Etiket: basın toplantısı

  • Antalya Kadın Platformu: Gerçek adalet demek için 25 Kasım’da alanlardayız

    Antalya Kadın Platformu: Gerçek adalet demek için 25 Kasım’da alanlardayız

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla açıklama yapan Antalya Kadın Platformu, “İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla iptal edilmesi şiddet faillerini cesaretlendirirken, mücadeleyle elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırmak için iktidar adeta biz kadınlara savaş ilan etmiş durumda” denildi.

    Tüm dünyada başta kadınlar olmak üzere birçok kesim 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde alanlarda olacak.

    Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nde yapılan açıklamayı, platform adına Eğitim Sen Antalya Şubesi Örgütlenme Sekreteri Çiğdem Altıntaş Peker okudu.

    “İKTİDAR KADINLARA SAVAŞ İLAN ETMİŞ DURUMDA”

    Geçen yıl 25 Kasım’dan bugüne erkek şiddetinin hız kesmeden devam ettiğini belirten Peker, “Kadın cinayetleri münferit değil, politiktir demek için alanlarda olacağız. İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla iptal edilmesi şiddet faillerini cesaretlendirirken, mücadeleyle elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırmak için iktidar adeta biz kadınlara savaş ilan etmiş durumda. Her ay onlarca kadın koruma kararına rağmen katledilirken, 6284 sayılı yasa uygulanmıyor, hatta yasanın sağladığı haklar kısıtlanmaya çalışılıyor. Erkek yargı her fırsatta kadın katillerine iyi hal ve haksız tahrik indirimi için gerekçe bulmaktan geri durmuyor. Erkek adalet değil, gerçek adalet demek için 25 Kasım’da alanlardayız” dedi.

    “MÜCADELEYİ DAHA DA YÜKSELTECEĞİZ”

    İşsizlik, yoksulluk ve krizin yarattığı ekonomik şiddeti en ağır biçimde kadınların yaşadığını söyleyen Peker, “Ekonomik krizin derinleştiği, işsizliğin arttığı koşullarında kadınlar olarak daha da yoksullaştık, yoksunlaştık. Türkiye OECD ülkeleri içerisinde istihdamda cinsiyet açığının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Kadınlar olarak cinsiyet eşitsizliğine ve yoksulluğa karşı mücadele ederken bir yandan da göçmen kadınların bu kötü çalışma ve yaşam koşullarına ek olarak karşılaştıkları ırkçı, ayrımcı politikalara, sınır dışı edilme kaygısıyla daha fazla mobing ve tacize maruz kalmalarına karşı dayanışmayı örüyoruz. 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü yaklaşırken elbette erkek egemen düzeninin politikalarını söylem ve uygulamalarını teşhir edecek, tacizin, mobbingin, şiddetin tüm biçimlerine karşı evde, sokakta, işyerlerimizde mücadeleyi daha da yükselteceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

  • ‘Dersim’in doğasına saygı duyan herkesi 8 Ekim’de yapacağımız mitinge çağırıyoruz’-VİDEO

    ‘Dersim’in doğasına saygı duyan herkesi 8 Ekim’de yapacağımız mitinge çağırıyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, madencilik faaliyetleri ve 8 Ekim’de yapılacak miting hakkında gazetecilerle bir araya geldi. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun sömürge madenciliğine karşı 1.5 aydır çalışma yürüttüğünü söyleyen TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Dersim ve Erzincan topraklarının %52’si madenlere ruhsatlandırılmış. Bu alanların %42’si ihale ruhsatında, %6’sı işletme ruhsatında ve %2’si de arama ruhsatı durumunda. Yaklaşık 43.000 hektarlık alanda madencilik faaliyetleri yürütülmek isteniyor ve bu alan Munzur Milli Parkı’ndan daha büyük bir alan” dedi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, doğa talanına karşı 8 Ekim’de Seyit Rıza Meydanı’nda miting yapacak. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, madencilik faaliyetleri ve 8 Ekim’de yapılacak miting hakkında gazetecilerle bir araya geldi.

    “DERSİM VE ERZİNCAN TOPRAKLARININ %52’Sİ MADENLERE RUHSATLANDIRILMIŞ”

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun sömürge madenciliğine karşı 1.5 aydır çalışma yürüttüğünü söyleyen TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Dersim ve Erzincan topraklarının %52’si madenlere ruhsatlandırılmış. Bu alanların %42’si ihale ruhsatında, %6’sı işletme ruhsatında ve %2’si de arama ruhsatı durumunda. Yaklaşık 43.000 hektarlık alanda madencilik faaliyetleri yürütülmek isteniyor ve bu alan Munzur Milli Parkı’ndan daha büyük bir alan. Madencilik faaliyetlerini planlarken devletin toplumun ortak çıkarını esas alarak kamucu bir planlamayla yapması gerekiyor ve bunun dışındaki bütün yaklaşımları reddediyoruz” dedi.

    “ÜLKEYİ YÖNETENLER TÜRKİYE’Yİ TALAN BÖLGESİ İLAN ETTİ”

    Ülkeyi yönetenler maden şirketlerinin stopaj, sigorta indirimi ve ÇED raporları konusunda önünü açarak Türkiye’yi talan bölgesi ilan ettiklerini dile getiren Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin, “Dersim’de Pülümür ve Ovacık bölgelerinde yağma siyaseti yapılıyor. Güçlü bir kamuoyu maden şirketlerinin borsası ve yerel unsurlarını itibar kaybına uğratacak. Yapacağımız miting bir başlangıç olacak, köylülerimizle bir araya gelerek bir karşı duruşu örgütlemeliyiz. Dersim’in tarihine, kültürüne, doğasına ve inancına saygı duyan herkesi 8 Ekim’de yapacağımız mitinge çağırıyoruz” diye belirtti.

    “TÜM DUYARLI KESİMLERİN DESTEK VERMESİNİ İSTİYORUZ”

    Tüm duyarlı kesimlere çağrıda bulunan Dersim Araştırmaları Merkezi Genel Başkanı Selman Yeşilgöz ise, “8 Ekim’de Seyit Rıza Meydanı’nda yapılacak mitingimize tüm duyarlı kesimlerin destek vermesini istiyoruz. Bütün sanatçıları 8 Ekim’de yapacağımız miting için çekecekleri videolarla bu mücadeleye destek vermeye çağırıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    >Dersim’de doğa talanına karşı 8 Ekim’de miting yapılacak

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Ülkenin dört bir yanında doğa katliamı yaşanıyor-VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Ülkenin dört bir yanında doğa katliamı yaşanıyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Hozat’ta ve Şırnak’ta yaşanan ağaç kesimine tepki göstermek için basın toplantısı gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “Uzun zamandır ülkenin dört bir yanında ağaç katliamı yaşanıyor, yaşanan ağaç katliamlarının bir an önce son verilmesini istiyoruz” denildi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Hozat’ta ve Şırnak’ta yaşanan ağaç kesimine tepki göstermek için basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın toplantısında platform adına açıklamayı yerine kayyım atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi yaptı.

    “HOZAT’TA VE ŞIRNAK’TA AYLARDIR AĞAÇ KATLİAMI YAPILIYOR”

    Uzun zamandır ülkenin dört bir yanında doğa katliamı yaşandığını belirten Çelebi, “Bugün ormanlarımız sermayeye peşkeş çekiliyor, Hozat bölgesinde on binlerce ağaç kesilerek kömür haline getirilip satılıyor. Hozat’ta ve Şırnak’ta ağaç katliamı aylardır devam etmekte. Yaşanan doğa katliamına karşı sesimizi duyurmak ve halkımızı doğamızın talanına karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz. Hozat’ta yaşanan ağaç katliamına ilişkin önümüzdeki süreçte eylem planımız olacak. Şırnak’ta yaşanan ağaç katliamının durdurulması için 17 Eylül’de Cizre’de ekolojistler seslerini yükseltecek. Bizde Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak yaşanan ağaç katliamlarının bir an önce son verilmesini istiyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Önlü: Aysel Doğan’ın cenazesine saldırının İsrail’de olanlardan hiçbir farkı yok-VİDEO

    Önlü: Aysel Doğan’ın cenazesine saldırının İsrail’de olanlardan hiçbir farkı yok-VİDEO

    PİRHA-HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Barış Grubu Üyesi Aysel Doğan’ın Dersim’deki cenazesine yönelik saldırılara ve sonrasında, İçişleri Bakanı Soylu ve Tunceli Valiliği’nin açıklamalarına ilişkin düzenlediği basın toplantısında tepki gösterdi. Soylu’nun ve Valinin sözleri nedeniyle cenaze hakkına saldırıldığını belirten Önlü, “Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik saldırının İsrail’de olanlardan hiçbir farkı yok” dedi.

    Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin vermeyen polis sert müdahale etti.

    Cumartesi günü Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla götürülen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, oturma eylemi yaptı. Buna karşı tazyikli su ve biber gazıyla halka müdahalede bulunan polis, milletvekillerini ve yurttaşları darp etti.

    HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Barış Grubu Üyesi Aysel Doğan’ın Dersim’deki cenazesine yönelik gerçekleştirilen saldırılar ve sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Tunceli Valiliği’nin açıklamalarına ilişkin HDP Dersim İl Binası’nda basın toplantısı yaptı.

    “AYSEL DOĞAN’IN EVİNDEN HELALLİK ALINMASI ENGELLENMİŞTİR”

    Aysel Doğan’ın Kürt halkının değerleri için mücadele etmiş, barış için bedel ödemiş Dersim’in değerli bir evladı olduğunu belirten HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “Aysel bir gün olsun Dersim değerlerini savunmaktan vazgeçmedi, bizler de Aysel’in cenazesini tabi ki sahipleneceğiz. Cenazenin karşılanmasından, polislerin hukuksuz ve düşmanca saldırılarına rağmen cenazeyi yalnız bırakmayan başta kadınlar olmak üzere Dersim halkını, partimizin il ve ilçe yöneticilerini, Dersim’in dışından çevre illerden ve yurt dışından gelenleri ve cenazeyi sahiplenenleri kutluyorum. Aralarında belediye meclis üyemizin de olduğu onlarca kişinin yaralanmasına neden olanları, işkenceyle arkadaşlarımızı gözaltına alanları, saldırı kararını veren ve bu kararı uygulayanları kınıyorum. Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesi İçişleri Bakanı ve Tunceli Valisinin provokasyonu sonucu polisin sert müdahalesiyle saldırıya uğramıştır. Cenaze Amed havalimanından Dersim’e gelene kadar herhangi bir olay yaşanmamıştır. Dersim halkı başta kadınlar olmak üzere Aysel hevali son yolculuğuna uğurlamak istemiş ancak bu en insani hak olan defin hakkı Dersim halkının elinden alınmak istenmiştir. Kitleye izin verilmemesine yönelik yapılan oturma eylemi sırasında polisin gazlı, plastik mermili, coplu saldırıları sonucunda onlarca kişi yaralanmış, 1938’den bu yana her türlü Yezidliği yapan, Dersim halkının inançlarına, diline, dinine saldıran Yezid kültürü, Dersim’in Dervişi Aysel Doğan’ın evinden, ocağından helallik almasını engellemiştir” dedi.

    “COĞRAFYALAR DEĞİŞSE DE FAŞİZMİN KARAKTERİ DEĞİŞMİYOR”

    Bir cenazenin sadece akrabaları tarafından gömüleceğine dair kararı kim hangi yasaya göre verebilir diyen Alican Önlü, şöyle devam etti:

    “Bu ancak düşmanlık hukukunun ve faşizmin yapabileceği bir kötülüktür. Suç işleri Bakanının Dersim’de ki yerel güçleri başta Tunceli Valisi olmak üzere insanlık değerlerini çiğneyerek cenaze hakkına saldırmıştır. Coğrafyalar ve sınırlar değişse de faşizmin karakteri ve yöntemleri değişmiyor. En temel haklardan olan ölüm hakkı gibi evrensel bir hak bile devletler tarafından faşizan yöntemlerle tanınmıyor. Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik saldırının İsrail’de olanlardan hiçbir farkı yok. Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı topluma, insanlık değerlerine, evrensel haklara saldırıdır. Dayatılan bu faşizmi kabul etmiyoruz. Taş egemen güçlerin düşmanca saldırısına karşı yurttaşın kendini savunmasının sembolüdür. Almanya’nın Köln kentinde tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın cenazesinde polisin kitleye saldırması ve sonrasında yaşananlara ilişkin 2 gündür şahsıma, partime ve kitleye yönelik sosyal medya üzerinden sistematik bir saldırı yürütülmektedir. Özellikle polisin gaz, plastik mermi ve coplarıyla gerçekleştirdiği saldırılar sonrasında TOMA’ya attığım taş üzerinden cenaze töreni kriminalize edilmek istenmektedir. Attığım taş egemen güçlerin bu kadar ağır ve düşmanca saldırısına karşı yurttaşın kendini savunmasının ve direnişin sembolüdür. Taş herhangi bir kişi ve canlıya zarar vermek için değil faşizmin kullandığı yönteme, zihniyete ve araca atılmıştır” dedi.

    “BİR TERÖRİST ARIYORSA KENDİSİNE BAKMALIDIR”

    Bütün suçlularla fotoğrafı olan Süleyman Soylu, Dersim’de valilik tarafından geliştirilen saldırı sonrasında attığı twitle kendisini terörist diyerek hedef gösterdiğini belirten Önlü, “Bilinmelidir ki bizler bugüne kadar savunduğumuz değerlerden hiçbir koşul ve şartta vazgeçmedik geri adım atmadık. Bizler tabi ki Aysel Doğan’ı sahipleneceğiz. Asıl suç işleri bakanı kendisi kamuoyuna yansıyan fotoğrafların ve işlediği suçların hesabını vermelidir. Bir terörist arıyorsa kendisine bakmalıdır. Hukuk devletinde iki tür emir vardır. Biri soylu emirdir, diğeri ise soysuz emirdir. Soylu emir hukuka uygun devletin devlet olmaktan kaynaklı olması gereken emirleridir.  Soysuz emir ise hukuka uygun olmayan kanunlara aykırı sadece kendi çıkarlarını korumak için verilen emirlerdir. Soysuz emiri veren de uygulayan da halk önünde mahkum olmuşlardır. Ülkede hukukun amasız, fakatsız uygulandığı günlerde mutlaka mahkum olacaklardır. Bizler bedeli ne olursa olsun değerlerimizi sahiplenmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Pirler ve Analar Meclisi: Çerağ olalım, zulmü durduralım-VİDEO

    Pirler ve Analar Meclisi: Çerağ olalım, zulmü durduralım-VİDEO

    PİRHA-Pirler ve Analar Meclisi, Türkiye’nin Federe Kürdistan bölgesine yönelik saldırısına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Saldırılarla Kürt kırımının uygulanmaya çalışıldığı” vurgusu yapıldı.

    Pirler ve Analar Meclisi, Türkiye’nin Federe Kürdistan bölgesine yönelik sınır ötesi operasyonuna ilişkin Sultangazi’deki Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Kültür Dernekleri Cemevi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, “Kamil İnsanın dili barış, direnci barışmak üzeredir. Barışa Çerağ olalım. Zulmü durduralım” yazılı pankart açıldı.

