “Eğer Aleviler bir Hüseyince duruş sergilemiyorsa, eğer bir Pir Sulatan, Hallacı Mansur duruşu sergilemiyorsa o zaman kendimize Alevi demeyelim.” ifadesini kullandı.
Şanlı, “Aleviler bu referandumda özgürlüğe bakacak adımı atacak ve Hayır diyecek” diye belirtti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Özellikle kadın gazetecilere yönelik uygulamaların daha da ileri gittiğini belirten Gazeteci Mehveş Evin, kadın gazetecilerin sosyal medya üzerinden hedef gösterildiğini, kadın gazetecilere yönelik cinsiyetçi saldırıların, ölüm tehditlerinin olduğunu, yandaş medya tarafından direk terörist olarak afişe edildiğini söyledi.
Türkiye’de gazetecilere yönelik sistematik saldırılar devam ediyor. Kısa bir süre önce Venedik Komisyonu, anayasa değişikliklerine ilişkin hazırladığı raporda ’’yazdıklarına dayanarak, terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla, gazetecilere yönelik cezai kovuşturmaların yoğunlaştırılması, ilgili ve yeterli sebep olmadan tutuklanmaları da aynı şekilde endişe kaynağıdır. Bunlar demokrasiyi iyileştirmek yerine daha çok zayıflatır’’ ifadelerini kullandı.
Yazdıkları nedeniyle işten atılan gazeteciler arasında yeralan Mehveş Evin Türkiye’de gazetecilerin durumunu PİRHA’ya değerlendirdi.
Darbe girişimi öncesinde, özellikle Gezi döneminde giderek artan baskılar olduğunu kaydeden Evin, 7 Haziran seçimlerinin ardından medyadaki tüm çeşitliliğe yönelik baskılar olduğunu, fakat darbe girişiminden sonra işlerin çok daha ciddiye bindiğini ifade etti.
160’tan fazla medya kuruluşunun kapatıldığına dikkat çeken Evin, tüm bu renklilik, farklılık , muhalif seslerin duyulabilmesinin önünün büyük oranda engellendiğini belirtti.
Demokratik bir duruşta yayını sürdürmek isteyenlerin ağır baskılarla karşı karşıya kaldıklarına vurgu yapan Evin, “Gazete ve televizyonların yazarı, yöneticisi terör propagandası ile suçlandılar. Ekonomik anlamda da, mesela basın yayın ilanları ile ilgili dağılımın değiştirilmesi küçük yayınları ekonomik olarak etkiledi. Muhalif gazetecilerin işten atılması süreci devam etti. Yıllardır var bu uygulamalar ama darbe sürecinde çok daha fazla arttı. Özgür Gündem davası mesela önemli bir dava. Gazetecilere karşı bir dayanışma var orada. Nöbetçi yayın yönetmenlerin neredeyse tamamına dava açıldı’’ dedi.
“İNTERNET ÜZERİNDEN BİR DİRENİŞ MEDYASI OLUŞTU”
Hapse atılan gazetecilerin durumunun da ciddi olduğunu kaydeden Evin, “Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin rakamlarına göre 158 gazeteci hapiste. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) verilerine göre bu rakam 82. Bu rakam neden ayrı diyecek olursak: Bazen medya çalışanlarının tümü diye hesaplanıyor, bazen gazetecilik faaliyetiyle doğrudan bağlantılı olan, resmi anlamda, diye ayrım yapılıyor ama sonuç değişmiyor. 158 ya da 82 rakamı aynı yere çıkıyor. Türkiye 2016 yılında hapisteki gazetecilik anlamında rekor kırdı’’ şeklinde konuştu.
Gazetecilerin sözkonusu durumdan etkilendiğini vurgulayan Evin devamında şunları söyledi:
“Yaptıkları haberler yüzünden gece yarısı evleri basılıp hapse atılan gazeteciler, dışarıdaki gazetecilerin üzerinde şöyle bir etki yarattı: Ben de her an alınabilirim, yaptığım bir haber yüzünden soruşturmaya uğrayabilirim, tehdit edilebilirim. Bu durum medyadan seslerin daha cılız çıkmasına neden oldu. Buna rağmen direniş medyası diyebileceğimiz web üzerinden yayınlar yaparak, gönüllü yazılar yazarak özellikle internet üzerinden bir medya yoğunlaşması yaşandı. Türkiye medyasında hala mücadele devam ediyor.”
Yabancı medya kuruluşu çalışanlarının da doğrudan hedef gösterilgini belirten Evin, şu örneği verdi: Mesela Beşiktaş’ta bomba patladı. BBC’nin yeri oraya yakın. Onlar önceden biliyorlardı gibi hedef gösterildiler.”
Artık insanların görüş vermekten bile çekindiğine değinen Mehveş Evin, şiddet olayları yaşandığında gazetecilerin kısıtlandığını, fotoğraf çektiklerinde direk gözaltına alındıklarına dikkat çekti. Gazetecilerin doğrudan güvenlik güçleri tarafından hedef alındığına vurgu yapan Evin, “Hatay’da oldu, Urfa’da oldu. Gazeteci arkadaşlarımız terör suçlamasıyla gözaltına alındılar. Halbuki makinasını almış, tek derdi haber yapmak istemesi. Pratik olarak sahada haber yapmak çok zor hale geldi’’ şeklinde konuştu.
Özellikle kadın gazetecilere yönelik uygulamaların daha da ileri gittiğini belirten Evin, kadın gazetecilerin sosyal medya üzerinden hedef gösterildiğini, kadın gazetecilere yönelik cinsiyetçi saldırıların, ölüm tehditlerinin olduğunu, yandaş medya tarafından direk terörist olarak afişe edildiğini söyledi.
Referandum sürecine de değinen Evin, “Türkiye OHAL ile yönetiliyor. Hukuk bir tarafa bırakılmış. Patlayan bombalar baskılar. Korkunç bir korku iklimi yaratıldı. Düşüncelerin özgürce tartışılmadığı, hayır diyenlerin alenen hainlikle terörizmle özdeşleştirdiği bir ortamda referanduma gidiyoruz. Referandumda iktidarın beklediği kadar güçlü bir evet çıkmayacak. Bir de Avrupa ile bir kriz çıkartıldı. Avrupa ülkeleri ile böylesi bir dönemde, Deniz Yücel’in tutuklanması olayında olduğu gibi, dünyaya biz herkesten büyüğüz mesajı vermek istiyorlar. İçeride milliyetçiliği öven bir tavıra girildi. Belki kısa vadede bazılarını etkileyebilir, fakat uzun vadede bu kabul görmez. Ayrıca uluslararası krizin Avrupa’da yaşayan Türkiyelilere ekonomik ve sosyal anlamda negatif geri dönüşü olacaktır.”
PİRHA – 16 Nisan’da yapılacak olan referandum sürecini Pir Süleyman Deprem değerlendirdi. Depem, “Ülkede demokrasinin katli, özgürlüklerin yasaklanması, demokrasinin elden çıkarılması söz konusu. Bu sebeple referandumda ‘Hayır’ oyu kullanmalıyız” dedi.
Başkanlığı öngören anayasa değişikliğinin 16 Nisanda yapılacak referandum sürecini ve Olağanüstü Hal’i Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem PİRHA’ya değerlendirdi.
“OHAL’DE REFERANDUM OLMAZ”
“Olağanüstü Hal’de özgür iradeyle insanlardan kendilerini beyan etmesini istemek zaten başlı başına bir baskı unsuru” diyen Deprem, “Ben ne dersem onu yapacaksın demektir. OHAL’de referandum olmaz. Bu sistem bugüne kadar Alevileri tanımadı tanımamakta da ısrar ediyor” ifadesini kullandı.
“Alevilerin kendilerini tanıtacak toplumsal bir birliktelik ve demokratik bir mücadele sergilemeleri gerekmektedir” diyen Deprem, bunun ana şartının da Alevilerin yolda birlik esasına dayalı olarak çatı örgütlenmesi yaratmalarının olduğuna dikkat çekti.
“Değişik isimler altında, değişik pirlerin veya ozanların adıyla ayrı ayrı dernekler kurulmasının sistemin işine yaradığını söyleyen Süleyman Deprem, “Aleviler, bu vesileyle mutlaka ama mutlaka birlik çalışmalarını hızlandırmaları gerekmektedir” dedi.
“BİZE KIRK SATIR MI KIRK KATIR MI DAYATILMIŞTIR”
Pir Süleyman Deprem, “Bu referandumda her şeyi Almam faşizmi döneminde olduğu gibi tek kişinin emrine veya Osmanlı’da olduğu gibi Ebu Suud’un fetvalarıyla yönetilen bir toplum biçimine dönüştürmekten vazgeçilecek bir tavır sergilemek zorundayız” diye konuştu.
Var olabilmemiz, varlığımızı sürdürebilmemizin garantisi bu referandumda ‘Hayır’ diyerek kendimizi ispat etmekten geçtiğini dile getiren Pir Deprem, “Çünkü bize 40 katır mı 40 satır mı dayatılmıştır. Biz bunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. ‘Hayır’ dediğimizde her şey güllük gülistanlık mı olacak elbette ki olmayacak, ama ‘Hayır’ dediğimizde toplumun tüm renkleriyle birlikte demokratik zemini güçlendirme çabası yeniden hayat bulacaktır” dedi.
“MUTLAKA ‘HAYIR’ OYU KULLANMALIYIZ”
“Ülkede demokrasinin katli, özgürlüklerin yasaklanması, demokrasinin elden çıkarılmasının söz konusu olduğunu söyleyen Deprem, “Biz bu filmi İran’da, Almanya’da ve bir çok ülkede gördük. Eğer bunu görmek istemiyorsak mutlaka ama mutlaka referandumda ‘Hayır’ oyu kullanmak zorundayız” vurgusunu yaptı. (S.A)
PİRHA – İstanbul Küçükköy’de oturan Karerliler referandum sürecini değerlendirip, “Umudu yitirmemek, sandığa gitmek ve tercihini Türkiye’nin geleceği için ‘Hayır’ yönünde almaktır” dediler.