    “BARIŞ GÜCÜ OLUŞTURALIM VE SAVAŞI DURDURALIM”

    Adaletin tecelli etmesi için birlik olunması gerektiğine işaret eden Baba Mansur Ocağı Piri Mehmet Karabulut, “Türkiye’de bağımsız bir yargı yok. İnsanlar yaşam savaşı veriyor, yarının ne olacağı korkusu ile yaşıyor. 2 binlik yıllık bir zihniyeti bugüne uyarlamaya çalışıyorlar. Hukukun olduğu yerde hukuksuzluk nasıl oluyor? Böyle bir sistemi tanımıyorum. Bu iradeyi tanımıyorum. Biz bu topraklarda ağır bedeller ödedik. Bunun başı var sonu yok mu? Kendi aramızda bunu tartışmamız lazım. Son zamandaki gelişmeler insanını midesini bulandırıyor. Bir cevap vermemiz lazım” diye belirtti.

    Yollarının savaşa karşı barışı, zalime karşı mazlumu koruma ve desteklemeyi emrettiğini söyleyen Ağuçan Ocağı Piri İbrahim Erdoğan, “Osmanlı ve öncesindeki devlet sistemine baktığımızda Alevilere yönelik insanlık dışı katliamlar var. Ancak Alevileri bölemediler ve yollundan edemediler. Cumhuriyet döneminden sonra çok sinsi çalışmalarla laikliği Alevi görevi haline getirdiler. Olmayan laiklik ile oyunlarla Alevi ve kurumlarını böldüler. Alevilerin bunlara karşı söylemi var ama eylemi yok. Yolumuz bunu kabul etmiyor. Ben buradan analara sesleniyorum; Alevi pirleri, anaları savaşan her iki gücün arasına girebilirler. Eğer bunu yaparlarsa milyonlarca insan peşinden gelir. Kürdistan’da yaşanan savaşın önüne analar geçmeli. Alevilere ve kurumlara sesleniyorum; gelin barış gücü oluşturalım ve bu savaşı durduralım. Dünya halklarına ve inançlarına örnek olalım” dedi.

    Alevilerin yolunun çok ince bir yol olduğunu ifade eden Kureyşan Ocağı Anası Elif Akyol ise, “Yolumuz, kıldan ince kılıçtan keskindir. Kürdü, Sünnisi, Alevisi diye ayrım yapmadan kardeşiz diyorum. Kardeşlik olmadan barış olmaz” dedi.

    insanların birbirlerine ve doğaya zulüm ettiği bir dönemden geçtiklerini dile getiren Baba Mansur Ocağı’ndan Hüseyin Esen, “Zülmü, zalimi reddettik. Onlara karşı barışı dillendirdik. Birçok yol önderimiz tarihte zalimlerce katledildi. Ancak hiçbir zaman biz yolumuzdan vazgeçmedik. Bugün dünyanın birçok yerinde egemenler haklara tecavüz ediyorlar. Bugünün Çağdaş Dehakları, iktidarları için çocuklarımızın canını alıyor. Yolumuz Dehaklara karşı durmayı emrediyor. Türkiye de iktidarın ne yaptığını biliniyor. Kendisinden olmayanı terörist ilan ediyor. Kürtlerin, Alevilerin, Arapların ve diğer halkların yaşam hakkının elinden alınıyor” diye konuştu.

    “SAVAŞ BİTMEDİKÇE YOKSULLUK, ADALETSİZLİK, ZULÜM BİTMEYECEK”

    Pirler ve anaların konuşmaların ardından basın metnini okuyan Alevi aktivist Selda Güneş, “Türkiye’de zulmün, nefret suçlarının, adaletsizliğin, ekonomik yıkımın her türlüsünün yaşanıyor. Kapılarımız işaretleniyor. Çocuklarımız zorunlu din dersleri, asimilasyon politikalarına maruz bırakılıyor. Cemevlerimiz ibadethane olarak kabul edilmiyor. Açılışında boy gösterdikleri cemevi başkanlarına durmadan iftar açtırıyor. Fakat yasal olarak hiçbir uygulamaya yanaşmıyorlar. İnsanlarımız her gün intihara sürükleniyor. Hanelere ateş düşüyor. Rızkını hanesine getiremedi diye yüzüne bakamıyor evladının. Zülmün en büyüğüdür bu, ana ve babanın evladına bir lokma ekmek getirememesi. Hanesinde ısınamaması, çöpten ekmek toplaması zulümlerin en büyüğüdür. Hak için kabul etmiyoruz, vicdanımız dayanmıyor. Adalet, inancımızın temel düsturudur. Devlet bilene tek sözümüz adalettir. İnancımız adaleti emreder devlete. Devlet demokrasi ve adalet ile küçülmelidir. Fakat adaletsiz bir oburlukla kendi iktidarı dışında farklı düşünen her varlığı mahkûm eden, terörist gören bir zulümkarlığa tanığız her gün. On binlerce insan düşüncesinden dolayı zindana konulmuş. Hasta tutsaklar hepimizin gözleri önünde her gün zindanlarda işkence altında tabutlar ile çıkabiliyor ancak. Aysel kızımızda binlercesi gibi zulüm altında. Yoksulluğu, adaletsizliği gizlemek için savaş politikalarına yöneliyorlar. Yine gençlerimiz ölüme gönderiliyor. Halkların barış dileği görülmüyor. Kürt halkına kırım politikaları uygulanıyor. Irak ve Suriye’de Saddam rejiminden kalma katliamcı ruhla kırım politikasının devam ettiriliyor. 4 Mayıs Dersim Tertelesi günlerinde bu kırımı görmüş toplumun evlatları olarak bu zihni iyi tanıyoruz. Pir Seyit Rıza’nın nasihatini de asla unutmayarak, barış ruhu ile karşısında direniyoruz. Biliyoruz ki toplumsal birlik ruhu ile ancak zulüm geriletilerek, yok edilebilir. Fakat kurumlarımızın, toplumumuzun bu konuda duyarlılığı şarttır. Bu savaş bitmedikçe yoksulluk, adaletsizlik, zulüm bitmeyecektir. Canlarımızı inancımızın rahmet duygusu ile birliğe çağırıyor. Zülme karşı ortak dirence çerağ olmalarını umut ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’de Newroz açıklaması: 2022 Newrozu’nu ‘birlikte kazanma’ ruhuyla kutlayacağız-VİDEO

    Dersim’de Newroz açıklaması: 2022 Newrozu’nu ‘birlikte kazanma’ ruhuyla kutlayacağız-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim’de Newroz’un 19 Mart Cumartesi Günü Seyit Rıza Meydanı’nda kutlanacağını açıkladı. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) binasında yapılan basın toplantısında,” 2022 Newrozu’nu “birlikte kazanma” ruhuyla kutlayalım” denildi. 

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 19 Mart Cumartesi Günü Seyit Rıza Meydanı’nda yapılacak Newroz için Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) binasında basın toplantısı yaptı.. “Newroz ruhuyla faşizmi yıkacağız, Newroz pîroz be” yazılı pankartının açıldığı toplantıya, platform bileşenlerinin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü de katıldı.

    2022 Newrozu’nu “birlikte kazanma” ruhuyla kutlayacaklarını söyleyen HDP Dersim İl Örgütü yöneticilerinden Özcan Ateş, “HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Dersim Milletvekili Alican Önlü, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ile Dersim Belediye Başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu kutlamalara katılacak. Ayrıca yerel sanatçıların yanı sıra Ali Baran ile Derya Cengiz, Newroz’da sahneye çıkacak” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • HDP Sözcüsü Günay: Türkiye halklarının en önemli gündemi ekonomik kriz-VİDEO

    HDP Sözcüsü Günay: Türkiye halklarının en önemli gündemi ekonomik kriz-VİDEO

    PİRHA- Düzenlediği haftalık basın toplantısıyla gündeme dair gelişmeleri değerlendiren HDP Sözcüsü Ebru Günay, yaşanan ekonomik krize ve AKP İktidarının savaş politikalarına değindi. Günay, “Halk aş, iş istiyor, iktidar savaş diyor. Gençler gelecek istiyor, iktidar savaş diyor. Toplum hak-hukuk-adalet talebinde bulunuyor iktidar yine savaş diyor. Ellerinde kalan tek şey, zorbalık ve şiddet” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Genel Merkez binasında düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    Partilerinin 9’uncu kuruluş yıl dönümü olduğunu hatırlatan ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik savaş tehdidinde bulunduğunu ifade eden Günay, HDP’nin kurulduğu günden bugüne ülkenin siyasetinde köklü değişimler yarattığını ve hayata geçirdiği demokratik siyaset ile halkları nefessiz bırakan, çözümsüzlük dayatan, savaş ve ranttan beslenen Saray ittifakının karşısında temel bir güç ve vazgeçilmez bir alternatif bir haline geldiğini belirtti.

    Açıkladıkları tutum belgesine de değinen Günay, toplumun farklı kesimleriyle bir araya gelmeye devam edeceklerini vurguladı.

    “HDP VAR OLDUKÇA UMUDU BİTİREMEZLER”

    Büyük bir kıvanç ve gururla partilerinin kuruluş yıldönümlerini karşıladıklarını dile getiren Günay şunları kaydetti:

    “HDP var oldukça faşizmi kalıcılaştıramayacaklarını biliyorlar, HDP var oldukça umudu bitiremeyeceklerinin farkındalar. Türkiye’de hala barıştan, özgür ve umutlu bir gelecekten söz edebiliyorsak bu HDP’nin ve HDP siyasetinin toplumsallaşmasından kaynaklıdır. HDP’nin varlığı bu yüzden topluma nefes aldıran en önemli güvencedir. Bu yüzden umudun partisi, özgür bir geleceğin adresi biziz. HDP bu ülkede bütün ezilenlerin, emekçilerin, gençlerin, geleceksiz bırakılmak istenenlerin, özgürce yaşamak isteyen inançların, alın terine sahip çıkan esnafın, çiftçinin, işçinin, yaşamı aydınlık yarınlara taşıyacak olan öğrencinin partisidir. Yaratılmak istenen tekçiliğe, karanlığa, renksizliğe karşı HDP bu ülkenin gerçeğini yansıtan bin bir çiçekli bahçesidir. HDP halkların partisidir, dili yok sayılanların, kimliği inkar edilenlerin, yani özgürlüğün ve eşitliğin partisidir.”

    “TÜRKİYE DÜNYA SUÇ İNDEKSİNDE AVRUPA’DA BİRİNCİLİĞE YÜKSELMİŞ DURUMDA”

    AKP İktidarının yeniden savaş siyasetine sarıldığını ve ülkeyi ateşe atma pahasına da olsa iktidarlarını sürdürmek için her yola başvurduğunu söyleyen Günay sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Biz bu umut ve coşkuyla yolumuza devam ederken, mücadeleyi büyütürken, iktidar da boş durmuyor. Siyaseten tükenmiş ömrünü savaşla, talanla, rantla uzatmaya çalışıyor. Yalan, çarpıtma ve şatafattan ibaret politik halüsünasyonlar ile ayakta kalmanın çabasını verirken son bir umutla tekrar savaş çığırtkanlığına başladı. İktidar da krizleri derinleşince, can çekişmeye başlayınca hemen savaş tehdidine sarılıyor. Ekonomik kriz var, öğrenciler sokaklarda yatıyor,  kâğıt atıklarından geçimini sağlayanlara bile savaş açılmış, kadın cinayetleri durmak bilmiyor, her gün üst düzey bir IŞİD’linin ülkede yakalandığı, dünya suç indeksinde Avrupa’da birinciliğine, dünyada ise 193 ülke arasında 12. sıraya yükselmiş, paramiliter yapılar cirit atıyor bir ülkeye dönüştük, iktidar ise yeniden savaş siyasetine sarılıyor.

    Açık şekilde savaş suçları işlenerek girilen Suriye siyasetinden dersler çıkarmak yerine, bu hafta önce Erdoğan, sonra Çavuşoğlu yeniden Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik saldırı tehdidinde bulundu. Diplomasi deyince akıllarına ilk savaş geliyor. Putin İdlib meselesinde ültimatom veriyor onlar Kuzey Doğu Suriye’ye karşı savaş tehdidinde bulunuyor. Biden’le görüşecekler Kuzey Doğu Suriye’ye karşı savaş tehdidinde bulunuyorlar. Bu iktidar tam bir savaş hükümetidir. Tek dertleri herkesi bu savaşa alet etmektir. Bu iktidar Türkiye’ye kaybettiriyor. Her kaybın bedelini demokratik kamuoyuna ödeterek, yanlışlarına ortak etme derdindedir. Bu iktidar, uluslararası siyasette attığı her adımın, kurduğu her cümlenin yanlışlığına sarılarak, pazarlık gücünün tesisini savaş ile elde etmeye çalışan tekçi bir rejimdir.”

    “TÜRKİYE HALKLARININ EN ÖNEMLİ GÜNDEMİ EKONOMİK KRİZDİR”

    İktidarın ekonomi politikalarına da değinen Günay ülkede büyük bir ekonomik kriz olduğunu, krizin temel sebebinin de AKP iktidarı olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Halk aş, iş istiyor, iktidar savaş diyor. Gençler gelecek istiyor, iktidar savaş diyor. Öğrenciler eğitim istiyor, iktidar savaş diyor. Toplum hak-hukuk-adalet talebinde bulunuyor iktidar yine savaş diyor. Ellerinde kalan tek şey, zorbalık ve şiddet. Umdukları tek şey ülkeyi ateşe atma pahasına iktidarlarını sürdürmek. Bu zihniyete izin ve geçit vermeyeceğimizi tekrar ifade ediyoruz. Halkımız bu manipülasyonlara, gündem çarpıtmalarına asla kanmamalıdır. Gerçek ve yakıcı olan gündemlerin üzerinin örtülmesine izin vermemelidir. Savaş asla bir çözüm değildir, tüm kaynakları savaşa harcamak bir devlet politikası olamaz, olmamalıdır. İktidar yeni bir macera ile iç kamuoyundan gelecek tepkileri bastırmak ve halkı zapturapt altına almak için güvenlikçi politikaları dayatıyor.

    Bu iktidar savaşla, talanla ömrünü uzatmaya çalışırken Türkiye halklarının en önemli gündemi ekonomik kriz ve onun yarattığı geçim sıkıntısıdır. Elektrik, doğalgaz, gıda ürünleri, giyecek, içecek, yakıt gibi ‘ihtiyaca hâsıl her şey’ ateş pahası durumdadır. Türk lirası pul oldu. Hani diyordu ya bu kardeşinize yetkiyi verin kurla nasıl mücadele edileceğini göstereyim diye. Aldı yetkiyi ve işte sonuç ortada. AKP iktidarı tarımın, hayvancılığın cenazesini kaldırdı. Her şey ithal ve dövizle satın alınıyor, çiftçi elinde pul olmuş TL olduğu için üretim yapamıyor, borcunu ödeyemiyor. Asgari ücretle çalışan milyonlarca emekçinin geliri açlık sınırının altında, gıda fiyatlarına yapılan zamlar yüzde 80’in üzerinde, kira fiyatları tırmanışta, enflasyon yüzde 45’in üzerinde. Ekonomistim ben diyen Erdoğan, gerçek dünya ile bağını koparmış, Türkiye’den bihaber, sorulan her soruya “kem küm” ile cevap verme gayretindedir. Büyüyoruz, uçuyoruz diyen iktidar cenahına yalanlarla sarmaladıkları ve artık gerçek sandıkları dalavere rüyasından uyanmalarını salık veriyoruz.”

    “ŞEFFAF VE DENETLENEBİLİR BİR SİSTEMLE EKONOMİYİ DÜZELTECEĞİZ”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Ekonomimiz büyüyor’ sözlerini anımsatan Günay son olarak şunları aktardı:

    “Büyüyen ekonomi değil, sanayi değil, tarım değil, üretim değil, gelir değil. Büyüyen işsizlik, yoksulluk, borçlar, enflasyon, zamlar ve büyüyen iş bilmezliğinizden kaynaklı döviz kurlarıdır. Üretiminin para birimi, ödenen faizlerin para birimi, yandaş şirketlere verilen garanti ödemelerinin para birimi ve en önemlisi Erdoğan’ın ve yakın çevresinin banka hesaplarının para birimi dolar olduğu için doların artışını dert etmiyorlar.