Başkanlığı öngören anayasa 16 Nisan’da referandumda halk oylamasına sunulacak. İstanbul Küçükköy’de oturan Bingöl Karerliler PİRHA’ya referandumu değerlendirdi. Kimi ekonomik krizden dem vurdu kimi ise Türkiye’de yaşanan baskılardan. Tek adam rejiminin hiçbir sorunu çözmeyeceğine inanan Karerliler, referandumda ‘Hayır’ oyu kullanacaklarını söylediler.
“EKONOMİK KRİZ YAŞIYORUZ”
İşlerin iyi olmadığına dikkat çeken esnaf Hakı Yalçın, “Ekonomik kriz yaşıyoruz. Resmiyette olmasa da ciddi bir kriz var. Biz esnaf olarak bu krizi ciddi olarak yaşıyoruz” dedi. Tek kişinin egemen olduğu, her şeyi bir kişinin belirlediği antidemokratik, baskıcı, diktatör bir anlayışa doğru gidildiğine vurgu yapan Yalçın sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu anlayışı reddediyoruz. Çünkü tek kişinin egemen olduğu, hiçbir devlet, hiçbir ülkenin sonu iye gitmemiştir. Birey kendi kararını kendi verebilmelidir. Doğru ve yanlışı ayırt edebilmelidir. Bizim kararımız birilerinin elinde olmamalıdır. Toplumsal bir hareketle beraber herkesin bu süreçte karar verebilme hakkı olmalıdır ve bunun içinde referandumda ‘Hayır’ın çıkması çok önemlidir.”
“MUTFAĞIM BOŞALDI”
“Ekonomik olarak zorlanıyorum ve mutfağım boşaldı desem yeridir” diyor Ev Hanımı Selda Yalçın da. Gün geçtikçe durumun daha kötüleştiğini söyleyen Yalçın, “Umarım bundan kurtuluruz. Çocuklarımın geleceğine umutla bakamıyorum. Referandum kararım tabi ki ‘Hayır’ olacak. Hiçbir şeye umutla bakamıyoruz. Biran önce bunun bitmesini istiyoruz. Geleceğe umutla bakmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“DEMOKRATİK ORTAMDA SEÇİME GİDEMİYORUZ”
“Her zaman umutlu olmak, umudu yitirmemek lazım. Bütün bu olumsuzluk ve karamsarlığa rağmen umudu korumak ve canlı tutmak lazım” diyen Hüseyin Yurtsever de, “15 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidar var, her seçim döneminde uyguladığı baskılar var. Devletin bütün imkanlarını kullanarak kendi lehine seçim propagandası yapıyor. Bu aynı şekilde devam edecek. Çok demokratik ortamda bir seçime gidemiyoruz” dedi.
“UMUDU YİTİRMEMEK LAZIM”
Yurtsever, “Bize düşen umudu yitirmemek, canlı tutmak, sandığa gitmek ve tercihi Türkiye’nin geleceği açısından, özgürlük için, barış için ‘Hayır’ yönünden almaktır” dedi.
Yurtsever, ‘Hayır’ sebebini ise şöyle sıraladı: “Red etmek. sorgulamak, direnmek için Hayır Hayır Hayır diyorum.”
“14 SORUN ÇÖZEMEMİŞSE GELECEKTE DE ÇÖZEMEZ”
Ortaokul öğrencisi Elif ise de ‘Hayır’ dediğini belirterek, “14 yıldır bizi yöneten bu devlet eğer sorunu çözemiyorsa, gelecekte de çözemeyecektir” dedi.
“NE KENDİMİZE NE DE ÇOCUKLARIMIZA DÜŞMANLIĞI AŞILAMADIK”
“İnsanca yaşamak için yıllardır hep mücadele verdik. Onurlu yaşamak içinde elimizden geleni yaptık” diyen Emekli Fedai Kılıçgedik, “Biz Aleviler olarak yıllardır baskı içindeyiz. Bizler her zaman, bu toplumla nasıl bağdaşabiliriz, nasıl bu toplumla kardeşçe yaşayabiliriz dedik. Biz hiçbir zaman ne kendimize ne de çoluk çocuğumuza düşmanlığı aşılamadık” ifadelerini kullandı.
“Referandumda büyük bir ‘Hayır’ın çıkmasını beklediğini söyleyen Kılıçgedik, “Bu ülkede sosyal, demokratik, aydın insanlar eminim ki buna ‘Hayır’ diyecekler” diye konuştu. Kılıçgedik, “Hükumet kendilerinin çıkardığı bu yükün altından kalkamayacak. Kendi kazdığı kuyuya kendileri düşecek” değerlendirmesinde bulundu.
“İNSANLARI YOL YAPIMIYLA KANDIRDI”
‘Ev hanımı Nazlı Yalçın da şunları söyledi:
“Referandum da ‘Hayır’ diyeceğim. Çünkü şuana kadar yaptığı görevlerin hiçbirini beğenmiyorum. İnsanları yol yapımıyla kandırdı. Köyleri bombaladı, yaktı, yıktı. Bunu kabul etmiyorum ve bundan dolayı ‘Hayır’ diyorum.”
Karer Derneği’ndeki ocağına bakan çaycı da, “Şirinamın türküsünü söyleyerek ‘Edi Bese’ diyerek ‘Hayır Hayır Hayır’ diyorum” dedi.
PİRHA-Halkların Demokratik Partisi PM Üyesi, Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı, Eğitimci Kemal Bülbül, “Hayır’ın zaferi ayrı bir dil, ayrı bir üsluptan geçiyor” dedi.
PİRHA’ya konuşan Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kemal Bülbül, Türkiye’de, anayasa değişikliği adı altında tek bir kişinin diktatörlüğüne dayalı rejim değişikliğini yaşadıklarını söyledi.
Yeni bir anayasaya ihtiyacın olduğunu ifade eden Bülbül, onun da nasıl olması gerektiğini şu sözlerle anlattı:
“Kimliklerin, kültürlerin ve tüm toplumsal kesimlerin, eşit ve özgür olduğu, işçilerin, emekçilerin sorunlarına çözüm bulduğu, 12 Eylül Anayasası’nın hükümlerinin ortadan kaldırıldığı, Kürt sorununun demokratik eşit ve adil çözümünü yaratan, üniversitelerin özgür ve özerk kurumlar haline getirildiği, Diyanetin tek inanca dayalı anlayışına son verildiği ve Aleviler başta olmak üzere tüm inançların özgür bir biçimde kendi inançlarını yaşadığı bir anayasaya ihtiyaç var.”
“EVET ÇIKARSA SORUNLAR DAHA DA KATMERLEŞİR”
Bülbül, başkanlığı öngören referandumun ‘evet’ ile sonuçlanması için hükumete yakın kesimlerin Kürtler, Aleviler ve kararsızları hedeflediğini söyleyerek, “Bizlerinse bu antidemokratik her şeyi tekle ifade eden, hiçbir farklılığa tahammülü olmayan, Muaviye, Selefi, Firavun, diktatör tipi anlayış kazanır ise hiçbir şeyi çözemeyeceği gibi, var olan sorunları daha da katmerli hale getirecektir” dedi.
Bunun için Anadolu’dan Mezepotamya’ya Trakya’ ya Karadeniz’e Akdeniz’e Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan her kesimin kendi kimliğine ‘hayır’ ile sahip çıkması gerektiğini vurguladı.
Bülbül, “Bu anlayışla topluma yaklaşır bu temel de örgütlersek referandum seçimlerinde ‘Hayır’ tercihinin çıkmasında kesin sonuç elde edebiliriz” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Almanya’nın Frankfurt kentine bağlı Hattersheim Alevi Kültür Merkezi’nde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak HDK-Almanya Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı, CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı katıldı.
Etkinlik İbrahim Kılavuz’un okuduğu bir şiirle başladı. Ardından Hattersheim Alevi Kültür Merkezi Kadın Kolları temsilcisi Gülay Bulut kısa bir açılış konuşması yaptı.
Hattersheim AKM Başkanı Muzaffer Akkuş moderatörlüğünde gerçekleşen panelde ilk sözü HDK-Almanya Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı aldı.
Özellikle Alevi kurumlarında düzenlenen 8 Mart etkinliklerinde, organizasyonların kadınlar tarafından yürütülmesi gerektiğini ifade eden Sonzamancı, konuşmacıların da mümkün olduğu kadar kadın seçilmesini önerdi. Konuşmasını Avrupa’da da kadına yönelik şiddet yaşandığını vurgulayarak sürdüren Sonzamancı, Almanya Federal Emniyet Teşkilatı ile Federal Kadın ve Aile Bakanlığı tarafından ortak yürütülen bir araştırmaya göre geçtiğimiz yıl Almanya’da 100 binden fazla kişinin aile içi şiddetine uğradığını, şiddeti yaşayanların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğuna dikkat çekti. Sonzamancı ayrıca Almanya’da işlenen kadın cinayetlerine somut örnekler de verdi.
Türkiye’de durumun daha vahim olduğuna değinen Sonzamancı, AKP hükümeti döneminde 2002- 2017 Ocak ayı tarihleri arasında toplam 14 bin 293 cinayet işlendiğine dikkat çekti.
Kadınların toplumsal yaşamın dışına itildiğini kaydeden Sonzamancı, politika alanında da kadınlara AKP döneminde daha fazla yönelme olduğunu kaydetti. Figen Yüksekdağ’ın milletvekiliğinin ve parti üyeliğinin düşürülmesini örnek veren Sonzamancı, AKP’nin hukuk sistemini de kendine göre şekillendirdiğine vurgu yaptı.