    HDP 2022 yılı bütçesinden başlayarak; barınamıyoruz diyen gençlerin, geçinemiyoruz diyen emekçilerin, ‘eskiden kilo ile sattığım peyniri şimdi gram gram satıyorum, geçinemiyorum’ diyen esnafın, ‘AKP iktidara gelmeden önce 1 kilo etle 3-4 çuval yem alınırdı ama şimdi 1 tane bile alamıyoruz’ diyen çiftçinin hakkını teslim edeceğiz. Bizler bütçeyi halkla beraber yapacağız, toplumun her kesimine eşit bir şekilde dağıtacağız. Şeffaf ve denetlenebilir bir sistemle halkın vergileri ile toplanan bütçeyi halkın gözetimine sunacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Eğitim-Sen Antalya Şube: Yüz yüze eğitim halk için ihtiyaç, gerekli tedbirleri alın

    Eğitim-Sen Antalya Şube: Yüz yüze eğitim halk için ihtiyaç, gerekli tedbirleri alın

    PİRHA-Yeni eğitim-öğretim dönemine ilişkin basın açıklaması yapan Eğitim-Sen Antalya Şubesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeterli önlemi almadığını belirterek, “Okullarımızı amasız, fakatsız açabilmek ve açık tutabilmek halkımız açısından ivedi bir ihtiyaçtır. Okullarımızın kapalı kalmasının toplumsal zararları düşünüldüğünde MEB’in ve iktidarın duyarsızlığı kabul edilemez” dedi.

    Eğitim-Sen Antalya Şubesi yeni eğitim-öğretim döneminde öğrencilerin eğitim hakkını riske atan eksiklikler konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda alması gereken acil önlemlere ilişkin basın toplantısı yaptı.

    Basın metnini okuyan şube başkanı Nurettin Sönmez, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeterli bir hazırlık yapmadığını ifade ederek; “Milli Eğitim Bakanlığı 2020 Mart ayından buyana sağlıklı yüz yüze eğitimin devam ettirilmesinin koşullarını yerine getirmeye dönük atılması gereken adımları atmamış, günübirlik kararlarla süreci ilerletmeye çalışmıştır. Milli Eğitim Bakanının da katıldığı dünkü Bilim Kurulu toplantısında eğitimle ilgili alınan kararlar ve sonrasında yapılan açıklamalar yapılmayan hazırlıkların üzerini örtmeye dönüktür” dedi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “EĞİTİM-SEN’İN VERİLERİNE GÖRE 300 BİN ÖĞRETMEN AÇIĞI BULUNMAKTADIR”

    Okulların 6 Eylül’de yüz yüze açılacağı aylar öncesinden takvimle dirilmesine rağmen; taşımalı eğitimin pandemi koşullarında risk oluşturduğunu görüp Köy okullarını açmaya dönük bir çalışma yapılmamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı kendi verilerine göre 100 bin öğretmen açığı olduğunu belirtiyor. Eğitim Sen’in verilerine göre ise 300 bin öğretmen açığı bulunmaktadır. Bu gerçekliğe ve 6 Eylül’de yüz yüze eğitim başlayacak olmasına rağmen öğretmen atamaları hala yapılmamış. Yapılacağı söylenen 20 bin atama ise ihtiyacı gidermeyecektir.

    Yıllardır kadrolu yardımcı personel alımı yapılmamakta ve ihtiyaçlar İŞKUR üzerinden geçici görevlendirmelerle geçiştirilmektedir. 6 Eylül’de yüz yüze eğitim öğretim başlayacak olmasına rağmen okulların çok büyük bir bölümünde yardımcı personel ve kapı güvenlik çalışanı hala yoktur. Bu görevlendirmeler hala yapılmamıştır. Oysa görevlendirmelerin şimdiye kadar yapılması ve okulun eğitim öğretime hazır hale getirilmesi gerekiyordu.

    “EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN %10’U AŞI YAPTIRMAMIŞTIR”

    Eğitimde yaşanan önemli sorunların başında kalabalık sınıflar gelmektedir. Kent merkezlerindeki okulların büyük bölümünde sınıf mevcutları 40 kişinin üzerindedir. İktidar bu sorunu aşmaya dönük adım atmıyor. Yeni okul ve derslik yapılmasına dönük bütçeden kaynak aktarılmıyor. Kentimizde Meryem Mustafa Ege Ortaokulunda başlatılan güçlendirme çalışmaları eğitim öğretim başlamadan önce bitirilememiştir. Bu nedenle öğrenciler Fatmagül Özpınar İlkokulunda eğitim öğretime devam edecekler. Yine Korkuteli Yazır Mahallesi İlkokulu, ortaokulu aylar önce yıkılmasına rağmen yeni okul yapımına başlanmamış ve Yazır Mahallesi öğrencileri Korkuteli merkeze taşınarak eğitim öğretime devam edecekler. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün.

    Ülke genelinde bugün itibariyle iki doz aşı olma oranı Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre %60,65’tir. Bu tabloya göre velilerin önemli bir bölümü henüz aşılarını yaptırmamış durumda. Eğitim emekçilerinin ise %10 u aşı yaptırmamış durumdadır. Sınıflar seyreltilmediği için her sırada 2 veya 3 öğrenci oturacaktır. Mesafe kuralının tamamen ortadan kalktığı bir durumla karşı karşıyayız. Okullarda bütün hazırlıkların yapıldığını söyleyen Milli Eğitim Bakanlığı pandemide en temel kural olan mesafe kuralını kendisi ihlal etmiş oluyor. Derslerde her sırada 2,3 kişi oturan öğrencilerin teneffüste mesafeyi korumasının bir anlamı kalmıyor.

    “İKTİDAR, EĞİTİMİN KRONİKLEŞEN SORUNLARINI ÇÖZMEYE DÖNÜK DEĞİL”

    2020 mart ayından buyana okullarda çoğunlukla uzaktan eğitim yapıldığı için okulların bazılarında kantin işletmecileri yok. Öğrencilerin yemek ihtiyacını nasıl gidereceklerine dair sorunlar yaşanacak. Bu konuda da henüz çözüm üretilmiş değil. Taşımalı eğitim yapılan okullarda servis ve öğle yemeği sorunu tam olarak çözülmüş değil. Göç yolda düzelir anlayışı ile hareket edilmesi plansızlığın, hazırlıksızlığın bir göstergesidir.

    Okullarımızın büyük bir çoğunluğunu oluşturan kalabalık okullarda, öğrenci tuvaletlerinde gerekli genişletmenin yapılmadığı, lavabo sayılarının artırılmadığı görülmektedir. Öğretmen odalarının en azından ikiye çıkarılması yönünde bir hazırlık da yoktur. Maske, sabun ve diğer hijyen malzemeleri konusunda okullarımızda ne düzeyde bir hazırlık yapıldığı, bu malzemelerin temininin birçok konuda olduğu gibi yine velilerimizin sırtına mı yükleneceği konularında açıklık yok.

    Alınması gereken tedbirleri bu boyutuyla sıraladığımızda önemli bir bütçeye ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Ancak iktidar eğitimin kronikleşen sorunlarını çözmeye dönük yaklaşım içerisinde olmadığı için eğitime bütçeden ayrılan pay sadece personelin yetersiz ücretlerini karşılayacak kadardır. Eğitim alanında seferberlik düzeyinde bir çalışma için bir an önce kapsamlı bir ek bütçenin hazırlanıp hayata geçirilmesi gerekmektedir.”

    “UZAKTAN EĞİTİMLE DAHA FAZLA EĞİTİM SÜRDÜRÜLEMEYECEĞİ GÖRÜLÜYOR”

    “MEB’in eğitim emekçilerinin sağlıklı bir ortamda çalışma hakkını ve öğrencilerin de sağlıklı bir ortamda eğitim hakkını kullanabilmeleri için gerekli tüm tedbirleri alması zorunludur” diyen Sönmez, “Özellikle son günlerde aşı olmaktan kaçınan eğitim emekçileri için haftada iki defa PCR testinin zorunlu tutulması konusu, kimi çekinceleri ve kaygıları beraberinde getirmiştir. Sendikamız, salgın sürecinin başından beri bilim insanlarının ve Türk Tabipleri Birliği’nin salgın yönetimine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin raporlarını, çözüm önerilerini ve uyarılarını kendisine referans almaktadır. Bu nedenle de bütün eğitim emekçilerini aşı olmaya çağırıyoruz. Ancak aşı olmaktan kaçınan eğitim emekçilerinin haftada iki gün virüsün yoğun olarak yer aldığı hastanelere gitmek zorunda bırakılmamaları, oluşturulacak gezici sağlık ekipleriyle testlerin iş yerlerimizde yapılması önem arz etmektedir. Her eğitim ve bilim emekçisi, eğitimin yüz yüze olması gerektiğini bilmekte, acil uzaktan öğretimle daha fazla eğitim sürdürülemeyeceğini görmektedir. MEB’de artık salgın yönetiminin “ben yaptım, oldu” mantığıyla yürütülemeyeceğini görmelidir” ifadelerini kullandı.

    Okulların açılmasının halk açısından ivedi bir ihtiyaç olduğu belirtilen açıklamada, “Amasız, fakatsız açabilmek ve açık tutabilmek halkımız açısından ivedi bir ihtiyaçtır. Okullarımızın kapalı kalmasının toplumsal zararları düşünüldüğünde MEB’in ve iktidarın duyarsızlığı kabul edilemez. Yayımlanan “covid-19 salgınında okullarda alınması gereken önlemler” broşürü ile sorumlulukların büyük bölümünü okul yöneticilerinin üzerine bırakarak bu süreç yürütülemez. İktidarı ve MEB’i bir kez daha sorumlu davranmaya çağırıyoruz” denildi.

    PİRHA/ANTALYA

     

     

  • PSAKD İstanbul Şubeleri Sivas anma programını açıkladı-VİDEO

    PSAKD İstanbul Şubeleri Sivas anma programını açıkladı-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Şubeleri, 2 Temmuz Sivas Katliam’ında yaşamını yitiren  canları anmaları kapsamında İstanbul ve Sivas anma programını açıkladı. Açıklamada, 26 Haziran’da Kadıköy İskele’de saat 14.00’te buluşuyoruz. Tüm dostlarımızı Kadıköy İskele meydanına bekliyoruz.
    Sivas’ı unutmayacağız, unutturmayacağız! Sivas’ın ışığı sönmeyecek” denildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Şubeleri, Eğitim-Sen Kadıköy Şubesi’nde basın toplantısı yaparak, 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın yıldönümü kapsamında İstanbul ve Sivas anma programını açıkladı.

    Toplantıya PSAKD Genel Merkez Yöneticisi Hüseyin Ağçal, PSAKD Kartal Şube başkanı Ali Yürümez, PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, PSAKD Zeytinburnu Şube Başkanı Zeynel Zor katıldı.

    Basın toplantısında,  26 Haziran Cumartesi, saat 14.00’te Kadıköy İskelesi’nde düzenlenecek olan ‘2 Temmuz Sivas Madımak Şehitlerini Anma Programı’na katılım çağrısı yapıldı.

    Basın metnini PSAKD Genel Merkez Yöneticisi Hüseyin Ağçal okudu.

    Basın açıklamasında şu başlıklara değinildi:

    “EŞİT YURTTAŞ OLMAYA DUYDUĞUMUZ İNANÇLA YOLUMUZA DEVAM EDİYORUZ”

    Ülkemizin en acı günlerinden biri olan 2 Temmuz 1993’te yaşanan katliamın izlerini her geçen gün hatırlıyoruz ve her geçen gün acısını yaşıyoruz. Ülkemizin karanlığa teslim olmaması için 28 yıl önce olduğu gibi bugün de ışık saçmaya, aydınlığı getirmeye, eşit yurttaş olmaya duyduğumuz inançla yolumuza devam ediyoruz.

    “SİVAS’IN ACISI HALA TAZE, İÇİMİZ HALA KANIYOR”

    Sivas’ta yakanlar daha sonra iktidar oldular, Sivas’ta yakanlar serbestçe dolaştılar, Sivas’ta yakanlar aklandı “milletimiz için ülkemiz için hayırlı olsun” dediler, Sivas’ta yakan Katil Ahmet, ülkeyi yöneten aynı zihniyet tarafından affedildi.
    Sivas’ın acısı hala taze, hala kanıyor içimiz. 1980 darbesi sonrası açılan karanlık süreç, ülkenin gerici faşist bir yönelime girmesi sonrasında 90’lar da işlenen cinayetlerin katliamların sorumlularını bize göstermektedir. Ülkemizi İslamcı faşist bir anlayışla yönetmek isteyenlerin İlerici Aydınlara, Devrimcilere, Kürtlere ve aydınlık Türkiye’nin savunucusu biz Alevilere karşı işlediği katliamların sorumluları ortaya çıkarılmadı, hesap vermediler.

    “ÜLKEMİZİN GEÇMİŞLE YÜZLEŞMESİ VE KATİLLERDEN HESAP SORULMASI GEREKMEKTEDİR”

    Derin Devlet dedikleri aslında ülkeyi yönetenlerin Mafya-Çete-Siyaset üçgenin de işlenen cinayetler ve karanlığın ülkeye çökmesinin önünü açan uygulamalardan başka bir şey değildir. Bugün daha açık görülmektedir ki devletin bir çok kurumu mafyatik ilişkilerle ülkeyi karanlığa sürüklemiş, sonunda mafyayı devlete ortak etmişler ve bir bütün olarak çürümüşlerdir.

    Ülkemizin bu karanlıktan çıkması için geçmişle yüzleşmesi ve bu katliamların azmettiricilerinden ve katillerden hesap sorulması gerekmektedir. Başka çıkış yolu yoktur. Ülkemizin her yurttaşını kapsayan eşit yurttaşlık ilkeleriyle yeniden kurulması ve eşitsizliklerin, adaletsizliklerin artık ortadan kaldırılması gerekmektedir.

    “SİVASTA YİTİRDİĞİMİZ 33 CANIMIZIN ANISINA TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE OLACAĞIZ”

    Bizler bu ülkenin aydınlığa çıkması için mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz ve mutlaka kazanacağız. Bu inanç ve kararlılıkla bir kez daha Sivas’ta yitirdiğimiz 33 canımızın anısına Sivas’ta, İstanbul’da ve Türkiye’nin her yerinde alanlarda olacağız.

    26 Haziran 2021 Kadıköy İskele de saat 14.00’de buluşuyoruz. Tüm dostlarımızı Kadıköy İskele meydanına bekliyoruz.
    Sivas’ı unutmayacağız, unutturmayacağız! Sivas’ın ışığı sönmeyecek!

    PİRHA/İSTANBUL

  • SES: Pandemi ile mücadelede, ‘Sermaye için çarklar dönmeli’ diyemezsiniz-VİDEO

    SES: Pandemi ile mücadelede, ‘Sermaye için çarklar dönmeli’ diyemezsiniz-VİDEO

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim Kurulu, pandemi sürecine ilişkin ‘’Ülkemiz pandemi ile mücadelede artan vaka sayıları ile liste başlarına doğru yükselirken haklı itirazlarımızın dikkate alınmaması ve bu aşamadan sonra yaşanacak gelişmelerden dolayı kaygılı aynı zamanda da çok öfkeliyiz’’ açıklamasında bulundu.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) MYK yaptıkları basın açıklamasıyla yaşanan pandemi sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Merkez Yönetim Kurulu Eş Başkanı Hüsnü Yıldırım yaptığı açıklamada yaşanılan süreçle ilgili sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak uyarılarda bulunmaktan bıkmadıklarını, pandemiyle mücadele edeninde kendileri olduğunu vurguladı.