Referandum sürecine de değinen Sonzamancı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya‘nın Hollanda tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilerek sınır dışı edilmesine yönelik ise, ‚’Hangi düşünceden olursa olsun herkesin kendini ifade etme hakkı vardır. Fakat bir taraftan Avrupa’ya kızıp demokrasi isteniyor. Diğer taraftan aynı anda Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla gerçekleştirilen yürüyüşe polis gaz bombasıyla müdahale ediyor. Burada bir sorun olduğunu düşünüyorum’’ dedi.
Daha sonra söz alan CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı ise kadın hakları üzerine başladığı konuşmasını, referandum sürecini anlatarak sürdürdü.
Anayasa değişikliği için yangından mal kaçırır gibi acele davrandıklarını belirten Yarayıcı, AKP’nin faşizmi biran önce yasalarla hayata geçirmek istediklerini söyledi. Eğer referandumdan evet çıkarsa çok daha karanlık bir sürece girileceğini, antidemokratik uygulamaların giderek artacağını kaydeden Yarayıcı, ‘’Başkanlık sistemi dediği şey rejim değişikliği, Cumhuriyetin değerleri çok önemli, ona yeni şeyler katarak, Kürt, Türk, Arap, Ermeni halklarının mücadelesini ortaklaştırarak, herkesin eşit yurttaşlık temelinde onu büyütmek, geliştirecek bir ortam yaratılması gerektiğine inanıyorum. Ama başkan olacak kişi bütün yetkileri tek elinde bulundurmak istiyor. 1876’da Abdulhamit aynı şeyi yaptı. Anayasayı yaptırdı. Anayasa yapanları derdest etti. Meclisi 30 yıl boyunca kapattı.’’ dedi.
Cizre’de, Sur’da yapılan katliamları, Dilek Doğan, Uğur Kurt cinayetlerini örnek veren Yarayıcı, ‘’Eğer gerçekten katiller cezalandırılsaydı, polis, asker, sivil kim tarafından yapılıyorsa bu katliamlar bugün bu noktaya gelmezdik. Adaletin özgürlüğün olmadığı yerde nasıl bağımsız bir yargıdan bahsedeksiniz. Reyhanlı, Roboski, Ankara, İstanbul katliamlarına yol veren yapı kim ise aynaya bakacak’’ şeklinde konuştu.
‘’Evet çıktığında boynumuzu büküp teslim olmayacağız’’ diyen Yarayıcı, mücadelemizi daha da artıran bir yöntem arayacağız. Hayır çıktığında ülke refaha mı erecek. Faşizmin araçları artarak belki devam edecek’’ diye konuştu.
Konuşmaların ardından soru cevap kısmına geçildi. CHP’nin genel politikalarına yönelik eleştirilerin yöneltildiği bu bölümde Yarayıcı, ‘’CHP bir kitle partisi. Bir yaşam alanı yaratılabilir. Buradan bir mücadele yürütüyoruz. Hatalarımız, eksiklerimiz var. Dokunmazlık meselelerinde de , tezkere meselesinde de sizin gibi düşünüyorum. Eklemeleddin İhsanoğlu adaylığı meselesinde de sizin gibi düşünüyorum” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun bakanların Avrupa ülkelerine alınmamaları ile ilgili gösterdiği tepki ve toplantılarını iptal etme kararını ise Yarayıcı diplomatik hamle olarak savundu. Yarayıcı “Siyasette diplomasi denilen bir olgu var. Burada demokrasiyi arayanlar, kendi ülkelerinde demokrasiyi unutturup her türlü haksızlığı reva gören bir yapıdan bahsediyorum. Bundan bahsetmek gerekir miydi, gerekirdi. Ama diplomasi dili de gereklidir. Tüm parti yetkililerinin böyle bir açıklama yapması doğaldır. Bu kısır tartışmayı bugün bırakalım. Bundan sonra nasıl bir mücadele yürüteceğimize kafa yoralım’’ şeklinde konuştu.
Panelde dinleyiciler ikna olmayınca karşılıklı tartışmalar da yaşandı. (E.S)
PİRHA-Gazeteci Fehim Taştekin Suriye’de iki model ortaya çıktığına dikkat çekerek, “Biri halkların demokratik birliğini esas alan Rojava, diğeri IŞİD’in ortaya koyduğu model. Türkiye maalesef silahla, diplomasi ile karanlık modeli benimsedi, diğer modele savaş açtı. Cizre’de, Sur’da meydana gelenlerin Rojava ile ilgisi var’ dedi.
Almanya’nın Köln kentinde ‘son sürat teokratik diktatörlüğe doğru’ konulu bir panel düzenlendi.
Almanya-Türkiye İnsan Hakları Derneği (TÜDAY) tarafından organize edilen panele, konuşmacı olarak eski Eğitim-Sen Genel Sekreteri Sakine Esen Yılmaz, HDP Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Gazeteci Fehim Taştekin ve Siyaset Bilimci Naif Bezwan katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise gazeteci Elmas Topçu yaptı.
Panele yönelik engelleme çabalarının olduğunu belirten Topçu, Almanya’daki son gelişmeler ile birlikte, panelin engellenmesi için belediyeye de başvuruların olduğunu kaydetti.