    Yıldırım, ‘’Mart ayının başından beri Türkiye’nin salgınla mücadelesinin siyasi ve ekonomik kaygılarla ötelendiğini, normalleşme adı altında kongrelerle ve çeşitli düzenlemelerle toplumsal hareketliliğin artırıldığı, lebaleb kelimesinin, sosyal mesafe kelimesi ile akrabalığı sonucunda 26 Şubatta çok riskli il sayısı 17’den 58 ile yükselmiş, düşük riskli (mavi) kategoride sadece bir il kalmış,  İstanbul’da vaka sayısı mart ayı başından bu zamana kadar 10 kat artış göstermiş, vaka sayısı günlük 40 binlere ulaşmış, salgını yönetememenin utancıyla Türkiye haritası kıpkırmızı olmuştur. Siyasi ve ekonomik kaygılarla aldığınız kararlar, çarklar dönsün diye alamadığınız kararlar yüzünden binlerce insanımızı, yüzlerce sağlık çalışanımızı kaybettik ve kaybetmeye de devam ediyoruz” diye konuştu.

    “SALGINI YÖNETEMEYENLERİN YOL AÇTIĞI SONUÇLARIN DİYETİNİ ÖDÜYORUZ”

    Salgının başından bu yana hükümetin ve karar alıcıların şeffaf davranmadığını ifade eden Yıldırım, ‘’Sosyal devlet olma vasfını yitiren bir ülkede, emeği ile geçinenler salgının sınıfsal yükünü ve bedelini öderken, ödedikleri vergi yükünün altında ezilirken devletin koruyucu ve kollayıcılığında üvey evlat muamelesine maruz kaldı. Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olan bizler de salgını yönetemeyen yöneticilerimizin yol açtığı sonuçların diyetini ödüyoruz. Artan iş yükümüzle, angaryalarla, mobbingle, değersizleştirmelerle, kuralsız ve pervasız uygulamalarla sağlık ve sosyal hizmet üretirken tükeniyor ve ölüyoruz. Hastane önünde, yemekhanelerde yanlış politikalar sonucu yitirdiklerimizin anısına saygı duruşunda bulunduk diye açığa alınıyor, sendikal hak ve özgürlüklerimiz kriminalize edilmeye çalışılıyor, baskı ve soruşturmalar ile uysal bir köle gibi kurban olmamız bekleniyor bizden” dedi.

    “SALGIN ÖZGÜRLÜKLERİ BUDAMAK İÇİN FIRSATA ÇEVRİLDİ”

    Türkiye’de salgının ikinci pikinin birincisine göre daha ağır olduğunu ve üçüncü pikin ikincisinden daha ağır sonuçlara yol açacağı endişesi taşıdıklarını da belirten Yıldırım şöyle devam etti:

    ‘’Normalleşme dediniz fakat almanız gerekli tedbirleri, toplumun bir kesimi lehine göz ardı ederek kendi genel kurullarınızı lebalep yaparak topluma her şey normalmiş görüntüsü verdiniz. Ama en küçük sendikal hak arama eylemlerinde, hastane önlerinde bile pandemiyi bahane ederek insanların sesini kısmaya çalıştınız. Bir gece yarısı kadınların yüzlerce yıllık mücadelesi ile kazanılmış İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası bir sözleşmeyi kaldırdığınızı ilan ettiniz. Sadece bir tweet attığı için vekillikleri düşürdünüz. Parti kapatmaya çalıştınız. Açlıkla, işsizlikle baş başa bıraktığınız emekçilerin, işçilerin hak aramasına dahi engel oldunuz. Küresel bir salgını da hak ve özgürlükleri budamak için bir fırsata çevirdiniz.’’

    “AŞI KONUSUNDA UYARDIK”

    Aşı konusuna da değinen Yıldırım, aşılamanın iktidar için bir ödev olduğuna vurguda bulunarak, ‘’Aylar öncesinden aşı konusunda uyardık, gerekli çalışmaları yapın dedik. Yeterli aşı temini için kaynak ayırın gerekli girişimlerde bulunun dedik. Aşılama sürecini alandaki emek ve meslek örgütleri ile kollektif yürütün ve aşı konusunda kafalarda olan belirsizlikleri bir an önce giderin, aşılama ekiplerini artırın bunları yapmadan normalleşmek, salgını kontrolden çıkarır dedik. Tüm toplumun aşılanması gerekirken, temin edilen aşı sayısı risk gruplarının hemen hiçbirine yetmedi. Eğitim emekçilerinin bile sadece %8-10’u aşılanmış olmasına rağmen okulları açtınız. Yurttaşlarımız, yaşanan bu kaosun içinde aşı bulabilmek için ASM’ler, eczaneler, hastaneler arasında dolaştı.  Aşının bizler için bir hak, sizler için bir ödev olduğunu söyledik ama siz ödevinizi gerektiği gibi yapamadınız” ifadelerini kullandı.

    “ARTIK BEDEL ÖDEMEK İSTEMİYORUZ”

    Hükümetin halkın sağlığını değil, ekonomik çıkarları öncelediğini dile getirip taleplerini de aktaran Yıldırım son olarak, ‘’Salgını yönetememe noktasında aynı durumda olunması hepimiz açısından çok acı bir gerçek. Taleplerimizi dikkate almak ve artık yanlış politikalarınıza son vermek zorundasınız. Yeterince bedel ödedik daha fazlasına ne gücümüz ne de tahammülümüz kalmadı” şeklinde konuştu.

    Yıldırım, pandemi ile mücadelede yapılması gerekenler konusunda önerilerini şöyle sıraladı:

    * Salgınla mücadele demokratikleşmelidir. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıkların da içinde olduğu sağlık alanındaki emek meslek örgütleri temsilcileri ve siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu yeni “bağımsız” bir kurul oluşturulmalıdır. Bu kurulun alacağı kararlar toplum ile en kısa sürede tüm ayrıntıları ile paylaşılmalıdır.

    * 4 hafta boyunca ülkeye giriş çıkışlarda çok sıkı tedbirler uygulanmalıdır.

    * 4 hafta boyunca sağlık, belediye temizlik ve gıda satışı dışındaki tüm faaliyetler durdurulmalıdır.

    * Güvenlik adına yürütülecek faaliyetler cezalandırıcı bir perspektifle değil sosyal hizmetler ve destek kapsamında yerel yönetimlerin de katılımıyla yürütülmeli, başta pandemide belirlenen kuralların denetimi, özellikle ev içinde başta kadın ve çocuklara yönelik olmak üzere şiddet, vatandaşların can ve mal güvenliğini korumaya yönelik tedbirlerle sınırlı olmalıdır.

    * Kamuda çalışan işçi memur vb. tüm çalışanların maaşı kesintisiz ödenmelidir. Gündelik işlerde ve özelde güvencesiz çalışan ve yoksulların tamamına 1 aylık ihtiyacını karşılayacak (en az 5000 TL) mali destek kamu bütçesinden karşılanmalı, esnafa bir aylık kira bedeli ve geçim giderleri desteği (en az 5000 TL) verilmelidir.

    * Sağlık personeline nitelikli kişisel koruyucu donanım eksiksiz sağlanmalıdır. Pandemi ile mücadelede sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri ile bakanlık kolektif çalışmalıdır. Sağlık alanındaki personel açığının güvenceli kadrolu istihdamı ile kapatılmasına yönelik planlama yapılmalı, 4C, 4B gibi güvencesiz kadrolarda çalışan personelin güvenceli kadroya geçmesi sağlanmalı, haklarında kesin yargı kararı bulunmayan ihraç tüm sağlık emekçileri göreve başlatılmalıdır.

    * Yüksek enfeksiyon riski ve aşırı iş yükü altında çalışan sağlık çalışanlarının sahada yaşadıkları şiddet, mobbing, adaletsiz ek ödemeler, belirti göstermelerine rağmen vb. sorunların giderilmesine yönelik ivedilikle planlamalar yapıp girişimlerde bulunulmalıdır.

    * Belediye temizlik işçileri, gıda tedarikçileri, güvenlik güçleri gibi çalışması zorunlu olan kesimlere kamu ve çalıştırmaya devam eden firmalarca nitelikli koruyucu donanım sağlanmalıdır.

    * Aşı üretimi için gerekli alt yapı ve donanım sağlanmalıdır. Aşı üretimi ilgilenen ve kapanan tüm kurumlar açılmalı ve güçlendirilmelidir. Bu gerçekleşinceye kadar dışardan ülkede yaşayan tüm yurttaşlara (göçmenler, mülteciler, sokakta yaşayanlar, kimliksizler vb dahil) yetecek kadar aşı temini için yeterli kaynak ayrılmalı ve aşılama hızlandırılmalıdır.

    * Tüm toplum kesimlerinin fiziksel mesafe, hijyen, beslenme, dinlenme, sağlıklı ortamlarda fiziksel aktivite vb. bulaşı engelleyecek ve bağışıklığı güçlendirecek önlemleri almasına yönelik barınma, gıda temini, sağlıklı çevre, ulaşım, haberleşme, sağlıklı çalışma koşullarını önüne koyan sosyal adaleti öngören radikal düzenlemelere gidilmelidir. Vatandaşların zorunlu harcamalarının (su, elektrik, ısınma, vb.) faturaları devlet tarafından ödenmeli, kredi borçları vb. ertelenmelidir.

    * Farkındalık yaratmaya yönelik sosyal medya, TV, gazete vb. gibi araçlarla bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır. Meclis’te bulunan tüm partiler ile hükümet koordineli çalışmalıdır. Yerellerde DKÖ, STK’lar, muhtarlar, mahalle meclisleri vb. gibi toplumun örgütlü kurumları ile resmî kurumlar eşgüdüm içinde çalışmalıdır.

    * Kalabalık ve yoksul aileler içerisinde hastalığa yakalananların tedavilerinin ve izolasyon süresi boyunca konaklamalarının kamuya ait ya da kamunun finansmanını sağlayacağı ayrı mekanlarda gerçekleştirilmesi, izolasyonda kalmak zorunda olanlara bakım verilmesi sağlanmalıdır.

    * Covid-19 nedeniyle enfekte olan ve hayatını kaybeden insanlarımızın ve sağlık çalışanlarının sayısı dahil tüm veriler, yapılanlar, eksiklikler şeffaflıkla toplumla paylaşılmalıdır.

    * Bir aylık sürenin sonrasında salgının boyutu yeniden gözden geçirilerek hareket edilmelidir. Salgın tüm dünyada kontrol altına alınıncaya kadar yurtdışı giriş ve çıkışlarda tedbirler (test yapma, 14 gün izolasyon vb.) sürdürülmelidir.

    PİRHA/ ANKARA

  • ’26 yıldır yaşadığımız acıyla adalet ve hukuk aramaya devam ediyoruz!’-VİDEO

    ’26 yıldır yaşadığımız acıyla adalet ve hukuk aramaya devam ediyoruz!’-VİDEO

    PİRHA- Gazi Mahallesi’nde 26 yıl önce 23 kişinin hayatını kaybettiği katliamın yıl dönümünde açıklama yapan  aileler ve Alevi kurumları bir kez daha katliamdan sorumlularının ortaya çıkarılması ve adalet talebinde bulundu.

    12 Mart 1995’te Alevilerin yoğunlukta olduğu İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde başlayıp, Ümraniye’ye yayılan olaylarda hayatını kaybedenlerin aileleri ve Alevi kurum temsilcileri Gazi Cemevinde basın toplantısı yaptı.

    Basın toplantısına Gazi Katliamı’nda yaşamını yitiren Zeynep Poyraz’ın annesi Menekşe Poyraz ve babası Cemal Poyraz’ın yanı sıra Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş, Demokratik Alevi Dernekleri Eyüp Şube Eş Başkanı Hüseyin Özcan, tertip komitesinden İmam Balsever ve Gazi Cemevi dedesi Haşim Kızılveren katıldı.

    Basın toplantısında ilk söz alan Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Gazi Katliamı davasında adaletin vicdanını yitirdiğini ifade ederek, “26 yıl önce bir katliam yaşandı. İnadına demokrasi, barış diyen demokratik kurumlarımızın tutumları bu kirli ellerin tezgahlarını boşa çıkarıyor. Güvenlik ve yapay nedenlerle bu dava Trabzon’a kadar gönderildi. Ne yazık ki bu dava sonuçlanmış değil. Adalet burada vicdanını yitirmiştir” dedi.

    “26 YILDIR BU ACI İLE ADALET VE HUKUK ARAMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    Gazi Katliamı’nda yaşamını yitiren Zeynep Poyraz’ın babası Cemal Poyraz, katliamın gelişme sürecine değinerek, katliamlar yaşayan diğer halklar için de hukuksuzluğun devam ettiğini söyledi.

    Baba Poyraz, şunları kaydetti:

    “Gazi Katliamı’nın organize ve sistematik bir katliam olduğuna işaret ederek, ” Devletin 26 yıl önceki yaptığı katliam  yaşamımızı bize zehir ettirdi. 26 yıldır bu acılar ile halen adalet ve hukuk aramaya devam ediyoruz. Aynı katliamı yaşayan halklara baktığımız zaman aynı aynı adaletsizlik, hukuksuzluk devam ediyor.  Gazi Mahallesi Alevi-Kızılbaş topluluğun yoğun olduğu bir bölgeydi ve özellikle seçildi. Gece saat 08.30’da kahve taranıyor ve Halil Kaya isimli yaşlı bir dedemiz katlediliyor. Bundan sonra karakola doğru yürüyüş yapıldı. Karakola gelmeden bir durakta Zeynep ve arkadaşları halay çektiler. Zeynep’i aldım ve gittim. Bizden sonra panzerler, toroslar içerisinde bulunanlar  Gazi Cemevi önünde Halil Kaya’nın cenazesini bekleyenleri taradılar. Mehmet Gündüz’ü katlettiler. Gazi öylesine organize yapılan bir katliamdı. Devlet havadan ve karadan Gazi halkını esir alarak resmen bir katliam yaşattı.”

    Poyraz,  “Alevi kimliğimizden ve dik duruşumuzdan dolayı Maraş, Çorum, Sivas’ta yakıldık. Daha sonra Gazi, cezaevleri ve Ankara Katliamı ile devam edildi. Bu katliamların hiçbirinin failleri ortaya çıkarılmadı. Bu da yetmedi katledildiğimiz davayı Trabzon’a sürdüler. 26 yıldır huzur ve sağlığımız kalmadı. Burada tetikçileri değil bu işin arkasında olanları aramak lazım” dedi.

    “KIZIM DEVRİMCİYDİ”

    Basın toplantısında gözyaşlarını tutamayan Zeynep Poyraz’ın annesi Menekşe Poyraz da, kızının devrimci olduğunu söyledi. Kızının yaşamını yitirdiği güne dair konuşan Poyraz, kızının katillerinin devlet olduğunu ifade ederek, “Zeynep’im devrimciydi. Sivas yakıldıktan sonra bizler çok kötü olduk. Halil Kaya vurulduğunda  yakamdan tuttu ve kalk gidelim dedi. Gittik, çok kötüydü, insanları öldürmüşlerdi. Diğer gün Zeynep uyuyordu ve onu götürmedim. Arkadaşları aradı ve Zeynep’in vurulduğunu söylediler. Sırtından vurulmuş ve arkadaşlarına sizi de öldürürler gidin demiş. Hastaneye götürülmesine izin verilmedi ve kan kaybı yaşıyordu. Hastaneye gittik ve kızımın öldüğünü söylediler. Bu devlet neler yaptı bize” şeklinde konuştu.

    “KATİLLERİN SİMALARI DEĞİŞŞE DE ZİHNİYETLERİ DEĞİŞMEDİ”

    “Bu zulme karşı durmayanlar aynı zulmü elbet bir gün kendileri yaşayacak” diyen Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ise katillerin simalarının değişse de zihniyetlerinin değişmediği dile getirdi.

    Gazi Katliamı’nda meselenin Alevi-Sünni çatışması gibi lanse edildiğini ve insanların bu oyuna düşmediğine dikkat çeken Odabaş şöyle konuştu:

    “Katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz. Katledilen canlarımızla aynı okulda okuduk, aynı yerde oymadık, aynı fabrikada çalıştık. Halkların, kültürlerin ve renkliliklerin yaşadığı mahallemiz çeteler tarafından tarandı. Onlarca insan katledildi. Meseleyi Alevi-Sünni çatışması varmış gibi lanse ettiler. Bu oyuna gelmedik. Cenazeler Hakk’a uğurlanırken dahi devletin silahları ile katledildi. Bunları simaları değişse de zihniyetleri değişmedi. Adalet hiçbir zaman işledi. Davayı 1000 km öteye sevk ettiler. Yolda arabamızın camları, kafaları taşlarla kırıldı. Önümüz kesildi. Bu zulmü bize yaşatanlar davayı zaman aşımına uğrattılar. İnsanlığa karşı işlenen suçların zamanaşımı olmaz. Aleviler inançlarından dolayı yok sayıldı. Bu ayrımcılığı halen yaşıyoruz. Bu zulme karşı durmayanlar aynı zulmü elbet bir gün kendileri yaşayacak. Bu katliamların son bulması için şehitlerimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

    “DAVA İÇİN TRABZON’A GİDEN AİLELERE KATLİAM PROVASI UYGULANDI”

    Gazi Katliamı’nda yaşamı yitirenler için yapılan anmanın tertip komitesinde bulunan İmam Balsever de, Gazi Katliamı davası için Trabzon’a giden ailelere yolda katliam provaları uygulandığına vurguda bulundu. Balsever, son dönemde Gazi Mahallesi’ndeki Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul isimli gençlerin polis kurşunuyla katledildiğini hatırlattı.

    Tüm dost kurumları, sivil toplum örgütlerini 12 Mart’ta yapılacak anmaya çağıran Balsever, “26 yıllık adalet arayışı devam ediyor. Bizim, ailelerimizi ve Alevilerin vicdanında mahkumdur. Dava için Trabzon’a giden ailelerimize katliam provası uygulandı. Katliamı yapan devlet ve o dönemin iktidarıydı. O dönem yakılmayan köy, faili meçhule uğramayan köy yoktu. Gazi halkı hedef alındı. Yine gazide son yıllarda 4 gencimiz araç içerisinde tarandı, 2 gencimiz yaşamını yitirdi. Maalesef olması gereken cezalar verilmedi. 70 yaşındaki Dersimli Veli Yıldız yine uydurma gizli tanık ifadesi ile cezaevine konuldu. Bu vicdanımızı sızlatan bir yerdedir. Adalet, hukuk istiyoruz” çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • SES: Sağlık Bakanlığının genelgesini kabul etmiyoruz-VİDEO

    SES: Sağlık Bakanlığının genelgesini kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA-SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, sağlık emekçileriyle ilgili son yayınlanan genelgeyle emeklilik, istifa ve izin haklarının ortadan kaldırıldığını, tayinler durdurulurken sürgünlerin önünün açıldığını vurgulayarak, bunu kabul etmediklerini ifade etti.

    Haberin videosu;

     

    Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES), sağlık emekçilerinin izin, emeklilik ve istifa haklarının ellerinden alınması ve taleplerine dair bir çok kentte eş zamanlı basın açıklaması yaptı.

    “127 SAĞLIK ÇALIŞANI HAYATINI KAYBETTİ VE 40 BİNİN ÜZERİNDE SAĞLIK ÇALIŞANI ENFEKTE OLDU”

    SES Genel Merkezinde gerçekleşen toplantıda konuşan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, sağlık emekçileriyle ilgili son yayınlanan genelgeyle emeklilik, istifa ve izin haklarının ortadan kaldırıldığını, tayinler durdurulurken sürgünlerin önünün açıldığını vurgulayarak, bunu kabul etmediklerini ifade etti.

    Yapılan birçok bilimsel çalışmalarda ve çeşitli ülkelerden elde edilen verilere göre, sağlık çalışanlarının koronavirüs (Kovid-19) sıklığının toplumun çok üstünde olduğunu belirten Atabey, “Açıklamanın yapıldığı bu saate kadar 127 sağlık çalışanı hayatını kaybetti ve 40 binin üzerinde sağlık çalışanı enfekte oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü gibi kuruluşlar ve 129 ülkenin meslek hastalığı veya iş kazası olarak tanımlanmasına rağmen bildirim yaptırılmaması ekonomiye yükünden dolayı engellenmektedir. Yine temel ücret arttırılmamakta, verdikleri 3600 ek gösterge sözü yerine getirilmemektedir” dedi.

    “KHK’Lİ SAĞLIK EMEKÇİLERİ İŞLERİNE DÖNDÜRÜLMELİDİR”

    Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı genelge ile sağlık emekçilerinin mağduriyetlerinin daha da arttırıldığına vurgulayan Atabey, “Bütün bu düzenlemeler yapılırken sağlık emekçisinin en temel insan hakkı olan yaşama hakkı ve dinlenme hakkı yok sayılmaktadır. Sağlık hizmetlerinde uygulanan yanlış politikalar sonucunda artan maliyet baskısı sonucu iktidar, sağlık hizmetlerinin yetersiz sayıdaki sağlık emekçisiyle yürütülmesini, tercih etmiştir” diyerek, taleplerini şöyle sıraladı:

    “-Atama bekleyen binlerce sağlık emekçisinin derhal kadrolu, güvenceli ataması yapılmalıdır.

    -Haksız, hukuksuz şekilde işlerinden edilmiş olan KHK’li sağlık emekçileri işlerine döndürülmelidir.

    -Güvenlik soruşturması sebebiyle işe başlatılmayan sağlık emekçileri bir an önce işlerine başlatılmalıdır.

    -Pandemi yönetiminde sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri karar alma süreçlerine dahil edilmelidir.

    -Kovid-19 iş kazası ve meslek hastalığı kapsamına alınmalıdır.

    -Sağlıkta şiddet önlenmelidir.

    -Bütün sağlık emekçilerinin yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe esas temel ücret, 3600 ek gösterge, fiili hizmet süresi zammı gibi beklentileri karşılanmalıdır.

    -Kronik hastalığı olan ve 65 yaş üstü tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine idari izin verilmelidir.”

    SES’in bir çok şubesinde de ortak açıklamalar yapılarak, talepler sıralandı.

    PİRHA/ANKARA-MERSİN-DERSİM

     

  • İç Anadolu Cezaevi Raporu: İhlaller arttı, 11 tutukluya 3 kişilik yemek veriliyor-VİDEO

    İç Anadolu Cezaevi Raporu: İhlaller arttı, 11 tutukluya 3 kişilik yemek veriliyor-VİDEO

    PİRHA – Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu, ‘İç Anadolu Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Raporda, koronavirüs sürecinin yönetimi sürecinde sorunlar yaşandığı, hak ihlallerinde ciddi sorun yaşandığını belirtildi. 

    Haberin Videosu

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu, ‘İç Anadolu Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. ÖHD Ankara Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan komisyon üyesi Bilal Erman, raporu İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan 8 ilde yer alan cezaevlerinden edindikleri bilgiler doğrultusunda hazırladıklarını belirtti.

    RUTİN KONTROLLER YAPILMIYOR

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan tutukluların kendilerine dezenfektan verilmediğini, rahatsızlıkları olanların rutin kontrollerinin Kovid-19 nedeniyle yapılmadığını, hastaneye sevklerde sorun olduğunu ifade ettiklerini belirten Erman, “Kantin fiyatlarının pahalılığı ve çeşit azlığı ya da istenen ürünün getirtilmeyişi sebebiyle dış kantin hakkından mahrum kalan mahpusların iç kantin hakkından da fiilen mahrum bırakıldığını ifade etmişlerdir” dedi.

    ÇIPLAK ARAMA DAYATMASI, TEK KİŞİLİK HÜCRE…

    Söz konusu cezaevinde hastane sevk işlemlerinin yapılmadığını kaydeden Erman, “Mahpus S.A. tarafından görüşme tarihinden bir ay öncesinden boğazından kan geldiği, hastaneye sevk istemesine rağmen sevk yapılmadığı belirtilmiştir. Aynı hapishanedeki A. Ç.’ye çıplak arama yapılmak istendiği, karşı çıktığı için 1 ay iletişim cezası aldığı ifade edilmiş ve bu sebeple kronik hastalığı bulunan (kemik erimesi, Hepatit, fıtık) A.Ç.’nin sakıncalı olarak görülerek tek kişilik hücreye alındığı ifade edilmiştir” ifadelerini kullandı.

    GAZETELER VERİLMİYOR

    Erman, raporda yer alan diğer altı cezaevinde yaşanan hak ihlallerini ise şöyle sıraladı: “Tokat T Tipi Hapishanesi’ndeki mahpuslar, gerek savcı gerekse hapishane idaresiyle görüşmek istediklerinde sadece infaz koruma memurlarıyla muhatap olabildiklerini belirtmişlerdir. Yeni Yaşam Gazetesi başta olmak üzere süreli yayınların kendilerine ulaştırılmadığını, sadece Hürriyet, Taraf gibi süreli yayınlara ulaşabildiklerini, Evrensel Gazetesi’nin kendilerine verilmediğini, OHAL sürecinde başlayan 5 kitap kısıtlamasının halen devam ettiği ancak devam eden sınırlamaya ilişkin bir kararın kendilerine sunulmadığı beyan edilmiştir.

    MAHPUSLAR AÇLIK GREVİNDE

    1 Temmuz tarihinde tekrar Kırşehir E Tipi Cezaevi’ne ziyaret gerçekleştirilmiştir. Mahpuslar koşullarının iyileştirilmemesi ve halen kendilerine muhatap bulamamaları sebebiyle açlık grevindeler. Mahpuslar idare ile görüşme sağlayamadığı, kötü muameleye ilişkin yaptıkları suç duyurusu hakkında halen geri dönüş olmadığı belirtilmiştir. Mahpusların suç duyuruları hakkında bir gelişme olmadığının ve halen müşahede odasında tutulduklarının belirtilmesi üzerine Cezaevi Savcısı ile görüşme gerçekleştirmek için adliyeye giden avukatlar, Cezaevi Savcısı tarafından dinlenmemiş ve direkt kapıdan çıkmaları istenmiş, polis çağırmakla tehdit edilmiş ve polis çağrılmıştır. Kırşehir E Tipi Kapalı Hapishanesi’nde yaşanan sorunlara dair hapishane idaresi ve cezaevi savcısının görüşmeyi kabul etmemeleri, avukat ziyaretleri sırasında polis ve TOMA’nın Cezaevi önünde bulunması, GBT yapılması istenmesi ile görüşme mümkün olamamaktadır.

    KELEPÇELİ MUAYENE

    Bünyan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde 9 Temmuz tarihinde yapılan görüşmelerde hastane sevklerinin pandemi şüphesi haricinde durduğu, pandemi öncesinde hastaneye gidildiğinde kelepçeli bir şekilde muayene yapıldığı, hastalıklarının dayanılmaz bir hale geldiği, koğuşta 10 kişi için gerekli havalandırma koşulunun olmadığı; Yeni Yaşam gazetesi başta olmak üzere süreli yayınların kendilerine ulaştırılmadığı, ara sıra verilen Evrensel Gazetesi’nin de 10 gündür kendilerine verilmediği, Kovid-19 pandemi sürecinde önlemleri bir tecrit aracı olarak kullandıklarını ama koğuşlarda dezenfeksiyon ya da ilaçlama işleminin yapılmadığı, yemek konusunda sorun yaşadıklarını belirtmişlerdir.

    AYLIK 650 TL ELEKTRİK FATURASI

    Mahpuslar, koğuşta aylık ortalama 650 TL elektrik faturası ödediklerini ve idarenin pandemi döneminde dahi bu parayı tehditlerle aldığını, parayı ödememeleri halinde elektriklerinin kesileceği cevabını aldıklarını, rahatsız olan koğuş arkadaşlarının sağlıkları için bu parayı vermeye mecbur kaldıklarını ifade etmişlerdir.

    11 KİŞİYE 3 KİŞİLİK YEMEK

    Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesi’nde 3 Temmuz tarihinde yapılan görüşmelerde mahpuslar; cezaevi idaresinin kendilerine yasal olarak tanımlanan haklarını kullanmayı engellediğini, keyfi bir biçimde kısıtlamalara gittiğini ifade etmiştir. Yeni Yaşam gazetesinin keyfi olarak verilmediğini, mektuplarının göndermiş oldukları adrese ulaşıp ulaşmadığını tespit edemediklerini, özellikle Uluslararası Af Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi hak arama mercileri ve sivil toplum kurumlarına yazdıkları mektupların hiçbir şekilde gönderilmediğini ifade eden mahpuslar;  yemek iaşelerinin koğuştaki kişi sayısına göre çok çok az olduğunu, 11 kişiye 3 kişilik yemek verildiğini belirtmişlerdir.

    Mahpuslar ayrıca pandemi sürecinden beri koğuşların bir ya da iki defa dezenfekte edildiğini, kendilerine sadece bir litre çamaşır suyu verildiğini ifade etmişlerdir.

    6 AYDIR TEKLİ HÜCREDELER

    Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’ne sevk edilen mahpuslara, askeri nizamda ayakta sayım dayatılmış; askeri nizamda sayımın yasal bir dayanağı olmadığından bahisle mahpuslar bu talebe itiraz etmişlerdir. İtirazından dolayı birçok mahpusun tekli hücreye alındığı ve bu hücrelerde tutulduğu raporlarımızda da mevcuttur. Bu süreçte idare ile yaptığımız görüşmeler ve itirazlar neticesinde birçok mahpus tekrar koğuş sistemine alınırken mahpuslardan İ.Ç., M. S.K. ve Y.B.’nin Şubat 2020 tarihinden bu yana tekli hücrede tutulmaya devam edildiği, bu duruma İdare Gözlem Kurulu kararının gerekçe gösterildiği tespit edilmiştir.

    Mahpusların daha önceki beyanlarında farklı tarihlerde tüm mahpuslara kamu görevlisi olan gardiyanlar tarafından farklı yöntemlerle işkence yapıldığı ifade edilmiştir. Buna ilişkin beyanlar mahpuslar tarafından yazılı olarak idareye, sözlü olarak ise tarafımızca iletilmesine rağmen bu noktada hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir.”