Panelde ilk konuşmayı yapan gazeteci Fehim Taştekin Türkiye’de muhalif bütün yayın organlarının kapalı olduğunu belirterek, bu şartlarda meseleleri tartışacak bir alan kalmadığına vurgu yaptı. 6 ayda 3 kez işinden olduğunu belirten Taştekin 10 bin gazetecinin işsiz kaldığını ifade etti.
Türkiye’nin dış politikaları nedeniyle büyük kayıplar verdiğini aktaran Taştekin devamında şunları söyledi:
”Erdoğan kendine birden bire sünni bir dünyanın hamisi olmak gibi bir rol biçti. Dış politikaları nedeniyle bütün komşularını kaybetti. Suriye’ye demokrasi getireceğini söyledi. Orada iki model ortaya çıktı. Biri halkların demokratik birliğini esas alan Rojava, diğeri IŞİD’in ortaya koyduğu model. Türkiye maalesef silahla, diplomasi ile karanlık modeli benimsedi, diğer modele savaş açtı. Cizre’de, Sur’da meydana gelenlerin Rojava ile ilgisi var. Aşağıda demokratik bir yapılanma oluşurken, kuzeydeki Kürtlere etkisi AKP’yi kaygılandırdı.’’
AKP’nin paralel yapı ile mücadele ederken, paralel bir toplum yarattığını kaydeden Sakine Esen Yılmaz, bin’e yakın dernek kapandığını, böylelikle bütün muhalefeti susturduklarını söyledi. Eğimin içinin yıllardır boşaltıldığını ifade eden Esen Yılmaz, AKP’nin de eğitimsiz bir toplum hedeflediğine dikkat çekti.
Faysal Sarıyıldız ise Cizre’de şahit olduklarını aktardı. Avrupa’da temaslarda bulunduklarını belirten Sarıyıldız, bir çok kez Avrupalı parlamenterlerin söylediklerine inanamadıklarını, bu durumda görsel argümanları gösterdiklerini kaydetti. Kürdistan’da yaşananların 1933 Almanya’sı ile çok benzediğinin altını çizen Sarıyıldız. ‚’’Bir yıldır faşizm var zaten. Faşizmin yaptığı, AKP’nin yapmadığı birşey kalmadı. O dönem Erdoğan ve Davutoğlu HDP’nin yaygara kopardığını bodrumlara gittiklerini ve kimsenin olmadığını belirtmişti. Oysa aynı anda bizler bodrumda mahsur kalan insanlarla kontak kurduk. Kimisinin üzerine benzin dökülüp yakılmıştı. Bizi de kamuoyuna karşı kriminalize etmeye çalıştılar’’ şeklinde konuştu.
Bir gazeteye verdiği Cerablus operasyonuna yönelik yorumundan dolayı Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’ndeki görevinden uzaklaştırılan Naif Bezwan ise Türkiye’de 30’lu, 60’lı, 80’li yıllarda da antidemokratik uygulamaların olduğunu, fakat şimdi yaşananların çok farklı bir yerde durduğunu belirtti.
Konuşmaların ardından panelistler soruları yanıtladı.
PİRHA- 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle Dortmund ve Çevresi Alevi Dergahı’nda (DAGME) bir etkinlik gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Jinda Deniz Alevi kadınları ‘hayır’ demeye çağırdı.
Deniz 8 Mart’ın bir direniş ruhu olduğunu kaydederek Zarifelerin, Beselerin, Sakinelerin, Arin Mirkanların ve bugün de Şengalde Ezidi kadınların direnişinde bu ruhun anlamlandığını söyledi.
Alevi kadınları olarak hayır demeleri gerektiğini vurgulayan Deniz, AKP’nin getirmek istediği sistemde Alevilere yer olmadığını belirtti. Deniz ayrıca referandumda hayır demenin tüm geriliklere hayır demek olduğunun altını çizdi.
Deniz’in konuşmasının ardından sanatçı Erdal Temurlenk sahne aldı.
PİRHA- Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) Kadın Meclisi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı. FEDA, Açıklamada8 Mart’ın kadına reva görülen tüm geriliklere hayır demenin ve mücadeleyi yükseltmenin bir basamağı yapılacağına inandıklarını belirtti.
Kadın özgürlük sorununun 5 bin yıldır görmezden gelindiğine işaret edilen açıklamada , “Bugün kadın, dünyada yaşanan kaostan en çok etkilenen cins olmaktadır. Avrupa’da yoğun olarak maruz kaldığı emek sömürüsünün yanı sıra, bedeni metalaştırılmış ve reklam aracına dönüştürülmüştür. Mezopotamya topraklarında, eril zihniyetin çığrından çıkmış vahşi yüzü olan IŞİD güruhunun saldırılarının ilk hedefi olmaktadır. Zalim akıl önce kadınları vurmaktadır’’ denildi.
Açıklamada, buna karşın 8 Mart’ın direniş ruhunun, Mezoptamya topraklarında Zarifelerin, Beselerin, Sakinelerin, Arin Mirkanların ve bugün de Şengalde Ezidi kadınların direnişinde vücut bulduğu ifade edildi.