    İDARİ BİRİMLERE ÇAĞRI

    Raporun açıklanması ardından konuşan komisyon üyesi Hülya Yıldırım ise cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dair şunları söyledi: “Mahpus anlatımları incelendiğinde birçok hapishanede Kovid-19 pandemi sürecinin yönetimine ilişkin sorunlarla karşılaşılmakta ve bu durum mahpusların birçok hakkını ihlal etmektedir. Yaşanan hak ihlallerinde idari yöneticiler, personel, denetim yetkisini yerine getirmeyen idari kurumlar sorumluluk taşımaktadır. Bu sebeple tüm idari birimlerin ve her bir kademesinin, denetim yetkisi bulunan idari kurumların ve ilgili bakanlıkların; ulusal ve uluslararası mevzuattan doğan sorumluluklarını yerine getirmesini ve sorunları ivedilikle çözmesini talep ediyoruz.” PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Ankara’dan seslendiler: Zamane Kerbelayı yaşıyoruz- VİDEO

    Ankara’dan seslendiler: Zamane Kerbelayı yaşıyoruz- VİDEO

    PİRHA – Adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucunda yaşamını yitiren avukat Ebru Timtik ve aynı talep ile 211 gündür açlık grevinde bulunan Aytaç Ünsal’a ilişkin basın toplantısı düzenleyen Demokratik Kitle Örgütleri, “Yas-ı Kerbela günlerindeyiz, zamane Kerbelayı yaşıyoruz” dedi. 

    Haberin Videosu

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ankara Dersimliler Derneği, Gürün Yuva ve Külahlı Köy Dernekleri, Ankara Varto Derneği, Ankara Karakoçanlılar Derneği, adil yargılanma talebiyle başladığı ölüm orucunun 238’inci gününde yaşamını yitiren Ebru Timtik ve aynı taleple 211 gündür ölüm orucunda bulunan Aytaç Ünsal’ın durumuna ilişkin basın toplantısı düzenledi. DAD Ankara Şubesi’nde gerçekleşen toplantıya siyasi parti temsilcileri ve insan hakları savunucuları destek verdi.

    “BU KAVGA MAZLUM İLE ZALİMİN, HAK İLE NEHAKIN KAVGASIDIR”

    Açıklamayı okuyan DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Yas-ı Kerbela günlerindeyiz, zamane Kerbelayı yaşıyoruz. Bu manada, zalimin zulmüne uğrayan her mekân bizim için Kerbela’dır. Kerbela zalimin zulmüne karşı, Hakikat ve özgürlük arayışında olanların kavgasıdır” dedi.

    Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın gizli tanık ifadeleriyle tutuklandığını hatırlatan Karabudak, “Nemrudi zihniyetin türlü oyunları, entrikalarına karşı, zalimin zulmüne boyun eğmeyip kendiyle helalleşip bedenini ölüme yatıran Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’da hakikat kavgası vermektedir” ifadelerini kullandı.

    “ÖLÜMLERE ENGEL OLMAK İÇİN ADALET TALEBİNE SAHİP ÇIKALIM”

    Karabudak, “Adil yargılanma talebiyle 5 Şubatta başladıkları açlık grevlerini 5 Nisan’da ölüm orucuna çeviren  Ebru canımız 238. gününde hakka yürüdü, Aytaç Ünsal’da 211.  gününde, Adaletin temel ayaklarından olan hak savunucuları avukatların adil yargılanma talebiyle bedenini ölüme yatırmaları insanlık adına endişe verici bir haldir” dedi.

    Taleplerinin “Adil Yargılanmak” olduğuna dikkat çeken Karabudak, ölümlere engel olmak için adalet talebine sahip çıkılması çağrısı yaptı.

    Karabudak, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Mevcut hukuk sistemi keyfiyet, ideolojik angajman haline dönüşmüştür. İnfaz yasası yurttaşların eşitliği ilkesine uygun olmayan bir yöntemle devreye konulmuş, aynı zamanda anayasal olarak eşitlik ilkesi de gözetilmemiştir. Bu keyfiyetlik kamuoyu açısından da yaralayıcı olmuştur. Hukuk anayasal adalet çizgisine, eşitlik ilkesine acilen dönmelidir.”

    “AYTAÇ’I YAŞATALIM”

    Son olarak başka ölümlerin olmaması için çağrı yapan Karabudak, “Bizler; yaşam hakkı kutsaldır diyerek, canlı cansız, cümle cana ikrar veren inancımızla yaşamı savunuyoruz. Helin, İbrahim, Mustafa ve Ebru gibi  Aytaç’ı da kaybetmek istemiyoruz” ifadelerini kullandı. PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • SES: Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin tamamı kadroya alınmalıdır-VİDEO

    SES: Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin tamamı kadroya alınmalıdır-VİDEO

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Genel Merkez binasında COVİT- 19 ve sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin tamamının kadroya alınmasına ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi.  Açıklamada, “Güvenceli iş güvenli gelecek”  adlı kampanya başlatıldığı duyuruldu. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), “Güvenceli iş güvenli gelecek” adlı kampanyanın startını verdi. “Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçilerinin tamamı kadroya alınsın çalışan sayısı artırılsın” pankartının asılı olduğu sendikanın genel merkezinde düzenlenen basın toplantısını SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, okudu. Pandemi süreciyle birlikte sağlık alanında toplu istifaların arttığına vurgu yapan Erden, “Farklı bahanelerle ataması yapılmayan binlerce sağlık çalışanı var” diyerek, atanamayan sağlık çalışanlarının atanmasını istedi.

    Erden, startını verdikleri kampanyaya ilişkin olarak “Güvenceli iş güvenceli gelecek için kanun teklifi hazırladık bunun yasalaşması için mücadele edeceğiz. Bu kapsamda bir kampanya yürüyeceğiz sağlık sosyal hizmetçileri bu kampanyaya en kuvvetli şekilde katılmalı. Bizi alkışlayanlardan bu kanunun yasalaşması için mecliste el kaldırmalarını isteyeceğiz” dedi.
    OEDC ORTALAMALARININ ALTINDA
    Erden, Türkiye’deki sağlık emekçi sayısının Ekonomik Kalkınma ve İş birliği Örgütü (OEDC) ortalamalarının altında olduğuna dikkati çekerek, şu bilgileri paylaştı: “Örnek vermek gerekirse 100 bin kişiye düşen hekim sayısı OECD ortalamasında 348 iken Türkiye’de 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 187’dir. Yani neredeyse yarısı kadardır. Başka bir örnek verecek olursak 100 bin kişiye düşen Ebe, hemşire sayısının OECD ortalaması 938 iken Türkiye’de 100 bin kişiye düşen ebe hemşire sayısı 301 yani 1/3 oranındadır.”

    “KANUN TEKLİFİ HAZIRLADIK”

    Sağlık alanında yaşanan sorunlara karşı “Güvenceli iş güvenli gelecek” şiarıyla kampanya başlattıklarını söyleyen Erden,” Tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin kadroya alınması ve güvencesiz çalışmanın kalıcı olarak sonlandırılması; sağlık ve sosyal hizmet alanlarında yetersiz olan emekçi sayısının kadrolu atamalarla artırılması için her iki alanda da en azından OECD ortalamasına ulaşacak şekilde güvenceli istihdam yapılması düzenlemelerini detaylı olarak içeren bir Kanun Teklifi hazırlamış bulunmaktayız” diye belirtti.

    Erdem, kampanyaya ilişkin şunları paylaştı:

    • 18 Ağustos- 24 Eylül 2020 -İşyerinde stantlar açacak, imzalar toplayacağız. İmza kampanyası Web sayfamızda da (ses@ses.org.tr) imzaya açılacaktır.
    • İşyeri toplantıları yapacağız. İşyerleri önünde basın açıklamaları yapılacak. Sosyal medya etkin kullanılacak.
    • 28-29-30 Eylül 2020 Şube/temsilcilikler aracılığıyla o ilin milletvekilinden randevular alınarak imzaların bir nüshası milletvekillerine teslim edilecek.
    • 28-29-30 Eylül 2020 Genel Merkez TBMM de grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerinde randevu alarak imzaların bir nüshasını teslim edilecek.
    • 1 Ekim 2020 Her şube/temsilcilikten yapılan açıklamalarla bir kişiyi temsilen Ankara’ya uğurlayacak.
    • 2 Ekim 2020 illerden gelen temsilcilerimizle ile birlikte TBMM Başkanına imzalar teslim edilecektir.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Son olarak Erdem, Sağlık ve sosyal hizmet alanlarında, piyasaya açan tüm uygulamalardan vazgeçilmesi çağrısı yapılarak, “sağlıkta dönüşüm programı tüm sonuçları ile birlikte sonlandırılmalıdır. Tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin kadroya alınması ve güvencesiz çalışmanın kalıcı olarak sonlandırılması; sağlık ve sosyal hizmet alanlarında yetersiz olan emekçi sayısının kadrolu atamalarla artırılması için her iki alanda da en azından OECD ortalamasına ulaşacak şekilde güvenceli istihdamın sağlanması için mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’daki gençlik örgütlerinden polis şiddetine tepki: Suruç direniştir!-VİDEO

    Ankara’daki gençlik örgütlerinden polis şiddetine tepki: Suruç direniştir!-VİDEO

    PİRHA- Suruç Katliamı’n 5’inci yıl dönümü dolayısıyla 20 Temmuz’da Ankara’da yapmak istediği anmaya dönük gerçekleşen polis müdahalesine ilişkin Ankara’daki gençlik örgütleri açıklama yaptı. Gençler, “5 yıldır, Suruç için adalet mücadelesi veriyoruz. 5 yıldır ‘’Suruç için adalet, herkes için adalet’’ diyoruz, demeye de devam edeceğiz” ifadelerini kullandılar. 

    Ankara’daki gençlik örgütleri, Suruç katliamın 5’inci yıl dönümü dolayısıyla 20 Temmuz’da kentte yapmak istediği anmaya dönük gerçekleşen polis müdahalesine ilişkin basın toplantısı yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nde yapılan açıklamaya Suruç Katliamında yaşamını yitiren 33 kişinin fotoğrafları açıldı.

    Gençlik örgütleri adına açıklama yapan Doğa Emek Ünlü, Suruç Katliamı’nın 5. yıl anmasına polisin işkence ile saldırdığını ve 4 arkadaşlarının yüz felci, kırık, kas yırtılması vb. gibi şüpheler ile şehir hastanesine sevk edildiğini ifade ederek, şunları ifade etti:

    “20 Temmuz günü Ankara’da Gama İş Merkezi önünde yaşanan polisin insanlık dışı müdahalesini teşhir ediyoruz. Karşılaştığımız öfkenin kaynağını iyi biliyoruz. Öfkelerinin kaynağı korkudur. Tahtlarının sallanmasının korkusudur. Korkuları Gezi’dir. Korkuları hep beraber bir ağızdan “Suruç için adalet, herkes için adalet” sloganını haykırmamızdır, inadımızdır, inancımızdır, kararlılığımızdır. 20 Temmuz günü bir daha gördük ki devletin bu denli vahşi saldırısı, katliamın faili olduğunun kanıtıdır. Korkuyorlar, korkmakta da haklılar, korkularını gerçeğe çevireceğiz. Buradan bir kez daha söylüyoruz; katliamların, Suruç’un, 33 arkadaşımızın hesabını soracağız.”

    Ünlü, 20 Temmuz günü Güvenpark’ta okunamayan metni paylaştı. Metinde şunlar belirtildi:

    “Bundan tam 5 yıl önce 20 Temmuz 2015’te Suruç’un Amara Kültür Merkezi’nde katil IŞİD çetelerinin canlı bomba saldırısıyla 33 devrimciyi, 33 yoldaşımızı kaybettik. ‘’Ha düştü ha düşecek’’ diye dört gözle beklenirken katil IŞİD çetelerine karşı halkların ve enternasyonalist devrimcilerin tarihi bir direniş ve zaferiyle özgürleşen Kobani’ye, ‘’Beraber Savunduk, Beraber İnşa Edeceğiz’’ diyerek yola çıkan 33 Düş yolcusu organize biçimde katledildi. Bu katliamla hedeflenen halklar arasında kurulan köprünün kendisiydi. Hazımsızlık; bu coğrafyada yaşayan halkların kardeşleşmesineydi. Tahammülsüzlük; Gezi Direnişinin çocuklarının Kobanili çocuklarla buluşmasınaydı. Onların kanla çizdikleri sınırlarına, halklar arasındaki barış ve dayanışma sınırsızlığıyla dayanan 33’ler; devlet eliyle, IŞİD işbirliği ile katledildi.

    “KATİLLERİMİZİ İYİ TANIYORUZ”

    Amed, Suruç, Ankara, Sultanahmet, Havalimanı, Reina, Antep…

    Siyasi açmaz ve krizler içinde; Gezi’yle büyüyen, 7 Haziran’a yansımış direniş dalgasıyla sarsılan iktidarlarını korumak için baskı, zor, saldırganlık ve kan kaçınılmazdı. Kürt halkını inkar-imha politikalarının ve devrimci-demokratik hareketlere baskıların yanı sıra katliamlar serisi ile tüm toplumun üzerinde korku iklimi yaratılmaya çalışıldı. Bu direniş dalgasıyla kendi sonlarının geleceğine dair korkularını topluma yaymaya çalıştılar, korktukça saldırganlığı artırdılar. ‘’Öfkeli çocukları’’nı sahaya sürdüler. Katledildik, katlettiler. Kendi içlerinde çatlaklar ve ayrılıklar yaşayınca bugün dönüp 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 arasındaki tarihler için o zamanın defterleri açılırsa kimilerimiz insan yüzüne çıkamaz diyor, Davutoğlu. Bilin ki biz o defteri hiç kapatmadık ve o defterde ne yazıyor biliyoruz. Suruç’ta, Ankara’da nasıl organize ve planlı bir biçimde katledildik, biliyoruz. Ve katillerimizi iyi tanıyoruz.

    “5 YILDIR ‘’SURUÇ İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET’’ DİYORUZ”

    5 yıldır, Suruç için adalet mücadelesi veriyoruz. 5 yıldır “Suruç için adalet, herkes için adalet’’ diyoruz. Hrant Dink’ten Tahir Elçi’ye, Soma’dan Çorlu Tren Katliamı’na, Şule Çet’ten Hande Kader’e, Gezi şehitlerinden Sibel Ünli’ye, Roboski’den Ankara Katliamı’na, Beyazıt Katliamı’ndan Gülistan Doku’ya herkes için adalet talebini haykırıyoruz. Adaleti de; Suruç ilçe emniyet müdürüne 7500 tl ceza verdiğiniz, Berkin Elvan’ın katillerini akladığınız, kadın katillerine iyi hal indirimi verdiğiniz, Sivas’ta katledenleri salıverdiğiniz mahkemelerinizden beklemiyoruz. Berkin’i anan üniversite öğrencilerine tutuklama çıkardığınız; Suruç aile, avukat ve gazilerini ceza dosyalarıyla yıldırmaya çalıştığınız; göz göre göre Mustafa’yı, Helin’i ve İbrahim’i katleden devletinizden ve mahkemelerinizden bir beklentimiz yok.

    “ADALET SOKAKTA KAZANILIR, KAZANACAĞIZ”

    Adalet sokakta kazanılır, kazanacağız. Bu topraklarda kalpleri adalet için atan milyonlarız. Bugün adalet talebi; işçiler, emekçiler, kadınlar, LGBTİQ+’lar, gençler, doğa ve hayvanlar için en önemli talep haline gelmişken ‘’Herkes için Adalet’’ sloganını yükseltmeye daha güçlü devam edeceğiz. 5 yıldır kampüslerden, sokaklara ve meydanlara adalet mücadelemizi büyütüyoruz. 33 Düş yolcusunu anmak istediğimiz Suruç Katliamı’nın yıldönümlerinde karşımıza envanterlerinde baskı ve zor araçlarıyla çıkanlar karşılarında kol kola birlik, sıkılı yumruk, kararlılık ve hesap sorma bilincini buldular. Bugün, dünden farklı değil. ‘’Katillerden hesabı gençlik soracak’’ sözü de yalnızca bir slogan değil. Unutmayacağız ve affetmeyeceğiz. Suruç’un hesabını soracağız.”