Açıklamada ayrıca şunlar belirtildi:
“Mezopotamya topraklarında yayılan umut, Türkiye’de AKP-Erdoğan devleti tarafından bitirilmek istenmektedir. Kadının bir çok bedel ödeyerek elde ettiği kazanımları, Kanun Hükmünde Kararnamelerle bitirmek istemektedir. Biz Alevi kadınları olarak AKP devletinin getirmek istediği başkanlık sisteminin bizlere neleri kaybettireceğini iyi bilmekteyiz. Onun için bu 8 Mart’ın kadına reva görülen tüm geriliklere hayır demenin ve mücadeleyi yükseltmenin bir basamağı yapılacağına inanıyoruz.’’
PİRHA – 16 Nisan’da yapılacak olan referandum sürecini Alevi yurttaş Veli Yıldız Ana dili olan Kırmancki’de değerlendirdi. Yıldız, İnsanım diyen herkesin başkanlığa ‘Hayır’ demesi gerektiğini vurguladı. Yıldız, referandumda evet çıkması durumunda iktidarın Alevilerin soluk almasına bile izin vermeyeceğini söyledi.
İzmir’de Demokratik Alevi Derneği’nin yapmış olduğu etkinliğe katılan Veli Yıldız referandum sürecini PİRHA mikrofonuna değerlendirdi.
“SUDİ ARABİSTAN REJİMİNİ KURMAK İSTİYORLAR”
“Seçim günü geldiğinde, insanım diyen herkes bu seçimde ‘Hayır’ demeli” diyen Yıldız, “AKP hükumeti, Sudi Arabistan rejimini kurmak istiyor, kadınları evden çıkartmak istemiyor, konuşanları susturmaya çalışıyor. Bunlar bunu istiyor” dedi.
Yıldız, “Ben de istiyorum ki hepimiz bir olalım, kardeşiz diyen herkes, Kürt, Türk, Alevi, Çerkez, Arap hepimiz yan yana gelelim” diye konuştu.
“ZALİMLERİN TAHTINI YIKALIM”
“Bu zalimlerin tahtını yıkalım” ifadesinde bulunan Yıldız, “Bu zalimler yıkılmadığı sürece, kendinden olmayanı öldürün diyorlar. Kürt, Alevi, Ermeni, Ezidi, Hıristiyan kendilerine düşman görüyorlar. Bizden olmayanı öldürün, diyorlar. Size demokrasi getireceğiz, diyorlar ama bu kadar insanımızı işten çıkarıyorlar” ifadelerini kullandı.
“BİRARAYA GELMELİYİZ”
“Cumhurbaşkanı diyor ki ‘halk bana oy verdi’ beni Cumhurbaşkanı yaptı” diyen Yıldız, “Bizim de oy verdiklerimiz içeride. Eş başkanlarımız, belediye başkanlarımız ve milletvekillerimiz içeride. Bu nasıl demokrasi. Bizlerin yan yana gelmesi lazım, bu dava ölüm davasından daha kötü. Bu seçimde eğer onlar çıkarsa bundan sonra soluk almamıza bile izin vermeyecekler. Bunun için bir araya gelmemiz gerekir” diye konuştu.
“KÖYLERE GERİ DÖNÜLSÜN”
Dersimden geldiğini, İzmir’de misafir olduğunu ve Alevilik yolunu sürdürdüğünü söyleyen Yıldız, Köylere dönüş için çağrıda bulunuyor;
“Ben istiyorum ki milletimiz köylerine geri dönsün, köylerimiz şenlensin. Televizyonlarımız açılsın. Televizyonlarımız ne yaptı da kapatıldı. İnancımızı yansıttığı için kapatıldı. Bunlar, Alevilerin inancından, her şeyinden korkuyor” diye belirtti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – BingöL Alevilerinden Çiğdem Elverişli referandum sürecini PİRHA’ya değerlendirdi. Elverişli, ‘Hayır’ diyorum çünkü ‘Hayır’ için sebebimiz çok” dedi.
Başkanlığı öngören anayasa değişikliği, 16 Nisan’da referandumda halk oylamasına sunulacak. Referandum sürecini KHK ile kapatılan Tv10 izleyeicisi Çiğdem Elverişli’ye sorduk. Referandum sürecinde tabi ki ‘Hayır’ diyeceğim” diyen Elverişli, neden hayır dediğini ise şöyle sıralıyor;
“-Bu ülkenin demokrasisi için ‘Hayır’
-Çocuklarımın geleceği için ‘Hayır’
-Bu ülkeyi tek kişiye teslim etmemek için ‘Hayır’
-Bir kadın olarak ve bütün kadınlar için ‘Hayır’ diyorum.”