    “SURUÇ DİRENİŞTİR”

    Polis şiddeti sonucu yüzünde geçici felçlik oluşan Şamil Parlak ise, şunları ifade etti:

    “Sesimizi duyuran basın emekçilerine, saldırı günü yanımızda bulunan HDP Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’a dayanışmaları için teşekkür ediyoruz. Güvenpark’a çıkarken polisin karşımıza çıkacağını biliyorduk ve 5 yıl önce yoldaşlarımıza ne yaptılarsa bize de aynı şeyi yapacaklarını. İşkence ile gözaltına alındıktan sonra polis otobüslerinde 40’ar kişi halinde sıcak havaya rağmen maskesiz uzun bir süre bekletildik. Polis saldırısı ve işkencesi serbest bırakılana kadar devam etti. Ankara’da uzun zamandır polis, şiddet ve işkence ile her türlü etkinliği engellemeye çalışıyor. Biz de Suruç kampanyasını örgütlerken bunu göz önünde bulundurarak bu tavrı değiştirmek için Güvenpark’a çıktık. Bizim anmanın 5’inci yılında sokağa çıkabilmemiz, 5 yıl önce yaşamını yitiren yoldaşlarımızın iradesi ile ortaya çıktı. 33 düş yolcusu Kobani’ye gittiler, Kobani’de direniş vardı, 33 düş yolcusu da bize direnişi miras bıraktılar. Biz de bu direnişi devam ettiriyoruz. Ne yaparlarsa yapsınlar biz direnmeye sokağa çıkmaya örgütlenmeye devam edeceğiz. Suruç direniştir.”

    İHD Genel Sekreteri Osman İşçi de, yaşananları “Son 5 yılda yaşanan hak ihlallerinin dönüm noktası” şeklinde nitelendirdi. “5 yıl boyunca çok fazla hak ihlali yaşandı” diyen İşçi, “İfade özgürlüğü ortadan kalktı, bunu uygulayanlar da cezasızlık ile ödüllendirildi. Ciddi bir şekilde soruşturması yapılmayan katliamın anmasına da saldırılar oldu her yerde. İHD olarak şiddet uygulayan kolluk güçlerinin cezalandırılması için konunun takipçisi olacağız” dedi.

    Gençlik örgütleri, yaşadıkları polis şiddetine yönelik suç duyurusunda bulunacaklarını duyurdu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Hastanelerin yüzde 51’inde vaka arttı; sağlık emekçileri korunmuyor’-VİDEO

    ‘Hastanelerin yüzde 51’inde vaka arttı; sağlık emekçileri korunmuyor’-VİDEO

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Türkiye genelinde 51 ilden 243 hastanede yaptığı anket çalışmasının sonuçları açıkladı. Çalışmaya göre, hastanelerin yüzde 51’inde Covid-19 vaka sayısı arttı. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Covid-19 salgını kapsamında 1 Haziran sonrası normalleşme sürecinde, hastanelerde yaşanan duruma ilişkin 51 ildeki 243 hastanede yaptığı değerlendirme anketinin sonuçlarını düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.

    Açıklamada, hastanelerdeki riskin devam ettiğinin altı çizilerek “Sağlık emekçileri korunmuyor” denildi.

    Basın toplantısında, 1 Haziran’dan itibaren tüm uyarı ve itirazlara karşın normalleşme sürecinin başlatıldığı belirtildi.

    HASTANELERİN YÜZDE 51’İNDE VAKA ARTTI

    Hastanelerin yüzde 51’inde Covid-19 vaka sayısının arttığına vurgu yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Hastanelerin sadece dörtte birinde Covid-19 vaka sayısında azalma gözlenmiştir. Hastanelerin yüzde 24’ünde Covid-19 servisleri için plan hazırlanmıştır; bu oran pandemi hastanelerinde yüzde 28’dir. İşyeri temsilcilerimizin yüzde 40’ının bu konuda bilgisinin olmaması da manidardır. Çalışanların bilgilendirilmediği ve sürece katılmadığının göstergesidir. 1 Haziran sonrası sağlık emekçilerinin çalışma ortamı anket sonuçlarına göre 1 Haziran sonrasında, çalışma biçimleri ağırlıklı olarak eski çalışma biçimine dönmüştür. Hastanelerin yüzde 77’sinde dönüşümlü çalışma kaldırılmıştır.”

    “HASTANELERİN YÜZDE 13’ÜNDE TEST İSTENMİYOR

    “Operasyonlar öncesi hastalara test yapılıp yapılmaması önemli tedbirlerden biridir. Hastanelerin yüzde 13’ünde hiç bir hastadan test istenmez iken yüzde 20’sinde tüm hastalara, yüzde 42’sinde ise şüpheli hastalara test yapılmaktadır” denilen açıklamada şu tespitlere yer verildi:

    “Ankette hastanelerdeki poliklinik ve acil yoğunluğu da değerlendirilmiştir. Salgın öncesi ile karşılaştırıldığında hastanelerin yüzde 12’sinde poliklinik yoğunluğu salgın öncesine göre artış gösterirken yüzde 61’inde yoğunluk azalmıştır. Yine hastanelerin yüzde 19’u acil servis yoğunluğu salgın öncesine göre artış gösterirken yüzde 45’inde yoğunluk azalmıştır.

    SAĞLIK EMEKÇİLERİNE YÖNELİK UYGULAMALAR BAŞINDAN BERİ SORUNLU

    Şüpheli, temaslı ya da tanılı sağlık emekçilerine yönelik hazırlanan algoritmalar ve uygulamalar salgının başından beri sorunludur. Ancak 1 Haziran sonrasında bu konudaki uygulamalar daha da sorunlu hale gelmiştir. Anket sonuçlarına göre, pozitif tanılı ama semptom göstermeyen sağlık emekçileri hastanelerin yüzde 27’sinde semptom gösterene kadar çalıştırılmaktadır.”

    SADECE YÜZDE İKİSİNDE RUTİN TEST

    Sağlık emekçilerine yönelik test yapılma durumunun detaylarına bakacak olursak, hastanelerin sadece yüzde 2’sinde rutin, periyodik test yapılmaktadır. Hastanelerin yüzde 38’nde sadece semptom gösterenlere test yapılmaktadır. Hastanelerin yüzde 28’inde semptom gösteren temaslılara; yüzde 15’inde semptom göstersin göstermesin temaslılara test yapılmaktadır.

    “HASTANELERİN YÜZDE 30’UNDA ŞİDDET ARTTI

    Ankete verilen cevaplara göre 1 Haziran sonrasında hastanelerin yüzde 30’unda sağlık emekçilerine şiddet artmıştır. Sağlık emekçileri arasında Covid-19 bulaşı artıyor Covid-19 bulaşı sağlık emekçileri için en önemli işçi sağlığı sorunudur. Nitekim 1 Haziran öncesi ve sonrası bulaş konusunda bir değişiklik olmamıştır. Sağlık emekçileri arasındaki enfekte olma oranı, vaka sayılarının şimdiye kadarki en yüksek oranlara çıktığı Diyarbakır, Urfa, Mardin, Şırnak, Antep’te alarm verecek noktaya gelmiştir. Bu duruma özgü tedbirlerin ve planlamaların bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Mamak Demokrasi Güçleri: Hesap vermekten kaçamayacaksınız-VİDEO

    Mamak Demokrasi Güçleri: Hesap vermekten kaçamayacaksınız-VİDEO

    PİRHA- Ankara Tuzluçayır’da 2 Temmuz anmasına dönük polis müdahalesine tepki gösterildi. Yapılan açıklamada, “Sınırların ve sınıfların olmadığı, bütün halkların eşitçe yaşadığı, baskı, zulüm, katliam ve soykırımların yaşanmadığı, özgür ve güneşli yeni ve bambaşka bir dünyayı, bir yaşamı yaratana kadar bu suçları işlemeye devam edeceğiz” denildi.

    AKA-DER, Alınteri, DAD, ESP, HDK, HDP, Kaldıraç, Partizan ve SODAP 2 Temmuz anmasına dönük polis müdahalesini protesto etmek için Demokratik Alevi Derneği ( DAD) Mamak Şube   Ana Fatma Cemevinde basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklamasını okuyan HDP Ankara Mamak İlçe Eş Başkanı Mustafa Uğur Akkaya, “Tarihleri inkar, tarihleri katliam. Katliamları aklayamazsınız bizleri yargılayamazsınız” diyerek şunları ifade etti:

    “1 Temmuz 2020 Çarşamba günü saat 19. 00’da Tuzlu çayır Meydanında düzenlemek istediğimiz 2 Temmuz Sivas-Madımak katliamının 27. Yıldönümü anma etkinliğimiz Ankara Valiliğinin pandemiyi bahane ederek yasaklaması üzerine yine aynı kurumlar ve Tuzluçayır halkının katılımıyla bir basın açıklaması yapmak istedik. Kurum temsilcileri ve halk düzensiz ve dağınık bir şekilde Tıp Fakültesi caddesinden Tuzluçayır meydanına giderken önümüz onlarca sivil ve çevik kuvvet polisleri tarafından kesildi. Burada polis Anayasanın 26.maddesi maddesini açıkça ve suç işleyerek ihlal etmiştir. Yapılan baskı ve hukuk dışılık yetmemiş olacak ki Mamak’ın cadde ve sokaklarını kaplayan ve katliamlardan hesap soran Suruç, 1915 Ermeni soykırımı, Maraş, Çorum, Lice, Dersim, Ankara Garı, Roboski, Sivas unutmadık unutturmayacağız, hesabını soracağız içerikli afişte yazan 1915 Ermeni soykırımı ifadesinden dolayı suç duyurusunda bulunacağını açıklamıştır.”

    “FAŞİST BASKI VE DAYATMALARA KARŞI DİRENMEK İÇİN BİRLEŞİK MÜCADELE ETMELİYİZ”

    “Dünyanın her yerinde hırsıza hırsız, katliama katliam, soykırıma soykırım denir” diyen Akkaya, açıklamanın devamında şunları söyledi:
    “Güneş balçıkla sıvanmaz katliamları aklayıp kirli ve kanlı geçmişinizden kurtulamazsınız. Tarih boyunca ortak vatanın tüm halklarına, tüm renklerine, inançlarına, işçilere emekçilere, gençlere, kadınlara yaşattığınız baskı, katliam, imha ve inkar politikalarınızla kokuşmuş ve çürümüş her tarafından irin ve pislik akan kahrolası barbarlık düzenini ayakta tutamazsınız. 1915 Ermeni Soykırımı dediğimiz için bizler hakkında suç duyurusunda bulunacağını söyleyenler şunu bilsinler. Bu topraklar acı, gözyaşı ve kanla yoğrulmuş, tarih boyunca uygulanan baskı ve zulme boyun eğmeyerek yeniden yeniden doğmuştur. Barbarlık düzeninizin mezar kazıyıcıları olan Ermeni’si, Kürdü, Türkü, Lazı, Romanı, Arabı, Çerkez’i, Süryani’si ile tüm halklarımızın sesi, sözü, haykıran ağızları olmaya devam edeceğiz. Sınırların ve sınıfların olmadığı, bütün halkların eşitçe yaşadığı, baskı, zulüm, katliam ve soykırımların yaşanmadığı özgür ve güneşli yeni ve bambaşka bir dünyayı, bir yaşamı yaratana kadar bu suçları işlemeye devam edeceğiz. Sizleri katliamlardan ve soykırımlardan hesap sormak, yeni katliam ve soykırımların önüne geçmek faşist baskı ve dayatmalara karşı direnmek için birleşik mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    “BİZ TARAFIZ, EZİLEN ÖTEKİLEŞEN, KATLEDİLEN CÜMLE CANIN YANINDAYIZ”

    Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cem evi eş başkanı Hasan Altun da yaptığı açıklamada, “73 millete bir nazarla bakmayan devlet aklı; anti demokratik uygulamaları, ekolojiyi yağma ve talan ile rantı, tacizi, tecavüzü, kimlikleri ve inançları, işçi cinayetlerini, kıdem tazminatını, toplumun tüm muhalif kesimlerini yok sayarak, tüm faili belli katliam sanıklarını aklayarak, ret ve inkar politikalarıyla, hukuk normlarını çiğneyerek toplumsal barışı ve huzuru işgal etmiştir” dedi.

    “Bu devlet aklı 2 Temmuz anmamıza müdahale ederek 5 saat boyunca Cemevimizi kuşatmış, ablukaya almış, yetmemiş 4 canımızı zorla gözaltı yaparak anmamızı provoke etmiştir” diyen Altun, “biz tarafız, ezilen ötekileşen farklı inanç ve kimliğinden dolayı zulme uğrayan katledilen cümle canın yanındayız. Cem evimizin önüne sıkıştırılmaya çalışılan vicdanımız Anadolu’nun kadim halkları Ermenilere, Kürtlere ve diğer halklara bu zulmü reva görenlere sessiz kalamaz” değerlendirmesinde bulundu.

    “İKTİDAR TÜM HALKLARA İŞÇİ SINIFINA VE EZİLENLERE KARŞI DÜŞMANCA BİR POLİTİKA UYGULUYOR”

    Kurum temsilcileri polis müdahalesini ve sonrasına ilişkin açıklamalar yaparken, HDP İstanbul milletvekili Musa Piroğlu da, “Maraş’ta, Çorum’da Dersim’de devam eden katliam zihniyeti bugün de aynı şekilde devam ediyor” diyerek “bu iktidar tüm halklara işçi sınıfına ve ezilenlere karşı düşmanca bir politika uyguluyor. Ve bu düşmanlık siyasetinin geleceği yerler zaten bütün tarihten görüyoruz. Sivas yanarken Çorum’u, Maraş’ı anarken asıl bu çıplak gerçeği vurgulamak için sokağa çıkıyoruz. İki şeye vurgu yapıyoruz bir bu devletin bu katliamları unutmadık, yapanları unutmadık, neden yapıldığını da biliyoruz ve bunun bundan sonra bunlara izin vermemek için yan yana geliyoruz. İkincisi de bunların failleri ile gerçek failleri ile buna karar veren emir verenlerle hesaplaşacağımız için mücadelemizi büyütüyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Alevilere, Kürtlere, Sosyalistlere karşı ceberut bir yaklaşım var’-VİDEO

    ‘Alevilere, Kürtlere, Sosyalistlere karşı ceberut bir yaklaşım var’-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi’nde bir araya gelen kurumlar, Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenler için yapılmak istenen anmaya dönük polis şiddetine ve gözaltılara tepki göstererek,  “Bir devlet terörü vardır, devlet şiddeti vardır, polis şiddeti vardır” dedi.  

    Haberin Videosu;

    Demokratik Alevi Derneği, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için düzenlemek istediği basın açıklamasının polis müdahale etmiş 7 kişi gözaltına alınmıştı. DAD, gözaltılara ve anma programlarının engellenmesine ilişkin Ankara Şube DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, AKA-DER, Devrimci Parti, HDP Ankara İl, Alınteri, Ankara Dersim’liler Derneği, Partizan, Karala ve Alınteri Dergisinin katılımıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “BİR DEVLET TERÖRÜ VARDIR”

    Açılış konuşmasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptı. Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için yaptıkları açıklamanın engellenmesine tepki gösteren Karabudak, “Bu bizlere karşı yapılmış bir suçtur, biz bunu kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Özelde Alevilere, Kürtlere, sosyalistlere karşı ceberut bir yaklaşım vardır. Bir devlet terörü vardır, devlet şiddeti vardır, polis şiddeti vardır” dedi.

    Karabudak, Pir Seyit Rıza’nın ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun’ sözünü hatırlatarak mücadele çağrısı yaptı.

    “HERŞEY SERBEST ANMAK YASAK”

    Daha sonra söz alan Sivas’ta katledilen Gülsüm Karababa’nın kardeşi Nevin Karababa ise yapmak istedikleri anmaya öüdahaleye tepki gösterdi. Karababa, 1 Temmuz itibariyle birçok yerin açıldığına dikkat çekerek, “Ama bizim anmalarımıza gelince yasak. O zaman biz anmalarımızı nasıl yapalım. Katledilen kardeşimi ben nasıl anayım, ne yapmamı bekliyorsun” diye sordu.

    Polisin banklarda birer ikişer oturmalara bile tahammülünün kalmadığına dikkat çeken Karababa, gözaltıların yaşandığı güne ilişkin şunlar söyledi:

    “Baktım bir arkadaşı yaka paça götürüyorlar. Birden 15 tane polis Şamil arkadaşı götürüyorlar ben bu arada çok yakınım ve olayı anlamaya çalışıyorum. Sonra Şamil arkadaşı bıraktılar tekrar banklarda oturan çocuklara sataşma ve küfürle başladılar. Sonra polise gittim dedim siz ne yapıyorsunuz? Neden insanlara şiddet uyguluyorsunuz? Çocukları neden dövüyorsunuz dedim çıkıştım polise. Polisin birisi bana ‘kapa çeneni, kes sesini’ dedi.  Ben de kapamıyorum dedim. Ben müştekinin aileyim ben kardeşimi bu vatanın her toprağında anma hakkına sahibim dedim. Bunu siz engelleyemezsiniz dedim. Polis ‘çeneni kapatmazsan seni gözaltına alırım’ dedi. Bu kez çocukları bıraktılar bana yöneldiler. Beni gözaltı için mi tehdit ediyorsun dedim. Sizden korkum yok ne yapacaksınız yapabilirsiniz dedim. Sonra kadın polislerin ne kadar vahşi vahşi yetiştirdiklerini gördüm, ne kadar saldırgan tavırlar olduklarını gördüm. Beni götürdüler iki tane kadın koluma girdi niye kolumu bu kadar sıkıyorsun zaten ben gidiyorum sizinle geliyorum dedim. Sonra arabaya bindirdiler arabaya geldikten sonra kimlik sordular ben de çıkardım bütün kimliklerini verdim. Sonra demişler ki kimliğini göstermedi falan demişler. Zaten benim kim olduğumu ben bakanlıkta çalışırken bile devlet kimliğimle DGM  giden bir kadınım hiçbir zamanda kimliğimi saklamadım. Devlette benim zaten ne olduğumu biliyor.”

    “ARABANIN İÇİNDE DEFALARCA NEFES ALAMIYORUM DEDİM AMA KAPIYI AÇMADILAR”

    Gözaltılara tepki gösteren Karala Dergisi’nden Şamil Parlak, şunlar söyledi:

    “Eylem başlamadan saat 12.30’da Sakarya Caddesinde Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi çağrı yapmıştı. Biz de bu de bu çağırıya kurum olarak eylem başlamadan 10-15 dakika önce sivil polis benim yanıma gelip benden kimlik istedi. GBT yapacakları söylemesi üzerine ben de kimliğimi çıkardım uzattığım andan itibaren beni gözaltına almak için geldiklerini belli etmeye başladılar.

    Ben kimliği verince birden Bağırma, hakaret diye söylemeye başladılar. Beni belediyenin bir yerine götürmek istediler ben de niye ben oraya götürüp ne yapacaksınız. Gözaltına alacaksanız alın, GBT yapacaksınız GBT yapın dedim. Ondan sonra zor kullanılarak gözaltına alındım. Yaklaşık yarım saat kadar bir metrelik bir alanda gözaltında arabanın arkasında kapı kapalı bir şekilde tutuldum ve defalarca nefes alamadığımı belirtmeme rağmen kapıyı açmadılar. Polisin bu zorbalığı emniyete kadar, serbest kalıncaya kadar çeşitli biçimlerde devam etti. Ben burada şuna biraz dikkat çekmek istiyorum ve Ankara polisi son dönemlerde sokakta çıkan herhangi bir sese aynı modeli uyguluyor. Ve herhangi bir şekilde birden fazla insanı bir araya gelmesinden korkuyorlar, korktukları için de herhangi bir eylemliliğede doğrudan saldırı ile karşılık veriyorlar.”

    “DİRENİŞİ ÖRGÜTLEMEKLE MÜKELLEFİZ”

    10 gün boyunca Sivas anması için hazırlık yaptıklarını söyleyen Alınteri Dergisi’nden Zarife Çamalan, pandeminin bahane edilerek yasaklandığını belirterek,  “Devlet çıkan en ufak bir sese dahi bu kadar korkuyorsa bizlerinde devletin korkularını büyütmekle mükellefiz. Biz o direniş örgütlemekle mükellefiz” dedi.

    Partizan Yeni Demokrasi Gençlik Dergisinden Deniz Akbıyık da gözaltılara tepki göstererek, “2 Temmuza yakışır bir şekilde anmak sözlerimizi söyleyebilmek için sloganlarımızla yürümeye başladık. Çünkü o alanda basın açıklaması yapılmasına izin vermiyorlardı. Daha sonra slogan attığımız için polis saldırıldı daha sonra bütün siviller bizim üstümüze çullanarak, darp edilerek üç arkadaş oradan çıkartıldık. Daha sonra kaba darp itiş kalkış slogan atarken ağzımızı, burnumuzu kapatmaya çalışıyorlar, arkadaşların uzun saçlarına yapışarak yerlere itmeye bu sadece bizleri gözaltına alan sivil kadın polisler değil erkek polislerde yapmaya çalıştılar. Şâmil arkadaşımıza yapıldığı gibi kapalı alanda bir aracın içeresinde güneş altında gerçekten havasız dört kadın hastane ve oradan emniyete götürüldük. Ciddi anlamda her şey bir işkence aracı haline getirilmişti, getirmişlerdi” ifadelerini kullandı.

    “27 YIL ÖNCE 33 CANIN KURTARILMAMASI İÇİN BURADAKİ HÜKÜMET ELİNDEN GELENİ YAPTI”

    DAD Ankara ŞubeYönetim Kurulu Üyesi Aslıhan Han, konuşmasını şöyle yaptı:

    “33 canımızı 27 yıl önce kaybettiğimiz canlarımızı anmak için vicdani olan kendisine insanım diyen ve her yerde mahallede, sokakta, şehirde, bir kasabada, bir köyde anmak tabii ki hakkımız. Biz bu hakkımızı kullanmak için Ankara’daki canlarla beraber böylesi bir anma programı katılmak istedik. Buna karar verecek olan biziz. Öldüren kendileri, fabrikada öldüren, Suruç‘ta öldüren, 10 Ekim de öldüren, Sivas’ta, Çorum’da, Gazi de cezaevlerinde öldüren zaten devletin bu politikaları. Bu militarist gücü, bu savaşçı politikaları bu nedenle de korona bahanesinin asla bir gerçekliği yok. Polis neden böyle davrandı bütün illerde Sivas’ta anmalara izin varken herhangi bir zorluk çıkarmamışken neden Ankara’da bunu yaptı. Çünkü 33 canımızın kurtarılmaması için 27 yıl önce elinden gelen her şeyi buradaki hükumet yaptı. Kurtarabilirdi, emir verebilirdi, onlarca, yüzlerce asker vardı. Buradan emir gitmediği için, buradan talimat gitmediği için onların ölümüne sebep olan iktidar. Burası onların başkenti,  yönetim mekanizmaları, burada. Onun için devletin boynunu burcudur 33 canı Ankara’da bu emri kurtarmaları için gerekli işlemleri yapılmayan devletin olduğu yerdir. Burada bizim anmamızı yapmamız boynumuzun borcu” diye konuştu.

    Son olarak, DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Bizim görevimiz Alevi inanç kültürünü yaymak, yaşatmak, çoğaltmak.  Diğer taraftan da katliamlara katledilen canlarımıza sahip çıkmak, katliamlara karşı bir arada olmaktır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • BES: Enflasyon rakamlarını hükümet buyurdu, TÜİK duyurdu-VİDEO

    BES: Enflasyon rakamlarını hükümet buyurdu, TÜİK duyurdu-VİDEO

    PİRHA – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Enflasyon rakamlarını açıkladı. Büro Emekçileri Sendikası Basın Sekreteri Bahadır Berdicioğlu “Bakan Albayrak tarafından verilen sipariş rakamları istemiyoruz” dedi.

    TÜİK’in tarafsızlığı tartışmaları hız kesmeden sürerken, TÜİK açıkladığı enflasyon rakamları ile yeniden gündeme geldi.

    Enflasyon rakamlarını açıklayan TÜİK, “Ekonomimiz güçlü, vatandaşın alım gücü yüksek” dercesine ekonomik krizi kamufle etmek adına gerçekleri örtmekle suçlanıyor. Büro Emekçileri Sendikası da TÜİK tarafından duyurulan bu rakamların doğru olmadığını ve Hazine Bakanlığı’na bir kurum haline dönüştürülen TÜİK’in tarafsız ve objektif rakamlar sunamayacağını belirttiler.

     “2020 MART AYI İLE BERABER PANDEMİ SÜRECİNİN YARATTIĞI EKONOMİK KRİZLE KARŞI KARŞIYA KALMIŞTIR”

    Büro Emekçileri Sendikası Basın Sekreteri Bahadır Berdicioğlu konuya ilişkin bir açıklama yaptı.

    Berdicioğlu, “2018 yılının ikinci yarısında döviz piyasalarında ortaya çıkan dalgalanmaya paralel yaşanan ekonomik krizin etkileri 2019 yılında devam etmiş kriz döneminde yapılan toplu sözleşme ve bütçe ile 2020 yılına giren Türkiye, 2020 Mart ayı ile beraber pandemi sürecinin yarattığı ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. Olağanüstü süreçlerin olağan yöntemlerle atlatılamayacağı ortadadır, bütçe bir ülke ekonomisinin yönetimini elinde bulunduran siyaset mekanizmasının, temel sınıfsal yönelimlerini, milli gelirden kimlerin ne kadar pay alacağının, hangi alanlara ne kadar pay aktarılacağının önceden belirlendiği, siyasi iktidarın sınıfsal tercihlerini en açık ve somut şekilde yansıtan bir belgedir. Kamu adına yapılacak harcamaların hangi alanlara yapılacağının ve finansmanının nasıl sağlanacağı bütçe ile belirlenir” dedi.

    “2020 YILI BÜTÇESİ İÇ GÜVENLİĞE, DİYANETE VE KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI PROJELERİNE AYRILMIŞTIR”

    TBMM’de AKP-MHP oyları ile kabul edilen 2020 Genel Bütçe tasarısına değinen Berdicioğlu şunları ifade etti:

    “Pandemi sürecinin ekonomide yarattığı tahribatın, gerçekliği yansıtmayan önlem paketleriyle aşılamayacağını yaşayarak görüyoruz. 2020 yılı bütçesinde başta askeri harcamalar olmak üzere, iç güvenliğe, diyanete ve kamu özel ortaklığı projelerine taahhüt karşılığı olarak devasa bütçeler ayrılmıştır. Bütçe revize edilerek bu kaynakların başta sağlık olmak üzere sosyal güvenlik ve sosyal yardımlara aktarılması dönemsel bir ihtiyaçtır. Genel olarak siyasi iktidarın yapması gereken 2020 yılı bütçesini revize ederek pandemi sürecinden olumsuz etkilenen kesimleri öncelleyen bir yaklaşımla yeni bir bütçe hazırlamak, bütçenin finansmanı için başta servet vergisi olmak üzere gerçekçi adımlar atmaktır. Aksi takdirde açıklanan paketlerde ifade edilen rakamların gerçekliği tartışılmaya devam edecektir. Pandemi sürecine ilişkin açıklanan destek paketleri 100 milyarla başlamış sonrasında 200 milyar derken çarpan etkisi ile 600 milyar liraya kadar çıktığı bizzat Hazine ve Maliye Bakanı Beraat Albayrak tarafından ifade edilmektedir. Borç ertelemeleri ve kredi imkânları ile sağlanan destek yardım olarak ifade edilerek destek paketleri suni olarak şişirilmektedir. Sonuçta ertelenen borç da alınan kredi de ödenecektir.”

    “PANDEMİ SÜRECİNDE İŞSİZLİK VE YOKSULLUK DAHA DA ARTMIŞTIR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın defalarca dillendirdiği ve işten çıkarmanın yasaklandığı açıklamalarını da eleştiren Büro Emekçileri Sendikası Basın Sekreteri Bahadır Berdicioğlu, “Açıklanan paketlerde tek bir gerçek vardır o da korona kalkanı destek paketi kapsamında herhangi bir geliri olmayan 4 milyon 411 bin aileye yapılan bir defaya mahsus bin lira ödemektir. Üç milyon aile daha bu ödeneği alma hakkı kazanmış olup ödemeleri halen devam etmektedir. Bu tablo işsizlik ve yoksullukta içinde bulunduğumuz gerçekliği tescil etmektedir. Her hanede iki işsiz olduğu varsayımı ile hareket etsek bile 14 milyon 822 bin kişilik bir işsizlik tablosu karşımıza çıkmaktadır. Bu tablodan utanması gereken siyasi iktidar yaptığı bir defaya mahsus bin liralık yardımla övünmektedir. TÜİK verilerine göre 2020 Mart döneminde işsiz sayısının 573 bin kişi azalarak 3 milyon 971 kişiye düştüğü ifade edilmektedir. Kısa çalışma ödeneği alan 3,5 milyon kişi, işsizlik ödeneği alan 1 milyon kişi, işsiz sayılmadığından gerçek işsiz sayısının daha da yüksek olduğu ortadadır. Siyasi iktidar tarafından açıklanan veriler bir biri ile çelişmekte, TÜİK her zaman olduğu gibi gerçekçi olmayan veriler ile manipülasyona devam etmektedir” diye konuştu.

    Berdicioğlu, TÜİK’in bağlı olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı’na rağmen tarafsız bir şekilde veri sunmayacağını da belirtti.

    “KAMU EMEKÇİLERİNE YAPILAN ZAMLAR VERGİ MEKANİZMASI KULLANILARAK GERİ ALINMAKTADIR”

    Büro Emekçileri Sendikası Basın Sekreteri Bahadır Berdicioğlu, şöyle devam etti:

    “Uzun yıllardır kamu emekçilerine yapılan temmuz zamları, kamu emekçileri yılın ikinci yarısında %15’lik gelir vergisi diliminden %20’lik dilime geçtikleri için, kamu emekçilerine yapılan zamlar vergi mekanizması kullanılarak geri alınmaktadır. Emekçilerin vergi soygununa ve sipariş usulü ile hazırlanan enflasyon rakamlarına tahammülü kalmamıştır. 2020 ilk çeyreğinde %4,5 büyüme ile övünen siyasi iktidar makroekonomik verileri TÜİK’e verdiği talimatlarla istediği gibi belirlemektedir. İşsizlik ülke tarihinin en yüksek oranına ulaşmışken işsizlik oranını düşük gösteren siyasi iktidar, bugün enflasyon rakamlarını da düşük göstermiştir.”

    PİRHA/ANKARA