“ALEVİ KADIN OLARAK İBADETİMİ YAPAMIYORUM”
‘Hayır’ için sebeplerinin çok olduğuna dikkat çeken Elverişli, “Anayasa ve her şey ortadan kalkıyor. Bunları görüp de ‘Evet’ demek büyük bir yanlışa imza atmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
“Bu ülke gittikçe kötüye gidiyor. OHAL var, kimin sesi çıkıyorsa, sesini kesiyorlar” diyen Çiğdem Elverişli, “Bir Alevi kadın olarak ibadetimi yapamıyorum. Tv10 benim sesimi duyuruyordu, Tv10’u kapattılar. Sesimi duyuracak hiçbir şey yoktur. Sesimi duyurmak için kanalların olması gerekiyor” dedi.
“BU ŞARTLARDA YAŞAMAK İSTEMİYORUM”
Bu ülkede ibadetini rahat yapamadığını, Alevi olarak hiçbir yerde kendini temsil edemediğini söyleyen Elverişli, “Özgürlük istiyorum. İnsanca yaşamak istiyorum. İbadet benimdir, özgür bırakılsın yaparım, yapmam, o bana kalmış bir şeydir” diye belirtti.
Elverişli, “OHAL’in kalkmasını istiyorum. Bu şartlarda yaşamak istemiyorum. Özgür bir dünyada, çocuklarımızın geleceğine dair özgür bir ortam istiyorum. Kendimi ifade etmek istiyorum. Ben varım, demek istiyorum” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Olağan Seçimsiz Genel Kurulu sonrası sonuç bildirgesini yayımladı. Bildirgede anayasa değişikliğinin onaylanacağı referandumda hayır vurgusu öne çıktı.
Hayır’ın, Kerbela’dan bu yana verilen savaşın adı, zulme, biat kültürüne ve tek adamlığa karşı çıkış olduğu belirtilen bildirgede, ’Hayır, Pir Sultan’ın Hınzır Paşa’ya cevabıdır. Nesimi’nin yobazlıkla mücadelesidir’’ denildi.
Sadece bu referandumda veya AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana değil, geçmişten günümüze Alevilerin, ‘hayır’ın en büyük örgütleyicileri olduklarının altı çizilen bildirgede, “Ecdatlarımız bu onurlu tavırları nedeniyle tarih sahnesinde birçok kez bedel ödemişlerdir ama asla inançlarını var eden ilkelerinden taviz vermemişlerdir. Duruma göre pozisyon almayıp, katilleri ve cellatları önünde bir kez dahi eğilmemişlerdir. Atalarımız, tarih boyunca zulme hayır dediler’’ vurgusu yapıldı.
Bildirgede, bugün de esarete karşı, siyasal İslama karşı, çok sesliliği susturan güce karşı, yobazlığın karanlığına karşı, şiddete karşı, bu ülkenin umudu olan aydınlara yapılan baskılara karşı ve sonsuz yetkiye karşı hep bir ağızdan hayır dedikleri ifade edildi.
PİRHA- Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi Köln’de AKP Yurtdışı Seçim Koordinasyon Merkezi ve Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD ) tarafından organize edilen ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ adlı etkinliğe katıldı. Etkinliği 350 kişi izledi. Dışarıda ise bir grup Zeybekçi’yi protesto etti.
Zeybekçi konuşmasına, katılımcılara hediye olarak Erdoğan’ın selamını getirdiğini söyledi. Zeybekçi ayrıca 16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliği referandumunda katılımcılardan evet oyu istedi.
Dışarıda ise bir grup Zeybekçi’yi protesto etti. Protestocu grup Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını talep etti.
Bakan Zeybekçi referandum etkinliği öncesinde Leverkusen kentinde bir kültür etkinliğine katıldı. Fakat burada herhangi bir konuşma yapmadı.
ETKİNLİKLERE İZİN VERİLMEMİŞTİ
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın perşembe akşamı Gaggenau kentinde katılacağı etkinliğe belediye tarafından izin verilmemesinin ardından Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin Pazar akşamı Köln’ün Porz semtinde katılacağı toplantı da iptal edilmişti. Bunun üzerine Bakan Zeybekci’nin Köln yakınlarındaki Frechen’daki referandum etkinliğine katılacağı açıklanmıştı. Ancak bu etkinlik için toplantının yapılacağı Golden Palast adlı salonun işletmecisi mekanı kiralamaktan vazgeçmişti. Buna gerekçe olarak da, salonun sahibi ile işletmecisi arasındaki sözleşmede siyasi etkinliklere izin verilmemesi gösterilmişti.
ADALET BAKANI MAAS’TAN ERDOĞAN’A TEPKİ
Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya’da referandum etkinliklerinin iptali ile ilgili olarak Almanya’ya yaptığı Nazi benzetmesine Alman siyasetçilerinden tepki geldi.
Adalet Bakanı Heiko Maas, katıldığı bir televizyon programında Erdoğan’ın sözlerinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Maas ayrıca diplomatik ilişkilerin kesilmesine kadar gidecek bir gerilimi kimsenin isteyemeyeceğini, bu nedenle Almanya’da Türk hükümet yetkililerinin etkinliklerine genel yasak getirilmesi taleplerine karşı olduğunu belirtti.